PDA

Tüm Versiyonu Göster : Kınalı Kuzular (Arşiv 2)


Sayfalar : 1 2 3 [4] 5

avrasya
26-12-06, 18:31
haberde senaristlerin bir sözü çok doğruydu:ÇANAKKALE KURTULUŞ SAVAŞININ ÖNSÖZÜDÜR.şu röportaj(ki bu kelime bana hiçbir şey çağrıştırmıyor.güzelim söyleşi kelimesi dururken,niye bu yabancı kelimeleri kullanıyoruz?ah oktay hocam ah.allah uzun ömürler versin de herkese anlat dilimizin ne halde olduğunu.zira insanlar bizden dinlyince şaşkın şaşkın bakıyorlar) konusuna çok takılmamak lazım.tabi üstünde düşünücez kemancimemonun dediği gibi sonuçlar üzerinde değil sebepler üstünde konuşucaz.Ama moralimizi bozmayacağız.Ben kınalı kuzuları izlediğim her hafta,KINALI KUZULARIMIZI düşündüğüm her gün bu duygular içinde çocuklarıma,çiçeklerime kavuşacağım günü hayal ediyorum.ben bir eğitimci adayı olarak,bunca okuduğum yıldaki gözlemimi şöyle özetliyim arkadaşlarım:İNANIN ÇOK İYİ DONANIMLI,EĞİTİMİN SEVGİYLE OLACAĞINI BİLEN,EĞİTİME VE ÜLKESİNİN İNSANINA İNANMIŞ EĞİTİMCİLER GELİYOR!ben bu inancımı hiç bırakmadım.burda veya bu topraklarda bir şekilde umutlarmızı da paylaşmak dileğiyle...
Bir kınalı kuzular akşamına daha duygu yoğunluğu içinde gdiyorum.hadi hayırlısı.

bozoklu66
26-12-06, 22:55
Yine Çok güzel Bir Hikayeyi Bizlerle paylaştığınız için tüm set ekibine sonsuz teşekkürlerimi iletiliyorum..bu vatan kolay alınmadı.başka dizileri izleyeceğimize bunda karar kılsak bu vatan ne evlatlar yetiştirir.Allah Ruhlarını Şad Eylesin..Vatan Size Minnettardır Kınalı Kuzular...

Sinem90
26-12-06, 22:57
çok güzeldi bu bölüm.ağlamamak için zor tuttum kendimi.çalan türküler sahnelere çok uymuştu.insanı zorla ağlatacaklar canım. :(

Tekin
26-12-06, 23:19
Bu bölümde anlatılan hikaye de diğer bölümde anlatılanlar gibi çok güzeldi:img-yes: Başta Mustafa Kemal ATATÜRK olamak üzere,Ezineli Yahya çavuş'u ve tüm atalarımızı büyük bir saygı ve özlemle anıyorum,bu vatanı korumak artık bizim görevimizdir ve onu korumak için,milletimizin varlığı için,sizlerin şanı yüksek mertebesi için ona;gelebilecek her türlü kötülüğü defetmekten asla çekinmeyeceğiz!!!Ruhlarınız şad olsun vatan sizlere minnettardır!!!

dileksu
26-12-06, 23:30
Merhaba arkadaslar,yine cok duygulu bir bölüm sona erdi.Gözyaslari icinde izledim.gecen sayfada sevgili ceva nin yolladigi röportaji okudumda cok üzüldüm dogrusu kim nerede yanlis yapiyor.Egitim sistemimizimi yoksa genclerin vurdum duymazliginimi sorgulamak lazim.
Bakin benim oglum 9 yasinda Almanyada Türklerin olmadigi bir yerde yasiyoruz.Okulda haliyle Türkce egitim alamiyor.Esim Alman ama kesinlikle Türkce ögrenmesini ve onunla sirf anadilini konusmami istiyor.Atatürk hakkinda bizler kadar bilgisi var ve tarihte en sevdigi kahraman Atatürk yakasinda onun rozetini tasir.Belki inanmazsiniz oglum burada annesi babasi Türk olan bircok cocuktan güzel anadilini konusur.Simdi ogluma sorsaniz canakkalede kimlerle savastik ingilizler ve fransizlar diye cevap verecektir.Ülkesinin hangi düsman ülkeler tarafindan isgal edildigini bilir.Odasinda Türk bayragi ve haritasi Atasinin kocaman posteri duvarinda asilidir.Ülkemizden uzak olsakta degerlerimizden uzak degiliz.Oglum sizin gibi kinali kuzulari cok seviyor.Erken yattigi icin pazar günleri tekrarini izliyor.Bana söyle sormustu anne ingilizler yunanlilar fransizlar italyanlar kalabalik ve silahlari cok siz nasil yendiniz?Vatan millet sevgisi inancla yokluk aclik üste basta yok cepanesiz kadin erkek cocuk tüpyekün bir karis toprak vermeden kazanmisiz.Iste o sanli inancli ordunun cocuklariyiz.Ruhlari sad olsun...

KemanciMemo
27-12-06, 01:19
Yahya Cavus’un kahramanligini konu edinen bu bolum hem gorsel efektler bakimindan, hem de set ekibinin dekorasyon secimi bakimindan diger 4 bolumden gercekten cok farkliydi. Bunu fragmandan da anlamistik zaten. Ozellikle bombardiman sahneleri bu bolum cok farkli acilardan cok farkli sekillerde gosterildigi icin de gercek bir savas meydanini aratmiyordu. Bundan dolayi cok basarili ve guzel bir bolum olmus diyebilirim, ozellikle ellerinde bulunan onca zayif imkanlara ragmen bu kadar guzel ve basarili islerin cikmis olmasi son derece sevindirici.

Bolumun konusuna deginmek gerekirse, Yahya Cavuslarimizin kahramanliklarini, korkusuzluklarini, ölüme yürüdüklerini bildikleri halde gozlerini kirpmadan uzerlerine gelen azgin dusmana karsi cesurca karsi cikislarini anlata anlata, yaza yaza bitiremeyiz. Hepsinin ruhu sad olsun. Milletimiz var oldugu muddetce onlari hep hayirla yad edecek ve onlara daima minnettar olacaktir.

Bolume damgasini vuran soz sevgili Binbasimiz Mahmut Sabri'den geldi; “Bir mıh bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir süvariyi, bir süvari bir orduyu, bir ordu da DEVLETI kurtarır !” Ruhu sad olsun.

Bir de bu bolum dikkatimi ceken bir cok askerimizin gecmisini isleyis sekilleri idi. Mesela Binbasimiz gecmisini anlatirken “kendimi sivil kiyafetler icerisinde hatirlamiyorum” dedi. Butun omurlerini vatan mudafasina feda eden onca yurekli vatan evladi olmasaydi acaba biz simdi ne yapiyor olurduk diye kara kara dusunmektense onlari ornek alip vatanimiza ve milletimize hayirli, faydali birer vatandas olmak icin mucade etmeliyiz. O kahraman ecdadimizin kemikleri ancak boylesi bir durumda sizlamaz diye dusunuyorum. Canla basla koruduklari o yuce vatan topraklarinin mudafa bayragini artik teslim alma sirasi bize gecti sevgili arkadaslar. Taaa Sudan’dan kalkip gelen Besirler bile Vatan topraklarimiza “VATANIM” demis. Bu birligi, bu beraberligi, bu sevgiyi, bu kardesligi ve bu dostlugu geri kazanmak zorundayiz.

Sivil hayatinda bir tabancayi canli olarak bile gormemis olan Yusuf tegmenlerin komuta ettigi boluklerle, birliklerle, alaylarla, taburlarla kazanmisiz biz bu zaferleri. Yalniz burada bir detaya deginmeden gecemiyecegim, Yusuf tegmen’in yasi kayitlarda 21 olarak belirtiliyor, onu canlandiran karakter gencti hadi neyse, ama Yahya cavus’un yasi 28, Binbasi Mahmut Sabri beyinki 38 olarak geciyor kayitlarda. Bu iki karakteri canlandiran kisiler yaslarina gore cok yasli gosteriyorlardi sanki. Tabi benim icin bir sakincasi yok, onemli olan verilmek istenen mesajin verilip verilemedigidir. Ve bence mesaj verilebilmistir, hem de gayet basarili bir sekilde.

Taburdaki farkli meziyetlere sahip farkli simalar cok guzel bir sekilde yansitilmis. Ascisindan, nisancisina, Urfalisindan, Sudanlisina kadar hayli renkli taburlarimiz varmis demekki. Kim bilir ne kadar guzel hatiralari vardi o yigitlerin birbirleriyle. Insan dusununce gercekten cok garip oluyor. Bir gun sonra kendilerine mezar olacagindan emin olduklari kuyulari beraberce hemde gule oynaya kazmak nasil bir duygudur oyle. Cesaret dedikleri bu olsa gerek.

Bu bolumdeki turkuler ve bu turkuleri seslendirenler yine harikaydi, ozellikle ilk turku “Eledim Eledim”i okuyan sanatci her kimse yurekler dolusu alkis ona. Bolumun sonunda Demir karahan’in siir okuyus tarzina ve sesine de hayran kaldim yine. Bu sanatciyi umarim butun bolumlerde izleme bahtiyarligina kavusuruz. Ayrica Emin Gursoy’u da anmamak olmaz, girdigi her turlu kiligin hakkini sonuna kadar veriyor. Onu da surekli izlemek istiyoruz.

Son olarak bir de kucuk bir uyari. Burada bir arkadasimiz yazmisti; Sevgili Ahmet Yenilmez bu diziye baslarken bizlerden (izleyicilerden) soyle bir istirhamda bulunmus “Lutfen teknik eksikliklere degil, amacimizi gorsunler.” Sevgili Ahmet Yenilmez’i kirmak istemem, fakat bir onemli teknik takintiya takilmadan da gecemiyecegim. Bolum boyunca kamera sanki cok hafif de olsa sallaniyor gibiydi. Bu, bolumun ilk dakikalarinda dikkatimi cekmemisti fakat farkettigimden itibaren inanin cok rahatsiz ediciydi. Surekli kameranin sallandigini gorur gibi oluyordum. Buna acilen bir cozum bulsunlar lutfen. Ilk 4 bolumde bu boyle degildi, bu sallanti nereden nasil geldi anlamiyorum. Bunu farketmemis olmalarini ise hic anlamiyorum.

Tum Kinali Kuzular ekibini tekrar kutluyor ve her turlu calismalarinda kalici basarilar temenni ediyorum.

pelin-ce
27-12-06, 01:49
Yine müthiş bir bölümdü. Her bölüm konusu; bir başka güzel, bir başka anlamlı...
“Bir mıh bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir süvariyi, bir süvari bir orduyu, bir ordu da devleti kurtarır !” Şu cümle üzerine daha ne söylenebilir ki...
Bizlere bu güzel vatanı bırakmış yürekleri kocaman korkusuz kahramanlar ruhlarınız şad olsun...

Tüm ekibi yürekten kutluyorum...

Çanakkale83
27-12-06, 02:49
Süper bir bölümdü. Her bölümde ağlamaktan helak oluyoruz. Dizide askerleri gördüğümde...başlıyorum hemen ağlamaya:img-cray: :img-cray: Bir Ezineli olarak daha da çok duygulanıyorum izlerken.Zaten Çanakkale adını duymak yetiyor bana. Bütün oyuncuları,yapımcıyı,yönetmeni....Kınalı Kuzular ekibini kutluyorum bize böyle bir yapımı izleme fırsatı verdikleri için.:img-yes:

Ceva
27-12-06, 10:43
Dün akşamki bölümde ilk dikkatimi çeken mekan değişikliği ve savaş sahnelerinin diğer bölümlere oranla daha gerçekçi ve daha iyi olduğuydu. Bölümün sözünü Binbaşı Mahmut Sabri den duyduk. “Bir mıh bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir süvariyi, bir süvari bir orduyu, bir ordu da devleti kurtarır.”

Binbaşı Mahmut Sabri, Yahya çavuş, teğmen Yusuf, Kemal, Hidayet, Nejat ve diğerleri. 67 kişi ve verilen görevi yerine getirmek için verdikleri insan üstü gayret. Okuduklarımızdan düşmanların karşılarında sadece 67 kişi olduklarını duydukları zaman şaşırdıklarını biliyoruz ama sadece onlar değil biz bile hala şaşırıyoruz, gurur duyuyoruz.

Bu dizinin bize hatırlattığı bir diğer şeyde orada savaşan insanlarında bizim gibi insanlar olduğunu, onlarında sevdikleri, eşleri, çocukları, anne ve babaları olduğu gerçeği. Asıl konuların yanında bunlarında işlenmesi bizim daha da fazla etkilenmemize sebeb oluyor sanırım. Tıpkı Kemal'e gelen mektupta olduğu gibi.

Yahya Çavuş'un, gelen mektubu okuyacak kadar kendine zaman ayırmaması, daha sonra okurum deyip hiç okuyamaması aklımda kalan sahnelerdendi.


Sevgili Kemancimemo, röportajı ilk izlediğimde inanamamıştım. Yaşadığım şok çok büyüktü ve tabi üzüntü, kızgınlıkta. Bu da elimizde olmadan bu olayın moralimizi bozmasına sebeb olabiliyor birde o arkadaşların yanında bu forumda yaşları küçük olan ama tarihlerini merak eden, öğrenmek isteyenleri görmek umudumuzun tükenmemesine sebeb oluyor.

Bu olaydan sonra konu yine aynı yere geliyor "eğitim" ama şuanda görmekte olduğumuz ezberci eğitim değil. Tarihimizi merak etmeye, okumaya ve gurur duymaya başladığımız gün bizde böyle şeyler duymamaya başlayacağız sanırım.

Ceva
27-12-06, 10:55
Yil 1910..

fransizlar yeni buluslari olan ucagi tanitmak icin tum uluslardan katilimcilari davet ederler... herkes boyle bir icatin gerceklesmis olmasi nedeniyle saskin ve meraklidir...

donemin osmanli hukumetine de katilimci icin haber gonderilmis...

hukumet icatlara oldukca merakli olan ali riza pasa yi gonderelim o meraklidir demisler... ve derhal saraya cagirmislar...

kendisine fransizlarin bulusundan bahsetmisler ve osmanli yi temsilen gitmesini istemisler...

ali riza pasa bu nu biz yapmaliydik demis icinden hayiflanarak...

yalniz demisler pasa ya davet 2 kisilik yanina 1 kisi daha al onu da sen belirle demisler...

ali riza pasa biraz dusunmus ve bir delikanli var onu gotureyim demis...

neyse ali riza pasa ve delikanli paris'in yolunu tutmuslar...

paris'te otel e yerlesmisler...ve bulusun gosterilecegi gun kalabalik meydan ve pist herkes merakla bekliyor..derken pilot hazirliklarini yapiyor...ustune mont giyiyor birde gozluk takiyor...ucak havalaniyor...

parendeler taklalar manevralar muthis bir gosteri... piste iniyor... alkislar arasinda iniyor ucaktan... herkes kiskanc ama saskin .... bir yetkili bir gonullu istiyor..pilotun arkasinda ona eslik edebilecek cesareti olan..

bizim delikanli atiliyor.. ben ben... tamam, deniyor ve delikanliya gozluk ve mont veriliyor...

delikanli montu giyiyor gozlugu takiyor.. kalabaliktan siyrilmak uzere iken ali riza pasa kolundan tutuyor..

bosver sen binme birak baskasi binsin diyor...neden diye soruyor delikanli birsey mi hissettiniz.. yok, sen yine de binme evlat diyor... derken baskasi biniyor ucaga..ucak havalaniyor delikanli ofkeli pasa ya ... parandeler..manevralar.. derken ucak alev topuna donuyor ve piste cakiliyor..2 ölü...

delikanli pasaya bakiyor hayretler icinde... pasa magrur ve mutlu bir insani kurtardigi icin...ama bir baskasi olmustu....

ama kurtardigi bir insan degildi....

bir ulustu...

cunku delikanli mustafa kemal ataturk' tu....

sunay akin' dan


E-posta için Tarçın1'e teşekkür ederim.

avrasya
27-12-06, 11:47
teknik anlamda en iyi kınalı kuzuları izledik dün.savaş sahneleri güzeldi(yani gerçeğine uygundu).görüntüler,savaş kurgusu falan iyiydi.ama gittikçe daha kısalıyor mu bölümler bana öyle geliyo sanki.bu bölümde deneyevine olan inancım yerine oturdu.çünkü müzikler yerli yerinde ve yeterinceydi.son iki türküden birini Devrim seslendirdi ama diğerini bir bay son sahnede onu acaba kim seslendirdi,çok merak ettim.
dün en beğendiğim (ve en ağladığım) sahne keskin nişancı hidayetin,ingilizlerin karaya ayak bastığında yaptığı duaydı.:Allahım yüzümüzü kara çıkarma,Allahım düşmanla gözgöze gelme fırsatı ver.'şeklindeydi.:good: şimdi çok hatırlamıyorum.bide son sahnelerde kemal asdlı askerin bir iki kurşun yedikten sonra Allahtann şehadet için yardım istemesi ve tek kurşunla ölmesi de çok manidardı.
sadece son sahneden sonra yahya çavuşa gelen ama okumadığı mektubu onun ağzından dinlemeyi bekledim.ama olmadı.bölümleri acaba niye kısa kesiyorlar artık?

sude9
27-12-06, 13:24
Yahya çavuş ve askerleri için dizinin sonunda söylenen cümle tüm bölümü o kadar güzel ifade ettiki;"48 saat düşmanı oyalamaları Çanakkale Savası'nın dönüm noktası oldu"
Yahya Çavuş ve askerleri oradaki görevlerinin ne olduklarını çok iyi biliyorlardı,sonuç zafer olmayacaktı sadece birliklere toparlanmaları için zaman kazandıracaklardı,bu sağlamak için de tek asker kalana kadar mücadele edeceklerdi.Bu şuurla savaştıklarını bilmek beni çok daha fazla etkiledi.

Hidayet'in dua ettiği sahnede ve genç askerin vurulduğu sırada Hidayet'in verdiği kurşundaki duayı okumak için eline alıp o esnada başından vurulduğu sahnede gözyaşlarımı tutamadım,hala o sahneler aklımda.

Tüm bu izlediklerimizin gerçek olduğunu,yaşanmış olduğunu bilmek insanı daha çok yaralıyor,cümle şehitlerimizden Allah razı olsun

adanali esmer
27-12-06, 13:29
cok güzel bir bölümdü ben sadece sonuna baka bildim savasin odlugu yere ve agladim , o kadar aciydi ki bütün askerlerimiz öldü yarisindan azi kaldi cok güzeldi ya..

legends_of
27-12-06, 13:37
Yahya çavuş ve askerleri için dizinin sonunda söylenen cümle tüm bölümü o kadar güzel ifade ettiki;"48 saat düşmanı oyalamaları Çanakkale Savası'nın dönüm noktası oldu"
Yahya Çavuş ve askerleri oradaki görevlerinin ne olduklarını çok iyi biliyorlardı,sonuç zafer olmayacaktı sadece birliklere toparlanmaları için zaman kazandıracaklardı,bu sağlamak için de tek asker kalana kadar mücadele edeceklerdi.Bu şuurla savaştıklarını bilmek beni çok daha fazla etkiledi.

Hidayet'in dua ettiği sahnede ve genç askerin vurulduğu sırada Hidayet'in verdiği kurşundaki duayı okumak için eline alıp o esnada başından vurulduğu sahnede gözyaşlarımı tutamadım,hala o sahneler aklımda.

Tüm bu izlediklerimizin gerçek olduğunu,yaşanmış olduğunu bilmek insanı daha çok yaralıyor,cümle şehitlerimizden Allah razı olsun
Her şeyi okadar güzel ifade etmişsin ki arkadaşım gerçekten bu sözlerin üstüne söyleyecek bir kelime bulamıyorum senin de dediğin gibi Allah onlardan razı olsun ruhları şad olsun

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
........
Mehmet Akif Ersoy

kale
27-12-06, 13:39
Ben gene seyredemedim ya sinir oldum, yazdiklarinizi okuyunca iyice sinirleniyorum :icon_sorr bolum cok guzelmis... gitip bir yerden indirim bari ay deli olucam :img-blush

pinkzone
27-12-06, 13:54
Ben de izledim.. Yine tadına doyulmaz bir bölümdü.. Yahya çavuş mektubu okuyamadı.. Çok merak ettim mektupta ne yazıyordu acaba İyi bölümdü yine..

ayşa
27-12-06, 14:00
Merhaba arkadaşlar,
Çok güzel bir bölüm izledik. Savaş sahneleri özellik daha göz doldurucuydu, çok daha inandırıcı oldu. Birde hepimizin bildiği Yahya Çavuş'u izledik, okurken hayretler içerisinde kaldığımız bir gerçeği izlemek ayrı keyifti bence. Oyuncularda gayet başarılı olunca herşey tamam oluyor. Tabi müzikleride unutmamak lazım.
Gekecek haftanın konusu henüz belli değil sanırım.

Nazlıhan
27-12-06, 14:05
TARİHTE BUGÜN
*
27 ARALIK 1936- İstiklal Marşı'nın şairi Mehmet Akif Ersoy (1873), 63 yaşında İstanbul'da
öldü.
***
Bugün Milli Sair'imizin 70. ölüm yıl dönümü. Ruhu sad olsun. Kendisini rahmetle anarken "Çanakkale Sehitlerine" ve dizinin 3. bölümünde kullanılan "Uyan" siirlerini birkez daha paylasmak istiyorum.

(Sevgili Cevam; paylasımın için çok tesekkürler. Tarihte bir bilinmeyen daha sayende hafızamdaki yerini aldmıs bulunuyor. Dolayısıyla sevgili tarçın1'e de tesekkürler.)

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE
*
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara?ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.
*
Mehmet Akif Ersoy

***

UYAN
*
Baksana kim boynu bükük ağlayan.
Hakkı hayatındır senin ey müslüman,
Kurtar artık o biçareyi Allah için.
Artık ölüm uykularından uyan.

Bunca zamandır uyudun kanmadın,
Çekmediğin çile kalmadı, uslanmadın.
Çiğnediler yurdunu baştan başa.
Sen yine bir kerre kımıldanmadın.

Ninni değil dinlediğin velvele,
Kükreyerek akmada müstakbele.
Bir ebedi sel ki zamandır adı,
Haydi katıl sen de o coşkun sele.

Karşı durulmaz cereyan sine-çak...
Varsa duranlar olur elbet helak.
Dalgaların anmadan seyrini,
Göz göre girdâba nedir inhimak?

Dehşeti maziyi getir yadına;
Kimse yetişmez yarın imdadına.
Merhametin yok diyelim nefsine;
Merhamet etmez misin evladına?

Ben onu dünyaya getirdim diye
Kalkışacaksın demek öldürmeye!
Sevk ediyormuş meğer insanları,
Hakkı-ı übüvvet de bu caniliğe!

Doğru mudur ye?s ile olmak tebah?
Yok mu gelip gayrete bir intibah?
Beklediğin subh-i kıyamet midir?
Gün batıyor sen arıyorsun tebah.!

Gözleri maziye bakan milletin,
Ömrü temadisi olur nakbetin.
Karşına müstakbeli dikmiş Hüdâ,
Görmeye lakin daha yok niyyetin.

Ey koca şark! Ey ebedi meskenet!
Sen de kımıldanmaya bir niyet et.
Korkuyorum, Garbın elinden yarın,
Kalmayacak çekmediğin mel?anet.

Hakk-ı hayatın daha çiğnenmeden,
Kan dökerek almalısın merd isen.
Çünkü bugün ortada hak sahibi,
Bir kişidir: 'Hakkımı vermem' diyen.
*
Mehmet Akif Ersoy

paçiii_melos
27-12-06, 14:14
TELE - BAROMETRE
26 ARALIK 2006 SALI
NO PROGRAM ADı KANAL RATING (%) SHARE (%)
1 BINBIR GECE [NET] KAND 21,50 52,90
2 ARKA SOKAKLAR [NET] KAND 12,80 28,50
3 EZO GELIN [NET] SHOW 11,70 25,70
4 BIR DEMET TIYATRO [NET] ATV 6,10 13,40
5 STAR ANA HABER BULTENI [NET] STAR 6,00 16,40
6 KANAL D ANA HABER BULTENI [NET] KAND 5,70 15,20
7 SHOW TV ANA HABER BULTENI [NET] SHOW 5,60 15,20
8 BINBIR GECE (OZEL) [NET] KAND 5,20 20,00
9 ATV ANA HABER BULTENI [NET] ATV 4,90 13,20
10 HABER SAATI [NET] KAN7 4,70 13,90
11 YABANCI DAMAT (TKR) [NET] KAND 4,40 15,20
12 SELENA (TKR) [NET] ATV 4,30 23,20
13 AVRUPA YAKASI (TKR)-OPT [NET] ATV 4,20 14,40
14 SPOR GUNDEMI KAND 4,20 10,70
15 BLADE 2 (Y.S) [NET] STAR 4,00 10,70
16 FIKRALARLA TURKIYE [NET] KAN7 3,90 9,00
17 KINALI KUZULAR [NET] TRT1 3,80 8,20
18 SABAHLARIN SULTANI [NET] KAND 3,50 21,40


HEDEF KİTLE : A/B
26 ARALIK 2006 SALI
NO PROGRAM ADı KANAL RATING (%) SHARE (%)
1 BINBIR GECE [NET] KAND 25,10 61,90
2 ARKA SOKAKLAR [NET] KAND 9,80 24,20
3 BIR DEMET TIYATRO [NET] ATV 8,80 21,50
4 EZO GELIN [NET] SHOW 8,40 20,40
5 KINALI KUZULAR [NET] TRT1 6,10 14,40
6 BINBIR GECE (OZEL) [NET] KAND 5,60 21,50
7 STAR ANA HABER BULTENI [NET] STAR 5,40 17,40

sude9
27-12-06, 14:20
Nzlhan M.A.Ersoy'un şiirlerini eklediğin için teşekkürler.

Değişik bir çok şairin şiirlerini okudum ama hiçbir şair beni Mehmet Akif kadar etkilememiştir.Şiir ancak bu kadar canlı ve yaşıyormuş hissi verebilir.Mekanın cennet olsun Mehmet Akif Ersoy

erten07
27-12-06, 15:53
yahya çavuş, çanakkale savaşlarında savaşın gidişatını lehimize çeviren,
önemi yüzünden anıtı dikilmiş bir kahramanımızdı
bu bölümün onu çok iyi yansıtmadığını düşündüm.
daha iyi anlaşılması için aşağıdaki yazıyı okumanızı öneririm.

Çanakkale Savaşları’nda 1.Takım Komutanı Ezineli Yahya Çavuş’tu. Kıyıdaki siperlere gelip yerleştiği 2 gün boyunca, siperleri ve tel örgüleri yeniden onarmış, görevinin başarılması için talim ve provalar dahi yapmıştı. Birliğinin sağ gerisinde Aytepe, geride Ertuğrul Tabyası harabesi, solda ise Harap Kale bulunuyordu. Taburdan gelen emir şöyle idi:
“ Düşmanın atılması hareketinde acele edilmeyip, kayık ve şalupalar sahile iki üçyüz metre yanaştıktan sonra şiddetle ateş açılacaktır. “
Yahya Çavuş ve arkadaşları bu emre uyarak yaklaşmakta olan düşmanı yerlerinden kımıldamadan bekliyorlardı. Düşman buna aldanarak saat 06.00 ‘da 5’ er dizi halinde ve 20 filika ile kıyıya iyice yanaşmıştı ki 10. Bölükten ve 1. Takımdan beklemedikleri bir anda şiddetli bir tüfek atışı yemeye başladı.
• Ölü sessizlik bir anda bozuluverdi. Mehmetçik, intikam alma çağının geldiğini anlamış, haykıran ve çırpınan insanlarla dolu olan filikalara, arkadaşlarının acısını çıkartırcasına veryansın ediyordu. Yakın mesafeden açılan bu ateş adeta makineli tüfek etkisi yaratmıştı. Aslında ellerinde sadece piyade tüfeklerinden başka bir silahları da yoktu. Son dakikaya kadar ateş disipline uyarak, çıkarma birliğinin tam zamanda avlamışlardı. İrlanda Taburunun hücum dalgası üzerine bir afet gibi çöken Türk ateşi, bütün düzenlerini bir anda altüst ederek onları bozguna uğratmıştı. Bazı filikalardaki, bütün subay ve erler ölmüş ya da yaralanmıştı. İdaresiz ve yönetimsiz kalan filikalar akıntıya kapılıp sürüklenmeye başlamışlardı. Can havliyle kendilerini suya atmaya çalışan düşman askerleri ya boğuluyorlar ya da vuruluyorlardı. Kıyıya ayak basmayı başaran küçük bir grubun hali daha perişan görünüyordu. Sağa sola sığınmak için kaçışırlarken, yedikleri ateşle kumsala düşüp kalıyorlardı. Yahya Çavuş bir avuç kalmış arkadaşı ile bulunduğu yerden bir direnişle düşmanı biçmeye devam ediyordu. 10. Bölük çektiği acıyı bu taburdan çıkarmış, koy bir anda cesetlerle dolmuştu. Durgun mavi sular, pembemsi bir renk almış bir saat içinde bir düşman taburu imha edilmişti. 10. Bölük bire yirmibeş üstünlükteki düşmanı ilk raundda yenmişti. İngilizler şaşkın ve anlamsız bakışlarla birbirlerini süzüyorlardı. Tahta At Oyunu saat 09.30’a kadar bir kaç kez tekrarlayarak bir taburluk İngiliz birliğini de sahile sürmelerine rağmen, 10.bölüğün ve bir mangalık kuvveti kalmış olan Yahya Çavuş’un keskin nişancı ekiplerince durdurularak yok edilmişlerdi.
HER YER CESETLERLE DOLUYDU

Gemiden sarkan ranpalar, merdivenler, dubaların üstü, lumbarağızları cesetlerle doluydu. “River Ciyde Harekatı” iflas etmişti. Birkaç saatlik harekat sonunda İngiliz ve İrlanda hassa taburlarının subaylarından pek çoğu ölmüş, her iki taburda yüzde yetmiş zayiat vererk savaş dışı kalmışlardı. Kıyıya ancak 200’ e yakın bir düşman askeri can kaygısı ile sığınmayı başarabilmişti. İngilizlerin şaşkınlığı henüz geçmemişti. Zira 25 Nisan Günü Ertuğrul Koyu ‘ ndaki Türk savunması üzerinde yalnız donanma 4650 atımlık mermi kullanmıştı ki, bu akla durgunluk verecek bir rakamdı. 18 Mart Günü Türk müstahkem mevkii topçusunun İngiliz ve Fransız filolarına karşı kullandığı mermi sayısının iki katıydı bu.
İngilliz Harp Tarihi Ertuğrul Koyu’na yapılan ilk çıkarma sırasındaki bu olayı şöyle anlatır:
…Türk Savunması son dakikaya kadar sanki terk edilmiş hissini veriyordu. Fakat “ River Ciyde “ gemisinin karaya oturması ile İrlanda Taburunu taşıyan nakliyelerin kıyıya birkaç metre yaklaştığı sırada birden bire sanki bir cehennem boşandı. Bu ateş kasırgası kıyılara sokulmuş olan nakliyelerin üzerinden limanın durgun sularına birlerce kamçı ile dövüyormuş gibiydi. İlk dakikalardan itibaren sanki kıran girmişcesine zayiata uğratıldı. Hafif hafif kıyıları yalayan dalgacıklar kana boyanmıştı.…Karaya çıkmak için yapılan herhangi bir harekete karşı ateşler derhal o noktada toplanıyordu. Türklerin ateş disiplinleri cidden hayrete şayandı.
…Ertuğrul Koyu’na yapılan çıkış hareketi işte bu şekilde ve saat 09.00 dan biraz sonra kesin olarak durduruldu. Lutufkâr kum settinin arkasına sığınarak hayatta kalabilenlerin kıpırdanacak halde değillerdi. “ River Ciyde “ kömür gemisindeki diğer bir kişi de Teke Koyu’ndan yapılacak başarılı bir hareketin Türk Savunmasını kuşatmak ihtimalini veyahut havanın kararmasına kadar gemide mahpus kalmışlardı.
…25 Nisan’da Güney‘deki Türkler bir zafer kazanacak sayıda değillerdi. Fakat komutanlarının azmi onlara çok önemli yararlar sağladı. Seddülbahir ‘deki küçücük Türk Garnizonu deniz topçusunun dehşet veren ağır etkisini ilk kez tatmış olmasına karşın 25 Nisan sabahından akşamına kadar yerlerini inatla sarıldılar ve savunmada anlatılması imkansız işler gördüler.”
Çanakkale Savaşlarının bu efsane kişisi yöremiz insanıdır ve Ezine İlçe merkezinde adına yapılmış bir İlköğretim Okulu bulunmaktadır.

YAHYA ÇAVUŞ İÇİN

Bir kahraman takım ve Yahya Çavuş’tular,
Tam 3. Alayla burada ,gönülden vuruştular,
Düşman tümen sanırdı, bu şahlanmış erleri,
Allah ‘ı arzu ettiler,akşama kavuştular,
Nail MEMİK

yahya çavuş anıtı
Seddülbahir Köyü’nün karşısında Ertuğrul Koyu’na hakim tepecik üzerinde yer almaktadır. Anıt 25 Nisan 1915 günü çıkarma yapan İngiliz kuvvetlerine kahramanca karşı koyan ve büyük kayıplar verdiren Yahya Çavuş ile Takımı adına 1962’ de yaptırılmıştır.
Anıtın ön yüzünde günün öyküsünü sade bir dille anlatan bir 14 Nisan 1934 rubai yer almaktadır. Arka yüzünde ise şehit olan kahramanlarımızın 18’ inin ismi yazılıdır. Diğer tarafta “ Yahya Çavuş’un emrindeki 68 kahraman, 6 düşman taburunu 10 saat kıyıda tuttular. Çanakkale ‘yi kurtardılar. Tarihe mal oldular.” Sözleri mermer plakalar üzerine işlenmiştir.

ulubatlı
27-12-06, 16:00
Mehmet Âkif ERSOY'u rahmet ve iftiharla anıyoruz...
Allah rahmet eylesin,ruhunu şâd eylesin...

Dün yine tek kelimeyle mükemmel bir bölüm izledik.Bir kez daha Türk askerinin o şanlı milletin vatanı, milleti, namusu, kitabı nasıl savunduklarını, nasıl tek bir adım dahi geri gitmediklerini, nasıl bir güçle ve imanla mermilerin önüne atladıklarına, TARİHİMİZE şahit olduk..Allah ruhlarını şâd eylesin..

son iki türküden birini Devrim seslendirdi ama diğerini bir bay son sahnede onu acaba kim seslendirdi,çok merak ettim.bölümleri acaba niye kısa kesiyorlar artık?

O Türküyü seslendiren sayın Ahmet BAYDAROĞLU..sesine, emeğine sağlık..
Dünkü bölüm banada biraz kısa geldi 55 dakikaymış..
Saygılarımla...

sude9
27-12-06, 16:02
erten07 eklediğin yazı için teşekkürler,ellerine sağlık

YAHYA ÇAVUŞ İÇİN

Bir kahraman takım ve Yahya Çavuş’tular,
Tam 3. Alayla burada ,gönülden vuruştular,
Düşman tümen sanırdı, bu şahlanmış erleri,
Allah ‘ı arzu ettiler,akşama kavuştular,
Nail MEMİK:good: :good: :good:

Nazlıhan
27-12-06, 16:55
Dünkü bölüm ne iyiydi ne de kötü... Dünkü bölüm hakkındaki duygularımı bir türlü anlayamadım. Repliklerde verilmesi gereken mesajlar verilmis, çekim teknigi gelismis ve mekanlar degismisti. Ama bir yerde kamera sallanmaya baslandı. Yanılmıyorsam arazi engebeli oldugu için sabit tutamadılar. Ama yine de rahatsız edici bir durumdu. Müzikleri de bir yoluna koymaya basladılar. Devrim Kaya ve Ahmet Baydaroglu'nun yorumları güzeldi... Gün geçtikçe dizinin süresi kısalıyor. Günler kısaldıkça dizinin süresi de kısaldı masallah. :) Normalde 65 dakikalık olması gerekmiyor muydu? Ya dün dizinin genelinde bir eksiklik hissettim ama neyse...

Bu dizinin mutlaka düzenli tekrarları verilmeli... İnsan ilk izlemesinde tam olarak birsey anlayamıyor malesef... TRT'den telefonlarımızı eksik etmeyelim lütfen...

{TRT Merkez - Ankara
Tel: (0312) 490 43 00 ? Fax: (0312) 490 11 09; 490 44 94
URL: http://www.trt.net.com.tr
*
İstanbul Office
TRT İstanbul Bölge Müdürlüğü
Tel: (0212)232 12 00 ? Fax: (0212)225 85 30}

Ocak ayında TRT INT'te C.tesi günleri tekrarları olacakmıs. İnsallah saati uygun olur da bir kez daha izlerim.

Haftaya bayram oldugu için sanırım dizi yayınlanmayacak...

Sevgili paçiii_melos; reytingler için tesekkürler... AB grubunda yükselme var...

Sevgili sude9; rica ederim canım... Ben de onun siirlerini okurken baska türlu oluyorum. Kendisine bosuna "Milli Sair" denmiyor...

Sevgili erten07; Yahya Çavus hakkındaki bilgiler için tesekkürler...

Yorumlarıyla burayı renklendiren diger arkadaslarıma da tesekkür ederim...

gulseven
27-12-06, 20:35
en sevdiğim türkü olan drama köprüsünü en sevdiğim dizilerden birinde duymak o kadar hoşuma gitti ki.bu bölüm müzikler çok iyiydi.savaş sahneleri de daha bi yerinde olmaya başladı
ingiliz komutanın şu barbarları kendi kanlarında boğun diyerek saldırıya geçtikleri an barbar deyiminin en son kullanılması gereken millet olduğumuzu düşündüm.

yahya çavuşun vuruluşundan sonra mektubun seslendirilmesi çok iyi olurdu aslında ama ne yapalım.ayrıca yahya çavuş ve askerlerimizin çanakkale savaşı için bi dönüm noktası teşkil ettiğinin anlatıldığı kısım da çok hoş olmuştu.

55 dakikanın özetini yahya çavuş yaptı zaten:
ŞEHİTLER ÖLÜMSÜZDÜR

Çanakkale83
28-12-06, 01:57
İyi akşamlar.
Yorumlarınızı okurken aklıma geldi paylaşmak istedim.Çanakkalede Kilitbayırda Cahide Sultanlar vardır. Halkın kimisi kardeş diyor kimisi karı-koca. Sanıyorum kesin bir bilgi yok ya da ben bilmiyorum. Neyse zamanında savaşa katılmış bu kişiler. Zaman zaman(savaş zamanında) duvarda asılı duran kılıçlarının kanlı olduğu görülürmüş. Bu da şehitler ölmez sözünü çok iyi açıklıyor sanırım.:img-yes:

Bir de şunu söylemek istiyorum hala yol çalışmalarında olsun inşaat temellerinde olsun kemikler bulunuyor. Düşünün en son kopuk bir ayak bulundu resmini bulunca eklerim. İçinde kemiğiyle birlikte hem de:icon_sorr :icon_sorr

Çanakkale83
28-12-06, 02:21
http://img153.imageshack.us/img153/6947/1151616957zu9.jpg (http://imageshack.us)


Müzede kopan asker ayağı da sergilenecek

Ayrıca 18 Mart tarihinde Başbakan Recep Tayip Erdoğan tarafından açılışı gerçekleştirilen Ertuğrul tabyasında da bazı eklentiler hazırlanıyor. Tabyalardaki bonetlerin bazılarında Lcd ekran sistemiyle 25 Nisan 1915 günü İngiliz askerlerin yaptığı çıkarma ve Yahya Çavuş’un vatan savunması ziyaretçilere aktarılacak.

Öte yandan Ertuğrul tabyasında savaş eserlerinin sergileneceği bir bölümde hazırlanıyor. Bu bölümde dikkati çeken en önemli bulgu ise bir askerin savaşta kopan ayağı. Mart ayında yapılan restore çalışmalarında ortaya çıkan ayak asker postalıyla birlikte çıkarıldı. Postalın içinde kemik halde bulunan ayak savaşın ne kadar kanlı geçtiğinin en önemli bulgularından biri.

Yapılan restore çalışmalarında görevli olan İzmir 9 Eylül Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ahmet Sipahioğlu, çalışmalarda bulunan en ilginç objenin savaş sırasında kopan bir askerin ayağı olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Sipahioğlu, “Ertuğrul tabyasındaki restorasyon çalışmaları sırasında bulunan en ilginç objelerden bir tanesi kopuk bir ayaktır. Bu ayak kazı çalışmaları sırasında ortaya çıkarıldı. Muhtemelen bir İngiliz askerine ait olduğunu tahmin ediyoruz.

KemanciMemo
28-12-06, 02:22
Daha 2 ay once bir arkadasim Canakkaleyi gezmeye gitmisti. Dondugunde bana ilk anlattigi olay sevgili Canakkale83'un anlattigi "kopuk ayak" hadisesiydi. Duydugumda tuylerim diken diken olmustu. Simdi en son Yahya Cavusumuz hakkinda foruma eklenen hikayelerden birinde de Yahya Cavus sehit duserken ayaklarinin koptugu belirtiliyor. Cok kucuk bir ihtimal, ama kimbilir belkide o ayak YAHYA CAVUS'un kopan ayaklarindan biriydi...

Onlari anlatirken kelimeler, cumleler, hikayeler, kitaplar, filmler, diziler cok cok cok fazla kifayetsiz kaliyor. Ruhlari sad olsun.

KemanciMemo
28-12-06, 02:56
Bu arada son bolum'un resimleri "multimedya" bolumune eklenmistir arkadaslar. Gormek ve bu resimlerden imza, avatar, v.b. calismalar yapmak isteyen arkadaslarimiz eklenen resimlerden faydalanabilirler.

Alonewolf.
28-12-06, 03:57
Türkiyedeki en iyi senaryolu dizilerden

BRC
28-12-06, 09:49
Salı günkü bölüm yine çok hoştu...replikler gerçektende çok güzel ve önemli mesajlar vermekte her bölümde...ben yine kendimce bir şiirle yorum getirmek istedim bu bölüme de...bu vesile ile de tüm paylaşımlarınız ve bilgi aktarımlarınız için hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim....

Ne erdemlerle gelmiş düşman;
Vatan toprağımıza
O esaret yanlısı kibiri ne eylesin;
Mehmetciğin şanına...
Altmış altı er bir de Yahya Çavuş
Vatan parçamızı
Üç tümene bedel savunmuş...
Güç verendi;
Karavanadan kalma kayış gibi bir et,
Yokluktan kalma bir süngüydü;
Düşmanı dize getiren,
Şanlı bir tepe idi;
Şehadet mertebesine erme ümidiyle;
Geçit verilmeyen....

Sevgilerimle...
BRC...

Ceva
28-12-06, 11:53
BRC'cim, bölüm yorumun her zamanki gibi çok güzel, o güzel yüreğine sağlık. Özletme bu kadar kendini.

BRC
28-12-06, 13:56
BRC'cim, bölüm yorumun her zamanki gibi çok güzel, o güzel yüreğine sağlık. Özletme bu kadar kendini.

Ceva ablacım çok teşekkür ederim...:img-kiss: Fırsatım oldukça mesaj yazıyorum buralara ama yazmasam da hep takip ediyorum ablacım....

Nazlıhan
28-12-06, 14:17
Sevgili Çanakkale83; paylasımın için çok tesekkürler... Gerçekten bu tür seyler tam ibretlik...

Sevgili BRC; yine çok güzel bir siir yazmıssın, paylasımcı yüregine saglık canım... Diziyi özetlemissin adeta...

Yorumlarınızla burayı renklendirdiginiz için tesekkürler...

avrasya
28-12-06, 15:11
arkadaşlar multimedyaya da yazdım gerçi ama.dizimizin sitesinde yeni fotoğraflar eklenmiş.ayrıca dvdsinin çıkacağını yazmışlar.tabi tarih belli değil.çok sevindim tabi.çıkar çıkmaz param yok alamam demiycem, gidip alıcam valla.doya doya izlerim o zaman

Sinem90
28-12-06, 15:16
of o kopan ayak resmi çok kötü ya. :( reytingler eklendi mi?

ulubatlı
28-12-06, 15:31
TELE - BAROMETRE
26 ARALIK 2006 SALI
PROGRAM ADı KANAL RATING (%) SHARE (%)
1 BINBIR GECE [NET] KAND 21,50 52,90
2 ARKA SOKAKLAR [NET] KAND 12,80 28,50
3 EZO GELIN [NET] SHOW 11,70 25,70
4 BIR DEMET TIYATRO [NET] ATV 6,10 13,40
5 STAR ANA HABER BULTENI [NET] STAR 6,00 16,40
6 KANAL D ANA HABER BULTENI [NET] KAND 5,70 15,20
7 SHOW TV ANA HABER BULTENI [NET] SHOW 5,60 15,20
8 BINBIR GECE (OZEL) [NET] KAND 5,20 20,00
9 ATV ANA HABER BULTENI [NET] ATV 4,90 13,20
10 HABER SAATI [NET] KAN7 4,70 13,90
11 YABANCI DAMAT (TKR) [NET] KAND 4,40 15,20
12 SELENA (TKR) [NET] ATV 4,30 23,20
13 AVRUPA YAKASI (TKR)-OPT [NET] ATV 4,20 14,40
14 SPOR GUNDEMI KAND 4,20 10,70
15 BLADE 2 (Y.S) [NET] STAR 4,00 10,70
16 FIKRALARLA TURKIYE [NET] KAN7 3,90 9,00
17 KINALI KUZULAR [NET] TRT1 3,80 8,20

HEDEF KİTLE : A/B
26 ARALIK 2006 SALI
NO PROGRAM ADı KANAL RATING (%) SHARE (%)
1 BINBIR GECE [NET] KAND 25,10 61,90
2 ARKA SOKAKLAR [NET] KAND 9,80 24,20
3 BIR DEMET TIYATRO [NET] ATV 8,80 21,50
4 EZO GELIN [NET] SHOW 8,40 20,40
5 KINALI KUZULAR [NET] TRT1 6,10 14,40

Sinem90
28-12-06, 15:37
çok teşekkürler. ;) öncekinden iyiymiş.özellikle AB de. ;)

Nazlıhan
28-12-06, 16:13
Tüm değerli izleyicilerimize;
Dizimize göstermiş olduğunuz yoğun ilgiye, tüm dizi ekibi olarak minnettarlığımızı dile getirmek isteriz.

Siz izleyicilerimizden gelen mesajları tek tek okuyor ve değerlendiriyoruz.
Sizler tarafından sıkça sorulan bazı sorulara cevap vermek istedik.


"Kınalı Kuzular", DVD olarak piyasaya sürülecek mi?
Bu konuda gerekli girişimlerde bulunuldu ve tarihi şu an kesin olmamakla beraber,
dizinin DVD'leri piyasaya sürülecek. Bu konuyla ilgili gelişmeleri ilerleyen tarihlerde bu bölümden edinebileceksiniz.


Dizinin bölümlerini neden internet sitenizde yayınlamıyorsunuz?
TRT ile karşılıklı yapılan sözleşmemiz gereği bu malesef mümkün değil.


Dizinin müziklerini nasıl bulabiliriz?
Bu konu üzerinde de çalışmalarımız sürüyor, yakında siz izleyicilerimize
bu konuda da güzel haberler vermeyi umuyoruz.


Dizi 13 bölüm sonra bitecek mi?
Yukarıda da bahsi geçen sözleşmemiz 13 bölüm üzerinden yapılmış bulunuyor,
ancak siz izleyicilerimizin yoğun istekleri göz önüne alınarak, bu konuyla ilgili
girişimlerimiz de devam ediyor.


Kınalı Kuzular'a göstermiş olduğunuz ilgiye teşekkürü borç biliriz.

Yenilmez Sanat Merkezi

Kaynak: Resmi Site

Nazlıhan
28-12-06, 19:54
Resmi site ve TRT'de 6. bölümle ilgili hala tık yok. Anlasıldı, bayram dolayısıyla dizi yayınlanmayacak galiba...:icon_sorr Dizinin saatinde karsıma Kenan Dogulu, vb. sahıslar çıkarsa ben ne halde olurum Allah bilir artık. :)

Herkese iyi bayramlar ve mutlu yıllar dilerim...
Sevgilerimle...

asia
29-12-06, 16:01
Salı günkü bölüm yine çok hoştu...replikler gerçektende çok güzel ve önemli mesajlar vermekte her bölümde...ben yine kendimce bir şiirle yorum getirmek istedim bu bölüme de...bu vesile ile de tüm paylaşımlarınız ve bilgi aktarımlarınız için hepinize ayrı ayrı teşekkür ederim....

Ne erdemlerle gelmiş düşman;
Vatan toprağımıza
O esaret yanlısı kibiri ne eylesin;
Mehmetciğin şanına...
Altmış altı er bir de Yahya Çavuş
Vatan parçamızı
Üç tümene bedel savunmuş...
Güç verendi;
Karavanadan kalma kayış gibi bir et,
Yokluktan kalma bir süngüydü;
Düşmanı dize getiren,
Şanlı bir tepe idi;
Şehadet mertebesine erme ümidiyle;
Geçit verilmeyen....

Sevgilerimle...
BRC...
Sevgili BRC Favori şairim benim..
Yine güzellikler getirmişsin.. çok çok teşekkür ederim.. arkadaşlar fazla ziyaret edemez oldum buraları ama.. okuyorum.. yazamasamda.. takip ediyorum bende.. canım ellerine sağlık..senden gelmezmi böyle paylaşımlar..hemde çok etkili gelir...
Tüm paylaşımda bulunanlara sevgilerimle..

KemanciMemo
29-12-06, 19:27
Vatan Gazetesi yazarlarindan Memet Guler, bugunku yazisinda bir Kinali Kuzular izleyicisinin cok onemli ve cok degerli sitemine yer vermis;

Kınalı Kuzular’a haksızlık etmeyin
TRT’deki Kınalı Kuzular adlı diziyle ilgili bir şeyler söylemek istiyorum. TRT’yi bu güzel dizi için tebrik ediyorum. Ancak evime günde beş tane gazete almama rağmen, bu dizinin yeterince ilgi görmediğini fark ediyorum üzülerek. Böyle nadide dizileri daha ön planda tutmanızı rica ediyorum. Ben de dizideki askerlerle aynı yaştayım ve onları gıpta ile izliyorum. GÖKHAN TAŞ

Kaynak: http://www2.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=yazardetay&tarih=29.12.2006&Newsid=100765&Categoryid=4&wid=132

mona sax
29-12-06, 22:22
:icon_whis diziyi takip etmiyorum ama konusunu biliyorum..olayları da..çünkü tiyatrosunu yapmıştık..bu dizide en büyük emeklerden bi kaçına sahip olan ahmet yenilmez ve ailesi..yani ahmet abimi tebrik ediyorum..kendisi dayımın damadı olur da..:img-wink: sevtap ablaya ufaklığa(hanzade ye)ve diğerlerine çok selam...:img-wink:

(buraya üye olup olmadığını bilmiyorum ama ben yinede yazdım:img-wink: :icon_whis )

adanali esmer
30-12-06, 11:32
kinali kuzular , cok güzel bir dizi her seyiylehemdeama birsey soracagim aceba her hafta degisik hikayeler mi var?

bu hafta yeni bölümü varmi yoksa bayramdan dolayi koymuyorlar mi ?

mayloglu
30-12-06, 15:31
bence yapımcılar dizinin sitesine forum eklemeli ve insanlar görüşlerini tartışmalı.

KemanciMemo
01-01-07, 05:13
kinali kuzular , cok güzel bir dizi her seyiylehemdeama birsey soracagim aceba her hafta degisik hikayeler mi var?

bu hafta yeni bölümü varmi yoksa bayramdan dolayi koymuyorlar mi ?

Evet, her hafta farkli bir konu isleniyor bu dizide. Sehit askerlerin mektuplarindan yola cikilarak konular sekillendiriliyor ve o sehit askere dair ayrintilar one cikiyor.

Bu hafta buyuk ihtimalle yeni bolum yok. Fragmanina ben henuz rastlamadim. Galiba son bolumun tekrarini yayinlayacaklar.

kissorkill
01-01-07, 11:54
yok ilk bölümün tekrarı vardı 22 de öle yazıyodu

Sinem90
01-01-07, 13:19
yani bu hafta ilk bölümü mü verecekler?aslında sevindim buna.çünkü ben ilk bölümü kaçırmıştım. :(

taybong
01-01-07, 13:20
bu hafta yeni bölüm yok mu??aslında gerçekten de iyi olmuş çünkü bayram ziyareti falan olurdu kaçırma ihtimalim çok fazla olur...

erendiz
01-01-07, 15:02
Kınalı Kuzular forumundaki tüm forumdaşlarımın yeni yılını ve bayramını kutlarım, her şey gönlünüzce olsun..
Sevgilerimle
Erendiz

sezinti
01-01-07, 18:59
İşte 2006 Radyo Televizyon Ödülleri !

2006 Radyo Televizoyn Oskar Ödülleri açıklandı.
Radyo Televizyon Gazetecileri Derneğinin (RTGD), 2006 yılı "29. Radyo Televizyon Oskar Ödüllerini" alanlar açıklandı.

RTGD Başkanı Kenan Macit, Limak Ambassadore Otel’de basın toplantısı düzenledi.

Macit, ödül alanların 25 kişiden oluşan bir jüri tarafından, binlerce program arasından seçildiğini bildirdi. Macit, ödüllerin 22 Şubat Perşembe günü Ankara’da düzenlenecek törenle sahiplerine verileceğini kaydetti.

Macit’in verdiği bilgiye göre, "Televizyon Oskarları" kapsamında, ATV’de yayınlanan "Avrupa Yakası" dizisinin oyuncuları Engin Günaydın ve Peker Açıkalın ile Kanal D’de yayınlanan "Binbir Gece" dizisinin oyuncusu Bergüzar Korel, RTGD’nin "TV Yıldızı" ödülünü kazandı.

"Mehmet Ali Birand’la Kanal D Ana Haber", "Ana haber" dalında, farklı bir haber kuşağı deneyen "Mesut Yar’la Uyan Türkiye-Star TV" "Sabah Programı" dalında ödüle layık görüldü.

Yılın spor programı, TRT’de Erdoğan Arıkan’ın sunduğu "Stadyum", ekonomi programı Yiğit Bulut’un CNNTÜRK’te sunduğu "Finans Analiz", magazin programı ise Kanal D’de Şenay Düdek ve Müge Anlı’nın hazırlayıp sunduğu "Dobra Dobra" ve Show TV’de yayınlanan "Uçan Kuş" seçildi.

Ödüle değer bulunan 2006 yılının diğer programları ve yayınlandıkları televizyon kanalları şöyle:

"Haber-Tartışma: Can Dündar’ın hazırladığı "Neden" (NTV).

Gece Bülteni: Gökmen Karadağ’ın sunduğu "Haber Aktif" (TV 8).

Müzik-Eğlence: Funda Arar ve Kıraç’ın sunduğu "Gölgeler" (TRT).

Haber-Yaşam: Cüneyt Özdemir’le Soner Yalçın’ın hazırlayıp sunduğu "5N 1K" (CNNTÜRK).

Talk Show: Beyazıt Öztürk ve Kadir Çöpdemir’in sunduğu "Biri Bana Anlatsın" (NTV).

Yarışma: Oktay Kaynarca’nın sunduğu "Hadi Anlat Bakalım" (TGRT).

Kültür-Sanat: Doğan Hızlan ve İhsan Yılmaz’ın hazırladığı "Karalama Defteri" (CNNTÜRK).

Haber-Aktüel: Nevzat Bingöl’ün hazırlayıp sunduğu "Duyan Var Mı?" (SKYTÜRK), Cevdet Cantürk’ün sunduğu "Haber Anadolu" (TRT 2), Bekir Develi ve Onur Sakar’ın sunduğu "Yola Düşenler" (STV).

Belgesel: Kerime Şenyücel’in hazırladığı "Osmanoğlu’nun Sürgünü" ile "Dev Kanatlar" (TRT).

Eğitim Programı: "Yaşasın Okulumuz" (Show TV).

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Programı: "Ali Tezel’le Çalışma Hayatı" (Kanaltürk).

Apolitik: "Metin Özkan’la Siyaset Dışı" (SKYTÜRK).

Öğlen Kuşağı: Oktay Aymelek’in sunduğu "Yeşil Elma" (STV).

Hafta Sonu Haberleri: Hülya Seloni’nin sunduğu "Hafta Sonu Haberleri" (Kanal 7).

"ÖZEL ÖDÜLLER"

RTGD’nin ayrıca, "TV Oskarları" çerçevesinde bazı dallarda verdiği özel ödüllerin sahipleri de belirlendi.

Buna göre, Ergun Babahan ve Yılmaz Özdil’in ATV’de hazırlayıp sunduğu "Son Baskı", Habertürk’te yayınlanan "Melih Meriç’le Basın Kulübü" ve Kral TV ödül almaya hak kazandı.

"Köprü-Star TV", "Sıla-ATV", "Acı Hayat-Show TV", "Arka Sokaklar-Kanal D" ve "Kınalı Kuzular-TRT", yerli televizyon dizileri olarak ödüle layık görüldü.

Cengiz Polatkan Ödülü’ne Banu Güven "24 Saat" (NTV), Yavuz Gökmen Ödülü’ne ise Hürriyet Gazetesi muhabiri Umut Erdem "Ali Baba’da Aryalı Reklam" haberiyle ödüle layık bulundu. SES TV ise yılın yerel kanalı seçildi.

Uluslararası Dostluk ve Barış Ödülü’ne ise "23 Nisan Uluslararası Çocuk Şenliği" ile TRT’ye layık görüldü.

"RADYO OSKARLARI"

"Radyo Oskarları" dalında ise ulusal yayın yapan TRT FM, yerli müzik yayını yapan Kral FM, yabancı müzik yayını yapan Power FM, spor radyosu Lig Radyo ödül almaya hak kazandı.

RTGD Genç İletişimciler Ödülü’nü almaya ise Radyo İlef ve Radyo Gazi FM seçildi.

Radyo programcıları arasında ise "Dj Hakan Gündüz (Radyo D)", "Rıza Esendemir-Arıza (Best FM)", "Matrax-Zeki Kayhan Coşkun (Alem FM)", "Michael Kuyucu-Michael Show (Süper FM)", "Füsun Alkan-Gönül Dostu Füsun (Süper FM)", "Raşit’le Muhabbet (Aşk FM)" ve "Şebnem Savaşçı (TRT)" ödül kazandı.

Kaynak: medyakafe.com

asia
02-01-07, 04:45
SEZİNTİ
Paylaşımın için teşekkürler..canım.. Kınalı Kuzular ın ödüle layık bulunması izlediğimiz yapım açısından yanılmadığımızın bir göstergesi sanki.. tebrikler ekibe..

asia
02-01-07, 04:49
Çanakkale ve İstiklal Savaşı'na katılan "meçhul çocuk askerler"


Çanakkale ve İstiklal Savaşı'na katılan çok sayıda çocuk, vatan savunmasında destan niteliğinde kahramanlık örnekleri sergileyerek, "meçhul çocuk askerler" olarak Türk tarihinde yerini aldı.

Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Tarih Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nuri Köstüklü, Türk milletinin vatan savunması verdiği dönemlerde erkek ve kadınlar kadar çocukların da çok önemli görevler üstlendiğini söyledi. Türk çocuklarının milli bir sorumluluk şuuru içinde gösterdikleri fedakarlıklar, çektiği çileler ve eziyetlerin tam olarak bilinmediğini vurgulayan Köstüklü, Anadolu'nun hemen her köşesinde, özellikle işgal gören yörelerde, çocukların da bir destan niteliğinde kahramanlık örnekleri sergilediğini anlattı. Çocuk askerler üzerine bir araştırma yaptığını ve elde ettiği bilgileri bazı seminerlerde sunduğunu dile getiren Köstüklü, bunlardan bazılarını şöyle sıraladı: "Antep savunmasında Kebapçı Said Ağa'nın oğlu küçük Mehmet, Şahin Bey'in oğlu Hayri, şehit Yolağası'nın oğlu Mehmed Ali gibi 11-12 yaşlarındaki çocukların özverisi göz yaşartıcı boyuttadır. Bu çocuklar Arslan Bey'in başında bulunduğu milis kuvvetlerinin içinde diğer Kuvayi Milliyeciler gibi silahlı olup yeri geldiğinde çatışmalara katıldılar ve çoğu zaman da istihbarat hizmetinde bulundular.

KAHRAMANLIÄžI TÜRKÜ OLDU

Adanalı çocukların da İstiklal Savaşı'nda milli heyecan içinde hareket ettiğini dile getiren Köstüklü şöyle dedi: "Urfa'da 14 yaşındaki Bozan, Fransızlar kaçarken Kuvayi Milliye önünde harbe katıldı. Bu yavrunun kahramanlığını gören halk, Bozan için türkü bile yazdı. Sebeke dağından indim dereye/Atılıyor bombalar, bilmem nereye/Türk çeteleri dönmez geriye/Be yürü! yürü Bozan Yavrum yürü!/Vursun kırsın Fransızları, aslanım yürü!..." Köstüklü, Maraş savunması sırasında kendisine verilen köprü uçurma görevini yerine getiren Sarıca Köyü'nden 14 yaşındaki Ali ile milis kuvvetler arasında bir çok yeri dolaşmak suretiyle bilgi alışverişini sağlayan 10 yaşındaki Osmaniyeli Niyazi Aykan'ın da tarihe adını altın harflerle yazdırdığını ifade etti.

asia
02-01-07, 04:52
Yine eklemiştim ama.. çok enterasan.. yenilgilerine bir kulp bulmuşlar..

İngiliz askerlerini bulut aldı götürdü:img-hyste

Kahramanlıkların tarih kitaplarına yazıldığı, ardında binlerce dramatik hikayelerin anlatıldığı Çanakkale Savaşları, 91 yıl sonra bile bazı bilinmeyenleriyle anılıyor. Çanakkale Boğazı'nı geçip, İstanbul'a ulaşmak isteyen İtilaf Devletleri, binlerce askerle Gelibolu Yarımadası'na ayak atmış, vatan topraklarını işgal etmişti. Her karış toprağında kanlı savaşların yaşandığı, anaların oğullarının başına kına yakarak savaşa gönderdiği bölgede, İngiltere'den gelen 4. Norfolk Taburu'nun Anzak Koyu'nda, bir bulut kütlesinin içinde kaybolduğu söylentileri, 91 yıldır hala konuşuluyor. Gelibolu Yarımadası'ndaki savaşa katılan İngiliz Kraliyet Ordusu'na ait 4. Norfolk Taburu'nun, 12 Ağustos 1915 tarihinde Anzak Koyu mevkiindeki 60. Tepede büyük bir bulut kütlesinin içinde kaybolduğu iddia edilmiş, bu olay savaştan sonra çeşitli tarih kitaplarında yerini almıştı. Yeni Zelanda Kıtası'nın 1. Sahra Birliği'ne bağlı 3. Bölükte savaşa katılan F. Reichardt, R.Nevnes ve J.L. Newman adlı üç asker, bu olaydan 50 yıl sonra olayın görgü tanığı olduklarını iddia etmiş, güneyden esen 70 kilometre hızındaki rüzgara rağmen, yaklaşık 250 metre uzunluğunda, 65 metre yüksekliğinde ve 60 metre genişliğindeki bulut kültesinin yer değiştirmeden 60. Tepe üzerinde durduğunu ve İngiliz askerlerinin bu kütlenin içinde kaybolduğunu anlatmışlardı. Bu olay, kimilerine göre gerçek, kimilerine göre rivayetten başka bir şey değildi. Ancak, bu tür olaylar, tek bir gerçeği değiştirememişti; o da, "Türk'ün vatan ve millet sevgisi uğruna verdiği binlerce candı...":img-polic http://img405.imageshack.us/img405/3364/anim3tncy9.gif

asia
02-01-07, 05:10
http://img405.imageshack.us/img405/3982/387wbda9.jpg

http://img456.imageshack.us/img456/673/cocuklar6cpfc9.jpg

avrasya
02-01-07, 21:32
bu akşam dizimizin ilk bölümünün tekrarı trtde saat 22'de gösterilecek.izleyemeyenler ve izleyip de doyamıyanlara duyurulur(ben bu ikinci kısmına giriyorum )herkese iyi akşamlar asiaya ve diğer arkadaşlara çok teşekkürler
:good:

sezinti
02-01-07, 22:02
TRT 2'de Büyüteç programında Kınalı Kuzular dizisi yapımcı, oyuncu Ahmet Yenilmez, Yönetmen Tunç Davut, oyuncular Meriç Başaran, Levent Can, Serdar Yeğin var. Kınalı Kuzular dizisi üzerine programdır. İzlemek isteyenler programı seyredebilir. İyi seyirler

KemanciMemo
03-01-07, 02:40
Bu aksam birinci bolumun tekrarini verdiler. Bu bolumu ilk izledigimde nedense "Kinali Hasan" karakterinin cok basarisiz buldugum oyunculugu golge dusurmustu duygularima. Belki de cok buyuk beklentiler icinde oldugum icin oyle olmustu. Simdi ikinci kez izledigimde diger 4 bolumdende cok basarili ve cok muthis bir bolum oldugu izlenimi yer etti icimde. Cok garip, ama "Kinali Hasan" karakterinin basarisiz buldugum oyunculugu bile hic gozume carpmadi. Hatta diger bolumlerdeki bir cok karakterden cok cok daha basarili buldum kendisini. Ayrica islenen farkli karakterlerin farkli konulari ve bu konulara acilan farkli bakis acilari bolumu son derece hareketli yapmis sanki. Bu bolum gercekten en basarili bolumler siralamasinda birincilige gecmis durumda benim icin. Harika bir duygu akisi yasattiklari icin sonsuz kere sonsuz tesekkur ediyorum Ahmet Yenilmez ve ekibine. Umarim calismalarinizin devami basarili bir sekilde gelemye devam eder. Yolunuz acik olsun.

Sevgili asia, ekledigin haber ve resimler icin cok tesekkurler. Ozellikle resimler muhtesemler. Yuregine saglik.

Kinali Kuzular dizimizin odul aldigini okuyunca gercekten cok sevindim, ama "odul almayi hak kazananlar" listesinin tamamini okudugumda uzuntulerimin sevinclerimden cok daha fazla oldugunu sezdim. Ulkemizde "kaliteli" bir sekilde, hic bir "suni" kaygi gutmeyen topu topu 3-5 eser var bana gore. Bunlardan sadece ikisini bu listede goruyorum. Diger ucunu kim veya kimler, nasil gormezler, goremezler hayret ediyorum.

bonita
03-01-07, 10:46
arkadaşlar bişey sorucam az çnce okudum yani program varmış bi ona katlan oyuncular içinde serdar yeğin diyodu ya şimdi o dizide oynuyo da ben tam bi bakar kör müyüm acaba çünkü her bölümünü izledim yoksa kadroya yeni i dahil edildi çünkü oynamakta olduğu dizisi bittii biri beni aydınlatsın yahu:icon_sorr :img-help: :img-help: :img-help: :img-help:

adanali esmer
03-01-07, 11:30
dün aksamki bölüm cok güzeldi , hasanin ölümü beni yikti ve orda yasiyan tek türk annesinin yolladigi mektubu okuyordu cok aciydi kinali hasan yine gözlerim sulandi yine agladim , cok kötüydü bu bölüm ya . birde bir türkün ingilizi , ingilizlerin yerine götürmesi bizim türklerin ne kadar mert oldugunu gösteriyor

KemanciMemo
03-01-07, 20:21
arkadaşlar bişey sorucam az çnce okudum yani program varmış bi ona katlan oyuncular içinde serdar yeğin diyodu ya şimdi o dizide oynuyo da ben tam bi bakar kör müyüm acaba çünkü her bölümünü izledim yoksa kadroya yeni i dahil edildi çünkü oynamakta olduğu dizisi bittii biri beni aydınlatsın yahu:icon_sorr :img-help: :img-help: :img-help: :img-help:
Sevgili bonita, dun birinci bolumun tekrari verilirken reklam arasinda yeni bolumun fragmanini verdiler. Yeni bolumun konusunun ne oldugunu yazmadilar, ama fragmanda Serdar Yegin'i de gordum. Yeni bolumun kadrosunda o da var. Ayrica "Buyutec" programini ben de izleyemedim. Izleyip te duygu ve dusuncelerini paylasmak isteyen olursa cok makbule gecer.

Galiba yeni bolumler geldikce kadroda yeni yeni yuzler gormeye devam edecegiz. Kimbilir belki Tom Hanks'i bile Churchill karakterini canlandirirken izleyebiliriz. Surprizlere hazir olalim bence :)

asia
03-01-07, 23:59
Sevgili asia, ekledigin haber ve resimler icin cok tesekkurler. Ozellikle resimler muhtesemler. Yuregine saglik.

Kinali Kuzular dizimizin odul aldigini okuyunca gercekten cok sevindim, ama "odul almayi hak kazananlar" listesinin tamamini okudugumda uzuntulerimin sevinclerimden cok daha fazla oldugunu sezdim. Ulkemizde "kaliteli" bir sekilde, hic bir "suni" kaygi gutmeyen topu topu 3-5 eser var bana gore. Bunlardan sadece ikisini bu listede goruyorum. Diger ucunu kim veya kimler, nasil gormezler, goremezler hayret ediyorum.

teşekkür ederim Kemancı memo,
Sana katılıyorum malesef.. böyle, eli yüzü düzgün yapımlar prim yapmıyor..yada teknik açıdan yetersizse..hemen idam mangasına teslim ediliyor.. ne içeriği nede manevi yönü sorgulanıyor.., yinede ödüle layık görülmesi sevindirici..tümüyle görmezden gelinmemiş..:img-yes:

asia
04-01-07, 00:06
Arkadaşlar ilgilenen biri olarak Çanakkale miz için 57. alayın önemini biliyorum ve Sezinti nin uyarısı ile bulabildiklerimi paylaşmak istedim..




57. ALAY




57. ALAY, Çanakkale Savaşları'nda ve Türk Toprağı'nın savunulmasında büyük bir öneme sahiptir. Göğüs göğüse çarpışmaların yaşandığı ve Atatürk'ün de 57. ALAY'a hitabı da söz konusudur:
"Onlar mukaddes vatan toprakları için canlarını seve seve vermişler, Çanakkale Savaşları'nın kaderini değiştirmişlerdir. Burada geçen her saniye, kullanılan her an, ölen her nefer Türk vatan ve milletinin mukadderatını çizmiştir. Kara savaşlarına katılan ilk birlik olan 57. ALAY vatan sevgisinin ne olduğunu insanlığa göstermiştir. Bu kahraman Alayı hayranlık, minnet ve rahmetle anıyorum..."


Mustafa Kemal ATATÜRK



57. ALAY ŞEHİTLİĞİ'NDE İLGİNİZİ ÇEKECEK BİR OLAY

Bu şehitlik yapılırken, toprak altında kalmış siperlerden birinde, birbirlerine sarılmış iki subay iskeleti bulunmuştur. Toprak içinde bulunan künye ve muskadan, birisinin 57. ALAY 6. Bölük Komutanı Erzincanlı Üsteğmen Mustafa Asım'a, diğer subayın İngiliz Kolordusundan Yüzbaşı L. J. Woiterse ait olduğu anlaşılmıştır. İskeletler muska ve künye aynı yere gömülmüş bulunan İngiliz ve Osmanlı mermileri ilgililere tespit edilmiştir. Bu iki kahramanın 26 Nisan 1915 günü siperlerde boğuşurken öldüğü anlaşılmıştır. Allah Rahmet eylesin, toprakları bol olsun... ( Güzel Sanatlar Genel Müdürü, Çanakkale, 25 Ekim 1992 )


Kaynak : Çanakkale Savaşları ve Gezi Rehberi, Derleyen; Salih Zeki Uluarslan, 1999.

<<<

sezinti
04-01-07, 00:13
Sevgili asia

Eklediğiniz bilgiler için çok teşekkür ediyorum. Büyüteç adlı programda Kınalı Kuzular dizisi yapımcısı ve oyuncusu Ahmet Yenilmez 13. bölümde konu olarak 57. Alay'ı düşündüklerini belirtmişlerdir.

Sevgili asia, çok teşekkür ederim, emeklerinize ve ellerinize sağlık.

asia
04-01-07, 00:15
Yere düşmeyen sancak 57. alay
O sancak..
http://img461.imageshack.us/img461/4420/57sancakvy3.jpg

Avcumuzun içi gibi. Sol elimiz, Gelibolu olsun. Sol avuç ayamızı açalım. Serçe parmağımız kıyısı Saroz Körfezi'ne açılan Arıburnu olsun. Başparmağımız Çanakkale Boğazı. Avucumuzun ortasında büyük çizgiler, dereler, Arıburnu'na dökülen, Ağıl deresi, Çatlak Deresi, Sazlı dere. Başparmağımızın en yüksek yeri Kocaçimen. Onun altı, dik bayır Conkbayırı, onun da altı Şahinsırtı tepesi. Bileğinizde nabzın attığı yer Anafartalar olsun. Avcunuzun içindeki tepelerin, yerlerin isimleri yoktu, savaş sırasında haritalar çıkartılırken verildi: Süngübayırı, Topçutepesi, Kanlısırt.. Korkuderesi, Domuzderesi, Kemalyeri.. Ve parmakuçlarınızdaki sahil Seddülbahir, Gelibolu'nun tam ucu. Parmakaralarında Azmak deresi, Kozlar çayırı, Suvak kuyusu..

