PDA

Tüm Versiyonu Göster : Yalancı Yarim Senaryolar (Arşiv 3)


Sayfalar : 1 2 3 [4] 5

YESIL8
16-08-09, 22:01
Belgin: Tarık bir şey unutmadın mı?

Tarık ellerini ceplerinde gezdirir..

Tarık: Yooo. Cep telefonum, cüzdanım, hepsi burada..

Belgin: Berk’in hemen arkasında ayakta duran Naz’ı işaret eder..

Belgin: Peki ya karını öpmeyi..

İkisinin ortasında duran Berk minik ellerini birleştirmiş, heyecanla bir Tarık’a bir Naz’a başını çevirip bakar..

En az Tarık kadar Naz da şaşkın ve bir o kadar çekingendir..

Tarık, Naz’ın yanağına küçük bir buse kondururken..

Tarık: Akşam görüşürüz..

Naz tek kelime etmeden başını hafifçe salladı..

Tarık saçlarını savurarak oradan uzaklaşırken Naz öylece kala kalmıştı ayakta..

Belgin ( iç ses) : Yok yok bunlarda kesin bir şeyler karıştırıyorlar. Hangi damat düğünün ertesi günü üstelik sabahın kör karanlığında sıcak yatağından kalkar işe gider ki.. Peki ya hangi kadın bütün bunlara kayıtsız kalır ki.. Etrafta uç uç böcekleri gibi dolaşması gerekirken Naz’ın yüzünden düşen bin parça. Yok yok kesin bir şey var.





Akşamın karanlığı çökmek üzereydi.

Belgin bir elinde telefon dinlenmek için çekildiği odasında voltalar atarken

Belgin: Yok hala ulaşılamıyor.

Belgin bir elinde sıkıca tuttuğu telefonun ekranındaki kır saçlı, gülümseyen adamın görüntüsüne bakıp

Belgin (kendi kendine): Eh Hulusi umarım akşam bunun için iyi bir bahanen olur. Yoksa bu kez seni elimden o sarı güller bile kurtaramaz haberin olsun.

Belgin aynadan son kez bakıp saçını düzelttikten sonra kapıyı açmıştı ki o sırada koridorun öbür ucundaki odadan parmak uçlarında çıkan Naz’ı fark eder.

Belgin: Uyudu mu?

Naz: Bu kez biraz zor olsa da uyudu. Siz biraz dinlenebildiniz mi?

Belgin: Evet. Teşekkür ederim Nazcım. Yeni evlileri böyle rahatsız etmek istemezdik ama apar topar gelince bizim yalının tadilatta olduğu tümüyle aklımdan çıkmış.

Naz: O nasıl söz burası benden çok sizin eviniz sayılır.

Belgin: Neyse ki bir iki haftaya kadar bitiyormuş ustaların işi. Siz balayındayken biz de iki hafta burada kalırız hem Berk’e de göz kulak oluruz.

Naz: (şaşkın): Nasıl? Balayı mı?

Belgin: Evet balayı. Hani şu evli çiftlerin baş başa kalmak için gittikleri…Yoksa balayına çıkmayı düşünmüyor musunuz?

Naz (iç ses): Heh işte şimdi yakalandık. Düşün Naz düşün düşün.

Naz bir yandan parmağındaki parlak metalle bilinçsiz bir şekilde oynarken

Naz: Aslına bakarsanız Tarık’ın işleri şu sıralar oldukça fazla. İşlerini yoluna koyana kadar gitmeyi düşünmüyoruz.

Bir sorunun daha üstesinden gelmiş olmanın verdiği rahatlıkla gülümser..

Aşağıdan gelen seslerle sohbet bölünür

Süheydan: Hoş geldiniz Hulusi Bey.

Hulusi: Hoş bulduk Süheydancığım.

Süheydan’ın yanağından bir makas alıp içeri girer..

Süheydan bir eli yanağında şaşkın Hulusi’nin ardından bakakalır...

Belgin ile merdivenden inmekte olan Naz salondaki koltuklardan birinde bir ayağını ritmik bir şekilde yere vururken bekleyen Hulusi’yi fark eder. Yavaşça yanına doğru yaklaşır.


Naz: Hoş geldiniz.

Sert bakışlar bir anda yumuşayı verir.

Hulusi: Hoş bulduk kızım.

Belgin Hulusi’nin tavrındaki gariplikten azıcık ürkmüş bir ses tonuyla

Belgin: Hoş geldin hayatım.

Hulusi’nin her iki yanağından öper yanındaki koltuğa geçer.

Belgin: Bizde Naz’la seni merak ettik bütün gün. Telefonunda kapalı.

Hulusi tam karşısında oturan Naz’a bakıp

Hulusi: Halletmem gereken işlerim vardı. Bu gün öyle ilginç şeyler öğrendim ki. Duysan sen bile şaşırırsın.

Naz kendine doğrulan bakışlardan oldukça rahatsız olmuştu.

Naz (iç ses): Yoksa her şeyi öğrendi mi? Uff ne yapacağım ben şimdi Tarık nerdesin ?


Bir yandan kendini telkin etmeye çalışır

Naz (iç ses): Yok yok. Bunu öğrenmiş olmasına imkan yok. Bunu benden ve Tarık’tan başka bilen yok. Peki ya benim geçmişimi öğrendiyse ve benim beş parasız olduğumu bu yüzdende oğlunun parası peşinde olduğumu düşünüyorsa. Off ..


Naz: Ben bir mutfağa bakayım..


Naz tezgahın üzerinde duran sürahiden hızla bir bardak su doldurup içer.

Naz: Oh çok şükür..

Akşam yemeğinin son rötuşlarını tamamlamakla meşgul olan Süheydan söze başladı


Süheydan: İçeride işler iyi gitmiyor anlaşılan.

Naz: Biraz. Hulusi Bey hep böyle midir?

Süheydan: Nasıl?

Naz:Yani böyle soğuk ve somurtkan.

Süheydan: Yoo aksine oldukça neşeli ve eğlenceli biridir. Hele de aslan sütü varsa akşam yemeğinde ondan keyiflisini göremezsiniz bu dünyada.

Süheydan elindeki şişeyi havaya kaldırıp gülümser.

Naz gülümseyerek şişeyi Süheydan’ın elinden alır

Naz: Teşekkürler Süheyhan sen harikasın.

Naz buz kabının içinde duran şeffaf şişe ile yemek odasındaki masaya doğru giderken ardından sırıtarak bakan Süheydan

Süheydan: Bu gece olacak olanlardan sonra harika olacağım kesin ..


Evlendikleri günden beri ilk kez eve erken gelmiş Tarık da sofrada yerini almıştı.
Hulusi ve Belgin’in sitem dolu birkaç sözünden sonra evlilik meselesine hiç girilmemişti bile. Onun yerine eski güzel günlerden bahsetmiş Tarık’ın çocukluğundan ve sünnet olduğu o günden bile bahsedilmişti.

Hulusi kahkahalara boğulmuş gülerken..

Hulusi: Düşünebiliyor musun. Sünnetçi bir elinde ustura o önde bu arkada..

Naz o durumu hayal edip gülmemek için adeta dudaklarını kemirirken Tarık ile göz göze gelir.

Tarık adeta kıpkırmızı kesilmiş bir şekilde...

Tarık: Babaaa

Belgin gülümsemelerini gizlemeye çalışırken

Tarık: Anne sen de mi..

Belgin: Hulusi yeter ona bu kadar ceza. Şimdi asıl meseleye gelebilirsin.

Naz: Ona geçmeden önce

Naz servis arabasında soğutulan şişeden bir kadeh doldurup Hulusi’nin önüne koyar.

Hulusi’nin yüzündeki ifade silinir gibi olmuştu.

Hulusi bir önünde duran kadehe bir Naz’a bakar..

Belgin kaş göz işaretleri ile Hulusi’ye bakar..

Belgin: Hulusiii kalbin..

Aylar önce yine böyle bir masa başında Hulusi’nin yığılıp kaldığı an gelir gözlerinin önüne..

Hulusi: Bu gece gelinim ve ben ne kadar büyüdüğünü kabul etmesem de oğlumla ilk gecem. Bozma bunu karıcım.

Ayağa kalkar kadehi havaya kaldırıp

Hulusi: Biricik gelinim ve oğluma dilerim hep mutlu olursunuz.

Hızla bir yudum alıp masaya kadehi bıraktıktan sonra karşısında oturan gülümseyen iki çift pırıltıya bakar sonra cebinden çıkardığı minik uzunca kutuyu usulca araladı. İçinden inci taneleri ile süslü zarif kolyeyi çıkardı.

Hulusi: Eğer kabul edersen bunlar senin düğün hediyen.

Naz: Bunlar çok güzel. Ama bu çok pahalı. Böylesi değerli bir hediyeyi kabul edemem.

Hulusi: Lütfen Naz. Hem senin oğluma verdiğin mutluluğun yanında bu hiç bile. Bizi öyle mutlu ettin ki. En son ne zaman bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum bile.

Naz bir Tarık’a bir Hulusi’ye bakar.. Öylesine şaşkındır ki önce ne yapacağını bilemez ama sonra

Naz: Peki teşekkür ederim babacığım. (Hulusi'nin her iki yanaklarında öper)

Babacığım sözcüğüyle gözleri dolar Hulusi’nin

Naz: Ama lütfen siz takın.

Hulusi Naz’ın ince nazenin boynuna inci tanelerini büyük bir ustalıkla yerleştirir.



Gözlerin-Barış Akarsu
http://www.izlesene.com/video/muzik-baris-akarsu-gozlerin/471194



Tarık kendinden geçmiş bir şekilde sıra sıra dizili inci kolyenin gerdanından çok o inci tanelerinin parıldadığı istiridyelerin koyusuna dalmış onun parıltısına esir olmuştu..


Uğrunda seve seve esiri olacağı bir başka şeye adım adım yaklaştığını bilse belki daha önce olduğu gibi korkup kaçardı ama bu kez bunun farkında bile olmayacak kadar ağmaydı gözleri..


** İnci: Derin denizlerde istiridyeler içinde gizli ve yeryüzünde zor bulunan değerli bir süs eşyası.

YESIL8
16-08-09, 22:10
Naz kahverengi metal kapının önünde durmuş kendiyle hesaplaşırken..


Naz: (mırıltıyla) Off Naz şimdi nasıl söyleyeceksin bakalım. Evlendiğini üstüne üstük yalandan bir evlilik olduğunu hiç bunlar yetmezmiş gibi balayına gitme ihtimalim nedeniyle belki doğumda bile olamayacağını.. Yok ben kesin bunları söyleyemeyeceğim. Zaten bütün bunları duyduğunda bu kez de erken doğumdan …(dudaklarını ısırır)
Offf yok yok söyleyemem ben bütün bunları..

Kapıyı çalmaktan vazgeçip geri döner..


Naz (iç ses): Yeter ama Naz bak bu gece de yapamazsan artık hiçbir zaman bunu yapmazsın. Topla gücünü (derin bir nefes alır) hadi çal şu zili..



Sadri : Hoş geldin Naz

Naz: Hoş bulduk. Ne yapıyor bakalım bizim anne adayı ?

Sadri: Gel de kendin gör

Naz (şaşkın): ( Ayşe' yi işaret eder) Hayırdır.

Sadri: Sorma Secret' ten sonra sanki başka boyuta geçti. Quantum fiziğine merak sardı. En son onu bebekle ilgili internette araştırma yaparken bu kadar istekli görmüştüm. Görsen bir kaç haftaya doğuracak olan sanki o değil. Ekranın karşısında harıl harıl ders çalışıyor. Görende uzmanlık sınavına falan hazırlanıyor sanır..

Naz: Allah allah

Sadri: Neden benim karımda her normal kadın gibi yakamda ruj izi, üzerimde parfüm kokusu yada ne bileyim başka kadınlara ait saç teli aramaz, kıskançlık krizlerine girmez ki. Kafayı Quantum fiziği ile doğumla bozdu resmen.

Naz: Neee

Ayşe: Aaa yeter ama fısır fısır. Şurada iki dakika konsantre olmuşuz. Hem o dediklerinden bir tekini yaparsan başına gelecekleri biliyorsun değil mi sevgili kocacığım. (keskin bir bakış fırlatır)

Sadri (iç ses): Bilmez miyim beni önce tüm elimde olan mal varlığımı alıp sonra da sürüm sürüm sürümdürsün ..

Ayşe: Hayır o aklından geçenlerin hiç biri değil. (gözlerini kısarak bakar)

Sadri: korkudan gözleri fal taşı gibi açılır.

Sadri (yutkunur, o sırada mutfaktan gelen sesle) : Heh . İşte balıklarda oldu.

Sadri (iç ses): Bizim hatun kesin Quantum fiziğinden sonra hızını alamadı metafiziğe de geçti...Kesin..



Sadri uzaklaşır



Naz: Bu konsantrasyon baya işe yarıyor anlaşılan şu zihin okuma işini biraz bana göstersen diyorum.

Ayşe: Saçmalama Naz. Sen de 5 yılın bir saniyesi ayrı kalmazsan az çok tanırsın tabi aklından geçenleri de ..

Kıkırdarlar...

Naz başıyla Ayşe’nin hemen ardında açık duran ekranı işaret eder.

Naz: Eee işe yarıyor mu bari?

Ayşe: Bilmem .Henüz bir şey olduğu yok. Zaten onu da doğumda anlayabileceğim sanırım..

Naz: Ha yani sen ciddisin bu konuda ? (Ayşe’nin kararlı ve bir o kadar sinirli bakışlarına takılır gözleri. Şaşkınlıkla dökülür cümleler ağzından) Cidden ciddisin sen..

Ayşe: Ne var bunda şaşılacak. Doğru bir konsantrasyon ile yayacağım elektro manyetik enerji ve düşünce kuantlarıyla...

Naz ‘ın gözleri faltaşı gibi açılır

Ayşe: Ne var deliye bakıyormuş gibi bakma.. O video kayıtlarını izleseydin inan sen de böyle olurdun. Biliyorum çok acıyacak.:icon_sorr

Naz: Hayır hiç de değil.

Ayşe: Nerden biliyorsun?

Naz: Hayır sen nerden biliyorsun?

Ayşe (dudaklarını uzatıp Naz'ın omzuna başını koyar): Tamam ya sen kazandın. Doğru bilmiyorum işte. Ve asıl işte bu belirsizlik beni daha da çok korkutuyor.

Naz: Kokulacak bir şey yok.

Ayşe: Yapma ya karnın burnunda iki adım atamazken bu devasal yuvarlağın içindeki canlının içimden çıkacağı düşüncesine on kez doğurarak yenebilmiş biri olarak korkulacak bir şey yok mu diyorsun yani.

Naz: Tamam henüz o raddeye ulaşamadım kabul - senin bu halini de gördükçe o süre giderek uzuyor ya neyse- ama şu kadarını biliyorum ki eğer bu o kadar acı veren bir durum olsaydı bir kez anne olan biri bir ikincisi için çaba sarf etmezdi..

Ayşe: Haklısın galiba...

Naz: Tabiki de haklıyım.. (yani umarım haklı çıkarım)

Ayşe: Naz ...Quantum fiziğini bilmem ama bu Naz fiziği inan harika bir şey. (minik bir omuz atar yanında oturana) İyi ki varsın Naz. Sen olmasaydın ne yapardım inan hiç bilmiyorum. O gün geldiğinde yanımda olacaksın değil mi..

Naz: Söz. Ama hem ben olmasam da Sadri var..

Ayşe: Ya sorma o benden de beter. Akşam iki minik ağrım oldu panikten nereye koşacağını şaşırdı. Bir yandan pantolonunu giymeye çalışırken banyonun kapısında bir kayışı vardı. Yani inan kayakçılara taş çıkarır..

Naz’ın kıkırdama ve gülümsemelerinin arasında Ayşe söze devam etti

Ayşe: Hem ne demek ben olmasam da..

Naz (iç ses): Söyle hadi Naz. Söyle de şuracıkta erkenden doğursun. Sende kurtul bende.. Offf nasıl kurtulacağım ben bu işten..


Naz havayı koklar..

Naz: Bir koku alıyor musun?

Ayşe havayı koklar

Naz: Yanık kokusu gibi..

Ayşe Naz ile göz göze gelir..

Ayşe: Sadriiii

Sadri mutfağı havalandırmaya çalışırken bir yandan çalışma odasındaki eşine seslenir

Sadri: Endişelenecek bir şey yok hayatım. Ben iyiyim..Öhö öhö .Her şey kontrolüm altında..( üzerleri yanmış balıklara bakıp) tabi balıklar hariç.. Öhö öhö.. Aşkııım şu bizim köftecinin magneti nerdeydi? Bulamıyorum..

Ayşe: Bir de beni ona emanet etmeyi düşünüyorsun daha telefonun yanı başındaki magneti daha bulamıyor....

Ayşe her iki elini hava kaldırıp yüzünü yukarı çevirir..

Ayşe: Çok mu büyük günah işledim ha söyle..

Naz: (sesini kalınlaştırıp ): Çoook..

Ayşe ters ve keskin bir bakış atar

Naz: (gülümseyerek ellerini iki yana açar) E AŞIK oldun var mı ötesi…

Ayşe gülümser

Sadri: Aşkıııım

Ayşe: Mutfağı birbirine katmadan ben gidip Sadri’ye bir bakayım. Bu arada şu yanımda olamama ihtimalini unutmadım bir ara hatırlat onu da konuşacağız..


16. BÖLÜM SONU


Edit: 17. bölümü kaçırmayın derim.. :)

spotless
16-08-09, 23:38
Kendileri ilk bölümdür..(umarım son olmaz:img-hyste) ismi olmamakla beraber dokümansal bazda sd.doc diye adlandırılmaktadır

-Canım sıkılıyor..
-Neden?
-Bir bilsem..
- Ben biliyorum aslında..
-Bana da soyle o zaman?
-3 harf.. Konu sen olunca cevabı bulmak zor değil. Bence sen gereğinden fazla romantiksin, bırak artık bu masallara inanmayı..
-Esas sen gereğinden fazla duygusuzsun bence.
-Duygusuz değil gerçekçiyim, hayal ettiğim aşkın sadece Jane Austen kitaplarında kaldığını bilecek kadar..
-Peki hayal ettiğin ask nasıl o zaman?
-Hmm,
-Duygusuzsun işte, hayal bile edemiyorsun..
-Hiç de değil, tam olarak,mm tam olarak..
-Papağan gibi tekrarlama her kelimeyi..
-Bırakırsan soylicem,
-Bıraktım soyle o zaman,
-Buldum, sıcak çikolata gibi..
-Nası yani..
-Oyle işte, sıcak çikolata gibi.
-Hep boyle tuhaf kal olur mu, bu halini seviyorum.
-Biliyorum..

Bu sırada masaya yaklaşmış olan garson, nazikçe hararetli konuşmanın sona ermesini bekliyordur.
- Pardon hanımefendi, karar verdiyseniz eğer, siparişinizi alabilirim,

Naz hafifçe gülümseyerek Peri’ye bakar, tek kaşını kaldırarak emin bir ifadeyle,
- ben sıcak çikolata istiyorum…






Bir hafta sonra…

Peri: Ee peki kimmiş?
Naz: Tarık Tekelioğlu, Tekbank’ın varisi, Hulusi Tekelioğlu’nun oğlu..
Peri: Kabul ettin yani..
Naz: Ya saçmalama Peri, niye etmicek mişim ki, sana soyledim ben ask diye bişey yok, varsa bile sıcak cikolata kadar gecici..
Peri: Yani bu kadar, e görüşmenize de gerek yoktu, direk görücü usulü evlenseydiniz canım,
Naz: Ya sonucta ailelerimiz birbirini tanıyor ve tanısmamızı istiyorlar, yakısıklı, zengin, ailelerimiz birbirine uygun, işin şakası bir yana, aslında cok da fazla bişey beklemiyorum ben, filmlerdeki askı aramıyorum, eger anlasabilirsek gerisi cok da onemli değil. Gerçekten konuşabileceğim birisi, beni duyan, kelimelerimi, alt metinlerimi okuyan birisi olsun yeter, dediğim gibi gerisi çok da önemli değil
Peri: Kitap gibi okusun beni dyorsun yani, ah Naz hala çocuksu bir umutla kocaman bir aşk bekliyorsun sen, ne dersen de.. Bu cocuk oyunu değil farkındasın değil mi, sıkıldım bırakıyorum diyemezsin, kendinle beraber aileni de katıyorsun bu oyuna, hayatın boyunca asık olmadıgın bir adamla mı yasayacaksın?
Seni sevmeyen bir adam mı okuyacak gözlerindeki parıltının anlamlarını, güne gözlerini açtığında yanında uyuyan canının bir parçası değil, toplumun ethik değerleri içerisinde yaptığın seçimlerin ürünü şablon bir koca olacak, sen de tipik bir eş..
Naz: Off içimi kararttın Peri ya, özür dilerim senin kadar romantik olamadığım için, özür dilerim statü, eğitim ve kariyer düşkünü materyalist bir kişilik olduğum için..

Peri: Tamam canım tamam, başlama gene emperyalistvari konusmalarına, küçük ABD seni, sömürgen düzenci.
Naz: Ay bi sus Fidel ya,, sana bir şey soyliyim mi?
Peri: Söyle..
Naz: Aşka inanmadığım doğru ama erkek olsam kesinlikle sana aşık olurdum..

Okul bahçesinde çimlere uzanmış sohbet eden iki arkadaşın kahkahaları güne karışıyordur…



-Kızım hadi geç kalıyorsun ama?
-Anne ne var bu kadar panik yapacak anlamıyorum ki, sanki ben değil sen gidiyorsun randevuya..
-Esas ben sendeki bu rahatlığı anlamıyorum, yani senin su halini gören sosyetenin bütün playboylarını elden geçirmiş zanneder..
- Of anne ya, inan hiç güleceğim yoktu, kimleri elden gecirmişim.
- Hadi Naz, hadi sallanma, zaten siz genclerin herseyi soylemeye hakkı var, biz iki kelam edince hemen kakara kikiri..
- Tamam anne ya costun sen iyice, tamam rujumu sürüp iniyorum..
- Tamam kızım oyalanma ama, bak gelecek simdi çocuk ayıp olacak, tamam tamam indim ben..

Naz son bir kez aynaya bakar, ustaca vurulmuş bikac pudra darbesiyle, gözünün altına düşmüş farları toparlar, ölçülü dekoltesini son bir kez düzeltip çıkar.


Salondan gelen seslerle Tarık’ın gelmiş olduğunu tahmin ederek, kendinden emin edalı yürüyüşüyle salondan içeri girer.
- Ah Naz da geldi işte, gel kızım gel şöyle.
Naz nazikçe gülümseyerek yaklaşır.
Tarık merakla parlak siyah kahküllerin altına gizlenmek ister gibi duran, iri koyu gözleri inceliyordur. Gözlerinden ayak ucuna kadar süzerek indirir bakışlarını..

Naz karşısındaki genç adamın bu kadar cüretkar bir biçimde kendisine bakmasından rahatsız olur, sonra sık sık oynadığı bir oyun gelir aklına, aynı cüretkarlıkta gozlerini Tarık’a diker o da ilk kaçıranın kaybedeceğini bilerek..
- bak bu Hulusi Amcanın oğlu Tarık, henüz bitirdi okulunu.. Bu da benim kızım Naz, Tarık oğlum.
- Memnun oldum Tarık Bey..
- Ben de Naz…

- Adama bak ya, hiç hanım falan yok, kendini ne sanıyorsa artık …
Sahte bir biçimde geniş geniş gülümser Naz..
- Aslında ben de sevmem oyle beyli hanımlı konusmayı.
- Oğlum Tarık yaşadın, güzel kızmış Allahtan, takılırız biraz işte,
Ya ya, oyle prosedürlere takılmayalım Naz, memnun oldum,
Naz elini uzatır öpmesine izin verir şekilde, Tarık nazik bir biçimde kavrar kendisine uzanan eli, küçük bir buse kondurur Naz’ın elinin üstüne..

Naz elinin üstünde hissettiği sakallarla tuhaf bir tedirginlik hisseder, tam adlandıramadığı bu histen rahatsız olur.

Bi zahmet bi tras olsaydın ya, maşallah Akdeniz iklimi gibi, sıcak, sulu, maki dolu, iyi espri Naz, bunu bi yerde kullanman lazım..

-Naz daldın, çıkalım diyordum ben de..
- Tabii çıkalım Tarık…



Hiç konuşmadın?
Bilmem müziği dinliyorum.. Nereye gidiyoruz?
-Sunset..
Hmm.. yurtdışından gündemi takip ediyoruz.
Ee Tarık Tekelioğlu olmak kolay değil tabii.

Hıı, öyle tabii, zor yani.. “ukala”
Hep böyle misinidir Naz?
Böyle misin derken, sıfatlaştırırsan anlarım belki
Bilmem sakin, pek konuşkan değilsin.
“Bir konuşucam susturamıcaksın ama..” Yoo, pek sessiz sayılmam aslında ama tanımıyorum seni pek daha.

Tarık Naz’a göz kırpar, gülümser
Bizde onun için buradayız..



Evet, ızgara somon..
Tatlı alır mıydınız efendim?
Çikolatalı sufle alalım tatlı olarak..

Ee Sevdin mi burayı Naz?
Daha önce gelmediğimi nerden biliyorsun?
Aslında bilmiyorum.
Aslında daha önce gelmiştim ama bu seferki farklı oldu. “O zaman en azından siparişlerimi kendim verebilmiştim.”
Ee tabii TT farkı, bu arada bütün arkadaşlarım TT der bana, sen de söyleyebilirsin istiyorsan.

Naz gözlerinde gizleyemediği sıkıntıyla nezaketini korumaya çalışarak, ben Tarık’ı tercih ederim.. “Of ya Peri’nin ahı tuttu galiba, bu akşam geçmek bilmiyor, off Naz off arada annenler olmasa bir Dakka tutamazdı kimse seni burada..”

Naz sıkıntıyla Tarık’ın anlattıklarına konsantre olmaya çalışırken, bir yandan da eşsiz manzarayı izliyordur.

Tarık’sa gözlerini rahatsız edici bir biçimde Naz’a dikmiş, onun her hareketini, ağır hareketlerle şarabını yudumlayışını, gözleri ile boğazın ışıkları arasından süzülen gemileri selamlayışını izlemektedir. Restoranın loş ışığının daha da parlaklaştırdığı Naz’ın gece gözlerinden başladığı yolculuk, boynunun aşağısındaki hafif “V” şeklinde sonlanmaktadır her seferinde..

-Sonra bizim arkadas ordan bi fırladı, var ya hepimiz yerlerdeyiz..
- Ee?
-Ne ee?
- Sonra noldu yani?
- Hikaye orda bitti Nazcım, gülmen gerekiyordu.
- Hmm bir dahaki sefere artık Tarıkçım, ben biraz geç anlarım kusura bakmazsın artık..

Tarık gözlerini Naz’ın hafifçe açılan dekoltesine dikmiş,
Yok canım ne kusuru,” sen de bu göğüsler oldukça, bakmam ben kusura falan..”

Tarık? Tarııkk?
Şey efendim..
Diyorum ki kusura bakmazsın diyorum..
Tabii bakmam canım, bakar mıyım
Ee bence de bakma artık, bu kadar göğüslerime baktıktan sonra bir de kusura baksan ayıp olur bence?
Pardon Naz anlamadım..
Gecenin basında beri ne kadar bi kıza soylenecek klişe laf varsa hepsini soyledin sesimi cıkarmadım, iğrenc okul hikayelerine sesimi cıkarmadım, siparişimi vermene sustum, ki inan benim susmam öyle pek rastlanan bir durum değildir. ama istersen biraz kibar ol da, konusurken göğüslerim yerine yuzume bakmayı dene, ya da pardon deneme en iyisi, cunku ben simdi gidiyorum ama uzulme uzaklasırken kalcalarıma bakabilirsin.


Naz sinirle yerinden kalkıp, kapıya doğru uzaklaşırken, Tarık olduğu yerde oylece kalmış tepkisiz bir biçimde bakıyordur..

-Sıkı kızmış…

krizantem_84
17-08-09, 01:10
Tarık o gece neredeyse hiç uyumadı.Uzun süredir yapmayı unuttuğu bir

şeyi yapıyordu şimdi..Yatağına girip yalnızca kendiyle kaldığı anda,bugün

yaptıklarını gözden geçirip doğruyu yanlışı tartmak.. "Bugün kime,ya da kim

için ne yaptım?"

