PDA

Tüm Versiyonu Göster : Yalancı Yarim Senaryolar (Arşiv 3)


Sayfalar : 1 [2] 3 4 5

YESIL8
16-11-08, 23:35
Yorucu bir gecenin ardından sabahın ilk ışıkları vururken Naz, gözlerini hafifçe araladı…





Kendini hayranlıkla izleyen Tarık ile göz göze gelir…







Hafifçe doğrulur..









Tarık: Günaydın…










Naz’ın eli Tarık’ın kirli sakallarında gezinirken











Naz: Uyumadın mı sen?















Tarık, yüzünde muzur bir ifade ile kaşlarını havaya kaldırarak yanıtlar soruyu…











Naz, çenesinden tutup daha yaklaştı..









Tarık: Öyle güzelsin ki…:love05:





Naz: Neden öyle bakıyorsun?





Tarık: Nasıl?






Naz: Sanki beni ilk kez görüyormuşsun gibi…










Tarık’ın başparmağı gezindi o sözcüklerin döküldüğü dudaklarda







Tarık: Seni o ilk öptüğüm geceden sonra sana kaç defa AŞIK oldum bir bilsen..
Her defasında bir yönünü keşfettiğim bu kadına defalarca ve defalarca AŞIK oldum.



Tıpkı ilk günkü gibi…






Naz’ın yüzündeki gülümseme tamamlanmadan çilek tadı Tarık’ın dudağına mührünü çoktan vurmuştu…












Naz, üzerine aniden atlayan kedi ile irkilir














……: Miyav….







Siyah bir İran kedisi simsiyah gözleri ile ona bakıyordur…






……: Miyav….












Naz: Ay sen ne şeker şeysin böyle…













Kucağına alıp sevmeye başlar…












Naz: Gel gel bakiyim sen…










Naz, üzerine sabahlığını alır











Tarık: Nereye?










Naz: Sabırsızlanma. Kedime sütünü verip geliyorum…









İki eliyle tutup havaya kaldırdığı kediye bakarak…









Naz: (dudaklarını uzatarak)Acıktın mı sen bakıyım…









…..: Miyav….












Kara boncuk tanesini göğsüne bastırırken…











Naz: Oy oy…Aşkım benim… Şu güzelliğe bak…













salondan mutfağa doğru ilerlerken…








Tarık: Senin tek AŞKInın ben olduğumu sanıyordum…















***************************************


Mutfakta











Naz dirseğini siyah granit mermere dayamış sol eli çenesinde minik bir kız gibi….


















Yüksek taburelerden birine öylece oturmuş pembe dilini metal kasedeki süte batırıp çıkaran kara kedisini büyük bir heyecan ve zevkle izliyordu…














Belini, ardından göğüs kafesini saran kuvvetli iki el, onu girmiş olduğu bu tatlı düşten bir anda koparır…










Genç adam hafif açılmış beyaz sabahlığın altında görünen o esmer çıplak tene kısa küçük öpücükler kondururken…










Tarık: Sıra bize ne zaman gelecek? :icon_whis










Naz, boynuna ve omzuna konan öpücüklerin sahibini dalgalı saçlarından yakalayıp usulca kendine doğru çekti…














Dudakların dansı başladığında genç kadının parmakları gezindi o dalgalı saçlarda ve aynı kuvvette gezindi adamın elleri









Kenarları dantel desenine benzer işlemeli beyaz sabahlık süzülerek düşen bembeyaz bir kuş tüyü gibi siyah beyaz karoların üzerine yavaşça düştü….














************************************************** *















Beyaz kapının ardında yere düşen fincan sesine mırıltıyla karışık sesler karıştı…






Tarık: Seveceğini biliyordum….

Naz: Daima…














************************************************** ***









Minik kız bir elinde tutuğu pembe tavşancığı gözlerini ovuşturarak bu koca köşkün basamaklarından yavaşça inerken yeni yeni fark ediyordu evin güzelliklerini…


















Merdivenin biraz ilerisinde duran renkli işlemeli büyükçe vazonun önünde öylece duruyordu…







Gecenin karanlığında gölgesini o koca dev 'Tepegöz’ e benzettiği bu muydu?






Ve sonra onu o devin pençelerinden alıp kaçıran kara prens bembeyaz kapının ardından içeri girer…










Tarık o sıcak ve gülen yüzüyle içeri girdiğinde Ayda’nın yüzündeki korku ve endişe yerini kocaman bir gülümsemeye bırakır…












Ayda minik adımları ile Tarık’a doğru koşarken Naz mutfak kapısından içeri girer…










Ayda: Tayııık…









Tarık, eğilip onu kucağına alır












Ayda iki eliyle Tayııık’ının pardon Tarık’ının boynuna sarılırken kara prensinin kirli sakallarına öpücükler kondurur…













Aynı sevgi ve sıcaklıkla karşılık bulurken onları izleyen iki kömür karası göz bebeği giderek büyüyordu sanki…












Naz, karşısında gördüğü tablodan öyle etkilenmiştir ki…








Yüzüne duvar gibi çarpmıştı sanki…











Bunu anlamak için yüzüne bakmak yeterliydi oysa bu iki kumrunun bunu fark edebilecek vakitleri henüz olamamıştı..









Naz kendini toparlar küçük bir yutkunur…











Naz: Bana yok mu?











Ayda, Tarık’ın boynundan Naz’ın kollarına doğru uzanır











Ve aynı sıcaklıkla kondurur yanaklara küçük dudaklarını…













Naz’ın içinde tarif edilmez duygular…














Tarık kucağında Ayda ile mutfağın kapısına doğru yöneldiğinde Naz, midesine bir yumruk gibi oturan ağrının giderek şiddetlendiğini hisseder…













Tarık, mutfak kapısına iyice yaklaştığında salonda öylece duran Naz’a dönerek…










Tarık: Naz gelmiyor musun?









Naz: Yok siz gidin. Ben birazdan geliyorum…












Üst kata doğru hızlı adımlarla ilerler…







************************************************** ***










Kendini karışmış saten örtülerin üzerine bırakırken dökülen göz yaşları yastığa sessizce aktı ardında dev halkalar bırakarak…











Birkaç dakika sonra kendine gelmişti..









Yatağın üzerinde öylece oturur bir yandan gözleri odanın dört bir yanını dolaşırken…











Şimdi sağ elindeki yüzüğe bakıyordu..










Naz: Hakkım yok buna…













Dedi sadece…





Tıpkı Ayda gibi o da 'Tepegöz’ün korkutan iri gölgesi ile yüzleşiyordu şimdi…






**********************************************







Birkaç dakika sonra…













Gökyüzü manzaralı odanın kapısını aralayan Tarık…









Tarık: Naaaz…Burada mısın?





Yatağın bir köşesine toparlanmış örtü ….




Birbirine karışmış yatak örtüsü…







Devrilmiş bir puf…











içeri sızan ışık taneleri……









Oda boştur…












Tarık, içeri girer komodin üzerinde duran renkli taşlı yüzüğü eline alır…










Tarık: Naaz…









Aklında o anda neler geçiyordu kim bilir…


Yine hangi dudaklar söylemişti aslında ondan duyulması gerekeni…


İçinde tutuğu ve giderek onu yakan o SIR….



İçindeki korku giderek gözlerinde büyür…













Naz tam o sırada banyo kapısını hafifçe aralar…




Tek eliyle kapıdan destek alırken bir yandan kağıt havlu ile dudaklarındaki ıslaklığı siler…





Başını kaldırdığında Tarık’ı bir elinde yüzük komodinin önünde dururken fark eder…








Naz’ın yüzü bembeyaz… Solgun…









Tarık, banyo kapısında öylece duran Naz’ı fark ettiğinde ona doğru hızlı adımlarla ilerler…








Tarık, endişeyle











Tarık: Naaaz!!!













Tarık, Naz’ın sağ kolunu boynuna dolarken…









Naz halsiz ve bitkin …










Naz: İyiyim ben…Kendim de yürüyebilirim…









Tarık: İyi değilsin. İşte inat etme…Adım atacak halin yok. Hala inat ediyorsun…









Naz, bir anda kendin geçer…









Tarık, Naz’ın başının geriye doğru düşmesi ile birlikte onu kucağına alır…












Telaşla yatağa yatırır…







Bir yandan Naz’ın bileklerini komodin çekmecesinde duran limon kolonyası ile ovalarken.









Kolonya ile ıslattığı ellerini yüzünde, alnında gezdirir...











Tarık: Naz, Naz lütfen aç gözlerini…











Aklında Naz’ın geçirdiği ve aslında bir bakıma kendisinin sebep olduğu o kaza gelirken..
Tıpkı o günkü gibi onu kaybetme korkusu içini kara bir bulut gibi kaplar…









Naz tam o anda hafifçe aralar gözlerini…







Tatlı bir uykudan uyanmıştır sanki..





Tarık iki zeytin damlasını gördüğünde








Tarık: Çok şükür…









Naz: Tarııık…









Tarık’ın elleri Naz’ın kah küllerinde yanaklarında gezinir…










Tarık: Beni çok korkuttun…









Naz’ın elini tutup öperken Naz, hafifçe doğrulur yatakta…








Sağ eli genç adamın kirli sakallarındayken…









Naz: İyiyim ben gerçekten…Dün akşam yediklerim dokundu her halde..
Hepsini çıkardım. Şekerim düştü herhalde. Bak geçti. Şimdi daha iyiyim…










Naz, kalkacak gibi olduğunda Tarık onu bileklerinden tutar






Tarık: I I küçük hanım.Beni kandıramazsınız. Bu kez sözümü dinleyeceksiniz. Bu yataktan ben izin verinceye kadar çıkma yok…












Tarık, Naz’ın arkasına bir iki yastık yerleştirirken şimdi birbirilerine daha yakındırlar













Naz: Buna bir itirazım olacağını sanmıyorum.. :img-blush




İki zeytin damlası kahverengi boncukların içine saklanmışken nefesler an ve an birbirine yaklaşıyordu…







Ayda: Tayııık!!!












Naz’ın gözleri kocaman açılır…









Tarık kısa bir öksürük krizinin ardından …











Arkasını yavaşça döner .. Kucağında sımsıkı tuttuğu pembe tavşancığı ile Ayda, bir eli belinde…












Tarık: Efendim Aşkım…








Ayda: Pinki çok acıktı...











Tarık, gülümser yataktan yavaşça kalkar














Tarık: Peki küçük hanım…Siz nasıl emrederseniz..














Ayda kocaman bir gülümseme ve ardından ortaya çıkan küçük fare dişleri ile karşılık verir..













Tarık, Ayda’ nın bir elinden tutup odanın kapısına doğru ilerlerken bir anda dönüp yataktan yavaşça kalkmakta olan Naz ile göz göze gelir…











Naz suç işlemiş küçük bir çocuk gibi …






Tarık ( işaret parmağını sallar) II küçük hanım siz yatakta kalıyorsunuz…












Naz: Ama Tarık…













Tarık: İtiraz yok.












Tarık, Ayda ile odadan çıktıktan sonra Naz, iki kolunu göğsünün altında bağlarken oflaya puflaya söylenmeye başlar…










Naz: Ooof Tarık .Of. Şu halime bak ya küçük çocuklar gibi..
Hayır gerçekten bir şeyim yok. Ama adamı inandıramıyorsun ki İNAT işteİNAT…








Midesine giren ağrı ile karını tutar…









Naz: Ooof. Ne vardı sanki o kadar yiyecek..Şimdi çek cezanı Naz…










***********************************************











Yaklaşık on dakika sonra bir elinde ahşap benzeri bir kahvaltı tepsi ile Tarık odaya geri döner ve tabi ardından Ayda…










Tarık: Yatakta piknik zamanı… :)










Naz’ın yüzünde beliren çocuksu mutluluk adeta Ayda’ nın kine eş değer bir görüntü sergiliyordu…














Tarık, özenle üzerine sürdüğü vişne reçelli küçük kızarmış ekmek parçalarını bir Naz’a bir Ayda’ya yedirirken…













Naz, bir yandan Ayda’ya sütünü içiriyordu…










Naz, yüzünü ekşiterek portakallı suyundan son yudumu da aldıktan sonra…













Naz: İşte bitti memnun musun?










Tarık: Hayır.









Naz: Yine ne var? Bu son deyip bana o vişne reçelli ekmeklerden yedireceksen haberin olsun Tarık vişne reçelini en sevdiğim reçeller arasından çıkarmak üzereyim. (bir yandan karnını tutarken) Iııy..












Tarık: (gülümserken iki elini Naz’ın yanaklarında gezdirir) Tamam tamam. Yeter san bu kadar eziyet.











Naz tek kaşını havaya kaldırırken..









Naz: Ha yani itiraf ediyorsun bana eziyet ettiğini..











Tarık: Evet ama senin bana yaptığın kadar değil…











Kendilerini farklı bir konuşmanın içinde bulacakken Ayda’nın pinpon maçı izler gibi bir Tarık’a bir Naz’a baktığını ve gülümsediğini fark edip Tarık kendini toparlar..










Cebinden çıkardığı renkli taşlı yüzüğü Naz’ın parmağına geri takarken









Tarık: Lütfen bunu bir daha ait olduğu yerden çıkarma…








Ayda’nın küçük sevinci ve alkışları arasında tekrar takılır yüzük…



50. Bölü Sonu




************************************************** *******





51. Bölüm ip ucu


Ayda’nın hastaneye dönme vakti gelmişti bu herkes için zor bir an olacaktı…

Naz’ın alacağı yeni kararın etkisi ne olacak?

Hepsi ve daha fazlası 51. bölümde sizleri bekliyor…

krizantem_84
17-11-08, 03:22
İSİMSİZ HİKAYE

---Bir alışveriş merkezi---


-Anne,unutma bak söz verdin alacaksın.

-Tamam dedim oğlum.Saatlerdir aynı şeyi söylüyorsun.

-Yaşasınn!

Genç kadın,ufaklığın elinden tutup,içeriye doğru yürümeye başladı.Ufaklık içeri girer girmez oyuncakların olduğu bölüme koştu…

-Oğlum yavaş!

-Anne şunlara baakk!

Kadın onun bu haline gülümserken,minik çoktan kendi dünyasına dalmıştı.Bir süre sonra,elinde kocaman bir topla ona doğru yaklaşırken..

-Anne yakala!

Kadın,beklemediği bu hareket karşısında afalladı.Topu yakalamaya çalışırken ayağı kaydı veee…

-Zamanlama ustası olduğumu biliyorsun.Her düştüğünde tutacağımı söylemiştim sana..

-Tarıkkk!


-Babaa!

-Oğlumm!

-Baba,sen de mi bana oyuncak almaya geldin?

-Şey,ee,evet prensim.

-Tarık,ne işin var senin burada?

-Bunun için de mi hesap vereceğim size Naz Hanım!

Naz,ters bir bakış fırlattı:

-Hadi oğlum gidiyoruz.

-Naz,bu haftasonu Nejat’ın bende kalmasını istiyorum.

-Olmaz.

-Anne lütfeenn!

-Çocuğun yanında tartışmayalım Tarık.Hep aynı şeyi yapıyorsun.Haftalardır bu duruma alışmaya çalışıyor zaten.Alıştığı bir düzen var ve onun dışına çıkmayacak.En azından şimdilik..

-Naz,o benim de oğlum.Hiç değilse bir gece,ona sarılarak uyuyayım.Çok özlüyorum.(neredeyse duyulmayacak bir ses tonuyla) : Onu da, seni de…

-Bir süre ayrı kalmayı öneren sendin Tarık.Sonuçlarına katlanacaksın.

-Aklın sıra beni cezalandırdığını sanıyorsun değil mi? Ama buna daha fazla müsaade etmeyeceğim .Oğlumu benden uzaklaştıramayacaksın!

Naz,bileğini sımsıkı tutan ele baktıktan sonra gözlerini Tarık’ın gözlerine dikerek:

-Bırak kolumu!

-Affedersin,kontrolümü kaybettim bir an..

Naz,Nejat’ın elinden tutup çekiştirerek:

-Hadi oğlum,yeterince oyalandık.Bir an önce evimize dönelim.

-Naz,sizi bırakayım.

-Hiç gerek yok!

-İnat etme işte..

Naz,bir Tarık’a bir küçük oğlunun istek dolu gözlerine baktı:

-Peki..

-Oleyy! Babamla gidiyoruz..

Naz,Nejat’ı arka koltuğa yerleştirirken,kendi de onun yanına oturmakla ön koltuğa geçmek arasında kararsız kaldı..Durumu sezen Tarık:

-Şoför-patron ilişkimiz biteli epey zaman oldu değil mi Naz?

-Ne?

-Yanıma gelmeyecek misin?

-Şeyy benn…Geliyordum zaten,ne bu acelen?

Tarık gülümseyerek Naz’ın kapısını açtı…

----Yolda----

-Oğlum,ne zamandır sesin çıkmıyor.Arabadayken seni susturamazdık halbuki..(Naz’a göz kırparak) : Naz,maazallah güneş çarpmış olmasın.Ya da dur tahmin edeyim.Buse’ye mi kızdın yoksa?

-Baba,ben o kızı hiç sevmiyorum.

Tarık,Naz’a manalı bir biçimde bakarak:

-Baba yüreği işte,hemen anladı oğlunun derdini..

Sonra oğluna dönüp:


-Neden bir tanem?

-Hep beni kızdıracak şeyler yapıyor.Sürekli benimle inatlaşıyor.Oyuncaklarımı alıp kaçıyor.Beni hiç sevmiyor.Ben de onu sevmiyorum işte.Sevmiyorum…

-Aman da aman,benim oğlum aşık mı olmuş?

Naz,gözlerini kocaman açarak:

- Ne alakası var Tarık! Çocuğu yanlış yönlendirme.

-Naz,anlattıklarını duymadın mı? Basbayağı aşkı tarif ediyor kerata.

-Sen iyice saçmalamaya başladın ama..

-E tabii,sen unuttuğun için sana saçma gelmesi gayet normal..

-Tarıkkk!

Tarık gülümserken,Naz sinirle ona bakıyordu..Araba durduğunda,Naz geldikleri yere inanamamıştı ama farkında olmak için çok geçti…İlk evleriydi burası..Nejat’ın doğumundan önce,evliliklerinin ilk yıllarını geçirdikleri o büyülü ev…Nejat doğduktan sonra,Tarık’ın direktifiyle,hiç istemese de bu eve veda etmek zorunda kalmıştı Naz..Daha büyük bir eve yerleşmişler ama burayı satmaya kıyamamışlardı..Arada,ufaklığı babaannesine bırakıp,küçük kaçamaklar için geliyorlardı.Evlilikle asla sıradanlaşmamış,aksine daha çok kamçılanmıştı aşkları..O uzun geceler en büyük şahidiydi bunun..Aşkla ve sonsuz hazla dolu, sabahı olmayan geceler…
Merdivenlere geldiklerinde hala sessizdi naz..Attığı her adımda,bir anısı canlanıyordu gözünde..Sessizliği Tarık bozdu:

-Naz,iyisin değil mi?

-Tarık,bizi neden buraya getirdin?

Nazın üzgün çıkan sesi,tarığın kendini suçlu hissetmesine neden olmuştu..Masum bir çocuk gibi boynunu bükerek:

-İnan kötü bir niyetim yoktu.Buranın bize iyi geleceğini düşündüm yalnızca.Hem yemeklerimi de özlemişsinizdir..

Naz,sevgiyle baktı tarığın gözlerine:

-İyi yaptın canım.Bizim için yeniden mutfağa gireceksin demek..E,daha ne olsun…

Tarık(içses) :- Canım mı?

************************************************** *************************
Yemekler muhteşemdi.Tarık,tüm hünerlerini sergilemişti o gece..Arada,ufaklığın anlattıklarına gülüp,kaçamak bakışlar atıyorlardı birbirlerine..Nejat,televizyon başında uyuyakalmıştı.Tarık,onu odaya götürmek için kucağına aldığında,naz da masadakileri toparlamaya başladı…

-Bırak kalsın.Safiye Hanım gelecek yarın nasılsa..

-Olmaz Tarık,böyle bırakılır mı hiç?

-Bırak dedim.Geliyorum şimdi…

Tarık salona döndüğünde,nazı elinde kadehiyle,pencere kenarında düşünceli bir biçimde dışarıyı seyrederken buldu:

-Mışıl mışıl uyuyor yaramaz..

-Çok yoruldu bugün..Birkaç saate uyanır.Tarık bizi eve bırakırsın değil mi?

-Hayır naz.Bu saatten sonra göndermem sizi..Bu gece buradasınız.Nejat sabaha kadar uyanmaz ayrıca..

-Uyandırırım.

-Saçmalama! Oğlumu uykusundan mı edeceksin?

-Ama…

Tarık parmaklarını nazın dudaklarına bastırarak :

- İtiraz yok sevgili karıcığım! Sen benim yatağımda yatarsın,ben de misafir odasında…

-Pek de düşüncelidir benim sevgili kocam!

-Ne sandın?

Naz,yine düşüncelere dalmıştı..Tarığın,onun üzgün olduğunu anlamaması imkansızdı..Onu bu halde görmeye dayanamıyordu..Her şeyin sorumlusu olarak görüyordu kendini..Bir özür dileyecekti sadece..Belki de bu halde olmayacaklardı o zaman..Onca şeye rağmen,naz yalnızca bir özür beklemişti..Tarıksa “Zamana ihtiyacımız var.Bir süre ayrı kalmak,ikimiz için de en iyisi” demeyi yeğlemişti..Klasik laflar…Bu anların ağırlığından kurtulmak ister gibi derin bir nefes aldı:

-Aynı şeyleri mi düşünüyoruz?

-Sen ne düşünüyorsun ki?

-Önce ben sordum.

-Çok uyanıksın sen!

-Ben…Yaşadıklarımızı düşünüyordum naz..Bu evdeki mutlu günlerimizi..Aşkla dolu gecelerimizi..Sonra..Bu durum..Çok pişmanım,söylediklerim için,yaptıklarım için..Senden ayrı kalabileceğimi düşünmek delilikmiş..Hatta aptallık..Naz,daha ne kadar devam edecek söylesene?Bu yükü taşıyamıyorum artık..Sensizliğe katlanamıyorum.Oğlumun kahkahaları evde yankılanmadıkça nefes alamıyorum..

-Lütfen Tarık,daha fazla devam etme.Pişman olması gereken sensin evet..O kadar incindim ki..Beni o kadar incittin ki.. Yine de hepsini unutmaya hazırdım.Bir şey bekledim senden,bir adım atmanı..Ama sen sen…

-Naz,özür dilerim.Her şey için…Yaşadıkların için… Bir şey demeyecek misin?Naz,yüzüme bak! Naz,ağlıyor musun sen?! Ben miyim yüzündeki o ıslaklığın sebebi?

-Oğlumu da alıp hemen gitmek istiyorum bu evden..

Naz,gitmek için ayağa kalktığında Tarığın kollarını belinde hissetti..Tarık onu kendine çekip,göğsüne bastırdı sıkıca..Saçlarını okşarken..

-Bebeğim,affet beni n’olur..

-Tarık,bırak beni lütfen..

-Hayır! Artık bırakmam seni…Bırakmam…

Tarık,dudaklarının üzerinde dolaşırken,Naz’ın ağlaması şiddetlendi..Gözyaşları tarığın dudaklarını ıslatıyordu..O ağladıkça,Tarık’ın karanlığına hapsettikleri,gün ışığıyla buluşuyordu..Tarık’ın kollarının çemberi,Naz’ın kafesi olmuştu şimdi..Değil kaçacak,kımıldayacak alan dahi tanımıyordu Tarık…
Dudaklar ayrıldığında,Naz nefesini kontrol etmeye çalışıyordu…Hazırlıksız yakalanmıştı bu kuşatmaya..Gözleri,Tarık’ın gözleriyle buluştu ansızın…O saniyeden kısa an yetmişti Tarık’taki değişimi anlamasına..Arzudan koyulaşan gözler,yeniden yaklaşıyordu sevdalısına…Özlediği tenle buluşma vaktiydi artık..Aceleyle Naz’ın saten gömleğinin düğmelerini açmaya çalışıyordu..Naz anlam verememişti bu hıza..İstemsizce sesini yükselterek:

-Tarık noluyorsun,yavaş biraz!

-Şşşş,oğlanı uyandıracaksın şimdi!

Başka söze fırsat vermedi Tarık..Şimdi aşk zamanı,şimdi vuslat zamanıydı..Ayrılık mı,bir daha asla dedi içinden…ASLA…

zeyno-brşkrs
17-11-08, 15:38
Tarık sinanı yere yatırmış bir yumruk daha indirirken:
-seni bir daha nazın yanında görürsem bu kadarla da bırakmam haberin olsun…
Tarığın sesinin oto parktan geldiğini duyan naz koşarak o yöne giderken onu oradan çıkarken görür… olduğu yerde kalan naz yerde yatan sinanı görünce:
-aman Allahım burada neler oluyor?....




GÖZLERİN 25.BÖLÜM


Tarık hiçbir şey söylemeden nazın bileğinden tutup barın önüne doğru nazı adeta çekelerken naz başını çevirmiş hala yerde yatan sinana bakmaktadır…
Tarık bağırarak:
-önüne bak naz ve gel benimle…
NAZ:-ama tarık…
Tarık bağırmaya devam etmektedir:
-ne aması yürü hadi…
Arabanın önüne geldiklerinde valeden anahtarı alan tarık kapıyı açarak:
-arabaya bin naz!
Naz ellerini bağlamış bir ayağını yere vurarak:
-bana neler olduğunu o adamın neden yerde olduğunu…
Tarığın açılmış kaşını göstererek:
-yüzünün şu halini bana açıklamadan şurdan şuya gitmem!!
TARIK:-naz! çıldırtma beni bin şu arabaya…
NAZ:-binmiyorum!
Tarık nazı kucağına alırken:
-binmiyorsun öyle mi?!
Naz tarığın göğsünü yumruklarken:
-sen ne biçim bir adamsın!!
Tarık yüzüne düşmüş saçlarının arasından naza bakarken:
-benim adamlığımı sorgulayacağına yanında gezdiğin adamlara dikkat et sen!
Nazı arabaya oturtup kendi şoför mahalline geçerken hala ters ters naza bakmaktadır nazda ona…
Tarık arabayı nazın bilmediği bir yöne doğru sürerken…
NAZ:-nereye gidiyoruz? Bizim eve giden sapağı da geçtik!
Tarıktan cevap gelmeyince:
-sana söylüyorum tarık cevap versene!
Göz ucuyla naza bakan tarık:
-kendi kendimi biraz olsun sakinleştirmeye çalışıyorum naz onun için bana bir süre hiçbir şey sorma…
Bu cümleyle nazda sinirlenmiştir:
-neden sinirleniyorsun? bana neler olduğunu anlatmak zorundasın!
Tarık Rumeli kavağına geldiklerinde balıkçı tekneleriyle dolu sahilde durdurur arabayı ve inerek kollarını bağlayıp arabanın önüne oturur… naz hareketsiz tarığı ve uçuşan saçlarını seyretmektedir… tarık derin derin deniz havasını içine çekerken naz usulca iner arabadan ve onun yanına giderek:
-bu yaptığın zorbalık beni derhal evime götür…
Tarık hırsla naza doğru döner ama sinirlendiğinde onun gözlerinde yanıp sönen ışıkları görünce onların büyüsüne kapılarak olduğu yerde kalakalır… aralarında sadece bir nefeslik mesafe vardır ve ikisi de gözlerini kırpmadan birbirlerine bakmaktadırlar karadan denize esen rüzgarla saçları uçuşurken onların yapamadığını saçları yapıp birbirlerine karışmaktadırlar…
Tarık nazı kollarından tutup aradaki mesafeyi kapatır ve gözlerini sıkı sıkı yumarak dudaklarını nazınkilerle birleştirir… bu kez farklıdır nazda tarıkta farkındadır bunun tarık nazı intikam almak istercesine hırs dolu bir tutkuyla öpmektedir… naz ne kadar karşı koymaya kalksa da başaramaz bunu…
Tarığın öpüşü yavaş yavaş yumuşayıp bir eli beline diğer elide saçlarının arasına kaydığında nazda teslim olur içindeki yanan ateşe… tarığın tamamen vücuduna yapıştırdığı naz ona dokunmak ve sanki daha içine sokulmak için hareket ettikçe tarık kontrolünü kaybetmektedir… dudaklarını dudaklarından çekip onun boynunda gezinmeye başladığında naz inler gibi:
-tarık…
Tarık başını kaldırıp nazın yüzünü ellerinin arasına alır:
-bana bunu neden yapıyorsun?
Nazın gözlerinde hüzün vardır:
-ben ne yaptım tarık?!
Tarık nazı bırakıp tekrar denize doğru döndüğünde naz tarığın uçuşan saçlarını yüzünden çekerek kaşında ki yaraya dokunur usulca:
-acıyor mu?
Tarık başını naza doğru çevirir sanki gözlerine buz parçaları düşmüş gibidir:
-acıyor evet ama kaşım değil…
Demin kendini tutkuyla öpen adamdan eser kalmamıştır ama naz hala neler olduğunu anlayamamıştır... yumuşak bir ses tonuyla:
-barda neler oldu tarık neden kavga ettiniz?
TARIK:-barda olanlardan önce esas sana neler oldu?
Naz hayretle:
-bana mı?
TARIK:-evet! Sen bana sıkıntılarını anlattığında keşke yanında olabilseydim dedim… bana cevap bile vermedin ben başka türlü yorumlamıştım sessizliğini ama sen benim yerime sinanla olmayı tercih etmişsin…
NAZ:-ama tarık…
TARIK:-ne aması naz madem çıkabiliyordun bana gel diyebilirdin! Aa! doğru sen bana güvenmiyorsun değilmi?! Sinana güveniyorsun ama…
NAZ:-bunun güvenip güvenmemekle bir ilgisi yok…
TARIK:-yeter artık naz neyin savunmasını yapıyorsun! Onun yanındamıydın? Yanındaydın…
Naz artık sinirlenmiştir:
-evet! Onunla çıktım bir itirazın mı var? Canım kimle isterse onunla çıkarım bu da seni hiç ilgilendirmez… onun için mi dövdün adamı?
Tarık sadece buz gibi bakışlarla süzmekle yetinir nazı ve tekrar önüne döner…
Naz bunları tarığın canını yakmak için söyler yakarda ama bir o kadar da kendi canı yanmaktadır…
Naz arkasını dönüp giderken tarık onun arabaya bineceğini zanneder kapının açılıp kapanma sesini duymayınca arkasına döndüğünde nazın yolun diğer tarafına yürüdüğünü görerek:
-naz! Nereye gidiyorsun?
Naz arkasına bakmadan:
-evime…
Tarık peşinden giderken:
-buraya gel naz!
Naz koşar adımlarla az ilerde ki restoranın önünde duran taksiye biner:
-gidelim lütfen…
Tarık söylenerek arabasına biner ve taksinin peşine takılır… kısa bir süre sonra onları yakalamıştır bile elini kaldırmadan kornaya basmaktadır… naz donuk ifadesiz bir yüzle başını tarığa doğru çevirir… tarık eliyle taksiden inmesini işaret ederken camını açmış bağırmaktadır:
-in o taksiden naz!!
Naz başını diğer yöne çevirir çünkü artık akmasını zorlukla engellediği gözyaşlarını tutacak gücü kalmamıştır…
Taksi şoförü:-hanımefendi durmamı istermisin?
Naz gözlerinden yaşlar süzülürken başını sağa sola sallayarak:
-hayır lütfen devam edin…
Taksi şoförü:-edeyim etmesine ama söyleyin yolumuzdan çekilsin o zaman… çünkü hem kendini hem bizi tehlikeye sokuyor…
Naz şoföre cevap veremeden telefonu çalar:
-pardon!
Taksi şoförü kendi kendine:
-bakın bakın belki bizim deli aşıktır…
Naz telefonunu çıkartırken:
-nee!
Şoför göz ucuyla diğer arabaya bakıp tarığın elinde telefon görmeyince:
-tüh! O değilmiş…
Naz yeniden:
-nee!
Ama telefonunda yazan ismi gördüğünde nazın artık şoförle ilgilenecek hali kalmamıştır:
-sinan bey!
SİNAN:-naz! Sakın o manyağın sözlerine inanma ben asla seni aşağılayıcı bir şey söylemedim…
NAZ:-neee!
SİNAN:-inan o seni benden uzaklaştırmaya çalışıyor onun için uyduruyor bunları…
Naz göz ucuyla hala kornaya basarak yanlarında gelen tarığa bakarken tarıkta nazın kimle konuştuğunu merak etmektedir “demek hakkımda söylediğin bir şeyden dolayı yedin dayağı sinan efendi”:
-sinan bey konuşacak durum da değilim şu anda kapatmam gerekiyor…
Naz şoföre dönerek:
-dururmusunuz lütfen!
Tarık taksinin sağa sinyal verdiğini görünce arkasına geçer ve durur…
Naz taksiden inip kendine doğru gelirken o üzüntülü ve hırpalanmış haliyle bile ne kadar güzel göründüğünü düşünmekten alamaz kendini bütün kızgınlığına ve kırgınlığına rağmen…
Tarığın arabadan inmesine fırsat kalmadan naz bir çırpıda tarığın arabasına biner ve ona doğru dönerek sert ve adeta emreder bir ses tonuyla:
-çabuk bana o adamın benim hakkımda neler konuştuğunu söyle!!
Tarık şaşırmıştır… kaşlarını kaldırıp bakar naza:
-kim söyledi bunu sana?
NAZ:-kimin söylediğini boş ver de cevap ver bana…
Tarık önüne dönerek derin bir nefes verir…
Naz merakla tarığın ne söyleyeceğini beklerken tarık söylediklerinden rahatsızlığı belli bir ifadeyle:
-sinanın yanındaki herif senin için kafeslemişsin dedi şefersize o da elimden kim kurtulmuş kafeslenmediysede üzere dedi…
NAZ:-nee! Aşağılık… sen bunları duyduğun için mi?...
Tarık naza dönerek:
-keyif için yapacak halim yoktu herhalde…
NAZ:-senin de babamdan bir farkın yok! Ben kendi işimi kendim halledemem değil mi? siz müdehale edeceksiniz illaki…
Tarık gözlerini kısmış kaşları çatık:
-ne! Sen ne saçmalıyorsun? Onları duyup öylece bırakacakmıydım?!
NAZ:-bana söyleyebilirdin ben gerekeni yapardım nasılsa!
TARIK:-sen bunları gerçekten böyle düşündüğün için mi yoksa beni çıldırtmak için mi söylüyorsun? Eğer sen mantıklı hareket etseydin zaten o herifle dışarıda bir işin yoktu…
NAZ:-benim mantığımı yargılamak sana mı kaldı? Ben yetişkin bir insanım kendi kararlarımı kendim alabilirim!
TARIK:-öyleemii?! Affedersiniz naz hanım bir daha sizin işlerinize karışmayız ama bize öyle öğretilmedi arkadaşımızın dostumuzun bile kendine ailesine kötü konuşulduğunda yada davranıldığında bu tip bir şeye tepkisiz kalmamamız öğretildi… sanırım sizin doğrularınız bizimkinden farklı…
NAZ:-siz aile dostlarınızı ve arkadaşlarınızı korumaya devam edin tarık bey…
TARIK:-naz hanım unutmayın sizde benim ailemin dostlarının kızısınız!
Birbirlerine inat söyledikleri her kelime onları an ve an daha kırıcı ve hırçın yapmaktadır…
NAZ:-demek öyle!!
Naz arabanın kapısını açmak için hamle haptığında tarık nazdan hızlı davranıp onun üzerinden kapıya uzanarak açmasını engeller… hala boylu boyunca nazın üzeriydeyken başını kaldırıp:
-sen ne yaptığını sanıyorsun?
NAZ:-üstümden çekilirsen gideceğim!
TARIK:-hiçbir yere gidemezsin… sen sana karışılmasını istemesen de ben seni böyle ıssız bir yerde bırakacak kadar delirmedim daha… otur oturduğun yerde ben seni bırakırım şimdi…
Naz etrafına bakınca sokak aydınlatmasının bile olmadığı bu yolda inmenin tarığa ne kadar kızmış olursa olsun mantıklı olmayacağını anlayınca susup oturur…
Neredeyse nazların bahçe kapısına gelmişlerdir bile hemde bir tek kelime bile etmeden… tarığın telefonu çalar… tarık önce telefonun ekranına sonra göz ucuyla naza bakarak açar telefonu:
-efendim melisa!
Naz duyduğu bu isimle başından ayağına kadar uyuştuğunu hisseder… tarık arabayı yavaşça kullanmaya devam ederken bir taraftanda karşı tarafı dinlemektedir…
TARIK:-tamam melisa birazdan geliyorum…
Naz bu son cümleyle beyninden kurşun yemişe döner…
Kapının önüne geldiklerindeyse naz hiçbir şey söylemeden ve ardına bile bakmadan kumandasıyla açtığı bahçe kapısından yürür gider… ardından arabanın süratle kalkış sesini duyar…
Sadece ümitin odasının ışığının yandığını gören naz usulca açar kapıyı odasına gitmek için merdivenlere yöneldiğindeyse karanlığın içinden gelen sesle irkilir:
-naz!
Arkasına döndüğünde sabahlığıyla salonun eşiğinde duran annesiyle göz göze gelir:
-anne! Sen yatmamışmıydın?
CAHİDE:-seni bekliyordum… biraz konuşalım mı?
Naz ne diyeceğini bilemeden bakar annesinin yüzüne…


Tarık henüz sahil yoluna çıkmışken bir kez daha çalar telefonu arayanın aramasını istediği kişi olamayacağını bile bile genede umutlanarak bakar telefonuna ve derin bir “of” çektikten sonra:
-efendim filiz?!
FİLİZ:-abi neler oluyor? yemek bitti mi diye telefon açıyorum geliyorum melisa diyorsun…
TARIK:-öyle gerekti filiz!
Filiz endişelenerek:
-abi sen iyimisin?
Tarık bezgin bir sesle:
-yok bir şeyim filiz birazdan evdeyim…


Naz başı önünde annesinin yanından geçerek salona girer anneside peşinden…
Naz başı hala önünde bırakıverir kendini kanepeye ve elindeki çantayı fırlatırcasına yanına koyarak… cahide nazın yanına oturup onun yüzüne dökülen saçlarını kaldırarak:
-ben seninle başka şeyler konuşacaktım ama önce senin şu haline bir açıklık getirelim… neler oluyor naz? Sinan beyle neler oldu?
Naz bir çocuk gibi dudaklarını sarkıtarak:
-sinan beyle değildim anne..
Cahide şaşkın:
-nasıl yani?
Naz olanları tabi ki tarıkla aralarında ki özel anlar ve tartışmalarının detayları hariç anlatır annesine…
CAHİDE:-sana inanamıyorum naz gerçekten inanamıyorum… hem o sinan denen adam nasıl bir şeymiş öyle? Bunu onayladığımı ne baban ne ümit nede tarığın kendisi duymasın ama ellerine sağlık umarım iyice benzetmiştir onu!!
Naz derin bir nefes alarak:
-sana inanamıyorum anne…
Birden gözlerinden yaşlar süzülmeye başlar:
-ben o olay yüzünden tarıkla kavga ettim ve her şeyi mahvettim sen karşıma geçmiş onu alkışlıyorsun!
CAHİDE:-ne! Tarıkla senin şerefini koruduğu için mi kavga ettin? Yoo! Baban haklı gerçekten tarıkla sen olmaz ama tarıktan sebep değil senden sebep!!
Naz bir eli burnunda hala ağlarken:
-ya! Anne! Ben kendi şerefimi koruyamıyormuyum da o benim şerefimi koruyacak?
CAHİDE:-kızım sen duymamışsın ki bunları o duymuş sen duysan tabi ki kendini koruyabilirsin…
NAZ:-bana söyleseydi…
CAHİDE:-naz! Saçmaladığının farkındamısın annem sen?!


Tarık eve gidiğinde doğruca odasına çıkarken…
BELGİN:-geldin mi oğlum?
TARIK:-geldim anne…
BELGİN:-gelsene yanımıza…
TARIK:-yorgunum anne bir duş alıp yatağağım…
Bunu duyan filiz abisinin peşinden odasına girer:
-abi…
Tarık arkasını döndüğünde filiz onun yüzünde gördüğü acıyla irkilir:
-abi neyin var?!



Nazın çalan telefonuyla anne kız göz göze gelirler:
CAHİDE:-aç sana! Belki tarıktır…
Naz telefonu çantasından çıkartırken acı bir gülümsemeyle:
-o beni artık hayatta aramaz hem az önce ben tarığı kendi ellerimle bir başkasına armağan ettim…
Arayanın sinan olduğunu gören naz cevap vermeden kapatır telefonu… ardından bir kez daha çalar telefon…
CAHİDE:-aç telefonu ve gerekenleri söyle hani kendi işini kendin hallederdin?!
NAZ:-haklısın anne!...
Naz kendinden emin ve ciddi bir ses tonuyla:
-efendim sinan bey!
SİNAN:-şimdi müsaitmisiniz acaba?
NAZ:-sinan bey ben sizin için bir daha asla musait olmayacağım… sakın bir daha beni rahatsız etmeyin…
SİNAN:-onun laflarına inandın değil mi?
NAZ:-sinan bey yaptıklarınız ve yapmaya çalıştıklarınız üzerinde çok uzun konuşmalar yapabilirim ama deymez onun için kapatın bu konuyu ve beni rahat bırakın!
Sinan bu kez tehditkar bir ses tonuyla:
-unutmayın naz hanım benim şirketimde çalışıyorsunuz!
Naz hiddetlenerek:
-neee! Beni tehdit mi ediyorsunuz? İşinizde sizin olsun her şeyinizde istifa ediyorum!



TARIK:-bir şeyim yok filiz yalnızca biraz yorgunum…
FİLİZ:-bırak abi seni hiç mi yorgun görmedim… hem neydi o telefonda ki melisa meselesi kim vardı yanında…
Tarık hüzünle:
-naz!
FİLİZ:-naz mı? nazla aranızda ne var Allah aşkına?
Tarık yatağının üzerine yığılırcasına otururken:
-son yaptığım hareketten sonra artık hiçbir şey filiz…. Hiçbir şey… onu sonsuza kadar kaybettim….
Filiz abisine inanamaz gözlerle bakmaktadır….


Naz telefonu hırsla tekrar çantasının içine atarken ağlayarak annesine sarılır:
-artık bir işim de yok anne ve tarığı da sonsuza kadar kaybettim….

beyaz_prenses
17-11-08, 22:29
11. BÖLÜM

Mevsimlerin en güzelidir sanki o yıl ilkbaharın. İlkbaharla birlikte yeni umutlar, yeni bir hayat gelmiştir sanki. Kışın soğuktan kuruyup dökülen her yeri sarıya boyayan yapraklar, ilkbaharla birlikte yeniden yeşermeye başlamıştır. Aylar boyu kahverenginin esirinde olan yerler, şimdi yeşilin esiri altına girmişti…

Naz, son zamanlarda ilk kez bu kadar mutlu hissediyordu kendini. Elindeki kitabı okuyordu seslice. Sanki birine okur gibi, yemyeşil çimlerin üzerine oturmuş masal anlatıyordu. Sanki kendi hayatının masalını anlatır gibi…

“Bu dünyada her şeyin bir mevsimi,

her amacın

bir zamanı vardır.

Doğma zamanı, ölme zamanı;

bir ağacı dikme zamanı,

meyvesini toplama zamanı;

Öldürme zamanı, gülme zamanı,

yıkma zamanı

ve yeniden inşa zamanı;

Ağlama zamanı, gülme zamanı,

yas tutma zamanı,

dans etme zamanı;

Taşları fırlatma zamanı

Ve birlikte

Taşları toplama zamanı;

Bir kucaklaşma zamanı

ve bazen

geride durma zamanı;

Kazanma zamanı, kaybetme zamanı,

tasarruf zamanı,

dağıtma zamanı;

Yırtıp parçalama zamanı, dikip onarma zamanı,

susma zamanı

ve konuşma zamanı;

Sevme zamanı, nefret zamanı,

savaş zamanı

ve de barış zamanı”

Naz başını yavaşça gökyüzüne kaldırdı. Parlayan güneşe baktı, Karnını hafifçe okşayarak

“Peki, biz hangi mevsimdeyiz bir tanem… Hangi zamandayız… “

Elindeki kitabın kapağını kapatıp, yavaşça kalktı ve ağır adımlarla yürümeye başladı.

Gerçekten şimdi hangi zaman dalardı. Sevgi zamanı geride kalmıştı onlar için, ya da onlar öyle düşünüyordu. Naz için şimdi doğma zamanıydı. Dünyaya getireceği minik bebeğiyle birlikte, oda yeniden merhaba diyecekti sanki dünyaya. Öyle hissediyordu, onunla yaşıyordu her anını şimdi. Tarık için bambaşka bir zaman vardı. Mutlu olmaya çalışıyordu bu zamanın içinde, gerçekten mutlu olacağı yerden ve kişilerden uzakta…

Filiz hızlı adımlarla girdi Tarık’ın odasına

FİLİZ: Abi ben çıkıyorum hazırlanmam lazım. Annem sana yeniden akşamı hatırlatmamı istedi. Vaktinde gelecekmişsiniz unutma

TARIK: Tamam bende çıkacağım zaten birazdan.

FİLİZ: Tamam hadi ben kaçtım

Filiz girdiği hızla çıkmıştı odadan. Tarık telefonu alıp Irmağı aradı

TARIK: Alo Irmak

IRMAK: Efendim canım

TARIK: Ben bir saate kadar çıkarım bankadan haber verim dedim.

IRMAK: Tamam canım en hazırlanıyorum imdi. Geldiğinde çıkarız hemen

TARIK: Oldu bir saat sonra görüşürüz o zaman

IRMAK: Tarık…

TARIK: Efendim

IRMAK: (Bir süre sessiz kalır) Seni seviyorum

Tarık ne diyeceğini bilemez. Yüzünde bir an tebessüm oluşur

TARIK: Akşama görüşürüz Irmak






Naz eve gelir uzun yürüyüşün ardından. Eve girdiği anda telefonunun büyük bir ısrarla çaldığını duyar. Odasına girer masanın üzerinde unuttuğu telefonu açar. Karşıdaki ses büyük sitemle başlar konuşmaya

ECEM: Sonun da ya kapatıyordum nerdeyse. Nerdesin kızım sen

Naz salona geçip kanepenin üzerine oturur

NAZ: Dışarıdaydım telefonu da evde unutmuşum kusura bakma

Ecem sinirli bir şekilde

ECEM: Kusura bakarım efendim. Bu telefonu sen evde unut diye icat etmemişler. Öldüm meraktan ya

NAZ: Ya napayım bu güzel günü kaçırmak istemedim dolaşmaya çıkmışım.

ECEM: İyi hadi, ne yapıyor benim prensesim

NAZ: İyi prenses hanım teyzesi. Rahatı yerinde maşallah, hem nasıl olmasın annesine bu kadar kilo aldırdıktan sonra

ECEM: Aferin ona benim yapamadığımı yaptı.


İkisi de gülmeye başladılar. O günler geldi akıllarına. Ecem az uğraşmamıştı Naz’a yemek yedirmek için. Ecem bu gülüşmeyi böldü

NAZ: Çok özledim ya ben seni. Ne zaman geliyorsun

ECEM: Ben de özledim canım. Ama anca prensesin doğumuna doğru gelebilirim. Hazirandaydı değil mi doğum?

NAZ: Evet, desene daha iki ay var

ECEM: Nasılda geçti koca yedi ay değil mi? Keşke hiç Tarık’ı çağırmak diye bir hata yapmasaydım da bu zamanında yanın da olsaydım

Naz’ın yüzüne biran hüzün çöktü

NAZ: Kendini suçlama Ecem sen benim için en iyisini yapmaya çalıştın. İnan böylesi daha iyi oldu, ben şuan burada çok mutluyum. İnan öyle güzel bir yer ki burası

ECEM: Sen mutluyum diyorsan.

NAZ: Evet, bir görsen Ecem o kadar güzel bir yer ki burası. Küçük bir kasaba gibi ama değil, kocaman bir yer ve sanırım burayı kocaman yapan içindeki insanları.

ECEM: Sevdin demek oraları…

NAZ: Sevmek, çok sevdim evet bence Elvan burada yaşamayı tercih etmekte haklı

ECEM: Sahi o ne yapıyor.

NAZ: Valla birkaç gündür bir şeyler karıştırıyor ama anlamadım.

ECEM: Nasıl yani!

NAZ: Bizim bu Elvan bir şeyler karıştıracağı zaman sus pus olur. Ortalar da fazla görünmez, bu sıralar da öyle. Dükkâna bile zor uğruyor, artık neler çeviriyorsa.

ECEM: Bak sen şu kıza bilmezdim böyle huyları olduğunu.

NAZ: Ama var işte bakalım ne çıkacak altından

ECEM: Kendine birini bulmuş olmasın bu kız

NAZ: Yok öyle olsaydı benim haberim olurdu.

ECEM: Neyse Naz sen öğrenince söylersin bana şimdi kapamam lazım

NAZ: Tamam canım…


Naz telefonu kapatıp aynanın önüne geçti. Uzun bir süre aynada ki görüntüsünü izlemeye başladı. Öyle garip bir histi ki bu onun için tarifi yoktu içindeki bu mutluluğun. Hiç tahmin etmiyordu ondan sonra bu kadar mutlu olabileceğini. Her zaman yaptığı gibi bebeğiyle konuşmaya başladı

“Sence babanın da senin varlığını bilmeye hakkı var mı? Yanlış mı yapıyorum, seni ondan saklayarak. Onun da bu mutluluğu yaşamaya hakkı var belki de… Ne yapmalıyım bebeğim, senin için bizim için en iyisi hangisi. Bilmiyorum, şuan tek istediğim senin mutluluğunu yaşamak. Öyle mutluyum ki anlatamam, sen bir güneş gibi doğdun sanki hayatıma. Senden vazgeçmeyi düşünerek ne büyük aptallık yapmışım. Sen gönül bahçemin nadide çiçeğisin artık…”






Tarık eve gelmiş Irmak’ın inmesini bekliyordu.

TARIK: Irmak hadi ama…

IRMAK: Tamam geldim

Sessizce İstanbul’un karanlık sokaklarında yol alıyordu gri renkli araba. Büyük bir sessizlik hâkimdi. Gidecekleri yere varmışlardı herkes Tarıkların gelmesini bekliyordu. Kapıyı çaldılar Belgin açtı hemen kapıyı

BELGİN: Nerde kaldınız oğlum

Tarık annesinin o haline sessizce gülüyordu. Irmak yavaşça vurdu Tarık’ın koluna gözleriyle sus işareti yapıyordu. Tarık aldırmadı Irmak’a annesine döndü

TARIK: Of anne ya geldik işte hem ne önemli yemekmiş bu kim gelecek acaba…

BELGİN: Gelecek değil geldiler Tarık Bey çabuk girin içeri…






Naz ve Elvan sofrayı toplamış koyu bir sohbete koyulmuşlardı…

ELVAN: Naz ne diyorum biliyor musun?

Naz tatlı bir gülümsemeyle baktı Elvan’a.

NAZ: Ne diyorsun Elvancım…

Elvan tatlı bir kızdı. Naz’ın gelmesiyle hayatı değişmişti sanki…

ELVAN: Ya bizim şu boş oda var ya…

NAZ: Eee…

ELVAN: Ben diyorum ki o odayı bizim oyuncağa dekor ize edelim diyorum.

Naz sıkıntılı bir şekilde

NAZ: Ama Elvan orası boş değil ki… Sen orada çizim yapıyorsun yani senin odan

ELVAN: Evet benim ve bende o odayı küçük oyuncağımız için dekor ize etmek istiyorum…

NAZ: Küçük oyuncak mı?

Elvan muzip bir şekilde

ELVAN: Minnacık olmayacak mı doğunca? Oyuncak gibi Naz

Gülmeye başlar…

NAZ: Senin şu benzetmelerin yok mu? Peki, biz büyümüş halleri ne oluyoruz, bebişler oyuncaksa

ELVAN: (Gayet rahat bir tavırla) Biz çoktan hayatın oyuncağı oluyoruz küçüklükten başlıyor yani anlayacağın. Ben öyle düşünüyorum şahsen, hem haksız mıyım? Düşünsene küçücük elleri ayakları, minnacık burunları oluyor. Valla dünyanın en tatlı oyuncakları…

Naz bebeğine dönüp “Kızım duyuyor musun bu çılgın Elvan ablan sana ne diyor. Sen benim kızımı da öyle seversin artık”

ELVAN: Evet minik oyuncağım diye seveceğim ben onu. Hem sen ne diyorsun benim fikrime onu söyle

Naz biraz düşündükten sonra

NAZ: Olmaz diyorum…

Elvan küçük yaramaz bir çocuk gibi büzdü dudağını. Zaten bir farkı yoktu yaramaz bir çocuktan

ELVAN: Ama neden Naz…

NAZ: Zaten üstüne yüküz bir de çalışma odanı mı işgal edeceğiz?

Elvan yüzüne alaycı bir ifade takınarak

ELVAN: Tabi ya bak üstüme ne kadar yüksünüz…

Elvan ayağa kalkmış sırtın da yük taşır gibi önüne eğilmiş belini tutuyordu. Naz’a dönerek

“Of Naz çek şu üstümdeki yükü ya… Kendi yetmiyor gibi birde koca göbeği var şişko ne olacak”

Naz karnına bakar. Elvan hemen “Sen alınma minik oyuncağım ben onu şişko annen için söylüyorum tamam mı?” Naz dayanamaz ve elinin altındaki yastığı Elvan’ın kafasına fırlatır.

NAZ: Şişko hı, koca göbekli hı göstereceğim ben sana şimdi şişkoyu

Naz evin içinde Elvan’ı kovalamaya başlar. Elvan hala munzurca gülüyor ve Naz’ı sinir etmeye devam ediyordur

ELVAN: Bak yavaş ol bir şey olacak şimdi. Sana acıdığımdan değil oyuncağa bir şey olacak diye korkuyorum

Naz bu sefer ayağındaki terliği çıkartıp atar Elvan’ın kafasına

NAZ: Nankör arkadaş ne olacak

Elvan hala laf yetiştirme peşindedir

ELVAN: Hak ettiniz Naz Hanım. Bana öyle laf sokarsanız karşılığını alırsınız. Bilirsiniz hiç bir şeyin altında kalmam

NAZ: Şuna bak ya hala laf yetiştiriyor

Naz bu sefer de diğer terliği çıkarıp atar Elvana. Elvan’ı sıyırır terlik gülmeye başlar

ELVAN: Paslanmışsın kızım sen

Naz daha fazla koşturamaz ve koltuğa oturur “eskiden olsa görürdün sen dua et bu halime

Elvan karşısına geçip oturur Naz’ın

ELVAN: Nasıl dua ediyorum bilemesin. Allah’ım şu Naz’ı bunun iki katına çıkar diye

Naz eline minderi alarak

NAZ: Elvan…

ELVAN: Tamam ya şaka yaptım. Hemen de kızıyor şuna bak

İki arkadaş hallerine gülmeye başladılar. İkisi de hala çocuklardı, yaşları büyüktü ama içleri hala çocuktu…






Sonun da Tarık için bitmez diye düşündüğü gece bitmişti. Annesi baştan söylese dayısı gilin geleceğini hiç gitmezdi oraya. Bilmiyordu nedenini ama sevmiyordu onları. Aslında iyi biriydi dayısı ama sürekli oğluyla kıyaslamasını sevmiyordu. Eve girdiler, yol boyu Tarık’ın konuşmaması Irmak’ın dikkatini çekmişti. Tarık ceket’ini çıkartıp sıkıntılı bir şekilde kendini koltuğa attı. Irmak yanına oturdu soran gözlerle bakmaya başladı.

IRMAK: Tarık ne oldu

TARIK: Ne anlamadım

IRMAK: Bütün gece beş karış suratla oturdun

TARIK: Yok bir şey keyfim yoktu ondan

Deyip odaya çıktı Tarık. Irmak uzunca bir süre baka kaldı arkasından. Seviyordu Tarık’ı onun kendisini sevmediğini gönlünün hep bir başkasında olacağını bilebile seviyordu. Hep bir gün onun da kendisini seveceğinden umut ederek yaşıyordu. Zaten Tarık’ın Paris macerasından sonra olabileceğine daha da bir kesin gözüyle bakıyordu.

Belki bir kız için en zor olan şeylerden birini yaşıyordu Irmak. Gönlünde başka biri olan adamı sevmek… Seni belki de hiç sevmeyeceğini bilebile karşılıksız sevmek. Üstelik evlilik gibi bir kurumun içinde, karşılıksız sevmek hayatını yaşayacağın insanı… Sevgilerin en zoru değil midir karşılıksız sevmek? Onun seni sevmesini umutla beklemek…

''El!F''
18-11-08, 13:11
YENİ, HEP YENİ, DAİMA YENİ, HER ZAMAN YENİ, SADECE YENİİİİ:)

-HIZ TUTKUNLARI-

-BÖLÜM 1-

Naz hızlı bir şekilde kullanıyordur arabayı İstanbul caddelerinde..

Bütün makyajı akmıştır ve hala devam ediyordur ağlamaya…

‘’Lanet olsun! Sana lanet olsun! Çok sevmiştim seni. Meğerse ben aptalın
tekiymişim. Aptal aşığın teki! Niye aşık olmak bu kadar zor! Niye aşkta
acımasızlıklar var, niye…!’’

Hızla park eder arabayı barın önüne. Bara girdikten sonra hemen lavobaya
gider. Yüzünü yıkar. Aynada kendine bakarken…

NAZ: Ama yok. Bundan sonra AŞIK falan olmak yok! Safsın kızım sen. Elinde
oynattı seni! Sen bunun farkına bile varmadın. Hayır, bundan sonra AŞIK
olmayacağım. Aşk denen şeyi attım hayatımdan, aklımdan, kalbimden!

Lavobadan çıkar. Hemen bir içki söyler kendine ve içmeye başlar…

1-2 saat sonra…

Naz iyice sarhoş olmuştur. Tam kalkacakken bir bay gelir yanına. Uzun, dalgalı
saçlı, sürmeli gözlü biri yaklaşır.

Naz’ın başı döner ve tekrar oturur yerine…

‘’İyi misiniz?’’

NAZ: İyiyim ben, bir şeyim yok! Arabaya gitmem lazım.

TARIK: Bu halde araba kullanmayı düşünmüyorsun herhalde!

NAZ: Yoo düşünüyorum.

TARIK: Saçmaladığının farkında mısın?

NAZ: Yaa sana ne oluyor ya!

TARIK: İzin vermiyorum kullanmana.

NAZ(sinirle): Senden izin falan olmadı! Hem sen kimsin ya!

Naz çantasını alıp hızla kalkar. Başı döner ve Tarık’ın kucağına yığılır.

Tarık, Naz’ı kucağına aldıktan sonra bardan çıkar…

TARIK: Deli kız! Birde bu halde araba kullanacaktın. Evini de bilmiyorum. Seni
evime götürmekten başka bir çare yok…

Evde olur 15 dk sonra. Arabadan indikten sonra, Naz’ı kucağına alır tekrar.
Eve girerler…

Tarık, Naz’ın yüzüne bakıyordur sürekli….’’ Melek gibisin sen… Çok tatlısın… Ya
ne diyorum ben? Hayatında ilk defa görüyorsun Tarık!’’

Naz gözlerini aralar hafifçe….’’Midem bulanıyor. İndir beni kucağından,
lavobaya gitmem gerek…’’

Lavoboya götürür Naz’ı…

15 dk sonra----

TARIK: İyi misiniz?

İçkinin etkisi geçmemiştir.. Daha nerde olduğunu, kiminle konuştuğun farkında
bile değildir.

‘’Bilmiyorum ama her tarafım su oldu…’’

Tarık, Naz’ı odasına götürür. Kendi eşofmanlarından verir. Naz odada bulunan
banyoda üstünü giynip tekrar odaya döner.

‘’Şimdi nasılsın?’’

Yatağa yatar hemen Naz…

Naz gözleri kapanırken…’’Çok uykum var!’’

Tarık tam gidecekken Naz kolundan tutar…’’ Gitme Tarık, yanımda kal, lütfen…’’

‘’Tarık mı? Sen benim adımı nerden biliyorsun ki? Hem eğer yatarsam, sabah
olacakları düşünemiyorum bile…’’

Ayrılır odadan…

SABAH----

Naz gözlerini açar, siyah, gri ve beyaz tonlardaki renklerin hakim olduğu
odada. Etrafına bakar. Yerde kapağı açık, içinde duran siyah renkte ki elektro gitar, bir köşe de durmakta olan diz üstü bilgisayarı, duvara monta edilmiş orta boyda bir kitaplık, ve masanın üstünde duran motorla ilgili çeşit çeşit dergiler vardır. Yerinden kalkar, aynaya doğru ilerler. . .

Tarık mutfakta kahvaltıyı hazırlarken bir çığlık sesi duyar ve hemen odasına
koşar…

Naz elinde ince ve uzun bir vazoyla bekliyordur.

Tarık hızla içeri girer…’’ Ne oluyor?’’

‘’Kimsin sen?’’

Tarık gördüğü manzara karşısında gülmeye başlar…

‘’Kimsin ve niye gülüyorsun?’’

Tarık gri ve beyaz renkteki tekli koltuğa otururken….’’ Aynaya bakmadın
sanırım…’’

‘’Ne yapıyım! Büyük oldular. Sen bu kadar şişko olmasaydın!’’

Tarık gülmesi kesilir ve yüz ifadesi değişir…’’ Ne! Şişko mu?’’

NAZ: Gülmen kesildi bakıyorum…

TARIK: Bana bakın küçük hanım…

NAZ(gözlerini açar kocaman): Ne ne ne ne! Küçük hanım mı?

Tarık hiç duymamış gibi devam eder….’’Onlar bir kere boydan kısa oldu bu bir,
sende biraz olsaydın bu 2..’’

NAZ: Üçüncüsü ne peki?

Tarık hiçbir şey demez…

‘’Kimsin sen!’’

‘’Hem sen benim ismimi biliyormuşsun..’’

‘’Ne biliyor muyum….!’’

‘’Dün yattığında, ben giderken kolumdan tuttun…’’Gitme Tarık, yanımda kal,
lütfen..’’ dedin..’’

NAZ: Kim ben mi?

TARIK: Yok ben! Herhalde sen!

NAZ: Tek hatırladığım gece giderken, biri bana bakarak Tarık bey diye
bağırıyordu…

Naz vazoyu kaldırır yavaşça..

Tarık hızla tutar bileğinden….’’ Bana bakın küçük hanım, bana teşekkür
etmeniz gereken yerde vazoyu kaldırmış vurmaya çalışıyorsunuz—daha da
yaklaşır_ Ben olmasaydım, bar köşelerinde uyuyor olacaktın…..!’’

NAZ: Bar mı? Of ben niye hiçbir şey hatırlamıyorum.

Tarık dün geceyi anlatır Naz’a..

NAZ:Tamam, niye bu kadar içtiğimi şimdi hatırladım. Ben… Özür dilerim. Öyle
bir an başkasının evinde, başkasının odasında uyanınca… Ayrıca teşekkürde
ederim..

TARIK: Neyse, bundan sonra nasıl davranman gerektiğini anlamışsındır.

Naz sinirle bakar Tarık’a…

Parmağıyla göstererek…’’Elbiselerin şurada. Giyinip gelde, kahvaltı edelim…’’

NAZ: Ben son bir şey daha sorabilir miyim?

Tarık yüzünü çevirir Naz’a..

NAZ: Üstümü sen mi---

TARIK: Merak etme, sen banyoda değiştirdin. Ben sana hiçbir şekilde
dokunmadım..

NAZ: Sağol…

Tarık kapıyı hızla çarpıp çıkar odadan…

O sırada Naz’ın telefonuna mesaj gelir. Telefonu alır eline. Önce 30 cevapsız
arama ve 5 yeni mesajı görür…

NAZ:İnanmıyorum! Annem 15 kere aramış. E haklı kadın…

Mesajlara bakar…

NAZ:5’i de Ayşe’den…

‘’Nerdesin Naz? Kaç kere aradım. Bu 5. Mesajım.okur okumaz ara beni. Ayrıca
akşam 8 de yarış var. Unutma!’’

NAZ: Tabi ya..

Hemen Ayşe’yi arar…

AYŞE: Alo Naz! Nerdesin sen?

NAZ: Of Ayşe sorma! Neler oldu bir bilsen..

AYŞE: Anlatsan bileceğim zaten..

NAZ: Her zaman ki yerde buluşalım mı?

AYŞE: Tamam. Ayrıca akşam yarış var. Unutmadın değil mi?

NAZ: Yok yok. Saat 8’ de orada olurum. Neyse buluşunca konuşuruz. Hadi
görüşürüz

AYŞE: Görüşürüz…

Kapatırlar telefonları…

Naz üstünü giyinip Tarık’ın yanına gider.

TARIK: Sonunda bir an hiç gelmeyeceksin sandım!

NAZ: Benim gitmem lazım. Her şey için çok teşekkürler. Sana yük olmak
istemezdim..

TARIK: Ama kahvaltı…

NAZ: Hiç vaktim yok…

Tarık Naz’ı kapıya götürür…

TARIK:Bari bir kahve içseydin..

NAZ: Sana bir kahve sözüm olsun o zaman

TARIK(gülümser): Peki…

NAZ:Tekrar çok teşekkürler..

Naz gider…

TARIK: Oğlum Tarık! En önemli şeyi unuttun. Kızın ismini bile sormadın. İyi de
kahveyi nasıl içeceğiz. Numaranı bile bilmiyorum. Of Tarık! Nasıl unutursun!

Yarım saat sonra…

Ayşe ve Naz buluşurlar.. Naz her şeyi anlatır Ayşe’ye…

AYŞE: İnanmıyorum Naz! Sana nasıl böyle bir şey yapabilir! Hani seni çok
seviyordu

NAZ: Sevmiyormuş işte Ayşe!Yalanmış..

AYŞE: Ya bardan sonra yaşadıklarına ne demeli? Niye o kadar içiyorsun?

NAZ: Ne yapayım? Kaybettim kendimi…

AYŞE: Neyse ki iyi adammış. Bak seni evine götürdü…

NAZ: Aman Ayşe! Bundan sonra zaten hiç görmeyeceğim O’nu. Kahve sözü de
vermiştim ama…

AYŞE: Neyse…. Akşam yarış var unutma!

NAZ: O tamam da… Anneme hiç haber vermedim. Kadıncağız 15 kere aramış
beni…

AYŞE: E arasana! Ne duruyorsun?

Naz telefonu alır eline…

NAZ: Alo annecim…

CAHİDE(bağırarak): Nerdesin sen Naz? Meraktan öldük burada

NAZ: Anne bağırma! Küçük çocuk muyum ben?

CAHİDE: Sen hala benim küçük kızımsın!

NAZ: Anneee! Ayşelerde kaldım…

CAHİDE: Niye bana haber vermiyorsun?

NAZ: Ya haklısın, unuttum!

CAHİDE: Neyse, bu konuyu eve gelince konuşacağız.

NAZ: Yalnız ben bu akşamda gelemeyeceğim!

CAHİDE: Neee!

NAZ: Yarın çok önemli bir sınavımız var. Ona çalışacağız. Lütfen izin ver
lütfeenn…

CAHİDE: Bu son Naz hanım! Ama yarın akşam eve gelince senle görüşeceğiz…

NAZ: Bitanesin sen bitane…! Hadi ben kapatıyorum, görüşürüz. Öptüm
bitanemi..

Kapatırlar telefonları…

NAZ: Ohh.. Eğer bu akşam eve gitseydim. Dışarı çıkmak için izin isteseydim,
hayatta vermezdi… Benim Motorsiklet sizin sitenin garajında değil mi?

AYŞE: Evet…

NAZ: Hadi size gidelim. Ordan da yarışa geçeriz..

AYŞE: Tamam…

Çıkarlar kafeden..

Akşam saat 19:30---

Yarış yerinde olurlar…

NAZ: Ayşe bu yarış benim içim çok önemli..

AYŞE: Başaracağından eminim.. Sanki hiç kazanmamış gibi konuşuyorsun…

-BÖLÜM 1 SON-

Beğenmeniz dileğiyle...:img-blush

ummu88
19-11-08, 23:41
Bu öyküyü bir yerde okudum replikler bizim naz ve tarığa çok uyuyor gibi geldi bende bizimkilere uyarladım biraz değiştirerek senaristlerimiz bu ara tatil yapıyorlar galiba o yüzden burasu biraz renklensin diye ekliyorum iyi okumalar
Tarık intanbul uçağına binmek için bekliyordu. Nihayet okul bitmiş yurda dönüyordu. ...

Sonunda ucaga binebildi, koltugunu kolay bir sekilde bulusmustu ki... Yanından uzun siyah saçlı, saçları ipek kadar yumsak ve ışıl ışıl parlayan bir bayan geçip iki koltuk önüne oturdu, tarık baya etkilenmisti,
bu sefer kendini tuaf bir sekilde aptal ve sakar hisediyordu, ne yapacağını şaşırdı. Tanışmak için yanına gitmek istedi. Yanı boştu ama bir türlü yanına gidemiyordu. Sonunda bir hostes geldi ve tarığın deli dolu düşüncelerinden kurtardı

Hostes: Ne alırsınız beyfendi?
tarık: ben bir bardak su rica edebilirmiyim, lütfen...(suyunu alır)
Hostes: evet siz hanimefendi?
(kadın daha cevabını veremenden Tarık öndeki kişiye bakarken yanında oturan bayanın üstüne
Kadının üstünesuyu döker)
Bayan: ay geri zekalı üstümu maaf etin nasil bu kadar sakar olunabilir!!! Diye bagırır...

Tarık "özür dilerim" diyemeden hostes sizi öne alabilirmiyiz. Beyefendi der Tarık nasıl tanışırım dediği kişinin yanına geçmiştir. İstem dışı gülümser. İçinden ne oluyor diye geçirmiştir )

naz : selam, taktiğiniz çok Kötüymüs, baska bir numara deneseydiniz
daha güzel olurdu bu kadar rezil olmazdınız

Tarık : ha ha ha çok komik ben numara falan yapmadım sadece bir ara dengem bozuldu
uçakta biraz tuaf oluyorum 'da..
naz : bende inandım...ama beni tavlamaya hiç deneme tipim degilsin canim
Tarık :bende ölüyordum sanki seni tavlamak için
naz: ahh canim benim nasil güzel itiraf etin bana hayranligini
Tarık :Cattik ya...(Hostes dogru) : Hostes hanim
hostes: yeter beyfendi bu sefer ne oldu,umarim bu genç hanimi taciz etmediniz insallah!!
Tarık :ne tacizi???
naz : yok hostes hanim bana i-lani ask ediyordu bende red edinci kudurdu
Tarık : ne i-lani aski,ne tacizi,siz ...
naz :aman sizde şakandan falan anlamiyorsunuz
Tarık : böyle saka olmaz yaaaaaaaa
naz:Aslinda fena degilsin yani, ilk basta biraz karizmatik duruyorsun
ama konusmaya baslayinci,
eyvah bütün sihir bozuluyor
Tarık : siz kendinizi Dunya guzeli mi zanediyorsunuz???
naz : Hayir Kainat guzeli sekerim

sacini arkaya atarak ve kahkaha atarak gülümser
Tarık kaşlarini çatarak sinirli bir şekilde naza öfkeli bir bakiş atar..

naz: aman sende hic espiriden anlamıyorsun, Odun

diyerek kalan tum ucusta sessizlik içine bogulurlar...

naz ucaktan hizli bir sekilde cikmis bavulunu almış taksiye doğru giderken bavulunu bir şeye takıldığı için olduğu yerde kalır

naz arkasina döner ve tarığı görür. Bavulunuzu çekermisiniz diye bağırır. Ben mi asıl sen çek diye tarıkda bağırır.



Naz bir şey demeden tarığın ayağına basar sivri topuklu ayakabisiyle Tarık acilar içinde
filize yaslanir

Tarık: çattık ya der
filiz. Ne oldu abi hayırdır.
Tarık: bilmem ne kız ya uçak yolculuğum rezil oldu.
Filiz: a aa bu naz ama bir hafta sonra gelecekti diye biliyorum.
Tarık sen nerden tanıyorsu bu cadıyı
Filiz: ümitin ablası. İtalyada okuyordu. Okulunu bitirip gelecekti.

Tarık: bu hep böyle mi dir?

Filiz: ümit ablasının biraz sert olduğundan bahsetmişti ben hiç tanışmadım resimlerinden tanıyorum.
filizin araba ile Tarıklar evlerine gideken

Filiz: Annem cok mutlu en sevdigin müçverden yaptı. Artık oğluşu geldi bayram eder. Benlede uğraşmaktan vaz geçer bende rahat ederim.
Tarık: hayırdır kızıl prenses gelmeden kıskançlık mı seziyorum.
Filiz: yok ağabeycim olurmu bu ara kıyafetlerime çok taktı. Onu utandırıyor muşum.
Tarık: kızım sende kızdırma belgin sultanı özellikle yapıyosun değimli
Filiz: oda üzerime gelmesin. şu 5 yılda nefes aldırmadı ya sen gelince senle uğraşmaktan artık bana bakmaz bende nefes alırım.
Tarık: bu ümit kim bana hiç bahsememiştin. İlişkilerini hep anlatırdın.
Filiz: yeni tanıştım. Hani hep birlikte gittiğimiz kafe var ya orda biraz komik bir ve ilginç bir tanışma oldu. Bir ara anlatırım. önceleri pek hoşlanmamıştım ama birlikte çok güzel vakit geçiriyoruz.
Sohbet ederek eve gelmişlerdir.


Naz eve gelmiş kimsenin haberi olmadığı için yavaşca eve girmiş ben geldim diye bağırınca vahi bey içtiği kahveyi üzerine döker kızına sarılır. Tekelioğlu ve özkul evlerinde bayram havası esiyordur.

………………………………………………………………………………………………………

aptiye
20-11-08, 00:12
MACERA

1.bölüm


Her yeni başlayan macera
Heyecan dolu çilek kokar
Gelip geçici bir hevesti
Bazen uzun bazen kısa

Aşk olayını hiç açmasak
Konuşmadan yaşasak
Sonra büyüsü bozulunca
Uzatmadan yalanlasak

Artık anlıyorum herşeyi
Oyun zamanı sona erdi
Aşkı ödünç almıştım zaten
Budur en güzeli en güzeli


şarkı bitmiş herkes heyecanla sahneden ayrılmıştı..diğer gruplarda çıktı sonra...Naz bi köşede bekliyordu...''acaba 1. olur muyuz?of sesim güzel çıktımı? ne saçmalıyorum ben..of of..Allah'ım sen mukayyet ol aklıma'' diye kendisiyle tartışırken omzundaki sıcaklıkla irkildi..biri beline dolanıyordu

Naz:hey ne yaptığını zannediyorsun sen...
ümit:aman be naz...bi moral verelim dedik..tamam ya gelmiyorum bi daha yanına
Naz:ya of ümit...gerginim şuan ...kızma...
Ümit:eh1 affedeyim bari..
Naz:zevzek...

^^ve şimdide TEKEL grubu sahnede^^

herkes alkış kıyamet içindeyken NAZ olduğu yerde kalmmıştı.Bu isim ona tanıdık geliyordu,ama nerden...bunu bulmalıydı..

sahne__

Tarık gitiarını eline almış bir kaç ritmle giriş yapmıştı


Belki de o son gece konuşmalıydım seninle
Şimdi düşününce aptallık etmişim
Kalıp senin yanında uzanıp koynuna
Yarım kalan o şarabı içmeliydim

Belki de o son gece sevişmeliydim seninle
Şimdi düşününce kendimde değilmişim
Kalıp senin yanında uzanıp koynuna
Yarım kalan o şarabı içmeliydim

Bak yine bir yıldız kayıyor…

şarkının bitimiyle Tarık kapattığı sürmeli gözlerini açtı..Her zamanki tarzıyla selam verdikten sonra sonuçların açıklamnmasını beklemek için yerine geçti...

Naz ise bir köşede olan biteni izliyordu...bu yüz,saçlar,gözler bu ses...nerden tanıyordu...hafızası iyi değildi...ama hiç yabancı değildi bu hal ve tavır..sonra Tarığın yanındaki kıza kaydı gözleri...İçinde tarif edilemez bi sinir,hırs oluştu...ama bu yarışmaya Macera olsun diye katılmamış mıydı?Şimdi neden ayrıntılarda boğuluyordu..Tam bu sırada kalp atışları hızlandı Tarık yanına doğru geliyordu....parfümünün izini Naz'ın ciğerlerinde bırakarak geçti yanından... ''macera'' başlıyordu...Naz gözlerini kapattı...arkasında hissettiği nefes neydi...arkasına dönüp gözlerini açtığında ise bir süprizle karşılaşmıştı..

gözlerindeki soru işareti ve karşısındaki sevimli gülümseme ile saniyeleri yıllarca yaşıyolardı şimdi

Beğenmeniz dileğiyle
öykü:)

içimden gelerek yazdım ama beğenmedim..kusurumuz olduysa affola1. şarkı athena macera 2. şarkı Kreş-yarım kalan şarap

secretworld
20-11-08, 00:17
Naz neydi bu okuduklarım şimdi?Düzenli bir rubik küptüm ne haldeyim şimdi!

Alacalı oldu dört yanım…”





Rüya nedir sizin için? Benim için çok şey.En uzun rüyam hayatım belki de

uyanınca farkına varacağım bu gerçeğin.Bana hep olur,en tatlı yerinde

uyanırım rüyanın ve hatırlamam ne kadar istesem de gördüklerimi.Ama bir

kabusla sürüp giden uykumda istesem de uyanamam ve silemem çoğu zaman

aklımdan o anları…Bunca şeyden sonra uykuya yatmalıydı bu aşk ama onları

bekleyenin kabus mu rüya mı olduğu meçhul…







SERAP-Artık gitsem iyi olacak…Epey geç oldu.



DERİN-Çok teşekkürler sizi de yorduk.



SERAP-Lütfen,Naz benim için sıradan biri değil.Onun için de elimden geleni her


zaman seve seve yaparım.Siz burda olduğunuza göre de gözüm arkada


kalmayacak.




DERİN-Emin olabilirsiniz,buyrun ben geçireyim sizi.



TARIK-Derin izin ver ben eşlik edeyim.Zaten ben de çıkıyorum.



DERİN-Gidiyor musun ?Ama burda kalsan sen de…



TARIK-Gitsem daha iyi olacak.Çıkalım mı Serap Hanım?






Derin şaşırmış ne olduğunu anlamaya çalışırken ikisi çoktan asansöre


ulaşmıştı.Serap sanki bir şey söylecekti ama o cesareti kendinde bulamıyordu


bir türlü.






TARIK-Serap hanım ters bir şey mi var?




SERAP-Aslında …Tarık bey doktoru olmanın ötesinde-bunu bir doktor olarak


sizinle paylaşamam tabi ki etik değil ama- Naz benim kızım sayılır.Sebebini,


bilmiyorum ama psikoloğuyla konuştum son olanları.





TARIK-(Psikolog?Nazın psikoloğu mu var? )…




SERAP-Bu nasıl desem organik yani fiziksel olmanın ötesinde bir durum.Naz


belli etmez ama çok hassas bir kızdır.Dışardan görünen o deli dolu,şımarık kız


içini kimselere göstermemek için çizilmiş bir suret sadece.Sözün kısası bizim


korkumuz geçmişte yaşadığı bir dönüm noktası var.Çok zor günler geçirdiği ve


şu halleri bize o zamanlarını hatırlattı.Daha kötüye gitmemesi için sizden tüm


dostları olarak yanında olmanızı istiyoruz.Sakın yalnız bırakmayın ve sorun her


neyse onu ondan uzak tutmaya çalışın lütfen.






TARIK-Anlıyorum…(da hem yanında hem de uzakta nasıl olacak bu?)






Serap hanıma arabasına kadar eşlik etmişti.Birşeyler daha anlatmıştı bu sırada


ama Tarık duymamıştı hiçbirini.Arabasına geldiğinde hala kafasında sağa sola


çarpan parçaları toplamaya çalışıyordu.Kapıyı açmak için uzandı,ııh olmadı e


niye?Tabi ya anahtarla açılıyordu bu değil mi?E hani anahtarlar yok cebinde?






“Offfff…Afferim sana yukarda bıraktın değil mi.Zaten ne geliyorsa bu başına


aklını orda tutmadığından geliyor .Cd yi unut,Zerenle konuşurken Nazı


unut,anahtarı unut,verdiğin sözleri unut…Adam gibi adam olacağım diyorsun


bir de,hele önce bir büyü Tarık efendi!”






Tarık kapıdaydı işte.Ne tuhaf birkaç saat önce anahtarla girdiği bu eve şimdi


içerden onay almadan giremeyecekti.Az önce oraya dahilken şimdi


dışardaydı,gerçekten tuhaf.Tam zile basacaken vazgeçti,Nazın uyuduğu geldi


aklına.Kapının tokmağına vurdu yavaşça…bir kez daha sonra ve bir kez


daha…Açan yoktu.Derin’i aradı…Çok da uzun çaldıramadı …ya uyandırırsam


dedi…Birkez daha tokmağa uzanmıştı ki yavaş yavaş açıldı kapı.Ama Derin


değil Naz duruyordu karşısında elinde telefonla…







TARIK-Ben kusura bakma,uyandırmak istememiştim ama anahtarlarımı


unutmuşum.





Naz ne kadar bitkin görüyordu.Göz kapakları o bakışlarını gizlemek ister gibi


kapandı kapanacak duruyordu,koyu halkalara teslimdi göz altları ve


dudaklarının o tatlı rengi soluklaşmıştı.Gördüğü Naz değil de onun perdeye


düşen gölgesiydi.İlk kez bu kadar kötü görüyordu onu ve farketti ki bu akşam


kollarında kendinden geçmiş haldeyken ona bir şey olma ihtimali ,onu


kaybetmek,yokluğunu düşünmek…Ne olursa olsun buna dayanamazdı…





NAZ-Önemli değil sen uyandırmadın zaten(eliyle ahizesini kapadığı telefonu


işaret ederek) girsene içeri,Derin lavaboda sanırım.




TARIK-Yok şey ben …anahtarım ..anahtarım kalmışta onu almaya gelmiştim…





Naz telefona döndü tekrar ve kapıyı daha da açarak başıyla salonu işaret etti


Tarık’a…Tarık içeri girdi aceleci adımlarla …Bir önce çıkmak istiyordu burdan



onu böylesi bitkin ,savunmasız görünce dayanamamaktan korkuyordu.





NAZ-“Evet…seni arayacağım müsait olur olmaz…hı hı…yo merak edilecek


kadar kötü değilim…Derin de burda hem ama sağol düşündüğün için Zeren…”






Telefonu kapatıp masaya bıraktı ve hemen yanıbaşındaki pufa oturdu.



TARIK-İstersen yardım edeyim odana geç


NAZ-Sıkıldım orda burası daha iyi


TARIK-Peki o zaman ben gideyim…



Koca koca adımlar atıyordu bir an önce kaçamak için eşiğin diğer


yanına,arkasında onun sesini duydu.





NAZ-Tarııık teşekkürler.



TARIK-Ne için bu hale gelmene sebep olduğum için mi?



NAZ-Bu kadar ilgilendiğin için



TARIK-Ben de özür dilerim Naz …



NAZ-Boşver senin suçun yok ben dayanıksızım napacaksın işte…



TARIK-Naz ben aslında….



NAZ-Tarık senin söyleceklerini dinlemek isterdim ama yoruldum ….Nasılsa


setteyiz birkaç güne kadar o zaman söylersin olmaz mı?



TARIK-Yani sen vazgeçmedin…yani biz şey yani dizi..devam yani…




NAZ-Hı hııı…….








TARIK-Neye teslim olmak?Ya da kime?


NAZ-Aşka ya da aşkı sunana…




Gözleri buluşunca bakışlarından süzülüp,ruhlarının en derinine,kalplerinin kuytularına ve elbette anıların en mahremine ulaşan o duyguya onlar bile engel olamıyordu.Tarık bir başkasının dokunduğunu düşündüğü o tende gezdiyordu bakışlarını her kıvrımda anılarının önündeki perdeyi biraz daha aralayarak…Naz o kirli sakalların ardına saklanan bir bebeğinkinden yumuşak olduğunu bildiği dudaklardan alamıyordu gözlerini,gülüşünü beyazlatan incilerinden ;onca hançer misali söz o dudaklardan dökülmüşken.Aşk denen efsun siliyordu işte yine “ene”yi.O’na teslim oluyordun herşeyi göze alıp.Şarkıda dediği gibi onu yaralayıp kendin kanıyordun …



TARIK-Aşk ve sen…Aynı cümle de …

NAZ-Hıh…yine yanılmışım …bıraktığımdan başka yerde değilsin…hala hırçın hala öfkeli ve hala önyargılı!

Birkaç adım daha atmıştıki…

TARIK-Sen de hala o küçük şımarık kızsın ,sözümün sonunu beklesen ne olur sanki?Aşk ve sen …Aynı cümlede olmasını en çok istediğim sözcükler.Ama artık anlamsız.Aşkı gözlerinde bulmuş biri ,sende sakladığı o duyguyla kaybolmuş…Bundan sana ne değil mi küçük hanım!


NAZ-Bana ne mi !Sence bu saatte çalışmak için mi burdayım? Ya da sen o kanepede rahat olduğu için mi sabahladın söyler misin bana?İkimizde biliyoruz cevabını,buraya bizi çağıran sırrımızı!

TARIK-Yani hala…orda…
NAZ-Ne orda?

TARIK-Biz…Ve sırlarımız…


Ezeli sırları ne sen bilirsin ne de ben
Bu muammayı ne sen okuyabilirsin ne de ben
Perde ardında sen ben dedikodusu var amma...
Perde kalktı mı ne sen kalırsın ne de ben

NAZ-Bana bunu yapma,yalvarırım yapma !İnan dayanacak gücüm kalmadı…

TARIK-Dayanma o zaman bırak ne olacaksa olsun! Böyle her güne düşman başlamak, sana böyle uzaktan bakmak,neyin olduğumu bilmeden yanıbaşında olmak…Benim dayanacak gücüm kaldı mı sanıyorsun?Bu öfke,bu buz gibi bakışlar niye?Neden çekimlerin dışındaki her an ya sahne de ya stüdyodayım düşündün mü?oO gece şu salonda cenneti sundun bana Naz…

NAZ-Tarık sus ne olur…Bütün bunların benim için de değeri var ama artık çözümü yok !

TARIK-Yeterince sustum inan…Bu salon Naz…Sana sen olarak son kez dokunduğum yer…Ve cehennemde son bulan bir gece ! Sen mi ben mi zebanisiydik yaşanaların artık umrumda değil.


Adım adım yaklaştı Tarık ‘a Naz…Gecenin izlerini taşıyan o yorgun yüze baktı …Farkında olmadan saçlarına gitti elleri düzdeltmek için son anda kendine gelip vazgeçti…




“Sevgiyle yoğrulmamışsa yüreğin
Tekkede , manastırda eremezsin
Bir kez gerçekten sevdin mi dünyada
Cennetin cehennemin üstündesin

Bir sır daha var , çözdüklerimden başka
Bir ışık daha var , bu ışıklardan başka
Hiç bir yaptığınla yetinme , geç öteye !
Bir şey daha var , bütün yaptıklarından başka”



NAZ-Yokluğun beni cehenneme mahkum edemez varlığının cenneti sunmadığı


gibi, çünkü ben gerçekten sevdim…Ama dedim ya bütün yaptıklarından başka


bir şey daha var.Unutması zor ama imkansız olmayan…işte o bana bu


hikayenin sonu olmadığını hatırlatıyor her seferinde…





http://img209.imageshack.us/img209/3530/al5ae3ah6.jpg








TARIK-Bilmiyorum ne yaptığımı ama yapmadıklarımı biliyorum.Keşke biraz daha


cesur olabilseydim zamanında…






NAZ-Zamanında? Nerden bileceksin hangisi ne için doğru zaman?Hem sen


bildiğin zaman da …





TARIK-Devam et çekinme “ben” ne ? Ne ? Ne?



NAZ-Sen sen…korkaksın..Duydun mu beni korkaksın.İlk günden beri eğer biraz


daha cesur olsaydın bunların hiçbiri olmazdı yani bu sıkıntıların.Seçim yapacak


cesaretin olsaydı ne üzerdin ne üzülürdün.Ama sen ne benim sıcağımdan


geçtin ne onun şefkatinden…Bak şimdi hepimiz paramparçayız sayende..








http://img510.imageshack.us/img510/1076/adlgg6.jpg





TARIK-……….



NAZ-Öyle kaşlarını havaya dikip ters ters bakma bana!Susma diyeceğim ama


konuşacak yüzün var mı ki!Sana diyorum be Tarık efendi..susma bağır çağır


ama söyle bana neden neden değmez miydim bu kadarına gözünde ?





TARIK-Bağırayım mı?Senin yaptığın gibi mi ?Haklısın diye mi bağırayım sana ?




NAZ-Ben bağırmıyorum!Fısıltı sayılır bu benim için.



TARIK-Fısıldıyorum deme inanmam!



NAZ-Sen benim bağırdığımı hiç görmemissin.



TARIK-Haklısın göremedim,çünkü bağırırken sesin duyulmasın diye neler


yaptığımı ben biliyorum!Ve fısıldamak çok farklı onu da o an kulağıma


fısıldadıklarından biliyorum Naz…





Tarık yalnız ikisi de olsa sözlerinin mahremiyet çizgisini aştığını geç


farketti.Naz tepeden tırnağa kızardığını hissediyordu,oda daha da


sıcaklaşmıştı sanki.Şimdi öfkesini unutmuş Tarıkın geçmişten çağırdığı o anları


düşünmekten alamıyordu kendini.Bu salonda Tarıkla yalnız kaldıkları gecede


ateşine teslim olduğu geceyi…





“Hayır Naz hayır yapma yumşama…Kapa gözlerini derin nefes al sil aklından


çıkar şundan hıncını..Senin için kılını kıpırdatmamak neymiş göster..”






Naz gözlerini kapadığından yüzüne kilitlenen bakışları görmemişti.Tarık onun


kızaran yanaklarının masumiyetine kapılmıştı.O gece kollarındaki kadın mıydı


şimdi bu kadar masum utangaç olan…Sağ eli Nazın yanağına ulaşıp okşamaya


başladı başparmağıyla…Nazsa o kadar savunmasızdıki gözlerini bile açamadı


kendini bu dokunuşa bıraktı…








http://img392.imageshack.us/img392/8931/cats2yr4.jpg






TARIK-Senin içinde kaç farklı Naz var söylesene bana?Her seferinde başka bir


şeyle şaşırtıyorsun beni.O kadar masumsun ki…






NAZ-Keşke bunu keşfederken yanımda olabilseydin…Gülümsedi buruk bir


ifadeyle…






E bunları fazla yalnız bırakmamalı ya kavga ediyorlar ya aşkları



depreşiyor…Tarık yavaşça çekti elini ve cama doğru yürüdü Nazın endişeli


bakışlarının altında…






TARIK-(Yüzünde gergin bir ifadeyle)Naz bir şey soracağım…



NAZ-….tabi sor….




TARIK-Ya bir saattir konuşuyoruz şurda öldüm acımdan sen kahvaltı ettin mi?





Bu kez gülümseme sırası ondaydı.Naz koltuğun kenarındaki yastığı alıp Tarıka


fırlattı ama Tarık daha hızlı davranmıştı.




TARIK-Iskaaaa!(gözkırparak)Anlaşıldı etmemişsin bak açlıktan senin de gözün


döndü.




NAZ-Öyle bir ifaden vardı ki gene ne çıkacak altından dedim…Kendimi


tutamayıp sana çarpıyorum ya hani…gene öyle olacak da birbirimize gireceğiz


dedim içimden.Ama bravo mimikler falan süperdi…





TARIK-Teşekkürler Naz hanım ,şimdi ne dersin bir kahvaltıya ?



NAZ-Evet derim de…



TARIK-De ne?



NAZ-Tarık biz napıyoruz?Yani kimiz neyiz? Ne dengesiz olduk biz böyle…



http://img209.imageshack.us/img209/9492/sa1og8.jpg





TARIK-Bir bilsem Naz bir bilsem…Ama şimdilik bildiğim motorum arka bahçede


ona atlayıp kahvaltıya gidiyoruz,sahile... söz bu sefer canını sıkmayacağım.



NAZ-Anlaştık…



Tarık kaskını taktıktan sonra Nazınkini de uzattı ona.Şimdi sadece gözleri


açıktaydı ve onların da nereye baktığını görmek için çok şey bilmeye gerek


yoktu.Tarık bunca zaman sonra kendi olarak bu kadar yakındı Naza,hemen


arkasındaydı,kollarını beline dolamıştı…Ve Naz…ona sarılmayı ne kadar


özlemişti.Varlığının sıcaklığını duymayı rüzgardan arta kalan kokusunu içine


çekmeyi…Bu kısa yolculuk onlara küçük bir teselliydi aşka


dokunabildikleri…Konuşmadan tek söz etmeden,istemeden ve karşılık


beklemeden…Başlangıçtan çok başka yerdeydiler şimdi ve sonun olmadığının


da farkında o zaman sorgulamadan tadını çıkarmalıydılar şu anın...















http://img412.imageshack.us/img412/3635/romanticbywoodstock1212yx2.jpg

berfin_sebo
20-11-08, 16:28
kapı kapanır tarık gider naz odasına çıkar babasına merhaba dedikten sonra
c:naz sen napıyosun
n:ne demek ne yapıyorum yatağıma yatıcam yoruldum
c:anlamamazlıktan gelme ben onu mu diyorum
n:ya anne ne var ya altı üstü öptüm
c:uf naz ne yaparsan yap karışmıyorum

1 saat sora naz tarığı arar
t:alo
n:alo tarık annemlerle annenler ne zaman tanışçak ya
t:aa iyi hatırlattın dur babama sorup geliyorum aşkım
n:tamam hangi gün onu da sor

aşağıda
t:anne nazlarla ne zaman tanışçaksınız
b:ay naz dio ne nazı oğlum
t:anne saçmalama
b:üf illa tanışçakmıyız
t:anne ne biçim sorular soruyosun
b:üf aman iyi bugün günlerden ne
t:perşembe
b:iyi cumartesi gelsinler o zman
t:saol anne eminim sende onları seviceksin
b:ona ne şüphe
t:duydum anne lütfen yapma lütfen
b:üf iyi aman hadi ara söle açık zaten telefon
b:iyi söyle o zman kızcağıza

t:alo naz
n:.....
t:naz iyimisin ordamısın naz o sesler ne
n:.....
t:naaaz duyuyomusun bişey mi oldu
n:(bitkin)alo tarık
t:aşkım ne odu iyimisin
n:kustumda yok bişeyim
t:iyi değilsin sen bekle geliyorum doktora gidicez
n:hayır tarık iyiyim yok bende bişey panikleme
t:eminmisin naz
n:eminim eminim merak etme eee noldu sordun mu
t:ewt bu cumartesi uygunanız annemler beliyo
n:tamam aşkım hadi ben annemlere de söliyim
t:ii hadi öptüm
n:bende

naz annesini yakalar
N:anne ya tarıklar ailecek cumartesi bizi yemeğe bekliyolarmış tanışmak için
c:ii bi vahiyle konuşıyım da
n:ne
c:ii gözükmüosun
n:ha yok şeyden o
c:neyden
n:üşütmüşüm dün ondan
c:hadi öle olsun bakalım(imayı sezdiniz yazmıom o yüzden:)

naz odasına çıkar cahide vahiyi odalarında bulur yanına gider
c:vahicim senle bi konu konuşmak istiyorum
v:tabi hayatım buyur
c:ya şimdi bu nazın bi arkadaşı var
v:ee
c:ama öle bi arkadaşlık değil
v:anlamamış)nasıl yani
c:yani aşıklar bunlar birbirine
v:adı neymiş bu veletin
c:aa velet deme ayıp ama vahi
v:adı
c:tarık tarık tekelioğlu
v:ne
c:bişey mi var
v:biz onların bankasından kredi alıyoruz o benim ruh ikizimin oğluna mı aşık olmuş
c:şey ewt daha önemli bi konu var vahi
v:nedir o cahide
c:şey bizi cumartesi akşamı yemeğe bekliyolar ailecek bi aile yemeği olacak
v:bunlar ciddi miler
c:nasıl
v:yani ciddimi ilişkileri
c:ewt baya
v.hımm
c:korkak)ee
v:tamam gidelim madem ruh ikizimin oğlu
c:kızmadın mı naza
v:kızardım ama dedim ya ruh ikizim o çocuk bana çok yardım etti
c:tarık mı
v:ewt hulusinin ruh ikizim olmasını da o sağladı
c:nasıl oldu o

biliyosunuz klasik hikaye

cumartesi sabahı
naz panik çinde makyajını düşünüo acab bu elbiseyi almasamıydım diğeri daha mı gezldi modu
tarık&ümit hangi gömlek daha iyi uyar modu ve saçımı napsam olayı
cahide&belgin vahi&hulusiye oldumu modu
hulusi&vahi ewt çok güzel modu
filiz o kadar takmıyo abisine yardım edip ben nası olmuşum insan bi bakar diyip duruyo

akşam
herkes bekliodur kapı çalar tarığın ve nazın kalpleri yerinden çıkçaktır ama paniklidirler acba nolcak bu gece aksilik olmaz inşalla h diolardır içlerinden ikiside herkesin adını birbirine sölemiştir karmaşa olmasın die

herkes kapıya sıralanır belgin kapıyı açar
tarıkta siyah göm.. siyah kravat ve takım el. nazda gri dizine kadar elbise cahide ve belginde birer elbise filizdede elbise ümit siyah tak. el. beyaz göm. papyon :::::::::D hulusi vahi zaten normal bi takım elbise

kapıda
belgin:hoş geldiniz
özkullar:hoşbulduk
h:vahi
v:hulusi
h:naber ruh ikizim
v:iidir hulusiciğim
t:hoşgeldin cahide teyze
c:hoşbulduk tarıkçım
t:hoş geldin naz
n:hoşbuldum tarık
t:naz bu filiz buda annem
n:memnun oldum
ikisi:bizde
işte anlayın ub kadarını yazdım geçerler birbirine tanıştırırlar
gençelerin grubu
t:ee ümit napıyosun
ü:ii sen
t:ii peki sen naz
n:saol iyiyim
ü:filiz siz
f:garipsemiş)iyiyim

yaşlılarda anılarını konuşur sonra
b:masaya geçleim mi acıkmışsınızdır
c:olur
b:tamam geçin siz bende yemekleri koyıyım
h:hadi o zamman kalkın

belgin gençlerin yanından geçerken eğilip
b:hadi gençler yemeğe
t:tamam annecim geliyoruz

geçerler
b:ee naz sen napıyosun
n:okul bitti albüm çıkarıcam belgin teyze


not:tam hatırlamıom konservatuardan mezun olduklarını atlamamışımdır herhalde

b:doğru tabi
c:ee tarık sende albüm mü yapıcaksın
t:ewt parçalarımın bitmesini bekliyorum o arada babam bankaya bakmamı istiyo ama bilmiyorum becerirmiyim
h:aman ne varki oturcan okucan imzalıcan yada imzalamıcan çok basit
v:aa abartma hulusi
H:imalı)ewt tabi önce ekonomi okumak gerek
t:baba
h:eefendim
t:sna daha öncede istemediğimi söledim dimi lütfen şimdi sırası cdeğil
h:iyi öle olsun

işte gece böle sürüp giderkentarıkla naz terasa çıkar
n:ya tarık
t:efendim
n:ben galiba kusucam
t:koş benimle çabuk

der lavoboya yetiştirir nazı kusar naz
t:naz iyimisin istersen doktora gidelim
n:yok hayır saol
t:eminsin yani
n:ewt sen meark etme aşkım
t:eh iyi hadi öle olsun

tarıkın odasına giderler
t:naz gel bak bursaı benim odam
n:bakıyım
t:ee
n:hımm
t:ne hımm
n:zevkli
t:teşekkürler gel hadi burda oturalım
n:olur

yatağa otururlar yaklaşır bu arada naz odaya bakıyodur
t:naz
n:efendim
t:naz
n:efendim tarık
t:ya bi bak ama
n:ne der tarık dudaklarına yapışır



n:şşşşt napıyosun biri görcek

der gene karşılıklı tutkuyla birbirlerini öperler fakat bi fark vardır belgin tarıkları ararken onları görmüştür ve kapıda durur naz tarığı iter tarık dahada yaklaşırnaz güçle iter ayrılır

t:nefes nefese)noldu naz ya
naz gözüyle işaret eder gözünü kaydırarak
t:ne var der bakar annesini görür

belgin gider tabi
t:off bu sefer pot kırdım galiba ya
n:ewt
t:hadi aşağı inelim
n:ben makyajımı tazeliyim sen in
t:olmaz seni beklicem
n:kuyruğum musun sen benim
t:olmıyım mı
n:ol tabi sevgilim benim
t:hımm öpiyim mi peki
n:of tarık
t:ama yarıda kestin
n:sonra kuyruk kardeş ben makyajımı tazeliyim önce
t:peki sonra öpebilir miyim
n:hayır hiç zorlama bugünlük bu kadar
t: hadi öyleolsun
n:gülerek)öyle zten sen istesende istemesende
t:sinsi sinsi)sn öyle san der nazı kendine çeker ve öper
t:demekki bu kadar değilmiş
n:çok kötüsün tarık
T:hinyahaha

aşağısı
v:ruh ikizim artık kalkalım biz
H:aa olur mu hiç bugün bizde kalın
v:yok saol yarın iş var zaten
h:aa vahi sen patron değilmisin gelmem dersin gitmezsin bu kadar basit okullarda tatil bundan iyi zaman mı var hem niye pazar günleri işe gidiyosun ki
v:bilmem evde sıkılıyorum
h:aa biz birlikte sıkılmayız (yanındaki belgine) değil mi hayatım
b:efedim hulusi
h:vahiler bugün bizde kalsınlar mıdiyorum
b:aa tabiçok güzel fikir kalın cahideciğim(bunlar birbirlerini çok sevmişlerdir)
c:bilmemki belginciğim sen ne dersin vahi
v:bil..
h:aa o tabiki olur dio
v:eh iyi hadi öle olsun

t:neler oluyo burda
h:ruh ikizim ve ailesi burda kalıyolar

BUDA HAYATIN OLUMLU YÖNDEN BAKIMI

zeyno-brşkrs
20-11-08, 17:57
GÖZLERİN 26.BÖLÜM


Filiz abisine hala inanamaz gözlerle bakarken:
-abi geçen yemekte konuştuğumuz konu yani aşık olduğun nazdı değil mi?
Tarık konuşup konuşmamakta kararsız bir ifadeyle bakar filize önce ama birileriyle konuşmaya ihtiyacı vardır ve o olabilecek en doğru insandır:
-evet filiz öyle daha doğrusu öyleydi… hani şu gözlerin şarkısının altında ki yazı vardı ya oda onun içindi…
Filiz abisinden ilk kez duyuyordu bu tarz bir şeyi ve bunun şokuyla:
-abi pekiyi sen ne yaptın neden melisayı karıştırdın…
TARIK:-ben neyi niye yaptığımı kendime bile tam olarak açıklayamıyorum ki sana ne anlatayım…
Filiz abisinin yanına otururken:
-başından başlamaya ne dersin?
Tarık gözleri parlayarak gülümser kardeşine:
-benim küçük kızıl cadım büyümüşte abisinin dertlerini mi paylaşır olmuş!
Filizde kocaman bir gülümsemeyle:
-kardeşler ne içindir?!


Cahide kızının saçları okşayarak:
-şııı! Tamam naz sakin ol her şey yoluna girecek iş için endişelenmene gerek yok baban zaten senin şirkette çalışmanı istiyordu biliyorsun…
Naz başını annesinin göğsünden kaldırmadan burnunu çekerek:
-iş kimin umurunda!
Cahide bu kez kızını omuzlarından kavrayarak kaldırır ve yaşlarla dolu gözlerinin içine bakarak:
-diğer konuya gelince üzgünüm ama kızım bu yolu sen kendin çizmişsin o zaman çözmekte sana düşüyor... yalnız şunu unutma biz her zaman senin yanında ve arkanda olacağız…
Naz kızarmış gözleri ve burnuyla gülümsemeye çalışarak:
-biliyorum anne ve bu yüzdende kendimi çok şanslı hissediyorum ama içine düştüğüm durumun çözülecek bir yanı yok…
CAHİDE:-şimdi bunları düşünme sabah ola hayrola bakalım yeni doğan gün sana neler getirecek… şimdi yat ve hiçbir şey düşünmeden güzel bir uyku çek bakalım…
Kızını iki yanağından öper ve önüne alarak odasına kadar eşlik eder…



Tarık filizin sırtını sıvazlarken:
-şimdilik bu kadar yeter filiz daha fazlasına hazır değilim…
FİLİZ:-pekiyi abi ama işi öyle bir yere getirdin ki…
TARIK:-işte kendi ağzınla söyledin öyle bir hale geldim ki artık bunun dönüşü yok maalesef yani her şeyi kendi ellerimle mahvettim… o yüzden de konuşmanın da bir manası yok artık… anlaşılan o ki naz meselesi başlamadan bitti…
Belgin tarığın odasına kapanan abi kardeşin ne konuştuğunu merak ederek tarığın kapısına gelmiş onları dinlemektedir nazın adının geçtiğini duyunca dayanamaz ve kapıyı vurup girer içeriye yüzünde gergin bir ifadeyle:
-gene nazın adı geçiyor burada neler olduğunu biri bana anlatacak mı?
Filiz annesinin bu tepkisine en az abisi kadar sinirlenmiştir ama sadece başını sağa sola sallamakla yetinip annesinin yanından geçerek çıkarken:
-iyi geceler abiciğim
TARIK:-sana da filiz…
Ardından sert bakışlarını annesine yönelterek:
-şu kızdan ne istiyorsun bilmem ama artık endişelenmeni gerektiren hiçbir şey yok!
Belginin yüzünde ki rahatlama kolaylıkla fark edilmektedir:
-gerçekten mi? sana bu konuda güvenebilirmiyim?
Tarık sert bir tonlamayla:
-ne diyorsam odur anne! eğer farklı bir şey olsaydı senden çekinip saklayacak değildim kusura bakma ama bu yaştan sonra senin kararlarınla hareket edecekte değilim!
Tarığın söylediği hiçbir şey belgini etkilememektedir o oğlunun nazla olmasını istememektedir ve böyle bir şeyde olmayacaktır… gerikalanlarınsa hiçbir önemi yoktur…
Belgin tarığa yanaşıp yanağına kocaman bir öpücük kondururken:
-tabi ki oğluşum sen zaten doğru olanı yaptıktan sonra…


Naz arabayla son sürat sahil yolunda giderken karşı taraftan gelen araçla burun buruna kalır… yanında oturan tarık bağırarak:
-naaz! Dikkat et!
Kaza sonrasında tarık arabada kanlar içinde yatarken naz onu sarsarak avazı çıktığı kadar bağırmaktadır:
-tarıııık! Sakın tarık sakın beni bırakıp gitme aç gözlerini ne olur!!
Naz bağırarak ve ağlayarak doğrulur yatağından:
-tarııık!!
Sonra birden sağına soluna bakıp derin bir nefes alır:
-ohh! Rüyaymış…
Ama hala engelleyemediği bir şekilde ağlamaktadır… kendini tekrar yatağına bırakır ama gözlerini kapatmaya bile korkmaktadır:
-belki o şekilde değil ama bırakıp gittin beni işte…


Naz deli gibi nefes almadan çalışmaktadır bir saniye boş durmamak için sürekli kendine iş icat etmekte kendine ayak uyduramayanlarla sürekli sorun yaşamaktadır… şirketin halkla ilişkiler departmanında kendi altında çalışan Akın en rahat çalışabilidiği kişidir…
AKIN:-naz hanım işe başladığınız henüz üç hafta oldu ama buranın cehresini öyle değiştirdiniz ki dışarıdan gelen biri değil biz içerdekiler bile bu değişimi algılamakta güçlük çekiyoruz bazen…
Naz gülümseyerek:
-bir kere şu beyi hanımı kaldıralım artık sen benim mesai arkadaşımsın ve ben arada resmiyet istemiyorum…
AKIN:-pekiyi nasıl istersen…
NAZ:-ayrıca da bu kibarca millet senden yaka silkiyor demek onun da farkındayım…
AKIN:-yok canım onu demek istemedim…
NAZ:-ben kendimin farkındayım merak etme ama işleri oturtana kadar bu tempoda devam etmek zorundayız “yada ben kafamı toplayana kadar”
Akın espiri dolu bir asker selamı vererek:
-komutan sizsiniz…
Naz gülümseyerek:
-hadi akın hadi yeter bu kadar gevezelik…
Akının önüne bir dosya fırlatarak:
-şu şirketin yönetici portföyünü bir çıkartırmısın bana bu ayın sonu için planladığımız toplantı için gerekiyor…



Tarık telefonda sadriyle hararetli bir konuşmadadır:
-sadri hadi ama bir saate kadar konser salonun da olmam gerekiyor görmem gereken ne varsa getir…
SADRİ:-tamam hemen geliyorum…
Az sonra kapı vurulup Sadri içeri girdiğinde:
-nihayet! Biraz daha beklesen konserde yapacaktık işleri…
Sadri elinde ki dosyaları masaya bırakırken:
-ne bu halin abiciğim haftalardır burnundan kıl aldırmıyorsun geldik işte…
Tarık aceleyle dosyaları incelerken:
-akşam geliyorsun değil mi konsere…
Sadri biraz tedirgin:
-şey! Tarık tabi ki kaçırmam konseri ama ayşeyle gelsem bir mahsuru olur mu?
Tarık başını kaldırıp çok ciddi bir tavırla bakar sadriye:
-o ne demek Sadri neden mahsuru olacak ki?!
SADRİ:-hani ne bileyim ayşe şeyin arkadaşı ya!
TARIK:-saçmaladığının farkındasın değil mi Sadri kim olursa olsun hem unuttun galiba ayşe zaten bizle çalışıyor…
SADRİ:-tamam da abicim senin ayşeyi gördüğünmü var burada?!
TARIK:-sadri uzatma neyse ne akşam ikinizide orada görmek istiyorum… hem sizinle tanıştırmak istediğim biri var…
Sadri heyecanla:
-kimmiş o?!
TARIK:-gelince görürsünüz… tamam bu kadar değil mi?…
SADRİ:-evet…
TARIK:-ben çıkıyorum o zaman…


Vahi kapıyı vurarak nazın odasına girer naz ve akını çalışırken bulunca:
-kolay gelsin bakıyorum bir dakika boş durmuyorsun kızım…
Naz gülümseyerek bakar babasına bu arada ayağa kalkan akın:
-buyrun efendim ben çıkayım konuşacaklarınız vardır….
Kurmal kirli sakallı hafif uzun suratlı yakışıklı adam gitmek için hazırlanırken vahi onu omzundan tutup durdurur:
-dur akıncığım siz işinize bakın ben ay sonunda ki toplantının yerine karar verip vermediğinizi öğrenmek için uğradım sadece…
AKIN:-naz hanım…
Nazın ters ters kendine baktığını görünce:
-şey yani naz! Birkaç yer belirlemiş bende tek tek hepsiyle görüşüyorum sonrasında naza rapor edeceğim…
VAHİ:-kriz falan var ama bu bizi hem bayilerimize hem müşterilerimize bir kez daha tanıtacağımız bir vitrin olacağı için iyi bir yer olsun ucuz olsun diye olmadık yerleri seçmeyin sakın…
NAZ:-baba bana gerek kalmamış sen bu işi kapmışsın!
VAHİ:-ee! Öğreniyoruz senden bir şeyler…
NAZ:-estafurullah baba! Sen merak etme mevsim dolasıyla kış turizmine uygun yerlere bakıyoruz…

Düşünmek istemiyordu naz cevaplayamadığı sorular kendine bile itiraf edemediği gerçekler vardı çünkü… gazete haberlerine rastlıyordu kimi zaman bankayla kimi zaman konserleriyle ilgili “bunun bu kadar çok haberi çıkıyormuydu yoksa ben bir şeylerden kaçtıkça inadına yapar gibi üstüne üstüne mi geliyor her şey” bunları düşünmesine sebep olansa tarığın o gün vereceği konserle ilgili çıkan haberdir…
Göz ucuyla bakar resme aklından geçmek isteyen düşüncelere bile izin vermeden çevirir gazetenin sayfasını…
Kahvesini yudumlamak için verdiği arada bakmak gafletine düştüğü gazete gene sinirlerini bozmuştur… çalan telefonla kendine gelir naz:
-efendim!
AYŞE:-naz!
NAZ:-ne haber yabancı sen hayattamıydın?
AYŞE:-replikler karıştı galiba şekerim kayıp olan sensin haftalardır işten başını kaldırıpta bizi arayıp sorduğun yok…
NAZ:-şirkette ki halkla ilişkiler bölümünü hale yola koymaya çalışıyorum ayşe bir rutine girsek…
Ayşe korkarak ve usulca:
-naz sen iyimisin?
Naz anlamazlıktan gelerek sahte bir neşeyle:
-iyim tabi neden iyi olmayayım sadece bu aralar biraz fazla yoruluyorum o kadar “böylece düşünmeye de fırsatım olmuyor”
Ayşe aynı ses tonuyla:
-bugün konseri var biliyormusun?
Naz anlamama oyununa devam ederek:
-kimin?
Ama ayşenin aynı oyunu oynamaya niyeti yoktur:
-naaaz!
NAZ:-efendim?!
AYŞE:-seni çok uzun zamandır tanıyorum naz bana oynama ayrıca bana bile bu kadar kapalı olmanda ayrıca beni çok üzüyor…
NAZ:-tamam ayşe uzatmayalım biliyorum yada bilmiyorum ne fark eder sonuçta beni ilgilendirmiyor…
AYŞE:-belki bana kızacaksın ama…
NAZ:-kızacağım bir şey söyleme o zaman ayşe…
AYŞE:-söyleyeceğim… diyorumki biz konsere gideceğiz keşke sende gelsen…
NAZ:-nee! Delirdin galiba benim ne işim var orda?!
AYŞE:-hani belki konuşup sorunlarınızı hallederdiniz…
NAZ:-seni kırmak istemiyorum ayşe ne olursun bu mevzuyu kapat…
AYŞE:-pekiyi canım nasıl istersen… ama lütfen şu işlerden biraz başını kaldırda bir ara görüşelim…
NAZ:-tamam canım ararım ben seni…
Ayşe telefonu kapattıktan sonra yanında ki sadriye üzgün bir ifadeyle:
-duydun değil mi?
Sadri suratını sarkıtarak:
-hı hı!
AYŞE:-tarık ne diyor pekiyi?
SADRİ:-konuşturmuyor ki o da…
AYŞE:-bir şeyler yapmak lazım ama ne?
SADRİ:-sanki artık bu mevzu bizim boyumuzu aşıyor ayşe…
AYŞE:-bilmiyorum Sadri hiç bilmiyorum…


Naz arabasını evin garajına bıraktıktan sonra yağmura teslim olmuş İstanbul akşamını içine doldurmak istercesine ağır adımlarla yürümektedir bahçeden eve doğru… kabanının yakasını kaldırıp başını gökyüzüne kaldırır yağmur damlalarının yüzüne temasını hisset için ve kollarıyla sardığı bedeninde ki yangını gökyüzünden inen her damlayla söndürebilme çabasıyla öylece kalır saniyelerce…
-gözlerinide söyleyecekmisin tarık?!
Gözyaşları eşlik etmeye başlamıştır artık yağmura…


Konser başlamış tarık ardı ardına söylediği şarkılarla salonu kendinden geçirmektedir… sadriyle ayşede en önden filizle beraber keyifle onu izlerken iki sıra yanlarında oturan sarışın bayana kayar gözleri ayşenin… kadının da herkes gibi gözleri sürekli tarığın üzerindedir ama bir farkla çünkü tarıkta zaman zaman ona bakıp gülümsemekte kadında ona öpücükler göndermektedir…
Ve o şarkı “gözlerin” ayşe artık tarığı dinlemekten çok ikisini izlemeye odaklandığı için şarkı başladığında gene gözleri ikisi arasında gel git yapmaktadır ama bu kez işler değişmiştir kadın gözlerini kırpmadan kendinden geçmişçesine tarığı seyrederken tarık bir an olsun onunla gözgöze gelmez kah kapatır gözlerini bir düş alemindeymişçesine kah uzak bir noktada bir şeylere takılı kalır…


Konser bittiğinde Sadri ayşenin elinden tutup filize dönerek:
-hadi kulise gidelim…
Ayşenin gözü hala kadının üzerindedir o yanlarından telaşla geçip giderken…
Sadriyi dürterek kadını gösterir başıyla:
-bunu tanıyormusun?
SADRİ:-yoo! Niye sordun?
Ayşe ne diyebilirdi ki:
-hiiç! Öylesine…


Naz bu kez odasının camından seyrederken yağmuru kendi kendini azarlamaktadır:
-haftalardır aklından uzak tutuyordun bu akşam ne oldu sanki?!!
Acı acı cama yansıyan aksine bakar:
-kimin gözlerinin içine bakarak söylüyor o şarkıyı diye merak ediyorsun değilmi?
Acı acı gülümseyerek:
-melisanındır her halde yada kimbilir belki de bir başkasının… benim şarkımdı güya ama bir kez olsun gözlerime bakarak söylemedi o şarkıyı…
Şimdi kaşlarını çatmış camda ki aksine kızarak:
-kapa şu kahrolası çeneni naz! Yok artık yok işte! bitir şu işi beyninde de kalbinde de!…



Filiz kulisin kapısına geldiklerinde kapıyı tıklatıp sevinçle dalar içeri:
-abi biz geldiiik!!
Ve yüzündeki gülümsemeyle birlikte olduğu yerde dolup kalır sadriyle ayşe de arkasında…
Tarığın boynuna adeta asılmış olan kadın ağır hareketlerle kollarını gevşetip arkasına dönerken…
FİLİZ:-affedersiniz! Rahatsız ettik sanırım…
TARIK:-ne alakası var girsenize…
Üçüde içinde kaldıkları durumdan rahatsız ağır adımlarla içeri girerler…
TARIK:-sizleri tanıştırayım… bu seda…
Bizimkilere dönerek:
-bu kardeşim filiz bunlarda arkadaşlarım Sadri ve ayşe…
Her biri yüzlerinde sahte tebessümlerle tokalaşırlar sedayla…
SEDA:-tanıştığımıza memnun oldum…
AYŞE: “buna inanamıyorum bunu naza yaptığına hemde bu kadar çabuk yaptığına inanamıyorum”
Tarığın kolu sedanın belinde sedanın başı tarığın göğsünde gülücükler dağıtırlarken ayşe daha fazla bu riya dolu ortama katlanamayacağına karar vererek:
-kusura bakmayın benim dışarı çıkmam gerekiyor…
Ayşe çıkarken Sadri ayaklanır arkasından:
-bekle bende geleyim…
AYŞE:-sen otur Sadri ben lavaboya kadar gideceğim…
Tarık neşe içinde:
-ayşeciğim çabuk ol birazdan eğlenmeye bir yerlere gideceğiz…
Ayşe hafif başını arkaya doğru çevirse de son anda kendini kotrol etmeyi başararak susar “tabi canım bende öyle diyordum zaten”
Ayşe henüz kapının eşiğindeyken telaşla Neşe girer içeri:
-tarık gazeteciler her yerde istersen ben sedayı önden çıkarayım malzeme olmayın…
Tarık gayet rahat bir tavırla sedayı belinde çekerek biraz daha kendine yanaştırıp:
-neden? Ne istiyorlarsa onu yapsınlar benim saklayacak gizleyecek bir şeyim yok…
Neşe bu işten memnun olmasada:
-tamam nasıl istersen…
Ayşeyse bu duyduklarından sonra adeta midesinin bulandığını hisseder…
“igrençsin tarık tekelioğlu arkadaşım senden kurtulduğu için bayram yapmalı aslında… ah! Naz ah!”
Birden irkilir ayşe:
-hıı! Birde kıza konsere gel demiştim! Aman Allahım….

beyaz_prenses
21-11-08, 21:01
“Baba… Baba hadi kalk. Kalksana ya, bize söz vermiştin parka götürecektin bizi”

Küçük kız olanca gücüyle dürtüyordu babasını uyanması için. Annesi onun bu haline bakıp gülümsüyordu kapıdan. Küçük kız babasından ümit bulamayınca kapıda gülümseyerek onları izleyen annesine döndü bilmiş bir tavırla

“Şu kocanızı uyandıysanız diyorum Naz Hanım. Bizi payka götürecekti”

NAZ: Şu cimcimeye bak sen, bırak babanı uyusun. Kalkınca götürür istediğiniz yere”

“Hıh bana ne söz verdi bir keyem”

Küçük kız annesinin sözüne aldırmadı ve devam etti babasını kaldırma çabalarına. Tarık yavaşça araladı gözlerini, şaşkınca baktı kızına…

TARIK: Ne oluyor ya sabah sabah… Kız Eda cadısı ne geziyorsun üstümde bakim.

EDA: Seni uyandıymaya çalışıyordum uykucu

TARIK: Neden

Eda tüm yumurcaklığıyla cevaplar veriyordu babasına

EDA: Söz veymiştin payka götürecektin bizi

TARIK: Ne zaman…

EDA: Bugün… Geçen gün demiştin ya hafta sonu Sedayla seni payka götüyüyüm diye.

Tarık şaşkınca Naz’a baktı. Naz ellerini iki yana açtı ben bilmiyorum dercesine. Tarık üzerinde üzerin de oturmakta olan küçük yumurcağa baktı gülümseyerek

TARIK: Ama ben öyle bir söz verdiğimi hatırlamıyorum küçük hanım

Eda sinirli bir şekilde küçük elleriyle yumruklamaya başladı babasını

EDA: Yalancı daha geçen gün söz vermiştin şimdi hemen hazıylan bizi payka götüreceksin

Eda kapıya doğru gitti. Babasına dönüp “Hadi çabuk ol tamam mı?” deyip odadan çıktı. Tarık yatakta doğrulmuş şaşkınca Eda’nın arkasından bakıyordu

TARIK: Bu kız kime çekti böyle ya…

Naz gülerek Tarık’ın yanına gitti. Tarık sinirlice yanında gülümseyen Naz’a baktı

TARIK: Sen niye gülüyorsun Naz. Kızının babasını bir güzel haşlaması çok hoşuna gitti herhalde

Naz gülmekten zorla konuşuyordu “Yok ya ondan değil”

TARIK: Ya neden peki

NAZ: Sende büyük bir performans düşüklüğü görüyorum da ona gülüyordum.

TARIK: Ne!

NAZ: Şuna baksana artık yalanlarına küçük kızını bile inandıramıyorsun. Sen eskiden böyle miydin Tarık… (Naz bir elini çenesine dayayıp Tarık’ı süzdü) Yaşlandın sen Tarık bak söylemedi deme

TARIK: Yaşlandım mı?

NAZ: Evet, gençken ne yalanlarla kimleri kandırırdın sen

Tarık yavaşça Naz’a doğru yaklaştı

TARIK: Yaşlandım demek öylemi

NAZ: Ay bide işitme özürlülüğü var herhalde Tarık… Ama ben ilk geldiğin sıralarda demiştim sana pek ciddiye almadın sen beni.

Munzur bir şekilde…

TARIK: Ben sana sorarım şimdi kim yaşlı kim işitme özürlü Naz Hanım

NAZ: A Tarık dursana çocuklar duyacak

Tarık Naz’ı kolundan tuttuğu gibi yatağa yatırttırmış gıdıklamaya başlamıştı.

TARIK: Görürsün sen şimdi yaşlıyı

NAZ: Ya Tarık dursana ayıp ama çocuklar içerde

TARIK: Bir şey olamaz. Hem boşuna kurtulmak için debelenme sana hala gepgenç bir adam olduğumu kanıtlıycağım

NAZ: Tamam Tarık ben inandım. Zaten pişman oldum sen hiç yaşlanır mısın?

TARIK: Boşuna uğraşma laf ağızdan çıktı bir kere

Tam o sırada elinde bebekle Seda görünür

SEDA: Anne ben acıktım.

Tarık ve Naz Sedaya hazırlıksız yakalanmanın şaşkınlığı içinde üzerlerini düzeltmeye başlarlar

NAZ: Geldim kızım geldim


TARIK: Aferin yani Seda tam zamanlama:img-hyste

Naz sinirli bir bakış atar Tarık’a

NAZ: Tarık ne saçmalıyorsun sen çocuğun yanında

Tarık hemen Naz’ın yanından pısırık bir şekilde kaçarak Seda’nın yanına gelir kızının elini tutarak

TARIK: Acıktık biz annesi karnımızı doyur bakim (Naz’ın kızgın bakışları arasında Seda’nın kulağına eğilerek) Yürü kızım yürü cadı annen süpürgesiyle peşimize takılmadan aşağıya inelim. Gerçi aşağıda da buradaki cadı’nın bir benzeri var. Bide kime çekti bu kız diyorum. Annesinden başka kime çekecek küçük cadı… Pardon küçük Naz…

NAZ: Tarııkk

TARIK: Allahtan şu kızlardan biri bana çekmiş yoksa üç tane Nazla uğraşmak epey zor olurdu

Naz arkalarından gülümsemeyle bakarak

“Asıl ben üş tane çocukla uğraşıyorum haberi yok…”

ummu88
22-11-08, 09:22
Aradan bir hafta geçmiş, Naz arkadaşları ile buluşmuş, Özlediği istanbulu gezmiştir.

Babası artık şirkette işe başlamalısın ve kendisine yardımcı olmasını ister.

Naz: ama baba!
Vahi: özur dilerim melegim ama bu olmayacak mı ben çok yoruldum. Şimdi de yeni bir anlaşma aşamasındayız. Yarın Japonlar gelecek benim onlarla toplantım var. Sende tekbank da kredi için toplantı var ona katılırsın olmaz mı, ?
Naz: tamam da ben yalnız mı katılacağım babacım
vahi : meleğim diye sarılır öper merak etme avukatımız ömer turan ile birlikte gidersin.
Naz: anlamadım ömer turan mı?
Vahi: evet noldu tanıyormusun yeni işe aldım.
Naz: liseden arkadaşım dı bu çok iyi oldu daha rahat olurum.
Vahi: hiç bahsetmedi senden hayret
Naz: gurulu çocuktu babacığım kendi başarısı ile işi almak istemiştir.


tekelioğlu köşkü

Hulusi: e zibidi artık arkadaş muhabbetlerin bitsinde bankanın başına geçsen diyorum
Tarık: of baba daha bir hafta oldu. Hemen işe mi başlayacağım. Yorgunluğumu bile atmadım.
Hulisi: tabi tabi 4 yılda bitecek okulu sen 5 yılda bitir geleli bar bar gez sabah gel eve tabi yorgunluk mu geçer beni sinir etme yarın iş başı yapıyorsun o kadar artık yoruldum. İşleri beraber yürüteceğiz o kadar
Belgin: hulusi kaç defa söyleyeceğim oğluşuma zibidi deme. Çocuk yeni geldi çok yorma tamam mı?
Hulusi: tamam belgincim merak etme oğluşunu yormayız. Filiz nerde kaldı gelmiyor mu yemeğe
Belgin: arkadaşları ile buluşacak mış evde değil
Hulusi: Tarık ben yarın bankaya biraz geç geleceğim 10.00 da kredi işi ile ilgili bir toplantı var ona sen katılacaksın.
Tarık: of babaya ilk günden beni yalnız mı bırakıyorsu ya
Hulusi: olur mu kankan Sadri bankada olacak merak etme o yardımcı olur. Toplantı ile ilgili bilgileri ondan alırsın.
Belgin: sen nerede olacak sın bakayım
Hulusi: hayatım dışarıda toplantım var canım ondan olmayacağım

Sabah
Tarık: 9.00 da bankaya gelir. Sadriyi çağırır ya oğlum şu 10.00 yapılacak toplantıda ben ne yapacağım bir dosyayı getirsende incelesem. İnsanların önünde afallamayalım.
Sadri: of valla ben karışmam ama bu kredi işi elinde patlayabilir uyarıyorum.
Tarık: neden
Sadri. Gösterilen teminat yeterli değil hulisi amca nasıl onay verdi anlamadım
Tarık: nasıl olacak o sırada mutlaka yanlarında bir hatun olduğundan olabilir mi ne dersin babam işte
Sadri. Valla bilmiyorum toplantıyı evde kendisi yaptı sen yinede bir incele
Tarık: hem de bizim evde babamdaki cesarete bak, dosyayı inceler dosyada birçok eksik görür.


Naz ve ömer tek bank toplantı salonunda bekliyorlardır.

Naz: ömer bu patron kesin yaşlı, sinir, gıcık, göbekli ve cok kaprisliye benziyor
ömer: niye öle diyorsun ki?
Naz: görmuyosun bizim toplantı 10.00 değil miydi daha teşrif edemediler.saat 10..10 oldu
ömer: evet biraz gecikti ama belki başka bir toplantısı vardı belki o uzadı

birden kapı açılır ve sekreter , Sadri ve Tarık girer

Tarık ömer beye dogru yaklaşır

naz: ömer ben bu adamı tanıyorum

ömer bey cevap veremeden Tarık ellini uzatır ve ben bankanın yeni genel müdürü Tarık tekelioğlu

Ömer: Memnun Oldum ben de cahide tektilin avukatı ömer Turan
Tarık: memnun oldum diyerek yanında duran kişiye bakar önce şaşırır. Sonra kaşlarını çatar
Ömer: asıl ben memnun oldum Tarık bey, tanıştarayım şirketimizin yeni genel müdiresi vahi beyin kızı naz özkul, oda bir hafta önce italyadan geldi
Tarık: hanfendiyle zaten tanışıyoruz
Ömer: öle mi?
naz: evet ömercim...
Tarık: genel müdireniz cok şakacı oluduğunu biliyormuydunuz?
Ömer: evet cok komik tiplemeler yapmayı sever, bir Yıldız Tilbe tiplemesi vardır.
Güle güle ölürsünüz.
Tarık: pek şaşırmadım uçakta bana hasta psikopat birinin tiplemesini yaptı'da

Naz ellindeki çantayı sinirli bir şekilde sıkar.

Ömer: öle mi? Haberim yok bunu kesin İtalya'dayken ögrenmiş olabilir.
Naz: evet Ömercim, İtalya’dayken ev arkadasim Nathalie öle tiplemeleri
cok severdi
(bunu dişini sıkarak ve zorlu bir gülümsemeyle söyler)

sekreter Tarık a doğru yaklaşır

sekreter: Tarık Bey istediğiniz dosyalar hazır
Tarık: teşekkür ederim Zehra, evet, Ömer bey hazırsanız toplantıya geçebiliriz dosyalar birlikte tekrar incelenir. Daha sonra
Tarık: Sonucu size daha sonra bildireceğiz. Diyerek toplantıyı bitirir.