Bu küçük bir avuç harita üstünde tam 950 bin kişi savaştı. Bu arazi, tamamen fundalık, çalılık, engebeli, çukurlarla dolu. Değil savaşmak yürümek mümkün değil. Düşman komutanları hatıralarında, 'Haritasız, barış zamanında dahi yürünemez. Karmakarışık, çapraşık, çukurlarla, tehlikelerle dolu, dikenli otlarla kaplı' diye yazmakta!

Kara savaşları 25 Nisan 1915'te başladı, tam sekiz ay sürdü. Savaşın ilk dört günü verilen muharebelerin şiddeti tüm sekiz aya bedel. Düşmanı ilk karşılayan 27. Alay'ın komutanı Şefik Aker'dir, ardından 57. Alay'dır, komutanı Mustafa Kemal'dir, sol yanına takviye gelen alayın adı ise 77. Alay'dır.

Sekiz ay boyunca onlarca alayımız, fırkamız, komutanımız kahramanca savaştı, herbirini anlatmak kitaplar doldurur, bu üç alayımızın özelliği, düşmanı ilk karşılamaları ve durdurmaları!

Bir manga dokuz kişiden oluşur. Dokuz manga bir takım demek... Bir bölük, üç takımdan oluşur. Düşmanın ilk çıkartması dörtbin askerdir, bu dörtbin askere karşı önce, sadece iki takım asker savaşmıştır. Yani arkadan 27. Alay gelene kadar otuz-kırk kişi düşmanı oyaladı... Dörtbin kişiye karşı otuz kişi... Tarih kitapları bu birkaç manga askerin kahramanlığını ayrıntılarıyla yazmakta. Mesela bir çavuşumuz, omuzundan vuruldu, devam etti, diğer omzundan vuruldu, yine devam etti, bir bacağından vuruldu, yine devam etti...

Savaşın stratejisi basittir, Arıburnu'na gelen dünyanın gelmiş geçmiş en büyük en kalabalık zırhlı gemileri, önce Şahin Sırtı'na, hemen üstüne Conkbayırı'na tırmanıp, sonra, boğaza hakim tepe Kocaçimen'i ele geçirince, Çanakkale'den düşman gemileri rahatlıkla geçebilecek.

Ancak, düşmanın hangi sahilden çıkartma yapacağı, komutanlar arasında bugüne kadar süren tartışmalar yarattı. Düşman, Gelibolu'nun ucu Seddülbahir'den de çıkabilir, Arıburnu'ndan da, göstermelik olarak Anadolu kıyısına asker çıkarabilir! Bu tereddüt düşmanın sahile çıkar çıkmaz vurulması hazırlığını karıştırmıştır!

Her alayımızda sadece bir makinelitüfek takımı var ve bu makinelitüfeklerin geri çevirme mekanizmaları yoktu. İlk günlerde düşman öndeyken sakıncası yoktu, ama sonraki günler bu makinelitüfekler işe yaramadı. Askerlerimizin sırt çantaları bu çukurlarla dolu arazide çok yük olmuştur. Yemekleri, kazma kürek takımı dışındaki yükleri atılınca askerler hafifleyip, yükten kurtulmanın sevinciyle bayram yapmakta. Çünkü bu arazide yürümek, savaştan daha yorucu!

19. yüzyılda tüm dünyayı sömürgeleştirip, uçsuz bucaksız köle ve maden kaynaklarına ulaşan İngilizler, dünyanın en büyük savaş gemilerine sahip. Açıkta demirlemiş yüzlerce gemi, laz askerler, kıyıda henüz savaştan habersiz horon tepmekte... Okumuş, bilgili, genç teğmen, askerlere, 'Düşman açıkta, siz burada horon tepiyorsunuz', der, 'O gemiler asker dolu, hepsinde azrail gibi toplar var', der. Laz asker: 'Korkma komutanım, Allah'tan büyük değiller ya' diye cevap verir.

Bu inanılmaz toplara, yüksekten keşif yapan balonlara, bomba atan ve yine keşif yapan yüzlerce teyyaresine karşılık, Türklerin bir topçu cephanesi fabrikası yoktu. İstanbul'da Yüzbaşı Piepen topçu cephanesi fabrikası kurulmuştu. Ama hikaye. Yirmi toptan ancak biri patlıyor. Yine de komutanlar, boş mermileri manevra topu gibi atıyor, askerlere psikolojik destek için. Piyadeler, 'topçular bizi destekliyor' sansın diye. Topların boş seslerini kullanıyor. Bugün dahi komutanlar, arkalarına topçu desteği alamadıklarını kahırla anlatıyor. Elimizde Bulgar cephanesinden kaptığımız birkaç top!

Bir de komutanların hatıralarında naklettiği, hepsi bir alem, Fatih zamanından kalma toplar. Şimdi Avustralya'da Gelibolu müzesindeki bir topun hikayesi ilginçtir. Bu bilgileri komutanlarımızın hatıralarından aldılar. 'Ey ziyaretçi, önünden geçmekte olduğun top, Türkler'in 1. Dünya Savaşı'nda ne kadar zaruret içinde olduğunu gösterir. Çünkü bu topu Türkler, Kafkasya cephesinden Süveyş'e sürmüş, Süveyş'ten Çanakkale'ye, biz de bu topu Çanakkale'den Avustralya'ya getirdik!'...

Üstelik, yine komutan hatıralarında, bu topun da arızalı olduğu söylenir. İngilizler Arıburnu'na yaptıkları çıkarmayı yıllar boyu milli bir bayram gibi 'andılar'.. İngiliz komutanlar hatıralarında askerlerine 'kahramanlık' payını bol keseden biçti... Mesela bir İngiliz komutan, 'O gün Conkbayırı tepesindeki makinelitüfeği ele geçirdik', diye yazıyor. Bizim komutanlarımız, bu hatıraları okuyunca, hatıralarını yeniden yazmaya başlıyor: 'Ele geçirdikleri o makinelitüfeği iki saat sonra ellerinden aldığımızı neden yazmıyorlar' diye...

asia
04-01-07, 00:20
Daha ilk gün, düşman, Arıburnu'ndan karaya çıkınca, hemen harekete geçen düşmanı göğüs göğüse karşılayan 27. Alay'ın komutanı Şefik Aker'dir. Ardından ona yetişmeye çalışan 57. Alay'ın komutanı Mustafa Kemal'dir. Hem Şefik Aker, hem Mustafa Kemal, komutanları Enver Paşa ve Limon Von Sanders tarafından eleştirildi. Oysa hem Şefik Aker, hem Mustafa Kemal, silahsız, bombasız, topsuz, alayına sürekli cesaret ve yiğitlik telkin ederek, onları, çıplak bir boğazlamaya sürüklemekte, eşsiz nutuklar atmakta. Türk tarihine geçen: 'Size ölmeyi emrediyorum, sizler ölürken arkadan birliklerinizin yetişmesi için zaman kazanacaksınız' nutku, 57. Alay'a söylenmiştir. Avustralya Gelibolu müzesinde sergilenen bir sancağımızın önünde şu bilgiler var: 'Ey ziyaretçi, önünden geçmekte olduğun sancak, dünya müzelerinin en nadir eseridir. Gelibolu'dan getirilmiştir. Son askerin altında cansız yattığı bir ağaç dalında asılı bulunmuştur!'

Mermileri bittikten sonra elleriyle ve süngüleriyle gırtlak gırtlağa savaşan bu alayımızın tümü şehit olmuştur..

Şefik Aker Paşa, Cemil Conk Paşa, Fahrettin Altay Paşa, Selahattin Adil Paşa ve Mustafa Kemal gibi daha nicelerinin hatıralarında Şahin Sırtı, Conkbayırı ve Kocaçimen muharebelerinde bu alaylarımızın kahramanlığı ayrıntılarıyla ve çok dokunaklı işlenir!

Topu, tüfeği, mermisi kalmayan, arkadan takviye alması imkansız, süngüsüyle düşman üzerine çullanmaktan başka hiçbir şansı kalmayan kahraman Şefik Aker ve Mustafa Kemal'in çaresizlikle askerlerine sabah akşam nutuk çekmesi... Onlara yalınkılıç, yumruk yumruğa kavgadan başka şansları olmadığını anlatması... Türk milletini... Fakru zaruretleri... Anadolu'yu... Yetimleri, öksüzleri, yokluğu, açlığı anlatması... Düşmanları anlatması... Silahsız askeri, yumruklarıyla, dünyanın en büyük mekanize birlikleri üstüne sürüklemeleri, dünya savaş tarihinde eşine bir daha rastlanmayacak, olağanüstü, masalsıdır!

Daha ilk gün düşmana yumrukları ve süngüleriyle çullanan 27. Alay'ın komutanı Şefik Aker ve ardından yetişen 57. Alay'ın komutanı Mustafa Kemal'in savaş tarihindeki tartışmaları sürmekte, çünkü, Enver Paşa ve Limon Von Sanders, ilk gün ani kararlarla büyük kayıplar verildiğini düşünürler. Şefik Aker'in iddiası, 'Acil ve ani kararla düşmanın önü kesilmeseydi, savaş başlamadan Çanakkale düşecekti', der. Ve birçok komutan hatıralarında, bu ilk dört gün içinde 27. ve 57. Alay'ın ani kararını destekler. Ayrıca, Şefik Aker ve Mustafa Kemal'in ani karar vermek zorunda kalması, arkadaki birliklerden hiç haber alınamamasıdır.

Enver Paşa cepheyi ziyaretinde bu yüzden Mustafa Kemal'in yanına uğramaz. Mustafa Kemal işte o gün Enver Paşa'ya küser. Savaşın sonraki aylarında Mustafa Kemal, arkadaki, Anafartalar'a tayin edilir.

O günlerin Time dergisi, Çanakkale Savaşı'na muhabir gönderir ve savaşı 'kavimler savaşı' olarak niteler. Çünkü İngilizler'in yanında, İskoçyalılar, İrlandalılar, Avusturyalılar, Yeni Zelandalılar, Gurkaslar, Çığlar, Pencabiler, Fransızlar ve Senegalliler omuz omuza savaşıyordu. Bizim birliklerimiz, geçtiğimiz beş yıl içinde, Balkanlar'da, Süveyş'te savaşmış, çok yorgun, hepsi Yozgatlı, Çankırılı, Trabzonlu ve özellikle İstanbullu çocuklardı. İstanbul çok yakın olduğu için ve sürekli takviye birlik istendiği için, İstanbul'dan savaşa erkek göndermeyen tek hane kalmadı. Bir de birlikte savaşa girdiğimiz için yanımızda Almanlar'ın beşyüz kişilik sembolik kuvveti vardı.

İlk günkü savaşların en trajik yanı, 27. ve 57. Alay'ı çaresiz bırakan, 27. Alay'ın solyanını korumakla görevli 77. Alay'ın çözülmesi ve savaş dışı kalmasıdır.

77. Alay korktu ve çalılıklara dağıldı. Sağa sola belirsiz ateş açıyor, hepsi başlarının çaresini düşünüyor. Kimi karın ağrısına tutulduğunu, kimi komutanını kaybettiğini bahane ediyor. Muharebenin en çetin safhasında 27. Alay'a takviye diye gelen 77. Alay, bir Arap birliğiydi. O kadar ruhsuzdu ki, cesed gömmek için verilen küçük aralarda keyifle nargile içiyorlardı. 77. Alay, ordumuzun tüm birliklerinde büyük hayalkırıklığı yarattı. Tüm komutanlarımız hatıralarında, bu Arap birliği yerine ön cephede, yanımızda bir Türk birliği olsaydı, savaşın ön cephesinde bu kadar ağır kayıplar verilmezdi, deniyor.

Düşmanın Arıburnu mu, Seddülbahir mi, Saroz Körfezi'nden mi çıkartma yapacağı tartışması, komutanların arasını açtı, sinir krizi geçirip, aklını kaybeden komutanlarımız oldu. Çünkü, Arıburnu'na çıkarılan birlikler 'göstermelik' olabilir, bütün kuvvetleri Arıburnu'na çıkartma yapılıyor diye buraya yığmak da çok tehlikeli olabilirdi...

Sonraki aylarda.. İngilizler 21 Ağustos'ta, tüm güçlerini toplayıp, büyük bir taarruza geçtiler. Bu taarruzda, İngiliz birlikleri içinde, İngiliz soylu ailelerinin en seçkin çocukları, hassa birliği, büyük kayıplar verince, İngilizler'in gözü korktu. Ve savaşı artık savunmaya, geri çekilmeye doğru düşünmeye başladılar. Sayısı hala tartışmalı, kırk, elli, yüz nakliye, savaş gemisi, aylarca İngiltere'ye, Londra'ya cesed taşıdı. Beşyüz bin asker çıkardılar sahile.

Conkbayırı'na sürünerek çıkan beşyüz bin kertenkele. Hepsi gördü sonunda, neymiş, Çanakkale!

Mustafa Kemal'in 57. Alay'ı yönettiği yerin adı Kemalyeri konuldu. Bugün toprağı kazın, havada birbirine çarpışıp kaynaşmış mermiler bulacaksınız.

Birbirlerinin gırtlaklarına sarılmış iskeletler göreceksiniz. Birbirinin kaburgasına süngü girmiş ve ikisi de karşılıklı dizçökmüş iskeletlerle karşılaşacaksınız.

Boğaz boğaza, gırtlak gırtlağa böyle bir savaşı tarih yazmaz.

Komutanlarımız hatıralarında 'Kahramanlarımız, uçarak düşmana hücum ettiler' diye yazıyor ve peşinden şöyle ekliyorlar: 'Buradaki uçarcası lafı bir benzetme değil, gerçekten uçtular. Conkbayırı tepesi uçurum, düşmanı kovalarken peşinden uçarak havada öldüler!'..

Yaralanmayan Türk komutanı yoktur, askerler savaştan düşmesin diye, hepsi göğüslerindeki şarapnel parçalarını askere göstermez.

Sedyeyle götürülen askerler, düşmanla biraz daha savaşamadım diye, kahırdan küfürler savuruyor. Kıpkırmızı sedye üstünde, yaralarından değil, savaştan geri kaldıkları için acıyla naralar atıyorlar.

İşte o savaşın ön cephesinde savaşan Avusturyalı Anzaclar, tam seksen sene, hiçbir sene sektirmeden, her yıldönümü, gemilerle yine Arıburnu sahiline geldiler. Conkbayırı tepesinde onları gazi dedelerimiz bekledi. Bu sefer süngüyle değil, kollarını açarak, sarılmak için birbirlerine koştular.

İnsanoğlunun büyük trajedisine yazılmış, çok ağlamaklı sahnelerdir bunlar. Mustafa Kemal'in topraklarımıza gömülen Anzac şehitliğine yazdığı o meşhur: 'Onlar artık bizim evlatlarımızdır' kitabesi, edebi olarak çok güçlüdür.

Düşman gemileri günlerce Conkbayırı sırtını bombalıyor. İngiliz komutanları çok haklı, bu kadar bombardımana tek bir otun, tek bir böceğin yaşaması mümkün değildi. Türk siperleri tamamen paramparça edildi. Yeniden siper kazmak vakit alıyor. Kazılsa da fazla derin kazılamıyor. Bu 'paramparça', büyük toplarla tamamen yerin altına gömülmüş siperlerden, Türk askerlerinin yerin altından fışkırıyor gibi yeniden savaşa koşması, herkesin aklını başından aldı. Gerçekten 'aklını' aldı, çünkü çok sonra, geride kalan askerlerimiz, şehidlerimizin, yeşil sarıklıların yanımızda savaştığı gibi bir yığın hikaye anlattı.. Bir yeşilsarıklı Türk birliği hikayesi, çok meşhurdur.

Askerlerimiz siper için, şehid arkadaşlarının cesed bedenlerini kullanmakta. Türk askerleri, önündeki arkadaşının ölüsüne, yanına ve soluna tahta koyup, üstüne birkaç kürekle toprak atıp, cesed yüksekliğinden sipere giriyor. Bir komutanımızın hatırası: 'Siperde atış yapan askerim, ikide bir doğrulup önündeki kumula toprak atıyor, ayağa kalktığında düşmana hedef oluyor, 'ne yapıyorsun' dedim. Asker, düşman mermilerinin ölen arkadaşının üstündeki toprağı boşaltıp, arkadaşının bacaklarını, karnını dışarda bıraktığını, yeniden üstüne toprak atmam gerekiyor, diye cevap verdi'...

Komutanlarımız hatıralarında, 'İngilizler bizi, zavallı Hintliler, uyuşuk Çinliler, ilkel Etiyopyalılar gibi kolaylıkla esir alıp burnumuza köle halkası takacaklarını sanıyorlardı', diyor.

Bu savaş, ordularımıza komutanlık yapan Limon Von Sanders'in ve birçok komutanımızın özetlediği gibi, çeliğe karşı, etin ve kemiğin savaşıydı.

Mevziler sekiz ay, yüz-yüzelli metre mesafeye kadar düştü, ancak, savaşın bazı bölümlerinde mevziler inanılmaz ama, beş metreye kadar düştü. Gemiler durmaksızın aylarca, bir ot, bir böcek kalması imkansız, gece gündüz dövüyor Şahinsırtı'nı, Conkbayırı'nı, Kocaçimen'i... Komutanımız atından iner inmez büyük bir top atışı parçalıyor atı, et parçaları, yüzüne çarpıyor, ya da, komutanımız haritası başındayken bir bombayla komuta ettiği bölüğün tümü bir anda havaya uçuyor...

Ya da, düşman lağımcıları, yerin altından, otomatik kazıcılarla, muhtemelen motorlarla, bizim mevzilerin gizlice tam altına kadar gelip dinamitliyorlar. Mevzilerimiz, üç-dört minare yüksekliğinde havaya uçuyor.

Mustafa Kemal anlatıyor, birinci siperdekiler hiç kurtulamamacasına düşüp ölüyor, arkalarında bekleyen ikinciler hemen siperlerine geçiyor, bir dakika sonra onlar da düşüyor, arkada bekleyenler, üç dakika sonra kendilerinin de öndekiler gibi öleceğini biliyor ve koşar adım yerlerini alıyorlar, onlar da ölüyor!..

asia
04-01-07, 00:22
Sevgili asia

Eklediğiniz bilgiler için çok teşekkür ediyorum. Büyüteç adlı programda Kınalı Kuzular dizisi yapımcısı ve oyuncusu Ahmet Yenilmez 13. bölümde konu olarak 57. Alay'ı düşündüklerini belirtmişlerdir.

Sevgili asia, çok teşekkür ederim, emeklerinize ve ellerinize sağlık.
Ben teşekkür ederim sevgili Sezinti.. Çanakkale denince gurur duyarak araştırıp ekliyorum..

sezinti
04-01-07, 00:33
Kınalı Kuzular dizisini Yurt dışından izlemek isteyenler, 06.01.2007 Cumartesi günü Türkiye saati ile 21.30'da ilk bölümünden itibaren izleyebilirler. Yurt dışından izlemek isteyenlere şimdiden iyi seyirler.

avrasya
04-01-07, 15:17
Sevgili bonita, dun birinci bolumun tekrari verilirken reklam arasinda yeni bolumun fragmanini verdiler. Yeni bolumun konusunun ne oldugunu yazmadilar, ama fragmanda Serdar Yegin'i de gordum. Yeni bolumun kadrosunda o da var. Ayrica "Buyutec" programini ben de izleyemedim. Izleyip te duygu ve dusuncelerini paylasmak isteyen olursa cok makbule gecer.

Galiba yeni bolumler geldikce kadroda yeni yeni yuzler gormeye devam edecegiz. Kimbilir belki Tom Hanks'i bile Churchill karakterini canlandirirken izleyebiliriz. Surprizlere hazir olalim bence :)

ben fragmanı göremedim ama acaba son reklam arasında mı verildi?büyüteç programının sonuna yetişebildim.ahmet yenilmez ilgi ve alaka için çok teşekkür etti.ayrıca son bölümde 57.alayın olacağını söylediler.şimdi cahilliğimden ismini bilmiyorum değerli sanatçının ama dizimizin 4.bölümünde üçpınarlı aliyi oynamıştı.o da vardı.üzerimizde sorumluluk hissediyoruz gibi birşeyler söylediler.neyse boludan canlı yayındı.ben de kaçırdığıma çok üzldüm.inhşallah tekrarını yakalarım.

Messa
04-01-07, 16:10
Merhabalar, girmediğim günlerden beri eklenen haber-döküman'lar için teşekkürler. 2.Bölümden sonrasını malesef takip edemedim. Bu sıralar o kadar yoğunum ki, TV'de ne olup bitiyor bilgim yok... Takip etmediğim birşey hakkında da yorum yapmak anlamsız olacağından uzun zamandır giremedim KK başlığına... Görüyorum ki, diziyi beraber beklediğimiz-tanıtmak için çaba harcadığımız birkaç arkadaşta yazmıyor. Sevgili Prazzl, Yurinu ve Mademoiselle arkadaşlar özlettiniz kendinizi bu kadar ara yeter... En kısa zamanda sizleri bu başlıkta görmek dileği ile...

asia
04-01-07, 20:45
Merhabalar, girmediğim günlerden beri eklenen haber-döküman'lar için teşekkürler. 2.Bölümden sonrasını malesef takip edemedim. Bu sıralar o kadar yoğunum ki, TV'de ne olup bitiyor bilgim yok... Takip etmediğim birşey hakkında da yorum yapmak anlamsız olacağından uzun zamandır giremedim KK başlığına... Görüyorum ki, diziyi beraber beklediğimiz-tanıtmak için çaba harcadığımız birkaç arkadaşta yazmıyor. Sevgili Prazzl, Yurinu ve Mademoiselle arkadaşlar özlettiniz kendinizi bu kadar ara yeter... En kısa zamanda sizleri bu başlıkta görmek dileği ile...
Messacım..
öyle diyorsun ama sende ne zamandır yoktun.. özlettin kendini..
ve YURİNU,MADEMOİSELLE,PRAZZL'I SORUYORSAN..
Bende onları özledim..

KemanciMemo
05-01-07, 04:01
ben fragmanı göremedim ama acaba son reklam arasında mı verildi?büyüteç programının sonuna yetişebildim.ahmet yenilmez ilgi ve alaka için çok teşekkür etti.ayrıca son bölümde 57.alayın olacağını söylediler.şimdi cahilliğimden ismini bilmiyorum değerli sanatçının ama dizimizin 4.bölümünde üçpınarlı aliyi oynamıştı.o da vardı.üzerimizde sorumluluk hissediyoruz gibi birşeyler söylediler.neyse boludan canlı yayındı.ben de kaçırdığıma çok üzldüm.inhşallah tekrarını yakalarım.
Sevgili avrasya,
Fragmani ikinci reklam arasinda vermislerdi. Yani sondan bir onceki arada zannedersem.
Kisa da olsa, Buyutec programi hakkindaki aciklamalar icin tesekkurler. Ismini cikaramadigin oyuncunun ismi de Levent Can galiba. Yani Ucpinarli rolunu o oynamisti.

6. bolum de 5. bolumun estetigine uygun bir sekilde cekilmise benziyordu. Hem cok hareketli hem de cok heyecanliydi. Bu bolum de kacmaz arkadaslar.

Messa
05-01-07, 14:47
Messacım..
öyle diyorsun ama sende ne zamandır yoktun.. özlettin kendini..
ve YURİNU,MADEMOİSELLE,PRAZZL'I SORUYORSAN..
Bende onları özledim..


Asia Ablam, haklısın vallahi. Ama diziyi izleyemediğim için uğrayamıyordum buraya... Bu yıl çok yoğunum. Prazzl ile en son 1-2 hafta önce Mns'de görüşmüştük. O'da bu yıl çok yoğunmuş. Geçen yıl'ı nasıl özlüyorum bir bilsen... Sevgiler Ablacım görüşmek üzere.

Nazlıhan
05-01-07, 17:59
6. bolum de 5. bolumun estetigine uygun bir sekilde cekilmise benziyordu. Hem cok hareketli hem de cok heyecanliydi. Bu bolum de kacmaz arkadaslar.

O gün fragmanın yarısına ancak yetisebildim. Hiçbir sey anlayamadım haliyle. Sadece fragmandaki türkü aklımda kalmıs ama o türküyü de yarısından hatırlayamıyorum simdi. Ama söyleyen sanırım Zeynep Baskan'dı...

Sevgili sezinti; Haber için çok sagol. Demek bu C.tesi'den itibaren TRT INT'te tekrarlar baslıyor. Benim için çok uygun bir gün ve saat olmus. {1. bölümü 4. kez izlesem mi acep? :) }

Sevgili asia; ekledigin bilgiler için çok sagol. Özellikle 57.Alay'la ilgili olan yazı çok güzeldi. Paylasımcı yüregine saglık canım...

Diger paylasımlar için de ilgili arkadaslara tesekkür ederim...

yurinu
05-01-07, 20:02
Merhabalar, girmediğim günlerden beri eklenen haber-döküman'lar için teşekkürler. 2.Bölümden sonrasını malesef takip edemedim. Bu sıralar o kadar yoğunum ki, TV'de ne olup bitiyor bilgim yok... Takip etmediğim birşey hakkında da yorum yapmak anlamsız olacağından uzun zamandır giremedim KK başlığına... Görüyorum ki, diziyi beraber beklediğimiz-tanıtmak için çaba harcadığımız birkaç arkadaşta yazmıyor. Sevgili Prazzl, Yurinu ve Mademoiselle arkadaşlar özlettiniz kendinizi bu kadar ara yeter... En kısa zamanda sizleri bu başlıkta görmek dileği ile...

bütün resim ve bilgi paylaşan arkadaşlara teşekkürler...

messacım çok teşekkür ederim ben de isimlerinizi ve kırık kanatlar döneminden hatırladığım isimleri gördüğümde mutlu oluyorum... Demekki kırık kanatların verdiği duyguyla farklıymış paylaşılanlar... çok ilginç, hala kırık kanatların küçük bir bölümüyle karşılaştığımda duygulanıyorum, güzel anılar bırakmış kırık kanatlar...senaryolar, şiirler,yorumlar... düşününce çok hoş paylaşımlar olmuş...

dersler o kadar yoğun ki kendimi derslere odaklıyorum... cuma günleri hatırla sevgili saatinde yorumlarımı paylaşmak için uğruyorum foruma...bugün kendime kıyak geçtim ;) ve bu arada gördüğün gibi senin yaptığın imzayı kullanıyorum :) görünce dayanamadım hemen kullanmak istedim... ellerine emeğine sağlık.... sevgiler...

asiacım öncelikle eklediğin bilgiler için teşekkürler,not: hatırla sevgilide hangi kurabiyeler bekliyor bizleri :) her konusu güzel ama farklı bir yerinden yakaladık diziyi, galiba görselliğe önem veriyoruz :) neyse konunun dışına çıktım galiba...



Karavanadan kalma kayış gibi bir et,
Yokluktan kalma bir süngüydü;
Düşmanı dize getiren,

Sevgilerimle...
BRC...

tek kelimeyle harika... tatlı şair yüreğine sağlık... bu güzel şiiri yorumsuz bırakamazdım :) "tatlı şair" lakabının hakkını veriyorsun canım...

Hilo
06-01-07, 04:45
Arkadaslar merhabalar,sonunda bende diziyi izleyebilecegim...

TRT INT´Te yogun istek üzere Cumartesi saat 21:30 [TSI] da dizimiz baslayacak...
Ilk yorumumu yapacagim icin cok mutluyum...

SaygiLar..

Nazlıhan
06-01-07, 10:39
TRT INT´Te yogun istek üzere Cumartesi saat 21:30 [TSI] da dizimiz baslayacak...
Ilk yorumumu yapacagim icin cok mutluyum...


Senin adına sevindim. {Yalan, aslında kendi adıma! :) 3. bölümden itibaren TRT 1'de dizinin tekrarları verilmedi. Simdi elime bir fırsat geçti.} Bir de C.tesi günleri sabah 03.30 [TSI] da tekrarı varmıs.

Fragmanı gördüm. Ama konuyu çıkaramadım. :) Fragmandaki türkü degismis. Salı günkü fragmanda Zeynep Baskan agıt gibi birsey söylüyordu. Sitede izledigim fragmanda ise bir erkek solist Çalın Davulları söylüyor.

Çekimlerin yapıldıgı kasabaya benzer mekanın resimlerini resmi siteye koymuslar. Güzel bir yere benziyor. Hani bazı mekanlar vardır. Sizin aklınızda canlandırdıgınız bir hikayenize daha siz orayı görmeden uyan yerler... Gördügünüzde de "iste bu!" diyebileceginiz yerler... İste çekimlerin yapıldıgı yerin fotografları bana bunu düsündürdü...

sihirlisinema
06-01-07, 13:13
...

:happy0064 :happy0064 :happy0064
bravo trt!!

bravo yenilmez!

çanakkale geçilmez!

bu dizi vazgeçilmez!!

halkımız yani biz,
bize gönlümüzün en büyük kahramanlarını ve en büyük acımızı,
canlı şahitlliklerden,
tutanaklardan,
cephe mektuplarından
yani kaynağından anlatan
"gerçek çanakkale filmlerini" özlemiştik...

ahmet yenilmez ve trt'den Allah razı olsun...

biliyorsunuz;
bu topraklarda doğmuş ama bu topraklara ve onun değerlerine, gerçeklerine ve maneviyatına yabancı kalmış bazı sinemacılar; inanç ve dua boyutunu yok sayan "yabancı" ÇANAKKALE SAVAŞI FİLMLERİ çekmişler ve bu gerçeklere de "safsata" demişlerdi...

onlar ne kadar yanlış ve zavallı idiyse;

"kınalı kuzular"

o kadar doğru, o kadar onurlu ve şereflidir!!!


işte kınalı kuzular bu yüzden de çok anlamlı bir projedir...


teşekkürler trt....:good:

avrasya
06-01-07, 17:38
[QUOTE=sihirlisinema;2015275]...

bravo yenilmez!

çanakkale geçilmez!

bu dizi vazgeçilmez!![/COLOR][/SIZE][/B]


harikasın arkadaşım.diğer söylediklerine de katılıyorum.ama bu sloganı çok sevdim.
intde tekrarların verimesi çok iyi olacak.artık özümseyerek çok daha derinlemesine izleyebileceğiz kkyi.:good:

avrasya
06-01-07, 17:43
fragmanı yeni gördüm ben de.galiba görüntü kalitesinde ve çekimlerde düzelme var.ben öyle gördüm.ayrıca fargman en etkileyici fragmanlardan biri olmuş.ben özeti bilmiyorum mesela ama etkilendim.birkaç kez izledim.
neyse salı ve cmt kınlaı kuzular için yetmez ama yine de haftada bir günden iyidir!:good:

Hilo
06-01-07, 23:52
ya arkadaslar izledigim ilk bölümdü ve o kdr mükemmeldiki...Özellikle anne´nin yazdigi mektup...ya o kdr iyi hissettimki kendimi orda..vatanhainlerino düsünüyorum su anda,ve utaniyorum...atalarimiz bizim icinn bu kadar savassinlar...biz oturup TÜRKLÜGÜMÜZÜ kaybedelim...olacak is mi ya...o kdr insan biz su anda burda yasayalim diye savassin,ölsün,biz burda TÜRKLÜGÜMÜZÜ kaybedelim...
Kaybedenlere hepsine yaziklar olsun...

NE MUTLU TÜRKÜM DIYENE!!

sihirlisinema
07-01-07, 04:39
[QUOTE=sihirlisinema;2015275]...

bravo yenilmez!

çanakkale geçilmez!

bu dizi vazgeçilmez!![/COLOR][/SIZE][/B]


harikasın arkadaşım.diğer söylediklerine de katılıyorum.ama bu sloganı çok sevdim.
intde tekrarların verimesi çok iyi olacak.artık özümseyerek çok daha derinlemesine izleyebileceğiz kkyi.:good:

teşekkürler avrasya...

dizi güzel olunca söyletiyor işte...

sonunda bizim hikayelerimizi "yerlilerin" yani bu ülkenin "zencilerinin", "kızılderililerinin" anlatması gerektiği ortaya çıktı...

gönlü büyükler büyük hikaye anlatır...

Nazlıhan
08-01-07, 10:35
fragmanı yeni gördüm ben de.galiba görüntü kalitesinde ve çekimlerde düzelme var.ben öyle gördüm.ayrıca fargman en etkileyici fragmanlardan biri olmuş.ben özeti bilmiyorum mesela ama etkilendim.birkaç kez izledim.
neyse salı ve cmt kınlaı kuzular için yetmez ama yine de haftada bir günden iyidir!:good:

Evet, fragman çok güzel. Hele de o türküyle birlikte çok dokunaklı olmus. Bu bölümün baslıgı "Bir Tutam Saç"mıs. Ama ben ne resmi sitede ne de TRT'nin kendi sitesinde özet bulamadım. Özeti bulan arkadaslar nereden buluyorlar merak ediyorum.

Messa
08-01-07, 11:07
bütün resim ve bilgi paylaşan arkadaşlara teşekkürler...

messacım çok teşekkür ederim ben de isimlerinizi ve kırık kanatlar döneminden hatırladığım isimleri gördüğümde mutlu oluyorum... Demekki kırık kanatların verdiği duyguyla farklıymış paylaşılanlar... çok ilginç, hala kırık kanatların küçük bir bölümüyle karşılaştığımda duygulanıyorum, güzel anılar bırakmış kırık kanatlar...senaryolar, şiirler,yorumlar... düşününce çok hoş paylaşımlar olmuş...

dersler o kadar yoğun ki kendimi derslere odaklıyorum... cuma günleri hatırla sevgili saatinde yorumlarımı paylaşmak için uğruyorum foruma...bugün kendime kıyak geçtim ;) ve bu arada gördüğün gibi senin yaptığın imzayı kullanıyorum :) görünce dayanamadım hemen kullanmak istedim... ellerine emeğine sağlık.... sevgiler...

asiacım öncelikle eklediğin bilgiler için teşekkürler,not: hatırla sevgilide hangi kurabiyeler bekliyor bizleri :) her konusu güzel ama farklı bir yerinden yakaladık diziyi, galiba görselliğe önem veriyoruz :) neyse konunun dışına çıktım galiba...



tek kelimeyle harika... tatlı şair yüreğine sağlık... bu güzel şiiri yorumsuz bırakamazdım :) "tatlı şair" lakabının hakkını veriyorsun canım...

Yurinu'cum benim içinde sizlerin yeri hep özel ve ayrı olacak. Sizleri göremeyince içimde tuhaf bir burukluk oluşuyor. Haklısın KK hayatımızda özel bir yer edindi kendine... İmzamı beğenip kullandığın için ayrıca teşekkür ederim. Arada uğra ihmal etme burayı. Sevgiler. Mademoiselle ve Prazzl'dan hala ses yok...

Nazlıhan
08-01-07, 12:55
TARİHTE BUGÜN

8 OCAK 1916- Müttefik kuvvetleri, Osmanlı ordusunun Çanakkale
direnişini kıramadı. İngiliz Deniz Kuvvetleri Komutanı
Amiral Winston Churchill görevinden istifa etti.

Nazlıhan
08-01-07, 13:16
Ozet nerde nzlhancigim, bir de fragmani gormedim ben anlatabilirmisin?

Bulsam sormana gerek kalmadan ekleyecegim ama hani yok ki... :icon_sorr Nerede bulabilecegime dair bir fikrim de yok malesef. :img-help:

Fragmanda; Demir Karahan, Meriç Basaran, Emin Gürsoy, Serdar Yegin, Eray Demirkol, Sinemis Candemir, vb. isimler var. Bu bölüm Serdar Yegin basrolde. Güzel bir kasabadan (galiba Karadeniz Bölgesi'nde) ailesini bırakıp zabit namzeti olarak savasa katılması gösteriliyor. TRT'de yayınlanan fragmanda Zeynep Baskan agıt mı yol havası mı, ne oldugunu çıkaramadıgım güzel bir parça söylüyor. Resmi sitede ise Çalın Davulları türküsü esliginde fragman gösteriliyor. Ama Zeynep'in söyledigi türkü esliginde izlemek çok daha güzel ve dokunaklı olmus bence. Ya tam anlatamayacagım simdi. En iyisi sitenin adresini vermek. :img-wink:

www.kinalikuzular.com.tr

emre_suvari
08-01-07, 19:07
"Bir tutam saç", sanırım üsteğmen Zahit'in hikayesi... çünkü vasiyetini yazdığı mektupta, kızının bir tutam saçı da vardır...

Üsteğmen Zahit, Çanakkale Savaşının son şehitlerindendir. Cesedini gömmeden evvel ceplerinde yapılan aramada karısına yazılmış, fakat gönderilme imkanı bulunamamış bir vasiyetname çıktı. Üsteğmen Zahit’in bugün elimizde ne bir fotoğrafı, ne de mezarı vardır. Çanakkale Savaşında can veren binlerce yiğit Türk evladıyla beraber gönüllerimizde yaşamaktadır. Aziz hatırasına hürmet olmak üzere de, Kara Hüseyin tarafından çevrilen vasiyetnamesi aşağıya alınmıştır:

Aziziye (Pınarbaşı) İlçesinin Kılıç Mehmet Bey köyünden Ahmet Efendi kızı eşim Hanife Hanıma,

1 – İşte bugün seferberlik ilan edildi. Ben hem kendim, hem mesleğim itibariyle tam bir asker, hem de şerefli bir askerim.
2 – Asker olmam nedeniyle, sevgili vatanımı savunmaya gidiyorum. Gidip gelmemek, gelip bıraktıklarını bulmamak da olabilir. Bu gibi durumların insanlık aleminde meydana geleceği inkar olunamaz.
3 – Böyle olmakla beraber şu vasiyetnameyi yazmak, hemen ölmek demek değildir.
4 – Ulu Tanrı ve ilahi mukadderat ben seni, sen beni tanımadığımız ve bilmediğimiz halde, uzak bir memleketten bizi birbirimize nasip etti. Allah’ın emrine ve Peygamber’in kavline uygun olarak nikahımız kıyıldı. Yaşadığımız sürece geçimimizi sağlamaya çalıştım. Fakat, bizi toparlayıp bir araya getiren devletimiz harp ilan eder ve ben de vatanım uğruna şehit olursam, Ulu Tanrı elbet ruhlarımızı birbirine kavuşturur. Vatan uğruna şehit olursam bana ne mutlu. Böyle bir hal olduğunda mevcut olan eşyam ve taşınabilir mallarımdan mihri müeccelinizi ( payınıza düşen tazminatı ) almanız için sizi vekil olarak görevlendiriyorum. Eğer bunlar yetmezse hakkınızı helal edeceğinize ve beni borçlu yatırmayacağınıza eminim.
5 – Birbirimize verdiğimiz sözlerden dönmemenizi ister ve umarım. Ruhuma bir mevlit okutmak vicdanınıza kalmıştır. Kendim için başka bir şey istemiyorum. Şehitlik bana yeter.
6 – Altı maddeden ibaret bu vasiyetnamemi aldığınız zaman yüksek sesle ağlamanıza razı değilim.

Mektubun içinde kırmızı kurdeleye bağlı bir de altın gibi sapları bir demet saç bulunmuştu. Bu saçlar, aziz şehitin biricik yavrusu Nadide ye aitti.

masiva
08-01-07, 21:42
arkadaşlar 6.bölüm fragmanını görmek isteyenler dizinin resmi web sitesinde bulabilir.bilgilerinize....

erten07
09-01-07, 10:47
Kınalı Kuzular

Yönetmen: Tunç Davut
Yapımcı: Ahmet Yenilmez



Zahit subay olmak üzere harp okulunda okumaktadır. Aynı mahallede oturan Zeynep’e aşıktır.
Zeynep’te çocukluk arkadaşı olan Zahit’e aynı duyguları beslemektedir. Fakat Zeynep’in babası kızını zengin akrabalarına vermek ister.

Akrabaları olan Paşa, Zeynep’i beğenmiş ve oğluna istemektedir. Baba bu yüzden kızının Zahit’le olan ilgisini kesmesini ister.

Zahit’in annesi sayesinde rahatlıkla Zahit’le görüşen Zeynep bu karara isyan eder. Zahit bu sırada teğmen rütbesiyle harp okulunu bitirip göreve başlamıştır.

Annesini Zeynep’i istemek üzere gönderir. Baba red cevabını verir. Bu sırada paşa gücünü kullanıp Zahit’i uzak bir yere sürmek ister. Zahit, komutanı sayesinde gitmekten kurtulur ve yapısı gereği kızıp Zeynep’i kaçırır.

İlk gece Zeynep ve Zahit birbirlerine çevrelerinde onları kavuşturmak istemeyenler ne yaparsa yapsın birbirleri için yaşayacakları sözünü verir. Baba Zahit’i şikayet eder fakat kızı isteyerek kaçmıştır ve damadı Zahit askerdir. Bu yüzden fazla uğraşamaz.

Çevresi bu evliliği onaylaması gerektiğini söyler. Baba onları rahat bırakır ama kızını affetmez. Zeynep ise bir süre sonra Zahit’in evine taşınır ve kayınvalidesiyle yaşamaya başlar.

Annesi kızını rahatça görmektedir ama baba onunla konuşmaz. Paşa ise yeğenini reddettiği için Zeynep’e kırgın, Zahit’e ise kızgındır. Zeynep ve Zahit’in Nadide adını verdikleri bir kızları olur.

Çocuk sevinci Zahit’i ve Zeynep’in birbirlerine olan bağlılığını perçinler. Bu sırada savaş çıkar. Zahit Çanakkale’ye görevli olarak gider. Baba ise Zeynep’e, Zahit ölürse kendisinin haklı olacağını bildirir.

Zahit cephede kahramanca çarpışır. Üsteğmen olur. Askerleriyle birlikte düşman siperine baskın yaptığı bir gece şehit olur.

Üzerinden sadece kızı Nadide’nin kurdeleye bağlı bir tutam saçı ve karısının fotoğrafı çıkar. Zeynep ise Zahit’in en son mektubunda vasiyet olarak istediklerini yapar.

Eşyalarını satar, borçlarını öder. Evine dönerken mahallede babasıyla, paşa’yı görür. İkisi de sessizdir. Zeynep’in ne yapacağını beklerler.

Zeynep kucağında kızıyla birlikte vakur bir ifadeyle yanlarından geçerken onlara Zahit’le evlenerek en doğru kararı verdiğini çünkü bir kahramanla evlendiği için mutlu olduğunu söyler. Kızı artık onun için Zahit’ten kalan tek hatıradır. Paşa ve babası üzgündür. Artık kızgınlığın ve pişmanlığın bir faydası yoktur.

Mahalleli Zeynep’le birlikte eve gelip mevlit’e katılır. Baba da gelip ağlayan Zeynep’e sarılıp pişmanlığını belli eder.


Yayın
09.01.2007 20:30 / TRT1
13.01.2007 03:30 / TRTINT
13.01.2007 21:30 / TRTINT

kale
09-01-07, 11:46
erten07 ozet icin tesekkur ederim, bu aksam biraz ask hikayesi var, merakla aksami bekliyorum...

Messa
09-01-07, 11:58
erten07 ozet icin tesekkur ederim, bu aksam biraz ask hikayesi var, merakla aksami bekliyorum...

Evet Kale, güzel bir bölüm bizleri bekliyor. Özet ve eklenen bilgiler için teşekkürler. Forum kaç günden beri çok sessiz. Dizi başlamadığı zaman da bile böyle olmuyordu...

Ceva
09-01-07, 12:38
Erten07 özet için teşekkür ediyorum. Fragmanı izlediğimden beri özetini bekliyordum.

Özete göre bu hafta Zeynep ve Zahit'in aşk hikayesi izleyeceğiz. Sonlara doğru da Zahit'in ve arkadaşlarının şehitlik mertebesine yükselmelerini.

Bu hafta iki farklı türküyle izledik fragmanları ikisi de çok etkileyici olmuş. Fragmandan tahmin edebildiğim kadarıyla savaş alanındaki hastaneden görüntüler var ve yine etkileyici sahneler bizi bekliyor. Savaş sahneleri de gittikçe daha gerçekçi olmaya başladı.

Paşa Zeynep'i yeğenine mi? oğluna mı? istiyor. Özette bu durum biraz karışık. Birde özet çok kapsamlı olmuş. Bölümün her sahnesini anlatıyor sanki. Umarım böyle değildir birazda süprizli olması güzel oluyor.

sude9
09-01-07, 17:17
Fragmanı televizyondan izleyemeyince yayınlanmayacağını düşünmeye başlamıştım,dizinin sitesine bakmak aklıma geldi de izleyebildim.Çok hüzünlü bir bölüm daha ekranlara gelecek, Erten07 özet için teşekkürler

Nazlıhan
09-01-07, 18:10
Sevgili emre_suvari; bilgiler için tesekkürler... Sanırım dizide ilgili sehit kisi hakkında arada bazı degisiklikler de yapıyorlar. Senin verdigin bilgilerde Üstegmen Zahit'in esinin adı Hanife iken, özette Zeynep olarak belirtilmis. Yine de her seye ragmen gerçekten de okumak ayrı, izlemek ayrı bir güzellik diyorum...

Sevgili erten07; özet için tesekkürler... Bayagı ayrıntılı vermisler bu sefer...

Bir Kınalı Kuzular gününde daha iyi seyirler dileklerimle...

KemanciMemo
09-01-07, 18:58
Ozet icin tesekkurler sevgili Erten07. Gercekten cok kapsamli bir ozet olmus. Ben begendim, keske butun ozetler boyle olsa. Bundan sonra ozetleri umarim bir kac gun onceden vermeye baslarlar. Bir de Kinali Kuzularin resmi sitesinde bu ozetlerin yer almamasi oldukca tuhaf. Resmi siteye yeteri kadar ilgi gosterilmedigi kanaatindeyim. Resimleri ve fragmani eklemekle yetinebileceklerini zannediyorlarsa, aldaniyorlar. Bu eseri yureklerine basan izleyicilere yeterli ilginin verilmedigini dusunuyorum. Sevgili YSM yetkilileri, lutfen bu yorumum degerlendirilsin.

avrasya
09-01-07, 21:21
erten 07'ye özet,emre_süvari'ye bilgiler için teşekkürler.Fragman şimdi daha bir anlamlı oluyor özeti okuyunca.Ayrıca kemancimemonun dediği gibi ben de resmi siteye daha fazla özenilmesi gerektiğini düşünüyorum.Özellikle oyuncular ve bölüm özetleri konusunda hiçbirşey gösterilmiyor(Hala Kınalı hasanı anlatıyor özet bgöölümünde!)Oyuncuların künyeleri falan da yer almalı bence ama neyse her halde Kınalı Kuzularımızı izleyecek ve destek vereceğiz o kesin:img-yes:
Bugün bir arkadaşımla 'bugün bir işgal,savaş vs. durumu olsa yine bu ülkenin gençlerinden böyle kahramanlar çıkar mı?'diye bir tartışma yaptık.Kendisi buna inanmadığını söyledi.Ama ben her şeye rağmen umudum kaybetmiş değilim.Öyle olsa bu ülkeda hala okuyup,tüm tarih şuurundan yoksun insanları eleştirmeye devam edebilir miydik?Neyse bunlar uzun mevzular.Bu akşam için hepimize iyi seyirlerbye

ortay
09-01-07, 23:08
ben aslinda ne yazacagimi bilemiyorum henüz durduramadigim gözyaslarimla birlikte yüregimle,vatanin dört kösesinde sehit düsen ve kinali kuzlarla anilan canakkale sehitlerini büyük bir saygi ile aniyorum sizi unutmadik burdan yüregimle bagiriyorum sizi unutmadik aciniz göz yasiniz cesaretiniz benim damarlarimdaki kan gibi taze ve sicak sizi saygiyla yad ediyorum.
Icimden gecenleri paylasmak istedim sadece HOSCAKALIN

canakkale icinde vurdular beni,ölmeden mezara koydular beni!!!!!!

bonita
09-01-07, 23:16
çok çok güzel bi bölümdü ağlamaktan alamıyorum hala kendimi:icon_sorr :icon_sorr :icon_sorr :sad53: zaten serdar yeğini de çok severim of çok kötü oldum
bi ricam olucak bana dizinin resmi sitesini öm ile atabilir misiniz acaba

avrasya
10-01-07, 10:45
Yine gözyaşları içinde,derin saygı ve sevgi huşuları içinde izledim diziyi.Üsteğmen Zahit,Hatca anaya verdiği sözü yerine getirdi ve zeytin gözlü Memetle birlikte şehit olarak kasabaya geri döndü.Son ahneler özellile Hatca ananın üç şehit oğlunu gördükten sonra ölmesi harikulade çekilmişti.Tabi ouncuları tekrar kutlamak ve minnetleri sunmak lazım.
Zahitin vasiyeti de çok manidardı.BU mektubu okuduğunuzda 'yüksek sesle ağlamanıza razı değilim' gibi bir cümle işte bizim inançlarımızın özünü oluşturuyor.Edep,adap ama en önemlisi yaratıcaıya büyük saygı.
Aslında bu bölümde Agah efendi,Kostas emmi ve Hatca ananın da hikayeleri-hiç yan hikayeler izlenimi bırakmadan-ustaca işlendi.Bu anlamda kurgu müthişti.Agah efendinin kararı ne kadar doğruydu bilemem ama Çanakkale ve daha nice vatan toprağında yatan şehidimizin 'gönüllü' olarak ölüme gittiklerini bilmek...İşte budur belki bizleri bu kadar ağlatan:good:
Ne diyim Allah bu ekibten,onlara destek veren herklesten ve bugünde dahil(gerçi bugün çok değerli! idareciler artık şehitlilk mertebesini bile yan gelip yatmak değildir diye aşağılıyorlar ama.Allah onlara da akıl fikir versin ne diyim) tüm aziz şehitlerimizden,bu büyük acıya gururle ve sabırla dayanan tüm şehit ailelerinden razı olsun!Bu vatan sahipsiz değildir!:img-yes:

ayşa
10-01-07, 12:09
Merhaba arkadaşlar,
Dün akşam ki bölümü sulu sulu gözlerle izledim. Çok güzeldi, hele ki oyunculuklar çok çok güzeldi. İşime işledi oğlundan haber bekleyen annenin hüznü, ağıtları...
Emeği geçen herkesi bir kez daha kutluyorum.

Ceva
10-01-07, 12:27
Dün bölümün özetinin çok kapsamlı olduğunu söylemiştim ama dün verilen özetle bizim izlediğimiz bölüm farklıydı. Özet daha çok bölüme giriş ve benim açımdan Hanife ve Zahit'in birbirlerine olan bağlılıklarını, sevgilerini anlatmış oldu.

Bölümün savaş sahnelerine gelince bana mı öyle geldi, yoksa başka farkeden de varmı bilmiyorum ama savaş sahnelerinden bazılarını daha önceki bölümlerde izlemiştik sanki.

Bölüm yorumlarından önce dün izlediğimiz bölümde kullanılan ve benim çok sevdiğim, kısa bir süre önce izlediğim bir diğer trt dizisinde de kullanılan "hastane önünde incir ağacı" türküsü için teşekkür ediyorum.

KIRÇİÇEĞİ
10-01-07, 12:54
Merhabalar....

Akşam ki bölüm çok güzeldi...Tıpkı diğer bölümlerin güzel olduğu gibi..

Oğlundan haber bekleyen annenin feryadı,Sevdiğinin gelmeyeceğini bile bile gitmesine izin veren bir sevgilinin acısı,babasını bir daha sadece rüyalarında görebilecek olan bir çocuk...

Müzikleri de çok güzeldi...özellikle 'hastahane önünde incir ağacı' çok etkileyiciydi..çok sevdiğim türküyü dinlemek ayrı bir keyif verdi...

Oyuncuların perfonmansı da muhteşemdi...

Gazetecilerle Saya Recep'in konuşması ve Agah beyin gazeteciliği bırakıp asker olması,yaralı askerin annesini görmeye bile gitmek istememesi...hepsi ama hepsi çok güzeldi...

Emeği geçen herkese bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum...

KemanciMemo
10-01-07, 14:16
Bu bolum baslarken herzamankinden farkli olarak oyuncularin isimlerinin gectigi jenerik bolumune biraz daha fazla dikkat kesildim. Gorduklerim karsisinda acik soylemek gerekirse sasirdim. Serdar Yegin’in soy ismini Yigit olarak gorunce sasirdim, sonrasinda buyuk tiyatro ve sinema ustadi Haluk Kurtoglu’nun oglu Cem Kurtoglu’nun ismini gorunce de sasirdim. Cok kisa da olsa kusursuz buldugum oyunculugunu izlemek son derece keyifliydi. Her yeni bolumde yeni yeni simalar gormeye kendimizi alistiralim demistim, alistirmaya devam arkadaslar :)

Bolumu genel olarak cok begendim. Sevgili avrasyanin da belirttigi gibi yan hikayeler bile guzel bir kurguyla suslenmis. Ana hikayeye sadik kalinarak islenen yan hikayeler bolume ap ayri bir tad katmis. Fakat bazi yan hikayelerin uzunlugunu ve sahnelerin fazlaligini da gorunce izleyici olarak ister istemez ana hikayeden koptum desem yalan olmaz. Mesela Tegmen Zahit’in evden ayrilma bolumune ayrilan surenin cok uzun oldugunu dusunuyorum ben. Cok duygusal ve cok guzel sahnelerdi, kabul ediyorum, ama herseyin tadinda birakildiginda cok daha guzel olacagini dusunuyorum. Tegmen Zahit’in ugurlanma sahnesi de hakeza ayni sekilde gereksiz yere uzatmalara tabi tutulmus. Bir diger itici gelen konu ise, Hatce ana’nin sahneleriydi. Bu sahnelerin bu kadar fazla ve uzun tutulmasi inanin beni cok daraltti. Oyuncunun performansindan kaynaklanan birsey degildi, tam aksine o oyuncuyu ben cok begendim, ama her uc sahneden birinde Hatice ana karakterini oyle bagira bagira izlemek inandiriciliktan uzak geldi bana. Tabi bu benim dusuncelerim.

Butun bunlarin disinda begendiklerim tabiki cok daha fazlaydi. Mesela en basta Tegmen Zahit’in hayat hikayesindeki sadelik goze carpiyordu. Hanifesine besledigi cikarsiz ve katiksiz sevgisi izlenmeye degerdi. Ayni sekilde Hanifenin de Zahitine karsi hissettigi duygular anlatilmaz duygulardi. Yazmis oldugu vasiyetin iceriginden de sevgisindeki duruluk hemen farkediliyordu zaten Tegmen Zahit'in. Kizinin bir tutam sacini koklayip koklayip dindirmeye calistigi hasretlik acisi, dusmana karsi amansiz ve korkusuz cikislari, asker arkdaslarina karsi sergiledigi dayanismasi, hepsi cok ince ve yalin derin bir sekilde islenmis. Bunda tabiki Serdar Yegin’in oyunculugununda buyuk capta rolu var.

Sonra Agâh isimli gazetecinin Alman ile Fransiz gazeteciye nazaran besledigi VATAN SEVGISI ve VATAN SAYGISI’nin farkliligi hemen goze batiyordu. Savas’in en zor sartlarinda bile menfaatlerini kapitalizmin boyundurugu altinda hissetmeleri ne kadar “insan” olduklarini gozler onune seriyordu. Bu boyunduruk altina kirli hesaplarla cekilmeye calisilan Agâh’in simsek gibi cevabi da dort dortluk bir cevapti; “Esaret altinda bir ulkede yazar olmaktansa, bagimsiz bir ulkede acliktan ölmeyi tercih ederim !” Ayrica savasin siddetini gordukten sonra ve Tegmen Zahit’in sehit dustugu haberini aldiktan sonra muhabirligi birakip, boluk kumandanina neden askerlik yapmak istedigini aciklarken soyledigi su sozlerde yine altin degerindeydi; “Bagimsizligini yitirmis bir ulkede hic birsey yapamazsin, muhabirlik bile !”. Sonra Saya i-Recep’in “gavur” gazetecilere aciklamasini yaptigi “gavur” kelimesinin tanimina da bayildim. Kac yillik devlet oldugumuzu ve bu yillar zarfinda neler yaptigimizi soylerken de gurur duydum milletimden. Yine Saya i-Recep’in Hatce ana’nin mezarinin basinda soyledikleri gozlerimi yasartmisti; “Verdigin coraplari Mehmed’e veremedim, ama baska Mehmed’e verdim. Sana Mehmedini getiremedim, ama butun Mehmdlerden sana selam getirdim. Onlari sana getiremedim, ama sen onlarin yanina gitmissin…”.

KemanciMemo
10-01-07, 14:23
Boluk komutaninin kazanilan siperlere sevinmemesinin sebebini acikladigi sahnede de kendimden gectim diyebilirim; “Bir siper kazandik, ama yuzlerce askerimizi de kaybettik. Bu durumda sevinmemmi, uzulmemmi gerekir?”. Ayni boluk kumandaninin Zahit’in sehit dustugu haberi geldiginde onun hakkinda soyledikleri de yine tuyler urperticiydi; “Gostermis oldugu ustun basaridan dolayi kendisine Ustegmenlik mertebesi layik gorulmutu, ama Ustegmen oldugunu bile ogrenemeden sehit oldu !”.

Sonra Yuzbasi Memduh’un boluk Kumandanina soyledigi sozler de dudak ucurtan sozlerdi, dusmanin cephaneligini dusunerek “Onlarda olan bizde yok, ama bizde olan da onlarda yok !” dediginde neleri kastettigini anlamak hic de zor degildi. Daha sonra Tegmen Zahit’e soyledigi ve altin degerinde oldugunu dusundugum su sozleri sarfetti; “Kimi sevdikleri icin yasar, kimi de sevdikleri icin ölür !”. Sevdigin icin yasamak ve ölmek, yasarken ölmek, ölürken yasamak. Hayat felesefesi dersi gibi, derin mevzular bunlar, cok derin. Diger guzel bir sahne de siperdeki Cavus’un kenarda korkudan mi, yaralarindan mi tir tir titreyen Mehmetcigi gordugu sahneydi. Ona “Aslanim ! Bomba, bombadan korkarmi ?” diye sordugu sahne ve o sahneyi susleyen sozler tarif edilemez.

Gavur gazetecilerin Kostas amcayi kendilerinden gormeyip; “Seni gorunce anladim ki, bu ulkenin Hristiyanlari bile baska…” dediklerinde bu baskaligin nelerden kaynaklandigini dusundum. Kostas amcalar hic azimsanmayacak kadar fazlaydi bizim memleketimizde. Simdi isimlerini bile anmaktan nefret ettigimiz Ermeniler bile “milleti sadika” olarak gecmisti kayitlarimiza. Bizi kimlerin nasil bu hale dusurdugunu dusundukce kahroluyorum. Colugumuzu, cocugumuzu, namusumuzu, malimizi ve herseyimizi gozumuzu kapatmadan emanet ettigimiz Kostas amcalar nerede simdi ? Peki ya o Tegmen Zahitler, Yuzbasi Memduhlar, i-Recepler, gazeteci Agâhlar nerede…?

Hatce ana’nin Mehmedini Zahit bulmustu bulmasina, ama Mehmed cok farkli dunyalar icindeydi. Dedesini, babasini, agabeylerini dusunuyordu o. Birakip gitmeyi yediremiyordu gururuna. Onlari birakip nasil giderim kumandanim derken firtinalar koptu birden icimde. Ismimi zaten cok seviyordum, ama Mehmed’i taniyinca cok daha fazla sevdim. Hatce ana sanki hissetmis gibi Mehmed’in sehadetinden sonra uc oglunun da hayalini gordu. Belki de gercekten annelerini almaya gelmislerdi, ki alip gitmisler, biz gorduk…

Son olarak bu guzel dizinin muzikleri hakkinda da birseyler yazmak istiyorum. Bu dizinin muzikleri kesinlikle ölümsüzlestirilmeli. Bukadar icten ve yurekten soylenen turkuler unutulmamali. Adeta tarihimizi sakiyan bu icli nameler kulaklarimizi hic terk etmemeli. Ozellikle “Hastane onunde incir agaci” turkusunu farkli ritimlerle dinlettikleri icin ben de tesekkur ediyorum. Sevgili Ceva’nin bahsettigi dizi sanirim Hayat Turkusu dizisi. Keyifle izledigim bir dizi olan Hayat Turkusu dizisini bu guzel ortamin sakinlerine tavsiye etmeyi boynumun bir borcu biliyorum. Kinali Kuzulari severek izleyenler, eminim Hayat Turkusu dizisini de keyifle izleyeceklerdir.

Ben Kinali Kuzular ekibine gostermis olduklari ustun gayret ve basari icin tekrar tekrar ismim, milletim ve tarif edilemez sevgim adina sonsuz tesekkurlerimi sunuyorum. Size minnettariz...

sude9
10-01-07, 15:18
"Kimi sevdikleri için yaşar,kimi de sevdikleri için ölür " ne güzel bir söz

Güzel bir bölüm daha izledik,KemancıMemo ayrıntılı bir şekilde hepimizin hissettiklerini yazmış,daha fazla söyleyecek söz kalmamış,dizide emeği geçen herkese teşekkürler,tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun

asia
10-01-07, 15:25
Malesef dün akşam ki bölümü kaçırdım.. ancak sevgili arkadaşım Ceva ve forumda bu türküyü beğenen herkes için.. ''hastane önünde incir ağacı'' adlı türküsünün sözlerini buldum.. ve türkünün kendi öyküsü..

HASTANE ÖNÜNDE İNCİR AĞACI

Hastane önünde incir ağacı

Doktor bulamadı bana ilacı

Baş tabib geliyo zehirden acı

Garip kaldım yüreğime dert oldu

Ellerin vatanı bana yurt oldu

Mezarımı kazın bayıra düze

Benden selam söyleyin sevdiğim gıza

Başına koysun, karalar bağlasın

Gurbet elde kaldım diye ağlasın

Hastane Önünde İncir Ağacı Türküsünün Öyküsü:

Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç askerde vereme yakalanır. Hava değişimi olarak Yozgat'a (Akdağmadeni) gelir. Sözlüsünün ailesi gence kızlarını göstermek istemez. Genç tedavi için İstanbul'da hastaneye yatar, pencereden gördüğü incir ağacından aldığı ilhamla aşağıdaki türküyü söyler.Yakalandığı amansız hastalıktan kurtarılamayarak hastanede ölür. Ailesi cenazesini Yozgat'a getiremez., İstanbul'da kalır

lal2
10-01-07, 16:11
Bilmiyorum KemanciMemo nun yazdiklarindan sonra geriye söylenecek fazla bir sey kalmadi gibi. Banada ilk önce Hatice kadinin feryatlari cok gelmisti. Sonra Zahidin kizi deli Hatice geldi diyince feryatlarin coklugu mantikli geldi. Iki evladini sehit belki o kadar aci olmayabilir ama onlardan ayri düsmek belki daha acidir. Hazmi kolay olmaya bilir. Geriye kalan son umudu olan ogulunu kaybetme korkusu da üstüne daha agir gelmistir. Sonucta evlatlari onu almaya geldiginde onlara kavusmayi gördük...

Tekin
10-01-07, 18:07
Bu bölüm de diğerleri gibi çok güzeldi:good: Hatce ananın oğlunu beklerkenki feryatları içimi yaktı:icon_sorr hele oğlu Mehmet'in o zor durumdayken,ölüm döşeğindeyken "benim iki abim burada şehit oldu onları burada bırakıp nasıl dönerim" diyip "anam dedemi bekledi,babamı bekledi,abilerimi bekledi beni de bekler" demesiyle altüst oldum böyle bir vatan sevgisi herkese ibret olsun!Tarih tekerrür edip aynı oyunları hala oynamakta önemli olan bu oyuna gelmemek atalarımızın o korkunç savaştaki kahramanlığından ders alıp bugünü ona göre yaşamaktır :good: Tüm ekibi böyle bir diziyi bizlere sundukları için tebrik ediyorum:good: hepinize sevgiler,saygılar:img-wink:

NOT:Arkadaşlar bu bölümün fragmanında "Sen gelmedin oğul,horonları kim oynar" diye bir Karadeniz türküsü vardı bu türkünün adını bilen ya da sözlerini bilen varsa paylaşabilir mi?Aradım ama bulamadım :(

Nazlıhan
11-01-07, 12:58
Dün bölümün özetinin çok kapsamlı olduğunu söylemiştim ama dün verilen özetle bizim izlediğimiz bölüm farklıydı. Özet daha çok bölüme giriş ve benim açımdan Hanife ve Zahit'in birbirlerine olan bağlılıklarını, sevgilerini anlatmış oldu.

Sevgili Ceva; ablacım, 6. bölüm hakkındaki bilgileri ve özeti bizimkilere dizi öncesinde biraz anlatmıstım. Konuda biraz degisiklik olunca biz de garipsedik tabi ki... Özette esinin esmi Zeynep yazıyordu mesela. Üstelik Zahid'in ölüm haberi geldiginde babasını filan da göremedik... Savas alanındaki bazı sahnelerin benzerligi benim de gözümden kaçmadı... Türküler her zamanki gibi güzeldi. Sanki o türküleri yazanlar usta bir ozanmısçasına yürekten gelen nagmeleri ne kadar güzel söze dökmüsler böyle... {Ozan demisken, bu aksam en eski Türk ozanının hikayeleri baslıyor... :img-wink: Dede Korkut Hikayeleri / 11 Ocak 2007 Persembe / TRT 1 / 21.10. (Reklamları izlediniz. :))}

Sevgili KemanciMemo; çok güzel ayrıntılara deginmissin, tesekkür ederim. Bu yapım diger yapımlara da örnek olacak insallah. Ve zamanla çekim kalitesi, kurgusu çok daha iyi yapımlar da görebiliriz umarım.

Sevgili asia; türkü sözleri ve hikayesi için tesekkürler...

Sevgili Gülşah&yeom-jan; o kadar siteye baktım ama ben de sözünü ettigin türküyle ilgili hiçbir sey bulamadım malesef.



Kaynak:http://www.turkiyegazetesi.com.tr/makaledetay.aspx?ID=314609

Meşhurların Son Sözleri
Vehbi Tülek
09 Ocak 2007 Salı
[email protected]

Çanakkale şehidi Üsteğmen Zahid

Şiran ilçesinden Yetimoğlu Mustafa'nın oğlu Üsteğmen Zahid, (Mülâzim-i Sani Zahit Efendi) Çanakkale'de şehit olan kahramanlarımızdan biridir. Vefatından önce hanımına yazdığı mektubu ibretle okuyalım:

"Eşim Hanife Hanıma..."
"Aziziye (Pınarbaşı) ilçesinin Kılıç Mehmet Bey Köyü'nden Ahmet Efendi kızı eşim Hanife Hanıma...
Bugünlerde her zamankinden daha önemli muharebelere gireceğiz. Sevgili vatanımızı savunmaya gidiyoruz. Gidip de gelememek, gelip de bıraktıklarımı bulamakak var. Böyle olmakla beraber her muharebeye giren ölmez. Fakat eğer ben ölürsem sakın gam yeme... Beni ve seni yaratan Allah bizi nasıl dünyada birbirimize nasib etti ise, benden şehitlik rütbesini esirgemediği takdirde elbette ruhlarımızı da birbirine kavuşturur. Vatan yolunda şehit olursam bana ne mutlu. Ancak, sana bir vasiyetim var:
Birincisi benim için kat'iyyen ağlama...
İkincisi, eşyamın listesi ilişikte. Bunları sat, ele geçecek paradan "mehr-i muaccel" ve "mehr-i müeccel"ini al, üst tarafı ile bana bir mevlid-i şerif okut. Eğer bunlar sana borcumu ödemezse hakkını helal et ve ilk gece aramızda geçen sözü unutma...

Zarftan çıkan bir demet saç!..
Ayrıca mektubun içinden kırmızı kurdeleye bağlı bir de saç demeti çıkar. Saçın tazeliği bunun mini mini bir yavrunun başından kesilmiş olduğunu göstermektedir.
İşte o zaman herkes Zahid'in evli olduğunu ve Nadide isminde de bir yavrusunun varlığını öğrenir. Çünkü Zahid Üsteğmen cepheye gelirken arkasında çoluk çocuk düşüncesini de bırakmıştır. Ve savaş boyunca ne izin isteyerek evine gitmeyi düşünmüş ne de o konuda iki çift laf etmiştir.
Zahid Üsteğmen, 9 Ocak 1916'da şehit olur. Bu kahraman, Çanakkale Savaşının son şehitlerindendir. Üsteğmen Zahid'in mezarının yeri bilinmemektedir. Ancak o da; Çanakkale Savaşı'nda can veren binlerce yiğit Türk evladıyla beraber gönüllerde yaşamaktadır...

Tarihe dikkat ettiniz mi? Zahid Üstegmen'in sehit oldugu tarihte onu konu alan bölümü yayınladılar. Bu ayrıntı çok güzeldi bence...:good:

paçiii_melos
11-01-07, 14:02
Baktım da salı günkü bölümün reytingleri yoktu ekliyim dedim

9 OCAK 2007 SALI
NO PROGRAM ADı KANAL RATING (%) SHARE (%)
1 EZO GELIN [NET] SHOW 13,60 31,20
2 GALATASARAY-FEYENOORD [NET] KAND 10,10 23,10
3 BINBIR GECE (OZEL) [NET] KAND 7,70 23,10
4 SHOW TV ANA HABER BULTENI [NET] SHOW 7,20 20,00
5 KUS YUVASI (TV FILMI) [NET] STV 6,20 15,10
6 STAR ANA HABER BULTENI [NET] STAR 5,60 15,50
7 ATV ANA HABER BULTENI [NET] ATV 5,40 14,50
8 DONGEL KARHANESI (T.S) [NET] ATV 5,20 14,90
9 KANAL D ANA HABER BULTENI [NET] KAND 5,20 14,30
10 SIRLAR DUNYASI (TKR) [NET] STV 5,10 12,80
11 CENNET MAHALLESI (TKR) [NET] SHOW 5,00 17,60
12 SIRLAR DUNYASI [NET] STV 5,00 11,50
13 HABER SAATI [NET] KAN7 4,70 13,70
14 SPOR SAYFASI [NET] SHOW 4,50 11,40
15 GENIS ZAMANLAR [NET] STAR 4,50 10,50
16 CUKUR (TV FILMI) [NET] STV 4,20 9,50
17 OKSUZLER (TV FILMI) [NET] STV 4,00 12,50
18 SAMANYOLU ANA HABER BULTENI STV 3,90 11,30
19 KASAP (TV FILMI) [NET] STV 3,70 10,30
20 BIR DEMET TIYATRO [NET] ATV 3,50 7,90
21 HAYATIN ICINDEN . STAR 3,40 10,40
22 SABAHLARIN SULTANI [NET] KAND 3,30 21,20
23 TRT ANA HABER BULTENI TRT1 3,30 8,50
24 IKINCI SANS (Y.S) [NET] SHOW 3,20 9,00
25 FIKRALARLA TURKIYE [NET] KAN7 3,20 7,80
26 SEBNEM KISAPARMAK''LA PAYLASTIKCA [NET] KAN7 3,10 12,90
27 GUNAH SEHRI (Y.S) [NET] STAR 3,00 8,60
28 SPOR GUNDEMI KAND 3,00 7,80
29 AVRUPA YAKASI (TKR)-OPT [NET] ATV 2,90 9,80
30 KINALI KUZULAR [NET] TRT1 2,90 6,50

HEDEF KİTLE : A/B
9 OCAK 2007 SALI
NO PROGRAM ADı KANAL RATING (%) SHARE (%)
1 EZO GELIN [NET] SHOW 9,80 23,50
2 BINBIR GECE (OZEL) [NET] KAND 8,80 26,10
3 GALATASARAY-FEYENOORD [NET] KAND 8,80 21,00
4 DONGEL KARHANESI (T.S) [NET] ATV 8,30 23,40
5 ATV ANA HABER BULTENI [NET] ATV 6,20 18,40
6 BIR DEMET TIYATRO [NET] ATV 6,10 14,50
7 STAR ANA HABER BULTENI [NET] STAR 5,50 16,50
8 GENIS ZAMANLAR [NET] STAR 5,30 13,00
9 SHOW TV ANA HABER BULTENI [NET] SHOW 5,10 15,30
10 KANAL D ANA HABER BULTENI [NET] KAND 5,10 15,30
11 KINALI KUZULAR [NET] TRT1 4,70 11,00

Tekin
11-01-07, 19:10
Sevgili Gülşah&yeom-jan; o kadar siteye baktım ama ben de sözünü ettigin türküyle ilgili hiçbir sey bulamadım malesef.

Olsun canım araştırman yeter:good: ilgi gösterdiğin için çok teşekkürler :good: :img-wink: ben yine araştırayım eğer bulursam sizinle de paylaşırım:img-wink: :good:

Ceva
12-01-07, 14:16
Sinemada ve televizyonda, senaryo, yönetmen, oyuncular kadar seslendirmeninde önemi büyük. Bu konulardan çok anlamamakla birlikte bir izleyici olarak ve gördüklerime dayanarak Türkiye, özellikle de TRT seslendirme konusunda bence dünya sıralamasında ön sıralarda yer alır.

TRT kanallarında seslendirmeye verilen önem,işin ciddiyeti ve güzel Türkçe sayesinde izlediğimiz dizi, film, v.b. hangi dilden olursa olsun kaliteli seslendirmeler izliyorduk. Bunda tiyatro kökenli oyuncularımız rolü şüphesiz çok büyük, buna en güzel örnekler ise Rahmetli Alev Sezer (Bruce Willis'i bana sevdiren onun sesidir) ve Alf karakterini seslendiren üstad Müşfik Kenter'dir. Özel kanalların çoğalması ve dizilerin sayılamaz hale gelmesiyle birlikte seslendirmelerde de problem yaşar duruma geldik. Oyuncunun konuşmadığı anlarda yapılan seslendirmeler, seslendirilmeyen konuşmalar çokça görmeye başladığımız hatalardan.