Küçük bir çocukken öğretmeninden öğrenmişti bunu.Afacan arkadaşları

dalga geçerken o,daha o yaşlarda hayatının merkezine almıştı bu

düşünceyi..İşte şimdi yine oluyordu aynısı.."Ne yaptım ben?" dedi. "Ona ne

yaptım?" Gayesi çocuklara yardım etmek olan güzel bir kadını

incitmişti.Hem de yok yere.."Güzel mi?" "Evet,çok güzel.."

Uzun siyah saçları,kapkara gözleri,vakur duruşu,sinirlenince büründüğü o

çekici hal...Üstelik bir şey fark etmişti Tarık..Bütün o hırçınlığın,saklamaya

çalışıp beceremediği tutukluğunun içindeki sevimli küçük kız,göz kırpmıştı

ona..Az önce hınzır bir edayla ayağına bastığı minik oğlan çocuğu saçını

çekince,ağlamaklı bir ifadeye bürünmüştü güzel yüzü..Onu oyundan atmak

ister gibi bakmıştı siyah incileriyle..Ama Tarık için oyun daha yeni

başlıyordu...


Naz için de durum farklı değildi.Sabah yine zombi gibi uyanacağını

söylüyordu içsesi..Şımarık bir serserinin çirkin kahkahalarını duymuştu

kulakları..Ona haddini bildiremediğini düşündükçe deli oluyordu.O tokadı

niye atmamıştı ki?..

Onun yüzünden sevdiği adama da soğuk ve uzak kalmıştı elinde

olmadan..Bunu düşündüğü anda,gözlerini kocaman açıp tavana bakmaya

başladı.Uzun süredir bu durumun nedenini sorguluyordu aslında.. "Onu

seviyor muyum?" sorusuna tereddütsüz evet diyordu.Ama eksik bir şeyler

vardı işte..Anlamlandıramadığı kekremsi bir tat..


Mehmet onun çocukluğuydu..Annesiyle kavga ettiğinde başını dayayıp

ağladığı omuz,ayağına dolanıp canını sıkan erkeklerden kurtaran küçük

kahraman..Birçok sıfatı olmuştu şimdiye dek..ama sevgilisi olarak ne zaman

hayatına girdiğini bilmiyordu.Oysa bir zamanlar "imkansız"dı onun adı..

.Olmayacak boş bir hayal..Onu başka kollarda görmenin ağırlığıyla kim bilir

kaç gece ağlamıştı..Zamanla tuhaf bir saplantı halini aldı bu

durum..Mehmet onu arkadaştan öte görmediğini hissettirdikçe daha çok

bilendi...


Sonra bir gün..Kalabalık bir arkadaş toplantısında,onun sevgilisi olarak

tanıtılırken buldu kendini..Olmuştu işte..Peki ya bu kadar mıydı hepsi? Bu

kadar sığ.. "Sığ mı? Kendine gel Naz! Kendini beğenmiş bir züppe sinirlerini

bozdu,ne dediğini bilmiyorsun.Adama bak ya,iç sesime müdahele ediyor!"


Sabah Ümit'in akıllara zarar bağırışlarıyla uyandı.


-Naz!

-....

-abla?

-.....

-Naazzz!


Naz yataktan kalkmadan yastığını Ümit'e fırlatarak:


-yine ne istiyorsun başımın belası! Rüyanda mı gördün?

-aa,ama kalbimi kırıyorsun ablacığım.Ben belan değil talihinim senin, talihin..

-hı hı,kör olanından.

-görüşmek isteyen kişi önemli olmasa bu kadar kolay kurtulamazdın benden ama..

-görüşmek isteyen mi?

-evet.

-kim?

-Tarık Tekelioğlu.

-nee?!


Naz duyduğu isimle yataktan fırlamış,dağınık saçlarını düzeltmeye uğraşırken Ümit şaşkınca ona bakıyordu.Az sonra bozuntuya vermemek için:


-yani,ev hali sonuçta..İnsan ister istemez telaşa kapılıyor.

-adam kapıda değil sevgili ablacığım,telefonda..

-nee?!

-off olamaz ya,yine başa döndük! Hıı anladıım,sen 3G'den çekiniyorsun.Sakın ne deme!

-zevzek.

-ee kararınız nedir devletlum? Malum görüşmeyi gerçekleştirecek misiniz?


Naz biraz düşündükten sonra:

-hayır.

-neden?

-boş ver Ümit.

-boş veremem.On dakika sonra tekrar arayacağını söyledi.

-umurumda bile değil! Yok deyin,hasta deyin,bir şeyler söyleyin işte.

-kızım saçmalama,adam Hulusi Tekelioğlu'nun oğlu.

-bana ne bundan?!

-babamın da mı hatırı yok? Hem bak evden aradığına göre,bu duruma da bir gönderme yapıyor bence.

-babamı bu işe karıştırmam.

-ne yaptı adam sana? Kendimi affettireceğim filan diyordu.

-Ümit uzatma!

-aman iyi be,ne halin varsa gör! Huysuz cadı!


Naz yerdeki yastığı almaya yeltenirken Ümit çoktan odadan çıkmıştı.


Tarık kahvaltı bile etmeden evden çıktı.Annesinin hoşnutsuz söylemlerine kulak asmadı.Butiğin kapısına geldiğinde,derin bir nefes alıp içeriye ilk adımını attı.İşte oradaydı,küçük oyun arkadaşı..Ne söyleyeceğini düşünürken,Naz'ın delici bakışlarına çarptı.



-ne istiyorsun?!


Tarık,saldırıya karşı hazırlıklı gibi bir tavırla:


-ne istiyorsunuz demek istediniz sanırım.

-artık hiçbir önemi yok.

-o zaman ben de size sen diyebilirim.

-ne pişkin adamsın sen!

Tarık sırıtarak:

-bunu söyleyen ilk kişisin.Ama hoşuma gitmediğini söyleyemem.

-senin neyi beğendiğin beni ilgilendirmiyor.Müsaade eder misin? Çok işim var.

-müşteri anlayışınız bu demek ki..Yazık...

-sıkıcı olmaya başladın ama!

-o zaman konuyu dallandırıp budaklandırmadan söyleyeceğim.Sana kendimi affettirmeme izin ver.

-ilgilenmiyorum Tarık Bey.

-lütfen,hiç değilse bir yemek..

-dilek kutumuz yok henüz..Malum,açılışı yapalı fazla uzun olmadı..

-Naz,gerçekten çok pişmanım.

-ilgilenmediğimi söylemiştim.Lütfen beni rahat bırakın artık.


Tarık,iki adımda aralarındaki mesafeyi kapatıp,iyice yaklaştı Naz'a..Naz ürkekçe ona bakarken,Tarık elinin tersiyle,kırmızılaşan yanaklarında ve çenesinde dolanıp:


-neden bu kadar hırçınsın?


Tarık onun bu savunmasız haline gülümserken,dışarıdan gelen tok sesle kendilerine geldiler..


-Naz!

ummu88
20-08-09, 00:38
ADA

Belgin: ay benim pamuk şekerim nerde bakayım
Tarık: anne hoş geldim dur ya önce bir sarılalım
“ay oluşum hoş geldin “ sarılır öper “nerde”
“oyun alanında anne”
Hulusi “hoş geldiniz çocuklar “ dedikten sonra hemen belgini ardından koştu adanın yanına Tarık ile naz birbirlerine baktılar ne oluyor der gibi
Hacer: e pabucun dama atıldı Tarık alış
“hoş geldin hacer anne “
“hoş bulduk “ elini öper nazda hoş geldin der elini öper hacer içeriye geçer
Ayşe: sona biz kaldık
Naz: as solistler sona kalır e filiz nerde
“onun bir işi varmış sonra katılacak”
Tarık: ne işiymiş bu
“gelince sorarsın hoş geldiniz yaramış”

o anda ikinci defa çaldı kapı gelenler cahide ve vahiydi.
Naz: hoş geldiniz anne baba
Vahi ile cahide de benzer şekilde yarım ağızla hoş bulduk hoş geldiniz deyip adanın yanına koştu.
Ada dedesini sırtında atçılık oynuyor belgin öpüyor kokluyordu.

Naz: ümit nerde baba, anne

Karşıdan ses bile gelmedi. Adayı hoplatıyorlar elden ele dolaşıyordu. Gördüğü ilgiden memnun Ada etrafına gülücükler atıyordu. Dedelerin şaklabanlıklarına ada ellerini çırparak kahkahalar atıyordu.
Belgin: ay cahideciğim burnumda tüttü
Cahide: ya aynen belgincim annem derdi de olur mu derdim ama torun daha bir tatlıymış

Vahi: Hulusi sıra bende
“ya dur daha doyamadım “
Bu kargaşada ada neşeli kahkahalar atıyordu.

Tarık ve naz buruk olanları izlediler bir süre

Tarık: ada bile bizi bıraktı ya keyfi yerinde bakar mısın
Naz: özlemiş belli oyunlarını
Tarık: sence bizi bırakır mı
“ne o kıskandın bakıyorum”
“bilmem alışmışım ben varken başkasına bakmamasına ne bileyim buruldu biraz içim”
“ay Tarık “
“senin burulmadı mı”
“bilmem benim asıl annemlerin bizden önce ona gitmelerine bozuldum”
“birde o var dimi annemden beklemezdim”
“alışacağız napalım hadi Ada onlarla oynarken sofrayı kuralım “

Ayşe: ne fısfıs ne konuşuyorsunuz
Naz: ne olabilir bakar mısın bizi hiç özlememişler
Tarık: ciddi Ayşe filiz ile ümit nerde ki yoksa birlikteler mi
“bilmem “
Naz: bilmiyor musun gerçekten
“yani biraz yumuşadı filiz ama şimdi onunla bilmiyorum sabah okula gitti. Bende bankaya gün içinde konuşmadık”
Naz: sen otur biz masaya bakalım
Ayşe: onlar kendi âlemlerinde nasılsa bende yardım edeyim

Masa hazırlanmıştı. Bu arada filiz ve ümit birlikte geldiler. Tarık ile naz birbirine baktılar gülümsediler
Tarık: ne haber kızıl cadı
“iyilik abicim sizi sormaya gerek yok çok iyi görünüyorsunuz
“öyleyiz”
“nerde fıstık”
“büyükler paylaşmakla meşgul”
Ümit: onlar yeterince paylaştılar sıra bize geldi nerdeymiş benim prensesim
Tarık: hey ne oluyor o benim prensesim”
Filiz: ümit ne yaptın sen ya abimin kullandıklarını nasıl kullanırsın bittin sen
“a oda en güzellerini almış bize kalmadı. Bana ne alış Tarık ya prensese ses çıkarma ya da kelebeğime “
“iyi tamam kelebeği kullanabilirsin”
Naz: hayret nasıl oldu da izin verdin
“ben kızıma kelebeğim demiyorum sen diyorsun ben meleğim diyorum”
“ya görüsün sen “
“ne görürüm”


Naz: hadi sofra hazırlamaya sonra gösteririm ben sana

Yemekler yenilir salona geçilir sohbet devam etmektedir. Gezdikleri yerlerin güzelliklerini anlattılar nerelere gittiklerini anlattılar.
Belgin: e ada hanımın neler yaptı oralarda
Naz: neler yapmadı ki ama beni az daha kalpten götürüyordu.
Cahide: ne yaptı
Tarık: hep benim yüzümden
Hulusi: ulan zibidi ne yaptın
Tarık: bırakıp tramplenden atlamaya gittim olan oldu.
Naz: Tarık siz oynarken bende uzun süredir atlamıyordum şurda ayağımın altında gidip geliyorum dedi gitti. Ada hanım kumlarla oynuyordu baktı baba yok ne zaman fark ettin hemen arkasından ördek gibi yürüyerek peşinden arkasından gidiyoruz biz varıncaya kadar atlar dedim ama ne çabuk hızlandırdı yürümesini o kadar anlamadım Tarık çıktı tam atlıyor o arada kadının biri tarığa takmıştı bişey söyledi bir an döndüm elimi bırak babası gibi atla suya

Tarık: tam atlıyorum baktım iskelede Ada naz’ın elini tutuyor. Sallamaz olaydım el salladım atladım ikinci taklayı attım bir an Ada’ya gözüm gitti sonra ada naz’ın elini bıraktı oda atlamaz mı saniyeler saat oldu nasıl indim yanına nasıl gittim
Hepsi nefeslerini tutmuş dinliyorlardı.
Naz: ben ada atladı sonrasını hatırlamıyorum olduğum yere yığılmışım
Tarık: neyse denizde olan birkaç kişi hemen çıkardılar ada baba diye çığlık atıyor tabi gözlük olmayınca gözlerinde tuzlu su gidince yandığından mı yoksa korktuğunda mı anlamadım tabi

Hacer: eh sana çekmiş buna benzer bir durumu sende bana yaştın
Tarık: ne zaman
Hacer: unuttun mu pencereden Süpermen oldum deyip atlamaya kalkıştığını
Tarık: yapma ya öyle mi yaptım
Hacer: iyi ki fark ettim. Pencereden uçuyordu yeni almıştık kıyafetini
Belgin: hacer abla anlatınca kesmiştim
Hacer: yani naz kızım sakın ha bu edepsizi yalnız bırakmaya gelmez
Naz: yalnız bırakmadım hacer anne elimden kurtulduğu gibi neyse ki iskele çok yüksek değildi
Filiz: e sonra
Tarık: sonrası beni görünce baba adda daptım demez mi ne diyeceği mi ne yapacağımı bilmedim kucağıma aldığım gibi naz’ın yanına ama yok iskeledekiler revize taşımışlar neyse yanına gittik naz’ Ada’nın sesini duyunca kendine geldi.
Naz:ya işte böyle ben kahve yapayın nasıl olsun kahveler
Ayşe- filiz: bizde yardım edelim

Yerlerinden kalktılar . Mutfağa geçtiler
Filiz: e nasıl geçti
Naz: anlattık ya
Ayşe: biz daha detay merak ediyoruz öyle gördüğün yerler yetmez bize
“of kızlar neyi merak ettiniz “
“nasıl oldu ada bu maceradan başka yok mu kimdi o kadın
“hiç olmadı diyebilirim küçük hanım oralarda da ilgi odağı oldu
Filiz: çok güzel
“hı tabi çok güzel abin için
Ayşe: o neden
Naz: ay indik dinlendik sabah kahvaltı yapıldı bebek bakılan yerler var ama bırakır mı yok efendim kızı da kendi gibi deniz aşığı olacakmış. Neyse birlikte indik sahile birlikte yüzdük ben biraz güneşleneyim dedim. Ada hanım durur mu? Tuttu babasının parmağından başladı ıhlamaya tek eliyle denizi gösteriyor. Tarık dayanabilir mi birde gör kalktı ayağa bir edayla babasının işaret parmağından tutmuş. Öyle bir bakış attı ki Tarık o an gitti yüzünde kocaman gülümseme ile kızının peşinden ay suyla oynamaya başladılar. Bende dergi karıştırıyorum biraz sonra kahkahalar yükselmeye başladı baktım ne göreyim birkaç hatun bunların etrafını sarmış adayı seviyorlar eh tabi arada bizimkine göz süzmeler bizimkide sohbete dalmışlar hiç ben orda ne yapıyorum umurunda değil

Ayşe: e sonra sen ne yaptın
“ne yapabilirim bende yanlarına gittim “
Filiz: kadınlar utanıp gitmişlerdir
“nerde bir tanesi ben varken bile akşam yemekte bile yakınımızdan uzaklaşmadı “
filiz: e abim ne yaptı

Tarık: ne kaynatıyorsunuz bakayım kahveler yemenden mi geliyor diye merak ettim
Naz: öyle canım ta takım adalardan geldiğinden
Tarık: ne anlattın
Filiz: daha bişey anlatamadı
Tarık: ya sana anlattım benim ne suçum var ada ile ilgili soru sormuştu bende cevap verdim ne bileyim kadının saplanıp kalacağını
Naz: of git sen
Tarık: iyi bak suçum yok kızlar inanmayın Naz’a
Ayşe: dinleyelim ona göre karar veririz

Tarık odaya geçti.
Kızlar sohbete devam ettiler
Naz: eh işte böyle
Filiz: inanmıyorum ya her gittiğiniz yerde sizi takip etti yani
Naz: aynen neyse ki ertesi gün ki geziye adayı bakıma bırakıp çıktık Tarık biraz abartılı bir şekilde beni gün boyu bırakmayınca
Ayşe: oda anlamıştır artık
“öyle sandım ama yok nerde tekne gezisinde yine sürekli bizimkini kesiyor.
Filiz: ve sen hala sabrediyorsun öyle mi ben olsam çoktan
“bende kadını yolacağım ama abin yok hayatım olsun aldırma bak kızdığın için özellikle yapıyor yabancı bunlar böyle şeyler normal geliyordur diyor ama yok ne oldu bizimki odaya gitti. Kadın biraz sonra yanıma yaklaştı direk kocanı bugün bana ver sana 100 milyon sterlin demez mi ”
Hacer: ay ne bitmez sohbetmiş ya hadi sonra devam edersiniz
Ayşe: tamam anneanne geldik git sen
Hacer: daldınız sohbete içeriyi unuttunuz
Naz: tamam hacer anne hepsini birden yapalım dedikte ondan
Hacer: o kadar büyük cezve var mıymış
Ayşe: ay anneanne alışamadın bu elektrikli boy boy cezvesi var isteğin kadar oluyor

Naz kahveleri servis ederken
Filiz: abi 100 milyon sterlin ne kadar eder
Tarık: sende ekonomi okuyorsun hesaplayıver naz sana ne dedim ben
Ümit: ne oluyor filiz
Ayşe: Tarığın bir günlüğü canım
Belgin-vahi-hulusi. Cahide “hıı “ yaptılar
Tarık: of ya rezil ettin beni naz kadın sapığın tekiyse suç benim mi ya tatil boyunca dalga geçtin yetmedi. Bunların ağzına da sakız yaptın ya



Hulusi: e zibidi bankaya ne zaman başlıyorsun
“ya baba daha dün geldik bismillah biraz zamana ihtiyacım var “
Belgin: ay Hulusi rahat bırak çocuğu dinlensinler
Filiz: zaten dinlenmeye balayına gitmediler mi?
Ümit: canım çok yorulmuşlardır dinlenmeliler
Cahide: ümittt
“ben ne dedim ya çok yoruldular o kadar gezdiler ya ordan oraya ondan yani”
Vahi: sus istersen ümit iyice batırdın
“iyi öyle olsun”

Naz ve Ayşe kahveleri dağıtıyorlardı

Tarık: naz o kadar çok yorulmuşum ki akşam koltukta kıvrılıp uyuya kaldı
Hepsi yüzüne baktı kaldılar

Naz: ay ne bakıyorsunuz o kadar uçakta serseme dönmüşüm
Vahi: a kızım koltukta mı sabahladın
Cahide: sen ümit tende beter çıktın vahi
Hulusi: zibidi el atmıştır merak etme vahi eşek değil ya

Naz göz hareketiyle Tarık’a yaptığını gördün mü hareketi yaptı
Tarık ellerini yana açtı omuzlarını yukarı kaldırıp başını yana eğdi.
Tarık: eh eşek değilim baba merak etme dediğini yaptım ben orda yatmasına dayana bilir miyim karımın
Belgin: e çalışan almayacak mısınız
Naz: bilmem daha konuşmadık
Tarık: elbette alacağız anne naz derslerine devam etmek istiyor bu ara ada ile ilgilenecek birine gerek var
Cahide: hiç sorun değil biz ilgileniriz ada ile zevkle
Belgin: hem de büyük bir zevkle
Tarık: olsun diğer işler içinde destek gerekecek ben bankaya dönünce çok yardımda bulunamam
Belgin: ha yani bizi istemiyorsunuz
Naz: a belgin anne olur mu elbette isteriz ama şimdi her gün gelgit size zor olmasın
Cahide: anlaşıldı bunlar bize torunumuzu karne ile de gösteriler
Tarık: yapmayın ama evde birinin olması iyi olacaktır. Sizde istediğiniz anda gelebilirsiniz yapmayın böyle alınırsanız olur mu ya her sözden saki bir anlam çıkarıyorsunuz
Hulusi: sizde kıvırmayın
“of baba ne kıvırması”
“bilmem “
“tamam bu konu burada kapansın istediğiniz an gelin sorun yok “
Cahide: yok sizi rahatsız edeceksek
Naz: anne yapmayın ama

Naz: aman allahım neydi ya iyi ki buraya davet etmişiz
Tarık: korktuğun kadar varmış canım ya zor olur sizin için dedim diye istemiyoruz diye tutturdular
“ada ile ilgilenelim derken umarın aralarında sorun çıkmaz”
“Eh artık zaman gösterecek e bankaya ne zaman döneceksin”
Tarık ellerini başının altına koydu “bilmem bakarız acelesi yok nasılsa neyse sen bunu bırak şimdi lafa tuttun dünden olan borçlarını ödeme zamanı”
“ne borcu canım”
“taşıma borcu “
“ha o mu ama ( esneyerek ) yarına kalsın sanki yük taşımış gibi hissediyorum canım hava değişimimi çarptı bu kadar anlamadım gitti ama çok uykum var iyi geceler hayatım” arkadan öpücük kondurup yatağa girdi. Tarık naz’a öylece baka kaldı.
Tarık: hayır naz uyuma
Nazdan garip sesler gelmeye başladı “sen horlar mıydın ya “ yastığını düzelti. Biraz ses kesildi. “yat Tarık oğlum herhalde çok yer dolaştık ya sıcak soğuk farkı çarptı herhalde neyse yat uyu”

Tarık uyandı başını çevirdi baktı naz hala derin bir uykudaydı. yüzünde hala yorgun ifade elini uzakttı saçlarını uyandırmaktan korkar gibi okşadı. elini yüzünde gezdirdi.daynamadı burnuna küçük bir öpücük bıraktı. " neden bu kadar yorgun görünüyorsun ne olduda bu kadar çarpıldın canım benim ya nasılda yorgun görünüyor neyse iyi bir kahvaltı belki kendine gelmesini sağlar ."
saçları dağılmış yorgun olmasına rağmen çok güzel görünen karısına sevgiyle baktı . megofondan adanın sesi geldi " babcım del"

Adanın sesi ile odaya gitti. “aman benim prensesim uyanmış mı "

kızıyla oyunlar oynadılar "hadi anne çok yorgun ona kahvaltı hazırlayalım sürpriz yapalım hı ne dersin " adayı kucağına aldı aşağıya indiler bir taraftan kahvaltı için hazırlık yaparken şarkı söylüyor sohbet ediyordu. naz esneyerek mutfağa girdi.
"günaydın ne zaman kalktınız ya neden benide uyandırmadın gözlerim şişmiş ya"
Tarık.:günaydın hayatım çok güzel uyuyordun ki kıyamadım
Naz: ne yapıyorsunuz bakalım baba kız
"ne yapıyora benziyoruz sana sürpriz yapalım dedik ama yakalandık
Tarık kızına göz kırptı öpücük kondurdu. Arkadan naz'a kondurup "anne kıskanmasın değil mi prensesim"
Naz: önce kızına bakıyorum
"eh napalım yoksa biliyorsun"
"of iyi bişey demedik "

EDİT: YEŞÜLÜM UMARIM DEĞİŞİM BİRAZ HAYAL GÜCÜNÜ HAREKETE GEÇİRMİŞTİR UMARIM BAŞARMIŞIMDIR. :love05:

ummu88
20-08-09, 00:46
3. bölüm

Tarık duşa girdi biraz rahatlamak için ama nafile daha fazla odasında duramadı çıkmak için koşarak aşağıya indi

Belgin: nereye oluşum"
“çıkıyorum anne"
“hani yorgundun”
“geçti anne”
“oğlum nereye”

Tarık sıksın bir sesle “dışarıya dedim ya"
“dışarı nereye”
“bilmiyorum anne gidiyorum ya rahat bırak beni”

Tarık arabaya biner geride sert tekerlek sesi bırakarak hızla uzaklaşır belgin arkasından üzgün şaşkın baka kalır

Belgin: ya bu çocuğa ne oldu
Hacer: hayırdır belgin
“inşallah hayırdır hacer abla önce yorgunum dedi odada daha yarım saat olmadı şimdide dışarıya çıkıyor bir garip”
“canım bir şeye sıkılmıştır “
“gayet iyiydi Naz mı bir şey söyledi yine ah Hulusi yaktın çocuğu "
"e ne yaptı da yaktı belgin "
"ne yapmadı ki başın asarsı ya naz'ı"
"aman belgin pireyi deva yapmaya üstüne yoktur ne olmuş cahidenin emaneti ders verse ne olur sanki"
"ama hacer abla baksana dersler başladı başlayalı çocuk bir tuhaflaştı"
"ben hiç birşey fark etmedim her zamanki hali farklı olan ne"
"ne bileyim önceden olsa birinden hoşlandı mı anlatırdı ama şimdi sır gibi saklıyor "
"aman belgin anlatsa da sen yine ya bu kıza takılı kalırsa diye dert ediniyorsun ondan anlatmamıştır belki de"
"öylemi dersin"
"öyledir merak etme yakında gazetelerde görürsün nasılsa kimse"
"bu defa öyle değil gibi ama "
"rahat ol su akar yolunu bulur derler merak etme sen "

Belgin solonda dolanır sonra birden "diyorum ki hani deniz var ya"
"e güzel kız işte "
"hah işte tanıştırsam hamarat kıza da benziyor elinden her iş geliyor "
"tanıştır bakalım Tarık niyetini öğrenirse çok kızar haberin olsun elimde tutayım derken hepten kaybedebilirsin "
"kaybetmem ben çaktırmadan yaparım"
"iyi benden uyarması sen bilirsin”



dışarıdan gelen araba sesine ayşe ve naz pencereye koştu.Tarığın kalkışına şaşırdılar birbirlerine baktılar

Ayşe: nereye gidiyor ki bu saatte
Naz: nereye olacak sevgilisinin yanına gidiyordur
ayşe: sanmam çok değişti farkında mısın
naz: nasıl değişti
ayşe: evden çıkmaz oldu farkında değil misin
"boş ver hadi derse devam öyle bir kalktı ki dersimizi böldü "

Hulusi: ben geldim
Belgin: hoş geldin
“hayırdır belgin ne bu surat”
“sayende çocuk yine dışarılarda”
“hayda ben ne yaptım”
“başına ders sardın ne söylediyse sıkıntıdan evde duramadı çekti gitti”
“evde çok duruyordu değil mi dersler sayesinde birkaç haftadır evin yolunu öğrenmişti sıkılmıştır “