Ertesi Gün


naz telefonda kuzeni Ayşe'yle konusmaktadır

Naz: Ayşecim adamı bir görsen bir afra bir tafra, uyuzun teki, kendini beğenmiş,
bir havalara girmiş bir görsen

Ayşe: naz sen galiba bu adama vuruldun
naz: kafayi mı yedin ne vurumlası? Ondan nefret ediyorum dün sanki şirketin genel müdürdüben değil de ömer gibi davrandı. ömerin yanında bana adeta deli yurduna koydu
yo psikopat tiplemesi yapmışımda asıl kendini gördü mü o? kadını sakarlığı yüzünden
ısladı ve sonra beni tavlamaya çalıştı beceremedi ve kudurdu şimdi
intikam alıyor aklı sıra!!
Ayşe: öle mi, seni gercekten tavladı mı?
Naz: yani ben... Yok, galiba ben biraz...
Ayşe: tamam ben anladım, 1. adamla kavga ettin sonra ayana bastın,
burada ben müthiş bir hikâye kokusu alıyorum
Naz: ya ne olur dellenme! Bu öğlen buluşalım mı?

cahide: kızım bırak şu telefonu
Naz: ya anne Ayşe'yle konuşuyorum
Cahide: Sana peynirli börek açtım hala telefonda durmayı düşünüyormusun?
Naz:yok hemen geliyorum
Ayşe:naz beni duyuyormusun?!
naz: evet
Ayşe: böregi duydun beni unutun, pis bogaz
Naz: hadi gorüşürüz


Tekbank ta Tarık sadriye ben bu kredi işini onaylamıyorum.
Sadri: sen bilirsin kanka baban ne der sonra
Tarık: bi şey diyemez bana bu işi verirken kararına güveniyorum dedi.

sekreteri Zehra'ya dogru

Tarık: Zehra cahide tekstile bir mektup yolla ve şimdilik
kredi işinin askıya alındığını bildir


bir kafede Ayşe ve Naz kahveleri yumdumlarken birden Nazın
cep telefonu calar

Naz: babam arıyor...
Ayşe: Vahi amcaya selam söyle
Naz: alo babacım Ayşe sana selam söylüyor
Vahi: kızım teşekkürlerimi ilet ona ama büyük bir problem var
Naz: ne oldu baba?
Vahi: galiba hayallerimiz suya düştü
Naz: neden ki?
Vahi: tekbank kredi işini askıya aldığını bildirdi
Naz: nasil olur bu?
Vahi: bilmiyorum kizim hâlbuki hiç bir problem yoktu, Hulisi bey ile görüşmemiz çok iyi geçmişti. Sadece imzaya kaldıydı işimiz. Toplantıda neler oldu ömerede ulaşamadım.
Naz: tamam babacim ben haledecegim bunu kesin bir yanlış anlama var
sen kendini üzme der telefon kapatır

Naz: aklınca benden intikam alıyor ama babamın hiç bir suçu
yok ben ona gösterim simdi

Ayşe: (şaşkınlık içerisinde) ne oluyor Naz?
Naz: benim acilen bir yere gitmem lazım sonra gorüşürüz
Ayşe: ama...

Naz kafeden hızlı bir şekilde ayrılır ve bir taksiye atlar




………………………………………………………………………………………………

berfin_sebo
22-11-08, 15:10
nazlar evlerine dönmüştür
n:anne
c:oh çok yorulmuşum bişey mi dedin kızım
n:yok ben şey dicektim
c:anlamıştır ne sorcağını)sor
n:soru sorcağımı nerden bildin
c:bilirim ben uzatma hadi sor
n:ya tarığın ailesini nasıl buldunuz
c:diğerlerini bilemem ne düşünürler ama eğlenceli bir aile gibi gözüküolar
n:gülümser9)iyi geceler
c:tatlı rüyalar
n:emin ol öle olcak
c:deli kız

ü:anne
c:efendim oğlum
ü:pijamalarımı naptın
c:ordadır
ü:yok burda
c:bekle geliyorum

gider ümitin odasına
c:al işte burdalar
ü:yalan)aa görmemişim
c:iyi geceler
ü:anne
c:efendim
ü:filiz güzel kız dimi
c:ümit

bişey söylemesini bekler gibi bakar cahide devam eder
c:iyi uykular
ü:bozulmuş)sanada

naz odasıında yatağa yatmış olanları düşünüodur
tarıksa annesini gizlice takip eediodur birden mutfaktan çıkar tarık annesi korkar

b:tarık ne arıyosun burda
t:hiç ben su iççektim
b:iyi iç yat dolaşma gece gece
t:ii tamam

belgin giderken
t:anne
b:zaten anlamıştır)ailesini beğendim
t:muzip)annee
b:ne var
t:peki ya nazı
b:eh o da iyi bi kıza benzio(aslında hiç sevmemiştir)
t:tamam hadi iyi uykular

herkes uyur bitek tarık&naz mesaj çekiodur belgin uyumamıştır aslında uyuyamamış demek daha doğrudur bizim rüyalarımız onun kabusudur adeta
b:ay olmaz bu böl e bu kız beni oğlumdan soğutucak bişeyler yapmalıyım der

sabah
h:belgin kahvaltı hazır mı
b:hazır hulusi
h:iyi bizim haytayıda kaldıralımda oda benimle gelsin
b:peki hulusi ben kaldırırım

belgin tarığın odasına girer gece yazılan mesajları görür seni seviyorumlar falan aklında acaba bişey yapmasam mı iyi bi kıza benziodu gidip geliopdur sonunda tarığa gelir sıra
b:tarık tarık
t:hımm
b:tarık hadi uyan işe gidiceksin
t:içss hadi bakalım anne acaba tepkin ne olcak dışses naz aşkım senmisin
B:bağırarock)tarııık ne nazı ben ben annen
t:gündaydın aanne der kaçar hemen kaçarken düşer sonra ayağa kalkıp tekrar koşar
belgin arkasından tarıııık die bağırır ama aldırmaz

kahvaltıda
t:baba ya beni nie kaldırdın ki
h:bugün benimle toplantılara katılcaksın oğlum
T:baba o toplantılar beni ilgilendirmio ki
h:saat 12 dede öle dersen tamam yarı gelmek zorunda değilsin
T:aa iyi bigün katlanırım o zamna

hazırlanırlar
h:oğlum insan bi kravat takar bu ne gömleğin 3 düğmei açık
T:üf baba çok sıcak
h:ilikle en az 2 düğmeyi yoksa yarında gelirsin benle

tarık ilikler kravat takar çıkarlar
saat 11 30 suları
t:baba öğle yemeği ne zaman ya ben acıktım
h:12 30 ta çıkarsın istersen 2 de geri dönersin yalnız
t:offf

tarık toplantılardan hiçbişey anlamamıştır
h:sekreterin yanına gider)12 deki toplantı hakkında bilgi verirmisin
sekreter:tabi hulusi bey naz özkul katılıcak kredi için
h:tamam yeter
h:tarık
t:efendim baba
h:bu toplantıya tek başına girceksin
t:yapma baba batırırım bankayı
h:girceksin dediysem girersin trık geç şimdi odaya bekle kim gelcekse 12 30 tada çıkrsın yemeğine hadi 3 te gel bari
t:iyi bari tamam

tarık bekler hulusinin odasında sonun da kapı çalar
t:gir

naz girince tarık şok olmuştur
t:naz
n:tarık
t:hoşgeldin
n:hoşbulduk
t:otusana aşkım
n:ciddi olsana tarık
t:peki naz hanım
n:konuyu bilion dimi
t: hangi konu
n:of tarık ya kredi
t:hı ewt
n:ee tarık bişey sölemicekmisin
t:hı çok güzel olmuşsun
n:tarık krediyle ilgili
t:ne kadar verilcekti
n:500 000 ytl
t:oha hı şey pardon iyi tamam nereyi imzalıcaz
n:kağıdı uzatır)sağ alt
t:ok karnın aç mı
n:hayır
t:ama benim aç hadi öğle yemeğine çıkalım
n:olmaz benim 12 30 ta toplantım var tarık
t:üzülmüş) yapma ya
n:ama 1 de çıkabiliriz
t:iyi olur
n:tamam hadi hoşçakal
t:1 de alırım seni şirketinizden
n:tama canım der vedalaşırlar

nazın şirkette sinir olduğu birisi vardır naza aşıktır bu
1 de
n:ya bak ozan uzak dur tamam mı
o:hı ewt ewt neler yapıosun naz
n:naz değil naz hanım
t:uzaktan)naz
n:tarık
t:napıosun
n:işlerle uğraşıorum sen
t:(yanına gelir öper dudağından ozan hal ordadır sinir olur)hadi gel öğle yemeğine çıkalım canım
n:bekle çantamı alıp geliyorum
t:tamam hayatım ben burdayım

tarık ozanı naz gidince fark eder
t:merhaba
o:sinirle)merhaba
t:adım tarık
o:benimde ozan tanıştığıma memnun oldum
t:bende

naz gelir giderler
cafede
t:naz ben sana bişey sorcam
n:iyi sor
t:ya aslında albümü beraber çıartalım diyordum ben
n:nası yani
t:aslında ben grup kurmak istiyorum yani tek olmak istemiyorum
n:aslında olabilir ma sdece ikimiz mi
t:bilmem bi batrist bi tanede bass gitarist alabiliriz
n:aslında mantıklı yani benim bassçı arkadaşım var
t:aslında benimde iki tane baterist tanıdığım var(gerçi bu devirde baterist bulmak zorlaştı ama)
n:iyi bi konuş onlarla bende Devrimle konuşıyım
t:olur hem hepsi albü hazırlığındadır

tarığın tel çalar
t:iyi insan lafının üstüne
t:alo murat
m:abi ya grup kurmak istiyorum da solistimiz olur musun
t:murat benim başka bi firkim var
m:nedir tarık
t:çellist buşldum ben varım bassçıyıda arıyıp konuşçaz şimdi sen bizim bateristimiz olur musun
M:aslında harika fikir abide elektrocu istemion mu
t:ya onu ben hem çalıp hem sölerim
m:öle olmaz abi bizim kerem var o halleder ne dersin
t:ya tamam oluriyi fikir de biz bi arıyıp devrimle konuşalım ok bigün birlikte toplanırız
m:abi yarın boşuz biz isterseniz ....... stüdyoda saat 3 te buluşalım tamam biz arıcaz sizi

kapatırlar
t:naz galiba elektrocuyuda hallettik
n:ii ben bi devrimi arıyım

naz arar
alo devrim ben naz
d:aaa naz nerden esti hiç aramazdın
n:ya ben seni grubumuza bassçı olarak istiyorum sanada uyarsa
d:ok olur yalnız bu hafta toplancaksanız yarın yada pazar olmak zorunda
n:tamam yarın ...... stüdyoda saat 3 te
d:olur yarın görüşürüz

esince
22-11-08, 16:01
Şu sıralar herkesin hasta olduğu bir dönemde …
Tarık ve naz …

İstanbul’da felaket bir yağmur yağıyodur herkes yağmurdan kaçışırken bu yağmurun farkında olup ıslanmak isteyen
iki aşık vardır. Bu yağmur sadece onların daha sıkı sarılmalarına neden oluyordu.

Tarık daha fazla sessizliğe dayanamadı ve:
Hadi sıcak bir yerlere gidelim bu yağmurun altında daha fazla durusak hasta oluruz

Nazsa küçük bir kız çocuğu gibi durarak:
ne olur biraz daha duralımçok güzel yağıyor
bi daha böyle fırsat elimize geçmez diyodu

Tarık nazı kıramadı mecburen o deli gibi yağan yağmurda saatlerce dolaştılar

Ve bir hafta sonra…

Tarık:Naz… hapşu…
Naz:çok yaşa
Tarık:naz ben sana demedim mi hapşu…
Naz:çok yaşa…hapşu…hapşu…hapşu (bu arada burunlarını siliyolardır)
Tarık:çok yaşa… yağmurun altında o kadar durursak hasta oluruz diye
Bak hasta olduk şimdi ne yapıcaz hapşu…
Naz:çok yaşa… (naz tarıkın son sözünden sonra tek kaşını kaldırmış suratında minik bi gülümsemeyle)
İstersen ben sana kendi ellerimle güzel bir çorba yapıyım…
Tarık: aman aman sakın ha… daha dünkü yaptığın çorbayı hazmedemedim
Benim zehirlenmeye niyetim yok

Naz bu sözün ardından gözlerini aşağıya devirerek suçlu çocuklar gibi durmuştur
(nazla Tarık karşılıklı koltuklarda ayaklarını uzatmışlar oturuş pozisyonundadırlar)
Tarık nazın öyle durmasına daha fazla dayanamayarak hasta haliyle kalkar yerinden naza doğru gider
Yanında çömelip nazın başını alır güvenli göğsüne yaslar ve sarılırlar bir süre böyle kaldıktan sonra naz
Biraz başını Tarık a doğru kaldırdığında gözleri buluşur Tarık ve naz gözlerinin derinliğinde kaybolurken
Sessizliği bozan bu defa naz olur gözlerini birbirinden ayırmadan
Naz:Tarık sana çorba yapıyım ??

Tarık daha fazla dayanamayarak :yap nazım yap…der

Naz o hasta haliyle sevinçle yerinden kalkıp çorba yapmaya gider
Naz gittikten beş saniye sonra mutfaktan büyük bir gürültü gelir …

Bitti!!

''El!F''
22-11-08, 16:58
TEK BÖLÜM

Mevsimlerden kıştı… Ocak’ın sonu, Şubat’ın başlarına yaklaşılıyordu.

Tarık hızla kapıyı açıp salona geçti…

‘’Hadi hazırlan gidiyoruz..’’

‘’Ne? Gidiyor muyuz? Nereye?’’

‘’Ada’ya…’’

‘’Bu saatte?’’

‘’Ne çok soru soruyorsun Naz! İstemiyor musun?’’

‘’İstemez olur muyum..’’

‘’O zaman git hazırlan. Son vapuru da kaçırmayalım. Fazla eşya alma…’’

Koşarak çıkar odaya…

YARIM SAAT SONRA----

Ada’ya giden son vapura binerler…

‘’Ya Tarık neden Ada’ya gidiyoruz?’’

‘’Önümüzde koca 2 gün var. Ve ben sevgilimle şehrin gürültüsünden uzaklaşıp,
güzel bir tatil geçirmek istiyorum.’’

‘’E yarın gitseydik’’

‘’Naaaz!’’

Gülümser…’’Tamam kızma..---kolunu ovuştururken--- Soğukmuş…’’

TARIK: İçeride oturalım dedim sana.

NAZ: Olsun. Böyle denizin üstünde giderken yıldızları ve Ay’ı izlemek daha
güzel.

Tarık koluyla kavrar Naz’ı, Naz başını yaslar Tarık’ın omzuna, devam ederler
Ay’ı ve yıldızları izlemeye…

12-20 dk sonra Ada’da olurlar…

Vapurdan inip yürümeye başlarlar…

NAZ: Tarık?

TARIK:Söyle canım…

NAZ: Eve yürüyerek değil de, Faytonla gidelim mi?

TARIK-Gülümser-: Neden olmasın?

İlerde beklemekte olan Fayton’a binerler ve eve doğru gitmeye başlarlar

NAZ: İyi ki gelmişiz, özlemişim burayı..

TARIK: Bende…

NAZ: Burada ki çiçeklerin etrafa yaydığı kokuyu bile özlüyor insan…

TARIK: Burayı da o yapan değil mi zaten? Etrafta bulunan çiçeklerin Ada’yı
etkisi altına alması…

Naz daha da sokulu Tarık’a, koluyla iyice sarar Naz’ı..

10 dk sonra evde olurlar…

Bahçe kapısını açarlar…

NAZ: Ay Tarık!

TARIK(telaşla): Ne oldu?

NAZ: Baksana şu çiçeklere! Ne kadar büyümüşler.

TARIK: Bende kötü bir şey oldu sandım Naz. Hadi içeri geçelim..

Evin kapısını açıp salona ilerlerler..

Kapının yanında durup kalır Naz. Gördükleri karşısında şaşırır ve bir o kadar
sevinir…

NAZ: Tarık…

Tarık arkadan sarılır Naz’a…’’Nasıl? Beğendin mi?’’

NAZ: Deli misin sen? Bayıldım…. Ne ara yaptın bunları? Ne zaman geldin…’’

‘’Boşver orasını sen …’’

Boynuna bir öpücük bırakırken Naz’ın, kokusunu içine çeker…

‘’Çok güzel kokuyorsun..’’

Naz döner Tarık’a, dudaklarına öpücük bıraktıktan sonra….

‘’SENİSEVİYORUM….’’

‘’BENDE SENİ…. Hadi yemeğe geçelim…’’

Elinden tutar, içeri girerler…

Bulundukları yer yine bildiğimiz yerlerdendir. Yerde, pencere kenarında,
şöminen üstüne yanan mumlar, ışıklar kapanmış…. Mükemmel bir masa ve
ortasında yanan 2 tane mum. Ve o masayı güzelleştiren 2 insan…

NAZ: Tarık, şömineyi yakar mısın? Üşüdüm biraz. Bu gece soğuk…

TARIK: Emredersiniz hanfendi…

NAZ: Emretmedim, rice ettim…

Tarık gülümser. Şömineyi yakmak için kalkar yerinden…

10 dk sonra….

NAZ: İşte şimdi oldu. Her şey çok güzel…

Tarık kaldırır kadehini….’’ O zaman AŞKIMIZA…’’

Naz da karşılık vererek….’’ AŞKIMIZA….’’

Şarabından bir yudum aldıktan sonra….’’ Şu oda da ışık mı yanıyor Tarık? Daha
doğrusu mum…’’

‘’Hangi oda?’’

Parmağıyla işaret eder….’’İşte şu..’’

‘’O mu? O odayı sonra göstereceğim…’’

‘’Ya ne var o odada?’’

‘’Yemene bak sen Naz’’

NAZ: İyi peki…

Birkaç dakika sonra…..’’Sen niye yemiyorsun Tarık?’’’

‘’Seni izlemek daha güzel…’’

‘’Sen öyle bakmaya devam edersen, ben yemeyeceğim ona göre..’’

Tarık kalkar yerinden, Naz’ın yanına gider. Elini uzatır….’’ Hadi dans edelim…’’’

NAZ: Benim bildiğim bir bayana öyle dans teklifi edilmez…(gülümser)

Tarık eğilir Naz’ın önünde, elini uzatır tekrar…’’Bu dansı bana lütfeder misiniz
hanfendi?’’

Naz elini tutar….’’Memnuniyetle beyefendi…’’

Kalkar yerinden. Elini dolar Naz’ın beline…

NAZ: E hani müzik?

TARIK: Müziksin dans edelim olmaz mı?

NAZ: Hayır olmaz. Hiç müziksiz dans edelir mi?

TARIK: E ne yapçaz o zaman?

NAZ: O zaman sen söyle. Öyle daha güzel olur.

Tarık gülümser, Naz başını yaslar Tarık’ın göğsüne…

YALIN-MELEKLERİN SÖZÜ VAR

Dünya üzemez beni
Ölüm korkutabilir mi
Sen olmadan bu kalp hissedebilir mi

Güneş batmış bana ne
Ellerin yok kime ne
Yerine koyamadım
Razı olamadım sensizliğe

Kalpler yanmış yağmur ıslatmış
Tanrı korurmuş ya sevenleri
Son nefesimde elimi sen tutacaksın
Son sözlerimi bir sen duyacaksın
Meleklerin sözü var


Şarkı biter. Ama hala devam ediyordur dansları…

TARIK: Naz, şarkı bitti…

NAZ: Olsun…

Tarık, Naz’ı çenesinden tutar, başını kaldırır yavaşça..

‘’Benim başka planlarımda var ama…’’

‘’Ya ne peki?’’

Tarık yaklaşır Naz’a, dudaklarına öpücük bıraktıktan sonra…

TARIK: Sen biliyorsun ne olduğunu..

Naz’ın üstten giydiği hırkanın ipini çözerken, öpmeye başlar O’nu…
Naz geri geri yürümeye başlar.
Tarık’ta Naz’a eşlik eder…
Aniden kapıya yaslanır Naz..
Tarık, Naz’ın dudaklarını bırakıp, kömür karası gözlere bakmaya başlar…
Naz gülümseyip tekrar öpmeye başlar Tarık’ı, tutkuyla…
Biryandan da Tarık’ın gömleğinin düğmelerini çözmeye başlar
Naz elini, arkasında bulunan kapının koluna götürür. Kapıyı açıp geçer içeri..

Ve ardından Tarık’ın ayağıyla itip kapattığı, çamdan yapılmış, kahve tonlarında bir kapı…

GECE 11’E DOĞRU-----
Mor renkli çarşaf örtüyordur her ikisini de. Naz sevdiğinin göğsünde yatıyordur. Tarık elini gezdiriyordur Naz’ın kolunda…

NAZ: Varya acayip bir şeysin sen…

TARIK: Acayip derken? Açık konuşalım Naz hanım,lütfen…

NAZ(Gülümser): İşte açık konuşamıyorum. Seni tarif edecek kelime bulamıyorum.

TARIK: O kadar mükemmelim yani..

Hafifçe vurur karnına….’’Ukala…’’ gülümser…

NAZ: Bu arada sn göbeklendin mi Tarık?

TARIK: Kim? Ben mi?

NAZ: Burada başka Tarık yok, Tarık!

TARIK: E tabi, o kadar güzel yemekleri, pastaları, börekleri, yediren annem,
kilo almama da sebep oluyor.

NAZ: Ne annen mi? Aşk olsun Tarık! Ben güzel yapmıyor muyum?

TARIK: Şaka canım şaka. Hemen alınma, sende güzel yapıyorsun..

Naz doğrulur sinirlice, düşmemesi için çarşafı tutar

NAZ: O zaman sen devam et annenin, çok güzel pastalarını, böreklerini,
yemeklerini yemeye..!

TARIK: Kızdın mı yoksa?

Naz omuzlarını sallar çocuklar gibi….

Tarık doğrulur………’’ Hadi ama Naz şaka yaptım sadece….’’

Naz sallar tekrar omuzlarını….

TARIK: Affetmeyecek misin yani?

‘’Bi şartla’’

Sessizce….’’ Yani Naz, en küçük şeylere kızıp, şart bile istiyorsun ya…’’

‘’Efendim canım? Ne dedin, duymadım da…’’

‘’Şartın ne dedim?’’

NAZ: Saat kaç?

TARIK: 11…

NAZ: O zaman kalk dışarı çıkıyoruz

TARIK: Dışarı mı? Hem de bu saatte?

NAZ: Biliyorsun, bu saatlerde Ada daha güzel, dışarısı daha şenlik… Dolaşırız
biraz. Hadi Tarık, lütfeeeeeennnn…

TARIK: Tamam, kabul etmekten başka çare yok..

15 DAKİKA SONRA-----

Tarık ve Naz hazırlanıp dışarı çıkarlar…

Rengarenk çiçeklerin kokusu, tellerin üstünde asılmış küçük lambaların ve küçük evlerden dışarı yansıyan ışıkların hâkim olduğu sokaklarda yürümeye başlarlar…

Oldukça şenliktir sokaklar…

NAZ: Bak ben sana ne dedim? Bu saatte çok güzeldir diye…

Tarık Naz’ın elini tutar….’’İyi yapmışız o zaman…’’

İki sevgili sokaklarda yürümeye başlar…

NAZ: Tarık, kestane alalım mı?

TARIK: Olur

Sarı renkli, iki katlı, küçük evin önünde tezgahını kurmuş kestanecinin yanına giderler..

TARIK(gülümseyerek): Kestane alabilir miyiz?

Kestaneleri uzatır genç çocuk…

Parayı uzattıktan sonra oradan ayrılırlar…

Tekrar yürümeye başlarlar…

Naz kestaneden alıp yemeye başlar…’’ Süper bunlar…’’

TARIK: Evet, içim ısındı…

Sahil kenarına doğru yürürler. Denize doğru bakan bir banka otururlar….

NAZ: Ne düşünüyorum biliyor musun Tarık?

Tarık, kestanenin kabuğunu çıkarmakla uğraşırken….’’ Ne?’’

NAZ: Acaba bizim çocuğumuz buraları görebilecek mi?

Tarık yüzünü kaldırır….’’Görecek tabi bitanem…’’

NAZ(anlatmaya başlar): Çocuğumuz olur. Hatta oğlumuz olsun. O’nu burada
dolaştırırız. Bir elinden sen tutarsın bir elinden ben. Burada ki evde de bir oda
hazırlarız O’na

Tarık gülümseyerek karşısında ki kadını izliyordur…

NAZ: Her hafta sonu getiririz buraya. Burada nasıl tanıştığımızı anlatırız. Bu
ada olmasaydı beni seninle tanışamazdım…---yüzünü çevirir Tarık’a---- Niye
gülüyorsun?

TARIK: Çok güzel anlatıyorsun….

Naz elini karnına koyar….’’ Sence bizim çocuğumuz olur mu?’’

Tarık elini Naz’ın elinin üstüne koyar….’’ Neden olmasın? Seninde dediğin gibi
erkek olur….’’

Naz başını yaslar Tarık’ın omzuna…’’Luna parka gidelim mi?

TARIK: Çocuk muyuz biz Naz?

NAZ: Ne alakası var Tarık?-yerinden kalkar. Tarık’ın kolundan çekiştirmeye
başlar—Hadi hadi…

TARIK: Tamam çekme, kalkıyorum..

Bir süre sonra---

Rengarenk harflerle yazan….’’ BARIŞ LUNAPARK’ ından içeri girerler…

Her şey vardır bu yerde. Kâğıt helva satan yaşlı teyze, elindeki renkli balonlarla duran küçük oğlan çocuğu, tezgâhını girişe kurmuş, pamuk şeker
satan amca

Her taraf ışıl ışıldır. Rengarenk ışıklar hakim olmuştur lunaparkın her tarafına..

Adaya güzelliğini katan diğer yerlerden biridir burası…

NAZ: Şuraya bak, ne güzel!

TARIK: İçinde ki çocuk hala ölmemiş….

NAZ: O çocuk hep içimde olacak… Senin ki ölmüş sanırım…

TARIK: Yoo, kim dedi bunu?

NAZ(gülümser): Bilmem… Hadi dönme dolaba binelim…

Tarık’ın elinden tutar….

Dönme dolaba binerler…

YARIM SAAT SONRA----

TARIK: Naz artık eve gidelim, ben çok yoruldum…

NAZ: Tamam gidelim.

Eve doğru yürümeye başlarlar…

NAZ: Bugün harika bir gün geçirdim, sayende..

TARIK: Her zaman…

NAZ: 2 gün daha buradayız değil mi?

TARIK: Evet. Dedim ya sevgilimle güzel bir tatil geçireceğim…

Tarık kolunu Naz’ın omzuna atar, Naz kolunu Tarık’ın beline dolar…
Yürümeye devam ederler

SABAH---

Tarık erkenden kalkmış, mutfakta kahvaltıyı hazırlamaya başlar….

Naz yataktan kalkıp, Tarık’ın yanına iner..

Tarık şarkı söyleyerek hazırlıyordur kahvaltıyı

ŞEBNEM FERAH- GÜNAYDIN SEVGİLİM

Günaydın sevgilim...
Keşke hayat hergün böyle
Senle dolu aşkınla dolu olsa
Keşke hayat hergün böyle
Senle başlasa sürpriz dolu olsa
Hep böyle cömert kibar davransa
Bizi üzmeden başbaşa bıraksa
Günaydın sevgilim
Ne güzel bir gün değil mi
Kahvaltıdan önce
Biraz daha sevişelim mi
Günaydın sevgilim
Ne güzel bir gün değil mi
Herşeyi bir yana bırakıp
Bütün gün film izleyelim mi
Keşke güneş hergün böyle
Sımsıcak pırıl pırıl olsa
Keşke herkes hergün böyle
Kıpır kıpır hayat dolu olsa
Herşey yolunda gitse durmasa
Üzüntüler upuzun bir tatile çıksa
Günaydın sevgilim
Ne güzel birgün değil mi
Kahvaltıdan önce
Biraz daha sevişelim mi
Günaydın sevgilim
Ne güzel birgün değil mi
Herşeyi bir yana bırakıp
Bütün gün film izleyelim mi
Günaydın sevgilim...


Naz kapıya yaslanmış, Tarık’ı izliyordur…

Naz’ın geldiğini fark eder.

Naz, Tarık’ın yanına gidip kollarını dolar Tarık’ın boynuna……’’ Günaydın
sevgilim…’’

Dudağına sabah öpücüğü bırakır...

TARIK: Günaydın…. Hadi kahvaltıya, bahçede hazırladım…

Bahçeye çıkarlar birlikte…..

-SON-

YESIL8
22-11-08, 23:32
Yaklaşık on dakika sonra bir elinde ahşap benzeri bir kahvaltı tepsi ile Tarık odaya geri döner ve tabi ardından Ayda…










Tarık: Yatakta piknik zamanı…










Naz’ın yüzünde beliren çocuksu mutluluk adeta Ayda’ nın kine eş değer bir görüntü sergiliyordu…














Tarık, özenle üzerine sürdüğü vişne reçelli küçük kızarmış ekmek parçalarını bir Naz’a bir Ayda’ya yedirirken…













Naz, bir yandan Ayda’ya sütünü içiriyordu…










Naz, yüzünü ekşiterek portakallı suyundan son yudumu da aldıktan sonra…













Naz: İşte bitti memnun musun?










Tarık: Hayır.









Naz: Yine ne var? Bu son deyip bana o vişne reçelli ekmeklerden yedireceksen haberin olsun Tarık vişne reçelini en sevdiğim reçeller arasından çıkarmak üzereyim. (bir yandan karnını tutarken) Iııy..












Tarık: (gülümserken iki elini Naz’ın yanaklarında gezdirir) Tamam tamam. Yeter san bu kadar eziyet.











Naz tek kaşını havaya kaldırırken..









Naz: Ha yani itiraf ediyorsun bana eziyet ettiğini..











Tarık: Evet ama senin bana yaptığın kadar değil…











Kendilerini farklı bir konuşmanın içinde bulacakken Ayda’nın pinpon maçı izler gibi bir Tarık’a bir Naz’a baktığını ve gülümsediğini fark edip Tarık kendini toparlar..










Cebinden çıkardığı renkli taşlı yüzüğü Naz’ın parmağına geri takarken









Tarık: Lütfen bunu bir daha ait olduğu yerden çıkarma…








Ayda’nın küçük sevinci ve alkışları arasında tekrar takılır yüzük…



50. Bölüm Sonu




************************************************** *******







51. BÖLÜM






Ayda, yeşil üniformalı hemşirenin tek elini tutmuş bir elinde sımsıkı tuttuğu pembe tavşancığı ile o soğuk buz beyazı karoların üzerinde başı önde….







Genç kadın, kara prensin omzuna başını dayamış ondan güç alırken genç adam kanatları altına aldığı beyaz güvercinin sol omzunda gezdiriyordu ellerini…











Minik kız, tek elini tutan o şişko kötü kalpli cadının kendini götüreceği o ıssız kalenin kaplarına doğru ilerliyordu…














Mimi minnacık adımlar ilerlerken bir an durdu sonra dönüp baktı ardında bıraktıklarına…













Sonra birden hemşirenin elinden kurtulup geldiği yöne olanca gücüyle koşmaya başladı…
















Naz başını dayadığı omuzdan yavaşça kaldırdı. Kendine doğru koşan Ayda’ ya kollarını açarak karşılık verdi…












Kötü kalpli cadının elinden kurtulan küçük kız, beyazlar içindeki meleğin kollarına bırakıverdi kendini…

















Ayda sımsıkı sarıldı boynuna genç kadının…








Kollarını gevşetip biraz geri çekilir…









Ayda’nın eli Naz’ın sağ yanağındaki ıslaklıkta gezinirken










Ayda : Şen aylıyoşun…:icon_sorr









Naz’ın zihninde bu koridorda karşılaştıkları o andan kareler belirir…






************************************************** ******



Naz, kulağında doktorun sesi hastane koridorunda ilerlerken güçlükle ayakta durabiliyordu..

Yürümek için adım atamayacak hale geldiğinde hastanenin buz mavisi duvarlarına tutundu..

Sonu gelmeyen ve bitmek tükenmek bilmeyen beyaz karo taşların üzerinde ilerliyordu tutuna tutuna ve sonunda dizlerinin bağı çözülmüş tek bir adım bile atamayacak haldeydi.

Sonra birden eteğinin hızla çekildiğini hissetti..

Gözlerinden süzülen yaşlar kısa da olsa durdu..

Dönüp baktı .

Kaşlarını çatmış, iri mas mavi gözlerle göz göze geldi..


Ayda: Neden ağlıyoşun?

Küçük kız, Naz’ın yeşil elbisenin etek ucunu hala tutuyordur..

Naz, bir yandan yüzünden süzülen göz yaşlarını elinin teriyle silerken yavaşça eğildi. Şimdi iri mavi gözlerin içine bakıyordu..

Naz: Ağlamıyorum. (dudakları bükülür) Sadece gözüme toz kaçtı..

Ayda: Yalan şöylüyoşun..Annem de hep böyle diyo.Hep gözüne toş kaçıyo.

Ayda, krem rengi koltuğa otururken dudaklarından şu sözler dökülüyordu..

Ayda: Ben biliyom ama hepşi yalan..

Naz, küçük kızın halinden oldukça etkilenmişti. O da bu küçük kız gibi savunmasız ve çaresiz hissetti belki de kendini..
Ayda, sözlerine devam ederken yanındaki koltukta yerini almıştı bile.

Ayda hızlı ve ani bir dönüşle…

Ayda: Şenin adın ney?

Naz hafif bir tebessümle birlikte

Naz: Naz :)

Ayda: Ben de AYDA.



************************************************** ********





Gülümser sadece…









Ayda’nın minik ellerini avuçlarının içine alıp öptükten sonra o masmavi iri boncuk taneleri ile göz göze geldi…









*******************************************








Gece renkli arabada













Tarık el freni çeker…






Naz hala elinde tuttuğu Pinki’ nin uzun kulaklarında, kırmızı papyonunda ve önündeki renkli düğmelerde elini gezdirirken…











Tarık ani bir hareketle Naz’ın elini sıkıca tutar…









Naz, bakışları dalgın… Hala Pinki’ye bakarken…










Naz: Ona bu kadar bağlandığımın farkında bile değildim…








Ve yine boğazında o düğüm….









Tarık: (iç ses): Onu bir de bana sor…










Tarık: Ayda’yı ilk gördüğümde ben de böyle hissetmiştim.. ‘’Tayık, Tayıık’’ diye arkamdan koştuğunda…. (gülümser) ….sarıldığımda….(yutkunur)










Tarık’ın konuşmaları kesik kesik devam eder.









Naz yavaşça sol tarafına doğru eğilir, başını omzuna dayar genç adamın…









Dalga sesleri ve martı sesleri karışır sessizliğe…











Tarık: Yaşadığı onca sıkıntı, üzüntü ve hastalık…..
Ama yine de yüzündeki o gülümseme…













Tarık, bir an durur…












Tarık: Biliyor musun Ayda’yı kime benzettiğimi ve de niye bu kadar sevdiğimi buldum…










Naz dayadığı omuzdan başını kaldırır… Göz gözeyken…









Naz soran gözlerle Tarık’a bakar..










Naz: Kime?










Tarık işaret parmağını genç kadının kah küllerinde gezdirdi.. Sonra saçlarını okşadı…






Tarık (gülümseyerek) Sana…. :)










Naz’ın yüzüne yerleşen gülümseme şimdi Tarık’ın yüzüne de yerleşmişti..











Tarık: Tıpkı senin gibi dıştan baktığında güçlü ve savaşçı…Ama yine de o ardına gizlendiği o çelik zırhın içinde hassas, pamuk kalpli küçük bir kız…










Tarık: Umarım bizim kızımızda tıpkı sana benzer…











Naz’ın yüzündeki gülümseme bir anda silinir…











Dudaklardan ansızın dökülen bu sözcükler Naz’ın yüreğine adeta diken gibi batar..







Söküp atması da tutup bırakması da acı veren bir diken…










Genç adam, içinde dalgaların oluştuğu o iki siyah boncuk tanesine bakarken hiç düşünmeden söylediği bu cümleden çoktan pişman olmuştu bile..









Tarık: Naz. Naz. Ben… Öyle demek…












Arabanın şoför koltuğu tarafındaki camın tıklanması ile sözcükler yarım kalır…













************************************************** ***







Arabanın ön cam panelinde dumanı tüten cam çay fincanı…








Naz, elinde tutuğu çayı yavaş yavaş karıştırırken..


Boş gözlerle bakıyordu çay fincanın içindeki karartıya..











Genç adam iki eli belinde lodosun esintisi yüzünü yalayıp geçerken saçları her esinti de Marmara denizinin hırçın dalgaları gibi dalgalanıyordu…













Genç kadın bir an durdu..







Ön paneldeki çay fincanın yanına elindeki fincanı bıraktı…











Genç adam kızıllaşan ufka bakarken dalgalar ve martıların sesi yankılanıyordu bir tek…











Tarık sırtında hissettiği sıcaklıkla kendine geldi....











Genç kadın beline sımsıkı sarılıp başını dayadı sırtına sevdiği adamın












Naz: Özür dilerim… Hayallerini yıktığım için… özür dilerim…











Tarık yaşadığı küçük şaşkınlığın ardından yüzünü dönerek sevdiğine…









Tarık: Naz, senin de söylediğin gibi onların hepsi hayal. Seni tanımadan önce kurduğum hayaller. Oysa SEN BENİM İÇİN BİR HAYALDEN ÖTESİN…










[B]Linda Ronstadt –ALL MY LIFE

http://www.yasaktube.com/index.php?tag=linda+rodstadt+all+my+life&type=tag&video_id=ATRCl1mYdxU[/B










Naz’ın dalgalanan göz pınarlarına bakarken bir anda










Siyah montlu adam beyaz mantolu bayana sıkıca sarıldı…











Tarık: Seni seviyorum …Beni bırakma…











Üzerinde dumanı tüten yan yana iki fincan …










Hemen önlerinde üzerlerine yağan yağmura aldırmadan birbirine sarılmış tutkuyla öpüşen genç çift…














Dalgaların ve martıların seslerine karışan sözcükler…









‘’Seni seviyorum’’










‘’Aşk, bir başkasını kendine tercih etmek " değil miydi.. Ve işte her aşık gibi o da vazgeçiyordu…Kendinden.. Hayallerinden… Hayalden ötesi gerçekleşmişken ötesini aramaktan vazgeçmişti…









*********************************************




Birkaç gün sonra…






Tarık mutfak kapısının aralamış…










Tarık: Iı girmek yok küçük hanım. Her şey hazır olana kadar bekleyeceksiniz…








Naz: (dudaklarını uzatarak) Azıcık baksam ya lütfen. Çok güzel koktu…








Tarık uzanan dudaklara küçük bir buse kondurduktan sonra…






Tarık: Olmaaaz. Bekleyeceksiniz..









Naz’ın gülümseyen yüzü numaradan asılır…










Beyaz kapı kapanır…








Kapının ardından bu kez seslenerek…










Naz: İyi siz bilirsiniz KÜÇÜK BEY. Ben bekleyebiliyorsam herkes bekleyebilir demek ki…














Yağ yeşili kadifemsi kanepeye üzerindeki göğüs kısmı büzgülü siyah, tülden, askılı mini elbisenin eteğini dizlerine doğru çekiştirerek bacak bacak üstüne atarak oturur....










Mutfak kapısı telaşla açılır…






Tarık: İşte bittiiii.. Her şey hazır…








Naz oturduğu koltuktan yavaşça kalkar…









Genç adama doğru ağır adımlarla ilerlerken giydiği sivri topuklu zarif ayakkabının çıkardığı ses salonda yankılanıyordu…








Genç kadın iyice yaklaşır…









Naz: Emin misin?









Tarık üzerine giydiği siyah takım elbisesinin kollarının altından çıkan beyaz gömleğinin kollarını düzeltirken …









Tarık: Evet …




Naz mutfağın kapısına doğru ilerlerken Tarık’ın omzunda duran mutfak havlusunu göz ucuyla işaret eder.
Gülümseyerek ilerlerken davetkar bakışlarla çağırır genç adamı…








Tarık omzunda duran havluyu fırlatarak genç kadının ardından mutfağa girer…










************************************************





Özenle hazırlanmış yuvarlak masanın önüne geldiğinde Naz durur..





Tarık hemen ardından yetişip sandalyesini çeker.. Masaya nazikçe oturttuktan sonra..











Masanın üzerinde duran beyaz örtüyü sağ kolunun üzerine koyarak…










Tarık: Hanımefendi restaurantımıza hoş geldiniz.. Ben ve yardımcım size bu gece için çok özel bir mönü hazırladık.. Tatlıya ise bayılacaksınız…







Naz başlayan küçük oyuna eşlik ederken..








Naz: İyi de ben burada sizden başka birini göremiyorum beyefendi…









Tarık eline aldığı küçük bir et parçasını arkasında sallarken…







Tarık: (fısıltıyla )Pist Piiist gel buraya…






….: Miyav….










Tarık: İşte bu da yardımcım…











Naz, kara kedisinin başında peçeteden yapılmış küçük beyaz aşçı şapkasını gördüğünde gülmemek için kendini zor tutar…











Tarık aynı ciddiyetle devam eder bir yandan gülememek için kendini tutarken…
İki eli ardına garson ciddiyeti ile…







Tarık: Sizi çok bekletmedik umarım…









Naz: Bilemiyorum onu yemekleri tattıktan ve bu kadar beklememe değip değmediğini gördükten sonra karar vereceğim…










Tarık: Peki…







Tarık arkasını döner dönmez kediye fısıltıyla ama Naz’ın duyacağı şekilde…








Tarık: Yandık desen bu gece Rocco. Bu sinirli müşteri şimdi bahşişte vermez..






Naz: Duyuyoruuuum!!!!!!










Gülümsemelerin, kahkahalar eşliğinde yenilen yemekte ana yemeğe sıra gelmiştir..








Naz çatalına aldığı bir parça balığın ardından koşarak mutfaktan çıkar…






Lavabo kapısının ardından…








Tarık: Yapma Naz o kadar kötü olmuş olmaz…









Birkaç saniye sonra Naz lavabodan çıkar…









Naz elindeki ıslaklığı kağıt havlu ile kuruturken..









Sağ elini başına götürür…












Naz: Yok onunla ilgisi yok. Midemi üşüttüm her halde. Bu gün ikinci…










Tarık, Naz’ın belinden tutup koluna girerek salondaki en yakın koltuğa oturtur…












Tarık, Naz’ın dizlerinin dibinde otururken










Tarık: Şimdi nasılsın..













Naz: Abartma Tarık lütfen. Benim bir şeyim yok.









Tarık: Yapma Naz. Bu kaçıncı ciddi bir şey olabilir… Kaçtır doktora gitmeyi red ediyorsun. Hem nedir senin bu doktor korkun anlamış değilim..











Naz ısrarlara daha fazla dayanamayıp










Naz: Peki. …









Kısa bir sessizlik…







Naz: Tarııık (dudaklarını büzüştürerek) ben hala açım…









Tarık yavaşça yaklaştı dudaklar nefes kadar yakınken…










Tarık: Ben bunun bir yolunu biliyorum…










Naz tek kaşını havaya kaldırırken yüzünde oluşan gülümseme Tarık’ da yansımasını bulur.







Naz: Neymiş??









Ve dudaklar birleşir…


**********************************************

Ertesi gün











Tarık yüz üstü yatağın üzerinde uzanmış yatarken sol elini yatağın sağ tarafındaki boşlukta gezdirir…










Sonra başını döndürüp odanın içinde bir o tarafa bir bu tarafa koşturup üzerini giyinen genç kadına bakarak…












Tarık: Nereye??








Naz mini siyah eteğinin üzerinde kalın kemerini takarken…










Naz: Unuttun mu canım. (yatağın boş tarafına oturup Tarık’ın saçlarını okşarken) Her zaman ki gibi işe…










Tarık’ın alnına hızla bir öpücük kondurup kalkacakken güçlü bir kol onu kendine doğru çeker…









Tarık: Doğru unuttum. Dün geceden sonra tüm zihnim silindi sanki..(gülümser) :img-blush









Naz’ı daha da kendine yaklaştırarak…





Tarık: Aklımın az da olsa yerine gelmesi için ….








Dudaklar birleşir…






Ve ayrılır…




Naz’ın gözleri hala kapalı…




Tarık: Şimdi gidebilirsin…





Naz: Ne yani hepsi bu kadar mıydı?




Tarık kolunu başının altına götürerek sırt üstü yatar…




Naz: Peki şimdi benim uçup giden aklım ne olacak…



Çalan telefon sesi ile…


Tarık:Ona da bir çözüm yolu biliyorum ben…




Gülümserler…





Önce duymamazlıktan gelseler de ısrarla çalan telefon tüm büyüyü silip götürmüştü…



Naz: Tarık bence bakmalısın…



Tarık: Sadri’ dir… Sabah sabah kim arar ki beni başka..Tabi eceline susamamışsa..





Naz, uzanıp komodinin üzerinde yanıp sönen telefonu eline alır…




Naz: Yanıldın.. Babam arıyor…




Tarık: Baban mı?




Naz: Benim babam değil. Senin baban.


Tarık biraz isteksizce yataktan doğrulur …




Naz: Teorik olarak aynı zamanda … Neyse boş ver..Açmayacak mısın?




Tarık telefonun yeşil düğmesine basar..




Naz yatağın kenarına oturup yüksek topuklu ayakkabılarını giyerken Tarık bir kulağında cep telefonu odanın içinde bir o tarafa bir bu tarafa yürür..





Tarık: Efendim baba… H ıhı .. Anlıyorum.. Naz’a sorarım.. Söz vermiyorum ama… Peki…





Telefon kapandıktan sonra….




Naz ayağa kalkar . Tarık’ın önünde durup





Naz: Kötü bir şey yok değil mi…




Tarık: Yok. Sadece akşam yemeğe çağırıyorlar…




Naz: Sen ne dedin peki..





Tarık: Naz’a sormam gerek dedim..





Naz: Yapma Tarık lütfen. Ne geçtiyse geçti aranızda ama o senin annen. Bazı şeyler için sonra keşke dememen için bu inadından vazgeç..





Naz, yalvaran gözlerle Tarık’a bakarken





Tarık (içses) : Bir bilsen annemle küsme sebebimi…





Naz’ın eli Tarık’ın yüzündeyken..




Naz: Lütfen… Benim için…




Tarık, Naz’ın eline küçük bir öpücük kondurur..




Tarık: Peki..





Naz sevinerek iki kolunu Tarık’ın boynuna doğru uzatır…




Başını Tarık’ın başına dayar..




Naz: Seni seviyorum…




Tarık Naz’ın minik burnuna küçük bir öpücük kondurur…



Tarık: Git yoksa. Birazdan bu kapıdan hiç çıkamayacaksın…



Naz, gülümser…





Bond çantasını eline alır.


Naz: Nerde bu telefon… Heh işte burada




Pufun üzerinde duran telefonu eline alır…





Gri aracın içine yerleşip henüz motoru çalıştırmışken gelen mesaj sesi ile gülümser…


Aç tuşuna bastığında yüzündeki gülümseme bir anda silinir…


51. Bölüm sonu..

52. Bölüm



İP UCU YOK. ÇATLAYIN ANACIIIM...

cagrib
22-11-08, 23:38
63.bölüm

Havuz kenarı—

Naz üzerinde siyah kısa şortu ve içinde aynı renk bir bikini olduğunu belli eden,yarı transparan,göğüs hizasından bağlanan,siyah şifon tuniğiyle kondisyon bisikletinin üzerinde....

“berrak...şu telefonu getirsene!!”

Berrak şezlongun yanındaki sehpada duran telefonu alıp yaklaşırken...Naz da pedalları çevirmeyi bırakıp soluklanır

NAZ:off..çok sıcak...(kocaman güneş gözlüklerini çıkartıp,saçına kaydırırken)...

BERRAK (telefonu uzatır) buyrun..

NAZ:sağol canım...

tuşlara basarken...

BERRAK:Naz Hanım...üstüme vazife değil ama...kızmazsanız,bişey sorabilir miyim?

NAZ:aşk olsun Berrakcım,niye kızıyım?...bak,aklında olsun..ben öyle başka patronlara benzemem..çok özele girmediğin sürece,istediğin herşeyi rahatlıkla sorabilirsin bana...

Naz kulağındaki telefonun çalmasını beklerken...berrak susar...

NAZ:e hadi..sor sen!!

BERRAK:orda havuz dururken,bu sıcakta niye buna biniyorsunuz?

NAZ:ulaşılamıyor...ulaşılamıyor!!..çok güzel!!!!(sinirle telefonu sallayarak) beyefendi orda geyşalarla meşgul tabi,ULAŞILAMAZZ!!!.. (birkaç metre ilerdeki salıncağa fırlatır telefonu) nefret ediyorum senden!

BERRAK (şaşkın bi şekilde) naz hanım,sakin olun..

NAZ:sakin falan olamam ben!!!..dünyanın öbür ucuna çekip gittiği yetmiyor,bi de telefonlarını kapıyor beyefendi...bakma sen de yüzüme öyle şapşal şapşal...biliyorum ben onun amacını...aklı sıra beni meraktan—

Şemsiyenin altında oyuncağıyla oynayan bebek ağlamaya başlar...

BERRAK:korktu galiba...

Naz kendine gelip,bisikletten inerken..

NAZ:tamam...ben onla ilgilenirim...

Devam eder,bebeğin yanına giderken...

sen en iyisi o telefonu, şöyle gözümden uzak bi yere koy Berrak...

BERRAK: peki...(mırıldanarak) tabi sağlam kaldıysa...

NAZ (yüzünü döner,kaşını kaldırarak) bişey mi dedin Berrakcım??..

BERRAK:şey dedim...atıcağınız yeri biliyorsunuz allahtan...salıncak minderine denk geldi...

NAZ:bak da örnek al...nasıl kontrol ediyorum sinirlerimi...yerimde başka kadın olsa,kendini kaybeder,havuza atardı o telefonu!!

Naz Cana doğru ilerlerken,Berrak da gülümser...

Sadece kendi duyabiliceği bir ses tonuyla...”Allah sabır versin,Tarık’a!”

Can gözleri yaşlı,dudaklarını büzmüş ağlarken..ellerini uzatmış Naz’ın onu almasını bekliyordur pusetinin içinde...

Naz önündeki emniyet bandını açıp,kucaklar...

“oğlum!!korktun mu sen?..bebeğim,burdayım!”

Can,minik kafasını Nazın boynuna gömmüş...bi eli omzunda,diğeri göğsünün üstünde ağlamaya devam eder...

Naz hafif hafif sallayıp,okşar başını...şezlonga oturur,göğsündeki yumuk eli kavrayıp dudaklarına götürür...

“sana bağırmadım ben annecim...ağlama ama...Canım,babaya kızdım ben!aramıyor bizi...”

BERRAK:bulunduğu yerde çekmiyordur belki...

NAZ:inşallah...başına bişey gelmesin de...

BERRAK:endişelenmeyin!yoktur bişeyi...

NAZ:içeri mi gidiyorsun?

BERRAK:evet..siz telefonu kaldır diyince..??

NAZ:duru’ya da bi bakıver Berrak..telsiz burda ama,içim hiç rahat değil...nolur nolmaz..

Berrak başıyla onaylarken...

NAZ:gelirken de bir meyve kokteyli bana..ama unutma,şekersiz...(ekler) tabi zahmet olmazsa...

BERRAK:benim işim bu Naz Hanım...

NAZ (gülümser) olsun..sen de çok yoruluyorsun...

Berrak yüzünde bi tebessümle içeri giderken...Naz yerleşir şezlonga,bacaklarını iki yana açıp,yanındaki havluyu şezlonga serer...üstüne de Can’ı yatırır... kırmızı tulumunu çıkarıp,soyarken...hafifçe kaldırır...

“küçük cadı uyurken,masajımızı yapalım mı annecim?...”

İki küçük eli birbirine vurur ufaklık...onaylar gibi ışıl ışıl gözlerle...

başındaki lacivertli,kırmızılı denizci beresini düzeltirken “sen de seviyorsun,değil mi?”

Ellerini bezine götürür,gülücük atıp...”hıı”

Naz bezini çıkarır,gülerken...”babası kılıklı seni”

sehpanın üzerindeki bebe yağını almak için uzanır Naz..Ufaklık tek ayağını kavramış,ağzına götürmeye çalışırken yarım yamalak sesler çıkarmaktadır heyecanla...

o kısacık zaman diliminde yaptığı şirinlikleri gülümseyerek,sevgiyle izler... eğilip öper bembeyaz,küçük poposundan...içten bi şekilde... ”annemm..”..ufaklık iki eliyle Nazın yüzünü kavramış,birbirlerine bakarlar dünyanın durduğu o anda... ”napardım ben sensiz?”

********

Atatürk havalimanı,dış hatlar çıkışı—

Tarık kapıda görünür görünmez...

Siyah,son model bir Maybach otomobilin içinden takım elbisesiyle kumral bir adam iner...önünü ilikleyerek,Tarık’ın elindeki bavullara uzanır...

“hoşgeldiniz efendim!”

“hoşbulduk,Mehmet...fazla bekletmedim ya?”

Adam mahçup bi tavırla “o nası söz efendim.siz gelene kadar beklerim!”

Elindeki bavulları işaret ederek...”sen şu küçük olanla,paketleri al..ben de büyüğü!”

“ben alırım hepsini,siz yorulmayın”

“aslan gibi adamım ben daha!bi bavulla çökücek kadar yaşlanmadık”

“estafurullah tarık bey!öyle demek istemedim..”

“biliyorum Mehmet..takılıyorum sana!”

Mehmet bavulların hepsini almaya çalışırken...tarık elini adamın omzuna kuyup...

“ inat etme,ver şunlardan birini!”

“hayatta olmaz...içim rahat etmez!bırakın işimi yapıyım”

Gülümser tarık...”peki”

Yolda—

Tarık cep telefonunu çıkarırken...

TARIK:demiştim ya sana,ben de bi zamanlar şöförlük yaptım diye..

Mehmet meraklı gözlerle dinlerken

TARIK:işte bende öyle bi patron vardıki...hiç acıması yoktu...gece geç saatlere kadar uyutmaz,sabah erkenden kaldırırdı...her gün çellosunu,olmadı,sırf bana eziyet olsun diye doldurduğu bavullarını taşıttırırdı...pes ettirmek için herşeyi yaptı...

MEHMET:allah gazabından korusun öylelerinin...

Tarık tutamadı kendini gülerken...”amin!”

MEHMET:sizin şu patron,epey geçimsiz biriymiş galiba efendim...sizin gibi birine böyle davrandığına göre...

TARIK:geçimsiz değil de,inatçı diyelim...

MEHMET:şükür bana denk gelmedi öylesi... Siz ne kadar dayandınız?

TARIK:11 ay..

Mehmet şaşırmış,dikiz aynasından bakarken...”uzunmuş..”

TARIK (gülümser) ben ondan daha inatçı çıktım...

MEHMET:ama sonra dayanamayıp,ayrıldınız tabi??

TARIK:hayır,evlendik...

MEHMET:ne yani,naz hanım mı?işte buna hayatta inanmam...

TARIK:neden?

MEHMET:o ki şirketin gözbebeği...hepimizin ne ihtiyacı varsa,sorar..elinden geleni yapar--

TARIK:e,demekki derdi benimleymiş..

MEHMET:ben..bilmiyordum!!çok afedersiniz...

TARIK:bakma sen öyle dediğime..melektir benim karım!gerçek bi melek...

Berrak Duru’yu kontrolden henüz inmiştirki ev telefonun çaldığını farkeder...

Üzerindeki numarayı görünce heyecanla açar...

-tarık?...yani,tarık bey???çok merak ettik sizi...niye hiç aramadınız?

-sakin ol Berrak!..sen böyleysen Naz’ı düşünemiyorum...

-şeyy..siz dünden beri aramayınca,telaşlandık tabi...

-napıyor bizimkiler,Naz çok sinirlendi mi?

Berrak elinde telefon havuza açılan camlı kapıdan bakarken....Naz, Canın günlük masajını yapıyordur....

-biraz...

-biraz mı?

-tamam,belki birazdan,biraz fazla olabilir...

-tanırım ben karımı,kesin delirmiştir...ulaşamayınca fırlatmıştır telefonları!

-öğrenmek ister misiniz?telefonu verebilirim...

-ver bakalım!gelmeden peşin peşin yiyelim fırçamızı...

-inanmıyorum!döndünüz mü?

-evet ama..her zamanki gibi..saklıyoruz bu küçük sırrı!

-sırrınız güvende...hemen veriyorum!bi saniye...

Tarık şöförle arasındaki camı kapayan düğmeye basar..Berrak koşar adımlarla bahçeye çıkarken...

NAZ:oğlum...yeter ama...hamur gibi oldun!

Berrak telefonu uzatır,nefes nefese...”naz hanım..telefon..tarık bey arıyor..”

NAZ:tarık mı?sonunda..aklına gelebildik beyefendinin!!..(telefonu berrakın elinden alırken)izle şimdi...

-buyrun tarık bey,bişey mi istediniz??

-seni!!

-ne??..

-seni istiyorum...dünyalar güzelimi!

-öyle her istediğinizi alamazsınız,istediğiniz zaman...ben mesela,19 saattir kocamla konuşmak istiyorum ama olmuyor!!ulaşamıyorum..neden??

-şuanda,burda olsaydın...bu sıkıcı toplantı odasında...masanın üzerine oturturdum seni.. dudaklarından başlardım öpmeye...boynunun kıvrımlarında dinlenip,o güzel vadide dudaklarımı ateşinle yakarken ellerim—

-(yutkunur naz..eli istemsizce boynuna giderken) taarıkk

-beni eritmek için,böyle adımı sayıklardın..uzatarak!

- ne zaman geliyorsun?

- sabret sevgilim...az kaldı!..çok az!

-(çekingence berraka bakarak) çok özledim seni...

-ayrı olduğumuz her saniye,eklenicek kavuşmalara Nazım...sabret!

-4 gün daha mı?

-kapatmam gerek şimdi güzelim..toplantı başlıyor!

-ya ama—

-ben o güzel dudaklarını öpüyorum,sen de çocukları öp benim için...

-hı hı..

Tarık arabanın camını indirip,kolunu dayar..siyah camın aralığında,gözlüğü ve savrulan saçlarıyla...

“bu gece Naz..bu gece!!”

Naz kulağında telefon,dalgın bişekilde..öylece durmakta...

BERRAK (elini sallar gözünün önünde) Naz hanım..naz hanımm!!kapandı galiba...

NAZ:hıı...noldu Berrak?

BERRAK:telefon diyorum...sinyal sesi geliyor da!

NAZ:kapamış!..çok işi varmış da,ondan aramamış...ondan fazla kızmadım!neyse canım,al sen şunu!!..berrak,akşam için hazırlığımız tam değil mi?

BERRAK:evet Naz hanım...sabahtan hallettim hepsini,çocuklar uyurken...

NAZ:iyi iyi...kırk yılda bir yatıya geliyor insanlar!rezil olmayalım....

BERRAK:merak etmeyin,her şey hazır...bi tatlıyı yapıcam şimdi...

NAZ:tamam canım..gidebilirsin sen!

Berrak elinde telefonla uzaklaşırken...

NAZ:aferin Naz...iyi düşündün bu misafir işini!hiç olmazsa onlarla oyalanır,unutursun öbür işi...bi dakika ya..niye aramadığını söylemedi bu?..yine kandırdı beni!

Tekbank—

Filiz masanın üzerindeki dosyalarla ilgilenirken,Sadri girer içeri...

SADRİ:müsait misiniz patroniçem?

FİLİZ:off Sadri..söyleme bana öyle şeyler!

SADRİ:tamam tamam...Hulusi amcayı sorucaktım ben sana...20 dakika sonra Akfen Holding’le toplantımız var...hala ortada yok...sana haber verdi mi?

FİLİZ:yok..konuşmuyor ki benle...

SADRİ:niye?

FİLİZ:niye olucak,nişanı attım diye...

SADRİ:e napıcaz şimdi..ya gelmezse,Hasan Bey’e ne diycem ben?

FİLİZ:saol yani Sadri..aile dramı yaşıyoruz burda,senin düşündüğüne bak!

SADRİ:kızım...Hulusi amca elbet affeder seni!ama milyon dolarlık yatırımı kaçırdığımı öğrenirse,affetmez beni işte..sonum olur!

FİLİZ:abartma Sadri..babam olmasa da,sen tek başına halledersin bu işi!

SADRİ: Hasan Bey’i tanımıyorsun sen!..adam,bütün sektörün korkulu rüyası...
dakik,kontrollü,dediğim dedik...acayip disiplinli bi adam...

FİLİZ (düşünceli bi şekilde) bu Akfen Holding,Hasan Akgün’ün değil mi?

SADRİ:evet,neden?

FİLİZ (hınzır bi gülüşle) bana bırak bu işi sen!..

SADRİ:nasıl?

FİLİZ (telefonun ahizesini kaldırır) fazla merak iyi değildir Sadri..çıkarken Mübeccel hanımla,Duriye hanıma söyle..akşama kutlama var bankada...hazırlansınlar..

-alo,Sinan?...müsait misin?...bişey sorucaktım sana...baban nelerden hoşlanır?

Siyah Otomobil bahçeden içeri girip,kapının önüne park eder...

Mehmet,aceleyle Tarık’a kapıya açmaya çıksa da,Tarık ondan önce davranıp arabadan inmiştir...

TARIK:sen şirkete git Mehmet... bugün uğrayamam ben!

MEHMET:peki efendim...

TARIK:diğer arabayla dönersin..sabah kendim gelirim...

Berrak mutfakta,radyodaki müzik eşliğinde,bi yandan dans ederken,bi yandan da pastanın kremasını yaymaktadır...

Tarık gülümseyerek kafasını uzatır mutfaktan...

“kolay gelsin!”

Berrak gözleri ışıl ışıl...”hoşgeldiniz...duymadım geldiğinizi..!”

TARIK:anahtarla açtım...pasta mı o?

BERRAK:tiremisu..siz seviyorsunuz diye yaptım...

TARIK:harikasın Berrak...söylemedin değil mi?nerde bizimkiler?

BERRAK:söyler miyim,aramızda..naz hanım havuz kenarındaydı Can’la...Duru da uyuyor...

TARIK(pastadan bi parmak alır,Berrak gülümseyerek izlerken) ı ımm...muhteşem..ellerine sağlık!

BERRAK:beğendiniz mi?

TARIK:hem de nasıl..bi hediyeyi hakettin!

Elindeki sade kutuyu Berrak’a verir...

BERRAK:bana mı aldınız?

TARIK:e o kadar yoldan geldik...eliboş gelmek olmaz...umarım beğenirsin!

BERRAK:sağolun...eminim beğeniceğime!

Tarık gülümseyerek mutfaktan çıkarken...Berrak heyecanla açar...bayaz kağıtların içinden çıkan saten kimonoyu,sevinçle göğsüne bastırır...”bana almış!”

Havuz kenarı—

Tarık tek dizinin üstüne eğilmiş...şezlongta,annesinin koynunda uykuya dalan Can’ın kolunun üzerine bi öpücük bırakır...sırtını okşar hafifçe...”canım oğlum” bu defa gözleri,Nazı izler uyurken...

“kıyamam size...”

Yerden kalkarken...nazın dudaklarına hafifçe dokunarak...”uyanınca görüşürüz”

Naz güzel bir rüya görüyormuşçasına gülümser uykusunda...tek elinin parmaklarını dudaklarına götürerek mırıldanır..”tarık..”

Tarık elini usulca yanağına dayayıp,başparmağıyla okşar yanağını..uyandırmaktan korkar gibi...fısıldayarak...”herşeyim..”

“10 günde ne çok özlemişim bu manzarayı... “

Ağır ağır gözlerini açar Naz...

NAZ:tarık?..uyuyor muyum hala..?

Salon—

Tarık L şeklindeki kanepeye uzanmış...kucağında hala uyumakta olan Can...

NAZ:ya inanmıyorum sana!!nasıl haber vermezsin??...dünden beri çıldırdım..düşünmedin mi ne kadar merak ediceğimi?

TARIK (manalı bi şekilde) bu konuyu telefonda hallettiğimizi sanıyordum...

NAZ (ayakta) Berrak..Can’ı yatırır mısın yerine?

BERRAK:tabi Naz Hanım...

TARIK (kucağına sığınmış küçük bedeni,öpüp koklar..)vermem ben oğlumu...doyamadım daha...

NAZ:uyanınca seversin canım!zaten böyle öpmeye devam edersen uyanıcak az sonra...

TARIK:uyansın paşam...babası ta japonyalardan geldi onu görmeye...Naz,çok özlemişim ben bunu...

Gülümser Naz...

NAZ:onlar da seni özledi...hele Duru,gittiğinden beri o kadar huysuz ki...en çok da geceleri!!

TARIK:sen?

NAZ:ben ne?

TARIK:sen de huysuz oluyor musun geceleri?

Berrak bıyık altından gülerken...

Naz aniden öksürerek..kaş göz işareti yapar...

TARIK:ne??..Can’ı mı veriyim?..(uzatarak) al Berrak...

NAZ:taarıkk!

TARIK:karar ver ama Naz..hem uyanıcak diyorsun!hem bağırıyorsun?

NAZ:korkma,uyanmaz o kolay kolay...öyle bir mayıştı ki masaj yaparken...

TARIK (tek kaşını kaldırarak bakarken) hıı...

Naz için tanıdık bu bakışlar...Berrak’ın odadan gidişiyle,yerini küçük oyunlara bırakır...

NAZ:yorgunsan uyu sen de?

TARIK:uçakta uyudum biraz...bekleyebilir!

NAZ:açsan bişeyler hazırlıyım hemen...

TARIK:nazz!!istemiyorum...tokum!

NAZ (yavaşça yaklaşır tarıka) hımm...temel ihtiyaçların tamam olduğuna göre...napıcaz o zaman?

Tarık elinden tutup,hızlıca kucağına oturtturur...belinden kavrarken...

TARIK:biraz sohbet edicez...

NAZ (eli tarıkın göğsünde,gözlerinin içine bakarken) ne konuşucaz?

TARIK:havadan sudan...

NAZ:hava sıcak...suya henüz girmedim!

TARIK:birlikte gireriz belki sonra...

NAZ:düşünmem lazım....

TARIK:öyle mi küçük hanım?

Naz küçük dağları ben yarattım havasında,başka yöne bakarken...

TARIK:seni var ya...(gıdıklamaya başlar...)

Nazın ayakları yerden kesilir gülerken...bi yandan,tarıkı durdurmaya çalışmakta...
“ya...tarıkk...yapma...ya tarık..lütfen”

Tarık belini sarar elleriyle...sarılır bütün içtenliğiyle...

TARIK:çok özledim seni...

Naz başını kaldırmadan...daha da gömer kendini boynuna...derin bi soluk alıp,ayrılır..iki eliyle tarıkın saçlarını kavrarken...alnına dayar başını...

“yastık kılıfını değiştirme zamanı geldi..”

“nee??”

cagrib
22-11-08, 23:40
Naz başını kaldırmadan...daha da gömer kendini boynuna...derin bi soluk alıp,ayrılır..iki eliyle tarıkın saçlarını kavrarken...alnına dayar başını...

“yastık kılıfını değiştirme zamanı geldi..”

“nee??”

64. bölüm

“ne,ne?artık yanımdasın tarık...kokun da..yastığına sarılmama gerek kalmadı!”

“hı..öyle desene!”

“diyorum zaten!ama sen her zamanki gibi anlamıyorsun”

“kusura bakma Nazcım...çıkartamadım o cümledeki derin anlamı!”

“ne yani,ben romantik değil miyim Tarık?”

“ben öyle bişey mi dedim şimdi?”

“demedin mi?”

“aslında Naz,biraz zayıfsın bu konuda...ama hakkını yemiyim,ağır olduğun yerler de var...”

“hımm..”Elini tarıkın omzuna dayar..“ mesala??”

“mesela......mesela dizimin üstü...baya bi hissettiriyorsun ağırlığını”

Nazın yüz ifadesi değişir...iter Tarık’ı...apar topar kalkmaya çalışırken...belini arkasından kavrayıp sıkıca sarar eller...yeniden kucağına oturturken...

TARIK:nereye gittiğini sanıyorsun sen?

NAZ (kalkmak için çırpınırken) bırak beni ya...bırak diyorum!!..

TARIK(tarık kollarını sarar tek koluyla önünden,diğeri hala belini kavramışken) şişş...çırpınma Nazlı kuşum...kaçışın yok!!

NAZ:onu o ağzını açmadan önce düşünücektin..

TARIK:gel buraya..şaka yaptım!bir ömür taşırım senin ağırlığını...

NAZ:bak hala ne diyor ya..bırak beni..bağırırım yoksa!...

TARIK:nazz..

NAZ:şakam yok!..tarıkk!!BIRAK..

TARIK (kulağına fısıltıyla) herşeyi iste ama seni bırakmamı isteme benden.. (Nazın boynuna sokulur) şimdi değil!

NAZ:imdattt!..

Tarıkın boynuna bıraktığı her öpüşte yardım çağrısının tonu daha da zayıflar...yüzündeki ifade değişir,gözleri kapalıyken...arzulu bir fısıltıya bırakırken yerini...

NAZ:imdat..im-..tarık...taarık...aşkımmm

Tarık kulağına yaklaşır...”canım..sevgilim!herşeyim..”

Bebek telsizinden ağlama sesi duyulur...

İkisi de gözleri kapalı durur bi süre...hiç kıpırdamadan...tarık nazın kollarını gevşetir,çenesini omzuna dayamış..

TARIK:Duru mu,Can mı??

NAZ:sence??

TARIK:zamanlamaya bakarsak...küçük cadım!

NAZ (somurtarak) niye böyle yapıyor bu kız?naptım ben ona?

TARIK:babasını elinden almaya kalktın!yetmez mi?

Naz hala somurturken...

TARIK:kalk hadi güzelim...bekletmeyelim prensesi..

NAZ:berrak yanında...

TARIK:ama özledim..

NAZ (kalkarken) aman, gecikme!git hemen kızına da...aşk tazeleyin!..

TARIK:naz...bebeğimizi kıskanmıyorsun değil mi?

NAZ:yok artık!..daha neler Tarık?ben...kendi kızımı,babasından kıskanıcam!komiksin yani...

TARIK:olsun..ben yine de işimi sağlama alıyım da...(bir adım daha yaklaşır gözlerini ayırmadan) hem bu burda bitmedi.. sonra ilgilenicem ben seninle -özel olarak-

Naz koltuk,sehpa ve Tarık arasında sıkışmış...

NAZ:git..git hadi...biraz daha böyle bakarsan,gitmene izin vermiycem!

TARIK (gülümseyerek) tamam...

Hulusilerin evi,salon—

Hulusi salondaki kanepeye uzanmış...üstünde bordo röpteşambırı..kollarını kenetlemiş...

BELGİN (salondaki merdivenden inerken) Hulusi, orda mısın sen hala?

HULUSİ:burdayım..kendi evimin,kendi koltuğunda uzanıyorum bir mahsuru yoksa...

BELGİN:Biraz da kendi bankanın,kendi koltuğunda oturmayı denesen...

HULUSİ: gitmiyorum..gitmiyorum işte Belgin...hatta şuraya da,bi yazı asıcam bu koltukta eylem vardır diye...

BELGİN:hulusi saçmalama..koskoca adam,bu yaştan sonra 3 yaşında çocuklar gibi...neyin protestosu bu?

HULUSİ:senin kızının,beni ruhikizime rezil edişinin protestosu!

BELGİN:hulusi!!anlaşamadılar,ayrıldılar...ne var bunda?sonradan olucağına baştan kestirip attık..

HULUSİ:zaten sen kanına girdin Filiz’in...onlar seviyordu birbirlerini...

BELGİN:evet Hulusi..ben ayırdım!Ümit’i de ben gönderdim Kolarado’ya...dönmesin diye de tutuyorum 5 aydır zorla!

HULUSİ:ama hayatım,okumaya gitti çocuk...hem herkes bekliyor sevdiğini,uzaklık bahane mi...sen beni,askerdeyken aylarca beklemedin mi?

BELGİN:bekledim..çünkü biz uzak olsak bile,senin her telefonunda,mektubunda aşk vardı..özlem vardı Hulusi...sevgini üzerimden hiç eksik etmedin...Ama Ümit—

HULUSİ (fırlar yerinden) yoksa aldattı mı kızımı o zibidi?

BELGİN: o kadarını bilmem,sanmıyorum!...ama kızın sen farketmesen de aylardır yalnız ve çok mutsuz...

HULUSİ:peki o Sinan denen çocuk neyin nesi oluyor?

BELGİN:kötü gün dostu oluyor...kızımızın bu zor günleri atlatması için elinden geleni yapıyor...üstelik çok da düzgün bir çocuk...ne yalan söyliyim,ben çok isterim aralarında bişeyler olsun...ama işte Filiz—

HULUSİ:var mı çocuğun bi ilgisi?

BELGİN:var ama bizimkinden hayır yok...

HULUSİ:belgin...ben çok mu ihmal ettim kızıl prensesimi?

BELGİN:biraz...torun telaşına daldık ikimiz de...

HULUSİ:bak torun dedin yine aklıma düştü keretalar...napıyorlardır şimdi?

BELGİN:ayy..ben de özledim kuzucuklarımı..arayalım Naz’ı,bu akşam gidelim müsaitse...hem o da yalnız...

HULUSİ (koltuktan kalkarken) sen ara,konuş...ben de giyinip bankaya,kızımın yanına gidiyim...akşam buluşuruz...

Mutfak—

Naz blenderdan geçirdiği şeftali püresini mickyli mama tabağına koyarken...

Tarık kucağında Duruyla içeri girer...

NAZ:geldiniz mi?

TARIK:geldik annesi...(yanağına upuzun bir öpücük kondurur koklayarak) babasının minik cadısı...hala aynı koku Naz..kim der 5 ay geçti...ilk sarıldığım gün gibi...

NAZ:bana sor sen o beş ayı canım!...hayatımın en hareketli,en uykusuz dönemiydi herhalde...

Duru minik ellerini tarıkın dudağına koymaya çalışır...tam öpücekken kaçırır tatlı bi telaşla...

TARIK:kaçma..cadım!

Gülücükler atar ufaklık keyifle...

NAZ:uyanınca huysuzlanırdı..keyfine bak cadoluzun...

TARIK:berrakın kucağında ağlıyordu...ben alınca sustu...

NAZ:iyi,taşımak zor gelmedi...ama ne de olsa yedi kilo henüz..annesi gibi AĞIR değil...

TARIK:hiçbirşeyi unutmaz mısın sen?

NAZ:hayır..içime işleyenleri değil!

Duru bu defa tarıkın dudağının altındaki boşluğa dayar dudaklarını..elleriyle yanaklarını yoklarken..

TARIK:babacım..dur ama! (tek eliyle durunun kafasını kavramış...bi öpücük kondurur).. anne küsmüş bize...

Duru ısrarla emmeye çalışmakta...

NAZ:küsmedim ben...kırıldım!gittiğinden beri 4 kilo verdim,farketmedin bile...

TARIK:izin vermedi ki küçük hanım,şöyle ayrıntılarıyla inceliyim,nerden ne gitmiş?

NAZ:şansına küs..oturtsana sandelyesine...seni yiycek yoksa...

TARIK:niye oturtuyoruz ya...,göğsünü tutup ağzına mı dayıycaksın?

NAZ:ne?

TARIK:ne zamandan beri sandalyeden emziriyorsun diyorum!

NAZ:saçmalama Tarık!ne emzirmesi..meyve püresi vericem... (duruyu babasının kucağından alıp mama sandalyesine oturturken)gel bakalım prenses...

TARIK: a aa kapandı mı şimdi entegre süt tesisi?

NAZ: yok canım,hala açık...ek besin bu!..pek istekli değil ama doktor ısrar edin,yer dedi...(yere eğilmiş,mamayı uzatırken) hadi bebeğim,aç ağzını...

Duru,ağzını açmamak için direnip kafasını çevirmekte...

NAZ:kızım..lütfen...aç annecim...

TARIK:öyle ikna edebiliceğine emin misin?

Naz omuzlarının üzerinden kötü bir bakış atarken...masanın üzerinde duran çıngırağı sallayarak...

NAZ:ne varmış burda..hadi meleğim..kocaman aç ağzını da,utansın baba...

Duru bütün dikkatini çıngırağa vermiş..eliyle vurur kaşığa...bütün mama üstüne dökülürken...oyuncağını kapmış olmanın verdiği mutlulukla,yerinde kıpır kıpır gülücükler atmakta...

NAZ:naptın duru?!off kızım yaa...daha yeni değiştirmiştim üstünü...

Tarık da gülmekte...”utancımdan yerin dibine girdim Naz...”

NAZ:gülme!!hep senden yüz buluyor...(duruya bakarak)..çok şımardın küçük hanım sen!bunu yiyene kadar süt yok sana...

Duru çıngırağı ağzına almış,emmeye çalışırken dünya umurunda değildir..

NAZ:ayy kime diyorum ben,dinliyor mu?..(bi kaşık daha uzatır) aç ağzını...huu!..(elinden çıngırağı alır)

Aynı anda dudaklarını büküp ağlamaya başlar ufaklık...

Naz pes etmiş bir şekilde yere oturur...”off..”

O ana kadar,olaylara seyirci kalan Tarık...eğilip sandalyeden çıkartır duruyu...

TARIK:gel bakalım prensesim,ağlama...

NAZ:delirticek beni tarık...resmen delirticek!..yemesi lazım...

TARIK:tamam Naz..sakin ol!ben hallederim şimdi...

NAZ:nası olucak o?

TARIK(mamayı diğer eline alırken,göz kırpar) bana bırak...

Tek bank—

Filiz çalmakta olan telefonu açar...”tamam Mübeccel Hanım...içeri alın!

SADRİ:dürüstlük,hamsi,çay...filizz,çok heyecanlıyım ya..işe yarıycak mı sence?

FİLİZ (göz kırpar,laz şivesiyle) merak etmeyesun uşağım...halledeceğuz da...

Siyah takım elbisenin içinde hayli kalantor ve heybetli duran 60lı yaşlarda bir adam Mübeccel Hanımın davetiyle içeri girer...

MÜBECCEL :buyrun efendim...

Filiz masanın başından kalkıp elini sıkar...

FİLİZ:hoşgeldunuz..(eliyle ağzını tutarak)pardon,hoşgeldiniz Hasan Bey...

HASAN:hoşcördük hanum kizum..sen de mi karadenizlisin?

FİLİZ:ben..aslen Amasralıyız biz...ama babannem Rizeliydi...ağız alışkanlığı işte,duya duya...kusura bakmayın...

HASAN:cüzel..pek cüzel..hulusi bey yok mudur?

FİLİZ:aslında...valla düpedüz anlatıcam size...yalandan hiç hazetmem ben! babam... dernek toplantısına gitti...yerine de beni bıraktı..

HASAN:iş toplantusu dururken..??

SADRİ:hamsiler herşeyden önce gelir Hulusi amca için...

HASAN:haçam,ne hamsisudur o?

FİLİZ:karadeniz hamsisi...babam -hamsileri kalkındırma ve yaşatma derneği- kurmak istiyor da..onun çalışmalarının peşinde...

HASAN:uyy..tanuşalım babanla bian önce...şimdiden kanum kaynadı hemşerume..

FİLİZ:tanışırsınız inşallah..

SADRİ:şöyle tavşankanı bi çay alır mıyız konuşurken?

HASAN:alıruz da..alıruz!..oruba*sız olur mi?..(koltuğuna yerleşirken)..sevdum sizi uşaklar..

Salon---

Tarık duruyu anakucağına oturtmuş...kendi yerde...elinde kaşık!

TARIK:hadi prenses..aç!..

Duru ısrarla kafasını çevirmekte...

TARIK:güzel kuşum...o cadı annen topa koyar beni...aç...bak Can’a veririm sonra...

Duru elinde oyuncağı,boynunu büker...

TARIK:bakma öyle...off...napıcaz yaa?Naz’a da atıp tuttum yediricem diye...

Bu defa son çare,uçak hareketiyle...kaşığı duruya uzatır...

“bak..bak...uçak gelmiş...”

Duru almamak için inatla mırıldanmakta...vurur çıngırağı...”ığğ”

“şarkı söylesem??”

İsterdim yeniden doğmak yada hepten yok olmak
İsterdim daha iyi olmak,bir melek gibi
Kanat açıp dağlara uçmak
Birileri buna izin vermedi
Buralarda yaşamak izne tabi...

Tarıkın şirinliklerini kattığı son denemesi de,başarısızlık ve Duru’nun sahte gözyaşlarıyla sonlanınca...

“çok mu fena bunun tadı yaa?”...bu seferki kaşığı kendi alır...”e güzelmiş..niye yemiyorsun kızım?..manyak mısın sen?”

Bu sırada salonun kapısında gizlice onları izleyen ve kahkahalarını tutmak da zorlanan Naz...Berrak’ın kucağında Can’la yaklaşmasıyla birlikte irkilir...

BERRAK:naz hanım—

NAZ (işaret parmağını ağzına götürerek) şişş!..şunlara bak...

BERRAK:a aa mama mı yiyor Tarık Bey?

NAZ:hı hı..ver sen Can’ı..izle şimdi...(sesleniyormuş gibi)tarık??

TARIK:allah Naz!!çabuk ol tarık..çok çabuk!!

Duru’nun şaşkın bakışları arasında...hızlı kaşık darbeleriyle bütün mamayı temizler...son kaşığı durunun ağzına bulaştırırken..Naz kucağında Can’la içeri girer..ardından da Berrak..

NAZ:hayatım...napıyorsun öyle?

TARIK:sonuncuyu yemedi de...ona uğraşıyordum!

NAZ:hepsini bitirdi yani??

TARIK:e herhalde...baba farkı!yedirmeyi biliceksin...

NAZ:bitanesin sen!günlerdir uğraşıyorum...ne yapsam almıyor ikisi de..şıp diye hallettin!

TARIK:tamam Naz..abartma canım...yiyeceği varmış!

NAZ:a aa olur mu hiç hayatım!..senin eserin bu..

Can’ı Tarıkın kucağına uzatırken...”Berrakcım...bize bi meyve püresi daha yapar mısın?”

BERRAK:tabi..

NAZ:al babası sen de...

TARIK (yüzünde endişeli bi ifadeyle,canı alırken)alıyım da,nolucak o püre?

NAZ:yediriceksin Tarık!bi de soruyorsun...kızımız doyarken,oğlumuz aç mı kalsın?

TARIK:yok..kalmasın!

NAZ:e o zaman?

TARIK:naz..aslında ben—

NAZ (merakla bakarken) sen??

TARIK:neyse ya..yorgunum diycektim ama..getirin yediriyim!

NAZ(içses:kısa kısas demek ki Tarık Bey...hadi oğlum mahçup etme beni..çıkar şunun foyasını ortaya..)

TARIK (içses:belki bu defa şansım güler..hadi oğlum mahçup etme beni..düşürme bu annenin diline..)

Tek bank—

HASAN (çayını sehpaya koyarken) işte böyle uşaklar...aldım yurüdim zehir gibi aklum sayesünde...benim ortanca uşak da bana çekmiş..tıbbiye mezunudur..(filiz’e dikkatle bakarak) sizun gibi gençlerle tanışsun isterum...

SADRİ:e Hasan bey?..başlatıyor muyuz işlemleri?

HASAN:bu ne acele uşağım...önce bi hamşerumle tanışayum!

FİLİZ:babam bugün uğrayamaz..ziyan olmasın 3 milyon dolar..sonra tanışsanız??

HULUSİ (kapıdan içeri girer) bırak Mübeccel!..kendi odama izinle mi giricem?

FİLİZ:baba??

SADRİ:Hulusi amca??

65. bölüm

HULUSİ:hayrola zibidiler...adımı mı ezberliyorsunuz?

Hasan ayağa kalkıp,şöyle bir süzer Hulusiyi...kollarını iki yana açarak..

“Hulusi...uşağım, nereyesun da?..”

HULUSİ:ben burdayım da,sen neden burdasın?kim bu bey filiz,ne arıyor burda?

MÜBECCEL:filiz hanım..anlatmaya çalıştım ama...

FİLİZ:tamam Mübeccel hanım...(kısık bir sesle)olan oldu!..çıkabilirsiniz siz...

HASAN:haçan,hamsilere yuva kuraydun da,neden sebep destek istemedun bizden hemşerum?oldu mi hiç bu yaptuğun..daruldum saa..

HULUSİ: ne hamsisi,ne hemşerisi?!biri bana açıklama yapıcak mı?Sadri,Filiz..kim bu adam?..

SADRİ:ben tanıştırıyım hemen...bu gördüğünüz ulvi insan,saygıdeğer iş adamı Hasan Bey Hulusi amcacım...kapıda duran çatık kaşlı,pamuk yürekli,iyiliksever adam da bankanın sahibi Hulusi amca olur,Hasan bey...

HASAN:anladuk orasinu kılçık kiluklu uşak,salak mi sandun sen bizi...

SADRİ:aman efendim..estafurullah!

HULUSİ:bi dakka bidakka,ben anlamadım şimdi...bu Hasan Bey kim,nerden hemşerim oluyor benim?

HASAN:ula Hulusi,haçan bu zekayla fazla uzun sürmez koca bankayu baturursun sen...Hasan benum da,hani Akfen Holdingin sahibi olan,hani şu 3 milyon dolar yatirup bankanu zengin edecek olan Hasan...bildun mi şimdi?..

HULUSİ:hee,o Hasan Bey...hoşgeldiniz...şöyle buyrun,oturun!

HASAN:bak,nasu da bildu hemşerum para lafinu duyunca...çakal Hulusi,sevdum seni...

Filiz ve Sadri birbirine bakarken,Hasan yerleşir koltuğuna...

“doplantumuz varidu 2 de...unuttun mi beni yoksa o gaybana hamsilerin uğruna?

HULUSİ:ne uğruna??

FİLİZ (bu sırada hulusinin yanına gelmiş sevimli bir ifadeyle,çekiştirmeye çalışmakta) babacım biz senle biraz dışarıda konuşsak..

HULUSİ:bıraksana kızım kolumu...Filiz..ayıp oluyor beyefendiye!

FİLİZ (Hulusi’nin koluna girmiş..sahte bir sırıtışla,iteleyerek) hadi baba,hadi...

Hulusi’yle Filiz kapıdan çıkarken...Hasan şüpheyle bakmaktadır arkalarından...

HASAN:burda bi alicengiz oyuni doniyi ya...tur bakalum..çıkar kokusu tez vakitte??

SADRİ:müsaadenizle Hasan Bey,ben bir çaylara bakıyım...rengini tutturabilmişler mi?

HASAN:cit bakayum uşağum...ha bunun donuşi de vardur...

Kapının önü—

HULUSİ:Filiz..neler dönüyor burda?ne çeviriyorsunuz siz?

FİLİZ:sorma baba yaa..idare etmen lazım bizi...bak şimdi--

Salon—

TARIK (elindeki mamayı yedirirken,can ağzını kocaman açmış devamını beklemekte) heyt be...aslan oğlum benim...

Can keyifle iki elini birbirine çırpmakta...

NAZ (kucağında duruyla) inanmıyorum yaa!yedi...hem de hepsini...

TARIK (boş tabağı sehpaya bırakırken,yüzünde gevrek bir gülümseme)yiycek tabi...e Naz hanım, elinizde başka bebek var mı beslenicek?

Aynı ifadeyle koltuğa yayılırken,ayaklarını uzatır...

TARIK:hayır,varsa söyle...bir faydam dokunsun yavrucaklara...

NAZ:tarık...

TARIK:hıı??

Naz yavaş yavaş koltuğa yaklaşırken,gözleri tarıkın dudaklarındadır...

TARIK (doğrulurken) ne oldu Naz?

NAZ (eğilip,usulca dudağının kenarına dokunur parmaklarıyla) bıyığının kenarında mama kalmış canım...

TARIK: he,o mu?o şeyden...tadına bakıyım dedim demin ben...hani kötüyse,hiç uğraşmayalım diye..

NAZ:bak sen...

TARIK:herhalde,çocuklarımın damak zevki herşeyden önce gelir...benim beğenmediğim bişeyi,onların yemesine müsaade edemem!

NAZ: insan bazen kendini temize çıkarmak için herşeyi yapabiliyor değil mi Tarıkcım?

TARIK: bilmem...

NAZ:bilirsin tarık...sen ki,foyan ortaya çıkmasın diye gözümün içine baka baka hala yalan söylüyorsun...ya ben görmeseydim yediremediğini...nasıl yaparsın bunu,kızının göz göre göre aç kalmasına nasıl razı olur yüreğin?

TARIK:nazcım...vallahi söyliycektim şimdi...

NAZ:yaa..ben de inandım zaten Tarık!

Elinde tepsiyle içeri giren Berrak...

“tarık bey...yol yorgunusunuz diye,kahve yaptım size...yanında da tiremisu...”

TARIK: oo gel Berrak,süpersin ya...her açıdan...hem zamanlama,hem beceriklilik...bi eşin daha yok vallahi yer yüzünde!lütufsun sen,lütuf...

BERRAK (gülümseyerek) afiyet olsun...

NAZ:abartma Tarıkcım istersen...

TARIK (tabağı alırken göz kırpar) kıskandı bizimki..aa benim karım başka tabi...ama elimiz ayağımız oldu Berrak da...valla korkuyorum bigün evlenicek,bırakıcak bizi diye....

BERRAK:korkmayın Tarık bey...siz kovmadıkça gitmem...ufaklıklara,size öyle alıştım ki...

NAZ:niye canım,senin de kendi hayatını kurmaya,çocuklarını büyütmeye hakkın var Berrak!zamanı gelince gidiceksin elbet...

BERRAK (soğuk bir ifadeyle) zamanı gelince Naz Hanım!izninizle...

Berrak salondan çıkarken...Naz şaşkınca bakar arkasından...

NAZ:ne oldu şimdi buna?ne dedim ben?

TARIK:utandı herhalde...sen evlilik falan diyince...

NAZ:kim bilir?..Tarık..Berrak nişanlı değil miydi eskiden?

TARIK: galiba...

NAZ:hiç sormadım,acaba neden ayrıldılar?

TARIK:ne biliyim Naz..(elindeki tiremisu tabağını koltuğa bırakır) bırak sen şimdi Berrak’ı da..var mısın kocanla bir havuz keyfine?

NAZ: senin gibi bir yalancıyla mı?hiç sanmıyorum!!

TARIK:iyi,sen bilirsin...

üzerindeki yarım kollu,beyaz gömleğin düğmelerini çözerek uzaklaşırken...”senin kaybın!”

NAZ:nereye gidiyorsun?

TARIK (rahat bir tavırla) üstümü değiştirmeye...

NAZ:demek çok özledin beni Tarık bey!..görücez bakalım ne kadar özlediğini!..(kucağında mırıldanan duru’nun pembe bantını düzeltip,bir öpücük kondurur alnına...koltuğa otururken,siyah şifon tuniğin ipini çözer) tamam küçükhanım...baban bekleyebilir,öncelik her zaman sizde!...

TEK BANK—

HASAN (koltuğundan kalkarken) ee bu işi de hallettuğumuza cöre,ben kalkayum artık Hulusiciğim...herşey için teşekkür ederum...gerek yoktu da bunca hazırluğa...

HULUSİ (masanın başından kalkıp Hasanla birlikte kapıya doğru yürürken) reca ederim Hasancım,ayda yılda bir hemşerim gelmiş...altı üstü 3-4 çeşit pasta,börek...bak bunu saymıyorum hiç...bekliyorum bir akşam hanımefendiyle yemeğe...Belgin de çok sevinir...

HASAN:inşallah Hulusim... yeruz yencenin elinden bir hamsi kuşi...

HULUSİ:hadi canım,bekleriz...güle güle...selametle...

Hasan uzaklaşırken...

HULUSİ:Mübeccel...nereye kaçtı o senkronize zibidi ikilisi?!

MÜBECCEL:vallahi bilmiyorum efendim...az önce burdalardı ama—

HULUSİ:bişeyi de bilseniz şaşıcam zaten... söyle,çabuk odama gelsinler.. elalemin adamına maskara ettiler beni!..yok lazmışız da,yok “hamsi yaşatma ve kalkındırma derneği kurucakmışım da” bu yaşımda,şaklabana döndüm be!!..Yani bu yaşımda dediysem,daha gençliğimin baharındayım o ayrı... neyse.. söyle o ikisine,bekliyorum odamda!!

MÜBECCEL:tabi efendim...

HULUSİ (söylenerek içeri giderken) dert bir değil ki...hepsi baş belası!birini ayağımın altına alıp çiğ çiğ çiğnemeden huzur yok bana...

Mübeccel kapıyı çeker çekmez ortaya çıkan Filiz ve Sadri...

SADRİ:napıcaz?

MÜBECCEL: vallahi duydunuz!!

FİLİZ:yürü Sadri,korkunun ecele faydası yok...

SADRİ (kafasını tutarak) yumurta gibi tokuşturucak kafamızı...

FİLİZ:saçmalama Sadri...gestapo mu babam?(eli kapının kolunda)..hadi..!!

SADRİ:iyi...ama pansuman paraları senden...

Filiz gülümseyerek açar kapıyı...

FİLİZ:baba,bizi arıyormuşsun...

HULUSİ (ceketini çıkarıp,sandalyesine asar...) oo kimleri görüyorum...Sadri bey,Filiz Hanım...kapa kapıyı yavrucum,geçin şöyle...(hulusi gömleğinin kollarını sıvarken)

SADRİ (endişeyle bir adım geri gider) napıyorsun Hulusi amca???

HULUSİ: düştünüz elime zibidiler...kafalarınızı tokuşturucam sizin...

FİLİZ:şaka yapıyorsun değil mi baba?

Hulusi hınzır bir ifadeyle yaklaşırken...

SADRİ: vaktimiz varken kaçıcaktık Filiz...dedim ben sana demin!!

Hasan bankadan çıkarken, siyah bir Mercedes kapıya yaklaşır...şöför arabadan çıkıp kapıyı açarken...

“sağolasın uşağum”

Arabanın içinde düşüncelere dalıp...

“Ula Hulusi,sen de Lazsan..ben de bu bileğimu keserum ha buraya...

(işaret parmağını şakağına koyarak) Ama işte,bunlar nerden bileyu benim sevduğum şeyleri??..oni çıkartamadum!

Ha oni bi çözeyum,gerisu gelecek wineќi* (çorap) soküğü gibi... aklum o kizul kiz da kalmasa zordi ya... laz gelunleri gibi cüzel,akillu,tam gurime* (kalbime) cöre ...biraz pahalıya mal oldi ama bizim zibidu uşak Sinanla tanıştıracağum bu kizu..”

Şöför dikiz aynasından...

“beyefendi,nereye gidiyoruz..”

“önce şirkete,uşağum..”

Havuz kenarı...

Masmavi suyun berraklığında,Tarık suyun dibinden çıkar...saçlarını geriye atarak yaslanır havuzun köşesine...

Gözlerini kapamış,güneşin tenini yakan oklarına kendini bırakmışken...başka bir ok saplanır kalbine...

NAZ:tarık??

Naz yanık teninin üzerinde bir alev gibi parlayan kırmızı bikiniyle yaklaşmaktadır ona doğru,elinde iki şarap kadehiyle...

TARIK:güneş geçti değil mi kafama,serap görüyorum?

NAZ (havuza inen merdivenlerden birkaç adım atıp,basamaklara oturur) hayır canım!Serap değil...bu gördüğünün adı Naz...

TARIK: her neysen,kaybolma ben gelene kadar...

Naz gülümserken...Tarık havuzun karşısından,neredeyse ışınlanarak...hızlı kulaç darbeleriyle yanına ulaşır Nazın...soluk soluğa...

NAZ: aman tanrım..daha önce hiç bu kadar hızlı yüzdüğünü görmemiştim....

TARIK: ben de daha önce bu bikiniyi giydiğini...

NAZ: yeni aldım,sen yokken...(kadehlerden birini Tarık’a uzatır) al bakalım...

TARIK: gitmemi mi bekledin almak için?

NAZ: evet...ama dikkatini çekerim...(kadehini Tarıkın kadehine vurarak) dönmeni bekledim giymek için...

Naz kadehinden küçük bir yudum alırken,Tarık hepsini bitirir tek yudumda...

NAZ:allahtan tanıyorum seni de,gerçek şarap koymadım içine...

TARIK:bu ne Naz??

NAZ:elma suyu sevgilim...son derece sağlıklı...

TARIK:şarabı tercih ederdim...

NAZ:ben içemezken,senin içmene müsaade eder miyim sence?..(kadehi kenara bırakıp eğilir hafifçe Tarık’a doğru,yüzü ellerinin arasındayken) şimdilik aşk şarabıyla idare etsen??

TARIK: olurr...

Naz yerinden kalkıp Maviliğin derinliğine dalarken...Tarık kısa bir süre çıkamaz girdiği büyünün etkisinden...kadehi bırakıp,Nazın peşi sıra yüzer...

Naz henüz karşı kıyıya yeni ulaşmışken,Tarık bitiverir arkasında...beline sarılırken...

NAZ:dur...

Tarık’a doğru döner Naz..kollarını boynuna dolayıp...

NAZ:bugün tam formundasın Alfonso!kaçışım yok galiba senden...

TARIK:kaçmak mı istiyorsun?

NAZ:kaçmak istesem yanına gelir miydim sence?

TARIK:yine bırakıp gidiceksen bakma bana öyle...

NAZ (dudağına bir öpücük kondurur) bırakabilir miyim seni...herşeyimsin sen...canımsın!

TARIK:senden başka hiçbir kadın yakamaz bir bakışıyla yüreğimi...nası susadım sana,nası özledim bir bilsen...

NAZ (boynuna doladığı kollarıyla daha çok çeker kendine...elleri ıslak saçlarının arasında gezinirken) anlatmaya başlamalısın bir yerden...

Havuz kenarındaki bembeyaz,kare biçimli taşların üzerinde uzanmaktadır Naz,teninde ıslaklığı henüz kurumamış sıcak damlalarla...gözlerini güneşin ışıklarına kapamış...Tarık,Nazın hafifçe kırdığı dizinin üzerinden yumuşak bir dokunuşla kaydırır elini...yüzüne doğru eğilir,parmaklarıyla dudaklarının sınırlarını çizerken,gözlerini açar Naz...bakışları sevdiği adamı çağırırken,yavaşça doğrulup yanındaki çilek dolu kaseden şantiye bulanmış birini seçip ısırır ve kalanını Tarık’a uzatır..aralarındaki çekim karşı konulmaz bir hal almışken,Naz kendine yaklaşan adamı sertçe itip,hemen akabinde de tokadı yapıştırır...

Tarık üzerinde şaşkınlığın verdiği ifade,eli yanağında öylece kalakalır...

“ Neden yaptın bunu?”

Omuzlarından tutup sarsar Naz...

“kendine gel!!”

“nee??”

“tarık..kendine gel dedim!!!”

Tarık yüzünü buruşturarak gözlerini açmaya çalışır...beyninin en ince kivrimlarinda hic bir karanlık nokta bırakmamak istercesine yayılan ışığı hissederken,gözlerini kamaştırır.. kamaşan sadece gözleri mi olmuştur,yoksa beyninde de ayni anda bir kamaşma hissetmiş midir, o an ayirt edemez...hayal ve gerçek arasındaki ince sınırda sıkışıp kalırken...

“Naz??”

ışığın ortasında Nazın telaşlı yüzü...omuzlarında tutup sarsmaktadır Tarık’ı...

“hayatım iyi misin?noldu sana?”

Tarık tek eliyle yanağını tutar uyku sersemi “Naz...niye vurdun bana?”

“ naptıysam uyandıramadım...10 dakikadır uğraşıyorum!iyisin değil mi?”

Tarık doğrulur hafifçe,havuz kenarında yattığı beyaz taşın soğukluğundan...

“ben..içim geçmiş Nazım ya...uyuyakalmışım galiba yüzdükten sonra...”

“ iyi halt etmişsin Tarık...sana birşey oldu diye aklım çıktı burda...”

“ olucaktı ama izin vermedinki...vakitsiz geldi o tokat..hayalimin en güzel yerinde...”

“ ne hayali?”

“ seninle vuslata erişimizin hayali..”

“ off Tarık...ben de dinliyorum saf gibi ne diycek diye...”

Dirseklerinden güç alarak hafifçe doğrulur Tarık...

Nazın siyah şifon tunuğinin önündeki açıklıktan,beline ulaşır eli...

“ Nazımm..hazır sen de burdayken,şu yarım kalan hayale kaldığımız yerden devam edelim mi? “

“nee?”

“gerçi üstündeki bikini siyah ama...hiç farketmez!bana sen lazımsın...”

Doğrularak...

“ Kalk hadi...güneşin alnında kabak gibi yatmaktan,besbelli beynin sulanmış senin!Bi sürü işimiz var Tarık...çocukları yıkıyordum,yarım bıraktım senin yüzünden...”

Naz salona açılan kapıya doğru bikaç adım atarken...arkasını dönüp

“kalkmadın mı sen hala?...hadi Tarık,madem yorgunsun taşların üzerinde oturucağına yatağına girip uyu...”

Tarık bağdaş kurmuş,suratı asık bir şekilde otururken...bakışlarını kaldırmadan...

“yatağımıza...”

Naz kollarını birbirine kenetleyerek...” ha o kadar kelimenin içinden ona takıldın yani??”

“ yoo...”

“ ne o surat o zaman...mahkeme duvarı gibi??”

“ sana öyle gelmiş...yok bişeyim...”

“ offf!!..illa uğraştırıcaksın Tarık!...tamam,pes ediyorum...söyle hadi,bana mı kızdın?”

“ boşver Naz...uğraşmana değmez...o değerli vaktini bana harcama!git çocuklarla ilgilen sen...”

“ ne demek bu?ben senle yeterince ilgilenmiyor muyum şimdi??..”

Tarık ayağa kalkmış umursamaz bişekilde yürürken...

“ dedim ya Naz..boşver!.....ben içeri gidiyorum...”

Naz düşünceli bir şekilde,birkaç saniye kalır yerinde...

Tarık kapıdan içeri girerken, seri adımlarla yaklaşıp kolundan tutar...

“ hiçbir yere gidemezsin!!..daha sorumu cevaplamadın...”

Tarık şöyle bir süzer Naz’ı...“ cevabını bildiğin sorular sorma bana...”...yürümeye devam eder hızlı adımlarla...

Naz da hemen peşi sıra...

Kolunu tutarak..“ ya Tarık lütfen...ben gelmek istemedim mi sanıyorsun yanına,seninle yalnız kalmayı özlemedim mi sanıyorsun?!..plan bile yapmıştım kendimce..ama sonradan banyo yapmaları gerektiğini hatırladım...”

“banyo işini Berrak’a bırakabilirdin pekala,hem yalnız kalmak için zamanımız da olurdu!..yapma Naz...bunu akıl edebilicek kadar zeki bir kadınsın sen!”

“ ikisini birden bırakamazdım kızın üstüne..”

“ gerçekten isteseydin hiçbir şey durduramazdı seni,bahane uydurma şimdi...”

“ bahane mi?sanki başka birinin çocuklarından bahsediyorsun Tarık!hatırlarsan onlar daha küçücük ve bize ihtiyaçları var...tüm sorumluluklarını bir yabancıya bırakıp senin uğruna bile olsa,canımın parçalarını görmezden gelemem...”

“ Nazz.. konuyu saptırma!bunu demek istemediğimi gayet iyi biliyorsun...”

“ benim tek bildiğim,şu an karşımda duran adamın sevdiğim adam olmadığı...nolur biraz daha anlayışlı olsan..”

“ Naz,benim derdim sevişmek falan değil,senin hayat duruşun...Sen sadece Anne değilsin...bunu unutma!”

“ ne demek bu şimdi?”

“ bazen öyle çok kaptırıyorsun ki kendini,gözün onlardan başka bir şey görmüyor demek...varlığını bütünüyle onlara adayıp,geriye kalanları umursamıyorsun demek...bu benim için de geçerli,çevrendeki diğer insanlar için de...”

“ bu söylediğin hayatımda duyduğum en saçma şey...utanmasan boşanalım diyceksin... inanmıyorum ya..şu başıma gelene inanmıyorum!..çocuklarını sevip ilgilendiği için kocası tarafından suçlanan ilk kadın benim herhalde...”


“ saçmalama Naz... benim seni suçladığım falan yok!”

“ zaten buna hakkın da yok...birini suçluycaksan önce kendini suçla,onları yeterince önemsemediğin için!”

“ ne bu şimdi,intikam mı alıyorsun benden?..onların dışında bir hayatın varlığını kabul etmem,çocuklarımı önemsemediğimi mi gösteriyor yani??..HAYIR!!....emin ol,hayatımın merkezinde sadece ikisi var Naz..ama yanımda da sen varsın!Karım...benim aklımdan çıkarmadığım bu işte?!”

Berrak üst katta trabzanların başında,kucağında havluya sarılı bebekle birlikte aşağıda yükselen sesleri ilgiyle dinlemekte...

Yüzünde memnun bir gülümseme...kucağında mırıldanan bebeğe..” sessiz ol canım...sessiz!bu defa olucak gibi..ne dersin?”

Naz üzgün bir şekilde,başını öne eğerken...”niye bu kadar üzüyorsun beni,naptım ben bunu hakedicek?”

Tarık bütün içtenliğiyle yaklaşıp,şefkatle avuçlarının arasına alır Nazın üzgün yüzünü...

NAZ:dokunma...istemiyorum senin ilgini...

“ Nazım..güzel yarım benim..hep yanlış anlıyorsun beni...senin canın yanınca,benim ki yanmıyor mu sanki?niye üzmek istiyim seni??”

Naz sessiz kalırken,Tarık devam eder...

“Biliyorum onlarla uğraşmak hiç kolay değil...canavar gibi ikisi de,nefes aldırmıyorlar sana...ben de elimden geleni yapıyorum ama yetmiyor güzelim...yine de bütün yük sende...“

Naz küçük bir kız çocuğu gibi büzdüğü dudaklarının ardından mırıldanarak...

“ yük değil onlar,herşeyim benim...”

“ benim de...”

Naz belli belirsiz tebessüm ederken...

TARIK:peki benim karımı görmem için,yeni bir bakıcı daha mı almam gerekiyor bu durumda?

“ özür dilerim..ihmal ettim seni!”

“ ne özrü...esas ben yanlış yolu seçtim derdimi anlatmak için..sen herşeyinle mükemmel bir kadınsın...mükemmel bir annesin,benim canımsın...”

Sarılır Naz Tarık’ın boynuna huzurla...

“ sen de benim canımsın Tarık...”

Tarık gülümseyerek,saçlarını okşar Naz’ın...

“ bi daha sakın üzme beni...yakma canımı..”

Sırıtırken “ söz veremem..”

Naz geri çeker kendini...”ya Taarık..”

“ nazlı çiçeğim...seni gözümden sakınırken,kırmaya,incitmeye kıyabilir miyim hiç?“

“ bu tatlı sözlerle kandıramazsın beni..”

Tarık Nazın belini kavrar..“ yaa...”

“zor kadınım ben canım!..işine gelirse...”

Tarık çenesini öperken...” severim ben zor kadınları...”

Naz Tarık’ın omuzlarından hafifçe iterek...” daha seni affetmiş değilim..uslu dur!”

“ bu akşam annemlere bırakalım çocukları..”

“ niye?”

“ sana kaç kere söyledim Naz,bana cevabını bildiğin sorular sorma diye...”

Naz gülümser...“ planın ne yaramaz çocuk?”

Tarık Naz’ın yüzüne dökülen saçları düzeltirken...“ önce güzel karımla başbaşa bir yemek..biraz romantizm eşliğinde,kendimi affettirmek...ve—“

NAZ:ve,ne??

“ belki biraz adrenalin..otelde mi kalsak bu gece?”

Nazın gözleri dehşetle açılırken...” inanmıyorum!”

“tamam canım...evimize geliriz istemiyorsan!”

“ayy ona değil Tarık,kendime inanmıyorum ben!!..offf,dönüşü de yok,napıcaz?hep senin yüzünden...niye haber vermiyorsun geliceğini?!!”

“ naz bir sakin olur musun,ne bu telaş?”

“ sakin falan olamam Tarık...sen de olamazsın!ben bu akşam sen yoksun diye,babamla Belkıs teyzeyi önce yemeğe ardın da yatıya davet ettim...”

“ e harikasın yani Naz..yine mükemmel zamanlama,istesen tutturamazdın...”

“ ben ne biliyim senin geliceğini...zaman geçsin dedim...”

“ onlar gelirse bu gece bana zamanın geçmiyceğinin farkındasın değil mi?”

“ farketmemek ne mümkün...geldiğinden beri mart kedileri gibi peşimdesin...”

“ ben mi?telefonda dört gün daha sabredemem,dön diyen kimdi?”

“ ben onu o manada demedim!”

“ hangi manada dedin?”

“ duygusal anlamda dedim Tarık...”

“ Hıh..”

Tarık’ın dudakları alaylı bir kıvrımla şekillenirken...Naz omzuna bir kaç darbe geçirip...

“ sırıtmasana...fesatsın sen işte,için fesat...başka şey bilmez misin? “

“ cıkk...senden başka bişey bilmem ben!”

Naz meşhur bakışlarını atarken..gülümser..

“ ee napıcaz şimdi yürek belası,var mı bu konuda bir çözüm önerin?”

Kollarını Nazın beline dolarken...

“ hımm...konu neydi küçükhanım..bir hatırlatsanız?”

“ hemen bir yol bulmazsan,ne yazıkki,uzunca bi süre daha konunun varlığından bihaber yaşıycaksın aşkım...”

Tarık’ın dudakları Naz’ın boynunda dinlenirken... Naz boynunu hafifçe bükmüş,elleri Tarık’ın saçlarında...

“ salona geçip babanı arıyorum!”

“yukarı çıkıp çocuklara bakıyorum!”

“ seni özlemeye devam ediyorum...”

Naz Tarık’ı iter...”git artık..hadi..”

“tamam..” tarık Naz’ın dudağından hızlıca bir öpücük çalıp salona koşarken...

NAZ (gülümseyen gözlerle arkasından bakar) delisin sen...(iç çekerek)..ama sadece benim delim...

Tek Bank—

Sadriyle Filiz Hulusi’nin masasının önündeki siyah deri koltuklarda karşılıklı,tedirgin bir şekilde otururlarken..

SADRİ:e Hulusi Amca,sinirinizi boşalttıysanız,biz kalksak artık?

HULUSİ:otur zibidi..ben söylemeden kıçını kımıldatmak yok yerinden...

SADRİ:peki...(sessizce) korkudan yapıştı zaten!

kapı çalınır...

HULUSİ:gir...

MÜBECCEL:finans müdürü Fahri Bey geldi efendim...

HULUSİ:ne bakıyorsun Mübeccel,içeri alsana adamı...

MÜBECCEL:pardon efendim...

SADRİ:Hulusi Amca..eğer Fahri Beyi tazminatımı vermek için çağırdıysanız...baştan söyliyim,ben kabul edemem..Burdan ayrılsam da...siz benim ikinci babamsınız,bu bankada benim kendi işyerim gibi—

HULUSİ:gerçekten tazminatını vermemi istemiyorsan,yalakalığı kesip bekle Sadri....gel Fahricim...

Fahri ceketinin düğmesini ilikleyerek,elindeki sarı zarfı masaya bırakır... “istediğiniz mebla hazır..buyrun efendim.”

HULUSİ: bana değil,bankamızın yetenekli avukatına vericeksin sen onu!

FAHRİ:kime??

HULUSİ: ne demek kime,Sadri’ye tabi..bu lafın için seni kovardım ya,dua et iyi günümdeyim bugün...

FAHRİ:özür dilerim efendim...

Filiz gülümserken..

HULUSİ: şu çocuk var ya,şu çocuk...koca bankada elim ayağım benim...milyon dolarlarımın kurtarıcısı...

SADRİ:ben mi?

HULUSİ:sen tabi zibidi...hey gidi yıllar,ne çabuk geçiyor...daha dün gibi,beziyle dolaşırdı ortalıkta sidikli Sadri...adam oldu da,şimdi para kazandırıyor Hulusi Amcasına...

SADRİ:Hulusi amca bunları sonra konuşsak,daha müsait bir ortamda...

HULUSİ: kafamı bozma Sadri...bilirsin hem sever,hem döverim...ruh halimi değiştirmeden,ikramiyeni de al,kaybol gözümün önünden...2 güne kadar da gelme...

SADRİ:ama Hulusi Amcacım—

FİLİZ (kısık bir sesle) Sadri,izin verdi işte..gitsene!!

Hulusi koltuğuna yayılmış bakarken...” bişey mi dedin zibidi?”

SADRİ:yok Hulusi amcacım,araya haftasonu tatili de giricek,artık Pazartesi görüşürüz dedim...

HULUSİ:Sadri...Korkuyorsun değil mi benden?itiraf et...bak kızmıycam!

SADRİ:yok ona korkmak demiyelim de,daha çok...şey gibi...çekinmek gibi sanki..

HULUSİ:Sadrii??

SADRİ:e biraz Hulusi Amca...ama olsun o kadar!karşımdaki koskoca Hulusi Tekelioğlu!

HULUSİ:ne demişler zibidi...hayat 3,5 la 4 arasındadır..ya korkaklar gibi yaşar 3.5 atarsın... Ya da cesaretini toplar dört dörtlük yaşarsın!!..seç bunlardan birini!

SADRİ (işaret parmağını çenesine dayayarak) vayy be!!kitap gibi adamsınız Hulusi Amcacım..

HULUSİ:60 yılda yazdım ben o kitabı!!şimdi,kaybol gözümün önünden!!Pazartesiye kadar evinle,karınla ilgilen!!..

SADRİ:emredersiniz...

Sadri kaçarcasına çıkarken...

FİLİZ:a a kaçtı resmen...alem şu Sadri ya...

HULUSİ (düşünceli bir şekilde arkasından bakarken) yok Filiz...deniyorum ama 3,5’u bir çentik geçemez bu zibidi...

yüzünde sevimli bir ifadeyle,Filiz’e döner...

“ kızım...kızıl prensesim...sana da izin veriyim mi?gider misin Kolorado’ya?”

Filiz sinirle kalkar yerinden...” baba...sen küsken biz daha iyiydik sanki..bi süre daha konuşmasan benle??”

Hulusi’nin yüzündeki gülümseme donarken...

“ Nankör evlat...anasının kızı değil mi?illa bildiğini okuycak!..o gelmiyorsa,sen gidiceksin yanına... ”

Umursamaz bir şekilde kapıya yönelirken...“ ben çıkıyorum..arkadaşlarımla buluşucam!”

“ amann git...Sakal bırakıcam sizin yüzünüzden!...”

“ yapma babiş yaa...bu konu başka..”

“ iyi iyi,fazla geç kalma!..akşama bonbon şekerlerini görmeye gidelim diyordu annen!..”

“ tamam,ben de çok özledim zaten şekerlerimi...direk abimlere gelirim akşam...”

Yatak odası...

Can ve Duru yatağın üzerinde bornozların içinde,en sevimli halleriyle kıpraşırken,Berrak öper ikisini de...

“ ne tatlısınız siz?..”

Can’ın ayağını tutup dudaklarına götürürken...” Can’ım..nası da benziyorsun ona!!”...

” giydirelim artık sizi,üşümeyin daha fazla...değil mi annecim?”

Yataktan kalkarken,Tarık’ın çıkardığı beyaz gömlek çarpar gözüne...

Eline alıp,yavaşça burnuna götürür...gözlerini kaparken,derin derin solur kokusunu...

Aralık duran kapı ardına kadar açılır bir anda...Berrak irkilirken,Naz şaşkın bir şekilde onu izliyordur...

“ napıyorsun sen?”

cagrib
22-11-08, 23:42
66. Bölüm

Arkası kapıya dönük halde duran Berrak,telaşla dönerken elindeki gömleği yatağa bırakmıştır...

“ şeyy..Naz Hanım..ben...”

“ konuş bakalım Berrak...bakalım buna ne bahane uydurucaksın?”

“ çamaşır.....”

“ ne??..”

“ben çamaşır yıkıycaktım bugün...kirli mi diye bakıyım dedim,sonra siz—..işte siz aniden gelince,elimde gömlek falan...yanlış anladınız Naz Hanım!ben sadece yıkamak için şeyetmiştim..”

“ ayy ne anlatıyorsun sen iki saattir allah aşkına?..çocukları diyorum ben Berrak...nerden baksan yarim saatir aşağıdayım...neden hala giydirmedin?”

“neee??”

“tamam,birsürü işin var,yoruluyorsun,bunalıyorsun...anlarım!ama konu çocuklarım olunca çıkıveririm anlayışlı halimden...hatır,gönül dinlemem,koyuveririm kapının önüne..ona göre!

“ yani siz sadece o yüzden mi kızdınız bana?”

“ evet,yetmez mi?......dur bakıyım,başka birşey sandın sen!!ondan panik oldun!..çabuk söyle..naptın başka??”

“ yoo...bişey sanmadım ben!dedim ya çamaşır--”

“ yok yok çamaşır işi falan değil bu...birşey var sende,bilirim ben bu halleri...!!”

Berrak başını öne eğerken...

“ gözümden kaçıyor sanma!tuhaflaştın bu ara sen...bir şaşkınlık,bir telaş...dalıp dalıp gitmeler...şimdi de unutkanlık çıktı başımıza!doğru söyle Berrak...aşık falan mı oldun?”

***************

SALON—

Tarık kulağında telefon beklerken—

Vahi üzerinde mutfak önlüğüyle koridorda...” ban bakarım Belkıs..”

BELKIS:Vahicim krema dibini tutucak ama...çabuk gel!

VAHİ:off..

Telefonu açar...

Tarık:Vahi baba...nasılsınız?

Vahi:Tarık,sen miydin evladım,döndün mü yoksa?

Tarık:şimdi indim...alandayım..(içses: oğlum Tarık,insan biraz destekli sallar...bu kadar sessiz havaalanı ancak güney afrika’da olur...kim inanır sana?)

Vahi:iyi yapmışsın erken gelmekle oğlum,Naz da birşey söylemedi..halledebildin mi anlaşmayı?

Tarık (içses:tabiki Vahi babam:D) hı..evet baba,işi çabuk bağladım...20 gün sonra ilk siparişler çıkıyor yola...ikinci parti de bir ay sonra...

Vahi:aferin oğlum,vallahi iyi kıvırdın bu işi sen...kendi oğlum olsan,bu kadar gurur duyamazdım senle...

Tarık:sağolun babacım...ama ben de artık sizin oğlunuz sayılırım,değil mi?

Vahi:orası öyle...e madem oğlum gelmiş kutlama yapalım bu akşam ailecek...Belkıs Teyzen de akşama birsürü hazırlık yapıyor zaten...bu akşam sizdeyiz!

Tarık:öyle mi?...baba ya,aslında benim bir ricam olucaktı sizden...tam da bu konu hakkında...

Vahi:söyle evladım,elimden gelen birşeyse??

Tarık:Naz’a süpriz yapmak istiyordum ben bu akşam için...son zamanlarda çok bunaldı evde,telefonda da sesi çok sıkkın geliyor zaten...belki çocuklar olmadan,başbaşa bir yemeğe falan çıkarsak iyi gelir diye düşünmüştüm ruh haline...

Vahi:hayırdır Tarık...ne oldu Nazıma,ciddi bişeyi yok ya??

Tarık:yokk baba,işte stres falan yaptı herhalde....bir kere çıksak,pamuk gibi olucak!

Vahi:tamam oğlum,çıkın siz...Madem bunalmış Nazlı çiçeğim,başka zaman yaparız kutlamayı...

Tarık:sağolun baba...birtanesiniz siz!.çok sevinicek Naz...

Vahi:e söz konusu kızım olunca,akan sular durur Tarık...yalnız,torunlarımla Berrak kızımı bize bırakın geçerken...onlarla hasret giderelim bari..

Tarık:tamam baba,bırakırız...

Belkıs içerden bağırır—

“ Vahiii!!krema...!!”

Tarık telefonun diğer ucunda sırıtırken...

Vahi:geldim hayatım...Tarık Belkıs teyzen çağırıyor,kapıyorum evladım!bekliyoruz akşama!

Tarık:görüşürüz babacım...kolay gelsin!!

Telefonu kapadıktan sonra...” bu iş de tamamdır Naz Hanım...bakalım akşama kadar daha ne engeller çıkıcak karşıma?...” gülümser...”çıksın...sana giden yolda engel tanımam ki...”

********************

Yatak odası...

BERRAK:Naz hanım,ben artık gitsem...

“ hiçbir yere gidemezsin Berrak,şurda ne güzel konuşuyoruz iki yakın arkadaş gibi!!...e söyle bakalım,kim bu şanslı adam?”

“ bende kalsa...hem,siz benim arkadaşım değil,patronumsunuz!”

“ ha kabul ediyorsun yani,birinin olduğunu???...hadi Berrak ya,itiraf et...vallahi çatlıycam şimdi meraktan...”

“ çocukları giydirelim Naz Hanım...”

“ buldum..şu bizim,Tarık’ın şöförü Mehmet değil mi?..ayyy ben anlamıştım zaten..eve girip seni görsün diye resmen bahane arıyor çocuk...içine düşücek nerdeyse...”

“ öyle mi?”

“ hadi hadi,bilmiyormuş gibi yapma şimdi,yemem ben bu ucuz numaraları!..”

“ inanın farketmedim bile...”

“ hiç inkar etme,karşılıklı bir ilgi var...sen de boş değilsin ona karşı...bir göz süzmeler,bir kendini naza çekmeler...etkilendin allah bilir çocuğun bakışlarından....ama işte kaçmaz benden,böyle yakalarım adamı!...”

Berrak,dudakları alaylı bir kıvrımla şekillerinirken kafasını iki yana sallar...” ı ıhh...”

“ ne yani,o değil mi?...”

“ üzgünüm ama değil...”

“ e kim o zaman?...”

Berrak sessiz kalırken...Naz hınzır bir gülüşle...

“madem öyle..sen kaşındın Berrakcım...karşında patronun olduğuna göre,ya hemen şimdi kim olduğunu söylersin...ya da...Kovarım Seni!!!”

“ ama Naz Hanım,bu haksızlık??”

Naz kollarını birbirine kenetleyerek...”işine gelirse canımm...yap seçimini!”

“ ben..”

“ e ee,sen?”

Tarık elinde kocaman paketlerle odaya girer...

“ hoh,hoh,hoh...açılın hanımlar,evinizin noel babası geldi...”

BERRAK:ben bir mutfağı toparlıyım...

Berrak alel acele kapıdan çıkarken,Tarık’a çarpar...bir kaç saniye yüzüne anlamlı bir şekilde bakıp uzaklaşır...

TARIK: noluyor burda?

NAZ (somurtarak) aferin yani Tarıkk!!bütün emeğim gitti senin yüzünden...5 dakika sonra gelsen söyleticektim ne güzel...

TARIK:neyi?

NAZ:Berrak’ın kime aşık olduğunu!!

TARIK:Berrak birine mi aşıkmış?

NAZ: off Tarıkk yaa,yani bazen inanamıyorum sana...nasıl bu kadar saf olabiliyorsun!resmen gözünün önünü görmüyorsun!!....(tarıkın yüzü asılırken)..ne bunlar?

TARIK (soğuk bir tavırla) hediye...

*******************

Sadri arabanın içinde—

Ceketinin cebinden içi para dolu sarı zarfı çıkarıp,içine bakar....

“ Allaahh...bir tanesin be Hulusi amca...”

Arabanın içinde Hulusi’nin sesi yükselir....” BEN SANA KAYBOL DEMEDİM Mİ ZİBİDİ!!! “

Sadri dehşetle boş arabanın içine bakar...

“ noluyor bana yaa?..gündüz gündüz kabus gibi...”

Ses yeniden yankılar... “ SEN KİME KABUS DİYORSUN??!”

Sadri yutkunur...kravatını hafifçe gevşeterek... “ oğlum Sadri,çok çalışıyorsun bu ara, kafayı sıyırmaya başladın sen!!..iki-üç gün dinlen biraz kendine gel!!..çıkart aklından Hulusi Amcayı falan...seni mutlu edicek şeyleri düşün!tabi yaa..”

Telefonunun arama tuşuna basıp kulağına götürür...

“ Ayşem...bitti mi dersin?.... erken çıktım bugün... tamam,okulun önünde bekle alıyorum seni...ha,bi de süprizim var sana...ısrar etme,gelince öğreniceksin zaten....sabırlı ol Ayşem,hadi kapıyorum...niye mi??kusura bakma,Hacer Annemin talimatı var,cep telefonuyla 3 dakikadan uzun konuşmıycakmışız....a aa Ayşe??...kapadı!!”

Telefona bakarak kendi kendine...”neyse,en azından talimata uymuş olduk”

****************

YATAK ODASI...

Naz büyük kutuları açarken...Tarık yüzüstü yatağa uzanmış,ufaklıkları sevmekte...

TARIK: sizden güzel birşey var mı dünyada?

Duru’nun karnını,ardından ellerini öper...”ohh...babasının bebeği,çilek kokulu kızım benim...”

NAZ:tarık ne var bu kocaman kutularda?.. ayy yoksa o şişko adamın heykelini mi getirdin? (gülmeye başlar,elini aşağı indirip)....aa ama olmadı Tarıkcım...bize değil,Belkıs Teyzeye götürücektin sen bunu direk...babamın yanına koyardı...ikisi de öyle put gibi...vur başına,al ekmeğini...

TARIK:çok komik Naz...

NAZ:komik tabi... (kutunun kapağını açarken) dınınım...açıyoruz ve...Kutumuzda bir Buda...ayy yokk!yine sarılı bu yaa...masus yaptın değil mi,beni çatlatmak için??

TARIK:evet..saflık ve gözümün önünü görmemenin dışında böyle gizemli bir yanımda var işte,naparsın?..zevk alıyorum seni uğraştırmaktan,elimde değil!

NAZ:nee??

TARIK:masus sarmışım ya...seni çatlatmak için...zaten bir hediye başka neden sarılırki??e kırılıcak hali de yok,ne de olsa koskoca Buda heykeli!

NAZ:ukala...

Naz şiltesini çözdüğü enstrümanları şaşkın bir şekilde kutularından çıkarırken...

“ Tarııık...inanmıyorum ,ne aldın sen??”

Tarık fazlaca ilgilenmeden,bebeklerle oynamaya devam eder...” ne görüyorsan onu!”

NAZ:ben hayatımda böyle birşey görmedim ki hiç...bu kadar küçük boy çello ve gitar...oyuncak mı bunlar?

“ hayır Naz...ikisi de orjinal ve el yapımı...”

Naz çellonun gül ağacı ve dünyanın en nadide ağaçlarının karşımdan yapılan,kehribar renkli gövdesinin üstünde hayranlıkla gezdirir elini...” bu...şimdiye kadar gördüğüm en iyi işçilik...”

Doğrulur Tarık...“ çünkü onu dünyanın en iyi litüesi* (enstürman yapan sanatçı) yaptı, hayatımdaki en önemli iki varlık için...”...yüzünde anlamlı bir ifadeyle bebeklere bakar...” sadece kızım ve oğlum için...o küçük,yetenekli parmakların ilk değiceği enstürmanlar,onlar kadar özel olsun istedim...”

“ ama bunların yapımı aylar sürer...”

“ daha cinsiyetlerini ilk öğrendiğimiz gün,randevu aldım Bay Hironao’dan...eşi bayan Chieko,annemin Japonya’daki müzik hocalarından biri...kırmadı beni,sağolsun!...”

Naz buğulanan gözlerinin ardından...” ve sen bunu,bunca zaman sakladın benden..”

“ sadece süpriz olsun istemiştim..kızdın mı?”

“ kızmak mı??şu an yeryüzünde benden daha mutlu bir kadın var mı acaba,ya da daha şanslı...??”

Yatağa oturur,artık tutmakta zorlandığı gözyaşları ile...elini tarıkın yanağına koyup hafifçe okşar...

“ Canımm...bazen öyle korkuyorumki bu rüyanın bitmesinden...sen,ben ve ikimize ait olanlar...hayattan isteyebiliceğim daha fazlası yok Tarık,inan yok...”

“ Naz..ağlıyor musun sen??“

“ Nolur bu kadar iyi olma...yapma,çoğalma hücrelerimde...içimdeki aşkın sınırı yok!!..öyle bir zaman gelirki...seni bulamadımı yakıp yıkar kendini,küle çevirir o yürek...bana bu kötülüğü yapma...”

Tarık’a fırsat vermeden,göğsüne sığınır Naz...ait olduğu sıcaklığa bırakır gözyaşlarını...

NAZ:çok seviyorum seni...herşeyden çok!

Tarık üzerindeki şaşkınlığı henüz atamamışken sarılıp,saçlarını okşar...

“ ben de canım...ben de...”

*****************

TEK BANK ÖNÜ—

Filiz,kapının önündeki arabadan çıkan güvenlik görevlisinden anahtarlarını alır...

FİLİZ:teşekkürler...

Kapıyı açıcağı sırada...siyah bir Porshe Cayenne jeep yaklaşır yanına...cam aralanırken,Sinan kafasını uzatır...

SİNAN:bir yere mi gidiyordunuz küçük hanım??

FİLİZ:Sinan...ne işin var burda,ameliyatın yok muydu senin?

SİNAN:benim yerime ameliyata girmek için sabırsızlanan bir sürü doktor var...ama benim yanında olmak için sabırsızlandığım sadece bir kadın...

Filiz öne eğdiği bakışlarını kaldırır,yüzünde ciddi bir ifadeyle...” Sinan??”

SİNAN:tamam...biliyorum ne diyceğini!kapıyoruz bu konuyu...nereye gidiyordun sen?

FİLİZ:boğaza...okuldan arkadaşlarla buluşucaktım Calipso’da......

SİNAN:atla o zaman...

FİLİZ:neden??

SİNAN:e ayrı arabalarda zor olur...önce babamla görüşmenizin ayrıntılarını anlatıcaksın...sonra da birlikte arkadaşlarını ekip günün stresinden kurtulucaz...en iysi yanımda olman...

FİLİZ (tebessüm ederek arabaya biner) teklifiniz ne doktor bey??

SİNAN:cafede pineklemekten daha yaratıcı olabilirim...iş kadınlarının da heyecana ihtiyacı olmalı...

************

Duru yan dönüp elini Can’ın göğsüne koymuş...birbirlerinin yüzüne bakarak...kendi bebek dünyalarının dillerinde anlaşırlarken...çıkardıkları seslere döner Naz ve Tarık...

TARIK:şunlara bak Naz...kardeş olduklarını biliyorlar sanki...

NAZ:bence biliyorlar...elini koyduğu yere baksana...(parmağıyla okşar minik kalbinin üstündeki dikiş izini,öper...kucağına alırken)..bebeğim...

TARIK: Sinan isterseniz lazerle sileriz dedi ya...ondaki yara izi silinse de,bizdeki silinmiycek değil mi?o günki bakışın hep hafızamda durucak...

NAZ (Cana sıkısıkıya sarılmış) öyle güç kavuştum ki oğluma,varsın silinmesin...her bakışımda şükrediyim yanımda olduğu için...sen de unut artık o günü,bak birlikteyiz...
hiç bir engel kalmadı...

TARIK (sarılır Naz’a,eli Can’ın sırtında) bizi ayırmaya kimsenin gücü yetmez...

NAZ:yetmez tabi...(Can’ı yüzüstü yatağa bırakırken) bak babası...bizim de sana bir süprizimiz var...

************

Hulusiler—

HULUSİ (salona girerken) Belgincimm...hayatımın anlamı,evimin neşesi,gönlümün sultanı evinin direği,kocan geldi...

Salondan terasa açılan camlı kapının az ilerisindeki büyük masanın başında,bir kadın sürüsüyle birlikte oturan Belgin...yüzünde sahte bir gülümsemeyle...

BELGİN:ahh,Hulusi...eşim!..

HULUSİ (salonda yüksek sesle bağrınırken,gittikçe yaklaşmaktadır sesi)Belginn...nerdesin yavrucum?

Kadınlar masanın başında gülüşürlerken...

BELGİN (aynı zoraki tebessümle) burdayım Hulusiciğim...

HULUSİ (girer girmez) niye cevap vermiyorsun kanaryam?..(hanımları görünce)..ooo ben bir tane istedim,bütün kanaryalar toplanmış kafeste...şey,yani masada..hoşgeldiniz bayanlar....evimize şeref verdiniz...

BELGİN:Hulusi...sen içeri geç!!görüyorsun ki vakıf toplantısındayız...arkadaşlar da kalkıcak zaten şimdi...izin ver bize...