Bu hafta Kınalı Kuzular da, özel kanallarda aynı sezonda ve birkaç dizide sesini duymaya alıştığımız sesi Agah beyde duyduk. Seslendirmeyi yapan Levent Can Beyin yaptığı işe, Türkçe'sine ve sesini kullanmasına saygısızlık etmek değil amacım aksine işini özenle yapanlardan olduğunu, hatta sesi sayesinde dizi oyuncularının, oyun güçleri ile bize yansıtlamaları gereken duyguları, Volkan beyin sesi sayesinde bize hissettirecek kadar iyi olduğunu izlediğim için biliyorum.

Rahatsız olduğum Agah beyin sesini her duyduğumda diğer dizi karakterlerinin aklıma gelmesi. işte rahatsız olduğum konu da tam anlamıyla bu..Agah beyi canlandıran oyuncu daha önceki bölümlerde yanlış hatırlamıyorsam kendi sesi ile oynamıştı. (Oyuncunun ismini hatırlayamadım:icon_sorr ) Yine kendi sesiyle oynamasını rica ediyorum. Oyuncumuz, oynadığı karaktere göre sesiyle, mimikleriyle farklı bir karakter çiziyor zaten ayrıca bir seslendirme yapılmasın lütfen.

Bugün şikayet günüm galiba ama Agah beyi canlandıran oyuncunun adını hatırlamayadığım için resmi siteden öğrenmek istedim. Sayfanın hala yapım aşamasında olduğu yazısı çıktı. 6. Bölümü izledik artık yapımının bitmesi gerekmiyor mu? Bölüm özetleri için de son günü bekliyoruz. Resmi siteyede biraz daha özen rica ediyorum.

Sevgili KemanciMemo, bahsettiğim dizi seninde belirttiğin gibi Hayat Türküsü'ydü. Bence de herkesin bilmesi, öğrenmesi ve Hayat'ı öğrenmesi için izlemesi gereken çok güzel ve özel bir dizi..Hayat Türküsü

Sevgili Avrasya, Levent Can Beyin ismini hatırlattığın için teşekkür ederim.

avrasya
14-01-07, 00:55
Baktım dizimiz iknci sayfada birinci sayfaya taşıyım dedim.Birara burası çok canlıydı ama galiba resmi sitenin ilgisizliği bizlere de sirayet ediyor.Zira orda da kaç kere siteye daha fazla ihtimam göstermeleri gerektiği konusunda eleştirilerde bulundum.Ama nafile!
Sevgili Ceva site ve seslendirmeler konusunda söylediklerine katılıyorum.Bahsettiğin oyuncu Levent Can sanırım.(ben de bu değerli sanatçının adını bu forumda öğrenmiştim).Kendisi 3.bölümde ve 4. bölümde kendi sesini kullanmıştı ama.Ayrıca bu son bölümde Demir beyin oynadığı karakter de seslendirilmişti.Belki oyuncuların dublaja yetişememsi gibi bir durum olmuş olabilir(bu konuda bir bilgim yok sadece bir tahmin de bulundum)
7.bölümü de sabırsızlıkla bekliyorumBu bölümün özetini bulan olursa buraya eklemesini rica edicem.Çünkü sağolsun resmi sitemiz bu konuda da çok duyarsız!bye

CveB
14-01-07, 02:19
Dizinin bu haftaki bölümü “Hasan Ethem” adını taşıyor…

Hasan Ethem, Halit, Şevket ve Hilmi kardeşlerin en büyüğüdür. Şevket ve Hilmi henüz çocuktur. Babaları Balkan Savaş’ında şehit olmuştur. Hasan Ethem, kardeşi Halit’i yanından ayırmaz, onu kollar. Fakat Halit, babasının yokluğu ve savaş döneminin getirdiği sıkıntılardan dolayı hayatı boşlamış, asi bir karaktere sahiptir.

Halit, meyhanede yaşadığı olay yüzünden babasına layık olamadığı için utanır ve Çanakkale gönüllüsü olur.Hasan Ethem Hukuk Fakültesi’nde okumakta fakat ailesini geçindirebilmek içinde Beyazıt Numune Mektebi’nde öğretmen olarak çalışmaktadır. Geçim sıkıntısı çekmektedirler. Süt kardeşleri Kadir, Mevlevi şeyhi olan babasının yanında kalmakta ve zaman zaman Hasan Ethem’in ailesine destek olmaya çalışmaktadır. Kadir muallim mektebini bitirmiş olmasına rağmen, öğretmenlik yapmaz. Annesiz büyüdüğü için süt annesi Zeynep’e ve onun çocuklarına kardeş gibi bağlıdır. Dini duyguları güçlü bir çocuktur. Meyhane kavgasından sonra kardeşi Halit’e her zamanki gibi sahip çıkan Hasan Ethem, bir akşam süt kardeşi Kadir’le birlikte gittiği toplantıda zamanın aydınlarından Ömer Seyfettin’in konuşmasıyla içindeki eksikliği tamamlar. Bu konuşma Hem Kadir’i hem de Hasan Ethem’i çok etkilemiştir. Reşat Hoca’nında manevi desteğiyle gönüllü olmaya karar verirler. Hasan Ethem, Halit ve Kadir’i asker kıyafetleri içinde gören Zeynep hem üzüntü hem de gururu aynı anda yaşar.
Cephede telefon hattı çekmek üzere seçilen Hasan Ethem, Kadir ve iki asker bombardımana uğrar. Kadir ve Hasan Ethem ağır yaralanır. Halit başka bir cephede savaşmaktadır. Hastane çadırında Kadir, Hasan Ethem’in hikayesini yan yatakta yatan Edirneli Hüseyin’e anlatır. Sonunda Hasan Ethem aldığı ağır yaralardan kurtulamaz, vefat eder. Fakat Kadir ve Halit eve döner.

16.01.2007 20:30 / TRT1
20.01.2007 03:30 / TRTINT
20.01.2007 21:30 / TRTINT

Nazlıhan
14-01-07, 14:02
16.01.2007**20:30 / TRT1
20.01.2007**03:30 / TRTINT
20.01.2007**21:30 / TRTINT

TRTINT'te tekrar olarak dün saat 03.30'da görünüyordu ama o saatte baska bir program basladı. Aksam izleyemiyorum bari o saatte tekrarlarını izleyeyim diye bir güzelde uykuma kıymıstım. Ama hani nerede? Bir müddet sonra izledigim program yüzünden tekrar uykuya yenik düstüm.

Sevgili Ceva; demek baska kisiler seslendirme yaptı. Açıkcası fazla dizi izlemedigimden Volkan Bey'in hangi dizilerde dublaj yaptıgını pek hatırlamıyorum ama önceki bölümlerde Levent Bey'in diksiyonu da fena degildi. Hele hele Demir Bey'e neden yaptıklarını da anlamıs degilim. İzlerken acaba ben mi yanlıs duyuyorum yoksa adamlar konusurken ses tonlarını mı degistiriyorlar diye de düsünmedim degil hani. Umarım durum sevgili avrasya'nın tahmini gibidir. (Resmi site konusunda sizlere katılmamak ne mümkün? Fragman ve resimler dısında hiçbir yenilik olmuyor malesef. Bir de arada gelen haberler iste... En uyduruktan dizinin bile sitesinde neler neler var yahu...:icon_sorr )

Sevgili CveB; özet için çok tesekkürler ama keske nereden buldugunu da yazsaydın canım. Malum ilgili hiçbir yerde bulmamız gerekeni bulamıyoruz. :icon_sorr Umarım bu özet izleyecegimiz bölümün özetidir. (Bazen özetle izledigimiz farklı çıkıyor da.) Ve okudugumdan anladıgım kadarıyla yine bir duygu seli bizleri bekliyor...

Sevgili paçiii_melos; reytingler için tesekkürler. Binbir Gece'de düsüs var ama bu "Modern Ezo Gelin"inmize yaramıs. :icon_sorr Hep kopya eserler, birbirini tekrar eden programlar... Bakalım baska izlenesi degerlerimiz oldugunu ne zaman ögrenecek ve özümüze ne zaman dönecegiz?

Bari kısa zamanda DVD'lerini filan çıkarsınlarda biz de rahat edelim. (3.bölümünden itibaren tekrarlarını izleyememekten dolayı içimde ukte kaldı da...:icon_sorr )

Nazlıhan
14-01-07, 14:19
Hasan Etem'in Validesine Son Mektubu

Valideciğim,

Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi,

Nasihat-amiz mektubunu Divrin Ovası (Niğde) gibi, güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının sayesinde otururken aldım. Tabiatın yeşillikleri içinde mest olmuş ruhumu bir kat daha takviye etti.

Okudum, okudukça büyük dersler aldım. Tekrar okudum. Şöyle güzel ve mukaddes bir vazifenin içinde bulunduğumdan sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara mukavemet edemeyerek eğilmesi, bana, annemden gelen mektubu selamlıyor gibi geldi. Hepsi benden tarafa doğru eğilip kalkıyordu ve beni, annenden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı. Gözlerimi biraz sağa çevirdim güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları kendilerine mahsus bir seda ile beni tebşir ediyorlardı. Nazarlarımı sola çevirdim çağıl çağıl akan dere, bana validemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor, köpürüyordu...

Başımı kaldırdım, gölgesinde istirahat ettiğim ağacın yapraklarına baktım.Hepsi benim sevincime iştirak ettiğini, yaptıkları rakslarla anlatmak istiyordu. Diğer bir dalına baktım, güzel bir bülbül, tatlı sedasıyla beni tebşir ediyor ve hissiyatıma iştirak ettiğini ince gagalarını açarak göstermek istiyordu.

İşte bu geçen dakikalar anında , hizmet eri :

-Efendim, çayınız, buyurunuz, içiniz, dedi.

-Pekala dedim, aldım baktım, sütlü çay...

-Mustafa bu sütü nereden aldın? dedim.

-Efendim, şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu?

-Evet dedim. Evet ne kadar güzel.

-İşte onun çobanından 10 paraya aldım.

Valideciğim, on paraya yüz dirhem süt, su katılmamış. Koyundan şimdi sağılmış, aldım ve içtim. Fakat yukarıdaki bülbül bağırıyordu: "Validen kaderine küssün, ne yapalım. O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı sesleri duyacak idi."

Şevket merak etmesin o görür, belki de daha güzellerini görür.

Fakat, valideciğim, sen yine müteessir olma. Ben seni, evet seni mutlaka buralara getireceğim. Ve şu tabii manzarayı göstereceğim. Şevket, Hilmi (kardeşleri) de senin sayende görecekler.

O güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında, çamaşır yıkayan askerler saf saf dizilmişler. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu.

Ey Allah'ım, bu ovada onun sesi ne kadar güzeldi. Bülbül bile sustu, ekinler bile hareketten kesildi, dere bile sesini çıkarmıyordu. Ezan bitti. O dereden ben de bir abdest aldım. Cemaat ile namazı kıldık. O güzel yeşil çayırların üzerine diz çöktüm. Bütün dünyanın dağdağa ve debdebelerini unuttum. Ellerimi kaldırdım, gözümü yukarı diktim, azımı açtım ve dedim:

-Ey Türklerin Ulu Allah'ı. Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların şu heybetli dağların Halikı. Sen bütün bunları Türklere verdin. Yine Türklerde bırak. Çünkü böyle güzel yerler, Sen'i takdis eden ve Sen'i ulu tanıyan Türklere mahsustur.

Ey benim Rabbim!

Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri; ism-i Celalini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır.Sen bu şerefli dileği ihsan eyle ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını zaten kahrettin ya, bütün bütün mahfeyle." Diyerek dua ettim ve kalktım. Artık benim kadar mes'ut , benim kadar mesrur bir kimse tasavvur edilemezdi.

Oğlun Hasan Etem


Mektubu yazan, ihtiyat zabit ( yedek subay ) namzedi Hasan Etem , İstanbul Hukuk Fakültesi son sınıfına devam ederken aynı zamanda Beyazıt Nümune Mektebi'nde öğretmendi. Düşmanın Çanakkale'ye dayandığını işittiğinde gözünü kırpmadan binlerce akranı gibi cepheye koştu.Gönüllü yazıldı.

Bu onun son mektubuydu.Bu mektubu yazdıktan iki gün sonra Maydos (Eceabat)'da şehit oldu...

Kaynak:http://www.canakkaleonline.com/canakkale_gecilmez/askermektuplari.htm

Nazlıhan
14-01-07, 15:02
İşte birazdan cihanın en büyük cenklerinden birine girecek olan yiğit bir komutanın umut dolu, sevgi dolu, aşk dolu nameleri:

Sevdiğim... Okurken yazımı sakın

Gözünden şimşekler çakmasın e mi

Dördüncü yaram pek kalbime yakın

Kirpiğin elmaslar takmasın e mi.

Cerrahlar şaşıyor derin yarama

Tarlada... Gayri hiç beni arama

Saçını düzeltip n'olur tarama

Yıldızlar boyuna bakmasın e mi.

Hikmet Recep


**********


"Nasıl tüketileceğine dair tafsilatın bildirildiği gıda maddelerinden olan zeytin tanesinin gıdaî hususiyet vefaikiyeti dolayısı ile kısıtlanarak yenilmesi şart olduğundan BİR ADEDİN ÜÇ AYRI LOKMADA EKMEĞE KATIK EDİLMESİ KARARLAŞTIRILMIŞTIR. Anlaşılan haricinde olan bu zazuretin kıtalara günlük emir meyanında hükmü tamamen tatbik edilinceye kadar tekrarı..."

Başkumandan Vekili ve Harbiye
Nazırı Enver Paşa

Yapacağı her iş öncesi ekonomik yetersizlik bahanesine sığınma alışkanlığına sahip bir neslin atalarının Çanakkale Savaşı'nda çektiği kıtlık ve sıkıntı. Ve bütün bu sıkıntılara rağmen nasip olan zafer!


**********


Peki ya Çanakkale Savaşı düşman saflarından ve onların bakış açısı ile nasıl görünüyordu? İşte bununla ilgili örnekler:

Elian Cambell, Çanakkale'de savaşan Anzak askerlerinden biridir. Torunu Debble Reys, eski aile evini ziyaretinde bir kutu içinde dedesinin hatıralarını bulur. E. Cambell, hatıralarının bir yerinde ateşkes saatlerinden bahsetmektedir:

"Ateşkes sırasında Türkler şehitlerini gömüyorlardı. Arkadaşlarımızdan birkaç kişi gönüllü olarak onlara yardım etmek istedi ve bu korkunç görevde dost ve düşman işbirliği yaptılar."

Bu sırada yapılan konuşmalarda açlığını hissettiren bir Mehmetçiğe, bir Avustralyalı asker sığır eti ve bisküvi getirir.

Sonunda görev tamamlanmıştı. Her iki tarafın da askerleri siperlerine çekilmiş bekliyorlardı. Vurulan silah arkadaşlarına son vedalaşma bitmişti.

Birkaç hafta sonra Avustralyalı askerler Türk siperlerine karşı büyük bir saldırıya geçerler. Mücadelenin şiddetli bir anında Avustralyalı bir asker ağır şekilde yaralanarak Türk siperlerinin yakınına düşer. Yaralı asker acılı bir şekilde can çekişmeye başlar. Bundan sonrasını Cambell şöyle anlatıyor:

"Mermi yağmurunun ortasında bir Türk siperinden fırlayarak yaralı askerimizi sırtına aldı ve bizim hatlara doğru taşımaya başladı. Türk, sırtındaki Avustralyalı ile birlikte yaralanmadan siperlerimizin korkuluklarına ulaştı ve sırtındaki arkadaşımızı kıyıdan aşağıya yavaşça bıraktı... Sonra bu Türk kendi hatlarına doğru yöneldi. Fakat bir çok yerinden yaralanıp yere düşmeden önce ancak üç yada dört adım atabilmişti. Ve oracıkta şehit düştü.

Yaralı Avustralyalı, aç Türk'e sığır eti ve bisküvi getiren askerdir. O'nu sırtında siperlerimize taşıyan Türk, onun kumanya verdiği askerdir."

Ve İslam dünyasının başının belası İngilizlerin ve onların komutanlarının savaş sırasında ve sonrasında yaşadıkları şokun ifadesi cümleler.

İngiliz Kumandanı tarihçi Homilton:"Bizi Türklerin maddi gücü değil, manevi gücü mağlup etmiştir. Çünkü onların atacak barutu bile kalmamıştı. Fakat biz, gökten inen güçleri müşahede ettik." diyordu.

İngiliz Harbiye Nazırı olan ve müttefiklerin ve İngilizlerin Çanakkale'ye saldırma kararı almasını, "Merak etmeyin! Ben üzerimdeki şu bahriye kıyafetiyle Türklerin payitahtına oturacağım." şeklinde ifadelerle teşvik ve ikna eden Churcill, muharebe sonrasında "Anlamıyor musunuz, biz Çanakkale'de Türklerle değil Allah ile harbettik! Tabii ki yenildik." diyordu.

Çanakkale Savaşı'nın her karesi bir azmin, bir inancın yansıması. Kaybettiğimiz bir sürü değeri aradığımızda bulabileceğimiz bir derya Çanakkale. Ve Çanakkale'den son bir sahne daha: {Tipik bir bulut vakası daha. :)}

Çanakkale harbinin devam ettiği günlerde bir Ramazan arefesiydi. Cephe kumandanı Vehip Paşa 9. Tümenin genç imamını çağırarak mahzun bir şekilde istemeye istemeye şöyle dedi:

- Hafız! Yarın Ramazan Bayramı. Asker toplu olarak bayram namazı kılmak istiyor. Ne dediysem, vazgeçiremedim. Ancak böyle bir şey pek tehlikeli, yani düşmanın arayıp bulamayacağı toplu bir imha fırsatı olur. Münasip bir dille bunu etrafa sen anlatıver!...

İmam Efendi, Paşanın yanında henüz ayrılmıştı ki karşısında nur yüzlü bir zat çıktı ve "Oğlum sakın ola askerlere bir şey söyleme, gün ola hayr ola. Allah ne derse öyle olur." dedi.

Ertesi sabah herkesi hayrette bırakan ilahi bir tecelli yaşandı. Gökten hevenk hevenk bulutlar indi ve gönlü Allah'a kulluk aşkıyla dopdolu olan mü'min askerlerin üzerini kapladı. Onları dürbünle gözleyen düşman kuvvetleri artık bembeyaz bulutlardan başka bir şey göremez oldu. O sabah bambaşka ve manevi bir heyecan içinde kılınan bayram namazında alınan gür tekbirler dalga dalga semaya yükseliyordu. Nur yüzlü ihtiyar zat Fetih Suresi'nden bir kısım ayetleri tilavet ederken askerlerin gönüllerinden taşan kelime-i tevhid sesleri birer iman sayihası halinde düşman saflarından bile duyulmakta idi.

İşte bu esnada İngiliz kuvvetleri arasında büyük bir kargaşa baş gösterdi. Zira çeşitli İngiliz sömürgelerinden kandırılarak toplanıp getirilmiş bulunan bir kısım Müslüman askerler yine kendileri gibi Müslüman bir toplulukla savaştıklarını, işittikleri tekbir ve tevhid seslerinden anlamış ve bunun üzerine isyan etmişlerdi. Ne yapacağını şaşıran zalim İngilizler, onların bir kısmını kurşuna dizdi. Diğerlerini de alelacele cephe gerisine çekmek zorunda kaldılar.

İşte Çanakkale Savaşı ile ilgili tarih dolusu manzaradan birkaçı. Biz bu zaferin neresindeyiz? Bu zafer bizim için ne ifade ediyor? Bütün sıkıntılarımızın temelinde acaba bu zaferi hazırlayan etkenlere olan yabancılığımız mı geliyor? Başımızı iki elimizin arasına alıp yeniden düşünme sıramız gelmedi mi? Ne dersiniz?

Kaynak: http://www.ilkadimdergisi.com/164/kapak-salimcelik.htm

CveB
14-01-07, 15:30
Sevgili CveB; özet için çok tesekkürler ama keske nereden buldugunu da yazsaydın canım. Malum ilgili hiçbir yerde bulmamız gerekeni bulamıyoruz. :icon_sorr Umarım bu özet izleyecegimiz bölümün özetidir. (Bazen özetle izledigimiz farklı çıkıyor da.) Ve okudugumdan anladıgım kadarıyla yine bir duygu seli bizleri bekliyor...

Tabi yazayım.Önce TRT'nin sitesine girdim.Sonra Televizyon>TV Ana Sayfa>Dizi>16.01.2007 Salı>Kınalı Kuzular

Bu da direk linki http://www.trt.net.tr/wwwtrt/progdetay.aspx?tanitimid=3671&tur=TV

Nazlıhan
14-01-07, 15:47
Tabi yazayım.Önce TRT'nin sitesine girdim.Sonra Televizyon>TV Ana Sayfa>Dizi>16.01.2007 Salı>Kınalı Kuzular

Bu da direk linki http://www.trt.net.tr/wwwtrt/progdetay.aspx?tanitimid=3671&tur=TV

Tesekkür ederim canım. (Seni uzun zaman sonra bu sayfada tekrar görmek güzel.)

Özette Ömer Seyfettin de var. Mehmet Akif'ten sonra bir baska üstad daha... Güzel... Bakalım kendisinden ne inciler dinleyecegiz. Mesela Mehmet Akif Ersoy'un "UYAN" siirini çok daha önceden okumustum ama dizide dinledikten sonra dilime dolandı ve anlamını daha iyi kazandı bende. :img-wink:

asia
14-01-07, 16:08
ÇANAKKALE’DE TIBBİYELİ ŞEHİTLER
Bir Efsanenin Analizi

Dr. Fatma Özlen

Giriş

Birinci Dünya Savaşı sırasında, Kasım 1914 ile Ocak 1916 arasında yoğun muharebelerin yaşandığı Çanakkale cephesi, katılan bütün tarafların büyük kayıplarıyla sonuçlanmıştı. Çeşitli cephelerde süren Dünya Savaşı, Türkiye’de özellikle genç nüfusun giderek erimesine yol açmış; göçlere ve yoksulluğa eklenen salgın hastalıklar bu durumu daha da ağırlaştırmıştı. Seferberlik yıllarında, askerlik çağındaki bütün gençler gibi üniversite öğrencileri de silah altına alınmış, bu nedenle özellikle Çanakkale, toplumun tüm sınıflarının bir araya geldiği bir cephe olmuştu. Ama bu muharebelerde yitirilen üniversiteli gençlerin sayısı ve hangi fakültelerden geldikleri, bugün hala tam olarak belli değildir.

Çanakkale Savaşı’na katılan Darülfünun Tıbbiye öğrencilerinin kimliklerini araştırmak amacıyla yapılan bu çalışmaya konu olan hikayede; "Mayıs 1915’te tıp öğrencilerinin gönüllü olarak 2. Tümen içerisinde cepheye gittikleri; bu tümenin 19 Mayıs taarruzunda tümüyle yitirildiği ve 1915 dönemi öğrencilerini kaybeden Tıbbiye’nin 1921 yılında hiç mezun veremediği" iddia edilmekteydi. Yapılan araştırma, sözkonusu iddianın asılsız olduğunu; bilinenlere hiç uymadığını kanıtlamaktadır.


Tartışma

Mayıs 1915’te Çanakkale cephesindeki savunma birlikleri 5. Ordu Komutanlığı tarafından dört grup halinde (Anadolu-Güney-Kuzey-Saros) düzenlenmişti. Arıburnu ve Anafartalar sektörüne yerleşen Kuzey Grubu 19., 5. ve 16. tümenlerden oluşuyordu.

10 Mayıs’ta - bazı kaynaklara göre 11 Mayıs - Çanakkale cephesini denetlemeye gelen Enver Paşa, 5. Ordu Komutanı Liman von Sanders ile birlikte Arıburnu cephe kesimindeki ANZAC Kolordusu’na karşı yeni bir taarruz kararı almıştı. Kuzey Grup Komutanı Esat Paşa’nın İstanbul’dan taze kuvvet olarak istediği 2. Tümen de, 13-16 Mayıs’ta Akbaş Limanı’na, buradan da bir süre sonra Kuzey Grubu emrine girmek üzere, Serafim Çiftliği’ne gönderildi.

17 Mayıs’ta Kuzey Grubu birlikleri, Arıburnu cephesinde kuzeyden güneye doğru 19., 5. ve 16. tümenler olarak sıralanmış, yeni katılan 2. Tümen'in ise, 1. ve 5. alayları birinci hatta, 6. Alay'ı da ihtiyatta olmak üzere başlıca vurucu kuvveti teşkil etmesi düşünülmüştü. 19 Mayıs genel taarruzuna katılacak Kuzey Grubu birlikleri 4 tümenden (42 tabur) oluşuyordu ve muharip kuvveti 42.112 kişi idi.

Diğer yanda, General Birdwood komutasındaki 17.000 asker, olası bir Türk taarruzundan haberdardı ve 18 Mayıs geceyarısından sonra bütün ANZAC Kolordusu silahbaşı etmiş ve bu saldırıyı karşılamaya hazırlanmıştı.

Aynı gece, Karayörük Dere’de (Legge Walley) toplanan Türk birlikleri saat 03.20’de Gedik Dere’ye (Wire Gully) doğru ilerlediler. Saat 03.30’da ileriye doğru atıldılar ama şiddetli bir ateş altında kaldılar. Sessiz sedasız ani bir süngü hücumu olarak tasarlanan, ama bu şekilde gelişmeyen harekat sırasında, ilk kademeler daha ilk adımlarında öldürüldüler. Taarruz sonunda, kendisinden çok şey beklenen 2. Tümen, mevcudunun yarıya yakın kısmını kaybetmiş, bulunduğu mevzileri bile savunmakta zorlanmıştı. Arıburnu cephesindeki taarruz saat 10.00’dan itibaren durdurulduğunda, Türk tarafının zayiatının 10.000’e yaklaştığı anlaşılmıştı. Avustralya siperlerinin önünde sayılan şehitlerin sayısı 3.000’in üzerindeydi. ANZAC Kolordusu’nun kaybı ise sadece 600 kişiydi. Genelkurmay kayıtlarına göre bu savaşta verilen zayiat, 51’i subay olmak üzere 3.420 şehit, 97’si subay olmak üzere 6.064 yaralı ve 486 kayıptı.

http://img180.imageshack.us/img180/2314/turk20sihhiyecileri1zu0.jpg

Birinci Dünya Harbi'nde Hilal-i Ahmer (Kızılay) görevlileri

Yukarıda kısaca özetlenen 19 Mayıs harekatı irdelendiğinde;

Harekatın hemen öncesinde İstanbul’dan Çanakkale’ye gelen 2. Tümen’in özellikle 1. ve 5. alaylarının saldırıda ön safta yer almaları nedeniyle en ağır kayba uğradığı anlaşılmaktadır. Ortalama onbin kişilik bu tümenin subay kadrosu dışında tam bir listesini bulmak mümkün olmamıştır. Genelkurmay’ın Çanakkale şehitleri listesinde öncelikle 2. Tümen kayıtlı şehitler içinde, daha sonra listenin tümünde yapılan aramada, "tıbbiye öğrencisi" olarak belirtilen herhangi bir kayda rastlanmamıştır(1). Milli Savunma Bakanlığı arşiv kayıtlarına göre yine “tıbbiye öğrencileri” adı altında herhangi bir kayıt yoktur(2).

Bu savaştaki zayiatın yaklaşık 10.000’i bulduğu ve en büyük darbeyi mevcudunun yarıya yakınını kaybeden 2. Tümen’in aldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda daha önceki hikayede yer alan “2. Tümen’in tamamının yitirilmiş olması” mümkün değildir (altı çizilmesi gereken bir nokta da, burada geçen “second battalion” (2. Tabur) tanımının “second division” (2. Tümen) yerine hatalı kullanılmış olmasıdır).

Birinci Dünya Savaşı yıllarında, Darülfünun Tıp Fakültesi İstanbul’da Haydarpaşa’da bulunuyordu ve Tıbbiye-i Şahane (askeri) ile Tıbbiye-i Mülkiye (sivil) öğrencileri bu tek fakültede bir arada eğitim görmekteydi.

1914’te, Tıp Fakültesi’nin tatil döneminde olduğu Ağustos ayında, Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile birlikte genel seferberlik ilan edildiğinden, tıp öğrencilerinin hemen hepsi silah altına alınmıştı. 1894 (1310) doğumlular birbuçuk ay Harbiye Mektebi’ne, diğerleri ise Bostancı’daki talimgaha sevkedilmiş; Harbiyeliler bölük çavuşu, Tıbbiyeliler de bunların emrinde er ve onbaşı olarak askeri eğitime tabi tutulmuşlardı.

1915 yılında, 1894’ten daha önce doğanlar birliklere dağıtılırken, 3., 4., 5. sınıf öğrenciler ile Şam Tıbbiyesi, Eczacı, Dişçi okulları öğrencileri, kısmen Beykoz’da Serviburnu’na, kısmen de Çanakkale, Beylerbeyi, Yeşilköy intan hastalıkları hastaneleri ile değişik birliklere dağıtılmışlardı. Askeri ve Sivil Tıbbiye'den askere alınan son sınıf öğrencileri "zabit vekili"; 4. ve 3. sınıf öğrencileri "başçavuş muavini", 2. ve 1. sınıflar "çavuş" rütbesi ile zabit namzedi (subay adayı) olmuştu.

Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi ile birlikte “Askeri İhtiyat Hastane” olarak ayrılan tıp fakültesi bir memleket içi harp hastanesi olmuş, öğrencilerin çoğu cephelere ve talimgahlara sevkedildiklerinden staj yapamamışlardı. Çanakkale’de savaşın başlamasını takiben de çok sayıda yaralı gönderilmeye başlanınca, İstanbul’daki birçok büyük okul binasında olduğu gibi, yaralılara ve hasta askerlere hizmet verilmeye başlanmıştı. Öğretim üyeleri ve öğrencilerin birliklere dağıtılması yüzünden 1915 yılında öğretimin hiç başlamadığı fakülte, 1 yıl boyunca kapalı kalmış ve Mecruhin (yaralılar) Hastanesi olmuştu.

Çanakkale Savaşı’ndan sonra Tıbbiye Hastanesi lağvedilmiş, 1 yıllık mecburi tatilin ardından 4 Mart 1916’da (1332) Tıp Fakültesi dersanelerini açmış, öğretime yeniden başlanmıştı. Birlik ve kurumlara verilmiş olanlardan sağ kalanlar okula dönmüşlerdi; fakat cephelerde bulunan hekimlerin bir çoğu ölmüştü ve bir bölümü de hala görevde bulunuyordu. Büyük bir hekim açığı ortaya çıkmıştı. Bu nedenle tıp öğrencilerinin terhis edilmesinin yanısıra, yeni öğrencilerin de okula kaydedilmesi gerekiyordu.

Fakat diğer taraftan, liselerde 1900 doğumlular dahi askere alınmaya başladığından, son sınıfların çoğu kapanmış, yaşları askerlik çağına erişmiş olanlar talimgahlara sevkedilmiş, dolayısıyla üniversite çağında çok az sayıda genç insan kalmıştı. Bu durum daha küçük yaştakilerden öğrenci almak zorunluluğunu getirince, Bakanlar Kurulu kararı ile Darülfünun’un yalnız Tıp Fakültesi için lise ve idadi mezuniyeti aranmaksızın öğrenci almaya başlaması ve kaybedilen zamanı telafi etmek amacı ile derslere bütün yıl devam edilmesi kararı alındı.


http://img108.imageshack.us/img108/2246/6canakkale20merkez20hasmu3.jpg



Çanakkale Merkez Hastanesi (üstte) ve Gelibolu Hilal-i Ahmer Hastanesi'nde tedavi gören yaralılar...

Birinci Dünya Savaşı süresince Tıp Fakültesi’nin yukarıda özetlenen durumuna göre, her sınıftan öğrencinin önce seferberlik kapsamında askere alındığı, daha sonra da çeşitli cephelere gönderildiği anlaşılmaktadır. Arşiv kaynaklarında öğrencilerin Tıp Fakültesi’ndeki sınıflarına göre hangi rütbelerle orduda görevlendirildikleri belirtilmektedir, fakat bu öğrencilerin sayısı ve hangi cephelere gönderildikleri açık değildir; ayrıca zorunlu askere alınanlar haricinde gönüllüler olup olmadığına da değinilmemiştir ve çok sayıda doktorun ve tıp öğrencisinin öldüğü yine rakam verilmeden ifade edilmektedir.

Bu durumda, 1914 yılında Darülfünun Tıp Fakültesi’nde kayıtlı bulunan askeri ve sivil öğrenci isimlerinin bulunarak, bu isimlerin Genelkurmay ve M.S.B. şehit kayıtları ile karşılaştırılmasına gerek duyulmuş, fakat ne yazık ki İstanbul Üniversitesi arşivlerinde yapılan çalışmada, Darülfünun’un 1914 ve öncesine ait öğrenci kayıtlarının bulunması mümkün olmamıştır(3). Ayrıca, T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri’nde aynı doğrultuda yapılan çalışma da bir sonuç vermemiştir(4).

Mazhar Osman tarafından yayınlanan, Türk ordusunda 1. Dünya Savaşı’nda (1914-1917) şehit olan sağlık subayları listesinde 215 kişi yer almaktadır. Erkoç ve Kazancıgil’in yaptığı çalışmada ise, Ataç tarafından yayınlanan ve 1. Dünya Savaşı sırasında ölen 301 sağlık subayının listesi ile Mazhar Osman’ın listesi karşılaştırılmış ve kaybedilen bu hekimlerin çok büyük oranda bulaşıcı hastalıklar, özellikle de tifüs yüzünden öldüğüne, muharebe meydanındaki ölümlerin nadir olduğuna işaret edilmiştir. Cephede çarpışma sırasında gerçekleşen ölümü ifade eden “şehiden” ibaresi, sadece listede yer alan 9 kişi için kaydedilmiştir. Sözü edilen liste, görev yerleri ve ölüm tarihleri bakımından incelendiğinde, Çanakkale Savaşı sırasında 8 doktorun öldüğü anlaşılmaktadır(5). İncelenen bu listelerde tıbbiye öğrencilerine dair herhangi bir kayıt bulunmamaktadır.

http://img271.imageshack.us/img271/7465/adszgg7.png



İstanbul'a yaralı taşıyan Hilal-i Ahmer vapuru...



Çanakkale’de şehit olan tıp öğrencilerinin hikayesinde belirtilen diğer bir nokta, öğrenci ölümleri nedeniyle Darülfünun Tıp Fakültesi’nin 1921 yılında mezun vermediğidir. Oysa yapılan araştırmada, Darülfünun Askeri ve Sivil Tıbbiye’nin 1921 yılında mezun verdikleri belgelenmiştir.

Diğer taraftan Özbay, bir yıllık aradan sonra 1916’da Tıp Fakültesi yeniden açıldığında, kaybedilen zamanı telafi etmek amacı ile derslere bütün yıl devam edilme kararı alındığını belirtmektedir. Buna göre; birinci sınıf öğrencileri fizik, kimya, botanik derslerini esasen liselerde okuduklarından üç ay sonra imtihanlara alınmış, ardından altı aylık bir eğitim ve 1 ay tatilden sonra Haziran’da tekrar derslere başlanmış; Kasım’da ikinci sınıf bitirilmiş, böylece 1 yılda iki sınıf okutulmuştur. Yine aynı kaynakta, 1 yıllık askerlik hizmeti yüzünden 1915’te Tıbbiye’den mezun olamayan sınıfın 1916’da diploma aldığı belirtilmektedir. Biten bir muhar****** ardından gelen ve savaşın başka cephelerde hâlâ sürdüğü bu kaotik ortamda, Tıp Fakültesi’ne yeni öğrenci kayıtlarının yapılmasından başka, rutin eğitim programında da birtakım değişikliklere gidildiği ortadadır. Dolayısıyla bu durumun mezuniyet zamanlarında da değişikliklerle yol açması kaçınılmazdır. Kesin olan yegane bilgi, Tıp Fakültesi’nde öğrenci mezuniyetinin gerçekleşmediği yılın 1921 değil, 1915 olduğudur.

Sonuç

Bu çalışmada elde edilen bilgilerin ayrıntılarıyla tartışılması sonucunda, 1915 yılında Tıp Fakültesi’nin 1 yıl süre ile kapalı kaldığı; öğrencilerin ordu hizmetine alındığı ve bu nedenle mezun verilmediği net olarak anlaşılmıştır. Seferberlik nedeniyle zorunlu olarak orduya alınanların dışında, savaşa gönüllü giden öğrencilere dair herhangi bir bilgiye ulaşılamamıştır. Araştırılan döneme ait okul kayıtlarının olmaması, bu durumun başlıca sebebi olarak görünmektedir. Benzer şekilde, şehit listeleri de durumu tam olarak aydınlatamamaktadır.

Tıp Fakültesi öğrencilerinin Birinci Dünya Savaşı süresince, değişik cephelerde ve çeşitli şekillerde ordu hizmetinde bulundukları ve bazılarının cephelerde öldükleri şüphesiz gerçektir. Dolayısıyla, Çanakkale cephesinde öldükleri bilinen doktorların dışında, tıp öğrencilerinin de bulunması çok muhtemeldir; çünkü Osmanlı Devleti’nin bir çok cephede birden savaştığı bu dönemde, salgın hastalıkların da eklenmesi ile Anadolu nüfusunun dramatik şekilde azaldığı, bu yüzden özellikle Çanakkale cephesine İstanbul ve yakın illerden pek çok gönüllünün gittiği bir vakıadır. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki, mevcut hikayedeki ifade biçimi ile “bir sınıfın tümüyle yitirilmiş olduğu” hiç mümkün görünmemektedir. Hikaye, bu durumu ile bazı gerçeklerin üstüne inşa edilmiş bir efsane izlenimi vermekte olup, efsaneleşen kısmı ile olayın gerçek içerik ve boyutlarını da ne yazık ki bulanıklaştırmaktadır.

1915 yılının Tıbbiye öğrencilerine dair bu hikayenin, esasen 1922 mezunları tarafından anlatıldığı ve bu sınıfın söylediği Tıbbiye Marşı ile savaştan dönmeyen öğrencileri uzun yıllar andığı bilinmektedir. Bugün hiçbiri hayatta olmayan 1922 mezunlarının samimiyetlerinden kuşku duymanın haksızlık olacağı bir yana, bu hikayenin zaman içinde uğradığı değişikliklerden de onlar sorumlu değildir. Bu sınıfın öğrencilerinin, kendilerinden 1 yıl öncesinin yasını tuttuklarını ifade ederken kastettikleri yıl, büyük bir ihtimalle 1921 değil 1915’tir. Çünkü onlar, öğrencilerin savaş cephelerine dağıldığı, okulun kapalı kaldığı ve mezuniyetin gerçekleşmediği 1915 yılının hemen ardından, 1916-1917 yıllarında Tıp Fakültesi’ne başlamışlardır (7).


DİPNOTLAR:

1. Genelkurmay ATASE Arşivi Çanakkale şehitleri listesinde 126. alaydan Tabip Binbaşı Mehmet İsmail Efendi ve 64. alaydan Tabip Binbaşı Hasan Fuat Bey’in kayıtları bulunmakta olup; sıhhiye sınıfı şehitleri içinde ve liste genelinde tıbbiye öğrencisi olarak belirtilen herhangi bir kayda rastlanmamıştır. “ Seferberlikte tabip muavini olarak istihdam edilen tıbbiye okulu talebelerinin terfi, tayin ve taltifleri” konulu idari dosya, cephe gerisinde görevlendirilen bir tıp öğrencisi ile ilgili yazışmaları içermektedir (ATASE Arşivi, BDH: 2432 – 98).

2. Milli Savunma Bakanlığı Arşiv Başkanlığı tarafından, Darülfünun öğrencilerinin “yedek subay adayı” rütbesiyle Birinci Dünya Savaşı’na katıldıkları ve çeşitli cephelerde görev aldıkları görüşü doğrultusunda yapılan incelemede; Mekteb-i Harbiye Şahane talebesi Lütfi Efendi ile Mekteb-i Tıbbiye talebelerinden Nuri Efendi, Naim Hamit Efendi ve Ahmet Hamdi Efendi’nin Kafkas cephesinde şehit oldukları anlaşılmaktadır. Birinci Dünya Savaşında şehit olan yedek subay adaylarının çok azı için savaş öncesi öğrenim durumları kayıt edilmiş olduğundan, Çanakkale’de şehit olan yedek subay adayları ayrıca irdelenmiştir. Bu liste 116 kişiden oluşmaktadır; maliye ve hukuk mektebi mezunu olarak belirtilen 1 şehidin haricindekiler için öğrenim durumlarını belirleyen herhangi bir kayıt bulunmamaktadır.

3. İstanbul Üniversitesi arşivlerinde yapılan çalışmada Darülfünun’un 1914 ve öncesine ait öğrenci kayıtlarının bulunamaması üzerine, dönemin resmi yazışmalarından bilgi edinilebileceği düşüncesi ile İstanbul Üniversitesi arşivlerinde, Darülfünun 1914-1915 Evrak kayıt defteri II: Muharrerat-ı Sadıre (Giden) Min fi 1 Mart 1330 (14 Mart 1914) ila fi 7 Şubat 1916 (20 Şubat 1916) ve Darülfünun 1914-1915 Evrak kayıt defteri IV: Muharrerat-ı Varide (Gelen) min fi 14 Temmuz 1330 ila fi 16 Şubat 1331 incelenmiş, fakat öğrencilerin askere alınışı ve cepheye gidişine, şehit olanlara dair herhangi bir yazışma konusuna rastlanmamıştır.

4. T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri’nde yapılan çalışmada, Bab-ı Ali Evrak Odası (BEO) defterleri esas alınmış olup, bu defterler resmi dairelere gönderilen ve buralardan gelen yazıların kaydına mahsustur. Darülfünun’un o dönemde Maarif Vekaleti’ne bağlı olduğu dikkate alınarak seçilen ve seferberlik dönemini kapsayan BEO 398/146 nr. 315344, BEO 398/164 nr. 316082, BEO 398/240 nr. 318927, BEO 398/117 nr. 322937, BEO 398/177 nr. 325164 kod numaralı belgelerin incelenmesi sonucunda, konuya dair herhangi bir bilgi bulunamamıştır.

5. Birinci Dünya Savaşında (1914–1917) şehit olan sağlık subaylarından, Çanakkale Savaşı sırasında ölenler: Balıkesir Harb Hastanesi Etıbbasından Gayri Mükellef Anagastos Efendi, Gelibolu Menzil Hastanesi Etıbbasından Mükellef Yüzbaşı Avram Kohen Efendi, 64. Alay Tabibi Evveli Binbaşı Hasan Fuad Bey, Fırka Beş Ser Tabibi Kaymakam Hasan Fuat Bey, 127. Alay 1. Tabur Tabibi Yüzbaşı Hayri Efendi, Gelibolu Menzil Hastanesi Etıbbasından Mükellef Yüzbaşı Hüseyin Hüsnü Efendi, Keşan Hastanesi Etıbbasından Mükellef Yüzbaşı Mihran Yazıcıyan Efendi ve 38. Alay Depo Taburu Tabibi Mükellef Yüzbaşı Muammer Hilmi Efendi’dir. Tabip Binbaşı Hasan Fuad Bey ile Tabip Yüzbaşı Hayri Efendi “şehiden” ibaresi ile kayıtlıdır.

6. İstanbul Tabip Odası tarafından 1971 yılında yayınlanan “Meslekte 50 Yıl” albümünde her iki tıbbiyenin de mezuniyet fotoğrafı ile o tarihte hayatta olanların biyografileri yer almaktadır. Askeri Tıbbiye’nin 1921 mezunlarının tam listesi ise “Türk Asker Hekimliği Tarihi ve Asker Hastaneleri” kitabında (Kemal Özbay, İstanbul 1981) bulunmaktadır.

7. Bu araştırma İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Arşivleri; Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt (ATASE) Başkanlığı Arşivleri; Milli Savunma Bakanlığı Arşivleri; T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri; İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı; İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Deontoloji Anabilim Dalı; İstanbul Tabip Odası Kütüphanesi; İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphanesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Merkez Kütüphanesi, Beyazıt Devlet Kütüphanesi, Taksim Atatürk Kütüphanesi ve Ankara Milli Kütüphane’de gerçekleştirilmiştir.

KAYNAKLAR:

1. C. Kuday - F. Özlen - A Medical Class Lost at Gallipoli. J Clin Neurosci, 2003

2. Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi V. Cilt, Çanakkale Cephesi Harekatı 1., 2. ve 3. kitapların özetlenmiş tarihi (Haziran 1914 Ocak 1916), Genelkurmay ATASE Baskanlığı, Ankara, 1997

3. Gen. C.F. Aspinall-Oglander - Büyük Harbin Tarihi Çanakkale, Gelibolu Askeri Harekatı, II. Cilt, 1915 Askeri Matbaa, Genelkurmay Başkanlığı X. Şube, İstanbul, 1940

4. İhsan Ilgar - Esat Paşa’nın Çanakkale Anıları, İstanbul, Baha Matbaasi; 1975

5. Fikret Güneşen - Çanakkale Savaşları, İstanbul, Kastaş Yayınları; 1986

6. Robert Rhodes James - Gelibolu Harekatı, İstanbul Matbaası, İstanbul, 1972

7. Alan Moorehead - Gelibolu, Doğan Kitapçılık, İstanbul, 2000

8. Binbaşı Halis Bey - Çanakkale Raporu, İstanbul, Arma Yayınları, 2003

9. Şefik Aker - Çanakkale-Arıburnu Savaşları ve 27. Alay, Askeri Matbaa, İstanbul, 1935

10. Ata Muallim G. - Tıp Fakültesi Tarihi, İstanbul, 1927

11. Ayni MA - Darülfünun Tarihi, İstanbul, Yeni Matbaa, 1927

12. Hüsrev Hatemi - Türk Tıp Tarihinin Aşamaları, Tıp Tarihi Araştırmaları 2001

13. Cemil Topuzlu - İstibdat-Meşrutiyet-Cumhuriyet Devirlerinde 80 Yıllık Hatıralarım, İstanbul, İÜ Cerrahpasa Tıp Fakültesi Yayınları, 1982

14. Türk Silahlı Kuvvetleri Tarihi, Birinci Dünya Harbinde Türk Harbi X. Cilt. Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1980

15. Dr. Gen. Kemal Özbay - Türk Asker Hekimliği Tarihi ve Asker Hastaneleri,

16. S. Ünver - Birinci Cihan Harbinde Tıp Fakültesi, Modern Tedavi Mecmuası 1951

17. A. Noyan - Son Harplerde Salgın Hastalıklarla Savaşlarım, Ankara Tıp Fakültesi Yayınları, Ankara, 1956

18. Mazhar Osman - Geçen Senenin Son İçtimasının Hatimesi Olmak Üzere Muallim Mazhar Osman Bey Tarafından İrad Edilen Nutuk ve Muharebe-i Hazırada Vazifeleri Uğrunda Terk-i Hayat Eden Meslektaşların Esamisi Listesi, Şişli Müessesesinde Emraz-ı Akliye ve Asabiye Müsamereleri, 1918

19. S. Erkoç - A. Kazancıgil - Osmanlı Ordusunda I. Dünya Savaşında 3 Teşrinisani 1330–3 Nisan 1333 Tarihleri Arasında (1914–1917) Şehit Olan Sağlık Subaylarının Listesi, Tıp Tarihi Araştırmaları, 2001

20. Dirim - Olan Bitenler. Dirim İstanbul Temmuz 1971

21. İstanbul Tabip Odası - Meslekte 50 Yıl (Albüm). İstanbul: 10 Aralık 1971

22. Dr. Gen. Kemal Özbay - Türk Asker Hekimliği Tarihi ve Asker Hastaneleri, İstanbul;1981

asia
14-01-07, 16:12
Birazda karışık savaş anıları..

Çanakkale Savaşı Anıları

....Düşman askeri öylesine korkmuştu ki, Ertuğrul Koyu’na (V Kumsalı) girmiş olan büyük nakliye gemisinden inmeyi reddettiler. Komutanlar ve subaylar kılıçlarını çekmişlerdi ve adamları merdivenlerden aşağı gönderiyorlardı. Ama hiçbiri Türk kurşunlarından kaçamıyordu.
(Binbaşı Mahmut Sabri)

... Gözlerimizin önündeki manzarayı anlatmak olanaksızdı. Filikalar şimdi hemen hemen birbirlerine yanaşmış olarak kıyıya kadar uzanıyordu ve içleri parçalanmış cesetlerle doluydu. Sonuncu filika ile kıyı arasında cesetlerden bir iskele vardı. Ölülere basmadan kıyıya çıkmak mümkün değildi ve koyun suları kandan kıpkırmızı kesilmişti.
(Teğmen R. B. Gillet)

... Mevzilerimize yaklaşan Türk saflarını görebiliyorduk. Olağanüstü bir cesaretle çarpışıyorlardı ve ateşimiz karşısında yıkılan bir safın yerini alan bir diğeri bize karşı yürüyor, sağ kalanlar korunmalı bir yerde toplanıp tekrar üzerimize geliyorlardı.
(Yüzbaşı Robert Whigham)

... Siperde mümkün olduğu kadar siper duvarının yakınına ve dibe yüzüstü yatardın. Toprak sallanır ve havan mermileri miyavlayan kediler gibi bir ses çıkararak üstünden geçerdi. Patlamayı duyduğun sürece iyiydi. Patlamayı duymadıysan öldün demekti!
(Er Harry Baker)

... Havada korkunç bir koku vardı, benden önce oraya gitmiş birine “Bu koku da ne” diye sordum. “Siperimizin önünde yatan ölüler,” dedi. “Bizim önümüzde Hant ve Worcester’lardan 700, sağda da Anson Taburu’ndan 800 kişi yatıyor.” Orası iki mil ötedeydi ve koku bizim bulunduğumuz yere kadar geliyordu. Bu ölüm kokusunu içinden çıkartıp atamazsın. Onu hala hissederim.”
(Er Harry Baker)

Çankkale Savaşı Anıları

... En büyük bela sineklerdi. Milyonlarca sinek vardı. Siperin bir yanı kara bir kütleyle kaplıydı. Açtığın her şey, örneğin bir teneke et, bir anda sineklerle örtülürdü. Bir kutu reçel bulacak kadar talihliysen açtığında önce sinekler dalardı içine. Sinekler ağzının çevresinde, yaralarının, çıbanlarının üzerindeydi. Vücudunun bir yerini açtığında hemen sineklerle kaplanırdı. Bu gerçek bir lanetti.
(Er Harold Broughton)

Çanakkale Savaşı Anıları

... Ateşe başladıklarında ödüm patladı. Şarapnel dolu gibi yağıyordu. Hemen cepheye gitmemiz gerekiyordu ve orada kurşunlar gerçekten uçuşmaya başladı. Korkmadığını söyleyen yalancıdır! George Washington başının üstünden uçuşan kurşun vızıltısından hoşlandığını söylemişti -ama o benim savaşımda değildi!
(Deniz eri Joe Murray)

... Köy korkunç bir tuzaktı. Her ev ve her köşebaşı keskin nişancılarla doluydu ve sokakta bir görünmek kafana kurşun yemek için yeterliydi...O köyde çok asker ve subay kaybettik. Düşman hiç görünmüyordu, görünen tek şey sadece bizimkilerin orada burada yere devrilmeleriydi. Bir evde keskin nişancı ararken tabancamla bir Türk öldürdüm ama bu arada az daha, önce ben ölüyordum.
(Teğmen Guy Nightingale)

... Aramızda ve askerlerimiz içinde Balkan utancının tekrarını yaşamaktansa ölmeyi tercih etmeyecek tek kişi olduğuna inanmıyorum. Eğer böyleleri varsa onları bir an önce biz kendi ellerimizle kurşuna dizelim
(Mustafa Kemal)

... Türklerin içinde iriyarı biri vardı, neredeyse iki metrenin üstünde olmalıydı. Bizimki de en az onun kadar iriydi. Sanırım prestij için iri adamlarını seçmişlerdi. İkisinde de beyaz bayraklar vardı ve ortada duruyorlardı... Ben ölüleri gömenlerden biri değildim ama siperin kenarında oturdum ve bir süre sonra yanlarına gidip Türk’e sığır kavurması ikram ettim. Gülemsedi, çok sevinmiş göründü ve o da bana ipe dizilmiş incir verdi. Jacko adını verdiğimiz Türk askerlerinden ben de bizimkilerin hepsi de pek hoşlanmıştı. Onun için kötü bir söz söylendiğini duymadım, temiz dövüşürlerdi ve dünyanın en cesur insanlarıydı. En yoğun ateş karşısında bile durmazlardı, adeta fanatik insanlardı. Onlarla ateşkeste karşılaştığımızda çok esaslı insanlar oldukları sonucuna vardık.
(Er Henry Barnes)

saygılar..

özge KY
14-01-07, 18:22
selamlar ben kınalı kuzuların 6.bölümünü kaçırdım ve pazar günü tekrarını izlerim demiştim ama başlamadı malesf:img-cray: :img-cray: 6. bölümün tekrarı varmı ve varsa ne zaman lütfen bilen varsa söylesin:icon_sorr şimdiden çok teşekkürler.bu arada 7. bölümün fragmanını izledim yine muhteşem bir bölüm bizi bekliyor bye

KemanciMemo
15-01-07, 01:58
Sevgili nzlhan ve asia, eklediginiz bilgiler icin cok tesekkurler. Sayenizde arama tarama yapmadan hazir lokma niyetine sevgili ecdadimiz sehit Hasan Ethem'in hikayesine vakif olduk. Bunun disinda sundugunuz diger balli paylasimlar icin de cok tesekkurler.

Sevgili Ceva'nin ozellikle resmi site vurdumduymazligi ve seslendirme konulari ile ilgili goruslerine katiliyorum. Demir Karahan'in farkli bir sekilde seslendirilmeye ihtiyaci olmadigini dusunenlerdenim. Degisiklik olsun diye yapmislar galiba, ama bence de gerek yoktu. Bazi oyunculara sart tamam, ama hepsine degil. Bir cogunun kendi sesini kullanmasi benim icin daha gercekci ve keyifli. Mesela "Kinali Hasan" karakterinin mimikleri basta olmak uzere oyunculugunu ben pek begenmemistim, ama sesi gayet guzeldi. Yani tam "Kinali Hasan" karakterine uygun bir sesti. Oyuncular mumkun oldugunca kendi seslerini kullanabilmelidirler. Bu hem onlar icin hem de sahici duygu aktarimlari icin gerekli.

Bu bolumu sabirsizlikla bekleyenler arasindaki yerimi korumaktayim :)

Nazlıhan
15-01-07, 12:12
selamlar ben kınalı kuzuların 6.bölümünü kaçırdım ve pazar günü tekrarını izlerim demiştim ama başlamadı malesf:img-cray: :img-cray: 6. bölümün tekrarı varmı ve varsa ne zaman lütfen bilen varsa söylesin:icon_sorr şimdiden çok teşekkürler.bu arada 7. bölümün fragmanını izledim yine muhteşem bir bölüm bizi bekliyor bye

Dizi basladıgından beri sadece Pazar günleri sadece ilk iki bölümünün tekrarı verildi. Ayrıca bayramın 3.günü ilk bölüm 3.kez yayınlandı. 3. bölümden itibaren tekrarı verilmedi. Ama 6 Ocak'tan itibaren TRT INT'te ilk bölümden itibaren yayınlanmaya baslandı. Bu hafta 3. bölüm verilecek.

Saatleri:
16 OCAK 2007 Salı = 20.30 (7.Bölüm) / TRT 1
20 OCAK 2007 C.tesi = 3.30 (3.Bölüm) / TRT INT
20 OCAK 2007 C.tesi = 21.30 (3.Bölüm) / TRT INT

Sevgili asia; ekledigin bilgiler için çok tesekkürler. Ama ben bu bilgileri daha önce nerede okumustum, acaba burada mı yoksa ilgili baska bir sitede mi? Dogrusu kafam karıstı. Bugüne kadar o kadar çok bilgi eklendi ki... Yeri gelmisken emegi geçen herkese de tesekkür edeyim.

Sevgili KemanciMemo; reca ederim efenim. :) Ne zamandır ilgili bilgi eklemedigimi görünce utandım biraz. :)

Bu hafta dizide Ömer Seyfettin varmıs. Biraz da onu tanıyalım. {Kendisi Türk hikayeciliginde Mapussant tarzının (bir olay etrafında gelisen hikaye türü) öncüsüdür.}

****************

Ömer Seyfettin
Kaynak: Vikipedi, özgür ansiklopedi

Ömer Seyfettin 1884 yılında Gönen'de (Balıkesir) doğdu. Asker olan Yüzbaşı Ömer Şevki bey'le Fatma hanım'ın ikisi küçük yaşlarda ölen dört çocuğundan birisidir. Öğrenimine Gönen'de bir mahalle mektebinde başladı. Ömer Şevki Bey'in görevinin nakli dolayısıyla Gönen'den ayrılan aile İnebolu ve Ayancık'tan sonra İstanbul'a geldi. Ömer Seyfettin, önce Mekteb-i Osmanî'ye, ardından 1893 ders yılı başında da Askerî Baytar Rüştiyesi'ne kaydedildi. Bu okulu 1896'da tamamlayarak Edirne Askerî İdadîsi'ne devam etti. 1900'de İdadî'yi bitirerek İstanbul'a döndü. Burada Mekteb-i Harbiye-i Şahâne'ye başladı. 1903 yılında Makedonya'da çıkan karışıklık üzerine "Sınıf-ı müstacele" denilen bir hakla imtihansız mezun oldu. Piyade Asteğmeni rütbesiyle, merkezi Selanik'te bulunan Üçüncü Ordu'nun İzmir Redif Tümeni'ne bağlı Kuşadası Redif Taburu'na tayin edildi. 1906'da İzmir Jandarma Okulu'na öğretmen olarak atandı. Bu, Ömer Seyfettin için önemli bir hâdisedir. Zira bu vesileyle İzmir'deki fikrî ve edebî faaliyetleri takip edecek ve bunlar içerisinde yer alan gençlerle tanışacaktır. Nitekim batı kültürünü tanıyan Baha Tevfik'ten Fransızca bilgisini artırmak için teşvik görür. Necip Türkçü'den ise sade Türkçe ve millî bir dille yapılan millî edebiyat konusunda önemli fikirler alır.

Ömer Seyfettin Ocak 1909'da Selanik Üçüncü Ordu'da görevlendirilir. Selanik'te çıkmakta olan Hüsün ve Şiir dergisinin ismi kil Koyuncu'nun istek ve ısrarı üzerine Genç Kalemler'e çevrildikten sonra 11 Nisan 1911'de Ömer Seyfettin'in "Yeni Lisan" isimli ilk başyazısı imzasız olarak yayımlanır.

Genç Kalemler yazı heyetini oluşturanlar Balkan Savaşının başlaması üzerine zarurî olarak dağılırlar. Ömer Seyfettin yeniden orduya çağrılır, hatta esir düşer. Nafliyon'da geçen esaret hayatı sırasında sürekli okur. "***", "Mehdi", "Hürriyet Bayrakları" gibi hikâyelerini bu yıllarda yazar. Bu hikâyeler Türk Yurdu'nda yayımlanır. Esareti süresince gerek okuyarak, gerekse yaşayarak yazarlık hayatı için önemli olacak tecrübeler kazanır.

Ömer Seyfettin 1913'te esaret hayatı bitince İstanbul'a döner. Bir süre sonra da Türk Sözü dergisinin başyazarlığına getirilir. Burada Türkçü düşüncenin sözcülüğünü yapan yazılar yazar. 1914 yılında Kabataş Sultanisi'nde öğretmenlik görevine başlar ve bu görevini ölümüne kadar sürdürür.

1915'te İttihat ve Terakki Fırkası ileri gelenlerinden Doktor Besim Ethem Bey'in kızı Calibe Hanım'la evlenir. Bu evlilik Güner isimli bir kız çocuğuna rağmen bozulur. Yazar tekrar yalnızlığına döner.

1917'den ölüm tarihi olan 6 Mart 1920'ye kadar geçen zaman birçok acı ve sıkıntıya rağmen verimli bir hikâyecilik dönemini içine alır. Yeni Mecmua, Şair, Donanma, Büyük Mecmua, Yeni Dünya, Diken, Türk Kadını gibi dergilerle Vakit, Zaman ve İfham gazetelerinde hikâye ve makaleleri yayımlanır.

Hastalığı 25 Şubat 1920'de artar, 4 Mart'ta hastahaneye kaldırılır. Türk hikâyeciliğinin bu unutulmaz ismi 6 Mart 1920'de hayata gözlerini yumar. Önce Kadıköy Kuşdili Mahmut Baba Mezarlığı'na defnedilir. Daha sonra mezarı buradan yol geçeceği veya tramvay garajı yapılacağı gerekçesiyle 23 Ağustos 1939'da Zincirlikuyu Asri Mezarlığı'na nakledilir.

Ömer Seyfettin Türk edebiyatının en önemli yazarlarından biridir. Otuz altı yıl gibi kısa bir ömüre çok sayıda eser sığdıran Ömer Seyfettin Türk fikir ve edebiyat alanına silinmez izler bırakmıştır.

fawwka
16-01-07, 12:49
http://img101.imageshack.us/img101/6886/600311bn9.jpg (http://imageshack.us)

Göz yaşartan bir öykü daha

Kendi içinde başlayıp biten 70’er dakikalık televizyon filmlerinden oluşan “Kınalı Kuzular”ın bu haftaki bölümü “Hasan Ethem” adını taşıyor. İlgiyle takip edilen dizinin özetine gelince; Hasan Ethem, Halit, Şevket ve Hilmi kardeşlerin en büyüğüdür. Şevket ve Hilmi henüz çocuktur. Babaları Balkan Savaş’ında şehit olmuştur. Hasan Ethem, kardeşi Halit’i yanından ayırmaz, onu kollar. Fakat Halit, babasının yokluğu ve savaş döneminin getirdiği sıkıntılardan dolayı hayatı boşlamış, asi bir karaktere sahiptir. Halit, meyhanede yaşadığı olay yüzünden babasına layık olamadığı için utanır ve Çanakkale gönüllüsü olur. Hasan Ethem, Hukuk Fakültesi’nde okumakta fakat ailesini geçindirebilmek için de Beyazıt Numune Mektebi’nde öğretmen olarak çalışmaktadır. Geçim sıkıntısı çekmektedirler. Süt kardeşleri Kadir, Mevlevi şeyhi olan babasının yanında kalmakta ve zaman zaman Hasan Ethem’in ailesine destek olmaya çalışmaktadır. Meyhane kavgasından sonra kardeşi Halit’e her zamanki gibi sahip çıkan Hasan Ethem, bir akşam süt kardeşi Kadir’le birlikte gittiği toplantıda zamanın aydınlarından Ömer Seyfettin’in konuşmasıyla içindeki eksikliği tamamlar ve gönüllü olmaya karar verir...
TRT 1 20.30

16.01.2007-Vatan TV

avrasya
16-01-07, 16:49
Zabit namzeti Hasan Ethem'in annesine yazdığı mektubu sevgili nzlhan eklemişti(bir önceki sayfada vardır)Tekrar eklemenin gereksiz olduğu düşüncesiyle Hsan Ethemle ilgili ve onunla ilgili bazı kitap,makale vs. hakkında birakaç bilgi buldum.sizlerle paylaşmak istedim:

1 Şehid Muallim Edhem, Niğde'nin "And-ulus" (Hacı Abdullah) köyünde 28.2.1890 tarihinde doğmuş ve 19 Nisan 1915'de şehit olmuştur. [Birliği: 3.Kolordu, 19.Fırka [Kumandanı: M.Kemal (Atatürk)], 57.Alay 2.tabur, 6.Bölük].

2 Şehid Edhem o tarihte 25, annesi Zeynep 41 yaşında idiler. Yine mektupta bahsi geçen: Kardeşi Halit 22 yaşında olup Çanakkale'nin diğer bir cephesinde, kardeşi Hilmi 16 yaşında öğrenci, kardeşi şevket 10 yaşında öğrenci, sütkardeşi Kadir 24 yaşındadır.

3 Mektupta bahsi geçen "Divrin", annesinin doğduğu Niğde'nin bir köyüdür.

4 Mektupta adı geçen kardeşi Halit (1894)'de ağabeysi ile birlikte Çanakkale Savaşı'na katılmış. Kirte köyü ilerisinde Zığındere'de yaralanmış, gazi olarak sağ kalmış. 31 yıl Emniyet Teşkilatında çalışmış. Komiser olarak emekli olmuş, 1948'de vefat etmiştir.

5 Prof.İ.H. Baltacıoğlu, yayınladığı "Mektepli" dergisinin 9.3.1933 No.25.sayısında başyazı olarak "Muallim Edhem Nasıl Öldü" başlıklı bir makale yayınlamıştır.

6 Şehidin adını taşıyan yeğeni Etem Ruhi Üngör (1922): 1966'da yayınladığı "Türk marşları" kitabını ona ithaf etmiştir.

7 Bu mektubu arkeolog İlhan Akşit " Çanakkale Savaşları"(1973) adlı kitabında yayınlamıştır.(s. 74-77).

8 Bu mektub, "Hayat" dergisinin 13 Mart 1975 tarihli sayısında aslının fotokopisi ile birlikteyayınlanmıştır.

9 Bu mektup; "Orkun" dergisi Mart 1983, sayı: 9, sayfa: 16'da yayınlanmıştır.

10 Bu mektup ayrıca: binlerce nüsha basılıp 1970-1985 yılları arasında "Çanakkale Savaşları 1915 Harp Hatıraları Koleksiyonu Müzesi"nce ziyaretçilere sunulmuştur. (Aynı mektup baskısı, bazı edebiyat ve tarih öğretmenlerince ayrıca bastırarak öğrecilere dağıtılmıştır.)

11 Arkeolog İlhan Akşit'in Çanakkale Arkeoloji Müzesi ve Çanakkale Müzeler Müdürü olduğu yıllarda Abide Müzesini ziyaret eden (1977) zamanın Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk beraberinde müzeyi gezdiren İlhan Akşit'ten vitrindeki bu mektubu kendisine okumasını istememiş ve mektup okunurken gözyaşlarını tutamamıştır.

12 Bu mektup; "Kolay İlan gazetesi"nin 31.8.1982 tarih ve 277.sayısında yayınlanmıştır.

13 Bu mektup; Vahap Okay'ın 1986'da yayınlanan "Anadolu Konuşuyor" (Anadolu'dan Türkiye'nin Kalbine) adlı kitabında yayınlanmıştır.

14 Bu mektup halen Çanakkale'deki "Abide Müzesi", "Deniz Müzesi" ve "Milli Parklar Müzesi"nde teşhirdedir.

15 Mektubun aslı; şehid Muallim Etem'in adını taşıyan yeğeni etem Ruhi Üngör'dedir.

Kaynak:http://www.merih.net/gh/wsehit.htm

ulubatlı
16-01-07, 22:46
Her bölüm bir öncekinden daha daha daha iyi..Çok güzel Allah emeği geçen herkesten razı olsun..Ben bir kusur göremedim galiba maneviyat ağır bastı:img-wink:..Hele semazenler çıktığında..Bu vatanın namusuna, şerefine, bayrağına kendi siper etmiş Türk cengaverlerine Allah'tan rahmet dilerim..Ruhları şâd olsun..
Bayrağı, bayrak yapan üstündeki kandır!
Vatanı, vatan yapan uğruna verilen candır!

Nazlıhan
17-01-07, 12:14
Dizinin görüntü kalitesi pek içime sinmesede, verilen mesajlar çok hosuma gitti. Mevlevi Seyhi'nin, Ömer Seyfettin'in konusmaları güzeldi. Dizide aksiyon fazla yok ama verilen mesajlarla isi yürütüyorlar. Ve bizlere özellikle vurgulanan nokta: "Her milletin iyisi, iyidir!" sözü. İçimizdeki degerleri topyekün topa tutmadan kimin ne için nelerden vazgeçtigini gözler önüne seriyor dizi ekibi. Bir bölümde ülkesinin bir köyünde yasayan gönüllü gençleri gösterirken, digerinde okulda egitimlerini vatanları için feda eden gençler. Sevdikleri için ölmeye hazır olupta, vatan için ölmeye gidebilenler. Onlara yoldaslık eden hristiyanlar, yahudiler, ermeniler, rumlar, vb. Her bölümde birilerine gönderme yapıldı. Kimi yerde bir Türk ve Ermeni omuz omuza savasa girdi. Kimi yerde bir Rum, Türk subayı ve ailesine sahip çıktı. İste benim görmek istedigim sahneler. İnsanları sen dinin, milliyet'in su oldugu için sen böylesin demekle aslında ne kadar da yanlıs düsünceye sahip oldugumuzu göstermeye çalısıyorlar sanki. Oysaki her insanın içinde yaradanından kaynaklanan bir ısık, bir güzellik vardır. Zamanın getirdikleriyle ya o ısık kendini belli eder yada sönüp gider.

Bu haftaki bölümde Mevleviler gösterildi, gelecek hafta ise Aleviler konu edilecek galiba. Yine heyecanla beklemekteyim.:img-wink: Her bölümdeki müzikler de degisiyor. 8.bölüm fragmanındaki türkü de bir güzel.
***
Şu Yüce Dağları Duman Kaplamış

Şu yüce dağları duman kaplamış
Yine mi gurbetten kara haber var
Seher vakti burda kimler ağlamış
Çimenler üstünde göz yaşları var

Ufukta iz gördüm kızıl bayraktan
Bulutlar nem almış yeşil yapraktan
Bir kız ağlar sesi gelir uzaktan
Yine mi gurbetten kara haber var

Gönlümüz gam alır böyle günlerde
Önüme çektiler bir siyah perde
Yar senin aşkınla tutuldum derde
Yine mi gurbetten kara haber var

(Farklı kaynaktan)
Şu yüce dağları duman kaplamış
Yine mi gurbetten kara haber var
Seher vakti bu yerde kimler ağlamış
Çimenler üstünde göz yaşları var

Gönlümüz gamlanır böyle günlerde
Önüme çektiler bir siyah perde
Yar senin aşkınla tutuldum derde
Yine mi gurbetten kara haber var

Ali Ekber Çiçek
Erzincan

{kaynak: http://www.turkudostlari.net/soz.asp?turku=3461}
***

8. bölüm dahil konusunu bilmedigimiz 3 bölüm var. Son bolümde 57. Alay ve Mustafa Kemal konu edilecekmis. TRT'deki tanıtım yazısından Seyit Onbası ve Yüzbası Dimitroyati'nin de konu edilecegini biliyoruz. Dün biraz eski baslıgı karıstırdım ve bugüne kadar konu edilenlerin çogunun hikayesini buldugumuzu gördüm. Yanılmıyorsam sadece "nisanlıya verilen söz" baslıklı 3. bölümle ilgili yazı eklememistik. Bakalım eklediklerimizden baska neler çıkacak. Böyle bir diziyi izlemek, önceden bilmek ve sonra onların karsına gelmesi gerçekten güzel. Okumak ayrı, seyretmek ayrı bir güzellik.

Sevgili fawwka; özet için birkez daha tesekkürler.
Sevgili avrasya; ekledigin bilgiler için tesekkürler.

KemanciMemo
17-01-07, 13:23
Bu bolum duygu agirlikli bir bolumdu. Bir iki sahne disinda heyecanli ve gerilimli sahneler yoktu. Kadirden bol bol Hasan Ethem’in hatiralarini dinledik. Hastane sahnelerine oldukca uzun bir sure ayrildigi kanaatindeyim. Kadir karakterinin sesi de gayet ince ve kulaga hos gelince, insan ister istemez anlatilanlarin akisina birakiyor kendisini. Seste abarti, inisli cikisli tonlamalar olmadigi icin o ses bana cok dogal geldi. Yapay bir ses olsaydi, o sahneler cekilmezdi.

Bu bolumun ozellikle giris sahnelerini cok begendim. Bir onceki bolumlerin savas sahnelerinden derlenmisti, ama sahneler esliginde sunulan Mevlid tarzi siir okunus buyuleyiciydi diyebilirim. O nasil ses oyle, o nasil bir nefesti, hayran kaldim. Mehmed Akif Ersoy’un Canakkale Sehitlerine isimli siirini Mevlid tarzinda hic dinlememistim. Ben gercekten cok begendim. Ayni ses, bolumun final sahnesinde de vardi. Tek kelimeyle harikaydi.

Hasan Ethem’in ozellikle sahsiyeti, karakteri ve guzel ahlaki uzerine kurgulanmis bu bolumde kahramanligin sadece dusmana karsi savasmakla kazanilamayacaginin alti cizildi. Hasan Ethem’in derslerini geciktirmesi sonucu Hocasinin “Bu isler insallahla masallahla olmaz evladim !” dediginde lise yillarim geldi aklima. Arkadaslarla ders yapmak icin programlar yapardik. Programa baslayip baslamadigimizi soranlarada “insallah yakinda” derdik. Neticede dersleri son anda guc bela bitirebilirdik. Hasan Ethem’in Hocasina hak veriyorum, bu isler oyle sadece insallah diyerek, masallah diyerek hallolmuyor. Inanc gerek, azim gerek, istek gerek, icraat gerek !