Ayşe:aslında sizi ne kadar çok kıskanırdım "
"kimle " naz anlamaz ayşeye şaşkın bakar
ayşe: Tarık ve seni
naz: pardon neyimizi kıskanırdın kavgalarımızı mı
"hayır çocukken hep birlikte oynardınız sen beni aranıza almak istemezdin git ümitlerle oyna derdin"
"ne zaman "
"6 yada 7 yaşında olmalıyız filiz ile ümit kendilerinin anladığı bir dilde konuşurlardı ben hep dışarıda kalırdım . sen almazdın öyle olunca Tarık çaresiz kabul ederdi hatta bir defasında şartlı kabul etmiştin yan bahçeden faik amcanın eriklerinden getirirsen oynayabilir dedin zavallım gidip getirmişti . ama faik amcaya yakalanınca hulusi amca çok kızmıştı ."
"sen nasıl hatırlıyorsun ben unutmuşum biz öyle birlikte oynarmıydık ki"
"hem de nasıl asla yanınıza gelmemi istemezdin "
naz kendini göstererek tane tane konuşarak "ben seni yok daha neler ayşe sen iyimisin seni ben yanıma getirmeyeceğim mümkün değil"
"tabi şimdi böyle söylüyorsun Tarık senin şartlarını yerine getirip de oyuna aldığında bile Tarık sürekli senin kocan olurdu. hatta sürekli seni öpmesini isterdin"
"atma "
"yooo atmıyorum hep gözünü kapa derdin bana sonra da tehdit ederdin eğer annemlere söylersen bir daha oyuna almam diye ne olduda sonra kavgalı düşman hale geldiniz anlamıyorum"
"ben sürekli öylediydik diye hatırlıyorum o hep abilik taslar hep dediğini yapmamızı ister siz yapardınız ben yapmadığım için kavga ederdik "
"işte o hale nasıl geldik anlamıyorum oysa sen ne istersen yapardı . hatırlıyorum yine oyun oynuyorduk sizi öpüşürken dudaktan belgin teyze yakaladı. sonra ne oldu belgin teyze ne dedi de abilik taslamaya başladı bilmiyorum"
"birlikte oynadığımız ve o söylediğin anları hiç hatırlamıyorum ya sen nasıl hatırlarsın"
"dedim ya o günler beynime kazınmış çünkü hep dışarda hissederdim kendimi fazlalık gibi ve çok kıskanırdım . ondan olsa gerek ha birde cahide teyze yakalamıştı daha öncede yakalamış tarığa güvenimi boşa çıkardın sen abisin hani naz'ın söylediklerini yapmayacaktın ona yol göstereceksin yanlışlarını düzelteceksin demişti. ya bunuda mı hatırlamıyorsun"
"yooo tek hatırladığım o neyi yapma derse onu yapardım. hatta bisikletine binmeye çalışmıştım düşüp bacağını yaralamıştım. oda bağırıp çağırmıştı senin yüzünden yine azar işiteceğim diye ya cidden neden kızarlardı ona hala anlamış değilim .
ayşe: hep birlikte onlar sohbet edip oyun oynarlardı. bizide Tarık başımızda abi olarak ona emanet ederlerdi. ya hala o olmadan yanımızda gece dışarıya gidemiyoruz nasıl unutursun "
"tamam bak başkasına güvenemediği için öğretmen yerine konservatuar öğrencisinden ders alıyorum ya of ayşe lafa tuttun bak ödevler kaldı hadi bırak konuşmayı"


derslerini yaptıktan sonra ayşe çıkarken

Naz: hala düşünüyor musun”
“geçti ben yanlış anlamışım o zaman ki ilgisi sadece ailemi kaybetmiş olmamdan bana acımı paylaşmak hafifletmek için yaklaşmış hem cahide teyze gittiğinde sana da yaklaştı ama sen izin vermedin her zaman ki gibi”
“kendini beğenmiş ukalayı izinsiz annemim bana bıraktığına dokunmaya kalktı. Annemin hatırasını canlı tutmak ona mı kaldı bak hatırladım yine sinir oldum “
“ama o hatırayı şimdi sen canlandırmak için uğraşıyorsun ama onun yardımı ile”
“ne yapayım babam izin vermiyor illa güvendiği biri olacak çaresiz kabul ettim”
“tabi öyledir”
“öyle tabi”
“bence sende ona karşı boş değilsin”
“of Ayşe saçmalama”
“tamam, canım kızma ama önceki gibi değilsin. sanki çocukluk yılları geri geliyor gibi geldi bana ” Ayşe gülmeye başlar
“yok, öyle bir şey artık çocuk değiliz ayrıca yardım ediyor artık beni kızdıracak şeyler yapmıyor“
“hım kesin tabi çocuk değilsiniz canım o zamanlar çok masumdu şimdi farklı şeyler olabilir “ gülmeye devam eder Ayşe
Naz: of gülmeyi keser misin ya mümkün değil o ben ve aşk olamaz öyle şey
"diyosun "
"evet gülme dedim sana "
“of sinirlerim bozuldu”
“gülme dedim. hala gülüyor ya bak bir daha seninle konuşmam ona göre ”
“tamam sustum . iyi geceler "
"sana da"

Tarık geri gelmişti. kapıda Ayşe çıkarken

"iyi geceler hayrola Ayşe geç kalmışsın"
ayşe: sohbete dalmışız ancak bitirdik

Tarık: ne o öğretmenine iyi geceler yok mu
naz: iyi geceler öğretmenim
naz eğilerek refarans yapar

Tarık başıyla selam verir " sanada iyi geceler sevgili öğrencim"

ayşe ile tarık eve doğru yürürken

tarık: e ne kaynattınız bakalım
ayşe: bizi, eskileri
"hangi eskileri"
"hani çocukkken yaptıklarımızı "
"hangilerini"
"evcilik oynadığımız günleri"

belgin: ay geldin mi oluşum ayşe sen nerden böyle
ayşe: naz ile ders yaptık belgin teyze yeni bitti
belgin: bir araya geldiniz mi dünyayı unutuyorsunuz
ayşe: bazen iyi geceler
"sana da kızım evet tarık bey neydi o kalkış gelinceye kadar yüreğim ağzımda bekledim nasıl araba kullanma o öyle"
"of anne daha gelir gelmez başlama canım biraz eğlenmek istedi hızlı kalktım ne var bunda yolda dikkaliyim merak etme sen "
"umarım öyledir "
"öyle anne güven bana tamam mı ben kimsenin hayatını tehlikeye atacak hareketler yapmadım yapmam "
"ancak kendini değil mi"
"ya tamam bir kaç defa yarışa gittim diye yapma tamam sana söz verdim yapmıyorum artık "
"ne bileyim öyle kalkınca korktum"
"söz verdiğimde tutarım biliyorsun anne ve söz verdim hadi iyi geceler "
"sana da oluşum" belgin sarılır öper yanaklarını sıkar
tarık: of anne ya yapma dedim bebek gibi sevme beni diye
"napayım kendime engel olamıyorum canım oluşum benim "


Tarık odasın açıktı yatağına uzandı elini başının altına aldı. Düşüncelere daldı. “of ya ne oluyor bana anlamadım gitti. ayşe ne dedi çocukluğumuzda yaptıklarımızı konuşmuşlar acaba oda aynı olabilir mi ki ” sonra eskilere bahçede oyun oynadıkları anlara gitti.

*****************

naz 6 yaşlarında tarık 10 yaşında

Naz: tayık del evcilik oynayalım
“tamam ne oynayacağız”
“sen baba ol men anne şimdi men demek dapıyom çen işe dit”
“tamam”
“neyeye”
“işe git dedin ya”
“meni öpmende mi”
“öpecek miyim”
“tabi baban dideyken öpmüyo mu anneni”
“öpüyo”
“öyle öp” naz dudaklarını uzatır. Tarık yanağından öper.
“hayıy oydan değil buydan
"olmaz"
"mana ne istiyom işte buydan öp (tepinip ağlar gibi yapar dudaklarını gösterir)
"tamma ağlama bak ağlarsan üzüzlürüm " Tarık öper

Cahide: ne yapıyorsun Tarık
“şey cahide teyze naz öyle istedi ben yanağında öptüm ama burada diye ısrar etti. Bağırdı tepindi bende üzülmesin diye işte “
“tamam Tarık canım kızmadım oyun oynuyorsunuz anladım naz”
“ne vay anne”
“bir daha dudaktan öpmek yok çocuklar dudaktan öpüşmez”
“ama çen babamı öpüyoşun”
“ben anneyim yaparım"
Naz omuzlarını silker “mana ne öpcem işte oyunda Tayık da menim kocam ”
Cahide: Tarık sen naz’a bakma sen öpme tamam mı hem sen abisin ”
“tamam cahide teyze bir daha yapmam”

*******************


Tarık geçmişi düşünürken uykuya dalar yüzünce gülümseme ile

Sabah uyanan Tarık saatine bakar “yetişemem lazım “yataktan fırlar koşarak iner.
“ben çıktım”
Belgin: nereye
“okula geç kaldım”

Bahçede yakaladı nazları” günaydın hadi gelin ben bırakayım

Ayşe Tarığa bakar sonra naz'a bıyık altından gülmeye başlar
Naz: biz servisle giderdik ( ayşe ye eğilir ) gülmeyi kesermisin
ayşe: tamam ama bak ilk defa bizi okula bırakıyım dedi kimim şerefine acaba
naz: ayşe başlama yine istersen

Ümit: yoo biz geliriz değil mi filiz
Filiz: abim beni okula bırakacak kaçar mı Ayşe sen
“benden de hadi naz gel”
“of iyi”
Belgin arkasında çıktığında gördüklerinden “ belgin hızlandır şu işi yoksa oğlun bu kaprisli şımarık kıza kayacak”

filiz abisinin yanına biner . ümit ayşe naz arkaya
ayşe: hayrola tarık abi nerden esti bizi bırakmak
tarık: aşk olsun ayşe ilk defa bırakıyorum sanki
ümit: kendiliğinden ilk
filiz. bu günü bir yere not edelim abim ilk defa başına ekşimeden bizi bırakmayı istedi
naz: hayret bu saatte kalktığın vaki değildir senin ne oldu
tarık: of ya bırakayım dediğime pişman ettiniz sabah yıl sonu için prova var giderken bırakayım dedim pişman etmek üzeresiniz inanın
filiz: tamam kızma abi ya
ayşe: yani ilk defa olunca şaşırdık ondan yoksa çok mutlu olduk değil mi naz
naz: yoo benim için fark etmezdi
tarık: bırakayım dediğime sevinmedin yani
naz: neden sevineyim ay şimdi bu kendini fasulyeden nimetten sayar biz her zaman ki gibi servisle giderdik hemde neşeli ve mühtiş şarkılar eşliğinde
tarık: bizde çalarız özel isteğiniz var mı acaba
ayşe: uzun süredir bize şarkı söylemiyorsun yeni varsa söylesene bize
tarık: yeni yok
ümit: eskilerden de olur
filiz: sevdan bir ateş olduyu söyler misin
ayşe: ooo filiz hayrola
filiz: yok bişey ayşe ne oluyosun ya geçenlerde söylüyordu takıldı
ümit: hani yoktu yeni
tarık: yeni değil daha önce bir çok kez söylemiştim
naz: her aşık olduğunda
tarık: abartma naz ne aşık olması ben daha önce hiç aşık olmadım
ayşe: yani şimdi oldun öyle mi
tarık: yok öyle bir şey
naz: inkar ediyor kesin bu defa kim yoksa dün öyle fırlayıp gitmene neden olan mı
filiz: abiii hiç söylemedin
tarık: of söylemiyorum. hem araba kullanıyorum dikkkatimi dağıtmayın

Radyonun düğmesine basar yol boyunca arkadakiler okulda olanlarla ilgili sohbet ederlerken radyoda popüler şarkılar çıktığında eşlik ederler.Tarık sürekli gözü arkaya naz'a kayıyordu. ayşe sürekli onları izlemeye koyuldu. arada naz'a göz harekti ile bak der gibi hareketler yapıyordu. naz ayşeye eğilip "ya yapma şunu fark edecek rezil olacağım yapma "

okulun önünde durur. buruk bir şekilde "iyi dersler"
diğerleri "iyi çalışmalar" dilekleri ile ayrılırlar.

Tarık okuldan geldi. evde misafir vardı

Belgin: hoş geldin oluşum
“hoş bulduk anne sizde hoş geldiniz Gülçin teyze”
“Hoş bulduk Tarık nasılsın “
“iyiyim siz deniz sende hoş geldin”

Gülçinin elini öper deniz ile tokalaşır
“hoş bulduk okul bitti hiç görüşemedik hiç aramıyorsun hayırsız”
“yok okul çok sıkı fırsatım olmuyor”
Belgin: otur oluşum sana da getirsinler mücverden yanında ne içersin
Tarık: benim çıkmam gerek anne
“a olmaz otur sen seviyorsun diye yaptım”
“tamam anne sonra yerim”
“hadi otur bakayım a kızıyorum ama “
“üzerimi değiştirip geleyim anne “

Tarık yukarıya çıktı duşunu aldı değişip indi çaresiz oturdu. Tabakta mücver ve çay gelir. Tarık tadar “bu defa değişik olmuş anne”
“nasıl beğendin mi”
“değişik ama hoş olmuş”
“bu denizin tarifi maşallah 10 parmağında on marifet “

Tarık zoraki güler annesine ne yapmaya çalışıyorsun der gibi bakar “ne güzel elinize sağlık”
Deniz: afiyet olsun
Belgin: oğlum denize bahçeyi gezdirsene biz dernek işleri ile uğraşacağız sıkılmasın
“çıkmam gerekiyordu”
“a aradığımda işim yok eve geleceğim demiştim öyle olunca denizi de davet ettim”
“tamam, anne buyurun çıkalım”

Bahçeye çıkarlar sessizce dolaşırlar “gördüğün gibi bahçe çok büyük değil bir havuz aşağıda da meyve ağaçları var bu kadar
Deniz: kusura bakma emri vaki oldu sana işim var demiştin istersen gidebilirsinin. Belgin teyze çok ısrar etti işlerin olduğunu bilsem gelmezdim eskilerden konuşuruz sohbet ederiz demiştim
Tarık: özür dilerim seni kırmak istemezdim deniz ama akşam sahne alacağım üzerimi değiştirmeye geldim. Geç kaldım kusura bakma”
“önemli değil ne kusuru merak etme ben burada kitap okurum “
“iyi günler”
“sana da”


…………………

ummu88
20-08-09, 15:24
66. bölüm

Helin Tarığın odasının kapısını çaldı
“nasılsın gelebilir miyim?”
"gel helin hayrola"
"şey öncelikle tekrar tebrik ederim"
"teşekkürler "
"akşam müsaitsen sence de uygunsa bebekleri ve nazı ziyaret etmek istiyorum"
"tamam, istersen beraber çıkarız"
"yok ben arabamla geleyim"
"tamam, görüşürüz helin"
"efendim"
"akşam yemeğe gel "
"naz"
"merak etme sorun olmaz "

Seher hanım kapıyı açar
"hoş geldiniz"
"hoş bulduk tatlı getirmiştim"
"alayım efendim"

tarık bebeklere baktıktan sonra salona geçer
"hoş geldin helin"
"hoş bulduk naz nerde"
"odasında bebekler çok yoruyor odadan çıkmaz oldu"
"müsaitse önce onu görmek isterim"
"gel çıkalım "

Tarık kapıyı çaldı içeri girdi " helin geldi seni görmek istiyor"
Naz yerinden bile doğrulmadan "uykum var uyumak istiyorum"
"iyi sen bilirsin "

Tarık: çok yorgun uyuyor o dinlenirken biz bebeklere bakalım
Daha kapıda giydirilir önlük
"çok sıkı disiplin var sanki"
"bebeklerin sağlığı için "

bebeklere bakarlar " çok tatlılar kucağıma alabilir miyim"
"aslında daha babamlar bile almadı biliyor musun ben bile öyle uzaktan kokularını kokluyorum o kadar "
"neden "
"sağlıkları için hasta olmasınlar diye çok zayıflar"
"bebeklerin bu kadar güzel kokacaklarını düşünmezdim oda öyle güzel kokuyor ki"
"öyle insanı kendinden alıyor gelir gelmez odalarına koşuyorum"
"arada gelebilir miyim"
"tabi gelebilirsin sen onların halasısın"
"öyleyim değil mi"
"öylesin bu gerçeği hiç bir şey değiştirmez çıkalım mı"
“ne çabuk”

Aysu: bakıyorum Tarık bey fırsattan istifade yine girmişsiniz"
"Helin kardeşim"
“kardeşiniz mi”?
"Aysu Hanım aramızda kalsın yine de"
"tamam"

"çok rahat söyledin "
"bilmem galiba alıştırdım içimde ondandır"
“gelmem gerçekten sorun olmaz değil mi”?
"merak etme filiz ile konuşmanın zamanı geldi gibi geliyor bana annem arkadaşım ve yöneticim olarak biliyor sorun olmaz merak etme"

Masaya geçtiler
Tarık: seher hanım servisi yapabilirsin
Helin: naz gelmeden mi başlayacağız
"o odasından çıkmıyor ki"
"neden "
"bilmem"
"bilmediğinden emin misin "
"boş ver"
"aranızda bir sorun var ne oldu anlatmak istersen dinlerim"
Tarık cevap vermez karşıdaki tabloya diker gözlerini birlikte seçerken ki halleri gelir aklına

*******************
Tarık: ama naz bu hiç bir şeye benzemiyor
Naz: ona soyut resim diyorlar canım dikkatli bak ressam içindeki karmaşayı yansıtmış ayrıca renkleri salonumuza çok uyacak"
"alacağız yani"
"evet"
"şöyle anlaşılır bir manzara resmi alsaydık bari"
"bunu alıyoruz lütfen"
"alalım bakalım"

******************

Helin:ne oldun daldın
"sanki tablo şimdiki durumumuzu anlatıyor”
Helin: hı ( helin tabloyu inceler) yani parçalanmış durumdasınız
"onu mu anlatıyor naz iç karmaşasını anlatıyor demişti hiç anlamamda
"onu da anlatır ama asıl anlattığı başka bak buradaki leke inceler bir kadını simgeler diğer taraftaki de erkeği aralarındaki karmaşayı aşılmaz sorunları var.Bazıları bak bu küçük derinlikteki haklalar çabucak çözülecek olanları ama koyu ve yüksek dağa benzeyenlerde aşılması zor olanları anlatıyor"
"şimdi bunları bu resim mi söylüyor"
"işlenen konu bu "
"desene ta o zaman dan farkında olmadan almış"
"aşılması zor ne sorununuz olabilir ki"

Tarık artık daha fazla dayanamamış olanları heline anlatmaya başladı. helin hiç sözünü kesmeden dinledi
helin: bunlar aşılamayacak sorunlar değil Tarık"
"bana güvenmedi bir çırpıda bitirdi helin zoruma gidiyor kabul edemiyorum"
"konuşarak aşa bilirsiniz bence"
"ilk gün biraz konuştuk sonra o sustu bende adım atmıyorum . onu bırak ben ondan adım atmasını beklerken yeni bir suçlamayla karşıma dikildi. öyle evin içinde iki yabancı gibi yaşayıp gidiyoruz"
"onu seviyorsun"
"neyi değiştiriyor ki sürekli kendimi ona anlatmaya çalışmaktan sevgimi kanıtlamaya çalışmaktan yoruldum"
"onun yaşadıkları kolay değil bence sürekli yatmak zorunda kaldı hastane ortamı derken olanlar öyle tepki vermesi normal gibi geliyor bence sonuçta özür dilemiş sen hiç ani tepki vermedin mi?sonuçta kız seni öpmüş mü öpmüş ona inanmadığın için öfkelenmiştir uzak durmamandan dolayı da yanlış anlamış olması normal
Tarık: kadın değimlisiniz hemen birbirinizi tutacaksınız filiz bile şüphe etti
Helin: bunun taraf tutmakla ilgisi yok peki serhat ile Naz’ı böyle yaptığını duysan
“sen serhat’ı nerden biliyorsun”
“çok geveze bir sekreterin var”
“ya ben onu unuttum”
“şimdi sen sürekli uyardın diyelim ki naz ama naz anlamak istemedi ve naz baygınken serhat ilkimin san yaptığını yaptı sen bunu duydun ne düşünürsün”

Tarık öylece kalakalır. İlk ayrılıklarının ardından onu bulmaya gittiği yazlıkta omzuna yattığında gördüğünde yaşadıklarını hatırlar” ama o farklı sonuçta serhat’ın kendine olan ilgisini biliyordu bir geçmişleri vardı”
“sen farkında değil miydin yani emin misin yoksa görmek mi istemedin iyi düşün ne olursa olsun fark etmemen mümkün değil ne kadar gizlemiş olursa olsun mutlaka falsolar vermiştir”
“Fark etsem uzaklaştırırdım ki daha önce böyle bir durumda yaptım”
“beklide onun arkadaşlığı senin için o kadar önemli değildi ama ilkim senin için çok önemliydi ve sende fark etmemiş gibi yaptın”
“yani tamam ilkim ile farklıydık ama ben hiç fark etmedim”
“hadi ordan fark etmemişmiş sen gördüğüm kadarıyla sensorları çok açık olan birisin buna rağmen fark etmemen”
“demek ki iyi saklamış”
“hiç boşuna bahane uydurma hissetmişsindir ama arkadaşlığını kaybetmek istemediğinden miş gibi yapmışsındır iyi düşün ayrıca lütfen bebeklerini düşün onlara bunu yapma"
"ayrılmamız neden çocukları etkilesin ki ben asla çocuklarımı ihmal etmem"
"kararlısın yani"
"yok naz'ın kararını bekliyorum neye karar verirse öyle olacak ayrıca ben sürekli yanlarında olurum çocuklarımın"
"olmazsın işte ne kadar sık gelsen de o pencereden beklemenin ne kadar zor olduğunu ben bilirim yapma "
“çok bekledin değil mi”?
"gerçeği öğreninceye kadar evet babamın geleceği günü iple çekerdim günler geçerdi de saatler geçmezdi beni babamdan ayırdığı için denizden nefret ederdim o zaman kaptan sanıyordum. "
“çok zorluk çektin ama çektiğin hiç bir acının intikamını almak geçmedi mi “?
"bazen ama sonra bana yakışmaz dedim hep gururum engel oldu hep o zaman bir şeyler hissettiğimi sanacaktı onun yüzünde acı çektiğimi bilmesini istemedim"
"karşımda babaannem konuşuyor sandım aşırı gururluydu. Ve senin gibi sözünü sakınmazdı aşırı dobra dobraydı. Bir evin tek kızı yörenin en geniş arazisi olan bir ağanın kızıyken diğer çiftlik ağasının oğluna âşık olur. Babası istemez ama ısrar eder. İzin vermez kaçar. Uzun süre babası konuşmamış sonunda affetmiş. Dedem aldattığında babasının evine dönememiş ama bir daha dedemle aynı odayı paylaşmamış. Çok gururluydu ne düşündüğünü anlayamazdın yüzünden çocukken çok korkardım. Biliyor musun çok benziyorsun tavırlarınla konuşmanla yüzün gençliğine benziyor "
"hadi ordan mümkün değil"
"sen öyle san elime geçirirsem resimlerinden getiririm bir gün bu konuşma iyi geldi. “
“iyi düşüneceksin o zaman”
“düşünmediğim bir an bile geçmiyor ki”
“o zaman adım at naz şu anda çok hassas dönemde"
“bakarız”
“oo saatin nasıl geçtiğini fark etmemiş ben kaçayım”
“iyiydik”,
“yok yarın yoğun gündem var biliyorsun gideyim yolum uzun”
“iyi “
Birlikte kapıya kadar giderler
Helin:iyi geceler yemek için teşekkürler yeğenlerimi öp desem onu yapmazsın
“Sana da iyi geceler işte o zor daha var o zamanlarına dinlediğin için teşekkürler”
“ne zaman istersen iyi bir dinleyiciyimdir. “


“Tarık Bey konuşabilir miyiz”?
“efendim Aysu Hanım tabi buyurun”
“şey biraz özel “
“tamam, çalışma odasına geçelim”

“sizi dinliyorum”
“şey kızmayım ama biraz özelinize girecek gibi ama naz hanım”
“ne oldu “
“ depresyona girdiğini düşünüyorum. ben sadece geceleri böyle sanıyordum ama dün gelince o halde gördüm sabah seher hanımla konuştum gündüzleri de sürekli yatıyormuş”
“evet öyle düşün nurçinin halini bile fark etmemiş”
“haddim değil ama biraz ilgi gösterseniz belki “
“Aysu biliyorsun durumu düşün artık senle bile söylemekten utanıyorum ama”
“işte normal değil durum en büyük belirtilerden biri isteksiz olma her şeye karşı gününü yatakta geçirme olmadık şeyleri, farklı algılama daha kötüye gitmeden bence bir uzman ile görüşmelisiniz”
“o kadar kötü mü”,
“bence evet ve önlem alınmazsa daha da kötüye gidebilir”
“teşekkürler uyarınız için tamam görüşeyim ya da sizin tanıdığınız var mı bu “
“tamam ben arkadaşımı arayayım size bildirim”
“müsaitse eve gelsin “
“sizde olursanız”
“saatini ayarla haber ver “

Tarık duydukları karşısında birden paniğe kapıldı. Çalışma odasına gitti. Dolanmaya başladı. “e hazır mısın onu kaybetmeye düşün helinin dediği gibi olsa sen ne yapardın terk eder giderdin ve gittin de başka bir şey olabileceğini düşünmeden onu seçtiğini düşündün ve gittin. Bunca yaşanmışlıktan sonra bu kadar kolay mı doğru söylüyor ilkim ilk falso verdiğinde yok canım çevremdekilerin düşüncesi etkiledi diye düşündün olmaz dedin o zamn sende suçlusun o zaman sen adım atacaksın “

naz’ın hasta olma ihtimali ve bazı şeyler oturmaya başladı kafasında pcnin başına geçti ve araştırmaya başladı. Öğrendikleri karşısında kendini daha da kötü hissetti “of aptal kafam kendi derdime düştüm oysa bana mesajda gönderdi ama anlamak istemedim sen iyi bir dayaklıksın Tarık”

Bakmak için odaya gitti. Odaya girdiğinde naz boş gözlerle baktı sonra yeniden yattı
Üzgün yanına yaklaştı “naz neden kalkmıyorsun”
“canım istemiyor uykum var”
“yemeğini yememişsin”
“canım istemiyor”
“ama yemelisin bak sütün”
“uykum var dedim ”
Of Tarık doğru düzgün konuş kendini daha köyü hissettirmeden yutkundu daha yumuşak bir sesle “naz “
“ne var”
“özür dilerim”
“neden”
“boş ver hadi gel biraz dışarıya çıkalım ne dersin”
“istemiyorum”
“lütfen”
“uykum var”
“peki yanında oturabilir miyim”
“sen bilirsin”
Dolaştı önünde diz çöktü elini tuttu. Saçlarını okşadı “çok mu üzdüm seni”
Naz hiç ses çıkarmadan öylece baktı. Elini çekti arkasını döndü. “hayır “
“naz bana güvenmemene öyle taktım kırıldım ki gözümün önünde seninde ne kadar üzüldüğünü fark edemedim aksiliklerde üst üstte geldi inan seni hiç suçlamadım o sözler sadece öfkedendi “
Nazdan cevap alamadı. Eğildi saçlarından kokladı “seni çok sevdim ben ve çok seviyorum sana bir şey olmasına dayanamam eğer daha ilk anda çekip gitmediysem yanında olmak bile yettiği içindi afet beni ne olur. Tamam, şimdi dinlen”

…………………………..