HULUSİ:aa olmadı ama...yemeğe kalsaydınız hanımlar...

BELGİN:Hulusiiii-ciğim!!!git bir mutfağa bak sen...ne yemek varmış akşama...

HULUSİ:tamam Belginim,sen nasıl istersen...görüşürüz kızlar..

SARIŞIN BAYAN (gülümseyerek) görüşürüz Hulusi Beyciğim...

BELGİN (elini masaya koyarak)kocamla görüşme faslınız bittiyse...nerde kalmıştık Nurten Hanım,bir hatırlatsanız?

NURTEN (mahçup)şeyy..yardım bilançolarını inceliyorduk en son..

BELGİN: güzel...aklınız henüz başınızda olduğuna göre devam edebiliriz...

NURTEN:nee??

************

Can karnının üzerinde kollarını ve bacaklarını iki yana açmış ve kafasını nerdeyse dik tutarak,titrek ama sevimli bir şekilde bakmaktadır onu heyecanla izleyen yüzlere...

TARIK (heyecanla) Naz...iyki yoktum 10 gün...nerdeyse yürüycek bu?sevimliliğine bak...

NAZ:az kaldı canım...onu da yapıcak neydeyse...yatağa bırakınca kendi kendine ilerliyor,ayağını ittirerek...

TARIK (gururla kucağına alıp havaya fırlatır) heyt be aslan parçası...boşuna efor sarfetmemişim seni yapmak için...

NAZ: tarıkk! (Duru’nun kulağını kapatarak) duyma kızım sen bunları...yaramamış Japonya,sapıtmış baban...

Can,keyifle yarım yamalak sesler çıkarırken...

TARIK:keretaya bak,anladı sanki...babasının oğlu bu...ne canlar yakıcak kimbilir?

Yanağına uzunca bir öpücük kondurur keyifle...” çapkın oğlum benim!aslanım...”

Bu sırada Duru yatağın içinde kendini ordan oraya atmakta...kavradığı küçük ayağını ağzına götürmeye çalışırken..bildiği bütün sesleri sayar arka arkaya...”aa..guu..baa-ba”

TARIK:Nazz...baba mı dedi,ben mi yanlış duydum??

NAZ:yok canımm..daha neler artık??..dile gelmedi ya bir anda!sayıyor işte ilgi çeksin diye ne biliyorsa...

TARIK:ama dedi yaa..baba dedi!

NAZ:aa sinirlendirme beni Tarıkk!demedi diyorsam,demedi...bir kere önce anne diycek o!sıranı bekle!

TARIK:belli bu hatunun kime çektiği..kıskançsın Naz...kıskanç!..çekemiyorsun kızımla aramdaki bağı...

NAZ:öyleyim...var mı bir itirazın çapkın oğlumun,çapkın babası!!..detaylı bir rapor istiyorum hemen Tarıkk...naptın orda 10 gün bensiz,hesap ver çabuk?

TARIK:napıyım hayatım ya..işte anlaşmaydı..iş yemekleriydi..geyşalardı derken geçti zaman...

NAZ:hıı,iyi...(gözlerini kocaman açarak) nee?ne dedin sen??

TARIK: işte anlaşmaydı..iş yemekleriydi,alışverişti derken geçti zaman dedim Naz...

NAZ:atma tarık!!demin başka birşey dedin sen...

TARIK:ne dedim?

NAZ:geyşa dedin Tarıkk!!hecelememi ister misin,gey-şa!!

TARIK: nası özlemişim bu sinirli hallerini?

NAZ:parçalarım seni!!

TARIK:hayır demem ama geceye sakla enerjini...Babanı ikna ettim...onlara bırakıyoruz çocukları...

NAZ:inanmıyorum sana...(tarıkın boynuna sarılarak) ayyy..aşkımm benim...birtanesin sen!Tarıkımmm...

TARIK (boğulmak üzere) Nazz,tamam...parçala dedim...öldür demedim!!dur...

NAZ (kollarını çekerken,ciddileşir) durdum...fazla laubaliliğin lüzumu yok zaten...

TARIK (yataktan kalkarken) iyi,ben bir duş alıyım o zaman...bu gece özel bir randevum var..laubali olucağım kadın klor kokan erkeklerden hoşlanmaz...dır dır söylenir şimdi...

Yerdeki gümüş rengi kutuyu Naz’a uzatır...

TARIK:haa..unutmadan bu da senin küçük hanım...

NAZ:ne bu??

TARIK:açıp bak istersen...

NAZ:ya isyemezsem?

TARIK:başkasına veririm...

NAZ:çok beklersin...

Naz kutuyu açıp...kırmızı ipek kimonoyu çıkarır şaşkınlıkla...

NAZ:iyi de bu...bu iç gösterir...ben nerde giyicem bunu?..

TARIK:bilmem..nerde istersen artık...

NAZ:hee,giyip dışarı çıksam sesin çıkmıycak yani??..pess!!iyice geniş oldun sen!!

TARIK:nee??

NAZ: Diyorum ki bana kimono alıcağına üstüne bir tişört alsaydın önce...ne bu böyle yarıçıplak evin içinde tarıkk...(dizlerinin üstünde yükselerek) geçir bakıyım şunu...

TARIK:Naz saçmalama...

NAZ:sen saçmalama!...evde yabancı bir kadın varken,böyle dolaşmana izin vericek değilim herhalde...giy hadi..

TARIK:Berrak mı yabancı??..kardeşim sayılır o benim...

NAZ:benim bildiğim kardeş diye aynı ana babadan doğanlara denir Tarıkk..var mı aranızda öyle bir bağ?..yok!!o zaman,banyoya kadar bununla idare ediceksin...

TARIK:off..başka arzun?

NAZ:şimdilik yok...geçir bakıyım...

Tarık yatağın kenarında durmuş,siyah deniz şortunun üstünde kırmızı kimono...ellerini iki yana açar sıkkın bir şekilde...” al işte!!mutlu musun?”

NAZ (gülmemek için kendini tutarak) ayy harikasın hayatım,çok yakıştı...cidden!..artık arasıra ödünç veririm istersen,ne de olsa yabancı sayılmazsın...

Tarık sinirle üstündekini çıkarmaya çalışırken...” iyi geçtin dalganı benle,ama buraya kadar Naz Hanım..kurtuluyorum bundan!”

NAZ (dudaklarını bükerek) Tarııık..lütfenn...hiç hatrım yok mu sende?

TARIK(durur) sana kaç kere dedim bana öyle uzatarak Tarık deme diye...

NAZ (dizinin üzerinde yatağın iyice ucuna gelerek) ne oluyormuş öyle diyince?

TARIK (Naz’ın yüzünü ellerinin arasına alıp eğilir hafifçe) fena oluyormuş...

NAZ(ellerini Tarık’ın beline koyar) ol o zaman...Tarııkk...

TARIK (dudağının altına bir öpücük kondurup,çenesini okşar hafifçe) gelmem ben bu oyunlara küçük hanım...daha fazlasını istiyorum...çok daha fazlasını...

NAZ (şaşırmış bir şekilde bakarken) reddediyorsun beni yani?

TARIK:ya hep,ya hiç...ve ben bu defa hepsini bir arada almayı tercih ediyorum...

NAZ:nee??

TARIK (kapıdan çıkarken) oyalama beni,banyo zamanı...

NAZ (başparmağını sallayarak) sen beni reddedemezsin...hele de o üstündeki kırmızıyla,hiç reddedemezsin!....Tarıkkk!!..sana söylüyorum...

TARIK (koridorda kendi kendine sırıtırken) adım gibi biliyorum,az sonra geliceksin peşimden...

NAZ (kapıyı çarparken) avcunu yalarsın sen...

67. bölüm

Telefon sesi alt kattan yukarıya yükselirken...Naz ,elinde ufaklıklara ait birkaç parça giysi,bebek odasından koridora çıkar...Trabzanların başından aşağı seslenir..

“ Berrakk...aşağıda mısın?”

Berrak’ın sesi duyulur alt kattan “ şimdi bakıyorum Naz Hanım...”

Hulusilerin evi Salon--

Belgin elinde telefon,açılmasını beklerken kendi kendine konuşmaktadır...

“ nereye gitti bunlar el kadar çocuklarla?”

- Tekelioğullarının evi,buyrun?

- Berrak...Nerdesiniz kızım?dışardasınız sandım...

- Özür dilerim Belgin Hanım,geç açtım biraz ama mutfaktaydım!Tarık Bey’le Naz Hanım da yukarıda olunca--

- A a Tarık döndü mü Japonya’dan?

- Evet,bu sabah geldi...süpriz yapmak istemiş sanırım.Biz de beklemiyorduk...

- Tamam çocum,sen en iysi Naz’ı ver bana...akşam bir işleri yoksa yemeğe gelicez zaten Hulusi amcanla...sen de ona göre yaparsın hazırlığını..

- Bildiğim kadarıyla yok efendim!..Vahi Beyle Belkıs Hanım’ı bekliyorlardı yemeğe... Naz hanım gereken hazırlığı yaptırmıştı zaten,Tarık Bey’in dönüşü şerefine...

- Demek öyle,ailece kutlamak istediler Tarık’ın gelişini...

- Öyle galiba...yani bilmiyorum tabi!neyse,ben hemen götürüyorum telefonu...

- Hiç gerek yok Berrak!gelmiyoruz biz...vazgeçtik!

- ama??

- Geldiğini annesinden gizleyen evlada,diycek sözüm yok benim!...Aradığımı söylersen ve kazara söylediğini de bir öğrenirsem,külahları değişiriz,ona göre!

- Söylemem Belgin hanım ama inanın Tarık beyin bir suçu yok...Naz hanım istedi söylememesini...

- Nee?!

Berrak gözlerinde farklı bir parıltıyla,parmaklarını telefonun yanında duran aile fotoğrafında,Tarıkın yüzhatları üzerinde gezdirmektedir...

Banyo kapısının önü—

Naz beyaz kapıyı tıklatır...

“ Tarık..müsait misin,girebilir miyim?”

“ gel...”

Naz içeri girdiğinde..Tarık,yüzünde yarısından fazlası silinmiş traş köpüğü ve elinde jiletle,siyah deniz şortuna tezat oluşturan bembeyaz banyo dolabının önünde durmaktadır..

TARIK:izin istemene gerek yoktu...

NAZ:olsun...sen hala duşa girmedin mi?

Elindeki tıraş bıçağını dikkatlice yüzünden kaydırırken,aynadan arkasında duran Naz’a bakar...

“ önce bir traş oluyım dedim.malum,yarın iş var... “

NAZ :iyi yapmışsın hayatım,işten falan çıkartırlardı seni...napardık sonra?

TARIK:nee??

NAZ(gülümseyerek) alemsin yani Tarık!sanki devlet dairesinde çalışıyorsun..kim karışıcak senin sakalına bıyığına??

TARIK:ne farkeder Naz..patron da olsan,görünüm her yerde önemlidir...

Naz yüzünü buruşturarak taklidini yaparken,Tarık döner..” birşey mi oldu?”

“ yoo...”

“ iyi o zaman..”

Tarık musluğun altından akan buz gibi suyu avuçlayıp yüzünü serinletirken,Naz yanına yaklaşır...mermerin üzerinde duran beyaz havluyu eline alırken,Tarık doğrulup havluya uzansa da,Naz’ın bakışları durdurur onu...Tarıkın yüzünü yavaşça kurulamaya başlar...

NAZ:bırak sen,ben yaparım...

Tarık sırıtırken....” olurr!”

Naz,havuluyu teninde gezdirirken sessiz kalır bir süre...

NAZ:madem her yerde önemli,neden benim de fikrimi sormadım?

TARIK:gerek yok..sen beni her halimle seversin...

NAZ (elindeki beyaz havluyu Tarıkın boynuna geçirirken,yüzüne yaklaşır..) o kadar emin olma kaymak çocuk...

TARIK:sakallı halimi tercih ederdin yani??

NAZ (umursamaz bir şekilde arkasını dönüp) ne önemi var artık...birkaç saat içinde tekrar çıkamıycaklarına göre...

TARIK:ektiririm...

NAZ:aslının yerini doldurmaz...

Tarık gülümser...Naz,çocukların çamaşır sepetinden kirlileri çıkarırken,onu izler bir süre kollarını birbirine kenetleyerek...yüzünde daha ciddi bir ifadeyle....

TARIK:geliceğini biliyordum..

NAZ (çıkardıklarını makineye koyarken,arkasına döner şaşkınlıkla) nasıl??

TARIK:ikimiz de,buraya çamaşır yıkamaya gelmediğini biliyoruz...

NAZ: napıyor gibi gözüküyorum Tarık?!spor yapıyor gibi bir halim yok herhalde...

Tarıkın gözleri bir başka parlarken,Naz arkasını dönmüş söylenmeye devam etmektedir....

” yani bazen düşünüyorum da,yeryüzünde başka adam var mıdır senin kadar herşeyi tersinden anlayan...” Naz tekrar eğilip,makinenin kapağını kapatır...

Tarık hınzır bir ifadeyle yaklaşırken,Naz hala arkası dönük aynı pozisyonda,programı ayarlamaya çalışıyordur...

“ hassas,tamam...şunu da 30́ a getirelim...Tarıkk??”

Tarık Naz’ı belinden sıkıca kavramış,bedenini kendi bedenine yaslamıştır zerre boşluk kalmazcasına...nefesini kulağına fısıldarken “ zayıflamışsın...ama yine de spor yapman lazım..”

Tarıkın elleri rahat durmazken...

“tarık napıyorsun sen?”

“ karımın kalori harcamasına yardım ediyorum...”

“ delirdin mi?evde Berrak var...çocuklar uyumadı..”

” bahane...söyle hadi!itiraf et buraya neden gelmek istediğini...”

“ ne bahanesi Tarık,sebebini az önce söyledim zaten,çamaşır--”

Boynunu öperken...” inanmıyorum sana...”

“ yapma!”

Elleri siyah şifon kumaşın kayganlığında gezerken..“ bu kadar gururlu olma...kocanım ben senin!”

Naz gözlerini kapatır...” Tarıkk”

“ aşkımmm”

“ akşamı bekle...”

“ ben beklerim...peki ya sen,sabredebilicek misin?”

Tarık,tuniği birleştiren ipi çözerken...Naz hafifçe dudaklarını ısırarak mırıldanır...” ı ıhhh”

Naz’ı sıkıştırdığı çemberde kendine döndürür...Naz bir büyünün etkisine kapılmış gibi uyum sağlamaktadır Tarıkın hareketlerine... elleri,ruhları bedenleri birbirine dolanmış,özlemle kavuşmak için sabırsızlanan dudaklar,aşkı anlatmaktadır küçük buselerin bıraktığı ateş sıcaklığındaki nefeslerle...

Bowling salonu---

Yeşil top ahşap zemin üzerinde hızla yuvarlanırken,bütün kukalar devrilir birbiri ardına...
Filiz yerinde sevinçle zıplarken...elini yumruk yapıp havaya kaldırır...

“ Bingo!!!BUDUR İŞTE!!..gördünüz mü Sinan Bey?”

Sinan gülümseyerek onu izlerken....” hayatımda senin kadar şanslı birini görmedim ben..!Arka arkaya 5 strike (**10 kukanında ilk atışta devrilmesi)....erkeklik gururum yerlerde sürünüyor resmen...

FİLİZ:ee buna bilek gücü derler...kadın erkek dinlemez!..

Banyo—

Naz’ın ayaklarını yerden kesip çamaşır makinesinin yüksekliğine otururturken,boynunun kıvrımlarında bıraktığı buselerle alevlendirmektedir yüreklerindeki ateşi...Naz,bir eli tarıkın omzunda,diğeri dalgalı saçlarının arasında oyalanmaktayken,içini titreten ateş yavaş yavaş yukarı çıkıp,dudaklarına yaklaşır...yüzünü kavrar Naz,ararlarında birkaç santim kala...parmaklarını yüz hatlarında gezdirir,gözlerinden taşan aşkla...

“ yalanmış her halini sevmediğim!öyle yumuşak,öyle güzel kokuyorki tenin...bebek gibi..”

Tarık Naz’ın gözlerine bakarak ” seninle büyüyor o bebek...seninle hissediyor yaşadığını!”

“ tarık..”

Naz’ın yüzünü okşar sevgiyle...

“ Nazımm..”

“ sarıl bana...sımsıkı sarıl...”

Saçlarını öperken...” sensiz hep yarım kaldım orda...güzelim...çok özledim seni!”

“ ben de...”

Hulusiler--

Hulusi salona inen merdivenlerin son basamağına geldiğinde,karşısındaki aynaya bakıp...hayranlıkla ellerini saçlarının arsından geçirir...

“ heyt be...şu yakışıklılığa,şu karizmaya,çekiciliğe bak...Hulusi juan gibisin mübarek...kim der sana dede oldun?

Mutfağın kapısından çıkmış onu izleyen Belgin...

“ ben derim Hulusi!!!..hatta aklını başına getiricekse,günde birkaç kez derim...yemeklerden önce,yemeklerden sonra!kanepede uyurken...”

“ torunlarım olabilir,ama kepenkleri indirmedim ben daha Belgin...daha uzun yıllar hizmet sektöründeyim allahın izniyle...”

“ heh,tam üstüne bastın hayatım!!sektör emekli etti seni,güle güle dedi..ama sen hala ısrar ediyorsun çalışıcam diye...”

“ Belgincim..teesüf ediyorum sana!...şuraya bak...(pazularını göstererek) dokun dokun..çekinme!

“ aman hulusi!!ne gerek var?!”

“ korktun değil mi?çakı gibi senin kocan sarı kanaryam,ölmedim daha!”

“ ha iyi oldu hatırlattın o mevzuyu da...soramadım daha sana o kanaryaların,kafeslerin hesabını!”

“ muhasebeci gibisin Belginim,naptım yine?”

“ daha napıcaksın Hulusi!!kaç kere diyorum sana,kadınlarla laubali olma diye...Sen tutup hala cimli cımlı...masus yapıyorsun sanki,sabrımı ölçmek için...”

“ kötü niyetli demedim ben hayatımın anlamı...kanım sıcak,napıyım!.. yoksa evime gelen misafire yan gözle bakıcak değilim...”

“ pardon Hulusicim,unutmuşum!kapının dışında başlıyordu senin yan bakışların...”

“ aaa Belgin...solundan mı kalktın bugün sen?gerçi sana yatağın iki tarafı da aynı ya...yok en iysi yatağı komple değiştirmek..”

“ nee?”

“ hadi hadi,çıkalım bir an önce...torunlarıma hediye alıcam daha..”

“ boşuna zahmet etme canım,gitmiyoruz...ya da al,şöförle yollarsın!Naz Hanım bizi istemiyormuş evinde!”

“ daha neler??”

“ yok yok,en iysi sen hiç alma Hulusi..neme lazım...bizi istemeyen,hediyelerimizi de istemez şimdi!”

“ saçmalama Belgin,Naz niye istemesin bizi??”

Belgin,sinirine kapılmış Hulusi’yi duymamaktadır...

“ düşünebiliyor musun,benim birtanecik oğluşum,göz bebeğim annesini arayıp haber bile veremiyor döndüğünü karısının korkusundan...nasıl bu hale geldi bu çocuk Hulusi?..iplerini Nazın ellerine verdi,hoppidi hoppidi oynatıyor oğluşumu!!”

“ Belgin abartmıyor musun biraz?Naz öyle bir kız değil...hem noldu da durup dururken düşman oldun kızcağıza?”

“ uyu sen Hulusi!!uyu daha..senin o kızcağız dediğin,oğlumuzun kanına girip uzaklaştırmak istiyor bizden...Tarıkın dönüşünü kutlamak için babasını çağırmış bu akşam yemeğe...”

“ eee ne var bunda Belgin?iyi yapmış!..hem oğlumuzu görürüz,hem de ben candostumla hasret gideririm,fena mı işte...çifte kavrulmuş lokum gibi!..

“ Hulusiii!!..duymuyorsun sen beni herhalde...”

“ duyuyorum Belgin...”

“ o zaman beynin durdu senin...kız bizi istemiyor diyorum!!Berrak söyledi..Tarık’a -bu gecelik haber verme annenlere döndüğünü;gelmeye kalkarlar,çekemem- demiş!..”

“ daha neler artık?!Naz demez öyle şey...yanlış anlamıştır!..hem niye anlatıyor sana orda olup biteni?!”

Boş bulunarak...“ boşuna bir maaş daha vermiyorum herhalde..”

“nee?!!”

“ amann,neyse ne işte...sen daha hala onu koru Hulusi!!yakında torunlarını görmek için bahçe demirlerinden bakarken görürüm seni...”

“ sen ne dersen de,ben hala ihtimal vermiyorum Naz’ın öyle birşey diyceğine..bu akşam gidiyorum!”

“ beni çiğnemeden gidemezsin Hulusi...”

“ ama Hulusicanla Belgincik—“

“ tarık’a söyleriz,bir ara getirir...bundan sonra o eve adım atılmıycak!izin vermiyorum!”

“ saçmalama Belgin...kendi oğlumun evine gitmek için izin alacak değilim!”

“git o zaman..kendi oğlunun evinde,sevgili gelininle kal bundan sonra!”

Yüzünde kırgın bir ifadeyle...“ peki Belgin..peki...”

Yavaşça arkasını dönüp kapıya yürür...

Bowling Salonu--

Sinan yerinden kalkarken... “tamam Filiz,sen kazandın pes ediyorum ben!”

FİLİZ:Hadi,hadi...eğil önümde saygıyla..yerin dibine soktum seni...

Sinan Filizin elini nazikçe kavrayıp dudaklarına götürürken,Filiz şaşkın bir şekilde bakmaktadır...

FİLİZ:napıyorsun??

SİNAN:bükemediğin bileği,öpüceksin...

FİLİZ:doktorların kazancı fena değil sanırdım..

SİNAN:nee??

FİLİZ:yani Sinan,bu kadar cimri olduğunu bilmiyordum...altıüstü bir yemek kaybettin!bu kadar koyuyorsa,ben ödeyebilirim...böyle yollara başvurmana gerek yoktu...

SİNAN:saçmalama,dur orda!!!belki oyunu kaybettim ama,yanımdaki kadına hesap ödeticek kadar erkekliğimi kaybetmedim ben!!

FİLİZ (ellerini iki yana açarak) heh,bir Kadir İnanır hayranı daha...hayır,şunu anlamıyorum...madem ödemeye kararlısın,niye baştan oyalıyorsun beni?!zaten kazanıcağım bir iddiaya niye giriyorum ben?zaman kaybı!!..ben ayakkabılarımı giyiyorum bay höthöt...

Filiz uzaklaşırken,Sinan arkasından bakmaktadır düşüncelerle...

“ öyle doğal,öyle tatlısın ki...takım elbisenin altındaki bowling ayakkabılarınla bile...(iç çekerek)...güzel bir kadının arkadaşı olmak ne kadar zormuş...napıcam ben?”

Banyo--

Naz kendini öpüşlere bırakmış,aşka teslim olurken...tarık biraz geri çekilip,nefes alır..eli nazın boynunda birleşen bikininin bağına gider..

Naz kapattığı gözlerini açar,bir büyünün etkisinden çıkmış gibi...

“ dur..gitmem lazım!”

Tarık öpmeye devam eder..

Biraz itip uzaklaştırır Tarıkı... “ Tarık...olmaz böyle...bırak..”

“ dalga geçiyorsun benle değil mi?delirtmek için söylüyorsun..”

makinenin üstünden aşağı inerken...

“ çok ciddiyim!gitmek zorundayım!”

“ iyi de neden,ne oldu şimdi Naz?...”

Naz tuniğin önündeki ipi bağlarken sessiz kalır...

TARIK:çocuklar mı?...bak sesleri bile çıkmıyor kaç dakikadır...

Tarık yaklaşıp,Nazın yüzünü tutar...neredeyse yalvaran bir ses tonuyla..” hadi güzelim..”

Naz tarıkın elini çeker yüzünden...” üzgünüm ama mümkün değil..Berrak evdeyken sana yaklaşamam..”

“ napıcaz o zaman?”

Naz kapıya doğru giderken,arkasını döner...” bekliycez..”

Naz kapıdan çıktıktan kısa bir süre sonra,Tarık’ın şaşkınlığı öfkeye dönüşür...Ardından hızla koridora çıkıp yüksek sesle bağırır,birkaç metre ilerisinde yürüyen Naz’ın arkasından...

“ NAZZ... gidersen,bir daha dönemezsin...”

Naz duyduğu kelimelerin yarattığı şaşkınlıkla,durur bi an için yerinde...arkasına dönüp..” nee?”

“ duydun ne dediğimi!oyuncağın değilim ben senin..bu kadarmış verdiğin değer...sıkılınca bir köşeye atıcak kadar!”

Naz kalakalır olduğu yerde..” Tarık??”

Tarık çıktığı hızla banyoya girerken...kapıyı çarpar..

Naz peşinden gider...” tarıkk,gel buraya...”kapının topuzuna atar elini hırsla...çeviremez...

“ kilitlemiş..”

Kapıyı yumruklayarak...

“ TARIKK..aç şunu!!!...konuşmamız gerek...”

İçerden sesi duyulur...” seninle konuşucak bir şeyim yok benim..”

Vurmaya devam ederken...“ aç dedim sana...yanlış anladın!..TARIKKKKK!..”

Ses çıkmayınca... “yalvarmamı bekliyorsun?..inatçı keçi!!!bir dinlesen...Tarıkkk!!!kırıcam kapıyı şimdi...”

“ naz gider misin?!..en azından banyo yaparken kafamı dinlemek istiyorum!”

“ açmazsan gitmem...”

“ sen bilirsin...”

Su sesi eşliğinde banyodan sesi yükselir şarkı söylerken...

http://www.imeem.com/people/JyevzM/m...sk_fazla_sana/

Denize açıldım sevmeye, sevilmeye,
Anladım sevmek gibisi yok.
Yağmura soyundum yavaş yavaş yağar diye
Damlalarda yüzmek gibisi yok.

Yokluğun varlığın bir,
Dünüm yok, yarınım sır..

Nasıl inanırım sana?
Bu yürek ağır bana
Sevgin öyle uzaklarda,
Nefes alsam da yanımda.

Bu aşk fazla sana...

Naz kapıyı tekmeler...somurtarak...” pişman olucaksın!”Hırsla uzaklaşır...

cagrib
22-11-08, 23:44
68. Bölüm

Antre—

Berrak aynanın karşısında alel acele saçını toplarken,Naz birbirine bitişik olan bebek arabalarının önünde eğilmiş Duru’nun üstüne giydirdiği minik pembe montu kapamaya çalışmaktadır.

NAZ:sabret kızım..heh...bitti bile!..

Biraz uzaklaşıp hayranlıkla bakarken...” güzel kızım benim...nasıl da yakıştı,annesinin kuzusuna...”

BERRAK (alaycı bir ifadeyle) biraz fazla olmadı mı yazın ortasında,terlemesinler?

NAZ (bakışlarını Berrak’a çevirerek) üşümelerinden iyidir Berrak...daha yeni banyo yaptılar!

BERRAK:çıkmayalım o zaman Naz Hanım?

NAZ:bütün gün evin içinde tıkılıyorlar...hava alsınlar,güneş görsünler dedim ya Berrak!kaç defa söyliycem!

BERRAK:bahçeye de çıkartabilirdik aslında??

NAZ:öyle mi,ahh iyki söyledin!nasıl akıl edemedim ben bunu!

BERRAK: bu durumda,gitmiyoruz o zaman...

NAZ:hayır efendim,gidiyorsunuz!hem de biran önce...

Berrakı itelerken,kapıyı açar bir yandan...

BERRAK:Naz Hanım,durun...

NAZ:duramam canım,durduğum her saniye evliliğim çatırdıyor benim...

BERRAK:hıı??

Naz bebek arabasının yanına gidip dışarı sürerken...

NAZ:gidiyorsunuz dedim,o kadar!

Tekrar eğilip,içinde şaşkın ama sevimli bir ifadeyle duran minikleri öpüp koklarken...

“ annemm...üzmeyin Berrak ablanızı!..parkta dolaştırıp getiricek hemen sizi...”

“ Naz hanım..ben bahçe konusunda ısrarcıyım hala..”

Doğrulurken..“ ben de senin doğal sarışın olduğun konusunda!”

“efendim?”

“ hayır yani, ben anlamıyorum bu erkekleri... bir de bir merak,bir ilgi!sarışın olsun,çamurdan olsun mantığında...gördüler mi yağları eriyiveriyor...ama işte naparsın, onlarında suçu yok!az görülen her zaman çekicidir..

BERRAK (gururla) evet,neyseki ben de o azınlıktanım...

NAZ (yüzünü alaycı bir tavırla buruştururken) ya...ne mutlu sana!..hatırlat da,neslin tükenmeden bir plaket veriyim Berrak...

BERRAK:aşk olsun Naz Hanım...

NAZ:aaa şaka yaptım canım...hadi,ağır ağır gidin siz,dikkatli ol lütfen...

BERRAK (arabayı tutar) tamam,park şurası zaten..oyalanmadan döneriz!

“ tabi tabi...”

Naz sahte bir gülümsemeyle arkalarından el sallarken,aklı başka yerdedir...

İçses:Bekle beni Tarık..az kaldı!şu köşeyi dönsünler ben sana yapıcağımı bilirim!

bir anda farkederek...” Ne dedi bu??”

Hulusilerin evi,yatak odası—

Belgin kulağında cep telefonu,yüzünde umutsuz bir ifade...” yok,hala kapalı...”

Telefonu kapatıp,odanın içinde dört dönerken...” aklı sıra merak ettirticek...iki laf ettim ya,burnumdan getirir..”

Odanın içindeki kısa yolculukta,yerde duran kravat ve beyaz gömleğe takılır ayağı,sendelerken “ayy..” eğilip yerden alır...

“ e Hulusi,kendin yoksun ama bubi tuzakların heryerde maşallah...30 yıldır bir öğretemedim sana şunları çıkardıktan sonra asmasını...”

Yatağa oturur,hafif bir tebessümle yüzüne yaklaştırır gömleği...

“ canım benim..ne de güzeldir kokusu....”

Elini Hulusi’nin yastığının üzerine koyar...

“ çok mu kırdım acaba kalbini?..”

Yüzü asılır... “ya ciddiye alır da dönmezse??..yok yok...saçmalama Belgin,kürkçü dükkanı dururken nereye gidicek?!”

Beykoz sokakları---

Naz telaşla koştururken seslenir...

“ Berraaak...”

Naz,soluk soluğa kalmış...

“ Ne oldu Naz hanım,birşey mi unuttuk?”

“ yok o değil de...şimdi aklıma geldi,sakın burdaki parka gitmeyin!”

“ niye?”

“ heh,güzel soru..bak o aklıma gelmemişti işte!..”

“ efendim?”

“ayy amma soru soruyorsun Berrak...gitmeyin diyorsam,gitmeyin işte!tekin değil orası...sevmiyorum!içim ısınmıyor oraya..yetmez mi?...”

“ yeter de,nereye gidicez o zaman?!”

“ bak sorma diyorum,hala soruyorsun!..diyorum ben bazen senin algı pencerelerin kapanıyor diye!arasıra aç Berrakcım da,hava alsın!”

“ Naz Hanım,Ümit Bey’i mi özlediniz??”

“ özlerim özlemem sana ne?.. hem ne demeye çalışıyorsun sen!..”

“ hiiiç,hiçbir şey...”

“ yani hatırlatmıyım diyorum ama zorla yaptırıyorsun!unutmaki,patronun duruyor karşında...ukalalık istemiyorum,sınırlarını bil!”

“ özür dilerim!”

“ bu seferlik kabul edildi!ama bir dahakine bu kadar anlayışlı olmam,ona göre!”

“ teşekkürler,çok iyisiniz!!...”

“neyse..ne diyordum ben?...”

“ park diyordunuz!”

“ doğru!en iysi şeye gidin siz..”

“ neye?”

“ımm...heh...sahildeki park!orası yeterince uzak..”

“ efendim??”

“şeyy,yani güvenilir,temiz,güzel bir yer ya orası.. o bakımdan!..gözüm arkada kalmaz diye!”

“peki..ama biraz geç kalabiliriz...”

“ olsun canım...40 yılda bir çıkıyorsun zaten,gezin güzelce..hava soğumadan dönün yeter!”

“ iyi o halde...biz gidelim!”

“ gidin..”

BERRAK Naz’a bakarken...içses:anlamadım sanki niyetini,aklınca yalnız kalıcak Tarıkımla...

NAZ (gülümseyerek bakarken) içses:niye bakıyor öyle..yok,bu kız da kesin bir problem var...anladı mı acaba?yok canım!!..

NAZ:ee Berrak kaç dakika daha bakışıcaz?gidin artık...

BERRAK: pardon Naz hanım,dalmışım!allahaısmarladık...

NAZ:güle güle..(hafifçe eğilerek çocuklara el sallar)meleklerim...

Boğaz kenarında,şık bir balık lokantası—

Denizle karayı sınırlayan,cam paravanların yanında..dikdörtgen bir masada karşılıklı oturmaktadır Filiz ve Sinan...

Sinan zarif bir şekilde elindeki çatal ve bıçağı tabağın iki kenarına bırakırken,karşısında sıkkın bir şekilde tabağındaki balığı didik didik eden Filiz’i izlemektedir....

“ beğenmedin galiba,başka birşey söyliyim?”

“ yoo,gerek yok..güzelmiş!”

“ ilginç...demek yemeden de anlaşılıyor tadı!”

Filiz somurtarak sessiz kalırken,Sinan devam eder...

“ canın mı sıkkın senin?”

Filiz tabağındakiyle savaşı bırakıp,boğaza çevirir hüzünlü bakışlarını... aklında,Ümitle zaman mekan dinlemeden gittikleri,tabureler üzerinde birbirlerine sarılarak yenen -şık olmayan- yemekler...

Sinan hafifçe eğilerek,Filizin kolunu tutar...

“ Filizz??”

Filiz bir an döner,yüzünde ani bir neşe belirtisi...

“ köfte ekmek yiyelim mi?”

“ nee??”

Sinan şaşkınlıkla bakarken,Filizin masada duran telefonu çalar...

“ Annem!”

Tarık ve Naz’ın evi—

Tarık beline sardığı beyaz havluyla,banyo kapısını açarken,dışarıda onu bekleyen süprizden habersizdir...

Boynuna özensizce doladığı havluyla,saçlarından süzülen ılık damlaları kurularken,karşısında görmeyi beklemediği manzara durdurur Tarık’ı...
istemsizce hafifçe yutkunur...

“ Nazz??”

“ canımm..”

Naz kırmızı bir goncaya benzemektedir,ipek kimononun içinde...gümüş rengi yüksek ökçelerinden birini,dizini hafifçe kırarak arkasındaki merdiven sütunlarına dayamış, davetkar bakışlarını sunmaktadır sevdiği adama...sitemli bir kız çocuğu gibi dudaklarını bükerek...

“ nerde kaldın, hiç çıkmıycaksın sandım?”

Tarık üzerindeki şaşkınlığı atıp,hislerine engel olmaya çalışarak yüzünü çevirir.

TARIK (soğuk bir tavırla) banyoda işin olduğunu söyleseydin erken çıkardım!

Naz ellerini trabzandan çekip, Tarık’a doğru adım atarken...” evet işim vardı,ama yalnız değil!”

TARIK (içses) oğlum Tarık,tut kendini,sakın gelme bu oyuna!..Allahım aklıma mukayyet ol...Tarık,bak sakın!

Naz iyice yaklaşmıştır Tarık’a...elini kalbinin üstüne koyar...” yapıcağım şeyi,yapabilmem için senin de yanımda olman gerekiyor!”

Tarık’ın eli ayağı birbirine dolanmıştır..bir adım geri çekilip,az önce duraksadığı kurulama işlemine devam eder,umursamaz görünmeye çalışırken..

“ çocuklar uyudu mu?”

Naz,aradaki adımı kapayarak..” Berrak’la birlikte parka gönderdim...”

TARIK (içses) şimdi anlaşıldı...demek pişman oldunuz Naz Hanım!..ama yok öyle kolay pes etmek...bana çektirdiklerini anlıycaksın...

Naz elini Tarık’ın kolunda gezdirirken..” Tarııkk...”

TARIK (yutkunur)içses :ama işte yapma bunu!

Toparlanarak...“ efendim Naz?”

“ küsmüyüz hala?”

“ ben küs olduğumuzu söylemedim...”

“ hımm,öyle mi?..ben yanlış anladım o zaman!”

TARIK: olabilir... (içses) Naz daha fazla dayanamam,yapma...

“ üşümüşsün biraz!ısınman gerek...”

Nazın ellerinden sıyrılarak...” o zaman izninle!”

Tarık kaçarcasına koridorda ilerlerken...Naz offlayarak koşar peşinden..tam kapıyı açıcakken önüne geçip durdurur...

“Nereye gittiğini sanıyorsun?”

“Odama...üstüme giyinicem,izin verirsen...”

“ hayır vermiyorum!”

“ niye?”

Naz (içses) demek zor adamı oynuyorsunuz Tarık Bey!görücez bakalım sabrının sınırlarını...“ çünkü hiç gerek yok...”

“ iyi de niye?

“ çıkarıcağın şeyi niye giyesin Tarık?...”

“ çıkarıcağımı kim söyledi?”

Ses tonuna farklı bir hava katarak,yaklaşır dudaklarına...” ben!”

“ Naz,çekilir misin önümden?”

Naz yerinden kımıldamazken...Tarık onu yan çevirip,içeri girer Naz’ın şaşkın bakışları arasında...

“ napıyorsun sen?”

Tarık boynundaki havluyu yatağa bırakırken...” kusura bakma,çekilmeni söylemiştim...”

“Tarıkk??”

“ Hadi Naz..çıkarken kapıyı da çek...”

“ çıkmıyorum!”

“ sen bilirsin o zaman!..siyah tişörtüm dolabımda mı?”

Naz öfkeyle yanına yaklaşırken,yatağa iter Tarık’ı..“ eee yeter be!amma naz yaptın!”

Tarık şaşkın boylu boyunca yatağa uzanmış,Naz Tarıkın gövdesini bacaklarıyla hapsetmiş..

“ Tişört falan giymeyeceksin...hatta hiçbir şey giymeyeceksin!”

TARIK:kalkar mısın üzerimden?

NAZ:kalkmam...yetti çektirdiğin!şimdi aç kulaklarını ve beni iyi dinle Tarık efendi...

İşaret parmağını uzatarak...

“ birincisi ben o banyodan,Berrak’la çocukları uzaklaştırmak için çıktım!”

“ ikincisi,unutmuş olabilirsin sevgili şöförüm ama bu evde patron benim...”

“ üçüncüsü--- “

Bu cümlede yüzleri birbirine değmek üzere yaklaşmıştır...

“ bir daha yüzüme kapıyı çarpmadan önce iki kere düşün!hele de sana bu kadar susamışken---“

Dudakları neredeyse birbirinin üzerindeyken sözler anlamını yitirmiştir...Tarıkın sürmeleri,Naz’ın arzuyla parlayan kahvelerini içer bir yudumda...

“ delirtiyor beni bu halin!”

Dore kumaşın üstünde,bir alev gibi durmaktadır Naz...Bu sefer aradaki mesafeyi sorgusuz sualsiz,hızla kapatan Tarık olur...Ruhlarında sabırsızca yanan ateş,dudaklarda birleşirken,aşk tutkusuyla sarmaktadır dört bir yanı...

Tarık,konuşmaya çalışarak..

“ Nazz...”

Naz gözlerini kapamış,duymamaktadır onu...” hı”

Nazın,ellerinin arasında duran yüzünü,hafifçe uzaklaştırarak “ tatlım”

Naz gözlerini aralayarak...” sakın bana istemiyorum deme..hiç inandırıcı olmaz!”

“ yok,sadece kapı diycektim...”

“ evde kimse yokki...”

“ olsun...” etrafa bakarak...” tuhaf bir hisse kapıldım..sanki birileri bizi izliyor...”

Naz doğrulur...“ saçmalama Tarık!BBG evi mi burası??..”

“ TT evi...burda aşk daha hareketli...(göz kırpar) reytingler yüksek!”

Naz,saçlarını geriye savurarak..ellerini Tarıkın göğsünde birleştirir...” daha da yükseltiyim mi reytingleri?”

Göğsünün üstünde duran,Naz’ın ellerini öperken...

TARIK:hadi bebeğim,Naz’ım...üşenme!..kapa da gel yanıma...

NAZ:yaaa...

TARIK:ya denmez kocaya...kalk çabuk!...

Naz somurtarak kalkarken...” eski günleri özlüyorum...buraya kadar mıydı patronluğum?”

Tarık kollarını başının altına almış sırıtırken...” sen bir gel,düşünürüz birşeyler...”

Naz tek kaşını kaldırırken “ hımm”

“ o zaman—“ koridordaki boşluğa el sallayarak..” elveda sessiz seyirciler...”

*ekranda yüzümüze kapatılan beyaz bir kapı...

**************

Boğazın mavi sularına inen arnavut kaldırımı geniş sokakta,dalgın bir şekilde yürümektedir Berrak..

“ bir yolunu bulup hemen eve dönmeliyim...ama nasıl ??”

Siyah bir mercedes içinde,Hulusi—

“ çok arıycaksın beni Belgin,çokk!”

Şöför dikiz aynasından bakıp,elindeki telefonu göstererek...

“ Belgin hanım arıyor efendim?”

“ arar!müneccim gibi adamım!..”

Hala çalmakta olan telefona bakan şöför...

“ napıyım efendim?açıyım mı?”

“ hala kapatmadın mı sen o telefonu!”

“ ama yüzüne kaparsam Belgin Hanım mahveder beni,kovmaktan beter eder!”

HULUSİ:koskoca adam...yazık..erkeklerin yüzkarası..ver şu telefonu!..

“ buyrun...”

Elindeki telefona bakan Hulusi..

İçses : nasıl kapatıcam ben bu telefonu?

“ efendim şu gelen torunlarınızın bakıcısı değil mi?”

“ Berrak valla...huri gibi,nerde görsem tanırım!çek,sağa çek!”

Bu sırada Belgin salonda kulağında telefon...” biliyorum masus açtırmıyorsun Hulusi...ama öyle kolay vazgeçmem,elbet yorulup açıcaksınız!”

Siyah cam aralandıkça,ortaya çıkan Hulusi’nin sevimli suratını gören Berrak...

“ Hulusi Bey!ne işiniz var burda?”

Elindeki telefonu uzatır camın aralığından...” yavrucum,önce şunu bir kapa?..”

Şaşkınca..“ nasıl??”

“işaret parmağını gösterir,yüzünü buruşturarak..” parmağımı sıkıştırdım kapıya....off..çok fena...”

" birşeyiniz yok ya?"

" yok yok!!önemli değil..."

Ne olduğunu anlamadan eline tutuşturulan telefonu alır...” ben,kapıyım o zaman!”..Hulusi’nin talimatını yerine getirip,kapatır..

Aynı anda—

BELGİN:inanmıyorum!!yüzüme kapadı...30 yıllık kocam,çekinmeden yüzüme telefon kapadı!..sen görürsün Hulusi!!bu burda bitmez...bitemez!!

Sokağın ortasında—

HULUSİ: nereye götürüyorsun çocukları?

BERRAK:sahildeki parka...

HULUSİ:uzak değil mi orası,şurdakine gitseydiniz?

BERRAK:Naz hanımın emri...güvenilir değilmiş orası...

Hulusi arabadan çıkar...eğilip Duru’nun yanağını sıkar...” dedesinin cimcimesi!niye gömüldünüz siz böyle?...Berrak bu ne kızım...çocuklar sıcaktan pelteye dönmüş,sesleri çıkmıyor..biraz daha giydirseydin!”..

BERRAK:ben de söyledim ama...

pusetin içinden Can’ı çıkarır...

“ veliahtım,Hulusi paşam...canlan oğlum!daha ava gidicez seninle...”

Berrak’a döner...

“ kızım,siz eve dönün arabayla...Duru’yu da al..bizim erkek erkeğe işimiz var aslanımla...geç kalmadan döneriz!!”

BERRAK İçses: yaşasın!beklediğim fırsat ayağıma geldi... (sevinçle bir öpücük kondurur Hulusi’nin yanağına) sağolun Hulusi bey,birtanesiniz siz...

HULUSİ:sakin ol yavrucum...ama dayanılmaz Tekelioğlu cazibesine karşı koyamadın tabi..sen de haklısın!

BERRAK:efendim??

HULUSİ içses:Belgin Hanım hariç herkes biliyor kıymetimi...ahh Belgin,ahhhh....bıraksam anında kapıcaklar beni...

BERRAK:yürüyerek inicekseniz,arabaları ayırıyım mı Hulusi Bey?

Hulusi suskun bir şekilde dalmış...

BERRAK (dürterek) hulusi bey!!

HULUSİ:hıı..ne?

BERRAK:arabaları diyorum...ayırıyım mı?

HULUSİ:tabi tabi ayır...ağırlaşmış bu zibidi..anası iyi besliyor belli ki..

Berrak,aradaki mekanizmayı çözerken...

HULUSİ (şöföre dönüp) yardım et Berrak kızıma...bagajdakileri de içeri bırak!kızcağız taşıyamaz hepsini...

ŞÖFÖR:peki efendim...

Banyo—

Jakuzinin içi köpüklerle dolu...İki aşık kaybolmuştur içlerinde...

Tarık Naz’ın omzuna yatmış...elleri dizlerinin üzerinde...gözlerini kapamış,kendini saçlarının arasında gezinen ellere bırakırken....

Radyoda—

Deniz Seki--

http://www.imeem.com/people/fU1txmb/...akip_gidersen/

Sevmedim hiç kimseyi
Kendimden başka
Aklımdan geçmiyordu
Düşmek bu aşka
Gönlümce eğlenirdim
Hiç düşünmeden
Seni görmeden,
Seni bilmeden
Seni sevmeden önce

Hiç bitmeyecek
Sanıyordum yanlızlık
Gördüm ve aşık oluverdim
Bir anda
Kalbimde donmuş
Buzları kırdım artık
Yeniden doğdum,
İçime doldun,
Senin oldum sonunda

Beni bırakıp gidersen
Başka birini seversen
Aşkımı ziyan edersen
Gözünün yaşına bakmam canım

Naz zaman zaman şarkıya eşlik ederken...Tarık neredeyse mırıldanarak...

“ çok romantiksin...gidersen öldürürüm diyceksin nerdeyse!”

Naz Tarık’ın omzunda bırakır elini...“ kanalı sen seçtin ama...”

“ hımm..şuursuz anıma denk geldi..ne bekliyordun?”

“ Tarık..birgün gider misin cidden?..benden başka birini sever misin?”

Tarık daha da gömülerek yatmaya devam eder...” bilmem...ona göre mi yapıcaksın öldürme planını?”

Naz susar bir süre,hüzünlü bir ses tonuyla...” gitme!...sakın gitme benden!üstüme sindi sevdan...ne unutmayı becerebilirim artık...ne de seni,sensiz yaşamayı...”

Tarık kafasını hafifçe kaldırıp Naz’a döner...bir süre sadece gözler konuşur...

TARIK: kadınım...(boynunu kavrar nazikçe,kendine çekerken) gel buraya!..(yüzüne minik öpücükler kondurup boynuna yaslar) Erkek bir kere verir kalbini...yüreğimi ellerine teslim etmişken,gidebilir miyim?..bizi,ailemizi tehlikeye atıcak birşey yapar mıyım?”

Elleri tarıkın göğsünde,boynunu öper Naz...

“ doyamıyorum sana...”

“ yemeğe devam et o zaman”

Tarıkın boynuna dolanmış,gözlerine bakarken... “ bize romantik bir şarkı gerek”

Nazı köşeye sıkıştırırken...” ben meşgul olucam...söyleyemem...”

“ napıcaz o zaman?”

“ duyuyormuş gibi yapsan??”

“ olmazz!”

Nazın elini tutup,parmaklarını geçirir onunkilere...

TARIK:Naz hanım...demek,ben yokken oğlumda kullandınız bu maharatli ellerinizi...

NAZ:yemezler canım...konuyu değiştirme!

Bu sırada,radyoda...

Levent yüksel--

http://www.imeem.com/didemmm/music/T...sel_med_cezir/

Dökülür yedi verenler teninden
Rengarenk açarsın mevsimli mevsimsiz
Bir tanem değişir kokun
Isınır kanın beni yakarsın
Vazgeçilir gibi değil bu medcezirler
Tutuşur geceler yanar geceler söner
Bedenim altüst sarhoş başım döner
Karışır tenime karışır terinin tuzu
Bir tanem
Vazgeçilir gibi değil bu medcezirler
Fırtınam felaketim hasretim
Yetmiyor sevişmeler yetmiyor
Şiddetin ne hoş ne güzel şefkatin
Sevdikçe sevesim geliyor
Ölene kadar peşindeyim bırakmam

TARIK:bugün şanslı günümdeyim galiba...yeterince romantik mi?

NAZ (gözlerini kapayarak boynuna çeker Tarık’ı) hı hı...

Alt kat---

Berrak kapıyı açar anahtarla..kucağında Duru...

Arkasında eli kolu dolu olan şöföre...

“ şöyle bırakın...”

Şöför paketleri ve arabayı bırakırken... “ bir su alabilir miyim zahmet olmazsa...”

“ tabi...”

Berrak Duru’yu pusetine koyarken,elindeki anahtarlığı yere düşürür...

Banyo---

NAZ:aşkım bir ses geldi aşağıdan...Tarık??...Tarıkcımm..

Naz Tarık’ı uzaklaştırmaya çalışsa da nafile...

NAZ:Tarıkk diyorum!!

TARIK:hıı..ne diyorsun?

NAZ:evde biri var galiba...bir ses duydum!

TARIK:dışardan geliyordur...

NAZ:ama---

TARIK (yüzünü ellerinin arasına alır) şişş...sus!sadece senin için atan kalbimin sesini dinle meleğim...

NAZ:başka sesler duymak istemiyorum ki...

Alt kat---

ŞÖFÖR (suyu içer) sağolun,çok iyi geldi...

BERRAK:afiyet olsun...

ŞÖFÖR:bu yaz daha da beter vurdu küresel ısınma!yakında kuruyup gidicez...

BERRAK (gülümser) öyle...

Bu sırada kapı çalar....

Banyo—

Birbirine mühürlenen dudaklar çözülür...

NAZ:bunu da duymadığını söylemiyceksin değil mi?

TARIK:açmayız olur biter...

NAZ:Tarık??

TARIK:tamam Naz...illa kaldırıcaksın yani?

NAZ:yok o değil...nefesin yanıyor senin...

TARIK:suçlusu sensin..sen yaktın içimdeki ateşi...

NAZ (elini Tarık’ın alnına koyar) aşkım...cayır cayır yanıyorsun sen...bu kadarını ben yapmış olamam...

Alt kat—

Belgin beyyaz tayyörü,ve siyah güneş gözlükleriyle uyum içinde olan, siyah büyük şapkasıyla mağrur bir şekilde durmaktadır kapının önünde...

BERRAK:buyrun Belgin hanım,içeri girsenize...

BELGİN:gerek yok!..Hulusi’yi alıp gidicem hemen...

BERRAK:ama burda değil!

Antrede duran şöföre bakarak—

BELGİN:şöförü sizi ziyarete geldi o zaman...

ŞÖFÖR:merhaba Belgin Hanım!

BERRAK:gerçekten burda değil, Can’ı—

BELGİN:belli ki seni de çekmiş kendi tarafına... (sesini yükselterek) Hulusi biliyorum burdasın!!..beni bu eve girmeye mecbur etme!!

Bu sırada içeriden Duru’nun sesi yükselir...

BERRAK: Duru ağlıyor galiba,müsaadenizle...

BELGİN: Duru değil o,Belgincik!!...hem çekilsene önümden, orda torunum ağlıyor...sen kalkmış hala yüzüme bakıyorsun aval aval...

BERRAK:ama siz—...(arkasından bakarken)girmiyorum demiştiniz!

Belgin hışımla içeri girip Duru’yu alır pusetinden,sarılırken...

“ ahh babannesinin gülü...kuzumm...kıyamam sana!..nerde o deden olucak adam?...küçük boyunun yanında,yukarıda değil mi?”

“ belgin hanım—“

Belgin kucağında Duru’yla yukarı çıkar hışımla...

“ Hulusi çık ortaya!!...kaçıcak yerin kalmadı!!”

Koridorda—

Tarık belinde havlu,halsiz bir şekilde kolunu Naz’ın omzuna atmış destek alarak banyo kapısından çıkarken...Naz’ın üstünde göğsünden dizlerine inen beyaz bir havludan başka birşey yoktur...

NAZ:yattın buz gibi mermerlerin üzerinde,hasta oldun sonunda...dinleme sen beni daha!

TARIK:abartma Naz,iyiyim...bir kaplan kadar sağlıklıyım ben!

NAZ:ya öylesin..hadi revire kaplancımm...

Tarık Naz’ın saçındaki havluyu çeker,boynunu öperken gülümser ve aynı anda dona kalır...

Nazın yüzü Tarık’a dönük...” rahat dur kaplancık...tamam anlıyorum,dayanılmazım ama--”

Tarık şaşkın bir şekilde “ anne??”

“ ne annesi?!..”

elini Tarık’ın alnına koyar...” ayy canım yaa...bak yüksek ateşten annesini sayıklıyor!...”

“ Nazz,annem!!”

endişeli bir ifadeyle... “Tarık,annen yok burda birtanem!benim karın!hani az önce kollarında olan,hatırladın değil mi?”

Tarık kafasını sallarken—

BELGİN (boğazını temizler gibi) öhhöm...

Bu sırada,Belgin’in kucağında yeniden mırıldanmaya başlayan Duru’nun sesiyle birlikte,Naz da döner o yöne....

“ Aman Tanrımm...ANNE,siz!!”

“ Ben ya..!kolay gelsin Nazcım,rahatsız etmiyorum ya..”

Naz dudaklarını ısırarak Tarık’a döner,yandık dercesine!...

cagrib
22-11-08, 23:46
69. Bölüm

Koridor—

Ortalıkta gergin bir hava hakimken,Naz’ın yanakları belirgin bir şekilde kızarmıştır...

BERRAK (merdivenlerin en üst basamağında,neredeyse mırıldanarak) Ben söylemeye çalışmıştım ama...

TARIK:Tamam Berrak,sen in aşağı...

BERRAK (kafasını önüne eğerek) peki...(iç ses: ohh olsun Naz Hanım!)

TARIK:anne,ne işin var burda?

BELGİN:kusura bakma Tarık,oğlumun evi diye geldim ama,keyfinizi kaçırdım galiba!

TARIK:yani aslında--

BELGİN:ayy şimdi çıldırıcam..bari yüzüme karşı söyleme...

TARIK:neyi?

NAZ:anne kusura bakmayın...biz...Tarıkla,şey... yani hastalanınca... yani ateşş—

BELGİN:ateşini mi ölçeyim dedin Naz!...azsa arttırırım diye...

Naz’ın yüzü utançla asılırken,Duru’nun ağlamasını fırsat bilip

NAZ:müsaadenizle,ben kızımı alıyım!...

BELGİN:alın bakalım Naz hanım...başka şeylerle meşgul olucağınıza çocuğunuzla ilgilenin biraz!!

NAZ: (göz teması kurmamaya özen göstererek,Belgin’in kucağından bebeği alır) gel annecim...

kaçarcasına yatak odasına giderken...

BELGİN (söylenmeye devam etmektedir...) yetişmesem, katılmıştı yavrucak el kızlarının elinde...siz burda keyif yaparken!

Naz odaya girer girmez...

TARIK:anne naptığını sanıyorsun sen?

BELGİN:Tarıkk..dikkatli konuş benimle!!ne o öyle,hesap sorar gibi?!

TARIK:yok..yani öyle değil de—

BELGİN:ne değil de?!!..eveleyip geveleme ağzında da,söyle!!..karının korkusundan iyice sindin zaten...iki laf edemez oldun!

TARIK:Ben mi?...bil ki,şu an susuyorsam sadece saygımdan!

BERRAK:öyle mi Tarık Bey??

TARIK:öyle tabi...sen beni babamla karıştırdın herhalde...

BELGİN:hele onu hiç karıştırma,sen zararlı çıkarsın Tarık!

TARIK:niye?

BELGİN:niye olucak,senin o mikser kılıklı baban yaptı yapıcağını yine,karıştırdı ortalığı...

TARIK:naptı yine?

BELGİN:sırra kadem bastı beyefendi...telefonlarımı da açmıyor....onu bulucam diye çıplaklar kampının ortasına düştüm!!daha ne olsun!

TARIK:anne!!

BELGİN:ne var,yalan mı oğlum?!ne bu haliniz?

TARIK:offf!!!..

Yatak odası...

Naz dudağını ısırarak kapıyı kapar...

NAZ:inanmıyorum!...şu yaşadığıma inanmıyorum!!!...Rezil oldum resmen!!..yok ateşini arttırıyormuşum da,yok çocuğumla ilgilenmiyormuşum da...susmadı kadın,bir sürü laf etti!!..hayır yani,insan biraz anlayışlı olur!! sonuçta biz evliyiz...e çat kapı gelen de sensin!!..ama hepsi o Tarık’ın yüzünden...geldiğinden beri bir rahat durmadı ki!...sonunda olan oldu işte!..(Duru’nun ağlaması devam ederken) şişşş...tamam annecim...kızımm,ağlama...

bahtsızım ben,bahtsız!!... kırk yılda bir kocamla bir kaçamak yapıyım dedim,onu da elime yüzüme bulaştırdım işte!.. başıma daha fazla ne gelebilir ki bugün?

Duru minik kafasını Naz’ın boynuna gömmüş ağlamaya devam ederken...

NAZ (bebeği hafif hafif sallayarak telkin etmeye çalışır...okşarken) bebeğim,noluyor sana...yapmazdın sen böyle... annecimm,gel üstünü çıkaralım...

Koridor---

BELGİN:Tarıkk..bu ne hal..yüzün gözün domatese dönmüş...cidden ateşin mi var,yoksa Naz Hanımın eseri mi bunlar?

Belgin elini Tarık’ın alnına koyar...” dur bakıyım...”

TARIK:kimsenin eseri değil,iyiyim ben anne!birşeyim yok...

BELGİN:ya turp gibisin ademoğlu...ateşten eriyceksin birazdan oğlum,kızcağız haklıymış...çabukk yatağa!

TARIK:yol yorgunluğu sadece,abartma Belgin Sultan!

BELGİN:anne sözü dinle biraz...çıplak çıplak dolaşıyorsun ortalıkta zaten,romalılar gibi bir parçacık havluyla...sen üşütmeyeceksin de,kim üşütecek?!

TARIK:anne yeter ama yaa..gidicem ama,bir konuşalım önce...

BELGİN:konuş bakalım,neymiş derdin!

TARIK:bir kere,az önce yaptığın hiç doğru değildi Anne!!

BELGİN:sizden öğrenmicem herhalde eğrisini doğrusunu bu yaştan sonra?

TARIK:demek ki neymiş?öğrenmenin yaşı yokmuş!

BELGİN:Tarıık?

TARIK:anne Naz’ı ne kadar utandırdığının farkında değil misin!..tamam bizi öyle görmeni istemezdim ama, o benim karım sonuçta...ve evimize zamansız gelen de sensin!!

BELGİN:o karınsa,ben de annenim Tarık...

TARIK:yani???

BELGİN:yanisi,yap seçimini!!

TARIK:neyin seçimini?

BELGİN:muhtarlık seçimini!!...saçmalama da, bir an önce ver kararını oğlum...kimin tarafındasın?seni doğurup büyüten annenin mi,yoksa üç günlük karının mı?

TARIK:anne bu nasıl bir istek böyle,sen kendinde misin?

BELGİN (ağlamaklı bir ifadeyle) değilim oğluşum,sinirlerim çok bozuk!!..

TARIK (elini Belgin’in omzuna atar) belli zaten...beni hayatımdan vazgeçirmeye çalıştığına göre...

Belgin gözlerini dikerken,Tarık şefkatli bir tonda devam eder...

TARIK:gel bak, aşağı inelim seninle...Berrak’a söyleyelim bir papatya çayı yapsın sana,hıı?..hem Naz çocuklara içirince pamuk gibi oluyorlar...sana da iyi gelir belki Belgin Sultan...rahatlatır biraz, alır sinirini!...

BELGİN:baba oğul, sonunda çıldırttınız beni el birliğiyle...yapın yapın,sonra da çaylardan medet umun zaten!!

TARIK:Anne..hadi babamı anladık,yapmıştır birşey...ama ben daha yeni geldim yaa..ne ara birşey yaptım da sinirlendirdim seni,anlamıyorum ki?!

BELGİN:sen yapmadın!...

TARIK:e kim yaptı o zaman?

yatak odasının kapısı açılır...içeriden Duru’nun sesi yükselirken...Tarık ve Belgin kapıya dönerler....

NAZ (telaşla) Tarıkk...çabuk gel,Duru!!

Yatak odası—

BELGİN:ne zamandır böyle bu çocuk?

NAZ (ağlamaklı) ya yoktu birşeyi..yemin ediyorum yoktu...hep benim yüzümden...yalnız bıraktım onu!

TARIK:Nazz...aşkım,sakin olur musun biraz...

NAZ:olamam Tarık...kızım böyleyken sakin makin olamam ben asla!!

Duru yatağın üzerinde sadece beziyle durmakta...bembeyaz,pamuk teninin kıvrımları kırmızı noktalarla süslenmiş...sürekli ağlamaktadır...

BELGİN (yatağa eğilmiş) Belgincik...noldu kuzuma?...nazar mı değdi babannesinin kıymetlisine?..

NAZ:üzerini bir çıkardım, her yerinde kırmızı kırmızı pulçuklar...baksanıza şu haline anne!...nasıl da kabarmış yavrumm...

TARIK:hakikaten ya...nasıl,ne zaman oldu bunlar?

NAZ:kötü birşey olmasın sakın!!...ayy kızamık oldu kesin, ya da su çiçeği,ya da o numaralı hastalıktan işte...off ya!!kimbilir nası da yanıyor canı...

BELGİN:dediklerine pek benzemiyor ama—

Naz,Tarık’ın göğsüne sığınır...

NAZ:o ağlarken ölüyorum ben...

TARIK:Nazımm...yapma böyle...şişş...görürsün bak,önemli birşey değildir...

NAZ (kafasını kaldırır umutla) değil midir?

TARIK: değildir annesi...(Duru’yu kucağına alir) babacımm...hasta mı oldun sen?..güzel kızım benim...babası öpsün de geçsin mi ömrünün baharını?...(öpüp koklar duruyu)...kızımm,çilek kokulu cadımm...

Duru biraz olsun sakinleşmiştir babasının kucağında...minik kafasını boynuna yaslamış...ellerinden biri Tarık’ın yüzünde,diğeri omzunda...Tarık minik eli kavrayıp avuç içine öpücükler kondurur...

DURU:bııı..bı..

TARIK:aşkımmm...

Belgin sevgiyle izler o hallerini...

NAZ:Tarık zaten hastasın...sarılma çocuğa öyle...daha kötü olucak!!

TARIK (endişeli bir tavırla,Duru’yu yatağa bırakırken) napalım Naz,doktora mı götürsek?

NAZ:durduğumuz kabahat...hemen giyinelim...

BELGİN (yatağın üstündeki pembe montu eline alır)bu mont ne zamandan beri bu çocuğun üstünde?

NAZ:birkaç saat oluyor anne...niye ki?

BELGİN:belli ne olduğu işte Naz...sıcaktan isilik etmişsiniz yavrumu yaz günü...

TARIK:emin misin anne,isilik mi?

Belgin gözlerini devirerek bakarken...

TARIK:tamam,sustum...sen daha iyi bilirsin Belgin Sultan!

NAZ:anne biz yine de götürelim bir,n’olur n’olmaz...görsün doktor!hem Can’ı da sıkı giydirmiştim,sesi çıkmıyor...

BELGİN:öyle herşey için doktora gidilmez Nazcımm,çocuk bu!...ılık suyla bir banyo yaptırırız,arkasından da güzelce pudraladık mı birşeyi kalmaz kuzumun...

NAZ:ama—

BELGİN (Duru’yu kucağına alır) tabii siz böyle evin içinde Ademle Havva gibi gezerken farkedemediniz havanın sıcaklığını...bohçaya çevirdiniz çocukları...e 5 ay geçti ama,ne de olsa hala tecrübesizsiniz!!

TARIK:anne!!

BELGİN:hayırdır Tarıkcımm?!bir sıkıntın mı var?!..uzan oğluşum şöyle..annen şimdi toparlar seni...

Tarık’ı yatağa oturtur...

“önce şifalı bir anne çorbası...arkasından da karın sirkeli su getirir,ohhh.. güzelce bir ovarım oğluşumu şöyle,aslanlar gibi olur...”

NAZ (içses:tabi canım,hizmetçiyim ben zaten)

Belgin Tarık’ın yanağını sıkarak...

BELGİN:ouvv...annesinin birtanesi bu..paşası!..yat bakıyım...

TARIK:anne yapma ya!!çocuk muyum ben?

BELGİN:kızdırma beni...(yan yan bakarak)...zaten gelir gelmez birileri hasta etmiş oğluşumu...

TARIK:Kim etmiş?

BELGİN:isim vermeye lüzum yok,herkes kendini bilir...

NAZ (burnundan soluyarak) anne, emziği şurda olucaktı...

BELGİN:Belginciğin mi?

NAZ:hayır,Tarıkcığın!!!

Belgin’in yüzü asılırken...

NAZ:müsaadenizle...giyinebilir miyiz artık?

BELGİN (kırgın bir tavırla) tabii..çıkıyım ben...daha fazla rahatsız etmiyim sizi...

NAZ:e yani!!...

Belgin kucağında Duru’yla kapıya doğru ilerlerken,Tarık kaş göz işareti yapar...Naz gözlerini açar –napıyım- der gibi...

TARIK (kısık sesle) Nazz..hadi!!

NAZ (isteksiz bir şekilde) anne...akşam yemeğe kalıyorsunuz değil mi?

TARIK:nee?

Naz Tarık’a -sen istedin- bakışı atarken...

BELGİN (boynu bükük bir tavırla) yok kızım...hiç yük olmayalım size...babanla kendi başımızın çaresine bakarız biz...

Naz ve Tarık aynı anda birbirlerine bakarlar,sessiz bir anlaşma yapmışlardır yine...bir an sonra Naz,Belgin’e yaklaşır...sevimli bir ifadeyle omzunu sıvazlarken...

NAZ (bu sefer içten bir tavırla) olur mu öyle şey?...yük falan olmazsınız asla...hem torunlarınız da çok özledi sizi...kalın lütfen...

BELGİN:başka planlarınız vardır Nazcım...bozmayalım,hiç gerek yok!ailecek yiyin siz...

NAZ:ama siz de ailedensiniz...

BELGİN:öyle miyiz gerçekten?

NAZ:o ne demek anne..tabii ki öylesiniz...

TARIK:anne nazlanma işte....sen benim karımı da geçtin iyice!!...Bak kolay kolay bulamazsın bu kadar ilgiyi Naz’dan,kıymetini bil!...

NAZ (kaşını kaldırarak) Tarıkk!!

BELGİN (mırıldanarak) yok!ben onu geçemem hayatta...

Naz bakışlarını hayretle Belgin’e çevirirken...

BELGİN (gülümseyerek) e madem bu kadar ısrar ediyorsunuz,kalalım o zaman Nazcım...

NAZ:e bir de kalmasaydınız!...

Belginin yüzü düşerken...

“yani çok bozulurduk,o açıdan annecim...neyse Berrak size yardımcı olsun,ben de hemen geliyorum zaten!”

BELGİN ( Duru’nun elini dudağına götürür) ben ilgilenirim kuzularımla annesi... (öperken)..ohh..(tarıkı gözüyle işaret ederek).. sen o koca bebekle ilgilen...laf aramızda bunlar daha tatlı...

NAZ:ben eski ben olsaydım...yine birşeyler ima ettiğinizi düşünürdüm!

BELGİN:ben??..hiç sevmem imayı!direk söylerim kızım...

NAZ:ya...ama işte allahtan değiştim...biliyorum artık beni en az, sizi sevdiğim kadar sevdiğinizi...

BELGİN:aaa öyle tabii Nazcım...herşey karşılıklı...bakma arada huysuzluğum tutuyor,ama sen benim oğlumun,kıymetlimin yüzünü güldürdüğün sürece kızımsın...(elini Naz’ın yanağına koyar)...bak bunu sakın unutma...

Naz şimdi başını önüne eğmiş,bir an için de olsa aklından geçenlerden utanmaktadır...

BELGİN:ve ayrıca da sayende dünyanın en güzel duygusunu,torun sevgisini tattım... burdan bile kredin sonsuz gönlümde!..ee bu gidişle üçüncü de yolda galiba!

NAZ (bir anda kaldırır kafasını utançla) nasıl?

BELGİN:hadi hadi...uzatmayalım daha fazla!..(kucağındaki ufaklığı göstererek)..şunları yaptığınıza göre,derse ihtiyacınız yok herhalde koca kazıklar...

Tarık gülümserken...

TARIK:babam aşağıda mı anne?

BELGİN:Yok oğluşum, biraz atıştık yine...üzdüm Hulusi’mi...zaten iyice hassas oldu..(iç çekerek)kim bilir nerelerde avutuyor yaralı kalbini?

Sahil kenarındaki çocuk Parkı—

Hulusi bir eliyle arabayı sürerken,Can’ı kucağına almış...etrafı süzmektedir...Kilit noktaya gelip,kum havuzunun etrafındaki banklarda oturan kadınları rahatça incelerken arabayı durdurur.

HULUSİ (kucağındaki Can’a bakarak) av alanına girdik Hulusican...dört aç gözünü!

Can dedesinin kucağında,uçuk mavi ve önünde ayıcık desenli kolsuz tulumuyla,minik elinin parmaklarını sığdığı kadarıyla ağzına tıkamış,etrafındaki hareketliliğe odaklanmıştır.

HULUSİ:bak oğlum,atmaca gibi olucak,anında yakalıycaksın!..kız milletini oyalamaya gelmez...

Can safça başını kaldırmış,Hulusi’ye bakarken...

HULUSİ:babasına çekmemiş...nasıl da dikkatli dinliyor beni...aslan oğlum benim...Tekelioğullarının gururu yapıcam seni...gör bak,yüzyılın en usta çapkını olucaksın!!..ee ne demişler,ağaç yaşken eğilir...şimdiden öğretmeli sana herşeyi!

Bu sırada,kumların içinde 3-4 yaşlarında, sarı bukleleri elbisesiyle aynı desendeki pembe, mor mineli çiçeklerle süslü bantından omzuna dökülen pamuk tenli ufaklık, eteklerini savururak yaklaşır oturma alanlarına doğru...dudaklarını bükerek elindeki kova ve küreği birkaç metre ileride, önünde bebek arabasıyla bankta oturan kadına uzatarak...

“ anni...al!”

KADIN:kızım noldu yine?

“ hep alıyorlar küreğimi,oynatmıyolar beni...”

KADIN:tatlım,nasıl anlaşmıştık seninle... eşyalarını arkadaşlarınla paylaşıcaktın!

(dudaklarını daha da bükerek)..“ ama hep ben paylaşıyorumm!”

KADIN:güzel kızım...sen doğrusunu yapmazsan,onlar yaptıklarının yanlış olduğunu nasıl öğrenicekler?hem onlar senden çok küçük henüz...örnek olmalısın...

Küçük kız kısa bir süre düşünür...” piki...ben ablayım artık..öğreticem onlara!”

Ufaklık kalçalarını sallaya sallaya arkadaşlarının yanına dönerken kadın da gülümsemektedir arkasından..

HULUSİ (Can’a dönerek)ne dersin Hulusican..bu kız tam sana göre...

Can ağzındaki elini çıkarıp diğer eline vurur keyifle...minik dudaklarının kenarından sular akarken, gülümsemektedir belirgin bir şekilde...

HULUSİ:ulan kereta, az değilsin sen...dedesinin torunu...ağzının suyu aktı kızı görünce...gerçi gelin adayı biraz büyük ama...olsun be oğlum...senin sempatin,tekelioğlu caziben yeter...e bankan da var!daha ne olsun...

Gel hadi...kaleyi içten fethedelim...

(Kadını dikkatle süzerken) fakat,kayınvaliden de hoşmuş he...e anasına bak,kızını al...

Can mırıldanırken...

“ korkma oğlum,amaç sensin...gül gibi babannen dururken...ben sadece bakıcıyım,almaya niyetim yok!...”

Can boynunu hafifçe bükerek Hulusi’ ye bakar dikkatle...

“ inanmadın mı sıpa?...tamam azıcık kartlaştı ama, Belginim zamanında güllerin en güzeliydi...gerçi hala da öyle ya...ahhh ah...özledim mi ne?”

Can iki elini Hulusi’nin yanaklarına koyar,sevimli bir şekilde...”de de..buup”

“ sıpacanım benim...dedesinin paşası...gel halledelim şu işi...”

Yatak odası—

Boğaz manzarasını seyreden odanın içindeki nişte,kıyafetlerin bulunduğu bölümde giyinmektedir Naz...aynanın önünde,hırsını üstündeki elbiseden alırcasına askılarını hoyratça omuzlarına geçirirken...

NAZ:daha ne kadar utandırıcaksın beni...annene de rezil olduk,kaldı mı başka kimse?...ama durr...daha baban var sırada...ona da yakalanırız birgün,tamamlanmış olur liste...

Tarık içeride,yatağın sağ tarafına uzanmış sırıtmaktadır Naz konuştukça...

NAZ:zaten başımıza ne geliyorsa senin sabırsızlığın yüzünden geliyor Tarık...akşam ne güzel başbaşa kalıcaktık...kaçıyordum sanki...

Naz turkuaz kahve elbisenin arkasındaki fermuarı kapatmaya çalışırken söylenmektedir...”offf yaa,biraz daha aşağa koysalarmış...kolum uzadı resmen...”

TARIK (gözlerini kapamış,mırıldanarak) üstüme atlayan sendin...

NAZ (duvarın kenarından kafasını uzatır) birşey mi dediniz beyefendi?

Tarık uyuyor gibi umursamadan yan döner cama doğru...” hııı”

NAZ:pesss...bir kaba etini dönmediğin kalmıştı yüzüme,onu da yaptın sonunda!aferin Tarık...devam et!

Tarık’ın yüzünde belli belirsiz bir gülümseme oluşurken...

NAZ:sen yan yatmazsın bir kere..yemezler!!

Tarık tepki vermezken...

NAZ:Tarıkk...tek taraflı söylenmenin tadı çıkmıyor...kalk hadi...cevap ver bana!

Çocuk Parkı—

Hulusi bebek arabası önünde,az önce gözüne kestirdiği kadının hemen yanındaki banka oturmuştur...Bankın köşesine,kadına doğru yaklaşır iyice....

Kadın oralı olmayınca...

HULUSİ (yüzünü buruşturarak) hava da pek sıcak...nem çok diyorlar...

Kadın elindeki kitaba dalmış...

Hulusi kadının ellerini seri bir bakışla incelerken...kafasındaki tilkiler yüzündeki tebessümü belirginleştirir...

HULUSİ (içses: yüzük yok...o zaman koca da yok...e o zaman engel de yok!..Hadi Hulusi...göreyim seni..)

HULUSİ (kadının elindeki kitabı neredeyse suratına yapıştırarak kapağına bakar) ne okuyorsunuz?

Kadın şaşkın ve huzursuz bir şekilde gözlerini dikerken...

HULUSİ:bakıyım...(kapağı okur)Babil’de Ölüm,İstanbul ‘da Aşk...hımm...güzel kitap!

KADIN: Okudunuz mu?

HULUSİ:yok canım...ne gerek var?İstanbul’da aşkın başka olduğunu bilmeyen mi var?

KADIN (zoraki bir şekilde gülümser) yaa...izninizle!..(kaldığı yerden okumaya devam eder)

HULUSİ:benim bankam var!

KADIN (kitabın üstünden sert bir şekilde bakarken) Ne hoş!!!

HULUSİ (içses:oğlum Hulusi...bak çaptan düşüyorsun sen!...Kadınları etkileme hanende eksilerin hızla artıyor...hemen bir taktik bulup şu kadının ilgisini çekmezsen, beyaz bir tipexin altında mazinin tozlu satırlarında kalıcaksın...siliniceksin bu alemden!ahhh...”

Bu sırada Can arabanın içinde dudaklarını büze büze ağlamaya başlar...

Hulusi Can’ı arabadan çıkarırken mırıldanmaktadır...

HULUSİ:ulan eşek sıpası,biz senin için uğraşıyoruz burda,sen karizmayı çiziyorsun...(sırtını okşarken) şişş,oğlum sus...erkek adam ağlar mı?...zaten şansımız azdı...bu sümüklü halinle hayatta vermez bu kadın kızını bize...

Kadın kitabı bir kenara bırakmış hayran hayran Can’ı izliyordur...

KADIN:Ahh güzelimm benim...neden ağlıyorsun sen?

Can kollarını kadına doğru uzatır bir yandan ağlarken...

KADIN:oyy..kıyamam...gelmek mi istiyorsun? (Hulusi’ye bakarak onay bekler)alabilirim değil mi?

Hulusi şaşkın bir şekilde başını sallar...

KADIN (kucağına alır) maşallah sana...çok da yakışıklıyız...(Can’ı öper...Hulusi’ye dönerek)..allah bağışlasın...çok tatlı gerçekten...

HULUSİ:sağolun...

Can kadının kucağına yayılmış,gördüğü ilgiden memnun...

KADIN:adı ne?

HULUSİ:Hulusi Can...

Kadın Can’ı sevmeye devam ederken...

HULUSİ (içses ) ulan kereta...senin mayanda var bozukluk...(gülümser) biz de tereciye tere satıyoruz...

Yatak Odası—

Yatağın yanına yaklaşır Naz...hafifçe koluna dokunur Tarık’ın...” uyudun mu?”

“ tarıkk..şişş...sana söylüyorum!”

TARIK:....

NAZ:canım?..çok mu kötüsün?

TARIK (gözlerini açmadan yatağa yerleşir iyice,bir eli yastığının altında mırıldanır) hıı..

Naz endişeyle,hafifçe eğilir...” bakıyım..”..alnına bir öpücük kondurur...eliyle okşar alnına dökülen saçları şefkatle...

“ koca bebeğim benim...hemen de hasta olur!..bir ilaç getiriyim sana..”

Doğrulurken Tarık’ın dudağındaki tebessümü yakalar...gözlerini kısarak bakarken...

“ hay allah...ben de tam fermuarımı çeker misin diycektim,ama neyse artık!madem uyudun...”

Naz arkasını döner,kapıya doğru birkaç adım atmışken...Tarık doğrulmuştur yatakta...

TARIK: Naz??

Naz henüz arkası dönükken gülümser..istediğini almış bir çocuk edasıyla...ciddileşerek Tarık’a döner...

NAZ:sen uyumuyor muydun?

TARIK:uyandım!

NAZ:ne ara uyudun da uyandın kaşla göz arasında?...

TARIK:şey işte...

NAZ (dolaba doğru ilerler) ne işte?

TARIK:senin sesin..öyle kadife gibi..insanı kendinden geçiriyor konuşmaya başlayınca... ninni gibi geldin patroniçem...

NAZ (hoşuna gitmiş) yaa..

TARIK: ama işte o elini alnıma çat diye vurmasan...şuan hala uyuyor olucaktım!

Naz gözlerini kısarak bakarken hırsla çeker hasır kutuyu aldığı raftan...

NAZ:yat oraya Tarık...yoksa ilaç yerine fare zehiri getiricem sana!

TARIK (sırıtarak) aşk olsun Naz..ben kemirgen miyim?

NAZ (kutudan ayakkabılarını çıkarırken,yatağın kenarına oturur) aaa olur mu öyle şey canım...sen sadece biraz sevişgensin!

TARIK:o ne öyle,yeni bir tür mü?

NAZ (eğilip koyukahve deri sandaletlerin zarif bantlarını bileğinde birleştirirken) yoo,yeni değil...29 yıl önce geldi dünyaya...

TARIK:sana geldi ama...sadece seni bulmak için...

NAZ (göz ucuyla bakıp gülümser) çok aradı mı bari?

TARIK:e biraz uğraştı tabii...ama sonunda buldu aradığını,deneme yanılma yöntemiyle!

NAZ (doğrulur)konuştukça batıyorsun tarık...en iyisi uyu sen!..daha zararsızsın öyle...

TARIK: Naz,ne dedim ben şimdi?

NAZ (sinirle ayağa kalkarken) daha ne diyeceksin ya?!..bıktım senin hızlı geçmişinden!...anlatma!!benim de erkek arkadaşlarım oldu...ama iki de bir dile getirmiyorum senin gibi...

TARIK:abartıyorsun hayatım!..ağzımdan kız lafı çıktı mı hiç?

NAZ:Tarıkk!!alnımda salak yazmıyor benim!

Naz komidinin üstünden saç fırçasını alıp,altın varaklı büyük aynanın önüne gelir...sinirini saçlarından alıyor gibidir,kömür karası ipeklerin arasından geçerken...

Kısa bir süre sessizliğin ardından...

TARIK:kızdın mı?

Naz bir an için aynadan arkasındaki silüete bakıp işine devam eder aynı hırsla...

“ hayır!!..keyfimden kuduruyorum şuanda...”

Tarık yataktan kalkıp Naz’a yaklaşır...tam arkasında durup,fırçayı kavrayan elin uzantısı bileği kavrar...

“ bana kız!...ama güzelliğine haksızlık etme!”

Naz’ın öfkeyle parlayan kadifeleri,Tarık’ın sürmelerinde durulur...ardında da bileğini sıkıca kavrayan ele kayar bakışları...

Tarık elini usulca gevşetip,Naz’ın boynunu kavrar diğer eliyle...ıslak saçların arasında gezinir parmak uçları...

TARIK:Güzelliğin beni korkutuyor bazen...

NAZ:niye?

TARIK:bir gün benim olanı başkası alırsa diye...

NAZ:ne ben seninim,ne de sen benim...

TARIK:seni bilmem ama benim için çok geç...senden ayrı ben,ben değilim...

NAZ:söz ver o zaman!

TARIK:neye?

NAZ:bir daha bu kadar ayrı kalmıycağımıza...

Naz Tarık’tan cevap beklerken,Tarık elini ağzına götürür..yüzü buruşurken şiddetli bir şekilde hapşırır...

NAZ (kendini geri çekip) evet dediğini var sayıyorum!

TARIK (halsiz bir şekilde) hı?

NAZ (koluna girer) gel hadi...

Birlikte yatağa doğru yürürken...

“ayakta zor duruyorsun...bir de hala bana romantizm yapmaya çalışıyor...”

TARIK:çalışmıyorum...yapıyorum!!

NAZ:aman ne farkeder?..ikisinde de sonuç yatak,TEK BAŞINA!

TARIK:sonucu bile bile yapıyorsam,hangi türe ait olduğumu bir kez daha düşün istersen...

Naz Tarık’ı yatağa bırakır...

NAZ (iç ses:fazla düşünmeme gerek yok...duygu sömürüsü yaparak kendini affettirmeye çalışan şirin erkek modelisin işte...)

Tarık yatağa yerleşirken...

NAZ (içses:adım gibi biliyorum...şimdi-çok üşüyorum,çok hastayım triplerine giricek...tabi ben de ahh Tarık,vah Tarık diyecem...şımartıcak yine kendini beyefendi...)

TARIK (titreyerek kendine dolar kollarını) ouvv...çok mu soğuk burası?

NAZ (içses:heh işte başladı birinci perde!) hava 40 küsür derece hayatım...insanlar su buharına dönüşücek neredeyse!...

TARIK: olabilir!hastayım ya ben,ondan herhalde...içim çok üşüyor Naz...sıkıca örtsene...

NAZ (iç çekerek) bir kere de yanılt beni...

TARIK:ne?

NAZ:yok birşey...

yastığını düzeltip üstünü örter iyice...

NAZ:hemen uyuma olur mu?ilaç getiricem...

Naz doğrulduğu sırada,Tarık kolunu tutar...

TARIK:Naz..

NAZ:efendim?

TARIK:az önce ben...seni kırdıysam özür dilerim...

NAZ:hangi konuda?

Tarık -biliyorsun bakışı- atarken...

NAZ (gülümser) hatırlamıyorum bile...

Tarık gülümser...

NAZ:sen dinlen...aklım çocuklarda kaldı zaten...

TARIK:git sen...merak etme beni...

NAZ (elini Tarık’ın yanağına koyar) gelicem hemen...

Naz doğrulurken...

TARIK:Naz?

NAZ:hı?

TARIK:acil birşey olursa mutlaka kaldır beni...bir de öp onları benim için...malum hasta bir adamım ben artık,çocuklarından uzak!

NAZ: olur canım...dudağıma mı yapışıcak,öperim sen iyileşene kadar!

TARIK:sağol karıcım...

iyileşmessem, sana emanet ikisi de...iyi bak yavrularımıza...

NAZ (içses:sabır Naz...sabır!!)...(yüzüne sahte bir gülümseme takınarak) bakarım Tarıkcım...bu vahim soğuk algınlığından gidersen,gözün arkada kalmasın...

(İçses:allahım kaç kere yalvardım sana -nolur şu adamı hasta etme- diye!!..yine üşütmenin dozunu fazla kaçırdı işte...)

Kapıya yönelip birkaç adım atmışken...

TARIK:Naz?

NAZ (azarlar gibi) yine ne var?!!

TARIK:yok birşey...

NAZ (ellerini açarak) ha sadistim diyorsun yani..olmayan şeyler için eziyet çektiricem diyorsun illa...

TARIK:yoo...

NAZ (tarık’ı taklit ederek) “yooo”...

Tarık sırıtırken...” beceremiyorsun Naz..kabul et işte!”

NAZ:Tarık,çıldırtma beni...ne söyleyeceksen söyle bir kerede,bitsin bu işkence!

TARIK:vazgeçtim..öyle bir “ ne var” dedin ki,istek mistek kalmadı bende...

NAZ (alaycı bir ses tonuyla) ayy çok özür dilerim canım...kaçırdım o bitmek bilmeyen isteklerini!

TARIK:bana annemi çağırsana sen...

NAZ:niye?

TARIK: o senin gibi davranmaz bana...en azından hastayken...(yüzünün şekli değişir yine).. ha- ha-hapşuuuu...

NAZ:yani Tarık...tam on gündür iki çocukla tek başıma uğraşıyorum.. Ümit Beyle Filiz Hanımın yasını tutan babamı avutmaya çalışıyorum...o da yetmiyor,sevgili annenizin iğnelemelerine katlanıyorum... ama nedense bunların hiçbiri beni senin hastalığın kadar yormuyor!!..

TARIK (burnunu çekerken) tamam işte Naz..daha fazla yorulmana gerek yok!

NAZ:yalan mı ama?..basit bir üşütme için vasiyetini yazdırıcaksın neredeyse!!!

Tarık hiç konuşmadan,yattığı yere iyice gömülüp örtüyü sıkıca çeker üstüne...sıtmalanıp titrerken,küçük bir oğlan çocuğu gibi küskündür halleri...

NAZ (onu öyle görmeye dayanamamıştır yine..) iyi misin?

Tarık gözlerini kapamış titremektedir...

Naz kısa bir kararsızlıktan sonra...yatağın boş tarafına ilişir dizlerini kendine çekerek...

NAZ:Tarıık?

Tarık, hala nöbetin etkisinde gözlerini hafifçe aralayıp Naz’a bakar...

Naz’ın gözlerinden aşkın en şefkatli hali yansımaktadır...

TARIK (örtünün ucundan gözüken kızarmış gözleriyle) hı?

NAZ:gel buraya...şaşkın!

Tarık yan dönüp Naz’ın dizlerine koyar başını yüzünde huzurlu bir tebessümle...saçlarının arasında gezinen elin,her sevgi dokunuşunda daha da mayışıp gözlerini kapar tarifsiz bir cennet bahçesine sığınmış gibi...

Fonda...”Ayışığı”

http://www.imeem.com/duygu08/music/efBXqXqj/kenan_dogulu_ay_isigi_2006/

Ayışığında bir başka bakıyor gözlerin
Masalsı bir dokunuşu var ellerinin
Bize ayrılan bahçe uzakta değil
Ama benden de sonra senden de sonra
Bizden çok sonra

Ayışığında bir başka yanıyor saçların
Bu aydınlık senin feda bütün sevaplarım
Bize ayrılan huzur uzakta değil
Ama benden de önce senden de önce
Bizden çok önce

Gönlümün doğum lekesi
Kalbimin gülümseyişi
Elini koy sevgime
Ruhuma çiçek değsin

Gönlümün doğum lekesi
Kalbimin gülümseyişi
Elini koy sevgime
Ruhuma sen değsin

Ayışığında bir başka dokunur sözlerin
Hayalimsi bir hali var gerçekliğinin
Bize ayrılan rüya uzakta değil
Ama benden de önce senden de önce
Bizden çok önce

Ayışığında bir başka sevişir gözlerin
İnatçı bir tutkusu var şu hislerimin
Bize ayrılan huzur uzakta değil
Ama benden de sonra senden de sonra
Bizden çok sonra

Gönlümün doğum lekesi
Kalbimin gülümseyişi
Elini koy sevgime
Ruhuma çiçek değsin

Gönlümün doğum lekesi
Kalbimin gülümseyişi
Elini koy sevgime
Ruhuma sen değsin

Naz’ın parmak uçları Tarık’ın yüzünde usulca dolaşırken,Tarık gözlerini açar.

NAZ:annenin dizlerini tercih ediyorsan gidebilirim...

TARIK (rahat bir tavırla yüzünü döner) benim senim var...

Teninde gezinen sıcak teni kavrayıp,kolunun altından geçirerek kalbine götürür...Naz avucunun içinde atan yüreği hisseder...gülümserken...”benim de senim var...”

NAZ (bir anda aklına gelmiş gibi)ve bir de kızım var,babasıyla aynı anda hasta olmayı becerebilen...

TARIK:beni boşver Naz...cadımın sana benden daha çok ihtiyacı var,onunla ilgilen...

Naz kafasını sallayıp onaylar...” tamam..”

elini Tarık’ın kalbinden çekmeden usulca eğilir...yüzüne teğet,kokusunu içine çekerek...

NAZ (fısıltıyla)seni seviyorum serserim...

Şakağına bir öpücük kondurur... “seni seviyorum herşeyim”....elini çekerken..

NAZ:kaldır bakalım kafanı...

Tarık sırtüstü uzanmış Naz’ın gözlerine bakar...

NAZ:ya hadi Tarıkk..seni mi bekliycem?

TARIK:halim olsa seni çok fena öperdim...

NAZ:çatlak...(tek eliyle Tarık’ın yanağını okşarken bakışları değişir...) ne güzel dudakların var senin öyle?

TARIK:hiç sulanma,sahibi var...

NAZ: hımm...(eli Tarık’ın yüzündeyken dudaklarına yaklaşır) kaç paraysa kiralarız o zaman...sahibi yabancı değil...

TARIK:karıma söylemiyceğine söz ver...

Naz hınzır bir gülüşle daha da yaklaşır..”söz”...dudakları birbirine değmek üzereyken...olduğu yerde durur...

NAZ: olmaz...çocuklara geçer...

Tarık kafasıyla onaylar...” hı hı”

Bir karış geri çekilir gözlerini Tarık’ın dudaklarından ayırmadan...

NAZ (çok istediği elma şekerini alamayan bir çocuk gibi,mızmızlanarak)..ama çok çekici gözüküyorlar öyle kırmızı kırmızı...ateş gibi..(dudaklarıyla öne doğru küçük bir hamle yapıp durur suratını buruşturarak) yok yokk...onları düşünmem lazım...

TARIK(bezmiş bir şekilde)Naz?!

NAZ (dalmış) tabi canım...sanki hiç öpmedim daha önce...koskoca kadın oldun Naz,kendine hakim olmayı öğren...

TARIK:NAZZZ?

NAZ (yüzünü çevirir) ne?!

Naz ne olduğunu anlayamadan Tarık aradaki mesafeyi hızla kapar...Naz’ın yüzünü avuçlarının arasına almış...doyasıya öperken...Naz önce uyum sağlamakta zorlansa da,sonrasında Tarık’tan daha da büyük bir tutkuyla eşlik eder bu karşı konulmaz aşk oyununa...

Elleri yavaşça gevşerken...nefesleri de isteksizce ayrılır birbirinden...

NAZ (gözlerini açar) naptın sen?

TARIK:senin yapamadığını...

NAZ:yapamadığını değil,yapmadığını demek istedin herhalde...

TARIK:yoo...ne demek istiyorsam onu dedim...

NAZ: bir de baba olucak..tııı tı tıı...(Tarıkın omuzlarından iterek) çekil!

TARIK:yaa itmesene Naz...kolumu kıpırdatıcak halim yok zaten...

NAZ (yataktan kalkmış) dudağını kıpırdatıcak halin var ama!

TARIK: o başka...

NAZ:nesi başka!!...sorumsuzsun işte!..(işaret parmağını uzatarak) hele bi hasta olayım Tarık,o zaman sorarım ben sana..

TARIK:korkma,birşey olmayacak... (arkasındaki yastığa yaslanır) eminim ben...

NAZ:pardon sayın Müneccim Tekelioğlu...nası vardınız bu kanıya?

TARIK:korunuyordum...

NAZ:nee?

TARIK:Banyoya girmeden önce bir halsizlik vardı üzerimde...Berrak’a söyledim sarı bir ilaç verdi tedbiren...kuvvetli dedi ama işe yarar mı bilmem...

NAZ:ha ilaç...tabii ya....(toparlayarak)..yarar tabi Tarıkcım,niye yaramasın...

TARIK:çok birşey istemiyorum ya..üstümdeki dozerler park alanını değiştirsin yeter...

NAZ:mızmızlanma artık,geçer...ben çocuklara bakıyım,annenden bir inciye daha katlanamam bugün...

TARIK:fazla takma Belgin Sultanın sözlerini...sinirleri bozulmuş ya senden alıyor hırsını!...

NAZ:ee herkes kendi dişine göre seçiyor avını...

TARIK:kocan gazi olduğuna göre,git ve savun kendini güzelim...

Naz gülümseyerek kapıdan çıkarken,Tarık yeniden şiddetli bir şekilde hapşırır...

NAZ (kapının dışında gülümser) çok yaşa sevgilim...arda kalan her saniyeni benimle yaşa...

Koridorda birkaç adım atmışken,durur...”ha-hah—hapşuuuuu”

Elini ağzından çekerken...gözlerinde şimşekler çakmaktadır... “TARIKKKKK!!!!”

Çocuk Odası--

BELGİN (Duru’yu dikkatlice kurularken) o ses neydi öyle?

BERRAK:ne sesi?

BELGİN:duymadın mı ayol,biri bağırdı sanki?

BERRAK:valla dönencenin müziğinden başka bir şey duymadım Belgin Hanım...

BELGİN:sahi niye açtın sen bunu?

BERRAK:Ufaklıkların çok hoşuna gidiyor...hele de Belginciğin...

BELGİN:ee babannesine çekmiş müzik kulağı...

BERRAK:annesiyle babasına çekicek değil ya...

BELGİN:ne?

BERRAK:sizin kopyanız diyorum Belgin Hanım...huyu suyu aynı siz...

BELGİN:cidden mi?ayy tabi ya,melek gibi benim torunum!aynı ben...

BERRAK:yaa..

Yatak Odası—

Naz kapıdan içeri girer...

TARIK (geldiğini farkedip) Naz...hayırdır,birşey mi unuttun?

Naz gözlerini Tarık’ın üzerinden ayırmadan yaklaşmaktadır...

NAZ:evet canım...seni parçalamayı...

TARIK:Nasıl??...Nazz...(yavaşça doğrulur)..Naz korkutuyorsun beni!!

NAZ:korkma Tarık..hiç acımıycak!

Çocuk Odası—

Mavi beyaz bulutların süslediği duvarların üstünde yüzünü güneşe dönen ayçiçekleri bir tablo gibi durmaktadır odanın içinde...gökkuşuğının olanca renkleri içinde yanındaki oğlan çocuğunun elini tutan pembe elbiseli bebek figürü,şimdi yatağının yanındaki şiltede,pembe bornozu içinde babannesi tarafından sevgiyle yoğrulan meleğe ait gibidir...

BELGİN:Berrak..kıyafetleri nerde?...banyosu ılıktı zaten,üşümesin kuzum!

Belgin bepanthenle ovduğu narin teni pudralarken, Duru da mırıldanmaktadır bebek dilinde...

BELGİN:ahh ahh,babannesinin gülü...poposuna kadar pişmiş yavrumun...

“ AHHHHHH!!!!...”

BELGİN:bak yine bir ses duydum...çığlık atıyor sanki biri...

BERRAK (bakışlarını dolabının içinden Belgin’e çevirirken) yan villanın çocukları çok yaramaz Belgin hanım...

BELGİN:ama olmaz ki böyle biraz terbiye versinler canım...

Berrak dolaptan çıkardığı kırmızı kalın tulumu gösterir...

BERRAK:bu olur mu?

BELGİN:Tabii Berrakcım...olmadı buluveririz bir boğa,atıveririz önüne..acısız olur hiç olmazsa!!!...

BERRAK:Nasıl?

BELGİN:Çocuk pişmiş diyorum,sen kalkmış ne veriyorsun bana...yani anası başka alem,sen başka...yazık evlatlarıma...

BERRAK:özür dilerim..düşünemedim ben...

BELGİN:iyi madem...biz de düşünmeyi bilen birini bakarız yerine...

BERRAK (panikle) gerçekten özür dilerim Belgin Hanım...yorgunluktan yerinde değildi kafam...lütfen işten çıkarmayın beni...burdan ayırmayın...inanın,bir daha olmaz...

BELGİN ( şaşırarak) tamam canımm,çıkarttığım falan yok...şu geçen aldığım sarı pamuklu bir takım vardı...onu ver bari..

BERRAK (keyifle) tabi..siz yorulmayın hiç..ben seve seve hallederim...

BELGİN (tuhaf bakışlarla süzer) et bakalım...

cagrib
22-11-08, 23:55
70. Bölüm

Yatak odası—

NAZ: Kalk üstümden....

TARIK: Neden olmasın?özür dilersen....

NAZ: Hayatta dilemem!rüyanda görürsün ancak...ya Tarık,kalkk!

TARIK: hayatta kalkmam!bulmuşum rahat yeri...rüyama girip özür dileyene kadar bekleyeceksiniz mecburen Naz Hanım...

Naz yatakta yüzüstü pozisyonda....elleri Tarıkın elinde kelepçelenmiş,üstünde ağırlığıyla...kalkmak için çırpınmaktadır....

NAZ:Seni bir elime geçirirsem,göstericem ben sana rahat yeri—aa..ayyy bırakk artık beni..Tarıkkk!bırak diyorum!

TARIK:Çırpınma bakıyım vahşi cazibe...saldırmayacaktın kocana...aldın mı dersini?

NAZ: aldım...kafanda paralıycam o dersi az sonra,çellonun gövdesiyle birlikte...evin içinde kovalarken!

TARIK:aa olmuyor ama Nazcım!düzelirsin diyorum,şans veriyorum ama sen hala aynı inat, devam ediyorsun...bak demin de böyle zırvalıyordun...sonuç tuş oldu...

NAZ:ben?ben zırvalıyordum?!deminki sinirim hiçbir şeymiş, dövmek istiyorum seni...

TARIK:yapma yaa...çok korktum cidden!..napacağım şimdi??(alay edercesine)..ben ettim sen etme Naz bağışla şu mecnunu....naptıysam sana olan aşkımdan yaptım!

NAZ:ben de büyük bir aşkla vurucam zaten kocacım!!!tabi şu pençelerini üstümden çekersen...

TARIK:cıkk...yanlış cümle...bir daha dene ve mümkünse içinde pişmanlık bildiren bir kelime olsun!

NAZ:seni doğduğuna pişman edicem...

TARIK (gülerek) bunu kastetmemiştim...

NAZ: Tarıııkk!!!...bırakk diyorumm...

TARIK: de Nazcım...de!

NAZ: ayy hayret birşey yaa,hem suçlu hem güçlü...çifte mağduririyet benimki!hem zorba, hem pabuç kadar dil...kalkıp özür dileyeceğine bir de üste çıkıyor beyefendi!!...zeytinyağı kılıklı işte!

TARIK:ben üste çıkmasam,altta kalan yağ sizlere ömürdü ama...neydi o şiddet,o celal!! bir an gerçekten parçalayacaksın sandım beni..

NAZ (içses) bıraksan parçalayacaktım zaten... (burnundan solurken)

TARIK:sesin çıkmıyor...aklın başına geldi galiba,anladın hatanı...

NAZ:hata mı? Az bile yaptım,senin yaptıklarının yanında...elbet yorulup bırakıcaksın beni Tarık Efendi...işte,o zaman sorucam ben sana bunların hesabını bir bir!

TARIK:aman sor!hatırım kalır sormazsan...ayrıca napmışım ben sana,böyle gözünü döndürecek kadar?

NAZ: daha napıcaksınn?!Öptün beni...hasta ettin!

TARIK: Demek hasta oldun bana...ee o öpüşmeden sonra olmaman tuhaf olurdu zaten!

NAZ:Tarık,deminki de hiç birşeymiş...esas şimdi bin kat daha fazla dövmek istiyorum seni...

TARIK:ama ne yazık ki mümkün değil Nazcım!kontrol hala bende...

NAZ:ya bak lütfen yaa...bırak artık!cidden çok acıyor canım,böyle üstüne yatarken...

TARIK:neyin üstüne yatarken?

NAZ:neyin olabilir?!!

TARIK:hıı,vadileri diyorsun sen...tamam,dön hadi...kalktım...

NAZ:sonunda!...

Naz doğrulur yatakta...sağ göğsüne dokunur acıyla!

NAZ:ahh...vadi madi kaldı mı sanki?...coğrafyamı bozdun!üstüne bir de sinirlerimi!!bakıyım...(eliyle iyice yoklar göğsünü) neyseki hala hayattalar..(Tarık sırıtırken)...dua et sen bir şey olmadı!bir de adam yaralamayı ekleyecektim intikam listeme...

TARIK:ha bir de liste tutuyoruz yani?

NAZ:lafın gelişi işte...yoksa gerek yok listeye misteye...(işaret parmağını şakağına vurarak) hepsi burda yazılı Tarık efendi...beni mutsuz ettiğin anları bir bir alıyorum hafızama...

TARIK (kendi kendine) Allahtan cigabaytın düşük de resetlemek kolay oluyor...

NAZ:ne?!ne dedin sen??

TARIK:ne dedim?şey dedim Naz...çok mu acıdı canın?

NAZ:başka bir şey dedin sen!!baytlı buytlu bişey dedin?

TARIK:yok hayatım...der miyim ben öyle şey?

NAZ: dersin Tarık...ikimizi de fütursuzca hasta ettikten sonra, herşeyi beklerim ben senden!!

TARIK:ama Nazcım--

NAZ: neyse neyse...anlatma!uğraşamayacağım ben şimdi hiç, senin ortaya karışık laf salatalarınla...olmam gereken yere gidiyorum ben!çocuklarımın yanına...

Naz dizlerinin altına topladığı bacaklarının üstünde,kalkmak üzere doğrulurken Tarık Naz’ın elini kavrar...avucunun içine nefesini bırakır,sıcak bir buseyle...

TARIK: Çok mu acıtmışım ben kadınımı?

NAZ (dudaklarını büker,masum ve bir o kadar şımarık bir kız çocuğu misali) çok...

TARIK (avucundan bileğinin iç kısmına kayar öpüşleri) öpsem geçer mi acaba?

NAZ:ı ıhh geçmez...daha çok bulaşır!...

Tarık gülümser...

NAZ: çocuklara da Berrak bakar artık bir başına...

TARIK:annem var...

NAZ:doğru, ona da gün doğdu...bu sefer ne bahane bulsam da kalsam başlarında diye düşünmeyecek!

TARIK (ısrarla aynı yeri öperken,dudaklarını nazın teninden ayırdığı kısa aralarda) abartma Naz...ne zararı var bize annemin?

NAZ:bize yok zaten,bana var!!..derdi benimle kadının...

TARIK:çok ayıp Naz...

NAZ:bence de Tarık!bu forumun yaş ortalamasını biliyor musun sen?

TARIK:nee?!!

NAZ:bıraksan beni diyorum artık...

TARIK: o zor biraz!

NAZ: niye?

TARIK:Senin tenin benim huzur yerim...Senin kokun nefes alma sebebim...ayrılmamı isteme benden...

NAZ:ayy iyi hatırlattın yaa...bir akşam Emrelerle çıksak ya bir yerlere....

TARIK:nee?!

NAZ:çok sıkıldım evde ben,bunaldım Tarık...10 gündür delirdim resmen...sen de yoktun!

TARIK:e tabi, tek başına zevki çıkmadı...biraz da kocamı delirteyim dedin...

NAZ:nee?!

TARIK:o adamın adını yasaklamadım mı ben sana!!ne diye anıyorsun şimdi?

NAZ:çok ayıp Tarıkk,o adam dediğin senin arkadaşın bir kere...

TARIK: senin de o kadın dediğin benim annem Nazz!...

NAZ: ne alakası var şimdi ikisinin?Konumuz annen değil burada!

TARIK: konumuz sensin...Sen benim anneme kadın diyemezsin!!hele o kadın,hiç diyemezsin!

NAZ: niye,kadın değil mi senin annen?

TARIK:komiksin...

NAZ:sen de gıcıkksın!!

TARIK: çık git o zaman, yanımda kalmak için bahaneler üretip geri dönme!!!

NAZ: pesss!!!Yani pess...bunu da söyledin ya bana!!!...yazıklar olsun...

TARIK:esas sana yazıklar olsun...bile bile canımı acıtmaya çalışıyorsun!ama yemezler Naz hanım...

NAZ:ben?ben acıtıyorum öyle mi?---

................................

Koridorda kucağında, sarı tulumuyla şeker gibi görünen Duru’yla yatak odasına yaklaşan Belgin...yükselen sesleri duyunca girmekten vazgeçip kapıyı dinler şaşkınlıkla....

.................................

NAZ: Tarıkk..tek kelime daha edersen boşarım seni!!!

BELGİN: aaa benim oğluşumu!!

TARIK:nee?!

TARIK: esas ben boşarım bee...tehdit mi ediyorsun sen beni?

NAZ:ben tehdit etmem...direk yaparım Tarık Bey!!

TARIK:öyle mi Naz Hanım?madem öyle yapın da görelim cesaretinizi...

NAZ: sen--

BELGİN: eyvahlar olsun!!kumru gibi başbaşa kaldılar derken...birşey yap Belgin...birşey yap hemen!!

Belgin kapıyı açıp içeri girer hışımla....

Düşmanmışçasına bakan gözler birbirinden ayrılıp, Belgine yönelirken...Belgin bir an ne söyleyeceğini bulamasa da,

BELGİN: HULUSİ CAN!!...hiçbir yerde yok!!kayboldu...

TARIK & NAZ: ne?!!!!

Salonda---

Ev telefonun sesi...

Berrak telefonun ahizesini kaldırır...

BERRAK: Tekelioğullarının evi, buyrun?..aa siz miydiniz Şükran Hanım...iyiyim sağolun,siz?...Tarık Bey’i istediniz herhalde....Naz Hanımı mı??...olur...ben kimseye açık etmeden veririm kendisine...bir saniye,bekleticem sizi biraz...

Yatak odası---

Naz yatakta,rengi benzi sararmış...Tarık yatağın yanına yere çömelmiş , kolonyayla bileklerini ovarak Naz’ı kendine getirmeye çalışmakta...

TARIK:Naz bak,yokmuş birşey...babamla birlikteymiş...NAZZZ!!

NAZ:dokunma bana!...

TARIK:tamam dokunmuyorum...

BELGİN:çok şükür kendine geldi!

Naz Belgin’e ters ters bakarken...

TARIK:yani Anne...anlatışına hayran kaldım...baştan söylesene babamın yanında olduğunu,telefonun kapalı olduğunu...yüreğimize indirmeden önce!

BELGİN: söyletmediniz ki canım...ağzımı açar açmaz bayıldı karın!

NAZ:kusura bakmayın Belgin ANNE!!...oğlun kayboldu denince,sakin kalamıyorum ben pek...bünye meselesi!

BELGİN:aman canım neyse...yanlış anlama işte...geçti gitti!sen de biraz dikkat et yemene içmene Nazcım...olmuyor böyle...

Naz daha koyu bir öfkeyle bakarken,

Tarık az sonra çıkacak meydan savaşının yaşanmaması için dua ediyordur içinden...

TARIK (iç ses) oğlum Tarık...Naz bu sinirle ağzını bir açarsa,annen de altta kalmayıp bir cevap verirse fena tost oldun demektir ikisinin arasında...ne yap et dağıt konuyu..ya da birşey olsun yaa birinci Belgin - Naz kıyameti kopmadan....

Naz tam ağzını açacağı sırada Berrak girer odaya....

Elinde ahizesini kapadığı telsiz telefonla...

BERRAK: Naz Hanım telefon size....

NAZ:bana mı,kimmiş?

BERRAK: şeymiş...bir arkadaşınız...

NAZ:hangi arkadaşım?

BERRAK: adını bilmiyorum....söylemedi!

NAZ: ver bakalım....

TARIK: Ne arkadaşı o ya!!kimmiş öyle gizli saklı arıyor?kadın mıydı erkek miydi Berrak?

Naz telefonu Berrak’ın elinden alırken,ters bakışlarını Tarık’da bırakır...arayanın sesini duyduğundaysa tedirgin olup yavaşça terkeder odayı...Önüne Berrak’ı da katarak...

NAZ: bir saniye canım,yan odaya geçiyim ben...burası BİRAZ kalabalık da!

Naz odadan çıktıktan sonra...

TARIK (yerden kalkarken) masus yapıyor,beni çıldırtmak için...intikam alıcak ya hanımefendi!!..ya arayan kimdi acaba?

BELGİN:Tarık?

TARIK:ne var anne?

BELGİN:noluyor sizin aranızda?

TARIK:noluyor derken?

BELGİN (ağlamaklı) bak karından boşanırsan hakkımı helal etmem sana!..

TARIK:nee?anne...yok öyle birşey!nerden çıkarıyorsun boşanma falan?!

BELGİN: kulağımla duydum Tarık...

TARIK:kapıyı mı dinledin sen?

BELGİN: dinlemeye hacet mi var oğluşum,sesiniz koridorun sonundan duyuluyordu!!hem dinlersem de dinlerim...anneyim ben...şu küçücük sabileri boynu bükük bırakırsanız hakkımı helal etmem size...

TARIK: annecim yok dedim ya birşey...sinirle söyledik biz onu,kavga ederken...

BELGİN (ağlamaklı yüzünü kaldırır) yok mu?

TARIK (gülümser,Belgin’in yanağını sıkarak) yok...kendimden vazgeçerim de ondan geçemem ben...

BELGİN (birden silinir gülümsemesi) ama en çok beni seviyorsun değil mi?

TARIK:hı hıı..(belgin yeniden keyiflenip,Tarık'a sarılır)...(iç ses) ve yalancı Tarık aylar sonra yeniden sahnelerde...:icon_shad Hiç değişmeyecek galiba benim kaderim...

ummu88
23-11-08, 19:02
3 bölüm diyelim alıntıların uyarlamasına devam eklemelerle birlikte

tekbank
Tarık kendi özel odasında oturuyor
birden dışarıdan sesler yükselmeye başlar.

Zehra: hanımefendi randevusuz giremezsiniz!
Naz: nerede Tarık beyiniz! (diye bagırır)

ne olduğunu anlamak için kapıya doğru giderken kapı açılır
birden Tarık’ın odasının kapısı şidetli bir şekilde açılır

Naz: sen kendini ne zanediyorsun?

Zehra: özur dilerim Tarık bey hanimefendiyi durduramadım
Tarık: tamam Zehra sen çıkabilirsin

Zehra çıkar arkasından kapıyı kapatır

Naz: sen kendini ne zanediyorsun? (diyerek eliyle iteklemeye başlar)
Tarık: (gülümseyerek)seni biraz şiddet yanlısı gördüm. Sorunlarını sanırım karşındaki kişiyi pataklayarak halledesiyorsun bunu okulda öğretmiş olamazlar değil mi?
Naz: neeeeee şiddet yanlısı ha normalde böyle değilim ama senin gibi kendini bilmez şımarık ve ukala kişilerin karsısında kendimi tutamıyorum nedense (naz bu defa itmeleri vurmaya dönüşür)
Tarık: ha bu arada hakaret etmeyi eklemeyi unuttum birde bu özelliğiniz var tabii
Naz: ben hakaretlerimi hak edene yaparım
Tarık: yani hakaret ve pataklamalarını hak ediyorum acaba bunun için ne yapıyorum anlamadım.
Naz: beni hareketlerinle sinir ediyorsun yetmez mi?
Tarık: ben onu özellikle yapmıyorum. Ama sen genellikle yanlış anlıyosun.
Naz: ha yani ben yanlış anladım öyle mi Allah Allah ama sen aramızada geçenler için babamı cezalandıramazsın!
Tarık: aramızda? Pek anlayamadım bu kısmı

Naz: evet aramızda yani uçakta yasanan ve havaalanında
yasanan şeylerden bahsediyorum! Ne çabuk unutunuz!

Tarık: galiba hayatımda çok şey unuttum ama sizin gözlerinizi hiç unutamayacağım. Kızgınlığın gözlere bukadar yakıştığı birini görmemiştim.
Naz: bana iltifat ederek yumuşatacagınızı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz!

Tarık: iltifat değildi bir gerçekti. Öfke o siyah inci tanesi gözlerinde ışıklar oluşturuyor. Biliyor musun
(diyerek guler ve sürmeli gözlerin parladığını farkeden Naz biraz kızarır)
Naz: ( Naz sinirli ve öfkeli bir şekilde) siz kendini beğenmiş, ukalanın tekisiniz,

Tarık: gördünüz mü iki güzel sözle hemen kızarmaya basladınız. Birde utanmakda çok yakışıyor size
naz: ben ben sana söyleyecek kelime bulamıyorum aynı zamanda yüzsüzsünüz

diyerek tam arkasına dönüp giderken birden Tarık Naz’ın kolundan
çeker ve dudaklarından öper...

Naz birden Tarık'ın ayağına hızlı bir şekilde topluklu ayakabısıyla basar
Naz: bu benimle alay etiğin için

ve bir tokat atar...

Naz: buda beni Öptüğün için diyerek oradan ayrılır

Tarık yarı şaşkın yarı neşeli bir halde Naz’ın gidişini izler ve
Zehra'yi çağırır

Tarık: Zehra bana buz dolusu bir poşet getirirmisin
Zehra: (şaşkınlık içinde) hanımefendi, Tarık bey... ay..Tamam Tarık bey

Zehra buz dolusu poşeti getirir ve Tarık ayağının üstüne koyar

Zehra: baska bir arzunuz?
Tarık: hayır çok teşekkur ederim bana sadece sadri beyi çağırırmısın?
zehra: hemen efendim

Sadri Tarık görüşmesi:

Tarık: çattık valla Sadri hem bağırdı, etmediği hakaret kalmadı, üstelik birde ayağıma bastı
Sadri: kız seni patakladı diyorsun (gulerek soyler)
Tarık: bak olumuyor böyle ama gülme Sadri
Sadri: bilmiyorum abi ya kızın alından öpesim geliyor seni iki dakika da
yola getirmeyi başarmış helal olsun be kıza!(hala gülerek söyler)

Tarık: sanada hiç birsey söylenmiyor, ya hemen kafa buluyorsun adamla!

Sadri: yani şimdi sadece bunları krediyi vermiyosun diye yaptı
Tarık: hakaretleri kredi vermediğimden pataklamayı onu öptüğümden
Sadri: yuh artık birde kızı öptün az bile yapmış
Tarık: sen kanka kimden yanasın burada acı çekiyoruz yani

Sadri: sen yandın bu senin vurulduğunu âşık olduğunu anlatıyor bana aşk neymiş diyen tarık’a ne oldu
Tarık. Yok, artık sadece farklı biri biraz etkilenmiş olabilirim ama aşk geç bunları yok öyle bir şey
Sadri. Bilmem sen öyle diyosan (içinden bunun sonu nasıl olacak sen bal gibi âşık olmuşsun ama daha farkında değilsin) e napıyoruz bu kredi işini
Tarık: bilmiyorum ama kredi değil de başka bir yol bulabilirmiyiz ne dersin
Sadri: bir düşünelim bakalım ne yapabiliriz. Yine de neden düşünüyoruz anlamadım. Kız seni patakladı diye bakıyorum hemen çözüm bulmaya çalışıyorsun anlayalım
Tarık: ya şimdi babam söz vermiş ondan yani yoksa ne yaparsa yapsın o istediği parayı alamazdı
Sadri. İnandım
Tarık: ne demek istiyosun ya kafa bulma benimle hadi birçok işimiz var cuma akşamı kuruluş nedeniyle davet var biliyorsun ne yapacağız? 1 hafta var
Sadri. Birkaç organizasyon firmayla görüşsek ne dersin
Tarık: olabilir haydi çabuk başla az zaman kaldı

Sadri odadan çıkar birkaç şirket araştır
1 saat sonra Sadri Tarık’ın odasında

Sadri: Birkaç yer araştırdım en iyisi bu galiba ne dersin bak bakalım
Tarık: tamam ara görüş bakalım. Ya Sadri kredi yerine ortaklık yapsak nasıl olur ne dersin
Sadri: anlamadım ne dedin
Tarık: cahide tekstilin kredi işi yerine ortak olsak beraber iş yapsak nasıl olur diyorum duymadın mı ben sana biraz önce iki iş vermedim mi?
Sadri: banka ve tekstil ne uyumlu ikili sen daha çok iş yaparsın
Tarık. Of Sadri ne diyosun
Sadri: bişe demiyorum havada aşk kokusu var diyorum ne güzel hava
Tarık: ya Sadri maaşını ben veriyodum değil mi?
Sadri: tamam patron hemen gidip ortaklık için gerekli dosyayı hazırlıyorum
Tarık: ha şöyle yola gel ben bu patronluk işini sevdim galiba

Sadri dosyayı hazırlar Tarık’ın yanına gelir dosya hazır bak bakalım ona göre arayalım

Tarık: şöyle bakar tamam ara görüşme ayarla tekrar görüşelim bakalım naz hanım dosyayı görünce neden veremediğimizi anlarda biraz utanır ( ama utanmakda ne yakışıyor ama of Tarık ne diyosun topla kendini diye içinden konuşur)
Sadri: ne dedin anlamadım patron
Tarık: hadi çabuk ol diyorum üzerime gelme diyorum
Sadri: tamam gittim

Sadri cahide tekstili aramış ertesi gün için tekrar toplantı ayarlamıştır. Kuruluş daveti için de görüşmüş ayarlamaları yapmış davetiyerler için tekrar tarık’ın odasına gelmiştir. Tarık dosyalara boğulmuş işleri çözmeye çalışmış kendini koltuğuna yaslamış gün içinde yaşadıklarını düşünmeye başlamış
Ama ilk gün için ne çok şey yaşadım of hep böyle olacaksa yandım ben diye geçirir içinden ama naz ile yaşadıklarını hatırlayınca gülümsemekten kendini alamamıştır. Sadrinin odaya girdiğini fark etmemiştir.

Sadri: o patron gününüz çok güzel geçiyor galiba dosyalarda seni güldüren ne acaba bende görsemde benimde günüm güzelleşse
Tarık: birden sadrinin sesi ile toparlanır efendim anlamdım sende kapı vurma yok mu hayırdır
Sadri: vurdum ama dosyalara öyle dalmışsın ki beni duymadın.
Tarık. Ne oldu yine ne istiyorsun
Sadri: ayarlamalar yapıldı kimleri davet edeceğiz onu konuşmaya geldim.
Tarık: bilmem bak öncekilerde kimler davet edilmiş ona göre ayarlarsın
Sadri. Yeni ortaklarımıza da göndereyim mi?
Tarık: yeni ortak
Sadri: seninkilere diyorum
Tarık: benimki?
sadri: ya seni pataklayan naz hanımı diyorum ya(gülerek söyler)
Tarık: sadriiiiiiii !!
sadri: ya tamam bir daha gülmeyeceğim(hala gülerek)
Tarık: bilmiyorum göndermemiz gerekir mi? E daha ortak olmadık ki görüşme ne zaman ki o zamana kadar ortak olurlar mı? Olurlarsa göndermek gerekir ne dersin?
sadri: görüşme yarın 10.00da eh görüşüp anlaşacağımıza göre kesin gönderiyoruz o zaman. Vahi bey ve eşi geleceği kesin olurda naz hanımı bilmem. Belki senin de orada olacağın için beklide vaz geçer. (gülmeye baslar)
Tarık: sadri kafamı bozma ya da seni kovarım görürsün o zaman
sadri: tamam patron bunun şakası bile kötü


Naz eve sinirli bir şekilde dönmüştür ve hemen odasına kapanmıştır
içinden Tarık’ı boğmak geliyordur

Naz: (kendi kendine konuşarak öfkeli bir şekilde) ya kendini ne zanediyor?
yok gözlerim guzelmişte, yok iltifat degilmişte gercekmişte, ukala kendini beğenmiş!

cahide hanım kapıyı tıklar ve içeriye girer

cahide: kızım ne oldu? Ne bu sinir?
Naz: yok birsey annecim

cahide: gözlerin öyle söylemiyor ama
naz: cok mu belli sinir olduğum?
cahide: evet kızım, hadi söyle annecigine, neler oldu?

Naz: babam beni aradı Ayşe'yle beraber kafedeyken
cahide: evet baban söyledi bir problem çıkmış ama pek anlamadım.
Naz: eh bende gittim o pronblemi çözmeye
cahide: evet bunda ne var?
Naz: kavga ettim geldim
cahide: naz !(cok kızgın bir halde)

Naz: ama çok üstüme geldi bende ayağına bastım geldim sinirden (suçlu bir şekilde söyler)

cahide: inanmıyorum! Hemen babanı ariyorum! Diyerek odadan ayrılır ve hemen arkasından Naz'ın telefonu çalar
………………………………………………………………………………………………………..

zeyno-brşkrs
24-11-08, 02:48
GÖZLERİN 27.BÖLÜM

Ayşe tekrar istemeyerekte olsa kulise döndüğünde içerde ki riyakar hava onu iyice iğrendirmiştir… seda ayşenin ne olduğunu anlamadığı anlamakta istemediği bir konu hakkında aralarını gülmeleriyle kestiği anlamsız bir konuşma yapmakta diğerleriyse anlayıp anlamadıkları meçhul olsa da gülüşerek
tepki vermektedirler…
Sadri ayşenin içeri girişiyle ayağa kalkarak:
-geldin mi ayşe?!
Ayşe başını sallayarak cevap verir…
Tarık ellerini bacaklarına vurarak oturduğu yerden fırlarcasına kalkar yüzünde kocaman bir tebessümle:
-hadi çıkalım o zaman…
Ayşe tarıkla hiç muhatap olmadan sadriye dönerek:
-sadri kusura bakmazsan ben geceyi burada bitirmek zorundayım…
Tarığa aşağılayan gözlerle bakarak:
-benim bünyem daha fazla ihanet kaldıracak durumda değil üzgünüm!
Tarığın birden yüzü düşer ayağa kalkan sedanın beline elini koyarak:
-biz çıkalım o zaman…
Filiz abisiyle Sadrilerin arasında bir sağa bir sola bakarken şaşkın şaşkın:
-şey! Abi madem Sadriler gelmiyor bende sizi yalnız bırakayım o zaman…
Seda şirin görünmeye çalışarak:
-aa! Ne var canım ayşe gelmiyor diye Sadri de mi gelmeyecek? Sadri de gelsin sende gel filizciğim…
Ayşenin ve sadrinin sert bakışlarını gören tarık usulca:
-seda sen karışma canım…
Seda omzunu silkerek:
-bana ne canım ben iyilik olsun diye söyledim…
Ayşe artık sabrı taşıp sedaya doğru diklenerek bir adım atsa da Sadri belinden kavrayarak onu durdurur… ama bu ayşenin konuşmasına engel olmaz:
-seda hanım siz kendinize bir iyilik yapın önce de bir an evvel kurtarın kendinizi buradan yoksa kötü olacak….
Sadri telaşla:
-ayşe lütfen…
Ayşe hiçbir şey söylemeden sirkelenerek kendini sadriden kurtarıp dışarı çıkar… Sadri tarığa dönerek:
-izninle kanka sonra görüşürüz…
Seda hala büyük bir pişkinlikle:
-görüşürüz Sadri…
sadri filiz ve ayşe sadrinin arabasına binmek üzereyken tarık ve seda kapıdan çıkarlar ve bütün gazeteciler de etraflarına toplanır aynı anda…
…..:-tarık bey hanımefendi yeni sevgiliniz mi?
Vs. vs. vs.
….:-yoksa “gözlerin” parçanızın altında ki gönderme hanımefendiyemiydi?
Onca soruya cevap vermek değil tepki bile vermeyen tarık bu soru karşısında olduğu yerde donup kalır… soruyu soran muhabire sert bir bakış atarak:
-hayır!!


Naz sabah kahvesini yudumlarken masasının üzerinde duran gazetelere uzaktan bakmaktadır… eline alıp almamakta kararsız… dün ki konserle ilgili mutlaka bir yerlerde bir haber görme endişesiyle… ama endişesi merakına yenik düşünce alır gazeteyi eline ilk sayfaya bir göz gezdirdikten sonra sayfayı çevirdiğinde gördüğü resimle irkilir bir anda evet resimler ve onunla ilgili yazılar görmekten çekiniyordur ama böyle bir şeyle karşılaşacağını da ummuyordu doğrusu…
Tarığın dalgalı saçları rüzgardan uçuşurken yakasını kaldırdığı kabanına yapışmış başı göğsünde bir sarışın… tarığın koluysa hatunun beline dolanmış…
Naz kulaklarının uğuldadığını hisser ve gazeteyi elinden bırakarak koltuğuna yaslanıp gözlerini kapatır ve anında açar çünkü gözlerini kapadığında aynı resim gözlerinin önüne gelmektedir… bu sırada çalan telefon sesiyle tekrar doğrulur ve açar telefonu titremesini engelleyemediği bir sesle:
-efendim ayşe!
Ayşe endişeyle:
-naz! Gazeteleri gördün mü?
Naz sesine ve kendine rahat bir hava vermeye çalışarak:
-gördüm ayşe hayrola?!
AYŞE:-inan biz onların yanında değildik naz konserden sonra hemen ayrıldık…
Naz sahte bir kahkahayla:
-ilahi ayşe! Olsanız ne olur?!
Ayşe arkadaşının bu tavrını içerlemektedir:
-naz bunu bana yapma lütfen!
NAZ:-gene aynı konuya dönmeyelim ayşe… artık benim için tarık bitmiştir anladın mı? o yüzden de ne yaptığı kiminle olduğu beni ilgilendirmiyor… ayrıca sen onun arkadaşıyla çıktığına göre tabi ki beraber olacaksınız bu çok doğal…
AYŞE:-beni delirtme naz! Ben seni ne için arıyorum sen ne yapıyorsun… ben şimdi tarığa istifamı vermeye gidiyorum… özelliklede direkt kendisine vereceğim…
Naz yüksek sesle:
-yapma! Sakın ayşe sakın bu kriz döneminde bir daha öyle iş bulamazsın…
AYŞE:-niye sen beni yanına almazmısın?
Naz gülümseyerek:
-canım arkadaşım almaz olurmuyum ama sana tekbankın sağladıklarını veremem ki…
AYŞE:-olsun benim kabulüm hem ben istifa etmesem bile dün ona söylediklerimden sonra belki de o beni işten çıkartır…
NAZ:-ayşeee! Ne yaptın sen?
AYŞE:-boş ver! Yaptık bir şeyler işte ben şimdi gidip istifamı vereyim sonra yanına gelirim konuşuruz uzun uzun…
NAZ:-bak ayşe son kez uyarıyorum yapma!!
Ayşe onu dinlemeden:
-görüşürüz nazcığım!
Naz elinde ki telefona baka kalır:
-deli bu kız!


Ayşe tarığın sekreterine onunla görüşmek istediğini söyleyince sekreter tarığa haber verir…
Ayşe tarığın kapısında derin bir nefes alarak kapıyı tıklatır… içerden gelen “girin” sesiyle usulca açar kapıyı… ayşeyi gören tarık ayağa kalkarak:
-hoş geldin ayşe hayırdır?
Ayşe tarığın kendine bakarken ki gözlerinde ki umut ifadesine anlam veremeyerek elindeki istifa dilekçesini masaya bırakır…
Tarığın gözlerinde ki umudun yerini şaşkınlık almıştır:
-bu ne ayşe?!
Ayşe büyük bir soğukkanlılıkla:
-istifa dilekçem tarık bey!
Tarık biraz daha şaşırarak:
-nee! Ne istifası?! Bende sanmıştım ki…
Ayşe kaşlarını kaldırarak hafifçe eğer başını:
-ne sanmıştınız tarık bey?! Sizden dün için özür dileyeceğimi falan mı? çok yanılmışsınız…
Ayşe arkasını dönüp gitmeye hazırlanırken…
TARIK:-dur lütfen!
Ayşe isteksizce arkasını döner… tarık eline aldığı ayşenin istifa dilekçesini bir çırpıda yırtarak:
-istifanı kabul etmiyorum ayşe işinin başına dön ve arkadaşlık ilişkilerimizle işi de birbirine karıştırma lütfen…
Şimdi şaşıran ayşe olmuştur:
-eğer istifamı sadriden dolayı kabul etmiyorsanız…
Ayşenin lafını bitirmesine izin vermeden:
-ben sana ne dedim ayşe arkadaşlık ilişkilerimiz ayrı iş ayrı senin gibi bir çalışanı neden kaybedeyim anlamsız şeyler yüzünden…
Ayşe sert adımlarla tarığa doğru yaklaşır:
-sizin anlamsız dediğiniz şey benim arkadaşlık anlayışım ve siz benim arkadaşıma hiçte hak etmediği şeyler yaşatırken benim sessiz kalmamı beklemeyin sakın!!
Tarık koltuğuna otururken ayşeye de oturmasını işaret ederek:
-otur lütfen! Otur da ilk ve son kez olarak iş ortamında özel hayatımızla ilgili konuşalım seninle…
Ayşe önce koltuğa sonra tarığa bakarak tereddüt etse de oturur…
TARIK:-şey! Naz bunlara üzülüyormu?
Ayşe kaşlarını çatarak:
-üzmek için mi yapıyorsunuz bunları?
TARIK:-hayır ne alakası var! Sen arkadaşım bunları hak etmiyor deyince…
Ayşe üstüne basa basa:
-hayır! naz aksine sizinle bir alakası kalmadığını ve yaptıklarınızın bu yüzden onu ilgilendirmediğini söylüyor…
Tarık duyduklarından mutsuz:
-ya! Demek öyle! O zaman sen neden bu kadar tepki veriyorsun ayşe?
AYŞE:-çünkü naz ne derse desin yeni bitmiş bir şeyin ardından sıcağı sıcağına sizin yaptığınızı yapmak istediği kadar bitmiş olsun varken de o ilişkiye saygı duymadığınızı gösterir ki naz bunu dile getirmese de bu çok yaralayıcı bir şey…
Tarık sesinde biraz kırgınlık biraz hüzün ve bolca kızgınlıkla:
-sanırım nazın sana eksik anlattığı bir şeyler var… senin dediğin gibi bir şeyler varken ilişkiye saygı göstermeyen biri varsa o nazın ta kendisiydi…
Ayşe hadi canım sende der gibi bakıyordu tarığa:
-daha neler?! naz!
TARIK:-evet! Naz!
AYŞE:-bu nasıl oluyormuş acaba?
TARIK:-bence bunu bana değil ona sor ayşe…
Ayşenin söyleyecek hiçbir şeyi kalmamıştır çünkü tarığın söylediğinin ne olduğunu bilmemektedir:
-pekiyi! Bunu ona soracağım en kısa zaman da…
Tarık acı bir gülümsemeyle sadece başını sallar…


Ayşe tarığın yanından ayrılıp masasına döndüğünde telefonunda sekiz cevapsız çağrı görür hepsi de nazdan… nazı aradığında:
-ayşe sakın bana istifa ettim deme!
AYŞE:-ettim..
NAZ:-sana yapma demişitim!
AYŞE:-ettim ama kabul etmedi…
Naz sevinerek:
-etmedi mi? işte buna çok sevindim…
AYŞE:-naz! Tarıkla biraz konuştuk özellikle dün olanlar hakkında ama çok ilginç bir şey söyledi bana…
Naz merakla:
-ne?!
AYŞE:-ben onu ilişkiye saygı duymamakla suçlayınca esas bunu yapanın sen olduğunu söyledi bu ne demek?!
Naz o geceye döner tekrar tarığın sinanla kavga ettiği ve ardından Rumeli kavağında tartıştıkları anlara:
-kazanın ertesi akşamı olanları biliyorsun ayşe sinanla tarığın sonrada tarıkla benim aramda olanları ondan bahsediyor…
AYŞE:-iyi ama o akşam vahi amcaya inat çıkmamışmıydın o sinan denen adamla…
NAZ:-evet! Ama tarık bunu bilmiyor ve bilmesini de istemiyorum çünkü o beni dinlemek yerine suçlamayı tercih etti ve üstüne üstlük soluğu melisanın yanında aldı…
AYŞE:-tamam! Seni dinlememekle hata yapmış ama melisaya gittiğini ne biliyorsun?
NAZ:-off! Ayşe sana söylemiştim benim yanımda konuştu onunla geliyorum dedi... o yüzden sakın ona bu konuyla ilgili bir şey söyleme beni küçük düşürmüş olursun… ve sakın gazeteden ayrıldığımı bilmesin…
AYŞE:-ne kadar saklayabilirsin sizin onlarla iş bağlantınız var senin şirkette çalıştığını öğrenmeyecek mi?
NAZ:-öğrensin ben gazetede çalışmaya başlarken de babamla şirketle de ilgileneceğime söz vermiştim zaten… evdekilere de tembih ettim kimseye gazeteden ayrıldığımı söylemiyorlar…
Ayşe telefonu kapattığında üzülerekte olsa bazı şeyleri kabullenmeye karar vermiştir:
-demek böyle naz demek ondan vazgeçtin sadrinin de dediği gibi bu iş gerçekten bizi aşmış görünüyor…


Artık aralık ayı gelmiştir… tekelioğullarıyla özkullar sıksık bir araya gelmeye devam etmekte ama Tarıklara gidildiğinde hep bir bahaneyle naz oraya gitmemekte nazlara gelindiğindeyse tarık orda olmamaktadır… bu işe en çok sevinenlerse vahi ve belgindir… bu arada da ümit ve filiz gitgide yakınlaşmaktadırlar….