Cephede Hasan Ethem’in Muallim oldugunu ogrenen Kumandan ona cephede ne isi oldugunu sordugunda Hasan Ethem’in Muallimligin adeta felsefesini ozetleyen su sozleri butun bolum boyunca kulaklarimda yankilandi “Muallimlik vazifesi dort duvar arasina sigmayacak kadar yücedir kumandanim !”. Hasan Ethem’in ekibi telgraf tellerini tamir etmeyi basardiginda oradan hemen ayrilabilseydi belki de sag salim varmis olacaklardi yerlerine, ama takdiri ilahi iste. Kismetlerinde sehit ve gazi olmak varmis. Hastane sahnesinde Kadir ile dertlesen Edirneli Huseyin de cok renkli bir karakterdi. Neredeyse her bolume mutlaka boyle renkli bir karakter koyuyorlar. Bu, diziyi ve hikayeyi daha lezzetli yapiyor. Buna devam etmelerini umit ediyorum. Tabi o renkli karakterlerin basarili oyunculugunu da atlamamak lazim. Edirneli Huseyin karakterini canlandirani hem Karadenizli hem Edirneli rolunde izledik. Bunu basariyla basarabilen kac oyuncu vardir ki? Edirneli Huseyin’in Kadir’e hikayesini anlatmasini isterken “Tas degil ki bu yurekcagiz!” dediginde Kadir’in yureginde sanki deprem oldu. Bir basladi, pir basladi, cok da iyi oldu :)

Dort kardesten sanki sadece Kadir ile Hasan Ethem’in hikayeleri tam olarak anlatildi. Diger ikisine ne oldugunu gostermediler. Aslinda bu bolumde gozume carpan konulardan birisi de buydu, yan hikayeler etrafinda fazla durulmadi sanki. Halit’in haytaligini gorduk, ama onu yakindan izleme imkanimiz olmadi. Diger kardesleri Hilmi neler yapiyordu? Orasi da atlanmis.

Bu bolumun en basarili sahneleri arasinda bana gore Mevlevihane sahneleri de vardi. Ozellikle Mevlevihane seyhinin veciz sozlerini takip etmekte cok zorlandim. Bir cumlenin manasini dusunurken ikincisi geldi, derken ucuncusu derken dorduncusu, mubarek otomatik silah gibi ard ardina siraliyordu sozleri. Hepsi uzerinde yeterince dusunememis olsam da hepsinin derin manalari oldugundan eminim. Not edebildiklerimi yazayim da, hic olmazsa bunlar yazida kalsin;

- Tilki zekidir, ama hep ac gezer!
- Oku! Kendini oku, kainati oku, insani oku!
- Gavur, guclu iken zayifi ezendir! (Gavur tanimlamari okadar fazlaydi ki, dinlerken felegim sasti, sadece bunu not edebildim).
- Siz dogru olun, siz muhabbetli olun!
- Vatan sevgisi olmayanin, dini olmaz!
- Devlete itaat, Hakka itaattir!
- Ask, insani yorar…
- Ask, surette degil anlamdadir…
- Ask, insani yollara düşürür…
- Ask, herseydir… (Ask tanimlamalari da yine cok fazlaydi, benim not edebildiklerim bunlar. Hepsi alti cizilmesi gereken tanimlamalardi, uzerinde derin derin dusuncelere dalmayi hak eden tanimlamalar…)

KemanciMemo
17-01-07, 13:29
Bu bolum tarihimizin essiz edebiyat sevdalilarindan birini daha yakindan tanima imkani yakaladik. Omer Seyfettin bana gore Mehmet Akif Ersoydan daha basarili canlandirilmis. Levent Can hakkini vermis Ustad’in. Konusmasi hem cok surukleyici hem de cok heyecanliydi. En can alici cumlesi ise bana gore su cumlesiydi; “Bu mubarek topraklar, kahramanlarini hic bir zaman unutmamis ve dusmanlarini affetmemistir!”. Batinin somurgelerini, Rusyanin kallesligini anlatirken onlara boyun egmeyen tek milletin Turk milleti oldugunu vurgularken hem gogsum kabardi hem de utandim. Neden utandigimi bilmem anlatmaya gerek varmi…

Omer Seyfettin’in o can alici sozunun bir benzerini de Hasan Ethem’in muallimlik yaptigi okulun muduru Tahir beyden (Demir Karahan) isitmistik. “Bu millet, vatani icin hayirli isler yapani, katiyyen unutmaz!”. Ne mutlu o kahramanlari unutmayanlara. Ne mutlu o kahramanlarin hikayelerinden diziler yapip CANAKKALEYI 70 milyona ulastiranlara. Ne mutlu Turkum diyene!

Hasan Ethem’in son mektubuna forumumuzda cokca rastlayip okuma ve uzerinde dusunme imkani yakalayabildigimizden dolayi mektup sahnesini atliyorum. Bu bolumdeki yeni yuzumuz Fatma Belgendi :) Onu dort kardesin annesi, sut annesi olarak izledik. Kendisini cok da basarili buldum. Bakalim 8. bolumun yeni yuzu kim olacak. Bir de unutmadan sunu da belirteyim, bu bolumu ben hakikaten genel olarak hem cok guzel buldum hem de cok duygusal. Yalniz bir cok sahnede sessiz sedasiz gecisler gozume carpti. Bu gecisler, yani herhangi bir sese yer verilmeyen bos sahneler, izleyiciyi hikayeden kopariyor. Buna umarim gelecek bolumlerde dikkat ederler. Ve tabi eger yan hikayelere de bir onceki bolumlerdeki gibi agirlik vermeye devam ederlerse cok iyi olur. Yoksa konu kitligindan dolayi bazi sahneler gereksiz yere uzatilmaya tabi tutuluyor. Bu da izleyici icin, yani en azindan benim icin hic de hos olmuyor. Yine bu bolumde begendiklerim arasinda muzikler vardi. Bol bol ney ve kanun taksimleri dinledik. Cok basariliydi, kendimi kaptirdim ritimlerin guzelligine. Keske biraz da keman taksimleri olsaydi :)

Son sahnelerde Kadir’in, Hasan Ethemi siralarda gormesi ve Hasan Ethem’in muallimlik gorevini ustlenmesinin gosterilmesi ayri bir derinligiydi bu bolumun. Hele Kadir’in son sozleri tam ibretlikti; “Dersimiz TARİH !”.

Evet arkadaslar dersimiz Tarih, CANAKKALE Tarihi, KINALI KUZULAR Tarihi ! Derslerimize calisalim…

istanbool
17-01-07, 13:37
merhaba arkadaslar...;
gördügüm kadariyla bu dizi kanal d deki kirik kanatlar gibi tarihi anlatiyorrr..;
acaba bu dizinin yeni bölümleri hangi günler ve saat kacta???
simdiden cok tskr ediyrum..;:good:

Nazlıhan
17-01-07, 13:42
Bol bol ney ve kanun taksimleri dinledik. Cok basariliydi, kendimi kaptirdim ritimlerin guzelligine. Keske biraz da keman taksimleri olsaydi :)

Bölümleri gerçekten güzel yorumluyorsun arkadasım. Ama sen de kemana karsı bir hassasiyet gördüm. Neden acaba? :)

*******

Kınalı Kuzular Dizisindeki Patlama Gerçek Oldu

TRT'de yayınlanan ve Çanakkale Destanı'nın anlatıldığı Kınalı Kuzular dizisindeki patlama sahnesi gerçek oldu. Çekimleri Yalova'da gerçekleştirilen dizideki patlama sahnesi, zamanlama hatasından dolayı, başta başrol oyuncuları olmak üzere, figüranların ve set çalışanlarının yaralanmasına sebep oldu.

Senaryo gereği telgraf tellerini tamir etmek için direğe tırmanan Türk askeri, düşman askerleri tarafından bombalı saldırıya uğrayacaktı. Fakat bombanın pimini çok erken çeken bomba görevlisi, oyuncuların yaralanmasına sebep oldu. O sırada başrol oyuncusu Burak Sarımola ve figüranlardan Aytaç Tekin, Cenk Pala, Turan Yenilmez çeşitli yerlerinden yaralandı. Başına isabet eden parçalardan dolayı yaralanan Burak Sarımola ve yardımcı oyunculara ilk tedaviyi setteki arkadaşları ve yönetmen Tunç Davut yaptı. Yalova Devlet Hastanesi'nde ayakta tedavi olan yaralılar aynı gün taburcu oldu.

(İhlas Haber Ajansı)

kaynak: http://www.haberler.com/kinali-kuzular-dizisindeki-patlama-gercek-oldu-haberi/

*******

Mamak Belediyesi'nden, 'Kınalı Kuzular' Dizisinden Dolayı TRT'ye Teşekkür Plaketi.

TRT Genel Müdür Vekili Ali Güney, TRT'nin sadece raiting için değil, vatan için canlarını verenlerin hikayelerini ekrana taşımak için de var olduğunu belirtti.

Mamak Belediyesi, TRT-1 televizyonunda yayınlanan ve Çanakkale Savaşı'nda yaşananları anlatan Kınalı Kuzular dizisinin yapım ve yayınında emeği geçtiği için TRT Genel Müdür Vekili Ali Güney'e bir plaket verdi. Plaket verme töreninde konuşan Mamak Belediye Başkanı Gazi Şahin, belediye meclisi olarak, TRT Genel Müdür Vekili Ali Güney'e teşekkür plaketi vermeyi kararlaştırdıklarını belirterek, bundan gurur duyduğunu söyledi. Plaketi Mamak Kaymakamı Nuh Mehmet Hamurcu'nun vermesini isteyen Şahin, kendisi de Güney'e çiçek verdi. TRT Genel Müdür Vekili Ali Güney ise, plaket için belediyeye teşekkür ettiğini belirterek, 70 milyon ortağı olan ve herkes için gerekli TRT'nin toplumu düzeyi düşürmeden eğlendirmenin yanında bilinçlendirme görevi de olduğunu belirtti. Güney, "TRT tarafsız habercilik yapmak için doğru, düzeyli yayın yapmak, raiting için değil vatan için verilen canları ekranlara taşımak için vardır" dedi.

(İhlas Haber Ajansı)

kaynak: http://www.haberler.com/mamak-belediyesi-nden-kinali-kuzular-dizisinden-haberi/

Nazlıhan
17-01-07, 14:01
acaba bu dizinin yeni bölümleri hangi günler ve saat kacta???

Her Salı TRT 1'de saat 20.30'da yeni bölümü var. C.tesi günleri de TRT INT'te 03.30 ve 21.30 saatlerinde tekrarı var. Ama TRT INT'teki geriden geliyor. Bu hafta TRT 1 7. bölümü yayınladı. C.tesi günü ise 3.bölümü yayınlanacak.

Ceva
17-01-07, 14:42
Bu sene TRT ekranlarında izlediğim Şeb-i Arus törenlerinden ve dün izlediğimiz bölümden sonra bir gün mutlaka Şeb-i Arus törenlerini canlı izlemek gerektiğini anladım. O semahlar ve O ney sesi eşliğinde huzuru bulmak bu olsa gerek.


Dün akşamki bölümün açılışı çok etkileyiciydi. Mehmet Akif Ersoy’un "Çanakkale Şehitlerine" şiirinin Tevcid’li olarak ilk defa dinledim. Her dinlendiğinde, her okunduğunda göz dolduran bu güzel şiiri bir de böyle dinlemek varmış. Harikaydı.


Hasan Ethem’i, süt kardeşi Kadir anlattı ve biz Hasan Ethem’i dinledik, öğrendik. Pırıl pırıl, vatan aşkıyla dolu olan bir kalbin, bu ülkeye çok şey verebilecek bir gencin daha savaşın kanlı cephelerinde kaybettiğimizi anladık.


Hasan Ethem kadar Kadir’in hikayesi de etkileyiciydi. Amacını henüz bulamamış, arayış içinde olan ve belki de babasının izinden gitmesi gerektiğini düşünen biriydi Kadir..ne demişti “dolmadan taşılır mı?” Kadir de dola bileceği, taşa bileceği şeyi arıyordu. Hasan Ethem’le birlikte Ömer Seyfettin’i dinledikten sonra verdikleri kararla yolunu seçti. Babasının sözleri de çok güzeldi ama Sevgili KemanciMemo’nun da yazdığı gibi o kadar hızlı söylendi ve o kadar fazlaydı ki hiç birini kaçırmamaya çalışırken hepsini birbirine karıştırdım. Sevgili KemanciMemo’un yazdıklarına ek olarak Mevlevi şefinin aklımda kalan sözlerinden Ok ve Yay la ilgili olanlarını hatırlıyorum ama sırasıyla olmayabilir ve bu yüzden de yazmak istemedim.(kısaca bu bölümün tekrar izlenmek gerekiyor)


Hasan Ethem’in, muallimliğin yüceliğini bizlere bir kere hatırlatan “Muallimlik vazifesi dört duvar arasına sığmayacak kadar yücedir kumandanım” sözünden sonra aklıma ilk gelen Hayat öğretmen oldu..(bkz. Hayat türküsü)reklamları izlediniz:)


Ve son sahne... Hasam Ethem’i, yüzünde gülümsemeyle süt kardeşine “Kadir’in tabiriyle kardeşten öte insana” bakarken görmek..çok ince düşünülmüş bir sahneydi. Etkilenmemek ne mümkün.


Bu dizide emeği geçen herkese çok teşekkür ederim. Müzikler ve özellikle ney taksimleri için çok teşekkür ederim.


Sevgili KemanciMemo, Ömer Seyfettin'in “Rusyanin kallesligini anlatirken onlara boyun egmeyen tek milletin Turk milleti oldugunu vurgularken hem gogsum kabardi hem de utandim. Neden utandigimi bilmem anlatmaya gerek varmi…” demişsin. anlatmana gerek olmadığını aynı utancı yaşadığımı söylemek isterim.

KemanciMemo
18-01-07, 02:59
Bölümleri gerçekten güzel yorumluyorsun arkadasım. Ama sen de kemana karsı bir hassasiyet gördüm. Neden acaba? :)

.........
Tesekkurler sevgili nzlhan, senin yorumlarin da cok guzel arkadasim. Yalniz sen onceki bolumleri sanki daha kapsamli yorumluyordun diye hatirliyorum ben. Haberler, bilgiler, ozetler, vs. tamam da, biz senin de uzun uzuuuunnn yorumlarini okumak isteriz. Bu arada, evet dogru gormussun :) Kemana karsi acayip bir hassasiyetim var, hassasiyetten de ote bir sevdam var. Seviyorum valla..... Soylemesi ayip, o da beni cok seviyor :)

Sevgili Ceva, Mevlavihane seyhinin ok ve yayla ilgili olan sozunu sen yazinca hatirladim, ama dilimin ucunda kaldi, cikmak istemiyor :) Bu bolumu hakikaten tekrar izlememiz gerekiyor. Ornek Muallim olarak aklina ilk olarak Hayat ogretmenin gelmis olmasi, Hayat Turkusu dizisini daha da gizemli kiliyor. Herkese tekrar tavsiye ediyoruz arkadaslar. Cumartesileri saat 20.30 da TRT1 de. Semdi sen yazinca, durup bende dusundum sevgili Ceva, o guzel soz hakikaten tam Hayat ogretmenin hayat felsefesini yansitiyor.

Bir de arkadaslar, bugun bir arkadasim dunku bolumde "Bayraklari bayrak yapan, ustundeki kandir. Toprak, eger ugrunda olen varsa vatandir." sozunun farkli bir sekilde ifade edildigini soyledi. Forumda da sevgili ulubatli bu sozu "Bayrağı, bayrak yapan üstündeki kandır! Vatanı, vatan yapan uğruna verilen candır!" seklinde yazmis. Dunki bolumde boyle mi soylenmisti? Benim hic dikkatimi cekmedi. Ezberden mi dinledik n'aptik... Benim bildigim kadariyla o soz (benim yazdigim soz) Mithat Cemal Kuntay'in sozuydu. Yani onun "On Beş Yılı Karşılarken" isimli siirinin son misralariydi. Peki diger soz kime ait? Birisi, oylesine yazmis ise, Mithat Cemal Kuntay'a cok ayip etmis. Dizide bu sozun nasil gectigini simdi inanin cok merak ettim...

Nazlıhan
18-01-07, 13:58
Seviyorum valla..... Soylemesi ayip, o da beni cok seviyor :)

Efendim, mutluklar diliyor ve Allah bir yastıkta kocatsın diyoruz. :img-hyste

Hep diyorum ya ilk izlemede bazı seyler havada kalıyor, ikincisinde daha bir dikkatli izliyor insan diye. Uzun yorum yapmak birsey degil aslında. Hatta izlerken güzel sözleri not etmek için yanıma kalem kagıt bile alıyorum ama jest ve mimikleri de kaçırmak istemiyorum. İste o aralarda hatlar karısıyor. :) Ah bir DVD'leri çıksa da rahat etsek. Bir güzel söz söylensin, o anda görüntüyü dondurup not etsek. :img-blush Bazen izlerken, hani bilgisayarın komut-z tusuyla yapılan islem geri alınır ya, içimden hep böyle bir tusu gerçek hayatta da kullanma istegi olusuyor. :) (Türküyü de ekledim ama yine de mesajım senin gözünde yeterince uzun olamamıs anlasılan. E tabi, senin mesajlar yanında biraz kısa kaldıgı dogru. :))

Sordugun söz, sevgili Ulubatlı'nın söyledigi gibiydi. Çünkü söylenirken "yanlıs söylediler" diye düsündügümü hatırlıyorum.

Halit evine dogru yürürken insanlarla selamlasıyordu, iste o sırada yerlerin ne kadar temiz olduguna dikkat ettiniz mi? Ah ah, iste özlemini çektigim İstanbul sokakları...:img-blush

Bu forum ne kadar da reklam alıyor böyle. Her mesajda Hayat Türküsü adını görüyorum masallah. :icon_whis

avrasya
18-01-07, 22:39
7.bölümün yorumunu sonunda yapabilcem.Finaller bitince insan ayrı bir rahatlıyor.Bir dört beş gündür hiç yorum yazamadım,ama internete girdiğimde sizlerin yorumlarını okumaya çalıştım.
Sevgili ceva,ben de şeb-i arus törenlerine katılmayı yıllardır çöok istiyorum.Trtden yapılan canlı yayaınları bile izlediğimde çok duygulanıyorum.Kimbilir orda olsam ne duygu seli yaşıycam.Allah kısmet ederde inşallah ülkemizdeki nice güzellik gibi ona da tanık olabilirz.
Ben bu bölümle ilgili önce eleştirilerimi yazıyım:Galiba sevgili Kemancimemo bahsetmiş,yan hikayelerin eksikliğinden.Bende halit ve kadirin hikayelerinin yarım kalmasına üzüldüm(gerçi nispeten kadirin sonunda nasıl yaşamına devam ettiğini öğrendik ama..).Halitin sonunu göremedik mesela.Bir de Hasan Ethemin validesine yazdığı mektubun hepsi okunabilirdi.Zİra ben Hasanın hikayesinin kurgusunda da bir eksiklik hissettim.Kadir nasıl gönüllü olduklarını anlatırken Halitle aralarında bir konuşma falan geçebilirdi.Kurguda bu hafta çok fazla zaman atlması veya geriye dönüş oldu.Bu benim değil(çünkü ben hiçbir sözü kaçırmıyım diye çok dikkatli izlemeye çalışıyorum:img-yes: ) ama küçük kardeşim ve annemde bir kafa karışıklığına yol açtı.Bana sürekli sorular sordular.
Bütün bunların yanında yine d bu bölümü çok beğendim.Özellikle tasavvuf kültürünün en mühim önderlerinden Mevlana ve mevleviliği hissetmek çok güzeldi.Neyle yada Mehmet akifin çanakkale şehitleri şiirine bestelenen kasideyle hiçö farketemz.Özellikle de mevlevi şeyhininin birbiri ardınca söyledği sözler çok manidardı:good: Daha yazacak çok şey olabilir aslında.Ama ben birde bu vatanın bizlere sadece şehitlerin emanet etmediği yönündeki düşüncelerimi sizlerle paylaşayım.Evet bu vatan uğruna,hak rızası uğruna canlarının feda eden nice aziz şehitlerimiz var ama...Birde onların bu iman ve şevkle dolu olmasına tarifi mümkün olmayan katkılar yapan Mevlanale,Hacı Bektaşlar,Yunuslar ve daha nice gönül insanı var.Onlar ki bu milletin ruhunun derinliklerine-sevgili Oktay Sinanoğlunun tabiriyle- kültür genlerini ilmek ilmek işleyen,her yaptığını her söylediğini hak rızası için yapan mübarek insanlar:img-wink: Bize bu vatanı,insanlık onurunu,bu eşşiz kültürü onlar da emanet etmiştir.Onların ruhları şad olsun,Allah onların yaptığı zerre iş,söylediği zerre söz için razı olsun.Mekanları aziz şehitlerimizin yanı cennet olsun inşallah.
Ömer Seyfettini görmek çok güzeldi.Tek dişi kalmış canavar 'medeni' avrupayı ve batıyı çok yerinde tespitlerle tahlil etti.Levent Can yine harika ama tadında bir ustalıkla rolünün üstesinden geldi.:good:
Bir de yeni fragmanı görünce ben de çok heyecanlandım sevgili Nzlhan.Çünkü alevilik bence dünyadaki en özgün din kültürlerinden biridir ve bu ülkenin geçmişinde(özellikle derin kültür anlamında) çok büyük katkıları vardır.Ama yüzyıllardır hep yok sayılmışlardır.Ama hala onurlu ve inançlı yaşamlarını sürdüyorlar.Ben alevi şehitlerimizi de öğrenmek onların yaşamını da tanımak istiyorum.Çünkü bu vatan her değişik kültürden insanın aynı gaye uğruna canını,kanını,mücadelsini bahşettiği topraklar üzerindedir.Bu anlamda da dünyada gerçekten eşi benzeri yoktur.
Çok uzttım galiba ama içimde birikmiş kaç gündür.Yeni bölümü özellikle çok merak ediyorum.Ya bir de özetimiz falan olsa.Niye böyle resmi site anlamıyorum yani:sad53:
Sevgiler ve saygılar

KemanciMemo
19-01-07, 02:56
Efendim, mutluklar diliyor ve Allah bir yastıkta kocatsın diyoruz. :img-hyste

...
Tesekkurler efendim, darisi sizin basiniza artik :)

Yok yok senin yorumlarin hep uzun oluyor olmasina da ben daha ziyade bolum hakkindaki dusuncelerini belirttigin yazilarin uzunlugunu kastediyorum :) Yoksa siiri bende yazarim, yani galiba...

Halit'in eve giderken gectigi sokaklarin temizliginden bahsederken, konuyu Istanbulun sokaklarina bagladigini okuyunca aklima dizinin cekildigi sehir geldi. Yalova da cekiliyormus bu dizi, biliyorsun dimi? Demekki Yalovanin sokaklari cok temiz. Cok yakinda Istanbul da ayni temizlige kavusur, hic suphen olmasin. Nasil olsa yakinda vize sistemi getiriliyor Istanbula :)

Hayat Turkusu dizisi gercekten izlenmeye deger dizilerden birisi sevgili nzlhan. Hic izledinmi bilmiyorum, ama eger izlemediysen mutlaka izle derim.

Sevgili avrasya, cok onemli konulara deginmissin, ellerine saglik. Uzun uzuun yorumlanmayi hak eden bu guzel dizinin ziyaretcilerinin az olmasi, acaba TRT1 de gosteriliyor olmasindan mi? Yoksa baska bir sebebi mi var? Gerci pek de onemli degil, ama ayni ilgisizlikten muzdarip olan Hayat Turkusu dizisini de takip ettigim icin dikkatimi cekti. Galiba bu biraz da bu foruma uye olan yaklasik 80.000 kisinin tercihlerinin hangi yonde oldugunu cok carpici bir sekilde gozler onune seriyor.

Ceva
19-01-07, 13:05
Bu forum ne kadar da reklam alıyor böyle. Her mesajda Hayat Türküsü adını görüyorum masallah. :icon_whis


Sevgili KemanciMemo, sorduğun soru ile ilgili olarak bende sevgili Ulubatlı'nın yazdığı gibi söylendiğini hatırlıyorum.

Nazlıhan'cım, aslında Hayat Türküsü dizisinin reklama ihtiyacı yok. Çünkü TRT de yayınlanıyor. Reyting kaygımızda yok sadece o güzel diziyi kimse kaçırmasın, sonradan nasıl farketmemişim ben bu diziyi demesin diye yazıyoruz. velhasılı kelam sırf sizin için:) hem onlar kardeş dizi sayılırlar. İki dizi de TRT nin yüzakı.

Nazlıhan
19-01-07, 17:48
Bir de yeni fragmanı görünce ben de çok heyecanlandım sevgili Nzlhan.Çünkü alevilik bence dünyadaki en özgün din kültürlerinden biridir ve bu ülkenin geçmişinde(özellikle derin kültür anlamında) çok büyük katkıları vardır.Ama yüzyıllardır hep yok sayılmışlardır.Ama hala onurlu ve inançlı yaşamlarını sürdüyorlar.Ben alevi şehitlerimizi de öğrenmek onların yaşamını da tanımak istiyorum.Çünkü bu vatan her değişik kültürden insanın aynı gaye uğruna canını,kanını,mücadelsini bahşettiği topraklar üzerindedir.Bu anlamda da dünyada gerçekten eşi benzeri yoktur.

Sevgili avrasya; fragmandaki türküyü de çok güzel söylüyorlar, hemi de yanık yanık. :) Dinlerken insan bir garip oluyor. Zamanında rahmetli Ali Ekber Çiçek'ten az dinlememistim. Simdide fragmanı ezberledim ama sırf türküyü dinlemek için tekrar tekrar fragmanı izliyorum :)

Alevilik konusuna gelince; Alevilik kesinlikle Türklere özgü bir kavramdır. Çünkü Alevilikte geçerli bazı adetlerin eski Türk Boylarında da oldugunu görürsünüz. Bugüne kadar Kürt'ün ya da Zaza'nın Alevisine de rastlandıgı söylenir. Ama o kisiler, yüzyıllar içerisinde Alevilere yapılan baskıdan o milletlerin arasına karısmıs ve zamanla öz kimliklerini kaybetmeye baslamıs olan Türklerdir. Osmanlı zamanında nedendir bilinmez, zamanla Türkler 2.sınıf vatandas olarak görülmüstür. Önemli mevkiilere hep devsirmeler getirilmistir. Anadolu'da yogunlukta olan Türk halkı ve digerleri isyan ettikçe bastakiler tarafından yogun zulümlere ugramıslardır. Bu zulümler sonucu öz kimliklerini saklama geregi duymuslardır. {Aslında bu konuların iyi arastırılması lazım.} Bilmeyenler tarafından Cemevlerine laf atanlar var. Evet önceden Cemevleri yoktu. Önceden bu kadar büyük sehirler de yoktu. İste o zamanlarda köy ve kasabalarda yasayan Aleviler evlerinin bir odasını çok büyük yaparlardı. Her Persembe'yi Cuma'ya baglayan aksam bir evde Cem yapılırdı. İnsanlar büyük sehirlerde hem sıcak komsuluk degerlerinin azalması hem de evlerin yeterince büyük olmamasından dolayı Cemevi yapma geregi duymuslardır.

Çanakkale ve Kurtulus Savası Anadolu halkının yüzyıllardır 2. planda kalmaktan dolayı duydugu öfkenin sonunda gelen zaferlerdir. Ama bu zaferlerde tek bir halk yoktur. Anadolu, yürekten vatanım diyenlerindir. Bunlar arasında Türk, Kürt, Çerkez, Laz, Arnavut, Dadas, Rum, Ermeni, Süryani, Müslüman, Hrıstiyan, Yahudi, vb. fark etmez, özünde gerçek insani duyguları tasıdıkça hepsi benim kardesimdir. Felsefe belli; "Yaradılanı sev, yaradandan ötürü." :img-wink:

Sevgili KemanciMemo; ben de keman degil ama baglama askı var. Dizideki türküleri dinledikçe askım hergün daha da artmakta. :) (Aslında klasik müzikte keman konçertolarını dinlemeyi seviyorum ama hiçbiri baglamamın tınısı kadar beni etkileyemiyor.:img-wink: )

Sokak temizligi Yalova da olsa farketmez. Çünkü düsünebiliyor musun? Adam 1915 yılının İstanbul sokagında geziyor olacak ama o da ne? Yerde bir "eti biskrem, vb." ambalajı.:img-hyste Yani olacak is mi? Mecburen temizlik yapmıslardır gibime geliyor.

Sevgili Ceva; Hayat Türküsü'nü biliyorum ama yayınladıgı saatte evde olmuyorum. Malum, ben mesgul bir insanım. :)

Son olarak resmi siteye de, buradaki 80.000 kisiden 80'inin bile buraya ugramamasına da güzel (!) seyler söylemek istiyorum ama neyse...:icon_whis

Nazlıhan
22-01-07, 11:13
"Muhammed Ali'dir ismi oğlumun

Şehitliğe koştu cismi oğlumun

Bize yadigardır resmi oğlumun

Gözüme yaş diye geldin mi ya hu?"


Her bölümünü ilgiyle izlediğiniz Çanakkale Destanı'nı anlatan "Kınalı Kuzular"ın bu haftaki bölümü "Son Nefes" adını taşıyor.

En yakın arkadaşı Hıdır'ın Çanakkale'de şehit olma haberiyle sarsılan ve gönüllü olmaya karar veren Muhammed Ali sevdiklerini ardında bırakarak cepheye gider. Gittiği bölükte sözlüsü Gülbahar'ın babası İlyas'la karşılaşır. Gülbahar'a, babasından haber getireceğine söz vermiştir. Ancak bir çatışmada şehit olur. Gülbahar'ın babası İlyas, Muhammed Ali'nin şehadet haberini kasabaya getirir. Muhammed Ali'nin babası Haşim, oğlu için yazdığı bir şiirle onun kahramanlığını ölümsüzleştirir.

23.01.2007 20:30 / TRT1
27.01.2007 03:30 / TRTINT
27.01.2007 21:30 / TRTINT

Kaynak: http://www.trt.gov.tr/wwwtrt/progdetay.aspx?tanitimid=3687&tur=TV

KemanciMemo
23-01-07, 01:18
Ozet icin cok tesekkurler sevgili nzlhan. Hadi yine iyisin, bu bolumde bol bol sazli sozlu sahneler var :)

Yine cok acikli bir hikaye bizi bekliyor. Keske Canakkale Destanini 13 bolumle kisitlamasalardi. Bu Destan degil 13 bolum, 13 milyar bolumle bile layikiyla anlatilamaz. Umarim uzatirlar.

acıhayat.
23-01-07, 01:36
bu film gerkceten cok etkıleyıcı ikinci kez ızledım vala etkılenmemek elde degıl bırkere.bolum ozetı ıcın teşekkürler:img-wink:

Nazlıhan
23-01-07, 11:42
Ozet icin cok tesekkurler sevgili nzlhan. Hadi yine iyisin, bu bolumde bol bol sazli sozlu sahneler var :)

Yine cok acikli bir hikaye bizi bekliyor. Keske Canakkale Destanini 13 bolumle kisitlamasalardi. Bu Destan degil 13 bolum, 13 milyar bolumle bile layikiyla anlatilamaz. Umarim uzatirlar.

Bir baktım, baslık taa gerilere gitmis. Ben de özeti bari ekleyeyim dedim. :) {Böyle bir bölümün Muharrem ayına denk getirilmesi de manidar. Zahid Üstegmen'in hikayesi de onun ölüm yıldönümünde (9 Ocak) yayınlanmıstı. Bence güzel de olmustu.}

Dizi baslamadan önce yapımcıyla yapılan röportajlarda, Çanakkale Destanında sonra 13 bölüm Kurtulus Savası, 13 bölüm de Anadolu efsanelerinin anlatılacagı söylenmisti. Yani toplam 39 bölüm olacagı vurgulanmıstı.

Bu arada Ankara'nın ilçeleri Kınalı Kuzular'a ödül vermek için sıraya girdiler anlasılan. :)

*******

TRT Genel Müdür Vekili Ali Güney Kazan Belediye Başkanı Lokman Ertürk'ü makamında ziyaret etti. Ziyarette TRT Ankara Televizyon Müdürü* Muhsin Yıldırım da hazır bulundu.Sıcak ve samimi bir havada geçen görüşmede Belediye Başkanı Lokman Ertürk TRT Genel Müdür Vekili Ali Güney'e Kazan Hakkında kısa bir tanıtım brifingi verdi. Başkan Ertürk Kazan'ın son yıllarda ciddi bir gelişim içerisinde olduğuna işaret ederek bunun da göç olgusunu beraberinde getirdiğini söyledi. Belediye olarak bu durumu göz önünde bulundurduklarını ve bütün plan ve proğramlarını 2050 yılına göre yaptıklarını belirten Ertürk TRT'de yayınlanan Kınalı Kuzular dizisine de değindi. "Biz TRT ile büyüyen bir nesiliz. Tarafsız ilkeli ve dürüst yayın politikasını her zaman takdirle karşılıyoruz. Çanakkale Destanını anlatan Kınalı Kuzular gibi bir dizinin yayınlanıyor olması bizi ayrıca mutlu etmiştir. Bizi biz yapan bu değerlerin ekrana taşınması TRT'ye olan ilgiyi de son aylarda iyice artırdığını düşünüyorum" diye konuştu.

Görüşmede Başkan Ertürk ilçedeki vericilerle ilgili sıkıntıları da aktardı. TRT Genel Müdür Vekili Ali Güney de bu konudaki sorunun en kısa zamanda giderileceğini söyledi.Kültürel değerlerin gelecek kuşaklara aktarılması adına yürütülen çalışmalar için TRT Genel Müdür Vekili Ali Güney'e teşekkür eden Başkan Ertürk kendisine çiçek ve teşekkür plaketi verdi. TRT'nin tarafsız doğru ve ilkeli yayın politikası ile son günlerde büyük beğeni toplayan Kınalı Kuzular dizisi için verilen teşekkür plaketini alan Genel Müdür Vekili Ali Güney de kendisine takdim edilen plaketi Kazan halkının TRT'ye olan bir teveccühü olarak gördüğünü söyledi. "Biz TRT olarak 70 milyonluk bir aileyiz" diyen* Genel Müdür Vekili Ali Güney, "Halkımızın ihtiyaçları, beklentileri doğrultusunda ilkeli, dürüst ve reyting kaygısı taşımayan bir yayıncılık sunuyoruz. Kınalı Kuzular halkımız tarafından çok beğenildi. Bu bizi mutlu etti. Umuyorumki Dede Korkut dizisi de aynı oranda beğeni ve heyecanla karşılanacaktır" şeklinde konuştu.

Kaynak: http://www.kazan.bel.tr/

KemanciMemo
23-01-07, 13:35
Bir baktım, baslık taa gerilere gitmis. Ben de özeti bari ekleyeyim dedim. :) {Böyle bir bölümün Muharrem ayına denk getirilmesi de manidar. Zahid Üstegmen'in hikayesi de onun ölüm yıldönümünde (9 Ocak) yayınlanmıstı. Bence güzel de olmustu.}

Dizi baslamadan önce yapımcıyla yapılan röportajlarda, Çanakkale Destanında sonra 13 bölüm Kurtulus Savası, 13 bölüm de Anadolu efsanelerinin anlatılacagı söylenmisti. Yani toplam 39 bölüm olacagı vurgulanmıstı.

......
Evet oyle birsey soylendigini ben de hatirliyorum sevgili nzlhan, fakat ne Canakkale Savasi 13 bolumle anlatilabilir, ne Kurtulus Savasi, ne de Anadolu Efsaneleri. Yapilmak istenen tabiki cok guzel, farkli cephelerdeki destanlarimizi anlatmask. Bu niyet gercekten cok yerinde, ama ben yinede Kinali Kuzular dizisinin sadece Canakkale Destaniyla sinirli kalmasini isterdim. Keske diger destanlarimiz da anlatilsin, ama gelisi guzel ve hazirliksiz olmasin. Bu guzel destanlarimizdan daha ilk kez haberdar olan okadar cok genc var ki...umarim devami gelir. Umarim baskalarina ornek teskil eder bu yapimlar. Boylesi yapimlara millet olarak ihtiyacimiz oldugunu dusunuyorum.

Haberler icin de ayrica tesekkurler sevgili nzlhan. Dizimizi 2. sayfalardan kurtarmaya devam ;)

Hilo
23-01-07, 14:43
Haberler icin tskler Nzlhan,ya ben TRT Intte izliorum cumartesi günleri,sizler ilerdesiniz bayagi:) raytinglerin bu kdr kötü gelmsindeki tek nedn taninmamis bir kanalda ve izlenmemis bir kanalda yayinliyor olmasidir diye düsünüyorum...Kanal D de veya show da veya atv de yayinlansaydi böyle olmazdi...

Nazlıhan
23-01-07, 14:46
Bu niyet gercekten cok yerinde, ama ben yinede Kinali Kuzular dizisinin sadece Canakkale Destaniyla sinirli kalmasini isterdim. Keske diger destanlarimiz da anlatilsin, ama gelisi guzel ve hazirliksiz olmasin. Bu guzel destanlarimizdan daha ilk kez haberdar olan okadar cok genc var ki...umarim devami gelir. Umarim baskalarina ornek teskil eder bu yapimlar. Boylesi yapimlara millet olarak ihtiyacimiz oldugunu dusunuyorum.

Haberler icin de ayrica tesekkurler sevgili nzlhan. Dizimizi 2. sayfalardan kurtarmaya devam ;)

Rica ederim... ;)

Hangi destanımızı anlatmaya 13 bölüm yeter ki? Biz gerçekten çok renkli bir toplumuz ve anlatılacak o kadar çok seyimiz var ki. Mesela Anadolu'yu anlatmaya baslasak, kaç yapıma ve kitaba konu olacak malzeme oldugunu sayamayız bile. O kadar önemli ayrıntı ve sahsiyetlerimiz var ki... Insallah bu yapım gelecekte baskalarına güzel örnek olacak ve daha kaliteli yapımlarla karsımıza gelecekler.

Diziler olsun, filmler olsun, radyo tiyatrosu misali kaset ve cd'ler olsun, tiyatro olsun,... Hersey olsun yani... :img-blush Çok sey mi istiyoruz canım? :)

Kısa bir zaman öncesinde TGRT'de türkü hikayelerini dizi yaparlardı. Çekim kalitesi, oyuncular, vb. ahım sahım bir sey degildi belki ama en azından konu bizdendi ve özgündü. Çok eglenceli hikayeler vardı. Yurdum insanının halleriydi iste. ;)

Nazlıhan
23-01-07, 15:02
Kanal D de veya show da veya atv de yayinlansaydi böyle olmazdi...

Açıkcası ben böyle bir yapımın reyting ugruna verilen emege bakmadan dizileri bir çırpıda harcayan o kanallarda yayınlanmasını kesinlikle istemezdim. Dizinin hakkını veremezlerdi.

Söyleyebilecegim tek sey, arayanın mevlasını da, belasını da buldugudur. Takip edince, çok isteyince aradıgımızı buluruz. Mesela sen bir kitapçıya gittiginde ne alacagını bilmezsen o kadar kitap arasında kaybolursun. Ama kendine hedef belirleyip gittiginde zaman kaybına ugramadan isini halledip çıkarsın öyle degil mi? Demek ki bir amaç dogrultusunda hareket ettiginde istedigine ulasırsın.

Basit bir örnek vermek gerekirse, bu baslık dönem yapımı tutkunları tarafından dizi daha yayına girmeden 2 ay öncesinden takip edilmeye baslamıstı.

lal2
23-01-07, 16:50
Açıkcası ben böyle bir yapımın reyting ugruna verilen emege bakmadan dizileri bir çırpıda harcayan o kanallarda yayınlanmasını kesinlikle istemezdim. Dizinin hakkını veremezlerdi.

Söyleyebilecegim tek sey, arayanın mevlasını da, belasını da buldugudur. Takip edince, çok isteyince aradıgımızı buluruz. Mesela sen bir kitapçıya gittiginde ne alacagını bilmezsen o kadar kitap arasında kaybolursun. Ama kendine hedef belirleyip gittiginde zaman kaybına ugramadan isini halledip çıkarsın öyle degil mi? Demek ki bir amaç dogrultusunda hareket ettiginde istedigine ulasırsın.

Basit bir örnek vermek gerekirse, bu baslık dönem yapımı tutkunları tarafından dizi daha yayına girmeden 2 ay öncesinden takip edilmeye baslamıstı.

Merhaba,
anladigim kadariyla arkadas TRT int i seyrediyorusa, 50% yurt disinda yasiyor. Artik kablodan yayin yapilmadigi icin digital yayinlar sayasinde özel kanallar ve TRT int seyredilebiliyor. Malesef özellerin yaninda TRT int zayif kaliyor ve de tanitim filimi fazla yapmiyorlar. Tanidiklarimdan biliyorum, TRTint i genellikle haberler icin seyrediyorlar.

Nazlıhan
24-01-07, 12:19
Çekim teknigine takılmadıgım sürece verilen mesajlardan dolayı diziyi begeniyorum. {Arada yine kamera sallanıyordu.} Dün aksamki bölümde Hasim Baba'nın yaptıgı konusmalar, okudugu siirler, cephede asıkların atısması, vb. çok güzeldi. Kesinlikle tekrar izlenmesi ve dinlenmesi gereken dizilerden biri. Dizinin bitiminde bizimkiler; bu dizinin DVD'si çıktıgında her bölümününkini istiyoruz, ona göre aklında bulunsun dediler. Onlar ister de ben almaz mıyım? {Yani kendime degil onlara. :)}

Yalnız ben diziye ucu ucuna yetistim. Açtıgımda Yüzbası süngü hücumundaki askerlerine geri çekilin diye bagırıyordu. O sahneden önce neler oldugunu biriniz anlatır mısınız lütfen?

*Yaralanan Yüzbası'nın, yaralandıgına degilde askerlerini yalnız bırakmaktan duydugu üzüntüsü, atalarımızın nasıl bir ruh haliyle savastıgını göstermistir. Hastanede basındaki yarası kanadıgında Ali, nisanlısından aldıgı mendil ile kanını silmek isteyince yüzbasının dedikleri de güzeldi: "Bu memleketin evlatlarından ne istediysek düsünmeden verdiler." Sonunda, "bu mendili bekleyenler o kadar çok ki" benzeri bir laf etti. {Mendilin islemelerine daha sonra deginecegim. :)}
*Hasim Baba'nın dergahta söyledikleri, okudugu siirler, üstadlardan alınma sözleri beni baska diyarlara aldı götürdü... :) Içimden gerçek hayatta böyle tatlı dilli güler yüzlü bir dede bulsam da gidip kendisini dinlesem dedim. Adam çok güzel seyler söylüyordu ama açıkcası TRT'nin sevdigim usta dublajcılarından birinin sesinden o sözleri dinlemek beni daha da mest etti.:img-in_lo
*Zeynel'in casus oldugunu anlamalarına ragmen onu bagırlarına basmaları da yüce gönüllü insanlarımıza bir örnekti. Zeynel bu yaptıgına dayanamayıp kendi sonunu kendi getirdi zaten. "Evet, ben bir hainim ama kendi ülkeme degil. Benim casus oldugumu anlamalarına ragmen ekmegini paylasan o insanlara hainlik ettim" demesi, er yada geç birseylerin farkına vardıgının göstergesiydi. Zeynel'in konustugu amiri ise savasta Ingilizlerin nasıl bir düsünce yapısına sahip oldunu da gösterdi. "Dogru nedir ki Tegmen, hersey majestelerinin çıkarı için" benzeri bir laf etti. {Su replikleri bir de dogru dürüst hatırlayabilirsem, kendimi asmıs olacagım. :img-hyste }
*Cephede karsı taraf komutanının Asık Ömer'in öldügünü ögrendiginde verdigi tepkide güzeldi: "O ses, burada bize insan oldugumuzu hatırlatan tek seydi."
*Diger asıkların atısması da güzeldi. {Ilgili siiri mesajımın sonunda ekleyecegim. ;) Pir Sultan Abdal'ın "Ne fayda" siirini de buldum ama sanki dün aksam okunan daha farklı gibiydi. Hasim Baba'nın dizinin sonunda oglu için okudugu siirin özette geçen dörtlügü dısında da birsey bulamadım.}
*Köydeki yardımlasma da çok güzeldi. Ali Zeynel'e; "Bu insanlar savasın getirdigi yoklukla bu hale geldiler. Hepsi onurlu insanlar. O yüzden yemekleri almaya kendileri gelmez, biz onlara götürürüz" demisti. Iste gerçek yardımlasmada olması gereken seyler. {Haberlerde gördügümüz kamyon üstünden dagıtılan yiyeceklerle yardım yapılmaz, ya da o yiyecekleri kapabilmek için birbirini ezmekle yardım alınmaz. Böyle yapıldıktan sonra "hayır" bunun neresinde?} Ilyas Baba, Ali'ye ailesini sorduktan sonra söyledigi su sözü de güzeldi: "Hasim Baba yasadıgı sürece gözüm arkada kalmaz."{Milleti doyurmayı degil de, milletin üzerinden doymayı hedef edinmis dedeler, seyhler, vb. utansın.} Hele kollarında ölü yatan Ali için söyledigi "Bu isin bir sırası yok mu Allah'ım?" dedigi yer de içimi burkan sahnelerdendi.
*Ali vurulduktan sonra ablamın söyledigi bir sözde aklıma kazındı aksam: "Çogu da acemilikten gitmis." Talim yapmaya bile zamanları olmayan gencecik insanlarımızı gördükçe içimizin acımaması mümkün mü?
*Dün aksamki müzikleri de sevdim. Belli baslı melodiler dısında her hafta degismesi de ayrı bir güzellik. Böylece birden fazla güzel müzik ritimleri dinlemis oluyoruz.
*Gelelim mendildeki islemelere... :) Eskiden annelerimiz önlüklerimizin cebine bez mendiller koyardı, bazıları da islemeli olurdu. Dünkü mendili görünce birden o günlerim geldi aklıma. Annemin özene bezene yaptıgı o islemeleri kirletmeye kıyamazdım, o yüzden daha sıradan bir mendil alıp digerini saklamıstım. Birden bu olayla dünkü mendil olayını karsılastırınca aslında yeri gelince o mendillerin ne kadar da degerli oldugunu birkez daha anladım.

Simdilik bu kadar yeter. Aklıma geldikçe yine yazarım. {Umarım bu mesajım yeterince uzun olmustur. ;)}

*******
Kaynak: ÇANAKKALE ORDU DESTANI - KAYNAK: Kalbe Gömülü Değerler H.Hüseyin MALTEPE

14-15 Mayıs 1915 gecesi Arıburnu Merkez Cephesinde şehit düşen (Boyabatlı Ömeroğlu Mustafa) tarafından kaleme alınmış olup, kimlik kontrolü esnasında merhumun üzerinde bulunan destandır.

Üçyüz otuz, sözüm Hakkın kelamı,
Padişahın geldi büyük selamı,
Enver Bey'in düşmanı kırmak meramı.
Bugün bizden vatan razı olacak,
Nefer şehit ordu gazi olacak.

Euzu Besmele çektim çıkarken,
Köye baktım şöyşe yüksek bir yerden,
Karagâha koştum üç günde erken.
Bugün bizden vatan razı olacak,
Nefer şehit ordu gazi olacak.

Kumandan emrini verdi bir gece,
Anadolulardan layıktır nice,
Yiğitler şahadet şerbeti içe.
Bugün bizden vatan razı olacak,
Nefer şehit ordu gazi olacak.

Rumeli toprağı yoğrulmuş kanla,
Ün alınır ancak verilen canla,
Herkesin yüreği çarpıyor şanla.
Bugün bizden vatan razı olacak,
Nefer şehit ordu gazi olacak.

Kurşunlar atıldı düşmana karşı,
Şehitler buldular göklerde arşı,
Gaziler döktüler sevinç gözyaşı.
Bugün bizden vatan razı olacak,
Nefer şehit ordu gazi olacak.

Düşmanın gür sesli büyük topları,
Delik deşik etti toprağı yarı,
Korkak Frenklerin yokmuş hiç arı.
Bugün bizden vatan razı olacak,
Nefer şehit ordu gazi olacak.

İngilizler Frenge dostmuş diyorlar,
Bir kötü, kötüye elbette uyar,
Onlara bu meydan gelecek pek dar.
Bugün bizden vatan razı olacak,
Nefer şehit ordu gazi olacak.

Çanakkale'yi siz sandınız boştur,
Davulun sesi de uzaktan hoştur,
Saptığınız bu yol bir dik yokuştur.
Bugün bizden vatan razı olacak,
Nefer şehit ordu gazi olacak.

Arıburnu! hani topların nerde,
Gazilik arzusu var hangi serde,
Şehitlik göktedir, gazilik yerde.
Bugün bizden vatan razı olacak,
Nefer şehit ordu gazi olacak.

Ben yorgun değilim içim bir tufan,
Müslümandan var mı savaştan kaçan?
Türktür Dünya'ya al bayrak açan.
Bugün bizden vatan razı olacak,
Nefer şehit ordu gazi olacak.

Arıburnu, haydi toplar gürlesin,
Ey düşman kaçma, tavşan mı nesin?
Bir hücumda hemen kesildi sesin.
Bugün bizden vatan razı olacak,
Nefer şehit ordu gazi olacak.

Zırhlıların gitti deniz dibine,
İlk hücumdan sonra ya bu kaçış ne?
Kaç durma, girerse fırsat eline.
Bugün bizden vatan razı olacak,
Nefer şehit ordu gazi olacak.

Çanakkale'yi hiç verir mi Türkler?
İstanbulumuzu alacak bir er,
Var mıdır Dünya'da nerde o asker?
Bugün bizden vatan razı olacak,
Nefer şehit ordu gazi olacak.

Boyabatlı Ömeroğlu Mustafa,
Yazdı bu destanı girerken safa,
Muradı gitmektir arşı tavafa.
Bugün bizden vatan razı olacak,
Nefer şehit ordu gazi olacak.

*******
Gafil Gezme Şaşkın

Gafil gezme şaşkın bir gün ölürsün
Yalan dünya senin olsa ne fayda
Akibet alırlar tatlı canın
Bülbül gibi dilin olsa ne fayda

Söylersin de söz içinde şaşmazsın
Helâli haramı yersin seçmezsin
Nasibin kesilir de sular içmezsin
Akar çaylar senin olsa ne fayda

Söylersin de el içinde sözün var
Yeler çalışırsın oğlun kızın var
Bu dünyada üç beş arşın bezin var
Bedestenler senin olsa ne fayda

Bir gün alır götürürler evinden
Hakk'ın kelâmını koyma dilinden
Kurtulaman Ezrail'in elinden
Dünya dolu malın olsa ne fayda

Pir Sultan Abdal'ım çıktık oturduk
Kaza lokmasını burda yetirdik
Dünya bizim diye çektik getirdik
Yalan dünya bizim olsa ne fayda

Kaynak: http://www.dosthane.de/pirsultan.php

avrasya
24-01-07, 13:05
Nasıl bir inanç,nasıl bir imandır bu Rabbim?Ne kadar da zor bugün için onların bu imanını anlamak.
Sevgili Nzlhn,Pir Sultan Abdalın şiirini ve dünkü bölümde aşıkların atıştığı şiiri eklemişsin.Ellerine sağlık.Ayrıca Haşim Dedenin güzel sözlerinden ve dünkü bölümden krtitik sözleri de eklemişsin.Valla ben aslında Haşim dedeinin Zeynel de varken dergahta yaptığı sohbeti eklemeyi düşünüyordum(tabi dün gece bölümün etkisindeyken unutmamıştım daha o güzel sözleri)Ama sabah bi kalktım hepsi puf olmuş uçmuş.bundan sonra elde kağıt kalem izliycem valla:img-yes: Benim en çok etkilendiğim sahne ve sözlerse şöyle:Yüzbaşının yarasını değl de askerlerini düşünmesi Muhammed Aliye,söylediği sözlerdi.Aşıkların atışması(Levent Can ve Emin Gürsoy tam aşık gibiydiler),başta söylenen türkü hepsi çok anlamlıydı.(ben de bu türkünün sözlerini ekledim aşağıya,sevgili Erkan Oğur çok güzel söylüyo bu türküyü tavsiye ederim)Ayrıca görüntüdeki sorunlar benim de gözüme takılıyor ama dizinin manevi atmosferi her hafta öyle artıyor ki;bunları her geçen hafat daha bir görmezden geliyorum(sanırım sonlara yaklaştıkça bu duygumuz daha da artacak ki baksanıza 9.bölüme geldik bile!)
Bu bölümde bir de şunu farkettim:Kesinlikle bu yapımın müzikleri piyasaya sürülür sürülmez alıcam.Ne diyim dün gerçekten bağlama tınılarına doyduk.Ayrıca jeneriğimizin de ne kadar ilgi çekici olduğu da aşikar.
Ne diyim Allah yollarını tekrar açık etsin!Nzlhnın da bilgilerini verdiği Aşık Ömerin söyledği türkü:

Zahid Bizi Tan Eyleme
Muhyi

Zahid Bizi Tan Eyleme
Hak İsmin Okur Dilimiz
Sakın Efsane Söyleme
Hazret'e Varır Yolumuz

Sayılmayız Parmağ İle
Tükenmeyiz Kırmağ İle
Taşramızdan Sormağ İle
Kimse Bilmez Ahvalimiz

Erenler Yolun Güderiz
Çekilip Hakk'a Gideriz
Gaza-Yı Ekber Ederiz
İmam Ali'dir Ulumuz

Erenlerin Çoktur Yolu
Cümlesine Dedik Beli
Gören Bizi Sanır Deli
Usludan Yeğdir Delimiz

Tevhid Eden Deli Olmaz
Allah Deyen Mahrum Kalmaz
Her Seher Açılır Solmaz
Bahara Erer Gülümüz

Muhyi Sana Olan Himmet
Aşık İsen Cana Minnet
Elif Allah Mim Muhammed
Kisvemizdir Dalımız :good:

paçiii_melos
24-01-07, 14:03
total ' de

39 MESNEVI (TV FILMI) [NET] STV 2,30 6,70
40 FIKRALARLA TURKIYE (TKR) [NET] KAN7 2,30 5,40
41 KINALI KUZULAR [NET] TRT1 2,20 4,90
42 EN SON BABALAR DUYAR (TKR)-GUNDUZ [NET] STAR 2,10 14,90


a/b de

14 AVRUPA YAKASI (TKR) [NET] ATV 3,90 9,70
15 KINALI KUZULAR [NET] TRT1 3,90 9,10
16 HAYATIN ICINDEN . STAR 3,60 11,90
17 CANLI CANLI [NET] KAND 3,50 19,60

Nazlıhan
24-01-07, 14:34
Valla ben aslında Haşim dedeinin Zeynel de varken dergahta yaptığı sohbeti eklemeyi düşünüyordum(tabi dün gece bölümün etkisindeyken unutmamıştım daha o güzel sözleri)Ama sabah bi kalktım hepsi puf olmuş uçmuş.bundan sonra elde kağıt kalem izliycem valla:img-yes:
Bu bölümde bir de şunu farkettim:Kesinlikle bu yapımın müzikleri piyasaya sürülür sürülmez alıcam.Ne diyim dün gerçekten bağlama tınılarına doyduk.Ayrıca jeneriğimizin de ne kadar ilgi çekici olduğu da aşikar.
Ne diyim Allah yollarını tekrar açık etsin!Nzlhnın da bilgilerini verdiği Aşık Ömerin söyledği türkü:

Sevgili avrasya; rica ederim canım. Türkü sözleri için ben de sana tesekkür ederim. Dün dizinin basını kaçırdım. Yani Asık Ömer'in türkü söyledigi yerin tümünü. Ben izlemeye basladıgımda süngü savasında Yüzbası yaralanmıs, "geri çekilin" diye bagırıyordu. {Aksam diziye yetismek için bir kosusturmam vardı ki hiç sorma. Eve, kapıyı bacayı yıkarak giriyordum az kalsın. :img-hyste} Basta kaçırdıgım baska sahneler varsa anlatabilir misin?

Aksam o heyecanla ben de birseyler hatırlıyorum ama dizi bittiginde çogu birbirine karısıyor. O yüzden tekrar tekrar izlemek gerekiyor diyorum ya. Neyse bu hafta TRTINT'te 4. bölümü var. 4 hafta sonra 8. bölümü o kanalda tekrar izlerim kısmet olursa.

3.bölümün müzikleri hariç digerlerini begenmistim. O bölümde sinir bozucu bir gıjırtı vardı müziklerde.

Artık Istanbul'a da kar yagsın lütfen Allah'ım. Karda yuvarlandıgım günlerimi özledim. :)

Sevgili paçiii_melos; reytingler için tesekkür ederim. Baska bir kanalda olsaydı kesin bu bölümleri göremeden dizi yayından kaldırılırdı. Birkez daha tesekkürler TRT.

Bu arada ben mi kaçırdım, yoksa reklam arasında gelecek haftanın fragmanı gerçekten verilmedi mi?

avrasya
24-01-07, 17:55
Sevgili avrasya; rica ederim canım. Türkü sözleri için ben de sana tesekkür ederim. Dün dizinin basını kaçırdım. Yani Asık Ömer'in türkü söyledigi yerin tümünü. Ben izlemeye basladıgımda süngü savasında Yüzbası yaralanmıs, "geri çekilin" diye bagırıyordu. {Aksam diziye yetismek için bir kosusturmam vardı ki hiç sorma. Eve, kapıyı bacayı yıkarak giriyordum az kalsın. :img-hyste} Basta kaçırdıgım baska sahneler varsa anlatabilir misin?

Aksam o heyecanla ben de birseyler hatırlıyorum ama dizi bittiginde çogu birbirine karısıyor. O yüzden tekrar tekrar izlemek gerekiyor diyorum ya. Neyse bu hafta TRTINT'te 4. bölümü var. 4 hafta sonra 8. bölümü o kanalda tekrar izlerim kısmet olursa.

3.bölümün müzikleri hariç digerlerini begenmistim. O bölümde sinir bozucu bir gıjırtı vardı müziklerde.

Artık Istanbul'a da kar yagsın lütfen Allah'ım. Karda yuvarlandıgım günlerimi özledim. :)

Sevgili paçiii_melos; reytingler için tesekkür ederim. Baska bir kanalda olsaydı kesin bu bölümleri göremeden dizi yayından kaldırılırdı. Birkez daha tesekkürler TRT.

Bu arada ben mi kaçırdım, yoksa reklam arasında gelecek haftanın fragmanı gerçekten verilmedi mi?

Sevgili nzlhan,ben de rica ederim.Senin eklediklerin ve foruma katkılarının yanında (tabirimi bağışlayın ama)devede kulak kalır.:img-pilot
Sanırım sadece baştaki türküyü kaçırdın.Anlattıklarından onu anladım.Dünkü bölüm,cephede Aşık Ömer'inn söylediği türküyle açıldı.Aşık mustafa ve Aşık Hüseyin ise yürekten katılıyorlar,adeta mest oluyorlardı.Hatta ara ara düşman cephe askerlerinin de ne kadar büyük bir zevkle dinlediklerini gösterdiler.Gerçekten Aşık Ömerin sesi çok güzeldi.Biz de ekran başında mest olduk ailecek.Zaten ondan sonra süngü hücumu başladı.Aşık Ömer vuruldu.hüseyin de onu cephe gerisine taşıdı.Ama fazla dayanamadı ve şehit oldu.Vasiyeti bağlamasıyla gömülmekmiş.o yüzden daha onra aşıklar sazsız atıştı(Çünkü tek sazlarını da Aşık Ömerle gömmüşlerdi).Bundan sonra hikaye Haşim dede ve Muhammed Aliye döndü.Sanırım kaçırdıkların bu kadardı.Umaım yardımcı olabilmişimdir.dediğin gibi artık Trtintteki tekrarları bekliycez.
Bir de bu bölümde casus Zeynelin hikayesi de çok hoş anlşatılmıştı.Gerçekten o dönemi anlatanlar,Anadoluda ve özellikle Arap yarımadasında Yerli halk gibi giyinip,dillerini çok iyi konuşan İngiliz,Alman vs. ajanların cirit attığını hep söylerler.Tabi bunlardan tarihte en çok bilineni Lawrence.Aslında araştırmayı,incelemeyi hakeden derin mevzular.:img-yes:

Nazlıhan
24-01-07, 18:19
Sevgili nzlhan,ben de rica ederim.Senin eklediklerin ve foruma katkılarının yanında (tabirimi bağışlayın ama)devede kulak kalır.:img-pilot

Aaa, ama böyle yapmayın lütfen, fena oluyorum. :img-hyste

Anlattıgın için çok tesekkürler canım. Senin de söyledigin gibi olumsuzluklarına ragmen her hafta daha bir heyecanla izliyoruz. Ben ister istemez bir saniyesini dahi kaçırmak istemiyorum. Patronuma da sart kostum zaten, Salı günleri mesaiye kalmak istemiyorum, dizim var dedim. :) Adam gülmekten kırıldı, hangi diziymis dedi. Söyledim adını, sanını. Meger kendisi de çok severek izliyormus. Tamam Salı günleri hatırlat, erken çıkalım dedi. :happy0064 Haliyle mutlu oldum tabii. :)

Ajan dedigin o gün de vardı, bugün de var. Bir haber okumustum. Sadece Güneydogu ve Dogu Anadolu'da yabancı 40 ülkeye ait toplam 10.000 ajan varmıs. Gerisini sen düsün artık...:img-cool2

Bu arada Zeynel'in intihar sahnesini acayip yapmıslardı. Adamın suratı bir an parladı böyle. Sonra ablam: "Geçen hafta ki bölümde, bombadan sahiden yaralanmıslar. Simdide adam sahiden kendini vurmamıstır umarım" dedi. :)

Ceva
25-01-07, 11:21
Geçen bölümde Mevlevi Şeyhinin anlattıklarının, güzel sözlerinin etkisinde kalmıştık bu hafta da Haşim Baba'nın anlattıklarında..

Öyle bir memleket düşününki, daha işgal edilmeden paylaşılmış, büyük bir savaşın içinde, evlerde çalışacak genç insan kalmamış, tarlalar sürülmüyor..ama yinede elinde olanı paylaşmaktan başka birşey düşünmüyor. Bu konuda Haşim babanın söylediği sözün karşısında bize söz söylemek düşmez aslında. Yiyeceğin olmasa da şükretmesini bilmek, yiyeceğin varsa paylaşmasını bilmek gerek.

Zeynel, karakteri çok güzel düşünülmüş bir ayrıntıydı. O zamanlarda ajanların çok fazla olduğunu ve bizim ajanlarımızın da bu konuda en az onlar kadar iyi olduklarını hepimiz biliyoruz ve dizimizde bunu bize tekrar hatırlattı ama başka hangi memlekette anadolu insanı gibi insan vardır bilemiyorum. Savaştasın, açsın ve hiç tanımadığın biri gelip senden yardım istiyor. Evinin kapılarını hiç tanımadığın bu insana açıyorsun, sofrana oturtuyorsun, kimliği konusunda şüphelerin olsa bile bunu yapabiliyorsun.

Muhammed Ali'nin, yardımın nasıl yapılması gerektiğini Zeynel'e anlattığı zaman nerden nerelere geldiğimizi bir kere daha gördüm. Haberlerden izlediğimiz insanların ezilme tehlikesi geçirdiği, yardım yapanın iyilik mi? reklam mı? yaptığının belli olmadığı, bizi izlerken sıkıntılara sokan görüntülerden sonra bu sözler tanımı yerindeyse ilaç gibi geldi. "Yardımın açıkça yapılanı değil gizli yapılanı makbuldür" sözünü tekrar tekrar hatırlamamız gerekiyor.

Zeynel'in, yapılanlar karşısındaki şaşkınlığı ise iki kültür arasındaki farkı açıkça ortaya koydu. Zeynel'in insanlığını, ne için savaştığını sorgulaması, doğru ile yanlış ayırmaya çalışması ve sonunda "O" insanlara ihanet ettiğini düşünecek kadar saygı duyması çok güzel anlatılmıştı.

Haşim Baba'nın, sözleri, davranışları tam derslikti. Muhammed Ali, odun keserken arkada Zeynel' ile beden ve ruh terbiyesi ile ilgili konuştukları sözler üzerinde çokça düşünülmesi gereken yerlerdi.

Haşim baba ve diğerleri insanlıklarıyla Zeynel'in, insanlığını, değerlerini tekrar düşünmesine yol açtı. Muhammed Ali'nin, anlattıklarına Zeynel'in verdiği tepkileri, şaşkınlığı farkedip sizde de öyle değil mi? diye sorması üzerine Zeynel'in verdiği tutuk, bir o kadarda utanarak söylediği tabi tabi bizde de öyle sözleri..Yok benim memleketimin insanı gibi Muhammed Ali. Ajan olduğunu bile bile evinin kapılarını açıp, ekmek veren insan bulunmaz.

Karşı tarafın askerlerinin Aşık Ömer'i sormaları ve aldıkları yanıt karşısında duydukları üzüntüde güzel yansıtılmıştı. Mektup içlerinde birbirlerine gönderdikleri hediyelerde güzeldi. "Sigara ve İncir" Ayrıca Cephedeki aşık atışmaları ise harikaydı. "Nefer şehit; ordu Gazi olacak"

Gittikçe kaybettiğimiz değerlerimizi bu dizi sayesinde tekrar tekrar hatırlıyoruz. Bu yapımda emeği geçen herkese bir kere daha teşekkür ediyorum.

Sevgili Nzlhan ve Avrasya paylaşımlarınız için teşekkürler.

KemanciMemo
25-01-07, 15:15
Yine son derece guzel ve son derece derin bir bolumdu 8. bolum. Farkli etnik, irk, mezhep gruplarini on plana cikararak yillar once de olsa ne denli icli disli yasadigimizi gostermek isteyen bir bolumdu. Ve bence son derecede basariliydi. Hasim Baba rolundeki Kurtuluş Şakirağaoğlu’nu izlemek ayri bir zevkti. Bu oyuncuyu ben ilk Kurtlar Vadisinde “Duran Emmi” karakteriyle izlemistim. Daha sonra ona Bizim Evin Halleri dizisinin bir kac bolumunde rastladim. O kadar zit karakterleri canlandirmisti ki, oyunculuguna sapka cikartmaktan baska birsey yapamazdim ve sapkami cikarttim. Dun de cikarttim sapkami. Bu haftaki bolumumuzun ayni zamanda da yeni yuzuydu kendisi. Her bolumde yeni bir yuzun dizimize gelmesi cok iyi dusunulmus bir detay oldugunu belirtmismiydim :) Bu bolumde ayrica Cem Kurtoglu’nu tekrar izleyebilmis olmanin sevincini yasadim. Genelde kotu karakter rollerinde karsimiza cikiyor kendisi, oyunculugunun cok ust perdelerde oldugunu dusunuyorum. Zaten kimin oglu? diye sormadan gecmek olmaz. Allah rahmet eylesin, babasi Haluk Kurtoglu da tum omrunu tiyatro ve sinemaya adamis guzel bir sanatcimizdi.

Sevgili nzlhan’in kacirdigi sahneye bir de ben degineyim. Gerci sevgili Avrasya ayrintili bir sekilde anlatmis, ama ucundan da olsa ben de degineyim. Cunku bu bolumun en guzel sahnelerinden biriydi o sahne. Ozellikle sevgili nzlhan’lik bir sahneydi aslinda. Hem saz vardi, hem de soz ! Umarim tekrar gosterildiginde doya doya izlersin sevgili nzlhan :) Ilk sahnede Aşık Ömer’in okudugu türkünün yazari 16 yuzyillarin en meshur bektasi ozanlarindan olan Muhyiddin Abdal imis. Sevgili Avrasya siirin tamamini ekledigi icin tekrar eklemeye gerek yok. Yalniz ozellikle siirlerin son kitalarindaki misralar sair’in ismi konusunda bazi ip uclari verir. Sairlerin mahlaslarini genelde bu kitada goruruz. Zahit Bizi Tan Eyleme siirinin son kitasinin ilk misrasi da bize Muhyiddin Abdal’in mahlasinin “Muhyi” oldugunu soyluyor.

Bu bolumde gayet basarili bir sekilde yan karakterlerede yeterince ilgi, alaka ve zaman ayirildigini gormek sevindirdi beni. Bir onceki bolumun eksik kalan tarafinin sadece o bolume has birsey olmus olmasina da sevindim. Hem cephe arkasi konular, hem de gonul arkasi konular cok derli ve toplu bir sekilde sunuldu. Benim bu bolumde ilk koptugum sahne Muhammed Ali’nin odunlari duzgun kesmesinin sebebinin anlatildigi sahneydi. En buyuk halk ozanlarimizdan biri olan Yunus Emre’ye atifta bulunmayi ihmal etmeyecek kadar zarif islenmis olan bu sahnenin oldukca ince mesajlar verdigini dusunuyorum. Insana ister istemez “Odundan oduna bile fark varmis demekki !” dedirten bir sahneydi.

Ikinci buyuk mesaj yine Hasim babamizdan geldi. Iki dervisin “yiyecek bulma” hakkinda yaptiklari konusmayi aynen aktariyorum;

Iki dervis konusuyormus. Birisi sormus;
- “Yiyecek bulamazsaniz naparsiniz?”
Digeri;
- “Yiyecek bulamazsak birsey yapmayiz, bulursak sukerederiz” demis. Ve digerine sormus; “Peki siz naparsiniz?”
O da;
- “Onu sokaktaki kopekler de yapar… Biz bulamazsak sukrederiz, bulursak dagitiriz !” demis.

Bu hikayeden sonra Hasim Baba “Ne Fayda” isimli siirden bir kac demet sundu. Sagolsun sevgili nzlhan bu siiri de eklemis.

Bu sahneden sonra yardim dagitma konusundaki hassas ve rakik yaklasimlarin sergilendigi sahneler de yine cok guzel sahnelerdi. Bu guzel hasletleri biz nasil ve neden kaybettik? Uzerinde belki de saatlerce dusunulmesi gereken asil soru bu bence.

Bu bolumde de yine tam bir mesaj bombardimani yasadik diyebilirim. Hasim babanin Zeynel’e “Edeb” hakkinda soyledigi sozler cok etkileyiciydi. Zamaninda “Edeb ya hû” sozunun her dergahta yazili oldugunu bilmeyen yoktur. Ne zamanki bu sozler uzerinden pis oyunlar oynanmaya baslandi, hem dergahlar hem de dergahlardaki o saf gonullu iyi insanlarin guzel niyetleri kirletildi. Ne yazikki bugunlerde birilerinin cikip “Edeb ya hû” demesi gerekse, sanirim ilk muhataplar ulkeyi yonetmek icin kollarini sivadigini zanneden zavalli insanlar olurdu. Konusmalardaki seviyesizlik, terbiyesizlik ve hos gorusuzluk had safhada gercekten. Herkes birbirine kin kusuyor. Halbuki hepsinin yapmak istedigi de vatana millete hizmet. O zaman bizde onlara Hasim babadan inciler armagan edelim;

Ey ozunu insan bilen, var edeb ogren, edeb !
Ey edeb erkan bilen, var edeb ogren, edeb !

Edebtir asl-i taat, kulli sifat cumle zat…
Varligini edebe sat, ver edeb ogren, edeb !

Gel hakka olma asi, ta ki gide gonlun pasi,
Dort kitabin manasi, var edeb ogren edeb !

Guzel soz, yilani deliginden bile cikartir diye bir ata sozumuz var, bu bolumde bunun bir yansimasini izledik sanki. O kadar guzel muameleyi odunlar gorunce bile duzeliyorlar. Insanoglu, kalbi olan insanoglu duzelmez olurmu hic… Zeynel/Ravel yaptiklarindan pisman oldu, ama keske intihar etmeseydi diyesi geliyor insanin. Gururuna yediremedi.

Cephe sahneleri de yine bir okadar guzel ve hassasti. Sevgili nzlhan’in gayet ayrintili bir sekilde yorumlardigi “islemeli mendil” sahnesinde ben de cok duygulandim. Yuz basinin askerlerini kendisinden daha cok dusundugunu soyledigi sahne de koptugum sahnelerden biriydi. Cephede Muhammed Ali’nin kayin pederi Ilyas amcayla karsilastiklari sahnede Hasim baba hakkinda soylenilenler ve sonra ki asiklar arasi atisma da yine cok guzel sahnelerdendi. Sevgili nzlhan sagolsun bu atismada basrol oynayan siiri de aktarmis.

Son sahnede okunan siiri de biz ekleyelim bari :)

Bir sabah dusumde, suretin gordum,
Subenin onunde kunyeni aldim,
Hasret cibanima pencemi vurdum,
Artik oralarda kaldin mi ya hu…?

Muhammed Ali'dir ismi olgumun,
Sehitlige kostu cismi oglumun,
Bize yadigardir resmi oglumun,
Gozume yas diye geldin mi ya hu…?

Yarin mi cagirdi, kosarak gittin,
Sarki soyleyerek, cosarak gittin,
Daglari denizleri, asarak gittin,
Sehitlik sirrina erdin mi ya hu…?

Daglar bulutlandi, bulbuller sustu,
Avazim yukseldi, dusmanlar kustu,
Ne cabuk arzuladin, cenabi dostu,
Sonunda rutbeni buldun mu ya hu…?

Israfil’in sur’udur hucum borusu,
Sehit olanlarin yoktur sorusu,
Diri bekliyorduk, isin dogrusu,
Kopmus guller gibi, soldun mu ya hu…?

Hasim’in de oglu gitti, merhaba,
Akitacak yaslar bitti, merhaba,
Bu dert bizi deli etti, merhaba,
Vatana canini verdin mi ya hu…?

Sevgili arkadaslar yorumlarinizi cok buyuk bir zevkle okuyorum, inanin her okudugumda diziyi tekrar tekrar izlemis kadar keyif aliyorum. Cok az da olsak yorumlarimiza devam edelim demek istiyorum. Sevgili nzlhan, bu hafta ki yorumun yeterince uzundu merak etme :) Surada zaten 3-5 kisiyiz, bizler de uzun uzun yazmayip uc bes cumleyle "Cok guzeldi, cok agladim, cok etkilendim..." gibi kisa ve oz olmasina ragmen hic bir duygu icermeyen yorumlar yazarsak bu diziyi bu denli uzun ve etkili bir sekilde yasayamayiz diye dusunuyorum. Burada okudugum yorumlar beni "Kinali Kuzular" aleminde tutuyor inanin. Hem zaten Hasim babamiz ne diyor "Soz ucar, yazi kalir !" :) Yazalim arkadaslar, yazalim. Hepinizin yuregine saglik, kinali gunler diliyorum hepinize ;)

Nazlıhan
26-01-07, 12:48
BAKARA SÛRESİ
(177) İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah'a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.