67. bölüm

Tarık gece hiç uyumadı. Ara sıra naz’ın yanına gitti baktı ama yine naz hiç tepki vermedi.
Sabah direk odasına gitti. Nazın yanına yaklaştı “günaydın”
“ne istiyorsun”
“kalkmanı benimle kahvaltı yapmanı”
“canım istemiyor seher hanım odama getirir”
“iyi bende seninle burada yaparım”
“merak etme iyiyim ben sorumlu hissetme kendini “
Naz’ın elinde tuttu “kalkıyorsun”
Naz elini çekerek “ya bırak uykum var” elini kurtardı döndü tekrar yattı. Tarık tekrar yakaladı
“hayır, yeter uyuduğun uyanma vakti artık bahar geldi tırtılım benim kelebek olma vakti “
“ne saçmalıyorsun sen”
“diyorum ki tırtıllar gibi kozanda yattığın yeter çıkma vakti geldi geçti”
“tembelim yani”
“tembel olsan dünyalar güzeli iki tane minik kelebek getirmezdin “
“sen komik olduğunu mu düşünüyorsun”
“yooo çok konuştuk hareket zamanı önce güzel bir banyo yapalım “
“birlikte”
“bilmem olur”
“git başımdan “
“gitmem sen bu yataktan kalmadan da gitmeye niyetim yok”
“of istemiyorum iyiyim ben böyle”

Tarık kucakladığı gibi naz’ın bağırmalarına aldırmadan banyoya soktu küvete oturttu. Suyu ayarladı. Naz fırsat bulduğu anda küvetten çıktı içeriye koştu Tarık suyu ayarlayıp dolmaya bıraktı gidip naz’ı yattığı yerden tekrar aldı. “ ne yaparsan yap vazgeçmeyeceğim bu banyo yapılacak ve birlikte kahvaltı yapılacak ve birlikte yürüyüşe çıkacağız”
“ya istemiyorum bırak beni”
“Sana söyledim debelenme boşuna inadım tuttu mu kimse beni vazgeçiremez”
“bana ne ya bırak dedim “

Naz Tarığa vurmaya başladı. Ama nafile kurtulamadı. Banyosunu yaptırdı. Tekrar taşıdı saçlarını kuruttu. Giydirmek için kıyafet bakarken
Naz: ben kendim giyinebilirim çık
“hayır çıkmıyorum”
“ne istiyorsun benden “
“anlamadın mı”
“hayır”
“iyi seni bunca yaşadığımız şeyden sonra çabuk geri adım attığıma karar verdim. Eğer inat etmeye senden tekrar adım atmanı bekleyecek olursam seni tamamen kaybedeceği mi gördüm ve bu beni korkuttu sensiz olmak benim için karanlık sen benim aydınlığımsın tekrar o aydınlık günlere geri döneceğiz birlikte sen istemezsen bunu tek başıma başaramam ve istemem için her şeyi yapmaya hazırım”

Berrak müştemilattan geldi. Ortalıkta kimsecikler yoktu. Yukarıya bebeklerin odasına gitti. O ara sesleri duydu neler olduğunu duymak için odanın kapısına daydı kulağını Aysu odasından çıktı. Berrağı öyle görünce
Aysu:sen ne yapıyorsun orda”
Berrak elini ağzına koydu yukarıya kaldırdı. “ay Aysu ödümü kopardın sen miydin”
“sana bir soru sordum napıyorsun”
“sesler duydum merak ettim”
“ya sana ne daha dün ne konuştuk seninle of berrak gir şu odaya”
Aysu Berrağı kolundan odasına kadar götürdü.
“sen benim başımı belaya mı sokacaksın böyle bir işi bir daha nerden bulacağım söyler misin “
“of Aysu ne meraksızsın aralarında neler oluyor diye merak etmiştim”
“sana ne ya”
“aman ne kadın ya adam neler yapıyor burnu havada ben olsam köle olurum böyle bir adama”
“Ay allahım ne suç işledim de bu edepsizi başıma sardım ki”
“of naptım ya doğruyu söylüyorum yalan mı çok yakışıklı ama ya ama kadın yok yerinde kıpırdamıyor birde kapris ne şanslı insanlar var kıymetini bilmiyorlar”
“ aralarında olanları nerden biliyorsun bu kadar uğraştığına göre demek ki adamda da var suç”
“aman ne suçu olacak bunu kaprisi yüzünde başka kadına gitmiştir olsun sonunda bana dönecekse başka kadınlarla da birlikte olabilir “
“senin kadar midesiz birini görmedim ileride eşin olursa sen öyle yap canım yürü bebeklerin beslenme saati”
“bende ona gelmiştim senden devralmaya geç kaldıysan sen git “

Naz ses çıkarmadı ama sessizce giyindi. Birlikte kahvaltı yaptılar.
Naz: istediğin oldu mu
Tarık: oldu sayılır şimdi bahçeye geliyorsun benimle”
“gidip uyumak istiyorum”
“hayır, bugün uyumak yok”
“ya sana ne ben uyumak istiyorum”
“hayır benimlesin”

Naz kurtuluşu olmadığını anlayınca çaresiz kabul etti
Bahçeye çıktılar birlikte dolandılar naz’ı birlikte daha önce sohbet etikleri yere getirdi.
“burayı hatırladın mı”?
“evet, ne olmuş hafızam yerinde ne söylemeye çalışıyorsun”
“Pazar günü buralarda dolandım kurduğumuz hayaller aklıma geldi “
“söylediğin gibi hayallerdi gerçek olmak zorunda değil”
“neden olmasın”
“gelecekte ne olacağını şimdiden bilemeyiz”
“doğru ama güzelleştirmek bizim elimizde”
“girelim mi yoruldum”
“tamam”

Berrak kırıtarak geldi “bende size bakmaya gelmiştim “
Naz: tamam geldim berrak hanım siz geçin
Berrak: sizde gelecek misiniz Tarık Bey
“yok berrak hanım siz naz ile halledeceksiniz naz”
“hı”
“benim işe gitmem gerekiyor o yatağa bugün girmeni istemiyorum toplantı sonrası buradayım”
“oldu komutanım başka emriniz”
“emretmiyorum lütfen benim için “
Berrak: merak etmeyin Tarık Bey ben ilgilenirim
Tarık: sizden böyle bir şey yapmanızı istediğimi hatırlamıyorum
“pardon efendim hani içiniz rahat olsun diye söylemiştim”
“berrak hanım sizden görev alanınızdan taşmamanızı rica ediyorum”
“emredersiniz”
Tarık: hoşça kal çabuk döneceğim
Naz: ne zaman istersen o zaman dön senden çabuk dönmeni isteyen olmadı
“olsun ben yinede döneceğim”

Tarık filiz’i aradı “alo filiz bırak şimdi akşam ümit’i de alıp bize geliyorsunuz. Gelince söylerim görüşürüz”

Tarık ofiste o gün yapılacak olan toplantıya girdi. Ama aklı evdeydi olanlardaydı. Yapılan konuşmalara adapte olamadı.
Tarık: siz devam edim
Helin: dalgınsın
“sorma çok kötüyüm “
Sadri: ne o gece beşik mi salladın
Tarık: hımm çok komik Sadri dalganın sırası değil
Sadri: anlat ne oldu”
“naz kötü”
“hayret nasıl fark ettin”
“of Sadri akşam bizde toplanalım”
Sadri: oğlum hangi dağda kurt öldü ne bu
“yardıma ihtiyacım olacak”
Helin: ne oldu “
“Aysu hanımın dediğini göre naz depresyona girmiş olabilirmiş galiba söylediği doğru ne söyledimse tepki vermiyor zorla sabah odasından çıkardım ama öyle boş boş bakıyor o kadar bir tepki versin diye uğraştım ama yok”
Helin: zor bir durum sanki
“hemde nasıl napıcam ben “
Sadri: e o kadar söyledik sana anlatmaya çalıştık ama nafile
“ama sadece onun tarafından düşün dedin durumu hakkında hiçbir yorumda bulunmadın onu bırakın yardım ediyor musunuz onu söyle”
“ne yapabiliriz ki”
“onu neşelendirecek güzel anıları canlandıracak bir şeyler “
“tamam akşam geliriz”
Helin: şimdi ben gelmeyeyim
Tarık: neden
Helin: çok kalabalıktan sıkılacaktır ayrıca ortak hiçbir noktamız olmadı


Öğleden sonra Tarık eve geldi. Naz yine odasına kapanmış uyuyordu.
“naz”
….
“toplantıda duramadım geldim kalk bakalım gidiyoruz”
…..
“anlaşıldı sabah ki gibi yapmamı istemiyorsan kalkıyorsun” elinden tuttu kaldırmaya çalıştı
Naz buz gibi bir sesle “ya git başımdan istemiyorum “
“iyi sen bilirisin bu defa seni soğuk suyun altına sokuyorum o zaman”
Kurtulamayacağını anlayınca “nereye”
“boğaza inelim iyi olur özledim uzun süredir gitmiyoruz hava çok güzel belki yine kâğıt helva yeriz ne dersin”
“ben gitmek istemiyorum bebekleri bırakamam “
Tarık saatine baktı “ tamam besleyelim sonra gideriz. Ama belki bahçede otururuz “

Birlikte bahçeye çıktılar. Biraz oturdular
“akşam Sadriler gelecek”
“neden”
“bilmem gelmek istediler bende olur dedim “
“iyi oturursunuz”
“istemezsen söyleyeyim”
“sen bilirsin sen gel dediğine göre”

Tarık: dinleyin bir süre böyle naz yalnız kalmıyor ve güzel anılardan bahsedeceğiz anlaşıldı mı
Ümit: ne oldu
“naz sanırım depresyonda öyle olunca güzel zaman geçirmesini sağlayacağız
Ümit: neeee ablam şimdi hastalandı sayende öyle mi
“ümit bunu tartışmanın sırası değil ben çıkıp indiriyorum sizde destek oluyorsunuz sonra istediğiniz kadar kızın ama benim kadar kızmayı başaramazsınız bunu bilin”
Filiz: hayret nasıl oldu da naz’a destek olamaya karar verdin
“suçlayacaksanız gidin “
Ayşe: çocuklar şu anda bunun sırası değil yardıma ihtiyacı var anlaşılan kendi başına halledemedi yoksa bizden yardım istemezdi

cahide yataktan bağırarak kalktı
Vahi: cahide canım ne oldu,
cahide: kalk gidiyoruz
"nereye","
"ay nereye olacak eve
"iyide neden cahidem"
"çok kötü bir rüya gördüm naz karanlık bir kuyuya düşüyordu elimi uzattım ama tutamadım kızıma birşey oldu "
Vahi: bırakıp gelmemiz hataydı zaten
"kızım çok üzgündü bunda var bir hikmet"
"tamam, canım hadi Hulusi beylere söyleyelim hemen çıkarız”

Vahi: hulusicim biz gidiyoruz
"ya daha yeni geldik ne güzel eğleniyorduk
Belgin: ne oldu hayırdır
cahide: kötü bir rüya gördüm içim rahat etmedi nazın bir sıkıntısı var
Belgin: bazen insana malum olur biz neden kalalım bizde geliriz
cahide:: haklısın bizi yoksa evden kovmazdı Tarığın bizi hemen göndermesinde vardı bir gariplik zaten
hulusi: ne garipliği olacak naz kovdu hepimizi ya sürekli başında zebellah gibiymişiz
vahi: hadi siz neyse de beni bile kovdu
belgin: yani bizi kovması normaldi. onu mu diyorsunuz vahi bey
cahide: iyice saçmaladın vahi
vahi: yok belgin hanım ben öyle demek istemedim özür dilerim yani ben hiç karışmıyordum ya ondan
belgin: tabi tabi hiç kıyar mı öfkesi geldi mi kimseyi görmüyor maşallah
hulusi: ona bakarsan siz karıştığınız da sürekli koruyordum beni bile kovdu
cahide: siz gelmek zorunda değilsiniz belgin napalım kızım öyle oğlunuzda öyle sevdi aldı. Geçmişi deşmenin anlamı yok sizce var mıydı durumlarında bir gariplik
belgin: bence daha hastaneden çıkışta vardı bir gariplik
hulusi: ama ümit ile filiz geçiştirdi
belgin - cahide: onlar biliyor
belgin: gidiyoruz
hulusi:ay saçmalama belgin gitsin işte onlar
"hulusii çıldırtma beni gidiyoruz dedim o kadar"
"tamam hayatım kızma gideriz"
cahide: napıyoruz
hulusi: ben el koyuyorum önce ayrı ayrı sorguya alıyoruz sonra bir araya alıyoruz çapraz ateş
belgin: hulusi istersen işi polisiyeye çevirme
"tamam hayatım"
vahi: hadi konuşmayla zaman kaybetmeyelim


cahide: neden döndünüz derlerse ne diyeceğiz
belgin: o kolay eğer sorun yoksa çocukların 40 geldi siz yapmazsınız diye geldik deriz olur biter
cahide: yine kızarlarsa
"ay cahide kızarlarsa kızsınlar "


………………………………………….

spotless
20-08-09, 23:53
sanırım bende çok şey yazıp hiçbir şey anlatamama hastalığı var... sem özür dilerim.

Sinirle yoldan geçen taksiyi çevirdi.
Arkaya yerleşip, taksiciye doğru döndüğünde, gelen sesle yüzüne yerleşen gülümsemeyi engellemedi.
Belli belirsiz bir sesle “Barış”..
Gene ne mesaj vermeye çalışıyorsun bana?
Bu seferlik seni dinlemicem sanırım..

Bana esmeyi anlat
Bana sevmeyi anlat, Bana esmeyi anlat.
Esip geçmeyi anlat..

Geçmiş…
Duygular birbirine karışmıştı artık, aşk neydi, sadakat, gurur, nefret, öfke neydi, herşey birbirine girmişti, cesaretini topladı ve aradı.
Görüşmemiz gerekiyor..
Ben M….’dayım. Çocuklar gelecek birazdan.
Önemli değil uzun sürmeyecek zaten.
Kapıdan içeri girerken, küçük bir çocuğun ilk okul heyecanı gibi, korkulu, umutsuz, tatsız bir duygu sarmıştı her tarafını, ellerinin titremesini engellemeye çalışıyordu. Bu kadar küçüktü işte, nokta kadar kalmıştı karşısında. Attığı her adımda daha da ufaldığını, yok olduğunu hissediyordu. Gözlerinin ucunda bekleyen yaşları engellemeliydi şimdi, daha söylenecek sözler vardı. Kulaklarını dolduran melodi kalbinin sözcüklerini döküyordu aslında.

Yara oldum
Kanar oldum Senin içinde akar oldum..
Kayboldum kendimi arar oldum.. Senin içinde akar oldum..
Ölüm oldum, öldürür oldum, senin içinde ölür oldum.
Zaman oldum akar oldum, senin içinde durur oldum..


Ayağa kalkıp karşıladı onu, yanaklarından öptü, bu hareket daha da dayanma sınırlarını zorluyordu Naz’ın, yüzü yüzüne değdiğinde ikisinin de yüzü yanıyordu aslında..
Başını kaldırıp gözlerinin içine baktı. İçsesleri birbirine karışmıştı tamamıyla
“Allahım bu duygu geçsin artık..”
“Neler yaşadık biz, nasıl geldik bu hale”
“Hala çok seviyorum seni”
Hadi beni sevdiğini söyle
Bu kadar gurursuz musun sen, söyleyeceğini söyle ve git

Ağzından kuru bir soru cümlesi çıktı sadece, çıkan ses başkasınınkiydi sanki, kendine yabancıydı öylece..
-Bana neden yalan söyledin?
Anlamsızca yüzüne baktı ne kastettiğini anlamak istercesine..
-Bana neden Sema’yı söylemedin?
-Kimden öğrendin?
“Önemli değil.. Neden bana yalan söyledin”
Susuyordu, aslında verilecek cevabı olmadığından
Neden? Sana defalarca demedim mi, birgün benden vazgecersen ilk bana söyle diye..
Naz?
Yiğit lütfen, defalarca demedim mi sana, keşke söyleseydin, keşke dürüstçe karşıma geçip başkasını seviyorum deseydin.
Yiğit’in yüzünden yorgun suçlu bir bakış vardı şimdi.
Naz o benim için hiçbir şey değil.
Senden tek bir şey istedim, tek bir şey, eğer bir gün ayrılmak istersen ne olur son sözü bana söylettirme, bırak git, defalarca sorduğum halde neden söylemedin?
Gerçekten, sana yemin ediyorum onun bizimle alakası yok. Bitmişti zaten, ben giderken bitmişti, birbirimi yıkıp geçiyorduk her seferinde daha da fazla..

İkisi de biliyordu veda vaktinin geldiğinde… Sarılırken ona utanıyordu akan gözyaşlarının sıcaklığından yüzünü çevirmek istedikçe sayıklıyordu hala,- lütfen yüzüme bakma diye, mutlu ol dedi, gerçekten ihtiyacın olduğunda beni arayabilirsin… yanağına hızlıca bir öpücük kondurup kalkarken yüzünden sel olup gitmiş yaşlarla, tekrar gözlerine bakmayı kaldıramadı. Arkasına bile bakmadan gitti öylece. Biliyordu artık bu sondu, bir daha asla geri dönemeyecekti, onu son görüşü, bu sıcaklığa son sarılışıydı. Bir yandan kendine lanet ederken, her adımda küçülen gururuna, önünü bile göremeden ağlayarak koşuyordu diğer yandan..



Abla?
Efendim??
Bir saattir bağırıyorum daldın gittin, nereye gidiyoruz?

……

Efendim baba?
Şey.. Tarık’la değilim ben, yok yok birşey.. Peri biraz rahatsızlanmış, onun yanına gidiyorum, yok o teklif etti de ben kabul etmedim, hıı gece gece zahmet olmasın çocuğa ”ne çocuk ama, küçük sapık” tamam babacım bişey olursa haber veririz. Ay tamam baba ya..

Geliyooruum.
Kimo demeden açtın.
Kapıyı bir sen böyle çalıyorsun Naz, dur bakıyım ne bu halin senin alın al, morun mor.
Hoşbuldum canım.
Sinirliyiz biraz..
Peri sırıtma oyle..
Gel buraya bakıyım sen.
Arkadaşına yaklaşıp yanağına bir öpücük kondurur, mutfağa gidip doldurduğu çayı getirmek üzere iken, içerden gelen seslerle hızlı adımlarla salona girer. Naz bir yandan tepiniyor, bir yandan elindeki renkli cam çerçeveyi fırlatmak üzere hazırlanıyordur.
Naz dur, bak o bana Mert’in hediyesi, hani ilk sevgilim, hani sen de severdin, enişteciğim derdin.
Yaa, noluyorsa hep o ilk sevgililerden oluyor zaten..
Naz sakin ol canım ya, ama o da Cahide Teyzenin bana hediyesi bırak..
Naz sinirle fırlatmaya hazırlandığı bibloyu yerine bırakır.
Beleşçi şey, ev toplama kampı gibi.
Naz’ın kafasına yastığı fırlatarak”Al bu yumuşak”
Ya Peri, benim derdim başımdan aşmış.
Ay dur iki dakka gidip çayını getiriyorum, bu arada sen hiçbir yeri diğer bir yere katmadan oyle uslu uslu oturup beni bekliyorsun. Tamam mı?
Naz alt dudağınu bükmüş çocuksu bir ifadeyle belli belirsiz bir tamam dökülür dudaklarından.



İnanmıyorum oğlum ya, kız öyle masada bıraktı seni..

Ya Sadri pişman etme anlattığıma, benim burda derdim başımdan aşkın sen gülüyorsun hala?

Kusura bakma abicim de hak etmişssin sen de, ayıp denen birşey var yani.

Ya insanda ayıp mı bıraktı, nasıl birşey anlatamam, bakmıyım diyorum gözlerimi alamıyorum, gözleri, bakışları, duruşu ateş gibi yanıyor ..

Belli seni de çok fena tutuşturmuş, sonra da üstüne bir bardak su döküp bırakmış.

Ha, çok komik Sadri, can dostum arkadaşım diyorum, sana anlatıyorum, yapmadığın kalmıyor. Zaten kıza yeterince rezil oldum. Bir de olanları bizimkiler duyunca.

Hii, bir de o var di mi, Hulusi Amca.
Aynı anda Telefon çalar
Ya bi kere de kapa şu şom ağzını.
Efendim baba?
Ya öyle, biraz tatsızlık oldu. Telefonun ağzına gelen kısmını kapatarak Sadri’ye doğru ”hemen yumurtlamış cadı”
Bu sırada Sadri Hulusi’nin dediklerini duyabilmek için Tarık’ın yanına iyice yanşıp, kulağınnı telefona uzatmıştır.
-Demek Naz’ın arkadaşı hastalandığı için geceniz yarım kaldı?
Naz’ın arkadaşı mı hasta?
Ulen zibidi ne diyorsun sen?
Şey baba, ben yanlış anladım heralde, neyse..
Beğendin mi kızı bakıyım?
Tarık’ın yüzü aydınlanır bakışıyla.. Çokk..
Ee Naz kızım hoşlandı mı senden?
Tarık bu sefer bozulmuş bir şekilde vurgulayarak.. çokk..

Eee babasının oğlu tabii, aslan parçası, ee düğün planlarına başlayabiliriz o zaman?
Yok artık baba..
Tarık anlatamadım sana galiba, bu kızla tanışma nedenin bu, bu kız senin gezip tozduğun, kız müsvettelerine benzemez ona göre, Vahi’nin kızı o, yok sen ille de bir densizlik yapıcam kendimi tutamam diyorsan hemen arayıp konuşayım Vahi ile, başlamadan bitsin buiş.
Yoookkk bitmesin
Tarık sesinin tonunu ayarlayamamış bağırırken Hulusi karşı arafta keyifle gülümsüyordur.
Tamam ulen bitmesin, ee kızdan anlıyor benim oğlum, Allah için çok güzel kız..
Neyse hadi daha annene rapor vericem.

Gerçekten söyledin mi bunların hepsini? Naz sinirle yüzüne bakarken.. Tabiiki söyledin, ee kimin arkadaşı ya.. ama ben sana.
Ya lütfen ben sana söylemiştim deme..
Tamam demiyorum..
Uyuz şey ya, görsen kaba ötesi, bir de somon söyledi ya, bana söyledi, gözleini koca koca açarak ..hem de bana söyledi.. iiğğğ..
Peri kahkahalarla gülerken “somon söylemese herşey süt limandı yani”

Arkasındaki yastığı Peri’ye fırlatır..
Off şebek şey, uğraşma benle.. Anlamıyorum ya, tüm erkekler aynı mı olmak zorunda, hep aynı klişeler, oyunlar, ihtiyacım yok ki bunlara, orda neden bir arada olduğumuz belli.
Mesele sipariş değil sadece, beni salt güzellikten öte göremiyor ki adam, ben ona göre karşısında oturan bir çift göğüs gibiyim, karşısındaki hisseden, düşünen, yaşayan bir canlı olduğunun farkında değil..
Deli etti beni, bir yatak maceralarını anlatmadığı kaldı, onu da yapsa tam olurdu yani.. Tarık’ı taklit etmeye çalışarak ”Yatakta çok iyiyimdir Naz övünmek gibi olmasın, ee TT olmak kolay değil tabii..”
Peri kahkahalarla gülüyordur..
Ay çok merak ettim şu çocuğu ya, benim ne zamandır yapamadığımı bir saatte yapmış, seni aşkın imanına getirmiş..
İstersen gidip plaket verelim.
İyi fikir aslında, bundan sonra artık önüne gelenle buluşmalara gitmezsiniz küçük hanım..
Önüme gelen falan değildi Peri Hanım, referanslar süperdi. Yakışıklı, babası babamın arkadaşı, kariyer sahibi.
E bunların hangisi değil peki Naz? Referanslar yetmiyormuş demek ki. Babası hala babanın arkadaşı, adam hala zengin, yoksa yeterince yakışıklı mı değil?
Yok canım çok yakışıklı
Peri’nin imalı bakışlarına bakarak.
Fena değil yani, yani tabii saçlar uzun falan yüzünü kapattığı içinde olaiblir, biraz da Johnny Depp havası var sanki, bir de Barış’a benziyor biraz, aslında baya, yani çok..
Sen.. Duraksadı biraz, devam etti sonra.. Hoşlanmışsın ondan?
Saçmalama kızım ne alakası var.
Peri yüzünde muzip bir parıltıyla gülümseyerek.. EE naz özkul belki şu görücü usulünü bende denemeyelim..

Tarık telefonu kapatmış evin içinde volta atarken..
Sadri gülerek..”Ee aslan parçası şimdi ne yapmayı düşünüyorsun?”
“Beni küçümseme Sadri, beni sakın küçümseme..”


Aşkım, hadi uyan bitanem..
Naz gözlerini kırpıştırarak açmaya çalışırken, omuzlarında hissettiği sarsıntıyla irkilir.
Tarık?
Efendim bitanem..
Korkuttun beni, neden sarsıp duruyosun?
uyuyakalmışsın televizyonun karşısında, ne yaptıysam uyandırmadım, endişelendim ben de..
Elini Naz’ın saçlarını götürüp usul usul okşarken, konuşmaya devam eder.
“Toplantı çok geç bitti ve ben karımı çok özledim”
Hmm ne kadar çok özledin.
Sesinin tonunu iyice alçaltıp Naz!a yaklaşark
“Çok..”
Naz nefesinin sıcaklığını yüzünde hissetmektedir artık. Tarık’ın dudakları dudaklarına değmek üzereyken, Tarık birden bağırıp omuzlarından sarsmaya başlar.. Naz yerin altından kaydığını hissediyordur.

Naazzz, Nazz diyorum, Peri uzun uğraşlar sonucu Naz’ı uyandıramayınca, tek bacağına yapışmış yataktan aşağıya doğru sürüklüyordur.
Tarık?
Yok yaklaşık 20 yıldır Peri, değiştirmeyi düşünmüyorum canım..
Peri?
Buyurun benim.. AA yeter Naz, bana öyle ömründe ilk defa görmüşsün gibi bakıp durma, korkuyorum, exorcist bakışlarına benziyor bunlar..
Üff ne var kızım ya sabahın köründe?
Genelde ders oluyor canım ama pardon uyandırdık prensesi tatlı rüyasından. EE Tarık nasıldı?
Ne Tarık’ı kızım ya saçmalama.
Ee onu sen söyleyeceksin canım, sabahın köründe gözlerini açıp Tarık diye tutturan sensin. Ama henüz kahvaltı ikramımızda yok kendisi kusura bakmayın.
Naz dudağını umursamazca büküp, banyoya doğru giderken Peri düşünceli gözlerle arkasından bakmaktadır şimdi..

ummu88
21-08-09, 11:28
4. bölüm

vahi akşam eve geldiğinde naz çello çalışıyordu.
vahi: kolay gelsin güzel kızım
naz: hoş geldin babacım
vahi: nasıl gidiyor
naz: çok iyi babacım
vahi: ümit nerde,
naz: filizle ders çalışıyor sanırım
vahi: nerde,
"sanırım odasında"
"tamam kızım sen çalış ama okul derslerinide ihmal etme emi benim güzel kızım"
"tamam babacım ihmal etmiyorum merak etme sen"


programdan dönen Tarık annesini bekler buldu
"evet anne dinliyorum"
"beni rezil ettin Tarık nasıl gidersin"
"sende benden habersiz nasıl davet edersin"
"ama işim yok dedin"
"anne akşam programım olduğunu biliyordun eve üzerimi değiştirip dinlenmek için uğramıştım lütfen bir daha böyle bir durumla karşılaşmak istemiyorum. tepkim bu kadar hafif olmaz bilmiş ol"
"aman iyi geçenlerde dernekte karşılaştık seni özlediğini okul bittiğinden bu yana görüşmediğinizi söyleyince annenle sende gel demiştim oda gelmiş başka bir niyetim yoktu . ama kızı bahçede bırakıp gitmem hiç hoş olmadı bilmiş ol ben seni böyle yetiştirmedim"
"tamam dikkat ederim ben denize gerekli açıklamayı yapmıştım . gülçin teyzeden özür dilerim oldu mu"
"anlaştık"

Tarık odasına çıktı. uzandı ama bir türlü uyuyamıyordu. kendine neler olduğunu anlamakta zorlanıyordu.

sabah odasını filiz vurdu "abi"

"hı ne oldu filiz"
"sabah oldu kahvaltıya geliyor musun sabah dersim var demişsin anneme ama kalkamayınca merak etti beni gönderdi"
"tamam kalktım"

Sallanarak aşağı inerken merdivenlerde sendeledi.
belgin: tarıkk oğlum ne bu hal
"ne var anne"
"uyumamış gibi duruyorsun düşüyordun dikkat et istersen gitme"
"yok iyiyim geç geldim ya ondandır"
hulusi: ne o zibidi günaydın yok mu
Tarık: günaydın baba anne filiz

masaya oturdu. önce tabağın kenarındaki çatalı bulmakta zorlandı" çatal yok"
filiz alıp eline tutuşturdu "işte bak burda bakmayı bilmeyince"
Yüzünü buruşturarak "hıı çok komik"
filiz: cidden bugün çok komiksin abi ne bu halin "
"programdan sonra arkadaşlarla köfte yemiştik sanırım o mideme oturdu"
belgin: ah ah ben sana öyle sokakta yapılan yemeklerden yeme demiyor muyum Tarık bak gördün mü ayyy ya zehirlendinse hemen hastaneye gidelim
hulusi: abartma istersen belgin öyle olsa sabaha kalmazdı belli ki uyumamış ondandır kendince bahane buluyor ne o kim seni bu hale getiren
Tarık dalgın şaşkın " ne baba kim kim ne olmuş"
Hulusi: yok zibidi yok anlaşıldı senin aklını da almış kimse bu kız
Tarık: hangi kız baba
Hulusi biraz sinirle " yap kahvaltını yoksa elimden bir kaza çıkacak yoksa"
belgin: Tarık var mı
Tarık tabağındakilerle oynarken "hı ne var mı anne "
"babanın dediği"
"ne demişti babam"
Hulusi: sus belgin yoksa şimdi kafayı yiyeceğim sorma belli olan olmuş

Tarık şaşkın baktı hepsinin yüzüne "hadi ben kaçtım"
belgin: nereye oğlum
"okula" dalgın kapı yerine mutfağa doğru yöneldi.
hacer: kapı bak orda orası mutfak oğlum
"hı su içecektim de boğazım kurudu nedense "
ayşe: masada varya
"hı öyle mi görmemişim"
Hulusi: sen bugün neyi görüyorsun ki onu göreceksin
belgin: anahtarları ver çabuk
"ne anahtarı anne"
"arabanın senin bu halde araba kullanmana izin veremem"
"iyiyim ben ya şimdi kendime gelirim"
"olmaz dedim alayım"
"of anne al iyide ben neyle gideceğim"
Hulusi: otobüsle
"neee "
belgin: şoförlerden biri götürsün
"oldu başka rezil olamam okulda tamam ben bulurum çaresini hoşçakalın"

akşam

Naz bahçede o gün derste öğrendiklerini bahçede çalışıyordu. Tarık odasının ışığını kapattı onu pencereden izlemeye başladı.
"neden böyleyim kendimi alamıyorum. ne oluyor bana şimdi uzaktan onları izleyen ben oldum oysa daha önce naz ve ben yan yana sohbet edip oyunlar oynarken Ayşe bakardı. "


Naz ara verdi

Ayşe: Naz Tarık çok değişti farkında mısın?
Naz: nasıl değişti
“bilmem çok dalgın bugün kahvaltı masasında halini görmen lazımdı ....

naz kahkahalar atarak " gerçekten mi"
"evet ve birçok defa seni izlerken gördüm sanırım sana âşık oldu"
“saçmalama Ayşe”
“saçmalamıyorum dikkat et istersen bak yine pencereden buraya bakıyor”
“nerde”
“penceresinden”

Naz tarığın penceresine baktı orda bir gölge görür gibi oldu. Ama gölge hemen kayboldu.
Naz: baktığı yok sana öyle gelmiştir hem nerden biliyorsun bana baktığını sana bakmadığı ne malum
“bana bakmıyor”


Tarık penceresine baktıklarını görünce hemen geri çekildi. yatağına uzandı. ayaklarını salarken düşüncelere daldı.