HULUSİ:-ya! Gene mi gelmedi naz? Ama artık bize tavır koyduğunu düşünmeye başlayacağım yani…
Cahide zoraki bir gülümsemeyle:
-aşk olsun Hulusi bey hiç öyle şey olurmu! Biliyorsunuz bu sıralar şirketlede yoğun bir şekilde ilgileniyor ya o yüzden kızın gecesi gündüzüne karıştı…
ÜMİT:-çalış çalış nereye kadarsa artık!
VAHİ- CAHİDE:-ümitttt!
ÜMİT:-aman tamam kıymetlinize bir şey demedik!
Filize dönerek:
-biz biraz bahçede dolaşalım mı?
Filiz babasına bakar:
-şey bilmem ki!
Hulusi kaşlarını kaldırıp olmaz gibilerinden filize bakarken:
-bu soğukta ne bahçesi çocuğum oturun içerde hastalık aramayın şimdi…
ÜMİT:-eh! İyi ya biraz müzik dinleyelim o zaman…
Filiz ve ümit müzik dinlemek için salonun diğer köşesine geçerken…
HULUSİ:-hadi vahi gelin bakalım bizde bir iki parti ellibir oynayalım hanımlarla…
Onlar masaya geçerlerken tarık girer eve:
-herkese iyi akşamlar…
BELGİN:-oğluşum hoş geldin açmısın?
TARIK:-yok anne ben yemekten geliyorum sen keyfine bak…
Filizle ümitin yanına gelerek:
-ne haber çocuklar…
FİLİZ:-abi hoş geldin!
ÜMİT:-iyidir tarık senden?
TARIK:-iş güç işte ne olsun… neyse siz devam edin ben üzerimi değiştireyim gelirim…
Tarık yanlarından ayrıldığında ümit ciddi bir yüz ifadesi takınarak filize doğru döner:
-filiz sana bir şey soracağım ama bana kesin ve net bir cevap vermeni istiyorum…
Filiz bu cümle karşısında birden telaşa kapılır “yoksa bana şey mi diyecek?!! evet iyi anlaşıyoruz ama daha bu soruya cevap verecek gibi hissetmiyorum kendimi”
Korka korka:
-sor!
ÜMİT:-anlaşamadıklarını naz söylemişti ama tarık nazı sormadı bile neler oluyor bunların arasında? sanki sen benim bildiğimden fazlasını biliyormuşsun gibi geliyor bana…
Filiz büyük bir hayal kırıklığıyla:
-bu muydu?
ÜMİT:-eveet! Sen ne sanmıştın?
FİLİZ:-hiç! Canım hiçbir şey…
ÜMİT:-cevap vermedin…
FİLİZ:-bilmem bende senin bildiğinden fazlasını bilmiyorum…
Bu sırada oyuna devam eden büyüklerinin masasından gelen seslerle konu dağılır ve o yöne dönerler…
HULUSİ:-vahi attın o kağıdı bir kere geri alamazsın!…
VAHİ:-yanlışlıkla attım ama!
HULUSİ:-bana ne atmasaydın ben o kağıda bitiyorum…
FİLİZ:-çocuk bunlar ya!
Ümit gülerek:
-hı hı!

Nazın odasının kapısı vurulur…
NAZ:-girin!
Akın gülerek girer içeri:
-sekreterin bile öğlen tatiline çıkmış sen hala çalışıyorsun…
Naz gülümseyerek omzunu silker:
-ee! Tabi o bir çalışan hakkını kullanıyor ama benim babamın işi bırakamıyorum…
Akın tek kaşını kaldırıp gülümser:
-bence bu işte bir terslik var ama hadi neyse… bırak şu işleri azcıkta yemek yiyelim…
NAZ:-sen git ben burada bir şeyler atıştırırım…
Akın nazın yanına gelip koltuğunu geri çekerek:
-hadi yeter ama…
Naz başını kaldırıp tepesinde duran adama gözlerini çevirerek gülümser:
-pekiyi tamam! Dediğin gibi olsun…
Restoranda yemek yerlerken…
AKIN:-gidilecek yere tam olarak karar verdin mi?
Naz lokmasını ağzına atarken:
-hı hı!
AKIN:-iyi o zaman çünkü bir aydan az vaktimiz var… neresi?
NAZ:-uludağ… hem otel güzel hem İstanbula yakın…
AKIN:-sende gideceksin değil mi?
NAZ:-yok ben gidemem hem annemle babam bizi temsil edecekler… benim orada olmama gerek yok…
AKIN:-anlaşıldı sen çalışmayla kafayı bozmuşsun dikkat et bu seni sürmenaja götürmesin…
Naz kahkaha atarak gülerken:
-amma abarttın akın o iş o kadar kolay değil…
Naz lafını henüz tamamlamıştır ki içeri gireni görünce gülüşü yüzünde donup kalır… nazın bu halini gören akın nazın baktığı yöne dönerek:
-ne oldu niye kaldın öyle?!
Nazın karşısında ki adamla kahkahalar atarak konuştuğunu gören tarık gözleri karamış ve donuk bir biçimde naza bakarken…
Naz kendini toplayarak… bakışlarını yere indirir:
-şey yok bir şey… birden bir şey geldi aklıma da…
o bunları söylerken tarık ve akın gözgöze gelirler bir an ve tarık nazın arkasında kalan bir masada kendini bekleyenlerin yanına geçerken suratı yay gibi gergindir:
“demek keyfiniz yerinde naz hanım”
AKIN:-bu gelen Hulusi tekelioğlunun oğlu tarık değil mi?
Naz düştüğü durumdan rahatsız başını arkaya çevirmemek için zorlanarak:
-şey evet sanırım oydu…
Tarık kendini bekleyenlerin oturduğu masaya henüz gelmiştir ki masadakilere:
-affedersiniz şimdi geliyorum…
Adamların şaşkın bakışları arasında geri döner…
AKIN:-geri geliyor ve sanki bizim masaya doğru…
Naz gözleri korkudan kocaman açılmış:
-kim?
AKIN:-tarık tekelioğlu!
NAZ:-nee!
Naz şaşkınlığını üzerinden atamadan tarık masalarına gelip karşılıklı oturan naz ve akının aralarında duran sandalyeye ellerini koyup masaya doğru eğilerek önce akına dönüp:
-afiyet olsun…
Ardından naza dönüp yüzüne düşen dalgalı saçlarının arasından naza bakar…

zeyno-brşkrs
24-11-08, 23:45
GÖZLERİN 28.BÖLÜM


Tarığın gözleri birer buz parçası gibi soğuk ve donuktur:
-sana da afiyet olsun naz!
Naz sakin olmaya çalışarak aynı soğukluk ve donuklukla gözlerini bir zamanlar bakışlarıyla kendinden geçtiği o bakışlar için ömrünü feda etmeye hazır olduğu adama dik dik bakarken:
-teşekkürler…
Tarık doğrulup saçlarını geriye doğru atarken:
-kusura bakmayın sohbetinizi böldüm ama seni görmüşken selam vermeden edemedim…
NAZ:-teşekkür ederim çok kibarsın ama yanımızdan geçip gitmiştin zaten…
Tarık ukalaca bir tarz takınarak:
-ya! Evet yaptığım yanlışı fark edince de hemen döndüm işte…
Naz zoraki bir gülümsemeyle:
-ya! Çok incesin!
Tarık aşağılayan bakışlarla akına bakarak:
-beni arkadaşınla tanıştırmayacakmısın?
Akın hafifçe oturduğu yerden doğrulup tarığa elini uzatarak:
-ben akın İlkay nazın…
Naz telaşla akının lafını keser:
-çok yakın bir arkadaşım…
Akının gözlerinin içine bakar bozma beni der gibi ve:
-akıncığım tarık tekelioğlunu tanıyorsundur sanırım…
Akın zaten havada olan elini biraz daha uzatarak:
-tabi tanıyorum…
Tarık bir kendine uzattığı eline bir yüzüne bakar akının ters ters ve elini uzatmadan dişlerinin arasından:
-memnun oldum…
Sonra naza dönerek:
-ben sizi rahatsız etmeyeyim…
Naz sadece suni bir sırıtmayla başını hafifçe öne eğmekle yetinir…
Tarık yanlarından ayrıldığındaysa akına doğru eğilerek:
-Affedersin akın onun kabalığı adına ben özür dilerim senden…
Akın anlayışla gülümser:
-kalkalım mı?
NAZ:-iyi olur…
Masadan kalktıklarında sürmeli bir çift göz tarafından takip edildiklerinden emin olan naz akının koluna girerek ona dönüp gülücükler saçarak çıkar restorandan…
Aynı anda nazın takip edildiğinden emin olduğu sürmeli gözler masada konuşulanlardan tamamen kopmuş gözlerini kırpmadan naz ve akını takip etmektedir…
Naz restoranın içerisinden görülemeyeceklerini anladığı andan çıkar akının kolundan:
-akın kusura bakma ve sakın beni yaptığımdan dolayı yanlış anlama yani koluna girdiğim için…
AKIN:-sen üzülme naz ben her şeyi anladım beni bu konuda istediğin gibi kullanabilirsin…
Naz akını kolundan tutarak durdurur:
-estağfurullah kullanmak ne demek…
AKIN:-kötü manada söylemedim canım ama nişanım bizi böyle görseydi işte o zaman pek iyi olmazdı doğrusu…
Naz hayretle:
-ne! Sen nişanlımısın?
AKIN:-daha doğrusu haftaya nişanlanıyorum…
NAZ:-ne güzel bundan hiç bahsetmemiştin…
AKIN:-sende bana tarık beyden bahsetmemiştin…
Nazın yüzü düşer:
-onun bahsedilecek bir yanı yok denenmiş başarısız olmuş ve kapanmış bir mevzu…
AKIN:-haddim değil belki ama pek bitmişe benzemiyor…
Naz kendinden emin bir tavırla:
-inan bitmiştir bunlar sadece alınamamış hınçların geriye bıraktığı tepkiler…
Akın inanmaz gözlerle naza bakarken:
-anlıyorum… öyle diyorsan öyledir elbette…


Naz şirkete döndüğünde aceleyle telefonuna sarılır:
-ayşe müsait misin?
AYŞE:-evet! Hayrola sesin telaşlı geliyor…
Naz restoranda olanları anlatınca…
AYŞE:-ee!
NAZ:-esi şu Ayşeciğim bir şekilde tarık yada Sadri sana akını sorarsa yeni başlayan bir şey olduğunu ama benim çok olumlu baktığımı falan söyle işte…
Ayşe imalı bir şekilde:
-tamam! ama neden?
NAZ:-off! Ayşe neden olacak o an öyle bir imada bulundum işte boş bulunup yalancı çıkmayayım diye… ne olacak başka…
Ayşe sinsi sinsi gülerek:
-ben intikam kokusu alıyorum ama…
NAZ:-neyse ne? Sen dediğimi yap lütfen…
AYŞE:-tamam! Ama dikkat ette bu arada akını başına sarma…
NAZ:-korkma onunla ilgili hiç öyle bir tehlike yok…
AYŞE:-niye tercihlerimi farklı?
NAZ:-saçmalama ayşe! Adam haftaya nişanlanıyor…
AYŞE:-nee! Bula bula tarığı kıskandırmak için nişanlanmak üzere bir adamımı buldun…
Naz sinirlenerek:
-ayşeee! Ben kıskandırmaya falan çalışmıyorum ayrıca da kimseyi de aradığım yoktu söyledim sana aniden gelişen bir şey sen beni bozma yeter…


Tarıksa ofisine girdiğinde sinirle ceketini üzerinden koltuğa fırlatarak açık kapıdan sekreterine seslenir:
-bana Sadri beyi bulun ve söyleyin hemen gelsin…
Az sonra Sadri tarığın odasındadır… masasının etrafında dört dönen tarığı görünce:
-hayrola kanka bir terslik mi var?
Tarık sadrinin burnunun dibine dikilerek:
-sadri hemen ayşeyi bul ve nazın bugün beraber yemek yediği akının kim olduğunu öğren bana…
SADRİ:-dur abi sakin ol bu ne şiddet bu celal?!
TARIK:-sadri hiç dalga geçecek havada değilim ne diyorsam onu yap…
SADRİ:-iyi de sana ne abicim senin ne alakan var nazla?!
TARIK:-çıldırtma beni Sadri!! Ayşe beni suçluyordu daha yeni bitmiş bir şeyin üzerine bunu nasıl yaparsın diye arkadaşının ne yaptığını öğreneceğiz şimdi… “beni bu kadar kolay unutup unutmadığını öğrenemezsem kafayı yiyeceğim çünkü”
SADRİ:-iyi de tarık sende sedayla birliktesin sonuçta…
TARIK:-kurduğun her cümleyle beni biraz daha çıldırtıyorsun Sadri!! O başka bu başka… hadi ara ayşeyi!
SADRİ:-gider konuşurum ne arayacağım…
TARIK:-hayır! Hemen arayacaksın benim yanımda…
Sadri söylenerek çıkartır telefonunu:
-iyi tamam arıyorum işte!
Ayşe telefonu açınca:
-ayşe sana bir şey soracağım…
Ayşe ne soracağını tahmin ederek telefonun diğer ucunda sessizce gülümser:
-sor bakalım ne oldu?
SADRİ:-nazın yanında ki akın kim?
Ayşe sadriye nazdan aldığı direktifler doğrultusunda birazda ballandıra ballandıra anlatırken akını..
SADRİ:-hıı!... yaaa!... anladım… hı hı!
Sadri bunları söylerken tarık endişe dolu gözlerle onun etrafında dönüp durmaktadır… alçak sesle:
-hadi sene Sadri adamın cv sini istemedik ki ne anlatıyor bir saat?
SADRİ:-anladım canım teşekkürler…
AYŞE:-niye sordun ki?
SADRİ:-tarık görmüş bugün ikisini de bana söyleyince bende merak ettim kim diye…
Ayşe imalı bir ses tonuyla:
-sen merak ettin yani?!
SADRİ:-evet! Neyse canım sonra görüşürüz…
Ayşe gene imalarla yüklü bir ses tonuyla:
-görüşürüz Sadri görüşürüz….
Telefonu kapattığında tarık tekrar sadrinin tepesine dikilip:
-ee! Sadri?!
Sadri kendini koltuğa bırakarak:
-abiciğim yeni başlamış bir şeymiş ama naz çok olumlu bakıyormuş ayşe de çok iyi biri olduğunu çok iyi anlaştıklarını falan anlattı işte…
Tarık sinirden nerdeyse patlamak üzeredir… kravatını gevşetirken:
-demek çok iyi anlaşıyorlarmış… Allah mübarek etsin!!
SADRİ:-tarık kışın ortasında ateşmi bastı nedir ceketi atmışın kravatı gevşettin?…
Tarık masaya doğru abanarak sadrinin gözlerine deli deli bakar:
-evet abiciğim ateşim başıma vurdu varmı itirazın?…
Sadri tarığın o halini görünce usulca yerinden kalkarak:
-tamam! Tarık sadece sordum… hem ben artık işimin başına döneyim…



Ayşe sadrinin telefonunu kapattıktan sonra nazı arar:
-naz müjdemi isterim senin ki düştü…
NAZ:-o ne demek şimdi?!
AYŞE:-biraz önce Sadri aradı ve akını sordu güya tarık sizi gördüğünü söylemişte Sadri bey merak etmiş… bende inandım… kimbilir senin ki nasıl kudurmuştur…
NAZ:-ayşeee! Ne benimkisi?kimseyi kudurtmak gibi bir niyetimde yok…
Yalnız naz bunları söylerken günlerdir ilk defa içinde bir heyecan ve neşe hissederek gülümser…
AYŞE:-tabi canım illaki öyledir…
NAZ:-off! Ayşe seninle laf yarıştıramam ben nasıl inanmak istersen öyle inan ama gözünü seveyim beni bozma ve sakın mevzuyu da abartma…
AYŞE:-tamam sen merak etme!


Ertesi gün naz şirkete henüz gelmiştir ki akının çok hoş bir bayanla sohbet ettiğini görür… akının kendini fark etmesi üzerine onları rahatsız etmemek için gülümseyerek başıyla selam verip yanlarından geçer…
Akın arkasından seslenerek:
-naz! Günaydın…
Naz geri döner:
-günaydın…
Akın yanında ki genç kadına sevgiyle bakarak:
-naz seni nişanlımla tanıştırayım Nihal…
Naz sevinçle gözlerini kocaman açarak elini uzatır:
-öyle mi çok memnun oldum… ayrıca da tebrik ederim…
NİHAL:-teşekkür ederim naz hanım…
NAZ:-yalnızca naz lütfen…
NİHAL:- pekiyi naz…
AKIN:-ben senden bu gün için izin isteyeceğim naz nişan için alışverişe çıkmamız gerekiyor da…
NAZ:-tabi… yapabileceğim başka bir şey varsa hiç çekinmeyin lütfen…
NİHAL:-sağ olun çok zarifsiniz…
NAZ:-ne demek akın benim en yakın mesai arkadaşım…
AKIN:-biz çıkalım o zaman…
NAZ:-tamam ama öğlen yemeğini birlikte yiyelim olur mu?
Akın nihale bakar önce o gözleriyle onaylayınca:
-tamam anlaştık saat yarımda…


Tarık ofisinde dosyaların ve bilgisayarının içine gömülmüş çalışırken birden odasının kapısı açılır ve sekreterinin sesi duyulur:
-hanımefendi haber vermeden giremezsiniz!
Seda sekreterin önünde içeri dalarken birden arkasını dönerek:
-aaah! Sevgilimin yanına gelirken sizden izin mi alacağım…
TARIK: “”nerden çıktın sen şimdi”-mübeccel hanım tamam siz çıkabilirsiniz…
Sekreter yaratık görmüş gibi sedaya bakarken:
-pekiyi efendim…
Tarık bezgin bir yüz ifadesiyle:
-seda sende nereden çıktın şimdi…
Seda suratında kocaman bir gülümseme tarığın yanına giderek dudağındaki kırmızı rujun neredeyse tamamını tarığın yanağına bırakacak şekilde boynuna sarılarak öper onu:
-aşk olsun tarık insan sevgilisini böyle mi karşılar?!
Tarık aynı bezgin ifadeyle dosyaları göstererek:
-iyi de bir sürü işim var!
Tarığı kolundan çekeleyerek:
-bana ne! sen niye çalışıyorsun bırak elemanların çalışsın sen patronsun…
TARIK:-saçmalamasan!
SEDA:-ben anlamam ya benimle alışverişe gelirsin yada bütün gün burada başının etini yerim söyleyeyim…
Tarık artık sinirlenmeye başlamıştır:
-git dışarıda bekle beni öğlene kadar o zaman çıkarız…
Seda şımarık bir kız çocuğu gibi:
-burada beklesem?!
TARIK:-şansını zorlama seda…
SEDA:-tamam ben kaçtım…
Tarık gözü bilgisayar ekranında yüzünde memnuniyetsiz bir ifadeyle el sallayarak:
-güle güle… çattık ya!...
Daha henüz öğlen vakti gelmemiştir bile ama tarığın telefonu çalar:
-tarık daha ne kadar bekleyeceğim seni?!
TARIK:-geliyorum seda…
Tarık telefonu kapattıktan sonra kafasına vurarak:
-aptal tarık başına sardığına bak şimdi kurtar kendini kurtarabilirsen…
Tarıkla seda yemekten sonra alış veriş merkezinde sedanın büyük ısrarlarıyla dolaşmaya başlarlar…


Naz akın ve Nihal restorandan çıkarken…
AKIN:-bizi mahcup ediyorsun naz seni bugün yalnız bırakmamın karşılığı bari yemeği ben ısmarlasaydım…
Naz nihale sarılıp öperken:
-sen bana çok iyi bir arkadaş kazandırdın akın benim yaptığım nedir seninkinin yanında…
NİHAL:-seni tanıdığıma ne kadar mutluyum bilemezsin…
NAZ:-inan bende öyle…
Nihal akına bakarak:
-ben şimdi nazdan bir şey daha isteyeceğim ama umarım çizmeyi aşmış olmam…
Naz hayretle bir akına bir nihale bakar:
-söyle ne isterseniz…
NİHAL:-ya! Biz senden önce akına smokin baktık ama benim beğendiklerimi akın akının beğendiklerini ben beğenmedim eğer vaktin varsa üçüncü bir göz olarak bize fikir verebilirmisin?
Naz sevimli bir gülümsemeyle:
-seve seve ne demek…


Akın smokinlerin birini giyip birini çıkarırken kızlar sürekli bir kusur bularak bir diğerini giydirmektedir… akın artık patlama noktasına gelmek üzeredir ki…
NAZ- NİHAL:-işte bu oldu…
Ardından birbirlerine bakıp gülerler…
Akın derin bir nefes almıştır ama…
NAZ:-yalnız o gömlek ve fular konusunda tereddütlerim var…
Nihal bir kompetan edasıyla akını süzerken:
-kesinlikle haklısın!
AKIN:-ama bu kadar yeter beni maymuna çevirdiniz!
Nihal ayağa kalkarak nişanlısının yanına gider ve yanağına bir öpücük kondurarak:
-bitti işte hayatım şimdi hallederiz diğerlerini de…
Bu kez naz kalkar oturduğu yerden:
-durun siz onlar şu tarafta ben birkaç tane seçip getireyim…
Naz onlardan uzaklaşıp mağazanın diğer köşesine geçince…
Nihal akının üzerindeki smokinin yakasını ve düğmelerini düzeltirken:
-ne iyi ettik nazı da çağırmakla…
AKIN:-ya! Tek başına yetmiyordun ikiniz birden mahvettiniz beni…
O sırada seda tarığı adeta kolundan çekelerken tarık önünden geçtikleri mağazanın içinde ki adamla kadını ve samimi hallerini görünce donup kalır:
-vay! Vay! Bu nazın yanında ki akın bey değil mi? seni şerefsiz demek iki kişiyi birden idare ediyorsun…
Tarık aceleyle içeri girerken seda arkasından seslenerek peşinden gider:
-tarık nereye?!
Tarık sedayı kolundan çekerek peşi sıra sürükler:
-gel buraya… yaktım seni!
Seda hayretle:
-beni mi neden?!
TARIK:-off! Seda! Ne seni yürü hadi…
Seda neler olduğunu anlamadan tarığın kolunda akınla nihalin yanına doğru gider....
Tarık yanlarına geldiklerinde suçlu yakalamış polis havasında:
-iyi günler akın bey!
Akın tarığı ve yanında ki kadını görünce hayret içinde bakarak:
-size de tarık bey…
Arkadan gelen naz tarığı fark etmeden:
-akın şunları bir denermisin?!
Tarığı ve sedayı görünce kanının çekildiğini hissederek akınla nihalin yanına geçer olayları öğrenmiş olan Nihal nazı akınla kendi arasına alırken:
-senin zevkin gayet iyi beni niye taktınız ki sanki peşinize?!
Nihal durumu kurtarma çabasındadır ama naz olayın şokundan her şeyi unutmuş gibidir:
-neee!
Nihale bakınca onun bakışlarıyla kendine gelerek:
-olsun arkadaşım az mı yardımın oldu bize…
Tarık bir kızlara bir akına bakarak ne olduğunu anlamaya çalışmaktadır…
SEDA:-tarııık! Hadi ama daha bir sürü işim var…
Tarık sedanın peşinden dışarı çıkarken kafası hala arkasında bıraktığı üçlüdedir…


Belgin içinde cahidenin de bulunduğu arkadaş gurubuyla aynı alışveriş merkezinin bir cafesinde oturup sohbet ederken tarık ve yanında ki sedayı görür “ay! İnanmıyorum bizim oğlan iyice sapıtmış bununla ne iş var”
Belgin kendi kendine bunları düşünürken cahide belginin baktığı yöne bakınca tarık ve sedayı o da görür…
Belgin birden ayağa fırlayarak:
-arkadaşlar biraz izninizi isteyeceğim…
CAHİDE:-seninle gelmemi istermisin?
BELGİN:-hayır canım sen keyfine bak…
Belgin kendini onlara göstermeden girdikleri mağazaya girer…
SEDA:-hayatım şunu çok beğendim bir deneyeceğim…
Tarığın aklı hala nazı ve diğerlerini bıraktığı yerdedir orada gördüğü bir pufa kendini bezgin bir halde bırakırken:
-hı hı!
Onları gizliden izleyen belgin:
-vah vah vah! Oğluşumun haline bak… belgin hemen bu işi çözüyorsun yoksa oğluşun mahvolmuş demektir tabi sende… ama hep senin hatan belgin ne istedin canın arkadaşın cahidenin kızından…
Usul usul sedanın girdiği kabine yaklaşırken:
-şimdi ben bir daha nasıl bulurum onun gibi düzgün aile kızını huysuzmuş bırak olsun! Bunu gibi… tövbe tövbe söyletecek şimdi beni…
Sedanın içinde olduğu kabine gelince kapıyı vurur… içerden:
-doluuu…
Belgin kapıyı açarken:
-biliyorum dolu olduğunu çekil bakayım kenara…
Seda yarı çıplak soyunma kabininde şok olmuş bir vaziyette belginle burun burunadır…
Belgin işaret parmağını sallayarak:
-bana bak küçük hanım….

esince
25-11-08, 17:30
Tarık gürültünün gelmesiyle yattı yerden hızla nazın
Yanına gitmiştir ve mutfaka girdiğinde kiçik bir şaşkınlığın ardından nazı bulur ve hemen yanına koşar ve sarılır ve

Tarık:ohh sağsın çok şükür… naz neler oldu burada böyle
Yani beş saniye içinde üçüncü dünya savaşı çıkamıyıcağına
Göre??
Naz :anlatırım ama kızmayacağına önce söz ver
Tarık(elleri belinde): bunun ardından mutlaka kızılacak bir söz söylenir neyse tamam bari
Naz:tamam şimdi hani ben sana çorba yapmaya geliyodum ya
Tarık:orada oldu deme …
Naz: yok ya hem sen niye benim sözümü kesiyosun ki neyse ya
İşte sende ban benim zehirlenmeye niyetim yok dedin bende sevdiğime güzel bir çorba yapıyım dedim yemek kitabını aldım gidiyodum
Tarık:ayağın takıldı düştün
Naz:tarıkkkk
Tarık:tamam tamam karışmıyorum hadi anlat
Naz:tamam kolum çaydanlığa takıldı çaydanlığın üstü düştü
Oradan tezgahın üstündekiler bardakalar çanaklar işte bu
Kızdın mı?
Tarık:ben sana kızbilirmiyim hiç nazım
Ve sarılırlar ardından mutfakı toparlamaya başlarlar ki
Nazın parmağına cam batar ve
Naz:ayyyyy
Tarık(yine telaşla)yine ne oldu naz ?
Naz:parmağıma cam battı
Tarık:bi bakıyım

Tarık nazın elini eline aldığında içi gitmiştir
Naz aslında acıdan kıvranması gerekirken Tarık ın onun parmağında ki kıymıkla uğraşmasıyla bakakalır Tarık a nazın
bir anda bütün acısı yok olur ve Tarık ın telaşını izlerken bulur kendisini ama en sonunda dayanamayarak

Naz:Tarık tama canım önemli bir şey yok küçük bir kesik
Tarık nazdan beklenmiyicek tepki karşısında şaşırmıştır
Tarık şaşkın şaşkın naza naza bakarken kapının kilidi açılır
İçeriye belgin ve cahide girerler mutfak a girdiklerinde
ikiside aynı anda
B&C:aman Allah ım ne olmuş buraya böyle TARIK NAZ !!!

Naz ve Tarık artık yere oturmuşlardır ilk önce birbirerine bakıp daha sonrada ayaklarını yere vuran sinirli annelerine bakarlar ve suçlu çocuklar gibi başlarını yere eğerler
Belginin gözü bir anda nazın kanayan parmağına takılır ve
Çantasında alel acele bi yara bandı bulup nazın parmağına yapıştırıp
Belgin:naz kızım parmağına ne yaptın of Allah ım of bide bunlar haftaya nişanlanıcaklar görüyormusun şunların halini cahidecim daha hastalıkları geçmedi nişana kadar nasıl iyileşicekler
Cahide:merak etme belgincim biz şimdi ikimiz bu mutfakı da yaparız,bunlarıda iyileştirir üstünede nişanı yaparız haftaya kadar telaşlanma
Belgin:hadi o zaman başlayalım hadi sizde yataklara marş marş
(Cahide ya dönerek)(tarık ve naz çoktan yataklarına gitmişlerdir)tarık ta sizin başınıza kaldı bugün
Cahide:ne önemi var canım hem tarık ta artık bizim bi oğlumuz sayılır neyse hadi başlayalım

Cahideyle belgin mutfak ı toparlarken tarık ve naz annelerinin sözlerini dinleyip yataklara gitmişlerdir ama bir farkla tek yatakta ve konuşurlar ve bir ara bir sessizlik olur bu sessizliği bozan naz olur
Naz:tarııık…canım romantik bir film izlesek nasıl olur?
Tarık:güzel olurda biz onu korku filmi yapsak nasıl olur
Naz:olmaz
Tarık:neden
Naz:korkarım ben ondan sonra gece rüyama filan girer
Rüyamda güzel şeyler görüceğim yerde onları göremem hiç kusura bakma canım
Tarık:yaaa demek öyle acaba naz hanımın şu güzel rüyalarını öğrenebilirmiyiz ??
Naz:ııı.. aslından şey sen biliyosun
Tarık(elini kendine doğrultarak):ben rüyalarını biliyorum
Ya naz bir kerede adının gereğini yapmazsan olmaz mı
Naz(gülerek):ıı olmaz (daha sonra tarık ın yanaklarını sıkarak) uu kıyabilirmiyim ben hiç sevgilime bu seferlik yapmıyorum
Bunuda hastalığımıza veriyorum (üstünü düzelterek konuşma başlar )tamam şey SENİ,beni bazen olucak çocuklarımızı gibi şeyler işte
Tarık:demek öyle e bu sefer naz hanımın istediği olsun bari rüyalarını bozmayalım

Tarık filmi koyup nazın yanına gelir kanepeye sarmaş dolaş otururlar yani nazın başı her zamanki yerine elerlide tarık ın belini sarmış tarıkta nazı filmin sonlarına doğru gelmişlerdir
Tarık naza bakmak için biraz kıpırdamaya başlayınca nazın uyuduğunu anlamıştır zaten naz filmin ortalarında uyumuştur hem tarık ın kalbinden gelen melodiyle hem de hastalığın rehavetiyle uyuya kalmıştır
Nazın uyuduğunu anlayan tarık yavaşça :uyumuş

Daha sonra nazın başını öpüp kafası geriye doğru atarak oda derin bir uykuya dalar sonbahar gelirken yapraklar ağaçlardan teker teker ayrılırken onlar birbirlerinin olduğu güzel bir rüyada buluşmuşlardır….

SON

''El!F''
25-11-08, 18:57
NAZ: Ohh.. Eğer bu akşam eve gitseydim. Dışarı çıkmak için izin isteseydim, hayatta vermezdi… Benim Motorsiklet sizin bagajda değil mi?

AYŞE: Evet…

NAZ: Hadi size gidelim. Ordan da yarışa geçeriz..

AYŞE: Tamam…

Çıkarlar kafeden..

Akşam saat 19:30---

Yarış yerinde olurlar…

NAZ: Ayşe bu yarış benim içim çok önemli..

AYŞE: Başaracağından eminim.. Sanki hiç kazanmamış gibi konuşuyorsun…

-BÖLÜM 1 SON

HIZ TUTKUNLARI

BÖLÜM 2

Uzakta onları izleyen 2 çift göz…

Tarık motorsikletin de oturmuş, Sadri ise yanında ayakta yarışı
beklemektedirler…

SADRİ: Şu ilerde siyah motorsikletli varya…

TARIK: Eee

SADRİ: O’nu kimse yenememiş şuana kadar. Hep birincilikle bitirmiş. Çok
ustaymış..

TARIK: Bu gece bir kişinin dışında

SADRİ: Kim?

TARIK: Ben!

SADRİ: O kadar eminsin yani?

Tarık sırıtarak başını sallar…

O sırada Naz başında ki kasketi çıkartır. Etrafına bakar ama Tarık’ı fark etmez…

Tarık ise şaşkın bir şekilde O’nu izliyordur.

Naz kasketini veriri Ayşe’ye….’’Çok sıcak oldu. Başlarken takarım…’’

TARIK: Bu O!

SADRİ: Kim Tarık?

TARIK: O senin gösterdiğin kız var ya

SADRİ: Eee…

TARIK: Dün akşam benim evimde kaldı!

SADRİ(Bağırarak): Neee!

TARIK: Oğlum bağırmasana!

NAZ: Kimden geldi o ses?

AYŞE: Bilmem..(Kasketi uzatır) Hadi tak artık, şimdi yarış başlayacak…

Naz kasketi geçirir başına…

SADRİ: Hadi Tarık, kasketini tak ve yerini al sende. Şimdi yarış başlayacak…

Kasketini takıp yerini alır Naz’ın yanına…

AYŞE: 3-2-1 der ve bayrağı kaldırır havaya…

Yarış başlar..

Tarık ve Naz’ın aralarında ki mesafe çok kısadır.
Kimi zaman Tarık önde, kimi zaman ise Naz öne geçer.
Uçuruma ulaşan ilk Naz olur ve yarışı tamamlar…

Ayşe’nin yanına geri döner. Kasketini çıkartıp iner motorundan…

Ayşe’ye sarılır…..’’Kazandım!’’

AYŞE(ayrılır, gülümser): Her zaman ki gibi…

Diğer tarafta ise durum farklıdır.

Tarık hızla iner motorundan….’’Allah kahretsin……!’’

SADRİ: Ben sana ne demiştim?

TARIK: Sus Sadri! Sus!

SADRİ: Tamam sakin ol… Hadi bir yerlere gidelim..

TARIK: İyi olur…

NAZ: E ne yapıyoruz?

AYŞE: Tabi ki..

NAZ: Her zaman ki yere mi?

AYŞE: Evet. Bizimkilerde orada olacak.

NAZ: Gidelim o zaman….

KAMPÜS BAR------

NAZ: İşte bak, orda bizimkiler…

Topluluğun yanına ilerlerler. Hepsi sırayla Naz’ın elini sıkıp, tebrik eder.

NAZ: Teşekkürler arkadaşlar…

BERK: Bu kaçıncı Naz?

NAZ: Bilmem. Ama her kazandığımda sanki ilkmiş gibi…

Tarık ve Sadri bardan içeri girerler. Naz yine Tarık’ı fark etmese de Tarık Naz’ı
fark eder.

TARIK(Sessizce): O’da burada

SADRİ: Efendim?

TARIK: Hadi geçip oturalım…

Boş bir masa bulup geçerler. Tarık oturduğu koltuğun içine gömülür…

SADRİ: Yorgun musun?

TARIK: Hem de nasıl..

SADRİ: Eve gidelim istiyorsan?

TARIK: Yok kalalım. Hem sakin burası bugün…

SADRİ: Sen bilirsin. Ne içersin?

TARIK: Kendine aldığından bana da al…

Sadri ayrılır yanından…

NAZ: Ayşe ben çok sıkıldım. Dışarı çıkıp biraz hava alacağım.

AYŞE: Tamam canım. Bende birazdan gelirim, gideriz.

Naz ayrılır yanından.

Kapıdan çıkarken Tarık, Naz’ı görür.

TARIK: Tam sırası. Şimdi ismini öğrenebilirim.

Sahil kenarında bulunan bu bardan dışarı atar kendini Naz.

Tahtalarda ilerler…

Gözlerini kapatıp, havaya doğru kaldırır yüzünü.

Hissetmek istediği, sadece kendine doğru esen rüzgardır.

Tarık yanına gelir…..’’Tebrik ederim….’’

NAZ(yüzünü çevirirken): Teşek---(durur) Sen?

TARIK(elini uzatır): Merhaba, ben Tarık!

Naz’ın şaşkınlığı geçmemiştir.

‘’İsmini söylemeyecek misin? Sabah sormayı unutmuşum..’’

Naz elini uzatır….’’Bende Naz’’

Tarık elini sıkar…’’Memnun oldum….’’

NAZ: Bende. Hem sen benim yarış yaptığımı nerden biliyorsun?

TARIK: Bende o yarıştaydım!

NAZ: Ne! Sende mi?

TARIK: Evet. Niye o kadar şaşırdın.

NAZ: Bilmem. Yarışlarla ilgilendiğini tahmin etmiyordum

Yüzünü tekrar denize çevirir…

TARIK: Ya sen hep insanlara karşı bu kadar soğuk musun?

NAZ: Hayır!

TARIK: Bana karşı mı yoksa sadece?

NAZ: Bak, dün çok kötü bir şey yaşadım ve etkisini hala üstümden atamadım.
Böyle davranmam doğaldır…

TARIK: Bu arada bana bir kahve sözün vardı.

NAZ: Unutmadım. Ama seninle bir daha karşılaşmam diye tahmin ediyordum.

TARIK: Ama karşılaştın…

O sırada Ayşe gelir yanlarına…

AYŞE: Hadi Naz, gidelim…

NAZ: Tamam.

Ayşe soru soran gözlerle Naz’a bakıyordur.

NAZ: Sizi tanıştırmadım(Ayşe’yi göstererek) Tarık, Ayşe(Tarık’ı göstererek)
Ayşe, Tarık…

El sıkışırlar…

‘’Memnun oldum..’’

‘’Bende….’’

NAZ: Hadi gidelim. Görüşürüz Tarık…

TARIK: Güle güle..

Yanından ayrılırlar. Bir taksi bulup hemen binerler…

TARIK: Ama yine unuttun Tarık!

Hızla taksinin peşinden koşmaya başlar…

Şoför Tarık’ın koştuğunu fark eder….’’Şu koşanı tanıyor musunuz?’’

İkisi de aynı anda arkaya dönüp…’’TARIK!’’

Şoför: Anladım tanıyorsunuz!

NAZ: Hemen arabayı durdurun.

Taksi durur. Naz hızla iner arabadan, Tarık yanına gelir.

TARIK(Nefes nefese): Sonunda….

NAZ: İyi misin?

TARIK: İyiyim iyiyim. Ben şey diyecektim. Sen bana kahve sözü verdin. Peki
ben sana nasıl ulaşacağım?

NAZ: Tabi ya! Numaramı vermedim.

Tarık eline numarasını yazar….’’İşte bu. Neyse sonra görüşürüz…’’

Taksiye biner ve uzaklaşırlar…

AYŞE: Tarık’ta taktı kafayı kahveye

NAZ: Söz verdik bir kere

AYŞE: Bence bu kahveye değil de, sana kafayı taktı…

NAZ: Ayşeeeee…!

AYŞE: Neyse, evde görüşeceğiz…!

Naz’ın telefonu çalar o sırada

NAZ: Eyvah! Annem arıyor! Ne diyeceğim?(telefonu açar) Alo annecim?

CAHİDE: Nerdesin kızım?

NAZ: Ayşeler---

O sırada şoför………’’Nereden döneceğiz hanfendi?’’

NAZ(sessizce): Bu şimdi mi sorulur ya!...

CAHİDE: O ses neydi?

Ayşe telefonu alır elinden…..’’Alo Cahide teyze?’’

CAHİDE: Ayşe, o ses neydi?

AYŞE: Taksicinin sesi. Biz kuzenimin doğum gününden dönüyoruzda.

CAHİDE: Bu saatte!

AYŞE: Geç bitti!

CAHİDE: İyi bakalım. Hem hani siz ders çalışacaktınız.

AYŞE: Biz çalıştık. Siz merak etmeyin.

CAHİDE: İyi bakalım, öyle olsun. Hadi görüşürüz.

AYŞE: Görüşürüz…

Telefonları kapatırlar.

NAZ: Ohh! Ucuz atlattık…

AYŞE: Sen yat kalk bana dua et.

NAZ: Boşa dostum demiyorum sana.

Ayşe gülümseyerek karşılık verir..

EVDE------

NAZ: O kadar yorgunum ki!

AYŞE: Git üstünü değiş gel. Ben kahve yapıyım.

Odasına gider Naz. Üstünü değiştirip gelir tekrar. Pencere kenarında ki tekli
koltuğa oturur.

Ayşe elindeki kahveyi uzattıktan sonra kendine geçer karşısında ki tekli
koltuğa.

NAZ: Teşekkürler.

AYŞE: Afiyet olsun.

Naz’ın gözleri dışarı dalıp gider…

AYŞE: Naz… Naaz…Naaaazz!—ayağıyla hafifçe vurur—Kime diyorum ben?

NAZ: Ayşe yavaş. Kahve dökülecek.

AYŞE: Daldın gittin. Ne düşünüyordun? Yoksa yine O’ nu mu?

Naz yüzünü tekrar cama çevirir. Gözleri dolmaya başlar…

AYŞE: Ağlıyor musun sen?

Naz gözünden akan yaşı hızla siler.

AYŞE: Ne oluyor sana Naz? Sen kolay kolay âşık olmazdın. İlişkiniz
başladığında bile âşık değildin O’na!

Naz’dan cevap gelmez…

AYŞE: Âşık olduğun tek şeyi motorlar bilirdim. Motorlar, yarışlar, onlarla ilgili her şey…

NAZ: Aslında ayrıldığıma çok üzülmüyorum. Benimle oynamasına, beni aptal yerine koymasına. İşte o beni incitti Ayşe. Ve evet aşık oldum. Çünkü kalbime söz geçiremedim…

TARIK’IN EVİ----

SADRİ: Tarıııkkk! Mutfağa gel!

TARIK: Ne var Sadri?

SADRİ: Oğlum bi işin ucundan tut ya. Hadi şu domatesleri doğra.

Domatesleri doğramaya başlar Tarık. Daha yeni başlamıştır ki parmağını kese.

Hemen suyun altına sokar….’’Kahretsin…!’’

SADRİ: Dikkatli ol. Sinirin geçmedi mi hala..

TARIK: Sinirli falan değilim ben. Havluyu uzatsana.

Tarık elini kuruladıktan sonra doğrayama devam eder, domatesleri (:

SADRİ: Tarık?

TARIK: Hıı?

SADRİ: Senin elinden kırmızı yerine siyah kan mı akıyor.

TARIK: Ne saçmalıyorsun Sadri?

SADRİ: Havlu da siyah lekeler varda…

Tarık avucuna bakar….’’Olamaz! numara silinmiş!’’

SADRİ: Ne numarası?

TARIK: Naz’ın verdiği numara!

SADRİ: Eyvahh!(sessizce): İşin yoksa şimdi bunun dırdırını çek!

TARIK: Hep senin yüzünden.

SADRİ: Ne! Benim mi? Yuhh Tarık….!

TARIK: Sen beni domates doğramak için çağırmasaydın, ben gelmezdim,
domates doğramazdım, parmağım kesilmezdi ve ben yıkamak zorunda
kalmazdım.

Sadri gülmeye başlar…

TARIK: Ne gülüyorsun?

SADRİ: Oğlum varya…!

Tarık sinirle yaklaşır….’’Ne varya?’’

SADRİ: Git içeri ya! Seni çağıranda kabahat. Ben yapıp getiririm.

Tarık sinirle çıkar mutfaktan…

NAZ: Neyse bu konuyu kapatalım. E bir daha ki yarış ne zaman?

AYŞE: 5 gün sonra. Yani Cuma günü. Konuyu hemen nasılda yarışa
getiriyorsun.

NAZ(gülümser): Sen demedin mi? Seviyorum yarışı. Bundan sonra TEK AŞKIM
onlar olacak.

AYŞE: Âşık olmak yok diyorsun yani?

NAZ: Evet

AYŞE: Büyük konuşma derim ben.

NAZ: Sen ne dersen de! Âşık olmak yok!

AYŞE: Tabi o yüzden bugün numaranı verdin Tarık’a…

NAZ: Her numara mı verdiğim kişi aşık olduğum kişi mi oluyor Ayşe?

AYŞE: Baksana çocuk hala unutmamış kahve sözünü…

NAZ: Üff! Bakalım arayacak mı? Verdim ama…

AYŞE: Neyse hadi artık yatalım. Yarın sınavımız var zaten.

NAZ: Ya Ayşe…

Ayşe yerinden kalkmış ilerlerken….’’Efendim?’’

Naz da peşinden…’’Şey…’’

Durup Naz’a döner Ayşe….’’Yine ne isteyeceksin Naz?’’

NAZ: Nerden anladın bir şey isteyeceği mi?

AYŞE: Ah Naz ahh… Hadi söyle?

NAZ: Ben diyorum ki okul çıkışı motorsikletlere falan bakmaya gidelim.

AYŞE: Naaaaz….!

NAZ: Ya ne var!

AYŞE: Ama Naz! Her zaman aynı şeyi istiyorsun. Hem yarın akşam eve
dönünce annene ne söyleyeceksin biraz onu düşün.

Naz sinirle odasına gider….’’Keyfimi kaçırmasan olmaz!’’

Ayşe kapıyı aralar….’’Kızdınız mı prenses?’’

Elinde bulunan yastığı fırlatır Ayşe’ye….’’Ayşeee….’’

Kapayı kapatıp odasına doğru ilerlemeye başlar…’’İyi geceler Naaaz!’’

NAZ: Sanada!




SADRİ: Sen bu kıza âşık mı oldun Tarık?

TARIK: Yooo… Bunu da nerden çıkardın?

SADRİ: Sen biliyorsun nerden çıkardığımı. Hem unuttun mu? Âşık olmak yok
demiştin sen, bir süre önce aşk senin için bitmişti…

TARIK: Evet öyle. Ama ya kalbime söz geçiremezsem?

SADRİ: Ben sana zamanında büyük konuşma demiştim.

TARIK: Henüz âşık falan değilim!

SADRİ: Tabi tabi. Neyse ben artık yatıyorum, yarın sınavım var. İyi geceler!

TARIK: İyi geceler..

SABAH---

AYŞE(bağırarak): Naaazzz! Kalk hadi artık….! Sınava geç kalacağız. Of ya
yarım saattir bağırıyorum uyanmıyor. Yoksa….

Koşarak odaya gider…

BÖLÜM 2 SON

brs-sym
25-11-08, 19:21
7.Bölüm

3 Şubat günü; saatler ilerliyor, ilerliyor… Günün batımına yaklaşılıyor şimdi de.



Bir taraftan birinin yokluğu ve ardında kalan yaşlı gözler, bir taraftan da isyan karışığı özlem duyguları… Başka bir yönden esen mutluluk meltemi vuruyordu yüzüne, nedeni bilinmediği…



Ümit merdivenlerden koşar adım iner.


Ümit: Naz! Bu fotoğraflar ne be?

Ümit elindeki fotoğrafları Naz’ın yüzüne doğru yaklaştırır. Naz fotoğrafları almaya çalışırken, Ümit ters tepip vermiyordur.



Naz: Ümit! Ver şunları çabuk.

Ümit: Naz sen bunlarda nasıl çıkmışsın? Birde saklıyor musun?

Ümit kahkahalarla gülerken, Naz çok sinirlenir.

Naz: Onları saklamıyorum, yatağın altına atmıştım. Sen nerden buldun ya?

Ümit: Kızım ben her yere girerim bilmiyor musun? Buldum işte.

Naz: Odamı karıştırıyordun dimi sen?

Ümit: Ya of Naz karıştırma şimdi işi. Tamam buldum işte fotolarını.

Naz: Asıl sen karıştırma! Orası benim özel yerim.

Ümit: Yesinler senin özelini. Hem ben karıştırmadım ki, deminden beri karıştıran sensin.

Naz: Ya Ümit saçmalama. Zaten canım sıkkın.

Ümit: Senin ne zaman havan iyi ki?




Her anını, onunla gibi yaşıyordu, akıldan atmak ne mümkün? Denizin üzerini, adeta bir çarşaf gibi serilmiş yere yürüdü, uca oturdu. Ayaklarını küçük bir çocuğun neşesi gibi, sarkıtmış suya bırakıyordu. Suya düşen gölgesi üzerinden ufka doğru uzandı. Suyun şırıltısını teninde hissediyordu… Parmak uçlarına erişen damlacıklar, iyiden iyiye rahatlatıyordu onu. Uzanmak istiyordu, sonsuzluğa, güneşe erişip birde oradan bakmak istiyordu, fani diyara… Elini uzatsa gelecek miydi? Hayatının her dakikasını teninde hissettiği adamın elini tutabilecek miydi?




Yüzüne vuran rüzgar, ruhunu denize hapsediyordu.
Hapsedilmişti kalbi, parmaklıklar ardındaki adı “sevda” yazılı yere…Çaresiz aşk, eli kolu bağlanmış nöbete duruyordu…



Çıkılması mümkün olmayan bir yola girmişlerdi, geri dönüşü yoktu. Yolun başındayken, önlerine çıkan her türlü engeli yıkmışlardı, aşkın gücüyle. Yolun devamı ise depremden sarsılmış, altlı üstlü yapmıştı her şeyi. Şimdi kafalarından gelen sesi değil, kalplerinden gelen seslere kulak tıkadılar. Kalplerinin sesini dinleyecekleri yerde… Bu aşk, geçtikleri yollarda ardında bir yığıntı trafik bırakmış, kırmızı ışıkları yakıp, diğer yolcuları bekletiyordu. Onlar inmişti, birbirlerinin kalplerine açılan durağa çoktan ayak basmışlardı. Oysaki hiçbir pusulaya bakmamışlardı, aşkın yolunu bulmak için. Sadece, kalplerinin karşısında birbirlerine boyun eğmiş, yüz çevirmiyorlardı. Titrek bedenleri, küt küt çarpan kalpleriyle sarsılıyordu. O sallantı, ölümü değil, aşkı çağırıyordu. İçlerinde bir arzu uyandırıyordu. İlk başta adını bile koymadıkları bu duygunun sıfatını taşıyorlardı şimdi. Gerçeği… Kalplerine bir ok gibi fırlayan küçük bir “şey”… Bilinmeyen… İşte gerçek aşk denen yoldalar şimdi.





Ölüm sessizliği her yeri esir almış, duyguların birikintisiyle sadece göz yaşları konuşuyordu. Anlatılamayan duygular, belirlenemeyen manalar…




Şimdi de bir kişi “eksik” yaşıyorlardı.



Dar ve uzun bir yolda yürümeye başladı, dalgalı saçları rüzgara vermişti kendini.



“Oğlum, işte yine çıkışı olmayan bir yola girdin, hüzün dolu bir yola…”

Tarık etraftan gelen seslere kulaklarını tıkamış, ama hala beyninden gelen sinyalleri susturamıyordu. İblis her noktadan saldırıyordu “aşık bedene”



Büyük sarsılmalarla yerinden fırladı Naz. Arkadan gelen Ümit, iskeleyi sarsmasıyla ablasını korkutmuştu.



Naz: Ümit biraz yavaş olsana!

Ümit: Kızım, sen şimdi ne yapıyorsun burada?

Naz: Dalga geçme Ümit. Umarım benim yaşadığım gibi bir sarsıntı yaşamazsın Ümit.

Ümit: Naz abartma, bende iskeledeydim.

Naz: Of Ümit, o sarsıntıyı ben yaşıyorum sadece, bir türlü dinmiyor.

Ümit: Naz sen iyi misin? Durdu işte, ben bir şey hissetmiyorum.

Naz: Ay ben kime anlatıyorum ki…

Ümit arkadan kahkahalar atmaya başlar.

Naz: Ümit sus! Eğer eğlenmeye geldiysen. Alacağını aldın git şimdi.

Ümit: Aman be sana da şaka yapılmıyor. Bu arada evi biri aradı, ses vermedi.

Naz, Ümit’in yanına gider.

Naz: Neden en başından söylemedin.

Ümit: En başından söyleseydim, seni sinir edemeyecektim de ondan.

Naz bu lafa aldırmadan eve koşar.




Eve geldiğinde telefonun altına sıkışmış olan kağıdı alır eline. Bu kağıt bir senedir orada duruyordur. Canı sıkkın olduğu zamanlar hep bu kâğıdın arasındaki cd yi dinlerdi.




Eline aldı bir cd çalara taktı.

Arkadan gelen sesle daldı gün ışığına…

Barış akarsu- Gözlerin


Boşluğa dalıp gider
Sahipsiz bakışların
Benim olsun isterim


Sırlarım
Acıdan ağlar örer
Kendi kayboluşlarım
Sende dursun isterim


Ağladım
Senin için ilk defa
Elimde parçalanmış
Bir hayat var aslında


Hapsoldum
Söylediğim yalanlara
Çıkışlar hep kapanmış
Ruhum dar sokaklarda




İlk dudaklarına hapsolduğu anı hatırladı.





“Yine iskelenin üzerinde sıcak bir yaz akşamıydı. Karmaşık duyguların içerisindeyken yine bu iskeleye gelmişti küçük genç kızımız. Yüzüne vuran meltem, onu düşünmeye zorluyordu. Arkadan, çıplak omzuna konan küçük öpücükle, kendini kaybetmişti. Yakışıklı oğlan, genç kızın yanına oturur.





Gözlerine bakarak, onun için yazmış olduğu “Gözlerin” şarkısını okur. Birbirine kenetlenen gözlerle birlikte, şimdi de dudaklar kilit atar, bu aşkın karşısında. Her nefesinde hissettiği adam artık onundur.”



Dudaklarındaki tadı hala hatırlıyordur. Gözlerini yumar, en son başvurduğu noktaya diker gözlerini, gökyüzüne… Kimseye açar, gönlünü, istediklerini gözlerindeki yaşlarla anlatır. Tanrı’nın onun yüzüne güleceği bekliyordu artık. Kendini bırakmıştır…



Yüreğindeki sesleri dökemiyordur artık önündeki küçük, yırtık kağıtlara… Kaleminin ucundan akmıyordur mürekkep, o bile donmuştur bu aşk karşısında…



7.BÖLÜM SONU

ummu88
26-11-08, 18:58
4. bölüm diyelim uyarlama ve eklemelerle birlikte devam


Naz: alo Ayşe sen misin?
Ayşe: naz ne oldu çatladım meraktan!
Naz: beni öptü
Ayşe: Neeeeeee? Şunu doğru dürüst anlatsana be!
Naz: gitim odasını bastım sekreteri bile durduramadı beni düşün yani
Ayşe: eee ne oldu sonra?
Naz: ağzıma geleni söyledim
Ayşe: ay sade de gel
Naz: gözlerimin güzel olduğunu söyledi. Yok, öfkelenince siyah inci gibi parlıyormuş
Ayşe: ay cok romantik...
Naz: ya neresi romantik sende hemen havaya giriyorsun!
Ayşe: eee ben anlamadım nasıl oldu ki seni öptü?
Naz: döndüm çıkıyordum kolumdan çekti ve oldu...(utangaç bir şekilde söyler)

Ayşe: vay vay neler olmuşta biz ayakta uyuyormusuz, sen bana hani aranızda
birseyler olmadığını söylemiştin.
Naz: ya hiç birsey yok şimdi annem gelir kapatmam lazım
Ayşe: benden kacamazsın herşeyi öğrenmem lazım!
Naz: ay tamam meraklı seni!


Birden kapı açılır ve vahi heycanlı bir şekilde kızına sarılır
Naz şaşkınlık içerisinde babasının kollarında bogulmaktan korkar

Vahi: kızım sen ne yaptın öyle!
Naz: ne yapmışım baba?
Vahi: Tekbank bizimle ortak çalışmaya karar vermiş, sekreteri bana haber verdi. Yarın bunun için toplantın var. Tarık Bey le konuşup halletmişsin. Benim aslan kızım benim elinden her iş gelir (diyerek Naz’ın omuzuna vurur)
Naz: ben yapmışım öyle mi?
Vahi: evet dedim ya biraz önce ne oldu hayırdır biraz şaşırdın
Naz: Yok yani şimdi Tarık bey bizimle ortak çalışmak mı istiyormuş?
Vahi: Naz sen beni dinlemiyor musun sekretere göre çok etkilemiş yaptığın konuşmayla Tarık Beyi


Naz şaşkınlık içerinsinde babasına bakarak. Ve kekeleyerek
Naz: şimdi konuşmamla Tarık beyi ben etkilemişim öyle mi dedi sekreter?
Vahi: naz sen nerdesin kelimelerimi ikiletmesen diyorum sen böyle nasıl etkiledin anlamadım.


Akşam tekelioğllu evi

Tarık işden yorgun bir şekilde gelir.
Belgin: hoş geldin oluşum nasıl geçti ilk günün bakalım
Tarık: halimden belli olmuyor mu çok yoğun ve hareketli geçti çok yorgunum bir duş alayım annem kendime geleyim. Babam geldi mi onunla konuşmam gerekiyor.
Belgin. Tamam, oğluşum hadi sen banyonu yap ben de yemek hazırlıkları nasıl bir göz gezdireyim. Baban geldi çalışma odasında

Tarık banyoya gider, yapar hazırlanır aşağı iner babasıda salona geçmiştir.

Hulusi gülerek
Hulusi: ooo hoş geldin zibidi nasıl çalışmak güzel mi?

Tarık: ( sinirli bir şekilde) hoş bulduk babacığım ilk gün için biraz fazla iş hazırlamışsın bana hayırdır
Hulusi: yo çok bir şey yoktu. Kredi işi davet birkaç dosya o kadar ona da çok dersen artık yandık tabi sen alıştın öyle 5 yıldır tembelliğe zor gelmiştir. Bırak şimdi de söyle bakalım Kredi işi ne oldu. Vahiciğime verdin mi?
Tarık: o iş biraz karışık babacığım. Öyle bir krediye nasıl onay verdin anlamadım. Hem de burada görüşmüssünüz. Hayırdır hatun çok mu güzeldi
Hulusi: ne diyon zibidi. Ne hatunu sen şaşırdın mı hatun falan yoktu. Avukatı ile geldi. Ama sanki ruh ikizim gibiydi, (bazı yerleri yyden uyarlamazsak olmaz diye düşümdüm )
Tarık: nasıl anlamadım
Hulusi: bak şimdi en sevdiğimiz tatlı,
Tarık: sütlü Nuriye
Hulusu: en sevdiğimiz şarkı
Tarık: inleyen nağmeler tabi zeki mürenden
Hulusi: tabi
Tarık: çok ilginç başka ortak noktalarınızda var mıydı?
Hulusi: olmaz mı çocuklarımız yurt dışında okuyan ailesini aramayan çocuklar, burada kendi âleminde sorumsuz çocuklar ama bi farkla dışarıda erkek sen, kız onun , burada
Tarık: onun erkek , kız filiz
Hulusi: nerden bildin
Tarık: eh yani sonu belli olanı biraz anlayalım yalnız bu benim garibime gitti ilginç
Huluısi: onu boş verde ne oldu neyi karışık yoksa ruk ikizime vermedin mi?
Tarık: onaylamadım babacığım sorumluluğu bana vermedin mi ben de böyle teminatı yetmeyen bir krediyi onaylamadım
Hulusi: sen benim söz verdiğim krediyi nasıl onaylamazsın sen zibidi
Tarık: a olmadı şimdi kararlarıma sygı duymayacaksan başta bırakayım ben kendi işime bakayım
Hulusi: yok öyle kararlarına saygı tamamda sen benim sözümüm üstüne söz söylemiş oldun asıl sen beni zor durumda bıraktın ruh ikizime karşı oldumu
Tarık: merak etme baba yarın bir toplantı daha ayarladım ama kredi değil de ortaklık düşünüyorum
Hulusi: ne dedin biz şimdi tekstil işine giriyoruz öyle mi?
Tarık: e na yapalım şimdi söz vermişsin ondan çözüm bulmaya çalıştım babacım hiç verdiğin sözü boşa çıkarır mıyım?
Hulusi: öyle olsun neyse haydi sofraya
Tarık: ya baba ciddi bu kadar ortak nokta ilginç değil mi ne raslantı değil mi?

Filiz o arada gelmiş babası ile abisinin konuşmasını duymuştur.

Filiz. Ne ilginç olan abi
Tarık: bilmem sen söyle filiz sence biraz garip değil mi bu kadar şeyin bir arada olması ne dersin
Filiz: neden abi diyerek kaş göz eder
Tarık: filiz benimle biraz yukarı gelirmisin seninle bir şeyler konuşmak istiyodum. Geleyim bir araya gelip konuşamadık hı kardeşim
Filiz: tamam ağabeycim
Yukarı çıkarlar
Tarık: anlat bakalım filiz hanım bu işde bir parmağın var mı?
Filiz: ne gibi ağabeycim
Tarık: anlamamış yapma filiz sen ümit naz vahi bey kredi en sevilen şarkı tatlı gibi mesela
Filiz: olabilir belki
Tarık: nasıl
Filiz: şimdi ben ümitle ders çalışıyordum onların evinde
Tarık: neeeeeeeeeeee onların evinde ben yoken bakıyorum aşmısız bazı şeyleri
Filiz: of abi başlama yine lise yıllarında yeterince çektim lütfen geri dönüş yaşamayalım olur mu ha işte anlatıyodum ya işte ders bitti bir şeyler içmek için aşağı indik vahi amca çok sıkıntılıydı. Ne olduğunu sordum oda anlattı. Ben de yardımı olacağını düşünerek babamla ilgili bazı şeyler söyledim oda uyguladı o kadar sen nazla arkadaş olsan bu kadar yardı mı yapmazmıydın
Tarık: naz ve ben arkadaş iiiiiiy düşüncesi bile korkunç
Filiz: bilmem bana havaalanında bakışların öyle demedi ya neyse
Tarık: bir an dalar filiz abi diyerek önünde elini gezdirir birden kendine gelir sinirle )filiz laf çevirme hani ümitle tanışmanı anlatacaktın.
Filiz: şimdi bak ağabeycim hani birlikte gittiğimiz kafe vardıya
Tarık: eeeeee
Filiz: biz arkadaşlarla orada kahvaltı yapıyoduk. Yanımdaki masaya birileri geldi. Geçerken sandalyeme çarptı. Ben ne oluyo demeden elindeki kola üzerime döküldü.

Bu arada belgin çocuklar nerdesiniz haydi sofraya diye sesi duyulur
Filiz: devamı sonra abisi belgin sultanı kızdırmayalım.
Tarık: kurtulduğunu sanma

der ve yemeğe inerler. Sohbetler uzar gider. Filiz o gece sorgudan yırtmıştır.

Ertesi gün
Tekbank toplantı salonu

Tarık: Sadri dosyada eksiklik yok değil mi?
Sadri: yok patron merak etme. Hayırdır seni biraz heyacanlı gördüm. Sanki özel biri gelecek gibisin
Tarık: hı anlamadım ne dedin Sadri
Sadri: yok bi şey demedim iyimisin diye sordum.
Tarık: of Sadri sabah o sohbeti yapmadık mı biz şimdi niye sordun

Sadri cevap verecekken kapı açılır sekreter önde naz ve ömer arkada içeri girerler.

Ömer nazın belinden tutarak kapıdan geçmesine izin verir. Tarık bu durumu görünce birden öfkelendiğini hisseder nedenini tam olarak anlamasada, sanki midesinin üstüne içerden bir yumruk inmiş gibi hisseder.

Dik dik naza ve ömer’in eline bakar.

Sadri: hoş geldiniz naz hanım ömer bey diyerek tokalaşır ve masaya davet eder. Tarık hala ikisinin samimiyetini çözmeye çalışır gibi sinirle bakmaktadır.
Tarık: naz hanım avukatınız galiba bir toplantıya değil davete gelmiş gibi hareket ediyor.
Naz: anlamadım Tarık Bey neden
Tarık: ne bu samimiyet iş ortamındayız.
Naz: anlamadım ne gibi
Tarık: eli diyorum belinizden hiç çekmiyorda ondan.
Naz: (önce biraz şaşır ) siz samimiyet görmemişsiniz inanmazsınız ne yüzsüzler var geçenlerde bir iş için bir şirkete gittim adam beni öpmeye kalkmasın mı tabii bende dersini verdim.
Tarık: inanırım yalnız sanırım avukatınıza pek ders verememişsiniz ki hala eli belinizde
(Ömer hemen elini çeker)
Naz: biz sanırım buraya bir toplantı için gelmiştik şirket kuralları konuşmaya değil yanılıyormuyum.

Tarık daha fazla üstelemez geçelim toplantıya der
Dosyalar incelenir. Üzerinde konuşulur.
Tarık: gördüğünüz gibi naz hanım verilen teminat yeterli gelmediğinden size kredi veremedik fakat babam babanıza söz verdiği için bizde farklı bir çözüm yolu düşündük böyle bir çalışmaya karar verdik. Yani sizin söylediğiniz gibi değil
Naz: ne diyeceğini bilemez ben şey derken
Tarık: ortaklığın detayları için Japonlarla ortak bir toplantı ayarlayalım
Naz: tamam babamla konuşup toplantı zamanını size bildiririm. Şey Tarık bey ben ..derken Tarık ayağa kalkar umarım iki şirket içinde hayırlı olur diyerek toplantıyı bitirir.

…………………………………………………………………………………………………………

zeyno-brşkrs
27-11-08, 14:04
Sedanın içinde olduğu kabine gelince kapıyı vurur… içerden:
-doluuu…
Belgin kapıyı açarken:
-biliyorum dolu olduğunu çekil bakayım kenara…
Seda yarı çıplak soyunma kabininde şok olmuş bir vaziyette belginle burun burunadır…
Belgin işaret parmağını sallayarak:
-bana bak küçük hanım….





GÖZLERİN 29.BÖLÜM


SEDA:-siz!
BELGİN:-evet ben! Benim kim olduğumu biliyorsun değil mi?
Seda korkarak başını sallar…
Belgin alçak sesle ama ültimatom verir bir tarzla:
-derhal oğlumun yakasından düşüyorsun duydun mu beni!
SEDA:-ama biz birbirimizi seviyoruz!
BELGİN:-bırak kızım bu ayakları ben senin kim olduğunu biliyorum sende benim… eğer oğlumun yakasından düşmezsen hani o her gün girip çıktığın güzellik salonları spa merkezleri spor tesisleri var ya bir daha ayağını sokamazsın oralara bir telefonuma bakar biliyormusun?!
SEDA:-ama bu düpedüz şantaj!
Belgin kendinden emin bir tavırla başını sallayarak:
-evet canım aynen öyle…


Belgin tekrar arkadaşlarının yanına döndüğünde…
CAHİDE:-iyimisin?!
Belgin gülümseyerek:
-şimdi gayet iyiyim…
Birden tekrar cahideye dönerek:
-akşam bize gelsenize…
Cahide şaşkın:
-bilmem ki…
BELGİN:-ama bu kez mazeret istemiyorum nazda gelecek… hasret kaldım güzel kızımın yüzüne…
Belgin gülümseyerek Cahideye bakarken Cahide şaşkın belginin tavırlarına anlam vermeye çalışmaktadır…

Alış veriş merkezinin otoparkında arabaya doğru yürürlerken seda sıkıntı içinde tarığa neyi nasıl söyleyeceğini düşünmektedir…
SEDA:-tarık!
TARIK:-efendim!
SEDA:-sanırım biz seninle yapamayacağız…
Tarık hayretle:
-nee!
SEDA:-olmuyor Tarık…
Tarık gülmemek için kendini zor tutmaktadır:
-bunu nasıl anladın birden bire?
SEDA:-sen benim zevk aldığım şeylerden zevk almıyorsun…
TARIK:-doğrusu zevklerimizin pek uyuştuğu söylenemez…
SEDA:-o yüzden yol yakınken bitirelim biz bu işi…
Tarık omuzlarından büyük bir yük kalktığını hissederek:
-nasıl istersen zorla bir şey olmaz tabi…
Arabaya binerlerken Tarık mutluluğunu belli etmemek için büyük çaba harcamaktadır:
-hadi bin seni gideceğin yere bırakayım…
Seda belginin bir yerlerden kendilerini takip ediyor olabileceği endişesiyle sağına soluna bakarak:
-yok! sen zahmet etme ben şuradan bir taksiye atlar giderim…
TARIK:-saçmalama o kadar da değil beraber geldik nereye gideceksen ben bırakırım seni…



Ayşe kahvesinden kocaman bir yudum aldıktan sonra keyifle arkasına yaslanarak:
-sana inanamıyorum Naz iyice abarttın…
NAZ:-bu işten memnun olduğumu sanıyorsan yanılıyorsun ama bir kere yalana bulaştın mı çorap söküğü gibi peşi geliyor işte…
AYŞE:-ee!şimdi ne olacak?
NAZ:-bir şey olacağı yok Allahtan Nihalin kimliğini açıklamak zorunda kalmadıkta… gerçi öyle olsa ne derdik onu da bilmiyorum…
Eve gelen Cahide kızları evde görünce:
-oo! erkencisin Naz… nasıl oldu?
NAZ:-bugün öğleden sonra şirkette değildim de…
CAHİDE:-demek başını işlere gömmekten vazgeçtin nihayet… sen nasılsın Ayşeciğim?…
Ayşe oturduğu yerden kalkarken:
-iyiyim Cahide teyzeciğim… siz geldiniz ben gidiyorum gibi olacak ama ben iznizi isteyeyim…
CAHİDE:-pekiyi kızım annenlere selam söyle…
Naz Ayşeyi yolcu ettikten sonra…
CAHİDE:-Naz bu akşam için belgin teyzen bizi yemeğe davet etti…
NAZ:-anne sebebini de bildiğin üzere ben oraya gelmiyorum…
CAHİDE:- iyi de kızım bu sebebi bir sen bir ben biliyoruz ve Belgin seni özellikle çağırdı…
Naz kaşlarını kaldırarak:
-Belgin teyze… beni… özellikle… o niye o?
CAHİDE:-özlemiş…
NAZ:-özlemiş! Allah Allah bu da nereden çıktıysa…
CAHİDE:-hadi uzatma… daha ne kadar kaçabilirsin…
Naz biraz düşündükten sonra:
-belki de haklısın anne…
CAHİDE:-ha! Şöyle hadi hazırlan baban birazdan gelip alacak bizi… Ümit zaten Filizleymiş o direkt oraya gelecek…
NAZ:-anne Ümitle Filizin arasında neler oluyor? kaç zamandır işlerle boğuşmaktan Ümitle ilgilenecek vaktim bile olmadı…
Cahide imalı bir şekilde:
-bilmem belkide birilerinin başaramadığını onlar başarıyordur…
NAZ:-anneee!

Tekelioğullarında yemek telaşı başlamışken Tarık keyifle ıslık çalarak girer eve:
-herkese iyi akşamlar…
Belgin gülümseyerek:
-hayırdır oğluşum uzun zamandır seni bu kadar keyifli görmemiştim?!
Tarık annesinden bir makas alarak:
-üzerimden büyük bir yük kalktı da bugün ondan…
Belgin duyduklarından mutlu:
-ya! Ne güzel!… “sayemde Tarık sayemde”
TARIK:-ben çıkıp bir duş alayım…
BELGİN:-yemeğe Vahi amcanlar geliyor fazla oyalanma…
TARIK:-ben yemeğe inmesem…
BELGİN:-saçmalama Tarık… neler oluyor sana hem kaç zamandır Nazda gelmiyordu ama bugün özellikle çağırdım o da gelecek…
Tarık acı bir gülümsemeyle:
-bence sen bekleme o gelmez…
BELGİN:-kim demiş şimdi konuştum yola çıkmışlar bile…
Tarık telaşla yukarı kata çıkarken:
-o zaman ben acele edeyim…
Belgin zafer kazanmış komutan edasıyla:
-bravo sana Belgin! senin kafaya koyup yapamayacağın şey yok…
Tarık odasının kapısına geldiğinde birden duralar:
-bu akşam buraya gelecek olman çok iyi oldu hele beklediğim şu haberde bir gelsin…
Tarık duştan çıkmış aceleyle üzerini giyiniyordur aşağıdan gelen seslere bakılırsa misafirler gelmiştir bile…

Naz eve girdiklerinden beri Belginin kendine gösterdiği yoğun ilgiden adeta rahatsız olmuştur…
BELGİN:-nazcığım orada rahatmısın yavrum? istersen şöyle koltuğa geç…
Naz zoraki bir gülümsemeyle:
-böyle gayet iyi Belgin teyze sağ olun…
HULUSİ:-öteki çocuklar nerede?
BELGİN:-Tarık yukarıda üzerini değiştiriyor gelir şimdi… Filizle Ümitte okul çıkışı buluşup sinemaya gitmişler birazdan burada olurlar…
Hulusinin yüzünün düştüğünü gören Vahi:
-çocuklarda ne güzel arkadaş oldu değil mi Hulusiciğim…
Hulusi asık suratla:
-ya ya! Öyle… “bu arkadaşlık nedir anlayacağız bakalım”


Tarık tam odasından çıkmak üzereyken telefonu çalar:
-efendim…
-…..
-ya demek öyle anlıyorum çok teşekkürler…
Telefonu kapatıp keyifle cebine koyarken:
-dur bakalım bu oyunda daha neler olacak…
Keyifle ikişer üçer merdivenleri inerek diğerlerinin yanına gelir… Vahi ve Cahideyle selamlaştıktan sonra Nazın yanına gider…
Tarığın yüzünde nazın uzun süredir görmediği ve kendine itiraf edemese de görmeyi çok özlediği bir ifade vardır… yüzü gülerken gözlerinin içi de ışıl ışıldır:
-Naz hoş geldin…
Tarığın elinin temasıyla içinde bir şeylerin harekete geçtiğini hisseden Naz mesafeli durmaya çaba göstererek:
-teşekkürler… hoş bulduk…
Filiz ve Ümitte geldikten sonra akşam yemeği için masaya geçtiklerinde Belginin konuklarını masaya oturtma şekliyle Tarık ve Naz karşı karşıyadırlar…
Masada yapılan sohbetlere Naz hariç herkes keyifle iştirak etmektedir… hele Tarığın keyfine diyecek yoktur… Naz onunla göz göze gelmemek için büyük çaba harcasa da başını her kaldırdığında neşeyle kendine bakan yüzünü gördükçe sinirlenmektedir…
BELGİN:-Nazcığım sen hiç konuşmadın?
NAZ:-sizleri dinliyorum…
Tarık imalı imalı naza bakarken:
-bizim sohbetlerimiz nazı açmadı sanırım!
Naz Tarığa ters ters bakarken onu huzursuz etme çabasıyla:
-rica ederim… sanırım bugün biraz fazla koşturdum…
Üstüne basa basa:
-arkadaşlarımla alış verişteydim de…
Tarık kaşlarını kaldırıp sinsice güler:
“o konuya da geleceğiz küçük hanım ama burası yeri değil”


Yemekten sonra herkes kahvelerini yudumlarken Filiz abisinin gitarı elinde salona gelir:
-abi ne zamandır bize şarkı söylemiyorsun… bir şeyler söyle de içimiz açılsın…
Bu kez Tarık Nazın canını acıtmak için üzerine basa basa:
-niye daha geçen gün konserde dinlemedin mi beni?!
FİLİZ:-o başka bu başka ama…
HULUSİ:-amma nazlandın oğlum…
ÜMİT:-“Gözlerin”i söylesene Tarık ben o şarkıyı çok sevdim…
Tarık ve Naz göz göze gelirler o bir anlık bakışta öyle anlamlar yüklüdür ki üzerine sayfalarca yazılıp çizilebilecek…
NAZ: “sakın Tarık lütfen yapma… şimdi değil burada değil”
TARIK: “şu an o şarkıyı senin gözlerinin içine bakarak söylemeyi öyle çok isterdim ki ama maalesef yeri değil”
Tarık bakışlarını Ümite çevirerek:
-izninle şimdi onu söylemeyeyim ümit….
Tarık gitarın tellerine dokunmaya başladığı anda naz her şeyi ve herkesi unutur bir anda sanki ortamda sadece Tarık ve gitarının onu büyüleyen güzel sesi vardır…
NAZ: “şarkı farklı olsa ne olur söyleyen sen olduktan sonra”

Hasretler ayrılıklarla başlar
Yanan yürek sessizce ağlar
Bütün anılar canlanıverir
Sanki hiç bitmemişler gibi
Yolu gözlenen giden sevgili
Geri dönecekmiş gibi
için için har gibi
Kaplar bütün benliğini
Bir garip olursun bunun ardından
Bazı bir rüzgar gibi
Eser ayrılık yeli
Gider sevgilinin ardından
Önceleri sessizdir ayrılanlar
Mutluluğu başka yerde ararlar
Oysa geçen günlere yakınırlar
Ayrılıktır bu çeken anlar
için için har gibi
Kaplar bütün benliğini
Bir garip olursun bunun ardından
Bazı bir rüzgar gibi
Eser ayrılık yeli
Gider sevgilinin ardından
Ah! ayrılık ah! ayrılık


Şarkı bittiğinde Tarık ve Naz göz gözedirler kendileri bunun farkında olmasa da şarkı boyunca onları takip eden Belginse son derece mutludur…
Naz kendine gelince hemen bakışlarını kaçırır ama bu kez de yüzünde kocaman bir gülümsemeyle ona bakan Belginle göz göze gelir…


Ümit Filize doğru eğilerek:
-ben sana söylüyorum var bunların arasında bir şey!
Hulusinin ters ters kendilerine baktığını gören Ümit doğrularak:
-ayrıca babanın da bana karşı bazı duyguları var sanırım…
Filiz bir babasına bir Ümite bakarak gülümser:
-abimleri bilmem ama babamın sana duyguları konusunda seninle hem fikirim…


Naz bir an önce o kalabalığın içinden kaçmak istemektedir yerinden kalkarak Tarık iltifatları kabul ederken sessizce dış kapıdan çıkar:
“kendime inanamıyorum bana yaptıklarına rağmen hala onu dinlerken nasıl bunları hissedebiliyorum”
-aptalsın sen naz! Aptal!
Açık bıraktığı kapıdan usulca süzülen Tarık:
-nedenmiş o?
Naz irkilerek arkasına döner:
-hii! Sende nerden çıktın…
TARIK:-kapıdaan!... söyle bakalım kendi kendine niye iltifat ediyordun öyle?
NAZ:-seninde dediğin gibi kendime söylüyordum seni ilgilendirmez…
TARIK:-burada böyle duracakmısın daha?
Naz omzunu silkerek:
-dururum durmam sana ne…
Tarık Nazın biraz olsun ısınmak için kendini sardığı kollarını tutarak:
-buz gibi olmuşsun bile hasta olursun… üzerine kabanını vereyim de biraz yürüyelim istersen…
NAZ:-istemiyorum beni yalnız bırakırmısın lütfen!
Tarık içeri girip Nazın ve kendi üstünü alarak tekrar dışarı çıkar ve kabanını nazın omzuna bırakıp:
-çok inatçısın Naz!
Naz hiçbir şey söylemeden üzerini giyinir ve ağır ağır merdivenleri inmeye başlar…
Tarık arkasından inerken:
-arkadaşlarını çok sevdim…
Naz durup arkasına döner:
-öyle mi?
TARIK:
-hı hı! Ayrıca da birbirlerine çok yakışıyorlar…
Naz hayretten gözlerini açarak:
-ne!
TARIK:-ne nesi! Haftaya nişanları yok mu? Sanırım bu günde nişan için Akına kıyafet bakıyordunuz…
NAZ:-sana bunları… Ayşee! Ayşe öldüreceğim seni!
Tarık gülerek:
-Ayşenin günahına girme onunla bir ilgisi yok…
Naz elini beline koyarak:
-madem öyle nasıl öğrendin?
Tarık keyifle:
-sizin şirkette küçücük bir araştırma yapmam yeterli oldu…
NAZ:-iyi de nesini araştırıyorsun sana ne?! sen kendi ilişkinle ilgilensene…
Tarık bir an durur ve derin bir nefes vererek ciddi bir tavırla:
-haa! Benim ilişkim “beni kudurtmanın bedeli gerçeği şimdi öğrenemeyeceksin naz hanım”…
NAZ:-evet! Senin…
TARIK:-haklısında biz şu anda senden konuşuyoruz ve yalanlarından…
NAZ:-hiçte konuşulacak bir şey yok gördüğün gibi… ne oldu başın göğe erdi mi yalanım ortaya çıkınca? bu yaptığıma karşılık ne yapmayı düşünüyorsun beni anneme mi şikayet edeceksin?
Tarık yanında yürüdüğü nazın önüne geçerek onu durdurur… gözlerinde değişik bir pırıltıyla kolundan tutarak buğulu bir sesle:
-yoo! Benim daha enteresan fikirlerim var…
O birbirinin içinde kaybolmaya her an hazır bekleyen iki bakış buluşmuştur gene gecenin soğuğu bedenlerini üşütürken bakışları birbirlerinin ruhunu ateşlemektedir…
Tarık naza bir adım daha yaklaşıp soğuğun içinde kaybolan yasemin kokusunu ve dudaklarında ki çilek tadını bir kez daha hissetmek için elini onun kolundan beline doğru kaydırıp kendine doğru çekerken aklıyla kalbi arasında gelgitler yaşayan naz Tarığın kolundan kurtularak:
-ne yapmaya çalışıyorsun sen?!
Tarık reddedilmişliğin siniriyle:
-sanırım çok yanlış bir şey…
Naz başını dikleştirip sinirle tarığa bakarak:
-evet! Kesinlikle öyle… kapanmış defterleri açmanın hiçbir yararı yok… ayrıca senin bir ilişkin var ve bizim aramızda da artık arkadaşlıktan başka hiçbir şey olamaz!!
Tarık kaşlarını çatarak:
-arkadaş mı?
Naz rahatlamış gibi derin bir nefes verir:
-tabi ya! Arkadaş!... düşmanmış gibi davranmanın ne manası var…
TARIK:-sen ve ben arkadaş…
Naz sevimli sevimli sırıtarak Tarığın koluna girer:
-hı hı! Ne güzel değil mi?... hatta neydi senin sevgilinin adı? Ha! Seda… sen ben ve seda beraber bir şeyler bile yapabiliriz...
Tarık hayretle açılmış gözlerle naza bakarken nazın girdiği kolunu çekip elini anlına koyarak:
-ne! senin ateşin falan mı var?
Naz sevimli sırıtmasına devam ederken Tarığın göğsüne hafif bir yumruk atarak:
-ilahi Tarık çok şakacısın! Bak işte bunlar arkadaş olmanın faydaları ben bu yönünü hiç görmemiştim…
Tarık daha fazla dayanamayacağını anlayınca nazın yanından ayrılıp hızlı adımlarla eve doğru ilerlerken arkasından seslenen naz:
-aa! Aşk olsun arkadaşım! İnsan hiç arkadaşını bırakıp öyle birden bire gider mi?
Tarık sinirle kendi kendine söylenir:
-arkadaşmış ne arkadaş ama!!
Naz büyük bir huzura kavuşmuş gibi kollarıyla kendini sararak gözlerini gökyüzüne dikip gülümser ve Tarığın arkasından eve doğru ilerlerken:
-ooh! Nasıl bir yük kalktı üzerimden… tabi ya! Ben Tarığın sanatına hayranım ve onu çok seviyorum ama bir arkadaş gibi hepsi o kadar …

YESIL8
27-11-08, 23:01
Ertesi gün

Tarık yüz üstü yatağın üzerinde uzanmış yatarken sol elini yatağın sağ tarafındaki boşlukta gezdirir…

Sonra başını döndürüp odanın içinde bir o tarafa bir bu tarafa koşturup üzerini giyinen genç kadına bakarak…


Tarık: Nereye??


Naz mini siyah eteğinin üzerinde kalın kemerini takarken…

Naz: Unuttun mu canım. (yatağın boş tarafına oturup Tarık’ın saçlarını okşarken) Her zaman ki gibi işe…

Tarık’ın alnına hızla bir öpücük kondurup kalkacakken güçlü bir kol onu kendine doğru çeker…

Tarık: Doğru unuttum. Dün geceden sonra tüm zihnim silindi sanki..(gülümser)

Naz’ı daha da kendine yaklaştırarak…

Tarık: Aklımın az da olsa yerine gelmesi için ….


Dudaklar birleşir…


Ve ayrılır…

Naz’ın gözleri hala kapalı…

Tarık: Şimdi gidebilirsin…

Naz: Ne yani hepsi bu kadar mıydı?

Tarık kolunu başının altına götürerek sırt üstü yatar…


Naz: Peki şimdi benim uçup giden aklım ne olacak…

Çalan telefon sesi ile…


Tarık: Ona da bir çözüm yolu biliyorum ben…

Gülümserler…


Önce duymamazlıktan gelseler de ısrarla çalan telefon tüm büyüyü silip götürmüştü…

Naz: Tarık bence bakmalısın…

Tarık: Sadri’ dir… Sabah sabah kim arar ki beni başka..Tabi eceline susamamışsa..


Naz, uzanıp komodinin üzerinde yanıp sönen telefonu eline alır…


Naz: Yanıldın.. Babam arıyor…

Tarık: Baban mı?

Naz: Benim babam değil. Senin baban.

Tarık biraz isteksizce yataktan doğrulur …

Naz: Teorik olarak aynı zamanda … Neyse boş ver..Açmayacak mısın?


Tarık telefonun yeşil düğmesine basar..

Naz yatağın kenarına oturup yüksek topuklu ayakkabılarını giyerken Tarık bir kulağında cep telefonu odanın içinde bir o tarafa bir bu tarafa yürür..


Tarık: Efendim baba… H ıhı .. Anlıyorum.. Naz’a sorarım.. Söz vermiyorum ama… Peki…


Telefon kapandıktan sonra….

Naz ayağa kalkar . Tarık’ın önünde durup


Naz: Kötü bir şey yok değil mi…

Tarık: Yok. Sadece akşam yemeğe çağırıyorlar…

Naz: Sen ne dedin peki..

Tarık: Naz’a sormam gerek dedim..

Naz: Yapma Tarık lütfen. Ne geçtiyse geçti aranızda ama o senin annen. Bazı şeyler için sonra keşke dememen için bu inadından vazgeç..

Naz, yalvaran gözlerle Tarık’a bakarken

Tarık (içses) : Bir bilsen annemle küsme sebebimi…


Naz’ın eli Tarık’ın yüzündeyken..

Naz: Lütfen… Benim için…

Tarık, Naz’ın eline küçük bir öpücük kondurur..

Tarık: Peki..


Naz sevinerek iki kolunu Tarık’ın boynuna doğru uzatır…

Başını Tarık’ın başına dayar..

Naz: Seni seviyorum…

Tarık Naz’ın minik burnuna küçük bir öpücük kondurur…

Tarık: Git yoksa. Birazdan bu kapıdan hiç çıkamayacaksın…

Naz, gülümser…

Bond çantasını eline alır.


Naz: Nerde bu telefon… Heh işte burada

Pufun üzerinde duran telefonu eline alır…


Gri aracın içine yerleşip henüz motoru çalıştırmışken gelen mesaj sesi ile gülümser…


Aç tuşuna bastığında yüzündeki gülümseme bir anda silinir…




52. Bölüm



Tarık: Naaaz lütfen beni anlamaya çalış. Evet başlangıçta her şey babandan intikam almak için oynadığım bir oyundu.

Naz, buğulanan gözlerle başını ‘’hayır’’ anlamında iki yana ağır ağır sallarken


Naz: Yo yoo bunu bana ‘’bize’’ yapmış olamazsın…

İçindeki hissettiği acıyı adeta ona da yaşatmak istercesine Tarık’ın göğsünü olanca gücüyle yumruklarken

Naz: Yalan de .. Hepsi yalan … Söylenenlerin hepsi yalan de… Konuş Tarık konuş lütfen…

Genç adam sessiz .. Suskun…

Sonunda gücü tükenip dizlerinin bağı çözülürken Tarık, genç kadını kollarından tutup hızla yere düşmesini son anda engelleyebildi…

O da onunla birlikte dizlerinin üzerine çökerken…

Naz, dizlerinin üzerine çökmüş ağlamaya devam ediyordu şimdi…
Dudaklarından belli belirsiz sözcükler dökülüyordu…


Genç adamın suskunluğu genç kadını giderek daha büyük bir hayal kırıklığının kollarına doğru itiyordu…Konuşsa , karşı koysa farklı mı olurdu sanki.. Bunu o da bilmiyordu.


Naz: Demek her şey bir yalandı…

Genç kadının boğazına düğümlenen hıçkırıklarla kesilir bir an nefesi…

Alt dudağı gelip giderken bir an durup sessiz sedasız döküldü o cümle…

Naz: Beni sevdiğini söylemiştin…

Tarık, Naz’ı kollarından tutup ona sarılıp onu ne kadar sevdiğini söylemek için hamle yaptığında

Tarık: Naz, ben seni hep sevdim…


Genç kadın omuzlarına değen parmakların hafif dokunuşuyla adeta çılgına döner.

Naz: Dokunmaaa !!! Uzak dur benden… Hala yalan söylüyorsun Tarık. Hala yalan söylüyorsun…


Tarık’ın tüm korkuları şimdi gerçek olmuştu işte…


Tarık: Naz lütfen.. Beni bir kez olsun dinle..Lütfen..

Tarık tekrar ona yaklaşmak için yaklaştığında ise bu kez daha sarsıcı bir tepkiyle karşılaşır..

Naz, genç adamı iki eliyle itip olanca gücüyle onu kendinden uzaklaştırırken bir yandan haykırıyordu..

Naz: Dokunma iğreniyorum senden…


Genç adam arkaya düşmemek için her iki eliyle yerden destek alırken yüzündeki şaşkınlık ve korku o tek kelime etmese de okunuyordu…

O ilk gece tutulduğu kadın şimdi onu olanca gücüyle kendinden uzaklaştırıyordu.

Genç kadının öfke dolu bakışları adamı yakıp geçerken…

Naz: Karşılaşmamız … Yardım etme bahanesiyle bana yaklaşman.. Hepsi… hepsi bir oyundu…

Genç adam, yüzünün şeklini ve dudağından dökülen o sözcüklerin sahibini tanımadığı bu kadına şimdi başka gözlerle bakıyordu…

Genç kadın sinirle karışık gülmeye başlar dökülen göz yaşlarını hızlıca silerken


Naz: Aptalın tekiyim ben…Beni sevdiğine öyle inanmıştım ki. Gözümün önünde olanları bile göremeyecek kadar körmüşüm meğer…

Hızla başını kaldırır. Keskin ve bir o kadar nefret dolu bakışlar fırlatırken…

Tarık: Ne yapsam, ne söylesem seni artık kendime inandıramayacağım. Bunu artık daha iyi anlıyorum…


Naz: Burada durmuş beni yolumdan vazgeçireceğin o tek cümleyi beklediğime hala inanamıyorum.


Gözü öfke ve kızgınlığa boyanmış genç kadın aniden sağ elindeki yüzüğü çıkıp odanın karşı duvarına fırlatırken…


Naz: Lanet olsun…


Metal taşın üzerinde dururken paha biçilemez değerdeki o renkli taşlar tıpkı genç kadının kırılan kalbi gibi şimdi odanın dört bir yanına dağılmış parça parça olmuştu…

Tarık dizlerinin üzerine çökmüş elinden kayıp giden mutluluğa bakarken…

Buz gibi bir sessizlik kaplamıştı ortalığı…

Gece karası boncuk tanelerinin giderek ondan uzaklaştığını hissetti kendinden..

Bir anda hızlıca sarılıp göğsüne bastırır genç kadını…


Ve sonunda o da teslim olmuştu göz yaşlarına…


Tarık: Gitme.. Lütfen buna bu kez dayanamam. Lütfen gitme..

Tarık, sevdiği kadına sıkıca sarılmış başına, yüzüne öpücükler kondururken..

Tarık: Seni seviyorum.. Beni bırakma…Beni bırakma…




************************************************** ********
Tarık, smokinin cebinden çıkardığı inci küpenin tekini çıkarır, (hatırlarsanız o gece taktığı ve kaybolan küpenin teki bu)

Naz’a ağır adımlarla yaklaşır ve sağ kulağına nazikçe takar..
(Zaten kadınlar konusunda uzman olduğundan normalde her erkeğin yapmayı beceremediği bir şeyi
Canını bile yakmadan kolayca takabilmişti.)

Naz, sağ kulağını tutar, sonra tatlı bir gülümseme yerleşir yüzüne..

Hızla parmaklarının üzerinde yükselerek Tarık’ın dudaklarına bir öpücük kondurur.Geri dönüp kaçacakken Tarık, onu tek kolundan tutarak kendine doğru çeker ve tutkulu bir şekilde öpüşmeye başlarlar..
Dakikalardır süren tatlı oyunun vermiş olduğu açlığı en sonunda bir birinin dudaklarında sonlandırmışlardı..
İkisi de farkında olmadan gözlerini kapamıştı..
Naz, gözlerini açıp yavaşça ondan uzaklaştığında onun yüzüne tekrar baktı. Sanki bu anı unutmamak için onun yüzünü hafızasına kazıyordu..
Kısa bir süre sonra Tarık da gözleri açtı ve Naz’ın yüzüne baktı..
Biliyordu gidecekti ve onu kim bilir ne zaman görecekti..
Gitme dedi gözleri..

Naz, birkaç adım geri geri yürüdükten sonra arkasını döndü

Tarık: (mırıldanarak) Ne olur dön bak bana..

Naz, bunu duymuşcasına hafifçe döndü sonra ….Sonra..

Beyaz kuğu cennet bahçesini bir melek gibi terk ederken genç adam sadece ardından bakmakla yetindi..



*************************************************




Genç kadın hıçkırıklarını dindirdiği yerden başını yavaşça kaldırır…

Naz: Neden? .. Neden o gece bitirmedin her şeyi ? Neden devam ettirdin ha neden…

Sağ eli Naz’ın yüzünü kavramış eli gözyaşları ile ıslanırken


Tarık: Çünkü sana AŞIK oldum.. Beni anlıyor musun.. Aşık oldum…

Genç adam küçük bir yutkunur…

Naz, hızla yüzünü tutan eli bileklerinden tutup kendinden uzaklaştırırken uzun uzun baktı … Hafızasına kazıdı o bakışı…

Aralık duran kapının ışıkları giderek içeriyi daha fazla aydınlatırken genç kadın kapının pervazından tek eliyle güç alıp son kez dönüp baktı …

Odadaki kadın gölgesi varlığını yitirip yerini kapkara bir boşluğa teslim ediyordu şimdi…




Naz: Tarık… Tarık kendi gel lütfen…


Tarık biraz önce gördüğünün hayal mi gerçek mi olduğunu henüz çözememişken bulanık görüntü giderek netleşmeye başladığında yüzüne endişeyle bakan Naz’ı karşısında görür

Naz: Tarık.. Tarık neyin var?

Elini Tarık’ın alnında yüzünde gezdirdikten sonra bu ölçümden bir şey analmayıp endişeyle dudaklarını alnına değdirdi..

Naz: Ateşinde yok..

Tarık, kendine gelir gibi olur..

Tarık: Naz….

Naz: Off . Tarık..Beni öyle korkuttun ki…

Tarık: Sen.. sen gitmedin mi?

Naz: Sayende toplantıyı yarım bırakıp geri döndüm.

Tarık: Toplantı??

Tarık uzandığı yataktan hafifçe doğrulur

Tarık: O kadar oldu mu?

Naz: Ya evet toplantı… Biz neler düşünüp yollara düşelim beyefendi burada mışıl mışıl…

Tarık hafifçe gerilip esnerken

Naz: Kaç saattir sana ulaşmaya çalışıyorum. Deliye döndüm. Telefonunu da mı duymadın. Nasıl bir uyku bu…

Tarık: Belimin ağrısı için içtiğim ağrı kesiciden her halde..

Naz elini Tarık’ın yanağını eli ile kavrarken…

Naz: Yapma Tarık kendimi taşıttırdığım için zaten suçluluk hissediyorum..(dudağını küçük çocuklar gibi sarkıtır)

Tarık o dudaklara yavaşça yaklaşırken

Naz bir anda…

Naz: Dur bir dakika…

Hızla yataktan kalkarken Tarık bu beklenmedik hareket karşısında yüz üstü yatağın üzerine düşer…

Tarık yatağın üzerine kapaklanmış nerdeyse mırıltıyla denebilecek bir ses tonuyla

Tarık: Yine mi?

Naz birkaç dakika sonra elinde küçük bir şişe ile geri döner

Şişeyi Tarık’a doğru uzatırken

Naz: Bu mu?

Tarık iki elini başının ardına götürüp sırtını yatağın küçük düğmelerle bezeli süngersi başlığına dayarken..

Tarık: Evet o..

Naz öbür elinde gizlediği ve tıpa tıp benzeri olan diğer şişeyi bu kez uzatıp

Naz: Peki ya bu…

Tarık şaşkınlıkla doğrulur…

Naz iki elinde şişe ile yatağa kendini yavaşça bırakıp otururken..

Naz: Of Tarık ya sana inanamıyorum. Uyku ilacımı içmişsin.

Tarık: Uyku ilacı mı?

Küçük bir bakışma …Yerini gülümseme ve ardından kahkahalara bırakırken..


Tarık’ın belki de gördüğü kabusun verdiği etkiyle gerilen sinirleri birden boşalıverir..
Gülüşmelerle son bulan bu hikayenin en büyük kabuslara gebe olduğunu henüz ikisi de bilmiyordu…


Korkularımız en büyük kabuslarımızdır. Ve en büyük kabuslar uyanıkken görülür…

Naz ise henüz kabusların en büyüğünü yaşamamıştı…



********************************************


Naz bebek ünitesinin önünde durmuş işaret parmağıyla cama dokunurken etrafına agucuklar dağıtan küçük bebeği adeta uzaktan seviyordu…

Yanaklarından yağmur damlaları gibi süzülüp giden göz yaşları sessizce akarken tek elini karına götürüp

Naz: Çok üzgünüm bebeğim...


52. BÖLÜM SONU

ummu88
28-11-08, 19:53
5.bölüm diyelim uyarlama ve eklemelerle birlikte devam

İki gün geçmisti o olaydan beri ama naz hala Tarık'la yaşadığı küçük sahneyi unutamıyordu.

Bir yandan onu içinden boğmak geliyor. Ama bir yandanda ona değişik, adını tam koyamadığı bir şeyler hisediyordu,
O gün erkenden sabah saat 5 'te uyanmış odasının penceresinden dışarı bakarken dalmış
uçakta yaşadıkları, ofisinde yaşadıkları gözünün önünden gitmiyor sürekli aklını meşgül ediyor bunları düşünürken

Birden kapısı açılır cahide hanım içeri girer sabahlığı ile

cahide: kızım niye bu kadar erken kalktın ki?
Naz: uyku tutmadı
cahide: sen bir şeyler saklıyorsun benden hadi hayırlısı
Naz: yok birsey sadece biraz kırıklık var üzerimde
Cahide: öle mi pek inanasım gelmedi ama hadi neyse sana ballı süt yapayım mı?
Naz: (gülümseyerek) yap süper olur annecim benim
Cahide: seni gidi yagcı seni... berarber mutfaga inerler
Naz mutfaktaki sandalyeye oturur cahide hanım'da ballı sütü hazırlar

cahide: naz
naz: evet annecim
cahide: bugün hangi gundeydik
naz: cuma, neden ki?
cahide: bugün tekbank ın kuruluş daveti yok mu?
naz: var eeee..
cahide: sen gitmeyi düşünmüyormusun?

Naz: pek canım istemiyor sen ve babam gidersiniz

hem benim büyük projelerim var akşam için

cahide: neymiş o büyük projeler?
Naz: şöyle önüme bir kup çikolatalı dondurma'yla
Turkan Soray ve Kadir Inanır "Al Yazmalım selvi boylumu" izlemeyi
düşünüyorum

cahide: aman kızım biraz adam içine çıkarsın,
televizyonun önüne dikileceksin'de kendine nasıl bir çevre yapacaksın?
Naz: ne çevresi, benim çevrem yeter'de artar bile
cahide: çevre diyorsam söyle güzel bir kısmet diyorum kızım

diyerek naz’ın eline ballı sütü uzatır

naz: O konulara hiç girmeyelim annecim, benim keyfim iyi böyle
evlenmeyi hiç düşünmüyorum

diyerek sütünü yumdulamaya başlar

Cahide: turşunu mu kuracagız!
Naz: olur ama bol havuç koy tamam mı? (gülerek soyler)
Cahide: ay bu kız beni öldürecek...


Kahvaltıyı ettikten sonra naz evden çıkar

Şirkete gelir gelmez mola odasından kendine bir kahve hazırlar
içer ve kendi odasına tam yöneleneceken Ömer gelir

Ömer: Göz kamaştırıyorsun
Naz: dogal guzellik buna denir (diyerek güler)
Ömer: Tekbank'ın davetine niye gelmiyorsun?
Naz: canım istemiyor
diyerek odasına girer ve koltuğuna oturur

Ömer: ama gelmelisin
Naz: neden ki?
Ömer: cahide tekstil’in patronunun kızı gelmezse, itibarımız bir anda düşer
Naz: ya ne itibarı? Bir ben gelmiyorum diye ortaklık bitecek değil ya?
Ömer: öyle deme hersey olabilir bu sektör çok tehlikeli, önce herkes yüzüne gülüyor
ama tek bir hatada hepsi seni tanımamazlıktan gelebiliyor

Naz:ay tamam çok tantana yaptınız basit bir davet için
Ömer: Ayşe'yi çağırabilirsin istiyorsan
Naz:evet kambersiz dügün olurmu..


Aksam hızlı bir şekilde gelmiştir ve davetliler yavaş yavaş Tekbank’ın kabul yeri odasına akıyordur.

Naz Ayşe ile beraber gelmişlerdir geceye cahide ve vahi bey sonra katılıcaklardır.

Naz: uf ya niye takılıyor bu elbisenin kuyrugu (sinirli bir şekilde)
Ayşe: Naz tamam sinirlenme ben halediyorum.

Naz mor ipekli bir elbise giymiş Ayşe sade ama cok hoş siyah askısız elbise tercih etmiştir

kapıdan girer girmez Naz'ın ve Tarık'ın gözleri karşılaşır. Birbirlerine kilitlenmiş bir türlü
gözlerini ayıramıyorlardır. Tarık cesaretini toparlayıp Naz’ın yanına doğru gelmeye başlar

Naz Tarık’ın yaklastığını farkeder ve birden heycanlanır

Naz: o geliryor
Ayşe: kim geliyor?
Nasz: ya o geliyor işte, Tarık
Ayşe: nerede?(diyerek etrafına bakmaya baslar)
Naz: ya öyle bakma
Ayşe: şu uzun saçlı sürmeli gözlüyü mü diyorsun?
Naz: biraz daha bağır öteki taraftakiler duyamadı'da(sinirli bir sekilde)
Ayşe: ay özür dilerim, böyle bol aksiyonlu durumlarda kendimi kaybediyorum.

Tarık Ayşe'ye doğru elini uzatır.

Tarık: hoş geldiniz ben Tarık Tekelioğlu.
Ayşe: biliyoruz canım. Ben de Ayşe nazın kuzeni

Naz Ayşe'nin ayağına bir küçük tekme atar.

Ayşe acısını saklamaya çalışır ve söylediği sözün kötü olduğunu anlar.

Ayşe: yani Naz sizden çok bahsetti 'de odan

ikinci gafı için bu sefer Naz Ayşe'nin kolunu çimdikler

Tarık: Naz benden size mi bahsetti...
Ayşe: ya işte uçakta olanlar toplantı ve sonrası falan
Naz: Ayşe istersen sus
Tarık: sizde hoş geldiniz naz hanım ben sizden bugün uzak durayım davetlileri karşılamak için ayakta olmam lazım bugün ayağım bana lazım.
Naz: iyi olur böylece benimde sinir kat sayım yükselmez benimde sinirlerime ihtiyacım var
Tarık: nasıl anlamdım
Naz: anlasam şaşardım sizinle ortak iş yapacağız ya onun için
Tarık. Ortak iş yaptığımızdan bu kadar rahatsız olduğunuzu bilmiyordum çözüm üretelim istersen
Naz: nasıl yani
Tarık: bilmem başlamadan bitirmek gibi

Tam o arada cahide hanım ve vahi bey gelir

Naz: babacım
Tarık: Hosgeldiniz ben Tarık tekelioğlu sizde vahi bey sanırım
Vahi: evet hosbulduk, eşim cahide
Tarık: hoş geldiniz efendim
Cahide. Hoş bulduk evladım nasılsınız
Tarık: ayağımda biraz sorun var ama iyi sayılırım
Cahide: hayırdır geçmiş olsun ne oldu
Tarık: sivri bir topuk geldi desem
Cahide: nasıl yani anlamadım

Naz: anneciğim a bak nur teyzelerde burada uzun süredir görmüyordun sanırım der ve koluna girip götürür (Tarık arkalarından gülümseyerek bakar)

Vahi bey izninle Tarık Bey diyerek arkalarından gider. Ayşe şaşkın olanlara bakarken

Sadri Tarık’ın yanına gelir

Sadri: Tarık bu güzel bayanla beni tanıştırmayacakmısın?
Tarık: Ayşe hanım Naz hanımın kuzeni... Bu da tekbank avukatlarından arkadaşım Sadri

Ayşe: memnun oldum diyerek gülümser ve yavasca Sadri'nin elini sıkar
Sadri: asıl ben mumnun oldum Ayşe hanım (der o andan itibaren bütün gece Sadri ve Ayşe ayrılmazlar ve bütün gece konusurlar,

Hulusi ve belgin hanım davetliler arasında dolaşıp gelenlerle tek tek selamlaşıp sohbet ediyorlar vahi ve cahide nin yanına gelerler

Hulusi: o hoş geldin ruh ikizim
Vahi: hoş bulduk Hulusi Bey
Hulusi: aaaaa olmadı ama sadece Hulusi diyeceksin
Vahi: şey Hulusiciğim
Hulusi: hah şimdi oldu (orjinalinden uyarlama olmazsa olmaz değil mi) eşim belgin belgin hanıma döner buda ruh ikizim vahi diye tanıştırır
Vahi: memnun oldum belgin hanım diyerek elini uzatır tokalaşırlar eşim cahide diye tanıştırır. Selamlaşma faslı bittikten sonra
Hulusi: e vahicim bizim zibidi ile krediden ortaklığa dönmüşsünüz
Vahi: yok ben konuşmadım Hulusiciğim kızım naz konuştu önce biraz korkuttu ama sonra naz konuşup fikrini değiştirdi
Hulusi: naz konuşup ikna etti öyle mi?
Vahi: eeee o kadar dışarıda okudu başarılıdır benim kızım beceriklidir
Hulusi: kesinnnn burada mı bir tanışsaydık
Vahi: bakınır aaaaa bak orada balkona çıkıyor sanırım. Böyle kalabalıktan pek hoşlanmaz.
Hulusi: aaaaaaa bak bizim zibidide yanına gidiyor gibi

Bu arada cahide ile sohbet eden belgin hulusinin dediklerini duymuş

Belgin: Hulusi sana kaç defa dedim oğluşuma zibidi deme diye
Hulusi: tamam hayatımın anlamı sustum
Belgin baktıkları yere doğru bakınca tarığı görür a bu oğlanda hiç akıllanmayacak yine bulmuş yine tip birini
Hulusi öksürür
Belgin: hayırdır Hulusi ne oldu
Hulusi: yok canım hiç ne olacak gıcık tuttu ondan
Vahi: a bakın belgin hanım Tarık yanındaki de kızım naz
Belgin: ya ne güzel
Hulusi: artık ortakda olduğumuza göre bir araya gelir yakınlaşırız ha nedersin belgin
Belgin. Olur, canım derken tarığa bakıyordur.
Cahide: iyi olur kaynaşmış oluruz. Zaten filiz ile ümit iyi kaynaşmış durumdalar

Bu defa belgini öksürük tutar.

Hulusi: sana ne oldu hayatımın anlamı
Belgin: yok çok konuşmaktan boğazım kurudu ondandır içecek bir şeyler olsada içsek
Hulusi etrafa bakınır garsonu görür işaret eder.

Tarık çaktırmadan nazı takip ediyordur. Bir türlü kendini ona bakmaktan alamıyordur Naz’ındavet salonunun balkonuna çıktığını görür yanına gider

Tarık: geceyi nasil buldunuz?
Naz: yanlış hatırlamıyorsam ben den uzak duracaktınız sanırım
Tarık: sizi biraz sıkıntılı gördüm. Davet sahibi olarak bir yardımım olur mu diye sorayım dedim. İyi ev sahibi olmaya çalışıyorum yaranamıyorum.
Naz: sizden yardım istediğimi veya sıkıntımı geçirmenizi istediğimi hatırlamıyorum.
Tarık: sohbetinize doyum olmuyor. Konuşalım dedik hemen sert tepki ileride beraber iş yapacağımıza göre sohbet etsek birbirimiz tanısak demiştim
Naz: sizinle konuşmak isteğimi kim söyledide yanıma geldiniz
Tarık: biliyormusun kızınca çok güzeleşiyorsun...

Diyerek Naz’a dahada yaklaşır ve gözlerine bakarken kaybomuşlar farklı âlemlere dalmışlar sanki ortamda sadece ikisi kalmış gibi gözler birbirine kenetlenmiştir. Kendini ilk toplayan naz olur

Naz: bana öyle bakma
Tarık: nasıl bakmayayım?
Naz: şimdi baktığın gibi

diyerek oradan ayrılır ve babasının ve Annesinin yanına gider


…………………………………………………………………………………………………….

secretworld
29-11-08, 02:23
Güzel bir akşam olacaktı, kız kıza sohbetler keyiflidir hep.Erkekler pek anlam

veremez bu dedikodu akşamlarına hoş biz de onların futbol yorumlarına!Zülal

gelecekti yemekten sonra kahvelerini birlikte içeceklerdi.Konuşacak çok şey

birikmişti.Bu yeni ve yabancı evde tanıdık bir yüzle olmak iyi gelecekti.


Fırına göz attı börekler hazır sayılırdı,en sevdiği pasta dolaptaydı.İşte kapı

da çalıyordu.Kapıyı açmak için gittiğinde diyafondan Zülal’i gördü “Deli kız bir

kere de elin boş gelsen ”Otomata bastı kapıyı da aralayıp içeri geçti

hazırlıklarını tamamlamak için.Az sonra asansörün sesini duydu ve ardından

kapanan kapınınkini.



“Canım hoş geldin.Kahveler hazır beş dakikaya….”

cümlesini tamamlayamadı.Karşısında duran Tarıktı!



“Senin ne işin var burada?”


“Görmeyeli değişmişsin Zeren eskiden olsa hoş geldin derdin.”


“Özür dilerim hoş geldin tabi ki ama beklediğim sen değildin… Ve görmek

isteseydim seni,sana ben ulaşırdım”


“Sakın Zülal’a kızma günlerdir başının etini yiyorum ama başka yolu yoktu.İşi

bıraktın; evini, telefonunu her şeyi değiştirdin.Lafı uzatmayacağım bunca

yıldan onca yaşana şeyden sonra sence de konuşmamız gerekmiyor mu?Bunu

hak etti sanırım bu ilişki!”



http://img511.imageshack.us/img511/8421/logozrnkk6.jpg



Tarık haklıydı ama bu öyküde haksız olan yoktu ki.Yıllarca yan yanaydılar.

Birbirlerine dokunmadan duramazlardı; elleriyle değilse bile gözleriyle

mutlaka.Oysa bu gece çok uzaklardı birbirlerine.Tarık kanepenin kenarına

ilişti,oturmak denemezdi buna.Yabancılaştığının farkına varıyordu iyice.Hala

umudu vardı ,belkilerle başlayan cümleler geçiyordu aklından.Evet Tarık kırmızı

çizgiyi geçmişti ama Zeren’in bunu bilmesi imkansız olduğuna göre her şeyi

içine saklayıp affedilmeyi bekleyecekti.



Zeren hazırlıksız yakalanmıştı işte.Kaçmaya çalıştığı tek gerçek

karşısındaydı.Aşık olduğun ama senin olmayan adam.Senin aşık olduğun adam

olmayan o adam!Ne söyleyecekti ?Arkasında durabilecek miydi kararlarının ,

durmasa ne olacaktı yok mu sayacaktı bunları?Sustu…Ruhunun en

derininlerinde çığlıklar atarken sustu.





Daha fazla dayanamadı sessizliğin ağırlığına:

TARIK-Biliyorum hayatımız çok değişti belki de kendi hayatımıza yabancı

kaldık.Ama bu olacaktı.Zaman geçiyor aynı kalamayız değil mi

Zeren.Resimlerimize baktım sen yokken.Ne çokşey yaşadığımızı seninle,birlikte

büyüdüğümüzü ve benim için ailem için ne kadar değerli olduğunu anladım bir

kez daha.Belki

yoruldun yıllardır aynı adam aynı şeyler…aceba demeye başladın…Tamam

kabul yorulmuş olabilirsin belki de evlilik fikri korkuttu seni ,biraz toparla

kendini ama dön ne olur.



ZEREN-Söyledin mi onlara?


TARIK-Hayır !Nasıl yapabilirim ki bunu?


ZEREN-Çok üzülecekler annen daha hassastır önce babana söyle.O anneni

hazırlar yavaş yavaş.


TARIK-Yani hiç açık kapı bırakmıyorsun bana,yalnızlığa mahkum ediyorsun.



Son damla da düştü Zeren’in kalbine ve taştı sonunda



ZEREN-Tarık yeter artık!Yalnız bırakma yalnız bırakma.Aylardır aynı söz bir kez

olsun “sensiz bırakma” demedin.Aradaki farkı anlayacak kadar tanıyorum

seni!Ne sıkıldım ne de yoruldum sevmekten seni.Peki ya sen?Ailemsin dedin

evet öyleyim .Ailenden birini sevdiğin gibi seviyorsun beni aşık olduğun kadın

gibi değil.Bir arkadaş bir dost hatta belki de kardeş gibi!



TARIK-Zeren saçmalama



ZEREN(Sesini yükselterek)-Kesme sözümü sakın madem sordun cevabını da

dinle o zaman.Onca zaman kapadım kulaklarımı kendi

sesime,acebalarına.Başkasına çevrili gözlerde bana baktığı gibi bakışlar,bana

dokunduğu gibi geziyor elleri teninde…mizansen diyordum hep kendime öyle

olmalı değil mi?Bu öpüşler de rol sadece !Ama biliyorum Tarık çok daha fazlası

olduğunu biliyorum!Kameralar kapandıktan sonra çok daha fazlasının

yaşandığını(son kelimeleri hıçkırıklarıyla kayboldu duyulamadan )



İşte o da bunu beklemiyordu. Tarık midesine yumruk yemiş gibiydi.

Ona hiç yalan söylememişti şimdi ne yapacaktı?Ve nasıl biliyordu bunları!Bu

ikisinin sırrıydı.



TARIK-Zeren saçmalama bunların hepsi




ZEREN-Keşke Tarık keşke bana bunu sen söyleseydin.O zaman bir şansımız

olurdu belki.Bunu senden duysam senin gözlerine baksaydım o an unuturdum

belki gözlerinde kaybolup.Ama bunu başkasından öğrenmek çok zor,çok da

acı…Birkaç kadeh sonrası kadın kokusuna teslim oldu o otel odasında derdim

,böyle olsaydı belki inan o bile olurdu ….ama değil anlık değil hiçbiri sende

gördüklerimin zaaf değil Tarık.Gözlerinde aşk var tutku var ve ben yokum

Tarık! Söyler misin “Gözlerin” ona yazdın değil mi?




TARIK-Biliyorum özrü yok bunun …çok direndim ama oldu işte seni incitmek en

son istediğim şeydi!Lütfen bunu birlikte aşabiliriz.



ZEREN-Anla artık BİZ diye bir şey kalmadı Tarık.şimdi git lütfen.Seninle

konuşacak gücüm kalmadı.Bırak yalnız kalayım ,söz veriyorum toparlandığımda

ben geleceğim sana.Konuşulmadık bir şey kalmayacak.Ama şimdi git.





Onun yanındayken içinde tuttuğu öfke damarlarına karışmış şimdi kanı daha da

deli akıyordu,gözlerini ilk kez gören biri onda öfkeden öte duygu yok derdi

kesinlikle.Hayatta en değer verdiği insanlardan birini incitmişti üstelik de bir hiç

uğruna…




“Benimle oynadın Naz,kedinin fareyle oynadığı gibi.O kadar gerçekti ki her

şey!Fedekar küçük hanım onu çok önemsiyorsun öyle mi,aramıza giremezsin

değil mi bu bizim sırrımız olsun demek!Çok eğlenmişsindir eminim.Çok mu

hoşuna gitti aramızda olanları anlatmak ona,onu alt etmek çok mu haz verdi

sana?En güzel oyununu oynadın Naz şimdi sıra ben de! Oyun devam edecek

ama bu sefer kuralları ben koyacağım ve emin ol pişman olacaksın her şey

için!”



http://img511.imageshack.us/img511/4058/fkewd8.jpg





Kapanan kapının sesi…yani yalnızlığın içeri girdiği anın…Zeren artık yalnızdı hiç

olmadığı kadar…Masadaki buz gibi kahveyi aldı ,bir seferde içti hepsini.Odasına

geçti,artık tek kişilikti yatağı.Ve yatağın yanında da Tayfa'nın minderi

yoktu…Belki de yeni bir kedi alırım diye düşündü. Dolabında da sadece kendi

elbiseleri vardı.Bunun nesi kötüydü ki?

O tarafa bakmak istemese de duramadı… Çekmeceyi açtı yavaşça, işte

duruyordu orda.O parlak ,sarı şey…avucunun içine aldı ve onun tanık olduğu

anları düşündü gözlerini kapayıp.İşte bu canını yakıyordu.O kadar yanmıştı ki

canı, ellerinin arasında tuttuğu şeyi duvara fırlatıp kendini yatağa bırakmak

ve hıçkırıklara boğulmak için bile gücü kalmamıştı.O kadın sevdiği adamın

ruhuna tenine öyle işlemişti ki artık Zeren için bu hikayeden tamamen çıkma

vaktiydi…







Suyu sever misiniz?Daha doğrusu onun bir parçası olup beraberinde akıp

gitmeyi.Denizin sonsuz maviliğine kulaç atmak keyiflidir.Tüm ağırlığından

sıyrılırsın ,bir kulaç bir kulaç daha .Dönüp bakınca ne kadar uzaklaştığına

şaşırırsın kıyıdan .Ufkun o belirsiz çizgisine takılmak mı yoksa kıyıya dönmek

mi?Buna karar vermek için kendine bakarsın “ne kadar gücüm kalmış”

diye.Dönme vakti şimdi bu kadar yorgun bir yürek için…






Zeren çekmeceyi açtı yeniden ve attığı küçük sarı şeyi aldı oradan.Çantasına

bıraktı minik bir keseye koyup,eline geçen ilk şeyleri üzerine geçirip çıktı

evden Tarıkın çoktan yola koyulduğu yere gittiğini bilmeden...

Tarıksa öfkeden kudurmak sözünün hakkını veriyordu.Direksiyonu

parçalamıyorsa bu daha onunla işi bitmediğindendi.Ama bu kız yine aynı şeyi

yapmıştı yalan söylemişti.Bir kez daha yalan…Ve bir kez daha koca bir hayal

kırıklığı...






“Bunu yanına bırakmayacağım. Kalbimi çaldın,geçmişimi çaldın ve geleceğimi

geleceğimizi çaldın Naz.Şimdi bana hepsinin hesabını vereceksin!”









İstanbul sokakları hiç uyumazdı ve birileri hep yaşatırdı bu şehri,İşte bu gece

belki de şehrin kalbi bu evde atacaktı!Nazın evinde.Naz dışarıda yapılan ani

frenin sesini duymasa da,Tarıkın aceleci hallerini görmese de ;yani

huzursuzluğunun kaynağını bilmese de rahat değildi…





“Naz bak eğer ben de beni tanıyorsam gene bir şeyler olmak üzere boşuna

böyle sinyaller vermez senin 6.hissin ya hayır olsun…Bak sonun hayır değil

kızım senin şu yaşında şu güzellikle evinde bir başına oturmuş kek yapmaya

çalışıyorsun.Zaten yakında iş de bulamazsın böyle yemeye devam

edersen.Sanki başkası yedi onca şeyi akşam,üstüne bir de kek…Hıh bak kapı

çalıyor.Kesin Çağandır bu aldı kokuyu geldi tabi ”





Saçının bir kenarına bulaşan beyazlıktan habersiz yeni yıkadığı ellerini

kuruladığı pembe havlu elinde açtı kapıyı.



“Bak peşin söyleyeyim iki dilim-den-faz-la….”



TARIK-O her neyse ben almayayım Naz hanım, senden geleceklere fazlasıyla

tokum.



Aralanan kapıyı sonuna kadar itip ayağındaki kovboy çizmelerinin hakkını

verircesine içeri geçti…



NAZ-Aaa adama bak destursuz evime dalıyor yetmiyor bağırıp çağırıyor.Bu ne

ya yüz verdikçe astar!Başkası olsa polisi dikmiştim kapıya sen şükret…şeye!




TARIK-Neye? Geçmişimize deme gülerim ancak.Polisler gelmiyorsa sen şükret

bunu da bana başkası yapsa çoktan defterini dürmüştüm.




NAZ-Yok sen iyice zıvanadan çıkmışsın bu sokak ağızları falan…Gene kiminle

kavga ettiysen git ona patla bana değil.



TARIK-Ne yaparsın biz senin gibi el bebek gül bebek büyümedik.Annemiz

babamız kavga edip bizi ninemize emanet etti giderken psikologlara değil!Ben

tatil köylerine senin gibi dinlenmeye değil milleti eğlendirmeye gittim.Şu

hayatta her zorluğu yaşadım,sahip olduğum her şey için çaba gösterdim.Tam

her şey yoluna girdi derken allak bullak ettin her şeyi!



NAZ-Ben ?Dur dur ağır ol bakalım beyefendi!



TARIK-Evet sen.Oynadın benimle çok da eğlendin değil mi!Dürüst Karadeniz

çocuğu fedakar İstanbul kızından nasıl da etkilenecekti.Hastalanıp yataklara

düştü ama yine de o diğer kıza bıraktı aşık olduğu adamı.Yok yook ben fazla

film izlemişim bu kadar iyi olmanı beklemek hayal perestliğin nirvanası olurdu.




NAZ-Bak sen!Ben yirmisindeki Naz neler neler yapmışım .Bravo bana!Bu kadar

şeyi tek başıma ben yaptım öylemi.Ben söylettim o şarkıları sana,ben

uyandırdım içindekileri sette onca adamın gözleri önünde,ben ikna ettim seni

vazgeçmişken değil mi? Ne kadar güçlüymüşüm ben ya da senin dünün

bugünün çok zayıfmış..



http://img392.imageshack.us/img392/5166/hs3rl2.jpg






TARIK-Bunları bana yaşattığına pişman olacaksın!



NAZ-Emin ol pişmanlıklarım kapıya dizilmeye başladı bu akşamdan

sonra.Derdin ne niye delirdin gene bilmiyorum ama başkalarının kararlarının

sonuçlarını bana yüklemekten vazgeç!





TARIK-Hepsini yuttum ,başka hayatlarını da



NAZ-?Pardon ama sen çok olmaya başladın.Delisin dolusun,serseri ruhlu rockçı

çocuksun.Yetmedi iki yüzlü yalancının,fırsat düşkünü zamparanın birisin.Ne

adam ama yeme de yanında yat!Yok yok yatma zaten her şey oradan

çıkmadı mı uzak dur iyisi mi.Şizofrenliğe yeni bir boyut kazandırdın sen

,kafanda nasıl bir hikaye yazdın bilmiyorum ama kendine başka oyuncu seç

ben yokum !




TARIK-Oyun öyle mi? yalan öyle mi? hepsi sendeydi ve üzgünüm ben de

karşılıksız kaldı. Zerenle ilişkimi ben bitirecektim Naz buna

karışmayacaktın,bunu hak ediyordu.Ama senin için biz senin oyuncaklarınız ya

oyun senin ya kuralları sen koydun.





NAZ-Sen hiç iyi değilsin Tarık iyisi mi ben en kısa zamanda Senemden sana

bir randevu alayım!




TARIK-Kesme …Ama bıraksaydın da ben konuşsaydım onunla neden Naz neden

yüzündeki o ifadeyi görmek çok mu keyif verdi sana.Bütün o aramızda

geçenler hiç mi bir iz bırakmadı sende?





NAZ-Ben-hiç-kim-se- ye-bir-şey-söy-le-me-dim!Delirtme beni Tarık!!!!!



TARIK-Yaaa o zaman kim söyledi o otel odasında bizden başka kim vardı Naz?


NAZ-Bilmiyorum nasıl öğrendi ama benden öğrenmediği kesin. Sence madem

bu kadar iyi tanıyordu seni hiç mi şüphelenmedi hallerinden o kadar kör

olamazdı Tarık!Belki de sezgileriyle…




TARIK- Kör değildi ama birinin değil senin varlığını biliyor,aramızda geçenleri

de;nasıl oluyor bu söyler misin?



Kapı çalıyordu sözlerin en keskin zamanındayken. İlk çalışı duymazdan geldi


Naz,bir daha ama daha uzun daha ısrarlı…





TARIK-Açsana kapıdaki her kimse gitmeye niyeti yok gibi belki de sevgilindir

dayanamamış kalkıp gelmiştir.Oysa al çekinme ben çıkarım…mezhebim o kadar

genişlemedi sizinle takılacak kadar!




NAZ-Belki de senin bağırıp çağırmadan rahatsız olan komşulardan biridir Tarık

Efendi!Haklısın herkes benim gibi aptal değil susup otursun ikinci olmayı

seçip.Şimdi otur şu koltuğa ve beni bekle,ben seni dinledim döndüğümde de

sen beni dinleyeceksin!





Tarık Naza garip bir itaatkarlıkla cevap verdi,gösterdiği kanepeye oturdu ve

dinlemeye başladı açılan kapının sesi,sonrasında sessizlik,ve tanıdık iki ses peş

peşe:




“İyi geceler Naz”



NAZ-Sana da Zeren hoş geldin


ZEREN –Kusura bakma biliyorum habersiz geldim ama uzun bir süre buralarda

olmayacağım. Ben de sana ait bir şey var onu getirmiştim.




NAZ-Şey içeri gir istersen..(Afferim naz girsin de bermuda şeytan üçgeni olun)


ZEREN-Sağol böylesi daha iyi aslında rahatsızlandığın akşam bunun için

aramıştım ama kısmet olmadı.Geciktirdiğim için özür dilerim.



Omzuna çapraz astığı o otantik minik çantasında minik bir kese çıkardı ve

Naza uzattı.Naz eline aldığı kesenin içindeki sert ve soğuk metali avcunun

içine bıraktı.Şimdi kocaman açılan zeytin tanesi gözleriyle Zeren’e bakıyordu.



************************************



M&F Yapım halkla ilişkiler departmanı:


FATİH-Zeren Hanım müsait misiniz?


ZEREN-Tabi girsene içeri


FATİH –Çok vaktinizi almayacağım.Şu kutuyu bırakmak için gelmiştim.Geçen

hafta oteldeki çekimler sonrası unutulan eşyalar.Siz oyunculara iletebilir

misiniz.Galiba kişisel şeyler çoğunlukta da.


ZEREN-Anladım merak etme sen,hallederim.

Kutuyu açıp tek tek bakmaya başlamıştı.



“İyi oda numaralarıyla paketlemişler.Listeden bakar veririz hoş bakmaya da

gerek yok.Şuna bak bu tuhaf saat Çağandan başka kimin olur ki!Ve bu sürme

de Tarıkın..İyi de bu küpe hiç de onun Tarzı değil ! ...”Oda numarasına baktı

Tarıkın odasıydı evet ama o küpe!



Birkaç düğmesini açtı gömleğinin ,boynundaki kolye…Sıkmaya mı başalamıştı

çıkartıp değil sıyırıp attı bıraktığı kırmızılığa ve acıya aldırmadan.Telefona

uzandı:



ZEREN-Sude hanım bana arşivden getirmenizi istediğim bazı bölüm ve set

fotoğrafları var acele odama gelir misiniz!



*****************************************


ZEREN-Aslında uzun zamandır bende ama bilmiyordum kimim olduğu ta ki sen

geçen gece yemekte kolyesini takana kadar,hatırladın mı?

********************************




DERİN-Ya Naz çok tatlı bir şey bu bana versen haftasonu bir fotoğraf çekimi

var orda takarım



NAZ-Olur canım …Keşke küpesini de bulsam da takım olarak alsan



ZEREN-Küpesi de mi vardı?


NAZ-Evet ama tekini kaybettim bulamıyorum kimbilir gene nerede bıraktım…



*************************************************

ZEREN-Emin olmadan seni heveslendirmek istemedim…Neyse ben gideyim artık

hoşça kal Naz


NAZ-Zeren ben ,teşekkür ederim.(O ilk gecenin sabahında odadan aceleyle

çıkarken unutmuş olmalıyım…)Onca şeyden sonraböyle davranman.Onun seni

seçmiş olması sebepsiz değilmiş…Keşke siz…




ZEREN- Artık o benden bir biz çıkmaz Naz..


NAZ-Ben …böyle olsun istememiştim…Özür dilerim Zeren,her şeyi mahvettim.



ZEREN-Sakın,böyle düşünme.Biz eski biz olsaydık zaten hiçbir şey değişmezdi

demek ki bizim ağacımız kocaman görünse de boş bir kabuk kalmış sadece…




Zeren çekip giderken Naz çoktan incilerini yanaklarına yolcu

etmişti.Konuşamadan yutkunarak mırıldandı ama seçilemedi sözcükleri ve

ulaşamadı Zerene.