BAKARA SÛRESİ
(286) Allah bir kimseyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar. Onun kazandığı iyilik kendi yararına, kötülük de kendi zararınadır. (Şöyle diyerek dua ediniz): "Ey Rabbimiz! Unutur, ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Ey Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Ey Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et."

NİSÂ SÛRESİ
(78) Nerede olursanız olun, sağlam ve tahkim edilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır. Onlara bir iyilik gelirse, "Bu, Allah'tandır" derler. Onlara bir kötülük gelirse, "Bu, senin yüzündendir" derler. (Ey Muhammed!) De ki: "Hepsi Allah'tandır." Bu topluma ne oluyor ki, neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar!

Bu haftaki bölümde ağırlıklı islenen "iyilik" konusu kitabımızda ne kadar da güzel anlatılmıs böyle. Her zaman söylerim, gönlü yüce milletimize Islam dini çok güzel yakısıyor. :img-yes: Yüce Rabbimiz bizi kendi dogru yolundan ayırmasın. :img-in_lo

Sevgili Ceva ve sevgili KemanciMemo; paylasımlarınız için çok tesekkürler. Yorumlarınızda diziyi tekrar izlemis kadar oldum. Gerçektende uzun yorumları okumanın tadı bir baska oluyor. Her ne kadar kendimiz çalıp kendimiz söylesekte ne farkeder? :) Dizide iki kisi arasında geçen güzelliklerden dahi fazlasıyla etkilenmiyor muyuz? Demek ki, güzellikler için sayı önemli degil... Her daim bu çizgimizin bozulmaması dilegiyle, sevgiyle kalın... ;) :img-kiss:

Bu hafta yeni bölüm yok. Salı günü 5. bölüm "Ezineli Yahya Çavus"un tekrarı var. C.tesi günü ise Türkiye saati ile 21.30'da TRTINT'te 4.Bölüm "Üçpınarlı Ali"nin tekrarı var. 3. bölümden itibaren tekrarlar verilmemisti. Tekrar izlemek isteyenlere duyurulur. Söyle güzel bir nostalji hiç fena olmazdı hani. :img-wink: Çünkü kesinlikle her bölümü tekrar izlenmeyi hakediyor.

*lalezar*
27-01-07, 23:22
arkadaslar hani dizide calan bir sarkı var ya çalın davulları çaydan aşağı adlı türküyü bulabileceğim bir yer varmı acaba bana özel mesajla haber verebilirmisiiz, lütfen

avrasya
28-01-07, 00:10
Öncelikle sevgili kemancimemo ve nzlhn,yorumlarınız ve tüm paylaşımlarınız çok teşekkürler.Ayrıca gerçekten burda çok az kişiyiz.Ama tadı bir başka oluyor.Ben de buna güvenerek,taaa 4.bölüm Üçpınarlı Ali bölümünün tamamını yeni izlediğim için şöyle uzun uzun bi yorumluyum dedim.Gerçekten bu forumda izlenimleri paylaşınca dizimiz çok daha manidar oluyor.
Bu bölüm en güzel bölümlerden biriymiş.Tamamını izleyince çok duygulandım.Cemil,Salih hoca,Ali,Levon,Kadir ve diğer mahkumlar...Vatan,bayrak,ezan,namus onlara emanettiler.Ölmeden emanetlere sahip çıkamayacaklarını anlayınca,ölüme koştular!
Salih hoca adlı düşünce suçundan hüküm giymiş mahkum çok güzel sözlerle,sohbetlerle mahkumların vatanperverliklerini adeta ateşledi.Özellikle şu sözleri bugün maalesef hala geçerliliğini koruyor:"Toprakların da insanlar gibi kaderleri olur.bu topraklar da talihsiz topraklar.Ne savaşlar gördüler,Hala da görüyorlar".Yine doğu batı arasındaki farkı anlatırken:"Doğu ve Batı fikriyatı arasındaki farkı bilir misiniz?Doğu affeder,unutur.Ama Batı unutmaz,kincidir"Ne güzel tahliller bunlar.Hala geçerliliğini koruyan.:good:
Yine;Dizinin diğer bölümlerinde yer bulan vatanperver Ermeni,yahudi ve rum kardeşlerimizin hikayelerinden biri vardı bu bölümde.Alinin kankardeşi Levon.Ama Levonun hikayesinde beni hüzünlendiren en önemli etken gerçek bir milllet-i sadıka aileyle tanışmış olmamdı:icon_sorr .Oğlunun ismini Fatih koyan bir ermeni baba ve o bebeği sırf adından dolayı öldürebilecek bir zihniyet.Bu ikisi arasındaki farkı oluşturan bu toprakların güzelliği değil mi?Bu topraklarki;gelenği,adeti,kültürü farklı ama en çok da insanlığı farklı.Allah kıymeti bilmeyi nasip eylesin bizlere.En azından bu vatana bu hizmeti edelim.
Bölümün başında,teorikte gördüğümüz batı ve doğu farkını,bölümün sonunda sucu çocuk Osmanın insafsızca öldürülüşünde pratikte de görmüş olduk.:sad53:
Ne diyim,yine çok fazla bir duygu seli yaşadım(hatta duygu yağmuru:img-hyste )İnsan ağlamadn izleyemiyor o sahneleri.Ve şimdi yazarken dahi gözyaşlarım akıyor.Şuramda(kalbimde,içimde) bi yerler sızlıyor.Allah bu millete ve özellikle söylüyorum hiç kimseye savaşı bir daha yaşatmasın(Şu an Irakın hali ortada)
Bu hafta yeni bölüm yokmuş ama olsun.Ezineli Yahya Çavuşun hikayesini tekrar izlemiş oluruz.Malum bu dizinin her bölümünü bikaçkez izleyince anca sindirebiliyor,anca anlayabiliyorum:img-yes: .Hepinize tekrar saygı ve selamlar.

avrasya
28-01-07, 01:09
:happy0064 Sonunda be arkadaşlar.Yeni gördüm.Resmi sitede ouncular ve hikayeler bölümü de eklenmiş.
Gerçi oyuncuların sadece adı var ama buna da şükür.O kadar bekledik dimi yahu?
Yalnız şaşırtıcı olan 13.bölümde bekledğimiz 57.alay 9.bölüm özetinde yer alıyor.Çok şaşırdım ve meraklandım:img-pilot

Tekin
28-01-07, 17:21
Bütün bölümlerde olduğu gibi bu bölümde harikaydı nzlhan arkadaşımıza katılıyorum bu hafta "iyilik" üzerinde daha fazla durulmuş ve bu konu mükemmel işlenmişti:good: Gelecek bölümü sabırsızlıkla bekliyorum ve Atalarımıza bir kez daha rahmetle anıyorum....

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!!! (NE MUTLU BU VATANIN,ATALARIN KIYMETİNİ BİLİP SAHİP ÇIKANA!!!)

Zalim_NasaH
28-01-07, 19:31
Çanakkale - Kınalı Kuzular. Saygılar Zalim
http://www.milint.com/data/media/141/ee1ku8yt.jpg

Nazlıhan
29-01-07, 11:09
:happy0064 Sonunda be arkadaşlar.Yeni gördüm.Resmi sitede ouncular ve hikayeler bölümü de eklenmiş.
Gerçi oyuncuların sadece adı var ama buna da şükür.O kadar bekledik dimi yahu?
Yalnız şaşırtıcı olan 13.bölümde bekledğimiz 57.alay 9.bölüm özetinde yer alıyor.Çok şaşırdım ve meraklandım:img-pilot

Canım, haber verdigin için sagol. { Nasıl da gözlerim yasardı... :)} Ayrıca 4.bölüm yorumun da güzeldi. Ben de evdeki kalabalıktan çogu repligi tam dinleyemedim ama yeni bir izleyici kitlesi kazandım. :good: Misafirlerimiz "çok güzel bir diziymis" dediler.

Bakalım 9. bölümde Atatürk canlandırılacak mı? Ekranlardaki Atatürk bollugundan birilerine gına gelmiste.:icon_whis

Bu hafta neden yeni bölüm olmadıgını anladım galiba. 31 Ocak 2007 Çarsamba günü TRT'nin 39.yıldönümü. Programları ona göre ayarlamıs olabilirler. {Ama bu benim tahminim.} Gerçi bu hafta tekrarın olmasına çok sevindim. Son anda, Salı günü o saatlerden için önemli bir isim çıktıgından diziyi izleyemeyecektim. Yeni bölümün olmadıgına bu kadar sevinecegimi bilmezdim. :) Ayrıca Salı izleyemesem bile zaten bu C.tesi günü TRTINT'te 5.bölümün tekrarı yine var. :img-wink:

Arkadaslar, paylasımlarınız için çok tesekkürler. :img-kiss:

gica1905
29-01-07, 23:37
arkadaşlar resmi sitede neden sadece 9. bölüme kadar hikayeler verilmiş ve neden 9. hikaye bize son bölüm yayınlanacağı söylenen hikaye kafam karıştı son bölüm 13. bölüm değilmiydi?:img-help: bilgisi olan beni aydınlatabilirmi?

Nazlıhan
30-01-07, 10:22
neden 9. hikaye bize son bölüm yayınlanacağı söylenen hikaye kafam karıştı son bölüm 13. bölüm değilmiydi?

9. bölümde 57. Alay degil Yüzbası Dimitroyati'nin hikayesi anlatılacak. Özeti dikkatli okursanız görebilirsiniz.

****

Yüzbaşı Dimitroyati

İstanbul'da yaşamıştı.
Bu toprakları da, bu topraklarda yaşayan insanları da çok sevmişti.
Erdemlerine, dürüstlüklerine, insanımızın insana verdiği değere hayrandı.
Öyle sevmişti ki bizi, bize benzemeye çalışmış, bizim gibi yaşamaya alışmıştı.
Öyle sevmişti ki bizi, vatanımızı vatanı gibi görmüştü.
Öyle sevmişti ki bizi, ölüme bile bizimle koşmuştu.
Son nefesinde neler yaşadı, neler hissetti bilemiyoruz.
Ama son cümleleri unutulmadı.

Bir Gazi'nin hatıralarında bugüne geldi:
"Sakın ha! Ali Çavuş...
Gavur-mavur dersiniz
başka yere gömersiniz.
Beni sizlerden ayırmayın."

{Kaynak: http://www.geltag.com/turkish/z_savas/sv_gen_io_dim.htm}

***

9.bölüm özeti için tıklayınız!

http://www.dizifilm.com/forum/showthread.php?t=13658

Nazlıhan
02-02-07, 14:21
Bir süredir Türkiye gündemini meşgul eden 57'nci Alay Sancağı ile ilgili gerçeği Hürriyet ortaya çıkardı. Çanakkale Savaşı sırasında son erine kadar şehit düşen Alay'ın sancağının Avustralya'da Melburne Müzesi'nde bulunduğu iddialarının doğru olmadığı belirlendi.

ÇANAKKALE Savaşı'nın 90'ıncı yıldönümü nedeniyle medya ve internet sitelerinde yer alan savaş hikayelerinin belki de en ilginci 57'nci Alay ve Sancağı hakkındaydı. Yazılanlara göre 57'nci Alay Çanakkale Muharebeleri'nde kahramanca savaşmış ve son erine kadar şehit düşmüştü. Bir ağaç dalında bulunan Alay Sancağı ise Avustralyalılar tarafından Melbourne'a götürülmüştü ve müzede sergileniyordu. Altında ise şu yazı bulunuyordu: "Bu Alay Sancağı Gelibolu savaş alanından getirtilmiştir ama esir edilmemiştir. Türk Ordusu'nun geleneklerine göre bir alayın sancağı, alayın son eri ölmeden teslim edilemez. Bu sancak, sonuncu muhafızın da altında ölü olarak yattığı bir ağacın dalına asılı olarak bulunmuştur. Kahramanlık timsali olarak karşınızda duran bu Türk Alayı Sancağını selamlamadan geçmeyin."

Bir başka haberde ise aynı iddia bu kez şöyle dile getirilmişti: "Ey ziyaretçi! Önünden geçmekte olduğun sancak dünya müzelerinin en nadir eseridir. Çünkü bu sancak dünyadaki tek esir Türk sancağıdır. Bütün alay şehit olduktan sonra, ağaca dayalı olarak bulunmuştur."

Çanakkale Savaşı konusunda uzman tarihçi ve yazarlar bu iddiaları zaten yalanlarken, Avustralya'daki müzelerde ne bir Türk sancağı ne de altında böyle bir yazı bulunmadığı ortaya çıktı. Hürriyet konuya son noktayı koymak için Genelkurmay Başkanlığı'na yazılı başvuru yaparak sorularını yöneltti. Genelkurmay'ın verdiği yanıt şöyle:

MELBOURNE'DE YOK
57'nci Alay'a Çanakkale Muharebeleri'nden sonra, 30 Kasım 1915'te Sultan V. Reşat'ın iradesiyle altın, gümüş imtiyaz ve harp madalyaları verilmiştir. Bu madalyalar, 25 Nisan 1916 tarihinde İstanbul - Şile arasında bulunan Çelebi Köyü'nün kuzeydoğusunda toplanan Alay'ın sancağına törenle takılmıştır. Dolayısıyla Alay Sancağı'nın Çanakkale Muharebeleri sırasında Avustralyalılar tarafından ele geçirildiği iddiası doğru değildir. Bazı yayınlarda bu sancağın bugün Avustralya Melbourne Müzesi'nde sergilendiği iddia edilmektedir. Bu iddialarla ilgili Melbourne Müzesi'nin de içinde yeraldığı dört müze adına Victoria Eyalet Müzesi tarafından gönderilen cevabi yazıda, ellerinde 57'nci Alay'a ait bir sancak bulunmadığı bilgisine ulaşılmıştır.

YOK EDİLMİŞ OLABİLİR
Günümüze dek geçen sürede 57'nci Alay Sancağı'na ilişkin herhangi bir bilgi aydınlığa kavuşmamıştır. Ancak, Türk ordu geleneği göz önüne alındığında, Alay'ın İngilizler tarafından esir alınırken, sancağını teslim etmeyerek imha etmiş olmasının kuvvetli bir ihtimal olduğu değerlendirilmektedir.

EN SON FİLİSTİN'DE SAVAŞTILAR
57'nci Alay, Çanakkale Cephesi'nden sonra, önce Galiçya Cephesi'nde savaşmış, ardından bağlı olduğu 19'uncu Tümen ile birlikte Filistin Cephesi'ne intikal etmiştir. 19'uncu tümen 23 Eylül 1918 tarihinde İngilizler'e esir düşmüştür. 57'nci Alay'ın da 29 Temmuz 1917 - 23 Eylül 1918 tarihleri arasında Filistin Cephesi'nde birçok muharebeye katıldığı, son olarak Nablus Meydan Muharebesi'nde mevcudunun hemen hemen dörtte üçünden fazlasını kaybetti.


{KAYNAK: http://www.kenthaber.com/Arsiv/Haberler/2005/Mayis/02/Haber_60275.aspx}

avrasya
02-02-07, 14:39
Sevgili nzlhan,57.alay sancağıyla ilgili haber için teşekkürler.Burda dikkatimi çeken şey madem sancak hiçbiryerde yok,bizim müthiş medyamız(!) her sene Anzak günleri veya 18 mart da bu yalan haberi hortlatmaya devam ediyor?Doğrusu bunca komplo terosi biliriz,okuruz ama böylesine benim aklım ermedi.Lütfen birileri yorumlasın.Benim takatim kalmadı.
Ben de Yüksel Aytuğun yazısını ekleyeyim bari.Onun da dediği gibi iki haftadır önce Kınalı Kuzular,sonra Kan Uykusu salı akşamları gözyaşlarımız sel oluyor,çok duygulanıyoruz.Ama bu yeterli mi?onu sorgulamak lazım.Zira hemen ertesi gece(çarşamba) art(avrasya televizyonunda) kanalında konuşan Osman Paşa çok güzel yaklaşımlarda bulundu:"Bu millet yine öyle bir duruma düşerse(ki bunun için az kaldı ne yazık ki),biz de üstümüze düşen görevleri yaparız elbette".Osman Paşa gibiler var olduğu sürece rahat uyku uyuyabiliriz ancak.:img-yes:
Neyse Yüksel Aytuğun yazısı:


Uyanın şu uykudan

http://www.sabah.com.tr/2007/02/02/gny/im/91B66896D34C9641A1FCE87Cb.jpgSALI gecesi hem TRT 1'deki Kınalı Kuzular'ı hem de Show TV'deki Kan Uykusu'nu izledim. Aradan geçen 80 yılda kahramanların yüreği değişmemişti. Yahya Çavuş ve Osman Pamukoğlu... Ama düşmanların adı ve alçaklığı da değişmemişti ne yazık ki... Kan Uykusu'nda bir emekli subay şöyle diyordu: "AB'ye uyum süreci için dayatılan CMUK (Ceza Muhakemeleri Usül Kanunu) ile asker ve polisin yetkileri ellerinden alındı. Ben master yaptım, yerlerinde inceledim. Dünyada bizimkine benzer bir CMUK uygulaması yok. Şu anda ölü bir teröristin bu devlete maliyeti 10 trilyon liradır. Bertaraf ettiğimiz 30 bin teröristin faturası ise 300 katrilyon liradır. Bu paranın kimlerin cebine gittiğine bakmak lazım!.." Terörle ilgili olarak bugüne kadar işittiğim en etkileyici sözlerdi bunlar. Bu arada Show TV, Kan Uykusu'nun arasına sık sık Kurtlar Vadisi: Terör dizisinin tanıtımlarını soktu. İçimden, bunun şehit kanından reyting damıtmaya yönelik bir uygulama olmamasını diledim.

Kaynak:http://www.sabah.com.tr/gny/yaz1277-70-119-20070202-200.html

Nazlıhan
02-02-07, 16:26
Sevgili avrasya; rica ederim canım. {Senin paylasımın için de ben tesekkür ederim.} 9. bölümde Yüzbası Dimitroyati konu edilecek ve kendisi 57. Alay tabiplerinden biriydi. Ben de 57.Alay'la ilgili bilgiler bakarken bazı sitelerde Alay sancagının Melbourne'de bir müzede oldugunu yazanlar vardı. Belki burada da böyle yanlıs bilenler vardır diye bu yazıyı eklemek istedim. :img-yes:

Dün aksam tam uykuya dalmıstım ki, ablam beni uyandırdı; bak tv'de seninkilerden biri var dedi. Bir baktım; Ali Tayyar Önder. {Arastırmacı-Yazar} Kendisi Kanaltürk'ün Gerçekler adlı programına konuk olmustu. Dünkü bölümün konusu "Türkiye'nin Etnik Yapısı"ydı. {Sayın Önder'in aynı adlı bir kitabı var ve tamamen bilimsel açıklamalardan olusan çok güzel bir yapıt.} Tuncay Özkan ve Emekli Pasa Kemal Yavuz'la birlikte bir sürü sey konusuldu. O kadar derin konulara girildi ki ben agzım açık izledim. 1961 yılında gerçeklesen bir olaydan söz ettiler. Emekli Askeri Mahkeme Hakimi olan birinin ABD'de ki bir anısını anlattılar. Kendisi ABD yetkililerinden bir bilgi dosyası istemis. Dosya kendisine verilmis ama yanlıs dosya verilmis. Daha dosyayı açar açmaz Türkiye'yle ilgili çok önemli bir konuda oldugunu anlamıs ve dosyayı hemen kendi çekmecesine atmıs. 3 dakika sonra dosyayı verenler geri gelmis ve dosyayı istemisler. Emekli Hakim {kusura bakmayın o sahsın ismini unuttum} vermemis. Elindeki dosya çok çok gizli bir belgeymis. Vermezse ölürsün filan demisler ama kendisi vermemis. Dosyada daha 1961 yılında, SSCB'nin resmen dagılmasından tam 30 yıl önce o ülkenin dagılacagı, Orta Asya'daki verimli topraklar üzerinde 5-6 tane Türk devletinin kurulacagı daha o yıllarda öngörülmüs. Ve açıklamalarda; o Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile Türkiye eger sıkı bir isbirligi içine girerse Hitler Almanya'sı gibi çok büyük bir gücün ortaya çıkacagı yazılmıs. O yüzden ne yapıp edip bu ülkelerle Türkiye'nin isbirligini yapmasını önlemenin yollarını bulmak gerekliligi, hatta araya bu iliskilerini bozabilecek türde tampon devletler kurulması gerektigi yazılmıs. Bir Ermenistan, bir Kürt devleti gibi... 1961 yılında o dosyada bütün bunlar yazılıdır. 1965 yılına kadar Ermeniler Türklerin soykırım yaptıgına dair herhangi bir düsünceye sahip degilken 1965'ten sonra sular kaynamaya baslamıstır. Atatürk kendi zamanında Bolsevik Rusyası'yla Ermeni sorununu anlasmalarla çözümlemistir. Ama tam 50 yıl sonra bu sorun yine önümüze getirilmistir. Bu konuda manidardır. Bosna Hersek'te yasananlar Batı'nın müslümanlara ne gözle baktıgını göstermistir. Hatta o dosyada "emeli dinmis gibi gösterilip aslında Batı'ya çalısan hükümetleri de basa getirmek"ten söz edilir. Ve daha simdi aklıma gelmeyen bir sürü sey...

Yazık, çok yazık... Ben atalarımın kahramanlıklarıyla övünüyorum övünmesine ama bu olanlar yüzünden malesef ülkemin 15-20 yıl sonrasını düsünmek dahi istemiyorum. İçimde bir yerler çok fena acıyor çünkü. Gençlerimiz milli suurdan yoksun yetisiyorlar. En önemlisi okumuyor ve arastırmıyorlar. Bazen çıkıp böyle açıklamalar yapınca bagnaz, fasist, vb. yaftalar yiyebiliyoruz. Hatta bazı gençlere bunları anlattıgımda çogu bana "bırak ya, senin baska isin yok mu" diyorlar. Batılı ülkeler gücünü milli degerlerinden alırken dünya üzerinde en önemli milli degerlere sahip, reform ve rönesans aydınlarından dahi daha büyük aydınlar yetistirebilen bir toplumdur Türk toplumu. Ama o degerlerimiz birer birer kaybettiriliyor, AB'ye uyum asamasında. En basitinden kınamıza, kokorecimize karısıyorlar. Sizene kardesim, biz sizin yediginiz domuza birsey diyor muyuz? Bu konulardaki iyi niyetimizi suistimal ediyorlar. Böyle konulardaki üzüntümü anlatmaya kelimeler yetmiyor malesef... :icon_sorr

avrasya
02-02-07, 17:01
Anlattığın olay gibi daha neler neler..Türkiye'nin başında ne gibi belalar olduğun anlattığımzda senin de dediğin gibi sevgili kardeşim nazlhn,insanlar çok garip bir gözle bakıyorlar.Çünkü insanlarda tarih şuuru yok -ki Atatürk'ün de Tarih kurumunu açmada birinci amacı Türklerde derin bir tarih şuuru oluşturmaktı-.Kınalı Kuzular diyorsun,Son Osmanlı diyorsun.İnsanlar garip garip bakıyor.Sen nerden geldin dercesine.
Tarih milli şuurun birinci ögesidir.Oysa bize bugün öğretilen(telkin edilen desek daha doğru olur.Çünkü araştıran,okuyan birisi gerçekleri her zaman bulabilir)saçmalıklara da bir bakın:"Çocuklarımıza savaşı şiddeti mi öğretelim?".Tarih çocukların kafasına bugünün gerçeklerinden uzak düşmanlar sokmak değildir.Olsa olsa geçmişte savaşın ve barışın hangi durumlarda çıktığını,bugünü anlamada,durumsal çıkarımlar bulunmada kullanılabilen milli şuurun birinci ve en temel ögesidir.Ama bu eğitim sisteminde öğrendiğimiz bilgiler Össde çkma durumuna göre ayarlanıyor.Herşeyin kısayolunu,kestirme zengin olmayı ne güzel de öğrendi milletimiz.Atatürk'ün gençliğe hitabesini bir düşünün bir de bugünki Türk gençliğini.Baksana bugünkü Türk gençliği,kendine Türk bile demiyor,Ermeni diyor,Türkiyeli diyor,daha çok da kendi adını İngilizce yazarak Batılı olacağını sanıyor.Vah güzel ülkem,vah güzel tarihim,vah güzel atam vah...

Kurt_Memati
02-02-07, 17:16
Nzlhan ve Avrasya verdiğiniz bilgilerden ötürü teşekkürler. Bende Kınalı Kuzular'ın bu hafta neden tekrar olduğunu merak etmiştim.

Kan Uykusu ve diğer olaylara gelince. Milli konularda hassasiyet göstermek faşist damgası yemek oluyor. Ülke ile ilgili olan konularda bu vatanın bu toprağın çıkarlarını savunmak çok zor olmaya başladı. Ellerine fırsat geçse bu memlekette TÜRK kelimesi kullanmak atalarımızın kahramanlıklarını konuşmak yasaklancak. Ama bir terörist ölse bir Türk düşmanı ölse onları istediğiniz kadar övmenize izin verirler. Siz istemesenizde izin çıkar onlardan. Son Osmanlı Yandım Ali filminde Öner Erkan'ın canlandırdığı karakterin biri sözü vardı kimin kimi arkasından vurduğu belli değil.

svç80
04-02-07, 13:37
57.ALAY DESTANI

Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın!.."
http://www.ulkum.com/arsiv/sey/r/ask/bizr/selam.jpgCihan tarihinde hangi Ordu, komutanından en son erine kadar bir Alayı’nın bütün mevcudunu şehit vermiştir!..
Ülkemiz üzerine hesap yapan gafiller bedel ödemeye bir bakın da hesabınızı ona göre yapın!..
Dünya yeni bir savaş dönemine girmişti. 1914 senesinin 1 Ağustos’unda Almanya'nın Rusya'ya harp ilan etmesiyle, I. Cihan Harbi başlamış oldu. Almanya, Avusturya-Macaristan ve daha sonra İtalya’nın da katılmasıyla oluşan üçlü İttifak Devletleri bir tarafta, İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşmuş İtilaf Devletleri olarak şekillenen cephe bir taraftaydı.
29 Ekim 1914 tarihinde Osmanlı Devleti mecburiyet dolayısıyla bu savaş da İttifak Devletleri’nin yanında yer alıyordu. Çanakkale cephesindeki muharebeler, önce devrin en büyük donanmasına sahip olan İngiliz ve Fransız deniz kuvvetlerinin boğazı yarma denemesiyle daha sonra da, karada devam etmeye başladı.
Dünyanın en modern savaş gemileriyle Çanakkale'yi denizden geçemeyen İtilaf Devletleri'nin 25 Nisan 1915 günü Gelibolu Yarımadası'na asker çıkarmalarıyla Çanakkale'de İngilizlerin Seddülbahir ve Arıburnu bölgesinde çıkarma harekati ile beraber kanlı kara savaşları başlamış oluyordu.
Düşmanın yoğun çıkarması 26 ve 27 Nisan günleri de aralıksız olarak devam etti. Ancak, 19. Tümen kuvvetlerinin kahramanca savunması karsısında düşman taarruzu ile geri çekilmeye mecbur edildi. 25-26 Nisan 1915 tarihlerinde Arıburnu'nda karaya çıkıp Conkbayırı Kocaçimen tepelerini almak üzere olan düşman Kolordusu, Türk birliklerinin yaptığı süngü hücumları neticesinde denize döküldü.
Bu kanlı hengamede Yarbay Hüseyin Avni Bey'in komutasındaki 57. Alay'ın başta komutanları olmak üzere sancaktarına kadar olan 628 kişilik mevcudunun tamamı 25-28 Nisan 1915 tarihleri arasında şehit oldular.

svç80
04-02-07, 13:43
ALL THE KING'S MEN (KRALIN ADAMLARI) ve 1/5 NORFOLK ALAYI
.
.
1999 yılında İngiltere'de bir film yapıldı. Filmin adı "All the King's Men" . Filmin öyküsü, Çanakkale Savaşları sırasında 12 Ağustos 1915'de Gelibolu Yarımadası'nda Küçük Anafartalar Bölgesi'nde Türklere karşı taarruza geçen, ancak başarısızlığa uğrayıp Türkler tarafından esir edilen ve de başlarından kurşunlanıp öldürülen bununla birlikte, yaralı olarak ele geçirilmiş oldukları halde "fazla acı çekmesin diye !" Türkler tarafından bir çiftlik evinde yakılan İngiliz askerleri üzerine kurgulanmış.

Türkiye'de bilinmeyen ama, İngiltere'de son birkaç yıldır üzerinde durulan bu olay, İngiliz kuvvetlerinden 54.Tümen, 163.Tugay ve1/5 Norfolk Alayı'na mensup Sandringham Bölüğü'nden askerlerin yaşamış olduğu iddia edilen doğruluğu kesinlikle kanıtlanamamış bir olay.

İngiliz yetkililere göre, I.Dünya Savaşı bitiminde özellikle 1/5 Norfolk Alayı'nın askerlerinin kayıp olduğunu ve Türklerden bu askerlerin akibeti konusunda bilgi verilmesini istemişler. Ancak, Türk yetkililer bu konuda bilgi verememişler. Nedeni ise, askerlerin yukarıda bahsedilen şekilde öldürülmüş olmalarıymış. Oysa, olayın seyri daha farklıdır. 12 Ağustos'ta Gelibolu Yarımadası'nda Küçük Anafartalar Ovası'nda Türkler ve İtilaf kuvvetleri arasında gelişen muharebede, İngilizlerin 163. Tugay'ı birlikleriyle, Türklere karşı tarruza girişmişler ancak, Türklerin kuvvetli top atışları ve keskin nişancılar (snayper) karşısında İngilizler büyük ölçüde zayiat vermişlerdir.

54.Tümen komutanı General Inglefield, 1/5 Norfolk Alayı'nın komutanı Yarbay Sir Horace Beauchamp, Sandringham Bölüğü'nün komutanı ise Yüzbaşı Beck'dir. İngiliz kuvvetlerine orada müdahele eden, Türk kuvvetlerinden 36. Alay'dır. Alay Komutanı Binbaşı Münib Bey'dir. Askeri kaynaklarda Binbaşı Münib Bey, o günkü muharebeyi anlattığı Harp Ceridesi'nde İngiliz taarruzunun başarısızlığa uğratıldığı ve 35 esir aldıklarını ifade ediyor. Bu esirlerden bazılarının ifadeleri de mevcuttur. Bunlardan biri olan 3357 Sicil numaralı Er A.G.Brown (1/5 Norfolk Regt. 54 Div. 163 Brigade (East Anglian Division) yakalandıktan sonra Türk komutanlara verdiği ifadesi şöyledir;

"10 Ağustos 1915'de Tuzla Göl civarında karaya çıktım. İsmini bilemediğim bir tepeye hücumda tepenin ancak eteğinde mecruh düşerek 12'de esir oldum. Kumandanın ismi Engelfild ( Inglefield ) idi, fakat fırkanınkini veyahud livanın kim olduğunu bilemiyorum. Ben ancak iki gün Anafarta'da bulundu?um için hiçbir şeyden haberim yoktur." Bu ifade, esir olan askerlerden birine ait. Bunun gibi birkaç tane daha ifade var. Oysa, İngilizlerin iddiası bütün hepsinin esir edildikten sonra kafalarından kurşunlanarak öldürüldüğüdür.

Bu olayın doğruluğu henüz kantılanamamış olsa da şunu vurgulamak gerekir ki, 12 Ağustos'daki saldırıda Türkler, başarılı bir şekilde İtilaf saldırısını durdurmuşlardır. İngiliz kuvvetlerine Türk sniperlerin müdahale etmiş olması ve savaş alanında ölenlerin kafalarından yada başka biryerlerinden yara alıp ölmeleri kaçınılmaz görünüyor ki bazı İngiliz ordu mensupları da yakın bir çatışmada bunun normal olduğunu söyleyebiliyorlar. Bununla birlikte, savaş Atatürk'ün dediği gibi "gerekli olmadıkça bir cinayettir" ancak, İngilizlerin Gelibolu Yarımadası'na yaptıkları saldırılara, Türklerin vatanlarını savunmak için müdahale etmeleri de kaçınılmazdır.

Dolayısıyla, insanlar bu yarımada üzerinde ayakta kalabilmek için canhıraş bir mücadele vermişlerdir ve ortaya bir insanlık dramı çıkmıştır. Norfolk Alayı'nın yaşadığı iddia edilen bu olayın belki de bu kadar üzerinde durulması, bu alaya dahil olan Sandringham Bölüğü'nün Kral V.George'un hizmetkarlarından oluşmuş olması ve bunların Oglander'in kitabında anlattığı gibi Inglefield'in hazır olmayan birlikleri, dikkatsizce gündüz ve Türklerin çok iyi savunduğu bir bölgeyi almakla görevlendirmesi ve toplara ve keskin nişancılara karşı ölümüne göndermesi ve belki de bu hatayı örtbas etmek için de Türklerin, İngiliz askerlerini yakalayıp öldürdüklerini iddia etmiş olmasıdır.

Türklerin yakaladıkları esirlere kötü davrandığı ve öldürdüğü yolundaki hikayeler sürekli anlatılmıştır. İtilaf kuvvetlerindeki askerlere komutanları belki de iyi savaşmalarını sağlamak için olsa gerek "aman dikkat edin Türkler sizi yakalarsa öldürür veya yer" gibi akıl vermişlerdir. Oysa, bilinen bir gerçek var ki, Türkler esirlerine her zaman iyi davranmışlardır. Askerleri esir edip sonra da öldürmek ise genelde olmayan bir davranışdır.

Özellikle Çanakkale Muharebeleri'nde Türklerin tam bir centilmen gibi savaştığını, İtilaf kuvvet komutanları da dile getirmişlerdir. Türkler, hasta veya yaralı bütün esirlerle ilgilenmişlerdir. Örneğin arşiv kaynakları incelendiğinde diş problemi gibi basit bir problem yaşayan esirlerin sağlığı için emirle dişçi göndermek, Türk komutanlarının sıkça rastlanan centilmenliğinin bir göstergesidir. Acaba, İngiliz, Fransız ve Ruslar da yakaladıkları esirlere böyle mi davranmışlardır? Onlar tarafından yakalanan Türk esirler bunun tersini söylüyorlar. Yapılacak araştırmalar, belki çok daha fazla bilgi ve gelişmeyi ortaya koyacak ve Çanakkale Muharebeleri ve yaşananları bir kez daha gün ışığına çıkartacak ve suçlamalara iyi bir cevap olacaktır.

svç80
04-02-07, 13:45
Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal İçin Yazılan İlk Şiir
.
.
Anafartalar Zaferi'nden sonra, Mustafa Kemal ismi herkes için kahraman anlamı taşıyordu. Çanakkale'de görev yapan Türk askeri için onun adı moral kaynağı ve cesaret demekti, Müttefik askerleri bile kim olduğunu bilmedikleri bu komutana övgüler diziyorlardı. Ian Hamilton bile günlüğüne, Türk askerinin çok iyi komuta edildiğini yazıyordu.
Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal ilk kez burada gösterdiği kahramanlıkla bir şiirde yerini alıyordu. Mehmet Emin Yurdakul Eylül 1915'de; yani muharebeler henüz bitmemiş iken; "Tan Sesleri" isimli ir şiir kitabı yayınlar. Bu kitapta "Ordunun Destanı" adlı ve 15 Eylül 1915 tarihini taşıyan uzun manzumede, ilk dörtlük:

"Ey bugüne şahit olan Sarphisarlar
Ey kahraman Mehmet Çavuş Siperleri
Ey Mustafa Kemal'lerin aziz yeri
Ey toprağı kanlı dağlar, yanık yerler"

Böylece Mustafa Kemal adı şiirle halka mal edilmektedir. Farklılığı vurgulanmaktadır.

Muharebeler sırasında yerli ve yabancı basının M. Kemal'e ilgisi yoğundur. 2'nci Anafartalar Zaferi'nden sonra çok artar ve devletin planlı heyetlerinin dışında M. Kemal ile doğrudan görüşebilmek için; 21 Ağustos'ta Polonyalı bir bayan gazeteci gelir ve 2 nci Anafartalar Zaferinin coşkusunu M. Kemal'le birlikte yaşar. 2 Eylül'de bir Alman gazeteci gelir. 8 Eylül'de Türkiye'nin ilk filmcisi Necati bey gelir ve 3 gün çekimler yapar. 10 Eylül'de Tanin yazarı Ekrem Bey, 21 Ekim'de Suriye yazar ve şairler heyeti gelir. Özetle şöyle diyebiliriz. Muharebeler sırasında o dönemin yazarları, çizerleri, ressam ve şairlerinin büyük bölümü; başarılarından dolayı M. Kemal ile tanışmak için cepheye gelmişler ve intibalarını halka aktarmışlardır. İşte bu aktarmaların sonunda M. Kemal, halkın ağzında efsanevi kahraman olur. Yakup Kadri, o günlerde duyduklarını "Atatürk" isimli eserinde şöyle anlatır:

"Bu genç kumandan, yanında bir avuç süngülü askerle, yerden, gökten, denizden gelen sürekli bir gülle, kurşun ve şarapnel sağanağının ortasında durmadan ileriye doğru atılıyor kollarıyla, kızgın boyunlarından yakalayıp denize yuvarlayacakmış gibi sıra sıra topları üstüne saldırıyor. Bu insan, ateşte yanmıyordu. Vücuduna kurşun işlemiyordu ve zırhlıların (savaş gemilerinin) attığı gülleler başının üstünden munisleşmiş, yırtıcı kuşlar gibi geçip gidiyordu"

Bu anlatım, Atatürk'ün tam bir masal kahramanı gibi algılandığını gösteriyor ki, o neslin de bir beklenti içinde olduğunu yine Yakup Kadri kitabının başlangıcında şöyle ifade eder.

"Bizim ilk gençlik yıllarımız bir milli kahramana hasretle geçti" der.

Atatürk'ün kazandığı bu haklı ün, Başkomutanlık'ta da etkisini gösterir. Muharebelerin ilk ayı sonunda başarılarından dolayı rütbesi albaylığa yükseltilir ve toplam 3 madalya ve 2 nişan verilir. Ayrıca kendisine iki önemli görev için tayin teklifi yapılır. İlki, Temmuz 1915 ortasında, Trablusgarb'e ordu komutanı yetkisiyle ve Tuğgeneral (Mirliva) rütbesi ile gitmek arzusunda olup olmadığı sorulur. İkincisi ise Anafartalar grup komutanı iken 1915 Ekim ayı başında, Irak Ordusu Komutanlığına tayin teklifidir. Bu görev çok daha büyük ve önemlidir.

Bu olaylar devleti yönetenlerin Atatürk'e bakış açısını sergilemektedir. Yani daha muharebeler sırasında, henüz zafere erişilmeden Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal tanınmış ve hakkı teslim edilmiştir.

Zaferden sonra ise Mustafa Kemal ismi, efsanevi bir kimlik kazanır, artık İstanbul'u Kurtaran Kahraman ünvanı ile anılır. Gazeteciler, yazarlar kendisiyle mülakat yaparlar. Halkın en büyük arzusu ise kendisini görmektir. 1916'nın ocak ayında 16'ncı kolordu komutanı olarak Edirne'ye girişinde halk sokaklara dökülür.

Atatürk'ün Çanakkale'de ve sonrasında Kurmay Başkanlığı'nı yapmış olan Orgeneral İzzettin Çalışlar, günlüğünde bu karşılanışı şöyle anlatır:

"28 Ocak 1916

...Yollar hıncahınç ahaliyle dolmuş, bütün mektepler karşılama için yerlerini almıştı. Şehir saray gibi donanmış, peş peşe zafer takları yapılmıştı. "Yaşasın Arıburnu ve Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Bey" yazılı levhalar asılmıştı...Edirne eşrafı, vilayet erkanı,konsoloslar hep oradaydılar...Bütün şehir, heyecan ve coşkulu sevinçle karşıladı. Çiçekler, buketler takdim ettiler. Alkışlar, her türlü nümayişler, tezahürat, her türlü tasavvurun üstündeydi..."

Görüldüğü gibi Atatürk'ün şöhreti, halkın kendisine layık gördüğü unvanlar, kendisine duyulan hayranlık o günlerde ortaya çıkmıştır. Sonradan yakıştırma değildir. Tarihte herhalde bir şehir halkı, hiçbir albayı bu şekilde karşılamamıştır. Albay Mustafa Kemal ne Edirne'nin fatihidir, ne de Edirne'yi düşmandan kurtarmıştır. Bunlara rağmen karşılanışın bir fatih'e yaraşır biçimde olduğunu anlıyoruz. Sebep, Çanakkale'de yaptıklarıdır. Yaptıkları ile kazanılan zaferdir. Türk milletine, iki yüz yıldır hasret kaldığı zafer coşkusunu tekrar tattırmasıdır. Bir büyük zafer armağan etmesidir.

avrasya
04-02-07, 17:56
Sevgili Svç80,eklediğin yazıalr için çok teşekkürler.Özellikle de Kralın Adamları adlı ilmi gerçekten bilmiyordum.Ben her zaman tarihten ve gerçeklerden yana oldum.Ama insan şunu yedirimiyor kendine:İspatlanmamış(tarihte gerçekleşmemiş)olaylar için bu Batılı devletler nasıl oluyorda bu kadar rahatça bizim milletimizi barbar gösterebiliyor(yani ermeni meselesinde ve şimdi 301.madde de bu böyle)Mateessüf bizim bir tane gerçekelri gösteren,herkesin izleyeceği kalitede bir tarihi filmimiz yok.Galiba İlber Hocaydı.Türkler için şöyle söylüyordu:"Türkler tarih yazmasını bilmiyor ama tarihe bizzat yön veren bir millet".Yazık ki ne yazık.
Bu medniyet denen olgu(özellikle de Batı medeniyeti)ne büyük bir çelişkiler yumağı.Anlamak mümkün değil.
Bu haftaki bölümde savaşın dramını iyice hissedicek,yaşayacağız galiba.Fragman onu gösteriyor.Ayrıca yüzbaşı Dimitroyati hakkında hemen hemen hiç bir bilgi bilinmiyor.Dolayısııyla biraz da yaşanmışlıklara dayalı kurgusal bir bölüm izliycez,inşallah:img-yes:

svç80
04-02-07, 21:58
İSTANBUL'DA POLİS, YAKALANAN PKK'LILARA
ÇANAKKALE ZAFERİNİ ANLATIYOR

Terör örgütü PKK ile mücadele eden İstanbul Emniyet'i polisiye tedbirlerin dışında farklı bir yöntem uygulamaya başladı.

Yakalanan militanlara Çanakkale Zaferi'ni ve şehitleri anlatan polis, olumlu sonuçlar alınca uygulamayı genişletme kararı aldı. Emniyet, önce Çanakkale'de yatan Kürt kökenli şehitlerin kabirlerini gösteren özel bir fotoğraf albümü hazırlattı. Bu fikir, Emniyet'e gönderilen ilginç bir mektubun sonrasında ortaya çıkmış. Cezaevinde bulunan bir militana ait mektuptaki "Babamın tavsiyesi üzerine gittiğim Çanakkale'de, şehitlerimizi gördükten sonra terör eylemi yapamadım ve polise teslim oldum." ifadeleri polisi harekete geçirdi. Emniyet, terörle mücadelede Çanakkale Zaferi'nin hatırlatılması yöntemini 81 ilin emniyet müdürlüğüne yazı ile tavsiye etti.

İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü "Bölücü Terörle Mücadele Büro Amirliği" birkaç senedir eğitim amaçlı yöntemlere ağırlık veriyor. Görevli polisler Çanakkale'ye giderek Doğu ve Güneydoğulu şehitlere ait mezar taşlarının tek tek fotoğraflarını çekerek özel bir albüm hazırladı. Albüm, TEM Büro'ya sorgulanmak üzere getirilen terör örgütü mensuplarına ve onların ailelerine gösteriliyor. Bir emniyet mensubu, çalışmanın amacını şöyle anlatıyor: "Osmanlı İmparatorluğu'nda Türkler, Ermeniler, Araplar, Rumlar ve Kürtler olmak üzere beş asli unsur vardı. Ne yazık ki beşinci unsur Kürtler üzerinde bugün ciddi oyunlar oynanıyor. Bu oyunun dış kaynaklı olduğu unutulmamalı. TEM Şube'de sözün bittiği zaman dilimleri oluyor. O zaman şubeye getirilen terör örgütü mensuplarına yönelik davranışlarımız, göz göze gelmelerimiz önemli oluyor. Bu fotoğraflarla onlara güzellikle şunu anlatmaya çalışıyoruz. Çanakkale'de o gün bizleri bir araya getiren o his ne ise bugün de bu ülkede bizleri bir arada tutan his aynı." Söz konusu mücadele yönteminde terör örgütü mensubundan gelen bir mektubun da etkisi olmuş. Vanlı bir terör örgütü mensubu İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'ne cezaevinden yazdığı mektubunda, Çanakkale'nin kendisi üzerindeki etkisini anlatmış. Terör örgütü PKK üyesi, mektubunda örgüte katılacağını hisseden babasının sözlerinden hareketle hislerini ifade etmiş.

Daha sonra polise teslim olan Vanlı gencin mektubu hâlâ İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü'nde saklanıyor. Vanlı genç, polise teslim olduktan sonra örgüt üyesi olarak geçirdiği yedi yılı, yaptığı eylemleri de bir bir polise anlatmış. Genç bununla da kalmayıp 250'ye yakın terör örgütü mensubunun fotoğrafını tek tek teşhis etmiş. Söz konusu bu olay ilerleyen günlerde TEM Şube'de görev yapan bir başkomiser tarafından kaleme alınan kitapta da yer alacak.

Çanakkale'ye giden İstanbul TEM Şube personelinin çektiği bir fotoğrafta yan yana yatmakta olan Doğu ve Güneydoğulu dört şehit mezarı dikkat çekiyor. Söz konusu dört mezar Diyarbakır doğumlu Mehmet oğlu Selahattin'e, Kars doğumlu Mahmut oğlu Ahmet'e, Mardin doğumlu Askeri oğlu Ahmet'e ve Van doğumlu Mustafa oğlu Ahmet'e ait.

BİR PKK'LININ İBRETLİK MEKTUBU

"Babam bana 'Oğul bir gün bu ülkeye ihanet etmek istersen şehit düşmüş olan Çanakkale'deki dedenin mezarını ziyaret etmeden karar verme. Oraya git orada bulun ondan sonra ne yaparsan yap.' dedi. Ben buna rağmen örgütün dağ kadrosuna katılmak üzere Kandil Dağı'na gittim. Yedi yıla yakın orada eğitim gördüm. Bomba konusunda profesyonel bir eylemci olarak ortaya çıktım. Oradaki eğitimden sonra beni İstanbul'a çeşitli eylemler düzenlemek üzere gönderdiler. Eylem saatini ve bana gelecek olan malzemeleri beklemeye başladım. İlk eylem talimatımı almıştım. Verilen eylem insanın kanını donduracak nitelikte bir eylemdi. Eylemi hemen gerçekleştirme konusunda tereddüt ettim. İçimde yaşadığım çelişki beni Çanakkale'ye gitmeye mecbur etti. Oraya gidip dedemin mezarını bulduğumda ise hüngür hüngür ağladım."

svç80
04-02-07, 22:09
Yere Düşmeyen Sancak 57. Alay




Bir daha kara bir bayrakla gelemeyeceksin buraya

Üç-dört gün içinde iki saatlik uyku mümkün olmadı, üstelik, top gürültüleri insanı sağır ediyor. Ve seri makineli tüfeğin toprağı taraması, yere çarpmasından, toz duman bulutundan mevziler görünmüyor. Rüzgar bulutu birazcık yardığında komutanlar ancak dürbünle, süngülerin parıltısını farkedebiliyor.

Üstelik üstümüzde sürekli düşman balonları, tayyareleri, hem bilgi alıyor, hem mermi atıyor!

Mevziler birbirine o kadar yakınlaştı ki, değil mermi, yumruk mesafesinde! Cesed gömmek için verilen ateşkes sürelerinde çok uçuk, fantastik hikayeler de yaşandı. Komutanımız anlatıyor: 'Nerde söylesem, fantazi gibi bakıyorlar, gözümle gördüm, bu olay gözlerimin önünde oldu' diyor... Bir Türk askeri, İngiliz cephesine bir futbol topu atar. İngilizler topu alıp siperden çıkar, Alman siperine doğru paslaşarak ilerler ve Alman mevziine topu şutlayıp 'gooool' diye bağırıp geri dönerler!

(Çanakkale savaşlarında Türk halkının en sevdiği ve hala çocuklarına anlattığı hikaye meşhur dondurmacı hikayesidir. Avustralya'da yaşayan meşhur dondurmacımız ve bir kasabımız limandan Türkiye'ye savaşmaya gitmekte olan savaş gemilerini görür ve iki kişi tüm Avustralya'ya orada savaş açar. İki gün boyunca çatışır ve sonunda bir ormanda yakalanırlar ve göğüslerinden Türk bayrağı çıkar.)

Ölen İngiliz askerlerinin üstünden 'İstanbul' haritaları çıkıyor, bu kanlı haritalar bugün müzede. Yakalanan bir Anzac askerine, 'Neden buraya geldin' deniyor: 'Spor için' diyor!

Bilmiyorlardı bizim bahçemizde güller, top sesleriyle açılır, bizim bütün şarkılarımız 'Batan gül kana benziyor' diye başlar...

Savaşın bir türlü bitmeyişi, düşmanın, Conkbayırı'na bir türlü tırmanamayışı, her yeri cesedle doldurdu. Çanakkale savaşının en ıstırap dolu sahnesi burdadır. Çürümüş binlerce cesedin kokusuna tüm askerler böğürmekte, öğürmekte. Ve cesedlerin üstünü simsiyah bulut gibi karasinekler örtüyor. Cesedleri gömmek için geçirilecek zaman yok. İngilizler ikide bir cesedleri gömelim deyip, kokudan kurtulmak için, ateşkes istiyor. Pis kokudan öğürmemek için asker nefes almamaya çalışıyor, çoğu burnunu tülbentle kapatıyor. Zaten, top seslerinden östaki boruları patlamasın diye hepsi kulaklıklı kaput giyiyor.

Cesedlerin çürümüş, yeşillenmiş dudakları üstünden kalkan sinekler, askerin su içtiği bardaklara konuyor. Bardaklardan su içilmez oluyor. Üstleri tülbentle örtülüyor. Hatta su içerken o kısa arada, yüzlerce sinek hücum ediyor, bu yüzden, su, tülbentten süzülerek içiliyor. Bardakların da nasıl yapıldığını anlatalım, cephane sandıkları içindeki çinko astar süngüyle yırtılıp, külah gibi kıvrılıp, bardak yapılıyor!

Düşman askeri yüzlerce gemiyle kumsala, konserveler, etler, çikolatalar yığdı... Türk askerinin karavanası da komutanların anılarında. Bin yıldır aynı: Nohut, fasulye, bulgur, kuru üzüm. Çanakkale savaşına bazı komutanlar 'kuru baklanın zaferi' diyor!

Mermiler ve topların mevzileri toz-bulut içinde bırakması, sürekli, birlikleri, hatta, alayları birbirine karıştırıyor, savaş boyunca, komutanlar 'askerlerini' diğer alaylardan ayırtedemiyor.

Ve İngiliz komutanlar artık, askerlerini kırbaçla cepheye sürmeye başladı. Cüceler, bilmeden, devler ülkesine savaşa gelmişlerdi. Bilmiyorlardı, bizim bahçemizde güller, top sesleriyle açılır, bizim yaralarımız ancak top sesleriyle kapanır. Bizim bütün şarkılarımız 'batan gün kana benziyor' diye başlar. Şarapnel parçaları hala göğüslerini süslüyor gazilerimizin. Sevgilinin iri siyah gözleri gibi, bu madalyalarla kasabaların kahvelerinde ihtiyarlayıncaya kadar ne kadar mesut, ne kadar mutlu kahvelerini içtiler!

Dünyayı fethe kalkışan İngilizlerin lordları, kontları, soylu, nazenin çocuklar, işte burada, savaşa yemin ettiler. Şimdi orası bir açık hava müzesi. Şu yer adlarına bakın: Korkuderesi, Domuzderesi, Kanlısırt. Kanlıdere. Ve hala rüzgarlı ve hala çok soğuk!

Ey tümü şehit 57. Alay, ey kahraman 27. Alay, hikayenizi okuyunca, dilimiz tutuluyor, kalem elden düşüyor, 90 yıl sonra hala hıçkırıklar gözyaşlarıyla anıyoruz sizleri. Ne diyelim sizlere.. Şarkılarımızdaki gibi, 'Beni koynunuza alın'...

Toprağına sarılarak ölen yiğitler! Kapkara bir öfkeyle. Değil Çanakkale'den, düşmanı dünyadan kovdular. Ne kalk borusu çaldı, ne yat borusu. Uyumaksızın. Kudurmuş kurtlar gibi savaştı. Ne esir oldu, ne mağlup.. Aç karnına taşları, ağaçları kemirip, yine saldırdı!

Ay ışığıyla kanayan yaralarını sardılar. Alınlarındaki kan damlalarının gölünde süngülerini parlattılar.

Alınlarındaki kanlı teri, silecek adam kalmadı, içimizde. En meşhur şairlerimiz, bu kasırga karşısında, çaresiz, donakaldı.

Bakırdan, kızıl bir parıltı saçtılar geceye. Geceyi kemiklerle, mermilerle dantel dantel işlediler. Parçalanmış atların leşlerinde uyuyup, yeniden saldırdılar.

Yastık gibi yumuşacık mevziler kazdılar. Gecenin meşaleleri ateş böcekleri oldular. Memleketin en hüzünlü çiçeği, en soylu, gurur dolu, en uzun şarkıları oldular.

Derin ufuklarda uğuldayan topların ürküntüsü. O küçük patikada. Kuru otlar üzerinde. Çamura gömülü cesed parçaları üstüne, ebedi vatanlarına uzandılar. Çelik, kan, demirin korkunç fırtınasına, süngüleriyle karşı koydular.

Anadolu'nun çok yoksul, soğuk köylerinin çocukları. Sırılsıklam kan! Tepeden tırnağa mermi, şarapnel yarası. Daha düne kadar Çamlıca tepesinde şarkılar söyleyen İstanbul'un çocukları, bugün, bıyıklarından kan süzülen, eşsiz kahramanlar!

Vurulup, serildiğin yer, ebediyyen, buza kesmez artık. Ateş fışkırır, kalp atışından toprak. Korkma, Anadolu'nun boz kokulu rüzgarı, kanınızı kolalayıp kolalayıp Erciyes'in, Uludağ'ın tepelerine çoktan kaldırdı. Açılan yaralarınız Anadolu'nun ağır tekerleklerine motor oldu, kanınız, susuz çayırlarımıza kumaş oldu!

Sedyeyle taşınmadan, teneşire konmadan, tabutlara girmeden ölen yiğitler! Kanlıdere kurumadı hala. Sarı yapraklar, gözyaşı gibi düşen yiğitler! İngiliz dişlerini teker teker söken yiğitler! Omuzlarınız gibi yüksek şimdi, Conkbayırı, Kocaçimen!

Tankerlerden boşalan petrol gibi kan, loş, ıssız, dilsiz, hayalet dolu Domuzderesi, kanınızı taşırken nasıl gümbürdeyerek çağıldadı.. O bahar gecesi, taşları delen kanınızı kimsecikler görmedi. Dikenler mi battı, yılanlar mı soktu, mermiler mi ısırdı, kimsecikler sormadı.. Ege'nin suları, başını kaldırıp, o şehit kitabelerine bakar mı şimdi!

Artık ebediyyen uyumaz o sular. Nasıl okşar, okşar. Her akşam şarkılarla usul usul öper. Kazılmamış o mezarları hala!

Koşuyorum heyecanla o yüksek tepelere, 57. Alay'ın alnının değdiği o mübarek toprağa. Alnımı sürüyorum karatoprağın en ateşli yanağına

Kalın bir kefen gibi Saroz'un soğuk rüzgarı. Sormadı mı o gece silahsız asker olur mu? Mahalle maçı mı bu, beş metre mevzilerde savaşılır mı? Bu devlerin ülkesi, böyle minyatür sahalarda, kaç büyük savaş çıkardı!

Kocaçimen tepesinde patlayan heyecanlı rüzgarlar! Kuru çalılıklar içinde kuş gölgelerini, eski günlerin anısına sanki, çekiç gibi dövüyor hala. Ya da kuşların gölgesinde uyuyan, o eski şehitlere sarılmak istiyor!

Anadolu'dan katar katar trenler, çıplak, aç, yorgun ve çocuk askerler taşıdı. Salkım salkım söğütler ve nişanlılar, bu sevdalı gençlere el salladı.

Korkuderesi, tarihin bu en zalim kitaplarını yırtarak, çıldırarak, haykırır mı hala.

Conkbayırı'nda, bulutlar gibi dökülen demir yığınlarının altında kalan yiğitler, o gece, bir gecede Anadolu'nun saçları ağardı. Anneler türbelere koştu, Sakarya, Kızılırmak ağladı. Kuvvet versin diye yiğitlere sabahlara kadar dualar okundu. Kanlısırt'taki top sesleri, İstanbul'u salladı, Konya'yı ürpertti, Kars Kalesi'nden duyuldu.

Kibar İngiliz, ince, zarif, biblo suratlı İngiliz, ne kadar azgın, ne barbardı o gece. Arı kovanı gibi üşüştüler, dünyanın bütün bahçelerine gireceklerini sandılar. Tarihin bu en eski kapısında diz çöküp, döktükleri kanda boğuldular. Ve ders aldılar.

Bir daha kara bir bayrakla gelmeyeceksin buraya. Anadolu'nun, dağ, tepe, bu kardeş çocuklarını, işte gördünüz, yüzleri toprağa sürünmesin.

Yanaklarından alev fışkırır. Toprağa sürününce, kan yanaklarına kına oluyor. Kirazdır, yabançileğidir, karadır, kızılcıktır, çok kızgın, çok ıslaktır, yanakları. Kazıp kazıp çıkartıyoruz hala topraktan. Testi, çömlek değil bunlar. Toprağın güzel kokusuyla kiremitleşmiş, o yiğitlerin kurumuş yanakları.

Hala hangi köyüne girseniz Anadolu'nun, bu toprakla sırlanmış, kırık kalbimizin parçaları gibi, o kiremit isi rengi bulursunuz!

Gelibolu, Anadolu'nun yünden boyunbağı, en kederli gövdesi! Tatlı tatlı ışıldayan, yorulmak bilmeyen, Anadolu'nun gümüş renkli alnı. Söyle, gördün, hangi toprak parçası, top seslerini kadife elbiseler gibi giyinir böyle. Söyle, çiçeklerle dolu kırları kim giydirdi bu askerlerin üstüne. Ölümsüz kalbimiz, kalbimizin ta kendisi oldular...

Saroz'dan Anadolu'ya 90 yıldır, rüzgar değil.. Göğün rengine bulutuna karışıp, o askerlerin ateşten nefesleri, soluk soluk, esiyor hala!

Allaha ısmarladık deyip çıkarken son kez köyünüzden. Sarılıp, öptüğünüz o derelerin suyu... Şimdi biz, yetmiş milyon, kutsal şaraplar gibi çoluk çocuk içiyoruz, üstünde kelebekler oynaşan o derelerin suyunu!..

Mevzilerde yorgun düşüp, koynunuza yaslanıp sarılan o paslı tüfekler de, içtiler mi kana kana Korkudere'nin suyunu... Bugün kutsal emanetlerimiz gibi müzede, paslanmadı gitti.. Ay ışığında ayna gibi parıldıyor hala o eski süngüler!

O süngüler çapaydı. Gelibolu ceset tarlası. Bomba yanığı, et parçaları, çürümüş bacaklar, hendekler, çukurlar doldu.. Hücuma geçerken şehitlerimize köprü oldu cesedler.

Şimdi koşuyorum heyecanla o yüksek tepelere! 57. Alay'ın alnının değdiği o mübarek toprağa! Alnımı sürüyorum, karatoprağın bu en ateşli yanağına!

Saçları taşlara kaynamış. Büyük ve mutlu bir uykuya dalmışlar. Kafalarını parçalayarak cephane sandıkları düştü gökten. Bugün, taşların alınlarında hala damar damar şiş... Patlamış, iri kan damlaları duruyor hala!

Bu yüzden, bu tepeler akşamları çivit mavi, çiçekler gibi açıyor geceler. Lacivert gecelerin derin ufuklarında. Hala kanlı bir kılıç, ufukta, keskin keskin parlıyor.

Çiçekli entariler gibi, bu çimen çimen giysileri kırlara, kanımızın ortak alevi giydirdi. Ve demir gibi, çelik gibi ağır Gelibolu toprağı. Bin çeşit düşman kini. Yarasa soğuğu, çakal tüyü.

Çiçeklerin, kırların saçlarını tarıyor hala süngüler. Koşarak savaşmaktan ayakları sızlıyor mu, söyle, rüzgarlar neden kanını kurutamadığı hala?

Bizi öldürmeye yemin etmiş, tarihin elleriyle yoğruldu. Anlatılmaz, bu yumuşacık, şırıltılı, tatlı çimenlerin masalı! Anlatılmaz, şu arkadaki kabarmış çalılıkların destanı! Şu küçücük çakıl taşlarına gücüm yetmez. Öldükten sonra büyüyen şehitlerin taşlaşmış gözbebekleri gibi.

Burası üç merdiven, Şahinsırtı, Conkbayırı, Kocaçimen! Anadolu'ya buluttan, yürekten köprü oldular. Mermer gibi soğuk ve gururla bakan bu taşların içine soksam elimi. Kanla donmuş katılaşmış bu ateşin yüreğinden bir damarını kopartsam. O top seslerini şarkı nağmeleri gibi hatıralarıma alsam!

Görüyorum işte, çiçeklerin, kırların saçlarını tarıyor hala o eski süngüler. Kanlıdere'de kertenkeleler, kurbağalar. Dere kıyısında acı köklü otlar. Kekik otları. Koşarak savaşmaktan ayakları sızlıyor mu hala, söyle, rüzgarlar neden kanını kurutamadı hala!..

Gördünüz, bataryalar, çocuk kandırır gibi boş mermiler attı, gördünüz savaş değildi bu, Hafız Burhan'dan şarkılar dinlediler.

Alnımız toprağı 25 Nisan gecesi, işte bu tepede öptü.. Tarihin o büyük duvar saati, işte bu tepede, 'Dur, Çanakkale geçilmez!' dedi.

Çanakkale o gece, Avrupa'yı Asya'dan, iki büyük kıtayı bacaklarından bir daha ayırdı!

Ey çok uzaklardan gelen yabancı! Bu pembe güller. Bu hırçın rüzgar. Bu binkat gölgeler. Tarihin boynumuza, koynumuza dolanmış kolları. Her biri bize, ekmek kadar hava kadar, Adem kadar yakın. İşte gördünüz, hala zonkluyor her taşı.

Ey Seddülbahir, ey Conkbayırı, ey karşı kıyıda, bu top sesleriyle büyüyen, Bigalı köylü çocukları! Biz odun ateşiyle ısınmayı bilirdik. Onlar savaş gemilerinin cehennem kazanlarını başımızdan döktüler.. Kahpece, şeytanca, Afrika'yı, köleleri, zavallı Hintlileri, işte burada karşımıza diktiler!

Bunlar eski hatıralar. Şimdi, hala.. Karanlık gecelerinde... Tepelerde karmakarışık ağaçlar! Birbirine sokulur. Binkat gölgeler, boğazın sularına yaslanır. Kocaçimen, Anafartalar, her gece.. Saçlarını örer, örer toplar, rüzgarlarla dağıtır! Boğaz'ın sularını, testi testi şaraplar gibi, içer, o eski günlerin hatıralarıyla, hıçkırıklarla ağlar...

Ege'nin parıldayan ve gülümseyen memelerine... Kocaçimen, hafif kumları avuçlayıp.. Avuçlayıp, rüzgarlarıyla serper...

İşte böyle.. Şimdi o tepelerde, yüzbinlerce meçhul asker... Yüzbinlerce mezar.. Bu sonbahar gecesi, üstlerinde kurumuş yapraklar...

Bu sonbahar gecesi.. Kurumuş yapraklar uçuşuyor, içlerinde bir neşe... Bir neşe... Tarifsiz bir neşe!..

Sanmayın, bu kurumuş yapraklar bu gece orada, yalnız geziyor, yalnız uçuyor... Ruhlarımız 90 yıldır bu savaşın acısıyla hala hüngür hüngür ağlıyor!

(Nihat Genç'in Edebiyat Dersleri kitabından)

Nihat GENÇ


biraz uzun oldu galiba:icon_whis

Nazlıhan
05-02-07, 13:11
Sevgili svç80; paylasımların için çok tesekkürler. Batılıların gerçek efsaneleri fazla olmadıgı için biraz da fantazi yapıyorlar. Baska türlü haksızlıklarını nasıl örtbas edebilirler ki?

Dün TRT1'de yönetmen Tunç Davut'la yapılan bir söylesiyi izledim. Kendisi Türkiye, Ingiltere, Avustralya, Almanya ortak yapımı bir film yapacaklarını söyledi. Aslında bu ise ilk basladıklarında bu projeyi sadece dizi olarak düsündüklerini ama gelen tepkilerin güzel oldugunu ve bir filmi hakettigine benzer birseyler söyledi. Yönetmenin bir sürprizi oldugu söylenince "ne dizinin DVD'leri mi çıktı yoksa" diyordum ki adam film müjdesini verdi... Hadi hayırlısı diyelim... :img-wink:

elif_gs
05-02-07, 13:56
Sevgili svç80; paylasımların için çok tesekkürler. Batılıların gerçek efsaneleri fazla olmadıgı için biraz da fantazi yapıyorlar. Baska türlü haksızlıklarını nasıl örtbas edebilirler ki?

Dün TRT1'de yönetmen Tunç Davut'la yapılan bir söylesiyi izledim. Kendisi Türkiye, Ingiltere, Avustralya, Almanya ortak yapımı bir film yapacaklarını söyledi. Aslında bu ise ilk basladıklarında bu projeyi sadece dizi olarak düsündüklerini ama gelen tepkilerin güzel oldugunu ve bir filmi hakettigine benzer birseyler söyledi. Yönetmenin bir sürprizi oldugu söylenince "ne dizinin DVD'leri mi çıktı yoksa" diyordum ki adam film müjdesini verdi... Hadi hayırlısı diyelim... :img-wink:

bu habere çok sevindim. böyle bir filmin yapılmasını istiyordum zaten. gerçi son dönemde Yandım Ali ve Eve Giden Yol filmleri yapıldı ama ben umduğumu bulamadım o filmlerdeni. savaş sahneleri güzeldi evet ama işte bu diyemedim. mesela kınalı kuzuları izledikten sonra bir süre etkisinde kalıyorum ama o filmlerde öyle olmadı. çok güzel bir haber verdin paylaşımın için sağol

Nazlıhan
05-02-07, 15:43
gerçi son dönemde Yandım Ali ve Eve Giden Yol filmleri yapıldı ama ben umduğumu bulamadım o filmlerden. savaş sahneleri güzeldi evet ama işte bu diyemedim.

Aslında bu dizideki savas sahneleri o kadar da ahım sahım degil ama ben bunları geçtim. Çünkü dizide verilen mesajlardan, savas sahnelerine göre daha çok etkileniyorum. Biz mesaj vermeyi iyi biliyoruz. Insallah diger yabancı yapımcılar kaynak olarak iyi bir seyler yaparlar. Iste o zaman görsel açıdan daha güzel sahneler izleyebiliriz...

burcu_yağmur
05-02-07, 15:50
bugun gördüm galiba yeni bölümde orada söylenen şarkı çok güzeldi hastane önünde incir ağacı falan diyodu

elif_gs
06-02-07, 11:04
Aslında bu dizideki savas sahneleri o kadar da ahım sahım degil ama ben bunları geçtim. Çünkü dizide verilen mesajlardan, savas sahnelerine göre daha çok etkileniyorum. Biz mesaj vermeyi iyi biliyoruz. Insallah diger yabancı yapımcılar kaynak olarak iyi bir seyler yaparlar. Iste o zaman görsel açıdan daha güzel sahneler izleyebiliriz...

evet çekim açısından çok ahım şahım değil haklısın. ama verilen mesajlar çpk etkiliyor gerçekten. o duyguyu fazlasıyla verebiliyor bize. umarım dediğin gibi olur. şöyle ailecek izleyebileceğimiz bir film olur inşallah:img-yes:

BRC
06-02-07, 13:19
Öncelikle bilgi paylaşımlarınız için hepinize çok teşekkür ederim...
Bu akşam ki bölümün fragmanında yer alan -Hastane Önünde İncir Ağacı- türküsünü,hikayesini ve dizide çok sık dinlediğimiz (açıkcası bu türküyü diziyle bütünleştirdim neredeyse ben) -Çalın Davulları Çaydan Aşağıya- türküsünün sözlerini sizlerle paylaşmak istedim...ikiside çok güzel türküler...

Hastane Önünde İncir Ağacı - Akdağmadeni yöresi
(Hikayesi)
Komşu kızı ile beşik kertmesi olan bir genç askerde vereme yakalanır. Hava değişimi olarak Yozgat'a (Akdağmadeni) gelir. Sözlüsünün ailesi gence kızlarını göstermek istemez. Genç tedavi için İstanbul'da hastaneye yatar, pencereden gördüğü incir ağacından aldığı ilhamla aşağıdaki türküyü söyler.Yakalandığı amansız hastalıktan kurtarılamayarak hastanede ölür. Ailesi cenazesini Yozgat'a getiremez, İstanbul'da kalır.


Hastane Önünde İncir Ağacı
Annem Ağacı.
Doktor Bulamadı Buna İlâcı
Anem İlâcı.

Baş Tabip Geliyor Zehirden Acı
Annem Vay Acı.
Garip Kaldım Yüreğime Dert Oldu
Annem Dert Oldu.

Ellerin Vatanı Bana Yurt Oldu
Annem Yurt Oldu.
Mezarımı Kazın Bayıra Düze
Annem Vay Düze.

Yönünü Çevirin Sıladan Yüze
Annem Vay Yüze.
Benden Selâm Söylen Sevdiğinize
Sevdiğinize.

Başına Koysun Kareler Bağlasın
Annem Bağlasın.
Gurbet Elde Kaldım Diye Ağlasın
Annem Ağlasın.

Nida Tüfekçi
Yöre:Yozgat
------------------------------------------------------------
Çalın Davulları Çaydan Aşağıya

Çalın Davulları Çaydan Aşağıya Amman Amman
Mezarımı Kazın (Bre Dostlar) Belden Aşağıya
Koyun Sularımı Kazan Dolunca (Amman)

Aman Ölüm Zalim Ölüm Üç Gün Ara Ver
Al Başımdan Bu Sevdayı Götür Yare Ver

Selanik İçinde Selam Okunur (Amman)
Selamın Sedası (Bre Dostlar) Cana Dokunur
Gelin Olanlara Kına Yakılır (Amman)

Aman Ölüm Zalim Ölüm Üç Gün Ara Ver
Al Başımdan Bu Sevdayı Götür Yare Ver

Selanik Selanik Viran Olasın (Amman)
Taşını Toprağacını Seller Alasın
Sen De Benim Gibi Yarsız Kalasın (Amman)

Aman Ölüm Zalim Ölüm Üç Gün Ara Ver
Al Başımdan Bu Sevdayı Götür Yare Ver


Hüseyin Yaltırık-Nihat Kaya
Yöre:Rumeli

Nazlıhan
06-02-07, 14:45
Sevgili BRC; paylasımların için tesekkürler canım... Bu güzel türküleri o güzel sahnelerle birlikte dinlemek ayrı bir keyif benim için. Sanırım ben DVD'lerinden sonra bir de müziklerinden olusan bir albüm istiyorum. Geliriylede bize güzel bir film yapsalar. Ah ne güzel olur o zaman...

2 hafta arayla yeni bölüm izleyecegiz... Yine heyecanla beklemedeyim. :img-yes: Geriye 4 bölüm kaldı. Bu bölüm dısında konusunu bilmedigimiz 2 bölüm var...

BRC
06-02-07, 14:57
Ne güzel düşüncelerin var nzlhan...:img-yes:
Bende yeni bölümü izlemek için sabırsızlanır oldum...gerçekten de 57.ALAY tam anlamıyla bir destan...Çanakkale'deki nice destanlar gibi...

Nazlıhan
06-02-07, 15:56
Bir sürü asılsız hurafenin eşliğinde anarken, Çanakkale Savaşında neden 60-70 bin şehit verdiğimizi merak etmeyen; ama bu sayıyı 253.000'e çıkarmaktan da mazohist bir zevk alan tarihçi ve siyasilerimiz her karışı mezarlık olan yarımadada bu yıl da rant kovaladı. Kimisi doktor, kimisi artist, kimisi dalgıç olan Milli Parklar Danışma Kurulu üyeleri, Orman bakanı tarafından "ihya edildiği" söylenen mezar ve şehitliklerdeki rezilliklere ses çıkarmadı; çıkardıysalar da kimse dinlemedi. Sağa sola yolladıkları e-postalarda Çanakkale'den sağlayacağı "hissi senetler"in getirisini bekleyenlerden tutun da, TV programlarına çıkıp Türk gençliğinin jöleli saçlarından şikayetçi olanlara kadar bir sürü "tarihçi kılıklı" adam geziyordu ortada. Bir çırpıda yazılıp piyasaya sürülen ve talk-show'larda pazarlaması yapılan kitaplar da cabasıydı. Gazeteler üçüncü sınıf belgesel festivallerinde derece kovalayan uyduruk Çanakkale belgeselleri pazarlarken, kimi gazeteciler de, her yıl olduğu gibi, efsane edebiyatıyla sütunlar doldurdu.