**************

Tarık: hadi naz Ayşe de gelsin
Naz omuzlarını yukarı kaldırıp " istemiyom sadece senle oynamak istiyorum"
"ama bak çok üzülüyor lütfen birazcık gelsin ne istersen yaparım "
"tamam, bana yan bahçeden çiçek getiyiy veyiysen oluy"
"of ama yakalanırsam babam yine kulağımı çeker"
"sen biliysin "
"başka bişey yapayım geçenlerdede erik diye tutturdun faik amcaya yakalandım babam çok kızdı "
"küstüm "

naz bir taraftan sallanırken Tarığa arkasını dönüp dudağını büzdü.
"iyi sen biliysin bende gidiyoyum biy daha seninle oynamıyoyum işte git sen hep Ayşe ile oyna "

Tarık: hep böyle yapıyorsun ama tamam hemen küsme gidiyorum ama bu defa senin istediğini söylerim ona göre
naz: iyi ben oynamıyoyum gidiyoyum
"gitme tamam söylemem"

Tarık yan bahçeye duvardan atlayıp kırmızı güllerden koparır . ama eline diken batar oflayarak geri gelir "al getirdim ama canım çok yandı"
"ne oldu "
Tarık dudağını büzüştürüp ağlamaklı "bak parmağım kanadı"
naz 'ın yüzü asıldı tarığın elini dudağına götürüp öptü "geçti mi"
Tarığın yüzünde gülümseme "geçti"

********************

Tarık : of ya neden sürekli eskilere dalıp gidiyorum . sonra ne oldu acaba ayşe katıldı da ne oynamıştık ki ne zaman böyle birbirimize düşman gibi olduk

Yerinde duramayan Tarık fırladı yataktan koşarak aşağı indi

Belgin: nereye
Tarık: dışarı
“oğlum gecenin bu saatinde nereye”
“dışarı dedim ya anne ne üstüme geliyorsun ya dışarıya ( derken sesi iyice yükselmişti)

Hulusi: sen annene nasıl cevap veriyorsun Tarık
“oda üstüme gelmesin ya çıkıyorum ben”

Tarık fırladı dışarıya arabaya bindi bastı gaza süratle çıktı bahçeden

belgin: ah Hulusi yaktın çocuğun başını
“ya belgin ben ne yaptım”
“ne yapacaksın naz’ı sardın”
“hayda “
“Of hadi git yat sen”
“sen”
“ben Tarık gelmeden uyuyamam”
“iyi sen bilirsin”


“a şimdi bu yeniden yok yok izin veremem üzer oluşumu”
hacer: hayırdır kim üzer oluşunu
"ay sen miydin hacer abla",
"yok Hulusi herhalde benim belgin âlemsin ne o kendi kendine konuşuyorsun"
"Hulusi yaptı yapacağını yine"
“ne yaptı yine alayım ifadesini”
"yok o değil"
"kim"
"Tarık"
"e naptı oluşun "
"kızın birine tutuluyor sanırım "
"e senin istediğin değil miydi artık iyi bir kız ile ilişki kursa da evlendirsek okulda bitiyor diyordun”
"ama ona uygun değil oluşumun canını çok yakar zamanında çok yaktı. Yine aynı şeyler olur diye işte öyle bir his var içimde "
"kimmiş bu kız"
"boş ver hacer abla hızlandırmalıyım olayı yoksa gidecek oluşum elimden"
"daha öncede söyledim tekrar söylüyorum sonu iyi olmayacak gibi bir his var bende de "
"olmaz "
"iyi"

Sabah a doğru gelir Tarık geldi. arabadan indi gözleri naz'ın penceresine gitti. Karanlıktı. "ne bekliyordun seni beklemesini mi of yürü eve yat uyu düşünme bunları" eve girdi.

Belgin kanepede uyuyordu

Tarık: anne neden burada uyudun
“seni bekledim ne oluyor Tarık
”olan yok anne evde canım sıkıldı dolaştım biraz arabayla”
“neden sıkıldın”
“bir nedeni yok”
“hadi ordan neler oluyor sen ve naz”
“ben ve naz ne gibi”
“ne bileyim işte çalışmaya başladığınızdan beri bir tuhaf oldun”
“yok anne olan”
“neden çıktığını otur anlat “
“ya anne ilk defa mı çıkıyorum anne ya hadi kalk yatağına git yat bende yatıyorum sabah dersim var”


Tarık okulda duramadı. Dersleri bitmiş ama provası vardı ama canı istemedi
” aman boş ver nasılsa biliyorsun bugünde provasız çık”

Arabaya bindi içi içine sığmıyordu birine anlatmazsa patlayacaktı hiçbir yere sığmıyor gibiydi her yer dar geliyordu.
“Alo Sadri nerdesin”
“nerde olabilirim bankadayım”
“gelsene”
“nereye”
“her zaman ki yere”
“ne oldu oğlum yine birine mi çarpıldın”
“of tamam gelme “
“ya dur of ya kapattı. Kim bilir yine kime tutuldun tersin döndü yine “

Hulusi: kim kime tutuldu
Sadri: hı ne dedin Hulusi amca
“diyorum ki ne söyleniyorsun “
“yok bişey öylesine şey dışarıda bir işim var öğleden sonra çıkabilir miyim”
“ne işiymiş bu”
“arkadaşın yardıma ihtiyacı var gibide”
“bana ne arkadaşından mesai saatleri dışında hallet işini”
“ben şansımı deneyim demiştim “
“dene belki bir gün bulursun”
“neyi”
“o aradığını”
“tamam ben gideyim “
“Git bakalım . “

Sadri kapıdan çıkacakken Hulusi seslenir “ Sadri”
“efendim”
“bu arkadaş Tarık olabilir mi”
“yooo”
“hadi ordan durum çok mu kötü ne yaptı artık avukat oldun diye sana mı başvuruyor”
“yok, Hulusi amca merak etmeyin artık öyle kavgalara karışmıyor “
“iyi öyle olsun iyide neden aramış seni yoksa birine mi takıldı evde deli danalar gibi dönüp duruyor eve girmeyen çocuk evden çıkmaz oldu “
“durum o kadar vahim ha”
“sen bilmiyor muydun”
“yooo aradı sanırım konuşmak istedi. Bende yine kime tutuldun dedim kızdı”
“desene bu defa ciddi”
“orasını bilmiyorum eğer izin verirseniz gidip öğreneceğim”
“iyi kim öğren bakalım. Sonra bana da söyleyeceksin ona göre”
“tabi söylerim sonra Tarık beni boğar yok”
“iyi izin yok o zaman”
“bende sonra konuşurum zaten şimdi çok kızdı”


Tarık saatine baktı. Yüzünde gülümsem belirdi” Çıkış saatleri süper “
Bir süre sonra çağlayan koleji önündeydi.
“ ne haber Tahsin amca nasılsın”
“iyiyim Tarık sen uğrar mıydın buralara mezun olsun bir daha uğramadın oysa vedalaşırken her zaman ziyarete gelecektin”
“okul Tahsin amca olmadı. Servisler çıktı mı bugün erken çıktım uğrayıp filizi alayım dedim”
“yok daha çıkmadı”
“her zaman ki yerdeler mi “
“evet “
“Kolay gelsin”

Tahsin amca kapıyı açar Tarık araba ile girer servislere doğru giderken

Ümit Filiz Ayşe Naz okuldan çıkmışlar servis araçlarının olduğu yere doğru konuşarak şakalaşarak gidiyorlardı.

Tarık 4.ünü de görür pencereyi açar “filizzzz”

“a abim”
Ayşe: ne işi var acaba ( naza bakarak söyler)

Naz: filizi almaya gelmiştir
Ayşe: ya kesin
Ümit: cidden geldiği görülmüş değildi
Naz: vardır takıldığı biri beklide

Tarık arabadan iner” ne haber fıstık”
“iyidir abi hayrola”
“sizi almaya geldim okulda işim bitti buradan geçiyordum baktım çıkışınız sizi de alayım dedim. Sahile iniyordum”
Filiz abisine sarılır “harikasın abisi”

Naz Ayşe’yi çekiştirerek servislere doğru yönelir
Tarık: hadi siz nereye gelmiyor musunuz bak benden her zaman böyle teklif bulamazsınız
Naz: biz gelmeyelim
Ümit: ben kaçırmam geliyorum
Ayşe: bende
Tarık: hadi naz inat etme sahilde dolaşır kafede otururuz küçük kaçamak yaparız
Naz: ders çalışmam gerek daha verdiğin ödevlerimi, bitiremedim
Tarık: tamam benden izin hadi ama yarın tatil sabah yaparsın
Naz: iyi tamam
Hep birlikte sahile indiler. Kapıda karşılandılar
Görevli: hoş geldiniz Tarık Bey
“hoş bulduk Taha “
“her zaman ki yer mi”
“tamam “
“Oğlum koş ayarlayın “
Naz: ooo buraların müdavimi olduğun nasılda belli
Tarık: eh iyi tanırlar severler sayarlar

İçeriye geçtiler kafenin en iyi manzaralı olan bölümü ayarlamıştı. Boğazı rahatlıkla görüyorlardı. Garsonlar sürekli ilgileniyorlar ne istedikleri var mı soruyorlardı. Biraz sonra kafe dolmaya başladı. Her giren kendini Tarığa gösteriyor selam veriyordu. Bir süre sonra boş yer kalmadı. Kapıda karşılayan Taha elinde gitarla geldi.

“ birkaç parça çalar mısın”
“taha bugün olmasa”
“bakın geldiğini duyan hayranlarınız doldurdu lütfen”
Filiz: ağabeycim alıştırmayacaktın”
“böyle olacağını bilsem alıştırır mıydım”

Birkaç parça çalıp söyledikten sonra

“bugünlük bu kadar ilginize teşekkürler “

Bravo sesleri ile alkışlar koptu. Masaya geçtiğinde
Naz: gerçekten sesin çok harika uzun süredir dinlememiştim
“teşekkürler “

Birkaç kişi imza için yanlarına geldi. Tarık gülümseyerek imzaları attı.
“âlem bunlar ya sanki ünlü biriyim “
Ümit: bu gidişle ileride olursun beklide
Ayşe: ünlü tanıdığımız var diye hava atarız artık bizde
Tarık: dalga geçmeyin
Filiz: neden olmasın abi barda sahne alıyorsun ve çok fazla hayranın var ileride albüm bile yaparsın
“oldu babam beni o zaman çiğ çiğ yesin dimi anlaşmamız var babamla biliyorsun”
“aman sende çok takıyorsun ya”
“takmasam böyle olur muydu”
“hayır, daha ne yapacaktın konservatuar okuyacağım dedin ve okuyorsun barda şarkı söyleyeceğim dedin onu da yaptın”
“öyle de sonunda yine bankaya döneceğim sözüm var biliyorsun”
“sen bulursun bir yolunu yırtmanın “
Ayşe: artık kalkalım mı dersler var
Naz: evet çok iyi olur

.............................

ummu88
22-08-09, 00:16
68. bölüm


Filiz ile ümit in telefonları çaldı. İkisi de karşılıklı birbirlerine baktılar "annem"

Filiz: alo anne eve mi abimler deyim
Ümit: ablamlar dayım

ikisi de telefonu elleriyle kapatıp" abi napıyoruz geliyorlar"

Tarık: buraya gelsinler ne olacaksa olsun. hiç biri benim kızdığım kadar kızamaz. Belki vahi baba biraz daha sert davranır kızımı üzersen elimden çekeceğin var demişti. Beni vurur belki bu azaptan kurtarır ya da bir kaç tokat atar.

Ümit: babam sen cidden bugün iyi değilsin

Anneler sabırsızlanmış bağırmaya başlamışlardı
"ya anne bağırma tamam gelin ne öğrenmek istiyorsanız burda sorarsınız. Görüşürüz"

Tarık: yola çıkmışlar mı neyle geliyorlar
Ümit: uçak bulamamışlar iki günden önce uçak yokmuş
Filiz: arabayla geliyorlar eh yarın öğlene falan burda olurlar iyi yere göndermişsin doğrusu yarın akşama kadar rahatsın o zamana kadar uydurursun bir yalan
Tarık: yalana gerek yok olan her şeyi anlatırsınız
Ümit: birde tam olarak ne oldu bir bilsek
Filiz: yani sadece ilkimden dolayı böyle olmuş olamaz
Tarık: oda bir etken sanırım. bebeklerin erken doğumu başka ne olabilir bende tam bilemiyorum tabi ayrıca ayrılık konusu var birde Aysu ile beni yanlış anladı kavga ettik .
filiz: bi daha mı?
"Sadri anlatmadı mı"
"yooo anlatmadı"

Ümit Tarık filiz konuşurken Aysu ve arkadaşı hülya gelir

Aysu: Tarık bey
"gel Aysu hoş geldin
"konuşabilir miyiz "
"açık olun biliyorlar Aysu hanım"
"şey arkadaşım hülya hanım geldi "
"gelsin "

Tarık olanları kısaca anlatır.

doktor Hülya : sizi dinledim şimdi önce naz hanımla konuşayım ondan sonra konuşuruz.

Doktor aysu ile naz'ın odasına çıkarlar. diğerleri aşağıda kalır.

Zaman geçmek bilmez. Tarık odada dört dönüyor "neden inmedi ya neden bu kadar uzun sürdü"
Filiz: Ya abi otur işi bitince elbette inecek sakin ol
"sakin olamıyorum filiz olamıyorum napayım"
Ümit ayağa kalkar kollarından tutar koltuğa oturtur. "a yeter başım döndü "

Doktor iner" evet Aysu hanımın tahmini doğru "
Tarık: hep benim yüzümden
"sizin "
"evet, kavga ettik bebekler derken işte "
"durun bakalım nedenine inmemiz için daha zaman var anladığım kadarı ile kendini yetersiz işe yaramaz olsa da olur olmasa da gibi bir fikre kapılmış ayrıca bebeklerin erken doğumundan kendini suçluyor "
"eh işte yolda söyledim ona doğuma giderken "
"hele durun bakalım sizde başlamayın kedinizi suçlamayı aslında ilaç vermem gerek ama süt veriyor o süt çocuklar için çok önemli"
Tarık: ne yapabiliriz"
"öncelikle sabırlı olacaksınız. Yalnız bırakmayacaksınız"
"şey Aysu Hanım söyleyince biraz dışarıya çıkarmaya çalıştım ama hiç tepki vermedi"
"Tarık Bey hemen öyle bir deneme ile tepki vermesini beklemeyin basit grip bile 1 haftada geçiyor. Depresyon ruhun kanseri denilebilir önünüzde uzun bir yol var"
"peki, neler yapabilirim"
"öncelikle zorlamadan ama o odadan çıkmasını kendine zaman ayırmasını sağlayacaksınız"
"iyide söyleyince kalkmıyor"
"kalkıncaya kadar başından gitmeyeceksiniz ama kendiliğinden kalkmasını çıkmaya ikna edeceksiniz. ben her gün uğrayıp terapi uygulayacağım biraz deneyelim olmadı ilaca başlarız"
"teşekkürler hülya hanım "
"iyi akşamlar"

Akşam yemekler yenmiş bahçeye çıkmışlardı. Ayşe ve Sadri de geldiler.

Tarık naz'ın odaya çıktı . Aşağıya inmesi için ikna etti. Birlikte sohbete başladılar. Yapılanlardan yapılacaklardan çocuklardan sohbet ilerliyordu. Naz sadece dinliyor konuşmalara katılmıyordu.

ümit: ya Tarık hatırlıyor musun
Tarık: neyi ümit
"ya naz seni kahveyle nasılda yakmıştı kopmuştuk
Sadri: ya sende beceriksiz demiştin
Ayşe ayağı ile sadriye vurur " yok asıl cahide teyze yok benim kızım yemek yapmasını bilmez dediğinde söylediğin neydi süperdi. Yok, elleri yemek yapmak için değil sarmak için demiştin ya

naz ayağa kalkar içeriye girer
Tarık: aferin size çok güzel yere bağladınız
arkasından gider koşarak “nazzz” naz dönüp bakmadan merdivenleri çıkar

filiz: üçünüzü de alkışlıyorum yani doktor kendini gereksiz beceriksiz hissediyor dedi sizde çok güzel yerlerden hatırlatma yaptınız
Ümit: ama hayatım çok komik anlardı güler sandık
"ya ne güzel güldü değil mi"

tarık: naz
"peşimden gelme "
"ama neden",
"artık biraz uzanmak dinlenmek istiyorum "
"üzülmedin değil mi"
"neden"
"yok tamam sen dinlen "

Öfkeyle merdivenleri ikişer basmak atlayarak iner saçlarını savurarak bahçeye çıkar" tebrik ederim ben sizi buraya destek olun diye çağırdım siz maşallah içine ettiniz böyle yapacaksanız hiç almayayım"
Sadri: ayıp oluyor ama sen eskilerden söz edin dedin
"iyide böyle mi dedim onu neşelendirecek güzel şeylerden bahsedelim dedim "
Ayşe: ama Tarık biz komik olsun diye"
Tarık: size komik gelebilir ama şu anda naz'a pek de komik gelmişe benzemiyor
Ümit: elimizden bu akşam bu kadarı geldi bir daha, daha dikkatli oluruz


Ayşe ve Sadri evlerine geçerler ümit ile filizde odalarına Tarık ne yapacağını bilemez. Terk ettiği yatak odalarına mı gitmeli yoksa odasına mı "e şimdi gitsem ne yapar. Acaba neyse bir günde bu kadar yenilgi yeter. En iyisi bu günde odama gideyim belki uyumuştur şimdi uyandırmayayım yarın sorarım tamam derse giderim. " odasına geçti. Yatağına uzandı bir türlü uyku tutmuyordu. Kanalları gezdi izleyecek bir şey bulamadı. Radyoyu açtı. Açtığında çalan şarkı ile bir anı canlandı gözünde.

***************************

Tarık: ben sana o adama yüz verme demedim mi
Naz: öyle mi bende sana hayranlarınla yakın olma demiştim ama hala aynı biz hem sadece konuşuyorduk
"hiçte öyle gözükmüyordu"
"ne o kıskandın mı aynı şeyi sen kadınlarla yapınca oh ne ala "
"yürüyelim mi"
"nereye"
"sahile",

bir süre sessizce yürüdüler. gökyüzü pırıl pırıldı.yıldızlar sanki daha bir çoktu ay daha parlak ayın ışığı naz'ın tenine yansıyordu sanki
Tarık içinden " git gide daha mı güzelleşiyor yoksa bana mı öyle geliyor annem aşk insanı değiştirir derdi demek doğruymuş " naz ' a sarıldı saçlarının kokusunu içine çekti boynunun dibinden tutkulu bir öpücük bıraktı
Naz hafif titredi. Sonra şarkı mırıldanmaya başladı.

Ay'ın şavkı vurur tenin üstüne,
Söz söyleyen yoktur sözüm üstüne,
Gel ey hilal kaşlım dizim üstüne,
Ay bir yandan sen bir yandan sar beni, leylim ley,
Leylim ley, leylim ley

Naz: ben bu şarkının sözleri daha farklı biliyordum
Tarık: ben sana uydurdum
"şimdi ben seni ayla birlikte mi saracağım onu mu istiyorsun ama seni ben sarmak isterim ortak istemem yanıma bu gökte parlayan ay bile olsa istemem"
"ay seni öyle bir sarmış ki daha bir parlıyorsun daha bir güzel olmuşsun ve biraz daha burada kalırsan ben"
"eee sen "
"işte anla"
"neyi"
"neyi olduğunu göstereyim mi " Tarık naz'ı kucağına aldı yere yavaşça diz çöktü
naz: saçmalama Tarık terbiyesizsin sen aklın sadece tek şeye çalışıyor değil mi"
"hı hı"
"senin yanında başka türlü çalışmaz oldu ben napayım suç senin bu kadar güzel ve çekici olmasaydın"
"suçlu ben oldum yani"
"evet, günden güne daha bir seksi ve güzel oluyorsun ve ben seni kaçırıp kapatacağım benden başka kimse görmeyecek o adamda sana o bahaneyle yaklaştı bir daha konuşmuyorsun karşılık vermiyorsun yoksa inan kan çıkacak
"ooo vay beyimize bak sen kendi olunca hayranları elinden bir şey gelmez oluyor bana gelince kan çıkarmış o hatunlara bir daha imza ver bak kan nasıl çıkacak sen göreceksin o zaman"

****************************

"kıskanılırken güzeldi ama kıskanmak nasılda canını yakmıştı of ya hatırlayınca daha da mı yaktı ne ya nasıl oldu da ben o adamı güzel bir benzetmedim hadi Tarık efendi bu böyle yatmakla olmaz kalk iş başına "

Dışarıdan sesler gelir "hım bebekleri doyurdu odasına dönüyor sanırım koş"
dışarıya koşar adım çıktı karşısına berrak ve Aysu çıktı

Tarık şaşkın beklediğini göremeyince sesini ayarlayamaz sert tonda "Aysu hanım, berrak hanım",
Aysu: naz hanım kalkmayınca berraktan...
Tarık sözünün bitmesine bile izin vermedi "açıklama yapmanıza gerek yok Aysu hanım iyi geceler"

Bir zamanlar birlikte uyudukları odaya girdi. "naazzz"
Naz hiç tepki vermedi. Tarık yatağın kenarına geldi . oturdu. "naaz yanında uzanabilir miyim"
naz dan yine sen çıkmadı. "eğer istemezsen elini kaldır giderim konuşmak istemiyorsan "
bir süre bekledi . naz hafif omuzlarını oynattı. Elini kaldırmadığı için izin verdiğini düşündü yanına uzandı. çok garip geliyordu. ellerini karnının üstünde birleştirdi." şey naz bunları sana yaşattığım için özür dilerim" naz hafif kıpırdadı. Tarık biraz daha sokuldu . kolunu uzattı kolunun üzerine koydu. "seni çok özledim" kolunu yavaşça öne doğru kaydırdı. çok tuhaf geldi . kolu öne doğru düştü oysa bir zamanlar kolu yukarıda kalıyordu. ikizler kolunu yukarıya doğru kaldırıyor ve kolu sarmaya yetişmiyordu.elini naz'ın kolunda bedeninde dolandırmaya başladı. Hafif okşuyordu. nazdan hiç tepki alamadı.ama içine bir sıcaklık yayılmaya başladı. "oysa her dokunuşumda tepki verirdin"

************

tarık naz'ın yanına uzanmış karnına dokunmuş "nasılmış benim tatlılarım bakalım üzdüler mi annesi bugün"
"eh biraz bir rahat durdukları yok ki"
"a ben size ne söyledim anneyi üzmek yoktu hani e bunlar hiç kıpırdamıyorlar"
"sesini duydular ya rahatladılar "

tarık daha fazla dayanamamış omuzlarından başlayarak okşamaya başlamıştı. naz her dokunuşuna tepki veriyor buda tarığı daha bir heyecanlandırıyordu. daha fazla dayanamadı sarıldı naz yavaça elini itti.
tarık: ne oldu
"lütfen yapma sonra daha zor olacak "
"haklısın " sarılıp öpücük bırakıp uzaklaşır

********

"oysa şimdi tepki bile vermiyorsun ama suç bende naz bunları sana yaşattığım için özür dilerim kendi mi asla affetmeyeceğim ...... " söylediği hiç bir söze tepki vermeyince yavaşça yanından kalktı. odadan çıktı.

"evet Tarık efendi eserinle övün yok güvenmemişmiş yok kırılmışmış canın çok yanmışmış bu ara naz'ın neler yaşadığı ile hiç ilgilenmedin onun ne kadar acı çekmiş olabileceğini görmedin anlamadın "

merdivenleri inmeye başladı gözlerinden yaşlar iniyordu .kendine olmadık küfürler ederek inerken bir kaç defa sendeledi. Merdivenleri indi. Öfke ile masaya elini vurdu. Sese filiz odadan fırladı.
"abi ne oldu çocuklar"
"daha ne olsun naz hiç tepki vermiyor onu öyle görmeye dayanamıyorum ne kadar kör olmuşum böyle filiz"
"sakin ol abi doktor ne dedi hemen tepki vermesini beklemeyin demedi mi","
"öyle de korkuyorum"

ümit seslere geldi "Tarık neler oluyor ablam",
"olan benim eşekliğim hayvanın tekiyim olan bu
ümit: kendine böyle davranarak yardımcı olacağını sanıyorsan yanılıyorsun

Tarık masaya geçti çöktü . "elimden gelenlerde bir işe yaramıyor"
başını masaya vurmaya başladı. ümit ile filiz onu kaldırmaya çalışıyorlardı. seslere kalkan naz aşağıda tarığın ağladığını başını masaya vurduğunu gördüğünde "bebeklerim" fırladı odalarına koştu ikisini de kontrol etti. Bebekler mışıl mışıl uyuyorlardı her zaman yaptıkları gibi hafif saçlarına dokunarak sevdi "bırakıp gittiniz sandım meleklerim"

Naz onları sevip konuşurken Aysu uyandı odaya baktı kapı açıktı içeri girdi naz'ı hiç bir tedbir almadan girmiş göründe şaşırdı yaklaştı
Aysu: naz hanım neden ağlıyorsunuz. Merak etmeyin çok iyi gidiyorlar bakın bu 10 günde bile çok ilerleme kaydettiler artık tenleri ilk zamanlar ki gibi buruşuk değil doluyorlar "
"yok, Tarık aşağıda ağlıyor başını masaya vuruyordu bende bebeklere bişey oldu diye korktum"
"gelmişken önce tedbirlerimizi alalım sonrada ilk emzirme denememizi yapalım mı ne dersiniz"

Naz can ı aldı yavaşça emzirme koltuğuna koydu.
Aysu: yok direk memenizden bunda olmaz kucağınıza alacaksınız
"ama yine düşürürsem"
"merak etmeyin olmaz o zaman ilkti.

Naz kucağına aldı Aysu’nun göstermesi ile memeyi can a verdiler ilk dokunuşta naz hafif titredi içinde sanki fırtınalar koptu. Başından tuttuğu eliyle hafif saçlarını okşadı. Can önce meme ağzına dokununca diliyle itti. "hadi bebeğin canım oğlum tekrar deneyelim" can ikinci denemede ağzın aldı. Emmeye çalıştı kuvvetsiz emişiyle bile naz göğsünün sızladığını hissetti. Damarlarından sütünün akışını hissetmek yüzünde hafif bir gülümsemeye neden oldu. Eliyle oğlunu okşamaya devam etti. Can bir kaç emmeden sonra bıraktı.

Aysu: verin bana sonra sütü çekelim bakalım ne kadar emmiş ölçmüş oluruz "
alınan süt 90 gramdı
Aysu: hım ilk denemede fena değil bakalım su hanım ne kadar emecek.
aysu can ı aldı biberona doldurduğu sütü emzirmeye başladı. Naz Su’yu aldı su daha kuvvetli emiyordu. Naz içinin mutlulukla dolduğunu hissetti. bir süre sonra suda bıraktı. oda 20 gram kadar emmişti. onun emdiği memeden 80 gram kadar süt geldi.
naz: sunun kalan sütünü ben hallederim Aysu hanım
"tamam naz hanım can beyin işleri bitti yatağına bıraktım ben çıkıyorum istediğiniz bir şey var mı"
"yok daha önce neden böyle denemedik "
"her şeyin zamanı var naz hanım biraz güçlenmeye ihtiyaçları vardı"

Aysu aşağı indiğinde Tarık hala kendine kızmaktaydı.