Ve salonda iki kadının sözlerini duydukça biriktirdiği soru işaretleri birer birer

silinen ama hatasının büyüklüğünü fark ettikçe yüreğindeki ağırlıkla nefes

almakta zorlanan bir adam vardı…



Sanki bir az önce yaşanalar çok olağanmış gibi…Sessiz tepkisizdi Naz

şimdi…Elindeki küpeye bakarak odasına doğru yürüdü ,başını bile çevirmeden








“Lütfen hemen git ,görmek istemiyorum sen.”


“Naz bak ben…Aklımın ucundan geçmezdi offff ama bu kadar tesadüf?Lütfen

otur ve konuşmamızı bitirelim ya da yoo en baştan başlayalım lütfen…”


“Tarık…Git bu evden …”

Odasına girip kapadı kapısını…


“Naz…Açar mısın kapıyı .Bir şans sadece son bir şans ne olur”






Aldığı tek cevap uzun bir sessizlik oldu.Kapının arkasında kendi içindeki

kadınların savaşı başlamıştı şimdi.Tarık sırasını beklemeyecekti.




Aşık Naz…Kıskanç Naz…Mantıklı Naz…Kızgın Naz…Kırgın Naz…Yaralı Naz…İnatcı

Naz….

http://img527.imageshack.us/img527/493/sdrevg6.jpg



Çok saatler sonra vazgeçti yatakta kısa turlar atmaktan,kalkıp mutfağa

geçti.Annesi olsa bu saatte kahve mi olur derdi.Hoş annesi olsa bu kadarda

üzülmezdi ya.Giderken her zamanki gibi yaktı tüm ışıkları yalnızlıktan değil ama

karanlıktan korkardı…Ve apartmanın önündeki arabada bu ışıkların yanmasıyla

yerinden doğrulan genç adam.Karanlıktan değil yalnızlıktan

korkuyordu.Korkularına teslim olmaktan. Aslalarını keşkelerle yarıştırmaktan

korkuyordu.Perdenin arkasında elinde fincanıyla beliren siliüetin ona baktığını

anlaması için çok geçmedi.

Yeni bir keşke daha istemiyordu bu gece,arayacaktı…İşte çalıyordu bir

iki…Açamayacak…Hayır hayır uzaklaştı pencereden…Demek ki yanında değil

di…İşte tekrar geldi…Açtı …Kalbim duracak sanki …Sahi ne diyecektim ben…




“Efendim Tarık”


“Uyumamışsın”


“Gitmemişsin”


“Gidemedim Naz”


“Uyuyamadım”


“Bir şansım daha yok değil mi?”


“Şans diye bir şey yok Tarık…”


“Artık bilmiyorum Naz senden sonraki hayatım da nerdeyim bilmiyorum. Az

mıyım çok muyum?

Var mıyım yok muyum?

Ben neyim*?”









*alıntı

''El!F''
29-11-08, 17:19
SADRİ: Sen bu kıza âşık mı oldun Tarık?

TARIK: Yooo… Bunu da nerden çıkardın?

SADRİ: Sen biliyorsun nerden çıkardığımı. Hem unuttun mu? Âşık olmak yok
demiştin sen, bir süre önce aşk senin için bitmişti…

TARIK: Evet öyle. Ama ya kalbime söz geçiremezsem?

SADRİ: Ben sana zamanında büyük konuşma demiştim.

TARIK: Henüz âşık falan değilim!

SADRİ: Tabi tabi. Neyse ben artık yatıyorum, yarın sınavım var. İyi geceler!

TARIK: İyi geceler..

SABAH---

AYŞE(bağırarak): Naaazzz! Kalk hadi artık….! Sınava geç kalacağız. Of ya
yarım saattir bağırıyorum uyanmıyor. Yoksa….

Koşarak odaya gider…

BÖLÜM 2 SON

-BÖLÜM 3-

Kapıyı açar hızla……’’Naaz………!’’

Yatağa yaklaşır…’’İnanmıyorum ya! Bende niye duymuyor diyorum. Yine
kulağında kulaklık, müzik dinlerken uyuya kalmış. Of Naz of!----eliyle
dürterken---Hadi kalk Naz…’’

Naz hiç umursamadan başını diğer tarafa çevirir..

AYŞE: Naz! Kime diyorum ben!

Naz yorganı çeker başına kadar…

AYŞE: Naz! Sınava geç kalacağız. Siz istediniz bunu Naz Hanım…

Naz’ı ayaklarından tutup çekmeye başlar…

Başını yorganın atından çıkarır, gözlerini açıp…..’’Ne oluyor ya?’’

AYŞE: Kalkıyor musunuz prenses hanım;?

NAZ: Ayşe biraz daha..Lütfeeennn…

Ayşe hiç duymamış gibi devam ediyordur çekmeye. Yatağın ucuna gelmişlerdir
ki….’’Tamam tamam kalkıyorum. Bitsin artık bu işkence.’’

Ayaklarını bırakır Naz’ın….’’Sonunda! Kollarım koptu. Ne kadar ağırmışsın sende!’’

NAZ: Ne! Ağır mı? Asıl sen kendine bak….!

AYŞE: Ne! Ben mi?

NAZ: Tabi. Sen benden daha ağırsın…

Ayşe yatakta ki yastığı alıp Naz’ın suratına fırlatır.

NAZ: Aa-aa şuna bak! Hem suçlu hem güçlü.

Kendisine gelen yastığı fırlatır…

AYŞE: Naaaazzz….!

NAZ: Ayşeee…!

AYŞE: Bu kavgaya devam etmek çok isterdim ama yetişmemiz gereken bir
sınav var. Kalk, kahvaltını yap ve çıkalım bir an önce…

NAZ: Emredersiniz…

Naz hazırlanıp kahvaltısını yapar ve evden çıkarlar…

OKULDA----

AYŞE: Hadi Naz! Biraz hızlı ol…

NAZ: Of! Tamam…

Sınıfa geçip yerlerini alırlar…

NAZ: Ayşe bu sınav çok önemli

AYŞE: İyi ki söyledin canım, bilmiyordum!(gülümser)

NAZ: Ha ha, çok komik!
******
Sınav bitmiş, Ayşe dışarıda Naz’ı bekliyordur.

AYŞE: Sonunda! Hiç çıkmayacaksın sandım. İlla süre bitene kadar
bekleyeceksin.

NAZ: Geldim işte…. Orda ki topluluk ne?

AYŞE: Bilmem, hadi gidip bakalım.

Yerde yatmakta olan, kızın saçlarını okşarken…’’Tamam güzelim, şimdi gelecek
ambulans.’’

AYŞE: Filiz!

Yerde yatmakta, sürekli sol omzunu tutmaktadır genç kız.*

Ağlayarak ve bağırarak….’’Tarık nerde! Niye gelmedi….!’’

Tarık koşarak gelir oraya…

‘‘Filiz!---kucağına alır hemen, bağırarak—Ambulans çağıran yok mu?’’

Sema: Çağırdık, şimdi gelir.

O sırada fakültenin bahçesine ambulans gelir.

‘’Tamam bitanem dayan… Geldi ambulans…’’

‘’Tarıııkk! Canım çok yanıyor….’’

Ambulansa geçerler…

TARIK: Ne oldu Sema?

SEMA: Bende anlamadım ki!—ağlamaya başlar--- Biriyle tartışıyordu. Aniden sol koluna ağrı girdiğini söyledi ve yere düştü…

Tarık’ın gözünden yaşlar süzülmeye başlar….

AYŞE: Filiz bu!

NAZ: Tarık’ın sevgilisi sanırım.

AYŞE: Yürü hemen hastaneye gidiyoruz.

NAZ: Ne! İyi de kızı tanımıyoruz ki?

AYŞE: Ben tanıyorum Naz, hadi gidelim.



20 dk SONRA---

HASTANEDE-----

Ayşe danışmaya yaklaşır…’’Filiz Tekelioğlu hangi odada yatıyor?’’

……: 305

NAZ: Ayşe yavaş…!

Odaya çıkarlar. Ayşe kapıyı tıklatıp içeri girer…

AYŞE: Girebilir miyiz?

SEMA: Tabi…

FİLİZ: Kim Sema?---Ayşe…

AYŞE: İyi misin canım? Neyin var?

FİLİZ: İyiyim Ayşe, sağol. Küçük bir kalp ağrısı. Erken müdahale yapıldığı için
şanslıyım. Peki, siz Niye buraya kadar yoruldunuz?

AYŞE: Olur mu öyle şey.

NAZ: Geçmiş olsun.

FİLİZ: Teşekkürler..

AYŞE: Sizi tanıştırmadım.(Naz’ı göstererek) Naz,(Filiz’i göstererek) Filiz…

FİLİZ: Memnun oldum.

NAZ: Bende…

Tarık içeri girer o sırada. Gördüğü kişiler karşısında çok şaşkındır…’’Ayşe! Naz!

FİLİZ: Siz tanışıyor musunuz?

AYŞE: Evet de, siz?

FİLİZ: O benim ağabeyim

AYŞE-NAZ: Ne!

TARIK: Sizin tanıştığınızı bilmiyordum.

AYŞE: Uzun hikaye….

Tarık hiçbir şey demiyor sadece Naz’ı izliyordur…

NAZ: Ayşe artık gidelim mi? Filiz de dinlenir hem.

AYŞE: Haklısın. Tekrar geçmiş olsun Filizcim.

NAZ: Tekrar geçmiş olsun…

Naz hızla çıkar odadan. Tarık’a hiçbir şey demeden.

Ayşe çıkacakken Tarık durdurur..’’Ayşe?’’

AYŞE: Efendim?

TARIK: Naz’ın numarasını verebilir misin?

AYŞE: Ben aldığını sanıyordum.

TARIK: Elime yazmıştı, telefonuma kaydetmeyi unutmuşum. Elimi de yıkayınca…

Ayşe gülümser…’’Tamam ama bu sefer telefonuna kaydet..’’

Tarık telefonunu çıkarır cebinden. ..

Ayşe numarayı verip çıkar..

NAZ: Sonunda!

AYŞE: Seninki numaranı istedi, onu verdim.

NAZ: İyi de ben vermiştim. Hem bi dk ya nerden benim ki oluyormuş?

AYŞE: Hiç konuşmadınız?

NAZ: Konuyu değiştirme…

AYŞE: Seninki oluyor işte. Söyle niye hiç konuşmadınız?

NAZ: O konuşmayınca bende konuşmadım.

AYŞE: İlla hep karşı taraftan bekleyeceksin değil mi?

NAZ(sağ omzunu sallar): Ne yapıyım? Huyum bu…

AYŞE: Huylarını değiştirmenin zamanı geldi…

Tarık odadan çıkıp, peşlerinden koşmaya başlar….’’Naz?’’

Naz arkasını döner. Tarık yaklaşır yanlarına…

AYŞE: Ben bahçedeyim canım…

Ayşe ayrılır yanlarından…

NAZ: Efendim Tarık?

TARIK: Kahve sözün hala geçerli mi?

NAZ—içses: Bu da taktı kahveye. Yok diyeyim en iyisi--- Evet geçerli---
içses: Hani yok diyecektin Naz! İnanmıyorum sana…---

TARIK: Güzel…

NAZ: Ya benim numaram sende yok muydu? Niye bir daha Ayşe’den aldın…

TARIK: Numara elimden silindi..

NAZ: Aldığında telefona niye kaydetmedin ki?

TARIK: Unutmuşum…

NAZ: Hmm…

TARIK(içses: Hadi Tarık söyle. Yarın kahve içmeye gidelim de!): Yarın kahveye
ne dersin?

NAZ: Olur… Nasıl olsa aynı okuldayız, görüşürüz.

TARIK: Görüşürüz..

Naz, Ayşe’nin yanına gider.
Ayşe konuşacakken…

NAZ: Dur sen sormadan ben söyleyeyim, yarın kahve içmeye gidiyoruz.

AYŞE: Ben ne yapıyoruz diye soracaktım.

NAZ: Hııı… Cafeye gidelim?

AYŞE: Olur..

Okul sonrası sık sık gittikleri cafeye, CAFES’e giderler… Her zaman ki yerlerine geçerler.

NAZ: Çok seviyorum burayı. Manzarası, çaldıkları müzikler dinlendiriyor beni…

AYŞE: Benide..

Garson gelir yanlarına…’’Hoş geldiniz. Ne alırdınız?’’

AYŞE: Bize 2 kahve..

Ayrılır yanlarından…

AYŞE: Eeee?

NAZ: Ne eesi?

AYŞE: Akşam eve gidince ne yapmayı düşünüyorsun?

NAZ: Off birde o var değil mi?

AYŞE: Evet var. Cahide teyze bu sefer baya kızdı.

NAZ: Bu sefer fena yandım. Kadın o gece 15 kez aramış beni. Ben dönüp
aramadım bile, o aradı.

AYŞE: Şimdi aranızda limoni olur sizin. Yoksa yarışa gelmez misin?

NAZ: Yoo yoo yoo… Yarışa tabi ki geleceğim. Ama bir bahane bulmam lazım.

AYŞE: Sen bir ara söyleyecektin yarış yaptığını?

Naz kaşlarını havaya kaldırıp, başını iki yana sallar…

AYŞE: Söylemedin yani? Bence bahane aramaya başlayalım.

Kahveleri gelir..

TARIKLAR----

BELGİN: Of Tarık! Niye geç haber veriyorsun

TARIK: Telaştan unuttum anne

FİLİZ: Abime kızma anne! Hem ben iyiyim.

BELGİN: Ne yapayım kızım?

HULUSİ: Tamam Belgin, iyiymiş.

BELGİN: Ay ne kadar rahatsın Hulusi! Sema kızım sende yoruldun…

SEMA: Yok Belgin teyze, ben gayet iyiyim siz merak etmeyin…

HULUSİ: Tarık sen benimle bir dışarı gelsene.

Dışarı çıkarlar.

HULUSİ: Tarık eğer bir şeyi varda söylemiyorsan..

TARIK: Merak etme babacım iyiymiş. Hatta yarın taburcu olabilirmiş.

HULUSİ: Bu iyi haber. Hadi sen eve git dinlen

TARIK: Yok ben kalırım. Siz gidin.

HULUSİ: Yoruldun ama sen.

TARIK: Ben iyiyim.

HULUSİ: Peki…

TARIK: Hadi anne siz gidin artık. Ben kalacağım Filiz’in yanında.

BELGİN: Hiçbir yere gitmiyorum.

TARIK: Anne! Burada durmanı gerektirecek bir durum yok.

FİLİZ: Anne gerçekten iyiyim ben, lütfen…

TARIK: Zaten yarın taburcu olacakmış. Sadece birkaç test yapılacağı için bu
gece kalacak.

BELGİN: OLmaaaz!

HULUSİ: Annen haklı oğlum. Bizde kalalım.

FİLİZ-TARIK: Baba..

FİLİZ: Ya gerçekten iyiyim. Abim kalacakmış işte, siz yorulmayın. Sema canım,
sende git yoruldun.

SEMA: Peki ama yarın yine geleceğim O’na göre.

FİLİZ: Tamam canım, eve gelirsin.

HULUSİ: Bunlar bizi dinlemeyecek Belgin.

BELGİN: Tamam ama bir şey olursa hemen arıyorsunuz.

TARIK: Siz merak etmeyin. Hadi gidin artık ya. Ben bakarım bitaneme…
Giderken Sema’yı da bırakın. Her şey için teşekkürler Sema.

SEMA: Ne demek. O benim en yakın dostum…. Tekrar geçmiş olsun canım.

FİLİZ: Çok teşekkürler Sema.

SEMA: Görüşürüz.

BELGİN: İyi gidelim o zaman.



Nazların masasında gülücükler ve kahkahalar eksik olmuyordur.

NAZ: Evet hatırladım.

AYŞE: Ne gündü ama!

NAZ: Ya Tarık bizim okulda okuyor, peki biz niye şu ana kadar görmedik.

AYŞE: İşte orasını bende anlamış değilim.

NAZ: Saat kaç bu arada?

AYŞE: Beş.

NAZ: Ooo çok geç oldu, hadi kalkalım artık. Ben buradan eve geçeyim.

Hesabı ödeyip cafeden çıkarlar…

NAZ: Yarın görüşürüz Ayşe..

AYŞE: Bol şanslar sana…

NAZ: Sağ ol…

Taksiye binip eve gider.

Anahtarıyla kapıyı açıp içeri geçer.

Cahide mutfaktan bağırırken……’’Kim geldi?’’

Naz…’’Beeeen… odama çıkıyorum..’’

Koşarak odasına çıkar. Cahide ellerini kurulayıp Naz’ın yanına çıkar…

Cahide: Sonunda eve teşrif edebildiniz Naz Hanım!

NAZ: Anne, lütfen!

CAHİDE: Ne lütfen! Yüzünüzü gören cennetlik küçük hanım.

NAZ: Altı üstü 2 gün yoktum.

CAHİDE: Naz güldürme beni! Sabah okula gitmek için evden çıkıyorsun. Akşam
arıyorum yoksun! Ertesi gün oluyor, Ayşelerdeyim diyorsun! Sen bir şeyler çeviriyorsun ama…

NAZ: Anne ben büyüdüm artık!

CAHİDE: Hayır efendim sen hala benim küçük kızımsın.

NAZ: Annee! Bana çocuk muamelesi yapma.

CAHİDE: Neler oluyor Naz?

NAZ: Bir şey olduğu yok.

CAHİDE: Bir şey var. Ben anlarım senin bakışlarından.

NAZ: Anne çok yorgunum, lütfen üstüme gelme.

CAHİDE: Şimdilik bir şey demiyorum Naz Hanım. Sınav stresinize veriyorum bu
olanları.

NAZ: Beni yemeğe beklemeyin.

CAHİDE: Yemekte sende olacaksın.

NAZ: Aç değilim.

‘’Olacaksın…’’

Cahide çıkar odadan…

TARIKLAR----

FİLİZ: Ağabey?

TARIK: Söyle prenses?

FİLİZ: Sen Naz’a âşık mısın?

TARIK: Bunuda nerden çıkardın?

FİLİZ: Bakışlarından… Naz’a olan bakışlarını fark ettim. Çok farklı bakıyordun
O’na.

TARIK: Yok öyle bir şey güzelim.

FİLİZ: Var var. Hadi ama kardeşine de mi söylemeyeceksin?

TARIK: Bak bak. Büyümüştü abisine âşık mısın diye soruyor.

FİLİZ: Abi ben çocuk değilim!

Camın kenarında duran koltuğa geçer Tarık…

TARIK: Senin uykun yok mu?

FİLİZ: Hayır! Hadi abi…

Derin bir nefes alır…’’Peki söylüyorum...’’

FİLİZ: Evet…

‘’Filiz ben âşık değilim…’’ gülmeye başlar…

Filiz yastığı fırlatır…’’Çok kötüsün…’’

TARIK: Ama söz âşık olursam ilk sana söyleyeceğim…

FİLİZ: Söz mü?

Tarık yerinden kalkıp yanına gider….’’Söz---yastığı başının altına
yerleştirir—Hadi uyu bakalım sen…’’

FİLİZ: Bu sözünü hatırlatırım bak…

TARIK: Tamam Filiz..

Filiz başını yastığa yerleştirdikten bir süre sonra uykuya dalar…

Tarık gülümseyerek izliyordur Filiz’i………’’Deli kız… Ya bugün sana bir şey
olsaydı? Ben nasıl yaşardım. Kızıl prensesim olmadan nasıl yaşardım?---alnına
öpücük bıraktıktan sonra--- İyi uykular…’’

Cep telefonunu çıkartır cebinden, odadan çıkar…

ÖZKUL MALİKÂNESİ-----

CAHİDE: Naz! Hadi yemeğe…

ÜMİT: Vayyy! Naz evde mi?

CAHİDE: Niye bu kadar şaşırdın?

ÜMİT: Evin yolunu bilirmiydi O?

CAHİDE: Ümittt!

ÜMİT: Babam nerde?

CAHİDE: O’nun bugün gitmesi gereken bir yer varmış. Kredi işi mi ne. Yemeğe
yok yani.---tekrar bağırır---Naaazzz!

NAZ: Ne var anne? Geldim işte…

CAHİDE: Yemek!

NAZ: Yemeyeceğimi söylemiştim….

CAHİDE: Aç mı kalacaksın?

NAZ: Annecim ben aç değilim, gerçekten…

ÜMİT: Nesi var bunun?

NAZ: Bana bu deme Ümit!

Ümit: Ne deme mi istersin?

NAZ: Abla diyebilirsin, Naz diyebilirsin mesela…

ÜMİT: Çokbilmiş…

NAZ(sinirle ayaklarını yere vurmaya başlar): Ümiiitttt!

CAHİDE: Tamam çocuklar! Tartışmayın, hadi Naz sen odana çık…

Naz sinirle ayrılır yanlarından, odasına çıkar…

Yatağına geçer, telefonun çaldığını görür…

‘’Kim ki? Tanımıyorum bu numarayı…’’

‘’Alo?’’

TARIK: Naz?

Naz şaşkınca…..’’Tarık?’’

TARIK: Nasılsın Naz?

NAZ: İyiyim, ya sen?

TARIK: İyi…

NAZ: Kardeşin nasıl oldu?

TARIK: O da iyi. Uyuyor şimdi. Şey umarım rahatsız etmemişimdir?

NAZ: Yok canım, ne rahatsızlığı. Hiç fırsat bulamadık seninle konuşmaya…

TARIK: Evet öyle.

NAZ: Bir şey soracağım. Sen bizim okulda mı okuyorsun?

TARIK: Evet. Bu sene yatay geçişle geldim. Son sınıftayım. Bu sene bitiyor
neyse ki…

NAZ: Hmm… Hangi bölümdeydin?

TARIK: Konservatuar- Gitar…

NAZ(sessizce): O yüzden odanda yerde siyah gitar vardı

TARIK: Efendim…

NAZ: Ne güzel dedim. Cuma günü yarış var, katılıyor musun?

TARIK: Elbette. Ama bu sefer yenilgiye hazır ol.

NAZ: O kadar eminsin yani?

TARIK: Evet…

NAZ: Ya yenilirsen?

TARIK: Yenilirsem…

NAZ: Mini bir konser vereceksin bize.

TARIK(gülümser): Peki

NAZ: Söz mü?

TARIK: Söz. Bu sefer ki söz benden olsun. Bu arada yarın kahve içmeye
gidiyoruz ona göre.

NAZ: Unutmadım. Okul çıkışı konuşuruz tekrar.

TARIK: Tamam. Görüşürüz o zaman.

NAZ: Görüşürüz…

Sessizlik olur…

NAZ: Hadi kapat.

TARIK: Önce sen kapat.

NAZ(gülümser): Peki der ve kapatır telefonu…

Numarayı hemen kaydeder telefonuna…

Sevinçle uzanır yatağına…’’Sadece arkadaşça bir kahve Naz. Unuttun mu aşık
olmak yok!’’…

Sağ tarafına döner. Yüzü donup kalır, gözünden bir damla yaş süzülür. . .

BÖLÜM 3 SON

*: Okulda yaşanan olay tamamen gerçeklerden uyarlamadır. Yaşanmıştır!

Edit: Bu bölüm bana biraz kötü geldi ama:icon_sorr

aysima_90
29-11-08, 17:26
---------------11. BÖLÜM--------------



“hadi ama Tarık canım uyan”

“hı hıımm”

“ya Tarık hadi ama of iyi karışmıyorum sana iyi uykular ben gidiyorum”

“hey sen nereye”


Naz kolundan tutmasıyla gözlerinin en derinliklerine bakar sevdiği adamın….



“sen uyusaydın”


“o geceye geri dönmek için neler vermezdim”


Açar masanın sağ tarafında kilitli olan çekmeceyi ve bir kutu çıkarır içerisinden….



“anne anne uyan”

“korkma sahracım korkma canım annen iyi”

“naz nazcım iyimisin of düşün ayşe düşün”




“ümit sence her şey yoluna mı giriyor”

“bence giriyor”

“geçmişi unutmak bu kadar kolay mı günler yitip giderken bir şeyler mi götürüyor bizden”

“bilmiyorum ama naz bana çok kızgın hala ve gittikçe kötü oluyor”

“sen ağabeymi görmedin galiba son birkaç günde bedenen burada ama ruhu hala seneler öncesinde takılı kalmış gibi bankanın işleriyle unutmaya çalışıyor yaşananları”

“onlara hak vermek istiyorum ama naza da hala kızgınlığım geçmiş değil”

“ümit suçlama kızı boşu boşuna nazın da hayatını teklikeye atamazdık”

“hayır yani bu kadar önemli nesi vardı hala bilmiyorum gerçi anlayamıyorum da”

“önemli olan annenin de iyileşiyor olması nazda sağlıklı her şey yoluna giriyor”

“umarım”




“sen gelsene bakıyım buraya”

“neden gelicekmişim ben oraya”

“işte bunun için”

“bekle”

“yine noldu”

“geliyorum”

“neden söndürdün ki o mumları”

“sen ne çok soru sordun bu akşam”

“ben”

“bence sen sus artık tarık”

“susturun o zaman naz hanım”

“hıımm”




“keşke hiç bitmeseydi o gece o şekilde kalsaydık hep yanında olabilseydim”



“naz iyimisin şimdi”

“iyiyim biraz kötü oldum o kadar ayşe”

“çok korktum anne”

“korkma bitanem iyiyim ben”



“filiz sence neler olucak”

“bilmiyorum ama böyle devam etmez edemez”

“bence de bir şeyler yapmamız lazım”

“ya ada olayını hatırlamıyorsun galiba”

“aa ben ne yaptım suç onların değerlendiremedilerse benim suçum mu”

“senin değil ama (of bir bilsen naz için geçmişi)”




“naz noldu iyimisn”

“çok kötüyüm filiz ben”

“noldu canım”

“benim yüzümden hepsi benim yüzümden”

“suçlama kendini sen ne yaptın ki”

“Biliyordum olacakları biliyordum yani ben filiz”

“naz hiç hiçbir şey anlamadım”

“filiz ben hamileyim”




“uff saçmalama ümit tabi ki senin suçun yok”

“ama ben gidelim dedim”




“bu da nerden çıktı şimdi naz eminmisin”

“eminim filiz o yüzden yardım edemiyorum anneme”

“canım bizde neler düşünüyoruz bi Dakka bi Dakka ne dedin sen”

“dedim ki”

“naz bu olamaz bu ne zaman oldu”

“off önemli olan bu değil bundan sonra ne olacağı”

“abim biliyor mu”

“hayır”

“napıcaksın o zaman”

“aldıramam doktor bunun son şansım olacağını söyledi”

“nasıl yani”

“birde anne olamayabilirmişim”

“offf”



“naz neden bırakıp gittin ki beni sanki tek başıma hiç sevmedin mi beni arkada beni bırakıp yurt dışına giderken hiç acımadı mı kalbin”



“şimdi ne olucak”

“bilmiyorum ama tarıkla gelecek diye bir şeyimiz yok bizim başka bir şey düşünmem lazım”

“naz bana her şeyi en baştan anlatırmısın”

“rahatlarmıyım”

“emin olabilirsin”

“tamam”



“filiz filiz beni dinlemiyormusun”

“hı ne dedin canım”

“artık yatalım geç oldu dedim ama duymadın”

“tamam olur”





------------------11. BÖLÜM SONU-----------------------







---------------- 12. BÖLÜM-------------




Karanlığın içerisinde şimdi Tarık ve naz karşılarında bir ışık kümesi var onları kendisine çeken….ikiside ulaşmak istiyor karşılarında ki renk cümbüşüne ama ulaşamamaktan korkuyorlardı bir kez daha hayal kırıklığı yaşamaktan…

Bu kadar zor olmak zorundamıydı her şey şimdi farklı yerlerde farklı kişilerle tam da istedikleri hayatı yaşıyor onlar….kalpleri kavuşabilmek için çırpınsa da eski gücü yok arık o kanatların bedenleri gibi kalpleri de yorgun düşmüş durumda bu zorluklar karşısında….

Ayın ve yıldızların bile görünmediği bir gece de oda daha karanlıktır…yavaşça kalkar yatağından camın önüne geldğinde durur…..

“her şey neden bu kadar zor ki?”





“naz seni dinliyorum”

“filiz ben böyle olsun istemedim”

“biliyorum canım şimdi önemli olan bundan sonra ne yapacağımız”

“filiz annemle bebeğim arasında seçim yapmak zorundayım tarığı sayamıyorum bile”

“önce sakin ol düşünelim bakalım neler yapabiliriz?”




“her zaman ki gibi burnunun dikine gittin naz neleri kaybettin şu lanet olası inadın yüzünden”

“anne”

“sahra canım noldu kızım”

“seninle yatıcam”

“ama”

Odanın karanlığında elinde tuttuğu bez bebekle çok tatlı görünüyordur sahra gözlerin de ki ışık nazın içini ısıtmaya yetmiştir…

“gelin bakalım küçük hanım”

“oyey”

“(gülerken)ne?”

“oyey”

“yerim seni ben yerim”

“anne duy yapma duy”

“cimcimem benim sen olmasan napardım”

sahra uyuyakalır nazın kollarında öper naz saçlarından ve bir damla yaş dökülür gözlerinden daha fazlasına izin vermez naz söz vermiştir kendi kendine alamayacaktır artık….

“özür dilerim kızım , annecim, özür dilerim ilk ve son aşkım her zaman ki gibi mahvettim her şeyi”




“ben geldim”

“baba”

“sahra canım”

“neden dün delmedin”

“işim vardı bitanem”

“hıh küstüm işte”

“nasıl affettirsem acaba kendimi”

“bugün parka didelim mi”

“anne ne soralım izin verirse gideriz”

“anne babamla parka didicez sende gelirmisin”

“hop gel bakalım buraya prenses (sahrayı alır kucağına)nasılsın naz”

“iyiyim sen nasılsın Sadri nasıl geçti görüşmeler”

“harika istediğimden de iyi gidiyor her şey”

“bu iyi haber aaa sana süper bir haberimde benim var”

“neymiş”

“annem iyileşiyor”

“gerçek mi”

“hıhı”

“çok sevindim çok”

“hoş geldin Sadri”

“hoş bulduk ayşe”






“filiz”

“efendim ümit”

“hani dün akşam nazla tarıktan konuştuk ya”

“eee”

“frenceskayla sadriyi hesaba katmadık nazlar yurt dışındaydı idare ediyorduk tarıkla karşılaşırlarsa”

“valla bilmiyorum ümit doğrusu ben hala sadriyle nazın evlenmiş olmalarına şaşırmakla meşgulüm”

“Tarık bilmiyor değil mi”

“hayır annem bu konuyu konuşmamızı yasaklamıştı bizde hiç konuşmadık o günden sonra”

“sadriyle nazı hiç düşünmemiştim doğrusu çok iyi arkadaşlardı nazla Sadri yani lise yıllarında üniverste de koptular”

“ümit abim en yakın arkadaşının yaptığı öğrenince nolcak sence”

“üçüncü dünya savaşı çıkacak bence”

“dalga geçmesene ciddi bi şey sordum”

“bende ciddi olarak söyledim zaten”

“o günden sonra hiç konuşmadılar zaten ümit abimle Sadri”

“offf ……………….sen sahrayı gördün mü”

“nasıl görmem çok tatlı bir şey ümit o”

“babam da çok sevdi filiz naza çok kızmıştı ama sahra yatışmasına yardımcı oldu”

“ben bakarım”

“kimmiş o filiz”

“annem arıyor……….efendim anne………….hı hı işimiz mi yok canım ne işimiz olucak evdeyiz……bekle sorayım(telefonu elyle tutarak)ümit annem akşam yemeğe çağırıyor………… ………….tamam anne geliriz……….oldu söylerim ……………akşam görüşürüz öp babamı benim için…….”


“ne diyor”

“yemek vericekmiş aileye selamı var sana”

“saol…..”

“aaaaaaaaaa”

“filiz noldu?”

“naz nazlarıda çağıracakmış annem ee abimlerde gelicek”

“gitmesek mi”

“yok gitmeyince olmaz da asıl gecenin sonunda napıcaz onu düşünelim”



“Sadri ne o araştırma noldu hala mı sonuç yok”

“yok abi nerde Tarık ben sana şey diycektim”

“ne diycektin söylesene oğlum ne söylüyceksen”

“şey ben … ben gidiyorum”

“nereye gidiyorsun”

“master için yurt dışına gidiyorum”

“ne?”

“Abi böyle bir fırsat bir daha elime geçmez”

“tamam Sadri sen de git”

“Tarık”




“alo naz”

“efendim Sadri”

“şuandan itiberen en yakın arkadışımı kaybetmiş bulunuyorum vatana millete hayırlı olsun”

“Sadri ben çok üzgünüm ben böyle olsun istememiştim”

“biliyorum naz günün birinde tarıkta öğrenicek gerçeği sorun kalmayacak o zaman”

“hayır şu olanlardan sonra asla bilmeyecek”

“eminmisin”





“ne kadar şaşırmıştım”

“ne zaman”

“naz gelipte italyaya gidiyorum dediği zaman”

“iş için gitmişti ümit nazı suçlamamalısın”







SAAT 18:00

Çalan kapı zili ile birlikte salonda oturanlar neredeyse anlaşmış gibi aynı hızla oturdukları yerden kalkarlar ve kapının açılmasıyla biri hariç diğerleri kapıya doğru yönelirler…..


Olduğu yerde kalmıştır hayat kapının açılmasıyla durmuş zaman akmaya devam ediyor ancak onu oracakta indirivermiştir….gözleri büyür bir an elini yumruk yapar fark etmez elindeki bardağı sıktığını….kalbi karşılık verir bu hırsa göğsünü parçalayacakmışçasına hızlı atıyordur…..

“amanda aman kimler gelmiş hoş geldin sizde hoş geldiniz küçük hanım”

“Hoş dulduk”

“naz bu çok tatlı bir şey maşallah”

“saolun belgin teyze”

“senin adın ne bakalım şeker kız”

“sahra”

“hoş geldin naz”

“hoş bulduk Hulusi amca”



Herkes salona geçmek üzereyken naz görmeyi beklemediği iki çift gözle karşılaşır….sahranın bütün çekiştirmelerine aldırmıyor daha doğrusu duymuyordur…..


“aa Tarık elin kanıyor”

Sonunda fark edebilmiştir elinin kanadığını eli mi yoksa kalbi mi daha çok acıyordur o da bu sorunun yanıtını bilmiyordur…..

“iyiyim ben frenceska”

“olur mu oğluşum gel pansuman yapalım”



“ naz naz”

“efendim baba”

“gelsene ayakta kaldın”

“hı tamam geliyorum”



“nasıl fark etmedin ki bu kadar kestiğini”

“dalmışım hem çok değil zaten”

“yaa tabi”



Tarık önde belgin ve frenceska arkada salona girerler….

Tarık koltuğa oturmak üzereyken bacağından çekiştiren sahrayı fark eder…


“senin adın ne?”

Tarık gülümser küçük kızın bu sorusu karşısında….

“Tarık ya senin ki”

“sahra”

Küçük kız elini ağzına kapatır eğilerek gülmeye başlar sonra kafasını kaldırır….

“ama senin saçların uzun”

“kötü mü olmuş”

“cık düzel ollmuş”

“Ya”

“kızım rahat bırak Tarık amcayı”

“anne çok tatlı değil mi okyanusa benziyor”

“aa çok ayıp ama kızım”

“okyanus oda kim”

Nazın kucağından kalkar küçücük bacaklarıyla tarığın kucağına çıkmaya çalışır tarığın yardımıyla oturur….parmaklarıyla oynayarak

“okyanus benim bebeğim”

“hıımm neden okyanus peki”

“gözleri masmavi de ondan”

“benim gözlerim mavi değil ki ama”

“olsun saçları sana benziyoy”

Çalan zilin sesi oluşan tablodan hiçbir şey değiştirmez taki gelen kişinin sesi duyulana kadar……..


“kusura bakmayın geç kaldım”

“aa baba babam delmiş”

Tarığın kucağından hızla iner ve koşar……

“hopp gel bakalım prenses”

“SADRİ!!!!!!”






-----------------12. BÖLÜM SONU-------------------

brs-sym
29-11-08, 22:01
ÖYLESİNE BİR BÖLÜM...



Soğuk bir kış sabahı;

Küçük damlacıklar, kızarmış yanaklarından hızlı hızlı akıyordu, yeşil gözleri yeni çimlenmiş bir yaprak gibi parıldıyordu küçücük yüzünde.Annesinin tenini hissedince duruyordu ağlaması, küçük hıçkırıklara boğuluyordu şimdi de... Küçük öpücüklerle doluyordu yüzü, küçük meleğin..

Küçük ayakları hafif tekmelerle sarsıyordu annesini. Arkadan gelen sesleri küçük Gözleri yerinden fırlayacak gibi açılır, elleri ve ayakları hareketsiz kalır.

Bir babanın sesi duyulur arkadan, annenin boynuna konan öpücük, ardından küçük yavrunun alnına konan öpücük, bu soğuk havada ısıtır iki bedeni, gevşer küçük meleğimiz...

Tarık:"Canım, bugün annemler yemeğe bizleri bekliyor, küçük hanımı çok özlemişler" , der, biricik kızının yüzünü avuçları içine alırken.

Küçük bedenin kalbi, kendisine dokunan bir "baba"nın sıcaklığıyla hızlı hızlı atmaya başlar. Onu görünce heyecanlandığı gibi, şimdi de yerinde duramıyordur, etrafa gülüşüyle renk katıyordur.

Naz:" Tamam bi tanem, biz hazırlanırız şimdi kızımla"

Küçük meleğinin burnun üstüne bir öpücük kondurur.

Tarık odadan çıkacakken, arkadan bir çığlık kopar, bu küçük meleğin haykırışıdır. Yanından ayrılmasını istemiyordur "baba"sının.

Naz:"Dur,(kızını susturmaya çalışırken) canım bak şimdi biz babanelere gidicez, hazırlanıcaz, güzel güzel elbiseler giyinice, sonra baba bizi evden alcak (kızı, gözlerine kenetlenmiş, annesini anlamaya çalışır gibi ona bakıyordur) sonra gidicez, çok eğlencez orda tamam mı? Şimdi sakin ol, baba bir yere gitmiyor.

Tarık, küçük bir gülümsemeyle kapıyı kapatır ve bankaya doğru yol alır.

Naz ise hızlı adımlarla, küçüğün odasına gider. "Eylül"yazılı kapıyı aralar. Kıyafet dolabını açar, ve kendisinde de yaptığı gibi tek tek bir çok elbiseyi giydirip, çıkartır kızında.


Saatler ilerliyordur, hiç durmayacak gibi...

Arkadan telefon sesi duyulur, arayan "Belgin"dir.

Naz:"Alo anneciğim, nasılsın?"

Belgin:"İyiyim kızım sen? Eylül'üm nasıl?"

Naz:" İyi, bizde giyiniyorduk, akşam çok önemli bir yere davetliyiz de..."

Belgin:" Hmm... Çok önemli olsa gerek, güzel güzel giydirin kızımı... Çok özledim onu, burnumda tütüyor kokusu. 2 Aydır göremiyorum bir tanemi..."


Naz:" Oda sizi çok özlediğini söylüyor, öpüyormuş sizi..."

Belgin:" O akşam bir buraya gelsin ben onu öpmeğe doyamayacağım."

Naz:" Sabırsızlıkla bekliyoruz babaannesi... Akşama güzel yemekler olsun diyor bakın."

İki tarafta gülmeye başlar.

Belgin:" Of, ne zaman yürümeye başlayacakta -babaanne- diyerek koşacak kucağıma?"


Naz:" Daha çok var babaannesi."

Belgin:" Neyse ben sizi tutmayayım siz süslenin, akşama görüşürüz canım."

Telefonu kapatırlar, devam ederler, önemli randevularına hazırlanmaya.

Saatler; 18.00 ı gösteriyordur.

Gökten inen beyaz kar taneleri süslüyordur buğulu camı.

Naz, aynanın önünde makyajını tazeliyordur. Aşağıdan korna sesi duyulur. Naz saatine bakar.

Naz:" Saat 6 olmuş ya...Geç kalcaz."

Naz Eylül'ün montunu giydirir, şapkasını ve kaşkolunu bağlar, ardından küçük hanımın çantasını alır ve odadan çıkarlar.

Yine Eylül'ün hıçkırıkları duyulur.


Naz:"Of, yine ne oldu?"

Eylül ellerini sallamaya başlar, Naz Eylül'ün odasına geri döner, küçük ayıcığını alır, merdivenlerden inerler.

Tarık, yaklaşık 20 dk. Süren beklentiden sonra, kollarını birbirine kenetlemiş, arabaya yaslanmış bir vaziyetle, kızıyla karısını karşısında görür. Arabaya doğru yaklaşırlar.

Naz:” Biz geldik!”

Tarık:” Hoş geldiniz, dünyanın en güzel kadını ve biricik kızım!”

Eşini dudağına masum bir öpücük ve kızının yanaklarına küçük öpücüklerle doldurup arabaya bindirir. Belginlere doğru yol alırlar.

Kapı açıldığı zaman, Tarık ile Naz unutulup, herkes –Belgin bile- Eylül’e sarılmaya onu öpmeye başlar.

Tarık ile Naz’ı fark eden ilk kişi Filiz olur, onları karşılar, salona otururlar.

Eylül şimdi de halasının kucağındadır, Filiz onu öpmeye, koklamaya doyamıyordur adeta… Kucağından indirmiyordur yiğenini.

Koyu bir sohbet başlamıştır, saatler 20.00’ı gösteriyordur.

Yemeğe otururlar, Eylül Naz’ın kucağında önündeki ekmek kırıntılarıyla oynuyordur. Eliyle vuruyordur önündeki çatala. Naz son anda fark eder, Eylül’ün çatalla oynadığını. Hemen elinden alır çatalı, Eylül yine ağlamaya başlar.

Yemek ve sohbet devam ederken, Tarık’ın telefonu çalar, Tarık sofradan kalkar mutfağa gider. Eylül’ün gözleri demin karşısında oturan babasın göremeyince yine dolmaya başlar. Çığlık çığlığa oluverir bir anda.

Belgin: “ Ne oldu şimdi?”

Naz:” Tarık ortamdan ayrılınca hep böyle oluyor.”

Hulusi: ” Küçük prenses çok düşkün babasına herhalde.”

Naz: “ Hem de nasıl…”

Naz kızının yanaklarını okşamaya başlar.

Tarık kısa bir konuşmadan sonra masaya geri döner.

Naz:” Kimdi Tarık?”

Tarık:” Bankadan, önemli değil.”

Tarık bunu gözlerini kaçırarak söylemiştir, bir şeyler olduğunu anlamıştır oysaki Naz.

Eylül ellerini uzatır, babasına onu alması için.

Tarık:” Babacım biraz bekle yemeğimi yiyeyim.”

Eylül “tamam” der gibi babasına bakıp, başını sallayınca herkes gülmeye başlar.

Naz:” Bakın, benim kızım konuşamıyor ama nasıl da tepkiler veriyor.”

Kızının yanağına kocaman bir öpücük kondurur.

Yemekte böylelikle sona erer, Nazlar eve gelirler.

Eylül, babasının kucağında uyuya kalmıştır. Tarık onu yatağına yatırır, ardından Naz’ın yanına gelir.

Naz’ın önüne düşen saçlarını geriye iter.

Tarık:” Seni çok seviyorum”

Naz:” Bende…”

Tarık, sevdiği kadının dudaklarına doğru yaklaşır, küçük hamlelerle sevdiği kadını geri geri adımlarla yatağa doğru yaklaştırır. Boynuna doğru inerken, arkadan Eylül’ün sesi bütün romantizmi bozar.

Tarık:” Bu kız ne zaman büyüyecek de bizi bi yalnız bırakacak.”

Naz: “ Yürü Tarık, sen daha çok beklersin beni…”


SON

zeyno-brşkrs
30-11-08, 14:37
GÖZLERİN 30.BÖLÜM


SADRİ:-aklını biraz şu işe versen Tarık saatler oldu biz hala başladığımız yerde sayıyoruz farkında mısın?
Tarık elindeki kalemi masaya fırlatarak:
-Sadri dün bütün gece uyumadım neredeyse ve sinirlerim çok bozuk rica ederim bir de sen üzerime gelme olmaz mı?
Tarığın masasının kenarına oturan Sadri:
-gene neler oluyor anlat bakalım?!
Tarık acı acı gülerek ağzını yamultur:
-yeni bir arkadaşım oldu…
SADRİ:-ne! O ne demek?!
TARIK:-Naz hanım artık ancak arkadaş olabileceğimize karar vermiş…
SADRİ:-yapma yaa! Ne o yalanı ortaya çıkınca kendine yeni bir kalkan mı oluşturdu senden uzak durmak için…
Tarık başını Sadriye çevirerek:
-evet ya! Ben bunu neden düşünemedim! Tabi kendini benden uzak tutmak için Akını kullandı olmadı şimdi sıra arkadaş olma oyununa geldi…
Tarık ayağa kalkıp Sadrinin sırtına vurarak:
-aslansın Sadri! akşamdan beri kendi kendimi yiyordum bu kız niye böyle yapıyor diye…
SADRİ:-e oğlum! Aşık adamın kafası her şeye basmıyor işte tek bir noktaya odaklandığı için… şimdi sen bana Ayşeyle ilgili bir şey sorsan muhtemelen benim kafada kitlenip kalır bir yerlerde…
Tarık gülümseyerek başını sağa sola sallarken:
-birde bana ne diyor biliyormusun?!… o ben ve Seda birlikte takılmalıymışız…
Sadri şaşkın bir ifadeyle:
-hadi ya! Seninki iyice abartmış…
Tarık kocaman bir gülümsemeyle:
-evet! Benim ki!!
SADRİ:-ee! Sen ne yapacaksın şimdi?
TARIK:-bilmem! Nazın oyununa karşılık oyun yapacağım diye Sedayı tekrar başıma saramam kendi kendine gitmişken ama düşüneceğiz bir şeyler… ha! Sakın sende Sedayla ayrıldığımızı ayşeye söyleme…


Ayşe kahkahalarla gülerken:
-sen ve Tarık arkadaş öyle mi? o nasıl oluyor?
Naz eli belinde sinirle:
-aa! Bak böyle yaparsan sana bir daha hiçbir şey söylemem… ne demek nasıl oluyor ben karar verdim oldu…
AYŞE:-Naz çocuk musun Allah aşkına? Aşık olduğun adama karar verdin ve birden arkadaş oldun…
NAZ:-sen beni dinlemiyormusun? Ben zaten aşık falan değilmişim… benim ki hayranlık ve sevgi ama arkadaş olarak ben duyguları karıştırmışım sadece…
Ayşe hayretle gözlerini açarak:
-pekiyi bunun öyle olduğuna nasıl karar verdin?
Naz havalara bakarak:
-off! Ahiret sualine çekmesen beni… düşündüm anladım işte…
AYŞE:-Allahım ya bu kıza akıl fikir ya bana sabır ver!…
TARIK:-tamam mı? başka bir şey kaldı mı?
Sadri gülerek:
-hayır patron her şey tamam! Bak kafan rahatlayınca nasıl çarçabuk hallettik işleri…
TARIK:-sayende Sadri… ama şimdi Naz hanıma karşı bir şeyler planlamam gerekiyor…
SADRİ:-ben kaçtım… hadi sana kolay gelsin!


ÜMİT:-Filiz diyorum ki bu akşam bir yerlere takılalım biraz…
FİLİZ:-bu hafta iki akşam dışarıdaydık ben çıkma limiti doldurdum bu akşam içinde çıkacağım dersem benim için pek iyi olmaz…
ÜMİT:-aa! Nasıl yani?!
FİLİZ:-basbayağı yani çıkamam…
Ümit gözlerini kısmış Filizin yüzüne bakarken aklına gelen çözümle sevinir:
-buldum! Bizimkileri de peşimize takarsak sorun çözülür…
FİLİZ:-bizimkiler derken?
ÜMİT:-abinle Nazı diyorum…
Filiz dalga geçer gibi gülerken:
-tam buldun adamlarını…
ÜMİT:-niye hiç değilse bir şansımızı deneyelim…
FİLİZ:-ben hayatta bunun için abimi aramam…
ÜMİT:-of! Ne var yani ben arar söylerim…
FİLİZ:-aman benim yanında olduğumu sakın söyleme onunda babamdan alta kalır tarafı yoktur haberin olsun…
Ümit telefonunu açan Tarığa:
-nasılsın Tarık?!
Tarık ümitin aramasına şaşırmıştır:
-hayrola Ümit bir sorun mu var?
ÜMİT:-yo! Her şey yolunda ben seni şey için aradım; diyorum ki bu akşam beraber bir yerlere takılsak…
Tarık hayretle:
-sen ve ben mi? “neler geçiyor bu çocuğun aklından”
Ümit gülerek:
-yok canım ben Nazı alırım sende filizi hatta istersen Ayşeyle Sadriyi de çağıralım…
TARIK: “bu iyi bir fırsat olabilir belki ben plan yapmaya çalışırken yapılmışı ayağıma geldi”- olabilir aslında…
ÜMİT:-ilk seni aradım dur diğerlerini de arayıp haber vereyim bari…


Kimseden sorun çıkmamıştır tabi Naz hariç:
-Ümit nerden çıkardın şimdi bu işi?!
ÜMİT:-ne kadar oyunbozansın sen! Herkes sorunsuz kabul etti ama bizim küçük hanım sorun çıkartmazsa olmaz… naz yarım saate kadar hazırlandın hazırlandın yoksa ben gidiyorum…
Konuşmanın sonunu duyan Cahide:
-nereye gene küçük bey bir akşam adam gibi evde oturduğun yok!
Ümit annesinin boynuna sarılıp yanağına kocaman bir öpücük kondurduktan sonra:
-annelerin güzeli kızını çıkaracağım bu akşam işten beyni sulandı sultanın…
CAHİDE:-ya ya! Duydum yarım saat kadar hazırlanması koşuluyla ama… yani neymiş ablan yarım saate hazırlanmazsa bu akşam evdesiniz küçük bey…
Ümit başını iki elinin arasına alarak:
-of ya of!
Cahide merdivenlerden inerken gülerek:
-yalancı pinokyo…
Ümit aceleyle nazın odasının kapısını vurup içeri girer… gardolabının kapısını açmış ne giyeceğine karar vermeye çalışan Nazı omzundan tutup hafifçe sarsarak:
-hadi kızım duydun değil mi annemi inadına mı sallanıyorsun?
Olduğu yerde sarsılan Naz elindeki kazağı Ümitin kafasına vurarak:
-aay! Dursana be! Ne iteleyip kakalıyorsun? Kıyafet seçmeye çalışıyorum her halde!
ÜMİT:-ne olursun çabuk herkesi ben davet ettim en son ben gideceğim sayende…


Filiz keyifle arabayı kullanan abisinin yüzüne bakarken:
-hayırdır abi çok keyiflisin bu akşam?!
Tarık bir an Filize bakıp gülümserken:
-bilmem!
FİLİZ:-var sende bir şeyler ama çıkar kokusu nasılsa… yoksa bunun sebebi Naz mı?... hem sen Sedayı neden çağırmadın bu akşam?
TARIK:-dur kızım! Teker teker sor bu ne sorgu memuru gibi…
FİLİZ:-ben sordum işte sende teker teker cevap ver…
TARIK:-istediğim sorudan başlayabilirmiyim?
FİLİZ:-abiii!
TARIK:-tamam tamam! Bir seda şehir dışında… defilesi varmış… iki Naz neyin sebebi?
FİLİZ:-bu cevap değil soru oldu yalnız… keyfinin sebebi Nazında gelecek olması mı? hem neler oluyor sizin aranızda?
TARIK:-bak gene iki soru birden sordun…
Filiz huzursuz bir şekilde yerinde kımıldanarak:
-Of abi! Lafı karıştırıp cevap vermemeye çalışıyorsan havanı alırsın…
TARIK:-yoo! Hiç öyle bir niyetim yok… keyifli olmama neden taktın anlamadım Naz konusuna gelince biz onunla yalnızca arkadaşız… hem benim sevgilim var unuttun mu?
Filiz hayretle abisine bakarken:
-sen bu kıza aşık değimliydin? Senin sevgilim dediğin kızında kim olduğu hepimizin malumu…
Tarık gülerek:
-aramızda olmayanlar hakkında konuşmayalım söz hakkı doğuyor sevgili kardeşim… ayrıca da Naz düşünmüş taşınmış karar vermiş bizim aramızda yalnızca arkadaşlık olabilirmiş artık…
Filizin şaşkınlığı an ve an artmaktadır:
-ve sende bunu kabul ettin demek… diyorum var bu işin altında bir iş ama göreceğiz…


Gece klubünün loş ışıklarında sabırsızlığı yüzünden rahatlıkla okunan bir çift sürmeli göz giriş kapısına odaklanmış yanında konuşulanları bile duymamaktadır…
SADRİ:-heyyy! Kanka sana diyorum ne içiyorsun?
Tarık bakışlarını bir anlığına Sadriye çevirerek:
-hı! Ne bileyim söyle işte bir şeyler…
SADRİ:-anlaşıldı şu anda sana ulaşılamıyor…
Ayşe Sadriye doğru yanaşarak:
-nesi var bunun?
Sadri omuz silkerek:
-ben ne bileyim!
Naz kapıda yanında ümitle göründüğü anda tarığın birden yüzünün ifadesi değişir… avını görmüş avcı ifadesi vardır Tarıkta… boş bulunup heyecanla:
-geldiler…
Ayşe kaşlarını kaldırıp yüzünde muzip bir gülümsemeyle bakar Tarığa… düştüğü durumu fark eden Tarık:
-bir saattir başımın etini yiyiyordun Filiz nerde kaldılar diye bak geldiler işte…
Filiz şaşırarak:
-kim ben mi?
Tarık filize masanın altından hafif bir tekme atınca:
-ay! Ha! Şey evet çok merak etmiştim Ümiti…
Tarığın kaşlarını çatmış kendine baktığını görünce:
-şey! Yani Nazı…


Naz ve Ümit masaya geldiklerinde…
ÜMİT:-selam millet!
NAZ:-herkese merhaba!
Tarık Nazın oturması için kenara çekilse de Naz Ayşenin yanına geçer Ümitse sırıtarak Tarığın açtığı yere geçip onunla filizin arasına kurulur…
Ümit gülümseyerek filizi bakarken:
-ee! Nasılsınız bakalım?
Tarık oturduğu yerden kalkarak orayı Ümite gösterir sert bir ifadeyle:
-biz iyiyiz de Ümitciğim sen orada sıkıştın böyle geç…
ÜMİT:-rahatsız olmasaydın ben böyle iyiyim…
Tarığın bakışlarından ne demek istediğini anlayınca:
-ha! Şey! Sağ ol…
Tarıksa bir sandalye çekip karşılarına geçer ve Naza dönerek:
-ee! Arkadaşım nasılsın?
NAZ: “vay! Çabuk kabullenmiş arkadaşlık durumunu”-iyiyim arkadaşım ya! Sen?
TARIK:-iyiyim sağ ol…
NAZ:-niye yalnızsın? Sevgilin nerede?
Tarık çok rahat bir tavırla:
-şehir dışında defilesi var..
Ayşe mırıldanarak:
-onu kim çıkartır defileye be! Çakma manken olsa olsa market açılışındadır…
NAZ:-şııı! Ayıp!
AYŞE:-bana ne!


Çiftler dansa kalkmış iki arkadaşsa(!) masada oturmaktadır…
ÜMİT:-sanki yedik kardeşini adama bak dansa kalkıyoruz diye az kalsın dövecekti beni…
Filiz bir yandan Nazın yanına geçip oturan abisinin kaşla gözle Ümitten uzak durması için yaptığı komutlara gülerken:
-boş ver sen onu… Nazla masada yalnız kaldıklarına göre birazdan dikkati bizim üzerimizden dağılır nasıl olsa…
Bu cümle üzerine onlara arkası dönük olan Ümit ani bir hareketle Filizi diğer tarafa çevirerek kendi onlara doğru döner… gözleri faltaşı gibi açılmış bir şekilde:
-nasıl yani?!
Filiz tekrar Ümiti onlar arkasında kalacak şekle getirerek:
-aa! Abime laf ediyorsun sen ne yapıyorsun?
Ümit başını arkaya çevirmeye çalıp Filizde eliyle başını kendine doğru çevirirken:
-şey! Yok canım sen öyle deyince merak ettim ne oluyor diye…
Filiz imalı bir gülümsemeyle:
-merak edecek bir şey yok onlar yalnızca arkadaş…
Ümit tekrar arkaya bakmaya çalışarak:
-ya! Öyle tabi…
Filizin dediği doğrudur Tarık dikkati başka yöne çevrilmiştir fakat bu Naz değildir…
Naz tarığın baktığı yöne bakınca ilerde oturan bir genç kızla bakıştığını fark eder… Nazın nereye baktığını fark ettiğini anlayan Tarıksa kadehini kaldırıp ileriki masada oturan genç kıza doğru uzatır…
NAZ:-sen ne yapıyorsun Tarık?!
Nazdan bu kadar açık bir tepki beklemeyen tarık hem hayretle hemde gözlerinin içi gülerek bakar Naza…
NAZ:-ayıp ama senin yaptığın sonuçta senin bir sevgilim var!
Tarığın birden ifadesi değişir:
-nasıl yani?
NAZ:-ne demek nasıl yani… ayıp bu yaptığın…
TARIK:-ne var canım burada değil ki…
Naz omuzlarını düşürüp derin bir nefes verirken:
-o da ne demek ne fark eder bu senin ki düpedüz aldatmak…
TARIK:-ne yapabilirim benden çok etkilenmiş görünüyor ilgisiz kalamadım… baksana benden gözünü ayıramıyor…
Naz o yöne bakıp kıza sırıttıktan sonra:
-benim sersem arkadaşım o senden etkilendiği için değil tanıdığı için bakıyordur unutma sen hem ünlü bir sanatçı hem de büyük bir bankanın yöneticisi ve varisisin…
Tarık suratını asarak:
-sağ ol mükemmel bir cv çıkardın bana… ne yani beni beğenmiş olamaz mı?
Naz dudak bükerek:
-yoo! Ben öyle bir şey demedim ama kız etkilenmişten çok tanımış gibi bakıyor… kızlar kızların bakışlarından anlar onun için heveslenme sen…
Tarık sinirli bir şekilde elinde ki kadehi masaya koyarken:
-maşallah başımıza davranış analisti kesiliverdin bir anda…


Sadri ve Ayşe dans ederlerken Ayşenin gözleri bir an Tarık ve Naza kayar:
-ne konuşuyorlar bunlar acaba?
Sadri dalga geçer bir ifadeyle gülerken:
-ne konuşacaklar arkadaş arkadaş sohbet ediyorlar işte…
SADRİ:-gel yanlarına doğru gidelim…
Dans ederek yanlarına gittiklerinde... Sadri Ayşenin beline iyice sarılmış onun omzunun üzerinden:
-siz neden oturuyorsunuz? Dans etsenize…
Tarık Naza dönerek:
-dans etmek istermisin?
NAZ:-böyle iyi teşekkür ederim…
Tarık gözlerinde tuhaf bir pırıltıyla:
-niye bana o kadar yakın olmaya korkuyormusun?
Naz başını dikleştirip bir kaşını havaya kaldırarak:
-hıh! Niye korkacakmışım?!
Tarık ayağa kalkıp elini Naza uzatarak:
-hadi o zaman…
Naz yavaş hareketlerle kalkar ayağa… Tarık Nazı piste çıkardıktan sonra tuttuğu elinden yavaşça kendine doğru çeker ve diğer elini sırtından beline kaydırarak kendine biraz daha yaklaştırır… Naz elini Tarığın omzuna doğru koyarken soluğunu tutmuş heyecanını kontrol etmeye çalışmaktadır…
Tarık Nazın bu kadar yakınında ve kollarının arasında olmasından duyduğu hazla kapar gözlerini yüzünü saçlarına doğru getirerek derin derin onun kanını ateşleyen o yasemin kokusunu içine çeker… Sonra tekrar başını kaldırıp nazın gözlerine baktığında gördüğü şeyin gerçek olması için dua eder…
Naz kendiyle büyük bir savaş halindedir… bedenini tamamen ona teslim edip başını göğsüne yaslayıp her şeyi ve herkesi unutup sadece onun kollarında olduğunu hisset isterken…
Hiç konuşmadan dans ederler… ikisi de söyleyecekleri en ufak bir kelimeyle gerçeğe dönüp bu rüyanın sonlanacağını bildiği için…
Müzik bittiğindeyse içlerinde hayal kırıklığıyla yavaş yavaş elleri bedenlerinden ayrılırken Dj in sesiyle irkilirler:
-çoğunuzun da fark ettiği gibi bu akşam aramızda ünlü bir konuğumuz var Tarık Tekelioğlu…
Tarık alkış sesleriyle bütün dikkatler üzerine döndüğünde yanından ayrılmak isteyen Nazı kolundan tutarak durdurur…
Dj kabinin arkasından çıkardığı gitarı Tarığa uzatarak:
-belki emri vaki olacak ama bizi kırmayıp bir şarkı söylemesini isteyeceğim kendisinden…
Tarık önce kendine uzatılan gitara ardından Naza bakar ve hala kolunu tuttuğu parmaklarını eline doğru kaydırarak fısıltı halinde:
-gitme yanımda kal…
Naz yaptığının yanlış olduğunu bile bile hiçbir şey söylemeden Tarıkla beraber dj’in durduğu sahnenin basamaklarına gelir… Tarık gitarı alıp elini bırakmadığı Nazı da kendiyle beraber oturtarak sahnenin en alt basamağına oturur…
Tarığın yüzü Naza Nazın yüzüyse Tarığa dönüktür ve hiçbir şey söylemeden birbirlerinin gözlerinin içine bakmaktadırlar…
Tarık şarkıya başladığında:
“senin için söylüyorum biliyorsun değil mi?”
Naz gözlerini Tarığın bütün yüzünde sanki her milimini hafızasına tekrar tekrar kaydetmek istermişçesine bakarken:
“biliyorum ama bu yanlış”


Susma bir şey söyle biraz olsun yardım et
Gelemiyorum üstesinden ben bu aşkın tek başına
(Tarık bu cümleleri söylerken Nazın yüzüne yalvarırcasına bakmaktadır)
Susma sen sustun ya yalnızlık çöktü üstüme
Anladım bu rüya anladım bu son veda
Her gece hayalimde çiziyorum resmini her halini
Fikrine sürgün sesine hasret
Sabah olup uyanınca silinip de gidiyorsun ya tek başına
Zaten hiç benim olmadın ki
(Nazı süzerken acı yüklüdür bakışları)
Ne kadar kırılsam da ah etmem hakkım yok buna
Hem zaten davetsiz bir misafirdim ben aşkımla
Ne bir aptalın gölgesi ne bir sevda kölesiyim
Sadece hesapsız bir gönül bahçesi
Ama yinede insan soruyor kendine
Bu yazık hikayenin neresindeyim? Yeter ki...
Susma
(sorduğu sorunun cevabını o anda almak istemektedir sanki)
Susma bir şey söyle biraz olsun yardım et
Gelemiyorum üstesinden ben bu aşkın tek başıma

NEV
Şimdi iki damla gözyaşı vardır Nazın göz pınarlarında mutluluktan mı yoksa hüzünden mi olduğunu kendisinin de bilmediği…

ummu88
01-12-08, 15:36
6. bölüm diyelim uyarlama ve eklemelerle birlikte

Naz: baba ben eve gidiyorum
Vahi: naz kızın bak Hulusi Bey belgin hanım merhaba desen
Naz: utanır merhaba Hulusi Bey, belgin hanım diyerek selamlaşır
Hulusi: aa olmadı vahiciğim bakma kızım babana ne beyi hanımı amca amca olacak ve teyze değil mi belgincim
Belgin: tabi canım arada ne öyle resmiyet değil mi selamlaşırlar

Vahi: Ayşe nerede?
Naz: bilmiyorum
Vahi: tamam kızım bizde gelelim
Hulusi-Belgin: a nereye olur mu ne güzel yeni tanışmısız şurda hemen nereye
Naz: siz rahatsız olmayın ben bir taksiye atlar giderim
Vahi: o zaman ömer seni eve bıraksın

Yanlarına gelen ömer hemen lafa atlar

Ömer: evet Naz gece gece yalnız başına olmaz
Naz: zahmet etme kendim giderim
Ömer: ama...
Naz: ısrar etme Ömer, kendim giderim ben! İyi akşamlar diyerek kapıya doğru yönelir
Vahi-Cahide: öyleyse evde görüşürüz

Tarık Naz’ın dışarıya çıktığını görünce hemen peşine takılır

Naz sinirli bir şekilde binadan dışarı çıkar yürümeye başlar
Tarık nazı bir süre takip ettikten sonra arkadan kolundan tutar. Naz sıçrar tam kafasına çantayı indirecek ken Tarık eğilir ve dur dur benim der

Naz: ödümü kopardın bir daha yapma bunu!
Tarık: eve mi dönüyorsun?
Naz: evet
Tarık: gecenin bu saatinde senin gibi güzel bir bayan için bu sokaklar tehlikeli olabilir
Naz: ya sana ne?
Tarık: niye böyle inatçısın (diye bağırır)

Naz: rahat bırak beni sana hesap vermek zorunda değilim
Tarık: ben biliyorum senin derdini!

Naz birden öfkeli bir şekilde döner

Naz: eee neymiş benim derdim acaba?
Tarık: bana âşık olmaktan korkuyorsun ya da oldun bile ama o muhteşem gururun bunu
kabul etmiyor!

Naz: kendi kendine gelin güvey olma, sana âşık falan değilim ben!

Diyerek arkasına geri döner ve yoluna devam eder, o arada bir taksi görür durdurur biner gider Tarık balo salonuna geri döner
son davetliyide göderinceye kadar devam eder. Eve dönerler.

Ertesi gün tekelioğlu evi kahvaltı sofrası herkes masada

Hulusi. E nasıl gidiyor ortaklık işi Tarık Efendi belgine döner bak hayatım artık zibidi yok gördün mü?
Belgin gülümser
Tarık: daha bir şey olduğu yok babacım
Hulusi: nasıl yok
Tarık. Haber bekliyorum Japonlarla da bir ortaklık işi var ya onlarla toplantı ayarlayıp haber verecekler
Hulusi: iyi bakalım
Tarık: ya baba iznin ne zaman bitecek dönsen artık 1 haftadır başımı kaldıramıyorum
Hulusi: hayırdır zor mu geldi beyefendi 1 haftada pes ettin ben kaç yıldır öyle çalışıyorum
Tarık: o tempoya nasıl dayandın o kadar anlamadım. Üstelik birde âlemlere akıyordun nasıl halin kalıyodu ben akşam kendimi eve zor atıyodum
Hulusi: karıştırma orasını

Belgin. Ne baba oğul fısır fısır ne kaynatıyorsunuz bakalım
Hulusi: oğluşun 1 haftada havlu attıda onu konuşuyoruz canım
Belgin: üzerine gitme Hulusi evet artık sende gitsen bankayada artık evde misafirlerimle rahat etsem
Hulusi: ne o belgin hanım 1 haftada sıkıldınız mı benden
Belgin: ay evet Hulusi kuyruk gibi dibimde sıkıldım arkadaşlarımada rezil oldum senin yüzünden
Hulusi: ya belgin ben ne yaptım ki
Belgin. Ay ne olacak her sohbetin içine ettin her şeye karıştın oyunlara mudahale ettin daha sayayım mı?
Hulusi: aman iyi tamam bende bir daha katılmam o konken partilerinize tekrar tarığa döner
Naz güzel kız bakıyorum ortaklık işine o ikna etmiş nasıl oldu

Tarık naz adını duyunca dalar gider

Hulusi: Tarık hey sana diyorum diye sesini, yükseltir
Filiz: boşuna uğraşma babiş o şu anda seni duymaz
Hulusi. Neden
Filiz. Cümlende naz adı geçti ondan
Hulusi: naz kelimesinin özel bir etki özelliği mi var
Filiz: yok babiş abimde bu etkiyi yapmaya başladı
Hulusi. Anlamadım
Filiz: valla bilmiyorum babiş uçakta neler oldu bilmiyorum ama o zamandan beri her seferinde biraz daha süresi artıyor naz adı geçince dalmasının
Belgin. Sen ne diyosun filiz
Filiz. Gerçeği belgin sultan masadan kalkar be kaçtım by der gider

Durumdan memnun
Hulusi: güzel güzel
Belgin: Hulusi sen ne dediğinin farkında mısın?
Hulusi: hı belgin yok canım yok bişey

Belgin dayanamaz ve tarık’ın kolunu sarsarak
Belgin: oğluşum ne oldu

Tarık: hı ne oldu
Hulusi. Olan sende nereye gittin öyle
Belgin: evet Tarık ne oldu öyle deminden beri sesleniyoruz duymuyorsum ancak sarsarak kendine getirdik
Tarık. Yok, bir şey işler 1 hafta benim için çok yorucu geçti ondandır

Hulusi. Eğilir tabi ya işler güzel kız tokat atar adama sen öptü sanırsın bizde geçtik o yollardan
Tarık: ya aynen öyle oluyormuş der yanağını tutar
Belgin: ne oldu oğluşum yanağını tuttun
Tarık: yok anne birden sinek kondu sandımda
Belgin. Ne sineği oğlum
Hulusi. Sinek dediya belgin en iyisi sen bugün evi bi ilaşlattır haydi tamam benden bu kadar Tarık kalk gidiyoruz
Tarık: nereye baba
Hulusi: nereye olacak bankaya

Tarık da kalkar bereber bankaya giderler


Tarık banka işleriyle uğraşırken naz da Japonlarla yapılacak toplantının ayarlamalarını yapmıştır. Toplantı günün ve saatini telefonla Zehra hanıma bildirir.

Zehra kapıyı çalar

Tarık: gir
Zehra: şey efendim naz hanım aradı yarın 10.00 da cahide tekstilde Japonlarla toplantınız varmış
Tarık: iyide neden naz hanım direk benimle konuşmadı
Zehra. Bilmiyorum efendim iletmemi söyledi
Tarık: iyide toplantı detaylarını bir konuşmamız gerekmezmi nasıl iş yapıyorlar anlamdım
Zehra tarık’ın bağırması ile ne diyeceğini bilemez. Koridordan tarık’ın sesini duyan Sadri içeri gire
Sadri: hayırdır kanka ne oluyor ya sesin ortalığı çınlatıyor
Tarık: ne olacak yarın Japonlarla toplantı ayarlanıyor sekreterle haber veriliyor ne olsun
Sadri: iyide kanka sen toplantıyı ayarlar haber verirsiniz demedin mi?
Tarık: of Sadri sen de bir hoş sun haber verirsiniz dedik diye sekreterlemi haber verin dedik insan iş yapacağın ortağınla konuşmaz mı?
Sadri: bilmem normalde öyle olması gerekte sizi anlamadım ben
Tarık: hem toplantı detaylarını konuşmamız gerekmezmiydi. Zehra Hanım naz hanımı bağlarmısınız
Zehra: hemen efendim der telefonu bağlar

Tarık: alo tamam Zehra hanım bağlayım evet naz hanım bu ne demek oluyor acaba
Naz(telefonda) anlamadım Tarık bey
Tarık: ne anlamaması insan nezaketen bile olsa bizat telefonda bağlatıp toplantı saatini kendisi haber verir.
Naz: a pardon Tarık Bey siz toplantıyı ayarlayıp haber verin demediniz mi bizde emrettiğiniz gibi haber verdik
Tarık: ben emir falan vermedim o cümleden de ancak sen öyle bir anlam çıkarırsın, detayları konuşalım hiç olmazsa nerde ve nasıl buluşalım
Naz: ne buluşması
Tarık: yarın ki toplantıya birlikte girmeyecekmiyiz onun detayları için
Naz: tamam size kaç uygun bugün
Tarık: öğle yemeği olabilir isterseniz.
Naz. Öğle yemeğine gerek yok benim işim var çıkamam.
Tarık: yemek yemiyecek misin nasılsa
Naz: ben burada bir şeyler yerim. Öğleden sonra saat kaçta uygunsanız biz ömerle geliriz
Tarık. İyi tamam saat 3 gibi olur
Naz: iyi tamam görüşmek üzere diyerek telefonu kapatır.

Tarık öfke ile bu kız beni delirtecek diye bağırır ve telefonu sertçe kapatır.


Sadri. Ne oldu hayrola
Tarık: yok bir şey ben bunaldım dışarı çıkalım mı?
Sadri: olur bende bunaldım çıkalım

Birlikte çıkarlar bir lokantaya giderler

Naz odasında çalışırken ömer gelir
Ömer: yemeğe gidelimmi
Naz: yok ben gelmeyeceğim sen istersen çık ha bu arada saat 3 de tekbankta toplantımız var ona göre
Ömer: iyi işte haydi enerji depolamayız kalk kalk gidiyoruz

Diyerek nazı kolundan tutar ve birlikte çıkarlar hiç başka yer yok gibi Sadri ve Tarık ‘ın olduğu lokantaya gelmişlerdir

Tarık: nazın kapıdan girdiğini görünce hanfendi biz davet ettiğimizde iş yerinde yiyeceğini söyler ömer bey olunca koşa koşa gelmiş diye söylenir
Sadri: hayırdır ne oldu
Tarık: ne olcak yeni ortaklarımızı toplantı detayları için hem yeriz hem konuşuruz diye davet ettim kabul etmedi iş yerinde halledeceğini söyledi ama başka planları varmış

Sadri anlamaz etrafına bakar naz’ı ve Ömeri görür onlarda görmüştür. Sadri başı ile selam verir. Tarık sinirle naz’a bakar ömer gülümser başıyla selam verir. Naz gerildiğini hisseder
Naz: Of ömer zorla getirdin
ömer: a bak Tarık Bey ile Sadri beyde buradaymış
Naz: Evet görüyorum sayende yalancı konumuna düştüm
ömer. Anlamadım nasıl yani
Naz: Tarık Bey öğlen yemeğine davet etmişti bende iş yerinde halledeceğimi söyledim şimdi yalancı konumuna düştüm sayende

Uzaktan hafif gülümsemelerle selamlaşırlar masaya geçerler

ömer nazın gereğinden fazla gerildiğini düşünür. Ve bunda başka bir şeylerin olduğunu hisseder. Bir an önce naza açılması gerektiğine karar verir. ikiside sesizce yemeklerini yer ve dışarı çıkarlar.

Tarık çıktıklarını görünce hemen kalkar onları takibe başlar

Naz ömer arabada

Ömer: naz niye suskunlaştın niye konuşmuyorsun
Naz: bilmem canım sıkıldı böyle olması kötü oldu
Ömer: naz ben sana bir şey söylemek istiyorum
Naz- söyle noldu
Ömer: naz ben seni seviyorum liseden beri sana aşığım

Naz: şaşırmıştır. Ömer ben sana hiç o gözle bakmadım lütfen
Ömer: neden başka biri mi var bana gayet yakın davranıyordun
Naz: ben sana arkadaş gibi davrandım sen yanlış anlamışsın
Ömer. Neden yoksa o kendini beğenmiş Tarık Bey mi?
Naz: ömer sen ne saçmalıyorsun
Ömer: öylemi sen bana hiç Ömerciğim falan demezdin neden dedin o zaman o ukala adamı kıskandırmak içim mi?
Naz: ömer sen neler saçmalıyorsun öyle
Ömer: fark etmedim mi sanıyorsun lokantada neden kasıldın neden suspus oldun söylesene diye bağırır

Bu arada naz viraja geldiklerini ve ömerin çok hızlı olduğunu fark eder ömer yavaş diye bağırır ömer birden virajı alamaz ve bariyerlere çarpar nazın kemer takılı olmadığı için öne doğru savrulur ve başını çarpar kırılan cam başını derince kesmiştir. Ömerde ise birkaç cam kesiği vardır. Tarık ve Sadri kaza yaptıklarını görünce durular ve yanlarına giderler. Tarık nazın oturduğu tarafa geçer onu kapıyı zorlayak açar ve dışarı çıkarır başının kanadığını görür. Bu arada ömerde çıkar Tarık sen nasıl araba kulanıyorsun öyle sen nasıl insansın diye üzerine yürür. Naz ayağa kalkar dur demeye kalmadan sallanır Tarık bunu fark eder ve naz düşmeden hemen tutar.
Tarık: Sadri arabanın arkasını aç çabuk
Sadri: tamam hadi koşarak açar tarık nazı kuçağında arabaya götürürAmbulansın gelmesini beklemeden en yakın hastaneye götürür. Ömer bu arada arabanın başında kalır.

……………………………………………………………………………………………………………

zeyno-brşkrs
03-12-08, 18:01
GÖZLERİN 31.BÖLÜM


Şarkı bittiği anda bütün büyü bozulmuştur… başlayan alkışlar onları sanki gittikleri boyuttan alıp insanların arasına bırakır… Naz gözlerini Tarığınkinden ayırıp mekana baktığında kendini delip geçecekmiş gibi bakan Ümitin bakışıyla karşılaşır ve ayağa kalkarak diğerlerinin yanına geçer…
Tarık alkışlara karşılık selam verirken Nazın yanından ayrılışını sessizce takip eder…
Nazın yanına oturduğu Ümit:
-sen ne yaptığını sanıyorsun?!
Naz kaşlarını çatarak:
-ne yapmışım?
ÜMİT:-adamın ağzının içine düşecektin neredeyse birde ne yaptım diyorsun…
Naz sinirli bir şekilde:
-ne! daha neler! Kendine gel Ümit…
ÜMİT:-ben gayette kendimdeyim ama senin için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil…
NAZ:-ne ima etmeye çalıştığının farkındayım sevgili kardeşim ama unutma ki onun bir sevgilisi var…
Ümit dalga geçer gibi gülerek ve kızgın bir ifadeyle:
-hıh! Bunu bana değil de kendine söylesen daha doğru olur bence…
Tarık yanlarına geldiğinde umutla Nazın gözlerinin içine bakar vereceği tepkiyi merak ederek…
Naz sevimli bir gülümsemeyle Tarığın gözlerinin içine bakınca aynı gülümseme Tarığında yüzünde belirir…
NAZ:-çok güzel bir şarkıydı arkadaşım…
Tarığın yüzünde ki gülümseme kaybolur:
-sağ ol…
Üzerine basa basa sahte bir tebessümle:
-teşekkürler arkadaşım…
Tarık tekrar ayağa kalkar...
FİLİZ:-nereye abi?!
Tarık kırgın ve kızgın bir şekilde nazın gözlerinin içine bakarak:
-dışarı… biraz hava almak istiyorum…
Naz Tarığın bakışlarından neler hissettiğini anlamıştır aslında ama ne söyleyebileceği bir sözü nede yapabileceği bir şey vardır… yavaşça başını eğerek kaçırır bakışlarını ondan…


Tarık klubün dışına çıktığında içine işleyen soğuğu biraz olsun kesebilmek için montunun yakasını kaldırıp ağaçlıklı yolun kenarında ki banka oturarak sürmeli gözlerini boşluğa uçuşan saçlarını rüzgara bırakarak kendini ve Nazı tartışmaya başlar yalnızlığıyla:
-anlamıyorum neden her şey bu kadar karışık olmak zorunda…. O mu anlayamıyor beni yoksa ben mi anlatamıyorum kendi mi… çocuk gibi oyun oynamak zorunda mıyız sanki?
Arkasından yaklaşan el omzuna dokunduğunda içinde yanıp gözlerine vuran umut ışığıyla çevirir başını arkaya belli belirsiz bir gülümsemeyle ve o gülümseme donup kalır yüzünde…
SADRİ:-kanka ne yapıyorsun burada?
TARIK:-hiç! dedim ya biraz hava almak istedim…
SADRİ:-beni görünce yüzün düştü sanırım başkasını bekliyordun…
TARIK:-boş ver Sadriii…
Ayağa kalkarak:
-madem geldin hadi içeri dönelim…
Sadri Tarığı kolundan tutup durdurarak:
-Tarık yalnız içerde pekte hoşuna gitmeyecek bir manzara var aslına bakarsan bende seni uyarmak için geldim…
Tarık acı bir tebessümle:
-Filiz gene Ümitle dans falan ediyorsa onu ufak ufak kanbullenmem gerekecek sanırım…
Sadri suratını sarkıtarak:
-o kadar basit değil…
Tarık kaşlarını çatarak:
-sakın bana daha ileri gittiklerini söyleme! hem de herkesin içinde!!
Tarık hışımla gitmek için hareket etse de Sadri kolunu bırakmaz:
-abicim dursana biraz bunun Filiz ve Ümitle bir ilgisi yok!
Tarık bu kez merakla ve korkuyla sorar:
-ya kim?!
Biraz duraladıktan sonra sessizce:
-Naz?!
Sadri başıyla onaylayarak:
-evet kanka! Adamın biriyle dans ediyor.
Tarık suratını asarak başını ağır ağır diğer tarafa çevirir:
-ne istiyorsa onu yapsın ben artık uğraşamayacağım abicim!
Sadri içeri girmeye hazırlanan Tarığı tekrar durdurarak:
-dur be Tarık! Lafın sonunu dinlemeden… adam Naz ve Ayşenin okul arkadaşıymış ama eminim ki şimdi Naz seni kıskandırmak için adama yakın davranacaktır seninde vereceğin tepkiyi tahmin ettiğimden onun oyununu bozman için sana haber vermeye geldim…
Tarık tek kaşını kaldırmış Sadriyi dinlerken gülümsemeye başlar ve omzuna hafifçe vurarak:
-vay be! Avukatların entrikacı olduklarını bilirdim de bu kadarı da pes! Oyuna gelme diyorsun yani…
SADRİ:-yaptığın ince hakareti espri olarak kabul edip bir şey demiyorum ve aynen diyorum…
Tarık tekrar Sadrinin omzuna keyifle vururken:
-hadi kanka gidip şu senaryoya bizde birkaç satır bir şey yazalım anlaşıldı ki Nazın bu işi uzatmaya niyeti var madem oyun istiyor oynarız hem de kralını…
“oğlum Tarık demek ki oyun oynamak gerekiyor… şaka maka bu işi sevmeye de başlayacağım galiba”
Sadriye bakıp sırıtarak: “hele önceden tiyosu gelince daha da zevkli”
SADRİ:-hayırdır niye güldün?
TARIK:-komedi filmine döndük Sadri gülmeyip ne yapayım?
Sadri gülümseyerek:
-doğru haklısın…


Naz gayet ölçülü bir şekilde eski okul arkadaşıyla dans ederken Tarık ve Sadrinin içeri girdiğini gördüğü anda arkadaşına biraz daha yaklaşıp gülücükler saçmaya başlar… arkadaşıysa Nazın bu yaklaşımına bir anlam veremese de bu durumu sadece gülümseyerek geçiştirir…
“affedersin Metin gerçekten bunu yapmak istemezdim ama başka çarem yok”
Tarık içeride nazı dans ederken görünce her şeyden haberdar olmanın rahatlığıyla gülümseyerek onların yanından geçerken:
-oo! Naz sevgili arkadaşım ne güzel eğleniyor olman…
Naz başını ağır bir hareketle Tarığa doğru çevirirken gözleri kocaman açılmış bir şekilde hayretle ona bakar:
“nasıl yani ya!”
Metin Tarığı görünce Nazın elini tuttuğu eli bırakarak:
-Tarık bey merhabalar… şarkınız çok güzeldi sayenizde geceye ayrı bir renk geldi doğrusu…
Naz şaşkın şaşkın iki adama bakarken Tarık:
-teşekkürler beğenmenize sevindim beyefendi…
Gülümseyerek tek kaşını kaldırıp Naza başıyla gördün mü der gibi bakarak:
-izninizle…
Naz bu dansla istediği tepkiyi alamayınca Metinden izin isteyip dansı bırakır ve diğerlerinin yanına döner…
Tarık yüzünde Nazı sinir eden bir gülümsemeyle:
-Naz hayrola arkadaşım neden bıraktın dansı…
Naz tek omzunu silkerek:
-bu kadar yeter…
Ümite dönerek:
-artık gitsek mi?
Ümit memnuniyetsiz bir ifadeyle:
-daha çok erken ne gitmesi?!
NAZ:-sen bilirsin anahtarları ver yarın erkenden işim var ben gideyim o zaman…
Tarık nasıl bir tepki vermesi gerektiğini düşünürken yanına gelen genç kız:
-Tarık dans edebilirmiyiz?
Tarık kibarca kızı reddetmeyi düşünürken birden Nazın kendine ve kıza sinirle baktığını görünce:
-tabi neden olmasın…
Naz bu olaydan sonra artık bir saniye bile orada durmaya tahammül edemeyeceğini hissederek ısrarla elini Ümite uzatarak:
-ver hadi şu anahtarları…
Yanına gelen Ayşe:
-Naz niye acele ediyorsun? Birazdan hepimiz kalkarız…
NAZ:-sizlerin yarın işi yok benim için keyfinizi bozmayın ben giderim…
Ümit anahtarı uzatırken:
-al bakalım ama dikkatli ol…
Naz gözü Tarık ve onunla dans eden kızda…. Dişlerinin arasından konuşarak:
-ederim merak etme…
Naz hızlı adımlarla dışarı çıkarken kızla sohbet ederek dans eden Tarık onun hışımla kapıdan çıktığını görünce kızdan izin isteyerek dansı bırakır ve koşar adımlarla Nazın peşinden dışarı çıkar… Naz valenin arabayı getirmesini beklerken Tarık kolundan tutarak:
-Naz!
Naz gözlerinden nefret okunan bir ifadeyle döner arkasına:
-ne var?!
Tarık arkadaşlık oyununu unutmuş sevdiği kadının kendine nefret dolu bakmasından üzgün bir ifadeyle:
-seni ben bıraksaydım…
Naz aynı ifadeyle:
-istemez sen git dansını et…
Sonra alay eder gibi:
-arkadaşım!
Tarık sinirlenerek:
-Naz sinirlendirme beni…
Naz kaşlarını havaya kaldırarak ukala bir tavırla önce Tarığın gözlerine bakar dik dik ardından hala kolunu tutan eline ve kolunu onun elinden kurtararak:
-çok korktum…
Tarık sesini yumuşatarak:
-Naz sence bu kadar oyun yetmez mi?
Naz tavrını sürdürmektedir:
-ne oyunu Tarık?! Ben oyun falan oynamıyorum…
TARIK:-oynuyorsun Naz! Hem de ikimize de zarar veren bir oyun… beni kendinden uzak tutmak için bu kadar uğraşmana ne gerek var?!
Nazın anahtarı verdiği vale arabayı getirmiş Naza anahtarı uzatırken:
-hıh! Sen kendini çok önemsiyorsun Tarık Tekelioğlu…
Vale Tarığa dönerek:
-Tarık bey sizin arabanızı da getireyim mi?
Tarık Naza ters bir bakış fırlatarak:
-hayır teşekkür ederim…
Hiçbir şey söylemeden saçlarını savurarak arkasını dönüp içeri girer Tarık…
Naz arabaya binerken onun gidişini hüzünle seyredip yavaşça kontağı çevirip yola çıkar….


Uykusuz geçirdiği gecenin ardından Naz dosyalara gömülmüş kendini unutmaya çalışırken telefonu çalar arayanın Ayşe olduğunu görünce:
-umarım dün akşamla ilgili konuşmak için aramıyorsundur…
Telefonun açma tuşuna basarak:
-efendim Ayşe!
AYŞE:-Naz bütün sabah kendimle savaştım durdum biliyorum ki senin kafan benimkinden karışık ama seninle konuşmaya ihtiyacım var…
Naz Ayşenin sözlerine şaşırmıştır:
-kötü bir şey mi var?!
AYŞE:-şirkette misin?
NAZ:-evet!
AYŞE:-yanına gelebilirmiyim?
NAZ:-tabi ki!
AYŞE:-tamam o zaman on dakika sonra oradayım…
Ayşe dediği gibi on dakika sonra şirkettedir… Naz Ayşeye masasının önünde ki koltuğu göstererek:
-otur hadi! Anlat bakalım neler oluyor?!
Ayşe ceketini ve çantasını sehpanın üzerine bırakarak derin bir nefes alır arkadaşının merakla kendine bakan gözlerinin içine bakarak:
-Sadri beni ailesiyle tanıştırmak istiyor….
NAZ:-ee!
AYŞE: esi ne Naz! Ben ne yapacağım şimdi?
Naz acı bir gülümsemeyle:
-ne demek ne yapacağım demek ki Sadrinin niyeti ciddi ki seni ailesiyle tanıştırmak istiyor…
AYŞE:-bende o yüzden korkuyorum ya! Ben kendimden emin değilim…
Naz hayretle:
-nasıl yani?
AYŞE:-basbayağı evet Sadriyle çok iyi anlaşıyoruz onunla olmaktan zevk alıyorum ama ona aşık olduğumdan yada evlenebilecek kadar onu sevdiğimden emin değilim…
Naz koltuğuna yaslanarak derin bir “of” çeker:
-pekiyi ne olacak şimdi?
Ayşe üzgün bir ifadeyle:
-bir birsem…
NAZ:-bunun için akıl alınacak en son adama akıl danışıyorsun farkındasın değil mi?
AYŞE:-neden bence aşkı bana en güzel tarif edebilecek kişi sensin… bende senin anlattıklarından yola çıkarak bir karar verebilirim bence…
NAZ:-dalga geçiyorsun sanırım…
AYŞE:-yoo! Çok ciddiyim…
Naz acı acı gülerek:
-yapma Ayşe sen beni ben seni biliriz… bence sen bunlarla beni konuşturmaya çalışıyorsun…
Ayşe yakalandığını anlayınca gülmeye başlayarak:
-beceremedim değil mi seni kandırmayı?!
Naz gülerek:
-seni o kadar iyi tanıyorum ki…. Pekiyi bu tanışma işi de mi uydurma?
Ayşe heyecanla:
-hayır o doğru ama bunu seninle paylaşırken seni biraz olsun konuşturabilmeyi ummuştum doğrusu…
NAZ:-demek bana oyun ha!
Ayşe gülerek:
-itiraf et bu aralar oyunlara en meraklı sensin aramızda…
İmalı bir şekilde:
-arkadaşımmm!!
NAZ:-bırak şimdi anlat bakalım ne zaman tanışıyorsun Sadrinin ailesiyle?
Ayşe yüzünde heyecan dolu bir gülümsemeyle:
-bu akşam! Öyle heyecanlıyım ki anlatamam…
Naz saatine bakarak:
-ee! Sen hazırlanmayacakmısın?
AYŞE:-hazırlanacağım tabi…
NAZ:-hadi kalk o zaman bende Akınla Nihalin nişanına gideceğim beraber kuaföre gidelim orda bana anlatırsın gerçekten Sadriyle aranızda olanları…
Ayşe gözlerini sevinçle parlarken ellerini iki yana açarak:
-aşığın… başka söyleyecek bir şey yok!! Bak senin gibi kaçmıyorum bundan…
Naz yüzünde hüzünle arkadaşının sevincine duyduğu mutluluğun izlerini aynı anda taşıyarak:
-çünkü karşında ki sana bunu söylettirebiliyor…
Ayşe durgunlaşır birden:
-affedersin Naz sen acı çekerken…
Naz arkadaşının üzülmemesi için zorlada olsa gülümseyerek:
-ne için özürdiliyorsun?! Ben senin adına çok mutluyum… bana gelince sen takma kafana ne dedim artık onunla benim aramda arkadaşlıktan başka bir şey olamaz biz o treni kaçırdık…



Tarık bütün günü stüdyoda yeni parçalara çalışarak geçirdikten sonra orkestra arkadaşlarıyla ve Neşeyle yemeğe gidip günün yorgunluğunu atmaya çalışmaktadır…
NEŞE:-bu gün romantik şarkılarda ki performansın süperdi neler oluyor Tarık?!
Tarık gülümseyerek:
-bir şey mi olması lazım?
Neşe gülerek:
-ben seni bilirim sen en çok romantik şarkılara ruhunu vermekte zorlanırdın ama…
Orkestra arkadaşlarından biri:
-ne soruyorsun Neşe! Belli ki adam aşık!
Tarık gülerek:
-hadi canım sende…

Tarık yemekten sonra eve dönerken yemekte geçen o konuşma vardır hep aklında:
-herkes farkında bir sana anlatamadım hislerimi Naz… bir sana…
Arabanın gaz pedalına biraz daha asılarak açık camdan giren rüzgarı yüzünde hissederken uçuşan saçlarıyla beraber nafile bir umutla bu düşüncelerinde aklından uçup gitmesini beklemektedir… ama olan olmuştur işte gene orada bahçe kapısının önündedir tıpkı beraber arabada sabahladıkları gece gibi…
Arabayı kuytu bir yere çekip park ederken nazın odasına diker gözleri… ışığı yanmıyordur… kısa bir süre sonra gitmek üzereyken o tarafa doğru yaklaşan arabanın sesini duyunca kendini göstermemek için kontağı kapatır ve farları söndürür…

Naz nişandan çıkışta bozulan arasından sebep beraber çalıştığı arkadaşlarından birinin arabasıyla eve dönmektedir… bahçe kapısına geldiklerinde araba durur ve arkadaşı Nazın kapısını açarak onun inmesine yardımcı olur… Naz büyük bir zarafetle kendine uzatılan eli tutarak iner arabadan üzerinde siyah bir gece elbisesi ve onun üzerine taktığı beyaz kürk etolüyle… arkadaşı tuttuğu eline kibarca bir öpücük kondurup birbirlerine iyi geceler diledikten sonra arabasına binip giderken onun arkasından kısa bir el salla seremonisinden sonra Naz ince topukların üzerinde ağır adımlarla kumandayla açtığı bahçe kapısından girmek üzereyken az önceki manzarayı dehşet içinde seyreden Tarık arkasından seslenerek:
-Naz!
Naz duyduğu sesle irkilerek aniden arkasına döner… gözleri kocaman açılmış hayretle kendisine yaklaşan Tarığa bakarken:
-Tarık! Senin burada ne işin var?!
Tarık soruyu duymazlıktan gelerek:
-yeni bir arkadaş bulmuşsun kendine…
Tarık arkadaş kelimesinin üzerine öyle bir vurgu yapmıştır ki Naz onun ne demek istediğini gayet net anlamıştır ama o Nazın cevap vermesine fırsat vermeden devam eder sözüne:
-kim o?!
Naz kaşlarını çatmış sağlam durmaya çalışarak:
-sana ne?!
Tarık acı acı gülerek:
-haklısın bana ne!
Nazın iki kolundan birden tutarak kendine doğru çeker sinirli bir şekilde:
-benimle olmak istememeni bir şekilde kabul edebilirim ama bu yüzden kendini başkalarının kollarına atman işte bu olacak şey değil!!
Naz tarığın neler düşündüğünü anladığında beyninden kurşun yemişe döner:
-ne! Sen neler saçmalıyorsun?!
TARIK:-saçmalayan sensin ben değil şu yaptığına bak!
Naz hiçte Tarığa gerçekleri açıklamak niyetinde değildir:
-ne yapıyorsam yaparım bu seni hiç ilgilendirmez…
Tarık nazı hafifçe sarsarak:
-sen bana aşıksın Naz!...

ummu88
04-12-08, 15:44
7.bölüm

Hastane

Nazı acile alırlar.
Tarık sandalyeye oturur ve ellerini yüzüne kapatır.

Sadri: omzuna dokunarak iyi misin?
Tarık anlamaz yüz ifadesi ile Sadri’ye bakar içinde dayanılmaz bir acı vardır. Aradan bir süre geçmiştir Tarık artık daha da meraklanmıştır koridorda dolanmaya başlar. Hemşire çıkar kan lazım hastanızın kan grubu ne diye sorar.
Tarık: bilmiyorum hemşire tekrar ameliyathaneye girer. Bir süre sonra O Rh pozitif miş hemen lazım
Tarık: benim kan grubum diyerek hemşire ile kan alma odasına gider.
Hemşire: en şansız kan grubudur
Tarık: neden öyle dediniz
Hemşire: herkese verir ama sadece kendinden alabilirde ondan
Tarık: ne kadar gerekli ise alın
Hemşire: maalesef öyle olmuyor ancak 1 ünite alabiliriz
Tarık: olmaz siz yinede ne kadar gerekli ise alın
Hemşire: merak etmeyin takviye kan bankasından istendi sizden aldığımız bitinceye kadar yetiştirirler
Hemşire kanı alır siz burada biraz dinlenin der gider. Tarık biraz dinlendikten sonra tekrar ameliyathanenin önüne gelir

Tarık: Of ya bunlar niye çıkmadı hala diye duvara vurur. Sesi farkında olmadan yüksek çıkıyordur
Sadri: ya tamam merak etme bir şey olmaz
Tarık: olmaz değil mi e peki neden bu kadar uzun sürdü
Sadri: merak etme Nazına bir şey olmaz
Tarık: ne Nazıma mı sen ne Sen ne diyorsun Allah aşkına.
Sadri: yok bir şey tamam sakin ol

Bu arada doktor çıkmıştır.

Tarık: doktor bey naz nasıl
Doktor: sanırım arkadaşınızın adı naz evet naz hanım iyi alnına 4 dikiş attık, beyin filmi çektik çarpmadan dolayı şimdi narkozun etkisi ile uyuyor biraz sonra ayılır. Ama tedbir için bugün burada kalacak
Tarık: hem iyi diyorsunuz hem de 4 dikiş var diyorsunuz bu nasıl iyilik diye farkında olmadan bağırmaya devam eder
Doktor: ucuz atlatmış diyorum o kesik başka bir yerden olsa nasıl olur du acaba şükredin. Ayrıca burası bir hastane sesinizi biraz alçaltın
Tarık: of ya çattık sen ne diyorsun ya biz burada bir şey oldu diye kıvranalım ne rahat insansınız
Doktor: sakin olur musunuz biz de arkadaşınızın iyiliği için çalışıyoruz ama başka hastalarda olduğunu unutmayın
Sadri: teşekkürler doktor bey ya kanka sakin ol
Tarık: görebilir miyiz?
Doktor: tamam fazla kalmayın

Tarık odaya girer naz uyuyordu. Yavaşça yaklaştı önüne dökülen saçlarını hafifçe kenara itti. Yüzünü inceledi hafifçe kırmaktan korkar gibi okşadı. Sen bana böyle neler yaptın seni öyle görünce daha önce hiç yaşamadığım acılar hissettim. Sana bir şey olsa asla yaşayamazdım. Şimdi anlıyorum seni ilk gördüğüm an ben sana âşık olmuşum. Acaba sen bana neler hissediyorsun bir anlasam diye okşar. Yavaşça eğilir ve öper.

Bu arada yemekten naz ve Ömer gecikince vahi bey önce nazı arar ulaşamayınca Ömer’i arar kaza geçirdiklerini ve Tarık’ın naz’ı hastaneye götürdüğünü öğrenince fenalaşır. Sonra Hulusi’yi arar durumu anlatır Tarık’ın telefonunu ister.
Tarık nazın yanındayken telefonu çalar Tarık dışarı çıkar arayan vahi beydir durumu anlatır hastanenin adını söyler.
Bir süre sonra herkes hastaneye gelmiştir. Nazın durumunu vahi beye Tarık anlatır bu arada Ömer de gelir. Tarık Ömer’in üzerine yürür

Tarık: sen nasıl araba kullanıyorsun, o viraja o kadar hızlı girilir mi, neden naz’a kemerini taktırmadın söylesene kendini emniyete almışsın yanındaki yolcunun neden almazsın diye bağırır ve bu arada Ömer’i duvara sıkıştırmıştır. Ömer hiç ses çıkarmıyor benim yüzümden diyor başka bir şey demiyordur. Tarık daha fazla dayamaz ve bir yumruk atar o bağırırken
Sadri: dur Tarık yapma
Diye sakinleştirmeye çalışır ama onu Ömer den uzaklaştıramaz. Bu arada Hulusi de hastaneye gelmiştir. Tarık’ı öyle görünce koşar Sadri ile birlikte ayırırlar. Neler olduğunu öğrenince vahi bey Ömer’in boğazına yapışır.
Vahi: Sen mi sebep oldun benim prensesimin bu hale gelmesine ha sen bittin. Benim meleğimi kimse zarar veremez. Verirse onu şimdi sana yapacağım gibi gebertirim.

Diye bağırır. Hulusi bu defa vahi beyi elinden kurtarır.
Hulusi: vahiciğim tama olmuş bir kaza kızın iyi tamam sakin lütfen
Vahi: seni gözüm görmesin defol diye bağırır. Benim nazlı meleğimi kimse üzemez ona zarar veremez

Ömer çaresiz hastaneyi terk eder.

Çok gürültü olduğu için doktor gelir

Doktor. Burası bir hastane olduğunu unutmayın lütfen
Vahi-Hulusi-Sadri: özür dileriz doktor bey
Doktor: yalnız beyefendiyi sakinleştirmek mümkün olamadı bugün ne bu ya her hasta yakını böyle olursa yandık lütfen çıkarın şunu
Hulusi: oğlum sakin ol haydi Sadri sen Tarık’ı dışarı çıkar
Tarık: ben naz uyanmadan gitmem
Hulusi: o zaman sesiz olmayı başaracaksın Tarık ne oluyor canım
Tarık: yok olduğu bir şey böyleleriyle karşılaşınca dayanamıyorum

Bu arada nazın odasına giren hemşire çıkar hastamız uyandı der, doktor içeri girer. Naz doktoru görünce

Naz: ne oldu bana neredeyim
Doktor: hastanedesiniz naz hanım bir kaza geçirdiniz hatırlamıyor musunuz?

Naz biraz düşünür ve olanları hatırlar şey hatırlıyorum acaba ben ne zaman eve gidebilirim

Doktor: o biraz zor naz hanım bugün bizim misafirimizsiniz
Naz: ben gitmek istiyorum. Hem ailem beni merak eder. Benimle başka gelen yaralı varmıydı
Doktor: yaralı değil ama ortalığı toz duman eden bir kişi vardı şimdi dışarıda bu arada başka yakınlarınızda geldi. Onlarında ondan kalır yanı yoktu hani. Çok özel birisiniz galiba
Naz: kim dağıttı ortalığı acaba
Doktor: şu uzun saçlı bey sonrada yaşlı bir bey geldi oda eşlik etti der ve çıkar

Herkes doktorun söyleyeceklerini bekliyordur.
Hastamızın durumu gayet iyi tedbir için bugün burada tutacağız. Bir kişi yanında kalabilir artık lütfen koridoru boşaltınız.

Vahi: kızımı görebilir miyim?
Doktor: tabi yalnız fazla yormayınız iyi günler der ve gider

Herkes odaya girer geçmiş olsun dileklerini iletir. Odadan çıkarlar. Tarık kapıda bekler gitmek istemez. Hulusi yürü oğlum hadi deyince isteksizce onlarla birlikte çıkar. Naz o gece hastanede kalır.


Ertesi gün tekbank

Tarık: Zehra hanım benim bugünkü program ne acaba
Zehra: saat 10.00 da cahide tekstilde toplantınız var, öğleden sonrada bir kredi görüşmesi var. Başka bir şey yok Tarık Bey
Tarık: neeeeeeeeee saat 10.00 da cahide tekstilde toplantımı var eyvah ben onu unuttum dün naz kaza geçirince
Zehra: naz hanım dün kaza mı geçirdi
Tarık: evet e napcaz şimdi of ya Japonlarda çok dakik insanlardır eeee naz hastanede vahi bey başında ne olacak şimdi Zehra hanım diye bağırır
Zehra Hanım birden sıçrar Tarık Bey buradayım bağırmanıza gerek yok
Tarık. Of akıl mı kaldı pardon hemen bana Sadri yi çağır
Zehra çıkar Sadri beyi arar durumu anlatır. Sadri odaya gelir
Tarık: e Sadri ne olacak şimdi
Sadri: toplantıyı iptal etmek içinde zaman yok ben önce bir cahide tekstili arayım Hulusi bey ede haber verelim olmadı sadece biz yaparız. Sonrasını birlikte hallederiz
Tarık: tamam olur haydi Sadri ben bittim
Sadri: tamam sakin ol haydi
Tarık: acaba naz’ı hastaneden kaçta çıkaracaklar Sadri
Sadri: bilmiyorum bırak onu önce şu önümüzdeki problemi çözelim

Bu arada Tarık Sadri’yi duymamıştır bile pencere yaklaşmış dalmış gitmiştir.

Sadri kime diyorum kendim söyleyip kendim dinliyorum yandık oohooooooo der çıkar

Sadri cahide tekstili aramış yetkili kimseyi bulamamış Hulusi beyle konuşmuş Tarık’ın durumunu da anlatınca toplantıya Hulusi Bey gitmiş işi %40 Japonların & %60 cahide& tekbank olarak ayarlamıştır

Bu arada vahi bey nazı hastaneden çıkarmış eve getirmiştir. Hulusi, Tarık bankadan çıkınca vahilerin eve giderler. Birlikte naza geçmiş olsun dileklerinde bulunurlar. Durumu anlatırlar. (burada diyaloglar konusunda ne yazacağımı bilemedim siz hayal edin)

Naz 1 hafta evde kalmış. Tarık 1 hafta çatlamış arada filizden nazın durumu hakkında bilgi almış ama göremediği için merak içinde kalmıştır. Naz 1 haftanın sonunda pazartesi işe dönecektir. Filiz ümitle birlikte ders çalıştıkları için bunu öğrenmiş eve geldiğinde odasına giderken Tarık’ın odasından sesler geldiğini duyunca girer.

Tarık odasında seni görmeyeli 1 hafta oldu yanına da gelemiyorum ki of of diye söyleniyordur

Filiz: ağabeycim hayırdır kendi kendine mi konuşmaya başladın biliyorsun öyle yapanlara ne denir
Tarık: of filiz canım sıkkın zaten bir sen canımı sıkma der yastığı fırlatır
Filiz. İyi o zaman ben gideyim oysa sana güzel haberler getirmiştim
Tarık: ne haberi
Filiz: hadi gözün aydın senin ki pazartesi işe başlıyor
Tarık. Benim ki
Filiz: of yeme artık abi bana bari yapma senin ki naz oluyor

Tarık gülümser eh nihayet seni görme şansım olacak diye içinde geçirir.


Özkul evi pazartesi sabahı

Vahi: naz kızım bir süre birlikte işe gidip geleceğiz.
Naz: neeeeeeeee anlamadım neden miş o
Vahi: bir daha böyle bir şey yaşamak istemiyorum.
Naz: of babaya
Vahi: hiç oflama başka şansın yok, yok evde oturmak istersen sorun yok
Naz: iyi tamam.
Ümit: vay naz okul çocukları gibi babam artık işe bırakacak sanırım seni:
Naz: ümitttttttt diye bağırır. Annesine döner. Ya anne oğluna bir şey söylermisin.
Cahide: ümit ablanla dalga geçme tamam mı?
Ümit: başını öne eğerek emrin olur cahide sultan.
Vahi: şu avukat işini ne yapacağız naz.
Cahide: ay vahi kahvaltı sofrasında da iş konuşur oldun.
Vahi: ne yapayım cahidem bu olanlardan sora kimi işe alacağımı bilemedim.
Cahide: Ayşe’ye teklif edin.
Naz: Ayşe mümkün değil hayatta kabul etmez.
Vahi-cahide: neden.
Naz: uf sanki bilmiyorsunuz. Üniversitede bile evde kalmadı mı? Sanki buradan okul çok mu uzaktı. Özgür ruhlu kız aynen benim gibi annecim. O serbest çalışmak istiyor biliyorsunuz. Mezun olur olmaz kendi avukatlık bürosunu açtı. Birinin yanında çalışamam diye.
Vahi: kime çektiler cahide bunlar ya sen sakin sin rahmetli de öyleydi.
Cahide: cahide biraz hüzünlenir. Evet, öyleydi
Vahi: hayatım seni üzemez için söylemedim. Naparsın kader.
Naz: ha benim kaza ömer yüzünde ama teyzemler kader yüzünde gittiler değil mi babacığım.
Vahi: sen hiç konuşma arabada nasıl kemerini takmazsın ha bunca şey yaşandı hala ders almıyorsun bide kafa tutuyorsun.
Cahide: biraz dalar sanki biraz önceki konuşmada kalmış gibi devam eder biz nur’la babam gibi yumuşak huyluyuz canım. Ama annem of bize göz açtırmazdı biliyorsun.
Vahi: bilmez miyim buluşmak için ne yalanlar uydururduk.
Naz: aa bunu öğrendiğim iyi oldu cahide sultan demek ki bazen kurtulmak için beyaz yalanlar söylenebilir miş.
Cahide: ay buda her lafın içinde sen sus bakalım. Ben üniversiteyi bitirmiştim. Babanla ciddiydik. Ama anneannen bir türlü babanı beğenmedi. Napalım annemi yumuşatıncaya kadar idare ettik canım. Aynı annem ikisi de ya siz bir teklif edin. Olmadı şirket işlerini de alabilir belki.
Naz: iyi bir sorarım.

Pazartesi nazı şirketten arar

Naz: alo buyurun
Tarık: merhaba ben Tarık sevgili ortağıma bir geçmiş olsun diye aradım
Naz: soğuk bir sesle teşekkür ederim
Tarık: o öğlen yemeğini benimle yeseydin başına böyle bir şey gelmezdi
Naz: olacağı varmış. Şey beni hastaneye siz götürmüşsünüz teşekkürler
Tarık. İnsanlık vazifesi kim olsa aynı şeyi yapardı
Naz: olsun ben yinede teşekkür ederim ayrıca kanda vermişsiniz hemşire söyledi
Tarık: o da insanlık vazifesi, öğlen bir yemek yermiyiz
Naz: yok teşekkürler bir süre dışarı çıkmama babamın izin vereceğini sanmıyorum.
Tarık. Neden sen dışarı çıkmak için izin mi alıyorsun
Naz: babam bana çok düşkündür malum olaydan sonra sabah bile kendi getirdi.
İyi günler diyerek telefonu kapatır

Tarık: of ya kapadı eeee ben nasıl göreceğim seni

Hulusi o arada içeri girer
Hayırdır bu sende alışkanlık oldu sürekli kendi kendine konuşurken buluyorum.
Tarık: naz ‘ı yemeğe davet ettim ama kabul etmedi.
Hulusi: neden
Tarık: vahi bey sınırlama getirmiş işe bile kendi getirip götürecekmiş
Hulusi: hım ben sana bir kıyak geçeyim ruh ikizim beni kıramaz onu yemeğe davet edeceğim eh artık gerisini sen halledersin
Tarık: sevinçle babasına sarılır aslansın babacığım
Hulusi: bu iyiliğimi unutma ona göre karşılığını zamanı gelince isterim der odadan çıkar.

Öğleden sonra vahiyi arar ruh ikizim ne zamandır görüşemiyoruz. Sende sıkıldın eh naz kızımızda işe döndü bunu kutlayalım seni almaya geliyorum hazırlan birlikte içeceğiz ona göre

der bir süre sonra vahiyi alır ve sürekli gittikleri meyhaneye götürür.

………………………………………………………………………………………….[/SIZE][/SIZE]

aysima_90
04-12-08, 23:27
---------------- 12. BÖLÜM-------------




Karanlığın içerisinde şimdi Tarık ve naz karşılarında bir ışık kümesi var onları kendisine çeken….ikiside ulaşmak istiyor karşılarında ki renk cümbüşüne ama ulaşamamaktan korkuyorlardı bir kez daha hayal kırıklığı yaşamaktan…

Bu kadar zor olmak zorundamıydı her şey şimdi farklı yerlerde farklı kişilerle tam da istedikleri hayatı yaşıyor onlar….kalpleri kavuşabilmek için çırpınsa da eski gücü yok arık o kanatların bedenleri gibi kalpleri de yorgun düşmüş durumda bu zorluklar karşısında….

Ayın ve yıldızların bile görünmediği bir gece de oda daha karanlıktır…yavaşça kalkar yatağından camın önüne geldğinde durur…..

“her şey neden bu kadar zor ki?”





“naz seni dinliyorum”

“filiz ben böyle olsun istemedim”

“biliyorum canım şimdi önemli olan bundan sonra ne yapacağımız”

“filiz annemle bebeğim arasında seçim yapmak zorundayım tarığı sayamıyorum bile”

“önce sakin ol düşünelim bakalım neler yapabiliriz?”




“her zaman ki gibi burnunun dikine gittin naz neleri kaybettin şu lanet olası inadın yüzünden”

“anne”

“sahra canım noldu kızım”

“seninle yatıcam”

“ama”

Odanın karanlığında elinde tuttuğu bez bebekle çok tatlı görünüyordur sahra gözlerin de ki ışık nazın içini ısıtmaya yetmiştir…

“gelin bakalım küçük hanım”

“oyey”

“(gülerken)ne?”

“oyey”

“yerim seni ben yerim”

“anne duy yapma duy”

“cimcimem benim sen olmasan napardım”

sahra uyuyakalır nazın kollarında öper naz saçlarından ve bir damla yaş dökülür gözlerinden daha fazlasına izin vermez naz söz vermiştir kendi kendine alamayacaktır artık….

“özür dilerim kızım , annecim, özür dilerim ilk ve son aşkım her zaman ki gibi mahvettim her şeyi”




“ben geldim”

“baba”

“sahra canım”

“neden dün delmedin”

“işim vardı bitanem”

“hıh küstüm işte”

“nasıl affettirsem acaba kendimi”

“bugün parka didelim mi”

“anne ne soralım izin verirse gideriz”

“anne babamla parka didicez sende gelirmisin”

“hop gel bakalım buraya prenses (sahrayı alır kucağına)nasılsın naz”

“iyiyim sen nasılsın Sadri nasıl geçti görüşmeler”

“harika istediğimden de iyi gidiyor her şey”

“bu iyi haber aaa sana süper bir haberimde benim var”

“neymiş”

“annem iyileşiyor”

“gerçek mi”

“hıhı”

“çok sevindim çok”

“hoş geldin Sadri”

“hoş bulduk ayşe”






“filiz”

“efendim ümit”

“hani dün akşam nazla tarıktan konuştuk ya”

“eee”

“frenceskayla sadriyi hesaba katmadık nazlar yurt dışındaydı idare ediyorduk tarıkla karşılaşırlarsa”

“valla bilmiyorum ümit doğrusu ben hala sadriyle nazın evlenmiş olmalarına şaşırmakla meşgulüm”

“Tarık bilmiyor değil mi”

“hayır annem bu konuyu konuşmamızı yasaklamıştı bizde hiç konuşmadık o günden sonra”

“sadriyle nazı hiç düşünmemiştim doğrusu çok iyi arkadaşlardı nazla Sadri yani lise yıllarında üniverste de koptular”

“ümit abim en yakın arkadaşının yaptığı öğrenince nolcak sence”

“üçüncü dünya savaşı çıkacak bence”

“dalga geçmesene ciddi bi şey sordum”

“bende ciddi olarak söyledim zaten”

“o günden sonra hiç konuşmadılar zaten ümit abimle Sadri”

“offf ……………….sen sahrayı gördün mü”

“nasıl görmem çok tatlı bir şey ümit o”

“babam da çok sevdi filiz naza çok kızmıştı ama sahra yatışmasına yardımcı oldu”

“ben bakarım”

“kimmiş o filiz”

“annem arıyor……….efendim anne………….hı hı işimiz mi yok canım ne işimiz olucak evdeyiz……bekle sorayım(telefonu elyle tutarak)ümit annem akşam yemeğe çağırıyor………… ………….tamam anne geliriz……….oldu söylerim ……………akşam görüşürüz öp babamı benim için…….”


“ne diyor”

“yemek vericekmiş aileye selamı var sana”

“saol…..”

“aaaaaaaaaa”

“filiz noldu?”

“naz nazlarıda çağıracakmış annem ee abimlerde gelicek”

“gitmesek mi”

“yok gitmeyince olmaz da asıl gecenin sonunda napıcaz onu düşünelim”



“Sadri ne o araştırma noldu hala mı sonuç yok”

“yok abi nerde Tarık ben sana şey diycektim”

“ne diycektin söylesene oğlum ne söylüyceksen”

“şey ben … ben gidiyorum”

“nereye gidiyorsun”

“master için yurt dışına gidiyorum”

“ne?”

“Abi böyle bir fırsat bir daha elime geçmez”

“tamam Sadri sen de git”

“Tarık”




“alo naz”

“efendim Sadri”

“şuandan itiberen en yakın arkadışımı kaybetmiş bulunuyorum vatana millete hayırlı olsun”

“Sadri ben çok üzgünüm ben böyle olsun istememiştim”

“biliyorum naz günün birinde tarıkta öğrenicek gerçeği sorun kalmayacak o zaman”

“hayır şu olanlardan sonra asla bilmeyecek”

“eminmisin”





“ne kadar şaşırmıştım”

“ne zaman”

“naz gelipte italyaya gidiyorum dediği zaman”

“iş için gitmişti ümit nazı suçlamamalısın”







SAAT 18:00

Çalan kapı zili ile birlikte salonda oturanlar neredeyse anlaşmış gibi aynı hızla oturdukları yerden kalkarlar ve kapının açılmasıyla biri hariç diğerleri kapıya doğru yönelirler…..


Olduğu yerde kalmıştır hayat kapının açılmasıyla durmuş zaman akmaya devam ediyor ancak onu oracakta indirivermiştir….gözleri büyür bir an elini yumruk yapar fark etmez elindeki bardağı sıktığını….kalbi karşılık verir bu hırsa göğsünü parçalayacakmışçasına hızlı atıyordur…..

“amanda aman kimler gelmiş hoş geldin sizde hoş geldiniz küçük hanım”

“Hoş dulduk”

“naz bu çok tatlı bir şey maşallah”

“saolun belgin teyze”

“senin adın ne bakalım şeker kız”

“sahra”

“hoş geldin naz”

“hoş bulduk Hulusi amca”



Herkes salona geçmek üzereyken naz görmeyi beklemediği iki çift gözle karşılaşır….sahranın bütün çekiştirmelerine aldırmıyor daha doğrusu duymuyordur…..


“aa Tarık elin kanıyor”

Sonunda fark edebilmiştir elinin kanadığını eli mi yoksa kalbi mi daha çok acıyordur o da bu sorunun yanıtını bilmiyordur…..

“iyiyim ben frenceska”

“olur mu oğluşum gel pansuman yapalım”



“ naz naz”

“efendim baba”

“gelsene ayakta kaldın”

“hı tamam geliyorum”



“nasıl fark etmedin ki bu kadar kestiğini”

“dalmışım hem çok değil zaten”

“yaa tabi”



Tarık önde belgin ve frenceska arkada salona girerler….

Tarık koltuğa oturmak üzereyken bacağından çekiştiren sahrayı fark eder…


“senin adın ne?”

Tarık gülümser küçük kızın bu sorusu karşısında….

“Tarık ya senin ki”

“sahra”

Küçük kız elini ağzına kapatır eğilerek gülmeye başlar sonra kafasını kaldırır….

“ama senin saçların uzun”

“kötü mü olmuş”

“cık düzel ollmuş”

“Ya”

“kızım rahat bırak Tarık amcayı”

“anne çok tatlı değil mi okyanusa benziyor”

“aa çok ayıp ama kızım”

“okyanus oda kim”

Nazın kucağından kalkar küçücük bacaklarıyla tarığın kucağına çıkmaya çalışır tarığın yardımıyla oturur….parmaklarıyla oynayarak

“okyanus benim bebeğim”

“hıımm neden okyanus peki”

“gözleri masmavi de ondan”

“benim gözlerim mavi değil ki ama”

“olsun saçları sana benziyoy”

Çalan zilin sesi oluşan tablodan hiçbir şey değiştirmez taki gelen kişinin sesi duyulana kadar……..


“kusura bakmayın geç kaldım”

“aa baba babam delmiş”

Tarığın kucağından hızla iner ve koşar……

“hopp gel bakalım prenses”

“SADRİ!!!!!!”






-----------------12. BÖLÜM SONU-------------------








-------------13. BÖLÜM-----------------





Zaman ne kadar da çabuk geçiyor……içinde sürüklüyor bizi Tarık şimdi hiç istemediği bir limanda kendini indirilmiş buldu hiç beklemediği bir anda….can dostum dediği birlikte oyunlar oynadığı, çocukluğundan kalma hatırların onda birleştiği kişi en yakın arkadaşı sadri şimdi hayatta sevdiği tek kandınla birlikteydi….



Ne yapacağını şaşırdı Tarık bunu beklemiyordu nazın evlenmiş olmasına alışamamıştı daha başka bir nefes başka bir sıcaklık yoo hayır olamazdı bu ondan başkası saramazdı nadide çiçeğini….öğrendiği gerçek çok daha acı geldi ona en yakın arkadaşıydı öfkesini kusmak istediği kişi üstelik daha fazlaydı şimdi kalbindeki yara izi…..




Sadri hiçbir şey söylemedi çıkmıyordu sesi kesilmişti sana ki nefesi yıllar sonra karşılaşmıştı can dostuyla hemde hiç beklemediği bir anda…tarığın gözlerinde ki öfkenin yerinde hüzün vardı sadrinin gözlerinde..... belginin sesiyle bozuldu bir anda geçmişin gizli köşelerinden gelen bu yoğun sessizlik….



“hadi gelin masaya geçelim”




Sadri ve naz yan yana oturmuştu masada…. tesadüf mü bilinmez Tarık tam karşısındaydı nazın…masa da koyu bir sohbet başlamıştı güzel günlerin başlıyor olmasının verdiği mutlulukla…



Bu sohbet ninni gibi gelmiş olacak ki sahra uyuyakalmıştı sadrinin kucağında……naz sahranın uyuduğunu fark ettiğinde sahrayı almak için kalktı….



“ben sahrayı alayım”

“nazcım tarığın odası boş oraya yatırabilirsin sahrayı”

“saolun belgin teyze”

“nereye Tarık”

“lavoboya frenceska”




Naz sahrayı yatırmak için çıktığı odanın tarığın odası olduğunu birkaç adım atınca fark etti….duraksadı önce ama belli etmemek için yeniden yürümeye başladı merdivenlere doğru…..



sahrayı yatırmak üzere girdiği odadan çıkmadı çıkamazdı….odanın hiç değişmediğini fark etti kısa bir süre içerisinde….ayağa kalktı yavaşça dolabın önüne doğru yürüdü sonra kapının açılmasıyla bir anda o odada olmaması gerektiğini düşündü açık olan banyo kapısından içeriye girdi…..



Suçlu hissetmiştir kendini izinsiz girmediği bu odada bir suçlu gibidir şimdi…



Gelen tarıktır aralık bırakır kapıyı ve sahranın yanına oturur saçını okşar küçük kızın önce bir gülümseme belirir sahranın yüzünde aynı gülümseme tarığın yüzünde karşılık bulu birbirini tamamlarcasına…..



“keşke bu bir rüya olsa”



Küçük kız fısıltı gibi çıkan tarığın sesiyle birlikte ağlamaya başlar odanın içinde sesi olanca gücüyle yankılanırken……tekrar açılır kapı Tarık hızla girer banyoya karşılaşacağı kişiyi bilmeden…..


Masa da hala koyu bir sohbet devam etmektedir….

“zaman ne çabuk geçiyor değil mi Hulusi”

“öyle valla ruh ikizim”

“hatırlıyormusunuz denize gitmiştik ümit boğuluyordu az kalsın”

“ya başka bir şey hatırlayın nazdan bahsedin ya”

“ben çok merak ettim belgin anne noldu ki”

“şimdi………………..”




Tarığın odası…



“aaa”

Tarık hızla nazın ağzını kapatır belinden sıkıca kavrar….

“şiişş sakin ol benim tarık”

“of Tarık ödümü patlattın napıyosun ya”

“şişş yavaş biraz sessiz ol duyucaklar şimdi”

“of saçmalama Tarık hem senin ne işin var burada”

“burası benim odam hatırlatırım naz hanım”



“baba”


bir kelime naz ve tarığın susmalarına neden olmuştur bir anda ikisi de kapıya yaklaşırlar kimin geldiğini anlayabilmek için….



“baba”

“şişş tamam bitanem buradayım kızım”

“baba çok kolkuyorlum”

“korkma güzelim geçti bak ben buradayım”

“baba bırakma beni”

“buradayım bak gitmiyorum bir yere hadi bitanem uyu benim güzel kızım”

“sende bulda kal”

“tamam hadi kapa bakalım gözlerini”


“sadrii”


“aferim sana akıllı kızım benim şimdi de uyu bakalım”


“Tarık”




Gözünde biriktirdiği zerreler bırakmıştır artık kendini gözünden süzülen birkaç damla nazın göz yaşlarına karışır sessizdir haykırışları kimse duymuyordur onlardan başka bu çırpınışları….



Kapı sesiyle birlikte çıkarlar saklandıkları bonyodan Tarık bir sahraya bir de naza bakar hüzün dolu nemli gözlerle….




Nazın yüzünde ki ıslaklık şimdi daha da belirgindir.tarık okşar nazın yüzünü sonra yavaşça yaklaşır karşısında duran peri kızına…naz hiçbir şey demez diyemez kıpırdayamaz yerinden ….




Tarığın öpüşüyle naz neler kaybettiğinin farkına daha çok varmış olmanın ağırlığıyla dökülen gözyaşlarına söz geçiremez…..




Hafifçe uzaklaşırlar birbirlerinden dudağının sınırlarını çizer Tarık sevdiği kadının…




“ağlama dayanamam…….”





---------------------------13. BÖLÜM SONU-----------------------------

''El!F''
05-12-08, 15:27
NAZ: Ya yenilirsen?

TARIK: Yenilirsem…

NAZ: Mini bir konser vereceksin bize.

TARIK(gülümser): Peki

NAZ: Söz mü?

TARIK: Söz. Bu sefer ki söz benden olsun. Bu arada yarın kahve içmeye
gidiyoruz ona göre.

NAZ: Unutmadım. Okul çıkışı konuşuruz tekrar.

TARIK: Tamam. Görüşürüz o zaman.

NAZ: Görüşürüz…

Sessizlik olur…

NAZ: Hadi kapat.

TARIK: Önce sen kapat.

NAZ(gülümser): Peki der ve kapatır telefonu…

Numarayı hemen kaydeder telefonuna…

Sevinçle uzanır yatağına…’’Sadece arkadaşça bir kahve Naz. Unuttun mu aşık
olmak yok!’’…

Sağ tarafına döner. Yüzü donup kalır, gözünden bir damla yaş süzülür. . .

BÖLÜM 3 SON

BÖLÜM 4


Fonda; Şebnem Ferah- Mayın Tarlası

http://tr.netlog.com/go/explore/videos/videoid=271958

Şebnem Ferah- Mayın Tarlası

Mayın tarlasında dolaşıp durmuşum aşk sanıp da
Herkes arkamdan bağırmış kimseyi duymamışım
Savaş filmlerinde olurya yaralı yaralı devam etmişim
Sonuna kadar aşk ya yanımdasın sanmışım

Mayın tarlasında yürüyüp durmuşum aşk sanıp da
Tel örgülerde durmamış bir delikten geçmişim
Herşey bana dur demiş kulağım darbe almış duymamışım
Sonuna kadar aşk ya sadece inanmışım

Koşmuş düşmüşüm kalkmışım
Sevişmek sevmekten gelir inanmışım
Elimden tuttuğunda öyle bir güvenmişim ki
Bize birşey olmaz sanmışım
Hep sanmışım

Mayın tarlasında bir adam sevmişim aşk sanıp da
Soyunup korkusuzca çırılçıplak kalmışım
Aşk filmlerinde olur ya işte öyle sevmişim sonunda
Bedenim sağlam bulunmuş; yüreğim paramparça


Naz hızla kalkar yataktan. Dolabın içinde duran siyah renkteki büyük kadife
kutuyu alır. Yatağına geçer tekrar, ayaklarıyla bağdaş kurup oturur.
Çekmecede duran makası alır ve kutunun içinde çıkardığı bütün resimleri
kesmeye başlar. Onunla ilgili her şeyi silmek istiyordur hayatından, yırtıp atmak…

Komidinin üzerinde duran çerçeveyi alır. Çektirdikleri fotoğraflardan ‘’En’’
sevdiğini kesmeye başlar

‘’Mayın tarlasında bir adam sevmişim AŞK sanıpta…!’’

Fondaki müzik biter ve Cahide’nin sesi duyulur…

Kapıyı açar….’Naz?’’

‘’Anne?’’

Küçük çocuklar gibi boynunu büker…

Cahide geçip Naz’ın yanına oturur. Çenesinden tutup kaldırır..’’Ağlıyor musun
sen?’’

Hızla sarılır annesine, sıkıca sarar O’nu..

Saçlarını okşuyordur Naz’ın…’’Kimler üzmüş benim birtanemi…?’’

Naz başını yırttığı resimlere çevirir. Cahide yırtık resimlerden birini alır..

‘’Ayrıldınız mı yoksa?’’

Naz başını sallar sadece…

Naz: Oynadı benimle, bir oyuncakla oynar gibi… Aptal yerine konuldum. Canımı
çok yaktı…

Yaşlar süzülmeye başlar yanaklarından, Cahide kolları arasına alır tekrar kızını..

‘’Şşşşş…. Ağlama ama güzelim. O kaybetti, sen değil. Değmez O’nun için
ağlamaya…’’

NAZ: Elimde mi sanıyorsun? Her aklıma geldiğinde delirecek gibi oluyorum.
Bunu nasıl yapar diye…

Naz başını, Cahide’nin dizlerine yerleştirir. Cahide kızının saçlarını okşamaya
başlar…

‘’Bir hikâye dinlemiştim. Nedenini bilmiyorum ama o kadar etkilemişti ki beni…
Bir süre düşüncelerimden, zihnimden atamamıştım…’’

‘’Ne peki?’’

‘’Çok uzak bir ülkede 2 genç varmış. Birbirlerini çok seviyorlarmış. Hiçbir şey, hiç kimse ayıramıyormuş onları. Sevgileri birbirlerine o kadar bağlanmışlar ki… Ama bir gün ayrılık vakti gelmiş. İşte o an hayatlarının en zor anıymış. Genç oğlan, etraftan duyduğu şeylere inanıp, kıza O’nu sevmediğini söylemiş. Duyduğu şeylere inanmış… Aslında sen böyle yaşamadın ama anlatmak istedim…’’

NAZ: Sonunda kıza ne olmuş peki?

‘’İşte O’nu bilmiyorum… Hikâyenin sonunu kimse bilmiyor… Öyle birini sevki seni
asla bırakmasın, öyle birine âşık ol ki bütün acılarını, yaşadığın kötü geçmişi
unuttursun sana…’

‘’Bir daha aşık olur muyum, öyle birini bulur muyum bilmiyorum anne..’’

‘’Ben inanıyorum, karşına öyle biri çıkacak…’’

Naz gülümseyerek karşılık verir annesine…

CAHİDE: Hadi ben gidiyim, sende yat. Yorgunsundur.

Naz yırttığı fotoğrafları kutuya koyar, annesine verir..’’Şunları da çöpe atar
mısın?’’’

CAHİDE: Peki..

Kalkar yataktan, tam çıkacekken…

NAZ: Anne?

CAHİDE: Efendim meleğim?

NAZ(gülümseyerek): Teşekkür ederim…

CAHİDE: Her zaman. Ben senin annenim…



Tarık sessizce kapıyı açıp içeri girer…

FİLİZ: Abi?

TARIK: Ben mi uyandırdım?

FİLİZ: Yok. Nerdeydin sen?

TARIK: Kafeteryada. Niye uyandın sen?

FİLİZ: Kalbime ağrı girdi biraz. Uyanınca, daha da uyuyamadım.

TARIK: Ne! Baştan söylesene Filiz. Hemen bir doktor çağıralım.

Tarık’ı kolundan tutar….’’Abi iyiyim ben. Sadece bir ağrıydı. Belki masal
anlatırsan geçer…’’

‘’Emin misin? Bak eğer…’’

‘’Abi gerçekten! Eee anlatacak mısın masal?’’

TARIK: Hani siz büyümüştünüz hanfendi.