Bu efsanelerden bu sene popüler olanı, "havacı Mehmetçikler" ile "Yzb. Dimitroyati" hikayeleriydi...

Şimdilerde etnik ayrımcılık moda ya... Bu fırsatı ganimet bilip "Biraz daha kaşıyalım..." demişlerdi ayrımı...

Bir gayr-ı Müslim Osmanlı vatandaşı olan ve mezarı 57. Alay şehitliğinde olduğu söylenen Tabip Yüzbaşı Dimitroyati, sözüm ona ölüm döşeğinde Ali Çavuş'a kelimesi kelimesine, "Bak Ali Çavuş, ölümümde gavur-mavur deyip başka yere gömmeye kalkarlar. Sakın beni sizden ayırmalarına izin verme!" demişti. Bu çarpıcı(!) ayrıntıyı Kemal Demirel'in "Anafartalar'ın Beş Günü" adlı kitabında keşfedip mal bulmuş Mağribi gibi yazı işlerine veren muhabir, bilmiyordu ki, yazarın bu eseri, hamasi duyguları gıdıklaması için yazılmış ve aslında Çanakkale savaşı hakkında bir film çekilmesi için kotarılmış bir senaryodur. (Ki, bu isimle bir doktor yüzbaşının 57. Alay saflarında ölmüş olduğunun da sağlam bir kanıtı yok. Yapılan araştırmalarda, cephede çarpışma sırasında ölen böyle bir doktor subay görülmüyor...)

Ama, bu konuyla ilgili olarak zurnanın zırt dediği nokta başkadır:

Acar muhabirimiz ve koskoca yazı işleri, "bir gayr-ı Müslim"in nasıl olup da Müslüman mezarlığına gömüldüğüne akıl erdirememiş olacak ki, üşenmeyip Diyanet İşleri'nden görüş istemiş, onlardan aldıkları abuk subuk yanıtları da sayfaya özenle yerleştirmişti. Diyanet; "Müslüman yanında savaşırken ölen gavurların dünya hükümleri(!) bakımından şehit kabul edileceğini" belirtirken, eski bir diyanet işleri başkanı da "Şehitlik İslami kavramdır, onlara şehit diyemeyiz" buyurmuştu.

Ancak Diyanet, "dünya hükümleri" bakımından şehit kabul edilenlerin "ahiret hükümleri" bakımından ne kabul edildiğine bir açıklık getirmemiş; gavurcukları ikilem içinde bırakmıştı... Verdiği yanıta bakılırsa, eski diyanet başkanı da onlara "ne şehit olur, ne gazi..." durumunu yakıştırıyordu...

Seddülbahir'de, Lancaster Mezarlığı'nda yüzlerce Hıristiyan askerinin arasında Yahudi askerler de yatıyor...

Latife bir yana, bugün bizlerin yaşadıkları topraklar için canını vermiş başka dinden vatandaşlar hakkında bu tür yorumlar yaparak hem nankörlük eden, hem de topluma dini ve etnik ayrımcılık tohumları eken bu tiplere ne denir bilmem... Bunları adam yerine koyup soru soranlarda mı kabahat, yoksa bunların saçma fikirlerine itibar edenlerde mi? Seddülbahir'deki yabancı mezarlıklarında, ölü Hıristiyan askerlerinin arasında Yahudi dininden olanlar da yatıyor. Kimsenin de aklına "Yahudi'nin Hıristiyanlar arasında yatması caiz midir, değil midir?" gibi bir soru sormak gelmiyor. Ama, "aylak bakkal, yumurtalarını tartar" misali, uğraşacak başka iş bulamayan yurdum medyası da bu gibi konularla sayfa dolduruyor.

Oysa, temel yanılgımız şu; bu alanlar, birer mezarlık değil; tek tek dizilmiş o taşların hepsi sembolik... Altında yatan bir avuç kemik varsa da kim oldukları meçhul; adları, dinleri ve milliyetleri doğru olarak bilinmiyor. Savaştan yıllar sonra, kemiklerinin bile tozuyup toprağa karıştığı bir dönemde yapılan bu sembolik mezarlar birer anıt; bir ibadet alanı değil. Bu nedenle yıllardır söyleyip duruyorum; "Bu mekanlarda türbe, mescit, namazgah gibi yapıların yeri yoktur; bu anıtlar, savaşan askerlerimizin bu bölgede nerelerde öldüklerini hatırlamak ve ziyaretçilere, ölenleri saygıyla anmalarını sağlayacak fırsatı vermek için inşa edilmiş işaretlerdir." diye. Kaldı ki, Yzb. Dimitroyati'nin bağlı olduğu 57. Alay'ın asıl şehitliği, Milli Parklar'ın "ihya programı"na dahil edilen bu şehitlikler arasında, birkaç yüz metre ötede, granit basamaklarla inilen bir vadi çukurunda...

Britanya Savaş Mezarlıkları Komisyonu'nun kendi anıtlarında veya mezarlıklarında bir kilise, ya da bir şapel gibi dini anıtlar yapmayışının nedeni de işte buna benzer düşünceler...


*******


Çanakkale'nin yıldönümleri giderek bir maskaralığa dönüşüyor. Sanırım bu maskaralık da 100. yıldönümünde şahikasına ulaşacak. Devletin resmi kurum ve organları bile hala "Türk askeri ve komutanının kahramanlığıyla kazanılan Çanakkale Savaşları, dünyada benzeri görülmemiş bir destan yarattı. Türk ordusunun zaferiyle sonuçlanan savaşlar sonucunda, dünya yeni bir liderin doğuşuna tanıklık etti..." tarzında ifadelerle millete hikaye anlatıyor. Devletin resmi televizyonu TRT bile, doktor, profesör, doçent unvanlı birilerini ekranda din programlarına çıkarıp hiç durmadan evliya hurafesi anlattırıyor. Dernek kılıklı birtakım üçkağıtçı organizasyonları, basım-yayım işlerinden tutun kitle turizmine kadar çeşitli kisveler altında Gelibolu'dan maddi manevi rant çıkarmaya çalışıyor. İster Kubbealtı olsunlar ister Kazandibi, istisnasız hepsinin dini imanı para... Ama kendilerine sorsanız, şehit-şüheda edebiyatında üstlerine yok... Oysa, Çanakkale'yi de, Gelibolu'yu da, şehitleri de yeni keşfettiler; şunun şurasında üç yıl önce... Hani; Milli Park yasasının onaylanıp da bütçesi olan 100 milyon dolar serbest bırakıldığı zaman... Bu ahlaksızlıklarının hesabını da "yabantaparlar"a değil, öte tarafta "zebaniler"e verecekler...

Bu arada, 100. yıldönümüne sayısı tek haneli birkaç yıl kalmışken, kimsenin şu soruları sorduğu yok:

- Britanya, Fransa ve Rusya gibi emperyalist güçlere karşı aynı amaçlarla savaş ilan eden Almanya, Avusturya ve Osmanlı imparatorlukları da dönemin emperyalist imparatorlukları değil miydi?

- Çanakkale savaşı Osmanlı ümmetinin emperyalizme direnişi miydi, yoksa imparatorluklararası paylaşımın küçük bir cephesi mi?

- Çanakkale savaşında sadece Türk askeri mi savaştı, yoksa imparatorluğun bütün unsurları mı?

- Çanakkale'de Osmanlı ordusunu yönetenler Türk komutanları mıydı, yoksa Alman genelkurmayı ve komutanları mı?

- Çanakkale savaşı, taktik başarısızlığı ve 250.000 zayiatıyla bir zafer miydi, yoksa bir hayal kırıklığı mı?

- Eğer zaferse, Osmanlı ordusunun bir cephe zaferi miydi, yoksa Sarıkamış hezimetini millete unutturmaya çalışan Enver Paşa'nın kişisel propaganda zaferi mi?

İşte, bu sorulara doğru yanıt vermeyi becerebildiğimiz zaman, Çanakkale savaşının gerçek tarihine el atmaya bir adım daha yaklaşmış olacağız...

Çünkü, daha gerçeğe elimizi bile sürmüş değiliz.

Bunu gerçekleştirdiğimiz zaman, Kuran-kitap, şehit-şüheda edebiyatıyla 90 senedir bu milleti uyutanları bu dünyada kimse hatırlamayacak...


KAYNAK:

Yetkin İşcen / 25.03.2006

http://www.gallipoli1915.org/29yetkin.iscen.18.03.2006.htm

svç80
06-02-07, 16:52
Gayrimüslim şehitlerimiz

Sefa KAPLAN

Onların mezar taşlarında Agop, Artin, Bedros, Jojen, Panayot, Yorgi, Nikola, Konstantin, Mihail, Dimitri gibi pek de alışık olmadığımız isimler yer alıyor. Doğum yılları bir miktar farklı olsa da ölüm tarihleri aynı: 1915. Onlar Çanakkale'da kahramanca savaşan gayrimüslim şehitlerimiz. Genelkurmay Başkanlığı tarafından yayımlanan 6 ciltlik, "Şehitlerimiz" kitabında hepsinin künyelerini bulabilirsiniz. Çanakkale'ye giderseniz de ay-yıldızlı mezar taşlarını...

HİÇ kuşkusuz en etkileyici olan, Alay Tabibi Yüzbaşı Dimitroyati'nin, omuz omuza savaştığı Ali Çavuş'a söylediği sözler...

Çanakkale Savaşı'nın ölüm-kalım günlerinde Yüzbaşı Dimitroyati vurulmuştur. Doktor olduğu için de yarasının ölümcül olduğunu fark etmesi uzun sürmeyecektir. Bunun üzerine, kendisi için çırpınan Ali Çavuş'a dönerek şunları söyler Alay Tabibi Yüzbaşı Dimitroyati:

"Bak Ali Çavuş, öldüğümde gávur-mavur deyip başka yere gömmeye kalkarlar. Sakın, beni sizden ayırmalarına müsaade etme."

KUTSAL VASİYET

Ne var ki, bir süre sonra Ali Çavuş da vurulmuş ve hastane çadırına kaldırılmıştır. Yarasını ve çektiği acıyı unutan Ali Çavuş, kucağında can veren komutanının vasiyetini yerine getirebilme telaşına düşmüştür hastane çadırında. Başında duran sıhhıye erine Yüzbaşı Dimitroyati'nin vasiyetini aktaracak, bu vasiyetin komutanlığa mutlaka iletileceği ve gereğinin yerine getirileceği sözünü alınca da huzur içinde son nefesini verecektir.

Bu çarpıcı ayrıntı, Kemal Demirel'in, "Anafartalar'ın Beş Günü" adlı kitabında anlatılıyor. Yüzbaşı Dimitroyati, Çanakkale'de vatan için can veren gayrimüslim askerlerin ne ilki, ne de sonuncusu. Genelkurmay Başkanlığı tarafından yayımlanan 6 ciltlik "Şehitlerimiz" adlı kitapta, Çanakkale Savaşı sırasında kaybettiğimiz 105 gayrimüslim asker ve subayın künyeleri mevcut.




YÜZBAŞI SOKRAT

"Çanakkale, Gelibolu, Kanlısırt, Arıburnu, Kitre, Seddülbahir ve I. Dünya Savaşı'na sahne olan Çanakkale harp sahalarını gezmek ve binlerce isimsiz vatan şehidinin yattığı bu mübarek toprakları ziyaret ederek ruhlarına bir Fatiha okumak her Türk'ün bir vecibesi ve yurt vazifesi olmalıdır. Bu harp sahalarını ziyarette bulunan her yurttaşın Hac'ca gitmiş kadar sevap işleyeceğine imanım vardır."

Bu satırlar ise Çanakkale Savaşları sırasında Makineli Bölük Komutanı olan Sokrat İncesu'ya ait.

Yüzbaşı Sokrat İncesu, savaştan sağ kurtulabilenlerden. 1964 yılında yayımlanan, "Birinci Dünya Savaşı'nda Çanakkale-Arıburnu Hatıralarım" isimli kitabında neler yaşadıklarını son derece çarpıcı bir üslupla anlatıyor.

Bağrımızda yatıyor

"Gavur-mavur deyip başka yere gömmeye kalkarlar, beni sizden ayırmalarına müsaade etme" diyen ve son arzusuna kavuşan Alay Tabibi Yüzbaşı Dimitroyati'nin ay-yıldızlı mezarı, Çanakkale Şehitliği'nin restorasyon ekibi tarafından temizlendi ve yeniden boyandı.

Yılların emeği

YILLARDIR bütün emeğini Çanakkale Savaşı'na harcayan gazeteci Gürsel Göncü ile emekli asker Şahin Aldoğan tarafından hazırlanan "Siperin Ardı Vatan" adlı kitap, bu konuda yapılmış birkaç orijinal çalışmadan biri olma niteliğini taşıyor. Kitaba yazdığı önsözde, "Toprak demeyip geçtiğimiz yerleri tanımaya çalışıyoruz" diyen Gürsel Göncü, Çanakkale savaş tarihinin hálá yazılmayı beklediğini de özellikle vurguluyor.

Onlar vatan şehidi

PEKİ, I. Dünya Savaşı'nda Çanakkale dahil muhtelif cephelerde Osmanlı ordusu saflarında çarpışıp can veren gayri müslim askerlerimiz şehit olarak kabul edilebilir mi? Prof. Hayrettin Karaman şöyle dedi: "Dini bakımdan şehit diyemeyiz ama yüz yıldan fazla bir süredir literatüre 'vatan şehidi' kavramı da girmiştir. Bu açıdan baktığımız zaman, Çanakkale'de savaşan gayrı müslim vatandaşlarımız elbette ki vatan şehididir."

Diyanet: Namazları kılınır

Çanakkale Savaşı konusunda yaptığı çalışmalarla tanınan emekli Albay İsmail Özdilek'in, "Çanakkale'de can veren gayrimüslim askerlerimiz şehit midir" sorusuna Diyanet İşleri Başkanlığı internet sitesinden verilen cevapta Müslümanların yanında savaşırken ölen gayrimüslimlerin, "dünya hükümleri bakımından şehit kabul edileceği, cenaze namazları kılındıktan sonra kanlı elbiseleri ile defnedileceği" belirtiliyor.

Şehit diyemeyiz

Eski Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Nuri Yılmaz: "Şehitlik İslami bir kavramdır. Bu itibarla, Çanakkale'de ölen gayrimüslim vatandaşlarımıza şehit diyemeyiz. Vatanlarını müdafaa maksadıyla can verdikleri için Allah onların mükafatını ayrıca verecektir."

hürriyet gazetesi

http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/1243051.jpg

BRC
06-02-07, 17:12
nzlhan ve svç80;yeni bilgiler için çok teşekkürler...açıkcası Kınalı Kuzular başlığı altında birçok bilgi,şiir v.s. paylaşımları oldu ve gerçektende çok değerli oldu...bilmediğimiz birçok şey öğrendik...iyi ki böyle bir dizifilm yapıldı...bu başlık altındaki paylaşımlarından dolayı bütün arkadaşlarıma teşekkür ederim....

svç80
06-02-07, 18:23
çanakkale ile ilgisi yok ama sizlerle paylaşmak istedim...

ATATÜRK'ÜN YAZDIĞI ŞİİRLER

BİR ASKERİN MEZARINA

Şurada, kabrin üzerinde konulmuş bir,
Beyaz taş var, onun altında bayraklar
Temevvüç ederken, kelleler uçuşurken...
Celâdeti tâbân olurken aldığı cerîhai mevt
İle bu âlemi hîçîye vedâ etmiş bir
Asker yatıyor...
Onun hâbı istirahate çekildiği şu
Makberin üzerine rüfekası eşki teessür döktüler.
Kadınlar dümü rizi mâtem oldular. İhtiyarlar
Nâle eylediler, çocuklar ağladılar.
Şu söğüt ağacının nim setreylediği senin
Mezarın üzerine bir zırh başlık ile kılıç hak,
Olunmuştur. İşte orası o kahramanı muhteremin
Câyi istirahatidir. Ne mutlu ki, hâki pâye vatan
Ona nâilini intizar olmuş!...


MUSTAFA KEMAL
· Harbiye talebesi iken yazmıştır.

HAKİKAT NEREDE?

Gafil, hangi üç asır, hangi on asır
Tuna ezelden Türk diyarıdır.
Bilinen tarihler söylememiş bunu
Kalkıyor örtüler, örtülen doğacak,
Dinleyin sesini doğan tarihin,
Aydınlıkta karaltı, karatıda şafak
Yalan tarihi gömüp, doğru tarihe gidin.


Asya'nın ortasında Oğuz oğulları,
Avrupa'nın Alplerinde Oğuz torunları
Doğudan çıkan biz
Nerde olsa, ne olsa kendimizi biliriz
Türk sadece bir milletin adı değil,
Türk bütün adamların birliğidir.
Ey birbirine diş bileyen yığınlar,
Ey yığın yığın insan gafletleri
Yırtılsın gözlerdeki gafletten perde,
Hakikat nerede?

MUSTAFA KEMAL

BEŞİKE HÂDİSESİ İÇİN

Çıkıyor gönüllere istimdadı
Sâmiamda vatanın feryâdı
Çıkıyor gönüllere istimdadı
Yaralı bir ananın evlâdı
Etmesin mi anaya imdadı?

Rumeli can veriyor yok mu ilaç.
Edelim sıhhatini istimzaç;
Etmeyelim kimseyi izaç?


Zırhlılar her yeri tehidt ediyor,
Makedonya bunu tes'it ediyor.
İnkırazı bize teyit ediyor.


Yemenin purişi malumu cihan
Ne için eyledi millet isyân?
Zulme ister mi bu yoldan burhan
Turuşkalar bile aldı meydan


Hani kânun-u adaâlet nerede?
Mülk-ü millette himâye saadet nerede?
Haricen mülk-ü himaye nerede?
Bizde evvelki şecaat nerede?


Gelse Ertuğrul şöhret-i pervas
Eder elbette tahayyür ibraz
Vatanın feyzine kâdir olamaz
Yeniden fethine verseydi cevâz...


Yıldırım görse şu ahvâlimizi
Ateş kahrı yakar hâlimizi,
Af eder mi bizim efâlimizi,
Mahveder cumle-i emsâlimizi,


Ey büyük Fâtih'i İstanbul'un...
Bu revş olmadı mı makbulün
Sây ile toplanılan mahsulün
Berhava oldu fakat meçhulün...


Yazık oldu Vatana âh yazık...
Her ağızdan çıkıyor: Eyvâh yazık!..
Acısın bizlere, âh yazık!

MUSTAFA KEMAL
· Sinop 25 Kânunu Evvel 321 (1905)

HAYAT SERENADI

Atatürk'ün Salih Bozok'a yazdığı mektuptan :

"Bir Fransız şairi hayatı şöyle tarif ediyor :


Hayat kısadır,
Biraz hayal,
Biraz aşk
Ve sonra Allahaısmarladık.


Diğeri de :
Hayat boştur.
Biraz kin,

KASİDEİ İSTİBDAT YAHUT KIRMIZI İZLER

Bir köhne kadit parçası, bir çehrei menhus,
Zulmetler içinde mütereddit, mütelâşi,
Daim mütefekkir görünen, kendine mahsus
Efkârı sakimane ile âleme karşı
Ateş saçarak etmede her gün bizi tehdit,
Âmali harisanesini eyledi tezyit...
Gördükçe bu mazlumlarını, sinesi mağrur,
Tırnaklarını aileler kalbine saplar;
Mağdurlarının her biri bir kûşede ağlar,
Katlandı vatan görmeğe evlâdını makhur...
Birçoklarımız mahpes-ü menfada süründük.
Ey gazii mecruhu vega dideye döndük.
Ey kanlı eliyle vatan âmaline hail,
Ey enmilei sürbu cinayata delâil
Teşkil eden ey köhne kadit, katili efkâr,
Ey katili şübbanı vatan, katili ahrar,
Ey varlığı bir millet için bâdii zillet.
Ey çehresi ifrite veren dehşeti vahşet,
Zindanları, menfaları, mahpesleri doldur,
Ziniciri esaretle bütün hisleri dondur.
Tesmimi nefes, nefyi ebet, sonra denizler..
Her girdiğin evlerde durur kırmızı izler...
Kâbusi hiyanetle vatan can çekişirken
Âtimizi dendanı harisin kemirirken
Bir gün Rumeli dağları envara boyandı;
Hürriyetin enfası ile herkes uyandı.


MUSTAFA KEMAL
ŞANLI ORDU GAZETESİ : 24 Kasım 1908

svç80
06-02-07, 18:38
Çanakkale veya Gelibolu deyince aklınıza ne gelir ?
Sıkıcı törenler mi, yoksa hamasi nutuklar mı ? Belki de sadece Marmara
denizini Ege den ayıran rüzgarı bol bir boğazda yer alan kent mi ? ya da
“Zaten bizim savaşımız değil di. Bakın, gene Türk, şehadet, İslam,vatan
gibi kelimelerle doldurulmuş bir nasyonalizmi yüceltip, toplumu bölüyorlar”
diye içten içe bir içerleme mi? Ya da Çanakkale savaşı Atatürk’ün zaferi
midir, yoksa Liman Von Sanders’in mi gibi akıllara ziyan bir tartışmayı mı
hatırlıyorsunuz. Şimdi O olayın üzerinden 90 yıl geçti. Türkiye yi her
engele rağmen sımsıkı bir üst değerde buluşturabilecek, her topluma nasip
olamayacak bir tarihi olayı bile ne hale getirdik. Veya; ne hale geldik.
Yüreğimi doldura doldura yazabileceğim bir olayı bile yazarken hangi
kelimeyi kullanırsam acaba hangi kesimi gocundururum diye mayın tarlasındayürüyorum. Biz böyle mi olmalıydık?
Turgut Özal’ın Başbakanlığı döneminde, Vehbi
Dinçerler, Milli Eğitim Bakanı iken, Japonyadan bir eğitim heyeti Türkiyeyi
ziyarete geliyor. Eğitim sistemimizi inceliyorlar. Daha sonra ülkemizin
tarihi ve turistik yerlerini ve bu arada Çanakkaleyi geziyorlar.
Ayrılacakları zaman, huyumuzdur sorarız,”Nasıl buldunuz eğitim
sistemimizi?”.Cevapları kesin ve kısaydı ”Sizin çocuklarınızda milli şuur
yok” Bizimkiler birbirlerine bakınırlar. Japonlar devam eder, “ Biz
Japonyada çocuklarımıza iki şok test uygularız. Önce uçak hızıyla giden
trenlere bindiririz. Ülkemizin geldiği teknolojik seviyeyi etkileyici bir
şekilde gösteririz.İlk şok’u yaşarlar. Sonra Hiroşima ve Nagazaki’yi
gezdiririz. Yanmış, yıkılmış bir ot bile bitmeyen kentleri görünce ikinci
şok’u yaşarlar. Ve mesajı veririz. Milletçe gece gündüz çalışıp, Ülkemizi bu
ileri seviyeye getirdik.Ama düşmanlar en küçük bir zayıflığımızı görürse
ülkemizi yeniden bu hale getirebilirler. Onun için Ülkenizi çok sevmek ve
çok çalışmak zorundasınız. Sizin çocuklarınıza şok test uygulamanız için
sadece “Çanakkale” yeter. Biz olsaydık İlkokulu bitiren bütün çocuklarımıza
mutlaka Çanakkaleyi gösterirdik”
Çanakkale savaşlarının olduğu bölgeye, 1 m2 ye tam
6000 mermi düştüğünü biliyormusunuz? Gözünüzde canlanması için söyleyeyim.
Sadece mermi kovanları tam 10 cm yüksekliğinde kar yağmış gibi toprağı
kaplıyor. 1915 Çanakkale savaşlarında kimine göre 400 bin, kimine göre 253
bin şehit verdik. Bunlar Osmanlının Eğitim reformundan sonra yetiştirdiği,
Ülkemizi “Muasır medeniyet seviyesine “ taşıyacak nesildi. Hepsi, göksel
ekinler gibi biçildi. Savaştan sonra Çanakkale Savaşının mimarı Churchill
başbakanlıktan istifa etti. Avam kamarasında kendisini şöyle savundu “Evet
Çanakkaleyi geçemedik, Ama Osmanlının 50 yıllık geleceğini yok ettik”.
Hamasi nutukların ve kısır çekişmelerin ardında,
savaşın insani boyutu kayboluyor. Hiç savaş insani olur mu demeyin. O
insanları tanırsanız, bir baba, dayı, eş, nişanlı, yavuklu olarak tanırsanız
anlarsınız. Halepten, Kerkükten, Diyarbakırdan Rizeden, Çankırıdan,
Balıkesirden, İstanbuldan. Kürt, Türk, Zaza, Laz, Boşnak, Rum, Çerkez,Sünni
Alevi hepsi bizim insanımız. İşte size insan manzaraları.
Yüzbaşı Dimitroyati. İstanbulda yaşamıştı. Bu
vatanı uğrunda ölecek kadar sevmişti.Alay tabibi idi. Tedavi etmeğe
çalıştığı gazilerle ölüme koşmuştu. Ölürken ne hissetti bilmiyoruz. Ama son
sözleri bir gazinin hatıralarıyla zamanımıza kadar geldi: “ Sakın ha ! Ali
çavuş..gavur-mavur dersiniz, başka yere gömersiniz. Beni sizlerden
ayırmayın”.
Balıkesir ,İrvindi nin Mallıca köyünden, 104
yaşındaki Çanakkale gazisi Azman Dede anlatıyor. “Bir hücum sonrası bölük
erimişti. Yeni takviye geldi. İçlerinde çocuk yaşta 3-4 asker vardı. Yüzbaşı
sordu: Yavrum siz kimsiniz?. İçlerinden biri; Galatasaray Mektebi Sultanisi
Talebeleriyiz” dedi. Daha süngü takmasını bile bilmiyorlardı... Sabah
şafakla yapılan hücumda siperden ilk fırlayanlar onlardı. Fakat karşıdan
açılan ateşle ilk onlar şehit düştüler, hepsi sipere geri düştüler, kucağıma
dökülüverdiler...
Kınalı Hasan’ı bildiniz mi? Nereden bileceksiniz.
Yüzbaşı Sırrı Bey anlatıyor. 64. Piyade Alayı, 1. tabur, 2. Bölükten bir
Hasan vardı. Saçları kınalıydı. Sordum “ Hasan hiç erkek kınalanır mı?”
Dedi ki“ Annem kınaladı gelirken kumandanım.” sor bakalım anana, niye
kınalamış. Anasına yazdığı mektupta sormuş.Ben cevabını kendinden
dinleyemedim. Bir süre sonraki hücumda şehit düştü. Sonra cebinden çıkanları
getirdiler. Bir mani ve bir mektubunu verdiler. Ana’sı cevabında “Bizim
buralarda adettir oğul. Kurbanlık koçlar kınalanır. Ben de seni vatana
kurban diye gönderdim. Onun için kınaladım” Mani ise şöyleydi.
“Anam yakmış kınayı, aday diye,
Ben de vatan için kurban doğmuşum
Anamdan Allaha son bir hediye
Kumandanım ben İsmail doğmuşum.
Kepsutun Servet köyünden Ali Osman Balkan savaşına gittiğinde
oğlu 5 yaşındaydı. Terhis olmadan Çanakkale cephesine gönderdiler. Artık
delikanlı olan oğlunu tesadüf eseri, tam süngü hücumuna başlarken tanıdı.
Doyasıya öpüp koklayamadan hücuma gönderdi oğlunu ” Aman yavrum öne atılma
kuytuda dur” diye de tembih de etti. Ama oğlu o süngü savaşında ölmüştü.
Şehit oğlunu kendi elleriyle gömdü.
Ya, kadınlarımız. Siz kurufasülye severmisiniz? Edremitli
Halil Çavuş Çanakkale savaşı başladığında 47-48 yaşlarındaydı. Oğlu Ali
19-20 yaşlarındadır. Ve Çanakkale cephesindedir. Bir gün halil Çavuşun
hanımı dükkana gelir kocasına” Bey, eve iki asker geldi. Seni askerlik
şubesinden istiyorlar” dedi. Halil Çavuş hanımına “ Ben şimdi gider, ne için
çağırdıklarını anlar,dönerim. Canım kurufasulya çekti. Sen eve git pişir,ben
geliyorum” der. Askerlik Şube Başkanı Komutan,” Sen nerde kaldın? Yürü,
Edremitliler Çanakkaleye gidiyor. Koş yetiş”. “Aman bey, eve varayım haber
verip helalleşeyim”. “Mümkün değil, kafileden kopma koş yetiş.Biz eve haber
veririz. Gerçektende eve haber verirler. Oğlu Ali savaştan sonra eve geri
döner. Fakat Halil Çavuştan bir daha haber alınamamıştır. Hanımı hayatı
boyunca her akşam kurufasulye pişirmeye devam etti. Fakat asla bir lokmasını
ağzına komadı. Her akşam sofraya bir boş tabak koydu,kaldırdı. Ve her
akşam,hep ama hep kocasını gelecek diye bekledi.
Edremitte, bir şehit torunu anlatıyor.” Ninem hala sağdır.
Babası Çanakkaleye gittiğinde ninemiz henüz kundakta bir bebekmiş.
Babasından bir daha haber alınamamış. Ama annesi her bayram geldiğinde
nenemizi süsler giydirir,”Baban gelecek..elinden tutacak, Seni bayram yerine
götürecek, çıkma sokağa bekle” Her bayram,ömür boyu her bayram “baban
gelecek, elinden tutacak, bayram yerine götürecek.” Ninemiz hala sağ. Ve
hala her bayram giyiniyor.Süslenip,püsleniyor. Evin kapısı arkasına koyduğu
sandalyesine oturuyor ve bekliyor. Babası elinden tutacak, bayram yerine
götürecek diye. Hala her bayram, yaşanmamış çocukluğun, yaşanmamış
bayramları yaşanıyor. Hayatı boyunca hiç bayram yeri görmeden.
Bu olay Çanakkaleden değil. Ama üzerinde rahatça
birbirimizi yediğimiz bu Vatan nasıl bize miras kalmış.. Bundan iyi örnek
bulunmaz. Günlerden 21 mayıs 1972 Cuma. Yer; Kudüs, Mescid-i Aksa . İlhan
bardakçı anlatıyor.” O’nu merdivenin başında gördüm. İki metreye yakın boyu
vardı. İskeletleşmiş vücudu üzerinde garip bir elbise, palto mu kaput mu?
başındaki kalpak mı, takke mi fes mi? Öyle birşey işte. Yüzü yeni hasat
edilmiş kıraç toprak gibi, binlerce çizgi. Yanımdaki rehberim, İstanbullu
Yusuf’a sordum;”Kim bu adam?” Lakayt bir tavırla,” bilmem, bir meczup işte,
bildim bileli çakılı gibi burada durur. Kimseye birşey sormaz, birşey
istemez, kimseye bakmaz, görmez”.Bilemediğim bir duygu beni ona çekti.
Türkçe “Selamünaleyküm baba” dedim. Arı duru bir Anadolu
Türkçesiyle”Aleykümselam oğul” Donakaldım, Ellerine sarılıp öptüm.”Kimsin
sen baba” dedim. Yüzü gerildi,gözlerini araladı ”Ben” dedi “Küdüsü Osmanlı
ordusu terkederken buraya bırakılan artçı bölüğünden, 20 Kolordu, 36.Tabur.
8 Bölük, 11 ağır makinalı tüfek takım Komutanı Onbaşı Hasan” Gürler gibi
tekrar konuştu.”Sana bir emanetim var oğul. Türkiyede yolun Tokat Sancağına
düşerse Kolağası Musa Efendiyi bul Elinden benim için öp ve ona de ki;
11.Takım Kumandanı Iğdırlı Onbaşı Hasan, O günden bu yana bıraktığın yerde
nöbetinin başındadır. Tekmilim tamamadır komutanım” Sonra yine dikleşti,taş
kesildi. Hala nöbetinin başında idi. Tam 57 yıl kendisini unutuşumuzdaki
nadanlığımıza rağmen Vatan aşkı sönmemişti. Bunun Çanakkale savaşıyla ne
ilgisi mi var? Düşünün bulması zor değil.
Eskişehir Ilıca Köyünden Ekderis oğullarından, Ömer oğlu
Nasuh. İnegöl, Muzal Köyünden Resul oğullarından M.Emin oğlu Mustafa. Ankara
Kalecik Kazası, Dalyasan Köyünden İbrahim Oğlu Hüseyin. Ve daha isimleri
bilinmeyen yüzbinlerce şehit, ağabey, baba, dayı, amca, eş, yavuklu.
Huzurunuza çıkacak, af dileyecek yüzümüz yok. Allaha nazınız geçer, layık
olamasak da, bu Milletin birliği, dirliği, refahı ve mutluluğu için şefaatçi
olun.


Mehmet Emin AYDINBAŞ
mailto:[email protected]

svç80
06-02-07, 18:51
http://www.kenthaber.com/Resimler/2005/10/01/00026667.jpg

Dünya tarihini değiştiren Çanakkale Savaşı cesaretin kahramanlığa dönüştüğü ve eşi görülmemiş bir centilmenlik savaşıdır. Her iki tarafın birbirinden nefret etmeden, siperlerden birbirlerine su ve yiyecek atarak şehitlerinin de koyun-koyuna yattığı destansı bir savaştır.

18 Mart 1915 deki deniz harekatı ile başlayan Çanakkale Savaşı’nda İtilaf Devletleri boğazı geçemeyince 25 Nisan 1915’de Gelibolu Yarımadası’na asker çıkarmış ve sekiz buçuk ay sürecek olan kara savaşları başlamıştır. Bu savaşın sonunda müttefikler 43 bin şehit, 30 bin kayıp,72 bin yaralı verirken Türk ordusu da 55 bin şehit , 25 bin hastanede yaralı iken ölen,10 bin kayıp ve 100 bin yaralı vermiştir. Atatürk’ün bu savaş hakkında söylediği şu söz bu kayıpların daha sonra ülkemize ne gibi bir etkisi olduğunu anlatması bakımından çok önemlidir: “Biz Çanakkale’de bir Darülfünun gömdük”.

30 Kasım 1915’de Üsteğmen Ali Rıza ve Teğmen Orhan Bey karaya oturan bir kruvazörü bombalarken bir Fransız uçağını da makineli tüfekle düşürmüş ve “düşman uçağı düşüren ilk pilotlar” olarak tarihe geçmişlerdir. Müttefik kuvvetlerinden geride kalabilenler 20 Aralık 1915’de Anafartalar ve Arıburnu’nu , 9 Ocak1916’da Seddülbahir’i boşaltarak topraklarımızı terk etmişlerdir. Çanakkale’de müttefiklerin başarı sağlayamaması üzerine İngiltere’de hükümet düşmüş ve Deniz Kuvvetleri Bakanı olan Winston Churchill ve Amiral Fisher istifa etmek zorunda kalmıştır.


http://www.kenthaber.com/Resimler/2005/10/02/00026899.jpg

General W.Birdword’un Çanakkale Savaşları için tarihe geçen şu sözleri birçok gerçeği ifade etmektedir:
“ Türk askeri kadar vatanı için gözünü kırpmadan ölen,savaş anında müthiş cesaret ve fırtınalar yaratan,ateş kesildiği zaman onun kadar iyi yürekli,yumuşak kalpli,düşmanın yaralarını saran,sırtında taşıyarak onu ölümden kurtaran bir asker yeryüzünde görülmemiştir.”

Gelibolu Yarımadası 1973 yılında Milli Park ilan edilmiştir. Gelibolu Milli Parkı’nın sınırları Gelibolu Yarımadası’nın Saroz Körfezinden Ece Limanına ve Çanakkale Boğazı’ndaki Akbaş İskelesi arasındadır. Bu bölgede Seddülbahir Köyü çevresindeki Tekke ve Hisarcık burunları, Ertuğrul, Morto, İkizkoyları, Alçıtepe, Kerevizdere, Zığındere ile kuzeydoğuda yer alan Arıburnu, Conkbayırı, Kocaçimen, Kanlısırt, Anafartalar ve Suvla koyları Çanakkale Savaşları’nın yapıldığı alanlardır. Bu nedenle bu bölgede her biri ayrı bir kahramanlık örneğini yansıtan şehitlikler bulunmaktadır. Bütün bu şehitliklerin anısına da Çanakkale Şehitler Abidesi dikilmiştir. Bu bölgede çeşitli yerlerde 37 Türk anıtı ve şehitliği, Fransız, İngiliz, Avustralya ve Yeni Zelanda’ya ait 33 anıt ve mezarlık bulunmaktadır.

http://www.kenthaber.com/Resimler/2005/10/01/00026650.jpg

İlk Şehitler Anıtı ve Şehitliği (Gelibolu)

Seddülbahir Kalesi önünde, Cephanelik Şehitliği adı ile de isimlendirilen İlk Şehitler Anıtı 3 Kasım 1914’de İtilaf Devletleri donanmasından 6 kruvazörün açtığı bombardıman sırasında bir bombanın kale içindeki cephaneliğe isabeti sonucu meydana gelen infilakta ölen 5’i subay 81’i er olmak üzere savaşta ilk canlarını veren 86 şehidimizin anısına 1986’da düzenlenmiştir.

Seddülbahir Kalesi komutanı Yzb. Şevki, Komutan muavini Üstğm.Cevdet ile takım komutanları Üstğm.Rıza ile Tğm. Eşref burada yatmaktadırlar.

Sekizgen mermer bir kaide üzerinde yukarıya doğru incelen mermerden anıtın arkasında kalede patlayan cephaneliği sembolize etmek için de yine mermerden bir kale burcu yapılmıştır. Bu anıt ve şehitliğin etrafı geniş bir duvar ile çevrelenmiş ve içerisi de çimlenmiştir.

svç80
06-02-07, 18:56
Akbaş Şehitliği (Eceabat)

Çanakkale, Eceabat ilçesi’nin Yalova Köyü girişinde bulunan bu anıt 7.tümenden şehit düşenlerin anısına 1945 yılında dikilmiştir. Şehitlikte, Şehit Binbaşı Ali Zeynel Abidin ve 18 asker elbiseleri ile gömülüdür.


Havuzlar Şehitliği (Gelibolu)

Kerevizdere’de 21 Haziran 1915’te şehit düşen askerlerin anısına mermerden iki katlı bir kaide üzerine yukarıya doğru incelen, obelisk şeklinde bir anıt yapılmıştır. Çanakkale Şehitlerine Yardım Derneği tarafından 1961-1962 yıllarında yaptırılan anıtın çevresinde şehitlerin kemikleri toplanarak bir araya getirilmiş, anıtın üzerine de askerlerin isimleri yazılmıştır.

İtilaf Devletleri komutanı General Hamilton 27 Nisan 1915’te başlattığı taarruzda kıyılara hakim olmuş ve tepeleri ele geçirmiştir. Bunu önlemek üzere karşı taarruzda altı bin kişi şehit olmuş, Fransızların kayıpları da 2.500’ü bulmuştur.

Zığındere Sargı Yeri Şehitliği (Gelibolu)

http://www.kenthaber.com/Resimler/2005/10/01/00026662.jpg

Seddülbahir’e 4 km. uzaklıkta Zığındere Plaj Mevkii ile kuzeyindeki Sargıyeri Mevkii arasındaki uzun dere yatağı, Çanakkale Savaşları’nda en kanlı çatışmaların geçtiği bölgedir. Dere yatağının kısmen korunaklı olması dolayısıyla burası her iki taraf için de çok önemliydi. Bunun için birkaç metreyi ele geçirmek için binlerce asker burada hayatını kaybetmiştir.

General Hamilton Zığındere’de başarıya ulaşamayınca 28 Haziran’da Zığındere’den taarruza başlamış, gemilerden açılan top atışları karşısında bölgede sıkışan orduya takviye olarak gönderilen 11. ve 6. tümenler ile taarruz güçlükle durdurulabilmiştir. Her iki tarafın da çok kayıp vermesine rağmen istenilen sonuç elde edilememiştir. Bu bölgedeki çatışmalar Seddülbahir bölgesindeki savaşların noktalandığı yerdir. Müttefik kuvvetleri geri çekilirken de en son bu bölgeyi boşaltmışlardır.

Zıgındere’nin girişinde plajın hemen arkasında İngilizlerin su sıkıntısını karşılamak için açtıkları demir konstrüksiyonlu bir kuyu halen durmaktadır. Kuyunun bileziğinde bunu açan mühendislerin isimleri yazılıdır.

Zıgındere ile Alçıtepe arasında, Alçıtepe’nin 1 km. batısında bulunan Sargı Yeri Şehitliği savaşın bitiminde yapılmıştır. Bu şehitlik 1995’de yenilenerek 30 Temmuz 1995’de açılmıştır. Seddülbahir bölgesindeki savaşlarda yaralanan askerler burada tedavi görürken, İngiliz donanmasının bombardıman ve saldırısına maruz kalarak şehit olmuşlar ve topluca buraya gömülmüşlerdir. 1995’deki düzenlemede toplu mezarlardan çıkarılan kemikler burada muntazam bir şekilde gömülmüş ve künyeleri olanların da isimleri üzerlerine yazılmıştır. Burada 60’ı subay olmak üzere 300 şehit gömülüdür. Şehitlikte normal insan boyutunda, mermer kaide üzerinde bronzdan, kucağındaki yaralı bir askeri kızgın güneşten korumak için elini yukarıya kaldırmış bir askeri gösteren anıt bulunmaktadır.


57. Piyade Alayı Şehitliği (Gelibolu)

http://www.kenthaber.com/Resimler/2005/10/01/00026663.jpg

Çanakkale Savaşı sırasında Avustralya ve Yeni Zelanda askerlerinin çıkartma yaptıkları Anzak Koyu ile Conk Bayırı arasındaki alan strateji yönünden son derece önemli idi. Bu yüzden buradaki savaşlarda her iki tarafta çok kayıp vermişlerdir. Siperlerin birbirlerine 5 m. kadar yaklaştığı bu yer savaşlar boyunca en fazla ateş altında kalan bölge idi. Karşılıklı bomba saldırıları ve süngü hücumları burada yoğunlaşmıştır.

Mustafa Kemal’in komutasındaki 19.Tümen’in 57.Alay’ı müttefik çıkartmasının ilk gününden itibaren Anzak (Avustralian and New Zeland Army Corps kelimelerinin baş harflerinin birleştirilmesidir) askerlerinin Arıburnu cephesindeki ilerleyişini durdurup geri püskürtmüştür. Komutanları da dahil olmak üzere birkaç gazi haricinde bütün alayın komutan, subay ve erlerin şehit olduğu, Bomba Sırtı denilen bu yer Kültür Bakanlığı’nca 1992’de yeniden düzenlenmiştir.

Burada yatan şehitlerin en küçüğü 9 yaşındaki Saka Çocuk’tur. Ayrıca 57.Alay’ın İstanbullu Rum Doktoru Yüzbaşı Dimitroyati, Alay İmamı Konyalı Hasan Fehmi Efendi ile beraber burada gömülüdür. Alay’ın komutanı Yarbay Manastırlı Hüseyin Avni Bey’in mezarı parmaklıkla çevrili küçük bir alanın ortasındadır. Mermerden yapılmış olan bu mezarın başındaki bir yazıtta kısaca savaş hakkında bilgiler verilmektedir. Mezarın ayakucu tarafında dikdörtgen bir kaide üzerinde mermerden yapılmış Alay Sancağı bulunmaktadır.

Avustralya’nın Melburn Müzesi’nde sergilenen ve 57.Alaya ait olduğu iddia edilen bir Sancağın altındaki plakette şunlar yazılıdır:

“ Bu Alay Sancağı Gelibolu savaş alanından getirtilmiştir,ama esir edilmemiştir. Türk Ordusu’nun geleneklerine göre bir alayın sancağı, alayın son eri ölmeden teslim edilemez. Bu sancak, sonuncu muhafızın da altında ölü olarak yattığı bir ağacın dalına asılı olarak bulunmuştur. Kahramanlık timsali olarak karşınızda duran bu Türk Alayı Sancağını selamlamadan geçmeyin.”

http://www.kenthaber.com/Resimler/2005/10/01/00026664.jpg

Şehitliğin giriş kapısının sağ tarafında yüksekçe bir kaide üzerinde bronzdan yapılmış heykelde ihtiyar bir gazi, bir kız çocuğunu elinden tutmuş içerideki mezarlara sanki bakıp konuşuyormuş gibi canlandırılmıştır. Bu heykelde tasvir edilen gazi Çanakkale’de savaşmış Hüseyin Kaçmaz isimli biri olup, elinden tuttuğu kız çocuğu de Eylül adındaki torunudur.

Anıtın ve şehitliğin 1993’deki açılışında hayatta kalmış Anzac askerlerinden Jaen Ryan ile bu gazimiz üniformalarını değiştirirler. Ne yazık ki bir yıl sonra her iki gazi de ölmüştür. Bir söylenceye göre; Alay Komutanı Hüseyin Avni Bey aldığı hücum emrini yerine getirmek üzere son kalan taburu ile hücum hazırlıkları içinde bulunduğu gece kısa bir uyku sırasında Kanlısırt eteklerinde beyaz kümeler görür. Uyandığında Tabur komutanına bu rüyayı anlatır ve “Bunlar nedir evladım?” der. Tabur komutanının cevabı ise şöyledir: “ Komutanım o beyaz kümeler bu sabah gün doğmadan şehitlik mertebesine ermek için hücuma kalkacak Mehmetçiklerin iç çamaşırlarıdır. Her bir Mehmetçik şehit olabilmek için temiz çamaşırlarını giymiş salimen dönersek diye üzerlerinden çıkanları yıkayıp çalılıklar üzerine sermişlerdir.”
Bu rüyanın ertesi günü ise alaydan hiç kimse sağ kalmamış, su taşıyan saka çocuğundan komutanına kadar hepsi şehit olmuştur.

svç80
06-02-07, 19:01
Arıburnu Şehitliği ve Anıtı (Gelibolu)

http://www.kenthaber.com/Resimler/2005/10/01/00026673.jpg

Gelibolu’daki şehitlik girişinin karşısına yüksek mermer bir platform üzerine Arıburun Şehitliği’nin anıtı yerleştirilmiştir.Yukarıya doğru küçülen üç katlı anıtın her cephesinde yuvarlak kemerli, üzeri sekizgen mermerden sivri bir külahla örtülüdür.

Çanakkale Savaşları’nda Arıburnu bölgesinde yaşamını yitiren 608 şehidin anısına yapılan bu anıt ve şehitlik 12 Aralık 1992’de açılmıştır. Burada yapılan bir kazıda boynundaki künyesinden İngiliz Yzb.Wolters ile 57.Alay 6 bl.komutanı Erzincanlı üsteğmen Mustafa Asım Bey’in iskeletleri yan yana silahları ve mataraları ile birlikte bulunmuştur. Bu iki şehir şehitliğin içerisindeki anıtın önüne bulundukları şekilde gömülmüşlerdir. Bu iki şehidin aileleri bulunmuş ve 1993 yılı başında şehitlikte buluşturulmuştur.

Conkbayırı Anıt ve Mezarlarlığı (Gelibolu)

Çanakkale Savaşları sırasında 25 Nisan 1915 günü Anzak Koyu’na çıkartma yapan Anzaklar, kendisine çekilme emri verildiği halde bu emri dinlemeyen Mustafa Kemal (Atatürk) tarafından Conkbayırı’nın güney eteklerinde durdurulmuştur. Atatürk, cephanesi biten ve geri çekilmeye başlayan askerleri durdurarak “Kurşununuz yoksa süngünüz var” sözünü burada söylemiştir. Daha sonra 57.Alayı 261 rakımlı bu tepeye doğru hücuma kaldırmıştır. Akşam saatlerinde de Anzakları dar sahil şeridinde sıkıştırmıştır. Atatürk bu emri vermeseydi Anzaklar yarımadaya hakim olup Conkbayırı-Kocatepe bölgesini ele geçirip Eceabat’a kadar inecek ve İstanbul yolunu açmış olacaklardı. Ertesi günü, 10 Ağustos 1915 sabahı bu bölgede tekrar büyük bir çarpışma olmuştur. Bu arada Conkbayırı’nın bazı kısımlarını işgal eden Anzak askerlerine karşı yeni bir saldırı yapılarak geri püskürtülmüşlerdir. Anzak kuvvetleri bu hamlelerinde başarılı olsalardı bu kez 25 Nisan’da ele geçiremedikleri Conkbayırı’nı alarak tabyaları arkadan kuşatacak ve Çanakkale Boğazı’na inerek İtilaf Devletleri donanmasına İstanbul yolunu açacaklardı.

Conkbayırı Anıtı ve şehitliğinin bulunduğu tepede üçü yarım yuvarlak diğer ikisi de biraz daha ileride olmak üzere üzeri yazılı beş mermer anıt vardır. Bunlardan birincisinin üzerinde;

“Mustafa Kemal Atatürk 25 Nisan 1915 sabahı Conkbayırı’na doğru ilerleyen düşmana karşı 57.Piyade Alayı ile taarruza başlarken “Ben size taarruzu emretmiyorum ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler başka komutanlar kaim olabilir” emri yazılıdır.

Mustafa Kemal’in bu sözü üzerine harekete geçen askerler Anzakları Cesarettepe’ye kadar atmışlardır.

Buradaki ikinci anıtta şu sözler yazılıdır.

“10 Ağustos 1915 sabahı Türk karşı taaruzu siperler yakın olduğundan süngü hücumu ile başlamıştır. Düşman donanma topçusunun yoğun ateşi altında cehennemi bir hal alan Conkbayırı’ndaki muharebeler sırasında gözetleme yerinden bir an bile ayrılmayan Anafartalar Grup Komutanı Alb. Mustafa Kemalin bir şarapnel misketi ile parçalanan cep saati hayatını kurtarmış ve düşman bu taaruz sonunda Ağılderesi’ne kadar geri atılmıştır.”

Üçüncü anıttaki yazıt ise şöyledir:

“Düşman kuvvetlerinin,Gelibolu Yarımadasının en önemli bölgesi ve doruk noktası olan Conkbayırı’nı ele geçirerek Türk kuvvetlerini ikiye bölmek ve Çanakkale Boğazı’nı ele geçirmek amacı ile giriştikleri devamlı saldırıları kahraman Türk askerinin büyük cesaret ve gayretle yaptığı savunma karşısında başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu bölgede cereyan eden muharebelerde Türk ordusu 9200 şehit,düşman 12 000 kayıp vermiştir.”

Şehitliğin yanındaki iki anıttan birincisinde;

“Arıburun’daki düşman kuvvetleri, aldıkları takviyeler ile daha da güçlenmiş olarak 6 Agustos günü Conkbayırı’na doğru yeniden taarruza başlamışlardır. Gece gündüz aralıksız devam eden kanlı muharebeler sonunda iki taraf da ağır kayıplar vermiş ve Türk askeri,düşmanı 9 Ağustos 1915 akşamı Conkbayırı tepeler hattına 25 m.mesafede durdurmayı başarmıştır.”

Diğer anıt üzerinde;

“ 19 .Piyade Tümen K.Kur.Yarbay M.K.Atatürk 25 Nisan 1915 günü düşmanın Arıburun’a çıkartma yaptığını öğrenince kendi inisiyatifi ile 57. Piyade Alayını bölgeye sevk etmiş,bu arada kıyı örtmesi yapan,cephanesi bitmiş çok az sayıdaki ere yaptıkları süngü hücumu ile kazanılan zaman içinde yetişen alaya mevzi aldırarak,düşmanı Conkbayırı’na ulaşmadan durdurmayı başarmıştır” yazılıdır.


Atatürk Anıtı (Gelibolu)

http://www.kenthaber.com/Resimler/2005/10/01/00026668.jpg


Gelibolu Conkbayırı’nın en tepe noktasında, Yeni Zelandalılar anıtının karşısında Atatürk Anıtı bulunmaktadır. Atatürk’ün heykeli iki katlı bir platformdan sonra yukarıya doğru hafif daralan oldukça yüksek bir kaide üzerindedir. Kaidede Atatürk’ün 1934’de söylediği şu sözler yazılıdır:

“ Bu memleketin toprakları üzerinde kanlarını döken kahramanlar!Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler,Mehmetçiklerle yan yana koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlâtlarını harbe gönderen Analar! Göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlâtlarınız bizim bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar, bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlâtlarımız olmuşlardır.” Mustafa Kemal - 1934

Atatürk’ün bu sözleri Avustralya’nın Queensland şehrinde, başkanlığını Alan J. Campbell’in yaptığı komitenin yaptırttığı ve “Onur Çeşmeleri” adı verilen anıta, Türkçe ve İngilizce olarak madeni levha üzerine kazınıp konulmuştur. Onur Çeşmelerinin açılışı 1 Mart 1978’de Başbakan J.Bjelke Peersen tarafından yapılmıştır.


Atatürk’ün Saatinin Parçalandığı Yeri Simgeleyen Anıt (Gelibolu)

Çanakkale Savaşları sırasında, Conkbayırı’nda bir şarapnel parçası Atatürk’ün göğsündeki saate isabet ederek O’nu mutlak bir ölümden kurtarmıştır. Bu olayın geçtiği yerde, bunun anısına bir anıt yapılmış ve 25 Nisan 1993’te ziyarete açılmıştır.

Emekli General Cemil Conk’un anlattığına göre; şiddetli top ateşi başladığında Atatürk birden elini göğsüne götürmüş, o sırada yanında bulunan Yarbay Servet Bey (Em.Tuğ.Gen. Servet Yurdatapan) kan sızıntısını görünce telaşlanmış bunun üzerine Atatürk elini dudaklarına götürerek sus işareti yaparak kimseyi telaşa vermemesini istemiştir. Akşama doğru Mareşal Liman von Sanders’e kendi kumandası altında yapılan süngü hücumu hakkında bilgi verirken; ”Bütün cephe üzerinde piyademiz, Conkbayırı’na tırmanmaya çalışan düşmana benim işaretimle süngü hücumuna geçti ve düşmanı denize kadar sürdü. Bu esnada benim göğsüme bir mermi parçası isabet etti. Saatim kırıldı. Bu saat benim canımı kurtardı. Müsaade ederseniz bugünkü muvaffakiyetin hâtırası olarak bu saati size takdim edeyim” diyerek parçalanmış saati Liman von Sanders’e vermiştir. O da ailesinin soyluluk armasını taşıyan kendi saatini Atatürk’e uzatmış ve bugünün hatırasına kabul etmesini istemiştir.

Liman von Sanders emekli olduktan sonra Münih’de yaşamını sürdürmüştür. Bir müddet sonra Milli Savunma Bakanlığı Liman von Sanders’in ailesine bir mektup yazarak askeri müzeye konulmak üzere bu saatin iadesini rica etmişler, ancak aile eve giren bir hırsız tarafından bu saatin çalındığı yanıtını vermiştir.

Anıt taştan yuvarlak güllelerin üst üste konulduğu bir platform üzerine yerleştirilmiştir.


Kemal Yeri Anıtı ve Atatürk’ün Gecelediği yer (Gelibolu)

Çanakkale Savaşları sırasında Conkbayırı’nın güneyinde Kocatepe Köyü ile Kanlısırt arasında kalan ve geniş bir bölgeyi kontrol altında tutabilen yeri Mustafa Kemal 19.Tümen komuta yeri olarak kullanmış ve Arıburnu Savaşları’nı buradan yönetmiştir. Atatürk’ün 10 Ağustos 1915 sabahı yapacağı taarruz öncesi gecelediği yer bir tabela ile belirtilmiştir. Selvi ağaçları arasında bulunan bu yer Conkbayırı ile Kemal Yeri arasındadır. Kemal Yeri Abıtı’na da 750 m. uzaklıktadır.

Şevket Süreyya Aydemir’den öğrenildiğine göre; 10 Mayıs 1915’te buradaki bir çukurda harita üzerinde arazi incelemesi yapan Mustafa Kemal’e o zamanki 3.Kor.Kur.Bşk.Kur.Yb.Fahrettin Bey (sonradan Gnr.Fahrettin Altay) orada ne yaptığını sormuş, Mustafa Kemal de bölgeyi incelediğini ve bulunduğu yerin ismini araştırdığını söylemiştir. Bunun üzerine Fahrettin bey “Mademki bir isim bulamadın buranın ismi Kemal Yeri olsun” diyerek buraya tarihi ismi vermiştir.

Kemal Yeri’ne 1982 yılında bir anıt yapılmış ve anıtın üzerine Atatürk’ün şu sözleri yazılmıştır:

“ Benimle beraber burada muharebe eden bütün askerler kesin olarak bilmelidir ki,bize verilen namus görevini eksiksiz yapmak için bir adım geri gitmek yoktur. Uyku, dinlenme aramanın, bu dinlenmeden yalnız benim değil, bütün milletimizin sonsuza kadar yoksun kalmasına neden olacağını hepinize hatırlatırım” M.Kemal Atatürk .


Hastane Bayırı Şehitliği ve Anıtı (Eceabat)

Eceabat İskelesine 1 km. uzaklıkta Hastane Bayırında bulunan şehitlik, savaş sırasında burada kurulmuş olan seyyar hastaneye getirilen yaralılardan hayatlarını kaybedenlerin gömüldükleri yerdir.

Etrafı alçak bir duvarla çevrili şehitliğin demir parmaklıklı kapısından içeriye girilince çimenler üzerinde üzerleri bayrak şeklinde yapılmış çoğunun adı bilinmeyen şehit mezarları vardır. Merdivenle çıkılan yüksek mermer bir platformun üzerindeki obelisk şeklindeki anıtın üst tarafında ay-yıldız bulunmaktadır. Obeliskin alt tarafındaki yazıtta şunlar yazılıdır:

“Birinci Cihar Harbinde burada Tanrısına kavuşan ulu şehitlerimizin ruhuna el-fatiha 1331-1333 (1915-1917)” .

3 Kasım 1914’de Seddülbahir Batarya komutanlığı yapan Gazi Yzb.Şemsettin Çamoğlu da öldükten sonra kendi vasiyeti üzerine buraya gömülmüştür.


Hasan - Mevsuf Anıtı Top Bataryası ve Şehitliği (Merkez)

Çanakkale Boğazı’nın Anadolu yakasında, Eski Çanakkale-İzmir yolu üzerindeki Kepez Köyü yakınlarında Hasan Mevsuf Anıtı ve Şehitliği bulunmaktadır. 18 Mart 1915’de buradaki denize hakim tepenin yamacında 2 tane 15’lik ve 3 tane de 5’lik topun bulunduğu topçu bataryasının kumandan ve erlerinin şehit oldukları bu yere yapılmış olan anıttır.

Siyah mermer bir kaide üzerinde yukarıya doğru daralan, üzerine tunçtan bir top mermisi konmuş dört köşe bir anıttır. Bu anıtın üzerindeki yazıtta şunlar yazılıdır:

“ 22 düşman harp gemisinin zorladığı Çanakkale Boğazı Türk azmi karşısında geçilemedi. O gün 18 Mart 1915, Türk zaferinin üstün başarısını bu topçu bataryası göstermiştir. Burada o gün yurdu için savaşırken şehitlik mertebesine yükselen batarya Komutanı Ütgm.Hasan ile Tk. K. Tğm.Mevsuf ve dört er yatmaktadır.”

Batarya Komutanı Ütgm.Hasan Bey için 18 Mart 1915 sabahı, İstanbul’dan Çanakkale Müstahkem Mevkii komutanlığına bir kızının dünyaya geldiğini bildiren telgraf gelmiştir. Bu telgrafı alan Cevat Paşa bataryaya gelmiş ve Ütğm.Hasan’a :“Bir kızın dünyaya geldi. Allah bağışlasın, izinlisin” demiştir. Hasan Bey ise “Komutanım, vatan daha mukaddes, gidemem. İsmini Didar koysunlar” cevabını vermiş ve aynı gece bütün batarya ve Hasan Bey gemilerden atılan toplarla şehit olmuştur.

Anıttan 150 m. kadar ileride denize hakim tepenin yamacındaki küçük şehitlikte burada şehit olan 6 subay ve erin mezarları bulunmaktadır. Etrafı alçak muntazam bir duvarla çevrili şehitliğin kapısına dört basamakla çıkılmakta olup, kapının iki tarafına madenden birer top mermisi yerleştirilmiştir.


Kumkale Şehitliği (Merkez)


Çanakkale/ İntepe yakınlarındaki Kumkale Şehitliği 25 Nisan 1915 sabahı Anadolu sahiline çıkan düşman kuvvetlerine karşı koyan ve 28-30 Nisan’da denizden açılan ateş sonucu hayatlarını kaybeden 14. batarya personeli için 1983’te yapılmıştır.

Alçak bir duvarın çevrelediği şehitliğin içindeki temsili yapılmış mermer mezar taşlarında burada şehit olanların isimleri yazılıdır.


Gözetleme Tepe Şehitliği ve Anıtı (Gelibolu)

Behramlı’dan Saros Körfezi’ne doğru giderken Alçıtepe’den sonra Çam ağaçları içinde Saros Körfezi’ne hakim Gözetleme Tepesi denilen yerdedir.

1939’da yapılan üç katlı, yukarıya doğru katları küçülen beyaz renkte bir anıttır. Bunun yanında sanduka biçiminde isimleri bilinmeyen üç şehidin mezarları yan yanadır.

sweety_esk
06-02-07, 19:44
cok sagol bilgilendirdigin icin...
ben buralarin cogunu gecen sene gördüm cok güzel yerler insanin ici huzur doluyor...
dizinin cekildigi siperler felan arabayla gecerken gördüm...

Nazlıhan
08-02-07, 15:17
şehitler vurulunca değil,unutulunca ölürler...

Sevgili svç80; paylastıgın çok degerli bilgi ve fotograflar için sagol canım. {Çok çalıskan gördüm seni. :)}

Çok sükür, iyisiyle kötüsüyle bir bölümü daha geride bıraktık. Haberlerde her an elektriginiz kesilebilir uyarılarını görünce "dizi saatinde rahat durun!" diye bir nara attım ama evde... :) {Memleket susuz kaldı. Agız tadıyla karda bir yuvarlanamadım gitti yahu. :)} Artık Salı günleri milleti eve toplayıp diziyi birlikte izliyoruz. 9. bölümü çok eglenceli bir grupla birlikte izledik. O yüzden yorumum pek ciddi olamayabilir.

* 9. bölümde Mehmet'in ailesiyle vedalasması ve ogluna "ben giderken aglama" demesi güzeldi. Akıllı çocuk, o da baba sözü dinledi. Yalnız o sahnede Mehmet'in annesi iyi aglıyordu. Kadının sesi hala kulaklarımda. :)
* Mehmet'in Dimitri'ye ailesini emanet edebilecek kadar güvenmesi de güzeldi. Yanılmıyorsam Dimitri, çocugunu muayene ettigi kadına benim de o yasta bir oglum var dedi ama dizide gösterilen öbür çocuk onun mu, yoksa ablasının oglu muydu anlayamadım. Dimitri'nin savasa gitmesi sahnesinde çocuk pek bir ilgisizdi canım. Bir sarılıp gitti. :) O yüzden Mehmet'in çocugundan bahsetti galiba.
* Eniste Populos'a sinir oldum. Herseyin en iyisini kendisi biliyormus gibi konusması sinir bozucuydu. {Allah'tan benim enistenin böyle huyları yok. Aksi takdirde cısss. :)} Dimitri savasa giderken onunla vedalasmaması da ayrı bir gıcık oldugunu gösterdi. {O çocugun kime çektigi belli oldu. :)} Ablası Dimitri'ye, Populos sayesinde doktor oldu dedi. Populos kabardı, böbürlendi bir laflar etti ama Dimitri agzının payını iyi verdi. {Oh, canıma degsin. :)} Populos'un "Türklere gıcık oluyorum, onları burada görmek istemiyorum" benzeri bir lafına Dimitri'nin "Dua edinde onlarda ilerde sizin için aynı seyi düsünmesinler" benzeri lafı tası gedigine koydu.
* Dimitrilerin evinde yapılan konusmalarda çok güzel mesajlar verildi. Insanın etnik kökeninin önemli olmadıgı, ne hissettiginin önemli oldugu vurgulandı. Dimitri ile ablası aksansız konustular. Sinemis de bu bölümde pek usluydu mübarek. Hiç sesi solugu çıkmadı. :) {Kız bölüm boyunca tek kelime etmedi.}
* Mehmet'in mektubunda Dimitri'ye toprak hakkında söyledikleri de çok güzeldi... Daha dogrusu 9.bölüm konusmalarının çogunu genel olarak begendim.
* Tabip Yarbay'ın oglu için yapamayacagı birsey oldugunu anlayınca onu kendi kaderine bırakmak zorunda kalması; yine Dimitri'nin Mehmet'e aynı seyi yapması, sadece cephede çarpısanların degil doktorlarımızın da ne kadar zorluklar yasadıgını gösterdi. Üstelik ellerindeki kıt imkanlarla birseyler yapmaya çalısıyorlardı... {Yarbay'ın oglunun yarası gösterilince abimin "anaa, visne reçeli dökmüsler" (:)) demesiyle olaydan bir kez daha koptum.}
* Yaralı asker Mustafa Kemal'i anlatırken Dimitri'yi ve arka planda Mustafa Kemal'in gözlerini gösterdiler. Ilginç ve hos bir sahneydi.
* Yaralı çadırının havaya uçurulması sahnesi de teknik olarak fena degildi.
* Dimitri ölürken "sehit olur muyum, olmaz mıyım" diye ikileme düsmesi üzerine Hoca'nın söyledikleri de çok güzeldi.
* Bazı sahnelerde gözüme batan hususlar da oldu tabi ki. Mesela Mehmet ve askerlerinin süngü hücumuna kalktıktan sonraki sahnelerde neyin nesiydi öyle? O sahneler hızlı çekim teknigiyle karsımıza gelince ben adamlar ölürken üzülecegime gülme krizine girdim. :) {Ilk koptugum yer burasıydı.} Daha sonra yine arada birkaç saniyelik hızlı çekimler oldu. {Peslerinden atlı kosusturuyor sanki, ne bu hız anlamadım ki. :img-cool2 }
* Bir sahne var... Ilk olarak 2. bölümde gösterilmisti. Sonra çogu süngü hücumunda gösterdiler. Aynı çocuk, her hücumda hep aynı sekilde ölüyor... Igreti durdugu kesin...
* Bu dizide her bölüm toplumun bir kesimine ısık tutuldu. Ögrenci ve ögretmenler, kırsal ve sehirde yasayanlar, doktorlar, hapishane mahkumları, farklı dini inançlar, zamanın aydınları, vb. gibi bir sürü farklı kesim gösterildi bizlere. Arada çok çok güzel mesajlar verildi. {Bu hafta da Tıbbiyeli ögrenciler konu edildi.}
* Bu hafta "Eledim" türküsünü Zeynep Baskan'dan dinledik ve arada yaptıgı sesli nagmeler de güzeldi...
* Oyuncu üstadlarımız her zamanki gibi alkısı hak ettiler...
* Bir alkısta diger tüm dizi ekibine...

Bu diziye çok alıstım. Bir hafta yayınlanmayınca, günleri karıstırıyorum. Daha Çarsamba gününden "Salı'ya çok var mı?" der oldum. {Uzun yorumları bazen sevmiyorum. Çünkü aynen simdi oldugu gibi ikon yetmiyor. :=)) }

Messa
09-02-07, 14:08
Eklenen tüm bilgi ve dökümanlar için teşekkürler. Değerinin bilinmesi gereken nadir dizilerden ama malesef hakettiği değeri gördüğü söylenemez.

Nazlıhan
09-02-07, 14:41
SAFAHAT'in ilk siiridir... Mehmet Akif Ersoy bu siirde okuyucuya seslenir...

"Bana sor sevgili kâri, sana ben söyleyeyim,
Ne hüviyette şu karşında duran eş'arım;
Bir yığın söz ki, samimiyeti ancak hüneri;
Ne tasannu bilirim, çünkü ne sanatkârım.
şiir için "göz yaşı" derler; onu bilmem, yalnız,
Aczimin giryesidir bence bütün âsârım!
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizârım!
Oku, şayet sana bir hisli yürek lâzımsa;
Oku, zirâ onu yazdım, iki söz yazdımsa."

*bengisu*
10-02-07, 02:29
svc80 bise sormak istiyorum

dumlu pinar sehitligindeki baba ve oglun anitinin hikayesini biliyomussun, yada bilen warsa yazabilirmi ??

Nazlıhan
10-02-07, 12:06
svc80 bise sormak istiyorum

dumlu pinar sehitligindeki baba ve oglun anitinin hikayesini biliyomussun, yada bilen warsa yazabilirmi ??

DUMLUPINAR SEHITLIGI
"BABA - OGUL ANITI"
Balkan Savası çıktıgında küçük Mehmet 8 yasındadır ve babası savasa gitmistir. Baba; Balkan Savasları sonrası Birinci Dünya Savası ve arkasından Kurtulus Savasına katılır. Aradan 11 yıl geçmis ve küçük Mehmet 19 yasına gelmistir. Küçük Mehmet'te Kurtulus Savasına katılır.
11 yıl birbirlerini görmeyen baba-ogul Dumlupınar'da karsılasırlar. Baba burada sehit düser. Ogul Mehmet'te 9 Eylül 1922 de Izmir'in girisinde sehit olur.
Istiklâl Savasında sehit düsen baba-ogulun anısına yapılan anıt Dumlupınar Sehitligindedir.

{Sevgili *bengisu*; bu beceriksiz arkadasın siteye resim ekleyemiyor. O yüzden bir zahmet linke tıklayıver. :)}

Kaynak: http://www.yesevi.k12.tr/turkce/ataturk/sehitlikler/sehit2.htm

svç80
10-02-07, 17:05
svc80 bise sormak istiyorum

dumlu pinar sehitligindeki baba ve oglun anitinin hikayesini biliyomussun, yada bilen warsa yazabilirmi ??

nzlhan eklemiş teşekkürler...biraz daha detaylı bilgi buldum eklemek istedim...


http://www.kutahya-cevreorman.gov.tr/images/Milli%201.jpg

“ Şehit Baba-Oğul Anıtı”

Bu destan 1912 yılında Baba, Oğlu Mehmet sekiz yaşında iken Balkan savaşına katılmak için köyünden ayrılan, daha sonra sırasıyla Galiçya, Hicaz, Yemen, Kafkasya’da cepheden cepheye 11 yıl koşarak çarpışan, çetmilli Kara Ali Çavuşun muhteşem destanıdır.



Çetmilli Kara Ali Çavuş Anadoluda Milli Mücadele başlayınca, Doğu cephesinden Kurtuluş Savaşına koşmuş, Dumlupınar Başkomutanlık Meydan savaşında 19 yaşındaki alay sancaktarı Mehmet Onbaşı ile karşılaşmıştır. Mehmet Onbaşı, onun 11 yıl önce bırakıp gittiği oğludur. Bu büyük asker 31 Ağustos 1922 günü, 11 yıl sonra kavuşa bildiği oğlunun kollarında şehit olmuştur.Oğlu, Kahraman Onbaşı Mehmet ise, 9 Eylül’de İzmir’e giren birliğin başında şehit olmuştur. Bronzdan yapılmış bu ikili heykel de genç oğul şehit babasını kucağında taşımaktadır. Anıtın altındaki mermer kitabede ise bu hikaye anlatıldıktan sonra "Yüce kahramanları minnet ve şükranla anıyoruz" denilmektedir.

http://www.dumlupinar.gov.tr/boaniti.jpg

svç80
12-02-07, 20:45
http://www.mehmetakifersoy.com/2006/wwwroot/img/album/MAkif/maev_resim74.jpg


HAYATI


İstiklâl Marşı şâiri. 1877 yılında İstanbul'da doğdu. Annesi Emine Şerife Hanım, babası Temiz Tâhir Efendidir. İlk tahsiline Emir Buhâri Mahalle Mektebinde başladı. İlk ve orta öğrenimden sonra Mülkiye Mektebine devam etti. Babasının vefâtı ve evlerinin yanması üzerine mülkiyeyi bırakıp Baytar Mektebini birincilikle bitirdi. Tahsil hayâtı boyunca yabancı dil derslerine ilgi duydu. Fransızca ve Farsça öğrendi. Babasından Arapça dersleri aldı.


Zirâat nezâretinde baytar olarak vazife aldı. Üç dört sene Rumeli, Anadolu ve Arabistan'da bulaşıcı hayvan hastalıkları tedâvisi için bir hayli dolaştı. Bu müddet zarfında halkla temasta bulundu. Âkif'in memuriyet hayatı 1893 yılında başlar ve 1913 târihine kadar devam eder.

Memuriyetinin yanında Ziraat Mektebinde ve Dârulfünûn'da edebiyat dersleri veriyordu.


1893 senesinde Tophâne-i Âmire veznedârı M. Emin Beyin kızı ismet Hanımla evlendi.


Âkif okulda öğrendikleriyle yetinmeyerek, dışarda kendi kendini yetiştirerek tahsilini tamamlamaya, bilgisini genişletmeye çalıştı. Memuriyet hayatına başladıktan sonra öğretmenlik yaparak ve şiir yazarak edebiyat sâhasındaki çalışmalarına devam etti. Fakat onun neşriyat âlemine girişi daha fazla 1908'de İkinci Meşrutiyetin îlânıyla başlar. Bu târihten itibaren şiirlerini Sırât-ı Müstakîm'de neşretmeye başladı.


Âkif, yazı ve şiirlerini hiçbir zaman geçim kaynağı olarak görmedi. Buna rağmen onu memlekete tanıtan, halka sevdiren asıl vasfı şâirliğidir.