Aysu: Tarık bey biraz sakin olsanız sesiniz bebeklerin odasına kadar geliyor neden bu kadar kızdınız
Tarık kendini toplar "ben özür dilerim farkında değilim ama naz hiç tepki vermeyince"
Filiz: oh be iyi ki geldin Aysu sakinleştiremiyorduk
Ümit: neymiş gece boyu uğraşmış ama tepki alamamış
Aysu: alamadığımızı kim söyledi biraz önce sizi öyle görünce bebeklere bir şey oldu sanmış girdim o kadar telaşla girmiş ki tedbir bile almamış ve ilk emme denemememizi yaptık ve çok etkilendi. Bence gece ne yaptıysanız devam
Tarık şaşkın inanamaz bir sesle "gerçekten mi kandırmıyorsun sakinleşmem için değil mi Aysu hanım"
"neden yapayım ki şimdi su hanımı doyuruyor ve çok hafif de olsa yüzü güldü. Ben bu kadar çabuk beklemiyordum ama her ne yaptıysanız devam
Tarık: ben ben inanamıyorum
ümit: e ne yaptıysan söyle de bizde ona göre hareket edelim
Tarık: şey yaptığın şeyler için özür diledim kendimi asla affetmeyeceğim dedim sonra elim karnına gidince orada boşluk bana çok garip geldiğini sonra odalarında hayatta kalma savaşı veriyorlar onlar için kendini toplamasını söyledim
Filiz: anlaşıldı çıkış noktamız bebekler olacak
Tarık: bu güzel ama sadece bebekler için olmamalı baştan başlayacağım anlaşıldı ilk kahvaltıya gittiğimiz yere götüreyim zaman az hemen hazırlanmalıyım
Aysu: yok ne kadar emdiklerini anlamak için her iki memeden de sütü aldık yani bir sonra ki öğünde olmanıza gerek yok
Tarık: yani bir 4 saatimiz var
"evet"
"bu harika"
Ümit: bizde gelelim
Tarık: yok siz kalıyorsunuz baş başa gidiyoruz
Filiz: neden
"bazı şeyleri yeniden yaşamak hatırlamak için sadece çocuklarımız için olmamalı
Filiz-ümit: havada kıskançlık kokusu alıyorum
"aynen "

Tarık koşarak merdivenleri çıktı giyindi. Söyle aynada kendine baktı "sıra naz'ı ikna etmeye geldi. odaya gitti naz yoktu " e nerde bu, bebekler "

Tarık odaya gittiğinde naz ikisini de yan yana koymuş onları izliyordu. Yanına yaklaştı elini beline koydu çekinerek vereceği tepkiyi bekledi. naz bebeklerine bakmaya devam ediyordu. Tarık daha da yaklaştı " çok tatlılar değil mi"
"hı hı ama çok küçükler"
"büyüyecekler naz "
"hı "
"hadi çıkalım"
"ben kalmak istiyorum"
"hadi ama doktor ne dedi fazla odalarında kalmayın dedi oksijenleri biter sonra hadi"

Naz isteksizce çıktı. . Odaya götürdü dolabı açtı " hangisini giyeceksin"
"neyin"
"kıyafetlerinden kahvaltıya gidiyoruz"
"yok, ben istemiyorum"
"yok, gidiyoruz bak ne güzel bebeklerimiz artık iyiye gidiyorlar bunu kutlayalım hı ne dersin"
"yok, istemiyorum burda yiyelim"
"ama lütfen hadi bebeklerimizin hatırına hadi hava almış olursun"


............................................

ummu88
22-08-09, 10:47
ADA

Naz Tarığa telefon eder,

Tarık: efendim canım
Naz: öğlen yemek yiyelim mi diyecektim
“çok isterdim ama toplantım var”
“ne toplantısı bu öğlen vakti”
“hayatım müşteri çok hatırlı parasının vadesi doluyor çekmemesi için bankada kalması için ikna etmeye çalışacağım”
“iyi toplantılar sana “
“seni seviyorum peri kızı”
“bende seni seviyorum beyaz atlı prensim”

Naz yemekte selin ile buluşur. Sahilde balık lokantasına giderler
Selin: hayrola sen balık sevmezsin
“öylede ne zamandır sürekli balık yemek geliyor içimden “
“ne o durumlar var galiba”
“hı hı”
“a daha erken değil mi”?
“öylede nasıl olduysa bende anlamadım”
“babanızın haberi var mı”?
“yok öğlen yemekte söyleyeyim dedim ama topla ..” karşısında gördükleri karşısında şaşkına döndü öylece kala kaldı sonra birden selini hizasına gelerek başını eğerek saklandı
“ne oldu naz “

Selin: naz ne var korkutma beni
“Tarık geldi”
“nerde”
“bakma önüne dön yanında kadın var oysa bana toplantım var demişti. Kim bu acaba”

Tarık : buyurun piraye hanım
“teşekkürler Tarık Bey çok kibarsınız”
“rica ederim piraye hanım”
“ben adımla hitap etmenizi isterdim”
“prensiplerime aykırı piraye hanım üzgünüm “
“benim için yok sayamaz mısınız prensiplerinizi”
“sizin için çok şey yapabilirim ama prensiplerimden asla vazgeçmem ne arzu edersiniz”
Piraye menüye bakar “ ben kırmızı şarap soslu karides,cenevo soslu kiremitte levrek “
Garson: içecek
“siz seçin zevkinize güveniyorum Tarık”
Tarık: bordo olsun bana da hardal soslu ahtapot,, kiremitte lüfer”

Yemeklerini yediklerinde hesabı istemek için elini kaldıran Tarık karşıda naz’ı görür. Baktığını gördüğü halde naz selinin gölgesine saklanır. Tarık önce bir anlam veremez sonra durumu anlar. Yüzünde küçük bir gülümseme belirir içinden “ah naz kim bilir ne sandın sen şimdi “ görmemezlikten gelir hesabı ister. “ kalkalım mı piraye hanım”
“üstüne güzel bir kahve güzel olur çok hoş bir yer biliyorum”
“bankaya dönmem gerek toplantım var 3.00 de “
“iptal edin şu anda benimle toplantıdasınız uzadı “
Tarık içinden “of baba yaktın beni sardın bu kadını başıma ah piraye hanım bankanın durumu sıkıntılı olmasa yapacağımı biliyorum ama “ müşterimize çok ayıp olur repo durumlarını yatırımlarını konuşacaktık. Sizden iyi olmasın oda çok hatırlı müşterilerimizden sekreter dikkat etmemiş peş peşe randevu vermiş. Şimdi iptal edersem olmaz size yapılsın ister miydiniz? Kahveyi de başka sefere içeriz bankaya buyurum bir gün içelim “
“seve seve gelirim Tarıkcım siz davet edersinizde gelmez miyim sözünüz var unutmayın “
“unutur muyum buyurun kalkalım”
Tarıkların kalkmasıyla nazlar da kalktı. Uzaktan izlemeye aldı. Birlikte arabaya bindiler.

Naz: demek toplantınız vardı ha Tarık Efendi daha evleneli ne oldu ya şunun yaptığına bak
Selin: naz dinlemeden etmeden yapma bak belki gerçekten toplantı yaptılar. Yemekte de toplantılar yapılıyor. Babandan bilirsin
“evet, bilirim ama yanında babamın şirket yetkililerinden mutlaka biri olur böyle baş başa toplantı yapılmazdı”
“nerden biliyorsun”
“biliyorum ben seni bırakayım”
“yolunu uzatma ben taksiye atlar giderim”
Öfkeyle “iyi”

Selin: of naz şuna bak ya bıraktı gitti ısrar bile etmedi. Akşam yandın Tarık Allah sana kolaylık versin”


Tarık eve geldi bahçede dost ile oynadı. Yerlerde yuvarlandılar sırtını okşadı. Çenesinden tutup okşadı “bu kadar yeter birde peri kızlarına bakalım çok özledim”

Tarık: nerdeymiş benim güzellerim
Belkıs: hoş geldiniz Tarık bey giyiniyorlar

Ada: anne baba deldi
Naz: duyuyorum ( ada ayağa kalktı kapıya yöneldi) kal yerinde küçük hanım, annenin giyinmesini bekleyeceksin

Naz mini kot eteği siyah ince çizgili beyaz gömleği ve üzerine kırmızı ceketini giymiş. Aynada bakıyordu kendine ada oturduğu koltuğundan annesini izliyordu. Makyaj yapışını izliyordu dikkatle

Merdivenleri koşarak çıktı. Ada’nın odasına baktı yoklardı. Kendi odalarına yöneldiğinde ada ile naz odadan çıktı.
Hemen ada’yı kucağın aldı. “ ne çok özledim meleğim seni of gelemedim de “
Yanaklarından öpmeye başladı ada babası gibi oda öpücükler konduruyordu babasının yüzünün her yerine ”babacım “ diyerek Tarık adanın ağzından çıkan her babacımın ardından daha bir keyif alıyor yüzündeki kocaman gülümseme kahkahalara dönüşüyordu. Baba kızın buluşması bitince Tarık naz’a göz ucuyla baktı. Naz hiç ses çıkarmadan onları izliyordu. Yaklaştı “hoş bulduk nasıl geçti günün hayatım neler yaptın “ diğer koluyla sardı saçlarından öptü. “ başka yerden öpmeği çok isterdim canım ama biliyorsun ada sultanda aynısını istemeye başladı.”
Naz biraz kızgın sesle “hoş geldin nasıl geçti toplantıların”
“sıkıcı çok yoruldum ve çok acıktım”
“toplantılardan yemeğe fırsatın olmadı herhalde”
“yok oldu hatta öğlen olanı balık restoranında yedik müşteriyle birlikte yapışkan kadının biriydi sıkıntıdan patladım”
“karşıdan hiç .. ( ne söylediği fark eden naz hemen lafı değiştirdi “a demek çok sıkıldın”
“ne dedin hayatım”
“hiç çok mu sıkıcıydı dedim”
“hı hı”
Ada’yı yere indirdi. Saçlarını okşadı öptü “baba üzerini değiştirip ellerini yıkayıp geliyor kızım”

Naz merdivenlerden “ Belkıs hanım”
“efendim Naz hanım”
“gelip adayı alır mısınız”


Tarık siyah gömleğini ve kotunu giymiş. Ellerini yıkıyordu. Naz’ın girdiğini aynadan gördü. Sorularını belemeye başladı. Sanki görmemiş gibi saçlarını inceliyor kendine bakıyor gibi yaptı.

Naz ayağını yere vurarak “ kimdi o kadın”
Tarık: hı ne zaman geldin fark etmedim hangi kadın canım
“öğlen yemek yediğin”
“merak ediyordum ne kadar dayanacaksın diye”
“gördün yani”
“evet ben saklanmadım senin gibi selinin önüne saklanmaya çalışman çok komikti “
“ben saklanmadım”
“tabi canım saklanmadın ne sandın söyle bakalım yanıma gelmediğine göre sana yalan söylediğimi düşündün değil mi “
“sende bana telefonda yemekte toplantın olduğunu söylemedin”
“seninle konuştuğumda yemekte yapacağımızı bilmiyordum son anda söyledi sekreter müşteri öyle istemiş kendileri 3. kocayı da öbür dünyaya göndermiş annem yaşında bir hatun canım bakma öyle göründüğüne kaç tane ameliyattan sonra öyle oldu bilmiyorum”
“desene kendinden küçüklere takılıyor”
“naz böyle bir şey yapacağımı aklından geçirmedin değil mi”
“napabilirdim”
“yani beni o kadına layık gördün ya”
“kaç yaşında olmalı seni layık oldukların acaba 15.de çıtırlar mı”
“iyi valla beni sübyancı da yaptın ”
“senin layık oldukların kaç yaşında olmalı canım “

Tarık naz’a sarıldı. Kendine çekti. “ben senden başkasına bakar mıyım kıskanç meleğim benim “ naz’ın cevap vermesine bile beklemeden tutkuyla öpmeye başladı.

Naz: hadi inelim aşağıya ada ortalığı yıkar şimdi
Tarık naz’ın beline doladı kolunu merdivenlerden inerken “kızgınım sana “
“neden”
“ne işin vardı balık lokantasında benimle yemeğe gelme evde yedirme kokuyor diye ama selinle git aşk olsun”
“şey aslında o rezervasyon bizim içinde sana bir şey söyleyecektim ama toplantı için beni ektin”
“ektim mi nasıl oldu o randevumuz yoktu bildiğim kadarıyla hı ne söyleyecektin “
“sonra”
“merakta bırakma söyle hadi”
“şey aslında bu haber için balık kokusuna teşekkür etmen gerek”
“ne haberi”
“şey ben seline gitmiştim ya dün”
“e ee sonra”
“işte orda yeni bir balık lokantası açılmış”
“çok mu beğendin”
“öyle oldu ilk defa nasıl olduysa kokusu çok güzel geldi bana nasıl canım çekti girdim yedim”
“sonra benimle de yemek istedin”
“yok sabah ben doktora gittim”
“neeeeeee neyin var”
“yok bir şeyim iyiyim ay söyleyeceğimi bir söylettirmedin. “
“ben mi”
“of sus dinle ben hamileyim”
Tarık öyle şaşkın bakar” ne dedin nasıl oldu bu “
“bilmiyorsan anlatayım istersen”
“of dalga geçme ama hani düşüneceğim dediğinden bodrumda bana açık eczane aratmıştın “
“öyle mi olmuştu”
“olmamış mıydı”?
“ama bu 6 haftalık”

Tarık hafif gözlerini kıstı biraz düşündü yüzüne gülümseme yayıldı “yani şimdi teknede ki”
Naz’ı kucakladığı gibi döndürmeye başladı “ yani şimdi bizim yani şimdi bizim “ bozuk plak gibi tekrar etmeye başladı
Naz: ay evet bebeğimiz olacak
Tarık elini kendine çevirdi “ ben şimdi bir daha baba oluyorum öyle mi “ kekeleyerek söylemeye başladı
Naz gülümseyerek başını salladı” hı hı “
“ ben şimdi bir daha baba oluyorum öyle mi” diye tekrar etti
“evet “
O andan itibaren tarığın Allah sesiyle ev çınladı
Belkıs Hanım sesi duyunca adayı mutfakta bırakıp hızlı adımlarla geldi
Ada oturduğu sandalyeden yavaşça indi hafif açık olan dolabı açtı karşısında çeşitli şişeler üzerlerinde resimler uzandı almaya çalıştı ama yok başaramadı bir kaçını devirdi içlerinde bir kaçının kapağı yere düşme ile açıldı her birinden farklı renklerde sıvılar dökülmeye başladı. Ada dökülenlere baktı ellrini çırptı. Sonra ellerini yerde biriken sıvı topluluğuna vurdu. Etrafa sıçrayan sıvılara ve sıçradığı yerlerde tekrar akmasını neşeyle izlemeye başladı. Derken elini ağzına götürdü bıraktığı tat hiç hoşuna gitmedi yüzünü buruşturdu. Sonra saçlarına sürdü derken elini sulara vuruyor sonra saçlarına sürüyor arada kahkaha atıyordu

Belkıs: “ne oldu Tarık bey”
“Baba oluyorum Belkıs Hanım baba “ diyerek sarıldı Belkıs hanımı da öptü
Belkıs: tebrik ederim ikinizi de
Tarık: teşekkürler Belkıs hanım naz
“hı”,
“bunu kutlamamız gerek hadi çıkalım”
“zaten çıkıyoruz canım”
“nereye”
“sürpriz”
“kim götürecek bizi”
“sen “
“o zaman nereye gideceğimiz bilmem gerekmez mi”
“yolda söylerim”
Naz: Belkıs hanım ada
Belkıs: ay ben onu mutfakta bıraktım
Hepsi koşarak mutfağa girdiler gördükleri manzara karşısında naz ve Belkıs Hanım çığlık atarken Tarık adanın halini görünce kahkahalarla gülmeye başladı.
Tarık: kızın ne yaptın
Ada: mama daptım
Ardından dilini çıkardı
Adanın tavrı daha hoşuna giden Tarık kahkahalarına engel olamıyordu.
Naz : of Belkıs hanım nasıl yalnız bırakırsınız of geç kaldık Tarık yardım etsen de diyorum temizlesek yoksa gideceğimiz yere geç kalacağız
Tarık: ama hayatım baksana çok eğleniyor
Naz: of gülme hadi tut
Tarık adanın kolalarından tuttu naz ve Belkıs üzerini havlu ile temizledi. Ardından banyoya soktular. Banyo yapımından sonra yola çıkma zamanı gelmişti.

Adayı giydiren Tarık “ gel benim Ada’m minik meleğim prensesim çookkkk özledim ben seni canım kızım “ adayı kucağına aldığı gibi havlara uçurdu. Kendi çevresinde döndü ada kıkırdamaya başladı. Aşağı indi arabayı açtı sonra arkaya araba koltuğuna bindirdi bağladı geçti .şoför koltuğuna kapıyı kapatıp çalıştırdı. Bir gözü kızında ona öpücükler gönderiyordu. Araba hareket etti “ nereye naz “ birden durdu geri gitti
“ya neden binmedin”
“neden binmedim öyle mi insan kapımı açar bari kızını gördün unutun beni”
“özür dilerim”
“iyi hadi yürü artık bindim ne duruyorsun”
“gerçekten bindin sandım özür dilerim napayım kızımı bugün hiç görmedim”


Tarık: of naz ya dalga geçmesen olmazdı yani bizimkilere gelerek mi kutlayacağız”
“iyide ben sana sürprizi öğlen yemekte söyleyeceğimi düşündüğümden annenle akşam yemek için konuşmuştuk”
“öyle mi”
“ya öyle canım”
Biraz sessizce yol aldılar naz “ Tarııık”
“hı canım”
“Ne diyorum bak”
“ne diyorsun canım”
“bebeği bir süre söylemesek”
“ama neden”
“hani hepsi beraberken söylesek biliyorsun şimdi bizimkiler sonra öğrendik diye “
“tamam canım eve davet ederiz orda söyleriz”
“hem acele etmeyelim şimdi aceleniz neydi diyecekler”
“hı utanıyor musun yoksa”
“of hayırda işte babam annem ne diyecek daha ada’yı kabul ..”
“saçmalama çok sevinecekler bence paylaşamıyorlar ada’yı kabul edemediler ne canım ama tamam sen ne zaman istersen o zaman söyleriz ama tabi ben içimde ne kadar saklayabilirim bilmiyorum ama söz sen hazır hissedinceye kadar söylemeyiz. Aslında bu yemeği iptal edip baş başa kutlasak iyi olacak bence şimdi ben bu heyecanla tutmam çenemi birde ayıkla o zaman “
“yok, olmaz sonra dedim diye bir sürü tafra yaptı belgin anne yok dün annemlerdeymişiz şimdi neden gelmek istemiyormuşum en sonunda kırmamak için kabul etmek zorunda kaldım”
“of ya nedir anlamadım aralarındaki çekişme baksana ümit ile filiz bir türlü karar veremiyorlar”
“yok o ondan değil de sanki filiz biraz korkmaya başladı sanki evlilikten “
“nedemiş o”
“abisi yüzünden “
“a ben naptım ki”
“ne olacak kızını görünce beni unutuyorsun ya evlilik aşkı öldürüyor falan diyor”
“hayda ne alaka ama hayatım adanın yaptıklarından sonra gözümü üzerinden ayıramadım birde babacım deyince ona bakmak zorunda kaldım senin binmediğini Fark etmedim hem ne demek evlilik aşkı öldürüyor oda nerden çıktı söyler misin “
“bilmem “ naz ağlamaya başlamıştı
“bak hayatım lütfen inan bindiğini sandım birde geç kaldık diye söylenince bende acele ile işte hareket ettim ama yapma canım lütfen”

naz’ın ağlaması kesilmeyince arabayı durdurdu üzgün birsele “naz “
naz burnunu çekerek “hıı”
“ne oldu şimdi ama lütfen bu kadar ağlaaycak ne var”
“birde soruyorsun sen beni unuttun kızından başkasını görmüyorsun şimdi böyle yaparsan ( kollarını karnının üstünde çember yaparak) böyle olunca hiç yüzüme bakmazsın”
“yapma ama seni bırakacağımı yada aldatacağımı nasıl düşünürsün bu yüzden çektiklerimizi nasıl unutursun yapma lütfen”
Ada arkada bir süre ikisini de izler annesinin ağlaması gözlerini doldurmuş “anne aladı babacım” ellerini uzattı.
Naz: tamam canım yok bişey hadi bak geçti uy canım benim annesini gülü
Tarık: bak çocuğu da etkiledin tamam meleğim bak annenin gözüne toz kaçtı yok ağlamadı
Naz derin nefes alır birkaç defa “hadi gidelim yoksa annen meraktan çatlamıştır kapılara çıkmıştır nerde kaldık diye 7 de evde olun dedi şimdiden yarım saat geç kaldık kim bilir neler söylüyordur “
“tama hareket ediyorum ama bu düşünceler nerden kafana üşüştü konuşulacak ona göre
“tamam, dönünce hadi yürü geçti “



Kapıya geldiklerinde belgin kapıyı açar adayı alır “benim minik meleğim mi gelmiş babaannesine pamuk şekerim benim ah ah “ nidalarıyla Tarık’ın kucağından aldı Ada’yı kapıyı kapatıp içeri girdi. Tarık ve naz şaşkın kapıda kalakaldılar.
Naz: bakıyorum pabucun dama atılmış beni kabul edemedi ama sen ..
gülmeye başlar
Tarık’ın yüzü asılır ” haklısın ya iyice abarttı yani“
Hacer kapıyı açar
Tarık: biz gidelim istersen anne nasıl olsa beklediğini aldın
Hacer: oğlum alış artık pabucun dama atıldı bozulma kızın sendne bir gömlek fazla
Tarık: yok ondan değil hacer anne kapı kapanınca yanı ondan ben
Hacer: hadi ordan

Belgin: a oluşum benim olur mu Ada’yı aldım girdim sizde arkadan geliyorsunuz sandım
Tarık: iyi de kapıyı da kapadın

Hulusi: belgin sen Tarık’ı kapıda bıraktın öyle mi?
“ ne var Hulusi ya geliyorlar sandım”
Hulusi: vay be bugünleri de görecekmişiz ya
“of Hulusi”
Filiz: Tarık beyin de unutulacağı günler varmış babiş
Hulusi: ne o Tarık asılmış suratın
“ yoo “
“anlamışsındır bizi şimdi “
“yok yani biz kapıda kalınca bozuldum”
Naz: kendide aynı şeyi yaptığından Hulusi babacığım laf söyletmez şimdi
Tarık: a Naz ne zaman yaptım
“hep yapıyorsun “
“bir örnek ver”
“gelirken Ada’yı aldın arkaya yerleştirdin sonra daha benim binmemi beklemeden hareket ediyordun unuttun
“şey Naz hayatım bindin sandım ama “
“ya “”
“İyi daha kaç defa özür dilemem gerekiyors dilerim ama biliyorsun olanları ” yüzünü ekşitmişti
Belgin: ay ne oldu geç kaldınız kaza mı yoksa ayy şimdi bayılacağım yok dimi meleğimde bişey
adanın her tarafını incelemeye aldı
Hulusi: eh yani belgin kaza olsa buraya mı gelirler sende iyice abarttın ver bakalım tontonumu ne yaptı yine yaramaz

Olanlar anlatılınca hepsi kahkahayı basar ama belgini yüzü asılır
Belgin: yok hemen bu bakıcı değişiyor ay çocuk öyle yalnız hem de mutfakta bırakılır mı ya ay
Tarık: yapma anne ben öyle bağırınca
Belgin: ay nende bağırdın
Naz: of Tarık
Tarık: yok naz’ın ayağı kaydı bende işte tutamam diye birden bağırmışım ama neyse tuttum
Hacer: neyse iyisin dimi naz kızım yok bişeyciğin
Naz: yok hacer anne
Hulusi: neyse reflekslerin iyiymiş
Tarık: ya baba öyle e anne neler yaptın geçelim istersen masaya çok acıktım

Masaya geçilmiş herkes yerini almış ada özel koltuğuna yerleşmiş etrafına gülücükler atarak yine masada muzırlıklarına başlamıştı.
Naz elindeki ve önünde ne varsa uzanabileceğinden daha uzağa yerleştirdi “ senin bugünlük yaramazlık limitin doldu küçük hanım al bebeğinle oyna “
Ada: zuzum
Eline alıp oynamaya başladı. Naz bu kadar çabuk hırçınlaşmadan kabul etmesine şaşırır” ay sanki o kadar sorunu bu çıkarmadı “
Hacer: tıpkı babası insanı şaşırtmada üstüne yok maşallah
Tarık: eh be öyle yaparım insanı şaşırtırım hacer anne
Belgin: ay benim pamuk şekerim sen ne güzel şeysin böyle ah ah

Tarık annesine bakar hiç masada olanlarla yada konuşmalarla ilgisi yoktur elini sallar “ooo biz çoktan gömüldük “

Neşeli sohbet devam eder. Yemekler yenmiş salona geçilmişti.

Naz: e filiz daha karar verememişsiniz bir türlü
Hulusi: öncelik Ayşelerin
Tarık: ya evet ne zaman olacak Ayşe karar verin artık nende anlaşamıyorsunuz anlamdım gitti
Ayşe: biz anlaşıyoruz da ( anneannesini göstererek) malum
Tarık: ya hacer anne daha neyi bekliyorsun
Hacer: beklediğim var ki olmuyor ay aceleleri neyse sanki kaçıyor evlilik
Ayşe: bu gidişle kaçacak gibi
Hacer: eh bekleyemiyorsa demek ki o kadar çok sevmiyor bırak sen onu
Tarık: yapma hacer anne çocuk ne istediyse yapıyor ayrıca benim kakmam Ayşe’yi çok seviyor adam bir an yanında..
Ayşenin dokunması ile
Hacer: kim ne yapmıyor
Tarık: ya işte sürekli peşimde ya kanka hacer anneyi ikna et nedir beklediği öğren diye ya ciddi sen neyi bekliyorsun
Hulusi: neyi olacak memleketti ki arsasının satılmasını ama daha çok bekler kimse Hulusi Tekelioğlunun hacer ablasının arsasını almaya cesaret edemez
Hacer: ne sen mi engel oluyorsun
Hulusi: sana dedim o iş olmaz diye Ayşe kızımın düğününü ben yapacağım diye ama yok inat ya
Hacer kalktı elinde bastonla Hulusi’ ye vurmaya başladı “sen benim işlerime burnunu nende sokuyorsun bende sana dedim biricik torunumun düğününü ben yapacağım diye sok o kalın kafana artık
Ayşe: ya ikisiniz didişirken olan bize oluyor ya
Hulusi: olmayıversin sizin düğün ben sözümün üstüne söz söyletmem ben yapacağım dedim o kadar
Bir taraftan hacerin baston darbelerinden kurtulmaya çalışıyordu
Hacer: san dedim ben yapacağım asıl ben söyletmem sözümün üstüne şuna bak ya beslediğim bize karşı geliyor
Tarık ikisini arasına girdi “ikinizde yapmıyorsunuz bitti bu iş ayşe sen tarihi söyle ben her şeyi ayarlıyorum bunlar düğününe ister gelirler ister gelmezler tamam mı
İkisi birden Tarığın üzerine yürüyüp “ sen kim oluyorsun da..
Naz: o bu işlerin uzamanıdır başkasına sormadan anında karar veri ve uygular diğerleri de uysun ister Hulusi baba hacer anne bilmiyor musunuz
Herkes naz’a bakmaya başlar
Tarık: ama hayatım biliyorsun bizimkiler farklıydı
Naz: ya nesi farklı sanki ikisinde de ben yanında değildim
Tarık yüzünü sarkıtıp” iyi sen istersen senin istediğim bir gün yeniden yaparız sen nasıl istersen hayatım( birden yüzünde gülümsem ile ) ne güzel özel kutlayacak bir günümüz daha olur
Filiz: vay ne güzel ya 3. evlilik yıldönümünüz daha olacak herkes birini zor bulurken siz maşallah
Naz: yok istemem önceden düşünecektin yeterince özel kutlama anımız var
Tarık: canım birlikteliğimizi kutlamak için özel ana da gerek yok biz her an her durumda kutlama yaparız değil mi hayatım
Ayşe: bizim iş yine güme gitti sanki
Tarık: yok yok gitmez sen merak etme halledeceğim ben onu hacer annem yapma bak olsun işte ne fark eder ki illa sen ben yapmak istiyorum diyorsan tama ben aldım gitti senin araziyi oldu mu
Hulusi: oh ne güzel çözüm ya zibidi sana al diyen mi oldu öyle olacak olsa ben almaz mıyım
Tarık: of baba hacer anneyi de anlamak gerek tek torunu kendi yapmak istiyor nasıl canı raht edecekse öyle olsun yazık Sadri ile Ayşe’ye bak daha sırada filizler bekliyor

Neyse sonunda her şey tatlıya bağlandı. Belgin pamuk şekeri ile oyunlara dalmış . sonrada piyanonun başına geçmiş adanın rast gele tuşlara dokunuşlarına dalmış kendinden geçmiş olarak onu izlemekle meşguldü.
Ada halinden memnun yüzünde kocaman bir gülümsemem sürekli tuşlara basıyor ve her dokunduğunda farklı ses çıkarmasından büyük zevk aldığı belli oluyordu.