FİLİZ(gülümser): Masal dinlemenin yaşı yoktur. Hadi gel yanıma yat, öyle
anlat.

Filiz’in yanına uzanır Tarık. Filiz başını abisinin göğsüne yaslar..

Filiz’in saçlarını okşuyordur, bir yandan….’’ Çok uzak ve güzel bir ülkede genç oğlan varmış. Bu genç oğlan büyük bir ihanete uğramış ve bir daha âşık olmayacağına yemin etmiş. Kalbini, bir daha kimseye açmamak üzere kapatmış. Ta ki o güne kadar…

Bir gün dolaşırken bir kıza rastlamış. Kız, masallarda anlatılan periler kadar güzelmiş. Uzun siyah saçlarına, kömür karası gözlerine—içses: Ne diyorum ben? Resmen Naz’ı anlatıyorum…--‘’

Filiz gözleri kapalı…’’Eee?’’

‘’Kilitletmiş. Gözlerini alamamış güzelliğinden. Bir daha aşık olmayacağına yemin eden, kalbini kimseye açmamak üzere kapatan genç oğlan o gün aşık olmuş genç kıza. Kalbinde, kimseye karşı hissetmediği duyguları hissetmiş o an…’’

‘’Ne kadar tanıdık geldi bu masal bana..’

‘’Yaa.. Daha önce dinledin sanırım?’’

‘Yoo, dinlememe gerek yok. Kendi gözlerimle gördüm bu aşkı…’’

‘’Tanıyor muyum ben?’’

‘’Hıhı.. Bir abim var benim. Adı Tarık. O kadar iyi birisi ki… Tarif edilemez bir
insan—Tarık gülümser--- O’nun gözlerinde gördüm bu aşkı. Tabi kendi inkâr
etse de’’

Filiz’in gözleri kapanıyordur yavaş yavaş…

‘’Yine aynı konumu Filiz?’’

Filiz uykuya dalmıştır çoktan…

Tarık başını kaldırır…’’Kime diyorum ben?... Uyumuş..—saçlarını öper—Tatlı
cadım benim. Seni çok seviyorum abisinin güzeli..’’

Tarık’ta bir süre sonra uykuya dalar…

SABAH---------

Naz büyük bir sevinçle kalkar. Üstünü giyinip iner..

NAZ: Günaydıııın!

ÜMİT: Ooo bu ne neşe Naz Hanım?

NAZ: Bugün çok mutluyum Ümit, sinirlerimi bozamazsın.

ÜMİT: Hadi ya! Ben nasıl eğleneceğim.?

NAZ: Hiç kusura bakma. Ne yaparsan yap sinirlenmem.

VAHİ: Günaydın kızım… Gevezenin konuşmasından fırsat bulamadım…

ÜMİT: Aşk olsun bana!

VAHİ: Kızma oğlum…

Cahide elinde fincanlarla yaklaşır..’’Günaydın kızım. Bu ne neşe, bu ne güzellik
böyle..

‘’Günaydın annecim. Evet bugün böyle…’’

ÜMİT: Ohh valla. Bizi böyle karşılayan yok..

VAHİ: Alınma Ümit..

Ümit çocuklar gibi omuzlarını sallar.

Cahide Ümit’in yanaklarını sıkarken…’’Üzmeyin benim oğlumu…’’

Naz, Ümit’in başını okşar…’’Kıskandın mı?’’

ÜMİT(saçlarını düzeltirken): Kızım saçımla oynamasana… Hem ben seni mi
kıskanacağım. Kıskanılacak bir tarafın yokki!

NAZ: Hiç boşuna uğraşma Ümit, sinirlenmem. Neyse ben gidiyim artık…

CAHİDE: Ama kahvaltı?

Naz kapıdan çıkarken…’’ Ayşe bekliyor. Okulda yerim bir şeyler…’’

Çıkar evden…..

OKULDA----

Banka oturmakta olan Ayşe’nin yanına gider. Sarılır…

‘’Günaydın…!’’

‘’Günaydın Naz! Bu ne mutluluk böyle?’’

‘’Bugün çok mutluyum Ayşe..’’

‘’Hayırdır?—heyecanla---Yoksa seninki mi aradı?’’

‘’Ayşeeee! Yine başlama seninki diye. Sadece arkadaşım…’’

O sırada Tarık yaklaşır yanlarına…

‘’Günaydın’’

Naz, Tarık’ın boynuna atlar…’’Günaydın—ne yaptığının farkına varır,ayrılır--- Şeyy… Ben bugün biraz neşeliyim de, öyle önüme gelene sarılıyorum…’’

Tarık gülümseyerek…’’Sorun değil…’’

Ayşe Naz’a yaklaşır, kulağına sessizce…’’Sen şuna çok hoşuma gitti
demiyorsun da sorun değil diyorsun…’’

Ayşe’nin koluna çimdik atar..’’Ayşee..! duyacak şimdi..’’

‘’Eee Tarık? Dersin var mı?

‘’Yok. Tek başıma çalışacağım biraz, gitarda. Sizin var mı?’’

‘’Şimdi bir dersimiz var, ondan sonra boşuz..’’

‘’Dersten sonra görüşürüz o zaman..’’

‘’Peki görüşürüz..’’

Ayşe ve Naz ayrılır yanlarından.

NAZ: Ya Tarık duysaydı Ayşe! Kulağıma eğilmiş ne diyorsun!

AYŞE(gülümser): Doğru söze ne hacet! Sarılman, Tarık’ın çok hoşuna gitti.

NAZ: Ben öyle neşeli olunca, aniden…

AYŞE: Tamam Nazcım. Ben anladım senin ne demek istediğini…

NAZ: Ya ne anladın peki?

AYŞE: Aslında seninde isteyerek sarıldığını..

NAZ:Bak yine saçmalaya başladın Ayşe! Bu elimde gördüğün kitapları kafana
yemek istemezsin..

AYŞE: Tabi tabi(sırıtır:))

NAZ: Ayşeee! Bak geliyor bir kitap… Yine başlama ne olur…

Ayşe sınıfa geçerken…’’Düşünmem lazım…’’




Sadri arkadan yaklaşıp Tarık’ın omzuna vurur…’’Naber kanka?’’

Sadri’ye döner…’’Oğlum yavaş. Kırdın kemiklerimi!’’

SADRİ: Ne tatlı canın var. Az vurduk abartma…

TARIK: Hayırdır? Senin burada ne işin var? Bankada olman gerekmiyor mu?

SADRİ: Karşılama tekniğine hayranım bu arada…

TARIK: Dalga geçmede söyle.

SADRİ: Hulusi amcadan izinliyim bugün. Geldim, belki bir şeyler yaparız diye

TARIK: Bugün beni unut Sadri! Naz ile kahve içmeye gidiyoruz.

SADRİ: Vay vay.. Sonunda demek. Peki ben ne olacağım?

TARIK:İzin alırken bana sormadın. Orasını da sen düşün. Ben gidiyorum,
gitarda çalışacağım..

Tarık ayrılır yanından..

SADRİ: Ama Tarık!



Boş bir çalışma odası bulur Tarık..

Akustik gitarı eline alır, akordunu yaptıktan sonra parçasını çalmaya başlar…

Barış Akarsu- Ben(Akustik versiyon)

Hep bir şeyler içimde
Kayboldu sessizce
Tükendi umutlar
Yaşanmadan gizlice

Bir zehir sardı bedeni
Öldürmeyen süründüren
Razıyım artık yeter
Ne olur kurtar beni

(Naz dersten erken çıkmıştır. Tarık’ın çalıştığı odayı bulur ve dışarıda O’nu
dinlemeye başlar.Bir süre dinledikten sonra kapıyı sessizce açıp içeri geçer.Tarık fark eder, çalmayı keser.)

NAZ: Devam etsene, çok güzel çalıyorsun.

Tarık gülümseyip devam eder parçasına.

Kayboldum tenimden
Ne gelirki elimden
Fırlattım tüm yalanları
Çırılçıplak kaldım birden.


Şarkı biter ve gitarını bırakır.

NAZ: Tebrikler! Harika çaldın

TARIK: Teşekkürler.

NAZ: Başka yok mu?

TARIK: Bu repertuarda olan şarkılardan biri, kendi bestem.

NAZ: Süper! Bestede yapıyorsun?

Tarık gülümseyerek başını sallar…

TARIK: Yıl sonunda konser var..

NAZ: Sadece bu şarkı mı?

TARIK: Yok canım! Diğerlerini burada dinlemek istemezsin

NAZ: Niye?

TARIK: Eğer dinlersen, buradan çıkınca işitmen biraz zor olur.

NAZ: O kadar gürültülü yani?

Tarık gülümseyerek…’’Evet. Senin dersin yoktu sanırım?’’

NAZ: Evet.

TARIK: O zaman kahve içmeye. Unutmadın değil mi?

NAZ: Hayır, hadi gidelim.

Birlikte ayrılırlar okuldan…

Deniz manzaralı bir cafe…’’YAĞMUR CAFE’’

NAZ: Çok güzelmiş burası..

Tarık gelen garsona kahveleri söyler.

TARIK: Evet öyle. Her gelip, kahve içtiğim yerdir.

Kahveler geldikten sonra Tarık ve Naz arasında koyu bir sohbet başlar. Naz
kendini Tarık’a, Tarık kendini Naz’a anlatıyordur. Arada yarışta konu oluyordur
sohbette.

NAZ: Motorlara karşı ilgin ne zaman başladı?

TARIK: Liseden beri tutkunuyum. En büyük hayallerimden biriydi onu kullanmak
ve gerçekleşti de. Peki sen? Hiçbir kızın motorlara karşı ilgili olduğu nu
görmemiştim.

NAZ: Herşeyin bir ilki vardır. Bunu da benle yaşadın. Benim ortaokuldan beri.
Benim ki daha eski(gülüşürler). Tabi o zaman kullanamazdım. Biliyorsun yaş nedeniyle… Ama 18 yaşımı doldurunca en büyük hayalimi gerçekleştirdim. Ee yarışa 3 gün kaldı?

TARIK: Evet. Ve unutma bu yarış benimdir.

NAZ: O kadar emin olma derim ben. En büyük hırsımdır yenmek. En nefret
ettiğim şeydir yenilmek..

TARIK: Nasıl bu kadar emin olabiliyorsun? Ya yenilirsen?

Naz yüzünü denize çevirir. Bir süre cevap vermez…

‘’Şu ana kadar hiç yenilmedim. Bundan sonrada yenilmeye hiç niyetli değilim.
İçimde büyük hırs oluştu. Adeta hız tutkunu olup çıktım. Neyse, kardeşin nasıl
oldu?’’

‘’İyi. Taburcu oldu bugün. Biraz sahilde yürüyelim mi?’’

‘’Olur, çok iyi olur…’’

Ayrılırlar cafeden.

Hafif esen meltem, her ikisinin de saçlarını geriye atıyordur. Naz gözlerini
alamıyordur denizin o eşsiz maviliğinden. Tarık ise gözlerini alamıyordur, Naz’ın
güzelliğinden…

NAZ:Çok güzel bir kahveydi, sohbetti..’’

TARIK: Evet öyle..

NAZ: Dünkü telefonda ki sözünü unutmadın değil mi?

TARIK: Ne sözü?

NAZ: Tarııık! Sakın unuttum deme!

Gülümser…’’Şaka şaka, unutmadım. Ama kaybedersem, biliyorsun. Peki ben
kazanırsam?’’

NAZ: Orasını hiç düşünmedim. Hadi sen söyle ne istersin?

TARIK(İÇSES: Kalbini desem? Verebilir misin acaba? Ne diyorum ben ya?
Oğlum Tarık ne oluyor sana?)

NAZ: Eee? Sakın öyle yapamayacağım şeyler isteme.

TARIK: Ben bir şey istemesem?

NAZ: Olmaaz! Hadi söyle.

TARIK: Peki. Eğer sen yenilirsen, benim baş başa akşam yemeği?

NAZ(sessizce): Baş başa mı?

TARIK: Eee? Eğer istemiyorsan…

NAZ: Yok yok. İsterim, neden olmasın ki..

TARIK: Tamam o zaman..

Yürümeye devam ederler. Hafiften yağmur çiselemeye başlar.

NAZ: Gidelim mi? Biraz üşümeye başladım.

TARIK: Olur. Sen eve mi gideceksin?

NAZ: Evet.

TARIK: Ben seni bırakırım.

Arabaya doğru yürürler.

Bir süre sonra Özkul Malikanesinin önünde olurlar..

NAZ: Bu güzel gün için çok teşekkürler. Sonra görüşürüz.

TARIK: Rica ederim. Güle güle.

Arabadan inip eve geçer.

CAHİDE: Şimdi geldi Ayşe, bekle vereyim…

NAZ:Annee! Ben geldim..

CAHİDE: Hoş geldin kızım—telefonu uzatır—Ayşe arıyor.

Telefonu alıp hızla odasına çıkar.

CAHİDE: Bütün gün berabersiniz, akşam konuşacak ne buluyorsunuz
anlamıyorum sizi!

NAZ: Alo Ayşe?

AYŞE: Nerdesin kızım sen? Arıyorum cebinkapalı..

NAZ: Şarjı bitmiştir, fark etmemişimdi.

AYŞE: Tabi… Yanında Tarık, hiçbir şeyin farkına varmamışsındır sen şimdi..

NAZ(SİNİRLER): Ayşeee! Çıldırtma beni!

AYŞE: Of tamam! Anlat ne yaptınız?

NAZ: Karşılıklı göbek attık!

AYŞE: Ne?!

NAZ: Ayşe ne yapabiliriz? Kahve içip, sohbet ettik..

AYŞE: Aman dalga geçmesen olmaz. Ne konuştunuz onu soruyorum.

NAZ: Hiiiç. Havadan sudan…

AYŞE: Tabi tabi, eminim havdan sudandır. İlan-ı Aşk etti mi?

NAZ: Sana koca bir pesss diyorum Ayşe! Çocukla tanışalı daha 3-4 gün oldu

AYŞE: Aman ne çocuk…

NAZ: Sen kalkmış bana ilan-ı aşk ettimi diye soruyorsun! Hem nerden
biliyorsun bana aşık olduğunu?!

AYŞE: Gözlerinden anladım Tarık’ın.. Sana bakışlarından…

NAZ: Aman Ayşe! Aklın fikrin aşkta… Hadi birazda Cuma günü olacak yarıştan
konuşalım.

AYŞE: Senin aklın fikrin hız Naz! Hadi anlat ne konuştunuz?

Naz daha fazla ısrarlara dayanamayıp konuştuklarını anlatır.

AYŞE: Demek baş başa yemek?

NAZ:Evet, bende kabul ettim.

AYŞE: Bak işte aşık! Aşık olmasa baş başa yemeği teklif etmezdi.

NAZ: Ne alakası var? Sen söyle bakalım yarışa kaç kişi katılacak? Bugün
öğrenecektin.

AYŞE: Seninle birlikte 6 kişi olacak. Çok çekişmeli bir yarış gözüküyor Nazcım.
Yeni kişiler katılmış, hız konusunda çok iyilermiş. Ben senden iyisini tanımam ama…

NAZ: Göreceğiz onların ne kadar iyi olduğunu. Neyse kuzum, ben kapatıyorum
artık. Sonra görüşürüz. Ben ararım tekrar seni.

AYŞE: Tamam canım, görüşürüz..

Kapatırlar telefonları. Ümit hızla dalar odaya..

NAZ: Yuhh Ümit! O nasıl girişti öyle…

ÜMİT: Nasıl?

NAZ: İnsan bir kapıyı tıklatır.

ÜMİT: Of Naz! Vazgeç şu kapı çalma adetinden..

NAZ: Kime söylüyorum ki. Sen niye geldin?

ÜMİT: Çabuk giyin ve aşağıya gel.

NAZ: Niyemiş?

ÜMİT: Akşam yemeğine misafirlerimiz var. Babam için çok önemliymiş.

NAZ: Ben inmesem?

ÜMİT: Babamın kesin talimatı var.

NAZ: Üf, iyi tamam. Sen çık!

Ümit kapıyı hızla çarpıp gider.

Naz bir ‘of’ çekerek kalkar yerinden….’’Kim geliyor ki?’’

Elbise dolabının kapağını açar.

-BÖLÜM 4 SON-

''El!F''
05-12-08, 16:16
‘’… Bak işte geldi Sonbahar
Yapraklar sarardı, dökülmeye başladı
Her Sonbahar birlikte olacaktık, bu yolda yürüyecektik.
Ben o yoldayım, yürüyorum ama sen yoksun…’’


Mevsimlerden Sonbahardı…

İkisinin de en çok sevdiği mevsimdi.

Buruk, üzücü bir veda yaşamışlardı.

Tarık, Sonbahar’ın ilk gününde en çok gittikleri, yürüyüş yaptıkları yere gitmişti. Yürüyordu, eski günleri hatırlıyordu. Eski ve güzel geçirdiği günleri. Her ne kadar ayrılık yok söyleseler de, kaderlerinde ayrılığı yaşamışlardı.

Ağaçların dallarında ki yaprakların sarardığı, turuncu rengini aldığı ve yavaş yavaş dökülmeye başladığı yolda yürüyordu.

Hafif meltem esintisi vardı.

Etrafta tek-tük insanlar vardı. Ve bu tek-tüklerin çoğu sevgili olanlarıydı.

Yere doğru eğik olan başını kaldırdı, birbirlerine sarılarak yürüyen sevgilileri görünce hüznü bin kat daha arttı.

‘’Niye bu kadar sevdirdin kendini?...’’

‘’Yine bir Sonbahar…

İki sevgili elele tutuşmuş bir şekilde yürüyor

Bu mutlu tabloyu görmek her şeye bedel…

NAZ: Çok seviyorum Sonbahar’ı.. Yaprakların aldığı renk, havası o kadar güzel
ki. E bunları yaşarken sende yanımdayken…

TARIK: Sonbaharı yaşamak güzel. Ama en çokta seninle..

NAZ: Tarık?

TARIK: Söyle canım…

NAZ: Diyorum ki her Sonbahar gelelim buraya. Her Sonbaharı n burada
geçirelim.Birlikte…

TARIK: Neden olmasın ki? Sen olduktan sonra her yere gelirim ben..

Naz elini Tarık’ın beline dolar, başını yaslar omzuna. Yürümeye devam ederler..’’

TARIK: Benim sevdam yalan değildi Naz… Çekip gitmek bu kadar kolaymıydı?
Hani her Sonbahar birlikte olacaktık?
Yine birlikte burada yürüyecektik?
Hani?

Hiç durmadı Tarık, yürümeye devam etti.

Bu Sonbaharı hüzün ile yaşıyordur. Üzücü, yorucu, kırıcı..

Her attığı adımda, yaşadığı her güzel anı hatırladığında kalbinde ki hüzün daha
da çok büyüyordu. Çaresizdi, canı yanıyordu..

Yürüdü,yürüdü,yürüdü. . . Uzunca bir derenin kenarına geldi. Burada güzel
günler geçmişti O’nun için, Onlar için..

‘’Yeni bir yer daha keşfetmişlerdi. En güzellerinden..

Ağacın önüne oturdu Tarık, sırtını yasladı. Naz önüne geçip, Tarık’a yaslandı.
Kollarıyla sardı Nazını…

NAZ: Bak, burası da çok güzel. Önümüzde uzun bir dere; onun sesi, kuşların
sesi. Her şey çok güzel! Sanki cennetteyim!

TARIK: Çok korkuyorum Naz! Ya bu an bozulursa? Ya bir daha yaşayamazsak?

NAZ: Şşşş… Konuşma şöyle! Biz hiç ayrılmayacağız ki… Ben senden ayrılır
mıyım? Seni hiç bırakır mıyım?

TARIK: Ya ben? Ben seni hiç bırakır mıyım Nazım…

NAZ: Bir daha böyle konuşma sakın. Biraz sessizliği dinleyelim mi? Huzuru…

Tarık gülümseyip, saçlarını öptü Naz’ın…’’


Aynı ağacın önüne oturdu Tarık. Gitarını çantasından çıkardı, sırtını yasladı
ağaca ve parçayı çalmaya başladı.

Hüzün dolu yüreği ile…

Ayna- Mevsimler

Tohumunda ayrılık varsa aşkın
Mahsulün gözyaşıdır
Benim gibi ağır ağır
Öder yürek cezasını
Susar yalan

Tohumunda ayrılık varsa aşkın
Mahsulün gözyaşıdır
Benim gibi ağır ağır
Ödersin zamanla
Geçer yaran

Yalan yalan yalan değil benim sevdam
Seni sonsuza kadar seveceğim
Yalan yalan yalan yalandi her şeyin
Seni sonsuza kadar affetmeyeceğim

Mevsimlerden sonbahardayım
Artık çok geç yağmurlardayım
Ben vazgeçtim yalnızlardayım
Seni affedemem

Mevsimlerden sonbahardayım
Resimde sapsarı yapraklar,
Kurumuş dallar.
Yılgın bir rüzgar ve ne yapacağını
Bilmeyen bir çocuk var
Aslında sana söylemek
İstediğim çok şey vardı
Mesela keşke bu kadar
Büyük sevdirmeseydin
Kendini.
Neyin bedelini
Ödediğimi bilmiyorum.
Her şeye rağmen sana da
Kızmıyorum, kızamıyorum.
Acım durulduğunda bir
Şarkı söylerim belki,
Belki o zaman anlarsın.
Bunca hüzün bizde iyi durmadı.
Bu ayrılık bu aşka hiç yakışmadı.



Parça bittikten sonra gitarına yanına koydu. Yerden bir taş alıp dereye fırlattı.

‘’Çok özledim seni Nazım...
Bu sensiz ilk Sonbaharım. Sen her şeyin bir ilki vardır derdin. Ama bu böyle ilk olmamalıydı. Her ilkim seninle olmalıydı… Sensiz ilk olmamalıydı…’’

O sırada Tarık’ın omzuna bir el dokundu…

‘’Artık bensiz ilk olmayacak Tarık….’’

-SON-

krizantem_84
05-12-08, 16:18
Dışarıda bir yaz yağmuru..Akşam olmak üzere…Öğlenin kavurucu sıcağı,yerini tatlı bir

esintiye bırakmış…Etekleri uçuşarak balkona çıktı genç kadın…İçine dolan esintiyle,hafiften

ürperdiğini hissetti.Dün gece sabaha kadar gözünü kırpmamıştı.Geçti sanıyordu

oysa..”Gözden ırak olan,gönülden de ırak olur” sözünü doğrularcasına..”Geçti gitti..Kalp

çarpıntılarım sona erdi”..

Aylarca aynı sözlerle avuttu kendini..Neredeyse her gün,aynanın karşısına geçip bildik

cümlelerini tekrarlıyordu:”Kendine gel diyorum sana! Bu körlüğü daha ne kadar

sürdüreceksin? Görmüyor musun onun umurunda bile değilsin…Aşk filan değil bu,kurtul

artık şu saplantıdan!

Bu yalana inanmak,işine geliyordu.Yüreğindeki ağırlığı biraz olsun hafifletmeye çalışıyordu

kendi telkinleriyle…Onsuzken,kimseyi buyur etmedi gönlüne..Misafir ağırlamayı hiç

beceremezdi zaten..O, ev sahibini istiyordu..Hiç gelmeyecek ev sahibini…

Artık iyileştiğine inanıyordu.Aşk denen hastalığı yenmişti ruhu..Aylardır mutlu sabahlara

uyanıyordu.Yastık kılıfı ıslanmıyordu artık geceleri…

Bu yazlık daha da iyi gelmişti ona…Aslında zor beğenen bir yapısı vardı ama bu evi görür

görmez evet demişti.İyi ki ailem yanımda diye düşünüyordu hep..Her konuda en büyük

destekçisi olmuşlardı..Annesinin enfes yemekleri,babasının hoş sohbetleri,kardeşinin

zevzeklikleriyle günler gelip geçiyordu işte…

Havuza girmiyordu pek…Genellikle denizi tercih ediyordu.Huzur vardı artık hayatında..Ta ki

dün akşamki telefona kadar…Banyodan henüz çıkmıştı..Elindeki havluyla saçlarını

kuruluyordu.Telefon çaldı önce,sonra babasının sesi duyuldu salondan:

Vahi: Ooo,kimler ararmış beni…Tarık,evladım!


Tutunacak yer aradı duyduğu isimden sonra..Kapı kolu yetişti imdadına… Odasına güçlükle

gidebildi..Kapısını kapattı konuşulanları duymamak için…Bir süre sonra…

Vahi: Naz,kızım girebilir miyim?

Naz(toparlanarak) :Gel babacım..

Vahi: Kızım,sıkılmadın mı tek başına burada? Tarık’ın adını duyunca koşar gelir şimdi dedim

ama kapandın kaldın odanda..Merak etmiyor musun ne konuştuğumuzu?

Naz:Aman,nesini merak edeceğim ben onun? Aylardır bir kere bile aramadı..(Babasının

şaşkın bakışlarını görünce) : Yani hepimizi,ailecek yani..O kadar zaman koruyup kolladık

onu..En zor günlerinde yanında olduk..İnsan nezaketen de olsa arar.Senin dediğin gibi

babacım.Vefa,İstanbul’da bir semt adı artık sadece..

Vahi: Sana da bir dokunduk,bin ah işittik yani! Esaslı çocuktur Tarık..Evladım olsa bu kadar

severdim. Hani senin de en iyi dostundu..Toz kondurmazdın vaktiyle..Hem söylediğin gibi

vefasız da değildir belki..

Naz: Nasıl yani?

Vahi:Beni neden aramış biliyor musun?

Naz:Baba çatlatırsın adamı!

Vahi:Bak bak,nasıl da heyecanlandı..Tabi ya,en yakın arkadaşın ne de olsa..Kolay mı bir

çırpıda silip atmak! Biliyorum o sözlerinde samimi olmadığını..Tanımaz mıyım ben kızımı..

Naz:Baba konuya gel artık lütfen!

Vahi: Tamam nazlı çiçeğim sinirlenme..Bizi çok özlemiş canım oğlum.Birkaç gün yanımızda

kalmaya gelecekmiş..

Naz: Neeee! Baba sen ne dediğinin farkında mısın? Hangi yüzle geliyor evimize!

Vahi: Naz babanla konuşuyorsun.Ses tonuna dikkat et!

Naz(utanmış) : Affedersin..Ama bunu kabul ettiğine inanamıyorum..

Vahi: Ne alıp veremediğin var senin bu çocukla? Tek neden aramamış olması mı? Kendi

derdine düşmüş zavallı..Ne zamandır iş arıyormuş.Gittiği her kapı yüzüne kapanmış.Kıyıda

köşede birikenlerle idare etmiş bugüne kadar.Hazıra dağ dayanmaz tabii..

Naz(sessizce) : Paralar suyunu çekince de hoop kürkçü dükkanına..

Vahi:Efendim?

Naz:Şey diyorum babacım.Zor durumda kalmış madem,gelsin tabi..

Vahi: Zor durumda olduğu için değil,özlediği için geliyor yanımıza..

Naz(imayla) : Muhakkak öyledir..(içses) :Gel bakalım Tarık efendi,geleceğin varsa göreceğin

de var..

Naz,Tarık için yapılan hazırlıkları burun kıvırarak izliyordu.Kimi zaman mutfağa dalıp

annesine dokunduruyordu.Kimi zaman da babasına imalarla dolu cevaplar veriyordu:

-Şehzademize hizmette kusur eylemeyin aman!..

Umursamaz görünmeye çalışıyordu.Büyük ölçüde başarıyordu da bunu..Ama kalbi..İşte

o,bambaşka şeyler söylüyordu ona …O balkonda geçmişi düşünüyordu şimdi..

Sabaha kadar onun dönüşünü beklemişti.Göz kapakları kapanmaya başlamıştı ki,hızla çarpan

araba kapısının sesiyle irkildi.Perişan görünüyordu Tarık..Gömleğinin bir kısmı

pantolonunun dışına taşmış,ceketini tek omzuna atmış,saçlar darmadağın ve fazlasıyla

sarhoş…Öyle ki,ayakta dururken bile çok büyük bir iş yaptığını sanıyordu.Adım adım

yaklaşmasını izledi Naz…

Naz: Allah’ım,bu halinle bile o kadar çekisin ki..Hatta bu halinle daha da

fa…Naz,saçmalama! Kim bilir kimin yanından geliyor gene..Bunları düşünmenin sırası mı

şimdi?..

Tarık,salona geçtiğinde Nazın gözlerine çarptı…Zor konuşuyordu..

Tarık:Yatmadın mı sen daha?

Naz(içses) : “Hadi şimdi cevap ver bakalım Naz hanım!” Ne münasebet canım! Film

seyrederken uyumuşum kanepede..Kendini bilmez sarhoşun biri kapıyı küt diye vurunca tatlı

rüyalarıma elveda demek zorunda kaldım normal olarak!

Tarık: Naz,ne diyorsun sen yaa? Benim derdim bana yetiyor zaten…

Naz: Bu gece nerde söndürdün feneri?

Tarık: Bitti naz,bitti..Hayatımın aşkı dediğim kadın,sırtımdan vurdu! Aldattı beni! Hem de

dostum bildiğim o adi herifle..Cezasını verdim elbette..Ağzıyla burnunun yerini değiştirerek!

( kanepeye bıraktı kendini)

Naz:Nee,aman Allah’ım! Tarık sen nasıl bir adama dönüştüğünün farkında mısın? Pul kadar

değeri olmayan insanlar için düştüğün şu durumlara bak! Değer mi Tarık,değer mi söyle?..

Tarık onu duymuyordu artık..Çoktan sızmıştı..Naz,ona bakarken,binbir duygu gelip geçiyordu

Yüzünden…Aşık olduğum adam mısın sen diye soruyordu dindiremediği

gözyaşlarıyla..Kıyamadı yine de..Yukarıdan bir battaniye getirip üzerine örttü özenle, bir

bebeği örter gibi…Sabah Tarık,burnuna dolan o eşsiz kokuyla açtı gözlerini…

Tarık: Bu,bu Naz’ın battanitesi…

Naz: Ooo,beyzade uyanmış nihayet..

Tarık:Naz,bu senin en sevdiğin battaniye değil mi?

Naz:Evet,ne olmuş?

Tarık: Benim dediğini,en sevdiğini benim üstüme örttün yani?..

Naz(Tarık soran gözlerle bakınca) : Huysuz ve şımarık bir kız olabilirim ama paylaşmayı

bilirim.Tabi sadece sevdiklerimle…

************************************************** *************************
Naz,içsesleriyle baş başaydı yine:

-Senden kurtulduğumu sanıyordum.Niye geliyorsun Tarık,niye?Gömlek değiştirir gibi

Değiştirdiğin sevgililerini mi anlatacaksın yine? Yüreğini açtığını söyleyip,benim yüreğimi

mi dağlayacaksın her zaman yaptığın gibi…Ben senin için çok şeydim değil mi?..

Arkadaşın,sırdaşın..Öyle ya,insanın arkadaşına bunları anlatmasından daha olağan ne olabilir

ki? Bunu yüzüne karşı asla söyleyemeyeceğim belki.. Ama sen benim gözlerimi hiçbir zaman

göremedin Tarık..Konuşurken,gülerken,hatta ağlarken baktığın hep onlardı ama

gözbebeklerimde yansıyan Tarık’ı göremedin.Bir kez kendini görmeyi başarabilseydin

orada,belki de şimdi her şey…

Buraya ne düşüncelerle geldiğini bilmiyorum.Ama bil ki eski Naz’ı bulamayacaksın

karşında.O yok artık…Sen gittiğinden beri…Sen bittiğinden beri…

Ümit: Ümit Bey fanilerin dünyasından bildiriyor.Naz Hanım,orada mısınız?

Naz: Ümittt,başlama yine! Sululuklarını kaldıracak durumda değilim.

Ümit:Ne zaman oldun ki? N’apıyorsun sen burada? Bir an sahiden öldüğünü düşündüm

biliyor musun? Seni burada taş gibi,kıpırtısız görünce korkmadım değil!

Naz: Bir kere ciddi olmayı dene Ümit,bir kere! Bir şey kaybetmezsin emin ol…

Ümit: Aşk olsun Naz…Espri yaparken gayet ciddiyimdir.İnsan işini yaparken titizliği elden

bırakmamalı…

Naz: Ben senden ne zaman kurtulacağım yaa..

Ümit: Hiçbir zaman sevgili ablacım.Evlenirsen belki ama seni alacak adama acırım.Gider

bizzat konuşurum zat-ı muhteremle,etme eyleme diye..Adam ömrü boyunca duacı olur bana

be!

Naz: Bu sefer bittin Ümit,bu sefer gerçekten bittin!

Ümit: İmdaatt!! Adam öldürüyorlar! Anne 911’i ara çabuk,kızın kardeş katili olmak üzere!

Naz: Gel buraya zevzek,911miş! Kaçma diyorum!

Vahi: Koca kazıklar oldunuz ama ne çare…Kesin didişmeyi! Ümit gel benle,misafirimizi

Karşılayalım.

Ümit: Hayrola baba bakan mı geliyor? Bu ne ihtimam?

Vahi,meşhur yüz mimikleriyle cevap verdi Ümit’e…

Ümit:Naz sen de gel bari,tam kadro çıkalım onur konuğumuzun karşısına…Nazzz!

Naz:Ne? Hıı…Yok ben burada kalsam daha iyi…

Ümit: Baba sen de fark ettin mi? Dünden beri bir gariplik var ablamda..Düşünmekle dünyayı

kurtaramazsın Nazcım.Amacına ulaşmak isteyen bünyene hareket lazım!

Naz: Benle uğraşma Ümit,benle uğraşma!

Naz,yaprak gibi titriyordu şu dakikalarda..Az sonra kapı çaldı ve… Tarık eşikten adımını atar

atmaz Nazın buz gibi bakışlarıyla karşılaştı.Anlam veremese de üzerinde durmadı.Kötüsünü

düşünmek istemedi.Cahide’ye sarıldıktan sonra,Vahi ve Ümit’le tekrar kucaklaştı.Naz bu

sürede çoktan odasındaydı.Cahide söze atıldı:

-Kusura bakma oğlum,bu sıralar gerginliği üzerinde..

Tarık: Her zamanki Naz desek daha doğru olur sanırım!

Ümit içten bir kahkaha atarken,Vahi ve Cahide yapmacık bir gülümsemeyle yetindiler…

Tarık: Siz merak etmeyin.Hiç sorun değil benim için..Onun her haline alışığım ben…

Cahide yemeklerin son durumuna göz atmak için mutfağa yönelirken; Tarık,Vahi ve Ümit

üçlüsü de salona ilerlediler..Tarık,biraz oturduktan sonra odasına yerleşmek bahanesiyle

ayrıldı salondan..Naz’ın odasının önüne geldikten sonra durup derin bir nefes verdikten sonra

kapıyı tıklattı hafifçe..Karşıdan ses gelmeyince düşünmeden açtı..

Naz: Tarık!

Tarık: Naz…

Tarık bir adımda Naz’a yaklaşıp sımsıkı sarıldı.Özlemle göğsüne bastırdı onu..Naz,bunu

beklemediğinden,önce tepkisiz karşıladı onu;ama bu sıcaklığa kayıtsız kalamadı..

Naz(içses) : Hani yaklaşmayacaktın Naz,hani uzak duracaktın…

Sonra bir adım geri çekilerek:

-Hoş geldin Tarık.

Tarık(fısıldar gibi) : Çokça hoş buldum.

Naz: Ne?

Tarık: Saçların diyorum,çok hoş olmuş…

Naz: Teşekkür ederim ama her zamanki halim.

Tarık: Yoo yoo,her zamanki halin değil.Değişmişsin sen,farklı bir güzellik gelmiş üstüne..

Naz:Ne yani,daha önce çirkin mi buluyordun beni?

Tarık: Öyle demek istemediğimi biliyorsun.

Naz: Ben senin ne demek istediğini bir anlasam!

Tarık: Nee?

Naz: Yok bir şey..İkimiz bir araya gelince “ne”ler çoğalıyor.Yenileri eklenmeden salona

geçelim hadi,yemekler hazırlanmıştır…


Yemek boyunca Naz,Tarık’ı izledi çaktırmadan…Tarık da Naz’ın bakmadığını düşündüğü

anlarda onu inceliyordu.Farklı bir hava vardı Nazda,Tarık’ın tanımlayamadığı..Aradan geçen

zaman içinde büyümüştü sanki..Küçük bir kadın olmuştu..Uzun ve neşeli sohbetlerin

ardından ev ahalisi, uyumak üzere odalarına çekildi..İki kişi hariç..Gecenin uykusuzları,söz

birliği etmişçesine karşılıklı oturuyorlardı…Sessizlik..Bir araya geldikleri o ilk anlarda

olduğu gibi derin bir sessizlik.. Bu durumları kurtaran genellikle Naz olurdu;söylemek

istediklerini değil,söylenmesi gerekenleri söyleyerek…

İşe yaradığı da olurdu hani..Kahkahalarla

perçinlenen, uykusuz ama mutlu nice gecelere imza atarlardı birlikte..Bir de öteki yüz var

tabii..Her şey bu kadar güzel ilerlerken,nasıl olursa olur,konu Tarık’ın gönül maceralarına

dayanırdı.Naz’ın kanadığını görmezdi Tarık…Gecenin karanlığından mı?..

O,zehirini boşaltırken,iflah olmaz bir yürek kalırdı ardında…

Naz(içses) : Sus artık sus,yalvarırım yeter…Direnecek gücüm kalmadı..Nolur yapma bunu

bana..Her gün bir parçamı alıp götürüyorsun.Gün be gün eksiliyorum.Kalmadım artık

ben…Yaşadığımı mı sanıyorsun sen?..

Tarih tekerrür ediyordu,Tarık sözde aşk acısını anlatırken…Boşluk doldurmaktan öteye

gitmeyen kızlardan biriydi halbuki anlattığı…Saf oğlan,”büyük aşk” sanarak yine yanılgıya

düşmüştü..Nazın zihni bulanıklaşmaya başladı..O hep korktuğu karanlıklardan çıkıp gelen

gizli bir el,boğazını sıkıyordu adeta…Nefes almak,ağır gelmeye başladı.Arkası dönüktü

Tarık’a..Balkon demirlerinden güç almaya çalışıyordu.O an yapabildiği tek şeyi

yaptı.Sustu,sustu,sustu…Tarık,yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu anlamış gibi:

-Naz,beni dinliyor musun? Bu sessizliğin iyiye işaret değil..Naz iyi misin?..Naz dedim!!

Naz,güçlükle dönebildi yüzünü..Bu kez suç ortağı,içine akıttığı ıslaklıklardı…

-Yok bir şeyim Tarık,niye kestin sen?

Tarık:Beni dinlemiyorsun!

-Atma,dinliyorum!

-Atmıyorum,ne dedim en son? Bak susuyorsun.Çünkü dinlemedin,çünkü bilmiyorsun.

-Beni sevdiğini sanmıştım..

-Nee!

-Oysa onun beni sevdiğini sanmıştım dedin.

-Naz…

-Benim uykum geldi.İyi geceler!

-Naz,hiç iyi görünmüyorsun sen.Rengin soldu sanki..

-Hadi ya,nasıl anladın?

-Nazz!

-İyi uykular Tarık..


Naz,sadece basit bir alışkanlık olduğu için yatağa girdi.Uyuyamayacağını biliyordu.

Naz: Yaa,görüyorsun işte naz hanım,her şey bıraktığın gibi..Senin koyduğun noktadan sonra

Yeni cümleler oluşmuş..Ne sanıyordun ki?Nasılsa alışık değil misin sen bu duruma? Niye bu

kadar canım yanıyor o zaman niye…Ama hayır,bu böyle gitmez.Yarından tezi yok

konuşacaksın onunla,tamamen bitireceksin..Tarık adı geçmeyecek artık hayatının hiçbir

alanında..Elbette nedenini soracak..Ne diyeceğim peki?Yarına kadar mantıklı bahaneler

bulmam lazım.Güçlü bir kadınım ben,başaracağım.Alışacağım onsuzluğa..Kangren olmuş bir

parmağı kesmekten başka çare yok!


Sabah kahvaltıda ikisi de sessizdi.Naz,dün gecenin izlerini taşıyordu hala,bütün

ağırlığıyla..Annesinin gözünden kaçmadı bu durum..

-Naz,neyin var yavrum?Sabahtan beri ağzına tek lokma almadın.Fark etmediğimi

sanma.Geceyi uykusuz mu geçirdin yoksa?..

Tarık,merakla nazın gözlerini yakalamaya çalışırken,Naz yapma der gibi baktı annesine..

-Olur mu hiç öyle şey annecim..(Tarık’ın gözlerine bakarak) : Deliksiz uyudum.Uykusuz

kalmak için hiçbir nedenim yok! Yeni hayatımla ilgili kararları da uygulamaya koyunca her

şey çok daha güzel olacak..

Tarık: Biz öğrenebilecek miyiz o kararlarını?

Naz(vurgulayarak) : Özellikle sen!

Masadakiler kadar Tarık da şaşkındı.Naz,gerginliğinin anlaşılmasından,açık vermekten

korktu.Aniden kalktı masadan..

Naz: Afiyet olsun.

Vahi:Kızım hiçbir şey yemedin.

Naz: Canım istemiyor baba..Bütün gün dışarıda olacağım zaten,yerim ben merak etme.

Tarık,bir saniye beklemedi Naz’a yetişmek için.Koridorda kolundan yakaladı onu..

Tarık:Ne yapmaya çalışıyorsun sen?

Naz. Pardon ne yapıyormuşum ben?

Tarık:Ne bu tavırlar,başkalaşmış haller?..

Naz: Bu da ne demek?

Tarık: Kahvaltıda bana bir yabancıya bakıyormuşsun gibi baktın.Üşüdüm Naz..Yaz günü bu

kadar üşüyeceğim aklıma gelmezdi..

Naz:Şarkı sözü o..

Tarık:Naz,benimle dalga geçme!

Naz: Kalıp devam etmeyi çok isterdim ama bir yere yetişmem gerek,üzgünüm.

Tarık: Dışarı mı çıkıyorsun?

Naz: Bu kız senin kulaklarına da hasar vermiş galiba,duyma yetini kaybetmişsin.Nasıl içine

oturduysa!

Tarık:Naz beni delirtiyorsun!!

Naz: Bir de bana diyor başkalaşmış diye.Git bir aynaya bak önce!

Naz,hiçbir şey olmamış gibi sakince odasına gidip giyinmeye başladı.Tarıksa sinirden

köpürmüş bir vaziyette masaya döndü..

Tarık: Oğlum Tarık,sakin ol..Nasılsa kokusu çıkacak bu durumun..

Naz gelip ev ahalisine:

-Beni beklemeyin gecikebilirim.

Vahi:Yemeğe gelmeyecek misin Naz?

Naz: Sanmıyorum babacım,siz beni beklemeyin.

Naz tam kapıdan çıkacakken Cahide yetişti.Soru soran gözlerle bakıyordu Naz’a…

Naz:Anne dedim ya,dolaşacağım biraz,çok bunaldım.

Cahide:Tamam ama fazla gecikmek yok.Babanı kızdırmayalım durduk yere..

Naz:Tamam tamam,hadi ben kaçtım kaçtııım…


İçi içini yiyordu Tarık’ın..Şu an Naz’ın nerede olduğunu öğrenmek için neler vermezdi ki…

Düşüncelerinden kurtulmak için görülmemiş bir çaba sarf ediyordu.İhtişamlı bir sofra

hazırlanmıştı akşam yemeği için..Tarık konuşulanlara katılamıyor,başını sallamakla ve

gülümseyebilmek için kendini kasmakla yetiniyordu.Saatler ilerliyor,Naz bir türlü

gelemiyordu.Tarık kadehini yenilerken Vahi müdahele etti:

- Biraz yavaş git oğlum,şişede durduğu gibi durmaz bu meret..

Tarık gülümseyerek:

-Acı patlıcanı kırağı çalmaz.

Vahi: Olsun,ben önlemimi alayım da..Bak bu durumla ilgili bir atasözü söylemiyorum

farkındaysan..

Hep birlikte gülüştüler…Tarık daha fazla dayanamadı:

Tarık:Naz neden bu kadar gecikti acaba?

Cahide:Arkadaşlarına dalmıştır o..Onları gördü mü dünyayı unutur.Hepsi farklı yerlerde ama

her sene belli dönemlerde bir araya gelirler böyle.Yaz tatillerini atlamamaya çalışırlar

özellikle..Bazen Naz onların yanına gider,bazen de onlar gelirler.Birkaç gün de burada,

evimizde misafir edeceğiz.Bir türlü kısmet olmadı şimdiye dek..(gülümseyerek) Bu kez

kaçışları yok.Sen hiç denk gelmedin tabii,geçen yaz sonu bizimle olmadığın için…

Ümit: Ama bu durumun çok büyük bir dezavantajı var.Maalesef hepsi de kız..Bir tanesi erkek

olsa,vakit geçirmeden evlendirirdik.Aah ah…Nazın, bavuluyla evden çıktığı bir fotoğraf için

mirasımı reddedebilirim!

Vahi:Ümittt!

Ümit:Yok abi,bizim kızda iş yok.Geçen ayki fırsatı nasıl tepti ya,resmen kısmet ayağına

gelmişti..

Bu sırada Tarık’ın içmekte olduğu su genzine kaçtı.Öksürerek:

-Nee! Nasıl yani?

Vahi:Aman evladım Ümit’i bilmez misin sen? Saçmalıyor işte..Bülent Beylerin oğlu,Nazın

okuldan arkadaşı..Ne zamandır ilgisi varmış Naz’a,geçen ay evlenme teklif etti..

Tarık’ın damarları gerilmeye başladı..Vahi devam ediyordu:

-Kabul etmedi tabii,başka ne yapacaktı? O sevimsize mi kaldı benim çiçeğim? Alın terinin

anlamını bilmeyen,baba parası yiyen serersinin biri…

Ümit: Valla ben anlamam.Bundan sonra işimi şansa bırakmayacağım.Ne yapıp edip kendi

ellerimle evlendireceğim Naz’ı…

Vahi: Ümit yeter!


Duvarlar Tarık’ın üstüne üstüne geliyordu sanki..elleriyle boynunu ovuşturuyor,yakasını

çekiştiriyordu..Orada daha fazla kalamayacağını anlayınca;hava almak için izin

isteyip,kendini sahile attı.Kaç saat o taşın üstünde oturduğunu kendisi de bilmiyordu.Kıyıya

vuran her dalga bir anısını getiriyordu…

Evdeyse şiddetli bir fırtına kopacaktı az sonra..Naz epeyce gecikmişti.Vahi,Cahide’ye Naz’la

gerekenleri konuşması için direktif verip odasına çekilmişti..

Naz,saatin henüz farkına varmış,kedi adımlarıyla yürüyordu karanlık evde..Çarpmamak için

duvarlara tutunarak odasına ulaşıp ışığı yaktığında,karşısında gördüğüyle sıçradı büyük bir

korkuyla..

-Annee!

Cahide:Anneni hatırlayabildin demek!(kolundaki saati göstererek) : Şunu da hatırlasaydın

Keşke!

-Anne özür dilerim.Sohbet o kadar tatlıydı ki,farkında olmadım bile zamanın…

Cahide(sinirle) : O kadar basit değil naz!

Naz(biraz yüksek sesle) : Zor olan ne anne?! Kendim için küçücük bir şey yaptım sadece..

Tartışma şiddetini arttırınca Naz,kapıyı vurup çıktı evden..İşte bu..Yapmayı hep istediği

şeylerden biri..Ama çok sürmedi çalan telefonun sesini duyması:

-Efendim anne…..Bilmem,bence yakıştı…..Evet,hem de bana çok yakıştı…..Sahile

gidiyorum…..Bilmiyorum anne!..

Naz,yumuşacık kumlara ulaştığında,ayakkabılarını çıkarıp eline aldı.Ayaklarına çarpan soğuk

suyun etkisiyle belli belirsiz bir gülümseme yayıldı yüzüne..İyice kaptırmış yürürken,omzuna

dokunan elle irkildi..

Naz: Tarık!

Öfke vardı Tarık’ın gözlerinde…

Tarık:Neredeydin!

Naz(alayla) : Çok mu merak ettin?

Tarık:Evet!

Naz: Sen ne zamandan beri benim yaptıklarımla ilgileniyorsun Tarık!

Tarık:Naz,ne saçmalıyorsun yine,tabi ki ilgileniyorum seninle..Sen benim…

Naz: Ben senin ne? Ben senin neyinim Tarık?

Tarık: Dostumsun..kıymet verdiğimsin…

Naz: Hah!

Tarık:Naz,gerçekten çok merak ettim seni..Başına bir şey geldi sandım..

Naz:Tarık,içmek istiyorum.

Tarık:Ne?

Naz:İçmek istiyorum dedim.İçki bul bana!

Tarık: Bu saatte?

Naz: Sarhoş olmanın saati mi var?

Tarık: İçki miçki bulamam ben şimdi..Her yer kapalıdır zaten..

Naz: Yalancı,her yer açık!

Tarık: Beğenmezsin sen ordakileri..

Naz: Bana bahane yaratma Tarık! Git, eline ne geçerse al getir.Alkol olsun yeter…

Tarık(giderken mırıldanarak) : Sen sarhoşsun zaten,desteğe ihtiyacın yok!

Az sonra elindeki şişeyle döndü Tarık…

-Al bakalım.Ama ileri gitmek yok.Geçen seferki gibi dağılan parçalarını toplattırma bana..

Naz: Gördüğün rüyayı anlatıyorsun herhalde..İçkiye dayanıklıdır benim bünyem..

Naz,tarığın cevabını beklemeden şişeyi kafasına dikti..

Tarık:Yavaş!

Naz:Karışma!

Tarık:Görmeyeli daha da hırçınlaşmışsın sen! Naz,hiç çekilmiyor bu halin..

Naz: Çekme o zaman! Kafana silah dayayan yok,yanımda kalman için! Ya da aaa,dur

dur,yapacağım konuşmayı dinle önce,sonra gidersin.Temelli!

Tarık: Ne demek bu?

Naz iyiden iyiye sarhoş oluyordu.Anlamsızca gülmeye başladı…

Naz: Ne demek bu..(saçlarıyla oynamaya başladı).Buu şey demek..Hay Allah ne diyecektim

ben yaa?..Unuttumm..(kahkahalarla gülüyordu) Birden ciddileşerek başını yere eğdi…

-Hayatımdan çıkmanı istiyorum Tarık..

Tarık:Nee!

Naz: Oooff…İleri sar ileri sar! Başa aldın filmi..Tekrar ettirip yorma şimdi beni…

Tarık: Naz yürü,sen daha fazla delirmeden eve gidiyoruz! (nazın ellerinden tutmuş

çekiştiriyordu)

Naz(tarığın ellerini sertçe ittirerek) : Deli filan değilim ben! Sarhoş da değilim! Yarın sabah

tüm sözlerimi hatırlayacağım ve tek kelimesi için bile pişman olmayacağım.Seni hayatımda

istemiyorum artık! Her şeyini al giderken..Dostluğun da senin olsun,arkadaşlığın

da..Nedenini de sorma.Dayanamıyorum artık anladın mı,dayanamıyorum!

Tarık: Naz,neden?!

Naz: Sorma demedim mi sana?

Tarık:Bilmeden incittim mi seni,yanlış bir şey mi yaptım?

Naz: Yapmadın Tarık,HİÇBİR ŞEY yapmadın! Git buradan,yalnız bırak beni..

Tarık:Bana mantıklı bir neden söylemeden hiçbir yere gitmiyorum.

Naz: Mantıkmış..Nefret ettiğim kelimeler listesinin başında geliyor! Çok zor değil yapmanı

istediğim..Bir şeyi değiştirmeyecek hayatında..Ben senin hayatında zaten yoktum ki…Hiç

olmadım ki..Hep onlar vardı..Onlara dokundun..Onları öptün..Onlarla uyudun…Onlarla

seviştin…Ben neydim peki? Kimdim ben?..Büyük aktörü beyaz perdede izleyen,en arka

koltuktaki sessiz seyirci..Ama film bitti..Işıklar yandı görüyor musun? Eve dönme

vakti..Herkes kendi yoluna…

Tarık:Naz,sen neler söylüyorsun böyle!

Naz:Kesme sözümü! Neden istemiyor muydun? Yeterince konuştun sen..Şimdi sıra

bende..Susmanın da bir sınırı var! İyi gününde de kötü gününde de yanında olan kimdi? Naz..

Her kahrını çeken kimdi? Naz..İçip içip omzunda sızdığın kimdi? Naz..(sesi çatallaşmaya

başladı) : Tenine karışmış yabancı kadın kokularına,yüreği parçalara ayrıldığı halde

katlanmaya çalışan kimdi?(ağlıyordu) Vay be,kadındaki aşka bak! Nasıl bir aşksa bu,acıdan

başka şey getirmedi..Neden ben Allahım,niye ben? Lanet olsun! Lanet olsun! (hıçkırıklar

sözlerini yarım bıraktı)

Tarık,beklemediği bir anda yumruk yemiş gibi hissediyordu kendini..Sendeledi ve kendine

gelemedi bir süre…Nazın ağlaması,içinde bir şeyleri söküp götürüyordu..Elini

uzatıp,saçlarını okşamak istedi…Parmakları havada kaldı.Dondu sanki… Güç bela

toparlandıktan sonra…

Tarık: Naz,ben…Ben ne diyeceğimi bilemiyorum.

Naz: Bir şey deme! Ama hoşuna gitmediğini söyleyemezsin.Gururun okşandı değil mi?

Tarık: Naz…

Naz: Git artık n’olur…

Tarık: Niye daha önce söylemedin? Neden bunca zaman sustun?

Naz: Söyleyemedim..Belki de anlamanı bekledim.O kadar başkaydın ki..O kadar yitmiştin

ki…Ve o kadar kördün ki…

Tarık: Sen de dilsizdin ama! Beni suçlamak için bahane arama…

Naz: Tarık,sen sen değildin.O durumda ağzımı açmam imkansızdı.Beklemek en geçerli

yoldu.Artık hiç umudum kalmamıştı.Karanlık bir gecede,yalnız olduğumu düşünürken,can

dostuma rastladım.Sözleri dünmüş gibi kulağımda.Bana ne dedi biliyor musun? “ Naz,bence o

her şeyin farkında..Ama kendini bildiği için özellikle uzak duruyor senden.Zarar görmemen

için..Zarar veren olmamak için…Erkekleri anlamak,sanıldığı kadar zor değil aslında…”

O gece cümleleriyle bir şeyler yeşertti içimde..Tabi sen..

Tarık: Ben de tanımak isterdim onu..

Naz(sinirle ve kıskançça baktı tarığa) : O niyeymiş?

Tarık: Haklılık payı olduğunu söylemek için…

Naz:Nasıl? Yani sen…

Tarık:Evet ben…




Sabah saatleri..Güneş ışıkları,bütün perdeleri kapalı olan kocaman odaya misafir edilmeyi

bekliyordu arsızca…Klimanın soğuttuğu buz gibi kaygan çarşafın üzerinde uyuyordu genç

kadın…Ruhundaki ateş hala sönmemişti.Az sonra çıplak omuzlarına temas eden dudakların

yakıcılığıysa, bedenindeki ateşi körükledi..Omzunda mola verip boynunda devam eden

buselere,minik mırıltılarla cevap veriyordu..Adam örtünün altından belini sardı

kadının..Sımsıkı…Sahiplenmek ister gibi kendine yasladı iyice..Parmaklarıyla narin

bileklerini okşayıp,ellerini kenetledi onunkilerle..Saçlarının kokusunu derin derin

solurken,kadını kendine döndürüp;başını ait olduğu sıcaklığa,göğsüne çekti..

-Çok beklettim mi?

-Çoookk…

-Yalan söyleme,hemen geldim.

-Ben ondan bahsetmiyorum beyefendi.

-Ya neden bahsediyorsun?

-Şu yaşadıklarımız çok daha önce bizim olabilirdi..Şimdiki hayatımıza çok daha önce sahip

olabilirdik.Beni çok beklettin sen…

Genç adam,üstündeki örtüyü atarak,hızlı adımlarla çıktı odadan…Kadın şaşkınlık içinde:

-Ne oldu şimdi? Ne dedim ki ben?..

Birkaç saniye sonra tanıdık bir melodi yükseldi içeriden:


“Zamanı var sevgilim,kalpte vefanın,aşkta hatanın”

Kapı girişinde durup,kendini hayranlıkla seyreden adama gülümsedi kadın:

-Deli..Deli sevgilim…

Adam,genç kadının gözlerinin tam içine bakarak yürüdü..

-Sevgilim?

-Her şeyim..Bütün hayatım…

Yatağa çıktı, dizlerinin üzerinde ilerleyerek yaklaşıp kollarıyla sardı kadını…

-Naz,beni affettin değil mi?

-Daha sıkı sarılırsan belki…

Tarık,dudaklarıyla bir sürü şey anlatmaya başladı naza..Sözcüklerle değil,aşk dolu,upuzun bir

öpücükle..Dudaklarını ayırmadan,nazın kendine doladığı örtüye attı elini usulca..Sonra

ansızın ayrılıp endişeyle:

-Bizimkinin sesi miydi o?

-Ne sesi Tarık ya! Ses filan duymadım ben..

-Ben duydum naz.Ya bizi istiyorsa miniğim..Gidip bir bakayım ben…

-Aman iyi,git! Bir süre rahatsız etmeyin beni,uyuyacağım!(Tarık odadan çıkınca naz

söylenmeye devam etti) : Kıskanç işte kıskanç! Hissetti kocamla yalnız kaldığımı,baltalamak

için elinden geleni yapıyor…

Tarık: Naz bak doğru duymuşum gördün mü? Uyanmış mızmızlanıyordu,beni görünce

ağlamaya başladı..

Naz: İlgi çekmeye çalışıyor cadı!

Tarık:İftira atma benim kızıma.Acıkmış annesi,ondan ağlıyor..

Naz: Nerden biliyorsun?

Tarık:Altı temiz olduğuna göre…

Naz: Of ya, siz baba-kız anlaşma mı imzaladınız aranızda,beni uyutmamak için?

Tarık: Benim ne suçum var naz? Süt isteyen o…

Naz,imayla baktı tarığın gözlerine:

Naz: Seninle daha sonra konuşacağız Tarık..

Tarık(muzipçe gülümseyerek) : Ne zaman istersen…

************************************************** **********************

Tarık: Naz telefonun çalıyor..

Naz: Bakıyorum… Canımm..

-Yavru kuşş..

-Nasılsın güzelim?

-Yine açım… Hazır mısın?

-Hazırız..

-Doğru ya…

-Terapistimizi aradın mı?

-Aradım tabii..Senemsiz olur mu?

-Çok güzel..Browni yapıyorum hatunuma…

-Yaa ama browni benimdi..

-Büzme o dudağını gördüm.Hani browniyi pek sevmezdin? Senin profiterolün kremasına

mahlep koysam nasıl olur sence?

-Nee! İnanmıyorum..Profimm…

-Hı hıı..Hepsi senin..Ama çilekli pastanın bütün dilimleri Sena’mın..

-Canım benim.Bir tanesin sen bir tane…

-Şımaracağım şimdi…Bak lafa daldık yine..Daha Zuzu’mun kabak tatlısı var..Çok kolay

demişti ama ilk kez onun için deneyeceğim.Çok çalışmam gerek çokk..Sen de git bir şeyler

ye bu arada,benim yüzümden aç kaldın..Hadi azad ediyorum seni.Sen mutfağına,ben

mutfağıma..

-Deli…

-Bu arada çok…

-Öpüyorum..

-Biz bu gidişle kapatamayacağız anlaşılan..

-Bence de… Aaa,ufaklığımı unutuyordum az kalsın..Junıor Ela nasıl?

-Keyfi yerinde.Teyzeleriyle tanışacağı günü bekliyor.

-Kuzum benim..Öpsene onu benim için…

-Gelince kendin öpersin.

-Yok artık yaa,kızını da mı kıskanıyorsun!

-Ne alakası var canım..O manada demedim ben…

-Tabi tabi öyledir..

Naz: Çağrııı!!

Çağrı:Tamam tamam sustum.Açlıktan bayılmak üzereyim..Kapatıyorum güzelim..

Naz: Tamam canım.Büyük buluşmada görüşmek üzereee…

Çağrı: Delisin işte…


Naz,telefonu kapatıp bütün sevimliliğiyle mama sandalyesinde oturan kızına döndü.Ela,bebek

diliyle bir şeyler anlatmaya çalışıyor gibiydi…

Naz:Annesinin meleği..Sen de benim kadar heyecanlısın değil mi?

Tarık:Kıskanıyorum ama..

Naz(gülümseyerek) : Gel buraya koca bebeğim…



Tarık,tutku kokan bir öpücük kondurdu nazın dudaklarına..Şimdi o balkonda üç

kişiydiler..Naz,Tarık ve pembe bir melek..Bir mutluluğun üç şahidiydiler…

-BİTTİ-


Belki de sen varsındır bu hikayede..Belki birazcık da ben..Bizim için..."Biz"..Hepimiz..

cagrib
06-12-08, 16:33
“yine bekleriz!”

Emine hanım yüzündeki sıcacık gülümsemesiyle en az onun kadar mutlu müşterisini yollarken küçük pastanenin cam kapısı aralanır ve koyu kumral,kahküllü saçları omuzlarından dökülen bir genç kız dükkandan ayrılan beyefendiye selam vererek içeri girer..

“çikolatalı?”

“çikolatalı ve frambuazlı..”

“hımm…neden mutlu olduğu belli oldu şimdi..”

elindeki kitapları tezgahın bir köşesine koyup duvardaki ahşap askıda asılı sevimli önlüklerden birini alır ve başından geçirirken arka odadan orta yaşlarda,hafif kırlaşmış saçları,hayli sevimli suratı ve yılların biriktirdiği kilolarıyla bir adam girer içeri,elinde minik kahverengi kurabiye tabağıyla…

“nazz..geldin mi yavrum?”

Naz gülümseyerek tezgahın arkasına geçerken

“geldim,tontonum….ne o elindekiler??enfes görünüyor yine..”

Rıza bey gülümseyerek tabaktaki top top kurabiyelerden birini Naza uzatırken,Emine hanım hemen ortalarından geçer ve kurabiyeleri daha tekin bir yere alırken konuşur..

“kaç defa söyliycem,burdakilere dokunmak yok!...gidin evde istediğiniz kadar yapın…”

Naz gülerek önlüğünü düzgünce bağlıyor,Rıza bey de gözlerini devirerek elini önlüğünün cebine öylece sıkıştırdığı bir beze siliyordur

“yaparız tabi.. unutturma Naz..Emine annene bi tane bile vermek yok!”

NAZ: (içses:ben sizsiz napıcam?)

Emine hanım gülerek elindeki tabağı dikkatle vitrine yerleştiriyordur

“dersin nasıl geçti küçük hanım?hiç bahsetmiyosun”

Naz tezgahın üzerindeki minik şekerlemeleri düzenlerken mırıldanır

“nasıl olabilir ki!her zaman ki gibi sıkıcı...sırf armoniden geçemediğim için okulu bitiremediğime hala inanasım gelmiyor..”

“aslında üzülmem gerekiyo Nazcım,ama burda bizimle bi dönem daha kalıcağın için çok mutluyum…”

“aslında,ben—“

Rıza bey tekrar arkadaki mutfağa geçerken içeri seslenir

“en azından onun tek bir ders.. daha kötü durumda olanları da tanıyorum ben..”

o sırada gülerek odanın en sonundaki merdivenlerden inen,Ayşe..

“seni duydum baba..”

“ben de duy diye söyledim zaten”

“iyi de Naz konservatuvar okuyor,ben ekonomi!!o kadar farkımız olsun..”

“aşk olsun Ayşe…kendini temize çıkarıcam diye..harcadın beni bi kalemde…”

“ama Nazz—“

Naz kollarını kavuşturup hafif yan döner “hadi hadi,anladım ben seni..!”

Emine Hanım,ellerini önlüğüne silerek yaklaşır yanlarına…”hah…iki kuzu,yine oldu kurtla kuzu…ben size demedim mi bu çatı altında küslük yok diye…”

Naz sarılır emineye…”kızma Emine annem…küsmedikki biz,şakalaşıyoruz öyle”

AYŞE:ya…

NAZ:hem benim size kızmak gibi bi lüksüm olabilir mi?en zor günlerimde kapınızı açtınız bana….sevginizi verdiniz…bambaşka bi ülkede,tek başımayken….ailemin yokluğunu aratmadınız hiç…hele de sen ayşe..

“naz senin niyetin beni ağlatmak mı?..saçma saçma konuşma,sen benim en yakın arkadaşımsın,kardeşimsin….tabi ki yanında olucam..”

Emine hanım gözyaşlarını çoktan bırakmış…”Ayşe’den bi yaş küçüğümüz vardı…Nejla…allah onu aldı bizden…ama seni verdi yerine,güzel kızım benim….”

“benim de annemi aldı,seni verdi yerine…fazladan bi kızkardeşle,tontonum da cabası…”

Rıza mutfaktan çıkar…şaşkın bi şekilde...” İtalya İtalya olalı,bu kadar sulu gözlü kadını bi arada görmedi…ne oluyosunuz yav?ne bu suratlar hanımlar?”

AYŞE:bişey yok baba…

NAZ:evet tontonum…gözümüze toz kaçtı..

RIZA:aman iyi,herşeyi saklayın benden…

Rıza merdivenlere doğru giderken…

Ayşe gözyaşlarını siler elleriyle…

“hazır,konu saklamaktan açılmışken….bu akşam arkadaşlarla dışarı çıkıyoruz anne.. geç kalabilirim.. babamı sen halledersin değil mi?”

Emine hanım fısıldayarak…

“bu hafta seni ikinci kurtarışım küçük hanım.. borcunu nasıl ödeyeceksin bakalım?...”

Ayşe yüzünü buruştururken,Naz yaklaşır emine annesine…yanaklarını sıkarak…

“bu sefer ben de gidiyorum onunla.. benim hesabıma yazarsın borcunu..”

Emine hanım iç çekerek başını sallarken bir an sonra gülümser

“kızın var mı,derdin var…ama madem sen varsın yanında…gidin bakalım!”

NAZ:sağol emine annem…

AYŞE:alınıyorum ama…niye bu evde kimse bana güvenmiyor….

**********************

Akşama doğru Naz ve Ayşe pastanenin hemen üstündeki iki katlı evlerine çıkmışlar, Nazın odasında bir yandan geceye hazırlanıyor, diğer taraftan keyifle sohbet ediyorlardır..

“wickham da gelecek mi?”

Naz küçük taşlı küpelerini takarken aynadan yatakta oturan Ayşeye bakar

“neden geliyorum sanıyorsun?”

Ayşe güler “ben tarık da geliyo diye sanmıştım”

Naz ayağa kalkar,dolabına ilerlerken

“ çok komik…o ve ben!!!düşüncesi bile korkunç…

AYŞE:kızma canım…şaka yaptım…

Nazın kızgın ses tonu keyfli bi hal alır…”biliyo musun ,wickham normalde çok orda burda gezen bir adam değil….sırf benim için bu gece gruba katılacak dedi Sofia..”

AYŞE:kusura bakma ama çok hoşlanmıyorum o kızdan….kendi memleketimin insanları daha sıcak geliyo bana…

naz dolaptan elbise seçerken…

“Türkiyenin gururu,biricik Sadri beyciğimiz ne alemde?”

Ayşe kendini yatağa bırakırken Naz gözlerini devirir… Ayşe elini kalbine koyarak hülyalı bir sesle mırıldanır

“bana karşı öyle kibar,öyle nazikki…”

Naz aynaya bakarak saçlarını şekilden şekile sokarken

“he sıkıcı yaniii….”

Ayşe gözlerini devirerek yerinden kalkarken Naz sonunda saçlarını açık bırakmaya karar vermiştir…

“sırf Tarıkın arkadaşı olduğu için böyle söylüyosun değil mi?”

“ne münasebet!”

Ayşe yerinden kalkıp Nazın saçlarına el koyarken aynadan ona bakarak konuşur

“bazen wickhamdan da sadece tarık nerfet ettiği için hoşlanıyorsun gibi geliyor..”

“aaa karşı saldırı..”

Ayşe kaşını kaldırıp sırıtırken Naz uzanarak allığını alır

“hiç de bile…emin ol Tarıkla ikisi canciğer arkadaş olsa bile yine ondan hoşlanırdım…wickham adam gibi bir adam..bi kere hoşgörülü,sevecen,yakışıklı ve centilmen… bi de Tarıka bak…

AYŞE:tamam işte,Tarık da öyle…

NAZ:ıyyy…bak yine sinirlerim oynadı yerinden…adam kaba herifin teki..ukala ,şımarık,çapkın,hem ne o havalar…küçük dağları beyimiz yaratmış!mezuniyet balosunda neler söylediğini hatırlamıyorsun heralde..”

Ayşe gülümseyerek,sessiz kalırken..Naz büyük allık fırçasını yavaşça elmacık kemiklerinden geçiriyordur

“sen gel 4 senelik okulu 6 senede bitir, sonra benimle beyin yarışına gir..”

Naz fırçayı indirip hafifçe sırıtır ve şeytani bir zevk dolu bakışlarıyla aynadan arkasında duran Ayşeye bakar…

“ama aldı dersini,bi daha girmez benimle kelime oyunlarına…(gülümser hınzırca) sonunda taşı gediğine koyduğumda,yüz ifadesi nasıldı ama..senin de hoşuna gitti itiraf et..”

Ayşe Nazın saçlarıyla işini bitirmiş, hafifçe gülümser…

“Üzgünüm ama,Tarıkla diyalogda bulunmak beni senin kadar heyecanlandırmıyor Nazcım..hem Sadrinin en yakın arkadaşı,arkasından konuşamam…”

Naz “hıh…üç günlük adam için,sat sen en yakın dostunu”… Ayşe çalan telefonun ekranındaki -Sadri- yazısını görüp,gülümseyerek odadan çıkarken..Naz omzunu silkerek tekrar makyajına döner…

*************

NAZ:kendimi müzeye gidermiş gibi hissediyorum..

Ayşe gülerek Nazı kolundan çeker..”o yüzden mi böyle giyindin?”

NAZ:nasıl?

AYŞE:hadi hadi…sen kolay kolay hazırlanmazsın böyle …şanslı çocuk bu wickham…

NAZ:aa ben kendim için giyindim bi kere…

AYŞE:tabi canımm!

NAZ:öyle tabi!...(içses:Tarık Bey de görsün bakalım,o yanında dolaştırdığı ucubelerden farkımı…!”

iki genç kız eriyen karların olduğu yolda üzerlerindeki paltolara sıkıca sarılmış, büyük bir taş binaya girmek için dikkatlice karşıya geçiyorlardır.. Ayşe hafifçe kayarken Naz onu kolundan tutar

“dikkatli ol biraz!”

Ayşe kendini toparlarken “bastığım yeri görüyo muyum ki ben”..

NAZ:doğru!.....bi kızın,bi adama bu kadar kapılmasını asla anlayamıycam sanırım…

AYŞE:orası hiç belli olmaz arkadaşım…

Naz tekrar önündeki binaya bakar

“yeni nesil mimarların restorasyon amaçlarına hayranım.. kim derdi ki,sen kalk bu kocaman köşkü şehrin bir numaralı club’ı yap..”

Ayşe gülümserken binanın taş duvarlarından dışarı kısık bir müzik sesi geliyordur…

“iyki de yapmışlar…bayılıyorum buraya…”

kimliklerini gösterek onlara açılan kapıdan içeri girerken Naz yüzüne çarpan müzikle bir anda irkilir…

NAZ:eğlenmenin ne demek olduğunu unutmuşum galiba….

AYŞE de gülümseyerek paltosunu vestiyere bırakırken…”bu defa katılamıycam sana”…tanıdık bir yüz görebilmek adına etrafına bakıyordur bi yandan..

“hey!burdayızz…”

Sadri uzaktan gördüğü Ayşe’ye kendini gösterebilmek için şevkle el sallarken yanında duran Tarık, Nazı görünce Sadriye doğru eğilir…

“hani tek başına gelicekti?”

Sadri,nazı farkettiğinde ifadesini değiştirmemeye çalışarak mırıldanır

“ben de öyle sanıyordum kanka…bu sefer benim bir suçum yok vallahi..”

Tarık iç çekerek başını sallarken içkisini yudumlar… Ayşe gülerek,Nazsa gözle görülür bir biçimde tatsız olan yüz ifadesiyle ikiliye yaklaşıyordur..

SADRİ:harika görünüyorsun Ayşem…her zamanki gibi…

Ayşe pembeleşerek teşekkür ederken Tarıka döner

“biraz erken başlamışsın tarık”

Tarık sakince başını sallarken “öyle oldu bu gece” tekrar içkisinden bir yudum alır… Naz farketmeden karşısında duran adamın kahverengi dalgalı saçları arasından gözüken biçimli yüzünü ve sürme gözlerini seyre dalar…Tarık farkeder ve başını kaldırır… göz göze geldiklerinde Naz bakışlarını Sadriye çevirir,yaramazlık yaparken yakalanmış küçük bi çocuk gibi hafif kızaran yanaklarıyla…

“e Sadri.. nasıl gidiyor?”

“gayet iyi Naz,sen nasılsın?”

Naz omzunu silkerek

“armoniye gidip geliyorum..sıkıcı….ama nasıl eğleniceğimi biliyorum ben…wickhamı göreniniz oldu mu?”

Naz etrafına bakınırken üç çift göz ona dönmüştür, kimseden bir an ses çıkmazken tarık mırıldanır..

“görmemiz mi gerekiyor?!…”

NAZ:sadece sordumm!görmediysen,görmedim de…

SADRİ:Benim bildiğim,o gelmez pek böyle yerlere ama…?

Naz kendinden emin bi şekilde gülümseyerek Sadriye döner

“ama bu akşam gelecek.. neyse.. izin verirseniz,benim bir telefon görüşmesi yapmam gerek..”

Naz uzaklaşırken…tarık içkisinden büyük bi yudum alıp,bardağı boşaltır…karşıdaki küçük tepeleri ben yarattım tavrının en uçlarında gezerek etrafını izliyordur..

Naz (İtalyanca)

“ama Sofia!... EVET KIZGINIM!...hastalanıcak başka günü bulsaymış beyefendi…saçmalamıyorum ben….hem niye onun telefonuna sen bakıyosun……demek uyuyo…. peki, canım.. geçmiş olsun,dileklerimi ilet kendisine!!...bari sen gelseydin….tabi,haklısın..kuzenin sonuçta…sen de iyi bak kendine,görüşürüz…”

Sinirle telefonu kapatır Naz…”inanmıyorum yaa!!tam da gününü buldu yani…zaten bu erkek milleti işe yarıycakları zaman ortadan kaybolurlar…saçmalama Naz…ne suçu var…hastalanmış çocuk…ama canım Naz Özkulla çıkıyo…dikkat etseymiş o da kendine….neyse,sen onu bunu boşver de…Tarıka da ballandıra ballandıra anlattım demin…şimdi,gelmiycağini öğrenince dilinden kurtulamam…off…Aferin Naz,bi kere de tut şu çeneni!!”

Naz iç çekerek arkasını döner ve yüksek tavanlı clubın en ucundaki bara yaslanmış bıcır bıcır konuşan Ayşe ve Sadriye bakar…bakışları Tarıkı bulduğunda durur bi an…telefon sesiyle kendine gelir…


Naz iç çekerek arkasını döner ve yüksek tavanlı clubın en ucundaki bara yaslanmış bıcır bıcır konuşan Ayşe ve Sadriye bakar…bakışları Tarıkı bulduğunda durur bi an…telefon sesiyle kendine gelir…

“Wickham nası oldun?....üzülme….senin suçun değil ki….yanına mı geliyim??…. şeyy,ben…Ayşeye söz verdim,bu gece onu yalnız bırakamam….tamam…. dikkat et kendine…eminim Sofia da benim kadar iyi bakar sana…. ben de canım, görüşürüz..”

Naz telefonunu kapatırken etrafına bakar son bir kez ve ellerini kotunun cebine sokarak yavaşça kalabalığın arasından sıyrılarak bara doğru ilerler..

**************
“aman tanrım korkunç bir şey bu!rezil olmuşsunuz resmen…”

Ayşe yüzünü buruşturarak gülerken,Sadri kahkahalarla Tarıkın kırdığı potları anlatıyordur…Tarıksa bar taburelerinden birine oturmuş yanındaki çiftle özellikle tezat oluşturmak istercesine hiçbir şey yapmadan etrafını izliyodur….(içses: ahh sadri,ahh…ne diye söz verdimki sanki seni yalnız bırakmamaya… koskoca adam oldun,hala beni götürüyosun randevularına? az sonra,o wickham zibidisi de gelir zaten…Nazla öyle laubali…saçmalama oğlum sana ne!..ne halleri varsa görsünler işte…onun gibi bi baş belasına da,Naz gibi bi cadı yaraşır zaten..”
Tarık içseslerinin arasından sıyrılıp,ayşe ve sadriyle konuşan Nazın sesini duyar…başını o yöne çevirir…sıkkın bir tavırla bir şeyler anlatan yüzünü bir kaç saniyeliğine inceleyip tekrar önüne dönerken..Naz,Tarıkın kendisine baktığını hissetmiş gibi gülümsüyordur şimdi…

“ya saçmalamayın,ben size ayak bağı olmak için gelmedim buraya..”

AYŞE:esas sen saçmalama naz!..buraya birlikte geldik…

“ciddiyim ben,buralarda takılırım.. hem bu kadar güzel bir mekanda benim gibi yalnız olan bir sürü insan vardır..”

Naz hınzır bi şekilde,kaşını kaldırarak etrafına bakınırken,Sadri gülümser

“o zaman biz piste giderken,sen de bize eşlik et... süreci hızlandırır..”

NAZ (gözleri parlayarak) kesinlikle…sevmeye başladım seni Sadri….göründüğün gibi değilmişsin…

SADRİ:nası yani..??

Ayşe çaktırmadan nazın kalçasına bir çimdik atar…

NAZ: ahhh (sıkkın bi tavırla) boş ver….öylesine söylemiştim zaten…

“iyi o zaman….gidelim mi artık?”

Ayşe saçını kulağının arkasına atarak,Sadrinin çekinerek uzattığı eli tutar..ikisi önden ilerlerken,Naz ayşeye göz kırpar mutlu bi şekilde… bir an içindeki sese karşı koyamayarak arkasına döner…Tarıkın o umursamaz hali,Nazın yüzündeki gülümsemeyi soldurur ve tekrar piste doğru ilerler…

********

Sadri gülümseyerek Ayşe’yi döndürürken…Naz ayşenin çekingenliğine gülüyordur…ona biraz cesaret vermek için arkasında dansederken; ayşe ikisine birden ayak uydurmaya çalışıyordur….

NAZ(ayşenin kulağına eğilir) kızım ne oluyo sana?..her hafta bi yere gidip eğlenen benim sanki…

AYŞE (fısıltıyla) heyecandan…elim ayağım tutmuyo sanki…

NAZ(alaycı bi şekilde) eyy…aşk!!!sen nelere kadirsin….(ayşenin bozulduğunu görünce,omzunu tutar… gülümseyerek) sakin ol biraz…

Müziğin ritmine bırakır kendini….”ahh…mi scusi (özür dilerim)”sırtına çarptığı kişinin Tarık olduğunu görünce ondan biraz daha uzaklaşarak başka bir yerde dansetmeye gider … Ayşe ve Sadri de başka bir köşeye ilerlerken,Tarık az once barda tanıştığı bir kızla sakince dansetmeye devam eder….

Naz,tarıkın yanındaki kızı farkeder bulunduğu noktadan… tereddüt etmeden,hemen yanında onunla dansetmek için çabalayan genç adama gülümser…Tarık karşısında müziğin ritmiyle ona olan ilgisini tamamen kaybetmiş genç kıza bakar ve o kalabalık pistin ortasında bakışları Nazı arar …gördükleri yüzündeki öfke kıvrımlarını belirginleştirir adeta… Naz ve yanında ilk kez gördüğü genç samimi bişekilde dans etmektedir…

Naz her ne kadar kontrolü kibarca elinde tutmaya çalışsa da,şarkının kışkırtıcı ritmi yabancı genci pek dizginlemiyordur…” Lasciami stare (bırak beni)” Naz memnuniyetsiz bi ifadeyle,çocuğun kendine fazlasıyla dolanmış kolları ittirirken,genç bi türlü vazgeçmiyordur….tekrar ağzını açacakken arkadan duyulan sesle irkilir ikisi de….

Tarık Nazın kolunu tutar….

“izin verir misin?”

yabancı genç kaşlarını çatıp karşısındaki uzun boylu,kararlı adama bakar…

“sen kim oluyosun be??”

“erkek arkadaşıyım!yetmez mi?”

NAZ:ne zamandan beri erkek arkadaşım oluyosun Tarık…çıkmaya başladık da,benim mi haberim yok?

TARIK:nazz!!!

Genç dillerini anlamasa da…Nazın hareketlerinden kavradığı kadarıyla…”kız istemiyo seni…kendi işine bak..”

Naz kaşlarını çatarak hala salak bir ifadeyle ona yaklaşmaya çalışan gence döner ve omzularından ittirir..

“sen de kendi işine baksan iyi edersin..”

“sakin ol güzeli-“

“ben senin güzelin falan değilim.. ikile..”

genç kaçıklara çattık diye mırıldanarak dans pistinde başka bir hedefe doğru ilerlerken,Naz arkasını döner aniden…Tarıkın göğsüne çarptığında gözlerini devirerek genç adamdan sıyrılır ve bara doğru ilerler…Tarık da onu takip ediyordur…

Naz bara dayanıp bir içki ister kendine…az once yaşananların öfkesi üzerindeyken,elindeki peçeteyle oynamaktadır… Tarık da yanına oturur…barmene “aynısından” der ve Naza döner….

TARIK:hoşlandın galiba adamdan....

NAZ:nee?

TARIK: kollarından bi türlü ayrılamadığına gore…

NAZ:ben mi ayrılamadım!elimde olsa kollarını koparıcaktımm o serserinin…

TARIK:niye bırakmadın o zaman sana dokunan o ellerini kırıyım?

NAZ (susar bi sure)…niye erkek arkadaşım olduğunu söyledin…..

Bu defa susma sırası tarıktadır….ikisi de piste bakar bi sure…

NAZ:yeni insanlarla tanışmak için çok doğru bir yer sayılmaz galiba….

TARIK:seni engellememiş ama..

NAZ (yüzünü kaldırır) seni de!!....hem sen gelmesen de ben başımın çaresine bakardım..

TARIK:eminim..

Naz gözlerini kısarak Tarıka döner….

“biraz daha az burnu büyük olman mümkün mü?”

“senin daha az saldırgan olman ne kadar mümkünse,o kadar mümkün..”

Naz gözlerini devirerek önüne gelen bardağı alır ve arkasını dönerek sırtını bara yaslar…Tarık duruşunu değiştirmeden,içinde oluşan duygulara bi anlam yüklemeye çalışıyordur…Naz,dans edenleri izlerken ayağıyla şarkıya ritm tutar bi süre….kafasını çevirmeden devam eder konuşmaya…

“neden yalnızsın?”

“yalnız olduğumu nerden anladın?”

“sayı sayabiliyorum ve yanında başka birini de göremiyorum Tarık..”

“sen varsın?”

“ben yanında değilim,sadece senin yanında duruyorum.”

“ben,başka bir şey düşünmemiştim zaten..”

“ben de başka bişey düşünebiliceğini düşünmemiştim zaten”

Naz ve Tarık sessizce içkilerinden bir yudum alırlar aynı anda….Nazın yanına az önceki çocuk yaklaşır…barmenden bi içki ister ve naza dönüp sırıtır…Naz çekinerek,Tarıka yaklaşır…Tarık gülümseyerek mırıldanır alaycı bi şekilde…

“bensiz de hallederdin hani..?”

“edebilirim”

“et o zaman”

Naz sesini çıkarmadan,Tarıkın koluna girer..çocuğun gidişini bekler…Tarık Naza farkettirmeden attığı tehtidkar bakışlarıyla çocuğun uzaklaşmasını sağlamıştır…
Çocuğun gidişiyle derin bi nefes alır Naz…tekrar yerine geçerken…”teşekkür ederim…yanında durmama izin verdiğin için…”

Sadece gülümser tarık…içkisinden bi yudum daha alır…

saatine bakar Naz…

“Ayşeleri görebiliyor musun?”

“bu akşam,onlara takılmıycağını sanıyordum..”

“bi kişiyle daha tanışmayı kaldırmaz bünyem…”

“kimseyle tanışmanı istemiyorum zaten”

“seninle mi kalıyım?”

“istersen kalabilirsin, umursamam..”

“sağol, ama kalsın….seninle vakit geçirmektense,yalnız kalmayı tercih ederim…”

Naz etrafına bakarken,Tarık onu inceliyordur,bu defa gözlerini kaçırmadan…Naz bakışlarını üzerinde hissedince Tarıka döner….

“neye bakıyorsun sen öyle?”

Tarık,hiçbişey olmamış gibi önüne döner…ritm tutar müziğe…Naz bir an kendine bakar ve sonra tekrar Tarıka döner…

“neye bakıyorsun dedim?!”

“bir şeye bakmıyorum Naz,sakin ol..”

“ ben sakinim, ama sen her zamanki gibi kabasın.. insanları süzüp sonra başını sallayarak önüne dönemezsin sayın Tarık-….soyadın neydi senin?”

“dans etmek ister misin?”

Naz bir an afallarken,Tarık boş bardağı bara bırakıp elini naza uzatır…”gel…”

Naz,boş bulunup elini uzatır…(içses:aman allahım,napıyorum ben!!) Tarık elini kavramış, onu piste götürüyordur..(içses:elimi tutu…ben de izin verdim…iyi de niye?)

cagrib
06-12-08, 16:36
“dans etmek ister misin?”

Naz bir an afallarken,Tarık boş bardağı bara bırakıp elini naza uzatır…”gel…”

Naz,boş bulunup elini uzatır…(içses:aman allahım,napıyorum ben!!) Tarık elini kavramış, onu piste götürüyordur..(içses:elimi tutu…ben de izin verdim…iyi de niye?)

yavaş ritmlerle büyük binayı dolduran müzikle beraber Tarık ve Naz piste gelir…

Tarık,Nazı ince belinden kavrayarak kendine çekerken… nazın elleri Tarıkın kollarında, yavaşça hareket ediyordur…daha doğrusu ayakları hareket ediyor,zihni durumu kavramaya çalışıyordur…

“ne yapıyorsun Tarık?”

“dans ediyorum..”

“ben ne yapıyorum o zaman?”

“sen de benimle dans ediyorsun..”

“çok içtim..”

“sadece bir bardak içtin Naz..”

“votkası çoktu demek ki…Ayşeyi bulmam lazım benim..”

Tarık,Nazın kollarından çıkmasına izin vermezken,naz suratını asar….

“sen kaç bardak içtin?”

“üç..”

“anlaşıldı,sen sarhoşsun...”

“değilim..”

Naz Tarıkın ona biraz daha yaklaşmasıyla hafifçe yutkunur…sürme gözlerine bakarken bir an ne diyeceğini unutur ama hemen sonra kendine gelir…Tarıksa hala onu izliyordur…

“bu gece çok güzel görünüyorsun Naz…onun için süzüyordum seni…..affet beni ama gözlerimi alamıyorum üzerinden…ilk defa böyle hissediyorum kendimi”

“bence senin temiz havaya ihtiyacın var Tarıkk..ne dediğini bilmiyosun!”

Naz,Tarıkın kollarını belinden indirmeye çalışacakken,tarık biraz daha sarar onu…

“Tarıkk-“

“wickhamı mı tercih ederdin?”

Naz iyice kaşlarını çatar ”bırak beni”…Tarık açıklıkla ona bakıyordur şimdi… gözlerindeki bütün anlamı gözlerine sunarken…”Nazz”…

NAZ (sesi titrer) bırak…

“seni başkasıyla görmeye tahammül edemiyorum…herkesten,herşeyden kıskanıyorum seni”

Tarıkın bakışları Nazın dudaklarına indiğinde,Naz sertçe beline dolanan kolları çeker ve nefesi kesilmiş, kalbi deli gibi içine dolan basın ritmine inat hızla atarken bir adım geriler…

“iyi değilsin sen!”

“Nazz—“

“temiz havaya ihtiyacın var dedim.. hadi..”

Tarıkın cümle kurmasına fırsat vermeden koluna yapışıp,kalabalığı yararak çıkışa ilerler,onu da yanında sürükleyerek..

vestiyerden ikisinin de paltolarını alır….Tarıkın paltosunu göğsüne yapıştırarak…”al bakalım”

Tarık kaşlarını çatar… naz,saçlarını kırmızı paltosunun yakalarından kurtarıp tekrar tarıkın koluna yapışır…ikisi için açılan kapılardan çıkarken gecenin ayazı yüzlerine vuruyordur… Naz titreyerek yakalarından aşağı sallananan mor eşarbını boynuna dolar ve paltonun önünü biraz daha kapatarak Tarıka döner…

TARIK:üşüdün mü?

“ boşver beni,derin bir nefes al sen..zihnin açılsın”

“daha once de söyledim naz.. sarhoş değilim ben!zihnim de,hiç bu kadar açık olmamıştı…”

“Tamam canım,sen öyle diyosan…değilsindir..” (içses:ne diyorum ben?)
Tarık ellerini cebine sokarken Naz ürpererek etrafına bakmaya devam ediyordur…

“bir taksi çağırmamı ister misin?”

Naz Tarıka döner

“neden?”

“evine gitmeyecek misin?”

“Ayşeyi beklemek zorundayım…ayrı ayrı giremeyiz eve!”

“neden dışarı çıktın o zaman?”

“seni bekliyorum..”

“neden?”

Naz mantıklı bir cevap bulamazken omzunu silker

“bilmiyorum, bekliyorum işte..”

Tarık,daha fazla üstelemez….uzaktaki meydandan keman sesi geliyordur kulaklarına…tılsımlı gibi…çeker kendine…Naz taş merdivenleri inerken,Tarık da onu takip eder…

“nereye gidiyorsun?”

“ne çok soru soruyosun sen?istemiyorsan gelme…”

Tarık gözlerini devirerek takip etmeye devam eder,roma sokaklarında ilerlerken….“anlaşıldı…çok işim var benim seninle…”

http://groups.imeem.com/q6vf5PVg/mus...inov_vocalise/

meydanın ortasındaki büyük heykelin dibine oturmuş evsiz bir adam yırtık pırtık giyisileriyle bu soğuk gecede,hem soğuğu unutmak, hem de parmakları olmayan eldivenlerinin soğuğa esir bıraktığı parmaklarını ısıtmak adına,eski kemanını ustalıkla çalıyordur…Naz hemen önünde durmuş,yüzünde hafif bir gülümseme, bütün meydanda yankılanan ama huzurundan hiçbir şey kaybetmeyen müziği dinliyordur hayranlıkla..

Evsiz adam seyircileri olduğunu görmesine rağmen,konsantrasyonundan bir şey kaybetmeden çalmaya devam eder…belli ki alışkındır buna….Naz,gecenin ayazıyla kollarını kendine dolar.…o sırada arkasından yaklaşan tarıkın kollarını belinde hissettiğinde başını çevirmeden,huzurla keman çalan adamı izlemeye devam eder… Tarık da sesini çıkarmıyordur,sanki uzun zamandır hep ona sarılıyomuş gibi hisseder kendini…Naz hafifçe iç çekerek başını belli belirsiz bi şekilde Tarıka çevirir…

“muhteşem çalıyor..”

Tarıkın ağzından usulca bir hı hı duyulurken….Naz bir an karnında kımıldayan bişeyler olduğunu hisseder, aklını tekrar kemanın sesine vermeye çalışır….ama Tarık daha sıkı sarılır ona….

“dans etmek ister misin?”

bu sefer bütün vücuduna yayılır,kelebeklerin etkisi….itiraz etmeden yavaşça Tarıka döner….kollarını açarken Tarık da elini uzatıyordur ona…naz hafifçe gülümseyerek elini Tarıkın eline sunar….Nazı yavaşça etrafında döndürür ve kollarına alır tarık…ikisi de küçük adımlarla kendi etraflarında dönüyorlardır….ayaza rağmen sıcacık bakışmalarla….keman çalan evsiz adam iki genç seyircisine gülümser…kemanından yayılan melodi sessiz meydanda,sadece üçünün etrafında dönerken….

San Pietro meydanı gülümsüyodur geceye….

Naz tarıkın kollarından çıkıp tekrar etrafında dönerken…o kısacık anda tarık gözlerini ayırmadan onu izliyor ve içindeki güzel resmi gösteren bir çerçeve gibi Nazın hareketlerine uyum sağlıyodur….

Naz şu anda kiminle ya da nerede dansettiğini önemsemeden kendini melodiye bırakmış,bir hayalin içinde gibi hissediyodur kendini…ne gecenin soğuğu vuruyordur yüzüne, ne de Tarıkın dokunuşları kalbini durduruyordur…gözleri kapalıyken adını sayıklar…."Taarık…"

Naz aklındaki melodiyi biraz iterek,gözlerini aralar…karşısındaki adamın varlığını hisseder yüreğinde…Tarıkın bir eli Nazın belinde, diğeri nazikçe sağ elini kavramış, ona bakarak dansediyordur….

Gözleri biribirine bakarken,kemanın melodisi bir başka heyecanla yayılıyor,Tarıkın o sürme gözleri bir başka parlıyordur…ve o sürmeler şimdi daha da yaklaşıyodur Naza…aklındaki melodinin yerini almak uğruna….dudağına yaydığı sıcaklıkla....
Naz ve Tarık sessizce öpüşürken, Nazın eli hala Tarıkın elinde…. dudaklar biraz daha aralanıp Nazın belini saran el bir başka tutuşla yakınlaşırken,tutuşan eller ayrılıyor, ve Naz hiçbir şey düşünmeden elini yavaşça Tarıkın ensesine götürüyordur…Tarık Nazın iznini beklerken,naz elini usulca Tarıkın saçlarında gezdirir…dudaklarını aralayıp,aşka teslim eder kendini… hafif bir nefesle sıcaklığını hissettiği Nazın şimdi de tadını alıyordur dudaklarında...

Naz içinden bir şeylerin uçtuğunu hisseder o anda…Tarık,onu öylesine kendine çekmiş, aralarından geçen rüzgara bile izin vermek istemiyordur sanki…boşta kalan eliyle Nazın yüzünü kavrarken, Naz derin bir nefes alarak ayrılır Tarıkın dudaklarından ve gözleri kapalı,hafifçe dudaklarını ıslatırken belli belirsiz bi sesle---

“ben...dönsek iyi olur..”

Tarık hiçbir şey söylemeden sessizce başını sallar….onlar uzaklaşırken,tenha meydanı saran melodi de gittikçe soluyor…..evsiz adam kemanını yavaşça indirerek birbirlerinden ayrılıp tekrar taş binaya dönen gençlerin arkasından bakıyordur..

Naz taş merdivenleri sessizce çıkarken cebindeki telefon titrer….telefonu kapatır…wickham şuan konuşmak isteyeceği son kişidir…Tarık meraklı gözlerle bakarken,aynı anda Ayşe ve Sadri gözükür çıkışta….Ayşe gülümseyerek Naza bakar…. bakışları nazın bi adım arkasında duran Tarıka kayıp tekrar naza döner muzur bi ifadeyle…

“gidelim mi artık,yeterince eğlendiyseniz siz de?”

Naz, ayşenin sesindeki imaya aldırmadan başını sallar –evet- anlamında….Ayşe Sadri’ye döner ve gülümser…

“çok güzel bi geceydi,teşekkürler…”

“benim için zevkti….yine görüşücez,değil mi?”

Ayşe hafif bi tebessümle gülümseyip,sadrinin yanağına masum bi öpücük kondururken,Naz kolundan çeker…

“hadi artık…gidelim burdan…”

Ayşe Nazın peşi sıra giderken…”ya dur çekmesene….daha Tarıka veda etmemiştim…”

“eksik kalsın…”

Tarık,merdivenlerden inşlerini izler…az once Naza sunduğu bakışların karşılıksız kalışına anlam veremeden….Sadri çoktan caddeden bir taksi çevirmiştir….önce tarıkın dikkatle baktığı yöne,sonra da ona bakar….

“kanka neyin var senin?...naz kasırgası mı çarptı yoksa??”

“gidelim Sadri…bu gece soru sorma bana…”

Taksinin kapısını açar Sadri…”e hadi…binmiyo musun?”

Tarıkın gözü hala o noktada….”sen bin…ben biraz yürüycem”

“haydaaa”…

Tarık merdivenlerden inerken,Sadri de taksiyi gönderir…bağırır arkasından…

“tarıkk!!...” hızlı adımlarla yetişir…”oğlum beklesene…derdin ne senin?”

“sorma dedim,hala soruyorsun Sadri…”

“tamam canım,söylemezsen söyleme…..”

Yürürler bi sure….

TARIK:nazz…

“ne nazı?”

“Derdimi sormamışmıydın….”

“ e evet”

“tamam işte…benim derdim de,dermanım da Nazz”


“pudra şekerini serpiyorum?”

Rıza bey başını sallayarak küçük tenceredeki beyaz çikolata kremasını karıştırırken, Naz dikkatle elindeki küçük süzgeçle minik fındıklı kurabiyelerin üzerine pudaraşekeri serpiyordur…

Yan gözle bakar Rıza…

“aferin,aferin…boynuz kulağı geçiyor galiba…

Naz gülümseyerek işine devam ederken…

“e herhalde…kim yetiştirdi beni!”

aniden çalan telefonun sesiyle irkilip…bütün şekeri yere devirir…

“ahh…lanet olsun..kendi kendime nazar değdirdim işte…”

“zarar yok kızım…ama bidahakine şu aletle girme mutfağa!heyecandan tozu dumana katıyorsun..”

Mor pembe önlüğünün cebindeki telefonu çıkarırken…”özür dilerim tontonum ya..”

Ekrandaki ismi görünce…hayal kırıklığı ve biraz da hoşnutsuz bir ifadeyle…

“efendim Wickham?...”

-nasılsın sevgilim?

-wickham…ben sana –evet- dediğimi hatırlamıyorum henüz…

-ama yakında diyceksin prenses…

Derin bi nefes verir Naz…

-bunu söylemek için mi aradın?

-kızdın galiba…özür dilerim!ben çoktandır görüşmüyoruz diye…yani bugün için birlikte bişeyler yaparız diye düşünmüştüm…

-bugün mü??...aslında ben—

Rıza ‘nın meraklı bakışları altında…devam eder..

-çıkamam…ben pek iyi hissetmiyorum kendimi…

-naz..dün aradığımda da aynı şeyi söyledin…iyisin değil mi canım?

-evet..iyiyim!!sadece üşütmüşüm biraz…

- dikkat et kendine prenses!…sana bişey olmasını istemem..

-wickham..kapamam gerekiyor şimdi…ocakta çay suyunu unutmuşum…görüşürüz!

Wickham suratına apar topar kapanan telefona önce şaşırsa da, sonra gülümser…

“yakında görüşücez sevgili Naz…”

etrafına bakınır…Via del Corso’nun şık dükkanları arasında ihtişamı pek de parlak sayılmayan,küçük bir çiçekçi dükkanını gözünü kestirirken…hızlı adımlarla yaklaşıyordur hedefine…

Mutfak—

Naz telefonu kapadıktan sonra, tek kelime etmeden işine koyulur…yüzünün asık olması Rıza’nın dikkatinden kaçmamıştır…

çikolataları kalıba dökerken suskunluğunu bozar…

“iyi değilsen,eve çık kızım..”

“yoo..iyiyim ben tontonum!nerden çıkardın?”

“çay suyunu ocakta unuttuğun yerden…”

Naz kaşını kaldırarak…

“sen beni mi dinledin??...”

Rıza suçlu bir çocuk gibi gülümserken…tek elini beline koyarak devam eder Naz…

“hiç utanmıyorsun değil mi bu yaşta?”

“ne varmış yaşımda…senin gibi hayatımın baharında yalancı olucağıma… kulağı kesik,ihtiyar bir tilki olmayı tercih ederim…”

Piazza di Spagna (spagna meydanı)---

Turist gruplarının henüz akın etmediği bir saatte…Tarık elleri cebinde ağır adımlarla yaklaşır Fontana della Barcaccia çeşmesine…La Dolce Vita (tatlı hayat) filminde izlediği sahne gelir aklına…yıllar önce ülkesinde,televizyondan izlediği…Anita Ekberg'in siyah elbisesiyle sularını coşturduğu çeşmenin yanıbaşındadır şimdi…

Demirlere tutunarak…

“Masal gibi bir şehirde…masal gibi bir kadın tanıdı ruhum…ilk kez bir öpücük yaktı bütün bedenimi…”

elini dudaklarına götürüp,o anı yaşar tekrar…adını sayıklarken..cebinden çıkardığı metal parayı çeşmeye atıp gözlerini sımsıkı kapar…

“ Nazz…seni diliyorum…kaderimdeki kişinin sen olmasını…”

******************

kapının açıldığını belli eden rüzgarçanın melodisi,pastaneye yayılırken...Rıza Bey
Naza döner…Naz süzgeci bırakıp ellerini siler…göz kırpar mutfağın kapısından çıkarken…

“ben hallederim tontonum..merak etme sen!”

“deli kız..”

Naz mutfaktan çıkarken gün içinde ilk defa onu düşünmediği bi an yakaladığını farkedip gülümser kendi kendine…”aferin naz…bak ne kolaymış!!”

“buyrun??”

Karşısında duran adamı görünce…bi an için durur….

“merhaba” der genç adam….

Naz ağır adımlarla devam eder,tezgahın önüne geçip…

Yanına yaklaşan kadının konuşmaması biraz cesaretini kırmış olucakki…ekleme gereği duymuştur tarık…

“ben…işin vardı galiba…rahatsız ettim!sonra geliyim…istersen—“

Naz,yine etkisi altına girdiğini hissettiği gözlerin çekiminden zor da olsa kurtarır kendini…tarıkın baktığı yöne baktığında farkeder ancak,ne demek istediğini…hızlı bir hareketle başından mutfak önlüğünü çıkarırken..

“şeyy..işim yok…yani,bitti sayılır!”

Tarık elini kaldırır hafifçe…nazın dağılan saçlarını düzeltir…

Naz beklemediği bu hamle karşısında afallarken, tarık bir adım daha yaklaşır…saçlarını okşayan eli,yanağında gezinir birkaç saniye için…

O kısacık anda gözlerini kapatır Naz…”allahım..noluyo bana?”

Gözlerini açtığında,Tarık gülümsemektedir karşısında…parmağının üzerindeki beyazlığı göstererek..

“un galiba??”

“şeker…pudra şekeri…”

“birgün ben de tatmak isterim senin elinin değdiği lezzetleri…”

“ bişey almak için gelmedin o zaman…”

“hayır…yani,bugünlük değil…” nazın meraklı bakışlarını farkedip,çabuklaştırır yapmak istediği şeyi…

Siyah deri montunun iç cebine sakladığı tek kırmızı gülü çıkarıp,Naz’a uzatır….

“bu senin için…”

“benim için mi?”

Gül hala elindeyken…”evet…almıycak mısın?”

Naz tereddütle etrafa bakar…pastanenin cam vitrinine bakan meraklı komşuları farkedip…

“ herkes bize bakıyor…”

“olsun!!”

“Rıza baba,yani Ayşe’nin babası burda…görürse hoş olmaz…”

“Naz,alt tarafı bi çiçek!..kabul etmezsen gitmiycem!”

Gülümseyip alır çiçeği…koklarken bakışlarını kaldırır…

“teşekkür ederim….”

“şimdi değil..”

“ne??”

“bunu yarın akşam çıkıcağımız yemekte yap olur mu?”

“yemeğe mi çıkıyoruz?”

“evet..kabul edersen…”

“ya etmezsem??”

“ben ediceğini umuyorum…”

“yine kendinden çok eminsin.!!”

Nazın elini kavrayıp dudaklarına götürür Tarık… üzerine kalbinin ritmini hızlandıracak kadar tutkulu ve bir o kadar da yumuşak bir dokunuş bırakırken…

“gelmeni istiyorum…bütün kalbimle…”

Tarık pastanenin kapısını açarken..gülümser tekrar…

“akşam ararım seni…düşün lütfen!”

Naz yutkunup,kafasını sallamaktadır hafifçe…

Tarık çıktıktan sonra kendini mor kadife, altın varaklı berjerin üstüne atar Naz…elindeki gülü kalbinin üstüne götürerek…

“sana gelmek istiyorum… bütün kalbimle!!”

Tarık,elleri montunun cebinde,yüzünde bir tebessüm,ıslık çalarak ilerlemektedir Trastevere'nin daracık, her birinden renk renk sardunyalar içinden ‘Pace' (Barış) yazılı gökkuşağı bayrakları sarkan balkonları arasında….

Güllerin içinden canim
Kosarak kosarak gel bana gel
O güzel gözlerini canim
Süzerek süzerek gel bana gel
Bu küskün yüzün gayri gülsün canim
Gülerek gülerek gel bana gel….


Wickham, caddenin karşısında,pastaneyi gören eski bir çınar ağacının gövdesine yaslanmış…masmavi gözleri,deli bir öfkenin teslimiyetinde bakmaktadır şimdi…

“demek iyi değilsin Naz… ne aptalım!kaçış sebebin,nefretimmiş meğer…ama bu kadar kolay değil… böyle bitemez!!!o serseriye kaptırmam seni..”

Hırsla ilerlerken…elindeki sarı lale buketini,yoldan geçmekte olan yaşlı bir bayanın kucağına bırakır…kadının şaşkın bakışları arasında…

”grazie, gioventù uomo!!”..(teşekkürler,genç adam)

cagrib
06-12-08, 16:41
İstanbul…küçük bir apartman dairesinin antresi…

Ümit ayakkabılarını bağlarken…içeri seslenir..

“baba..ben çıkıyorum!”

Vahi üstünde mutfak önlüğü,ellerindeki köpüğü havluya silerek çıkar mutfaktan…

“ ümit,dur oğlum…”

Cebinden çıkardığı ince desteden..bir 10 milyon çekip Ümit’e uzatır …

“kusura bakma oğlum,biliyorsun durumu..”

“baba..sok o parayı cebine…istemiyorum!”

“biliyorum az ama,yol paranı karşılar en azından.. “

“babacım…gerçekten gerek yok…biliyorsun,çalışıyorum artık,kazanıyorum kendi paramı…” vahinin kolunu indirir hafifçe…”sen koy onu yerine..”

Vahi mahçup bir şekilde kafasını öne eğerken…

“peki oğlum…”

Ümit,portmantonun üstünde duran kitaplarını almak için arkasını döner…

“Akşama gelirken bişey istiyor musun benden?”

Vahi elindeki parayı,hızlıca yerde duran çantanın cebine atıverir…

“Baba?”

“hı?..yok oğlum…sen gel yeter…”

Ümit yerde duran çantasını sırtına geçirip,sokak kapısını açarken…

“çok yorma kendini, ilaçlarını almayı da ihmal etme sakın….”

“tamam oğlum!”

“bak arıycam ama..”

“ümittt!!!çocuk muyum ben?”

Merdivenleri hızla inerken,el sallar..“kaçtımm ufaklık..”

“deli çocuk!!..”

Kapıyı kapatır Vahi…ardına yaslanır…

“hem okul,hem iş…ahh oğlum,benim akılsızlığımın cezasını ödüyorsun sen!...”

Elini yumruk yapıp,birleştirir diğer eliyle..

“ne hallere düşürdüm çocuklarımı!...sen,koskoca fabrikator Vahi Özkul..”

Elindeki beze bakıp alaycı bi şekilde gülümser…

“ bulaşık yıkıyorsun şimdi…birşeyler yapman lazım Vahi,ama ne?böyle oturarak olmaz…”

Apartman kapısının önü…

Ümit çantanın ön gözünü açıp,parayı çıkartır…

“tahmin etmiştim.. ahh baba…dayanamadın değil mi?”

Tekelioğullarının evi—

Belgin ve Hulusi kahvaltı sofrasında…

Hizmetçi kız çayları koyarken…

BELGİN:kızım..filiz hanım uyanmadı mı hala?

HİZMETÇİ:demin baktım,kapısı kilitliydi Belgin hanım…

BELGİN:iyice şımardı bu kız Hulusi….gece yatmamalar,sabah kalkmamalar…

HULUSİ (umursamaz bir tavırla,elindeki gazetenin sayfasını çevirirken) bırak hayatım,uyusun…dokunma prensesime…

BELGİN:uyumasın Hulusi…kalksın,okuluna gitsin…zaten,senden yüz buluyor bu kadar,her istediğine –evet- dedikçe..

HULUSİ:a aa..bitanecik kızım var benim…yapıcam tabi ne istiyorsa,herşeyim onların!boşuna mı yaptım ben bunca serveti,hepsi onların geleceği için!...hem,bana söyleyene bak!..sen sanki şımartmıyorsun oğlunu?

BELGİN:o başka…

HULUSİ:nesi başka?

BELGİN:Bi kere oğluşum ta İtalyalarda Hulusi…kırk yılda bir geliyor evine…

HULUSİ:yapma Belgin,hiç yoksa,ayda en az iki kere!

BELGİN:bi anne için o sure ne demek biliyor musun sen?..hem Tarıkım başkadır,benzemez başka çocuklara..bak diplomasını da aldı…üzmedi bizi…bir de şöyle bize yaraşır,hayırlı bi kısmet bulursak tamamdır bu iş…

HULUSİ:valla benim hala itimadım yok..evlilik falan!elalemin kızının da başı yakmayalım boşuna!..bizi iki yıl ayakta uyuttuğu gibi kızı da uyutur zibidi…okula gidiyorum diye yarış pistlerinde…

BELGİN:ne var yani bi hata yaptıysa..genç o Hulusi,adı üstünde,deli kanlı!!olur o kadarcık kusuru…

HULUSI:ne durulmaz kanmış be Belgin…yıllarca iliğimi,kemiğimi kuruttuğu yetmedi,bi de üste çıkıp kalp krizi geçirttirdi bana…

BELGİN:ama hayatım,anladı sonunda hatasını…aldı ya diplomayı,ona bak sen…

HULUSİ:o kadar parayı,okul bahçesindeki kediye saysam 6 yılda bir diplama getirirdi herhalde…

BELGİN: a aa Hulusi,noluyo canım sabah sabah..ne istiyorsun oğluşumdan?

O sırada elinde kitaplarla,merdivenleri birer ikişer inen Filiz…neşe dolu sesiyle..

“günaydın millet..”

HULUSİ:kızım…günaydın kızıl prensesim…aldın mı uykunu?

FİLİZ:fazla fazla almışım…(masanın üzerinden atıştırırken)..geç kalıyorum okula..

BELGİN:ne o öyle görgüsüzler gibi üstünden kızım…adam gibi otursana sofraya…

FİLİZ:zamanım yok Anne Sultan,çıkmam lazım!

BELGİN:uyumuyorsun ki vaktinde…gezmelerden fırsat bulup..

FİLİZ:off anne ya..yine mi?

BELGİN:söylenme bana küçükhanım,yalan mı?

FİLİZ:evet,olağan sabah postasını da yediğimize göre,kaçtımm ben…(son anda dönüp Hulusinin saçlarını karıştırır) görüşürüz babiş..

HULUSİ:bak yine yaptı,Filizz!!

FİLİZ (kapıdan çıkarken) akşam geç kalıcam biraz…merak etmeyin…

Belgin kollarını kavuşturmuş sinirle önüne dönerken…”yok canım,ne merak edicez..alıştık artık!!”

Hulusi elinde meyve suyu kutusu..”hayatım…portakal suyu??”

BELGİN (ayağa kalkar,eliyle boğma işareti yaparak)kendim sıkarım Hulusi!!

Roma,pastanenin üstündeki çatı katı,Nazın odası—

Naz dolabındaki askıdan seçtiği kıyafleri birer ikişer yatağın üstüne fırlatmaktadır…

“bu değil!..korkunç!!..fena değil aslında,yok yok…ayy bu hiç olmaz..off!”
Kahve üzerine turkuaz çiçekli elbiseyi eline alır…

“bu güzeldir aslında…ama kaç senelik…girebilir miyim içine?”

Somurtarak…”off napıcam ben?..ne giyicem,niye kabul ettim ki sanki?!!”

Bu sırada kapının eşiğinde görünen Ayşe,ellerini ağzına kapatarak..

“aman allahım,naz!!burası benim odama benzemiş!”

“çok komik!..merak etme sana benzemeye niyetim yok canım!işim bitince,eski düzenli haline dönücek yeniden..”

Ayşe yüzünde bir tebessümle yaklaşırken…

“napıyorsun bakalım…akşam için mi bu hazırlık?”

“yoo..öylesine bakıyorum işte dolabımda ne var,ne yok diye”

“öylesine mi?!..saf sandın herhalde sen beni…bir erkek için yapılan hazırlığı yüz metre öteden tanırım ben..”

“ duyan da,yüz tane erkek arkadaşı oldu zanneder!”

“ ee teklifleri değerlendirip aralarından en iyilerini seçiyoruz canım…”

Nazın elindeki elbiseyi kaparken….

“ ver bakıyım şunu..bunu mu giyceksin akşama…??”..evirip çevirmektedir elinde..

“çok eskimiş bu Naz..şöyle daha iddaalı bişey olsa,Tarık Beyin aklını başından alıcak?”

Yüzünü asmış mırıldanır..

“ benim de içime sinmedi ama başka çarem yok!biliyorsun durumu…yeni bi kıyafet alamam!”

Yüzünü kaldırarak devam eder..

“hem benim onu etkilemek gibi bir derdim yok ki…beni sevicekse,ben olduğum için sevsin!üstümdekiler için değil!!”

“ha sevsin istiyorsun yani??”

“AYŞEE!!”

“ayy ne var!..doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış zaten”

Elindeki kıyafetle kapıya doğru gitmektedir…

“a a,gidiyor ciddi ciddi …kızım nereye gidiyorsun?ayy elbisemi de aldı!”

Kapının eşiğinden dönüp göz kırpar…

“korkma canım…sen kovsanda gitmem ben!kendi evimmiş gibi..”

Kahkahaları o sıcak yuvayı şenlendirirken…

“ Tarık’ı fethetme operasyonu başlasın!bekle bizi Yakışıklı..çok yakında geliyoruz! ”

Naz kendi kendine söylenirken..” Allahım,neden benim de herkes gibi,normal arkadaşlarım yok..”

İstanbul,Üniversite bahçesi—

Ümit sırtında çantası,elinde kitaplar….beşiktaş-kuruçeşme hattının en sadık yolcusu olarak,her gün son dakikada yakaladığı otobüse yetişmenin telaşı içinde koşarken…karşısında isteksiz adımlarla fakülte binasına giren genç kıza oldukça şiddetli bir şekilde çarpar…

İkisinin de ellerindeki kitaplar yere düşerken,kız kulağındaki kulaklığı hırsla çekerek…

“biraz dikkatli olsana…off!zaten geç kaldım!”

Ümit telaşla yerdekileri toplamaya çalışmaktadır…

“pardon…çok acelem vardı,görmedim sizi…”

Ümit kafasını kaldırdığı anda donup kalır…” sen?”

Filiz somurtarak yerdeki kitaplarını alırken…” bir gözlük alsan iyi olur…insan yürürken önüne bakmaz mı canım!bizim de acelemiz var ama kimseyi ezmiyoruz..”

Filiz yüzünü kaldırıp,kendine tuhaf bir ilgiyle bakan gözleri görünce….

“ne bakıyorsun öyle?..”

Kahkaha atar…

“ayy ilahi…yoksa Türk filmlerindeki gibi,ilk görüşte aşık mı oldun bana…kızla çocuk tuhaf bi şekilde çarpışırlar,sonra—“

Ümit bir büyünün etkisinden kurtulamamış gibi dikkatle bakmaktadır hala…Filiz şaşkınlıkla…

“a a..yoksa gerçekten mi?”

Elini Ümitin gözü önünde sallayarak…

“heyy..iyi misin?”

Ümit kendini toparlayarak…”evet..evet,özür dilerim ben,dalmışım sadece!”

Filiz gülümseyerek ayağa kalkarken…”aman neyse,aşık olma da..”

“nee??”

“boşver!”

Yüzü Ümit’e dönük şekilde yavaş yavaş uzaklaşırken ”bi dahakine,daha dikkatli ol sevimli çocuk…”..eliyle selam vererek,arkasına döner…

Ümit hala ardından bakmaktadır aynı dalgınlıkla…elindeki kitapları düzenlerken birinin kendine ait olmadığını farkeder…kapağını açıp,Filizin adının üstünden geçer nazik bi dokunuşla…

“galiba bu son görüşmemiz olmıycak,Filiz Tekelioğlu..”

Bi anda aklı başına gelir gibi,telaşla…”otobüs..işe geç kaldım!!”

Roma’nın buram buram yaşanmışlık kokan,dar sokaklarından birinde,küçük bir apartman dairesi…banyo--

Tarık üzerinde sadece kot pantolonu,yüzünde traş köpüğü…elindeki jileti,yüzünün kıvrımlarında ustaca hareket ettirirken…her zamankinden farklı parlıyordur gözleri…

Gözlerin menekşe bahçesi
Bu kadarı fazla gerek yok
Sözlerin ipek gül denizi
Bu kadarına hiç gerek yok

Hislerim seni ele veriyor
Sen sevilecek yarımsın
Ellerim hep seni arıyor
Yerin yurdun yanımdır

Nazlısın,hakkındır
Buraya yazıyorum
Benim olacaksın!
Cilvelisin,yakışır
Buraya yazıyorum
Benim olacaksın!

Çok tatlısın çok
Seni veren allah'a
Şükürler olsun
Çok güzelsin çok
Ben güzelden anlarım….

Sadri elinde beyaz bir havluyla içeri girerken…

“hayırdır kanka,bu ne keyif sabah sabah?”

Tarık neşeyle Sadriye döner..

“mutluyum Sadri…ve bu akşam daha da mutlu olucam..tabi Nazım beni reddetmezse..”

Sadri elindeki havluyu banyo tezgahına bırakır…”saçmalama oğlum…koskoca Alfonso’sun sen,peşindeki hatunların bini bin para..hem bugüne kadar hangi kız reddetti seni?”

“ Naz başka…hırçın bir iklimin sır girdabı gibi o…hem yaklaşmaya,dokunmaya korkuyorsun..hem de delice bi tutkuyla kendine çekiyor seni..üstelik seni çeken tılsımın, ne zaman iticeği de hiç belli olmuyor…zor ama özel biri..onun yanında soluk almak için,düşmeyi göze alman gerek…”

“ vayy be!bütün bunları benim tanıdığım Naz mı yapıyor şimdi…hani şu 3 gün öncesine kadar ukala,şımarık,suratsız dediğin…??”

“geçmiş geçmişte kaldı Sadri…”

“yakın geçmişte..”

“karıştırma orasını..hepsi kalbimin hükmünü kabullenmeden önceydi..”

“ ooo ateş bacayı çoktan sarmış oğlum… şu senin küçük çaplı sevgili orduna da bir konferans verirsin artık,Naz’a olan duyguların hakkında…"

“Sadri,sakın Nazın yanında da böyle kız mevzusu falan açmaya kalkma…başlamadan bitişimizin resmi olur…”

“ aşk olsun be kanka,o kadar da boşboğaz değiliz yani..”

Jileti lavobaya vururken..“ ben önlemimi alıyım da..”

“ şimdi gerçekten ayıp ettin ama…”

“off Sadri ya..takılıyorum..iyice alıngan oldun sen,yaramadı bu Ayşe sana!”

Işaret parmağını kaldırarak..” bak,onu bunu bilmem ben Tarık!kırk yılda bir,harika bir ilişkim oldu,o da senin yüzünden bozulursa ölümlerden ölüm beğen kendine!”

“benimle ne ilgisi var oğlum senin ilişkinin??”

“ Naz’la Ayşe kardeş gibi…eğer kızı üzüp kalbini kırıcaksan,hiç girme bu işe …Ayşeyle ilişkimin sonu olur!”

“Nazsız bir hayat da benim sonum olur…hem sen iki saattir dinlemiyor musun beni,bu defa farklı diyorum!aşık oldummm…”

Telefonun sesi yankılanmaktadır banyo boşluğunda…

Tarık tezgahın üstündeki telefonu eline alir,sağ yanağını havluyla silerken…yüzünde keyifsiz bir ifade belirir..

“ Sofia arıyor…”

“ ee aşık adamın halinden aşık bir kadın anlar…artık ona anlatırsın derdini!”

“defol Sadri..”

“ kimin evinden kimi kovuyorsun sen ?..bak,atarım seni”

Tarık telefonu cevaplarken,elindeki havluyu fırlatır Sadri’nin suratına…

”efendim,Sofia??”

Nazın odası—

Naz aynanın karşısında,hafif yan dönüp,üzerindeki kırmızı,boyundan bağlamalı,göğüs kısmı çapraz burma detayla hareketlendirilmiş ve zarif bir şekilde ayak bileklerine kadar uzanan elbise içindeki bedenini baştan aşağı süzer…biraz daha yan dönüp sırt dekoltesine baktığında…

“ayy..yok Ayşe!çok abartı oldu bu…olmadı!”

O sırada,ellerini birleştirmiş,karşısındaki manzarayı hayranlıkla izleyen Ayşe,nazın söylediklerini duymamaktadır…iç çekerek…

“ahh be arkadaşım…peri kızı gibi oldun…bayılıcak!aklını alıcaksın onun..”

“aman almıyım canım,benimki bana yeter!..doğru söyle bak ,yakıştı mı gerçekten?”

“aa aşk olsun Naz…ben ne zaman yalan söyledim sana…inan erkek olsam,bian bile beklemez,kaçırırdım seni…ama kusura bakma Sadri var. şimdilik senden daha çekici geliyor bana!”

Ayşe kahkahalar atarken…”bak şimdilik dedim, fikrim değişirse,arkadaş önceliği isterim ona göre!”Naz yüzünde bi tebessüm…

“ işin gücün şamata...”

Ses tonu daha ciddi bi ifade alır…

“ ayşe,bak daha üstünde etiketi duruyor…sen bikez bile giymemişsin bunu…şimdi bana vermen doğru mu?ben kabul edemem bunu…”

“saçmalama Naz…biz kardeş değil miyiz;benim senin mi var aramızda…hem şimdiye kadar giymemişsem,vardır bi hayır…kısmet sanaymış demekki…daha doğrusu Tarık Bey’e”

“dur bakalım…yemeğe çıkmayı kabul ettim diye öyle hemen yumuşamak yok…”

“a a niye?”

“ once,gözümdeki imajını temizliycek…ona güvenmem için zaman lazım… malum çapkınlık konusundaki ünü…”

“ peki testi geçerse?”

“ ortada test falan yok...zaten onun yanındayken tüm planlar,akıl yolu devredışı kalıyor Ayşe…ben,ben gibi olamıyorum ki...ruhum sendelerken,ona tutunarak ayakta kalabiliyorum sanki!”

“ yani sen,aşık mı-“

Telefonun melodisiyle yarım kalmıştır Ayşe’nin cümlesi…

Naz yatağın üstündeki kıyafetlerin arasında güçlükle telefonunu bulurken…

“ tarık arıyor “

”e ne bekliyorsun aç hadi...”

Naz yüzünde tebessümle Ayşe’ye bakarken…

“ayy aşk olsun ya,benden de mi...neyse,gittim!”

Arkasından bakarken….” ama bunu da yazdım bir kenara”..naz gülümseyerek telefonu açar…

* efendim Tarık?
* Naz..kaydetmişsin numaramı?
* Şeyy..şey için,buluşurken problem olmasın diye…bişey mi oldu?
* Yok ben emin olmak istedim sadece..seni evden alıcağım konusunda hemfikiriz değil mi hala?
* Aslında başka planlarım vardı bu akşam için…ama işte son anda iptal olunca,evde boşboş oturucağıma geliyim dedim..çok da ısrar ettin..ayıp olmasın diye..
* Seni zorlamadım,istemiyorsan gelmek zorunda değilsin?
* Ne yani,istemiyor musun gelmemi?
* Istiyorum…sebebi her ne olursa olsun,bu akşam yanımda olmanı istiyorum…

Nazın yüzünde utangaçlığın verdiği kızarıklık ve eşsiz bi gülümsemeyle susarken..

* Naz orda mısın,canım??
* Tarık..burdayım...aklım başka bi yere gitti de bian için…

Tarık da diğer tarafta gülümserken…

* Sözleştiğimiz saatten bi yarım saat sonra alıcam seni…problem olmaz değil mi?
* Hayır da…neden?
* Şeyden..(içses:oğlum tarık,hemen bul bişey…) çiçek arıycam…
* Nee??
* Dünyanın en güzel çiçeğine uygun bir çiçek seçmek kolay değil…bana biraz zaman vermen lazım küçük hanım…
* Tamam,sormadım farzet…
* Şimdilik kapatıyorum güzel kız…saatlerin çabuk geçmesi için dua edicem…
* Hı hı..


Naz telefon kapandıktan sonra yüzünde aynı aptal tebessümle yatakta oturmaktadır…iç çeker…

“canım dedi...CANIMM…nasıl karşı koyucam ben sana..??”

Aynadaki yansımasını farkettiğinde toparlanır hemen…

“saçmalama Naz,kendine gel!...ne o öyle şimdiden serdin yelkenleri…daha doğru dürüst tanımıyorsun bile onu…hem sen,şimdiye kadar hiçbir erkeğe—“

Elini dudaklarına götürür…

“tarık…naptın bana?bu nasıl bir duygu böyle içimdeki??”

Öğleden sonra,Piazza Novano…(Novana Meydanı)

Tarık ve Sofia Dört Nehir Çeşmesini gören şık bir cafede,bordo tente altında karşılıklı otururken,aralarında yavaş yavaş artan gerilim bütün meydanı sarmaktadır…

“dinle beni Sofia…artık seninle olmak istemiyorum!”

“ama neden?iki gün önceye kadar beni severken,ne değişti hayatında??”

“ben sana seni sevdiğimi hiç söylemedim ki?”

“ama bu gerçeği değiştirmez…ben,biliyorum beni sevdiğini”

Tarık elini Sofia’nın elinin üzerine koyar…”bak Sofia…seni kırmak istemiyorum…bana değer verdiğini biliyorum..ama ben sandığın kadar yoğun duygular hissetmiyorum sana”

“ne demek bu?”

“tamam güzel bir kızsın,etkilendim belki…ama aşık değilim sana..”

“peki ya biz,yaşadıklarımız??”

“bağlılık yemini etmedik …ikimiz de yetişkiniz…yaşandı ve bitti Sofia!daha fazla zorlama..!”

“başka biri var değil mi?bütün bu değişimin sebebi o?”

“bu konuşma fazla uzadı…sana hiçbirşeyin hesabını vermek zorunda değilim..”

Tarık,masadaki adisyonun üstüne yüklü bir miktar para bırakıp ayağa kalkarken…

“buraya kadar,iyi bak kendine!”

“Alfonso..”

Aynı anda masanın üstünde duran Sofia’nın telefonuna çağrı gelirken…Tarık çoktan meydana doğru yürümeye başlamıştır…

Sofia hızlıca telefonu kapıp,peşinden giderken…kendi kendine mırıldanmaktadır…

“bu kadar kolay değil...vazgeçmiycem senden..”

Bağırarak….

“Tarikk!!bekle..lütfen!...Alfonso,dur!”

Sofia son anda yetişip,Tarık’ın kolundan tutarken…genç adam sıkkın bir şekilde döner…

“ ne var,ne istiyorsun??”

Sofia…şimdi buğulu bir denizi andıran yeşil gözlerinin ardından,masum ve kırgın bir ifadeyle bakmaktadır Tarık’a…

“Tarık..yaşadığımız onca şeyden sonra,böyle ayrılma benden…”

“ napmamı istiyorsun Sofia?dost mu kalalım?”

Elini Tarıkın yanağına koyar…”senden kalan son bir öpücük…fazlası değil..lütfen..”

Tarıkın itiraz etmesine fırsat vermeden,nefesini sunar dudaklarına… elleri Tarıkın saçlarının arasında…

“izin ver bana..”

“Sofia-“

Istediği izni almayı beklemeden meydana çıkan sokağın ortasında karşısındaki adamı dudaklarıyla susturup,tutkuyla kenetler kendine…

Pastane Sokağı—

Beyaz bir taksi ,pastaneye çıkan sokağın köşesine yaklaşır…

Naz arka kapıyı açıp iner arabadan…ardında kalanı umursamadan hızlı adımlarla yürürken…Wickham da bian sonra taksiden inip bağırır arkasından…

“ Naz,beni bekle..”

Genç adam taksiciye beklemesini işaret ettikten sonra,henüz sadece pastanenin kapısına gelebilmiş kızın yanına ulaşır hızlı adımlarla…kolundan tutup kendine çevirir..Naz’ın hayal kırıklığıyla örselenmiş yüreğinin,yüzündeki yansımalarına bakarak…

“ Naz neyin var senin..?”

“birşeyim yok..lütfen bırak beni…”

Wickham kolunu usulca çekerken..“sevdiğimi söylemem mi rahatsız etti seni?”

“ hayır!”

“öyleyse??”

“ Wickham,zorlama artık…kendimi iyi hissetmediğimi söyledim..eve gitmek istiyorum sadece…”

“seninle gelmemi ister misin?”

“ tabiki Hayır!Türk olduğumu unutuyorsun sanırım...Ayşe’nin babası hoş karşılamaz bu durumu…”

Elini Nazın yanağına koyar…” öyleyse başka bi yere gidelim…konuşmak istiyorum seninle,yanında olmak…seni üzen şeyleri bilmek…Naz,lütfen izin ver bana.. ”

Naz,yavaş yavaş kendine yaklaşmakta olan adamın yanağındaki elini buz gibi bakışları ve kararlı tavrı ile indirirken…” sakın deneme bunu!dudaklarım sadece sevdiğim erkeğin dudaklarına değebilir! ”

Wickham olduğu yerde çakılmış dururken…Naz pastanenin camlı kapısından içeri girer…birkaç adım atıp duraklar loş ışıkların aydınlattığı dükkanda…elini dudaklarına götürerek,mırıldanır…

“ sadece Sevdiğim Adam…”

Wickham’ın deniz mavisi gözleri,koyu bir karanlıkla parlarken,Naz’ın arkasından bakmaya devam etmektedir…

“ bu ilk adımdı henüz…vazgeçmiş değilim!beklerim seni Naz…sonunda kazanan ben olucaksam,beklerim sabırla…”

Üst kat—

Naz giriş kapısını açarken, Ayşe dışarı çıkmaya hazır bir şekilde hazırlanmış…tek elini duvara dayayıp ayakkabısının diğer tekini giymektedir…

“ nerde kaldın?!.ağaç oldum seni beklerken....”

“ gittiğimiz yer uzaktı…”

“Sadri aradı..hazır annemlerde evde yokken sinemaya gidelim dedik...ama once seninle ilgilenelim hemen… Tarık gelir şimdi”

“git sen…ben hallederim..”

“ saçmalama,bensiz hiçbişey yapamazsın bu kadar zamanda”

“Ayşe!!hallederim dedim..”

Portmantodaki beyaz kabanı üstüne geçirirken“aman iyi,canıma minnet benim de..sevgilim bekliyor zaten..”

Naz hafif bir tebessümle karşılık verirken…

“ ee ne diye çağırmış seni beyefendi apar topar?”

“ sevdiğini söylemek istemiş..benimle birlikte olmak istediğini..”

“ aman ne gerek vardı aşk itirafına..bunu bütün okul biliyor zaten…”

“ama O,benim bilmemi istemiş Ayşe! ”

“kabul etmedin değil mi?”

“niye etmiycekmişim?”

“ettin mi?..peki tarık..tarık ne olucak?”

“sakin ol biraz,etmedim…daha doğrusu hiçbirşey söyleyemedim”

“off Naz…yüreğime indiriyordun..”