Birinci Cihan Harbi sırasında Berlin ve Necid'e (Arabistan) gitti. Çanakkale harbi, onun Berlin seyahati sırasında meydana gelmiş, şâir o günlerin ıstırap ve heyecanını orada yaşamıştır. Şâir, bu iki seyâhatiyle ilgili Berlin Hatıraları ve Necid Çöllerinden Medîne'ye adlı eserlerini yazmıştır. Harbin son senesinde, çok sevdiği dostu İsmail Hakkı İzmirli ile Lübnan'a gitti.


Cihan Harbi 1918'de imzâlanan Mondros Mütârekesi ile nihayete erdikten sonra, galip devletler Türk vatanını parçalamak ve paylaşmak için dört taraftan saldırmağa başlamışlardı. Harpten son derece bitkin bir halde çıkan Türk milleti, vatanını müdâfaa için silâha sarıldı. Âkif, vatan müdâfaasının ehemmiyetini anlatmak için hutbelerle halkı, istiklâlini muhâfaza etmek için savaşmaya çağırdı. Anadolu'da millî mücâdele rûhunun yayılması üzerine, Anadolu'ya iltihâka karar verdi.


İstanbul'dan deniz yoluyla İnebolu'ya çıktı. Oradan Ankara'ya hareket etti. Konya isyanı üzerine Konya'ya gidip, ayaklanmanın bastırılmasında mühim rol oynadı. Sonra tekrar Ankara'ya döndü. Ankara'dan Kastamonu'ya giderek Nasrullah Câmiinde verdiği vaazlar neşredilerek memleketin her tarafına dağıtıldı. Sonra Ankara'ya döndü.


1920 târihinde Burdur Mebusu olarak Birinci Büyük Millet Meclisine seçildi. 17 Şubat 1921 günü İstiklâl Marşı'nı yazdı. Meclis 12 Martta bu marşı kabul etti.


Zaferden sonra İstanbul'a geldi. Abbâs Halîm Paşanın dâveti üzerine 1923'te Mısır'a gitti. O kışı Mısır'da geçirip, baharda döndü. Artık her yıl kışı Mısır'da, yazı İstanbul'da geçiriyordu. Halîm Paşa geçimini karşılamayı taahhüt etti. Ertesi yaz İstanbul'a dönünce Diyanet İşleri Riyâseti tarafından Kur'ân-ı kerîmi tercüme etme vazifesi verildi. Âkif yıllarca çalıştı. Sonunda bu konudaki ilmî kifâyetsizliğini anlayarak vazgeçti.


1926 yılından îtibâren Mısır Üniversitesinde Türkçe dersleri verdi. Derslerden döndükce Kur'ân-ı kerîm tercümesiyle de meşgul oluyordu, fakat bu sırada siroza tutuldu. Önceleri hastalığının ehemmiyetini anlayamadı ve hava değişimiyle geçeceğini zannetti. Lübnan'a gitti. Ağustos 1936'da Antakya'ya geldi. Mısır'a hasta olarak döndü.


Hastalık onu harâb etmiş, bir deri bir kemik bırakmıştı. İstanbul'a geldi. Hastanede yattı, tedâvi gördü. Fakat hastalığın önüne geçilemedi. 27 Aralık 1936 târihinde vefat etti. Kabri Edirnekapı Mezarlığındadır.


Şahsiyeti: Mehmed Âkif'in Sırât-ı Müstakîm ve onun devâmı olan Sebîl-ür-Reşâd mecmuasında çıkan yüz kadar muhtelif makalesi, elli kadar tercümesi ve şiirleri vardır. Fakat Âkif günümüzün hatta Türk târihinin en önde gelen destan şâirlerinden biridir. Şiirleri edebiyat târihimizde büyük önem taşır.


Şiirlerinde bâzan düşünce, bâzan duygu ön plandadır. Aruzu en güzel şekilde kullanan şâirlerdendir. Şiirlerinde bir taraftan hürriyet, doğruluk, samimiyet, vatanseverlik, adâlet, istiklâl gibi ahlâkî kıymetleri telkin ederken, diğer taraftan cemiyetlerin çökme sebebi olan riyakârlık, münâfıklık, korkaklık, dalkavukluk, tembellik, zulüm gibi fenalıklara şiddetle hücûm eder.


Mehmed Âkif yaşadığı devri bütün genişlik ve derinliği ile şiirlerinde yansıtmaya çalışmış bir Türk şâiridir. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinde Türk milletinin içinde bulunduğu acıları, sevinçleri, ümidleri ve hayal kırıklıklarını manzum bir târih, bir roman, bir hikâye, bir destan havası içinde anlatmaya çalışmıştır. Eserlerindeki kişiler de aydın, cahil, yobaz, züppe, şehirli, dinli, dinsiz, sarhoş, gariban, külhanbeyi vs. gibi cemiyetin hemen her kesiminden insanlardır. Çevre olarak da saray, konak, câmi, sokak, bayram yeri, mevlit cemiyeti, savaş yeri, mahalleler, köhne evlerin odaları, oteller vs. şeklinde yaşadığı devrin bütün husûsiyetlerini aksettiren yerleri seçmiştir. Çalışma tarzı olarak, önce görüp incelemeyi, not ederek veya aklında tutarak ve sonra şiir taslakları kurup, onun üzerinde çalışmayı prensib edinmiştir. Müşâhade ve kompozisyona büyük önem vermiştir. Şiirinde kapalılık yok gibidir. Her şeyi açık açık yazmaya çalışmış, mübhem duygulardan, yüce ve fizik ötesi mefhumlardan ve süslü hayallerden uzak durmuştur. Kişilerini ve çevreyi resimvâri ve heykelvâri tasvirlerle anlatmıştır. Mehmed Âkif, muhtevâ yönünden edebî ekollerden realist, biçim verdiği değer bakımından parnasçı ve bâzı şiirlerinde de naturalist bir hava içindedir. Şiirlerinde şahsî üzüntüleri, arzu ve istekleri yok gibidir. Toplumun dertlerini konu edinmiş, onlar adına gülmeye ve ağlamaya çalışmıştır. Kötülerle, fakirlikle ve gerilikle mücadele esas gâyesidir.


Âkif, ahlâksız edebiyata düşmandır. Samimiyetsiz, sahte ve taklitçi olanları sevmemiştir. Şiirlerinde halk deyimleri, atasözleri, halk kelimeleri bol bol yer alır.


Şiirleri manzum hikâyeler, hitâbet şiirleri, lirik şiirler ve taşlama şiirleri şeklinde sınıflandırılabilir. Bunlardan manzum hikâyeleri sosyal konulu, hitâbet şiirleri didaktik muhtevalı, lirik şiirleri vatanî, millî ve dînî coşkunluklarla dolu, taşlama şiirleri de şakadan hicve kadar uzanan tenkitleriyle doludur.


Mehmed Âkif şiirlerini çoğunlukla kuralsız nazım şekliyle yazmıştır. Vezin olarak yalnız aruzu kullanmış, ama heceye de karşı olmamıştır. Üslûbu, şiirlerindeki olaydan ve fikirden daha önce göze çarpar. Süse ve yapmacığa kaçmadan yaşayan halk ifâdeleriyle kurulmuş, çekici bir anlatışı vardır. Halk dili ve üslûbunu hemen her şiirinde kullanmasına rağmen, bu konuda en çok muvaffak olduğu eseri Âsım oldu. Bol fiil ve sıfat kullandığı şiirlerinde aşırı sadelikten ve yapma dilden kaçınmış, Servet-i Fününcuların ağır ve cansız lisanından da uzak durmuştur.


Şiirlerinde tahkiye, tasvir, hitap, muhâvere gibi bütün anlatım yollarını başarıyla kullanmıştır. Bilhassa muhâvere (karşılıklı konuşma) anlatım yolu onun şiirlerinin en önde gelen özelliklerinden olmuştur. İç âhenk, daha çok lirik şiirlerinde görünür. Fazla mecaz kullanmaktan kaçınmıştır.


Memleketin sosyal meseleleri, şâhit olduğu elem verici olaylar ve çilekeş Anadolu insanlarının hâlini sık sık şiirlerine konu edinerek ele almış, duygu ve düşüncelerini samimi ifâdesiyle dile getirmiş, çâre için çeşitli teklifler öne sürmüştür. Osmanlı Devletinin Tanzimâtın îlânıyla başlayan, meşrutiyet îlânlarıyla devam eden ve İttihat ve Terakki Partisinin iktidârı zamanında son hadde vardırılan yıkılışa götürücü hareketlerle kısa zamanda târih sahnesinden silinmesi, dünyâdaki Müslümanların ilim ve teknikte Avrupa'dan geri kalmış olması ve başsız kalarak herbirinin ayrı ayrı yollar tutup parçalanmaları karşısında, feryâd edici şiirleri vardır.


Mehmed Âkif milletini ve dînini seven, insanlara karşı merhametli bir mizaca sâhip, şâir tabiatının heyecanlarıyla dalgalanan, edebî bakımdan kıymetli şiirlerin yazarı meşhur bir Türk şâiridir. İstiklâl Marşı şâiri olması bakımından da "Millî Şâir" ismini almıştır.

svç80
12-02-07, 20:46
devam

ESERLERİ

ŞİİR:


Safahat genel adı altında toplanan şiirleri şu 7 kitaptan oluşmuştur:

1.Kitap: Safahat (1911)
2.Kitap: Süleymaniye Kürsüsünde (1912)
3. Kitap: Hakkın Sesleri (1913)
4. Kitap: Fatih Kürsüsünde (1914)
5. Kitap: Hatıralar (1917)
6. Kitap: Asım (1924)
7. Kitap: Gölgeler (1933).

DÜŞÜNCE-ARAŞTIRMA:


Kastamonu Nasrullah Kürsüsü'nde (Millî Mücadele sırasında Nasrullah Camiindeki hitabesi, Elcezire kumandanı Nihat Paşa tarafından Diyarbekir Matbaası'nda bastırıldı, 1921),

Kur'an'dan Ayet ve Hadisler (Sebilürreşad'da çıkan yazılarından seçmeler. (Haz., Ö. Rıza Doğrul, 1944). ÇEVİRİ: Müslüman Kadın (Ferid Vecdi'den, 1909),

Honoto'nun İslâmiyete Hücumuna Karşı Şeyh Muhammed Abduh'un Müdafaası (1915),

İçkinin Hayat-ı Beşerde Açtığı Rahneler (Abdülaziz Çaviş'den, 1934),

Anglikan Kilisesine Cevap (Abdülaziz Çaviş'den, 1924, bir bölümü Hazret-i Ali Diyor ki, 1959 ve Hazret-i Ali'nin Bir Devlet Adamına Emirnamesi, 1963, adlarıyla yayımlandı),

İslâmlaşmak (Said Halim Paşa'dan 1919), İslâmda Teşkilat-ı Siyasiye (Said Halim Paşa'dan Sebilürreşad'da tefrika, 1922),

Kur'an Tercümesi (Bu eser henüz bulunamadı. Bir rivayete göre döneminin hükümeti Kur'an yerine ibadette zorunlu tutar düşüncesiyle bu tercümeyi yapmaktan vaz geçti. Diğer bir rivayete göre ölürse yakılmak kaydı ile Camiü'l-Ezher alimlerinden Yozgatlı İhsan Efendi'ye bıraktı).

svç80
12-02-07, 20:52
şiirlerinden seçmeler

İSTİKLAL MARŞI
Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak.


Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül! Ne bu şiddet, bu celal?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal...
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!


Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım.
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.


Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,
Benim iman dolu göğsüm gibi ser haddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir imanı boğar,
'Medeniyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?


Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın.
Siper et gövdeni, dursun bu hayasızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler hakk'ın...
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.


Bastığın yerleri 'toprak!' diyerek geçme, tanı:
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.


Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şüheda fışkıracak toprağı sıksan, şüheda!
Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.


Ruhumun senden, ilahi, şudur ancak emeli:
Değmesin mabedimin göğsüne namahrem eli.
Bu ezanlar-ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.


O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım,
Her cerihamdan, ilahi, boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır ruh-i mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım.


Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal.
Ebediyen sana yok, ırkıma yok izmihlal:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, hakk'a tapan, milletimin istiklal!


ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE
Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar...
O, rukü olmasa, dünyada eğilmez başlar,


Vurulmuş temiz alnından uzanmış yatıyor;
Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!


Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.


Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi...


Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın.


Herc u merc ettiğin edvara ya yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyyetler eder istiab.


"Bu, taşındır" diyerek Kabe'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;


Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle,
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle;


Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan;


Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına,


Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;


Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.


Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanı Selahaddin'i,


Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,


O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;


Sen ki; a'sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...


Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

Messa
13-02-07, 15:21
Svç80: Eklediğin tüm bilgi, resim ve dökümanlar için teşekkürler.

Teyzemin 2. sınıfa giden bir oğlu var. Okuldan teyzemin cep telefonuna mesaj göndermişler, mesaj hatırladığım kadarı ile şöyle idi, "Sevgili Veli, Salı Akşamları Saat 20.30'da TRT ekranlarında Kınalı Kuzular dizisini çocuklarınıza izletmenizi tavsiye ederiz".

Hepimiz ailece çok mutlu olduk. Böyle bilinçli okulların, müdürlerin ve öğretmenlerin olduğunu bilmek gurur verdi hepimize...

Pek dizi ile alakalı değil ama paylaşmak istedim.

N:Bu arada sayfa artık eskisi gibi dolmuyor, uğrayan arkadaşların sayısı'da gün geçtikçe azalmaya başlıyor. :(

Nazlıhan
13-02-07, 15:51
N:Bu arada sayfa artık eskisi gibi dolmuyor, uğrayan arkadaşların sayısı'da gün geçtikçe azalmaya başlıyor. :(

Sorma canım ya... Zaten sayılı kisiydik, onlarda bugünlerde ugramaz oldular. :icon_sorr Neyse, herkes yerinde sagolsun... :img-yes: {Millete diyorsun ama sen de ayda yılda bir ugruyorsun be güzelim. Yani gözümden kaçtı sanma... :img-hyste Söyle güzel ve uzun yorumlarda tekrar bulusabilmek dilegiyle. :img-yes: }

Sevgili svç80; paylasımların için çok tesekkürler canım... Mehmet Akif Ersoy, bu haftaki bölümde de olacak anlasılan. {3. bölüm fragmanında da "UYAN" adlı siiri kullanılmıs ve kendisi bölüm içinde karsımıza çıkmıstı. Ama Ahmet Mümtaz Taylan olarak. :)} Onun siirlerinde duygu selinde bogulmamak ne mümkün?

Not: 10. bölüm özetini bulanınız ilgili yere ekleyebilir mi lütfen?


Ve basladık bir kere... Huzurlarınızda baska bir gözle Mehmet Akif Ersoy... {Aslında biraz alakasız bir yazı ama genel olarak hosuma gitti ve paylasmak istedim.}


Biz Türkler, kişiliğe önem veren bir milletiz. İsteriz ki arkadaşlarımız ve dostlarımız hep kişilik sahibi olsun. Kendimiz de bu kişiliğimizle tanınmak isteriz.
Peki, kişiliğimizi belirleyen, yani bizi başkalarından ayıran önemli özellikler nelerdir? Öncelikle iyiliği karşılıksız; başa kakmadan, kimseyi incitmeden yapmak. Bize karşı yapılan hataları affetmek. Alçakgönüllü olmak; yani gururlanmamak, başkasını küçük görmemek... Bizden küçüklere sevgi göstermek, her şeyi ve her yönü ile temiz olmak. Bizim varlığımızdan sevinç ve güven duyan, bizimle onur duyan bir insan olmak.
Peki bunlar elde edilmesi çok zor şeyler mi? Kesinlikle hayır! Zor olan bunlar değil. Zor olan, bu özellikleri kişiliğimiz haline getirmek ve hiç terk etmemek. Hayatta oldukça bu yolda devam etmek. Çünkü insanın kişilik sahibi olabilmesi için ahlakını zamana, duruma göre değiştirmemesi, ilkelerinden ödün vermemesi gerekir. Hele bu ilkeler her zaman geçerli, hem dünyamızı hem ahiretimizi tayin eden ilkeler ise?
İşte ilkelerine sahip çıktığı için kişiliği ile her zaman taktir toplayan, örnek alınan ve rahmetle anılan büyüklerimizden biri de Mehmet Akif'tir. İstiklal Marşı ve Safahat şairimiz Mehmet Akif'in şu davranışları ne kadar da hayranlık uyandırıcıdır:
Mehmet Akif'in yakın dostu Hasan Basri Çantay anlatıyor: "Üstat Akif bir akşam bizi evine çay içmeye davet etti. Biz o akşam Akif'in evine gitmek üzere evden çıkıyorduk ki baktık Akif bizim kapıda.
Akşam çayını sizde içelim, eğer kabul ederseniz, dedi.
Ben tabi memnun oldum. Fakat bunun sebebini de öğrenmek istedim. Sordum. Bana gülerek:
Bizim odanın kilimini bir fakire vermişler, dedi.
Odada zaten tek kilim vardı, vermişler dediğine bakmayın, kilimi fakire veren de kendisi idi.
Büyük insanları büyük ve önemli kılan bir tek olay değildir. Onların her davranışında kişiliklerinin başka bir yönünü öğreniriz. Akif'in kişiliğini gösteren başka bir olayı da arkadaşı Fatih Gökmen şöyle anlatır:
Ben Vaniköy'de oturuyordum. Akif Bey de Beylerbeyi'nde. Bir gün onu yemeğe davet ettim. Nasipse öğleye sizdeyim, dedi. Ama o gün İstanbul'a o kadar yağmur yağdı ki ben biraz bekledimse de bu havada gelmez diye yemeğimi yedim ve evden çıktım.
Akif, yürümeyi severdi. O gün ta evinden bizim eve kadar, İstanbul'un bir ucundan diğer ucuna yürüyerek gelmiş. Beni evde bulamayınca hizmetçi eve buyur etse ve üstünüz başınız sırılsıklam, biraz kuruyun, dinlenin dese de kapıdan dönmüş, selam söyleyin demiş. Ertesi gün kendisini gördüm. Durumu anlatarak özür dilemek istedim. Dinlemedi: "Bir söz ya ölüm veya ona yakın bir felaketle yerine getirilemezse normal sayılabilir sözünde durmamak." dedi ve benimle üç gün konuşmadı.
Biliniz ki Akif'in bu davranışının kaynağı Peygamberimizdir. Çünkü O, Mekkeli müşriklerden birine buluşmak üzere söz vermiş ve üç gün aynı saatte buluşma yerine gitmişti.
Şimdi şu soruyu sormadan geçmeyelim: Neden biz ahlaklı insanların olaylarını hep kitaplardan okuyalım ve sohbetlerde hep aynı örnekleri aktaralım. Niçin biz de buna benzer örnek olayları yaşayan ve örnek verilen kişi olmayalım?

Kaynak:http://www.milligazete.com.tr/index.php?action=show&type=writersnews&id=6545

lal2
13-02-07, 15:54
devam

ESERLERİ

ŞİİR:


Safahat genel adı altında toplanan şiirleri şu 7 kitaptan oluşmuştur:

1.Kitap: Safahat (1911)
2.Kitap: Süleymaniye Kürsüsünde (1912)
3. Kitap: Hakkın Sesleri (1913)
4. Kitap: Fatih Kürsüsünde (1914)
5. Kitap: Hatıralar (1917)
6. Kitap: Asım (1924)
7. Kitap: Gölgeler (1933).

DÜŞÜNCE-ARAŞTIRMA:


Kastamonu Nasrullah Kürsüsü'nde (Millî Mücadele sırasında Nasrullah Camiindeki hitabesi, Elcezire kumandanı Nihat Paşa tarafından Diyarbekir Matbaası'nda bastırıldı, 1921),

Kur'an'dan Ayet ve Hadisler (Sebilürreşad'da çıkan yazılarından seçmeler. (Haz., Ö. Rıza Doğrul, 1944). ÇEVİRİ: Müslüman Kadın (Ferid Vecdi'den, 1909),

Honoto'nun İslâmiyete Hücumuna Karşı Şeyh Muhammed Abduh'un Müdafaası (1915),

İçkinin Hayat-ı Beşerde Açtığı Rahneler (Abdülaziz Çaviş'den, 1934),

Anglikan Kilisesine Cevap (Abdülaziz Çaviş'den, 1924, bir bölümü Hazret-i Ali Diyor ki, 1959 ve Hazret-i Ali'nin Bir Devlet Adamına Emirnamesi, 1963, adlarıyla yayımlandı),

İslâmlaşmak (Said Halim Paşa'dan 1919), İslâmda Teşkilat-ı Siyasiye (Said Halim Paşa'dan Sebilürreşad'da tefrika, 1922),

Kur'an Tercümesi (Bu eser henüz bulunamadı. Bir rivayete göre döneminin hükümeti Kur'an yerine ibadette zorunlu tutar düşüncesiyle bu tercümeyi yapmaktan vaz geçti. Diğer bir rivayete göre ölürse yakılmak kaydı ile Camiü'l-Ezher alimlerinden Yozgatlı İhsan Efendi'ye bıraktı).

En sevdigim bölüm Asimin nesliydi, hatirmda kalan orada kücük bir cekisme vardi büyüklerin yada hocalarin vurdugu yerde gül biter deyimi ile. Gül bitseydi gülistana dönerdi diye... kitabi ilk firsatta yine bas ucumdan ayirmayip okumayi düsünüyorum.

Nazlıhan
13-02-07, 16:28
Nazlıhan'ım, canım haklısın. Bende eskisi kadar sık uğramaz oldum. Ama bu aralar yoğunum biraz... Yaşlandım artık yorum yapamaz oldum.:img-yes:

Tövbe bismillah... Yogun oldugunu biliyordum da bu yaslılıkta nereden çıktı canım? Surada senden sadece 1 yas büyük arkadasını baska alemlere kaydırma simdi. :img-hyste

Sevgili avrasya; özet için çok tesekkürler canım... Madem Mehmet Akif Çanakkale Savası'nda Almanya'daydı, 3.bölümde Istanbul'da ne isi vardı o zaman anlamadım. {Ama savas uzun sürmüstü o ayrı konu... Devam ederken gelmistir belki de...} Ama üstadı izlemek ayrı keyif olacak orası kesin...

Sevgili kissorkill; bu bölümle birlikte toplam dört bölüm kaldı... Kalan bölümlerden birinde Seyit Onbası, son bölümde de Mustafa Kemal ve 57. Alay anlatılacakmıs. Diger bir tanesinin konusunu bilmiyorum.

avrasya
13-02-07, 16:44
Sevgili arkadaşlar(özellikle svç80,nzlhan ve messa)öncelikle bir haftadır buraya uğrayamamın acısıyla konuştuğumu bilmelisiniz.Gerçekten.Üstelik bu siteye uğramama rağmen.Bunun öncelikli nedeni çok büyük bir heyecanla beklediğim,9.bölüm yani Yüzbaşı Dimitri bölümünü,çok fasa fiso bir nedenden dolayı izleyememiş olmamdandır.Dolayısıyla sadece buraya gelip eklenen bilgileri ve yorumlartı okumakla yetindim.Ama şunu itiraf etmem geerekir ki;uzun zamandır buraya yazmam için bir bahane gerkeiyordu.Çünkü kendimi suçlu hissediyordum.:img-hyste Neyse bunlar işin şaka tarafı tabi.Baktım burada özet yok önce onu ekleyeyim sonra da sabah Trt'de gördüğüm Ahmet Yenilmez hakkında birkaç düşünce paylaşayım dedim.:img-yes:
Bu sabah çok tesadüfi bir şekilde Trt1deki sabah yayınlanan bir canlı yayın programına denk geldim ve orda sunucu Ahmet Yenilmez'in Akifi anlatmak üzere canlı yayında olacağını söyledi.Pür dikkat izlemeye koyuldum:Ahmet bey oldukça yorgun ve bitkin bir biçimde yayına geldi.Gözleri dolu doluydu.Bir kere bu bölümde Akifi o canlandırıyor ve ben ilk görüntüleri de gördüm(bu rol için 4 gün boyunca makyajı bozulmasın diye hiç uyumadığını da anlattı)Neyse sunucu posta iletilerinden bahsedince Yenilmez bu iletilerden bir tanesinin çıktısını cebinden çıkarttı ve okumaya başladı.Bu kişi emekli bir bayan ve tek çocuğuyla yaşıyan bir izleyici.Kınalı Kuzuların masrafları için kullanılmak üzere tek maddi değerli eşyası iki bileziğini vermeye hazır olduğunu dile getiriyordu.Yenilmez ağlamay başladı ve tabi ki ben ekran karşısında çok duygulandım.
Yenilmez,kendini biraz toparladı ve ne kadar büyük fedakarlıklar ve zorluklarla çalıştıklarını anlattı.Ondan sonra da bir sanatçı olarak vatana borçlarının olduğunu,bu sorumlulukla her zaman çalıştıklarını söyledi.Ayrıca Akif'i öyle bir anlattıki;ama en çok yüzündeki hüznünden bahsedişine hayran oldum.Düşünün rolüne hazırlanmak için Akifin 7 farklı resmine bir hafta boyunca bakmış.Ama hepsinde çok derin bir hüzün varmış.Ayrıca Akif'in eğitimin üzerinde nasıl önemle ve vurguyla durduğunu anlattı.(bunun akabinde kendisi de Türkçemiz konusunda daha özenmli olmamaız gerektiğini söyledi)Akif rolünün ağırlığını omuzlarında hissettiğini,ilk kez bir dramada Akifin canlndırılacağını da ekledi(aslında ilk defa yine Kınalı Kuzularda 3.bölümde vardı:img-hyste )
Yayını baya bir anlattım heralde:)Buraya yazmayı da özlüyor insan.Neticeda bir "Gönül Birliği"nin olduğu nadir forumlardan.Herkese sevgi ve saygılarla.:good: bye

NOT:Ahmet Yenilmez Akife oldukça benzemiş.Bu bölüm çok hoş olacak gerçekten.
Not2:Yenilmez,setten geldiğini,tüm ekibin selamlarını yolladığını ve şu an Çanakkale Savşlarında gönülü hemşirelerinin anlatıldığı bölümün çekimlerinden geldiğini de ekledibye

Nazlıhan
13-02-07, 17:29
Sevgili avrasya; canım anlattıgın için çok sagol... Ben de fragmanda Ahmet Yenilmez "hani nerede" diyordum ki aslında kendisi var da yokmus. :img-hyste Simdilik Ahmet Yenilmez'in kendisine helal olsun demekten baska birsey gelmiyor elimizden. {Her ne kadar Acı Hayat dizisinin geneline gıcık olsam da. :img-hyste } Ben de diziye bir yardımda bulunayım diyecegim ama benim yastık altında sakladıgım bilezigim filan yok ki... :) Hani daha önceden burada bir yemek listesi filan açıklanmıstı. Üzüm hosafı vardı o listede, ben de onu belirtmek açısından cepheye üzüm filan mı göndersem ne yapsam? Ancak sart koyarım, hosafın yarısı benim.:img-hyste {Eger TRT INT kanalı sizin evde çekiyorsa 2 hafta sonra 9. bölümü izleyebilirsin. Bu hafta 7. bölüm "Hasan Ethem" var. O neyli sahneleri tekrar izlemek çok güzel olacak benim için. Üstelik hatırlayacagın üzere ben de 8. bölümün basını kaçırmıstım. :img-wink: O bölümün tekrarını da heyecanla beklemedeyim. Ben 5 dakikalık kaçırdıgım bölüm için nasılda kötü olmustum o hafta. Simdi tüm bölümü kaçıran senin halini tahmin edemiyorum. :img-hyste Gönül bagıyla çekilen dizinin etkisi de ancak böyle olurdu zaten. :img-wink: }

Konusunu bilmedigimiz diger bölümde belli oldu demek: Gönüllü hemsirelerimiz...

avrasya
13-02-07, 17:42
Sevgili nzlhan,ben de çok teşkkür ederim.Artık dediğin gibi,intdeki tekrarları izlerim,inşallah.Zaten en çok beğendiğim bölüm de 8.bölümdü.Önümüzdeki 3 hafta cumartesileri de izliycem artık .VAlla aslında arkadaşım,bizim bileziğimiz yok belki ama.Akif2in de üzeerinde durduğu gibi,sürekli tarihimizi okuyup insanlara anlatıp onları yönlendirebilrsek ne mutlu bize.Bunu yapabilirsek,hatta kınalı kuzuları her hafta daha fazla kişiye izletsek o bile kardır.Neyse tekrar saygılar..

Not:Bu arada özetin buıraya eklenmeyeceğini hala öğrenemedim.Berna ve hepinizden özür diliyorum:good:

Nazlıhan
13-02-07, 18:02
VAlla aslında arkadaşım,bizim bileziğimiz yok belki ama.Akif2in de üzeerinde durduğu gibi,sürekli tarihimizi okuyup insanlara anlatıp onları yönlendirebilrsek ne mutlu bize.Bunu yapabilirsek,hatta kınalı kuzuları her hafta daha fazla kişiye izletsek o bile kardır.

Canım, bilezik ve hosaf isin gırgırıydı zaten. Gerçi fena da olmazdı hani ama biz yine de onları baska durumlar için saklayalım en iyisi. :) Diger dediklerini ben çevremde uygulamaya çalısıyorum, en azından kendi apartmanımda ve diger yakın komsularıma her salı ve c.tesi günleri reklamını yapıyorum dizinin. Ablamı da ögretiyorum, ben belki milleti göremem sen hatırlatırsın artık diyorum. :) Çünkü hepsinin okul çagında çocukları var... Izledikten sonra bazıları aksiyonun vasatlıgından dert yanıyor. {Ve sikayet edenler de hep çocuklar, bacaksızlar ne olacak... :)} Ama görüntü kalitesini filan geçin çünkü önemli olan verilen mesajlar, konusmalara dikkat edin diyorum... Bizim evde son bir kaç haftadır ailem dısındaki insanlarla da izliyorum. Dizi bittikten sonra herkesin yüzünde manalı bir bakıs oluyor ve çok güzel tepki veriyorlar... Sonra koyu ve güzel bir sohbet baslıyor. Ben daha ne isterim... :icon_whis

Not: Bosver üzülme, zamanla ögrenirsin. :img-hyste

kissorkill
13-02-07, 23:02
ilk defa izlerken tüylerim diken diken oldu gerçi öbür bölümlerden birkaçındsa ağlamıştım ama bu bölümde ayrı bişi oldu.
mehmet akifin tabutunu taşırlarken çok fena oldum.ilk başta bayrak felan yok tu tabutta sonra herkez bayrakla geldi ve tabuta örttü.sonra o kızın istiklal marşını okuması ayrı bi duygulandırdı.arkadaki videolardaa.çok üzüldüm bu bölüm

KemanciMemo
14-02-07, 11:18
Merhum Milli Sairimiz Mehmet Akif Ersoy’un hayati ilk kez bir televizyon projesinde uzun soluklu canlandirildi. Sevgili Ahmet Yenilmez, rol’un de hakkini vermis sair’in de. Ne kadar mutlu olsa azdir. Bir parantez acip burada Ahmet Yenilmez’in aslinda Mehmet Akif’e pek de benzememis oldugunu yazsak edepsizlik yapmis olmayiz dimi? Yani Akif’in hangi resminde gobek var Allah askina? Yuz hatlari biraz benzemis, ama cok az. Neyse bunlar isin detaylari, detaylarda bogulmayalim :)

Bu bolumde de bol bol duygulandim. Duygulanmak demisken, bir arkadasimiz deginmis, sevgili Ahmet Yenilmez’i konuk olarak 2 programda izledim. Her ikisinde de duygulanarak anlatti Kinali Kuzular projesini. Resmen agladi, tam manasiyla duygulandi. Nasil bir yurek ve nasil bir inancla bu projeye gonul verdiklerini anlatti. Dogrusunu soylemek gerekirse, butun o anlattiklarini dinledikten sonra dizinin hic bir eksigi gozume buyuk gorunmedi. Turkiyemizde sinemanin alt yapisinin olusmadigindan falan da bahsetti. Eksiklerimizin oldugundan filan. Buna ragmen sorumluluklarinin bilincinde olan bir kac yuz yurekli adam’in yapmayi basardigi eser ortada. Ayakta alkisliyorum ve sevgilerimi gonderiyorum.

Kinali Kuzular basladigindan beri, surekli izleyicinin bam tellerine dokunmak istercesine hep duygulu olaylari tasiyor gundemine. Askerlerimizin aclik ve sefalet icerisinde dunyaya nasil meydan okudugunu, en zor sartlarda bile dimdik ayakta durabilmenin ovuncunu ve gururunu yasadiklarini yansitiyor. Yasanan onca centilmenlikler de isin tuzu bireri oluyor. Yasanan butun gercekleri yansitmak tabiki cok zor, ama hic yoktan iyidir diye ellerinden geldigince o zamanki ahvalimizi aktarmaya calisiyorlar. Yureklerine saglik.

Bu bolum merhum Milli Sairimiz’in kisa da olsa hayatini yakindan (kaba taslak) izleme imkanimiz oldu. Kaba taslak diyorum, cunku cok onemli detaylar’in dahi tam olarak aktarilamadigini gordum. Bunu eksik olarak yazmiyorum, ama dikkatimi cekti. Mesela Akif’in ailesi hakkinda en ufak bir bilgi verilmedi ve gosterilmediler. Onca zamandir neredeydi Akif’in ailesi? Herneyse, gozden kacmis olamaz, muhakkak bir bildikleri vardir. Oyunculuklara deginmeye gerek yok zaten, hepsi yine harikaydi. Gormek istedigim iki olay vardi, ama maalesef bunlari bolumde goremedim. Birincisi Istiklal Marsimizin Mecliste ilk okundugu an. Yani o tekrar tekrar ayakta alkislandigi an. Bir de Akif’in bir bosbogaza Baytarlik konusunda haddini bildirdigi an. Her ikisini de bolumde kesin olarak bulabilecegimi dusunmustum, yanilmisim :)

Velhasilikelam, Ahmet Yenilmez, buyuk isler yapiyor, hem de cok buyuk. Ne kadar gurur duysa azdir. Akif’imizden bir iki misra aktarmadan yorumu bitirmek olmaz, hadi o halde dalalim o engin deryanin sadeligine…;

Ağlarım ağlatamam, hissederim, söyleyemem,
Dili yok kalbimin ondan ne kadar bîzârım...

paçiii_melos
14-02-07, 13:47
TELE - BAROMETRE
13 ŞUBAT 2007 SALI
NO PROGRAM ADı KANAL RATING (%) SHARE (%)
1 BINBIR GECE [NET] KAND 20,80 50,40
2 EZO GELIN [NET] SHOW 14,40 31,50
3 ARKA SOKAKLAR [NET] KAND 12,30 26,90
4 HABER SAATI [NET] KAN7 6,10 17,50
5 SHOW TV ANA HABER BULTENI [NET] SHOW 5,70 15,30
6 KANAL D ANA HABER BULTENI [NET] KAND 5,60 14,80
7 STAR ANA HABER BULTENI [NET] STAR 5,40 14,70
8 ATV ANA HABER BULTENI [NET] ATV 5,30 14,10
9 EMRET KOMUTANIM (TKR) [NET] SHOW 4,90 11,90
10 ACEMI CADI (TKR) [NET] KAND 4,50 16,70
.......
53 TATLIM BENIM [NET] ATV 1,60 10,40
54 KINALI KUZULAR [NET] TRT1 1,60 3,40
55 BRATZ (OGLE) STAR 1,50 9,60


HEDEF KİTLE : A/B
13 ŞUBAT 2007 SALI
NO PROGRAM ADı KANAL RATING (%) SHARE (%)
1 BINBIR GECE [NET] KAND 27,10 63,80
2 ARKA SOKAKLAR [NET] KAND 9,80 22,20
3 EZO GELIN [NET] SHOW 9,50 21,70
4 BIR DEMET TIYATRO [NET] ATV 7,70 17,40
5 BINBIR GECE (OZEL) [NET] KAND 6,60 24,70
6 ATV ANA HABER BULTENI [NET] ATV 5,90 17,00
7 KANAL D ANA HABER BULTENI [NET] KAND 5,60 16,20
8 STAR ANA HABER BULTENI [NET] STAR 5,30 15,80
9 SHOW TV ANA HABER BULTENI [NET] SHOW 4,70 13,90
10 SABAHLARIN SULTANI [NET] KAND 4,10 29,80
11 AVRUPA YAKASI (TKR)-OPT [NET] ATV 3,90 16,30
12 CANLI CANLI [NET] KAND 3,80 26,20
13 KINALI KUZULAR [NET] TRT1 3,80 8,40
14 TRT ANA HABER BULTENI TRT1 3,70 9,90
15 SPOR GUNDEMI KAND 3,70 9,80

avrasya
14-02-07, 16:25
Evet...İşte şimdi buraya rahatça yazabilrim.Bir nefeste,duygusallığımın son haddinde izlediğim bir bölüm.Akifi anlat anlat bitmez.Dünkü bölümde ise çok genel hatlarıyla onun vatan sevgisi ve karakteri üzerinde duruldu.Genel olarak ben de başarılı buldum.Ama bir iki eksik de ben söyliyim:Bir kere Demir Karahan Akifin hayatında önce Eşref Edip oldu daha sonra da teşkilatı mahsusa memuru.Yani bunlara dikkat etmek lazım.Ayrıca Akifin cenazesinin bu şekilde olması beni de çok kahrediyor.Hatta Ertuğrul Düzdağdan okuduğuma göre(ki Akifin hayatını okuyabileceğimiz en güvenilir kaynak),Akifin cenazesinde sadece öğrenciler varmış.Ne bir devlet görevlisi ne bir asker.Yazık..Bizim vefamız da bu kadar dedirtiyor insana.Dizide bunu çok iyi yansıttlar.:good:
Akif,Ahmete;senin gibi gençleri gömrdüğüm zaman hem umutlanıtyorum,hem de daha yapacak çok işim var diyorum.Ne diyim Allah Akifin mekanını cennet eylesin.Ayrıca sayın Yenilmez ve ekibine tekrar tekra teşekkürler.Şimdi de bizler onların hakkını ödeyemeyiz.Dularımız onlarla:img-yes:

havinim_baranım
14-02-07, 20:38
Ya dün akşam ki bölümde Mehmet Akif Ersoyun hayatını anlatıyordu,galiba ama maalesef bakamadım çok pişman oldum bakamadığıma acaba ne zaman tekrarı oluyor bilen var mı?

avrasya
14-02-07, 21:49
KINALI KUZULARIN tekrarları:
Cumartesi akşamları saat 21.30'da trt intte yayınlanıyor.3 bölüm geriden gidiyor ama.İYİ seyirler

Kirik-Kanatlar
15-02-07, 01:21
Bu bolum merhum Milli Sairimiz’in kisa da olsa hayatini yakindan (kaba taslak) izleme imkanimiz oldu. Kaba taslak diyorum, cunku cok onemli detaylar’in dahi tam olarak aktarilamadigini gordum. Bunu eksik olarak yazmiyorum, ama dikkatimi cekti. Mesela Akif’in ailesi hakkinda en ufak bir bilgi verilmedi ve gosterilmediler. Onca zamandir neredeydi Akif’in ailesi? Herneyse, gozden kacmis olamaz, muhakkak bir bildikleri vardir.


Merhaba. Ben bu foruma pek girmem ama Kinali kuzulari muhakkak her hafta izlerim . ama ne yazikki dunki bolumu sonuna kadar izleyemedim. Demissinizki ailesine hic deyinmemis. ama sairimiz Akif bey hayatinin basini anlatirken babasi hakkinda cok bilgi verdi. ve birde babasi sanirim Akif beyin kardesinin sacini tariyordu babasi orda. Bilgilendirmek istedim siz 'en ufak bir bilgi verilmedi ve gosterilmediler' diye yazinca.bye

lal2
15-02-07, 12:50
Evet...İşte şimdi buraya rahatça yazabilrim.Bir nefeste,duygusallığımın son haddinde izlediğim bir bölüm.Akifi anlat anlat bitmez.Dünkü bölümde ise çok genel hatlarıyla onun vatan sevgisi ve karakteri üzerinde duruldu.Genel olarak ben de başarılı buldum.Ama bir iki eksik de ben söyliyim:Bir kere Demir Karahan Akifin hayatında önce Eşref Edip oldu daha sonra da teşkilatı mahsusa memuru.Yani bunlara dikkat etmek lazım.Ayrıca Akifin cenazesinin bu şekilde olması beni de çok kahrediyor.Hatta Ertuğrul Düzdağdan okuduğuma göre(ki Akifin hayatını okuyabileceğimiz en güvenilir kaynak),Akifin cenazesinde sadece öğrenciler varmış.Ne bir devlet görevlisi ne bir asker.Yazık..Bizim vefamız da bu kadar dedirtiyor insana.Dizide bunu çok iyi yansıttlar.:good:
Akif,Ahmete;senin gibi gençleri gömrdüğüm zaman hem umutlanıtyorum,hem de daha yapacak çok işim var diyorum.Ne diyim Allah Akifin mekanını cennet eylesin.Ayrıca sayın Yenilmez ve ekibine tekrar tekra teşekkürler.Şimdi de bizler onların hakkını ödeyemeyiz.Dularımız onlarla:img-yes:
Gercekten üzücü, sir ögrencilerin olmasi. Kurtulus savasi sirf cephede ölerek kazanilmadi. Oraya gidenlerin dimaglarini isleyen, camilerde vaazlar veren halkla inen Mehmet Akif ve onun gibi halki biliclendirenleri unutmak gercekten aci.
Özeti görünce Mehmet Akif - Canakkale - diye bir an soru isareti olustu ama sadece bir an. Belki Onüc bölümlerin sonunda noktalayici bölüm olarak daha iyi olmazmaydi acaba - Canakkale-kurtulus savasi - ve nihayetinde istiklal marsimizin yazilisi ve bunu yazan sairin mücadelesi. Evet marsin meclisde okunmasi da cok hos olurdu.

Nazlıhan
15-02-07, 14:09
Belki Onüc bölümlerin sonunda noktalayici bölüm olarak daha iyi olmazmaydi acaba - Canakkale-kurtulus savasi - ve nihayetinde istiklal marsimizin yazilisi ve bunu yazan sairin mücadelesi. Evet marsin meclisde okunmasi da cok hos olurdu.

Istiklal Marsı'nın yazılıs tarihi 17 Subat. Belki bu tarihin yer aldıgı hafta yayınlamak istemis olabilirler. Mesela Zahid Üstegmen'in oldugu bölümü onun sehit oldugu tarihte yani 9 Ocak'ta yayınlamıslardı. Belki son bölümde daha ayrıntılı islenir. Sonuçta o bölümde 57. Alay ve M.Kemal anlatılacakmıs. M.Kemal'in gözünden olaylar yansıtılabilir ama belki...

Nazlıhan
15-02-07, 16:07
Bir buçuk iki saat süren bir süngü muharebesinde en az 15-20 bin yaralı olurdu. Hafif yaralı olanların yaraları hemen sarılır, muharebeye yeniden iştirak ettirilirdi.

Ağır yaralılar, şansları varsa iki taşıyıcı tarafından önce bölüklerin sargı yerlerine getirilirdi. Burada, tabur hekimleri yaşayabilecek olanları sahra hastanelerine sevk ederdi. Yaşamasını mümkün görmediklerini ise dışarıda herhangi bir çalı dibine bıraktırırlardı. Bu ağır yaralılar eğer başları dibinde gölge eden bir çalı parçası varsa şanslıydılar. Çoğu kez, yaz sıcağında, güneş altında çıplak arazide bekleyen yaralılar, kangrenden veya yaralarına konup kurt atan milyarlarca sineğin yol açtığı enfeksiyondan ölüyordu. Bu durumda olanların yapabildikleri tek şey, gelen geçen olursa onlardan yardım istemek ve dua etmekti. Dua en etkili ilaçlardan birisiydi. Bilinen her şekilde dua edilirdi; kurtulmak için, sevdiklerine kavuşmak için, memlekete dönebilmek için, acıyı dindirmek için, sabredebilmek için... Cepheye cephane ve yiyecek taşıyan konvoylar, geri dönerlerken yol üzerinde belli noktalara bırakılmış bu yaralıları alırlardı. Yaralılar içine ot yayılmış öküz arabalarıyla taşınırdı. Bu araçlarla Ağaderesi, Akbaş, Maydos'ta bulunan "Sevkiyat Hastahaneleri"ne getirilen yaralılar, buradan gemilere bindirilerek İstanbul, Bandırma, Yalova, Lapseki gibi iskelelere çıkarılmış ve tedavi için bölgedeki hastanelere ulaştırılmıştı.

Salgın hastalıklara karşı önlem olarak, 25 Ağustos 1915'de Anafartalar Grubu'ndaki Türk askerlerine kolera ve tifo aşıları tatbik edilmişti. Türkler, aynı şekilde esir aldıkları Fransız, İngiliz ve Rus askerlerine de aşı yaptılar. Aynı şekilde; tifo, kolera, çiçek gibi aşılar halka ve hattâ hapishanelerdeki mahkumlara da uygulandı.

Üst rütbeli kumandanların, İstanbul'dan veya yurtdışından gelen ziyaretçilerin hastaneleri ziyaret etmesi başlı başına bir olaydı. Çünkü bu gelenler hediye paketleri, madalyalar dağıtırlar, fotoğraflar çektirirlerdi. Subaylar, katıldıkları muharebeleri anlatırlar ve yorumlarlardı. Siyaset tartışılırdı.

Yaralılar dost ve arkadaşları tarafından ziyaret edilir; muharebe, birlikler sorulur, şehitler anılır, kalanlara selamlar yollanırdı. İyi havalarda hastane bahçeleri bayram yeri gibi neşeli olurdu. Halk, hastanelerde yaralı gazileri ziyaret etmeyi adet edinmişti. Onlara sigara, tütün, lokum gibi hediyeler götürürler, isterlerse mektuplarını yazarlar, şehre dışarıdan bir devlet yetkilisi gelirse onu da mutlaka ziyarete götürürlerdi.

Kaynak:http://www.gallipoli1915.org/asker.psiko.htm

Nazlıhan
15-02-07, 16:10
1831 - 1862 yılları arasında Galata Sarayı Sultanisi, bir tıp okuluna dönütürülmüş ve adı Tıbbiye-i Adliye-i Şahane olmuştu.Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra 2. Mahmut tarafından eksiği duyulan Tıbbiye Mektebi olarak açılması, bina içinde bir hastane oluşturulmasını da beraberinde getirmişti. Galatasaray Lisesi binası bu tarihten çok sonraları 1915 yılında tekrar hastane olarak kullanıldı. Geniş ve çok yataklı yatakhaneleri, zaten öğrencilerin büyük bir kısmının gönüllü olarak savaşa katılmasıyla boşalmıştı. Çanakkale cephesinden de İstanbul'a sürekli yaralı asker geliyordu. Pierre Loti'nin "Bezgin Kadınlar" romanının kahramanlarından olan Zinnur ve Cevat Paşa'nın kızı Emine Semiye Hanımlar gönüllü hemşire olarak, tıp tarihimizin önemli hekimlerinden Besim Ömer Paşa'nın yönetiminde bu bina ve bahçesindeki birçok Çanakkale gazisini tedavi ettiler.

Kaynak:http://www.haciabdullah.com.tr/Beyoglu/galatasaray.htm

Nazlıhan
15-02-07, 16:31
12-18 Mayıs "Hemşirelik Haftası" olarak kutlanıyor her yıl. Biz de bu haftaki yazımızı hastane köşelerine düşmeden kıymetlerinin pek anlaşılmadığı iş arkadaşlarımıza ayırmak istiyoruz. Hemşireliğin uzun zaman önce profesyonel bir mesleğe dönüştüğünün bilinmediği sanısıyla.

Sağlık hizmetlerinin modernleşmesi ve dünya standartlarını yakalamasının sadece gelişmiş teknolojilerle değil topyekün eğitilmiş sağlık personeliyle gerçekleşebileceğini vurgulamak istiyoruz öncelikle.

Çünkü yeni konseptlerde artık hemşirelik bir sağlık disiplini ve ekip çalışması olarak tarif ediliyor. Bireyin, ailenin ve toplumun sağlığını ve esenliğini koruma, geliştirme ve hastalık halinde iyileştirme amacına yönelik hizmetlerin planlanması, örgütlenmesi, uygulanması, değerlendirilmesi ve bu hizmetleri yerine getirecek kişilerin eğitiminden sorumlu, bilim ve sanattan oluşan bir sağlık disiplini.

Bu noktaya nasıl gelindiğini anlamak için yine kısa tarihçeyle başlayalım dilerseniz.

Bütün dünyada modern hemşireliğin kurucusu olarak anılan Florence Nightingale, modern hemşireliğin temelini 1846 yılında ülkemiz topraklarında atmış, çoğumuzun bildiği gibi.
Tarihi kayıtlarda Miss Nightingale, deneyimlerinden yola çıkarak kendini eğiten, savaş tıbbındaki ilerlemelere katkılarda bulunmuş, tıp istatistikleri konusunda ilk kayıtları kaleme alan ve ilk hemşire okullarından birini kurmuş aristokrat bir öncü olarak betimleniyor. Biraz destansı bir üslupla olsa da...

Resmi kayıtlara bakarsak..

1872 yılında Amerika'da Louisa Schyler başkanlığındaki bir ekip hastanelerde iyi eğitim görmüş hemşireler olmadan hasta bakımının imkansız olduğunu iddia ederek New York'da Hasta Yardım Derneğini oluşturuyor ve hemşire yetiştirmeye başlıyor. 1873'de bu grup 23.000 Dolar fon bularak tüm muhalefete rağmen Bellevue Hemşire Okulunu kuruyor. Amerika'da düzenli hemşire eğitimi 1893 yılında yaygınlaşmış. 1900 yılında da Amerikan hemşireleri ilk dergilerini yayınlamaya başlamışlar. Türkler ilk gazetelerini okurken.

20. yüzyıl başlarında mezunlar daha çok özel kliniklerde hasta bakımını üstlenmekte. Zaten peşisıra gelen 1930 ekonomik krizi sağlık alanını da vurmuş. Hemşireler iş bulamamaya başlamış. Bir çok okul kapanmış. O zaman IMF de yok tabii.
1940 başlarında İkinci Dünya Savaşı ile hemşirelik yeniden popüler hale gelmiş. Roosvelt bir kanun çıkararak hemşireler için zorunlu ordu hizmeti getirmiş. Tüm Amerika'daki hemşirelerin %31 i savaşta görev almış. Böylece savaş filmlerinin değişmez öğelerinden olmuşlar elbette.

Savaş sonrası "baby boom" çağında bu kez çocukların sağlığı için hemşirelerin devreye girdiğini görüyoruz. Aşı ve koruyucu sağlık hizmetlerinde yer almışlar. 1954 yılında çocuk felci için sadece Amerika'da 2 milyon çocuğa aşı yapılmış.
60'lı yıllardaki genel geçer politikalara paralel olarak hemşireler de politize olmaya başlamışlar. 1966 Mayısında New York kentindeki hemşirelerin yarısı kötü çalışma koşulları ve maaşları protesto etmek için yürümüşler. 70'lerde örgütlenme hareketi tamamlanmış. Amerikan Hemşire Dergisi bir çeşit strateji belirleyen merci olarak tüm ülke hemşirelerini bilinçlendirip yeni hakların tanınmasını başarmış.
1980'ler hemşireliğin dünyada profesyonel bir meslek haline geldiği yıllar. Üniversite eğitimi iyiden iyiye şekillenmiş ve yaygınlaşmış. 1990 sonrası ise uzmanlaşma başlamış.
Avrupa'daki hemşirelik de Amerika'dakine paralel gelişmiş. İngilizler hareketlere öncü olmuşlar.

Gelelim ülkemize..

Türkiye'de hemşirelik mesleğinin doğuşu Birinci Dünya Savaşı öncesinde, 1912 Trablusgarp ve Balkan savaşlarında yaralanan askerlerin bakımı için duyulan gereksinimle olmuş. Olumsuz sosyal etkiler Türk kadınının çalışmasına engel olduğundan, hemşirelik mesleği ülkemizde maalesef geç gelişen mesleklerden.
Kızılhaç'ın Washington kongresine katılan Dr. Besim Ömer Paşa ve Dr. Nihat Reşat Belger, hemşireliğin bir meslek olduğunu, branşlara da ayrıldığını gözlemişler. Yurda dönüşlerinde, Besim Ömer Paşa Kızılay Cemiyetini (Hilal-i Ahmer) uyararak, ülkenin hemşirelik mesleğine olan gereksinimini dile getirmiş ve bir hemşire okulunun açılmasının zorunlu olduğunu belirtmiş. Kızılay Cemiyeti, bu öneri üzerine ilk defa İstanbul'da Kadırga semtindeki hastanede 6 ay süreli gönüllü hastabakıcı kursu için ödenek ayırmış. Bu kursta ilk dersi Prof. Dr. Besim Ömer Akalın vermiş.
Prof. Dr. Besim Ömer Paşa'nın kişisel çabası bu kursun İstanbul'un en kültürlü çevrelerinde ilgi görmesini sağlamış ve Balkan Savaşı ile birlikte Türk kadını hastanelerde çalışmaya başlamış.
Bu ilgide hemşire figürünün Avrupa ve Türk edebiyatında yüklendiği rolün de etkisi tartışılmaz.

1913-1914 yıllarında Üniversite konferans salonunda tertiplenen kurslara çok sayıda öğrenci katılmış. Bu öğrencilere hasta bakımı üzerine çeşitli bilgiler verilmiş. Kursları bitiren Kerime Salahor, Safiye Hüseyin Elbi ve Münire İsmail; Çanakkale ve Balkan savaşında gönüllü hasta bakımı yapmışlar ve büyük fedakarlıklar göstermişler.
1920 yılında, Amerikalılar tarafından, Amiral Bristol Özel Sağlık Meslek Lisesi açılmış ve öğretim süresi ortaokuldan sonra 2 yıl 6 ay olarak belirlenmiştir.
Cumhuriyet döneminin ilk hemşire okulu 21 Şubat 1925 yılında açılan Kızılay Özel Hemşire Okulu'dur.

Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, kendisine bağlı yataklı kuruluşların hemşire gereksinimini karşılamak üzere ilk kez 1946 yılında Hemşire -Laborant Okulu açmış ve bunu diğerleri takip etmiştir. Ortaokula dayalı 3 yıl eğitim veren hemşire okulları, 1958 yılında meslek derslerinin yanında lise denkliği sağlayacak kültür derslerine de ağırlık verilerek öğretim süresi 4 yıla çıkarılmıştır.

Sonrasında hemşirelik mesleğini üniversite düzeyine çıkarmak, hastalara daha bilgili ve ehil bakım verebilmek, araştırmalar yapabilecek ve yurt sağlık sorunlarına eğilebilecek yetenekte elemanlar kazanmak, sağlık meslek liselerinde öğretmen ve yönetici, sağlık kurumlarında yönetici ve uzman hemşire yetiştirmek amacı ile, "Hemşirelik Yüksek Okulları" açılmıştır. Lisans eğitimi (4 yıllık üniversite eğitimi) veren bu okullardan Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu (1955), Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu (1961) yılında kurulmuştur.

1997'de Yüksek Sağlık Şurasında alınan kararla, Hemşirelik Eğitiminin sadece üniversitelerde sürdürülmesine karar verilmiş, böylece hemşirelik eğitimi verilen Sağlık Meslek Liseleri, Sağlık Yüksekokullarına dönüştürülmüştür. Günümüzde (1999'dan beri), hemşirelik eğitimi sadece üniversiteye dayalı 4 yıllık eğitim olarak sürdürülmektedir. Yüksek lisans (master) eğitimi 1968'de, doktora programları ise 1972'de başlatılmıştır. Böylece hemşirelik kendini bilimsel bir disiplin olarak da ortaya koymuştur. Haziran 1998 verilerine göre Hemşirelik alanında 28 profesör, 36 doçent, 68 yardımcı doçent hemşire görev yapmakta ve halen 891 yüksek lisans, 217 doktora programını tamamlamış hemşire bulunmaktadır.

Sağlık Bakanlığı verilerine göre 1995 itibariyle ülkemizde 64243 hemşire bulunmakta ve bunların %61'i devlet hastanelerinde görev yapmaktadır. Bugün maalesef halen 1954 yılında yürürlüğe giren ve günümüz gereksinimlerini karşılayamayan "Hemşirelik Kanunu" geçerlidir. Günümüz koşullarına cevap verecek şekilde 1992 de hazırlanan Hemşirelik Kanunu Taslağının ise akıbeti karışık.

Hemşirelerimizin sorunlarına pek ayrıntılı değinemesek de diğer vatandaşlarımızdan çok da farklı boyutlarda olmadığını tahmin edersiniz.

Sağlıcakla kalınız...

Kaynak: Dr. Serdar Günaydın - 19 Mayıs 2003, Pazartesi
http://www.hurriyet.com.tr/agora/article.asp?sid=8&aid=445

svç80
15-02-07, 16:48
nzlhan eklediğin bilgiler için teşekkürler...bu bölümün konusu sanırım hemşireler sen başlamışsın ben devam edeyim...


İlk Türk Hemşiresi: SAFİYE HÜSEYİN (ELBİ)

http://www.gallipoli1915.org/images/hemsire/SafiyeHuseyinElbi2.JPG

Dünyada modern anlamdaki hemşireliğin Kırım Savaşı (1854-56) sırasında, Florance Nightingale (1820-1910) ile başladığı kabul edilmektedir. Türkiye de; Üsküdar Selimiye Kışlası'nda dünyaca ünlü hemşire liderin verdiği hizmetlerle mesleğin doğuşuna tanıklık etmiştir.[1]

F. Nightingale rahibelerden ve sivil hastanelerdeki kişilerden seçilen 38 kişilik bir hemşire kafilesi ve malzeme ile 1854 Ekimi'nde İstanbul’a gelmiş ve disiplinli çalışmaları neticesinde savaştan dönen yaralılar arasındaki ölüm oranını yüzde 42’den yüzde 2’ye düşürmüştür. F. Nightingale’in yaralı ve hastalara bilgi ve şefkatle bakması onun efsaneleşmesine neden olmuştur.

Hemşirelik ve hastabakıcılığın ülkemizde nasıl başladığına kısaca değinecek olursak; hemşirelik, 1911 yılında Trablusgarp ve 1912 yılında Balkan Savaşları'nda yaralanan askerlerin büyük kayıplar vermesiyle ve bu askerlerin bakımı için duyulan gereksinimle başlamıştır.

Kızılhaç'ın Washington Kongresi'ne katılan Dr. Besim Ömer Paşa ve Dr. Nihat Reşat Belger, hemşireliğin bir meslek olduğunu ve branşlara ayrıldığını gözlemişler; yurda dönüşlerinde, Besim Ömer Paşa Hilal-i Ahmer Cemiyeti’ni (Kızılay) uyararak, ülkenin hemşirelik mesleğine olan gereksinimini dile getirmiş ve bir hemşire okulunun açılmasının zorunlu olduğunu belirtmiştir. [2]


http://www.gallipoli1915.org/images/hemsire/SafiyeHuseyinElbi1.JPG

Türk tıp tarihinin önde gelen isimlerinden olan Dr. Besim Ömer Paşa (masada oturan), ilk hastabakıcılarımızdan Safiye Hüseyin (yanındaki)


Hilal-i Ahmer Cemiyeti, bu öneri üzerine ilk defa İstanbul’da Kadırga semtindeki hastanede 6 ay süreli gönüllü hasta bakıcı kursu açmış ve ilk dersi de Prof. Dr. Besim Ömer Akalın vermiştir. Balkan Savaşları ile birlikte Türk kadını hastanelerde çalışmaya başlamıştır.

1913–1914 yıllarında üniversite konferans salonlarında tertiplenen kurslara çok sayıda öğrenci katılmış; bu öğrencilere hasta bakımı üzerine çeşitli bilgiler verilmiştir. Kursları bitiren Safiye Hüseyin (Elbi), Kerime Salahar, Münire İsmail gibi Türk hanımları; Çanakkale ve Balkan Savaşlarında gönüllü hasta bakıcılığı yapmışlar ve büyük fedakârlıklar göstermişlerdir.[3]

1920 yılında, Amerikalılar tarafından, Amiral Bristol Özel Sağlık Meslek Lisesi açılmış ve öğretim süresi ortaokuldan sonra 2 yıl, 6 ay olarak belirlenmiştir. Cumhuriyet döneminin ilk Hemşire Okulu 21 Şubat 1925 yılında açılan Kızılay Özel Hemşire Okuludur.[4] Daha sonra açılan hemşirelik okulları ise şöyle sıralanabilir:

1955 Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu

1961 Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu

Florance Nightingale Hemşirelik Yüksek Okulu

1977 Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu

1982 Cumhuriyet Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu

1985 GATA Hemşirelik Yüksek Okulu

1992 Marmara Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu

1992 Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu

1994 Başkent Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu [5]

http://www.gallipoli1915.org/images/hemsire/1915-GS%20lisesi%20bahcesinde%20hemsireler.JPG

1915 yılında Galatasaray Lisesi’nin bahçesinde hemşirelerimiz toplu halde...

SAFİYE HÜSEYİN (ELBİ) (1881-1964)

http://www.gallipoli1915.org/images/hemsire/SafiyeHuseyinElbi1.JPG




Safiye Hüseyin İngiltere’de denizateşeliği hizmetinde bulunan Ahmet Paşa’nın kızıdır. Öğrenimini Avrupa’da yapmıştır. Batı kültürüyle yetişen bu ilk hemşiremiz, saltanat döneminde Almanya ve İsviçre’de düzenlenen milletlerarası kongrelere katıldı. İlk defa ulusumuzu bu alanda temsil etti. Yabancı devletlerden iftihar ve takdir nişanları aldı. Cumhuriyetin ilanından sonra da tüm hayır kurumlarında ve derneklerde üstün bir feragatle çalıştı. hemşirelik mesleğiyle ilgili hayli yazılar yazdı ve konferanslar verdi. Ömrünün son gününe kadar mesleğinin tutkusu içerisinde yaş***** sürdüren ilk hemşiremiz Safiye Hüseyin, 1964 Temmuz’unda 83 yaşında, yetiştirdiği hemşirelerin kucağında gözlerini kapadı. [6]

Safiye Elbi Çanakkale Savaşı'nda

Çanakkale Savaşı başladığında Safiye Hüseyin gönüllü hastabakıcı olarak yazılmış; Balkan Muharebelerinde de hastabakıcı olarak görev aldığı için Reşit Paşa Hastane gemisine baş hastabakıcısı olarak verilmişti.

Çanakkale Savaşları başladığında birçok vapur hastane gemisine dönüştürülmüştü. Reşit Paşa da bu vapurlardandı. Hastane gemileri Akbaş veya Kilya iskelesinden yaralıları alıp İstanbul hastanelerine, Hilal-i Ahmer ve Vatan hastanelerine yaralı sevk ediyorlardı.

Reşit Paşa vapuru, Akbaş İskelesi'nde, gelen yaralılara ilk müdahalelerin yapılması için demirli vaziyette tutuluyordu. Gemiye sürekli yaralı taşınmakta, yüzlerce yaralı Mehmetçik deniz üzerinde günlerce acılar içinde kıvranmaktaydı. Gemi dolunca da bu alınan yaralılar Hilal-i Ahmer hastanelerine taşınmaktaydı. İstanbul’dan dönerken asker ve mühimmat taşıma görevini de üstlenen Reşit Paşa vapuru, bu nedenle yaralı taşıma işlemini yaparken de birçok defa rahatsız edilmişti.

Çanakkale Müstahkem Mevki Mayın Grup Komutanı Binbaşı Nazmi Bey, günlüğünde Reşit Paşa vapuru hakkında şöyle diyordu:

"27 Nisan 1915

Reşit Paşa vapuru İstanbul’dan asker yüklü olarak geldi. Nara Burnu'nda durduğu sırada düşman ateşine maruz kalmış ve yanındaki Üsküdar vapuru beş dakika içinde batmıştır. Bir çarkçı ve iki er şehit olmuştur. Diğerlerinde hamdolsun bir zarar olmamıştır...”[7]

Çanakkale Savaşları'nı Safiye Hüseyin şöyle anlatmıştı: [8]

"Evet savaşa da iştirak ettim Çanakkale’de uzun müddet kaldım. Çanakkale’de savaş başladığında Alman Salibiahmer (Alman Kızılhaçı) ile bizim Hilal-i Ahmer Cemiyeti birleşmiş, Reşit Paşa vapurunu hastane gemisi yapmıştık. Ben bu geminin hasta bakıcısı olmuştum. Reşit Paşa Çanakkale’ye gidecek, orada yaralıları tedavi edecek, yarası ağır olanları alıp İstanbul’a getirecekti.

….Vaziyet tehlikeli dediler… Ne vapuru olursa olsun… İster hastane vapuru ister Kızılay ister Salibiahmer, İngilizler ---- tutuyorlar. Ben aldırış etmedim. Zaten umumi harp başladığı zaman ben hastabakıcılık için gönüllü yazılmıştım. Gönüllü olarak gidiyordum… Peşinen şunu söyleyeyim ki hayatımda hiçbir zaman ölümden korkmuş değilim.

Reşit Paşa’ya bindik. Çanakkale’ye geldik, Akbaş Mevkii'nde demirledik. Hastaları, yaralıları toplamaya başladık. Ne yaralılar, ne yaralılar. Şu parmakları görüyor musunuz? Ben bu parmaklarımla kaç delikanlının gözlerini bir daha açılmamak üzere kapattım. Kaç delikanlının…"

********************

"Yaralıkları aldık, dönüyorduk… Birdenbire tepemizde bir uçak belirdi, güverteye çıktık. Süvari müthiş bir haber verdi:

- İngiliz uçağı...

Mamafih zerre kadar korkmuyorduk. Reşit Paşa gemisinin bir tarafında kızıl bir ay, bir tarafına da kızıl bir salip (haç) vardı. Belli ki hastane vapuru… İçimizden “dünyada bize ateş edemezler” diyorduk. Uçaktan kırmızı bir ışık yükseldi, ve üstümüze dehşetli gürlemeler oldu…

Yine bir gün yaralıları aldık dönüyorduk. Etrafımızda müthiş gürlemeler oldu dehşetli gülle yağmurunun altında kaldık. Reşit Paşa ’nın sağına soluna gülleler yağıyordu, o zaman anladık ki bize ateş ediyorlar. Attıkları gülle bize o derece yakın düşüyordu ki tasavvur edemezsiniz.

Yaralı gaziler vapurlara taşınırken…

Fakat bütün bu tehlikelere rağmen korkmak için vaktimiz olmadı. Çünkü hastalar bizi bekliyorlardı. Ameliyat edecek, yaraları sarılacak yüzlerce hasta vardı. Bunlardan biz kendimiz için korkacak vakit bulamıyorduk.

Bundan sonra düşman adet edinmişti. Ne zaman Reşit Paşa vapurunu görseler tepemize İngiliz işaretli bir tayyare dikiliyor, düşman topçusuna bizim bulunduğumuz yeri işaret ediyor. Bundan sonra o dehşetli gülle yağmuru başlıyordu. Her defasında ölüm tehlikesi geçiriyorduk.

Hele bir keresinde müthiş bir bombardımana tutulmuştuk. İstanbul’a “Reşit Paşa vapuru battı” diye haberler gitmiş. İstanbul’a döndük ki, herkes vapur batmış zannediyordu. Akrabam matem içinde, İstanbul’a adeta ahretten döner gibi döndüm. Hayatımda işte böyle bir ahretten döner gibi döndüm. Hayatımda işte böyle bir ahretten dönüş faslı vardır."

En tesirli kelime: Su, su...

"Bir gün bir İngiliz yaralısı bulduk, gemiye getirdik. Zavallı çiçek gibi bir delikanlıydı. Başından aldığı bir yara ile gözlerini kaybetmişti. Gözlerinin üstüne siyah uzun bir sargı sarmıştık. Ağzına damla damla su akıttık. Yaralıların sayıkladıkları en tesirli kelimelerden biri de budur. Su…

Hiçbir ağır yaralının susuz ölmemesine son derce dikkat ederdik. Bir İngiliz yaralısının da ağzına su akıttık. Çok üzgündü, İngilizce mütemadiyen “öleceğim” diyor, arkasından nişanlısının ismini söylüyordu. Ölüm halinde bulunan adama son vazifemi düşündüm… Ve onun düşman askeri olduğunu bir an için aklıma getirmeyerek kendisini İngilizce, kendi ana dili ile teselli ettim:

- Katiyen ölmeyeceksin, yaşayacaksın… Bütün bu korkulu günler geçecek. İyi olup memleketine gideceksin, nişanlına kavuşacaksın…

Bu İngilizce teselli onun öyle hoşuna gitti ki, bir müddet sonra yüzünde müsterih, hatta memnun çizgiler peydahlandı ve öldü…

Biz öleceğini bildiğimiz bütün umutsuz hastaları böyle teselli ederdik.

Ölmeyeceksin daha çok yaşayacaksın diye diye kendilerini bazen buna inandırırdık. Adeta yaşayacaklarına inanmış oldukları halde ölürlerdi.

Gördüğüm en müthiş yaralılar gözlerini kaybedenler. Bunların halleri pek feci oluyor. İçin için eriyorlar... Günden güne sönüyorlar.

Gözlerinin yarası iyi olmak ihtimali bile olsa kendilerini kurtulamıyorlar… Ölüyorlar. Gözlerini kaybedenlerin hali kadar feci bir şey yoktur.

Biz bu Reşit Paşa hastane gemisinin ne kahırlarını çektik. Bazen haftalarca savaş boylarında kalıyorduk. Hele bir keresinde aç kaldık, bite boğulduk. Kömürümüz bitti. Soğukta kaldık."

Son sözleri: Anne !!!

"Yüzlerce yaralının önümde öldüğünü gördüm hemen hemen hepsi de aynı kelimeyi, bu sözü sayıklayarak, “Anne ” diyerek öldüler.

Vapurda muhtelif milletlere mensup yaralılar vardı. Almanlar, Avustralyalılar, cepheden topladığımız İngiliz yaralılar ve bizim yaralılarımız… Hepsi kendi dilleri ile ekseriya tek bir kelime sayıklardı,

— Anne !..."

Bir hastabakıcı arkadaşım...

"Bir Alman doktor vardı. Genç karısı Avusturyalı iyi bir hastabakıcı kadın. Bir gün Reşit Paşa vapurunun üstüne gülle yağmuru yağarken:

— Beni deniz tutuyor, dedi. Hastanede çalışmak istiyorum.

Kendisini cepheden biraz gerideki hastaneye tayin ettirdi. Bu küçük bir cephe hastaneydi. Bir müddet sonra haber aldık ki, hastane büyük bir uçak bombardımanına tutulmuş, tahrip edilmişti. Arkadaşım bombaların altında can vermişti. Bizden de 8 şehit vardı.

İşte bu benim en acı hatırlarımdan biridir. Bu hastaneye ben de gitmek istemiştim. Hatta gönderiyorlardı da… Gitseydim muhakkak ki bugün bulunamayacaktım."

Bekir Çavuş: Kumandanım emrinizi yapamadım!...

"Reşit Paşa vapuruna bir gün Bekir Çavuş isminde bir ağır yaralı getirdik. Onun cephenin ön saflarında bulmuştuk. Bir ayağı kangren olmuştu. Hemen Reşit Paşa vapurunda ameliyat masasına yatırdık.

Ayağını kestik. Bir tek ayağı ile kalmıştı ama vaziyeti çok tehlikeli idi. Kangren çok ilerlemişti. Aynı zamanda pek fazla kan kaybetmişti. Adeta ölmesini bekliyorduk.

O gece sabaha karşı kamaramın kapısı hızlı hızlı vuruldu. Kalktım dışarıda bir ses:

Çanakkale Menzil Hastanesi'ndeki Türk yarılaları...

— Başhemşire… Başhemşire… diye bağırıyordu….

Hemen giyinip fırladım, genç bir Alman hastabakıcısı:

— Hani ayağını kestiğimiz yaralı yok mu?

— Bekir Çavuş mu?

— Evet.

— Ne oldu peki?

— Kendisine bir hal geldi hemşire, tek bacağıyla ayağa kalktı. Odanın içinde dolaşmak istiyor.

Hemen koştum. Bekir Çavuş yaralarından kanlar aka aka ayağa kalkmıştı. Yanına koştum. Bileğinden tuttum, müthiş ateşi vardı.

— Aman Bekir Çavuş dedim, Ne yapıyorsun? Bu hal ile ayağa kalkılır mı?

Bekir Çavuş kendini kaybetmiş bir halde idi.

— Aman dedi, Ne diyorsun? Emir geldi, emri yerine getirmek lazım.. Tabii kalkacağım.

Ve sabaha karşı Bekir Çavuş kollarımız arasında dünyaya gözlerini büsbütün kapadı. Bu adamcağız son dakikasına kadar kumandanın emrini, kendisine verilen vatan vazifesini yapmaktan başka bir şey düşünmüyordu. Son dakikasında bile ne annesini ne sevdiğini düşünüyordu.

Kansız beyaz dudaklarından çıkan en son cümle:

— Emri yapamadım, oldu.

Fakat ben ona kani idim ki Bekir Çavuş vazifesini son derece yapmıştı."

Safiye Hüseyin Anafartalar'da...

"… Maydos’a (Eceabat) gittim. Sonra Anafartalar’a doğru ilerledik. Tepemize iki düşman tayyaresi peydahlandı. Bize adım attırmıyorlar, mütemadiyen bombaları yağdırıyorlardı. Üç saat yürümüş, fena halde yorulmuştuk.