………………………………………………………

zeyno-brşkrs
22-08-09, 13:04
KAYBOLMAK 30.BÖLÜM


Kısacık bir an birbirlerine baktıktan sonra…
NAZ:-Ayşee!
TARIK:-Sadrii!

Yukarıdan onları izleyen iki çift göz olacakları merakla beklerken Naz ve Tarık aynı anda telefonlarını ellerine aldılar…
TARIK:-Ayşeyi mi arayacaksın?
Naz ciddi bir tavırla:
-kesinlikle!
Tarık telefonunu sallayarak:
-sanırım benim kimi arayacağımı söylememe gerek yok!
NAZ:-Sadri!
Kumsala inen merdivenlerin başında köşeye saklanmış duran Sadri ve Ayşe aynı anda telefonları çalınca aşağıdaki manzaradan arayanların kim olduğu konusunda en ufak bir tereddüt yaşamadan el ele merdivenlerden inerken Sadri bağırarak:
-tamam tamam! Aramanıza gerek yok buradayız…
Tarık ve Naz onlara doğru dönüp kızgın nazarlarını bir an olsun üzerlerinden çekmeden gelişlerini seyrederken Sadri ve Ayşe arada birbirlerine ürkek bakışlar atarak onlara doğru yaklaşıyorlardı… onların yanlarına vardıklarındaysa Naz Ayşenin Tarık Sadrinin karşına dikilip aynı anda:
-sen ne yaptığını sanıyorsun?
Tarıkla Naz aynı cümleyi kurduklarını fark edince birbirlerine bakarak gülmeye başladılar Ayşe ve Sadriyse ilk an ki şaşkınlıklarını attıktan sonra eşlik etti onlara…

Naz balığından bir lokmayı keyifle ağzına attıktan sonra:
-niye yaptınız bunu?
SADRİ:-neyi?
NAZ:-neyi olacak bizi birbirimizden habersiz neden buraya getirdiniz diyorum…
AYŞE:-biz zaten gelmeyecek miydik?
NAZ:-bak tamda söylediğin gibi biz gelecektik yani sen ve ben…
Tarık bozulmuş bir ifadeyle:
-o kadar mı rahatsız etti seni varlığım?
Naz gözlerini devirerek:
-ben onu mu dedim şimdi?
Ayşe konuşmanın tartışma boyutuna gelmesini önleme çabasıyla:
-aaa! Ne bu şimdi? Hem Naz bana söyler misin? Sana Sadri ve Tarığında geleceğini söylesem aman ne güzel mi diyecektin?
Naz bir an Tarığa baktıktan sonra:
-tabi ki hayır!
Sadri ortalığı hepten karıştıracaksın der gibi baktı Ayşeye:
-tamam uzatmayın işte hepimiz buradayız sonuçta…
Kadehini kaldırıp:
-dostluğa içelim…
Gözlerini Ayşeye dikerek:
-ve aşka!
Tarık Naza baktı o an… Nazsa Tarığın kendine baktığının farkında Sadri ve Ayşeye gülümseyerek:
-aşka!
Tarık kadehini yudumlarken şamdandan çıkan loş ışığın oyunlar oynadığı güzel yüzünü süzüyordu Nazın o anda ki gülümseyişinin içini o ışıktan daha çok aydınlattığını hissederek “aşk sensin Naz! Korkup kaçıyorum sanırken bile her dakika biraz daha yaklaştığım”
Sadri ve Ayşenin konuştuklarını dinliyor gibi görünse de o yöne bakmadan bile gözlerinin hapsinde olduğunu bildiği Tarıktaydı tamamen ruhu ve bedeniyle “yanıbaşımdayken başımı çevirip o sürmeli gözlerinde kaybolamamak… keşke keşke bambaşka olsaydı her şey”

Yemek bitmiş ama muhabbet devam ediyordu Naz hariç diğerlerinde boşalan kadehlerin sayısını arttırdıkça kahkahalar arasına karışarak…
Sadri birden ayağa kalkıp Ayşenin elini tuttu:
-sevgilimle bana izin verir misiniz? Biraz kumsalda dolaşalım…
NAZ:-siz dolaşın bende çıkıp yatayım artık…
AYŞE:-yoo! Gitmem o zaman beraber çıkalım…
Sadri çakmak çakmak bakan gözlerle:
-oyunbozanlık yapma Naz! biraz dolaşıp geleceğiz işte…
NAZ:-tamam hadi gidin bekliyorum…
Sadri Tarığa dönüp göz kırptı:
-izninle kanka…
TARIK:-buyurun efendim rica ederim…
Naz başını masaya eymiş peçeteyle oynarken…
TARIK:-bir kadeh daha?!
Naz başını kaldırıp ona bakarak sağa sola salladı:
-ı-ıh! Biliyorsun fazlasını kaldıramıyorum…
Tarık gülümseyerek:
-doğru… biliyor musun? sarhoş olduğunda nasıl olduğunu çok merak ediyorum…
Naz tek kaşı havada:
-hiç şansın yok! O halimi hiç göremeyeceksin…
TARIK:-hıı! O halini gören vardır herhalde ondan dinlesek bari mesela Ayşe bunlardan biri olabilir yada Ümit!
NAZ:-kafanda enteresan senaryolar yazma çokta bir şey olduğu yok!
Naz konuşurken hala peçeteyle oynamaya devam ediyordu Tarık dayanamayıp onun elinin üzerine koydu elini:
-yeter! Neden bu kadar gerginsin?
Naz elini tutan ele ve sahibine baktıktan sonra yavaşça çekti elini:
-gergin olduğumu da nereden çıkardın…
TARIK:-deminden beri canını çıkarttığın peçeteden olabilir mi?
Naz doğrulup sandalyesine yaslandı gözlerini onun gözlerinden kaçırarak da olsa… Tarıksa yüzünü tamamen ona döndü… uzanıp ellerini tutunca Naz kocaman açılmış kara gözlerini ona dikti…
TARIK:-lütfen Naz! Yeter artık yok saymanın mış gibi yapmanın bir anlamı yok!
NAZ:-mış gibi yapmak?!
TARIK:-evet! hiçbir şey hissetmiyormuş yada yaşanmamış gibi yani…
Naz acı bir gülümsemeyle:
-aksine o yaşanmışlıklar hiç aklımdan çıkmadığı için böyleyim…
Tarık elini yavaşça yüzüne kaydırdı üzgün gözlerle ona bakarken:
-yalnızca o yanlışımı hatırlayıp geri kalan her şeyi yok saymasan olmaz mı?
Naz kendini geri çekerken birden dikleşti:
-tamam Tarık! Artık bu işi adam akıllı konuşup sonuca bağlama vakti…
Tarık ürkerek:
-pekiyi!
Naz bambaşka bir aleme gitmiş gibi gözleri bir noktaya sabitlendi:
-seni o sergi ve konserin yapıldığı otelde ilk gördüğüm an başlamıştı zaten her şey… benim için hiç tanımadığım ama tanımayı da çok istediğim duygunun resmi olmuştun… sonrasında birlikte olduğumuz kısacık dönem içinde öylesine bir hülyanın içine kaptırmıştım ki kendimi bırak evliliği çocuklarımızı bile hayal etmiştim…
Tarık mutlulukla gülümsedi Naz ve kendisinin çocuklarını hayal edince…
Naz kısacık bir an bakışlarını ona çevirdi:
-ne kadar aptalmışım bana bir kez olsun beni sevdiğini söylemeyen bir adam için ne hayaller kurmuşum o benden kaçmanın hesaplarını yaparken…
Tarığın yüzünde ki gülümseme o an silindi Naz bakışlarını tekrar boşluğa dikerken:
-ama ben…
Naz konuşmasına fırsat vermeden kolunu ona doğru uzatarak:
-lütfen sözü mü kesme! biliyorum sonradan söylediğini…
Tarık çaresiz sustu…
NAZ:-o akşam gördüğüm manzaradan sonra ölmek istedim… derdimi paylaşacak hiç kimsem yoktu… her şeyi bilen bir tek Ayşeydi o da benden çok uzaklardaydı… o acıyla aileme hiçbir şey belli etmemek için tam bir aktris gibi yaşadım uzunca bir zaman tüm acılarımı yaşamak için tek bir alan vardı; yatak odam onun dışındaysa her zaman ki Naz olmak zorundaydım…
Gözlerini meydan okur gibi Tarığa dikti tekrar:
-ve sonunda başardım acılarımı yenmeyi en azından işte onları yokmuş gibi yapmayı becerdim! İkinci kez ihanete uğramasaydım üzerini kalınca örttüğüm yerden bile çıkmayacaktı hislerim ama Atakanı yakaladığım o an gözümün önüne asıl gelen ve beni acıtan seni gördüğüm manzaraydı… yani herkesin sandığı ve suçladığı gibi asıl suçlu o değildi sendin o kazada… Atakan hiçbir zaman umurumda olmadı…
Birden bambaşka bir ifade belirdi Nazın gözlerinde düşündüklerini söyleyip söylememek konusunda kararsız olduğu her halinden belliydi ama sonunda derin bir nefes vererek sırtında ki yükü atarcasına konuşmaya devam etti:
-çünkü ben ömrümde sadece bir kere aşık oldum o da asla o değildi!
Tarık tekrar ellerini tutmak için hamle yapıp:
-Naaaz!
Naz hemen ellerini çekerek:
-sakın! sakın bana dokunma ve bitirmeme izin ver… o kazadan sonra yoğun bakımda gözlerimi açtığımda seni baş ucumda gördüğümde kendimi bir an iki yıl öncesinde sandım zihnimde her şey berraklaştığındaysa asıl suçlunun sen olduğunu…
Tarık fısıldar gibi:
-biliyorum beni suçlamıştın…
Naz sorularla dolu baktı Tarığın gözlerine:
-aşk bunların hepsini yok saymaya yeter mi? hem de her adımda korkup kaçma riski olan bir adamla… benim bir kez daha aynı acıları yaşamaya gücüm yok… içimin titremesiyle korkusunu tarttığım zaman korku ağır basıyor… artık bütün hislerimi biliyorsun lütfen beni rahat bırak…
Tarığın gözlerinde hüzün vardı:
-bana güvenmiyorsun yani?!
NAZ:-kesinlikle!
TARIK:-pekiyi Naz! O gün yoğun bakımda bana söylediklerinle bunu anlatmak istediğini anlayamamıştım mademki beni suçluyorsun… senin için artık sadece Ümitin kayınbiraderiyim…
Oturduğu yerden kalkarak:
-izninle seni daha fazla rahatsız etmeyeyim…
Naz o kalkıp giderken hiçbir şey söylemedi… arkasından baktı gözlerini kırpmadan istediği olmasına rağmen içinin acımasına engel olamıyordu bu gidişin tamamen bir bitiş olduğunu bildiğinden…
Arkasından gelen sesle irkildi:
-Tarık nereye gidiyor?
Naz omuz silkerek:
-bilmem!
Sadri kolunu beline doladığı Ayşeye dönerek:
-bizde gidelim mi artık?!
AYŞE:-hatta sen hemen git Tarığa yetiş biz Nazla gideriz…
SADRİ:-tamam! Hem anahtarda bende…
Ayşe Sadrinin dudağına küçük bir öpücük kondurduktan sonra:
-sabah görüşürüz canım! Erkenden denize ineceğiz ona göre Tarığa da söyle uyumak yok…
SADRİ:-merak etme ona deniz dedinmi akan sular durur zaten…

Ayşe Nazın yanında ki sandalyeye otururken:
-anlat bakalım neler oldu ne bu surat? Her şey düzelsin diye uğraşıyoruz ama anlaşılan düzeleceğine bozuyorsunuz iş yine başa düştü…
Naz önünde duran şişeyi alıp kafasına diklerken:
-artık düzeltilecek bir şey yok ben her şeyi hallettim…
Ayşe Nazın diklediği şişeyi elinden almaya çalışarak:
-hey! Yavaş! Ben seni sırtımda falan taşıyamam çok istiyorsan şişeyi de al bungalova gidelim…
NAZ:-iyi gidelim hadi!


Sadri yatağa oturmuş sinirden bir ayağını sürekli yere vuran Tarığa hayretle bakarken:
-gerçekten bunları söyledi mi? sen yanlış anlamış olmayasın? Naz sana karşı boş değil bence kızdığından öyle söylemiştir…
Tarık acı acı gülümsedi:
-daha fazla kendimi kandırmayacağım Sadri! Naz hislerini inkar etmiyor zaten ama nefreti her şeyin üzerinde hatta bana sorarsan senin o anladığını söylediğin hislerinden dolayı kendinden bile nefret ediyor…


Naz şişenin artık neredeyse gelmiş dibini bir kez daha dikledikten sonra:
-inan kendimden nefret ediyorum bazen bunca şeyden sonra hala hissettiğim şeyler için ama olmuyor işte yoksayamıyorum bir türlü…
Artık iyice peltekleşen diliyle parmağını Ayşeye doğru sallayarak:
-neyse ki artık bitirdim ona her şeyi söyledim…
Ayşe sinirlenmişti eli belinde Nazın karşısına dikilerek:
-köpek gibi ona aşık olduğunu da söyledin mi bari…
Naz önce burnunu çekerek derin bir nefes aldı ardından aynı şekilde verdi:
-merak etme onu da söyledim… şehzade artık ilk ve tek aşık olduğum adam olduğunu biliyor…
Ayşe gözleri hayretle kocaman açılmış yanına oturdu:
-gerçekten mi? pekiyi o zaman neden seni bırakıp gitti?
Naz ağzını yamultup gülerken:
-sen anlamamakta ısrar etsen de o bile anladı artık bir arada olamayacağımızı…
Hüzünlü gözlerle Ayşeye bakarken:
-senin için artık sadece Ümitin kayınbiraderiyim dedi bana…


SADRİ:-saçmalama Tarık bu saatte nereye gideceksin? araç bile bulamazsın…
Tarık eşyalarını valizine doldururken:
-sen merak etme elbet bir taksi durağı falan vardır buralarda…
Sadri Tarığı durdurmak için kolunu tutup:
-kanka harbi saçmalıyorsun! Dur bir sabah olsun bir kez daha konuşalım olmadı beraber gideriz…
Tarık kolunu Sadriden kurtararak:
-sen Ayşenin ailesiyle tanış ve tatilin tadını çıkar beni de kafana takma…
SADRİ:-nasıl bir inat şimdi bu?
TARIK:-inat değil Sadri yapılması gerekeni yapıyorum yalnızca…


Naz bir yandan gözünden süzülen yaşları silerken son yudumdan sonra biten şişeyi kenara koyarak:
-ee! Şimdi sızmış olmam gerekiyordu öncesinde naralarda atmadım niye böyle oldu?
Ayşe bezgin bir ifadeyle başını sağa sola sallayarak:
-demek ki psikolojinle ilgili…
Naz sendeleyerek de olsa ayağa kalkıp:
-ben biraz dışarı çıkıp hava alacağım…
AYŞE:-bu kafayla olmaz! Bekle beni banyoya girmem gerekiyor sonra beraber çıkarız…
NAZ:-hı hı!
Ayşe banyoya girer girmez kapıya yöneldi hiçte onu beklemeye niyeti yoktu… dışarı çıktığında bungalovun önündeki küçük verandanın ahşap korkuluklarına yaslanıp her gece yaptığı gibi gökyüzüne dikti gözlerini gözlerinden yaşlar süzülmeye devam ediyordu… Naz son iki buçuk yıldır çoğu zaman hep hüzünle seyretmişti zaten gökyüzünü ama bu geceki bir başkaydı içinde öyle bir his vardı ki imkan olsa eliyle söküp çıkarmak için bir saniye bile tereddüt etmeyecekti…
Az ilerden gelen belli belirsiz sesle başını o yöne çevirdiğinde gördüğü manzara karşısında donup kalmıştı… Tarık elinde valizi kendine doğru bakıyordu…

Tarık kendi kendine:
-hoşça kal güzel kız! Bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmayacak… umutlarımı da götürüyorum benle beraber artık asla seni rahatsız etmeyecekler…
Naz onun kendine bakarak konuştuğunu görüyor ama ne dediğini anlayamıyordu:
-hiç gerçek olamayacak gençlik hayallerimi de götürüyorsun senle beraber hem de ikinci kez üstelik bu kez kendi ellerimle yıktım her şeyi biliyorum ama olamazdı bunu da biliyorum… güle güle sevdiğim…
Tarık daha fazla bakmaya dayanamayıp arkasını döndü ve resepsiyona doğru yürümeye başladı…

Resepsiyonist:-hayrola Tarık bey?!
TARIK:-bana bir taksi çağırabilir misiniz?
Resepsiyonist:-elbette ama bir sorun mu var?!
TARIK:-acil gitmem gerekiyor da…

Ayşe banyodan çıkıp Nazı göremeyince telaşla kapıyı açtı:
-Naaz!
Naz Ayşenin boynuna sarılıp bağıra bağıra ağlayarak:
-gitti! Ayşe gitti!
Ayşe bir yandan neredeyse devrilmek üzere olan Nazı tutmaya çalışırken:
-kim gitti nereye gitti?
NAZ:-Tarık!
AYŞE:-gitti gitti! Deyip durma ona bitti denir…
Naz elini onun gittiği yöne uzatarak:
-öyle değil gerçekten gitti elinde valizi az önce oradaydı…
Ayşe hayretle:
-bu saate!
NAZ:-gitti işte!
Ayşe sinirli bir şekilde Nazı adeta çekeleyerek içeri sokmaya çalışırken:
-ne ağlıyorsun şimdi? sen istemedin mi böyle olmasını?…
Ayşe Nazı yatağına bıraktı… Naz hiçbir şey söylemeden pikesini kafasına çekip anne rahminde ki bebek pozisyonun da yatakta büzüşürken bir yandan ağlamaya devam ediyordu an ve an şiddeti azalarak da olsa…
Ayşe hem kızarak hem acıyarak baktı arkadaşına:
-of Naz! Of!

barısakarsu
22-08-09, 21:16
Bölüm-4



nefesim...



NAZ:ben… ne diyeceğimi bilmiyorum…

TARIK: (sesi biraz sert çıkar)Ama ben kendime ne diyeceğimi gayet iyi biliyorum.’’Aptalsın Tarık sen sevmeyi bile beceremedin hiçbir şeyden anladığın yok!Hayatın boyunca böyle kalacaksın BE-CE-RİK-SİZ!!!’’ (sesi yumuşar) Artık kalbimden de emin değilim…yani birini sevebilir miyim…bilmiyorum…

NAZ: Hayır…. Hayır Tarık olanlar için sakın kendini suçlama. (sevgiyle gülümser) Hem,hem ben kalbine güveniyorum eminim yeniden seveceksin…Hatta belki daha fazla…

O SIRADA NAZ’IN TELEFONU ÇALAR ARAYAN BELGİN’DİR

NAZ: (telaşlı bir şekilde Tarık’a bakar) Ayy Belgin teyze! Eve hala gelmediğimi söyledi ispiyoncu Esra herhalde (Tarık’a dönüp sırıtır ve Tarık’ta ona hüzünlü bir tebessümle yanıt verir)


NAZ: (Telefonu açar) Aloo belgin teyze.Şeyy evet eve gitmedim daha.Neden?Çünküü Tarık’la yemek yiyoruz tabii Cemal usta bizi burada unuttu o ayrı.(güler)Neden Tarık varsa sorun yokmuş.Ay tamam sorun olmasın.Bende öptüm.(bıkkın bir şekilde) Tamam geç kalmayacağızzz.(kapatır)

NAZ: (gözleri dalar birden)Tarık?

TARIK:Efendim Naz?

NAZ: Annem ilk gittiği… yani işte ilk öldüğü zamanlarda bana sürekli geçeceğini her şeyin düzeleceğini söylüyordun ya…(Tarık’ın yüzünün daha fazla düştüğünü görünce ağırhavayı dağıtmak ister) SORARIM SANA NEDEN HALA BENİ YORUYORSUN?!!SEN ZATEN TESELLİ KONUSUNDA BENDEN TECRÜBELİSİN,KENDİ KENDİNE TEKRARLASANA AYNI ŞEYLERİ NE UĞRAŞTIRIYORSUN YAA!!!

TARIK NAZ’IN BU SÖZÜNE GÜLER.NAZ’DA TARIK GÜLDÜĞÜ İÇİN…

NAZ: Aman hayat işte arkadaşım…SINAV SINAV SINAV!Ama işte ben şanslıyım babam için İtalya’ya gittiğimde onu bulamadım ve o BABA dersinden şimdilik muafım (gülmeye başlar sonra saçmaladığını hatta bunu Tarık’tan sakladığını hatırlar ve zoraki gülmeye devam eder)

TARIK: (şaşkındır)Naz?İtalya’ya babanı bulmaya mı gittin?
NAZ: (dudağını ısırır) evet.dayanamadım.(TARIK NAZ’A TERS TERS BAKAR)duuur bakma öyle.Şimdii ben oraya bildiğin üzere iş için gittim.Ama babamın orda olduğunu öğrendim ve görmek ve sormak istedim NEDEN?diye!!Ölen bizimde annemizdi ama biz italya’lara kadar kaçmadık!!Bırakmadık bizi sevenleri.Tarıık bakma öyle ya zaten bulamadım ve artık pek umursamıyorum.Orda bile işime konsantre oldum yalnızca.Hep dediklerin aklımdaydı ‘zamana bırak…su akar denizini bulur…’İşte böyle…zaten bulamayınca vazgeçtim..Bir ara aşık olduğumu sandım bu sefer (dudağını daha fena ısırır)

TARIK:Neeeeeee!

CEMAL USTA GELİR…
CEMAL: (hafif öksürür)Hoş geldiniz gençler.Ordan baktım mevzu derin hiç rahatsız etmeyeyim dedi.Sonra baktım bziimkiler boğuldu boğulacak sen en iyisi gidip ver dedim (sırıtır)buyurun her zamanki gibi.

NAZ: (kurtulduğuna sevinerek) Ayy çok saol cemal abi her şey için

CEMAL:Ah kızım sende altı üstü 2 dürüm

TARIK: (Naz’a bakarak) O onu kastetmemişti cemal abi boşver sen onu ellerine salık,sağol.

CEMAL: afiyet olsun.-der ve gider-

NAZ: (Tarık onu konuşturmasın diye hızlıca dürümünden bir ısırık alır)

TARIK: Vahi amca meselesini tartışmayacağım seninle naz o konuda özgürsün seninle bunu defalarca konuştuk.Amaa aşk?kimmiş bu şanslı.? Hesap ver bakayım

NAZ: (hem yemeye hem konuşmaya çalışmıştır bilerek)Aaa Tarık bilmiyor musun yemek yerken konuşulmaz ye bakayım yemeğini.

TARIK: Bu konu burada kapanmadı HANFENDİ…(birden durur)Naz?

NAZ: (Tarık’a bakmadan)Hı?

TARIK: Fark ettimde 1 saatin içine tam 100 konu sığdırdık

NAZ: (güler) İşte bu bizim farkımız.İşte bu yüzden seni çok seviyorum konuyu senin değiştirmene gerek kalmıyor çoğu zaman kendiliğinden kayıp gidiyor.(Tarık’ın daldığını görür ve tabağındaki domatesini kapar)

TARIK: (Oyuncağı elinden alınmış çocuklar gibi) Yaa ne yapıyorsun? (Naz pis pis sırıtır Tarık bunun üzerine hafif dilini çıkarır) Sevmiyorum zaten hepsi senin olsun.

NAZ: (bu oyunu sürdürmek ister ) Yemicem işte pis arkadaş!

TARIK:Aaa neden?

NAZ:Eee izin verdin ya yememe ne manası kaldı artık.Lezzet domateste değil senin deli olmanda (gülmeyue başlar)

TARIK: (gülümser)

Ve böyle didişerek 2 saat orada oyalanırlar…

Araba…

TARIK: Evet Naz Hanım siz söylemeden ben sorayım.istek parçanız nedir?

NAZ: (sırıtır)Bak bak nasılda tanıyor.Bu sefer sen karar ver.

TARIK: Peki (ve söylemeye başlar Şebnem Ferah-bir kalp kırıklığında)

NAZ: (Bu şarkı her ikisine de iyi gelmeyeceği için birden Tarık’ı durdurur)Yok ben istek yapacam vazgeçtim!

TARIK: (Güler)Peki hadi söyle bakalım naz hanfendi ne istiyorsunuz?

NAZ: (düşünür ve bulur) mini mini bir kuş konmuştu (güler)
TARIK: (hayretle bakar ve Nazdan ses gelmeyince onu gülerek söylemeye başlar)

ÇOK GEÇMEDEN NAZ UYUYAKALIR…

TARIK: (Naza sırıtarak bakar)Ah baş belam benim ben seninle ne yapacam?Yine taşıttıracan kendini (burada esinin gönlü olsun) küçükkende böyleydin büyürkende böyleydin hala böylesin Naz…İyiki böylesin naz…

TARIK NAZIN EVİNE VARDIĞIND TAMDA TAHMİN ETTİĞİ GİBİ KENDİ TAŞIR.

ESRA: (kendileriyle dalga geçerek) Ooo sonunda buldunuz demek yolu.

TARIK: (yorulmuştur) Esra orda lak lak yapacağına yardım et.
ESRA: Aman banane odayı biliyorsun.beni evde aç bırakıp yemek yiyen arkadaşlara katiyen yardım edemem.

TARIK:cadı cadısın sen Esra anemide sen aradın değil mi?

ESRA:Elbette…(Tarık’ın yorgun haline gülmeye başlar ve oturma odasına gider)

TARIK NAZ’I YATAĞINA HAFİF BİR HAREKETLE YATIRIR

TARIK:İyi geceler prenses…

2 GÜN SONRA…

Naz,Filiz ve Esra Belgin teyzelerde oturma odasına yayılmış geyik yapıyorlardır..Tabi yanlarında Belgin olduğu için fazla ileri gitmiyorlardır.
BELGİN: (eliyle kendine hava yaparak) Ayy bu sıcaklarda hepten çığrından çıktı ha!

FİLİZ: Annişkom baktın sıcak atla havuza! (bu arada esra’ya döner)Esra elindeki pembe ojeyi atsana

ESRA: (Başını bile kaldırmadan Naz’da)

GENELLİKLE BİR EŞYA KAYBOLDUMU HERKES BİRBİRİNDE ARARDI…NAZ’IN SÖYLEYECEĞİ KİMSE KALMAMIŞ-MIYDI ACABA…

NAZ: (sanki normal bir şeymiş gibi o da kılını bile kıpırdatmaz ve..)Tarık’ta..

KIZLAR BİRBİRİNE BAKIP GÜLÜMSER VE TARIK ODAYA GEÇER…
TARIK: Ooo yine odayı güzellik salonuna benzetmişsiniz.Ah annem aralarında kaldın sende bu delilerin

BELGİN: ŞŞşt deli deme bakayım kızlarıma.

TARIK BU SÖZE KARŞI DUDAK BÜKÜP OTURUR

FİLİZ:Abii bak elimde tam sana göre bir renk var;siyah…sürmek ister misin? (sinir edici bir şekilde güler)

TARIK: (aynı edayla) Filiz bak elimde 5 parmak var tam sana göre ister misin?

FİLİZ: Kıyamazsınkii

ESRA: (bilerek yanlış söyler) layyyt abi

BELGİN: (bu sefer kızlara döner)Şşşt uğraşmayın oğluşumla.(Naza döner)Naz kızım ne oldu daldın?

NAZ: Ümiti özledim yaa dönemedi bir türlü ankara’dan bir daha iş için bile olsa göndermeyecem kardeşimi,ayırmayacağım yanımdan öff zevzek mevzek ama…

ESRA: (Nazın önceki günlerdeki taklidini yapar) Of ya off herkes güne ÜMİTLİ uyanmak ister ben Ümitsiz.

HERKES GÜLMEYE BAŞLAR.NAZ BELGİN’E DÖNÜP SAHTE BİR ŞEKİLDE GÜLÜMSER VE ESRA’YA DÖNÜP YASTIĞI FIRLATIR….