Ayşe el çantasının içindeki ıvır zıvırları çıkarmaya uğraşmaktadır…Naz çantadan çıkanlara bakıp hayretle..

“şuraya bak,yok yok…geçen sefer geldiğinde Ümit’te kalmış olmasın sakın içinde..”

“ dur bakıyım…yok,o yokmuş allahtan…zaten olsa farkederdim o zevzeği bunca zaman…”

“ nası özledim o zevzeği bir bilsen…esprilerini bile dinleyebilirim saatlerce..”

“ ayy gözlerim yaşardı.durum vahim desene”

“dalga geçme”

Ayşe çantasından çıkan yüzüğe şaşkınca bakarken..” a a bu benim iki ay once kaybettiğim yüzük değil mi?”

“e yuh yani!!iki aydır hiç temizlemedin mi çantanı?..”

“napıyım Naz..yapıcam diyorum,unutuyorum her seferinde…”

“bak,sen bu çubuk adam Sadri’nin kıymetini bil kardeşim…yoksa,bu dağınıklıkla başka kimse almaz seni..”

“ uğraşmasana bizimle…bisürü sevgili adayın var,hangisini seçiceğinle ilgilen..tabi yemek davetine yetişebilirsen!”

Kapıdan çıkarken…”hadi kaçtım ben…iyi şanslar sana”…

Göz kırpar…” bitir işini bebeğim!”

Naz gözlerini kocaman açarak “ayşee??”

Sadri’nin evi,antre..

Sadri sokak kapısını açıcakken, Tarık koridorda görünür…

“ beni bekle..arabayla bırakıyım seni??”

“ oo bu ne yakışıklılık be kanka?..tamam yani,eminiz artık..kız -hayır- diyemiycek sana..”

“ ehh, biz işimizi sağlama alalım da!..gerçi eminim,demiyceğine yaa…”

“ oğlum iyi hoş adamsın da, Nazın dediği kadar varsın yani..cidden ukalasın sen!”

“ öyle mi diyor hanımefendi arkamızdan…neyse,bu geceyi bir atlatalım,sorarım bunun hesabını da birara..”

“geç kaldık Tarık yürü…Ayşem fidan oldu,sinema önlerinde..”

“ uçarak gideriz..merak etme..”

Sinemanın önü—

Ayşe yüzüne vuran ayazın soğuğuyla,kendine sarar kollarını…

“ bir kere de geç kalma Sadri!..off,nerde kaldı bu?”

Nerden geldiğini anlamadığı bir hızla yaklaşıp önünde duran ve aynı hızla gözden kaybolan kırmızı Porsh’un içinden suratı beyazlamış halde inen Sadri…

“çok bekletmedim ya Ayşem?”

“Sadri!!..o neydi öyle??”

“Tarık..bizim Tarık…hatırlat da bir daha arabasına binmiyim..”

Ayşe endişeyle..”içinde Naz varken de böyle kullanmaz değil mi?”

"yok canım..yani,inşallah!"

Hotel Atlante Star—Yemek Salonu..

dolunayın ışıklarını yansıtan yüksek duvarlarda gecemavisi hükmünü sürerken, altın varaklı apliklerın çıkardığı cılız ışıklar ve masadaki mumun ateşi eşlik etmektedir o ihtişamlı salonun büyülü havasına…

Tarık elindeki gümüş çatal bıçağı tabağın kenarına bırakır..dirseklerini masaya dayararak,birbirine kenetlediği ellerinin üzerine dayar çenesini...ve karşısında beyaz bir koltuğun içinde,zerafeti ve güzelliğiyle,pamuklara sarınmış kırmızı,nadide bir gülü andıran kadını seyre dalar…

Naz kadehindeki kırmızıdan bir yudum tadarken, onu izleyen bakışları farkeder…

“ neden bakıyorsun öyle?”

“ ilk defa yaptığım bişey için minnet duyuyorum kendime!”

“ anlamadım??”

“ iyki bu gece sadece sen ve ben varız burda…bütün gözler üzerine çevrilmişken,kendime hakim olabilir miydim,bilmiyorum…”

“ yani sen kapattırdın burayı??”

“ evet…ve ne kadar haklı olduğumu görebiliyorum garsonların bakışlarından…”

Masada Naz’a doğru biraz eğilerek…” servisi benim yapmamın mahsuru var mı?”

“ yok artık!!..”..gülümserken,Tarık’ın bakışlarını farkeder…”sen ciddisin?”

“ hiç olmadığım kadar…”

Elini Nazın masanın üzerinde duran sol elinin üzerine koyar…

“naz,sana söylemek istediğim o kadar çok şey var ki?”

“tarık,ben-“

“beni dinle once,bunları biraz daha içimde tutarsam çıldırıcam…”

“seninle geçirdiğimiz o büyülü geceden beri nefes alamıyorum Naz...neden daha önce anlayamadım bunu bilmiyorum…neden farkına varamadım hislerimin??..hep yakınımda olan,ulaşamadığım,varlığından bile haberdar olmadığım eşsiz bir çiçeğe dokunmak gibi…ben o anı aklımdan silemiyorum Naz…bu duygunun adını koyamıyorum..”

Naz,karşısındaki adam konuşurken gözlerini kapayıp yutkunur bian için…

Derin bir nefes verir tarık..”ohh..sonunda söyledim..düşündüğüm kadar zor değilmiş!”

Naz karmakarışık duygular içinde bakarken..

“ee bişey söylemiycek misin?”

Naz elini Tarık’ın elinden çekip hızla kalkar masadan…Balkon kısmına geçer,Tarık anlamsız bir şekilde olduğu yerde kalırken…

Bütün şehri gören bu balkonun demir korkuluklarına yaslanıp yüzünü kaldırır Naz..az ilerde duran Collesium’un ve Dolunayın gökyüzünde oluşturduğu aydınlıktan,içine derin bir nefes çeker…

“ hiçbir yalan bu kadar acıtmamıştı canımı!..ve daha kötüsü,ben daha önce hiçbir yalana inanmayı bu kadar istememiştim..”

Gözünden düşen bir damla yaşı,eliyle silerken…” Güçlü ol Naz…kimsenin,duygularınla oynamasına izin verme…”

Tarık balkona çıkan kapıdan dışarı bir adım atarken…

“ Naz...iyi misin?”

“evet..”

Naz’a yaklaşarak..masada bıraktığı,çiçekleri beyazdan lilaya çalan Orkideyi uzatır…

“bunu unutmuşsun..”

“bütün bunlar,bu yaptıkların..söylediklerin...ne istiyorsun benden Tarık,amacın ne?”

“neden kalktın aniden,sana birşey olduğunu düşündüm?”

“Tarık bir soru sordum!!”

“ben de..ama henüz yanıtını alamadım…”

“yanıt mı istiyorsun bay ukala!…evet,birşey oldu...karşımda duran adam,bana sürekli, her an kırılmaya hazır,kristal bir bibloymuşum gibi davranıyor…hissetmediği şeyleri söyleyip beni etkilemeye çalışıyor…ve ben bütün bunlardan,bu gösteriş budalası hallerinden hiç ama hiç hoşlanmıyorum!”

Tarık terasta etrafı rengarenk güllerle çevrili,koltuğa bırakır kendini…

“ O gece,o meydanda yaşananlar gerçek sanmıştım…oysa senin içindeki tek duygu nefret sanki…”

“ çok iyi bildin!sana karşı hislerim en ufak bir şekilde değişmedi…basit bir öpücüktü,hepsi o kadar…”

“ öyle mi..basit??..tek söyleyebiliceğin bu mu?...”

Naz sessiz kalırken—

“Ben,hiçbir kızı öperken kanımın onun damarlarında aktığını,bir olduğumuzu hissetmedim…kalbinin vuruşlarını duydum Naz…bu mu senin Basit dediğin??”

“ çok içmiştim…sonra o müzik,ortam..karşımda kim olsa aynı tepkiyi verirdim!”

“ Naz…bu kadar duygusuz olamazsın?”

“ doğru..senin kadar olamam!”

Tarık elinde tuttuğu orkidenin yapraklarını,avuçlarında sıkarken…

“o elinde sıktığın çiçek bile,gösterişin simgesi değil mi?...diğer kızları bu sahte gösterilerle etkileyip aşık ediyorsun kendine belki..ama ben,bu sunduklarının hepsine sahiptim çok önceden…sözlerinin de,yaptıklarının da hiçbir değeri yok benim için..nefret ediyorum senden!”

Tarık hırsla ayağa kalkar…bir adım sonra yüzleri değmek üzeredir birbirine…

“ orkide birinin senin için ne kadar özel olduğunu anlatır…verdiğim kırmızı gül de AŞK ve SONSUZ İHTİRASI…”

Fonda…Marc Anthony

http://www.youtube.com/watch?v=UV0Aa...eature=related

Nefesini daha da yaklaştırır Naz’ın dudaklarına…

“ söyle bana hangisini tercih edersin..”

Naz aklını kaybediceğini düşünür dudaklarının birbirine değmesiyle geçen o birkaç saniyede...biyanı delicesine çekip gitmek isterken,diğer yanı her saniye içinde büyüyen,büyüdükçe de ortalığı yangın yerine çeviren hırçın rüzgarlarla savrulur ona doğru…ruhların kapısını aralayan dudaklar,birbirinde kaybolurken ,Nazın içmeye doyamadığı AŞK,görünmez bir kalemle kalbinin doruk noktasina kazınmaktadır…

Kendini çeker Tarık…karşısında gözleri kapalı duran genç kızın yüzü,ellerinin arasındayken…gözlerinde bambaşka anlamlarla yüklü, garip bir karanlık vardır…Naz gözlerini açtığında nedenini bilmediği bir korku duyar içinde…yine de tek kelime edememektedir…

“ nefret ettiği adamı böylesine öpebilen bir kadın…ya usta bir yalancı,ya da ancak bir ŞEYTAN olabilir…kırçıllı bir karanfilden daha fazlasına layık değilmişsin sen..”

“tarık—“

Tarık yüzünde buz gibi bir ifadeyle…” git burdan…”

Naz kararsızlıkla cam kapıya doğru yürürken, arkasına döner son bir umutla…

“tarık??”

Tarık yüzünü dönmemek için kendini zorlayarak yumruğunu sıkar….”git dedim sana Naz…git artık!!”

Çaresizlik ve içindeki fırtınanın savurduklarıyla…gözden kaybolur Naz..

gidişiyle yıkılışı bir olan adamı ardında bırakarak…..

cagrib
06-12-08, 16:43
Tarık hırsla ayağa kalkar…bir adım sonra yüzleri değmek üzeredir birbirine…

“ orkide birinin senin için ne kadar özel olduğunu anlatır…verdiğim kırmızı gül de AŞK ve SONSUZ İHTİRASI…”

Fonda…Marc Anthony

http://www.youtube.com/watch?v=UV0Aa...eature=related

Nefesini daha da yaklaştırır Naz’ın dudaklarına…

“ söyle bana hangisini tercih edersin..”

Naz aklını kaybediceğini düşünür dudaklarının birbirine değmesiyle geçen o birkaç saniyede...biyanı delicesine çekip gitmek isterken,diğer yanı her saniye içinde büyüyen,büyüdükçe de ortalığı yangın yerine çeviren hırçın rüzgarlarla savrulur ona doğru…ruhların kapısını aralayan dudaklar,birbirinde kaybolurken ,Nazın içmeye doyamadığı AŞK,görünmez bir kalemle kalbinin doruk noktasina kazınmaktadır…

Kendini çeker Tarık…karşısında gözleri kapalı duran genç kızın yüzü,ellerinin arasındayken…gözlerinde bambaşka anlamlarla yüklü, garip bir karanlık vardır…Naz gözlerini açtığında nedenini bilmediği bir korku duyar içinde…yine de tek kelime edememektedir…

“ nefret ettiği adamı böylesine öpebilen bir kadın…ya usta bir yalancı,ya da ancak bir ŞEYTAN olabilir…kırçıllı bir karanfilden daha fazlasına layık değilmişsin sen..”

“tarık—“

Tarık yüzünde buz gibi bir ifadeyle…” git burdan…”

Naz kararsızlıkla cam kapıya doğru yürürken, arkasına döner son bir umutla…

“tarık??”

Tarık yüzünü dönmemek için kendini zorlayarak yumruğunu sıkar….”git dedim sana Naz…git artık!!”

Çaresizlik ve içindeki fırtınanın savurduklarıyla…gözden kaybolur Naz..

gidişiyle yıkılışı bir olan adamı ardında bırakarak…..

**********************************************
-KARAR-
**********************************************

Gece yarısı—

Çatı katı—

Naz pencere kenarındaki tekli koltukta,bacaklarını kendine çekmiş otururken birkaç saat once aynı dolunayın ışığı altında parlayan bir ateşle yanıp kavrulan o değilmiş gibi, sakin ve suskundur o gece…birleştiği dudakların sıcaklığı yerine kahve fincanından bir yudum umut içerken,unutmak ister bütün yaşananları, söylenenleri ve daha da önemlisi gözlerini kapamaya ihtiyaç duymadan görmeye devam ettiği,silinmek bilmeyen,acıtan bir hayalin gölgesini…

Tarık kırmızı Porshun içinde…

Arabanın içinde yüksek sesle dinlediği müziğe eşlik etmekte…
http://www.imeem.com/people/JyevzM/m...arsu_arapsaci/

Bir derdim var dinleyin ey gökteki yıldızlar
Beni benden çalarak kaybolup gitti yıllar
Aşk aşk aşk yüzünden ısdıraba kul oldum
Ömrüm böyle tükendi ne kadar zalim yıllar

Gönlüm söz dinlemiyor sevdiğimi ver diyor
Kim görse şu halimi bir daha sevme diyor
Of aşk yüzünden arapsaçına döndüm

Çöz beni arapsaçı çivi çiviyi söker
Budur bunun ilacı budur bunun ilacı

Sen gittin saçlarıma erimiz karlar yağdı
Mevsimlerin tadı yok baharım sende kaldı
Ansızın gidiverdin haber bile vermedin
Hem kendin harab oldun hem beni benden ettin

Gönlüm söz dinlemiyor sevdiğimi ver diyor
Kim görse şu halimi bir daha sevme diyor
Of aşk yüzünden arapsaçına döndüm

Çöz beni arapsaçı çivi çiviyi söker
Budur bunun ilacı budur bunun ilacı

nereye gittiğini bilmeden ,hızlanırken kendi kendine konuşmaktadır bir yandan…

“ neden Naz…neden oynadın benimle?!...nasıl kıydın aşkınla dolu kalbime?”

Trionfale Caddesi’nin kör karanlığında ilerlerken şarkının sesini açıp daha da arttırır hızını…direksiyona vururken…

“ lanet olsun...seni sevdiğim güne lanet olsun!!başka kız mı yoktu yeryüzünde!neden sen vurdun o mührü kalbime?!”

Virajdan dönerken karşıdan hızla gelen aracı karanlik nedeniyle geç farketmiştir…Karşı araca çarpmamak ve uçuruma yuvarlanmamak için sert bir dönüşle direksyonu kırarken yoldan çikar takla atarak…
Diğer araç birkaç metre ileride durmaktadır…içindeki kişi burnu bile kanamadan kurtulduğuna şükrederken,Tarık’ın aracı büyük hasar almıştır…

İstanbul Tekelioğulları’nın evi…yatak odası—

Belgin sıkıntıyla dönmektedir uykusunda…ter içinde kalmış boğazı düğümlenirken fırlar yataktan…

“ Tarıkkk!!!”

Can yoldaşının sesine uyunan Hulusi,telaşla…”Belgin…hayatım,iyi misin?”

Belgin sağ elini göğsüne bastırmış,sakinleşmek istercesine…”oğluşum… Hulusi!kapkaranlıktı her yer…bırakıp gitti beni!dinlemedi…ahh,oğluşumm”

Hulusi doğrularak…” sakin ol Belginim,kabus görmüşsün!”…komidinin üzerindeki bardağa uzanır…” al…su iç biraz…kendine gel!”

Belgin suyu yudumlarken…

“ diyorum sana,akşam yemeklerini bu kadar kaçırma,sonra kabus oluyor diye ama dinleyen kim?…”

“ Hulusi sinir etme beni!...oğlumu gördüm diyorum sana!”

“ Tamam işte…özledin yine belliki…ararız sabah,konuşursun hayatım!”

“şimdi arayalım!”

“ yapma Belgin…gece yarısıdır şimdi orda…yok yere uyandırma çocuğu!”

“ tamam…ama sabah ilk iş arıycaz?…”

“ tamam birtanem…hayatımın anlamı…gel şöyle”

Belginin omuzlarından tutarak yatırır göğsünün üstüne…” uyu sen,yoktur birşeyi …sabah ararız,rahat eder içimiz…hem ben de özledim keretayı,söyleyelim de gelsin evine artık…”

Belgin gülümseyerek kaldırır kafasını…” ne iyi olur..”

ROMA--

Ayşe ve Sadri birlikte geçirdikleri anların bitmemesi için zamana inat,ağır adımlarla hareket ederlerken…yol,onları her zamanki gibi sona getirmiştir…

Pastaneye dönen sokağın köşesine geldiklerinde, birbirlerine kenetlenmiş olan parmaklar isteksizce çözülür….Ayşe Sadri’ye döner yüzünü…

AYŞE:gitme zamanı…

SADRİ:maalesef…seninle geçirip de,mutlu olmadığım tek zaman…

AYŞE:Sadri..sen böyle konuşursan ben hiç gidemem…

SADRİ:ben de gitme diye söylüyorum zaten Ayşem…nolur biraz daha kalsan?

AYŞE:olmaz..zaten geç kaldım!..ya bakma öyle…

SADRİ (şair edasıyla,kendini acındırarak) git…sen de git,bırak beni ardında…kalbimde senimle başbaşa,yalnızlığıma bırak beni….

AYŞE: sen kazandın!..ama sadece 10 dakika daha…sonra giderim…

SADRİ:oley be,biliyordum..bana dayanamıycağını biliyordum!..( Ayşe’nin yüzünü ellerinin arasına alıp yanağına sevinçle,masum bir öpücük kondururken,yaptığının farkına varıp ayrılır hemen mahçup bir şekilde) şeyy,pardon…genelde duygularımı bu kadar abartılı ifade etmem ama—ben sevinince..yani çok sevinince…

Ayşe biraz şaşkınlıktan,biraz da utangaçlıktan kızaran yanaklarıyla gülümser hafifçe…

“ bundan sonra,seni daha sık sevindirsem iyi olucak galiba…”

“ nasıl yani?”

“ yani,her sevindiğinde böyle tepki vericeksen,seni sevindirmem için daha çok şey yapmam gerek”

“ yani,sen şimdi kızmadın mı bana?”

“ yoo,hafif ateşteyim...ama biraz daha uzatırsan kızıcam Sadri…”

Bi süre birbirlerine bakarlar ikisi de…

AYŞE:ben gidiyim artık…

SADRİ (boynunu büker önce..kararlı bir tavırla kafasını kaldırıp elini Ayşe’nin yanağına koyar,yaklaşırken…) gitme!

Telefon sesi böler,aralarında henüz kıvılcımlanmaya başlayan çekimi…

Ayşe memnuniyetsiz bir ifadeyle bakarken,Sadri telefonunu çıkarır montunun cebinden “pardon canım…hıh, Tarık!..tanıdığım başka münasebetsiz yok zaten bu saatte arıycak! ”

“ Sadri..açsana,kendi derdimize düştük,unuttuk onları …Belki de müjdeli haberi vermek için arıyorlardır Naz’la??”

Sadri onaylayan bir bakışla telefonu cevaplarken…” kanka?*…buyrun benim,arkadaşıyım!Tarık nerde?...NEE??...Durumu nasıl?....”

Ayşe telaşla Sadri’den nolduğunu öğrenmeye çalışırken…

“hemen geliyorum…hangi hastane dediniz?”

AYŞE (Sadri’nin kolunu dürterek) ya nolmuş söylesene!meraktan öldürmek mi istiyorsun beni…

SADRİ (rengi atmış,telaşla) Ayşe,hemen gitmem lazım benim…Tarık kaza yapmış arabayla… Merkezde Aurelia Hastanesindeymiş….Durumu ciddi olabilir dedi arayan kişi…

AYŞE:neee??!..peki Naz…Naz da yanında mıymış?

SADRİ:bilmiyorum…Sen eve gir olur mu?ben ararım seni…

AYŞE:saçmalama,yalnız bırakamam seni..ben de geliyorum!...

SADRİ.acele edelim o zaman!

***************

Nazın Odası--

Kahve fincanını,pencere kenarındaki mermer denizliğe bırakırken,yeni yeni solmaya başlayan aşk hatırasını alır eline…Başını pencerenin sölvesine yaslar..once elinde tuttuğu kırmızı güle, sonra da kara bulutların örtmeye başladığı gökyüzüne bakarken…bir fısıltı duyulur ağzından….

“Sonsuz aşk…”

Gözlerini kapatır yutkunarak…kalbine bıçak gibi saplanan hayalin içinde…

Aynı gün,öğleden sonra....

Novana Meydanı’nın kalabalığında, Wickhamla birlikte isteksizce yürümektedir insanların arasından sıyrılarak…

“ illa oturmamız mı gerekiyor?!ne söyleyeceksen söyle artık Wickham!sıkıldım..bir saatir yürütüyorsun beni!”

“sabret Naz…şuraya,bir cafeye oturalım anlatıcam!”

“ben sana vaktim yok diyorum..sen tutup şehrin öbür ucuna getiriyorsun beni!niye??”

“Naz ne çok konuşuyorsun sen?”

Wickham ve Naz, şık cafelerin ard arda soluk bulduğu sokağa girmişlerdir birlikte...

“ ben mi çok konuşuyorum—“

Wickham’ın deniz mavisi gözlerinde zafer ışıkları yanarken,sinirli bir tavıra bürünerek Naz’ın sözünü keser… “Sofia…allah kahretsin!!ne işi var o aşağılık herifin kuzenimin yanında??”

“kimin??”

Naz sokağın ilerisinde,tutkuyla öpüşen çifte bakarken…kalbinden dökülen onca duyguya inat, sadece bir kelime dökülür dudağından belli bellirsiz..

“Tarık??”

Wickham öne atılırken…”o serseriye dünyanın kaç bucak olduğunu göstermenin zamanı geldi!”

Naz içinden kayıp giden birşeyler olduğunu hisseder o kısacık anda…gözleri kararırken,yanında duran adamın kolunu tutabilir güçlükle…

“ Wickham dur lütfen…iyi değilim ben,gidelim burdan!nolur gidelim..”

“ peki Naz…ama sadece senin için..”

Ayışığı yanağından süzülen yaşları belirginleştirirken,gözlerine koyu bir keder yerleşmiştir Naz’ın…elindeki güle bakar tekrar…dudağı alaycı bir kıvrımla şekillenirken…isyan eder geceye…

“ söylesene…ihanet,aşkın neresinde?”

Taksinin içi---

Arka koltuk…

Ayşe eli ayağı titrerken ,canının acısını ve içini acıtan içseslerini susturmak uğruna sözler sarfetmektedir telaşla…

“ Birşeyi yoktur değil mi Sadri?..Naz herşeyim benim…kardeşim!ona birşey olursa naparım ben, nasıl hesap veririm ailesine?”

Sadri belli etmemeye çalışsa da aynı endişe içinde…” Sakin ol canım…öyle bir durum olsa söylemezler miydi?eminim iyidir ikisi de..”

“herşey benim suçum…Nasıl izin verdim Naz’ın o trafik canavarıyla gitmesine…belliydi…böyle olucağı belliydi en başından!o sorumsuza teslim etmemeliydim onu!”

“ Tarık herşey olabilir,ama bir canavar değil…bırak sevdiklerinin hayatını tehlikeye atmak,karıncayı bile incitemez o…dünyanın en merhametli,en sevecen adamıdır…”

“ Bana ne karıncadan!!…eğer Naz’ı incitmişse—“

“ Ayşe..istiyorsan yol yakınken iniyim ben!”

“ neden?”

“ bahsettiğin adam,benim kardeşim…en yakın dostum!onun ne durumda olduğunu bilmezken,suçlamalarını kaldırabiliceğimi sanmıyorum…kalbini kırmıyım yok yere!”

“ sadrii??”

“ Anla beni…Naz senin için neyse,Tarık da benim için o!..hem suçalamak için çok erken değil mi?..daha Naz’ın yanında olup olmadığını bile bilmiyoruz…”

“ tabi yaa…Nasıl düşünemedim bunu?”

Ayşe telaşla telefonunu çıkarır çantasından…

Çatı katı---

Naz kararlı bir ifadeyle gözyaşlarını siler,elinin tersiyle…

“ Unutucaksın onu…nasıl yapıcaksın bilmiyorum ama,UNUTUCAKSIN!!”

Cep telefonun sesiyle irkilir…eline alıp ekrana baktığında…

“ sonunda!!”

Ayşe Naz’ın sesini duyduğunda onu saran bütün sıkıntılardan kurtulduğunu hisseder…

“ohh..öyle korktum ki açmıycaksın diye?...iyisin değil mi?”

“buna iyi denirse…evet!”

“ nee?”

“boşver beni…nerdesin sen,saatin kaç olduğunun farkında mısın?..annenlere uyudu dedim…yatağına yastıkları koymamış olsam, 3. Dünya Savaşı çıkmıştı az önce evde…”

“ sen Tarıkla değildin o zaman,erken döndün eve?”

“ bana ondan bahsetme!mümkünse bundan sonra adını bile duymak istemiyorum onun!”

“ üzgünüm ama bahsetmek zorundayım…”

Eline fincanı alır,ağzına götürürken…

“ tahmin ediyim…sizinle konuştu…herşey için beni suçladı değil mi?”

“ hayır Naz…keşke dediğin gibi olsaydı!..kaza yapmış Tarık..hastanede…durumu ciddiymiş sanırım..”

Ayşe konuşmaya devam ederken, Naz kalır olduğu yerde…elinden kayıp giden kupa gibi parçalara dağılmıştır içinde biriktirdikleri…hazan yaprakları misali titreyen ellerini güçlükle zaptederken Ayşe’nin sesiyle kendine gelir…

“ Nazz…orda mısın?…Naz,bir soru sordum..cevap versene!!”

Yutkunur Naz,aklından çıkmak isteyen sözcükleri toparlamaya çalışır…

“ durumu nasıl,hangi hastanede?”

“ sen beni dinlemiyorsun galiba…ne anlatıyorum ben iki saattir…Aurelia hastanesine gidiyoruz biz Sadriyle…gelicek misin sen de?”

“ ben…HAYIR!!!..gelmesem daha iyi!”

“ bu kadar mı kötü geçti geceniz?”

“ Ayşe..sonra konuşalım bunları!hem ben gelsem bile,onun beni görmek istiyceğini hiç sanmıyorum…”

“ peki o zaman…ben gidince haber veririm sana…tabi hala ilgileniyorsan?”

“ ilgilenmiyorum…ama sen yine de haber ver…ne de olsa tanıdığım biri,başına birşey gelsin istemem!”

“öyle olsun bakalım…”

“ öyle zaten!!...geç kalma olur mu?”

“ merak etme,haber alır almaz ararım seni!..”

Naz kapanan telefona bakarken…”ben eve demiştim…”

Elindeki telefonu sıkar,boş gözlerle sokak lambalarının altından geçen kediye bakar…“ herkesi kandırabilirsin Naz…peki ya kendini?”

Tarık hastane odasında alnı ve kolu sarılı vaziyette göğsünde morluklarla bilinçsizce yatmakta…Doktorlar başında durumunu tartışırken…

Fonda…
http://www.imeem.com/people/S86Y9O/m...ni_kimler_ald/

Yürüyorum hasretin acının üstüne
Sığmıyorum dünyaya dar geliyor
Geceler mi uzadı, bu karanlık ne
Gönlümün bayramları, şenliği söndü

Seni kimler aldı, kimler öpüyor seni
Dudağında dilinde ellerin izi var

Aaah….
Seni kimler aldı, kimler öpüyor seni
Dudağında dilinde ellerin izi var

Deli gözlerin gelir aklıma
Gülüşün, öpüşün, iç çekişin gelir

Seni kimler aldı, kimler öpüyor seni
Dudağında dilinde ellerin izi var

Naz küçücük odanın içinde kararsızlıkla aynı yerleri geçmekte….Sonunda yatağına oturur…kollarını arkasına doğru yaslayarak…gecenin karanlığında camdan yansıyan yüz ifadesi..sıkıntıyla oflayarak dizlerine kaydırır ellerini…dirseklerini ayırmadan avuçlarının arasına almıştır şakaklarını….başına yukarıya doğru kaldırırken…” niye hala yanında olmak istiyorum?lanet olsun...nefes alamıyorum nasıl olduğunu bilmeden!!”

Hastane odası…

Sadri karşısında yılların beyazlattığı saçlarına uyumlu beyaz önlüklü,ciddi duruşlu adamla konuşmaktayken,Ayşe yatağın kenarında öylece durmuş…az once söylediği sözlerden bin pişman, Tarık’ın hareketsiz yatışını izler çaresizce…

SADRİ: şimdi özet olarak nedir yani durumu?...ayağa kalkıcak mı kardeşim?

DOKTOR: bunu bilemeyiz Sadri Bey…Tarık Bey’in yerinde başkası olsa,o araçtan sağ çıkamayabilirdi…ama belli ki,kendini korumasını iyi biliyor…

“ ehh…sonucu bu kadar kötü olmasa da,daha once de var bir iki vukuati…toparlar değil mi doktor bey,uyanır mutlaka?”

“ verdiğimiz ilaçlar onu uyutucak bir sure...ağır hasar almış organları,ağrının şiddetine dayanamazdı!..Ama biz gerekli müdahaleleri yaptık..Şimdi tek umudumuz iç kanama riskinin olmaması!...ben bu gece nöbetçiyim,endişelenmeyin.. ara ara gelicem zaten kontrole..”

minnetle doktorun kolunu tutar…“ sağolun…”

Ayşe buruk bir şekilde onları dinlerken telefonu çalar…

- Efendim canım??

- Ayşe…benimle konuştuğunu çaktırma sakın!

- İyi de neden?

- Bir kerecik soru sorma nolur!Sadece bir iyilik istiycem senden...

- Iste tabi…emirlerine amadeyim ben zaten!

- Hastanedeyim ben,öğrendim Tarık’ın durumun…ve hazır o uyurken bir yolunu bulup odaya girmem lazım kimse görmeden …

- NEE??..(fısıltıyla) Naz,delirdin mi sen,evden mi kaçtın?

Sadri şüpheyle bakarken…” kim o,bu saatte?”

Yolda---Sadri’nin koluna girmiş yürümektedir gecenin ayazında…

“ ouuvv..içim dondu! taksi bulunmaz mı burda?”

“ geçer şimdi…sen niye beni öyle apar topar çıkardın hemen?”

“ niye olucak canım!dedim ya sana,Naz aradı…annem bu gece sürekli dolanıyormuş evde…yakalanmadan gitmem lazım!”

“ özür dilerim Ayşem yaa, seni de esir ettim bu saate kadar!”

“ saçmalama…sen benim--…neyse..Tarık iyi olsun yeter!..”

Sadri’nin yüzü asılırken,Ayşe daha sıkı sarlır koluna…”hadi,üzülme artık..düzelicek!”

HASTANE ODASI—

Naz Tarıkın başucunda oturmuş…eli avuçlarının arasında…yanağına götürüp okşar,öper hafifçe...

“ tamam çok acıttın,kırdın belki,ama ben ahhh etmedim sana…seni böyle görmeye dayanabilir mi kalbim?!...ben herşeye rağmen anlıyorum seni..alışmışsın,her istediğinin senin olmasına…ve ben de ne yazıkki onlardan biri,geçici bir hevesim senin için…biliyorum,sana –evet- dersem çok acı çektiriceksin bana…hoş,acıyı şimdi de çekiyorum ya…(iç çekerek)..yapamam Tarık,bunca yaşadıklarımın üstüne parçalanmış bir kalbi ekleyemem… göz gore gore atamam kendimi ateşe,SENİ SEVEMEM!...ne dediğin gibi bir şeytanım,ne de yalancı…yemin ettim ben,ailemin üstüne kara bir bulut gibi çöken kaderi silmeye yemin ettim…neden bu kadar katı gözüküyorum sanıyorsun?..yara almak istemiyorum artık yolumda!Seni seversem, biliyorum ki benimle birlikte hayallerimi de alıcaksın elimden…ailemin hayallerini de…”

Gözlerinden yanaklarına süzülen yaşları siler elleriyle…

“ bırak uzaktan seviyim seni…ama yanımda kal!!Nolur eskisi gibi sağlam dur karşımda..” Tarık’ın elini öperken..”uyan kalp ağrım..seni ayakta görmek için herşeyimi veririm ”

Pastanenin sokağı…

Ayşe,cam kapının kilidini sessizce açıp arkasına döner…Beyaz Taksinin kapısında ayakta bekleyen Sadri’ye bakıp…

“ Hadi,git artık…”

“ olmaz…yukarı çıkıp ışığını yaktığını görmeden hiçbir yere gitmem!”

Ayşe hafif bir tebessümle,el sallar…” iyi geceler…”

Sadri de aynı tebessümle karşılık verirken…” sana da Ayşem…”

Ayşe içeri girerken Sadri’nin telefonu çalar…şaşkınlıkla açarken…” Sofia,hayırdır bu saatte??...ne Alfonso’su…dur,ağlama…noluyor ya,içtin mi sen?----“

Hastane—

Naz ayakta…son bir kez,dokunmaktan korkarcasına okşar Tarık’ın yara bere içindeki yüzünü…

“ Ayşe aradı,Sadri yola çıkmış…galiba gitme zamanı artık…”

Sevgiyle izler yüzünü…

“yanından ayrılmak öyle zor geliyor ki…hele de bundan sonra bana nefret dolu gözlerle bakıcağını bilerek…”

Beyaz yastığa dökülen dalgalı saçlarını okşarken…

“söz ver bana,iyi olucaksın..”

Uzanıp dudaklarına dokunur dudaklarıyla…gözleri kapalı nefesini bırakırken,bir damla gözyaşı da düşer Tarık’ın dudaklarına…”elveda..gördüğüm en güzel düş..”

Koridordan yaklaşan sesle irkilir…

Sofia alkolün etkisiyle kendini kaybetmiş…hemşirelerin müdahalesine rağmen,koridorda bağırarak ortalığı birbirine katmaktadır…

“ ya..bırakın beni…görücem…bu oda?...Tarııık…bırak dedim!”

Sofia kadının elinden kurtulup odaya dalar…boştur oda,Tarık’ın kıpırtısız yatan bedeni dışında tek bir nefes yoktur…

Hemşireler güvenlik görevlilerini çağırırken,Sofia sırtı kapıya dönük olarak yaklaşır yatağa…bir eliyle ağzını kapatırken diğer eli Tarık’ın elini kavramıştır…yere çöküp ağlamaktadır şimdi,içkinin de etkisiyle…

“ Alfonso…SEVGİLİM!”

Naz kapının arkasında ellerini yumruk yapmış,nefesini kontrol etmek istercesine yutkunurken…duyduğu sözcükle,verdiği kararın doğruluğunu bir kez daha onaylatmıştır kalbine…

Kapıdan sessizce çıkıp giderken,arkasında bıraktığı adamın sadece onun düşü olmadığından emindir artık---

SOFIA: Tarık,noldu sana böyle?..uyan sevgilim!bırakma beni..

Tarık gözkapaklarının ağırlığını taşımakta zorlanarak,aralar gözlerini bir an için…

“ Tarık???”

“ Nazz…”

karşısında ona nefretle bakan yeşillerden habersiz, gözlerini gördüğü tatlı düşe tekrar kaparken gülümser…Sofia’nın onu kavrayan elini sıkarak..

“ gitme!yanımda kal..”

*****************

cagrib
06-12-08, 16:47
“Saat yediye geliyor…Bu hüzünlü şehre güneş doğdu sevgilim…herkes derin bir kış uykusunda sanki…bir ben bekliyorum sabahları senden uzakta,bir ben tükeniyorum yokluğunda…üşüyorum…çok üşüyorum Tarık…içim alev alev yanarken neden titriyor ruhum? sabah ayazından mı,yoksa giderken içimde bıraktığın kar soğuğu bakışlarından mı?? bilmiyorum!..tek bildiğim,yanlış bir mevsimde yanlış bir adam sevdiğim…Ben zaten oldum olası sevmezdim kışları….annemi kaybettiğim günde böyle üşüyordum nedensiz…babamı kaybediceğimi sandığımda da…şimdi de senin yokluğunda…

Her siyahın bir beyazı olmalı..baharda aşık olmak varken,ayazda yalnız kaldım…dön artık!dön ve beyaz günleri getir seninle birlikte..”

Elindeki kalemi,aşk karası sözcüklerden çekip sehpanın üzerine,şimdi anlamlanan beyaz kağıdın üzerine bırakır Naz…

Bacaklarını kollarının çemberine alırken,küçük bir kız kadar yer kaplıyordur koltukta…üç haftadan beri hep yaptığı gibi,çatı katındaki bu küçük odada, yine pencerenin önüne tutmuştur meskenini…

“ mevsim kış olsa da aşk baharların sevinci değil miydi?..Eğer öyleyse neden solmuştu bütün çiçekleri?”

Naz gizliden gizliye kendini kapattığı yalnızlığında bunları düşünüyordur şimdi…onunla tanışmadan önceki şen şakrak hallerini…

***İlk bakışta aşk,gerçek olabilir mi?***

GEÇMİŞ

3. sınıf,güz dönemi---

Güneşli bir Eylül sabahına uyanmıştı Yüce Ailesi…

Rıza bey,merdivenlerin başından yukarıya seslenir…

“ yahu hanım, hadi beni kaldırdın kargalardan önce…kızlardan ne istiyorsun?bırak uyusunlar çiçeklerim..”

Emine hanım merdivenlerden çatı katına çıkarken,kocasına laf yetiştimekte…

“ sen karışma Rıza!..uyuya uyuya karta kaçıcak çiçeklerin…kaç kere söyledim sofrada birarada olunucak diye…ama bir kulağından giriyor diğerinden çıkıyor küçükhanımın… sana çekmiş işte,uyuşuk!!…

“tövbe tövbe…yine bana getirdi lafı!.. ister darılın,ister sarılın…bundan sonra isteseniz de karışmıyorum..!!”

“ Rıza!!!nereye?”

Arkasını dönmüş yürürken….” Sofraya!!…masadaki sucuklu yumurta bile senden daha çok değer veriyor bana!”

Merdivenleri tırmanırken,gülümser Emine Hanım…” kızı büyütüp kocaman yaptım da,senden umudum yok hala..”

bir yandan kapıya vurmakta,bir yandan da yüksek sesle konuşmaktadır…

“Ayşe,Nazz…kızlaar, okullarınız açılıyor,hadi kalkın…saat 7!

o sırada banyo kapısından esneyerek çıkan Naz…

“ günaydın Emine annem..uyandım ben,hiç bağırma..”

Naz’a dönerek gülümser,yüzünü ellerinin arasına alırken…

“ günaydın kuzum…hadi,in kahvaltıya sen…Bekliyor Rıza baban…”

sonra gene o tiz sesiyle koridora dönerek

“Ayşee!!..kime söylüyorum!”

Kapıyı açıp odasına girerken…” gece yatmak bilmez,sabah kalkmak…hiç oralı oluyor mu?”

Ayşe üstünden alınmaya çalışılan örtünün altından isteksizce mırıldanarak…” ıhhh”

“ Millet,çoktan sokaklara döküldü doğan güneşe karşı…hanımefendi de hala yatağında rüyalarına karşı…”

“ aa bırak Emoşum,belki Johnny’i görüyordur rüyasında..”

“ Johnny kim? Ayy yoksa ecnebi memleketinde,ecnebi damat mı buldunuz bana?”

“ nerde bizde o şans?”..iç çekerek.. “geçmiş olsun,kaçırdık artık gemiyi… Elin Vanessa’sı kaptı da,minik korsancıklar bile yaptı tayfa niyetine karayip korsanına…”

Üzerindeki örtüyü annesinin elinden kurtarmaya çalışan Ayşe,neredeyse yakararak…

“ Anne yaa…nolur biraz daha…geç uyuduk zaten..valla görmüyorum ben Johnny,Mohnny!uyduruyor bu çatlak..”

Örtüyü tamamen çeker…” Ayşe dedim!!kızdırma beni…”

“Ama anne??”

“ ben anlamam anne manne,Naz nasıl uyandıysa sen de kalkıcaksın!”

Ayşe hain bakışlarını,kapının eşiğinde onları gülümseyerek izleyen Naz’a dikerken,işaret parmağını sallayarak…

“ kızım…var ya…bir daha seni bu eve yatıya çağırırsam iki olsun…”

Kapınının önünde yüzünü buruşturan Naz…“ amann çağırmazsan çağırma…ben zaten meraklı değilim sana,annenle baban için geliyorum.. senin için değil!”

Emine Hanım,odanın camını açarken… “ ben doğurmadım ama sen de kuzumsun benim…istediğin zaman gel kal kızım,hatta hep kal…yerimiz de bol”

NAZ: sağol Emoş annem rahatım ben evimde…böyle gelirim arada…

Ayşe ‘ye dönüp…”aldın mı cevabını!”

Ayşe yastığını fırlatır kapıya…“ çok bilmiş…”

“ uykucuuu…”

“ ukala!”

“ burda kala kala Türkçen bozulmuş senin,şaşkın!ikisi de aynı anlama gelir…”

Ayşe’nin attığı yastık boşa giderken,Naz’ın sesi yükselir koridordan...” bingo…ben kazandım!”

Bu sırada yatağından çoktan fırlamış Ayşe,kapıya doğru koşarken…“ gel buraya!!!”

Emine hanım,ellerini beline koymuş arkalarından bakarken,tiz sesiyle inletir evi….” Kızlarrrrr!!!düşüp kırıcaksınız bir yerinizi.!!!”

Yemek odası..

Rıza bey,masanın başında huzurla gazetesini okurken, kapı birden şiddetle açılır.Naz önden ,Ayşe arkadan içeri dalarlarken sırayla bağırışırlar…

“ Tontonum yaa!al şu kızını başımdan..”

“günaydın baba!”…Naz’ın saç tokasını çekerken…” cesaretin varsa kendin al…”

“ aaa..yoldun be…manyak!”

Kızlar karşılıklı masaya oturur…Orta yaşlı,sevimli adam gazetesini katlarken gülümser…

“günaydın,günaydın kızlarım…ne güzel anlaşıyorsunuz siz öyle?”

Ayşe başını sallarken,Naz ekmeğine reçel sürüyordur..

“ ama bu bizim doğal halimiz tontonum…”

“ yaa…ben mesela yolmadan anlaşamıyorum Nazla…”

Rıza gülümserken kapı açılır ve Emine Hanım içeri girer somurtarak…” yine mi bensiz başladınız?”

Çatı katı--

kızlar kapılar açık, odalardan birbirlerine seslenerek giyinirlerken Naz bağırır

“eteğim…eteğim yok!etek alarmı!..”

Ayşe, Nazın odasının kapısından kafasını uzatmış,elindeki siyah mini eteği fırlatırken…

“bana gelmiş..”

Naz eteği yerden alırken…” nasıl geldi acaba?...” elindeki eteği üstüne geçirirken..”gelsene içeri,ne o öyle yarım…uzatmış kafasını...masum çocuklar gibi!”

“kırmızı sütyenim?!!”

“ nee?”

“ sende mi?”

Naz fermuarını çekerken cevaplar

“anlaşıldı…bende değil…dün gece arabada unutmuş olmayasın??.”

Naz gülerken…

“ aşk olsun yaa…ben senin bildiğin İtalyan kızlara benzemem!..sen aldın dimi?”

Naz dolaba ilerler…elinde kırmızı çamaşırla kapıya gelirken…

“ al bakalım…deneme testini geçtin..bir rahibe kadar saf ve temizsin!”

“ teste ne hacet,sorsan söylerdim..ben de senin gibi,kendimi gerçek aşka saklıyorum kuzum…buarada saçlarını açık bırak bugün..”

“ niye?”

“ çünkü saçların topluyken ablak oluyorsun Nazcım…”

“ bir şey yaptık ya,al hemen intikamını??”

“ yoo senin için söylüyorum ben canım arkadaşım…belki birisi orman kaçkını bir kadın ister..o gün bugündür Naz…senin günün!”

Naz arkasından” heh heh,çokk komik!!”…aşağıdan Emine Hanımın sesi duyulur….

“kızlaar! 8 buçuk!”

AYŞE:nee?geç kaldım yaa…saçım,makyajım..uff!!

Ayşe somurtarak odasına koştururken,Naz gülümseyerek odaya girer…cep telefonunu alır komidinin üzerinden..…

“ Ümit zevzeğini uyandıralım!dershaneye geç kalıcak..”

Özkul malikanesi ---

Ümit lacivert-kırmızı,örümcek adam figürlü yatak takımının içinden çıkarır kafasını…tek gözünü açar,yüzünü buruşturarak…komidinin üzerindeki telefona uzanırken…

“ kim bu yaa gecenin köründe?...”

Açma tuşuna basar…heyecanla…

“ Nazz..birşey mi oldu,iyi misin,kaçırıldın mı??”

Naz cıvıl cıvıl bir ses tonuyla…“günaydııın küçük kardeşimm..kalkma zamanııı!”

Ümit telefonu kulağından uzaklaştırıp şaşkınca bakar..tekrar yaklaştırırken..“ kabus musun kızım sen..ne günaydını??...kargalar bile kalkmadı burda!”

“ Ayy unuttum ben saat farkını…pardon canım yaa…neyse iyi oldu bir bakıma,birgün de olsa geç kalmıycaksın dershaneye!…”

“ hasta mısın kızım,bırak peşimi…evde saatimiz var çok şükür,guguklu Naz’a ihtiyacımız yok!”

“ terbiyesizleşme Ümit!!biz de iyilik yapıyoruz burda…bir sabahta erken kalkıver, nolur yani?”

“ hadi canım,hadi..uyucam ben…İtalya uğraşsın senle!”

Ümit,yüzüne kapatıp yerine koyar telefonu…yatağın içine yerleşirken…karşıdaki posterde,beyaz kaskın içinde sadece gözleri gözüken adama bakıp…

“ ahh be Alfonsom…Cadının yerinde olup seninle aynı şehirde olmak vardı ya,şans yok bizde…hiç şımarma hemen…idolümsün ama önümüzdeki yarışı kazanamazsan Naz’a havale ederim seni!”

***************

Naz arabayı sürerken,Ayşe büyülenmişçesine mırıldanır…

“Naz çok güzel burası...şu yeşilliğe,çevreye,binalara bak…harika!”

“ sahi,ne iyi oldu bütün fakülteleri bir kampüste toplamaları…adam gibi bir yerde eğitim alıcaz..”

Naz gazı yavaşlatır, ve ikisi devasal büyüklükte,restore edilmiş binaların yanından ilerlerken Ayşe iç çekerek…

“yeni bir hayat arkadaşım...yeni insanlar!”

Naz ekler gülümserken “ yeni aşklar!...”sağa sapıp, park eder…” bakalım..bizi neler bekliyor burada?”

Gümüş renkli Aston Martin’in kapısından bacaklarının düzgünlüğünü ortaya çıkaran yüksek topuklarını attığı an,beklemediği kadar çok kişinin dikkatini çektiğinin farkında değildir…

Siyah saçları,hafif bir meltem esintisinde savrulurken…bir yandan da,onları süzen gözleri farkedip Ayşe’yle gülüşmektedir binaya yürürken…

O sırada karşı binanın önünde gözlerini ayırmadan onu izleyen Tarık ve yanında hala konuşmaya devam eden Sadri…

“ oğlum…gidelim gitmesine ama her akşam akşam barda…olmuyor abi,yakalanıcaksın birgün!Hulusi Amca görücek fotoğraflarını,sonra bir bakmışız koskoca Kaplan Alfonso kediye dönmüş!..Tarıkk??..dinliyor musun?..kanka??”

Tarıkın baktığı yöne döndüğünde…” anlaşıldı…kaplan yine av peşinde…”

O sırada Naz,arkadaşlarıyla selamlaşmakta…kumral,beyaz tenli bir kızla konuşurken güneş gözlüğünü çıkarır gözünden,saçlarını eliyle geriye doğru savururken…

Tarık daha da etkilenmiş olduğu her halinden belli...

.” av değil bu kanka,avcının ta kendisi.. şu duruşu,bakışları,tavırları…tam bir dişi Kaplan…ve o dişi Kaplan tam benim dişime gore Sadri…”

Sadri heyacanla Ayşe’yi süzerken…” onu bilmem abi ama yanındaki ne?su perisi mi?”

Nazın karşısındaki yaşil gözlü ,kumral kız yanındaki erkeği tanıştırmaktadır…

“ işte bu da meşhur kuzenim Wickham…”

kahverengi saçlarla tezat oluşturan ve Naz’ı ilk gördüğü andan itibaren rahatsız edici ölçüde parlayan mavi gözlere sahiptir, uzun boylu genç adam…elini uzatır Naz’a…” memnun oldum!”

Naz da,nezaketen uzattığı eli geri çevirmezken…” ben de..”

Wickham Naz’ın gözlerine dalmış,kavradığı eli bırakmamaktadır…” neden bu kadar geç kalmışım sizle tanışmak için?”

Ayşe söze girer…

“ biz memnun olmasak da,birşey farketmez herhalde..!ne de olsa Naz’da fazla fazla giderdin memnun olma ihtiyacını…”

Naz gözlerini açarken…bir yandan da sahte bir sırıtışla,fısıldar…

“ Ayşee!!ayıp oluyor Sofia’ya…”

Wickham bu defa,Ayşe’ye uzatır elini…

Sizinle de tanıştığıma memnun oldum küçükhanım…

Ayşe soğuk bir tavırla,elini uzatır…” ehh,ben de…”

SOFIA: bu dönem bir sürü ortak ders alıcaksınız kuzenimle…memnun olsanız iyi olur…

AYŞE:kimseyi sevmek gibi bir zorunluluğum olduğunu sanmıyorum…yine de bir şans verelim size bay Wickham,ön yargıları sevmem…

WICKHAM:nasıl minnetarım anlatamam…

NAZ:ya yeter artık..derse geç kalıcaksınız ilk günden,gidelim!!

********************

Ekonomi Sınıfı—

Kocaman,duvarları kitaplarla dolu amfide,uzun kahverengi sıralarda oturmaktadır Naz,Ayşe ve Wickham…

NAZ (ayşe’nin kulağına fısıldayarak) benim ne işim var burda?fonda klasik müzik mi yapıcam?!

AYŞE:ya ne var sanki?..boştu dersin!hem beni bu çam yarmasıyla yalnız bırakmıycaksın herhalde ilk günden??

Naz gülerken…amfiye Tarık ve Sadri girer,yüksek sesle söylenerek...

TARIK:oğlum ne işim var benim burda, dışarda eğlenmek varken?!…hadi beni de geçtim…senin ne işin var burda?girsene kendi dersine…

SADRİ: dersim boş!hem ben olmasam girmiyorsun ki derslerine…sayende çift diploma alıcam..hem hukukçu,hem ekonomist!

Tarık neşeyle gülümserken…Ayşe Naz’ın kolunu dürter…

“ baksana…Türkler galiba…”

Naz çoktan dalıp gitmiştir,gülümseyişi yüzüne yayılırken masum ve ama bir o kadar da erkeksi görünen bu adamın tavırlarına...kumral dalgalı saçları,beyaz teninin üzerindeki kirli sakallarına düşerken,siyah bir çerçeve içindeki gözleri çoktan esir almıştır Nazı.. henüz ağzından çıkan kelimeleri dinlemediğinden anlamamıştır Türk olduğunu…

Sadri’nin dürtmesiyle,Naz’a doğru dönerken…telaşla devam eder Sadri…

“ kanka!bunlar onlar değil mi?..allaah,dört ayak üstüne düştük,iyi mi?bundan sonra çıkmıyorum sizin sınıftan…”

Gözleri ilk kez o an buluşmuştur işte…bambaşka bir çekim,bambaşka bir kalp ağrısı sarmıştır bedenleri…Sanki yıllardır kavuşamamış,birbirini arzulayan aşıklar gibi çekinmeden birbirlerine sunarlar gözlerini..sadece birkaç saniye suren bu minik kıvılcımlanmanın,ileride bir yangına dönüşüceğini ikisi de hesaba katmamıştır…

Profesörün sesi,ve Sadri’nin uyarısı Tarık’ın yerine geçmesine sebep olurken…yukarı çıktığı basamaklar boyunca,yanından geçerken içini dolduran kadınsı çiçek kokusunu çeker hücrelerine..Naz gözlerini ayırmadan,onun yerine oturuşunu takip eder…

ilk andan beri birbirlerine olan bakışlarını farkeden Wickham için,Tarık çok sürmeden,bir rakipten öte,bir düşmana dönüşücektir…

Orta yaşlı, klasik bir ceket takımı giymiş kır saçlı,Profesör kürsünün arkasından onlara bakarken sakin ama etkili bir tonda konuşur

“evet bayanlar baylar, bu yeni döneme benimle başlayacak olmanız artık şansınız mı, yoksa şanssızlığınız mı, buna siz karar vereceksiniz..”

bütün sınıf hafifçe gülümserken öğretmenleri dikleşerek, kahverengi gözlüğünün altından dikkatle onları izleyen bakışlarıyla, sınıfı tarıyordur.Profesör devam eder….

“ben profesör Lutt,aranızda daha önceden beni tanıyanlar vardır…bu dönem finansal muhasebe dersinizi benimle işleyeceksiniz..aslında adında muhasebe geçen bütün derslerinizi benimle işliyceksiniz…Kolay bir öğretmen değilim, ama zaten bu yeni kadrodan da kolay öğretmenler beklemeyin.Beyninizi yumuk yumuk edip hayata yeni bir siz bırakmadan elimden kurtuluşunuz yok! ”

“dersler konusunda rahatım..hepiniz kocaman insanlarsınız, ister girer, ister girmezsiniz.. geç girenler ses çıkartmadan sıralara girsin, isteyen de sessizce çıksın.. sınıfta haşır huşur ses çıkartacak yemekler yemediğiniz sürece yemek de yiyebilir, kitap da okuyabilir, bilgisayarlarınızı da açabilirsiniz.. ama benim dikkatimi dağıtmayın..”

herkes başını sallarken Lutt onlara bakarak

“sorusu olan?”

Arka sıralardan bir çocuk,söz almadan lakayit bir tavırla…” hocam,herşey serbest olduğuna gore,sınıfta dikkatinizi dağıtmadan aşk yapmamızın bir mahsuru var mı?”

“ Sevgili çocum, seni bu halinle kabul edicek bir gönüllü bulabilirsen şanslı sayılırsın…bu yüzden hayatında bir ilke izin verebilirim senin için!”

Tüm sınıf gülerken…

Profesör sinirle devam eder konuşmasına…” dışarı!!aşkın gerçek tanımını öğrenip sonra gel bu sınıfa…”

Çocuk utanmış ama umursamaz görünemeye çalışan bir tavırla çıkarken…

“evet…var mı aranızda bunun cevabını bilen?”

Herkes bir sure sessiz kalırken…

Profesör devam eder…”madem ders muhasebe,e o zaman Aşkın matematikten ibaret olduğunu iddia ediyorum ben!Aslında doğa genetik kodlarımıza işlemiştir aşk sandığımız duyguları…herşey çok önceden hesaplanmıştır…kadının neyi seçiceği,beklentileri ve erkeğin rolü…bütün mesele doğru yerlere,doğru sayıları koymak…”

Siz arka sıradaki..Tarik Bey değil mi?okulumuzun hizli çocuğu…sizin düşünceniz nedir bu konuda?…”

Tarık şaşkın bir şekilde doğrulurken…” ben mi?”

“ evet siz..siz değil misiniz okula gelmek yerine,magazin sayfalarını her gün aşk meceralarınızla meşgul eden?”

AYŞE:inanmıyorum Naz..bu o, Alfonso!…ben de diyorum nerden tanıyorum bu çocuğu iki saattir?”

Ayşe konuşurken Naz,gözlerinde az once içinde oluşan duyguların pişmanlığıyla hayıflanmaktadır içinden…

“ demek Alfonso’sun sen!!… AŞKIN VARLIĞINA İNANMAYAN ADAM”

Tarık devam eder…” Aslında sizin kadar bilimsel düşünmüyorum bu konuda…ama henüz yaşamadığım bir duyguyu da tarif edebiliceğimi sanmıyorum!”

PROFESÖR:bir deneyin bakalım…

TARIK: sanırım…yani emin değilim ama aşk gönüllü kölelik demek olabilir!..kocaman bir yatakta yalnız yayılmak varken, kokusunu duymak için yatağın üçte birini kullanmaya gönüllü olmak gibi mesela …

SADRİ:heyt be,kanka!!

NAZ (merakla dinlediği gözlerini önüne çevirirken) heh işte…bu adamdan da ancak bu tarz birşey beklenirdi …

AYŞE:niye öyle diyorsun Naz..bence gayet romantik…

NAZ:bence değil! nasıl biri olduğu ortada zaten!…kadınlara ne amaçla baktığı da!...

Wickham Nazın gözlerine bakarak…” oysa benim için,sadece sevdiğim kadının gözlerine bakmak bile yeterli aşkı tatmak için”

AYŞE:senin fikrini sormamıştık sanırım…

NAZ (gözlerini açarak) Ayşee!!

AYŞE:nee?!!

**************************

Bahçe---

Ayşe,Naz ve Wickham’ın kapıdan çıktığını gören Sofia,yanlarına gider…

“ nasıl geçti ilk ders?”

Naz..“ olaylı…sınıflarında bir sürü münasebetsiz,kadın düşkünü var!”

Ayşe..” Alfonso’dan bahsediyor…”

Wickham…” haklı…”

Ayşe Wickham’a dönüp…”yanlış bölümdesin..hukuk okuyabilirdin!”

Wickham..” dua et Naz’ın arkadaşısın..”

Ayşe..” olmasam ne olucaktı?”

Naz..” ayyy yeter,içime fenalık getirdiniz kedi kopek gibi…”

Sofia..” bırakın didişmeyi…kluplere katılalım…hem senin Alfonso’da ordaydı demin!”

Naz..” a aa üstüme iyilik sağlık…nerden benim oluyormuş elalemin zıpçıktısı…”

Sofia Nazın kolundan çekiştirirken—

“bu ne acele, sanki yer yok..”

*****************************

Naz kütüphane önündeki masalara otururken ders programını çarşaf gibi açıp masaya serer ve

“pekalaaa... bugün öğleden sonra dersimiz yok, ama klüp başlıyor..”

Ayşe bir kutu kola açarken mırıldanır

“hangisi?”

Naz sessizce başını kaldırıp ona bakarken korkuyla cevaplar..

---- John Cabot Üniversitesi,Binicilik klübü----


Naz büyük ağır kapıyı iki koluyla iter, ve içeri girdiğinde büyük bir koridorda olduğunu, koridorun öbür tarafındaki kapının açık olması ve suratına soğuk havanın çarpmasıyla anlar, sessizce ilerlerken ayakkabısı taşlarda ses çıkartıyordur, genç kadın nereye gideceğini kestiremezken ilerleyerek öbür kapıdan dışarı çıktığında, binanın sessizliğinin tam tersi olan bir curcunada bulur kendini..

Herkes atların olduğu ahırın önünde toplanmış ,ortada beyaz saçlı,zayıfça bir adam bağırarak konuşmaya çalışıyordur…

“ ne istiyorsunuz küçük hanım?yolunuzu mu kaybettiniz?”

Naz (çekinerek konuşurken) şeyy…biraz geç kaldım ama…yeni üye oldum klübe..yerini bulamadım!

“ geçin şöyle…”

Arkasından yaklaşan nefesin sesini duyar,arkasını döndüğünde şaşkınlıkla açılır gözleri…

“ ne işin var senin burda..?”

Tarık cevap vermeye gerek duymadan hocaya döner…

“ özür dilerim bay Stone…bu yeni bina labirent gibi..”

“ Sen her zaman geç kalırsın Tarık…bahane uydurma!..siz küçük bayan adınız neydi?”

“ Naz Efendim..Naz Özkul..”

Bay Stone elindeki listeyi işaretledikten sonra…”

“kız erkek sayımız eşit… dağılımı da tamamladığımıza gore...siz ikiniz,bütün bir sene birbirinize emanetsiniz..”

Naz (memnuniyetsiz bir ifadeyle) ama efendim,ben bütün bir senemi bu adamla geçirmek istemiyorum…

Tarık omzunu silkerken..

STONE:siz Türkler birbirinizi korumaktan zevk alıyorsunuz sanırdım…Merak etmeyin Naz hanım…Tarık biraz sorumsuzdur ama Atlar konusunda klüpte bulabiliceğiniz en deneyimli,en yetenekli üyelerden biridir..şanslısınız…

Naz kollarını kavuşturmuş,sinirli bir tavırla mırıldanır..” aman ne şans!”

Tarık sırıtırken…

STONE:bir şey mi dediniz?

NAZ:yoo…

STONE:buyrun o zaman..atlarınızla tanışın…

********************

Ahırın önü—

“Naz bu senin, adı padme, uysal ve zeki bir attır, sana yardımcı olur..”

Naz başını sallarken gülümser…”çok güzel”

Bay Stone yürümeye devam ederken bembeyaz ve asil padmenin kısmını geçip, yandaki siyah ve gururlu bir atın önünde durarak…

“Tarık, bu da senin.. anakin.. evet evet isimleri biliyorum bana zekilik yapmayın..”

Tarık sessizce dururken Naz mırıldanır

“ne bu şimdi?star wars’ ta mıyız?..”

Tarık gülümserken,Bay Stone devam eder...

“ burda da atlarınızın eşyaları var.. padmeyle anakin hep beraber çalıştıkları için eşyaları da beraber, sahipleri de hep ortaklar oldu, ikisini hiç ayırmadık.. beyazlar padmenin, siyahlar anakinin.. ayırmanız kolay olacaktır..”

TARIK:merak etmeyin bay Stone,eminim Naz Hanım siyah ve beyazı ayırt edebilicek kadar zekidir..

NAZ: evet…ama üzülme,sana da yardımcı olurum arada…

TARIK:fazla hırçın ama mağrur ve masum…

NAZ:nee?

TARIK: atın…padme!sahibine benziyor…

“her neyse çocuklar…bu sene ve devam ettiğiniz sürece atlar sizin.. Naz, Tarık’ın sözünden çıkmak yok!daha ilk günden kafanın gözünün yarılmasını istemiyorum..”

“ sağolun ama onun yardımına ihtiyacım yok!”

TARIK: kahramanlıklarını sonraya sakla…daha acemisin!

NAZ:değilim!

Stone kafasını iki yana sallayarak uzaklaşır…”çok iyi bir ikili oldunuz”

Tarık atının yanına gider simsiyah boynunu okşarken…

“ Merhaba oğlum…”

hayvan sessizce onun sesine ve kokusuna alışırken… “seninle iyi anlaşıcaz gibi..” fısıldayarak…”en azından arkamdaki şu cadıdan daha iyi..”

“atları seviyorsunuz galiba Tarık bey?”

Tarık eğeri bağlarken ona bakar bir an, sonra işine dönerken

“öncelikle bey değil,sadece Tarık!bütün bir sene birlikte olucaz Naz,alışsan iyi olur…Ve evet,atları seviyorum…tıpkı diğer hayvanlar gibi! dürüstlerdir ve sadık…zorlamazsan ve sevgini hissederse senin için yapamıycağı şey yoktur.”

“ desene insanlardan daha iyi..”

“ birçoğundan!...daha once hiç ata bindin mi?”

“ evet…küçük bir kızken annemle giderdik Hara’ya (at çiftiliği)..babam ve kardeşim bizi izlerdi…ama bindiklerim bu kadar büyük değildi…”

“ buna eğer denir..”

Naz pis pis bakarken…” yapma yaa..ciddi misin?”

Tarık gülümseyerek eğeri uzatır…

“ madem öyle…kendin halledebilirsin!”

Naz eğeri alır elinden hırsla…” ederim tabi..”

Eline aldığı ağırlık karşısında dengesini bulmakta zorlanırken…”bir de bunu sırtına koyucam dimi?”Padmeye ilerlerken mırıldanır kendi kendine…

“umarım ürkmezsin...ben baya ürküyorum çünkü..”

Tarık atının üstünde hazır,onu izlerken..Naz elindeki ağırlığı bir kere de kaldırıp,şiddetle hayvanın üstüne bırakır…hayvan ürküp,kişnerken…

Naz korkuyla geri çekilir birkaç adım,ağlamaklı bir şekilde..

“ ayyy ne işim var benim burda?Hep Ayşe’nin yüzünden..benzemiyor bu benim küçük sevimli midillilerime..”

Tarık iner hemen…beyaz atın yularından tutup şefkatle avuçlarının arasına alır boynunu…şişş sakin ol kızım…tamam…”

Naz az once bir aslan kadar korkutucu olan hayvanın Tarık’a olan yakınlığına şaşırmıştır…

“ bunun derdi benimle sanırım…”

“ hayır Naz…az önce yanlış davrandın!sevmeyi ve severken incitmemeyi öğrenmen gerek…”

“ ne yani,ben bilmiyorum da sen mi biliyorsun sevmeyi?çok küstah gördüm ama senin gibisini görmedim!”

Tarık,Nazın kolundan hızlıca çekip kendine yaklaştırır…Naz nefesini tutmuş,sürmelerine bakarken…” napıyorsun sen?”

Nazın elini usulca hayvanın boynuna bırakır…kendi eli de üzerinde..gözleri hala birbirine bakmakta…

“ durma…sev onu…seni hissetmesini,alışmasını sağla…”

Naz bakışlarını ata çevirir..önce ürkek…sonra yavaş yavaş alışarak okşamaya devam eder…

“ selam kızım…bundan sonra birlikteyiz…beni sevebilicek misin?”

Hayvan sessizce başını Nazın omzuna koyarken…Naz bir an irkilse de,okşamaya devam eder beyaz asaleti..

Tarıksa gülümseyerek izlemektedir onları…” bence sevmeye başladı bile…”

Naz Tarıka dönüp sıcak bir şekilde gülümserken…

“ gülmek çok yakışıyor sana…binmek ister misin?”


Naz çekinerek…” ee bugün sadece birbirimize alışsak…”

“ korkma,hadi…”

Elini uzatır Naz’a…once eline sonra Tarık’a bakar…

“ güven bana…”

Ve Tarık’ın uzattığı eli kavrar eli…

“kusura bakma,daha once kimse elini uzatmamıştı bana….yani ata binerken!”

“ başka türlüsünü düşünmemiştim zaten…bu kadar kör olamazlar..”

“Nee?”

“daha once nasıl binmiştin ata?”

“kucaklanıp kaldırılarak..ama sen sakın denemeye kalkma!”

“merak etme!”

Tarık gözlerinde anlamsız bir hayalkırıklığıyla.. Naz’ın elini kaldırıp kendi omzuna koyar…Naz ona bakarken,Tarık bu defa umursamadan…

“sağ ayak, koşuma..”

Naz söz dinleyerek sağ ayağını koşuma koyunca ne yapması gerektiğini anlar ve sağ eliyle Tarıkın omzuna bastırıp sıçrar, Padmeye binerek sol ayağını öbür koşuma sokarken bağırır sevinçle…Tarık ise Naz’ın elini sıkı sıkıya kavramıştır,genç kız atın üstünde dönerken… Naz parmaklarını farkında olmadan onunkilere geçirmiş,boş kalan sol eliyle padmenin boynunu okşayarak..

“bindim bebeğim, sağol sakin olduğun için!”

ve gülümseyerek dikleşirken,Tarık’a döndüğünde ellerinin halini fark eder ve hızla parmaklarını çözer..

“ teşekkürler…böylesi çok daha zevkliymiş...keşke babam da böyle bindirseymiş..”

Tarık neden olduğunu anlayamadığı bir rahatlıkla gülümseyip,Anakin’e dönerken içinde karıncalanan duygular gibi,uyuşan sol elini açıp kapatır…

Naz da bu sırada padmenin kulağına eğilmiş…fısıltıyla

“ bundan sonra ikimiz de ona emanetiz!”

GÜNÜMÜZ...

Tekelioğlu malikanesi,Tarıkın odası ve Romadaki dairenin çatı katı---

Tarık bahçedeki havuza bakan camın önünde,Nazsa çoktan aydınlanan caddeye bakan pencerede…biri sol,diğeri sağ avcuna bakarken,düşüncelidir ikisi de..aynı anda kapatıp sıkarlar avuçlarını…aynı hayali yaşadıklarını bilmeden,diğer elleriyle,kapalı olan ellerini sarıp kalbinin üstüne götürür ikisi de…dışarı bakarlar pencereden…

“ ÇOK ÖZLEDİM…”

cagrib
06-12-08, 16:49
---------------**TESADÜFLER**-------------


Üniversite kantini—

Bembeyaz duvarların hakim olduğu, gürültülü mekanda diğer masalara göre çok daha kalabalık gözüken,bir grup genç toplanmış,hararetle konuşmaktadır…

Içlerinden bir kız,konuşulanlardan sıyrılmış…köpük bardaktaki kahvesini yudumlarken,arka çaprazdaki çocuğu incelemektedir bakışlarıyla…parmağını çenesine dayıyarak,şüpheli bir ifadeyle mırıldanır…

“ içimizden birinden hoşlanıyor ama kimden?”

Filiz..” Nihan,hayrola canım,koptun yine!ne düşünüyorsun??”

hafifçe öne eğilir,karşısında duran güler yüzlü,alev saçlı kıza bir sır vermek ister gibi…

“ sakın belli etme...arka masada bir çocuk oturuyor…”

Filiz de aynı şekilde öne eğilir,dikkatle dinliyormuş gibi…” ciddi misin?”

“ dikkat ediyorum,iki haftadır biz nereye gidersek o da orada oluyor…!”

Filiz gözlerini kısarak…“ hiii,napıcaz?seri katil olmasın sakın!doğramasın hepimizi tek tek…polise haber verelim Nihann!”

NİHAN (arkasına yaslanır) üff zevzek…sana söyleyen de kabahat…neyi ciddiye alırsınki sen?

FİLİZ:aman canım ya…tesadüftür!

NİHAN (umursamaz bir tavırla) bilemem…artık hangimize göz koyduysa?

FİLİZ:kesin banadır!!..merak ettim şimdi..yakışıklı mı?

NİHAN: kendin bak!!buraya geliyor…

Filiz ne olduğunu anlamadan,Ümit geniş koridorda yer yokmuşçasına diplerinden geçerken,gözlerinin içine bakıp gülümser…

NİHAN (haklı çıkmanın verdiği gururla,kafasını sallarken) demiştim sana…

Filiz hala o tanıdık yüzün etkisinde,az once yakaladığı bakışları nereden tanıdığını düşünmektedir….mırıldanır gibi..” saçmalama…”

Roma-pastane

Naz mutfakta artık yalnız olmadığını haber veren kapıya asılı boncukların oynaşmasına aldırmadan çikolata sosunu karıştırmaya devam eder

AYŞE:yine mi burdasın sen?...

NAZ:evet…

maharetli elleriyle,ocaktan aldığı kabı tezgahta duran pandispanyanın yanına koyarken,devam eder…

“bi sakıncası mı var?”

“hayır canım,aksine...pastane hiç bu kadar satış yapmamıştı daha önce…sayende yeni bir rekor kırıcaz!!”

Naz elindeki spatulayla pastanın kremasını sıvarken…”ne güzel işte….mutsuzluğum bir işe yarıyor demekki…”

“evet..ama kariyerinin zirvesinde olduğuna gore bıraksan fena olmaz…”

Naz anlamaz gözlerle bakarken…

“haftalardır evden çıkmıyorsun Naz…suratın beş karış…sorduğum hiç bir soruya da cevap vermiyorsun…”

Sesine endişeli bi ifade vererek devam eder…tezgaha yaslanırken—

“ senin için endişeleniyorum bitanem…”

Başını öne eğerken,spatulayı tezgaha bırakır Naz…” iyiyim ben…merak etme!!”

Ayşe sesinin tonunu yükselterek…” yalan söyleme!kendini kandırabilirsin ama ben kör değilim…”

“ bağırma bana..”

“ sen de kendine gel o zaman!gittikçe ilerleyen bir hastalıkta gibisin…hangi sevgi insanı bu hale getirir?”

gözlerini kaldırırken,bambaşka bir ifade vardır yüzünde…

“ karşılıksız sevgi!!..”

“ yapma!!bu senin varsayımın…Sadri’nin söylediğine gore,o da çok seviyor seni!Ondanmış bunca tepkisi..”

“ peki öyleyse neden gelmiyor…madem herşey bitmiş,madem yanlış anlamışım…neden gelip kendini anlatmaya çalışmıyor!..”

“………………….??”

“ Sen de susuyorsun işte…çünkü biliyorsun haklı olduğumu!.. o gideli tam 1 ay oluyor bugün…yoruldum Ayşe!!!..günleri,saatleri sayıp bir bilinmezi beklemekten yoruldum!.. yalan bir adamın gölgesi olamam ben…”

“ biliyorum..ne desen,ne söylesen haklısın… derdi ne anlamıyorum ki!! ahh bir gelse,bir elime geçse!şuan o Tarık efendiyi öldürebilirim… “

Naz başını öne eğerken,Ayşe üzgün bir ifadeyle devam eder…

“ Naz..ben özür dilerim…seni bu kadar teşvik etmesem,tarık’ı savunmasam—..ama işte içimde bir his,öyle yakıştırdım ki sizi birbirinize…öyle inandımki olabilirliğine… düşünemedim seni bu hale getirebiliceğini..“

Naz ,Ayşenin tezgahta duran elini kavrar şefkatle…“ sen değilsin sebebi…zorla aşk olur mu Ayşe?...tesadüfler itti beni ona!..daha en başında,başıma gelicekleri hissetmiştim sanki…geriye çekildim de,ne oldu?koca bir hiçlikteyim yine…toparlanmam lazım canım!yardım et bana…”

Ayşe sıcacık dost elini uzatır Naz’a…” biz super kızlarız..!süper kızlar yenilgiyi kabul eder mi?”

Naz buruk bir tebessümle gülümserken,kafasını iki yana sallayarak…” ı ıhh”

NAZ: biliyor musun,belki de en doğrusu--

“ neymiş en doğrusu?”

Ayşe Nazın gözlerine merakla bakarak bir cevap beklerken telefon sesi duyulur…

Naz önlüğünün cebinden telefonu çıkartır…

AYŞE:sırasıydı yani…kim arıyor?

NAZ (ekrandaki Wickham yazısına bakarken) en doğrusu!!

Akşam saatleri—İstanbul,Kuruçeşme Boxer Café

Boğaz manzarasının gölgesinde,kendine özgü dekorosyonuyla ilgi çeken, ışıl ışıl,sıcak bir ortamda kimi duvar kenarındaki turuncu Sofa üzerinde,kimisi yerdeki rengarenk rahat minderlerde yayılmış oturmaktadır çoğunluğu üniversite kantinindeki yüzlerden oluşan bir grup genç…

Yanlarında bekleyen toy görünümlü,siyah önlüklü garson siparişleri not etmektedir…

CEM:hadi kızım yaa… seni mi bekliycez sabaha kadar?

Tavırlarından zor beğendiği belli olan kız,bakışlarını elindeki mönüden kaldırırken…” incileriniz mi döküldü beyefendi!bekelyiverin,nolmuş!…zaten adam gibi birşey yok şurda!”

CEM:biz alıştık!kaderimize razı olup bekleriz,ama çocukcağız ağaç oldu!yazık bir yerde…

SİNEM:bana ne!!işi bu,değil mi?

FİLİZ:Sinemm!!

beline kadar uzanan sapsarı saçlarından,önüne düşen bir tutamı parmağına dolamış döndürürken…” ne var??!!”

hepsi gözlerini dikerken…

SİNEM: tamam…bir tane Toffee Nut Latte…yalnız kreması bol olucak!soğutmadan getir!!!

FİLİZ: allahtan yemek söylemeye kalkmadın!

Herkes gülerken…

FİLİZ (elindeki mönüyü masaya bırakırken) ben de bir steak sandviçle,ice tea alıyım...zahmet olmazsa…

garson da tebessüm eder…

Roma—John Cabot Üniversitesi Konservatuar Kantini---

Kış bahçesi şeklinde tasarlanan,cam binanın içinde ahşap bir masanın iki ucunda oturmaktadır Naz ve Wickham…

Naz elindeki büyük bardakta,meyve kokteyli içinde oynatmaktadır kırmızı,beyaz pipeti…

Wickham ellerini masanın üzerinde birleştirmiş hafifçe öne eğilirken…” Naz…daha kaç saat oynayacaksın o elindekiyle?!neden çağırdın beni buraya,konuşmak istediğin ne?”

“ şeyy…bir tost daha alabilir miyim ben?”

Wickham,sıkkın bir tavırla ayağa kalkarken…” peki Naz,buna da peki..”

NAZ:zahmet olmıycaksa ama…

“ olmaz!”

Wickham bir kaç adım atmışken,Naz bütün cesaretini toplayarak seslenir arkasından…

“ wickham??”

genç adam,işaret parmağıyla masayı göstererek döner…

“ bir meyve kokteyli daha???”

“ hayır!!..evet diyorum!”

Wickham anlamaya çalışarak bakarken…” nee??”

“ teklifine evet diyorum!kabul ediyorum kızarkadaşın olmayı!”

“ Nazz!!!”

Wickham şimdi bir çocuğun neşesiyle parlayan mavileriyle bakmaktadır Naz’a…

“ inanmıyorumm!!...eminsin değil mi?sen de anladın beni sevdiğini!”

Cevap bile beklemeden önüne eğilir…Naz’ın bacaklarının üstündeki ellerini kavrayarak,öpmeye başlar…”ohh..Nazz..öyle çok bekledim ki bunu söylemeni!”

aynı hızla ayağa kalkıp,kollarını iki yana açarak yüksek sesle…

“ herkes duysun sesimi!dünyanın en güzel kızı kabul etti teklifimi…”

Wickham bütün bunları bir çita çevikliğinde yaptığından,Naz oturduğu yerde öylece kalmış,şaşkınca olanları izlemektedir..

Nazı elinden tutup hızlıca ayağa kaldırır…” bu kız artık benim sevgilim!”

Bahçedekilerin çoğu alkışlarken ooo sesleri yükselmektedir cam binadan…azınlık sayılabilicek bir grupsa ilgilenmemektedir olanlarla…

Wickham Naz’ı kendine çekip öpmek isterken,Naz iter hızla…meraklı kalabalığın bakışları daha çok üzerlerindedir şimdi…

Wickham olanlara anlam verememiş,birkaç adım gerilerken,Naz işaret parmağını sallayarak…

“ seni uyarmıştım…sadece sevdiğim erkek değebilir dudaklarıma!”

“ ama ben—“

“ sana kabul ettiğimi söyledim…sevdiğimi değil!”

“ yani sevmiyor musun?...”

Naz sessiz kalırken,Wickham’ın sesindeki öfke tınısı artmaktadır Naz’a yaklaşırken…

“ bir soru sordum Naz!!!SEVMİYOR MUSUN???”

” Deniycem..söz veriyorum,seni sevmeyi deniycem!şimdi lütfen bırak beni…benim sana gelmemi bekle!”

Wickham sadece kafasını sallarken,Naz çantasını masadan alıp,hızlı adımlarla terk eder binayı…

İstanbul,Kuruçeşme…Boxer Café

Mutfak kapısından elinde servislerle çıkar,otoriter görünümlü genç adam…elindekileri beyaz lamine tazgaha bırakırken…

“ Ümitt!..A2 nin siparişleri…”

“ o masa Cihan’ındı Özgür Bey…”

“ Artık senin!!Nişanlısı gelmiş Ankara’ dan…hazırlık yapıcaklarmış,apar topar götürdü çocuğu…”

Ümit gülerken…” Cihanımı götürdü?evlilik provası niyetine..”

“ daha once sana,zevzek olduğunu söyleyen oldu mu?”

“ ilk defa duyuyorum!…”

“ böyle devam edersen son defa duymıycaksın ama…”

“ tamam şef yaa…kızma!”

“ hadi,soğutma…bir dahakine bu kadar anlayışlı olmam,ona gore!”

“ kulakları çınlasın ablamın…”

Tezgahın üstündekilere bakarken endişeyle“nasıl götürücem ben bunları bir seferde?”

Roma—Üniversite…

Ayşe ve Naz koridorda ilerlerken—

NAZ (sinirle) inanabiliyor musun!öpmeye kalktı beni,hem de bütün okulun içinde…

AYŞE (elindeki kitaplara sıkıca sarılmış,meraklı gözlerle) inanıyorum Naz,40 keredir söylüyorsun çünkü..mühim olan,sonra ne olduğu??

“ Ayy”

“ Noldu?”

“Bilmem…kulaklarım çınladı!biri beni düşünüyor herhalde…”

“ Wickhamdır o, Wickhamdır…hadi anlat şunu yaa…geç kaldım derse!”

İstanbul-kuruçeşme—

Gençler Masada gülüşürlerken…

Ümit elinde zorlukla taşıdığı servisleri dağıtmaktadır…

Önce tabakları bırakır…

Sıra içiceklere geldiğinde,elinde sallanmakta olan kahve kupası olduğu gibi kayarak,sarışın kızın üstüne dökülür…

SİNEM:ayyy!!

ÜMİT:hi..çok pardon..

SİNEM (elbisesini tutarak ayağa kalkarken)dikkat etsene salak şey,batırdın üstümü…

ÜMİT:özür dilerim…

SİNEM:özür dilermiş..on yıllık maaşını versen ödeyemezsin sen bu elbiseyi!

FİLİZ:Sinemm,abartmıyor musun?

SİNEM:ben mi!!bu çocuğu hemen kovduruyorum burdan…

ÜMİT:hanımefendi özür diledim ya sizden…

Peçeteyle silerken…” hallediyorum şimdi!birşey kalmaz…”

SİNEM (geri çekilerek) bırakkk!eksik kalsın!çek o patilerini üzerimden…

NİHAN (filizi dürterken) kızımm,bu o değil mi?

FİLİZ (sinirlenmiş,duymamaktadır onu..fısıldarken..) Bu kız iyice azıttı…ne sanıyor kendini,Lady Di mi?

NİHAN: bırak şimdi onu…sabahki çocuk!

Filiz Ümit’i görür görmez takılı kalmıştır gözlerinde…

CEM:hadi kalkalım…tadımız kaçmasın!Sinem,sen de affet bu defa…

SİNEM (uzatarak) sonra şımarıyorlar ama Cemmm…

Bu sırada Filizi farkeden Ümit de,olduğu yerde çakılı kalmıştır… Hepsi birden ayaklanırlarken,Filiz oturmaktadır hala…

CEM: Filizz??..senin niyetin yok galiba gelmeye!

FİLİZ (efsunlanmış gibi) siz gidin…

NİHAN:saçmalama kızım…

FİLİZ (ayağa kalkar,bakışlarını Ümitten ayırmadan) gidin dedim Nihan…

Grup anlam veremeden uzaklaşırken…

Sinem,Nihan'ın koluna girer…gülümseyerek..” garsona göz koydu galiba bizimki..aslında sakar makar ama hoş çocuk şimdi..allahı var!..yani Cem olmasa---“

Nihan kolundan sıyrılır…” iyi söyledin Sinemcim..OLMASA!..en iyisi uzak duralım,arkadaşımı boynuzlama planlarını dinliyemiycem!”

“ şaka yaptım Nihan yaa!hem,ben de senin arkadaşın değil miyim?”

“ ehh,mecburiyetler insana herşeyi yaptırıyor!”

“ nee??”

Mırıldanarak..” anlasan şaşardım zaten!”

“ aa bak..Cem hesabı ödemiş galiba!.yanına gidelim,özlemiştir seni!!”

Ümit elini uzatır gülümseyerek…” merhaba!”

FİLİZ (uzattığı eli tutar) merhaba!

Elleri yapışırken..

ÜMİT (telaşla) şeyy,benn..kusura bakma…kahve dökülünce---

FİLİZ (gülümseyerek) tamam,sorun değil…oturalım mı?

John Cabot Üniversitesi-Roma---

Naz buz gibi havaya aldırmadan,grileşmiş gökyüzünün çiselediği yağmura inat,çam ormanlarının altında tahta bir sıraya oturur…

Elindeki kitaplardan birinin üstünde takılı olan kalemi,yerinden çıkarır…

Onları ikinci kez o masada yaklaştıran tesadüfü düşünür yüzünde buruk bir serzenişle…

GEÇMİŞ…

Aynı masada…bir bahar günü---

Naz,not almaya çalışırken artık -tükenen- tükenmez kalemini masanın yanındaki çöpe atıp çantasına uzanır ve yeni bir kalem aramaya başlar.Tarık birkaç metre ötesinde onu izlerken gülümserken…

“ hay aksi…arayınca bulunmaz ki..”

Tarık yaklaşıp,ceketinin iç cebinden çıkardığı kalemi ona uzatır… “ kullanabilirsin…”

Naz alırken gülümser…

“ teşekkürler..”

Tarık da gülümserken…” oturabilir miyim?”

“ Sen bilirsin…nasıl olsa,her yerde peşimde değil misin?”

“ peşimde olan sensin…”

“ başka derdin?”

“ katıldığım bütün kluplere katıldığına gore??”

“ seninle uğraşıcak vaktim yok!İZNİNLE…düşünce kaçmadan..” önündeki kağıda dönüp bir şeyler yazar…

kalemi onun önüne koyarken..

“ teşekkürler…ara sıra da olsa işe yarıyorsun!”

“ hiç işe yaramamaktan iyidir değil mi?...

Naz onu süzerek bakarken…

Tarık masanın üzerinde duran Naz’ın kahvesinden bir yudum alır..

“ ohhh!afiyet olsun…yerleş istersen!..kek falan da yapıyım yanına..”

Tarık yerinde iyice yayılarak “ fena olmaz..ama o kadar becerikli olduğundan emin değilim! ”

Naz,kağıtları çantasına koyarken cevaplar…

“ Sana hiçbir şeyi ıspatlamak zorunda değilim…iyi oturmalar!”

Naz gitmek için toparlanırken…Tarık ciddi bir ifadeyle…

“ neydi o kaçmaması gereken önemli düşünce?…”

“ Aynı klupteyiz ama eminim haberin bile yoktur…oyun için jane eyre’nin bakış açılarını topluyorum.. olaylara Jane’in gözünden bakmaya çalışıyorum bu sefer..”

“ bu sefer??”

“ şimdiye kadar okurken hep bir parça ben vardım o karakterin içinde, artık sadece jane olarak bakmaya çalışıyorum..”

“ kaç kere okudun sen Jane Eyre’ı?”

Kitaplarını kucağına alırken..“ senin hiç okumadığını varsayarsak,baya fazla bay ROCHESTER…”

“ ben bir kere okuyarak anlayabiliyorum,bayan EYRE…”

“ seninle aynı sahnede yer alıcağıma inanamıyorum!”

“ senin gibi bir keçiyle çalışmak,benim için de zevk değil!..hem iki farklı oyun varmış,belki denk gelmeyiz..”

“ hımm…derslere uğramayan birinin,her klupte ilk sırada bulunması??…önce binicilik,sonra dans,ardından tiyatro…bu kadarı tesadüf olabilir mi?”

“ neyi ima ettiğini anlıyorum Naz..ama ben Sosyal bir adamım,inek değil!”

Naz kitaplarını masaya bırakarak… “ peki Alfonso,madem o kadar güveniyorsun kendine…benimle karakterleri tartışmaya ne dersin?”…

“ olurrr!!Ama belli ki bakış açın dar,insanlara şans vermeyi denemiyorsun!”

kahvesinden bir yudum alırken… “ muhtemelen,sen de sadece bir erkek gibi Rochesterın gözünden bakıyorsun olaylara...”

Tarık kahveyi önüne çekerken… “ tanımadan bilemezsin..”

“onlara bakınca ne görüyorsun o halde?”

Tarık kahveyi yudumlayarak

“aşk?”

Naz gülerken..

“çok basit bir cevap oldu..”

Hafifçe yaklaşır Naz’a doğru…“ama öyle değil mi? jane bir sürü duygunun elinde kıvranırken, rochester ilk dakikadan beri sadece aşkıyla hareket ediyor..”

“ hımm.”

“Jane’i korkutmadan tanımaya çalışıyor, onu kendisine alıştırıyor…aralarında başlayan hoşlanmayı alevlendiriyor..”

“ ama yokluğunda jane korkunç bir boşluğa düşüyor!bunu düşünmüyor değil mi? Sonra bir sürü arkadaşını, ve sosyetenin kabul ettiği müstakbel eşini de alıp jane’in karşısına geçiyor ve kızı kıskandırmaya çalışıyor..başarıyor da tabi..”

Tarık kaşını kaldırırken

“ jane onu bu kadar büyük bir aşkla sevmese,başaramazdı değil mi?..”

“hoşlanmaya ne oldu?”

“hoşlandı, kıskandı, üzüldü, hoşlandığı için kendine kızdı, sonra aşık oldu, ve sonra sevgisinin farkına vardı…ve sonunda bütün küçük kuşlar gibi kafese girdi!AŞIK oldu.. “

Bunu söylerken iyice yaklaşmıştır Masada Naz’a…başka bir kimliğe bürünmüş gibi,kısık bi ses tonuyla…

“janee, beni ilk gördüğünde ne düşündün?”

Naz gözlerinin içine bakar,şimdi küçük bir kuş gibi çırpınan kalbiyle… sonra kahvesini kenara koyup dirseklerini masaya dayar ve onunla aynı sahnenin ortasındaymış gibi….

“seni ilk gördüğümde sevgili edward, geceydi, ve karanlıktı hatırlarsan.. senin
korkunç bir haydut olduğunu düşünmüştüm..”

Tarık hafifçe gülümserken ona bakarak

“ne sorduğumu anladın jane..”

Nazın çenesini tutup okşar…

“daha açık sor edward..” Tarık biraz daha yaklaşırken..

“peki Naz Hanım!pardon Jane..Mesrurla ben,düştüğümüzde gülmüş olmalısın?”

Naz sahte bir şokla

“ne demek! Sizin için çok korktum-“

“senin için..”

“efendim?”

“siz değil, sen, artık karı kocayız, geçmişi konuşuyoruz jane..”

Naz başını sallar “ doğru sevgili kocacım..”

“ senin için çok korktum, bir tarafın kırılabilirdi! Tanrıya şükür bir şey olmadı da eve gidebildin...”

“ ve sen,görünmez diyarların kızı, bana yardım ettin..”

Naz sessizce sürmelerine bakarken…

“ zevkti..bana ilk o zaman vurulmuş olmalısın..”

Tarık da sessizce ona bakarken,yanağını okşar “ sana hala vurgunum ben güzelim…”

NAZ (yüzündeki eli çekerken) senaryonun dışına çıkma!

Tarık hiç birşey olmamış gibi devam eder..“yoktan varolmuştun sanki.. o kadar paranın mülkün, kibirin arasında, hiç dokunulmamıştın, parlıyordun adeta.. dikkatimi çekmedin ilk başta.diğer hizmetçiler gibi akılsız sandım seni, ama sonra bana cin gibi akıllı olduğunu gösterdin! üstelik paran yoktu, ama gururun çoktu! benden bile gururluydun..”

Naz ona bakarken edward devam ediyordur

“sonra sana nasıl yakınlaşacağımı düşünmeye başladım.. gururumdan vazgeçemezdim, seviyemi de düşüremezdim, çevremi değiştiremezdim, bunlar dikkatini çekerdi.. seni korkutmak istemiyordum, ben de seni benden umduğun şekilde çevreme getirdim… buyurarak!... patronundum, bana karşı gelemezdi-“

“gelirdim!” Tarık ona bakarken Naz işaret parmağını sallayarak…

“gelirdim!sen beni ne sanıyorsun Tarıkk!patronum oldun diye herşeyi yapabiliceğini mi?..beni küçümsemeye kalkma…”

Tarık bunun üzerine gülerken… Naz afallar bir an…

“ fazla kaptırmışım..ne sırıtıyorsun?”

TARIK:sırıtmıyorum!bozulma hemen…

Ciddi bir ifadeyle devam eder…“ seni küçümsemek mi Jane?...delisin sen!!..”

Nefesini daha da yaklaştırır Naza…Naz aklını başından olan erkeksi bir kokuya doğru çekildiğini hisseder o anda…

TARIK:her seferinde beni kendine daha beter bağlamayı başardın.. dik kafalıydın, ve benim gücümü umursamıyordun.. sana istemediğin bir şeyi söyletemiyordum! gitmeyi yeğlerdin, bunun seni kanatacağını bile bile hem de..

Naz derin bir nefes alarak Tarık’a bakarken genç adam da susmuştur…masanın üzerinde ne zaman bu kadar eğilip de,yüzlerinin yakınlaştığını fark etmemiştir ikisi de!ama şu an çok yakın duruyorlardır işte…küçücük bir cesaret tohumu buluşturucaktır dudakları..otomatik olarak karşısındaki adamın dudaklarına bakar bir an, sonra gözleri hızla onun gözlerine çıkar yeniden….” Bu gözlere,çekimine nasıl karşı koyabilirim”… diye geçirir içinden…Sessizce yutkunur…

“ hadi…durma!”

Tarık o anda dikleşerek geri çekilir…ayağa kalkarken…

“karakter tartışmalarından iyi sonuç alacak gibiyiz Naz hanım!ne dersiniz,ben de birşeyler biliyormuşum değil mi?..”

Naz afallamış, ona bakarken başını sallar…

Tarık rahat bir tavırla uzaklaşırken “ görüşürüz”

Naz bir an kendine gelip,istemsizce bağırır arkasından….

“ Tarıkkk??”

Arkasını döner…” efendim?”

Neden bağırdığını bile bilmiyordur işte…orda öylece kalır bir an için….masadaki kalem çarpar gözüne hızla…

“ kalemin…unutmuşsun!”

“ sen de kalsın!”

Tarık rahat bir tavırla,önüne dönüp yürümeye devam ederken..Naz somurtarak,kafasına vurur hafifçe…

“ kalemmiş…salaksın Naz…SALAK!”

“ peki ya ne diycektim?daha beni öpmedin,nereye gidiyorsun mu?”

GÜNÜMÜZ…

Yağmur bardaktan boşanırcasına yağarken…

Naz tahta masaya kazıdığı Tarık yazısını,elindeki kalemle daha da belirginleştirir..durur bir an…

Yazıya bakıp,ona dokunuyormuş gibi özenle geçer her bir harfin üzerinden elleriyle…

“ Edward ve Jane olamadık...Leyla ve Mecnun da,biz kendimiz bile olamadık Tarık!…

gözünden akan yaş yağmura karışırken..”Senin için hiçkimseyim ben!…”

Aynı anlarda--İstanbul,Tekelioğlu malikanesi…Tarıkın Odası---

Buğulanan camın önünde ayakta durmuş…-Naz- yazar işaret parmağının ucuyla,ismi kalbin içine çerçevelerken…

“ Herşeyimsin Sen…”

Cama koyduğu yumruğuna,alnını yaslayarak “sonsuzluk gibi büyüyor içimde sevdan!..uzağında yanıyor kalbim!hasretin kavuruyor..Nazzz..naptın bana?”

yatağın üstüne oturup,eline gitarını alır…

http://www.imeem.com/people/tllLxCw/..._yand_gnlmmp3/


Hasretinle yandı gönlüm
Yandı yandı söndü gönlüm
Evvel yükseklerden uçtu
Düze indi şimdi gönlüm

Aramızda karlı dağlar
Hasretin bağrımda kışlar
Başa geldi olmaz işler
Yokluğundan öldü gönlüm

Gözlerimde kanlı yaşlar
Hasretin bağrımda kışlar
Başa geldi olmaz işler
Yokluğundan öldü gönlüm…

Gelecektin gelmez oldun
Halimi hiç sormaz oldun
Yaralarımı sarmaz oldun
Yokluğundan öldü gönlüm

Aramızda karlı dağlar
Hasretin bağrımda kışlar
Başa geldi olmaz işler
Yokluğundan öldü gönlüm

Gözlerimde kanlı yaşlar
Hasretin bağrımda kışlar
Başa geldi olmaz işler
Yokluğundan öldü gönlüm..

Iç çekerek....” sadece bir kez baksan gözlerime…inanıcağını biliyorum!sen de seviyorsun peri kızı…küçücük bir kıskançlık uğruna bu kadar tepki verir miydin yoksa?keşke gerçek olsaydı rüyam…sen olsaydın hastanede ellerimi tutan!!”

Yatağından kalkıp,elleri ceplerinde..tekrar camın önüne gider artık dar gelen odada…

“ Lanet olsun baba..telefonumu bile aldın elimden!..bir yolu olmalı dönmenin ama nasıl?”

Gözlerinde parlayan bir fikirle,camın önünden ayrılıp odadan çıkar hızla…

John Cabot Ünivetsitesi,İktisadi idari Bilimler fakültesi…Ders çıkışı—

Anfi dağılırken..Ayşe,kapıda onu bekleyenden habersiz, yanındaki kızlarla gülüşerek çıkmaktadır…

“ Ayşe??”

sesleneni gördüğü anda yüzü asılır…

“ Senn..ne yüzle geliyorsun buraya?”

cagrib
06-12-08, 16:53
<<<<<<<<<<<..SESSİZ SÖZCÜKLER..>>>>>>>>>>

Iç çekerek....” sadece bir kez baksan gözlerime…inanıcağını biliyorum!sen de seviyorsun peri kızı…küçücük bir kıskançlık uğruna bu kadar tepki verir miydin yoksa?keşke gerçek olsaydı rüyam…sen olsaydın hastanede ellerimi tutan!!”

Yatağından kalkıp,elleri ceplerinde..tekrar camın önüne gider artık dar gelen odada…

“ Lanet olsun baba..telefonumu bile aldın elimden!..bir yolu olmalı dönmenin ama nasıl?”

Gözlerinde parlayan bir fikirle,camın önünden ayrılıp odadan çıkar hızla…

John Cabot Ünivetsitesi,İktisadi idari Bilimler fakültesi…Ders çıkışı—

Anfi dağılırken..Ayşe,kapıda onu bekleyenden habersiz, yanındaki kızlarla gülüşerek çıkmaktadır…

“ Ayşe??”

sesleneni gördüğü anda yüzü asılır…

“ Senn..ne yüzle geliyorsun buraya?”

Sadri,anlamamış bir tavır içinde, yüzünü yoklar elleriyle…” ne olmuş yüzüme,birşey mi çıkmış?”

Ayşe yüzünü buruşturarak…“ beş parmağımın izi çıksın istemiyorsan,bir daha yanıma gelme Sadri!! ”

Ayşenin omzuna koyar elini“ Ayşem,neden böyle davranıyorsun,naptım ben sana??”

“ Ayşem deme bana!bir de soruyorsun hala...yalan söyledin,kandırdın! daha napıcaksın?!”

“ Ayşe??”

“sana inandım Sadri,farklısın sandım…oysa sen ne yaptın?bulduğun ilk fırsatta sırtımdan vurdun beni!...”

“ vay be!neymişim ben?ne çok şey yapmışım sana,farkına varmadan!”

“ yeter Sadri!!ikimiz de arkadaşını temize çıkarmak için yaptıklarını biliyoruz…”

“ hayır Ayşe,sadece sen biliyorsun!ben neden bahsettiğini bile bilmiyorum şuanda…”

“ Sofia ile ilgili masallar uydurdun bana…veda öpücüğü olduğunu,Tarık’ın sadece Naz’ı sevdiğini söyledin!”

“ evet söyledim!!”

Ayşe ses tonunun yükseltirken,koridordaki yüzlerin onlara çevrildiğinden habersizdir…

“ ayy hayret birşey ya,bir de gözümün içine baka baka kabul ediyor masal uydurduğunu!….”

“ ne masalı?”

“ bilemiycem orasını,80 kızla Tarık alem olabilir mesela!”

“ yaa niye bana inanmıyorsun!!söylediklerimin hiçbiri yalan değildi Ayşe!arkadaşımı biraz olsun tanıyorsam,Tarık’ın Naz’a olan duyguları gerçek…”

“ peki öyleyse neden gelmiyor bu adam ha...?niye benim kıymetlime acı çektiriyor hala?!!”

Sadri etrafta, anlamsız fakat meraklı gözlerle onları izleyen kalabalığı farkettiğinde…“ Ayşe,sakin ol biraz!herkes bize bakıyor!”

Ayşe once etrafa bakar…biraz mahçup olsa da,aynı hırçınlıkta fakat daha alçak bir tonda devam eder sözlerine..“ hiçbiri ne söylediğimizi anlamıyor zaten!”

“ kavganın dili tektir…”

Ayşe Sadri’den gözlerini ayırmadan yaklaşır yavaş adımlarla…Sadri yutkunurken,Ayşe işaret parmağını tehditkar bir şekilde uzatarak…“ dilini kullandığın tek yerin kavga olmasını istemiyorsan bana Tarıkla ilgili bütün gerçekleri,hemen,burda anlatıcaksın!!”

“ hepsini mi??”

“ Şimdilik sadece Naz’la ilgili olanları…”

İstanbul,Tekelioğulları’nın evi—

Tarık salona iner,kararlı bir tavırla kanepede kitap okuyan Belgin’e yönelerek…

“ anne..babam nerde?”

Belgin ince çerçeveli okuma gözlüklerinin üstünden bakarken…” yukarıdadır oğlum,duşa giricekti!..n’oldu?”

Tarık hiçbir şey söylemeden hızlı adımlarla yukarıya çıkarken,Belgin de elindeki kitabı bırakır yersiz bir endişe dalgasıyla…

“ Allah vere de,korktuğum başıma gelmese!!…”

Tarık koridorda sabırsızca ilerlerken, Hulusi banyo kapısından çıkar üstünde bornozuyla…

“ baba,ben de sana geliyordum şimdi!”

“ hayırdır zibidi,sırtımı mı keseliycektin??”

“ hayır,sırtındaki kamburdan kurtulduğunu müjdeliyecektim…”

İstanbul,Kuruçeşme..Boxer Café

Filiz ve Ümit boğaza bakan,kare masanın iki yanında oturmuş konuşmaktadırlar… yüzlerde mutluluk ifadesi çocuksu gülüşler …

Ümit konuşmaya elini kolunu da katmış,heyecanla anlatmaktadır…

FİLİZ (kolunu masaya dayamış,merakla dinlemekte) sonra??

“ adama diyorum..özür dileriz beyefendi!karışmış,bu yan masanın siparişi,sizin değil!…sıkı sıkı yapışmış tabağa…- olmaz kardeşim..getirdiniz bir kere,hayatta geri vermem!bizde iade yoktur -diye…aldım mı başıma belayı!!..bir kenarından ben çekiyorum,diğerinden o…size de aynısından hazırlatıyım diyorum, nafile..”

“ ee sonunda kim kazandı peki??”

“ biz 0-0 berabere,granitler şampiyon!!”

“ ayy Ümit,çok matraksın sen yaa…!”

Ümit ciddileşir bir an için,Filiz’in gözlerine dalıp giderken,iç çekerek…” sen de çok güzelsin..”

Filiz bakışlarını Masaya indirip,bir an sonra Ümit’in gözlerine bakar..” şeyy..ben,kalksam iyi olucak galiba…”

“ seni sıktıysam ya da utandırdıysam özür dilerim?”

“ yok,ondan değil de…”

Filiz duvardaki,dümen formu verilmiş ahşap duvar saatini gösterirken—

“ tam 3 saattir seninle oturuyorum! bu ara sıkı yönetim var evde…erken gitmem gerek!”

“ peki o zaman...ama ben de bir emanetin var!en azından onu geri almak için,bana bir kez daha katlanman gerekicek?”

“ zevkle…ama ne emanetiymiş bu,merak ettim şimdi!”

“ ne kadar merak ediyorsun?”

“ neyi değiştiricek?”

“ buluşma saatimizi..”

“ hımm…o zaman…” gülümseyerek karşılar Ümit’in beklenti dolu bakışlarını…” çokk”

Sıcacık bir gülümseme olur Ümit’in cevabı…

“ bu durumda, sabah erkenden fakültenin önünde…”

Tekelioğulları’nın evi,üst kat—

Hulusi anlamaya çalışan gözlerle bakarken…

TARIK: ben çok düşündüm ve teklifini kabul etmeye karar verdim baba…bundan sonra sana yük olmak yerine,omzundaki yükü hafifleticem…Bankanın başına geçiyorum en kısa zamanda…

“ biliyordum sözüme geliceğini..”

Hulusi ,Tarık’a yaklaşır…gururlu bir ifadeyle kollarını kaldırırken,olaylardan bihaber,soluk soluğa merdivenlerden çıkan Belgin…

“ Hulusi!!hemen indir o ellerini!!!…oğluşuma dokunursan affetmem seni…”

”ama o benim de oğlum Belgin?”

“ hayır efendim! ben doğurdum onu..izin vermem dokunmana!”

Hulusi masum bir çocuğun yüz ifadesiyle… “ bari,bir kerecik sarılsaydım hayatım…hı?”

Belgin onu duymamakta…“ olmaz dedim ya Hulusi!!!dövdürtmem oğluşumu sana!”

HULUSİ:nee?

BELGİN (yeni yeni farkeder,şaşkınlıkla) sarılsam mı dedin sen?

Tarık gülümseyerek kollarını açar iki yana…” ben ikinize de aynı anda sarılsam??”

Tarık bir kolunu Hulusinin,diğer kolunu Belginin omzuna atmış….

BELGİN (Tarıkın yanağını sıkar) oğluşum benim…burda,yanımda mı kalıyorsun sen şimdi?

TARIK:öyle görünüyor anne!

HULUSİ: seninki de laf Belgin..zaten kıçını kırıp oturuyor dizinin dibinde…nereye gidicek pasaportu,parası pulu olmadan?

TARIK: baba,durumlar değiştiğine gore…geri vericeksin değil mi el koyduklarını?

BELGİN:verir tabi oğluşum!…niye vermesin?

Tarık sırıtırken (içses) “ Allaahh..beklediğimden de kolay oldu bu iş!geliyorum Naz..”

HULUSİ: öyle kolay değil o iş!!..kredi kartlarını,telefonunu veririm ama pasaportun bende kalıcak!”

Belgin ve Tarık aynı anda…” niye??”

“ niye olucak,bu zibidiye güvenmiyorum da ondan!!”

TARIK: ama—

“ ne malum beni uyutup İtalya’ya kaçmayacağın tekrar?..Koskoca Hulusi Tekelioğlu’nun oğlusun sen!bundan sonra ,gözümün önünde adam gibi tek parça durucaksın!”

TARIK:baba orda bir düzenim,arkadaşlarım var!izin ver bari o işleri hallediyim!...

BELGİN:baban haklı oğlum,her gidişinde bir hasarla dönüyorsun!Aklımız sende kalıyor!

HULUSİ: e Allah katındaki kredinin de bir sınırı var??

Tarık üzgün bir tavırla…” tamam baba..haklısınız güvenmemekte,anlıyorum sizi…ben…zaten hiçbir şey beklemiyorum sizden!” başını önüne eğip odasına doğru yürür…

Belgin Tarık’ın arkasından pişman gözlerle bakarken…” ne kadar üzüldü evladım?!!..hepsi senin yüzünden Hulusi,niye kaçsın çocuk durup dururken?..ver pasaportunu geri!”

“ Şimdiye kadar hep seni dinledim Belgin,ama bu sefer karışma işime lütfen…”

Akşamı ve aşıkların yüreğini vurmaktadır saatler…

Tekelioğlu ailesi bir üyesi eksik olarak,yemek masasının etrafında toparlanmıştır…

Hizmetçi kız corba servislerini yaparken,boş tabağa bakıp…” Tarık beyin yemeğini koyayım mı efendim?”

BELGİN:gelince koyarsın kızım,soğumasın!

FİLİZ: valla ben inerken bakıyım dedim,kapısı kilitliydi…seslendim ama cevap da vermedi..

HULUSİ (bir anda hiddetlenerek,ayağa kalkar…masaya yumruğunu vururken) başlarım şimdi onun afra tafrasına!..

Tarık’ın yukarıdan duyabiliceği bir sesle…

“ ZİBİDİ!!aklınca,bir öğün aç kaldı diye yumuşatıcağını sanıyor beni!!!YEMEZLER EFENDİM,geçti o yufka yürekli Hulusi dönemi!!!maymun açtı gözünü Tarık Efendi…neyini yırtarsan yırt,burda kalıyorsun!”

Tarıkın odası—

Pencere kenarında durmuş,neredeyse sulanan gözleriyle,yumruk yaptığı elini cama dayamıştır…

“ hayatımı çaldın baba!bulutların üstünde olma ihtimalimi…”

Alt kat—

“ Hulusi!!!kendine gel!!!...aa yüz verdik,sinirleri bozulmuştur dedik ama ,bir yere kadar canım!Ali kıran baş kesen kesildin başımıza…bırak çocukla uğraşmayı da,yemeğini tamamla!”

Hulusi munis bir tavırla…“ özür dilerim Belgincim…ben öyle bir anda—“

“ kes Hulusi..kes!duymak istemiyorum hiçbirini..”

Filiz umursamaz bir tavırla,yemeğini yerken…” yani tebrik ederim anne,babamın içindeki vahşi hayvan tam atağa kalkmıştı ki,yine tam zamanında bir müdahaleyle kuzuya dönüştürmeyi başardın..”

Hulusi’nin yüzü asılmıştır…

“ Filizz!!çok konuşma da abini çağır yemeğe!”

“ bence hayatta gelmez!”

Belgin’in sert bakışları karşısında,yerinden fırlar…” ben yine de bir deniyim şansımı!”

Belgin bu kez,Hulusi’yi işaret eder gözleriyle...Filiz göz kırpar,babasına sarılırken…

“ babişimm…”

Hulusi ‘den ses çıkmaz…

“ Ortadoğu ve Balkanların ideal erkeği…”

Küçük bir kız çocuğu gibi..“ yapma ama kuzucum..üzme kızıl prensesini?”

Hulusi’nin saçlarını karıştırır..

HULUSİ (saçlarını düzeltirken) kaç kere söyledim Filiz…yapma şunu kızım!

FİLİZ:affettin mi beni?

HULUSİ: küsebilir miyim ben hiç prensesime?

Filiz yanağına bir öpücük kondurur…” biliyordum zaten..”

HULUSİ: çağır abini de,o keçi inadı uğruna aç kalmasın kerata…

FİLİZ:hı hı…

Filiz koşar adımlarla üst kata çıkarken,Belgin sevgi dolu bir ifadeyle elini ,Hulusi’nin Masada duran elinin üstüne koyar…

“ canım benim..bağırıp çağırıyorsun ama,senin de için gidiyor...”

“ ne kadar kızsam da,evlat Belgin…inan, yaptığım herşey onun geleceği için..”

“ biliyorum hayatım!(içses: biliyorum da,onu üzgün görmeye dayanamıyorum!)”

Tarık’ın kapısının önü---

Filiz ısrarla kapıya vurmaktadır…

“ Abi…aç şu kapıyı!..”

“ git başımdan Filiz…”

“ kendini düşünmüyorsan bana acı…gelmezsen annemin kurbanı olucam!”

Tarıktan ses çıkmayınca…Filiz somurtarak…” Off abi ya..off!!”

Bu sırada Filiz’in telefonu çalar…sıkkın bir şekilde açarken…

“ naber Sadri?.....abim mi?yok ondan umut yok!...odaya kapadı kendini!...-----“

Filiz’in Sadri dediğini duyan ve emin olmak için kapıya yaklaşan Tarık,kısa bir sure içinde kapıyı açar…

Filiz’in kulağından sorgusuz sualsiz telefonu kaparken…” Sadri..oğlum,hapis kaldım burda…”

Filiz eli havada şaşkınca bakakalır,kendi kendine…” izin istemene gerek yok,alabilirsin abi!”

Tarık hararetle konuşmaya dalmışken,konu Naz’a gelince ,odanın girişindeki meraklı kızın yüzüne beyaz kapıyı çarpıverir…

FİLİZ:sağol ya…

- Sadri, gördün mü onu,nasıl?hala kırgın mı bana?

- Ayşe’nin söylediğine gore öfkeli diyebiliriz…zaten pek ortalarda görünmüyor bu sıra!

- Niye?

- Naz onu sevmediğini düşünüyormuş Tarık…

- Nasıl düşünür bunu?...ondan uzak kaldığım her saniye eriyorum ben Sadri!..Hem sen anlatmadın mı Sofia’dan ayrıldığımı?…

- Anlattım anlatmasına da…geçmişin malum,kanka!...bunun üzerine de bunca zaman ortadan kaybolunca,kız haklı yani kabul etmekte…

Tarık heyecanla—

- neyi kabul etmekte?

Sadri,kırdığı potu farkedip dudağını ısırır hafifçe---

- şeyi işte…yokluğunu kanka!

- Sadri!!

- -----??

- Naz’la konuşmam lazım benim…numarasını ulaştırabilir misin bana?…

- Daha iyisini yaparım kanka…

Bu sırada provadan çıkmış,kantinde bitkin bir şekilde yürüyen Naz’ı kolundan çekerek yolundan çevirir…

NAZ (şaşkınca) Sadri? ne oluyor?

SADRİ (ahizeyi eliyle kapatarak,telefonu uzatır) sana!..

Naz gülümser rahat bir tavırla,telefonu alırken “Ayşe mi?..geç çıkarım demiştim,merak etti tabi süt annem yine!!”

Tarık telefonun diğer ucunda Sadri’den cevap almak için çırpınmaktadır…”

Alo,Sadri??oğlum…orda mısın?”

NAZ: efendim birtanem?

TARIK:Sadri??

NAZ:Ayşe??

TARIK:Nazzz??...

“Nazımm?gerçekten sen misin?”

http://www.imeem.com/orifice/music/L...y_in_my_place/

In my place, in my place
Benim bölgemde

Were lines that I couldnt change
Değiştirmeyi beceremediğim cizgiler vardı

I was lost, oh yeah
Kaybolmuştum

I was lost, I was lost
Kaybolmuştum, kaybolmuştum

Crossed lines I shouldnt have crossed
Karışmış çizgilerden geçmemeliydim

I was lost, oh yeah
Evet kaybolmuştum

How long must you wait for it?
Onun icin ne kadar beklemen gerekiyor

How long must you pay for it?
Bunun bedelini ne kadar daha ödemen gerekiyor

How long must you wait for it?
Bunun icin ne kadar beklemen gerekiyor

I was scared, I was scared
Korkmuştum, korkmustum

Tired and underprepared
Yorgun ve hazırlıksızdım

But I wait for it
Fakat onu bekledim

And if you go, if you go
Ve eğer gidersen

And leave me down here on my own
Ve beni burda yalnız bırakırsan

Then I'll wait for you
O zaman seni bekliyeceğim

How long must you wait for it?
Onun icin ne kadar beklemen gerekiyor

How long must you pay for it?
Bunun bedelini ne kadar daha ödemen gerekiyor

How long must you wait for it?
Onun icin ne kadar beklemen gerekiyor

Singing please, please, please
Lutfen diyorum

Come back and sing to me
Geri gel ve bana söyle

Come on and sing it out, now, now
Haydi sımdi sarkını söylemeye başla

Come on and sing it out, to me, me
Haydi sımdi sarkını söylemeye başla

Come back and sing
Geri dön ve sarkını söyle

In my place, in my place
Benim bölgemde

Were lines that I couldnt change
Değiştiremediğim seyler vardı

And I was lost, oh yeah, oh yeah
Ve ben kaybolmustum

Adını şimdiye kadar onun kadar güzel anmış mıydı hiçbir canlı?...ismine sunulan bir sahiplik bu kadar dayanılmaz olabilir miydi?...unutmaya başladığını düşünürken sesi bile yetmişti işte dizlerini titretmeye…Sadri usulca uzaklaşırken,Naz güçlükle masanın kenarına tutundu…

“ Naz yalvarırım,konuş benimle!..sesini esirgeme benden…”

Bir ses dalgasına dönüşüp yanına ulaşmak için neler vermezdi şimdi…peki öyleyse neden kesilmişti sesi,nefesi?...bedeni çığlıklar atarken,dili lal olmuştu sanki…-Allahım..aklıma mukayyet ol- diye geçirdi içinden…boğazına yerleşen o koca düğümü güçlükle yutkundu…neredeyse fısıltıyla çıkmıştı o tek kelime ağzından…

“ Tarık..?”

Rüyadan uyanma sırası Tarıktaydı…gerçekti duyduğu efsun…adını fısıldamıştı kulağına…derin bir nefes vererek,yatağının önüne çöktü…parmaklarını saçlarının arasından geçirdi…

Sustu ikisi de…uzunca bir sure birbirlerinin nefes alış-verişlerini dinlediler…gizliden gizliye sorup cevapladılar dile gelmeyen soruları…

*İçim üşüyor sevgilim.. tenin tenime değince ısınıyorum da,yokluğun buna fırsat vermiyor ki…Keşke diyorum ve susuyorum!çatışıyorum sonra kendimle..Sana yalanlar söylüyorum..Kendime söylediklerimden daha hafifler..Olmuyor işte!..ÇOK ÖZLEDİM SENİ…

-Biz dediğin, yıkık bir kentin sevdaya yanık çocukları!..ayrı düştük ama aynı yürekteyiz gece saçlı kız…Şimşekler çakarken senin gözlerinde,benim içime düşüyor fırtınalı yağmurlar.. Bak yine yağmur var dışarıda, ılık esen rüzgar ve yine İstanbul...AKLIMDAN ÇIKMIYOR ÜSTÜME SİNMİŞ SEVDAN..

*Konuş benimle ve söyle, ne var bize dair yüreğinde?..

-Bizi yaşatmak için bekle...SANA DOKUNMAK İÇİN NELER VERMEZDİM ŞİMDİ?

*Susma Tarık…Sadece sevmiyorum de, geriye kalanları hiç düşünme…Zaten soluyor susuz kalan aşk,gittiğin günden beri acısı artsa da izleri siliniyor…KORKMA;ALIŞIRIM YOKLUĞUNA!

-Sonsuzluğa çıkan bir ses var içimden şimdi..Belki bir yakarış gibi, belki de çaresiz;BEN HIÇ KIMSEYI BU KADAR SEVMEDIM KI..

Dakikalar sonra dudaklardan dökülen –gerçek anlamdaki- ilk sözcük;Naz’ın o bitmeyen gecelerdeki yalnızlığının diyetini sormaktadır adeta…Sert bir ifadeyle..

“ bunca zaman sonra,neyi değiştirir sesimi duyman?"

cagrib
06-12-08, 16:55
<<<<<<<<< ...KAVUŞMA...>>>>>>>>>>


gece…

Tekelioğullarının evi,salon—

HULUSİ:sabah erkenden toplantım var,ben yatıyorum Belgin…

BELGİN:Allah rahatlık versin canım…

HULUSİ:sana da…

Hulusi merdivenlere yönelmişken…

Belgin mırıldanarak…“ Tabii iç huzurun rahat bırakırsa…”

Bahçe—

Tarık dolunayın ve havuz kenarındaki titrek mumların aydınlattığı gecede tik şezlong üzerine uzanmış, Nazın ardı arkasına sıraladığı cümleleri düşünüyordur!

“ giderken arkana bakmadın bile…senin hakkında düşündüğüm herşeyi doğruladın!!oysa--….oysası falan yok!!çünkü bana yaşattıklarının hiç bir bedeli yok!”

“dönsen ne değişir?Ölmek,kendini kalbinin yokluğuna deli gibi alıştırmak demekmiş...Ben seninle olan savaşımı kazandım Tarıkk!...yalnızlığıma,geceleri gözümü kapatmamaya,gözyaşlarımı akıtmamaya çoktan alıştım!”

“YOKSUN artık benim için…zaten hiç olmamıştın ki…ben var olmayan biri için döktüm onca yaşı…Başka senlere ihtiyacım yok artık,sesine de!…Uzak dur benden…gittiğin yerde mutlu ol…YALANCI!”

Roma…Ayşe’nin odası—

Ayşe ve Naz yatakta karşılıklı oturmuş…

AYŞE:Inanmıyorum sana!!..nasıl söylersin bunu..sanki kırk yıllık aşkına sitem ediyor!

NAZ:ben ona ilk gördüğüm andan beri aşığım Ayşe!bunca hayalkırıklığı da hakkım sanırım!!

AYŞE: delirmemek içten değil…bir de hakkım diyor yaa…şimdi yolucam saçımı başımı!!bir dakika ya, niye kendiminkini yoluyormuşum ki?seninkini yolıyım da aklın başına gelsin Naz Özkul!!….

NAZ:ha bir de üste çıktı zeytinyağım?!hem gelmeme sebebini öğreniyorsun,hem de benim için önemini bildiğin halde susup oturuyorsun…üstüne ben konuşunca da suçlu ilan ediliyorum,ohh ne ala!

AYŞE:dersteydik herhalde,bilsem söylemez miyim?...zaten herşey o Sadri’nin başının altından çıkıyor!!

NAZ:çocuğun ne suçu var şimdi?

AYŞE:kaş yapıyım derken,göz çıkarmakta üstüne yok!!...yani ben Tarık’ın yerinde olsam,seni dünyada affetmem…

NAZ (endişeli bir ifadeyle) etmez mi?

AYŞE: valla ederse ya delidir,ya da sırılsıklam aşık..

Naz umutsuzca başını öne eğerken...

AYŞE:Wickham’ı da söyledin mi bari?katmerli olsaydı!

NAZ:yok…o an öyle,sinirden elim ayağım dolandı...aklıma gelmeden kapadım yüzüne!

AYŞE: aferin arkadaşım,iyi etmişsin…

Ayşe yataktan kalkarken…Naz merakla…” nereye?”

AYŞE: gece uzun şekerim…mısır patlatıcam…

NAZ: şişko!!

AYŞE:aç dvd’yi…şişkoyla,yaralı tosuncuğunu –Selvi boylum Al yazmalım- paklar ancak bu gece...

Ayşe odadan çıkarken,Naz iç çekerek dvdlerin yanına gider…

tekelioğullarının evi- havuz kenarı…

Tarık az once yattığı şezlongta doğrulmuş,elinde gitarı—

http://www.imeem.com/people/7txX73q/...esi_baglarmp3/

Gesi bağlarında dolanıyorum yitirdim yarimi
Aman aranıyorum yitirdim yarimi aman aranıyorum
Bir tek selamına güveniyorum gel otur yanıma
Hallarımı söyleyeyim derdimden anlamaz ben o yari neyleyim

Gesi bağlarında üç top gülüm var hey Allah'tan korkmaz
Sana bana ölüm var hey Allah'tan korkmaz sana bana ölüm var…
Ölüm varsa bu dünyada zulüm var
Atma garip atma beni dağlar ardına
Kimseler yanmasın anam yansın derdime

Tarık kolunu dayar gitarın üstüne…

“ ne sözlerini silebilirim…ne de o güzel gözlerini!!...hangi günahın bedelisin sen sevgilim?..kalbimi ağrıtıyorsun sen Naz…kurtuluşu yok bunun!”

Belgin sırtını dayadığı bahçe kapısından ayrılarak Tarık’a yaklaşır…

“ Naz da kim??”

Tarık toparlanır hemen…” anne ne işin var burda?”

“ bir soru sordum Tarık?Naz kim?”

“hiçç..hiç kimse..”

“ hımm..” şezlonga oturur,elini Tarıkın dizinin üstüne koyup…” demek -hiç kimse- adlı bir gelin adayım var…napalım,oğluşum isterse isimsiz birini bile kabullenirim”

“ anne!…”

“ oğlum,annenim ben senin..bir sıkıntın var,görmüyor muyum sanıyorsun?geldiğinden beri ruh gibisin…nerde benim o hayat dolu,gezmeyi,eğlenmeyi seven oğlum??…”

“ unuttum anne,ben bile unuttum nerde olduğunu!!kalbimi İtalya’da,onun yanında bıraktım…”

“ bu kadar mı seviyorsun oğlum?”

Kafasını kaldırıp dolunayın aydınlattığı gökyüzüne bakar Tarık…

BELGİN:anlaşıldı…peki o,Naz?

TARIK (Belgin’in ellerine yapışır bir anda) anne yalvarırım yardım et…Benim oraya gidip Naz’la konuşmam gerek…başka türlü sevgimin gerçekliğine inandıramıycam onu!

BELGİN:ben napabilirim oğlum,babanı duydun?

TARIK:söz veriyorum dönücem anne!kısa bir sure için…hı??ancak sen ikna edersin babamı…

Tarık’ın yalvaran bakışları karşısında,sevgiyle gülümser Belgin…sarılıp göğsüne yaslar küçücük bir oğlan çocuğunun saçlarını okşar gibi…

“Canımm oğluşum benim…herşeyi yaparım senin için!”

Özkulların evi—

Ümit üzerinde eşorfmanları,küçük odanın kapısından bakarken,Vahi televizyon karşısında uyuklamaktadır…

ÜMİT:baba ben yatıyorum…

VAHİ (yarı uykulu) hıı..tamam oğlum…iyi geceler…

ÜMİT:bence sen de yat…her an devrilicek gibi duruyorsun burdan bakınca!

VAHİ:Ümitt??

ÜMİT:iyi geceler…

Ümit gece lambasıyla aydınlanan odasına girip,yatağın üzerindeki kitabın yanına oturur…kapağını açar…

Ilk sayfadaki Filiz Tekelioğlu yazısının üzerinden geçer tekrar…

“ Şans benden yana….yarın ve bundan sonra!!...”

Gözlerindeki ışık parlarken cep telefonunu çıkarıp bir mesaj yazar…gülümser,iletildi raporunu alırken…kitabın kapağını kapar…” iyi geceler kızıl prenses…”

Tekelioğulları’nın evi—yatak odası

Belgin yatağın içinde sürekli dönmektedir...en son yanındaki abajuru yakıp,yastığını dik konuma getirir...

Sesli olarak iç çeker…” ooff off!!”

Hulusi omzunun üstünden Belgin’e döner uyku sersemi…” neyin var hayatım?”

“ yok birşey!!”

“ iyi o zaman…”

Hulusi umursamaz bir tavırla tekrar arkasını dönerken…Belgin, hulusi’nin başının altındaki yastıklardan birini çeker hırsla…

“ ahhh..napıyorsun Belgin?delirdin mi gece gece?”

“ çift yastıkla yatma diyorum Hulusi!!boynun tutuluyor sonra…”

“ yani iyiki bir allah rahatlık versin dedin…O verdi de,sen elinden geleni yapıyorsun açığı kapamak için!!”

“ ne geniş adamsın sen Hulusi!!.oğlun üzüntüsünden yemek yemiyor,karın yataklarda dört dönüyor…sen hala uyumaktan bahsediyorsun!!”

Hulusi doğrulup arkasına yaslanır…” kalktım,mutlu musunuz şimdi ana-oğul?”

Belgin elini Hulusi’nin omzuna koyar..“Hulusicimm…evimin direği...çapkın kurdum? ”

“ Belgiin!!

“ noldu canım?”

“söyle hadi,ne istiyorsun?”

“ aa ne istiycem hayatım?”

Hulusi gözlerini dikerken…

“ bak şimdi—“

Sabah saatleri,Tarık’ın odası—

Tarık gece geç saatlere kadar gözünü kırpmadığından derin bir uykudadır…yüz üstü yatmış,neredeyse iki kişilik yatağı tek başına kaplıyordur…

FİLİZ (yatağın kenarına oturmuş) abi?..abii?...uyan hadi yaa…

Öncekilerden daha şiddetli sarsarak…

“ şişş…kime diyorum?..karayip korsanı!!uyan hadi!...”

Tarık’ın cevabı bir mırıltı olur sadece…” ımmm”

Filiz komidinin üzerinde duran su dolu bardağı alıp,bir kısmını yüzüne dökerken,Tarık telaşla fırlar yataktan Filiz’in bileğini tutarak…

FİLİZ:bırakk be..canım yanıyor!!!

TARIK:kızım deli misin sen?..bir kere de adam gibi uyandırsana,insan uyuyor burda!! …

FİLİZ: yapma yaa…

TARIK:filizz!!

FİLİZ:nee?..sanki sen insan gibi uyandın da,ben uyandırmadım abi!..

Yataktan kalkarken…”zaten sana iyilik yapan da kabahat…bırak kaçırsın uçağını,sana ne!salak..”

TARIK:uçak mı dedin sen?

FİLİZ:tebrikler tarık bey…kulağınız çalışmaya başladı nihayet!!İtalya’ya gidiyormuşsun…

TARIK (sevinç ve şaşkınlık dolu bir ifadeyle) nee??

FİLİZ:çabuk olsan iyi olur…evden çıkmak için 1 saatin var…

TARIK (heyecanla yataktan fırlayıp,Filiz’i kucağına alır) allahh…kardeşim benim be!!..cadıların birtanesi…

FİLİZ:indirr…indir beni,deli…

Tarık filizi döndürmeyi bırakıp,burnunu sıkar…” işin yoksa yardım etsene bana,valiz hazırlayalım…”

“ başka derdin??”

“ne var,ölür müsün abine yardım etsen?”

“ biz kahvaltıya…Berrak yukarıya…o toplıycakmış senin valizini!”

“ o ne anlar…ben hallederim!zaten birşey de yiyemem heyecandan…”

“ iyi o zaman,annemden fırça yiyceksin zaten…İtalya’ya kadar tok tutar seni…”

Tarık şüpheyle bakar Filiz’e…“ hayrola,sen erken kalkarmıydın böyle?”

“ ee alışkanlıklar değişiyor abicim…ben erken kalkmaya başladım..sen de kış günü boxerınla yatmaya!!”

Tarık bir an üstüne bakıp kızarır…

“ çıksana kızım odamdan..hala duruyor…”

Filiz gülümseyerek çıkarken…Tarık başucuna konan telefonu açar çocuksu bir sevinçle…

“ Sadri..uyan oğlum…geliyorumm…Nereye olucak,Roma’ya!”

Roma- Ayşe’nin odası…

Ayşe yatağın öbür ucundaki komidinin üstünde çalan telefona uyanıp,yanında uyuyan Naz’ı dürter yorganın üstünden…

AYŞE (yarı uykulu bir şekilde) Naz..şunu versene?...Nazz?

Dürterken bir tuhaflık olduğunu farkedip yorganı aralar…

“ Yuhh!!...şu kadarcık yerde ne ara ters döndü bu çatlak?”

Naz’ın bacaklarının üzerinden telefona ulaşır…” kargalar kahvaltı etmeden,Sadri!!”

Telefonu açar… “ Buyrun Sadri bey…rüyanızda mı gördünüz beni??...NEE?...”

Naz yattığı yerde kıpırdanınca, Ayşe sesini alçaltarak konuşmaya devam eder…” Tarık mı geliyor?... hem de bugün…ama sen---…tamam tamam,merak etme…bozmam süprizi…ararsın inince,bekliyorum canım…ben de…”

Ayşe telefonu kapadığında mutlulukla gülümsemektedir…elindeki telefonu sıkarken…” bu çocuk ya hakikaten deli..ya da…” masum bir şekilde herşeyden habersiz uyuyan Naz’ın yüzüne bakarak…” sonunda yüzü gülücek kıymetlimin…”

Öğlen saatleri…

Roma,pastane--

RIZA:kurabiyeleri fırına koydun mu kızım?

AYŞE (elini kırmızı önlüğe kurularken) çoktan koydum ya baba…ihtiyarlamaya başladın sen!!

RIZA:kim demiş onu?

AYŞE:söylemeye gerek mi var?şimdi de kremayı bırakıp geldin…

RIZA: eyvahh!!

Rıza bey telaşla kremaya dönerken Ayşe mutfağın kapısından çıkıyordur… müşterilerini gördüğünde belli etmeden irkilir ama sonra gülümseyerek tezgahın arkasına geçer

Fısıldayarak…”hoşgeldiniz!”