Ölüm muhakkaktı. Tayyareler adamakıllı alçalıp bizi bombardıman etmeye başlayınca gözümün iliştiği bir sıçan deliğine girdik. Üzerimizde epey dolaştıktan sonra gittiler. Biz de karargâha geldik. Tepeden düşman donanması çanak gibi görünüyor. O zaman geçirdiğim bütün tehlikeleri unuttum. Bir kadın için işte bu görülebilmesine ihtimal olmayan bir manzara idi…"

http://www.msxlabs.org/forum/satirlarla-turkiye/1496-anakkale-destani-anakkale-zaferi-anakkale-savasi.html

Nazlıhan
15-02-07, 18:36
Sevgili svç80; paylasımların için tesekkürler. Eger gelecek bölümde Safiye Hüseyin anlatılırsa yine güzel bir bölüm bizi bekliyor demektir. :img-wink: {Gerçi hangi bölümü kötüydü ki... :img-yes: }

10. bölüm yorumum gecikti ve biraz daha gecikecek gibi... :img-help: Baktım M.Akif genelde yatakta gösteriliyor. Ben de fırsat bu fırsat deyip elime kagıt kalemi aldım, basladım not almaya... Yalnız yine de görüntüleri kaçırmamak için bir gözüm de hala tv'ye bakıyordu. {Bu da nasıl oluyorsa artık, imkansız bir sey söyledigimin farkındayım. :)} Aksiyon olmayınca bol bol konusma oldu ve hızlı hızlı geçtiler... Ben bunu yazıyım, yok onu bırak sunu yaz derken bir sürü not almısım... Ama nasıl notlar oldugunu siz bana sorun... Yazdıklarımı okumakta ve anlamakta zorlanıyorum... :img-hyste Ne zamanki hangi dilde yazdıgımı çözecegim iste o zaman uzun yorumum gelecek... :img-blush

svç80
16-02-07, 12:41
Çanakkale önlerinde Fransızlar

http://www.radikal.com.tr/veriler/ekler/kitap/2006/03/17/canak.gif

Çanakkale Savaşı ile ilgili son yıllarda neredeyse hepsi milliyetçi dalgaya takılan otuza yakın kitap çıktı. Pierre Miquel'in kitabı ise Fransız siperlerinden savaş meydanına bakıyor. O da kendi önyargılarıyla malul...

Son dönemin yeni modası 'Çanakkale edebiyatına bir roman daha eklendi. Üstelik bu Fransızcadan çeviri bir eser. Çanakkale Çocukları, yazan Pierre Miquel. Bu kişi besbelli çok meşhur biri olmalı, çünkü yayınevi onun hakkında tek satır bilgi vermeyi dahi gereksiz görmüş. Şu son iki-üç yıl içinde Çanakkale Savaşı'na dair otuz kitap çıkmış. Bunlardan biri çizgi roman, üç-dört tanesi hatırat, gerisi roman. Bu arada bir televizyon belgeseli ve bir de uzun metrajlı film çekildi. Şimdi bu savaşın bir yıldönümünü daha idrak ettiğimiz günler içindeyiz. '18 Mart' yine geldi ve yine Çanakkale edebiyatında kıpırdanmalar başladı. Tarihimiz üzerine 'yazıyor' olmamız sevindirici bir gelişme, sanki yılların suskunluğu bozuluyor, bilinmeyenleri örten sis perdesi yavaş yavaş aralanıyor. Ama öyle değil işte. Çok yayın var ama bunlar için çok nitelikli diyemiyoruz. Hele hele hatıratlar hariç, bilhassa romanlar için aynı şeyi söylemek hiç mümkün değil. Farkındaysanız tsunami misali kabaran son milliyetçilik dalgasıyla, daha düne kadar kimsenin üstünde durmadığı Sarıkamış felaketi de artık hatırlanır oldu. Bu savaşa dair yazılan romanlar da tıpkı Çanakkale romanları gibi sulu-sepken şeyler. Halbuki bizde bu türün gelişkin örnekleri, yani bir geleneği de var ama, ortaya çıkan ürünler öylesine yalap-şap ki, hiçbiri Yakup Kadri'nin Ankara, Nahid Sırrı Örik'in Abdülhamid Düşerken, Orhan Pamuk'un Beyaz Kale romanlarıyla aşık atamaz. Kemal Tahir'in Yorgun Savaşçı'sını, Devlet Ana'sını düşünün, sonra Attilâ İlhan'ın, Ahmet Refik Altınay'ın, Reşat Ekrem Koçu'nun romanlarını, bir de şu son çıkanlara bakın.

Kitaplarının ortak şablonu
Hemen hepsinde ortak bir şablon var, mesela şu reçeteyle herkes tarihi roman yazabilir: Savaştan her nasılsa sağ çıkmış, ya da ölmüş de hatıratı ele geçmiş bir asker üzerinden, onun ağzından bir öykü kurabilirsiniz. Fedakâr, itaatkâr, kahraman bir er ya da bir subay. İkinci karakter 'kötü' bir asker, bencil, korkak, kaytarmacı. Vatan-millet sevgisinden, onurdan, haysiyetten uzak biri. Ama bu asker, romanın sonunda mutlaka 'iyi asker' tarafından, yola getirilip 'kazanılıyor'. Hatta sonra bunlardan biri öbürünün kollarında şehit düşüyor. Hiç aşksız roman olur mu? Olmaz, öyleyse bir de 'kadın unsuru' lazım sahneye. Bu da hemşire, öğretmen, komutan kızı ya da tutsak bir kadın olabiliyor. Ve de genellikle bu kadın kahramanlara casusluk yaptırılıyor. Çanakkale romanlarında bu 'kadın' çoğu zaman Gelibolu'dan, o zamanki Rum, Ermeni ahaliden birinin kızı ya da karısı olabiliyor. Böylece aşka-ihanet-ihtiras üçgeni de çatılmış oluyor. Üstüne tifo, kolera, ekmek karnesi, biraz da muhacir hikâyesi katılıyor. Sonra da herhangi bir ansiklopediden sağlandığı aşikâr tarih bilgisinin üzerine roman inşa ediliyor.
Böyle bir yazar türü var artık, böyle bir yazın türü ve bu türün kendine mahsus bir okur kitlesi. 1980'lere kadar çok seyrelmişti bu tip kitaplar. 60'lar, 70'lerde 'hamaset edebiyatı' diye yüzüne bakan olmazdı bunların. 1990'ların başından itibaren Hıfzı Topuz patlattı bu türü yeniden. Didaktik bir üslupta kaleme aldığı romanlarında Abdülhamid devri olaylarını, kahramanlarını, harem yaşantısını canlandırdı. Yeni kuşaklar tarihi, sıkıcı ve palavracı resmi tedrisatın dışında Topuz gibi yazarların romanlarından öğrenmeye başladı. Ayrıca böyle her kitabın çok satması yayınevlerinin ağzını sulandırmıştı. Keza benzer türden Ayşe Kulin, Buket Uzuner ve bu hanımlar kadar 'üretken' olmasalar da Kemal Anadol ile Reha Çamuroğlu gibi romancılar çıktı ortaya.

Destanın sahibi Almanlarmış!
Buradan asıl konumuz Pierre Miquel'in Çanakkale Çocukları'na dönecek olursak, meğer Çanakkale'de yazılan kahramanlık destanının asıl müellifi Almanlarmış. Bu romana göre, eğer Alman subaylarının çizdiği stratejiler, iletişim ve ulaşımda sağladığı olanaklar, verdiği maddi destek ve bilhassa Krupp marka toplar olmasaymış, İngiliz-Fransız-Anzak donanması, Çanakkale Boğazı'ndan manzarayı seyrederek, sütlü çaylarını içerek geçecek, Padişahı İstanbul'daki sarayında sabah kıyafetiyle tutsak edeceklermiş. Oradan da bir koşu Azak denizine gidip, Çar II. Nikola'nın imdadına yetişecekler ve böylece de Sovyet Devrimi'ni imkânsız hâle getireceklermiş.
Hikâyenin iskeleti bu. Şimdide onu etlendirelim. Bunun için bir kahraman ve bir aşk hikâyesi gerekiyor. Kahramanımız on dokuz yaşında Paul Raynal adında bir delikanlı. Kazmacı, tünel kazmayı biliyor. Askeri deyişle mesleği lağımcı. Elinde celp kâğıdı Marsilya limanında teslim olacağı birliğini arıyor. Ortam tam bir kaos. Hint'ten, İskoçya'dan, Cezayir'den, Tunus'tan, Fas'tan, Senegal'den rengarenk kostümleriyle askerler dolmuş taşıyor. Marsilya, İngiltere ve Fransa, Çanakkale'ye buradan asker sevkediyor. Paul günlerce bulamıyor birliğini. Bu sıra abisini cephede kaybetmiş, Carla adında bir hemşire ile tanışıyor. Tam yakınlaşacaklarken Paul kendini Çanakkale cehenneminde buluyor. Paul, Çanakkale ve Türkler hakkında bir şey bilmiyor. Gemide çok savaş görmüş geçirmiş artık kaşarlanmış askerler varmış. Onların kendi aralarındaki konuşmalarına kulak kabartıyor: 'Alman subayları, Türk askerlerine, öldürdükleri, yaraladıkları veya esir aldıkları düşmanların kulaklarını kestirip, boyunlarına kolye yaptırıyorlar'mış. Türkler hakkında tüm bildiği bu. Bunun yanı sıra romanda sık sık Ermeni katliamına da göndermeler var. Paul daha Marsilya'dayken aldığı gazetelerden biliyor ki, Türkler, Doğu'da Ermeniler'e eziyet ediyormuş. "Yeşil apoletli Türk üniformaları giymiş Alman subaylarının komuta ettiği zinde Osmanlı birlikleri, Kafkasya ve Balkan cephelerinde bilenmiş, fanatik Türklerden" oluşuyormuş. Savaşın ilerleyen günlerinde ummadıkları bir direnişle karşılaştıklarında aralarında şöyle konuşmalar geçiyormuş:
Türklere Afrikalı zenciler gibi davranarak hata ettik."
Mustafa Kemal'den de bahis var. İbret verici olan bu bölümü aynen okuyalım: "...kızdı, emir vermek için Almanlara ihtiyacı yoktu Mustafa Kemal'in. Almanlar'dan ve tüm yabancılardan nefret ediyordu. Türk ordusundaki subaylar, çekilmez buluyordu Almanları. Müttefik gibi değil, kolonici gibi davranıyordu onlar. Büyüklenmeleri onları iğrenç yapıyordu. Türklere köleymiş gibi davranıyorlar, öğle uykusu saatinde domuzlar gibi, cibinlik bekliyorlardı. Ayrıca domuz eti yiyorlar, bira ve şarap içiyorlar, Peygamberin gerçek düşmanı gibi davranıyorlardı. Allahın kullarını horluyorlar ve cihat nedir bilmiyorlardı. Mustafa Kemal onları kendi hatlarından kovmuştu. Toplarını Türk subayları kullanıyordu."
Bu romana göre, Çanakkale ve Gelibolu'nun Hıristiyan tebaası olan Rumlar ve Ermeniler ve hatta Yahudiler potansiyel İngiliz ve Fransız dostudur. Bunların gözünde kendileri 'asırlardır beklenen kurtarıcılardır.' Nitekim elli yaşında bir Rum olan Niko, neden 'vatanına ihanet ettiğini' İngiliz askerlere şöyle anlatıyor: "Türkler bizi, elli beş yaşına kadar askere alıyorlar. (Palavra.) Üç oğlum da asker. İzmir'de öyle bir katliam yaptılar ki (?) kimse sağ kalmadı. Türklerin paralı askeri Kürtler köyleri yaktılar, meyve ağaçlarını kestiler, karşı çıkanları topluca katlettiler. Onlara göre Türk olmayan herkes düşmandır." vs.
Aşk demiştik, hiç aşksız tarihi roman mı olurmuş; Nitekim bu sıra Carla, Marsilya'da gazetelerden takip ediyor savaşı. Ağır kayıpları işitince gönüllü hemşire yazılıyor ve uzatmayalım, cepheye gelip Paul'ü buluyor. Paul ise bu sıra, asker kaçağı bir Alman pilotla Gelibolu'da 'hain' bir Rum'un evinde casusluk planları içindedir. Siz tabii şimdi bizi sadede davet edip soruyorsunuz: 'Vuslat var mı, vuslat?' Ama bizden bu kadar, Paul'le Carla'nın akıbetini çok merak ediyorsanız kitap orada.

ÇANAKKALE ÇOCUKLARI
Pierre Miquel, Çeviren: Nuriye Yiğitler, Literatür Yayınevi, 2006, 363 sayfa.

ÜMİT BAYAZOĞLU

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=5015

svç80
16-02-07, 12:49
http://www.radikal.com.tr/veriler/2006/01/21/cil.gif

AA - ÇANAKKALE - Çanakkale Savaşları'nda gönüllü olarak yaralı askerlere bakan ve bunun için para kabul etmeyen kadınlara, devletin tüfek namlusundan yapıp armağan ettiği yüzüklerin imitasyonu, araştırmacı Ahmet Uslu'nun oluşturduğu savaş malzemeleri galerisinin ziyaretçilerini bekliyor.
Savaş yıllarında yaralı askerlere bakıcı bulmakta zorlanan yönetim, İstanbul'daki ailelere malzeme, gönüllü hemşire ve hasta bakıcılık çağrısı yaptı.
Binlerce kadın bu çağrıya yanıt verdi. Savaş bitince para kabul etmeyen kadınlara devlet, ordu İngiliz tüfeklerinin namlularından üretip, üzerine '1332 Cihadiye' yazdığı yüzükleri armağan etti.
Araştırmacı Uslu, orijinal yüzüğün imitasyonunu yaptırarak, anı olarak ziyaretçilere veriyor.

Nazlıhan
16-02-07, 15:51
Sevgili svç80; paylasımların için bir kez daha tesekkürler.

Resmi sitede 11. bölümün {Reşit Paşa Vapuru} bayagı uzun bir özeti yayınlanmıs. Bu bölümde gönüllü hemsirelerimizden Safiye Hüseyin ve arkadası Gülsüm anlatılıyor. Fragmandaki kanunla çalınan ezgiye de bayıldıgımı söylemeliyim. :img-wink:

Mynet Uyelik
16-02-07, 20:49
http://www.geltag.com/turkish/sv_hk_sehitler.asp Şehitlerimizin Adı, Baba Adı, Lakabı, Baba Adı, Doğum yılı, İlçesi, Bucağı, Köyü, Sınıfı, Rütbesi, Kuvvet, Ordu, Kolordu, Fırka, Alay, Tabur, Bölük, Ölüm tarihi, Ölüm yeri, Askerlik şubesi ve özel birlik bölümleri var bu sitede.

Nazlıhan
17-02-07, 13:39
http://www.geltag.com/turkish/sv_hk_sehitler.asp Şehitlerimizin Adı, Baba Adı, Lakabı, Baba Adı, Doğum yılı, İlçesi, Bucağı, Köyü, Sınıfı, Rütbesi, Kuvvet, Ordu, Kolordu, Fırka, Alay, Tabur, Bölük, Ölüm tarihi, Ölüm yeri, Askerlik şubesi ve özel birlik bölümleri var bu sitede.

Site adresi için tesekkürler... Hepsini degil ama 48148 tanesine yer vermisler... Emek verenlere tesekkür ederim...


Dün 11. bölümün 2. fragmanını gördüm. Önceki fragmanda acaba Safiye Hüseyin'in yaslılık hali gösterilecek mi diye düsünmüstüm. Birileri sesimi duymus olacak ki 2. fragmanda yaslılık hali gösterildi... Zaten ben 1. fragmandan hiçbir sey anlamamıstım. Ne bir asker vardı, ne hastane bir gemisi, ne bir hemsire... Özette gelmese hangi konuyu isleyeceklerine dair süpheye düsmüstüm...

svç80
19-02-07, 12:58
arkadaşlar neden artık bu başlığa yazan yok :icon_sorr ikinci sayfaya gerilemişiz gene.

bu yazı çanakkale gençliğinden başlıklı bir siteden alıntıdır.sitede yaşanmış gerçek hatıralar anlatılmaktadır...

SAVAŞ GÜNLERİ - Çağıl Yurdakul



Herkes gibi ben de eski eşyalar bulmayı, onların önemini araştırmayı çok severim, hele bir de dedemlerin evindeysek tutmayın beni. Yine bir gün onlardayken çatıya çıktım. Orada bir çok eski ve tozlu giysiler, eşyalar ve sandıkları vardı. Sandıklardan birini açtığımda dedemin askeri eşyalarını gördüm. Biraz daha altlara bakınca eski, siyah bir defter dikkatimi çekti. Sararmış sayfaları karıştırırken bir başlık gördüm; Savaş Günleri. Sanırım bu defter dedemin günlüğüydü. Kendimi tutamadım ve okumaya başladım:
"Bu sabah babam vatanı için savaşmaya gitti. Komşularımız, annem ve ben onu yolculadık. Annem şaşkın ve üzgündü. Üç Kasım sabahı her taraf büyük bir gürültüyle yankılandı. Seddülbahir'i kızıl bulutlar sardı. Annemle beraber tüm askerler için dua ettik. Daha sonra Seddülbahir'i bombalayanların İngilizler olduğunu öğrendik.
On altı Mart 1915'te düşman tarafından ilk hücum gerçekleşti. Kahraman, cesur ve yiğit Türk askeri düşmanın boğazdan geçmesine asla izin vermeyecekti. Öğleden sonra bizim evimizde dahil, her yer harap oldu. Çok korkmuştuk, annem beni kollarının arasına aldı ve sakladı. Birdem komşumuz Fatma Hanım'ın acı feryadı duyuldu. Kocası Seddülbahir'de şehit düşmüştü. O anda içimi müthiş bir korku sardı.
On Sekiz Mart sabahı, artık bir harabe olmuş evimizden gizlice ayrıldım. Çok tehlikeliydi ama babamdan haber almalıydım. Denizi görmeye başladığımda, siyah ve vahşi köpekbalıklarını andıran gemileri gördüm. Başka milletlerin bayraklarını taşıyorlardı. Sanırım bu gemiler herkesin korkuyla bahsettiği J.Mde Robeck'in gemileriydi. Daha sonra bu gemilerin batırıldığını öğrendim. Eve döndüğümde annem, babamın eski, kırık sandelyesine oturmuş ağlıyordu. Babamın öldüğünü, artık gelmeyeceğini söyledi. Umarım hepsi birer rüyadır.
Savaş tüm şiddetiyle devam ediyor.
Yirmi beş Nisan günü babamın komutanı geldi. Babamın çok cesur olduğunu ve bir şarapnel parçası yüzünden öldüğünü söyledi. Hangi eller ona kıydı? Birden bizi kim kurtaracak diye haykırdım. Annem bana dönüp "M.Kemal ve diğer kahramanlar" dedi.
Dört Temmuz'a kadar saldırılar devam etti.
Sekiz Ağustos'ta Anafartalar Muharebesi başladı. Annem, askerlere yardım için bir hastahanede gönüllü hemşire olarak çalışmaya başladı. Ben de ona yardım ediyordum.
Çarpışmalar Ekim 1915'e kadar sürdü. Yirmi Aralık'ta tüm düşman birlikleri geri çekildi. Bu tarih Türk Milleti için çok önemliydi; Çanakkale Boğazı geçilmedi ve geçilmeyecekti."
Bu satırları okuduktan sonra atalarımla gurur duydum. Her karış toprağında atalarımın kanı olan bu yurdu sonsuza kadar koruyacağıma söz verdim.

svç80
19-02-07, 15:33
11.bölüm özetini özetler başlığına ekledim


ÇANAKKALE KONULU PULLAR:

http://www.gallipolidigger.com/2004.site/008c.tavanarasi.pul/Pul.010.jpg

Türk ulusunun gücünü, tüm dünyaya tanıtan ve bir kere daha kanıtlayan Çanakkale Zaferi, gerek PTT tarafından çıkarılan hatıra serileri, gerekse çeşitli yabancı ülke pulları üzerinde yer almış ilginç tarihi konulardan biridir.
Cumhuriyet devri pullarından önce,1917-1918 yıllarında çıkarılan posta serisine ait pullar üzerinde Çanakkale Savaşı'nı, Çanakkale bölgesini gösteren resim, kompozisyon ve haritalara yer verilmiş, aynı pullar 1918 yılında çıkarılan çeşitli hatıra serilerinde sürşarj edilmek suretiyle kullanılmıştır.

http://www.gallipolidigger.com/2004.site/008c.tavanarasi.pul/Pul.011.jpg

18 Mart 1955 tarihinde PTT İdaresi, Çanakkale Zaferi'nin 40. yIldönümü nedeniyle 4 puldan oluşan bir hatıra serisi çıkartmış,aynı gün Çanakkale posta merkezinde bu seriye ait pullar için özel damga kullanılmıştır.Bu suretiyle ait pullar üzerinde Çanakkale Boğazı'nın kabartma haritası,topçu eri Seyit, Nusret Mayın gemisi,albay üniforması ile Atatürk görülmektedir.

http://www.gallipolidigger.com/2004.site/008c.tavanarasi.pul/Pul.007.jpg

Daha sonra, 50.yıl nedeniyle ,18.3.1965 günü üç puldan oluşan bir hatıra serisi satışa çıkarıldı.Aynı gün, yine Çanakkale posta merkezinde, bu seri için özel ilk gün damgası kullanıldı.Ressam Burhan Özak tarafından hazırlanan kompozisyonlarda ; Çanakkale haritası ve zafer çelengi, Mehmetçik Abidesi ile askerler, Türk Bayrağı ile Çanakkale Abidesi görülmektedir.

http://www.gallipolidigger.com/2004.site/008c.tavanarasi.pul/Pul.003.jpg

Daha sonraki yıllarda çıkan pullar :

http://www.gallipolidigger.com/2004.site/008c.tavanarasi.pul/Pul.002.jpg

http://www.gallipolidigger.com/2004.site/008c.tavanarasi.pul/FDC.001.jpg
http://www.gallipolidigger.com/2004.site/008c.tavanarasi.pul/FDC.002.jpg
http://www.gallipolidigger.com/2004.site/008c.tavanarasi.pul/FDC.003.jpg

Yabancı Pullar

http://www.gallipolidigger.com/2004.site/008c.tavanarasi.pul/013.jpg

1965 yılında,Çanakkale Savaşı'nın 50. yılı dolayısıyla savaşlara katılan Anzak birliklerinden bir grup Çanakkale Savaşları'nın cereyan ettiği bölge ve çevresini ziyaret için ülkemize gelmiş,50 yıl önce karşı karşıya savaşanların bu defa dostluk ve uluslararası yakınlaşma için girişimlerini aksettiren çeşitli törenler yapılmıştı.Bu nedenle , Çanakkale Savaşı ve Anzak birlikleri için ; 1965 yılında Avustralya tarafından üç puldan oluşan,Yeni Zellanda posta idaresince iki puldan oluşan,Chrismas İsland,Norfolk,Cocos(Keeling) İsland ve Nauru posta idarelerince ise birer puldan ibaret hatıra serileri satışa çıkartıldı.

http://www.gallipolidigger.com/2004.site/008c.tavanarasi.pul/pul.013.jpg

http://www.gallipolidigger.com/2004.site/008c.tavanarasi.pul/Pul.012.jpg

svç80
19-02-07, 15:44
onların futbol topları yoktu


http://img347.imageshack.us/img347/1244/cocuklar2bp5sd3hy.jpg

svç80
19-02-07, 15:56
ŞEHZADELER

http://www.gallipolidigger.com/2004.site/007h.sehzadeler/sehzade.jpg

1915 Aralığının son günlerinde Osmanlı hanedanından üç şehzade, II.Abdülhamid'in oğlu Abdülrahim, V.Murad'ın torunu Osman Fuad ve I.Abdülmecid'in torunu Abdülhalim Efendiler Çanakkale cephesini ziyaret ederek, Çanakkale Güney Grubu Kumandanı Vehip Paşa'nın karargahında ağırlandılar. O sıralarda Paşa'nın Kurmay başkanı İsmet Bey (İnönü) idi.

1- Piyade Kaymakamı Abdülhalim Ef. Haz.
2- Süvari Yüzbaşı Osman Fuad Ef. Haz
3- Sahra Topçu Binbaşı Abdürrahim Ef. Haz
4- Süvari Mülazım-ı Evveli Ahmet Nureddin Ef. Haz
5- Mülazım-ı Sani Şerefeddin Ef. Haz
6- Piyade Mülazım-ı Evveli Ömer Faruk Haz


kaynak:http://www.gallipolidigger.com/

svç80
20-02-07, 09:54
bugün dizi var gene yazan kimse yok...dizinin başladığı ilk günler başlık dolup taşardı...artık diziyi izleyen yok galiba...biraz sabır son üç bölüm kaldı...


Çanakkale Kahramanlari
43-ncü Alay 1-nci P. Tb. 1-nci Bölük



1917 YILI YEMEK LİSTESİ


GÜN SABAH ÖĞLE AKŞAM EKMEK


15 HAZİRAN : ÜZÜM HOŞAFI YOK YAĞLI BUĞDAY ÇORBASI TAM


26 HAZİRAN : YOK YOK ÜZÜM HOŞAFI TAM


18 TEMMUZ : ÜZÜM HOŞAFI YOK YOK YARIM


8 AĞUSTOS : YARIM EKMEK YOK ŞEKERSİZ ÜZÜM HOŞAFI -


NOT: 21 TEMMUZ 1917'DEN İTİBAREN BAŞLAYARAK ORDU EMRİYLE EKMEK İSTİHKAKI 500 GRAMA İNDİRİLMİŞTİR. ÇÜNKÜ UN VE EKMEK KALMAMIŞTIR.


BU VATANIN NASIL KAZANILDIĞINI BİLMEYENLERE, ANLAMAYANLARA YA DA ANLAMAK İSTEMEYENLERE LÜTFEN ANLATINIZ...



Beni iyi dinle evladım!...Sizler O şehit arkadaşlarımın üzerinde çok kutsal bir vazifede bulunuyorsunuz. Bir zaman gelecek… O şehit topraklarının üzeri, gelen ziyaretçileri almayacak… Milletimiz ecdadını tanıyacak. Tanıyınca inşallah gelecek milletimizin olacak. Onun için sizlere çok işler düşüyor… Bana kainatın Efendisi (s.a.v.) geldi. Kendisiyle görüştüm. “Oraya ziyarete gelenlere benden selam söyle… Onlar benim müjdeme layık insanlardır. Rabb’lerine çok dua etsinler… Gelecekte bayrağı tekrar onlar ellerine alacak. En güzel bir şekilde temsil edecekler…” dedi.

SON ÇANAKKALE GAZİSİ
HALİL KOÇ

svç80
20-02-07, 10:08
ÇANAKKALEDEN CENNETE YÜRÜYÜŞ

Ben mehmedim,
Babam yokya, yetim mehmet derlerdi, köyde
Anamın bir tanesi,
Köyümün göz bebeği.
Çobandım, kuzular bana emanetti.
Köyde,
Akşam eve gelip,
Anamdan şehit babamın hikayelerini dinlerdim.
Zaten
Yavuklumda yoktu,
Yaşım onyediydi daha.
..............
Sabah ezandan sonra bir gün,
Muhtar emmim dayanmıştı kapıya,
Zeynep bacı dedi anama,
Mehmet nerde?
Üzgün bir sesle...
Seferberlik var bacı dedi.
Canım anacığım
Seferberliği kocasından bilirdi.
Daha mehmedim körpecik deyişiyle
Yere yığılışı bir.
................
Çeşmeden bakraçları doldurup
Geldiğimde evin avlusuna,
Benimde dünya yıkıldı başıma,
Ne olmuştu ki anama.
Usul usul kendine geldiğinde
Canımın bır parçası anam,
Beni bağrına bastı.
Ağladı, ağladı, ağladı.
...................
Ben anamın feryadını
Taa
Çanakkalede
Civan yiğitlerin,
Teker teker düştüğünü gördüğümde anladım.
Dedim ya,
Ben onyedi yaşındaydım,
Ben seferberlikten ne anlardım.
....................
Köyümden çanakkaleye yolculukta,
Kafileler, vagonlar,
İnsanlar, insanlar,
Dağlar yürüyordu çanakkaleye.
Onlarında çanakkalede öldüğünü
Cennette gördüğümde anlamıştım.
......................
Ve çanakkale.
Çanakkale felaket,
Çanakkale kıyamet,
Çanakkale bize ölümün müjdesi,
Köye,
Anama kurtuluşun müjdesi.
..............
Kaç gün olduğunu bilmediğim
Savaş cehenneminin bir orta yeri.
Yiğitmi yiğit, bir efsaneydi,
Kol ağası rıza bey bağırdı.
Yere yatın, yere yatın.
Gök gürler gibi oldu
Top düşmüştü yanı başımıza.
Ve sonra beni bırakıp gittiler.
Çorumdan, raşit çavuş
Hanaktan, veli ağam
Bursadan, şerafettin onbaşı
Birde yandım ya ona yandım.
Tabip asteğmen burhan beye yandım.
Uçtular.
Yaralı, parçalı cesetleri bizim,
Ruhları onundu,
ALLAH ındı.
Hey be,
Kol ağası rıza beğde ağlarmış
Hemde ne ağlamak.
Ama ateş yanıyor,
Ama ateş yakıyor,
Biz vuruşuyoruz, çanakkalede.
.......................
Hangisi olduğunu bilmediğim,
Bir çanakkale gününde,
Komutanım komutanım diye
Kaçarken rıza beyime,
Bende yıkıldım yere,
Bende yenilmiştim bir kalleş mermiye,
Daha canım bende iken,
Uçmadan allahıma,
Son duyduklarım,
Bağırmıştı komutanım.
Mehmet, mehmet.
.......................
Ve sonra,
Çanakkalenin bittiği yıllardayım,
Ben cennete
İbrahimin koçlarına,
Çobanlık yapmaktayım.
Cennet akşamları
Savaş yıllarının anılarıyla dolar bizde.
Birgün aksaraylı ibrahim çavuş,
Birgün veli ağam,
Gezer gelir cihanı, anlatırlar heryanı,
Anam ağlarmış köyde.
Ama türkün kadını yıkılmaz.
Mağrurmu, mağrur
İki şehit sahibi,
Birde kuzularım, bensiz çok hırçınlarmış hani.
Bir başka cennet akşamı,
Doktor burhan bey gelir.
Ruhu gezer anadoluyu,
İstanbulu gezer, karsı gezer,
Gelir ağlardı dizimin dibinde.
Mehmet derdi her seferinde,
Dün çanakkaleyi geçemediler,
Bugün çanakkaleden çok ilerdeler.
Ben ibrahimin koçlarının çobanı,
Çıkamazdım dışarı
Ama cennet akşamları
Hep havadis alırdım ülkemden.
Bazan savaşın acılarından mutluluk çıkardı,
Havadisler kötüyken.
Birgün bir kara haber gelir,
Ülkem kötü ellerde,
Yeniden yıkılırız...
Yada güzel haberler,
O gün ne de mutluyuz.
Birgün bir kara haber gelir
Cennet akşamlarına,
Cudide bir yavrumuz düşmüş toprağa
Yıkılırız,
Bir gün duyarız, gebermiş bir eşkiya.
Biz yeniden var oluruz, cennet akşamlarında.
Kol ağası rıza beyin getirdikleri,
Ne kadar mutlu ederdi bizleri.
O gezerdi okul bahçelerini,
Görürdü türkün yetişen yeni filizlerini.
O zaman, çanakkalenin anlamı var.
.......................
Ben çanakkaleye geldiğimde
Yaşım onyedi.
Neslim soyum sopum yok.
Ben ibrahimin koçlarının çobanıyım,
Cennette.
Beni unutmayın, beni unutmayın,
Ne olur
Çanakkaleyide unutmayın.

Nazlıhan
20-02-07, 10:29
Sevgili svç80; yettim gari, hemi de gecikmis yorumumla... :) Ayrıca paylasımların için çok tesekkürler... Ben bu yazıları ilgili sitelerde okumustum ama resim ekleyememe beceriksizligim yüzünden yanına fazla ilismemistim... :) Bundan sonra buldugum resimli yazıların sitesini sana özel mesajla bildireyim bari...


Huzurlarınızda 10. Bölüm "Mehmet Akif Ersoy" yorumlarım... :img-wink:

* Öncelikle bakın sizin için ne buldum? www.mehmetakifersoy.com
* Perde 1. bölümden Kınalı Hasan'ın vurulmasıyla basladı. Ilk neler oluyor diye düsünmüstüm. Meger M.Akif'in rüyasıymıs. Bence güzel bir ayrıntıydı. Vatanını öylesine seven bir adamın rüyasıda o sekilde olurdu...
* Ögrenci Ahmet, {soyadını unuttum} sordu M.Akif anlattı. Osmanlı'nın son zamanlarına ve Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarına sahit olmus bir sahsiyetin hayatını kaba taslak izlemis olduk. Tabi ki atlanan konular vardı ama M.Akif gibi sahsiyetleri öyle bir bölümde anlatmak ne mümkün?
* Mehmet Akif; "Benim asık suratlı oldugumu söylerlerdi ama o yıllarda hangi insan neseli olabilirdi ki? Bizler, acıların olgunlastırdıgı insanlardık. Hürriyet... Adı bile o insanları mutlu etmeye yetiyordu. " dedi...
* Daha sonra adı Sebilü'r-Resad olarak degistirilen ve Kurtulus Savasımızda Istanbul ve Ankara arasında haberlesmeyi saglayan Sırat-ı Müstakim hakkında verilen bilgiler...
* Yapılan toplantıya geciken imamın trafik ve Fransa hakkında söyledikleri sonrasında M.Akif'in "Eskiden insanlara Fatih Camii'nin minaresinden bakardınız. Simdi ise Eyfel Kulesi'nden bakıyorsunuz. Hocalarımız böyle böyle yaparsa gençlerimiz ne yapsın? Zaten batıya egitim için giden çocuklarımız bir baltaya sap olamadı." sözleri de o günün kosullarını gözler önüne sermekteydi.

"Cigerparelerinize yalnız kendi terbiyenizi giydirmeye çalısmayınız, iyice hatırınızda olsun ki onlar, sizin yasamakta oldugunuz zamandan baska bir zaman için yaratılmıslardır."
Hazret-i Ali

* Bu sözlere katılmamak mümkün mü? M.Akif'in bu sözlerle ilgili düsünceleri de güzeldi.
* Balkan Harbi anlatılırken arka planda çalınan Osman Pasa türküsüyle Plevne'yi bir kez daha hatırladık...
* Müdafayı Cemiye; 31 Mart Olayları; Balkan Harbi; Merkezi Umumiye; Mesrutiyet; Teskilatı Mahsusa; vb. hakkında verilen kısa bilgiler...
* Mehmet Akif'ten inciler: "Biz hükümetlere degil millete hizmet ederiz." "Savaslar, yokluklar, sıkıntılar gölge gibi gelip çattı." "1. Cihan (Dünya) Harbi... Tarih böyle bir savası görmedi. Bir ülke tam 10 cephede savasıyordu. Halk perisan." Bu cümleden sonra "Çanakkale Sehitlerine" siiri esliginde {siirin hepsi okunmadı} gösterilen Çanakkale Savasıyla ilgili eski siyah beyaz görüntüler de iyi düsünülmüstü. "Bizim mezarımızı kimseye çignetmeyin!" "Büyük insan yoktur, büyük fikirler vardır." Ahmet, Mehmet Akif'in "edebiyat" hakkındaki düsüncelerini okulda açıklarken söyledigi "Yoksa kuru bir heves için yazacak degiliz." ve diger sözleri de güzeldi... "Onurunu kaybeden herseyini kaybeder." "Birbirimizle ugrasacak zaman degildi." "Biz Türkler, dostlarımızı asla yarı yolda bırakmayız." "Bugün kendilerine medeni diyenler Afrika'yı, Asya'yı, Hindistan'ı kan gölüne çevirdiler." "Vatanı olmayanın dini de olmaz." "Asımın nesli diyordum ya, nesilmis gerçek. Iste çignetmedi namusunu, çignetmeyecek!" "O yıllarda biz kendimizi düsüncelerle halkın önüne atarken; Mehmetçik, M.Kemal ve diger kumandanlar kendilerini kusrdunların önüne attılar." "Pireye kızıpta yorgan yakılmaz. Hükümet ayrı sey, vatan ayrı sey." "Çanakkale'de, yıllarca hor görülen bir halkın dogru liderlerle neler yapabilecegi gösterildi." "Çanakkale, ezilen gururumuzun sahlandıgı yer." Erkanı Harbiye'de kabul edilen "Istiklal Marsı" için ödül istemedi, zorla verilen ödülü ise bir hayır kurumuna bagısladı. "Bu mars artık kahraman ordu ve milletimizindir." "Allah bu millete baska Istiklal Marsı yazdırmasın."
* Tabutunun üstünde örtü bile olmaması, cenazesinde az kisinin bulunması ise üzüldügüm noktalardan biriydi.
* Dizinin sonunda keske Istiklal Marsı'nın 3 kıtası degil de hepsi okunsaydı.
* M.Akif üstadın mezarı gösterilirken önündeki bir tasta olan yazı da çok güzeldi... Bu bölüme en güzel noktayı koymuslardı o yazıyla... "Yurttas, hür yasamak istersen sehitlere saygı göster!"

Bölümü genel olarak begendim... Eldeki imkanlarla birseyler yapılmaya çalısılmıs... {Aklıma geldigi kadarıyla yazdım.} Mehmet Akif'i ilk kez tv'de bu sekilde izledik. Umarım bu bölüm baska güzel yapımlara öncü olur... Bu dizide emegi geçen herkese, yasattıkları duygu dolu her saniye için çok tesekkür ederim...

burcu_yağmur
20-02-07, 18:21
çok güzel dizi ben çok seviyorum bana zorlukların ne demek oldugunu çok iyi hatırlatıyo böyle dizilerin olması çok iyi

svç80
20-02-07, 20:05
lütfen sonuna kadar okuyun çok güzel bir hikaye:good:

Bu hikaye Çanakkalede bize karşı savaşmış bir askerinin hikayesidir..

1957 yılında İstanbul Tıp Fakültesi'nden mezun olup ihtisas yapmak üzere ABD'ye giden doktor Ömer Musluoğlu görev yaptığı hastahanede başından geçen çok enteresan bir hadiseyi şöyle anlatıyor:

"Amerika 'ya gittiğim ilk yıllar ( 1957) lisanım pek o kadar iyi değil.newyork'da Medical Center Hospital adlı bir hastahanede görev almıştım. Fakat vazifem kan almak,kan vermek,serum takmak,elektrokardiyoğrafi çekmek gibi işler.. Hastaya o kadar önem veriyorlar ki yeni doktorlar hemen direk olarak hasta muayenesine ,tedavisine verilmiyıor. Diğer zamanlarda da laboratuarda çalışıyorum.

Bir hastaya gittim. Yaşlıca bir adam. Tahminen yetmiş beş yaşlarında tabii kendisi ile ingilizce konuşuyorum.

Kan vereceğim kolunuzu açar mısınız?

Çünkü adamcağız kanser hastası olduğu halde üstelik kansızdı. Elimde kan torbası da var tabii ki.. pazusunu açtım. Baktım pazusunda dövme şeklinde bir Türk bayrağı var. Çok ilgimi çekti benim. Kendisine sormadan edemedim.

Siz Türk müsünüz?

Kaşlarını yukarıya kaldırarak " Hayır "manasına işaret yaptı. Ama ben hala merak ediyorum:

Peki bu kolunuzdaki Türk bayrağı nedir?

"Aldırma işte öylesine bir şey dedi. Ben yine ısrarla dedim ki:

Fakat benim için bu bayrak çok önemli. Dikkatimi çekti. Çünkü bu benim milletimin bayrağı,benim bayrağım...

Bu söz üzerine gözlerini açtı. Derin derin yüzüme baktı ve mırıltı halinde sordu:

Siz Türk müsünüz?

Evet Türk'üm....

İhtiyar gözlerime bakarak tanıdık bir göz arıyor gibiydi. Anlatmaya başladı:

Yıl 1915. Sen hatırlamasın o yılları. Çanakkale diye bir yer var Türkiye'de .orada savaşmak üzere bütün Hıristiyan devletlerden asker topluyorlardı. Ben Anzak'tım Avustralya Anzaklarından ...

İngilizler bizi toplayıp dediler ki: "Barbar Türkler Hıristiyan dünyasını yakıp yıkacaklar. Bütün dünya o barbarlara karşı cephe açmış durumda . birlik olup üzerine gideceğiz. Bu savaş çok önemlidir." Biz de inandık sözlerine vaadetlerine... Savaşmak isteyenler arasına katıldık.

Avustralyalı Anzak ihtiyar anlatmaya devam ediyordu:

Bizim yıkayan İngilizler,Türklere karşı topladığı askerlerin tamamını Çanakkale'ye sevkediyorlarmış. Bizi gemilere doldurup Mısır'a getirdiler o zaman . Mısır'da şöyle böyle birkaç ay talim gördük. Atış talimi . ondan sonra da bizi alıp Çanakkale'ye getirdiler.

Savaşın şiddetini ben ilk orada gördüm. Öyle ki denize düşen gülleler suları metrelerce yukarı fışkırtıyor,gökyüzünde havai fişekler ,geceyi gündüze çeviriyordu zaman zaman...

Her taaruzunda bizden de Türklerden de yüzlerce insan hayatının baharında can veriyordu. Fakat biz hepimiz Türklerdeki gayret ve cesareti uzaktan gördükçe şaşırıyorduk. Teknolojik yönden çok çok üstün olduğumuz gibi sayı bakımından da fazlaydık. Peki onlara bu cesaret ve kuvveti veren şey neydi? İlk başlarda zannediyordum ki İngilizlerin bize anlattığı gibi Türkler barbarlıktan böyle saldırıyorlar. Meğer barbarlıktan değil,kalplerinde ki vatan sevgisinden kaynaklanıyormuş . bunu nereden anladığımı söyleyeyim.

Biz karaya çıktık. Taarruz edemiyoruz. Bizi püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Bizi tekrar püskürtüyorlar. Tekrar taaruz ediyoruz. Derken böyle bir taarruzda başımdan yediğim bir dipçik darbesiyle kendimden geçmişim.

Meraktan ağzım açık yaşlı Avustralyalıyı dinliyorum. Savaşın dehşetli anılarını anlatırken hastalığına rağmen tir tir titremeye başlamıştı. Devam etti:

Gözlerimi açtığımda kendimin yabancı insanların arasında gördüm. Nasıl korktuğumu anlatamam. Çünkü İngilizler bize Türkleri barbar,vahşi kimseler olarak tanıttı ya...

Ama dikkat ettim. Yaralarımı sarmışlar. Bana hiç de öfkeli bakmıyorlar. Kendime geldim iyice bu defa çantalarında bulunan yiyeceklerden ikram ettiler bana. İyi biliyorum ki onların yiyecekleri çok çok azdı. Bu haldeyken bile kendileri yemeyip bana ikram ediyorlardı. Şoke oldum doğrusu. Dedim ki; kendi kendime:

Bu adamlar isteseler şu anda beni öldürdüler. Ama öldürmüyorlar... Veyahut isteseler önceden öldürebilirlerdi. Halbuki beni cephenin gerisine götürdüler. Biz esirlere misafir gibi davranıyorlardı.

Bu duygularla "Yazıklar olsun bana" dedim. "Böyle asil insanlarla niye ben savaşıyorum ben . Niye savaşmaya gelmişim. Bu İngiliz milleti ne yalancıymış ne kadar Türk düşmanıymış"diyerek pişman oldum. Ama bu pişmanlığım fayda etmiyor ki... Bu iyiliğe karşı ne yapsam düşündüm durdum günlerce.....

Nihayet bize serbest bıraktılar. Memleketime döndüm. İşte memlekette Türk milletini ömür boyu unutmamak için koluma bu dövme Türk bayrağını yaptırdım. Bu bayrağın esrarı bu işte.

Benim gözlerim dolu dolu ihtiyara bakarken o devam etti:

Talihin cilvesine bakın ki o zaman ölmek üzere iken yaralarıma iyileştirerek ,sıhhate kavuşmama çaba sarfeden Türkler idi. Şimdi de Amerika gibi bir yerde yıllar sonra yine iyileştirmeye çaba sarfeden bir Türk...

Ne garip değil mi? Avustralya 'dan Amerika'ya gelirken bir Türkle karşılaşacağımı hiç tahmin etmezdim. Size minnettarım. Siz Türkler gerçekten çok merhametli insanlarsınız. Bizi hep kandırmışlar... Buna bütün kalbimle inanıyorum.

Peşinden nemli gözlerle "Bana adınızı söyler misiniz? Dedi. "Ömer" cevabını verdim. Gayet merakla tekrar sordu:

Peki niçin Ömer ismin, vermişler sana ?

Babam müslümanların ikinci halifesi isminden ilham alarak bana Ömer adını vermiş.

Yahu senin adın müslüman adı mı ?

Ben "Evet, Müslüman adı" deyince yüzüme baktı baktı,birden doğrulmak istedi. Ban mani olmak istedim. Israr etti.

Ama niye ısrar ediyordu?

İhtiyarın ısrarına dayanamayıp yatakta oturmasına yardım ettim. Gözleri dolu soluydu. Yüzüme bakarak dedi ki:

Senin adın güzelmiş. Benim adım şimdiye kadar Mr. Josef Miller idi. Şimdiden sonra "Anzaklı Ömer" olsun.

Olsun

Peki doktor beni müslüman eder misin?Müslüman olmak zor mu ?

Şaşırdım. Nasıl da birdenbire Müslüman olmaya karar gelmişti. Meğer o yaşa gelinceye kadar içten içe hep düşünüyormuş da kimseyle konuşamadığı için ,soramadığı için konuşamıyormuş..

Tabii dedim müslüman olmak çok kolay.

Sonra kendisine imanın ve İslamın şartlarını anlatırım. Kabul etti. Hem kelime-i şahadet getiriliyor, hem de çocuklar gibi ağlıyordu.

Yaşlılık bir yandan,hastalık bir yandan b,ir de yıllardan beri içinde kavuşmak isteyip de bilemediği için kavuşamadığı İslamiyet'e olan hasretin sona ermesi bir yandan bu yaşlı gönlü duygulanmıştı. ...Mırıldandı:

Siz müslümanlar tesbih çekersiniz bana da bir tesbih bulsan da ben de yattığım yerden tesbih çekerek Allah'ımı ansam olur mu?

Bu sözden de anladım ki dedelerimiz savaş esnasında Hakkı'ı zikretmeyi ihmal etmiyormuş. Neyse uzatmayayım hemen bir tesbih bulup kendisine getirdim.

Hasta yatağında tesbih çekiyor,biz de gerektiğinde tedavisiyle ilgileniyorduk. Fakat benim için o daha bir başkalamıştı. Müslüman olmuştu.

Bir gün yanına gittiğimde samimi bir şekilde rica ettim.

Beni yalnız bırakma olur mu?

Ne gibi Ömer amca ?

Ara sıra gel de bana İslamiyeti anlat!sen çok güzel şeylerden bahsediyorsun. O sözleri duydukça kalbim ferahlıyor.

O günden sonra her gün yanına gittim. Bildiğim kadarıyla dinimizi anlattım. Fakat günden güne eriyip tükeniyordu.

Kaç gün geçti tam hatırlamıyorum . hastanenin genel hoparlöründen bir anons duydum. "Doktor Ömer! Lütfen 217 numaralı odaya gelin!"

Dedim ki içinden "Bizim Ömer amca galiba yolcu?"hemen yukarı çıktım. Odasına vardığımda gördüğüm manzara aynen şöyleydi:

Sağ elinde tesbih açık duran sol kolunun pazusunda dövme Türk bayrağı,göğsünde imanı ile ,koskoca Anzaklı Ömer son anlarını yaşıyordu.

Hemen başucuna oturdum. Kendisine kelime-i şehadet söylettirdim. O şekilde kucağımda teslim-i ruh etti....

Bir Çanakkale gazisi görmüştüm. Yıllar sonra da olsa Müslüman Türk milletine olan sevgisi sayesinde kendisine iman nasip olmuştu.

Nazlıhan
21-02-07, 16:06
Ben bu diziyi bosuna sevmiyorum ya... Hafta boyunca izledigim tek dizi olması beni bugüne kadar hiç pisman etmedi... Kesinlikle çekim teknigini ve aksaklıklarını geçtim... Eger ki dizide geçen konusmalar izleyenlerden bir kisinin dahi kafasına dank ederse, iste o bile büyük bir gelismedir benim için... Yemin ediyorum ben okul kitaplarımdan Çanakkale'yi bu sekilde ögrenmedim... Kaba taslak 1. Dünya Savasında mücadele ettigimiz cepheler diye 1 sayfa ya ayrılır yada ayrılmazdı, o kadar... Hani bir söz vardır; "Türkler tarih yazmasını bilmez ama bizzat tarihe yön verirler." Bugüne kadar tarih kitaplarını bir türlü yazmasını beceremedik, çocuklarımıza da dogru dürüst birsey ögretemedik... Sanslı olanları kendi imkanlarıyla baska kaynaklardan isin ayrıntılarını ögrendi... Peki ya digerleri... Gerçekleri bilmek hepsinin hakkı degil mi?

Dün aksamki bölümde Safiye Hüseyin'i eskilerin Istanbul hanımefendisi olarak gördük... Yılların getirdigi olgunlukla çok tatlıydı... Dizinin genelinde aksaklıklar vardı, bazı beklentilerim de vardı. {Özette yazan ama izledigimiz ilgili bölümde olmayan beklentiler. :) Safiye Hüseyin 1915 yılında 30-35 yaslarında olması lazım ama Sinemis 29 yasına göre çok genç duruyordu... Giydigi paltoyu da 3.bölümden tanıdım. :) Neyse sustum, bu kadar yeterli... :)} Ama o yıllardaki insanlıgımız bir kez daha bam telimden vurdu beni... Din, dil, ırk ayırt etmeden yapılanlar... "Onlar bize yaptı, bizde aynısını onlara yapalım" demeler yoktu... Iste benim insanım özü bu... {Her ne kadar bu öz bozulmaya çalısılsa da... :img-cool2 } "Bir çorap hikayesi..." Hikayelerle masalları birbirine karıstırmayınız... Bekir Çavus'un hikayesini, daha önceburaya eklenen yazılardan hatırlayanlarınız olacaktır. {Daha dogrusu buraya düzenli ugrama zahmetine katlanan arkadaslarımız hatırlayacaktır. :img-cool2 } Ben isterdim ki, hemsirelere verilen o yüzükleri de görebilelim. Ama bu boslugu Ahmet Pasa ve evindeki iki konugunun konusmaları doldurdu... Gerçek Ermeni meselesi çok güzel anlatıldı... Ve dünkü bölümü en güzel anlatan söz: "Mevzu bahis Vatan ise gerisi teferruattır!" Mustafa Kemal ATATÜRK

Gelecek bölümün fragmanı verilmedi... Geriye 2 bölüm kaldı... Dizinin baslamasını heyecanla bekledigim günleri hatırladım da, o zamanlar böylesine soguk degildi burası...

Sevgili svç80; paylasımların için tesekkürler... Anzaklı Ömer'in hikayesini daha önceden okumustum... Güzeldi, sevimliydi... Zaten özünde "insan" olanı sevmemek ne mümkün?

Bir kez daha bu dizide emegi geçen herkese çok tesekkürler...

Ceva
21-02-07, 17:32
Öncelikle sayfayı yalnız bırakmayan ve paylaşımlarını eksik etmeyen sevgili svç80 ve sevgili nzlhan'a teşekkür ediyorum.

Bende dizinin ilk hazırlık aşamasını ve nasıl heyecan içinde başlamasını beklediğimiz günleri hatırladım. İlk yayınlanma tarihinde değişiklik yapıldığında hepimiz geç olsun güç olmasın demiştik. Şimdi ise teker teker sayfaya uğramaz olduk. (buna başta ben dahilim:img-blush )

Safiye Hanım'ın tek çorabın hikayesini anlatmaya başlamadan önce söylediği sözler gerçekten anlamlıydı. Lütfen bu hikayeyi masal dinler gibi dinlemeyiniz.. Hikaye ile masalı birbirine karıştırmayınız..Bize bir uyarı gibi hissettim bu konuşmayı..haklıydı çünkü..bize okulda bu konular anlatılırken aynı bir masalı dinler gibi dinlerdik. Çoğunluğumuzun bilgisi de hala aynı şekilde duruyor malesef..okul hayatımdan hatırladığım kadarıyla bize o yıllarda Osmanlıların sadece son dönemleri uzun olarak anlatılırdı. Hasta adam dendiği zamanları..umarım birgün okullarda gerçekten tarihimizi okumaya başlarız. İşte o zaman tarihimize sahip çıkmaya başladığımız zaman tarihimizle gurur duyduğumuz zaman birşeyler artık eskisi gibi olmayacak.

Dün akşam Safiye hanım nezninde bu savaşta, istiklal savaşında yaptıklarından dolayı bütün hemcinslerimle bir kere daha gurur duydum.

Bekir Çavuşun hikayesi ise bizleri üzen ve askerlerimizle bir kere daha gurur duymamızı sağlayan sahnelerdi. En etkilendiğim bölümü ise Bekir Çavuşun ayağa kalkmaya çalıştığı sahneydi.

emeği geçen herkese bir kere daha teşekkür ediyorum.

Messa
22-02-07, 14:41
Tövbe bismillah... Yogun oldugunu biliyordum da bu yaslılıkta nereden çıktı canım? Surada senden sadece 1 yas büyük arkadasını baska alemlere kaydırma simdi. :img-hyste




Nazlıhancım, kendi derdine yan...:img-hyste


Öncelikle sayfayı yalnız bırakmayan ve paylaşımlarını eksik etmeyen sevgili svç80 ve sevgili nzlhan'a teşekkür ediyorum.

Bende dizinin ilk hazırlık aşamasını ve nasıl heyecan içinde başlamasını beklediğimiz günleri hatırladım. İlk yayınlanma tarihinde değişiklik yapıldığında hepimiz geç olsun güç olmasın demiştik. Şimdi ise teker teker sayfaya uğramaz olduk. (buna başta ben dahilim:img-blush )

Safiye Hanım'ın tek çorabın hikayesini anlatmaya başlamadan önce söylediği sözler gerçekten anlamlıydı. Lütfen bu hikayeyi masal dinler gibi dinlemeyiniz.. Hikaye ile masalı birbirine karıştırmayınız..Bize bir uyarı gibi hissettim bu konuşmayı..haklıydı çünkü..bize okulda bu konular anlatılırken aynı bir masalı dinler gibi dinlerdik. Çoğunluğumuzun bilgisi de hala aynı şekilde duruyor malesef..okul hayatımdan hatırladığım kadarıyla bize o yıllarda Osmanlıların sadece son dönemleri uzun olarak anlatılırdı. Hasta adam dendiği zamanları..umarım birgün okullarda gerçekten tarihimizi okumaya başlarız. İşte o zaman tarihimize sahip çıkmaya başladığımız zaman tarihimizle gurur duyduğumuz zaman birşeyler artık eskisi gibi olmayacak.

Dün akşam Safiye hanım nezninde bu savaşta, istiklal savaşında yaptıklarından dolayı bütün hemcinslerimle bir kere daha gurur duydum.

Bekir Çavuşun hikayesi ise bizleri üzen ve askerlerimizle bir kere daha gurur duymamızı sağlayan sahnelerdi. En etkilendiğim bölümü ise Bekir Çavuşun ayağa kalkmaya çalıştığı sahneydi.

emeği geçen herkese bir kere daha teşekkür ediyorum.

Ceva Ablacım çok haklısın dizi başlamadan dolup taşan sayfalar, şimdi yerini büyük bir sessizliğe bırakmış durum'da. Buna bende kendimi senin gibi dahil ediyorum ve sayfayı sahipsiz bırakmayan Sevgili Nazlıhancığıma ve Svç80'e çok teşekkür ediyorum. Ben bazen malesef diziyi izleyemiyorum. O yüzden'de pek uğramıyorum aslında...

Sevgiler...

svç80
22-02-07, 15:15
kısa fragmandan anladığım kadarıyla 12.bölümün konusu 57.alay...
teşekkürlere cevap:ben teşekkür ederim arkadaşlar elimden geldiği kadar başlığı boş bırakmamaya çalışıyorum...


57. ALAY'IN KAHRAMANLIK HİKAYESİ[Only Registered Users Can See Links]

1 Ağustos 1914 Almanya'nın Rusya'ya harp ilânı ile I. Dünya Savaşı başlamış; Almanya, Avusturya-Macaristan ve sonrada İtalya’nın katılımıyla oluşan üçlü İttifak Devletleri, bir yanda da İngiltere, Fransa ve Rusya’dan oluşan Üçlü İtilaf Devletleri olarak ikiye bölünmüştü.


29 Ekim 1914 Osmanlı Devleti de bu savaş da Almanya’nın yanında yer aldı.
Çanakkale cephesindeki muharebeler, önce İngiliz ve Fransız deniz kuvvetlerinin boğazı zorlamasıyla; sonra da, karada devam etmişti.

23 Mart 1915 Gelibolu'da 5. Ordu kuruldu, komutanlığına Alman Generali Liman von Sanders'in atandı.26 Mart 1915 günü Gelibolu'ya geldi.
18 Nisan 1915 Atatürk'ün komutasındaki 19. Tümenin, 5. Ordu'nun genel ihtiyatini oluşturmak üzere Bigali'ye gönderildi.
Kara harekatına hazırlık için kıyılar dikenli tellerle çevriliyor, birlikler önemli yerlere yerleştiriliyor, düşmanın her hareketi gözleniyordu. Müttefik çıkarmasını bekleyen bir başka kişi ise 19. İhtiyat Tümeni’nin başında bulunan Kurmay Yarbay Mustafa Kemal’di.
Çanakkale'yi denizden geçemeyen İtilaf Devletleri'nin 25 Nisan 1915 günü Gelibolu Yarımadası'na ve Kumkale'ye asker çıkarmalarıyla Çanakkale'de İngilizlerin Seddülbahir ve Arıburnu bölgesinde çıkarma harekati ile kara savaşları başlamış oldu.
Düşman durmadan saldırıyor. Anafartalar ve Arıburnu cephelerinde emir komuta karmaşası vardı. Bu durum çok tehlikeliydi.Yarbay Mustafa Kemal, Ordu Komutanı Alman General Liman Von SANDERS’ e bütün mevcut kuvvetlerin emrine verilmesinin ve bundan başka çare kalmadığını bildirdi.Alman General “ Çok gelmez mi ? “ diye sorduğunda Mustafa Kemal “ Az bile gelir “ diye cevap verdi.
Düşman çıkarması 26 ve 27 Nisan günleri de devam etti.
Ancak, Bigali'den gelen Atatürk komutasındaki 19. Tümen kuvvetlerinin kahramanca savunması karsısında düşman taarruzu ile geri çekilmeye mecbur edildi.
25-26 Nisan 1915 tarihlerinde Arıburnu'nda karaya çıkıp Conkbayırı Kocaçimen tepelerini almak üzere olan Anzak Kolordusunu Türk birliklerinin yaptığı devamlı süngü hücumları ile 20 bin kişilik ANZAK birlikleri denize kadar sürüldü.
Anafartalar muharebeleri süresince çok kanlı taarruz ve hücumlarla Conkbayırı, Kocaçimentepe mevziinin Anzaklar eline geçmesine mani olunarak, bütün cephe korundu.
Çanakkale Muharebelerinde, dillere destan olan Türk birliklerimizin gösterdiği kahramanlık hikayesinde bir Alayımızın ayrı bir yeri vardır.
Bu Alay;19 Tümen’in 57 NCI ALAYI olup Atatürk’ün Büyük Nutkunda sözünü ettiği, Arıburnu Muharebelerinde tümü Şehit düşen ünlü Şehitler Alayıdır.
25 Nisan 1915 günü saat 02.45'de muharebe gemilerinin ve muhriplerin korunmasında Türk kıyılarına yaklaşan Avusturalya Tümeni'nin bir tugayını taşıyan çıkarma araçları, hesapta olmayan bir akıntı nedeniyle kuzeye sürüklenerek saat 04;30'da kumluk bir kıyı (Kabatepe Bölgesi) yerine, sarp bir kıyı olan Arıburnu Bölgesine çıkarma yaptı.
Bu bölgede 27 nci Türk Alayının 2 nci Taburu vardı; çıkan kuvvetlerin karşısındaysa, bu taburun yalnız bir bölüğü bulunuyordu.
Durumu haber alan ve izlemeye başlayan 5 nci Ordu 19 ncu İhtiyat Tümeni Komutanı Kurmay Yarbay Mustafa Kemal, herhangi bir emir almadığı halde, 57 nci Alayı bir dağ bataryasıyla takviye ederek karşı taarruz için Arıburun Bölgesine yöneltti; Eceabat Bölgesinde bulunan 27 nci Alayın büyük kısmını da, çıkarma bölgesine yanaştırdı. Bu tedbirleri yerinde bulan 5 nci Ordu Komutanı, 19 ncu Tümenin diğer alaylarının da müteakip karşı taarruzlara katılmasını kabul etti. Kıyıya çıkan İngiliz ve Fransız kuvvetleri, yapılan karşı taarruz sonucu çekilmeye başlayarak; geriden gelen kuvvetlerin yardımı ve deniz kuvvetlerinin etkili ateş desteğiyle, Kanlısırt batısı -Sivritepe -Merkeztepe Yükseksırt hattında tutunabildi.
Donanmanın büyük ateş desteğiyle 25 Nisan 1915 saat 05.30'da Seddülbahir'e çıkarmaya başlandı. İlk hedef olarak Alçıtepe ele geçirilecekti.
Mehmetçiğin ölüm pahasına savunduğu SERÇETEPE, KANLISIRT ile tek ikmal yolu olan ŞARAPNEL Vadisinde tamamen hakim olup Türkler ve İngilizler için önemli idi. Her iki taraf da elinde bulundurmayı istiyordu. Bundan dolayı burada çok kanlı çarpışmalar oluyordu.Bu savaşlarda her iki taraf da birbirlerine birkaç metre mesafeye kadar yaklaşıyordu. En kanlı savaş İlk çıkarma günü 25 NİSAN 1915 günü oldu.
Çıkarma bölgesinde 26 ncı Türk Alayının bir taburu bulunuyordu.
Seddülbahir kesimini ay biçiminde çevreleyen yüzlerce geminin yakın mesafeden Türk siperlerine yönelttiği gemi toplarının korkunç ateşine karşın direnmesini pervasızca sürdüren bir avuç Türk eri, göz açtırmayan, ateşleriyle çıkarmaya yeltenen birliklere ağır zayiat verdiriyor, kıyıya ayak basabilenler de, kuytu yerlere sığınarak kıyıda tutunabilme olanağını bulabiliyordu.
İngiliz ve Fransız zayiatı, yeni takviyeler gelmezse tutunamayacağız diye komutanları feryat ettirecek kadar ağırdı.
Göğüsleri inanç ve yurt sevgisiyle dolu bir avuç Mehmetçik, yurt kıyılarını atalarına yaraşır biçimde savunmuş; kıyıya, çıkabilenlere adım attırmadı.
27 Nisan 1915 günü saat 16.00 sıralarında, donanmanın ateş desteğiyle başlayan İngiliz taarruzu, Türk savunma mevziilerinin 700-800 metre ilersinde Zığındere-Eskihisarlık hattında durduruldu.
Çıkarma kuvvetleri Komutanlığı, Türklerin güçsüz olduğu önyargısıyla, taarruz etmeye kararında, hedefi; Kirte'nin ele geçirilmesiydi.
33 ncü ve 64 ncü Alayların da emrine verilmesiyle altı alaylık bir güce ulaşan Arıburun Kesimindeki Türk birlikleri, Anafarta Bölgesine çıkan İngilizleri denize dökmek maksadıyla, 27 Nisan 1915 sabahı taarruza geçti.
28 Nisan 1915 sabahı saat 08.00'de donanmanın desteği altında başlayan İngiliz-Fransız birliklerinin taarruzu, akşama kadar sürdü. İngiliz ve Fransızlar, yapılan Türk karşı taarruzları nedeniyle, geri çekilmek zorunda kaldı. Bu muharebedeki İngiliz ve Fransız kuvvetlerinin zayiatı, 3.000’i buldu.
19.Tümen Komutanı Kurmay Yarbay Mustafa Kemal'in 25 Nisan günü verdiği “Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında yerimize başka kuvvetler ve komutanlar geçebilir” emrini uygulayan Türk birliklerince durduruldu.Yarbay Hüseyin Avni Bey'in komutasındaki 57. Alay'ın başta komutanları olmak üzere 628 kişilik mevcudunun tamamı 25-28 Nisan 1915 tarihleri arasında şehit oldular.
1915 Ekim'i sonlarında ve Kasım ayı başlarında İtilaf Devletleri, Çanakkale harekatını yarıda kesmek ve Gelibolu yarımadasındaki birliklerini tümüyle geri çekmek zorunda kaldılar. Orduların tahliyesi bir sonraki yılın Ocak ayında bitirildi. Böylece Türk komutası, o güne değin Çanakkale Boğazı'nı koruyan ordularını başka cephelere aktarma olanağı bulmuş oldu. Zira, o tarihlerde Osmanlı Ordusu, birkaç cephede birden çarpışıyordu.
Bu Çanakkale’ de tarihin kaydettiği en büyük ve en kanlı savunma savaşlarıydı.Bu savaşlar Mustafa Kemal gibi bir askeri dehanın Türk ve dünya kamuoyu tarafından tanınmasının sağlanması açısından son derece önem taşımaktadır.
Şimdi Tarihi Milli Park olan Gelibolu Yarımadası Kanlısırt'ta 57.Alay için yaptırılan şehitlik; Mehmetçik Anıtı, Gazi Hüseyin Kaçmaz Anıtı ile donatılmıştır. Heykeltıraş tarafından yapılan bir rölyef de şehitliğin ihtişamını artırmıştır.
57. Alay Şehitliği 10 Aralık 1992 tarihinde düzenlenen bir törenle halkın ziyaretine açılmış, 25 Temmuz 1994 tarihindeki orman yangınında hasar görmüş, onarılarak 11 Kasım 1994'te tekrar hizmete sunulmuştur.Geçte olsa Milli park olarak
değerlendirilen Gelibolu Yarımadası tüm canlılığıyla aziz şehitlerimizin izlerini taşıyor.Anıt, şehitlik, müze gibi savaştan kalanları ve bu toprakları gezerken yere basmaya kıyamıyorsunuz.
Millî şairimiz merhum M.Âkif’in;

“Bastığın yerleri toprak diyerek geçme, tanı !
Düşün altında binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme yazıktır atanı,
Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı.”

mısraları akla geliyor,duygulanıyor, ağladığınızın farkında bile olmuyorsunuz.

DÜŞMANIN ÜSTÜN SİLAH GÜCÜ KARŞISINDA KAHRAMANCA SAVAŞARAK BIZE BU GÜNLERİ BAĞIŞLAYAN TÜRK ORDUSU'NUN TARİHİNDE ÖLMEZLİĞE ERİŞEN “ 57 NCİ ALAY TÜM ŞEHİTLERİ İÇİN FATİHA.”



(ALINTIDIR)

svç80
22-02-07, 15:45
57. ALAY




57. ALAY, Çanakkale Savaşları'nda ve Türk Toprağı'nın savunulmasında büyük bir öneme sahiptir. Göğüs göğüse çarpışmaların yaşandığı ve Atatürk'ün de 57. ALAY'a hitabı da söz konusudur:
"Onlar mukaddes vatan toprakları için canlarını seve seve vermişler, Çanakkale Savaşları'nın kaderini değiştirmişlerdir. Burada geçen her saniye, kullanılan her an, ölen her nefer Türk vatan ve milletinin mukadderatını çizmiştir. Kara savaşlarına katılan ilk birlik olan 57. ALAY vatan sevgisinin ne olduğunu insanlığa göstermiştir. Bu kahraman Alayı hayranlık, minnet ve rahmetle anıyorum..."


Mustafa Kemal ATATÜRK



57. ALAY ŞEHİTLİĞİ'NDE İLGİNİZİ ÇEKECEK BİR OLAY

Bu şehitlik yapılırken, toprak altında kalmış siperlerden birinde, birbirlerine sarılmış iki subay iskeleti bulunmuştur. Toprak içinde bulunan künye ve muskadan, birisinin 57. ALAY 6. Bölük Komutanı Erzincanlı Üsteğmen Mustafa Asım'a, diğer subayın İngiliz Kolordusundan Yüzbaşı L. J. Woiterse ait olduğu anlaşılmıştır. İskeletler muska ve künye aynı yere gömülmüş bulunan İngiliz ve Osmanlı mermileri ilgililere tespit edilmiştir. Bu iki kahramanın 26 Nisan 1915 günü siperlerde boğuşurken öldüğü anlaşılmıştır. Allah Rahmet eylesin, toprakları bol olsun... ( Güzel Sanatlar Genel Müdürü, Çanakkale, 25 Ekim 1992 )

svç80
22-02-07, 15:51
57.ALAY ŞEHİTLİĞİ
Yapım:1992
Fecrin karanlığında yanıp sönerken süngüler
O gün efsaneleşmişti her bir er-her bir asker
Tümenler dalga dalga akan kükremiş bir seldi
O gün Anafartalarda her asker bir Mustafa Kemaldi
Ekrem BOZ

Dünyanın En Kahraman Alayı
Çanakkale Savaşlarında Kahramanlıkları
destanlaşan ve tümü şehit olan 57.Piyade Alayı



BİR FRANSIZ GENERALİ
1930 yılında Fransızlara ait bir mezarın açılışında bulunan general,Şehitlerimizin bulunduğu kabirleri de ziyaret etmeden gidememiş ve yanındaki Fransız topluluğa şunları anlatmıştır:

-Efendiler! Sizlere hafızamda hala taptaze kalan canlı bir hatıramı anlatmak istiyorum.Türk askeri,dünyada eşine ender rastlanan hasletlere sahiptir... Dinleyiniz! Bir sabah vakti günün ilk ışıklarıyla birlikte Türklerle süngü harbine başlamıştık.Türkler çok mahir ve cesur döğüşüyorlardı.Onlarla başa çıkmak mümkün görünmüyordu.Akşamın geç vakitlerine kadar süren çarpışmalardan sonra,yaralılar toplanırken,ben de harp sahasına gelmiştim.O karışık hengamede gördüğüm manzarayı,her şeyi bir kenara bırakarak büyük bir şaşkınlık ve hayranlıkla seyre koyulmaktan kendimi alamadım.Şöyle ki:
&quot;Bir Türk askeri kendi yaralarına yerden aldığı toprakları basarken,kucağına yasladığı başka bir askerin yaralarına da,gömleğinden yırttığı parçaları sarıyordu...
Efendiler! Bu fedakar,kahraman ve asil Türk askerinin kucağındaki yaralı kimdi biliyor musunuz? Sözlerini hıçkırıklarla sürdüren general,gözyaşlarını mendiliyle silerek,heyecanlı bir ses tonuyla,o Türk yiğidinin kucağındaki yaralı asker,bir Fransız,bir Fransız askeriydi! ardından da yere çöküp bir süre daha gözyaşları akıttı.

Ruhları şad olsun.

efseran
22-02-07, 15:55
Sevgili svç80 ,
bu sayfaya pek katkım olmuyor ama senin ,nzlhan ve diğer arkadaşların paylaşımlarını devamlı takip ediyorum.Kendi adıma size bugüne kadar ve bundan sonraki paylaşımlarınız için çok teşekkür ederim.
Sevgilerimle...

Nazlıhan
22-02-07, 16:05
kısa fragmandan anladığım kadarıyla 12.bölümün konusu 57.alay...
teşekkürlere cevap:ben teşekkür ederim arkadaşlar elimden geldiği kadar başlığı boş bırakmamaya çalışıyorum...

Fragman mı? Ben göremedim, biraz anlatır mısın? Ve bildigim kadarıyla 57. Alay ve Mustafa Kemal 13. bölümde anlatılacaktı. Ama 2 bölüm boyunca anlatılması da fena olmazdı hani... O kahramanlarımızı anlatmaya 2 bölüm de yetmez ya neyse...

Paylasımların için de bir kez daha çok tesekkürler... Bazı kaynaklarda 57. Alay'ın kalan askerlerinin Gazze'de sehit oldugu yazıyor. Hangisi dogru peki?

Bir de bakıyorum suçlularımız tek tek tesrif etmeye baslamıs... :img-hyste

Messa
22-02-07, 16:16
Fragman mı? Ben göremedim, biraz anlatır mısın? Ve bildigim kadarıyla 57. Alay ve Mustafa Kemal 13. bölümde anlatılacaktı. Ama 2 bölüm boyunca anlatılması da fena olmazdı hani... O kahramanlarımızı anlatmaya 2 bölüm de yetmez ya neyse...

Paylasımların için de bir kez daha çok tesekkürler... Bazı kaynaklarda 57. Alay'ın kalan askerlerinin Gazze'de sehit oldugu yazıyor. Hangisi dogru peki?

Bir de bakıyorum suçlularımız tek tek tesrif etmeye baslamıs... :img-hyste


Svç80 eklediğin dökümanlar için teşekkürler. Bende fragmana denk gelemedim henüz...

NazlıHanım'cım ben suçumu itiraf ettim... Cezam neyse razıyım:img-hyste

svç80
22-02-07, 16:19
sevgili nzlhan ben teşekkür ederim...fragmanı kınalı kuzuların resmi sitesinde izledim fragmanda aşk oyununda kızın hamileyken evlendiği adam vardı galiba
(isimlerini hatırlamıyorum) ben 19.tümen komutanı yarbay mustafa kemal tümenimi arıyorum diyordu...gazzeyi hiç duymadım bildiğim kadarıyla hepsi çanakkalede şehit olmuşlar...:img-yes:

Nazlıhan
22-02-07, 16:22
NazlıHanım'cım ben suçumu itiraf ettim... Cezam neyse razıyım:img-hyste

Tez vakitte C.tesi günü 8.bölümden itibaren tekrarları TRT INT'ten takip edile; sonra da burada uzuuun yorumlar yapıla; aksi taktirde tez kellesi vurula...:img-hyste Tarihin kestigi parmak acımaz... {Bu cümle böyle miydi?:img-hyste }