Sonra yeniden babasının duyabiliceği bir tonda…”ne verebilirim size beyler?”
Sadri önündeki çeşit çeşit pastalara ve kurabiyelere bakarken,Tarık’ın gözleri Naz’ı arıyordur…Sadri gülerek başını kaldırır ve kapalı mutfak kapısına bakıp tezgaha eğilir…fısıltıyla…

“bu öpücük alabilirim ben”.. parmağıyla sağ yanağını işaret ederek…” mesela tam şuraya..”

AYŞE:mesela tam oraya bir tokat yemek istemiyorsan uzak dur Sadri…babam içeride…

SADRİ:tamam Ayşem ya…zaten durum ciddi,hayırlı bir iş için geldik biz…

AYŞE (alaycı bir ifadeyle) beni babamdan istemeye mi!...

SADRİ (ciddi bir ifadeyle) hayır, Naz’ı Tarık’a istemeye…

AYŞE:sonunda…sabahtan beri gözüm yollardaydı,çaktırmıycam diye canım çıktı!!…

Bir an sonra gözlerini açar şaşkınca,bağırarak…” nee?!istemek mi??”

TARIK:bakma sen bu zevzeğe Ayşe..şimdilik tek istediğim Naz’la konuşmak…

AYŞE:peki ya sonra?

TARIK:sonrasına sonra karar versek?...evde mi?

AYŞE:bekle…

Nazın odası—

Yatağın üzerine boylu boyunca uzanmış,ellerini başının altında birleştirirken uzun süredir beyaz tavandaki aynı siyah noktaya baktığından habersiz gibidir….

Şimdi tarık dönemiyor…babasının esaretinde!zaten dönse de yüzüme bakmaz ya onca laftan sonra….Peki ben?...niye bu kadar mutsuzumm?...yok…bu şehir dar geliyor artık bana…onca anı…hiç sevmediğim birine –evet- demişken… acaba Türkiye’ye mi dönsem,babamla Ümit’i de özledim zaten….ama orda ne kadar kazanıcağım da malum… off Naz!!kafayı yiyeceksin biraz daha düşünürsen?..
Doğrulur yatakta…bağdaş kurduğu bacaklarına tutunarak…

peki Viyana teklifi?...düşünmeden reddettin…oysa hem uzaklaşmanın,hem de kendini kurtarmanın tek yolu…evet Naz…bu aşkı ancak böyle gömebilirsin!!

Bu sırada yatağın üstünde titreyen telefonun sesiyle,sıyrılır düşünce aleminden…

“ efendim Ayşe?”

“ Naz..çabuk gel!!aşağıda yardımına ihtiyacım var….”

“ birşey mi oldu?”

“ evet...müşteriler pastaneyi istila etti...”

“ nee?”

“ turist grubu alarmı!!onlar dükkanı yağmalamadan yardımıma koşmam lazım…”

“ tamam,hemen iniyorum canım!”

Naz telefonu kapatmaya hazırlanırken…Ayşe’nin sesi duyulur son anda…

“ nazz??”

“ efendim?”

“ gelirken,üstüne güzel birşeyler giy…”

“ niye?”

“ turistlerden biri beğenirde,belki giderken seni de yanında götürür diye…”

“ AYŞEE!!”

“ niye olucak kızım ya,tabiki pastanenin imajı için…”

“ iyi…azıcık bekliyceksin o zaman!”

Ayşe gülümseyerek…“ çok sabırsız gözüküyor ama beklesin artık!“

“ nee?”

Ayşe alt dudağını hafifçe ısırır…azarlarcasına..” aa bak hala oyalıyor beni!!giyin çabukk…”

Naz kapanan telefonu eline almış şaşkınca ekrana bakarken…” ne dedi şimdi bu?”

Pastane—

TARIK (heyecanla) geliyor mu?

Ayşe gülümseyerek “birazdan iner.. kurabiye?”

Sadri lezzetli kurabiye tabaklarına bakarak gülümser…

“neden olmasın..yalnız senden korkmaya başladım bu yalan konusunda!”

Ayşe gülümseyerek kakaolu bir tabak çıkarır ve iki dekoratif peçeteye gümüş bir maşayla birkaç tane kakaolu kurabiye koyar….”otursanıza,yanına çay da koyayım…”

SADRİ:süper olur!

TARIK:ben istemiyorum Ayşe…

AYŞE:aa ama Naz yaptı bunları…

TARIK (gülümseyerek) tamam o zaman…

Tarık bir lokma alıp zevkten gözlerini kapatırken mırıldanır

“muhteşem..”

Ayşe gülümserken mutfak kapısından Rıza bey çıkar…

“ bir sorun yok ya kızım?”

ve aynı anda Naz bütün güzelliğiyle içeri girerken,Tarık yolunu şaşıran bir kurabiye parçasıyla öksürmeye başlar…

“ Tarık ölmezse yok baba!”

Sadri sakince arkadaşının sırtına vururken,Rıza bey gülümseyerek mor berjerlerde oturan gençleri selamlar

“ günaydın beyler..”

SADRİ:günaydın efendim….arkadaşımın boğulduğuna bakmayın…kurabiyeleriniz harika….

Rıza Bey içtenlikle gülümserken Naz hala şokta,merdivenlerin başında duruyordur…

Rıza Bey genç kızı gururla göstererek…” yaratıcısı burda…”

SADRİ:ellerine sağlık Naz…

NAZ (gözlerini tarıktan ayırmadan mırıldanır) afiyet olsun…

AYŞE: Sadri ve Tarık bizim üniversiteden baba…uzun süredir arkadaşız…

RIZA:ee bunca zaman niye çağırmadınız kızım?Kadınların içinde kaldım…İki çift laf ederdik memleketimin aslanlarıyla…

TARIK:ben uzun zamandır Türkiyedeydim,bugün döndüm efendim…

RIZA:öyle mi?..ee nerelisiniz bakalım çocuklar?

Babasının müdahalesinin uzayacağını anlayan Ayşe…

“ baba,bir yanık kokusu geliyor mutfaktan??”

Rıza Bey telaşla…” gitti kurabiyeler!!!”

Rıza Bey iri cüssesinden beklenmiycek bir çeviklikle mutfağa koşarken,Ayşe Sadri’ye kaş göz işareti yapar…yalnız bırakmalarını söylercesine…

SADRİ: şeyy,müsaadenizle…bizim dışarda ufak bir—

Bu sırada Ayşe’nin yaklaşıp kapıya sürüklemesiyle cümlesini tamamlayamaz bile…” hadi Sadri,hadi…duymuyorlar zaten!”

Tarık ve Naz sadece birbirlerine odaklanmış,gözlerinin baktığı başka bir canlının varlığını farkedemiyorlardır…

http://www.imeem.com/people/AKVy76w/...usic_playlist/

birbirlerine çekilen ağır adımlarla yaklaşırlar ikisi de…aralarında sadece birkaç adım kala durup,bir harabenin ortasında birşey bulup da,ne yapacağını bilemeyen iki savaş çocuğu gibi suskun kalırlar bir süre….

Tarık elini uzatır…” merhaba”

Naz benliğini ele geçiren siyah çerçevelerden gözünü birkaç saniyeliğine ayırıp Tarık’ın uzattığı ele ürkekçe dokunurak…

“ hoşgeldin…”

Tarık eline nazikçe değen parmakların oluşturduğu,vücudunun her zerresine akın akın yayılan bu elektriğe inanamıyordur hala…

NAZ:geliceğini bilmiyordum!

TARIK:benim için de süpriz oldu….

Tarık’ın bakışları Naz’ın yüzünde gezinir…konuşmaya başlarken istemsizce dudaklarına kayar…

NAZ:şeyy..ben…telefonda söylediklerim biraz ağır oldu galiba…ama—

Naz devam ederken,Tarık kulaklarını sağır eden içseslerini dinlemekle meşguldür….

“ Nazz…hayalinle yaşarken karşımdasın sonunda…ve öyle güzelsin ki…”

Tarık bir anda Naz’ın boynunu kavrayıp dudaklarına yapışır…

Ve birkaç saniye sonra gözünün önünde sallanan elleri farkedip kendine gelir…

NAZ:Tarık iyi misin?

TARIK:hııı…noldu nazz?..

NAZ:dün söylediklerim için özür diledim ama duymadın sanırım…

TARIK:dalmışım bir an….

Tarık Nazın karşısından uzaklaşıp çeşit çeşit şekerleme, pasta ve kurabiyelerle süslü cam vitrinin önüne gelir….rahat bir tavırla incelerken…

“ sanat eseri gibi bunlar…”

Naz susar kısa bir sure…

Söylemek istediklerini aklında toparlamaya çalışarak….

“ Tarık,onca sözden sonra buraya neden geldin?”

“…….??”

“ konuşmayı düşünmüyor musun?”

Tarık başını çevirmeden cevaplar…

“ Konuşmak için gelmedim..”

Naz sessiz kalırken Tarık ona döner….

“çikolatalı pastanız var mı?”

Naz bir an kaşlarını çatıp genç adama bakar…

“ Türkiye’de pasta bulunmuyor sanırım…”

“ nerden çıkardın bunu?”

“ ordan buraya bunun için geldiğine gore?”

“ buraya yarım kalan işlerimi tamamlamak için geldim Naz…ve bu akşam özel bir kutlama için pastaya ihtiyacım var..ikna olduysan,normal bir müşteri gibi pastamı alabilir miyim şimdi?”

Naz..bozulmuş bir ifadeyle…“tabii..dilim mi istiyorsu-“

“ bütün…”

Naz başını sallayarak önündeki cam kabinden bir kaç tane çikolatalı pasta çıkarır…

Daha resmi bir tavırla…“ hangisini tercih edersiniz?”

Tarık tezgahtaki pastalara bakar kısa bir an…bakışları Naz’ın yüzünde gezinir…

“ zevkinize güveniyorum Naz Hanım…seçimi siz yapın!”

Naz içinden söylene söylene sevimli kek kutularından birini alıp önüne koyar, dikkatle pastayı içine yerleştirirken,Tarık onu izlemeye devam ediyordur…

NAZ (içses) resmen nispet yapıyor…umrumda değilsin demek istiyor!!oysa ben--…saçmalama Nazz,kendine gel!!yok yok,en iyisi geçir şu pastayı suratına rahatla…

TARIK (içses) kim bilir neler geçiyor aklından şimdi?...güzelim…ne kadar da zayıflamışsın…benim yüzümden mi yoksa bu halin?

Naz kutuyu kapatıp Tarık’a bakar, izlendiğinin farkında,sahte bir gülümsemeyle kasanın altındaki ahşap çekmecelerden birini açar….

NAZ (içses) yüzüme bakıp için için dalga geçiyorsun kesin!

Yeşil yaldızlı bir kurdele çıkarıp kırmızı kutunun etrafından bağlarken,Tarık genç kızın ustalıkla hareket eden parmaklarını seyrediyordur aklında onlarca düşünceyle….Naz işi bittiğinde gülümseyerek başını kaldırır ve kutuyu hafifçe tarık’a ittirirken…

“afiyet olsun..Kutlamanız iyi geçer umarım Tarık Bey!!”

Tarık başını sallayarak kutuyu alır ve parayı tezgahın üzerine bırakır….”

Teşekkürler Naz hanım…” Tarık sessizce arkasını dönüp dükkandan çıkarken Naz onun arkasından bakakalır…. Önündeki parayı hırsla kasaya koyaken...

“ inanmıyorum ya!!!bu mu benim sevdiğim adam?...resmen dalgasını geçti benimle!!…

Bu sırada kapıdan içeri giren Ayşe,merakla etrafa bakar…

“ ee Tarık nerede?”

Henüz sinirini alamamış olan Naz…” cehennemin dibinde!!!”

***********************

cagrib
06-12-08, 17:02
Aynı gün öğleden sonra--

“ben okula gidiyorum,provam var..”

Naz üst kattan bir tamam duyup kapıya ilerlerken,pastanenin kapısı heyecanla açılır, rüzgar çanının huzurlu melodisi odayı doldururken…elinde küçük bir zarfla minik bir delikanlı nefes nefes içeri girer…

“nazz!”

“jimmy….noldu?”

“bu sanaymış…”

Naz zarfı gülümseyerek alır…”tamam,sakin ol…bakalım kimdenmiş bu aşk mektubu?” Jim onu duymuyor,cam vitrindeki kurabiyelere bakıyordur hülyalı hülyalı…

“anlaşıldı küçük adam” gözlerini devirerek tezgahın arkasına geçer ve 3-5 tane kurabiyeyi eğilerek delikanlıya uzatırken,jimmy ikinci hediyesini almış olmanın mutluluğuyla,teşekkür eder…ve Naz arkasından gülümserken geldiği hızla uzaklaşır pastaneden….”deli çocuk” naz zarfı açıyordur…içindeki notu okuduğunda yüzündeki gülümseme donar bi anda…

Saat 7’de, o meydanda…pişman olmayacaksın,söz veriyorum...

Tarık..


şaşkınlık,heyecan ve kararsızlık üçlüsü yavaş yavaş beynini esir alırken…Naz kaşlarını çatarak notu zarfın içine koyar ve saatine bakarak pastaneden dışarı çıkar..

********************************

Naz otobüsten inip kırmızı paltosuna biraz daha sarılırken meydanda insanlar durmadan yürüyor, seyyar satıcılar soğuğa aldırmadan dolaşıyor, büyük heykelin dibinde sokak çalgıcıları neşeyle müziklerini çalıyordur…Naz gülümseyerek O geceki evsiz adamı hatırlar ve kalabalığa ilerlerken heykelin arka tarafına doğru ayakta durmuş, onu bekleyen tarıkı gördüğünde kalbi küçük bi kuşun çırpınışları eşliğinde atmaya devam eder…Tarık başını caddeden önüne çevirdiğinde uzun zamandır beklediği Nazı görür …şaşkınlığına yenik düşerken…Naz hafifçe gülümser…

“geldim..”

Tarık başını sallayarak elini uzatır…” umudumu kaybetmek üzereydim…”

NAZ (tuhaf bir şekilde ona bakan adama ve ardından kendine uzanan eline bakar) dans etmiycez değil mi?

genç adam daha da gülümserken Naz ,Tarıkın memnuniyetinden garip bir rahatsızlık duymuştur…tarık elini Naz’ın beline indirip Naz’a arabasına doğru yolu gösterirken…” hayır…gel benimle…”

Naz sessizce öne geçer ve bir an sonra kaşlarını çatarak Tarık’a döner…

“nereye gidiyoruz?”

“seni kaçırıp öldürmeyi planlamıyorum Naz, sakin ol..”

Naz kaşlarını kaldırıp arabaya ilerlerken Tarık ona kapıyı açar… naz binerken mırıldanır

“artık ne planladığını kestiremiyorum ama neyse..”

Tarık sessizce gülümseyerek şoför koltuğuna geçer…metalik gri araba yola çıkar…

Araba ön plan—

Tarık radyodaki şarkıya eşlik ederken,arasıra gözlerini yoldan ayırarak Naz’a bakmaktadır…direksiyonda parmaklarıyla ritm tutarken….

http://www.vidopa.com/video/4o1MAbiqOMU__BabyCanIHoldYouTonightBarisAKARSU.htm l

NAZ:birşey mi söylemeye çalışıyorsun?

TARIK:yoo…

NAZ:ne bilyim öyle şarkının sözleri--

TARIK (Naz'a döner) n'olmuş sözlerine??...

NAZ:önüne bak önüne,kaza yapıcaksın!

Naz şehirden çıktıklarını gördüğünde tarıka döner…

“cidden nereye gidiyoruz?”

“sabırlı ol..”

“olamam tarıkk,söyle lütfen..nereye gidiyoruz?”

“ben sapık falan değilim naz, neden bu kadar endişe ediyorsun..sana bişey yapıcak değilim!”

“yapamazsın zaten…yani,ben istemediğim sürece…”

“sen istesen bile,elimi sürmem sana”

“nedenmiş??”

“istemediğimden değil,yanlış anlama!..ama kıyamam dokunmaya..”

Naz mahçup ve biraz da şaşkın bi ifadeyle…”sen ciddi misin?”

“benim hakkımda bilmen gereken bişey var…”

“ne?”

“sevdiklerime asla yalan söylemem”

Naz sakinleşerek arkasına yaslanırken başını dışarı çevirir…

“biliyor musun,tanıdığım hiçbir erkeğe benzemiyorsun…”

tarık bir an ona dönerken “çok erkek tanıyosun galiba…”

naz başını tarıka çevirir hırsla…”emin ol senin tanıdığın kızların yanında, sözü bile olmazz!”

tarık hafif bi tebessüm eder once…naz tepkisini anlamaya çalışırken…bi yandan yolu takip ediyor,bi yandan da belirgin bir şekilde sırıtıyordur şimdi….

“niye sırıtıyosun?”

“sırıtmıyorum Naz,gülümsüyorum…”

“ne farkeder ikisi de sinirlerimi bozuyor..”

“ciddi bir ifade takınmamı ister misin?”

“aman çekemem bir de senin suratsız halini…söyler misin nedir bu kadar komik olan?”

Tarık cevap vermeden sırıtır tekrar… “ başka hallerimi çekebilirsin yani?”

“tarıkk!!”

“kıskanıyorsun beni…”

“nee?”

“ama,itiraf etmeliyim ki…çok hoşuma gidiyor…!!!”

” hayalgücün çok gelişmiş…ama ancak kendini kandırabilirsin böyle!!”

“hı hı..”

“ ne demek oluyor bu –hı hı-?”

“ sabırlı ol…benimle ilgili herşeyi bu geceden sonra öğreniceksin…”

Naz yüzünü dışarı çevirir…bir yandan mırıldanarak…

“ peşine takıldığım için delirmiş olmalıyım!”…

Tarık belli belirsiz tebessüm ederken,Naz iki yanlarından uzanan hafifçe karla kaplanmış ağaçları inceliyordur..

********************************

cagrib
06-12-08, 17:05
********************************
Araba bir süre sonra küçük bir kır evinin önünde dururken Naz Tarıka döner

“burası mıydı süprizin?”

Tarık başını sallarken Naz yanındaki eve bakar…

“çok şirin.. kimin evi burası?”

“büyük annemindi.. ara sıra gelirim..”

“nee?”

“hani derler ya öyle filmlerde…başroldeki kadını etkilemek için…”

“çok komik….”

Tarık gülümserken,naz…

“söyliycek misin?”

“neyi??”

“evin kime ait olduğunu diyorum tarıkk...dinlemiyor musun sen beni??

”dinliyorum da,aklım pek yerinde değil buaralar…güzeller güzeli bi peri başımdan aldığından beri…”

Naz hafifçe kızararak,başını öne eğer…minik bi tebessüm vardır dudaklarında…

“bana ait bu ev…sadece bana…”

Naz başını kaldırıp iyiden iyiye gülümser şimdi… kapıyı açıp dışarı çıkar… Tarık da peşinden….Naz tahta çitlerle çevrili evin bahçe kapısını yavaşça açar ve kilide takılı minik bir çan ses çıkarırken tarıka döner…

“senin gibi biri için biraz fazla sevimli değil mi bu ev??”

“ne yani,ben sevimsiz miyim?”

Naz iç çekerek…” bir anlayabilsem!”

genç adam gülümseyerek başını iki yana sallarken, Naz minik patikadan eve doğru yürüyordur onu beklemeden… ahşap merdivenleri tırmanıp kapının önünde iki yanda duran rüzgar güllerine vurarak gülümserken,Tarık da yaklaşıp kapıyı açar… ve ardından kenara çekilerek Naz’a yol verirken…” evime hoşgeldiniz Naz hanım…”

Naz hafifçe iç çekerek mırıldanır kapıdan girerken ….

“ hoşbulduk…bak, bu seferlik beni eve atmana izin veriyorum tarık…”

genç adamın gözleri büyürken bir an kapıda kalakalır….” Nee??”

naz arkasını dönerek onun haline gülerken hemen sonra içerilere ilerler...

“ ne denmez,efendim!!”

“ Nazz!!”

“şaka yaptım canım….alınma ama sen de pek bi safsın”

naz sıcak evin içinde odalara bakarak ilerlerken ,tarık onu takip ederek mutfağa gider… ahşap merdivenlerden yukarı çıkarken çatı katındaki küçük iki odaya bakar naz… belli belirsiz bir naftalin kokusu burnuna dolar….gülümseyerek aşağı iner,gıcırdayan merdivenlerden… mutfaktan gelen seslere dönüp ilerlerken çocuksu bir heyacan vardır yüzünde…

“ evin harika!..sen?..ne yapıyorsun orda?”

Tarık elinde uzun bir kibritle önündeki pastada duran küçük mumları yakarken arkasını döner…

“çabuk bitirmişsin turunu..”

“dolmabahçe sarayını gezmiyorum herhalde..!kutu gibi ev…”

Tarık gülümserken,Naz Masada duran çikolatalı pastaya bakakalır…

“bu sabah benden aldığın pasta değil mi o?”

“evet..öyle!”

“neyi kutluyoruz?”

tarık kibriti çöpe atarken naza döner…

“senin doğum gününü..”

Naz kaşlarını çatar

“neden benim doğum günümü kutluyorsun ki?”

tarık masaya yaklaşıp sandalyelerin birinin arkasına tutunurken gözü pastada, konuşur….

“ yaptığımız yarışı ben kazanmıştım…”

“ hangi yarışı?”

“ bir yıl once…padme ve anakinle ağacımıza kadar yarışmıştık…ve ben kazanmıştım!”

“ tamam,hatırladım…”

“ o zaman, seçtiğim bir günü benimle geçirmeye söz verdiğini de hatırlamış olmalısın!”

“ o öylesine verilmiş bir sözdü…senin çenenden kurtulmak için….”

“ demek öyle?”

“ evet… hem benim doğum günüme daha bir ay var tarıkk…”

“ bir ay olduğunu biliyorum ama büyük olasılıkla doğumgününde burada olamıycam…o yüzden şimdiden kutlamak istedim…

“ aslında normalde nereye gittiğini sormam gerek ama benim merak ettiğim daha önemli bişey var!...

“sor bakalım…ben her soruya hazırlıklıyım..”

tarıka yaklaşır yavaş yavaş…

“öyle mi…..peki o zaman,söyle..neden bu kutlamada sadece sen ve ben varız?”

“çünkü...”

“çünkü ne?

“çünkü,seni seviyorum..”

Tarıkın ağzından bi çırpıda çıkan bu cümle Nazı allak bullak eder….bütün kaleleri düşmüştür sanki…susar bi sure…Tarıkın ifadesindeyse en ufak bir değişiklik yoktur..

“beni seviyorsun?doğru mu duydum???”

Tarık başını sallarken naz hala yerinden kıpırdayamaz…

“ne zaman oldu bu olay?”

tarık kaşlarını çatar…naz toparlamaya çalışır cümlesini…

“yani..sen.. ne zaman şey oldun-“

“aşık?”

Naz hafifçe yutkunurken başını sallar…Tarık sandalyeyi bırakıp ona bir adım atarken Naz o an arkasını dönüp kaçması gerektiğini düşünür… ama bacakları artık beyninin yolladığı emirlere itaat etmiyodur….kalbi göğsünü parçalarcasına hızla atmaktadır…düşmekten korkar gibi,sandalyeye tutunup destek alır… bir adım daha yaklaşırken konuşur Tarık…

“bilmiyorum…ama sanırım gözlerin gözlerime değdiği ilk andan beri…”

Naz gözlerini kaçırır,yanakları hafifçe kızarmış….sonra kafasını kaldırır bi anda…

“buraya da bunu söylemek için mi getirdin beni?”

tarık ne cevap vermesi gerektiğini bilemez…”şeyy…”başını sallar sadece…

“boşver...sormadım farzet..”

Nazın yüzünde çocuksu bir sevinç…ellerini çenesinin altına götürmüş,dudaklarını ısırarak pastaya bakıyordur….

“bunu da benim için aldın?”

tarık başını yine -evet- anlamında sallarken,nazın o güzel gülümsemesi bütün yüzüne yayılır…

“anlaşıldı,bütün sorularıma böyle cevap vericeksin sen bugün?”

Tarık sessizce,bir kaç adım daha atıp Naz’a yaklaşır...çok yakınında durup,elini Nazın yanağına koyar…

“seni seviyorum Naz ve buraya da senin doğum gününü erkenden kutlamak için geldik…sormak istediğin başka bişey var mı?”

“az once gideceğini söylemiştin.. o bu hikayenin neresinde duruyor peki?”

Naz,elleri tarıkın belinde ,meraklı gözlerle bi cevap beklemektedir… Tarık için beklenmedik bir sorudur bu…sessizliği hayal kırıklığına dönüşür Nazın gözlerinde….Tarık’ın belinde duran ellerini indirir yavaşça...

“ Buraya bir süreliğine geldim…aslına bakarsan,sadece seni görmek için…Babamın işlerinin başına geçmek için Türkiye’ye dönmem gerek….”

Yüzü düşer Naz’ın..“ gidiceksin yani??”

“ çoktan planlanan bir geleceğin kurbanıyım ne yazık ki!..ama söz veriyorum Naz,mümkün olduğunca uzatıcam burada kaldığım süreyi! ”

“ ne kadar bir süre?”

“ farkeder mi?”

“ne demek farkeder mi tarık? Bana beni sevdiğini ve aynı zamanda bir süre sonra da terkedeceğini söylüyorsun? Sırf çoktan planlanan bir şey olduğu için….ne dememi bekliyosun?yolun açık olsunn!!!”

“seni terketmem için önce seninle beraber olmam gerek...”

naz sessizleşir…pencereye doğru ilerler…

“seninle beraber olamam.. terkedileceğimi bile bile kendimi ateşe atıp,sana bağlanamam.. o kadar saf değilim tarık…üzgünüm ama,bunu kendime yapamam!”

tarık arkasına döner ve masaya yaklaşıp pastaya eğilir, mumları üfleyip tekrar doğrulurken---

“biliyor musun,aslında bunu söyliyceğini tahmin etmiştim..”

naz kaşlarını çatarak,bir anda aklı başına yeni gelmiş gibi,masaya ilerler…

“ne demek bu şimdi? bir şansımı deneyeyim, olmazsa olmaz mı dedin yani!?Inanmıyorum!!Sen beni ne sanıyorsun Tarık?her gördüğü adamın kollarına atılan biri mi?”

“ şişş sakin ol biraz…bunu demek istemedim…”

“ ya ne demek istedin o zaman?hep aynı noktaya geliyoruz işte?!...neden sana inanmak bu kadar zor?!!..niye bu kadar güvenilmez bir adamsın?..beni sevdiğin bile şüpheli…”

Tarık öfkesine kapılıp Naz’a yaklaşırken… ”…Öyle mi Naz Hanım?demek şüpheli bir sevgi benimki…o zaman ben anlatıyım sen karar ver…

saatleri kelepçeledim yokluğunda sensiz akmasınlar diye.Ama insan zamanları tutamıyor işte.Koskoca bir ay…her saniyesi seninle nefes aldım…bana söylediklerini düşündükçe boğuldum kapkara denizlerde.dalgalar seni vurdu yüzüme….uzaklığın aklımı başımdan aldı…ısınmayı,gülmeyi,yaşamayı unuttumm…

Naz pastayı gösterir,onu duymamış gibi…

“ o pasta bana aitti,mumlarımı kendim üfleyebilirdim!”

Susar tarık…yüzüne bakar…umutsuzca..”aşığım sana Nazz,neden anlamıyosun?”

Naz ellerini indirip karşısında onu bambaşka gözlerle izleyen adama bakar ve bir an sonra yangın yerine dönüşür bakışlar…dudaklarına uzanırken tarık refleks olarak gözlerini kapatarak Nazı belinden kavrar… Naz dizginleyemediği duygularla Tarıkın yüzünü elleri arasına alarak hırsla öperken…Tarık elinden geldiğince sakin olmaya çalışsa da Nazın tutkusuna kayıtsız kalamaz…

“neden günlerdir aramadın beni…neden bunca zamandır sustun…?!!”

“nazz—“

“sus!!”

Tarıkın konuşmasına fırsat bırakmadan,öpüşüyle intikamını alır adeta onsuz geçen her dakikadan… Tarıkın dudaklarını neredeyse zorla aralayarak,kalbinin derinliklerinden vücudunun her hücresine yayılan aşk ateşi gibi,derin bir nefesle öpüşünü de büyütüyordur sevdiği adamın dudaklarında…Tarıksa Nazın dudaklarında bıraktığı o inanılmaz tatla, tutuşunu biraz daha sıkılaştırır…bir eli Nazın ipeksi saçlarına karışmış…diğeriyle belini kavramış,tezgaha doğru itiyordur onu…Naz tezgaha yaslandığını hissettiğinde,tarık hafifçe ayrılır…ve Nazın alev saçan gözleri değer Tarıkın sürmelerine…

“birine önce seni seviyorum diyip sonra terkedemezsin…”

Tarık nefes nefese Naza bakarken,gülümser hafifçe…. “tamam..”

“Sırıtma yine…pastamı da söndürdün zaten!”

“sırıtmıyorum Naz,gülümsüyorum sadece…”

“öyle mi?.peki,neden burdan bakınca sırıtıyomuşsun gibi duruyor??”

Elini tutar Tarık,Naz şaşkınca ellerine bakarken…

“gel benle...”

“nereye??”

“seni o çok istediğin doğumgünü pastana kavuşturmaya…”

Pastanın başına geldiklerinde…

NAZ:tekrar yak ama,söndürürken dilek tutucam..

Tarık gülümseyerek,çekmeceden kibritleri çıkarır…" emredersiniz küçükhanım..."

Tarıkın son mumu da yakmasıyla masaya iyice yaklaşır…

NAZ:biliyor musun bu pastayı senin için yapmıştım…

TARIK (şaşkınca) benim için mi?

NAZ:bunu ve yaptığım her çikolatayı pastayı…

Naz pastaya eğilirken,tarık yanında durmuş,gözlerini biran olsun ayırmadan onu seyrediyodur…içinden geçen onlarca sesle birlikte; ”büyü mü bu bana yaptığın Naz?hiç böyle hissetmedim kendimi…”

Naz gözlerini kapayarak içinden bir dilek diler ve gözlerini açıp bir nefeste tüm mumları söndürür…Tarıka döndüğünde,kendisini dikkatle izlediğini farkeder… ”daha önce kimse böyle bakmadı bana!”

Naz Tarıkın ellerini tutup beline sarar…bu defa yüksek sesle mırıldanır dileğini…o her zaman korktuğu batıllarına inat…

“gitme..sen de en az benim seni sevdiğim kadar SEV BENİ!”

Tarıkın nefesi kesilir o an…Naz belindeki elleri kendine biraz daha dolayarak Tarıkın boynuna sarılır ve öylece durur bi sure sessizce ….tarıksa gözlerini kapatıp Nazın saçlarını okşuyordur….hafifçe koklar boynunu…

TARIK:öyle tanıdık ki bu koku….nazz…peri kızı…öyle zordu ki…her gün,her saniye seni sensiz yaşamak…uzağında kalmak….bu anı o kadar çok hayal ettimki…

Tarık bu sırada omzunun ıslandığını farkeder…uzaklaşıp,Naz’ın yüzüne bakmak istese de,Naz izin vermez buna…

NAZ:Sakın bakma göz yaşlarıma !Silmeye de kalkma…dudaklarıma değsin gözyaşlarım hiç durmasın bu gece,teninin tuzu gibi yaksın…kalbimin izleri onlar…

TARIK (saçlarını okşar,daha da çeker kokusunu) canımı yakıyor kalbinin izleri…ben bıraktım onları…benim eserim!

NAZ:şimdi burdasın,yanımdasın ya…

Daha sıkı sarılır Tarık’a…

NAZ:dindir bütün özlemlerimi…

TARIK:özlemenin ne demek olduğunu bile sensizliğimde öğrendim ben…canımm..

Naz,Tarıkın boynunu hafifçe öperek ayrılırken gözlerinin içine bakarak mırıldanır

“ Tarık,ne kadar sürücek bu?”

“bilmiyorum Naz,inan bilmiyorum!sadece-“

“Bir ay sonra mı? 6 Ay sonra mı? yoksa yarına kadar unutmuş mu olucaksın beni?”

Tarık yüzünü öne eğip susar…Naz yüzünü okşar hafifçe…

“bilmem gerek…ne kadar sürücek bu rüya?”

Tarık ona eğildiğinde,Naz sessizce iç çekerek onu karşılar ve kısa bir süre sonra alınları birbirine dayalıyken ayrılırlar…Tarık;

“gitmiyorum hiçbiyere…BEDELİ NE OLURSA OLSUN!!sonsuza kadar burda kalıyoruz…sen ve ben!”

“ama gitmen gerek..”

“sen de bir karar ver ama Naz..gitmemi mi istiyosun?”

Naz gülerken “tabi ki hayır!”ciddileşir ifadesi…”kalmanı istiyorum..benimle kalmanı!” ….Tarık hafifçe gülümser,Nazın yanağını okşarken…”kalbimi arkamda bırakıp,hiç biyere gidemem ben” ve tekrar Nazın dudaklarından bir öpücük çalar,ikisinin de gözleri kapalıyken… Naz yavaşça gözlerini aralar ve hafifçe gülümser Tarıka..bakışları Tarıkın duymak istediğinden fazlasını anlatıyodur şimdi… Tarık kendine çeker Nazı….aşk teslimiyeti de beraberinde getiriyordur...

Natalia Oreiro - Me muero de amor

http://www.zaplat.com/video/muzikvideolari/43313/Natalia_Oreiro__Me_Muero_de_Amor

Naz, Tarıkın elini tutmuş,hiçbişey düşünmeden merdivenlerde takip ediyordur onu…ikisi de sessizce üst kattaki odalardan birinin kapısını açıp beyazın ve ahşabın uyumuyla döşenmiş dört duvar bir cennete girdiklerinde,Naz gerçekten nefes aldığını hisseder bir an…Tarıkın elini bırakıp odada ilerler…tarıksa sessizce onu izliyordur…dört bir yanı ahşap sütunlarla çevrili yatağın yanından geçerken,şimdi elini değdiği beyaz tüller kadar duru gözükmektedir Naz….karbeyaz perdelerin kıvrımlarıyla örttüğü pencerenin önüne geldiğinde,durup yavaşça döner ve elini uzatır…Tarık tereddüt etmeden yaklaşır kendini çağıran güzelliğe… sıcacık bir dokunuşla tutar elini...Naz elini tarıkın omzuna koyar…nefesleri birbirine değmektedir şimdi…Tarık, narin bir bibloyu tutar gibi boynundan kavrayarak kendine çeker Nazı….

Naz’ın kavuran sıcaklığı dudaklarından bedenine yayılırken,sonsuza kadar o dakikayı yaşamak istediğine emindir Tarık… şimdiye kadar söylenmiş bütün sözler, bütün bakışmalar, bütün sessiz duruşlar tek bir anlamda toplanmış, ikisini şu anda, bu bembeyaz odanın içinde birleştirmektedir… zamanı durdurmanın mümkün olup olmadığını düşünüyordur Tarık… gözleri kapalı, karşısında duran efsunu bütün varlığıyla hissetmeye çalışırken….Naz yavaşça ayrılır tarıkın nefesinden….belli ki o da aynı şeyleri düşünüyodur….Tarık’ın boynunda duran elleriyle yavaşça yüzünü kavrar gerçekliğinden emin olmak ister gibi….yüzünü kaldırıp Tarık’a bakar…parmaklarını kenetler birbirine,ruhlarının çoktan bütünleştiği gibi….”gel hadi…”

ve Tarıkı elinden çekerek odanın bir köşesinde duran bembeyaz yatağa doğru götürür…Tarıksa,içini kavuran aşkın esaretine kapılmış,Nazın direktiflerine uymaktadır sadece…aklını kullanma yetisini kaybetmiş gibidir…Onu büyüleyen peri kızı her ne istiyorsa ya da ne istemiyorsa o olacaktır şimdi..
Naz yatağa oturup hala ayakta duran tarıkı kendine çekerken bir taraftan da beyaz örtülerin üzerinde yavaşça yatağa yerleşiyordur,Tarık dizini yatağa dayayarak eğilirken,Naz yine onun yüzünü kavrar ve sürme gözlerine sunar gözlerindeki aşkı…”seni seviyorum”..Tarık kısık bi sesle--

“kalbimin tek sahibi sensin!”

“bi daha söyle,duymak istiyorum…”

Tarık,Nazın hafif bir gülümsemeyle kıvrılmış dudaklarına bakarken fısıldar…

“Nazımm…tek gerçeğim--“

Naz elini tarıkın dudaklarına koyup susturur..“ bu kadarı bile bana bir ömür yeter…”

tarık bakışlarını tekrar gözlerine çıkarırken,Naz ona doğru uzanarak daha öncekinden daha ihtiyaç dolu, daha sıcak bir öpücüğe bırakır kendini…iki beden yavaşça beyaz örtünün üzerine düşer…

Tarık boynunu öperken nazın elleri,şimdi o çok sevdiği siyah kazağın içinde sessizce dolaşıyodur….Tarık irkilir Nazın dokunuşuyla …doğrulur fazla uzaklaşmadan…ani bi hareketle,kazağını başından sıyırıp bir kenara atarken tekrar uzanıp,Nazın dudaklarına değdirir alev alev yanan dudaklarını….naz gözlerini kapatmış,elleri tarıkın saçlarının arasında…üzerinden hafifçe sıyrılan kırmızı kazağın yardımıyla,ilk defa başka bir tenle,sevdiği adamın sıcaklığıyla buluşuyordur buğday teni…

Tarıkın elleri Nazın tenini keşfederken,kulağına fısıldar nefesini….

” nazz…gece saçlı peri kızı…naptın bana?”

“ya sen?kalbim bu kadar hızlı atarken nasıl yaşıyorum?”

“Ayışığının değdiği en güzel ten olmalı bu…!”

Naz yutkunur gözleri kapalıyken….”ta-rık…kimseyi sevmediğin kadar,sev beni..”

Boynuna bıraktığı sıcacık öpücüklerin arasında,kaldırır kafasını “senden once kimseyi sevmedim ben…”

Gözlerini açar naz,elleri Tarık’ın omuzlarını kavramışken…buğulanan kahverengiler birbiriyle buluşur….

NAZ:yalan söylüyorsun??

TARIK: sana söylemiştim,sevdiklerime yalan söylemem!

gözler doğrular sözlerini…

Dalgalı saçlar,buğdayın sıcaklığına değerken,kalplerdeki yangın esaretine alır ruhları…şimdi,birbirini aşkın en beyaz haliyle keşfe çıkan iki beden vardır o yatakta…. Asi bir dolunayın aydınlattığı aşk her dokunuşta alevlenirken,yüreklerden dökülen sözcükler mührünü vurur geceye….

brs-sym
06-12-08, 17:09
BİR UMUT




Taze bir sonbaharın, demli sıcak güneşini yudumlarken
Rüzgârın dalgaları savurduğu anda,
Güneşin, yeryüzüne elvedasını seyrederken,
Yanında olan, henüz göremediği küçük bedeni okşuyordu…









Sandalyenin gıcırtısıyla gözlerini açtı, sağına döndüğünde Naz’ı göremeyince kalktı yataktan.
Naz, sallanan sandalyesine oturmuş, biricik oğluna masallar anlatıyordu, yüzünden neşeler saçarken, bir annenin gülümsemesi gibi…





Elinde, karısının hırkasıyla gelir balkona. Masum bir öpücükle uyandırıverir yarı uykulu bedeni.




Naz:“Günaydın canım”



Tarık:”Günaydın tatlım”





Naz’ın sırtına yerleştirir hırkayı, yanına oturur. Oğlunu okşamaya başlar, küçük gülücüklerini görür gibi neşelenir.








Anlayamadıkları anda kendilerini hastane koridorlarında bulurlar, gözü yaşlı baba ve oğlunu yaşatma savaşı veren bir anne…







Parçaların birleşeceği belli olmayan bir puzzle yapıyorlardır şimdi de oğluyla… Hayalinde…








Tek istediği oğlunu kucağına alıp, karısının elinden tutmaktı.









Kalplerin son atışıydı oysaki Bir Umut istediler, parçalanan hastane koridorları, canlı birer melek gibi zikretmeye başladı, nafile…








Gözlerden akan her damla, sonsuzluğa kanat geriyordu, içeriden gelen çığlıklar, onu yokluğa sürüklüyordu, bir köle gibi… Koskoca bir dünyada şimdi de yalnızlığa soyunuyor, hapsine kilit atıyordu…








Kalplerin “artık yeter” dediği anına kadar sürükledi onu bu “yokluk”.







Yanına gelen her eli çeviriyor, isyan ediyordu. Sadece bir nokta, onun için “her şey” olan noktaya odaklanmıştı, doğum odasının kapısı!






Hayati çizginin tam ortasındaydı şimdi, hayatının kahramanını bekliyordu, bilinmiyordu ama…







Oğlunun canı için, kendini veriyordu, her şeyden önce gelsin diye, ne olursa olsun o zaten erken bırakacaktı Tarık’ını, küçük beden belki bir parça onu mutlu eder diye, ölüme atlıyordu şimdi. Bir umut denecek yerde bir korku kapladı tüm bedenleri, artık ”umutlar tükeniyor” denmişti.








Yüzü beyaz yastığa yaslanmış, gözyaşlarıyla sulanıyordu… Arkadan gelen bebek ağlamaları, çığlıkları… Eli ayrılamıyordu şimdi de o yastıktan, ne kadar sert olsa bile dayanacağı tek yer onun “mezar taşı”ydı artık.








Toprağını gözyaşlarıyla suluyor, isyanlarıyla yürekleri yakıyordu.







Gözlerden süzülen her bir yaş şimdi de önündeki kutudan olduğu anlaşılıyor, küçük bir tebessümle bakılıyordu hayata.







Tarık eline kumandayı alıp, kapattı. Küçük hanımının yanaklarını silerek, dudağına “âşık” bir öpücük kondurdu.








Tarık:”Hepsi bir filmdi, sen, ben ve oğlumuz, hep beraberiz. Eğer öleceksek beraber öleceğiz.”







Naz, ‘canına’ sıkıca sarılır, hiç bırakmayacak gibi…









Tarık’ın göğsünde uyuyan küçük prens, annesinin sıkı sarılmasından sarsılarak, başını güçlükle kaldırır, annesinin ağlamasına dayanamaz, gözleri yaşlanır, yüzü buruşur.









Bu beklediği en güzel andı, olmasını istediği…






Ancak, hiçbir zaman gerçeklerden kaçılmayacağını, karısını sonsuzluğa uğurlayınca anladı, hepsi hayal değildi, Naz’ını kaybetmişti, hayal olmasını istediği her şey gerçekti oysaki…








Bir televizyon kumandasıyla kapatamadı hayatını. Aldanıyordu hayallerine…






Şimdi ise sadece resimlerde kalmıştı, birde hiç bitmeyecek asıl gerçek olan hayallerde…

cagrib
06-12-08, 17:53
>>>>>>>>>>>>...TuTku OyuNLaRı...<<<<<<<<<<<<

Ahşap evin içinde çıtır çıtır yanan şöminenin sesi…

"Kollarımda ne kadar mahsun duruyorsun…uykusunda bir bebek gibi…Parmak uçlarım saçlarında,saçların ben gibi kokuyor..rüyamı bu yaşadığımız Naz?... yüreğim ilk defa gülümsüyor!...”

Tarık koynunda uyuyan kadının kapkara kahküllerinin arasına bir buse
kondurur…Nazın hafifçe kıpırdanan bedenine aldırmadan,az önce dudaklarıyla katettiği yolu parmak uçlarına ezberletircesine dolaşmaktadır Nazın terle gevşeyen bedeninde…

Naz huysuz bir kıpırtıyla cevap verir uykusunda…

“Hımm”

Alnından,çenesine giden o mucizevi engebeyi kateder parmak ucuyla…

“Naz…Nazım..uyan hadi!uykucu melek…duymak istiyorum seni; masalsı sesine dokunmak, tenine dokunduğum gibi…kalk ve konuş benimle canım,hadi…birşeyler anlat bana…konusu kimin umurunda..gözlerinin içinden dinleyeyim seni…Her gördüğümde içimi ateşe kesen kaybolduğum göz bebeklerinin içinden…”

Naz mırıldanarak yerleşir Tarıkın göğsüne…”Tarık…”başını boynuna yaslar…Tarıksa gülümseyerek karşılamaktadır,kendine gelmek isteyeni... ”aşkımm”… karnında duran elini alıp dudaklarına götürür Tarık,öpüp ait olduğu yere,kalbinin üzerine bırakır…belki onda yarattığı değişimi duyumsar diye…ama Naz’ın yorgun bedeninde uyku ağır basmıştır anlaşılan...şimdi nefesler de bedenler kadar yakındır birbirine…

Tarık da daha fazla direnmemiş bırakmıştır kendini gecenin sıcacık kollarına…Aşka dönüşüp dönüşmediğini anlayamadığı bir sevgi ile tutkun olduğu geceye sarılır... “benim o” dercesine…

Hey gidi koca uyku,seni tahtından edebilecek bir yiğit çıkabilirmi ki yeryüzünde? Meydan okuyacak “ben varım ve senden korkmuyorum” diyebilecek…En deli ateşlerlerde bile yansan sonu aynıdır işte.. Ne amansız bir derttir uyku, ne de biçilmiş bir kefen insanoğluna…içinde kendilerini,içinde düşlerini bulabilecekleri bir uykudadır aşık bedenler…sessizlerdir belki, ama ıssız ve yalnız değil…bir bütünü tamamlarlar birlikte, gecenin huzurunda…sevişmenin naif sarhoşluğuyla..

Gece güne dönerken,Naz iyiden iyiye sokulmuştu yanıbaşında duran adamın sıcaklığına…oda soğumuştu, ama Tarıkın teni hala sıcacıktı…

Naz gözlerini araladı Tarık’ın kıpırdanmasıyla ve hafifçe doğrulurken gülümsedi gördüğü manzara karşısında…

“ Geceyi kollarında geçirmek mi güzel,yoksa güne kollarında başlamak mı?...hiçbir sabah karar veremeyeceğim galiba…”

Perdelerin arasından sızıp üstlerine vuran gün ışığının aydınlatamadığı yüzü, Naz’ın uzanıp boynuna usulca bıraktığı o öpücükle aydınlanmıştı…yavaşça gözlerini araladı,karşısındaki efsunlu güzel gözlerini dikmiş onu seyrederken…

“ Peri kızı?..hımm,günaydın…uyandın mı sonunda?”

“ I ıhh...uyuyorum hala…baksana hala düşteyim…seninleyim!”

“ o zaman bana gel yine…düş görmeye devam edelim…”

“ gelmem…”

“o neden?”

“ Burdan manzara daha güzel…seni izliyorum..”

Tarıkın gözlerinde hınzır bir yıldız parlamaktadır…

“ o zaman ben sana gelirim…orda manzara daha güzel....”

“ hayır!..”

“ evet!!..”

“ hayır dedim Tarık…”

“ evet evet!!...”

Naz göğsünün üstüne doladığı çarşafla ağır ağır uzaklaşırken…Tarık çevik bir aslan gibi kıskavrak yakaladı onu kaçmaya çalıştığı kuytuda…

Ve avının en zayıf yanını artık yakinen bildiğinden,gücünü değil aklını kullandı…daha doğrusu parmaklarını…

Parmakları Naz’ın beline,koltuk altına dokundukça, huylanıyordu küçükhanım…ahşap evi dolduran kahkahalarıyla…o kaçmaya, Tarık kovalamaya çalıştıkça daha da zevkli oluyordu bu oyun…bembeyaz çarşafın ucuna basmıştı Tarık…Naz yumuşak bir inişle yatağa düştü karşı tarafa geçmeyi düşünürken…

“ aaah…napıyorsun?”

“ nihayet ellerimdesin,Nazlı ceylan…kaçacak yerin kalmadı!”

Tarık Nazın üstünde, hareketini engelleyecek şekilde uzanmıştı…gözler birbirinde dinlendi bir sure…Nazın koşmaktan pembeleşen yanakları daha da kırmızıydı şimdi, Tarıkın arzu dolu bakışları yüzünde gezinirken…kalbi daha da hızlı atıyordu,onun göğsüyle yükselirken…

“ kalk üstümden…”

“ niye?”

Naz sessiz kalmıştı…yana çevirdiği bakışları, Tarık’a yakalanmıştı..masum bir kız çocuğundan farkı yoktu o anda…

“ yakaladım seni!..Naz?..”

“ hıı?”

“ itiraf zamanı..”

“ tamam..utanıyorum işte!rahatladın mı?”

“ inanmam?”

“ inan..”

“ bunu kim söylüyor,sen mi Mary mi?”

“ Ben orda oynuyordum yalnızca!”

“ o zaman burda da oyna!”

“ emin misin?bir kez daha düşün istersen…“

Tarık’ın yüz ifadesi değişmiştir şimdi geçmişe dönerken…

GEÇMİŞ--

“pekala.. bu oyunu ilk defa sergilemeyeceğiz, bu yüzden dekorlarımız ıvırımız zıvırımız her şeyimiz hazır.. sadece kıyafetler dikilecek, o kadar.. anlayacağınız direk ilk provalara gireceğiz..”

herkes can kulağıyla sahnedeki hocayı dinlerken Naz sessiz, önündeki ‘Mary” karakterinin profiline bakıyordur boş gözlerle…

Orta yaşlarını geçmesine rağmen;kısa,bakımlı saçları, biçimli vücudu ve kendine has enerjisiyle genç bir kızı andıran Halle konuşur…

“william, evin zengin ve çapkın beyefendisi… ”

Naz hafifçe gülerek başını kaldırırken sağ çaprazında duran Tarık’a bakar, genç adam herkes gibi pür dikkat Halle’i dinliyordur, Naz da gülümseyerek önüne dönerken Halle devam eder…

“adam gününü gün ediyor, para saçıyor, dünya umrunda değil.. parası var, toprağı var, elinin altında kızları da var- kızlar, burda size iş düşecek, bu adamla,Tarık nerde? El kaldır Tarık!...”

Halle gözlerini kısıp öğrencilere bakarken Tarık el kaldırır, herkes o tarafa dönerken genç adam onca kızın biranda üzerine dönen bakışlarından çekinip elini indirir….

HALLE:hizmetçiler elleri göreyim…

Naz kaşlarını çatarak elini kaldırırken üç beş kız daha elini kaldırmıştır…Halle başını sallayarak,

“güzel, kısa zamanda Tarıkla tanışmaya,hatta mümkünse samimiyetin dozunu arttırmaya bakın..”

Naz kaşlarını çatarken genç adam halinden memnun bir şekilde sahneye bakmaya devam eder…

Naz hızla senaryonun sayfalarını açar…

“İnanmıyorum yaa!!şu başıma gelene inanmıyorum….”

---------------------------------------------------------------

Naz tek kelime etmemiş, yavaşça adımlar atmaya devam ederken Ayşe koluna girmiştir... o sırada bir sürü kişi Tarık’ı ve Sofia’yı tebrik ediyor, başrol için biçilmiş kaftan olduklarını söylüyorlardır…

Naz sessizce Ayşe’ye dönerek,

“ben dışarı çıkıyorum.. hava alıcam.”

Ayşe başını sallarken,içinden bir ses şimdi onu yalnız bırakması gerektiğini söylüyordur…

“sen iyi misin?” Naz , “ evet “anlamında başını sallar ve Tarıkla yeni partnerini geçip dışarı çıkarken tebrikler ve sohbetler devam ediyordur…

kampüs bahçesi, kütüphane tarafları--

Naz senaryoyu okumaya devam ederken akşamüstü serinliği genç kadının önündeki kahveden sıcaklığını çalıyordur sessizce…Naz bir sayfayı daha çevirirken iç çekerek kahvesine uzanır ve bir yudum alır, bardağı masaya bırakırken dudaklarını ısırıyordur, o sırada tanıdık bir ses duyulur…

“ Naz?hala burda mısın sen?”

Naz, artık içinde biriktirmeye dayanamadıklarını haykırır…..

“ Tarıkla sevişmem gerek!”

Ayşe şaşkınlığını gizleyemeyerek elindeki kahve bardağını yere düşürür…

“ nee?”

---------------------------------------------------------------

Ayşe Nazın yanına oturmuş, önünde duran kahveyi koklarken…

“e alkol değil.. uyuşturucuya mı başladın?”

“ Ayşee!”

“ne Ayşesi? Manasız şeyler söyleyen sensin.. ne demek Tarıkla sevişmem gerek!!sapıttın sen iyice…“

Naz senaryoyu kapatıp onun önüne koyarken Ayşe ona bakarak

“hangi rolü aldın sen?!normal biriyse Halle’yle konuşup değiştirelim hemen.. oyundaki en azgın kadın rolünü versin sana…

Naz elindeki kalın teksiri Ayşenin kafasına vurur….

“ ahhh!”

“ sen kaşındın!“

“ sen de kaşıdın!...”

“sayfa 21’i aç..”

Ayşe tek eliyle kafasını ovuştururken, bir yandan da sayfayı bulmaya çalışıyordur…

Senaryoyu okumaya başlar, ilk başlarda normal olan yüzünün ifadesi orta paragraflara geldikçe değişmeye başlar, önce şok, arkasından da bir kahkaha krizi gelirken Naz ona bakarak,

“komik değil.”

Ayşe iyice kaptırmış 22. sayfaya geçerken, Naz elinden senaryoyu kapar….

“terbiyesiz!”

Ayşe gülmeye devam ederken o srıada Sofia’nın sesi duyulur…

“Nazz!geliyor musun,başlıyoruz?” Naz ayağa kalkar “ geliyorum canım!”…ve o tarafa giderken Ayşe de gülerek kalkar ve onu takip ederken mırıldanır…

“bir kere mi bari?”
.
“----“

“ Nazz dedim? Tam rakamı istiyorum?”

“ ----“

“Tarıka sorarım ben de—aaa Tarıkkk!”

Naz can havliyle onu kolundan yakalar ve durdururken Tarık çoktan o tarafa dönmüştür bile…

Naz, bir yandan Ayşenin kolunu sıkarken dişlerinin arasından,

“dört!”

Ayşe gözlerini açarak Naz’a bakarken…

TARIK: bana mı seslendin Ayşe?

Ayşe gayet güzel bir manevrayla…“tebrik ederim diyecektim! Rol için!”

Tarık manalı bir ifadeyle başını sallarken ikisine bakar, sonra yanlarına yaklaşan Sofia’ya selam verip uzaklaşırken…

SOFIA: hayrola kızlar,neler oluyor burda?

Ayşe bir kahkaha atarken, Naz onun kolunu çimdikler ve sertçe yürümeye devam eder Tarık’ın arkasından…

SOFIA: sinirli galiba bugün?

AYŞE: her zaman ki hali…

NAZ (uzaktan) duyuyorum seni…

“ amann çok korktum…”

-------------

Naz merdivenlere oturmuş, önündeki beyaz kağıtta yazan sahnelere aklında binlerce soru işaretiyle bakarken,ayak sesleri duyulur boş salonda …

“Naz?..”

Naz kafasını kaldırır…

TARIK:konuşmamız lazım...

NAZ: neden?

TARIK: senaryo hakkında…

NAZ: şu mesele!

TARIK: evet, o mesele!diğer hizmetçilerle bu kadar fazla sahnem olmadığını fark etmişsindir herhalde, en ağırları seninle..

NAZ: ağır derken??…

TARIK: yani diğerleriyle samimiyetim daha çok flört raddesinde, ve bu kolaylıkla yapılacak bir şey… ama seninle olan sahneler --İKİLİ oynamayı gerektiriyor..

Naz satırlara iyice odaklanırken onu izleyen bir çift sürmeli göz…

“bana yardımcı olmuyorsun..”

Naz başını dikleştirir…

“ bu konuda yardıma ihtiyacın olduğunu sanmıyorum!”

Naz Tarıkın bakışlarını farkedip ekler aceleyle…

“ Yani bu sadece bir oyun!Rol yapmamız gerekiyor…ve sen emimim alışkınsındır buna!”

“ Sen de alışkın olmalısın…bu kadar rahat karşılayabildiğine göre…”

Naz ayağa kalkar…

“ benim söylemeye çalıştığım, şu kağıtta yazanların hiçbiri aramızda yaşanılanları ve hatta yaşanacakları değiştiremez…”

“ bu kadar güveniyorsun kendine yani?”

“ senin nasıl biri olduğunu ve kaç yüzün olduğunu biliyorum Tarık...zorlanmayacaksın korkma!”

“ korkması gereken sensin!şimdi söyle bakalım kaç yüzüm varmış benim?”

Naz alaycı bir biçimde gülümserken,dolaşmaya başlar Tarıkın etrafında ağır adımlarla…

“ “bir : atlarla uğraşırken cömert, nazik, centilmen Tarık.. iki : barlarda, kimseleri takmıyorum havasında dolanan ama kadınların ilgisine muhtaç hızlı bir kazanova.. üç : aşırı sosyal ve fikrini savunurken akıllı, dikkatli, ve karşısındakini dinleyen Tarık.. dört : kendisiyle ilgili ser verip sır vermeyen asi ve hız tutkunu Tarık ya da Alfonso mu demeliyim? .. ve sonuncusu : istediği zaman istediği rolü kolayca yapabilen Tarık…”

genç adam ona bakarken Naz elini indirerek ona bakar…

NAZ: daha saymamı ister misin?


TARIK:benden nefret ediyor gibisin….

Naz “bilmem” der gibi kaşını kaldırırken

“ama benle sevişmen gerekiyor…hem de onca insanın içinde!”

Naz sessizce yutkunurken, Tarık…

“bunu senin için kolaylaştırmak istediğim için af diliyorum küçükhanım...bundan sonra ancak sahnede görüşürüz!herkesin önünde..”

Tarık gitmeye niyetlenirken, Naz gülerek ona bakar ve

“pardon ama nasıl kolaylaştıracaksın bunu? Düğmeleri sen mi açacaksın! Ahh bir de düşünceli Tarık’ı ekleyeyim listeye…

Tarık sinirle salonu terk ederken…Naz arkasından bağırır…

Sağol ama onca rolün içinde sürtük bir hizmetçi olmaya layık görüldüğüme gore ben de yapabilirim bu işi..”

Tarık ona dönerek başını sallar…

“evet rahatlıkla yapabilirsin..”

Naz şok olmuş bir şekilde ona bakarken

“pardon!?duyamadım seni…”

Tarık kollarını iki yana açarak…

“e tecrübesiz olmadığın her halinden belli!“

Naz sinirlerini kontrol edemeyerek elini kaldırır hırsla…ama Tarık bileğini kavrar!

TARIK: dur bakalım orda…hiçbir kadın vuramaz bana!

NAZ: sen ne aşağılık, ne terbiyesiz,ne egoist—

TARIK: ne güzel bulduğun yeni sıfatları da eklersin listeye!

Naz burnundan solurken…

NAZ: cesaretin varsa,çıkarsın o sahneye!

-----------------------------------------------------------------------
Prova zamanı :icon_whis

Oyun salonu---

Halle en öndeki seyirci koltuğuna oturmuş, yanında üç dört kişi daha, kağıtları karıştırırken sahnenin iki ucunda durmuş, birbirine bakmaya tenezzül bile etmeyen Nazla Tarık’a bakarak…

“çocuklar, ben size ısının gelin dedim, böyle mi ısındınız?”

İkisi de cevap vermezken arka kapı açılır ve içeri Ayşe’yle Sadri girer…İkisi de daha gergindir artık…Halle konuşarak ayağa kalkar…

“pekala, madem siz kutup havasındasınız biz de sizi zorla ısındırtacağız o zaman..”

ve orta yaşlı kadın iki basamağı çıkıp sahneye çıkarken konuşur

“tamam.. şimdi, seyirci önce bu odayı görecek: williamın odası.. gördüğünüz gibi yatak burda, şömine oyun gecesi yanacak, camlar açık, güzel bir kış sabahındayız.. bütün ev kahvaltı ediyor aşağıda, Mary de odaları havalandırıyor, o sırada dışarı çıkmış olan william onu yakalamış,içeri sokuyor..ve sahnemiz burdan başlıyor..”

Naz sessiz kalırken Halle yoğun bir imayla devam eder

“sözleri ezberledik mi? çok sözünüz yok gerçi ama.. ?”

Halle beklediği tepkiyi alamazken neredeyse feryat eder…

“ ben sizi birbirinizle olan kimyanızdan dolayı seçtim…burda odun gibi durup birbirinize bakasınız diye değil!”

NAZ: ne kimyası?

HALLE: daha once gözlerinizde gördüğümü görmek istiyorum çocuklar…ve eğer kafamı kızdırırsanız yemin ederim provalarda bile soydururum sizi!

NAZ & TARIK: nee?!

Birbirlerine bakarlar..

HALLE:tamam.. odanın dışına çıkın şimdi, ve karakterinize girmeniz için 3 dakikanız var, sonra bu suratları görmek istemiyorum…

Halle basamakları inerken,Tarık ilerleyerek odanın kapısını açar ve sahnenin arkasına girerken Naz’a yol verir geçmesi için...

-------------------------------------------------------------------

GÜNÜMÜZ—
Yatakta yarı oturarak birbirlerine sarılmış konuşmaktadır iki aşık,

NAZ: o günü hiç unutmayacağım herhalde…hatırlıyor musun o halimizi?

TARIK: unutmak ne mümkün?ilk kez değdim bu dudaklara…

NAZ: ilk kez duydum bana dokunduğunda hızlanan kalbinin ritmini…

TARIK: son kez duymayacaksın ama…

Tarık çenesinden kavramıştı Nazın,tek eliyle…gözlerine derin bir sevgiyle bakıyordu…

TARIK: bu incilere gördüğüm andan beri aşığım ben…

Dudağının kenarına bir öpücük bırakıp geri çekildi…

“ çok aşığım…”

Ve bu defa büyük bir tutkuyla birleşti dudaklar…

GEÇMİŞ—

Tarık kapıyı kapatırken, Naz dar kulis koridorunda duran karşısındaki genç adama bakar…Tarık panik halindedir…

“gördün mü?”

“ bizi izlemeye gemişler…”

“ neyseki Sadri benim rol yapabildiğimi biliyor..”

“ Senin rol yapabildiğini bilmeyen mi var?”

Tarık sinirle kaşını kaldırırken Naz iç çekerek ona bakar ve

“tamam.. tamam tamam özür dilerim.. gerginim sadece..”

“önemli değil!..alıştım ben artık iğnemelerinize küçük hanım..hatta bağımlılık bile yarattı!yapmazsan eksik hissediyorum kendimi…”

Naz hafifçe gülümser,

“ne yapacağız?”

Tarık sessizce ceketinin önünü açarken mırıldanır…

“düğme açmayı bildiğini sanıyordum Nazcım?”

Naz Tarıkın karın boşluğuna ufak çaplı bir yumruk atarken,Tarık sırıtır ve onu kolundan tutup kapıdan uzaklaştırırken dışardan Halle’in sesi duyulur…

“ Son 1 dakika!”

TARIK: tamam,geliyoruz !

“Mary toz alıyor değil mi? ben de tuvalete gittim büyük ihtimal, ve odama dönüyorum, yolda sadık hizmetçimi buluyorum, ve kolundan yakaladığım gibi odaya atıyorum..”

Naz ona bakıp başını sallarken Tarık onu bırakarak

“toz al!!”

Naz gözlerini devirerek gerilerken…

“Tozunu alıcam ben senin!!karşında hizmetçin yok senin!”

Tarık gülümserken,Naz endişeli bir ifadeyle…

“gerçekten her şeyi yapacak mıyız?”

“benle rol yapmaya alışkınsın jane!”

Naz kulisteki borulardan birinde duran bir bezi alıp silkelerken ona bakar ve
“sağol eddy!motive oldum şimdi…”

Tarık iyiden iyiye sırıtırken,salonda Halle’nin sesi tekrar yankılanır…

“başlayın!”

Naz derin bir nefes alır ve sessizce ona doğru yürürken fısıldayarak elini ağzına götürür…

“bay william!” Tarık gülümseyerek ona bakar bir an, sonra sırıtarak ona ilerler ve “ Mary’m”

Tarık onu kolundan yakalar ve arkasına uzanıp kapıyı açarken onu iyice kendine çeker..

Bakışlar birbirindedir artık…….

William’ın odası---

tahta kapı birden bomba gibi açılırken önce genç bir adam içeri dalar, ve kolundan çektiği güzel kadını döndürürken kapı kapanır, william genç kadını kapıya dayayarak gülümser…..

“günaydın Mary.”

Naz gülümseyerek ona bakarken toz beziyle onun omzunu siler ve

“günaydın bay william.. ben de odaları havalandırıyordum..”

Tarık sessizce mırıldanır…

“ben o işi yaptım sanırım..”

Naz odaya baktığında camların açık olduğunu görür ve “tüh”lerken somurtarak

“öbür odaya geçeyim bari..”

Tarık hafifçe eğilir ve genç kadının şakağını öperken Naz donakalır, Tarık onun yanağına eğilirken mırıldanır…

“ Sadece havalandırdım, tozunu almadım…”

Naz o sakin sesi kulağında duyduğunda gene titreyerek gözlerini kırpıştırırken---

“a-a-peki o zaman...”

Tarık hafifçe gülümseyerek başını kaldırır…

“benden hoşlanıyorsun değil mi?” Naz kocaman gözlerle ona bakakalırken, Tarık gülümseyerek onun saçlarını kenara çeker ve

“ben de sana karşı boşum diyemem..”

Naz rolünü hatırlayıp hafifçe gülümserken Tarık onun gözlerine bakar bir an, ve sonra sessizce ona eğilirken Naz gözlerini kapatarak başını kaldırır hafifçe… dudakları birbirine dokunduğunda bir anda vücudundan bir ateş çıkar sanki, ve Naz hafifçe inlerken Tarık da durur olduğu yerde...bir an sonra genç kadın sertçe kapıya dayandığını hissederken gözlerini yumar ve boynundan sıkıca kavrayan bu yakışıklı adam, ellerini beline indirerek onu kucaklar…yükseklerken Naz bacaklarını onun beline dolar…

Tarık gülerek onun çenesini öperken, titrediğini duyumsuyordur…

“enerjik bir sabah?”

Naz zoraki bir gülümsemeyle başını sallarken toz bezini yere atar ve iki eliyle onun boynuna sarılırken Tarık kucağındaki kadınla ilerleyerek çoktan yatağa gelmiştir,…ve ikisi yumuşak döşemeye düştüklerinde Naz genç adamın parfümünü hisseder üzerinde “ BLACK CODE” kalbi artık göğüs kafesine sığmayacak ölçüde atmaya başlarken..Halle’in sesi büyüyü bozar…

“kestik!”

Naz donakalırken Tarık sessizce onu boynundan öper, ve Naz gözlerini açarken genç adam doğrularak yatakta oturup sahneye doğru çıkan hocayı dinlemeye başlar…

“ ahh biliyordum,sizi yalnız bırakmak işe yaramış…içeri girmeyi çok beğendim bi kere, kulisten role başlamanız güzeldi…bunu aynen devam ettiriyorsunuz..yalnız biraz daha ateşli… Naz,sen de biraz daha kıkır kıkır olabilirsin…Nazz?”

“ hıı,ben mi?”

Naz doğrulurken bir bacağı hala Tarıkın üzerindedir, ve Tarık’ın eli de onun bacağında…Naz bacağını çekerse, Tarıkın bunu fark edeceğini düşündüğünden ne yapacağını bilemez…ama o anda tüm beyni bacağın üzerindeki elde olduğundan hiçbir şey algılayamamaktadır…

HALLE:tabi ki sen!tecrübesiz bir genç kızı değil,sürtük bir hizmetçiyi oynuyorsun…

Naz içinden mırıldanarak…” tecrübesizmiş!!tecrübelerim artıyor sayenizde!”

HALLE:bir problem mi var Naz?

NAZ:yok hocam…harikayım…ikinci kadınım ve sürtüğüm..bir oyuncu adayı daha ne ister??…

Halle gülümserken,

“sizi burada 5 dakika daha yalnız bırakacağım , yatak sahnesini nasıl yapacağınıza karar verin. Kahve alıp geleceğim.. Paul, perdeler!hadi millet,siz de dışarı…”

Ve herkes dışarı çıkarken perdeler kapanır, içeride loş bir ışık…büyük kapı kapanır…bir sure sessiz kaldıktan sonra Naz kafasını çevirip Tarıka bakar..halinden son derece memnun yüz ifadesi görmek sinirlerini iyice gerdiğinden, yataktan fırlayıp kırmızı kadife perdelere doğru gider…

“tamam, bu iş iyice aptallaşmaya başladı, sanki Hollywood'dayız!”

Tarık da ayağa kalkarken “hollywoodda seti onlara bırakıp gittiklerini sanmıyorum, ayrıca çat diye yatabilme özellikleri var onların büyük ihtimalle..”

NAZ: ne yani,bizden de bunu mu bekliyorlar şimdi!?

TARIK:kimse senden biriyle yatmanı istemiyor Naz, abartma istersen..”

Naz gözlerini öfkeyle dikmiş ona bakarken…

TARIK (saatine bakarak) 3 dakikamız kaldı..

“dört gözle bekliyorsun, değil mi?”

“ nee?”

Naz kollarını kenetlemiş ayağını hızlı ritmlerle yere vururken…

“erkek değil misiniz, hepiniz aynısını-“

“ durumun pek de bu olduğunu sanmıyorum, özellikle soyunacak olanın sadece ben olduğu düşünülürse...”

Naz dudaklarını ısırırken,

TARIK: zamanımız daralıyor Naz ve prova sayısının artmasını istemiyorsan en kısa sürede bu gömleği açmayı öğrenmen gerekiyor. Üzerimizde bir sorumluluk var, ve denemelere senaryoyu okuyarak girsen iyi olurdu..en azından o zaman, şimdi karşımda duran küçük kız çocuğu gibi davranmazdın…

NAZ: ben mi?

TARIK:dizlerin titriyordu karşımda!!

Naz sertçe ona ilerleyerek boynundan yakalar ve kendine çekip genç adamın alt dudağını sertçe öper, sonra onu kendine çekerek döndürüp ikisi yatağa düşerken fısıldar…

“ bıktım beni küçük bir kız yerine koymandan…”

“ Değil misin?”

http://music.yeucahat.com/song/Movie-Game-Ads/3319-Skin-On-Skin~Sarah-Connor.html

Tarık onun üzerinde gözlerine bakıyordur…Naz sessizce onu başından kendine çeker ve ikisi hızla öpüşmeye başlarlar…büyük bir tutkuyla…

Ve aynı anda beyaz çarşaflara dolanmış, o ahşap evdeki aşk cennetlerinde…

Tarık dudaklarındaki tattan vazgeçemeyerek her seferinde bir kez daha öperken…gülümser Naz…

Çıkarılacak bir ceketin bile yok…

Bu kez gülümseyen Tarık olur…öpmeye devam ederken…

GEÇMİŞ--

Naz, Tarıkın kadife ceketini sıyırırken mırıldanır…

“ne demem gerekiyordu burda?”

Tarık derin bir nefes alarak ceketi atıp ona eğilir..

“'kıyafetleriniz kirli bay william, çıkartsam iyi olacak, yıkanmaları gerek..”

Naz genç adamı kendine çekerken,gözlerinde alevler vardır…

“ondan..”

Tarık hafifçe gülerken,Naz elleri titreyerek gömleğin düğmelerini açıyordur sırasıyla…

“umarım çıplak değilsindir..”

“senaryoda öyle bir söz yok..”

Naz ona ters bir bakış atarken, Tarık onu izliyordur keyifle..

NAZ:açabiliyorum, bakmana gerek yok..”

Tarık sessiz kalırken bir an sonra bir eli yavaşça Naz’ın eline değer…

Gözler birbirine kenetlenirken…

TARIK:ve bütün düğmeleri çözeceksin bundan sonra, orası kolay..

Naz gülümserken…Tarıkın eli Nazın belinin arkasında duran,önlüğün kuşağına gider…

TARIK:ben senin beyaz önlüğünü çıkartıp yere atacağım, o da kolay..

Naz sessizce elini çekerken Tarık onun üzerinde, başının yanında elini yatağa dayamış…

“ ama sonrası..işte orası önemli Mary!”

Naz tekrar onu kendine çekerken Tarık onun dudaklarına güler hafifçe…

NAZ:sonrasında beni öpüyorsun William.. biraz da okşuyorsun.. ben de biraz inliyorum…

TARIK: hı hı…

Tarık tutkusunu büyültmek üzere dudaklarını Nazın dudaklarına değdirirken…

NAZ:sahte bir inilti gerek bana…

Naz gözleri kapalı, derin bir inlemeyle sahneyi titretirken Tarık kalakalır olduğu yerde..

Naz gözlerini açıp kaşını kaldırır “ Nasılım?”

TARIK (şok içerisinde) bunu duydum ya, bundan sonra kendimden her zaman şüphe edeceğim….

NAZ:kendinize güveniniz tamdı sanırım Tarık bey?

TARIK:tamdı…ama bundan sonra yarı yarıya azaldı sayende…

Naz kahkaha atarken… Loş ışık yerini kör edici parlaklıkta bir ışığa bırakır…

Ve perdelerin arkasından Halle’in sesi duyulur…

“giyinin!”

TARIK:hiç soyunmadık ki…

Naz ve Tarık birbirine bakarken…açılan perdelerin arkasında Halle elinde kahvesi,yüzünü aydınlatan tebessümü…

“ Harika!!!kimya diye buna derim… Biliyordum gerçekten aşık olabiliceğinizi!!”

İkisi de aynı anda birbirlerine bakarlar…

TARIK & NAZ: nee?!!!

HALLE:değil misiniz?

İkisi de hayır anlamında başını sallar…

NAZ: Allah yazdıysa bozsun…

TARIK: dünyada kalan son kız Naz olsa yine bakmam…

HALLE: tamam canım...beni sahne performansınız ilgilendirir…Herkes yerine!baştan alıyoruz…Hadi millet...

GÜNÜMÜZ--

Nefes nefese birbirlerinin yüzüne bakan iki beden...
Naz parmak uçlarını Tarıkın yüzünde sakallarında gezdirir…” sen benim kaderimsin…”

Tarık öper parmak uçlarını…” yeryüzündeki bütün kadınları getirseler de umurumda değil!seni istiyorum ben…yalnızca seni…”

Naz gülümser...Tenler birbirine karışırken...


********************

zeyno-brşkrs
07-12-08, 17:13
-Tarık! Senin burada ne işin var?!
Tarık soruyu duymazlıktan gelerek:
-yeni bir arkadaş bulmuşsun kendine…
Tarık arkadaş kelimesinin üzerine öyle bir vurgu yapmıştır ki Naz onun ne demek istediğini gayet net anlamıştır ama o Nazın cevap vermesine fırsat vermeden devam eder sözüne:
-kim o?!
Naz kaşlarını çatmış sağlam durmaya çalışarak:
-sana ne?!
Tarık acı acı gülerek:
-haklısın bana ne!
Nazın iki kolundan birden tutarak kendine doğru çeker sinirli bir şekilde:
-benimle olmak istememeni bir şekilde kabul edebilirim ama bu yüzden kendini başkalarının kollarına atman işte bu olacak şey değil!!
Naz tarığın neler düşündüğünü anladığında beyninden kurşun yemişe döner:
-ne! Sen neler saçmalıyorsun?!
TARIK:-saçmalayan sensin ben değil şu yaptığına bak!
Naz hiçte Tarığa gerçekleri açıklamak niyetinde değildir:
-ne yapıyorsam yaparım bu seni hiç ilgilendirmez…
Tarık nazı hafifçe sarsarak:
-sen bana aşıksın Naz!...





GÖZLERİN 32.BÖLÜM



Bu cümleyle ikisi de sarsılmıştır ne Naz böyle bir şey duymayı ne de Tarık böyle bir şey söylemeyi beklemektedir aslında…
Naz sessizce başını önüne eğer önce Tarıkta nazın kollarını bırakır yavaşça… ikisi de ne söylemeleri nasıl tepki vermeleri gerektiğini bilmeden öylece durmaktadırlar karşı karşıya…
Naz başını kaldırmadan arkasını döner ve sessizce:
-gitmem gerek…
Tarık ona tekrar dokunmak için hamle yapsa da son anda vazgeçerek indirir elini:
-gitme…
Naz bir an duralasa da tekrar ağır adımlarla yoluna devam ederken arkasından seslenen Tarık:
-böyle kaçarak olmaz Naz!
Naz tekrar durur ve bu kez arkasını dönerek Tarığa doğru yaklaşır Tarık heyecanla ona bakarken Nazın gözlerinde ki ışıkları görünce söner umutları:
-daha öncede söyledim aramızda olacak bir şey yok artık…

Tarık gülmeye başlar… Naz Tarığın verdiği bu tepki karşısında şaşırmıştır… Tarık beklenmedik bir hareket daha yaparak Nazı çenesinden tutar ve ona doğru eğilir dudaklarına ihtirasla değil sevgiyle değil sanki kendi mührünü basarcasına uzun bir öpücük kondurur karşılık beklemeden sahiplenir bir tavırla…
Onu bıraktığındaysa Nazın hiçbir tepki vermesine izin vermeden:
-bende sana söyledim… sen bana aşıksın!
Naz ona tokat atmak için elini kaldırdıysa da Tarık elini havada yakalar…
Nazın gözlerinde bu kez sadece ışıklar yanmamakta adeta şimşekler çakmaktadır:
- senden nefret ediyorum!!
Kolunu tarıktan kurtaran Naz koşarak oradan uzaklaşırken artık gözyaşları dökülmektedir gözlerinden… Tarık hiçbir şey söylemeden ardından bakarken hala dudaklarında duran çilek tadı onunda canını yakmaktadır…

Tarığın içini tuhaf bir his kaplamıştır… bu pişmanlık ya da üzüntü değildir adını koyamadığı başka bir şeydir bu üstelik aklı artık oradan gitmesini söylerken kalbi bambaşka şeyler istemektedir… ağır ağır kapanan bahçe kapısına doğru bir iki adım atar önce sonra vazgeçerek durur… gitse ne diyebilirdi ki?...
Naz odasına çıktığında etolünü yatağına fırlatıp tuvalet aynasının önüne geçer gözünde yaşlarla ve hala sızlamakta olan dudaklarına götürür bilinçsizce parmaklarını sonra hırsla makyaj silme mendillerinden birini alarak dudaklarına siler defalarca… ardından hıçkırıklarla ağlamaya devam eder gene parmakları dudaklarındadır ama bambaşka bir dokunuşla sanki her temasında ona dokunuyormuşçasına…
Gözyaşlarını silerken tuvalet aynasının altında ki çekmeceyi çeker ve çekmecenin arka tarafından eski günlüğünü çıkartır… sayfaları hızlı hızlı geçerken onunla karşılaşmadan önce bile nerdeyse her sayfada ondan bahsetmiş olduğunu görerek içinin yandığını hisseder… ve şimdi baktığı sayfa onunla ilk kez yüz yüze geldiği onunla ilk röportajını yaptığı günün sayfasıdır:

“ işte sevgili günlük günlerdir heyecanla beklediğim gün böyle geçti inanabiliyor musun bana büyüde gel demeye getirdi resmen ama ona gene de kızamıyorum biliyor musun?! öyle güzel öyle içten bakıyor ki insana o bakışlar ruhuna işliyor sanki insanın o sürmeli gözlerin bir de sana aşkla baktığını düşünsene insan hayatta başka ne ister ki…”

Ağlaması şiddetlenirken bir yandan da gülmeye başlamıştır:
-yaa! Sorma küçük kız! Baktı evet ama yaktı da aynı zamanda…

Sonra o yazının altına yazdığı şiiri okur:

Benimle olduğun gün benimsen
Seninle olduğum gün seninsem eğer
Ben doğru adamı bekliyorum demek bu
İşte o zamana kadar
Ben büyüteceğim sevgiyi
Ve sen geldiğinde başlayacak hayat
Seninle son bulana dek…

Acı bir gülümsemeyle gözlerinden iki damla yaş süzülür nazın ve günlüğü koynunda yatağına uzanıp kapatır gözlerini gene o küçük kız olduğunun hayaliyle…


Ayşe olanları anlatmak için sabahı zor etmiş soluğu nazların kapısında almıştır…
Cahide kapıyı açtığında:
-Ayşeciğim hoş geldin…
AYŞE:-hoş bulduk … kusura bakmayın haberiz geldim ama…
CAHİDE:-ne demek Ayşe burası seninde evin…
Ayşe elindeki içinden mis gibi kokular gelen kutuyu Cahideye uzatırken:
-teşekkür ederim Cahide teyzeciğim… bunları da kahvaltı için getirdim…
CAHİDE:-sağ ol canım… senin tembel uyuyor daha istersen git uyandır…
Ayşe merdivenleri çıkmaya başlamıştır bile:
-hemen!
Ayşe Nazın odasının kapısına geldiğinde hafifçe tıklatıp kapıyı başını içeri uzatır… Naz yorganı nerdeyse kafasına kadar çekmiş bir bebek gibi uyumaktadır…
Ayşe onu hafifçe dürterek alçak sesle:
-Naaz!
Naz yavaşça kıpırdanır:
-hııı!
AYŞE:-kalk hadi uykucu güzel ben sabahı zor ettim sana haberleri yetiştirmek için sen mışıl mışıl uyuyorsun…
Naz ağır ağır aralar gözlerini:
-Ayşee!
Ayşe yüzünde kocaman bir gülümsemeyle:
-günaydın!!
Naz uyku mahmurluğuyla gülümser:
-günaydın! Sende nereden çıktın sabah sabah?!
AYŞE:-aa! Şuna bak! Gideyim istersen…
Naz yatağından doğrulurken:
-oof! Birde kapris mi yapacaksın şimdi?
AYŞE:-hiçbir şey yapmayacağım çünkü keyfim çok yerinde…
Naz gözlerini kocaman açarak yatağına oturup:
-hiii! Doğru sen dün Sadrilere gittin değil mi? çabuk anlat neler oldu?
İki kız yatağın üzerinde bağdaş kurmuş karşılıklı oturmaktadır ve Ayşe akşam olanları anlatıyordur keyifle…

Ayşe asansörün aynasında kendini baştan ayağa süzerken titremesini engellemeye çalışmaktadır… Sadri bu manzara karşısında gülümserken bir yandan da Ayşenin sırtını sıvazlayarak:
-sakin ol hayatım kendini bu kadar kasmana gerek yok inan bana sana bayılacaklar…
AYŞE:-sana göre hava hoş tabi! Ben kendimi sözlüye kalkmış öğrenci gibi hissediyorum ama…
Sadri iyice gülmeye başlayarak:
-yapma Ayşe! Bizimkileri görünce sende anlayacaksın bu hallere gerek olmadığını…
AYŞE:-gülme Sadri iyice sinirlerimi bozuyorsun…
Asansör kata gelip durmuştur Sadri kapıyı açıp dışarı çıkar ve Ayşenin çıkması için kapıyı tutar ama Ayşe asansörün içinde kalakalmıştır…
SADRİ:-Ayşe orda mı duracaksın bütün akşam?
Ayşe korku dolu gözlerle Sadriye bakarken:
-acaba vazmı geçsek?
Sadri Ayşeyi elinden tutarak asansörden çıkarırken:
-hadi Ayşe!!


AYŞE:-kapı açılana kadar ki halim görülmeye değerdi doğrusu… ne zaman yere yığılacağım diye bekliyordum korkuyla… ama kapı açılınca…


Münir ve eşi Mine hanım kapıda yüzlerinde kocaman birer gülümseme onlara bakıyordu şimdi…
MİNE:-hoş geldiniz çocuklar!
Ayşe bu orta boylu hafif etine dolgun kızıl boyalı saçları tenine ayrı bir aydınlık veren kadını görür görmez içi ısınmıştır…
Münir hala gülümseyerek kapının eşiğinde duran Ayşe ve Sadriye:
-girsenize çocuklar…

NAZ:-ellerini öptürdüler mi?
AYŞE:-Mine teyze öptürmek istemese de gelin adayıyız kızım bize yakışanı yaptık tabi…
Naz keyifle:
-ay ay ay!!

Yemeğe geçtiklerinde Ayşenin heyecanı iyice azalmıştır…
Ayşe özenle hazırlanmış masaya göz gezdirirken:
-her şey mükemmel görünüyor Mine teyzeciğim ellerinize sağlık…
MÜNİR:-ah! Kızım ah! Sabahtan beri gelin gelecek diye mutfakta bir koşuşturması var beni bile bir an rahat bırakmadı…
Ayşe utanarak önce Sadriye bakıp eğer başını önüne…
MİNE:-Münir aşk olsun!
Münir hafif göbekli hali artık iyice beyazlamış ve tepesi açılmış saçlarıyla tombiş yüzünde kocaman bir gülümseme:
-ne var yalan mı söylüyorum?!
MİNE:-utandırıyorsun kızı ama…


NAZ:-desene onlar seni çoktan gelin statüsüne koymuşlar bile… ee! Sonra neler oldu?
AYŞE:-bütün gece Sadrinin haşarılıklarını anlatıp durdular… sonra okulda ne kadar başarılı bir öğrenci olduğunu… ha! Birde seninkiyle yaptıkları haylazlıkları…
Nazın sevinçle gülümseyen suratı düşer birden…
AYŞE:-ne oldu seninki deyince yüzün düştü… ha! Anladım arkadaşın diyecektim pardon!
Naz Ayşenin sesinde ki dalga geçer tonu bile dikkate almadan:
-dün gece ben nişandan döndüğümde kapıdaydı…
Ayşe hayretle:
-kim?! Tarık mı?
Naz başıyla onaylayarak:
-hı hı!
AYŞE:-ne işi varmış burada?!
NAZ:-bilmiyorum!
AYŞE:-bilmiyormusun? Sormadın mı pekiyi?
Naz üzgün bir ifadeyle:
-sordum ama cevap alamadım o o anda başka bir şeyle ilgiliydi…
Aşağıdan Cahidenin sesi duyulur:
-kızlar! Kahvaltı hazır!
İkisi birden başını kapıya doğru çevirip sonra birbirlerine bakarlar…
NAZ:-birazdan iniyoruz anne!
Ayşe telaşla:
-söylesene neyle ilgiliydi?
NAZ:-gece nişan töreninin olduğu yerde arabam bozuldu beni şirketten biri bıraktı eve…
AYŞE:-tabi bu bir erkekti ve bizimki seni onunla görünce kudurdu…
Naz dudaklarını aşağıya doğru sarkıtarak:
-aynen öyle oldu… onunla bir yerden geldiğimi sandı… yani onunla çıktığımı…
Ayşe bu duruma kıs kıs gülünce…
NAZ:-ne gülüyorsun Ayşe?!... onun bana karışmaya ne hakkı var o kendi kız arkadaşıyla ilgilensin…
AYŞE:-amma ne kız arkadaş! Hani kızım nerde bu kız ne gördüğümüz ne duyduğumuz var Sadriye soruyorum o da doğru düzgün cevap vermiyor ama Seda meda yok ortalıkta bence o iş çoktan bitti…
Naz omuz silkerek:
-bana ne ister bitsin ister bitmesin…
Cahide tekrar seslenir:
-hadi kızlar!
AYŞE:-tamam Cahide teyze şimdi geliyoruz…
Naza dönerek:
-kızım çabuk anlatsana şunu ne oldu pekiyi sonra?
Naz olanları bir çırpıda anlatınca Ayşe kocaman açtığı ağzını eliyle kapatarak:
-inanamıyorum!!
Naz dudak bükerek:
-ya! Ben sana aşığım değil! Sen bana aşıksın diyor adam!!


Kahvaltı boyunca iki arkadaş sürekli birbirlerinin yüzüne bakarak sanki bu cümleyi sorguluyorlardı…
ÜMİT:-ne o kızlar ağzınızı bıçak açmıyor?
NAZ-AYŞE:-hiçç!
Vahi ikisini de süzdükten sonra:
-gerçekten bir sorun mu var?
Naz sahte bir gülümsemeyle:
-yoo! Ne sorunu baba?!
VAHİ:-ne bileyim…
AYŞE:-ne olacak Vahi amca senin tembel kızın ayamamış daha bana da bulaştırdı mahmurluğunu…
Konuyu dağıtma çabasıyla:
-ee! Vahi amca yapacağınız tanıtım toplantısının yerini beğendiniz mi? Naz bana bir iki resmini gösterdi bayıldım…
VAHİ:-evet! Gerçekten hoş bir yer…
ÜMİT:-Ayşeciğim toplantı falan bahane annemle babam bizi ekip ikinci balayına çıkıyorlar çaktırma…
CAHİDE:-ümiiit!
ÜMİT:-ne var bunda kötü bir şey mi söyledim?
Ümit ağzına bir lokma daha atıp telaşla masadan kalkarken:
-neyse size afiyet olsun ben çıkıyorum…
CAHİDE:-gene nereye oğlum evi iyiden iyiye otel gibi kullanmaya başladın farkında mısın?
Annesinin yanağına bir öpücük konduran Ümit:
-merak etme akşam erken döneceğim…


Filiz babasının saçlarını karıştırarak:
-görüşürüz babiş!
Hulusi yüzünü ekşitip saçını düzeltirken:
-off! Filiz kaç kere söyledim sana yapma şunu… hem sen nereye bakalım?!
FİLİZ:-arkadaşlarla sinemaya gideceğiz… fazla geç kalmam merak etmeyin…
Belgin otoriter bir sesle:
-geç kalırsan bence biz değil zaten sen merak et başına gelecekleri…
Filiz gülerek:
-tamam Belgin sultan öyle yaparım…
Hulusi kızarak:
-Filizz! Sen bizi ciddiye almıyorsun gibi geliyor bana!
Koşar adım kapıya giderken:
-olurmu hiç öyle şey?! Merak etmeyin gecikmem!
Filiz kapıdan çıkarken Tarık inmektedir merdivenlerden asık bir suratla… bunu gören Filiz duraksayarak:
-hayrola abi ne bu surat?!
Tarık umursamaz bir tavırla:
-yok bir şey! Sen nereye?
FİLİZ:-arkadaşlarla sinemaya…
Tarık zorlukla açtığı gözleriyle:
-kim bu arkadaşlar?
FİLİZ:-niye sordun abi?
TARIK:-bana tanıdık birileri gibi geliyor da…
Filiz konuyu kısa kesmeye çalışarak:
-abiciğim seninle uzun uzun sohbet etmek isterdim bu konu üzerine ama biraz daha sallanırsam seansı kaçıracağım…
TARIK:-dikkatli ol Filiz o çocuğu pek gözüm tutmuyor…
FİLİZ:-onun da seni abiciğim bilirsin duygular karşılıklıdır hem bide karşılıklı kız kardeşler söz konusu olunca…
Filiz cümlesi biter bitmez çıkar kapıdan Tarık arkasından nafile seslenmektedir
TARIK:-Filiiiz!!
Salona giren tarığı gören Belgin:
-kalktın mı oğluşum?
Tarık aynı suratsızlıkla:
-hı hı!
BELGİN:-neyin var oğlum?
TARIK:-yok bir şeyim anne gece pek uyuyamadım da…
HULUSİ:-niye o zibidi?
Alay ederek:
-aşık mısın?
Tarık bir an olduğu yerde kalır ağır ağır başını babasına çevirerek hiç beklenmedik bir cevap verir:
-evet! Hem de kendisi benimle arkadaş olmakta ısrar eden birine…
Sonrada çok doğal bir şey söylemiş gibi mutfağa doğru giderken Belgin ve Hulusi arkasından bakakalmışlardır…
Hulusi şaşkın bir ses tonuyla:
-Belgin bu çocuk ciddimiydi yoksa bizimle kafa mı buluyor??
Belgin omuzlarını kaldırarak dudaklarını büker:
-bilmem hiçbir fikrim yok!
Belgin Tarığın peşine Mutfağa giderken:
-aman Allahım birinden kurtardım derken… ama ona aşık falan değildi şimdi gerçekten olmadık birine aşık olduysa yandık!!
Dolaptan çıkardığı sütü bardağa boşaltan Tarığa:
-oğluşum sen ciddimiydin demin söylediklerinde?
Tarık yaptığı hatanın farkında olayı örtmek için sahte bir gülümsemeyle annesinin yanağına koyar elini:
-yok be! Belgin sultan babam öyle deyince espri yaptım…
Belgin derin bir nefes vererek:
-bende dedim ki…
Tarık kaşlarını çatmış annesine bakarken:
-ne dedin?
Belgin gülümseyerek:
-neyse boş ver! Sana kahvaltı hazırlayayım…
TARIK:-yok anne istemiyorum belki sonra…
BELGİN:-pekiyi oğluşum nasıl istersen…
Belgin mutfaktan çıkarken:
-eyvah eyvah! Yok öyle bir şey diyor ama bunlar hep aşk belirtileri…
Bir an duraladıktan sonra gülümseyerek:
-istermisin aşık olduğu Naz olsun?! ay İnşallaaah!!

Tarık sütten bir yudum daha aldıktan sonra telefonun karşı tarafından gelen sese:
-günaydın! Nasıl geçti dün akşam?
SADRİ:-süper! Ama senin sesin kötü geliyor bir sorun mu var?
TARIK:-boş ver beni sen Ayşeylemisin?
SADRİ:-hayır! O Naza gitmiş…
Tarık manalı bir ses tonuyla:
-ya! Demek iki arkadaş dün akşam yaşadıkları mutlu dakikaları paylaşacaklar…
SADRİ:-ne! Anlamadım?
TARIK:-boş ver Sadri saçmalıyorum! İşin yoksa bizde bizim mekana takılalım mı biraz?
SADRİ:-olur?
TARIK:-tamam yarım saate kadar gelir seni alırım…
SADRİ:-gerek yok orada buluşuruz…
TARIK:-pekiyi nasıl istersen…

''El!F''
07-12-08, 20:53
-TEK-

‘’ Günlerden 21 Aralık. Satırlarımı yazmaya başladığım saat ise 08.30. . .

Bu sabah erken kalktım. Erken dediğimde saat 06.00’ydı. Hemen eşofmanlarımı giyinip çıktım evden. Doğru yürüyüşe… Hava kapalıydı ama yağmur yağmıyordu. Sahil kenarına inip, ağır ağır yürümeye başladım. Yürüyüşe çıktığımı O’na söylemedim ve eminim bana kızacaktır. Hem uyandırmaya kıyamadım hem de bu sabah yalnız yürümek istiyordum. Bugün yazacaklarımı kafamda toparlamam lazımdı…

Kalabalık değildi bugün sahil. Sanırım herkes uykusuna yenik düşmüştü. Hava esiyordu… Yüzümü vuran hafif meltem esintisi, pamuk gibiydi adeta, yumuşacıktı. Deniz desen, o eşsiz maviliğiyle gene gözlerimi kamaştırıyordu. Her gördüğümde, bu Boğaza, bu İstanbul’a biraz daha âşık oluyordum… Biraz yürüdükten sonra sahil kenarında bulunan, her yürüyüş sonrası Tarık ile uğradığımız yere gittim. Her zaman ki oturduğumuz yer boştu ve oraya geçtim. Ve bir kahve söyledim kendime…

Kahvem geldi bir süre sonra. Bir yudum aldım ve kendime geldim, içim ısındı. Bu sayfada sizlere ne yazacağımı düşündüm. Dalıp gittiğim mavilikte ne yazacağımı düşündüm.

O’ndan bahsetmeliydim. Yol arkadaşımdan, en büyük destekçimden, canımdan, eşimden, her şeyimden…

Sevgimizden bahsedeceğim, aşkımızdan…

Hani derler ya en büyük aşklar nefretle başlar diye

İşte, bizim aşkımızda öyle başladı.

İlk gördüğümde nefret ediyordum O’ndan. Etrafımda, yakınımda görmek istemiyordum. Ama sonra… Gün geçtikçe sevdim O’nu, âşık oldum… İçimde O’na karşı olan aşkım tarif edilemezdi…

İnatlaşmalar oldu aramızda, oyunlar oldu, yalanlar oldu, hüzünler, üzüntüler yaşandı. Ama aramızda olan sevgi bağı, bizi birbirimizden koparmadı. İtiraf zor oldu. O benden, ben O’ndan bekledim. Hep şarkılarla anlattı aşkını. Tabi ben anlayamamıştım ya da anlamak, kabul etmek istemiyordum. Arap Saçı, Bir Sevmek Bin Defa Ölmek Demekmiş, Zaferlerim, Çöpçüler, Rüzgâr, Benim Hala Umudum var(Bunun anısı çok güzel…), Bir Dakika, Güllerin İçinden ve daha bir sürü… Ama en çokta neyi sevmiştim biliyor musunuz? Gözlerin’i… Bana yazdığı şarkıyı… Gözlerimin içine bakarak okuması… O şarkıyı bana okurken, O’nun sürmeli gözlerinde kaybolup gitmem. Her şeye bedel…

O’nu anlatmama kelimeler yetmez, satırlarıma sığmaz.

Siz beni anladınız sanırım..

Ve şimdide parçasını taşıyorum içimde.

Deliler gibi âşık olduğum adam, iyi ki hayatımdasın. . .’’

O sırada Tarık yaklaşır arkadan…’’Günaydııınn…!’’

Naz hızla kapatır diz üstü bilgisayarın kapağını…’’Ödümü kopardın Tarık! Niye sessiz yaklaşıyorsun?’’

TARIK: Sen dalgındın herhalde… Eee, ne yazıyordun?

NAZ: Ne yapacaksın?

TARIK: Ya Naz! Yine mi söylemeyeceksin?

Naz başını iki yana sallar….’’ Sende herkesle birlikte öğreneceksin ne
yazdığımı….’’

Tarık yaklaşır Naz’a, elini Naz’ın karnına koyar…..’’Bari biraz ipucu versen?’’

‘’Hiç uğraşma Tarık! Ol-maaz!’’

‘’O zaman sabah öpücüğü…’’

Naz, Tarık’ın dudaklarına yaklaşır….’Öpücüğün sabahı, akşamı mı olurmuş?
Bunu hep isteyebilirsin…’’

Tarık, Naz’ı tutkuyla öpmeye başlamıştır ki..

Naz çeker kendini…….’’Ahhhh…’’

TARIK: Ne oldu?

NAZ: Ne olacak? Bizim küçük prens yine tekmelemeye başladı.

TARIK: Yani oğlum…. Zamanlamana hayranım..

NAZ. Ben çok açım. Gidip kahvaltıyı hazırlayayım….

TARIK: Bak, anneni de öpemedim senin yüzünden…

Naz elini karnına koyar, okşamaya başlar….’’Aaa kızma oğluma babası.. Alınır
bak…’’

Naz mutfağa doğru yürümeye başlar…

TARIK: Ana-oğul bir oldunuz… Bu arada Naz?

NAZ: Efendim canım?

TARIK: Sen sabah yürüyüşe mi çıktın?

NAZ(durur): Kim? Ben mi?

TARIK: Yok ben Naz! Evet sen. Yani seni erken bilgisayarın başında gördüm
de…

NAZ: Aslında evet. Bu sabah yalnız yürümek istedim…

TARIK: Ne anlaşmıştık biz Naz? Hamileyken yalnız yürüyüş yapmak yok diye.
Ya sana bir şey olsaydı! Düşüncesi bile kötü..

NAZ: Ay Tarık, abartma. Bak buradayım, karşındayım ve kahvaltıyı
hazırlamaya gidiyorum…

ÖĞLEDEN SONRA----

Tarık, Naz’ın çalışma odasında, Naz’ın bilgisayarını kurcalıyordur.

Naz elinde, turşu ile dolu tabaklar odaya girer…

NAZ(şaşkınca): Ne yapıyorsun?

TARIK: Şeyyy ben…. Ya sende söyle şifrenin ne olduğunu…

NAZ: Hiç uğraşma Tarık! O belgeye ulaşamazsın. Sabretmek zorundasın
aşkım…!(içses: Aslında o kadar kolay ki şifre(: )

TARIK: Off! Ne zaman bitecek kitap?

NAZ: Bilmem… Yazacağım şeyler var ya da daha yazmam. Of bilmiyorum Tarık!

TARIK: Bari kitabın ismini ne verdin, onu söyle…

NAZ: Bak onu söyleyebilirim..

Tarık heyecanla Naz’ın yanına oturur…’’Ne?’’

Naz gülümseyerek….’’YALANCI YARİM…’’

TARIK: Ne YALANCI YARİM mi?

NAZ: Evet, YALANCI YARİM… Çok güzel değil mi?

TARIK: Neye dayanarak verdin?

NAZ: Okuyunca görürsün

Naz ayağa kalkar, Tarık’ı kolundan çekiştirmeye başlar..

NAZ: Hadi şimdi doğru dışarı….

TARIK: Niye?

Tarık kalkar, sırtından itmeye başlar Naz….’’Bir şeyler yazacağımda o yüzden.
Aklıma bir şey geldi.. Hadi ama Tarık…’’

TARIK: Tamam itme, çıkıyorum. Kahve ister misin?

NAZ: Belki sonra olabilir..

Tarık çıkar odadan. Naz kapıyı arkasından kilitler. Sandalyesine yerleşir,
bilgisayarını açar ve yazmaya başlar…..

-SON-

YESIL8
07-12-08, 22:18
51. BÖLÜM


Ertesi gün

Tarık yüz üstü yatağın üzerinde uzanmış yatarken sol elini yatağın sağ tarafındaki boşlukta gezdirir…

Sonra başını döndürüp odanın içinde bir o tarafa bir bu tarafa koşturup üzerini giyinen genç kadına bakarak…


Tarık: Nereye??


Naz mini siyah eteğinin üzerinde kalın kemerini takarken…

Naz: Unuttun mu canım. (yatağın boş tarafına oturup Tarık’ın saçlarını okşarken) Her zaman ki gibi işe…

Tarık’ın alnına hızla bir öpücük kondurup kalkacakken güçlü bir kol onu kendine doğru çeker…

Tarık: Doğru unuttum. Dün geceden sonra tüm zihnim silindi sanki..(gülümser)

Naz’ı daha da kendine yaklaştırarak…

Tarık: Aklımın az da olsa yerine gelmesi için ….


Dudaklar birleşir…


Ve ayrılır…

Naz’ın gözleri hala kapalı…

Tarık: Şimdi gidebilirsin…

Naz: Ne yani hepsi bu kadar mıydı?

Tarık kolunu başının altına götürerek sırt üstü yatar…


Naz: Peki şimdi benim uçup giden aklım ne olacak…

Çalan telefon sesi ile…


Tarık: Ona da bir çözüm yolu biliyorum ben…

Gülümserler…


Önce duymamazlıktan gelseler de ısrarla çalan telefon tüm büyüyü silip götürmüştü…

Naz: Tarık bence bakmalısın…

Tarık: Sadri’ dir… Sabah sabah kim arar ki beni başka..Tabi eceline susamamışsa..


Naz, uzanıp komodinin üzerinde yanıp sönen telefonu eline alır…


Naz: Yanıldın.. Babam arıyor…

Tarık: Baban mı?

Naz: Benim babam değil. Senin baban.

Tarık biraz isteksizce yataktan doğrulur …

Naz: Teorik olarak aynı zamanda … Neyse boş ver..Açmayacak mısın?


Tarık telefonun yeşil düğmesine basar..

Naz yatağın kenarına oturup yüksek topuklu ayakkabılarını giyerken Tarık bir kulağında cep telefonu odanın içinde bir o tarafa bir bu tarafa yürür..


Tarık: Efendim baba… H ıhı .. Anlıyorum.. Naz’a sorarım.. Söz vermiyorum ama… Peki…


Telefon kapandıktan sonra….

Naz ayağa kalkar . Tarık’ın önünde durup


Naz: Kötü bir şey yok değil mi…

Tarık: Yok. Sadece akşam yemeğe çağırıyorlar…

Naz: Sen ne dedin peki..

Tarık: Naz’a sormam gerek dedim..

Naz: Yapma Tarık lütfen. Ne geçtiyse geçti aranızda ama o senin annen. Bazı şeyler için sonra keşke dememen için bu inadından vazgeç..

Naz, yalvaran gözlerle Tarık’a bakarken

Tarık (içses) : Bir bilsen annemle küsme sebebimi…


Naz’ın eli Tarık’ın yüzündeyken..

Naz: Lütfen… Benim için…

Tarık, Naz’ın eline küçük bir öpücük kondurur..

Tarık: Peki..


Naz sevinerek iki kolunu Tarık’ın boynuna doğru uzatır…

Başını Tarık’ın başına dayar..

Naz: Seni seviyorum…

Tarık Naz’ın minik burnuna küçük bir öpücük kondurur…

Tarık: Git yoksa. Birazdan bu kapıdan hiç çıkamayacaksın…

Naz, gülümser…

Bond çantasını eline alır.


Naz: Nerde bu telefon… Heh işte burada

Pufun üzerinde duran telefonu eline alır…


Gri aracın içine yerleşip henüz motoru çalıştırmışken gelen mesaj sesi ile gülümser…


Aç tuşuna bastığında yüzündeki gülümseme bir anda silinir…




Naz mesajı okumaya başlar …

Zihninde dün geceden emareler ve kulaklarında o ses şimdi aynı dizeleri fısıldıyordu




**************************************************
Dün gece



Teni sevdiği adamın teri ile bezeli kadın usulca kalkarken yataktan seslerin, fısıltıların, tatların ve dokuların karıştığı çarşafı tenine doladı..

Gecenin en koyu olduğu saatlerdi..

Günün aydınlığa kavuştuğu anı gözlerine hapsetmeye hazırlanan kadın boynuna değen dudağın sıcaklığı ile gülümsedi…


Tarık: Üşümüşsün.

Naz: Senin olmadığın diğer günler gibi..


Genç kadın sessizliğe boğulmuş karanlığı izlerken genç adam kollarını o ince bele doladı…
Yanağını Naz’ın başına dayarken..

Naz: Ne kadar güzel bir manzara değil mi?

Genç adam kadını yavaşça kendine doğru çevirdi.


Tarık: Ayırma gözlerini gözlerimden benden bu akşam,

Genç kadının kömür karası gözleri genç adamın sürmelerine çarpıp gözlerine karışırken…

Tarık: Böyle saatlerce bak, böyle asırlarca bak.

Sol eli kadının saçında gezinirken..


Tarık: Gözlerine yavaşça, yavaşça doldu akşam...
Göklerin ateşini kalbime boşaltarak
Benim içimde yaktı sanki gurubu** akşam.

Senin kirpiklerinde bir damla oldu akşam.

Gündüzden, gürültüden ve kâinattan ırak,

Akşamı seyredeyim bakışlarında bırak,

Ayırma gözlerini gözlerimden bu akşam,

Böyle saatlerce bak, böyle asırlarca bak.

Kadın dudaklarını genç adama sorgusuz teslim ederken, genç adam zihninde yeni ezberlere yer açmıştı.

Adeta her seferinde yeniden aşık olduğu bu kadın için ruhunu yeni yeni satırlar kazımaya hazırlıyordu …


***********************************************

Bu gün

Naz telefonun ok tuşları ile ilerlerken …


………: Gün doğuşuna tercih ettiğim kara gözlerindeki pırıltıda kalsın diye ezberim yatağımıza bıraktığın sıcaklığına ve hayaline sarılıyorum sen diye…


Gözleri dolu dolu sarıldı telefona genç kadın.

Naz: Seni seviyorum Tarık…

Şu genç yaşının son yılını büyük acı ve sıkıntılarla geçiren Naz bu kez mutluluktan ağlıyordu.

Mutluluğu aramaktan vazgeçtiğinde O gelip onu gelip bulmuştu….

Ve şimdi hayatında hiç olmadığı kadar mutluydu.

************************************************** *******



* Yaşar Nabi Nayır. On mısra

** gurub: Güneşin battığında oluşan gökdeki manzara.Gün batımı.



**************************************


52. Bölüm

Tarık: Naaaz lütfen beni anlamaya çalış. Evet başlangıçta her şey babandan intikam almak için oynadığım bir oyundu.

Naz, buğulanan gözlerle başını ‘’hayır’’ anlamında iki yana ağır ağır sallarken


Naz: Yo yoo bunu bana ‘’bize’’ yapmış olamazsın…

İçindeki hissettiği acıyı adeta ona da yaşatmak istercesine Tarık’ın göğsünü olanca gücüyle yumruklarken

Naz: Yalan de .. Hepsi yalan … Söylenenlerin hepsi yalan de… Konuş Tarık konuş lütfen…

Genç adam sessiz .. Suskun…

Sonunda gücü tükenip dizlerinin bağı çözülürken Tarık, genç kadını kollarından tutup hızla yere düşmesini son anda engelleyebildi…

O da onunla birlikte dizlerinin üzerine çökerken…

Naz, dizlerinin üzerine çökmüş ağlamaya devam ediyordu şimdi…
Dudaklarından belli belirsiz sözcükler dökülüyordu…


Genç adamın suskunluğu genç kadını giderek daha büyük bir hayal kırıklığının kollarına doğru itiyordu…Konuşsa , karşı koysa farklı mı olurdu sanki.. Bunu o da bilmiyordu.


Naz: Demek her şey bir yalandı…

Genç kadının boğazına düğümlenen hıçkırıklarla kesilir bir an nefesi…

Alt dudağı gelip giderken bir an durup sessiz sedasız döküldü o cümle…

Naz: Beni sevdiğini söylemiştin…

Tarık, Naz’ı kollarından tutup ona sarılıp onu ne kadar sevdiğini söylemek için hamle yaptığında

Tarık: Naz, ben seni hep sevdim…


Genç kadın omuzlarına değen parmakların hafif dokunuşuyla adeta çılgına döner.

Naz: Dokunmaaa !!! Uzak dur benden… Hala yalan söylüyorsun Tarık. Hala yalan söylüyorsun…


Tarık’ın tüm korkuları şimdi gerçek olmuştu işte…


Tarık: Naz lütfen.. Beni bir kez olsun dinle..Lütfen..

Tarık tekrar ona yaklaşmak için yaklaştığında ise bu kez daha sarsıcı bir tepkiyle karşılaşır..

Naz, genç adamı iki eliyle itip olanca gücüyle onu kendinden uzaklaştırırken bir yandan haykırıyordu..

Naz: Dokunma iğreniyorum senden…


Genç adam arkaya düşmemek için her iki eliyle yerden destek alırken yüzündeki şaşkınlık ve korku o tek kelime etmese de okunuyordu…

O ilk gece tutulduğu kadın şimdi onu olanca gücüyle kendinden uzaklaştırıyordu.

Genç kadının öfke dolu bakışları adamı yakıp geçerken…

Naz: Karşılaşmamız … Yardım etme bahanesiyle bana yaklaşman.. Hepsi… hepsi bir oyundu…

Genç adam, yüzünün şeklini ve dudağından dökülen o sözcüklerin sahibini tanımadığı bu kadına şimdi başka gözlerle bakıyordu…

Genç kadın sinirle karışık gülmeye başlar dökülen göz yaşlarını hızlıca silerken


Naz: Aptalın tekiyim ben…Beni sevdiğine öyle inanmıştım ki. Gözümün önünde olanları bile göremeyecek kadar körmüşüm meğer…

Hızla başını kaldırır. Keskin ve bir o kadar nefret dolu bakışlar fırlatırken…

Tarık: Ne yapsam, ne söylesem seni artık kendime inandıramayacağım. Bunu artık daha iyi anlıyorum…


Naz: Burada durmuş beni yolumdan vazgeçireceğin o tek cümleyi beklediğime hala inanamıyorum.


Gözü öfke ve kızgınlığa boyanmış genç kadın aniden sağ elindeki yüzüğü çıkıp odanın karşı duvarına fırlatırken…


Naz: Lanet olsun…


Metal taşın üzerinde dururken paha biçilemez değerdeki o renkli taşlar tıpkı genç kadının kırılan kalbi gibi şimdi odanın dört bir yanına dağılmış parça parça olmuştu…

Tarık dizlerinin üzerine çökmüş elinden kayıp giden mutluluğa bakarken…

Buz gibi bir sessizlik kaplamıştı ortalığı…

Gece karası boncuk tanelerinin giderek ondan uzaklaştığını hissetti kendinden..

Bir anda hızlıca sarılıp göğsüne bastırır genç kadını…


Ve sonunda o da teslim olmuştu göz yaşlarına…


Tarık: Gitme.. Lütfen buna bu kez dayanamam. Lütfen gitme..

Tarık, sevdiği kadına sıkıca sarılmış başına, yüzüne öpücükler kondururken..

Tarık: Seni seviyorum.. Beni bırakma…Beni bırakma…




************************************************** ********
Tarık, smokinin cebinden çıkardığı inci küpenin tekini çıkarır, (hatırlarsanız o gece taktığı ve kaybolan küpenin teki bu)

Naz’a ağır adımlarla yaklaşır ve sağ kulağına nazikçe takar..
(Zaten kadınlar konusunda uzman olduğundan normalde her erkeğin yapmayı beceremediği bir şeyi
Canını bile yakmadan kolayca takabilmişti.)

Naz, sağ kulağını tutar, sonra tatlı bir gülümseme yerleşir yüzüne..

Hızla parmaklarının üzerinde yükselerek Tarık’ın dudaklarına bir öpücük kondurur.Geri dönüp kaçacakken Tarık, onu tek kolundan tutarak kendine doğru çeker ve tutkulu bir şekilde öpüşmeye başlarlar..
Dakikalardır süren tatlı oyunun vermiş olduğu açlığı en sonunda bir birinin dudaklarında sonlandırmışlardı..
İkisi de farkında olmadan gözlerini kapamıştı..
Naz, gözlerini açıp yavaşça ondan uzaklaştığında onun yüzüne tekrar baktı. Sanki bu anı unutmamak için onun yüzünü hafızasına kazıyordu..
Kısa bir süre sonra Tarık da gözleri açtı ve Naz’ın yüzüne baktı..
Biliyordu gidecekti ve onu kim bilir ne zaman görecekti..
Gitme dedi gözleri..

Naz, birkaç adım geri geri yürüdükten sonra arkasını döndü

Tarık: (mırıldanarak) Ne olur dön bak bana..

Naz, bunu duymuşcasına hafifçe döndü sonra ….

Sonra..

Beyaz kuğu cennet bahçesini bir melek gibi terk ederken genç adam sadece ardından bakmakla yetindi..





Genç kadın hıçkırıklarını dindirdiği yerden başını yavaşça kaldırır…

Naz: Neden? .. Neden o gece bitirmedin her şeyi ? Neden devam ettirdin ha neden…

Sağ eli Naz’ın yüzünü kavramış eli gözyaşları ile ıslanırken


Tarık: Çünkü sana AŞIK oldum.. Beni anlıyor musun.. Aşık oldum…

Genç adam küçük bir yutkunur…

Naz, hızla yüzünü tutan eli bileklerinden tutup kendinden uzaklaştırırken uzun uzun baktı … Hafızasına kazıdı o bakışı…

Aralık duran kapının ışıkları giderek içeriyi daha fazla aydınlatırken genç kadın kapının pervazından tek eliyle güç alıp son kez dönüp baktı …

Odadaki kadın gölgesi varlığını yitirip yerini kapkara bir boşluğa teslim ediyordu şimdi…



Naz: Tarık… Tarık kendi gel lütfen…


Tarık biraz önce gördüğünün hayal mi gerçek mi olduğunu henüz çözememişken bulanık görüntü giderek netleşmeye başladığında yüzüne endişeyle bakan Naz’ı karşısında görür

Naz: Tarık.. Tarık neyin var?

Elini Tarık’ın alnında yüzünde gezdirdikten sonra bu ölçümden bir şey analmayıp endişeyle dudaklarını alnına değdirdi..

Naz: Ateşinde yok..

Tarık, kendine gelir gibi olur..

Tarık: Naz….

Naz: Off . Tarık..Beni öyle korkuttun ki…

Tarık: Sen.. sen gitmedin mi?

Naz: Sayende toplantıyı yarım bırakıp geri döndüm.

Tarık: Toplantı??

Tarık uzandığı yataktan hafifçe doğrulur

Tarık: O kadar oldu mu?

Naz: Ya evet toplantı… Biz neler düşünüp yollara düşelim beyefendi burada mışıl mışıl…

Tarık hafifçe gerilip esnerken

Naz: Kaç saattir sana ulaşmaya çalışıyorum. Deliye döndüm. Telefonunu da mı duymadın. Nasıl bir uyku bu…

Tarık: Belimin ağrısı için içtiğim ağrı kesiciden her halde..

Naz elini Tarık’ın yanağını eli ile kavrarken…

Naz: Yapma Tarık kendimi taşıttırdığım için zaten suçluluk hissediyorum..(dudağını küçük çocuklar gibi sarkıtır)

Tarık o dudaklara yavaşça yaklaşırken

Naz bir anda…

Naz: Dur bir dakika…

Hızla yataktan kalkarken Tarık bu beklenmedik hareket karşısında yüz üstü yatağın üzerine düşer…

Tarık yatağın üzerine kapaklanmış nerdeyse mırıltıyla denebilecek bir ses tonuyla

Tarık: Yine mi?

Naz birkaç dakika sonra elinde küçük bir şişe ile geri döner

Şişeyi Tarık’a doğru uzatırken

Naz: Bu mu?

Tarık iki elini başının ardına götürüp sırtını yatağın küçük düğmelerle bezeli süngersi başlığına dayarken..

Tarık: Evet o..

Naz öbür elinde gizlediği ve tıpa tıp benzeri olan diğer şişeyi bu kez uzatıp

Naz: Peki ya bu…

Tarık şaşkınlıkla doğrulur…

Naz iki elinde şişe ile yatağa kendini yavaşça bırakıp otururken..

Naz: Of Tarık ya sana inanamıyorum. Uyku ilacımı içmişsin.

Tarık: Uyku ilacı mı?

Küçük bir bakışma …Yerini gülümseme ve ardından kahkahalara bırakırken..


Tarık’ın belki de gördüğü kabusun verdiği etkiyle gerilen sinirleri birden boşalıverir..
Gülüşmelerle son bulan bu hikayenin en büyük kabuslara gebe olduğunu henüz ikisi de bilmiyordu…


Korkularımız en büyük kabuslarımızdır. Ve en büyük kabuslar uyanıkken görülür…

Naz ise henüz kabusların en büyüğünü yaşamamıştı…

*********************************************

Naz bebek ünitesinin önünde durmuş işaret parmağıyla cama dokunurken etrafına agucuklar dağıtan küçük bebeği adeta uzaktan seviyordu…

Yanaklarından yağmur damlaları gibi süzülüp giden göz yaşları sessizce akarken tek elini karına götürüp

Naz: Çok üzgünüm bebeğim....

YESIL8
07-12-08, 22:43
53. bölüm

Cahide Tekstil…

Naz gelen maillere bakarken ekranın sol üst köşesindeki küçük ekranın bandında akıp giden kırmızı yeşil oklara gözü takılmıştı…

Yeşile boyalı CHDTK harflerini gördüğünde ise yüzündeki gülümseme giderek çoğalır…

Tuna elinde çay fincanı, küçük bir kutu ve gülümseyen bir yüzle odaya girer…

Tuna: Günaydın efendim. :)

Naz: Günaydın. :)

Tuna elindeki çay fincanını masanın sağ köşesine bırakıp lacivert kutuyu* Naz’a doğru uzatır..

Tuna: Umarım istediğiniz gibi olmuştur.

Naz: Harika görünüyor. Onun da beğeneceğine eminim. Çok teşekkür ederim.


Tuna: Ne demek efendim görevim bu benim.Benden istediğiniz bir şey var mı?


Naz: Yok teşekkür ederim.


Tuna’nın masaya bıraktığı fincanı eline alır .Çayın kokusunu içine çekerken

Naz: Hımm harika kokuyor. (Bir yudum alır)


Telefonun mesaj sesi ile masanın sol tarafına eli uzanır. Bu kez beklediği kişiden değildir.. …



……..: ‘’Naz seninle konuşmamız gereken önemli bir mesele var. Hyatt Regency Hotel’in Restaurantında bekliyor olacağım.Ve bu buluşma aramızda kalsın lütfen’’


Naz birkaç saniye sonra telefona sarılır…



…….’’ Aradığınız kişiye ulaşılamıyor. Cep telefonu kapalı veya…’’


Naz kendi kendine

Naz: Ne bu şimdi. Önce mesaj atıyor sonra da telefonunu kapıyor.

Telefonun sıfır tuşuna basar…

Naz: Tuna Hanım öğleden sonra olan doktorla randevumu yarına erteletebilir misiniz?

Tuna: Peki Naz Hanım.

Naz: Bir de Gül Hanımın yaptığı o harika çaydan bir fincan daha lütfen…




************************************************** ********



…… restarurant’ın bar kısmında yüksek taburenin üzerine oturmuş birbiri ardına tekilaları yuvarlayan Can’ın yanına vardığında

Naz: Can bu halin ne! Kötü bir şey mi oldu yoksa?

Can: Evet oldu.

Başını kaldırıp Naz’ın yüzüne bakarken

Can: Sana

Sonra bakışlarını tekrar tekila kadehine odaklayıp

Can: Ve tabi bana

Elinde sıkıca tuttuğu kadehi hızla içer.

************************************************** ********


Restaurantın cam kenarında oturan esmer çocuk bir anda yanındaki mavi gözlü genci dürterek

Mehmet: Oğlum bu Tarık Tekelioğlu’nun eşi değil mi?


Selçuk kaşlarını çatmış, masmavi gözleri bir şahin gibi az ötedeki çifte odaklanmıştı..

Selçuk: Evet de o yanındaki adam…

Mehmet: Ben de kapıdan girdiğinden beri bakıyorum bakıyorum.Adını bir türlü çıkaramadım.

Selçuk: Naz… Naz Özkul… Cahide Tekstil’in varisi ve tabi şimdi de Tekelioğlu’larının biricik gelinleri…


************************************************** ********

Ekstra bahşişle tembihlenmiş barmen boş kadehi alıp yerine bir başka tekila kadehini bırakır.

Naz, Can’ın kadehi tutan elini tutarak

Naz:Ayakta duracak halin yok. Lütfen daha fazla içme.


************************************************** ********

Selçuk deklaşşöre bastığında yüzündeki sırıtış yerini kocaman bir gülümsemeye bırakır…

Selçuk: (kendi kendine mırıltıyla karışık) Bir de sevgili eşinizin yaptıklarına bakın Tarık Bey o zaman acı çekmek neymiş göreceksiniz…


************************************************** ******



Can: Bırak lütfen. Bu kadehlerde olmasa sana bu hikayeyi anlatacak gücü bir daha bulabilir miyim bilmiyorum. Onun için bırak lütfen…

Naz tuttuğu elden elini usulca çekerken

Can ağlamaktan ve sigara dumanından kızaran gözlerle Naz’ın gözlerinin içine bakar

Can: Tıpkı ona benziyorsun. Gözlerinin içindeki o pırıltı, (Can’ın işaret parmağı Naz’ın yüzünde kısa süreliğine gezinirken )gülümsediğinde dudağının kenarında oluşan o çizgi, sıcaklığın…

Naz yaşadığı kısa şoku üzerinden atıp geri çekilir…

Naz: Sarhoşsun sen. Ne dediğini bilmiyorsun. Bin bir yalan uydurup günün bu saatinde buraya geldiğime hala inanamıyorum.

Naz tezgahın üzerinde duran siyah rugan çantasını hışımla kavrar.
Oturduğu tabureden kalkıp daha birkaç adım atmıştı ki Can mırıltıya benzer bir ses tonuyla

Can: Bunu Tarık’ın sana nasıl yaptığını hala aklım almıyor.

Naz bir an durur

Can yüzünde acı bir gülümseme ile sözlerine devam eder

Can: Doğru ya onun kadınlar üzerindeki etkisini unutmuşum. Görüyorum ki gecelerin hızlı adamı seni de kandırmış.

Naz’ın biraz önce hışımla kalktığı tabureye yavaşça otururken

Naz: Az önce yanlış duymadım değil mi? Sen Tarık’tan mı bahsediyorsun?

Can: Evet. Hiç istemesem de seni ondan koruyabilmem için aklımdan sildiğim o adamı sana anlatacağım…

Naz şaşkınlık ve merakla karışık dinliyordu…

Can sözlerine bütün sakinliği ile devam etti…

Can: Babanın ameliyat olduğu zaman babamla birlikte onu hastanede ziyarete gitmiştik.Hemşire odada ziyaretçi olduğu için beklememiz gerektiğini söyleyince babamda bir alt katta bir başka hastayı ziyarete gitti.

Birkaç saniye sonra içeriden sesler yükselmeye başladı…Tarık ve Vahi Bey tartışıyorlardı…

Naz: Babam ve Tarık mı? (Sinirle karışık gülerek ) Cidden şimdi asla inanmam.

Can: Bu hayatta benim bile inanamayacağım öyle şeyler yaşadım ki. Asla demeden önce dinle ve gözünü aç artık lütfen…


*************************************************
Hastane odasında Tarık ve Vahi onlara kulak misafiri olandan habersiz


Vahi: Tarık ben hiç rahat değilim. Naz’a bütün olanları anlatmamız lazım.

Tarık: Yapmayın Vahi Bey sizin Beatrice’i öldürdüğünüzü düşündüğüm ve sizden intikam almak için ona yaklaştığımı söyleyemem. Bu her şeyin sonu olur…

Vahi: Tarık evladım ben bu vicdan azabıyla…

Tarık: Lütfen Vahi Bey kızınızın mutluluğu için bütün bu olanları bilmesi gerekmiyor. Bunu artık anlayın....

************************************************


Can: Kapıdan hızla çıkarken bir an göz göze geldik. O birkaç saniye bile gözündeki öfkeyi okumama yetti…





************************************************** ********

Bu sırada alt kattaki hasta ziyaretini bitirip yukarıya oğlunun yanına giden Osman Bey



Osman Bey: Oğlum


Yanlarından hızla uzaklaşıp giden genç adamın arkasından bakarken…

Osman Bey: O giden Tarık değil miydi?

Can: Evet baba..

Osman Bey: Her halde acelesi vardı. Gözü beni bile görmedi baksana
************************************************


Can: Tıpkı senin gibi babamda onu benim kadar iyi tanıyamaz.

Naz dolu dolu gözlerle ona bakarken…

Naz: Yalan yalan bunların hepsi.. Tarık böyle bir şey asla yapmaz.

Can Naz’ı tek kolundan tutmuş gitmesine engel olmaya çalışır…

Can: Naz lütfen sakin ol…Herkes bize bakıyor…

Naz etraftakilerin bakışlarını fark edecek durumda değildir…


Naz: Umurumda değil. Bırak kolumu.. Sana bırak dedim…

Can: Peki tamam bırakıyorum. Ama sen de sakince otur şuraya lütfen…

Naz yavaşça oturur

Can: Bak Naz bana inanıp inanmamakta özgürsün. Ama şunu bil, sana tüm anlatacaklarımı dinlemeden buradan çıkıp gitmene izin vermeyeceğim..



***********************


Naz şimdi daha uysaldır.

Can: İyi misin şimdi?

Naz keskin ve sert bir bakış atarak sessizliği ile cevaplar soruyu…

Can: Yıllar önce tanıdım onu. Üzerinden sanki asır geçmiş gibi…

Tekiladan bir yudum almadan önce kadehini Naz’a doğru uzatarak

Can: İçki ?

Naz başını iki yana sallar sadece…

Can: Peki sen bilirsin. Ama buna ihtiyacın olacak…

Bir yudumda içer…

Can: Üniversite yıllarında tanıştık onunla. Bilmediğimiz bir ülkede yeni yetme iki çocuktuk. Birbirimizin tek dostu olduk.Tek sırdaşı. Tarık hayatı bir gecelik ilişkiler ve yarışlarla dolu uçarı, vurdum duymaz bir çocuktu. Kabul ediyorum benimde ondan aşağı kalır yanım yoktu. Ta ki onunla tanışana ve aşık olana kadar. Beatrice… Güzel, tatlı, masum Beatrice…

Genç adam o ismi ağzına her aldığında göz bebekleri parıldıyordu her defasında…

Naz duyduğu isim karşısında önündeki siyah tezgaha odaklanan bakışlarını Can’ın yüzüne çevirmişti bu kez..

Naz:Bunu neden bana yapıyorsun. Ondan intikam almak için mi?

Can sırıtarak..

Can: Hala anlayamıyorsun değil mi? Onun aşkı senin gözlerini kör etmiş. Ondan intikam almak isteseydim bunu ikinizin arasında bir şeyler başladığında yapardım. Ama yapmadım. Her şeyden önce senin mutlu olmanı diledim. Ve tabi onun değişmiş olabileceğini düşündüm.


Can’ın gözleri de Naz’ın gözlerine odaklanır


Can: Beatrice de tıpkı senin gibiydi. İyi niyetli, saf, aşkı arayan yüreğimde kırılgan küçük bir kız çocuğunu taşıyan inanılmaz güzellikte genç bir kadındı.Benden birkaç yaş küçüktü. Ben ona delicesine aşık oluştum. Ve işte sanırım Tarık ile aramızda olan her şey o zaman değişti.


Ona benzemek… Ve bunun için sevildiğinin düşüncesi bile midesini bulandırıyordu…

Önünde duran bardaktan buzlu suyu yudumlarken suyun ilerlediği her noktada oluşturduğu soğukluk ve uyuşma gibi beyninin de uyuştuğunu hissediyordu ..


Can: Tarık bu kez benimle bir başka yarışa girmişti. Tek hedefi elimden sevdiğim kadını almakmış. Bunu anladığımdaysa her şey için çok geçti.
Bunu öğrendiğimde ise her ikisi ile bütün bağlarımı kopardım.
O güne kadar….
Bir gün Beatrice iş yerime çıkageldi.
Bir şeylerin ters gittiği belliydi.
Oraya bana yalvarmaya değil tüm yaptıkları için affedildiğini duymaya gelmişti.
Sanki veda ediyordu.

Kafası karışıktı belliydi. Biraz sıkıştırınca her şeyi anlatmaya başladı. Tarık yine yapacağını yapmış tüm hevesini aldıktan sonra onu bir kenara itip silip atmıştı işte..Hamileydi..

Naz’ın dudakları gelip giderken göz pınarları dolar..

Naz: Beatrice .. O hamile miydi?

Can başını evet anlamında sallarken..

Can o ana kadar gözlerine dolan göz yaşlarını daha fazla tutamayıp bırakıverir…

Can:Karşımda kırık dökük bir kadın vardı. Düşünebiliyor musun onu öylece bir kedi yavrusu gibi bırakıp gitmiş. İçim her ikisine karşı öyle öfkeyle doluydu ki . Tıpkı onun bana yaptığı gibi onu acıtmak istedim. Ama sonra gözlerine baktım.

Başını kaldırıp Naz’ın gözlerinin ta içine bakar…

Can: Aşık olduğum kadın hala oradaydı. (iki omzunu kaldırarak)Yapamadım..Ona başından neler geçtiğini, neden ayrıldıklarını hiç sormadım. Evlendik.

Kadehindeki son damlayı yudumlar…


Can: Ne kadar unutmak istesem de olmuyordu. Ne o unutabiliyordu ne de ben. Her ikimizde çok zor bir dönem geçirdik. Tam her şey düzelmişken o yine her şeyi yok etmek için geri geldi.
Onunla karşılaştığımız o geceden sonra her şey değişti. Beatrice giderek uzaklaştı benden. Bu karşılaşmadan birkaç gün sonra da ardında kısa bir mektup bırakıp çıkıp gitti hayatımdan…..Ve sonra o kaza…



Can artık göz yaşlarını tutamıyordu…:img-cray:


Can: Onu öyle sevmiştim ki. Hep kendi kendime sordum. Neden ? Neden o? Neden ben değil de o?


Naz ise gözünde donup kalmış tek damla göz yaşı ile yavaşça kalktı tabureden.

Sendeleyerek ilerliyordu.

Ardından seslenen Can


Can: Naz lütfen onun aslında nasıl biri olduğunu anla artık……


Naz sonu gelmez ve bitmek bilmez koridorda ilerler.Restaurantın kapısına güçlükle ulaşır..

Kulaklarındaki uğultu ve çınlama giderek dayanılmaz bir hal aldığında