-Bölüm Sonu-

ummu88
23-08-09, 10:48
5. bölüm

Evde Tarığı yine bir sürpriz beklemektedir. Filiz ile birlikte eve girerler
Filiz: selam millet
Belgin: hoş geldin filiz nerde kaldınız
“abim bizi sahile götürdü hadi ben kaştım”
“nereye kızım”
“üstümü değiştirip ümitlere geçiyorum ders çalışacağız”
“aman iyi çalışın kızım”

“ya gülçicim az kaldı tabi sınavlar “
“bizde geçirdik o günleri belgin rahat ol sonra duruluyorlar”
“ya inşallah”

Tarık içeriye girince gördükleri karşısında canı sıkıldı ” hoş geldiniz anne”
“hoş geldin oluşum filizleri sahile götürmüşsün”
“çocuklar biraz stres atsın dedim anne “
“iyi etmişsin denizde seni görmek için gelmiş “
“ya öyle mi “
Deniz: merhaba Tarık nasılsın
“iyiyim sen “
“ben de iyiyim seni gördüm daha çok iyi oldum”
“ya ne güzel “ içinden birde ben sevine bilsem

Belgin: Tarık deniz ile bahçeye çıksanıza hava çok güzel”
“burası da güzel anne”
Deniz: gerçekten balkonda güzel belgin teyze
Belgin: a Tarık hadi bahçeden şeftalilerden toplayın gelin
Tarık: daha olgunlaşmadılar anne
Belgin: a hani o özel bursa dan getirttiği bu aralar oluyor ya oluşum ay Gülçincim bir tatsan öyle harika ki tatları Hulusicim bursa dan özel getirtti ağaçlarını”
Gülçin: ya öyle mi tatmak isterdim
Belgin: hadi Tarık güçin teyzende merak etti”
Tarık: tamam anne ben toplar gelirim
Belgin: denizde yardım etsin

Deniz: Tarık
“efendim deniz”
“biliyorum çok sıkılıyorsun bu emri vakilerden ama hiç mi etkilenmedin
“neden etkilenmedim mi”
“benden “
“hı anlamadım deniz ne diyorsun”
“beni güzel bulmuyor musun”
“çok güzelsin “
“o zaman neden uzak duruyorsun hiç mi etkileyemedim “
“bak deniz bir çok erkeği etkilersin ama”
“ama seni etkileyemedim değil mi”
“yok yani”
“sende etkilendin Tarık ben seni seviyorum”
“neeee deniz ne saçmalıyorsun biz arkadaşız”

Ağaçtan düşen şeftali ile Tarık başını kaldırır “nazzzz ne yapıyorsun orda”
“şeftali yiyorum biliyorsun en büyük zevkim ”

Deniz söylediklerini naz tarafından duyulmasından utanır ve koşarak uzaklaşır

Naz: ay aşk görüşmenize engel oldum kusura bakma küçük hanım utandı koş teselli et”
“Naz in oradan çıktığın dal çok ince “
“beni taşıyor”
“naz lütfen iner misin”
“ya sana ne git sen sevgiline baksana “
“o benim sevgilim değil in dedim sana inat etme inmezsen ben çıkar indiririm bu defa o kadarla da kurtulamazsın o zamanki gibi sıska değilsin”
“bana şişman diyemezsin ben şişman değilim” öfkeyle dalda zıplamaya başladı
Tarık: naz zıplama dalı kıra…” demesine kalmadı daldan çatırtılar gelmeye başladı. Naz atlamaya çalışa da başaramadı ve yere yuvarlanırken Tarık ani reflekse naz’ı yakaladı ama dengesini kaybetti birlikte yere yuvarlandılar Tarık altta naz üstte onun üzerine düştü. Birbirlerine bakıyor ne naz hareket edebiliyor nede Tarık kıpırdıyordu. Tarık naz’a sıkıca sarılmıştı. Yine o koku burnuna geliyordu. Göğsü yukarıya kalkıp iniyordu nefes almaları sıklaştı. Gözleri bir birine dalmıştı.

Belgin: Tarık nerdesin hadi daha toplayamadın mı

Belgini sesi ile tüm büyü bozulmuştu
Tarık: üstümden kalksan
Naz: bıraksan kalkacağım

Tarık sıkıca tuttuğunu fark eder “şey ben öyle düşeceksin diye sıkıca tuttum sanırım” ellerini gevşetir bırakır

Naz kalktı üzerini söyle düzeltti ” tutmana gerek yoktu ben atlamıştım”
“tabi tabi şimdi ben yakalayıp yavaşlatmasam bacağın kırılmıştı “
“nerden biliyorsun”
“ben bilirim”
“benden sadece 4 yaş büyük olman her şeyi bileceksin anlamına gelmez”
“büyüklükle alakası yok tecrübe ile sabit inatçı keçi unuttun mu yine böyle inat etmiştin bütün yazımız yatakta geçmişti sayende bacaklar alçıya alınmıştı”
“sana kurtar diyen mi oldu o zamanda istemedim şimdide istemedim”
“sen cahide teyzenin emanetisin giderken bana emanet etti”
“ben eşya değilim”
“sana eşya diyen olmadı inatçı keçi”

Naz ağlayarak koşar evlerine doğru Tarık peşinden kapıda kolundan yakalar “Ne hızlısın”
“gördüğün gibi ben değilim şişman olan yetişemedin bile”
“kırdımsa özür dilerim.”
Naz başını dikleştirir “sen beni kıramazsın “kapıyı açar içeriye girer.

Tarık naz’ın arkasından baka kaldı. Elini alnına vurup ” şu çeneni tutmayı bilmiyorsun kıza sen cahide teyzenin emanetisin dersen yine acısını yüz üstüne çıkardın yine güçlüyüm havasına girdi”

Belgin: nerde kaldın
“geliyorum anne”

Belgin: a nerde şeftaliler
“baktım daha tam olmamış anne” merdivenlerden yukarıya doğru çıkmaya başlar
“nereye”
“Yukarıya çalışmam gerekiyor “
“ayıp oğlum insan misafirlerimiz”
“tamam, anne “
salona gider “şey özür dilerim çalışmam gerekiyor size iyi günler”


Belgin: e ne diyorsun
Tarık: neye ne diyorum anne
“deniz”
“ne olmuş denize”
“güzel kız iyi kız”
“evet güzel kız bana ne”
“sana nasıl baktığını gördün mü”
“nasıl bakıyormuş”
“aşık gibi “
“anne aklından bile geçirme ”
“geçirirsem ne olurmuş”
“of anne çağırmanın nedeni bu muydu“
“oflama anneye evet çok hoş kız”
“sende oflatma ben kendim seçebilirim”
“bak yarın ne idüğü belli olmayan o abudik gubudik kızlardan istemem ona göre”
“merak etme sana yakışan bir gelin getiririm belgin sultan “ sarılır yanağına öpücük kondurur. Belgin oluşunun yanağını sevgiyle okşar “ay benim tatlı oluşum “ yanağına öpücük kondurur
“öf anne sana kaç defa söyleyeceğim şunu yapma diye hoşlanmıyorum işte”
“öfleme ben öyle seviyorum ay oğlumuzu da istediğimiz gibi sevemeyeceğiz anlaşılan”
“sev de ama çocuk gibi sevmesen daha memnun olacağım”



Tarık: naz ben dün için özür dilerim
Naz: önemli değil
“kırıldın mı bazen kantarın topuzunu kaçırıyorum”
“bende abarttım tabi sonunda yine senin dediğin oldu”
“yok, kızdırmasam olmazdı yine damarına bastım”
“bende seni dinlemedim Tarık abi”
“hı abi mi”
“abim değil misin”
“abi ya tabi abinim “
“başlayalım mı”
Tarık: tamam başlayalım önce bir geçelim bakalım
Naz oturur baştan itibaren öğrendikleri yere kadar çalar
Tarık: evet oturuşun duruşun tutuşun geçişlerde kopukluk boşluk oluşturmadın oldukça iyi
“yani şimdi başarabilirim değil mi”
“başaracaksın ama daha değil”
“a daha ne var”
“daha bu başlangıçtı. Sınavı kazanman için daha öğrenmen gereken şeyler var bu temeldi. Şimdi çalma tekniklerine geçeceğiz. İlk olarak legota tekniğini öğreneceğiz. Önce onunla ilgili bilgi vereyim sana sadece çalmak yetmeyecek sana sorularda soracaklar bazı notlar getireceğim sana okursun”
“tamam ezberlerim”

“ezberleme değil neyin ne olduğunu öğrenmen temel bilgilere öğren sonra çalarken tekrarlarla daha iyi öğrenirsin”
“tamam”
“Pablo Casals legatoyu “gökkuşakların birbirini izlemesi” olarak tanımlamaktadır. Şimdi önce beni izle sonra sen yapacaksın”

Tarık nasıl olması gerektiğini önce yavaş hareketlerle sonra normal hızında gösterir. Sonra naz’a uzatır “al bakalım göreyim”
Naz izlediğine göre yapmaya çalışır. Ama bir türlü halledemez. Tarık naz’ın arkasına geçer elini elinin üstünde tutar ve birlikte çalışırlar. Tarık artık dayanamaz konuma gelmiştir alnında terler birikmiştir sürekli ona o kadar yakın olmak zor gelmeye başlamıştı. Daha fazla dayanamaz ve geri çekilir
“ işte gösterdiğim gibi yapacaksın” ellerini birbirine sürter sonra arkasına koyar nereye koyacağını bilemez. Karşısına geçer oturur” hadi başla”
Naz bu defa daha iyidir.
“çok iyiydin çabuk öğreniyorsun. Bunlara devam et (Sol-Re),(Re-La), seslerine çalış yarın devam ederiz “
“bu kadar mı”
“iyice oturmadan diğerlerine geçmeyelim sonra hataları düzeltme daha zor olur hem bu notları da gözden geçir”
“tamam öğretmenin”
“iyi akşamlar görüşürüz”
“Tarık abi çok sağ ol ”
“abi mi”
“hı hı”
“sen bana hiç abi demezdin ne zaman ders vermeye başladım abi demeye başladın ne oluyoruz”
“önceden sana kızdığımdan söylemezdim sen hep büyüklük taslar abi dememi isterdin. Şimdi kızmadığıma göre kavgada etmiyoruz söylememde sakınca yok””
“iyi sen bana yine kız “
“neden”
“ben bu abi lafını hiç sevmedim”
“ama sen isterdin söylemem bende isteğini yerine getiriyorum bu kadar yardımın karşısında sevinirsin sandım”
“hiç sevmedim”
“ama neden”
“kendimi yaşlı hissettim”
“e yaşlısın zaten”
“ o kadarda değil aramızda sadece 4 yaş var”
“işte bana göre yaşlısın işte”
“of iyi sıkıldım ben bu konuşmadan”
“bende”
“o zaman neden uzatıyorsun”
“ben değil sen uzatıyorsun”
“ben uzatıyorum yani”
“evet sen uzatıyorsun Tarık ağabeycim sen gitmiyor muydun”
“gidiyordum iyi çalışmalar eğer yarın tek notayı yanlış bas “
“naparsın”
“döverim”
“dövemezsin”
“abin değil miyim yaparım”
“hayır, işte orda dur asla izin vermem”
“of naz sanki yapacağım”
“a doğru sen çıt kırıldım olarak yapmazsın öyle şeyler. Daha önce adam bana laf attı yek ses çıkarmadım
“hangi adam”
“ya unuttun mu hani sahilde kafeye gitmiştik ye”
“ha onu mu diyorsun hatırlatırım onlar oyun yapıyordu san söylemiştim sayende ortalık birbirine girmiş ve sonunda adamların hesabı ödemekle kalmamış kafenin masrafını da çekmişti babam tabi ben “
“neden sen Hulusi amca ödemişti”
“ya sonrada benim harçlıklardan kesmişti ”
“ama sen hani bizim koruyucumuzdun ama koruyamadın”
“sen sussan sorun olmayacaktı tiplerinden belliydi kavga çıkarıp ortalığı dağıtıp hesaptan yırtmaktı sen sazan düştün ben ne güzel garsonu çağırıp hallediyordum “
“ben sazan değilim tamam mı adam sandalyesini öyle bir vurdu ki kolum çok acımıştı”
“offfffffff naz ben ne diyorum sen hala nerdesin ”
“aynen offf yani

Tarık öfkeyle çıkar. Nazın yüzünde mutlu bir gülümseme ile tekrar çellonun başına geçer ve çalmaya başlar.

Tarık sesi duyunca “öğrenmeye ne kadar çok isteklisin acaba neden benimle çalışmak beni memnun etmek için olabilir mi abartma Tarık o sadece annesini anısını sarılmak ve onu mutlu etmek istiyor. Böyle durumlar için hacer anne ne derdi kendi kendine gelin güvey olma Tarık Bey senin ki aynen öyle oluyor “

Belgin: ne konuşuyorsun kendi kendine oğluşum
“naz ne çok istiyor diye konuşuyordum verdiklerimi daha ben çıkmadan başladı da onu diyordum anne”
“nasıl ilerleme var mı”
“çok iyi gidiyor 1 ayda ikinci aşamaya geçti bile”
“hayret annesi öğretmek istediğinde hiç oralı olmamıştı senin payın büyük bunda sanırım
“bende … öyle olmasını çok isterdim “ sonuna doğru sesi çıkmaz olur
“hı ne dedin oğlum”
“yok annesine daha yakın hissettiğinden diyordum anne çok yoruldum ben uzanacağım biraz”
“iyi oluşum uzan bakalım”

Belgin Tarığın arkasından baktı elini sallayarak “ah belgin ah şimdide abisisin desem olmaz kandıramam şimdi o zaman inanıyordu abisisin onu koruyacağına böyle öpmen hoş değil dedin inandı bir daha yapmadı ağabeylik tasladı naz düşman oldu bu kapıldı gidiyor daha farkında değil gibi ama ister misin istemem tabi yok üzer oluşumu ta 3 yaşında elinde dolandırırdı etkisini bir fark ederse gitti oluşum hemen şu deniz işini halletmeliyim ama nasıl of of “

Tarık odasına çıktı yatağına uzandı elini başının altına aldı. Düşüncelere daldı. “of ya ne oluyor bana anlamadım gitti neden takıldım abi demesine bu kadar anlamadım gitti. Önceden ben istemiyor muydum demesini e şimdi neden bozuluyorum. Ah cahide teyze hep sen söyledin annem destekledi “daldı gitti yine


***************

Naz: tayık”
“efendim”
“hadi biylikte oynalım”
Cahide: naz Tarık değil abi o senin abin kaç defa söyleyeceğim sana”
Naz omuzlarını kaldırır “bana ne o benim abim değil söylemem”
“söyleyeceksin küçük hanım”
“olmaz”
“nedenmiş o”
“o benim sevgilim ben onunla evlencem”
“a şu edepsize bak abin o "

Naz Tarığın elini tuttu çekiştirerek bahçeye yöneldi
Cahide: nereye
“evcilik oynucaz bahçede”
“kızım burada oynayın “
“olmaz ben bahçede isdiyom yüyü tayık”

Birlikte bahçeye çıktılar.
Naz: hadi atlayalım
“nereye”
“havuza”
“olmaz hani evcilik oynuyorduk”
“onu annemi kandıymak içindi “
“ama küçük havuza”
“olmaz bana ne büyük havuza altıcaz”
“annemler kızar”
“ben bunda istiyom hadi ama tayık “
“naz yapma gel biz evcilik oynayalım bak ne istersen yaparım hadi ama” Tarık nazın elini tutmuş havuzun kenarından uzaklaştırmaya çalışıyordu
Naz: ama nütfen tayık beni üzüyosun”
“ama sende beni üzüyorsun hadi yapma
“küstüm işte sen meni sevmiyosun”
“seviyorum sana bir şey olsun istemiyorum “
“bak sonra çok ağlayım” naz dudaklarını büze ağlamaya başlar
“sen ağlama ama bak şimdi bende ağlarım hep böyle yapıyorsun ama bak ben küçüğüm seni kurtaramam büyüyeyim biraz daha söz izin vereceğim tamam mı”
Naz omuz silker “bana ne git aytık seni sevmiyom”
“iyi”

İkisi de bir süre oturduktan sonra naz dayanamamış “tayık”
“hı “
“sen beni seviyomusun”
“hı hı”
“o zaman öp meni"

Tarık Naz’ın yanağından eğilir öper
Naz: ordan değil bak buydan sevgililer gibi
“olmaz annen kızar söz verdim öpmem”
Naz dudaklarını büker “sen meni sevmiyosum hani hey istediğimi yapıyodun”
“yapma böyle ama tamam gel”
“sen gel”
Tarık uzanıp naz’ın dediğini yapar “oldu mu”
“hı hı”

******************

Tarık daldığı düşüncelerden uyanır “of ya neden sürekli o zamanlara gidiyorum ben ah anne ah neymiş abisi miymişim cahide teyzeyle diye diye sonunda beni de havaya soktunuz sonra olan oldu tabi hep öyle kalsaydık keşke”

Filiz: abi hey kendine gel
“hı ne oldu filiz”
“ne o demin kim için hep öyle kalsaydık dedin bakayım sen derin düşüncelere dalmışsın sesleniyorum duymuyorsun yeni biri mi var
Tarık: yok eskilere dalmışım
“hangi eskilere”
“naz’la çalışırken aklıma cahide teyzeyle birlikte çello derslerim aklımıza geldi de ondan sanırım şimdide çocukluğumuza gittim oynadığımız oyunlar geldi
“hangi oyunlar hiç oyun oynamazdınız ki hatırladığım kadarıyla sen sürekli tepemizde onu yapmayın şu olur yok şunu yapmayın o olur diye sıkıştırırdın naz delirirdi “
“yok daha küçük siz daha konuşamıyordunuz bile “
“iyide sen nasıl hatırladın”
“eh kızın 8 yaşındaydım nazda 4 olması lazım”
“ta o kadar küçüklüğe gittin çok mu güzeldi gülümsediğine göre ve o anlarda kalmak istedin herhalde
“sanırım cahide teyzenin olduğu günleri çok özledim.
“bende ne eğlenirdik”
“haklısın “
“hadi yemeğe bekleniyorsun”
“tamam geliyorum”

Belgin gece bağırarak kalkar Hulusi sese doğrulur “hı ne oldu belgin”
“olan oldu olan oldu Hulusi Tarık altını ıslatmaya başladı yine şımarık kız yüzünden”
“neee ne saçmalıyorsun sen”
“ayyy be ne dediğimi biliyor muyum saat kaç”
Hulusi başucundaki saate bakar” 3 .00 kabus mu gördün sen”
“hı sanki naz yine Tarık’ı elinde dolandırmaya başladı bizimkide ona karşı nedense hep pısırık”
“o nerden çıktı”
“ne bileyim bu dersler başladı başlayalı bir garip sen fark etmedin mi”
“aman belgin saçmalama bizimki takılmıştır yine bir kıza ondandır nazla ne alakası var”
“olmaz mı derslerle aynı zamana denk geliyor ay istemisin yine gizli gizli”
“saçmalama o zaman çocuktular”
“ya işte o zaman çocuktular ya yine aynı şey “
“of belgin ne güzle olur aslında bildiğimiz temiz güzel kız “
“yok olmaz öyle şey”
“nedenmiş ne güzel çocuklar birbirleriyle öyle hoş gidiyorlardı ki naptıysanız cahide ile aralarına kara kedi gibi girdiniz hala tam neden oğlan öyle oldu anlamadım ben ama”
“of nende olacak gizli gizli iş yaptığından biz yakalayınca daha da kötü oldu naz küçük ama Tarık 12 yaşındaydı o olay olduğunda ya cahide ile görmeseydik aman allahım”
“of belgin dediğin gibi daha çocuktular yine ne yaptıysanız siz yaptınız çocuklara türk fillerindeki gibi siz kardeşsiniz demediğiniz kalmıştı. Neden çok seviyorlardı birbirlerini ah ah siz kadınları anlamak neden bu kadar zor”
“neee Hulusi ne saçmalıyorsun”
“hı canım ne oldu iyi geceler benim uykum var bir daha bağırmadan kâbus gör olur mu yarın bankada bir çok toplantım var benim”
Yatağa yatıp horlamaya başlamıştı bile
Belgin: ay ne rahat adam ya uyudu bile birde şu horlaması olmasa ay acaba olur mu ki yine of belgin ne diyorsun koca adam oldu. Ama yok ben yine bir araştırayım en iyisi
Yataktan kalkar aşağıya çalışma odasına iner. Laptopu açar başar araştırmaya ama bir türlü aradığı şeyi bulamaz
Uyuyamayan Tarık aşağı indiğinde çalışma odasının ışığını yanık görünce “ Allah allha babam bu saatte çalışıyor hayret” odaya bakar “anne ne yapıyorsun”
“büyüklerse altını ıslatma olur mu diye araştırıyordum
“yoksa babam yapma ya “
“ay Tarık ne diyorsun babamda yok öyle bir durum kabus gördüm de ilerice olur mu diye takıldı da ondan”
“valla annecim bildiğim kadarı ile bazı ileri yaş hastalıklarında oluyormuş arkadaşın babaannesi Alzheimer hastalığına yakalanmış onun ileri safhalarında oluyormuş naptığını bilmiyorlarmış bir nevi bebekliğe dönüş oluyormuş yoksa babamda öyle belirtiler mi olmaya başladı yoksa çok erken ama “
“yok oğlum dedim ya kabus gördüm nerden aklıma geldiyse herhalde izlediğim filmden olsa gerek neyse sen niye kalktın”
“susadım sanırım boğazım kurumuş ondan hadi kalk yat anne ya âlemsin gece gece araştırdığı şeye bak bulabildin mi bari”
“yok, oluşum hadi sana da iyi geceler “

...........................................

krizantem_84
23-08-09, 17:00
Naz kekeleyerek:


-Mehmeet! Hoş..Hoş geldin..Ne hoş bir sürpriz..

Mehmet gergin bir şekilde önce Tarık'a,sonra Naz'a baktı:

-seni merak ettim.Gece çok üzgün geliyordu sesin.

Tarık meraklı gözlerle Naz'a baktı:

-kötü bir şey mi oldu Naz?.. Hanım..

Naz'ın içsesi,öfkeliydi yine..

"bir de soruyor,sinir şey!"

Naz Mehmet'e dönüp abartılı bir samimiyetle,yanaklarından öptü:

-gayet iyiyim sevgilim.Yatmadan önce babam geldi odama.Annemden bahsettik biraz.Üzerine de sen arayınca..

Mehmet Naz'a sarılıp kendine çekerek:

-kıyamam ben tatlı sevgilime.

Mehmet,Naz'ın dudaklarına ilişmişkenn,Naz son anda kendini geri çekti.Sonra da Tarık'ı işaret etti dudaklarını ısırarak..Mehmet mahcup gülümseyerek:

-çok affedersiniz.Bu güzel kadını görünce,nerde olduğumu unutuyorum bazen..

Tarık bozulduğunu belli etmeyerek:

-ne demek! Hiç önemi yok!

-bakın o kadar ki,tanışmayı bile unuttuk.Mehmet ben..Mehmet Öztürk..

-Tarık..Tarık Tekelioğlu..

-çok memnun oldum.

-emin olun ben de!

-Naz bahsetmişti aslında sizden.Naz,ne oldu o konu hayatım?

Naz,gergin bir ifadeyle Tarık'a bakarak:

-hallettik canım.Sağ olsun Tarık Bey,hatırlatmama bile gerek kalmadan üzerine düşeni yaptı.Böyle değerlere hepimizin ihtiyacı var!

Tarık bir şey diyemezken Mehmet:

-ne kadar güzel! Bunu kutlamalıyız bence.

Naz ani bir çıkışla:

-saçmalama Mehmet,ne gerek var?

-olur mu hiç hayatım? Bu cömertliği için Tarık beye teşekkür etmeyelim mi?

-ben ettim teşekkürümü!

-öyle kuru kuru olmaz.

Tarık lafa girerek:

-çok incesiniz ama inanın hiç gerek yok Mehmet bey.Biz Naz hanımla nihayete erdirdik o meseleyi.

-ısrar ediyorum.

Naz sinirle dudaklarını kemirerek içinden söyleniyordu:

"sana ne be adam,sana ne? Ne lüzumu var şimdi bütün bunların?"

Tarık Naz'ın gerginliğini fark edince gülümseyerek:

-peki o zaman,sizi kırmak istemem.

-işte bu kadar! Sizi temin ederim,mükemmel bir gece geçireceksiniz.

Tarık Naz'a bakarak:

-ben de öyle umuyorum!

Tarık vedalaşmak için Naz'ın elini sıkarken,gözlerine meydan okur gibi bakmayı da ihmal etmedi.Genç kadının öfkeden alev saçan bakışları,tatlı bir esinti oluşturuyordu içinde..Naz ise Tarıktan bedenine geçen akımı yok saymaya çalışıyordu.bir yandan da,genç adamın bunu hissetmemesi için dualar ediyordu.Ansızın elini çekerken:

-akşam görüşmek üzere Tarık bey!

Tarık butikten ayrılırken,yüzündeki sırıtmayı engellemedi.Kendi kendine mırıldandı:


-görüşeceğiz Naz hanım,görüşeceğiz!


Yolda keyifle ilerlerken,bir şarkı düştü dudaklarına:


Oturmuşum biçare denize karşı
Deniz biraz hırçın kalmaz senden aşağı
Dalar gider gözlerim kayan yıldıza
Tıpkı aşkımız gibi yok ne sonu başı

Dünya bir ateş olup bağrımı yaksa
Gökyüzü tufan olup üstüme yağsa
Hiç dönüş yok sevgilim biz severken ayrılacağız

Baktığım deniz ortadan yarılsa
Mehtap binbir pul olup yüzüme yağsa
Hiç yolu yok sevgilim biz severken ayrılacağız

Sonra da kendi söylediğine şaşarak:

-ne söylüyorsun oğlum sen? Daha başlamadık bile,ne saçmalıyorsun?!

Düşünceyle ellerini saçlarının arasından geçirirken,çalan telefonuna aldırmadı.


-sen bana ne yaptın Naz?


Bu sırada Belgin,sinirle evin içinde voltalar atıyordu.

Hulusi: otur artık Belgin,başım döndü! Okuduğumu da anlamıyorum senin yüzünden.

Belgin: gömüldüğün o ekonomi dergilerinden kafanı kaldır da,biraz etrafına bak Hulusi!

-etrafıma bakıp ne yapayım? Çok matah şeyler var da sanki?

-o ne demek o?

-her gün aynı şeyler hayatımın anlamı.Sen,Hacer ablam,hizmetçi kız..

Dediğinin farkına varıp muzipçe sırıtarak:

-hizmetçi kız..O güzel Allah'tan..

-ne?!

-ne ne Belgin?

-bunu sonra konuşacağız hulusi! Şİmdi ilgilenmem gereken daha önemli işler var.

-neymiş onlar?

-sebep olduklarını düzeltmek gibi şeyler! Hangi taşı kaldırsam altından sen çıkıyordun Hulusi!

-haydaa! Yine ne yaptım ben yahu?

-daha ne yapacaksın? SEnin yüzünden oğluşum telefonunu açmıyor.Ay yoksa başına bir şey mi geldi? Kesin o kızın peşinde koştururken bir şey oldu oğluma!

-hangi kızın?

-Naz mıdır,Nazlı mıdır,neyse işte! Hep senin yüzünden Hulusi,mecbur bıraktın çocuğu!

-kendi kendine kurmaya başladın yine! Merak etme bir şey olmaz kıymetli oğluna.Yediği haltı temizlesin istedim,kötü mü ettim?

-senin yediğin haltları kim temizleyecek Hulusi? SEninkileri kim temizleyecek?

-ama kalbimi kırıyorsun belgin..

-anlaşıldı,yine iş başa düştü.Ne yapıp edip bu durumu çözmem gerek.O kızın oğlumu daha fazla ezmesine izin verecek değilim.Bul bir şeyler Belgin,zeki kadınsın sen.

-kim kimi ezmiş hatun? Senin oğlun sütten çıkma ak kaşık sanki.

-sen karışma bu işe Hulusi!

-ee yeter be! Ona karışma hulusi,buna karışma hulusi! İyice ekarte ettin beni.Oğlan kazık kadar oldu hala çocuk muamelesi yapıyorsun.Sen annesiysen ben de babasıyım.Köpeğin kemiğini saklaması gibi her hatasının üstünü örterek hiçbir yere varamazsın.Bırak biraz kendi haline.Araziye girsin,üstüne başına çamur bulaştırsın.Ama düz zemine çıkınca da kendi temizlensin.Bebek gibi pışpışlamayı bırak artık!


Belgin,tek kelime edemeden hüzünlü gözlerle hulusiye bakıyordu.Hulusi bakışlarnı yumuşatmışken,belgin başını dikleştirerek kendinden emin bir edayla merdivenlere yöneldi.Kırgınlığını saklamaya çalıştıysa da başarılı olamadı.Hulusi üzgünce karısının ardından bakarken kendi kendine:


-aferin hulusi,aferin sana!

****

Akşam gelip çatmıştı nihayet..Naz,telaşla kıyafet seçmeye çalışıyordu.İnce askılı turkuaz elbisede karar kılmışken telefonu çaldı.Telefonu bir süre aradıktan sonra endişeyle:

-Sahra?

-buyurun benim.Ses tonuna bakılırsa hala hazırlanamadın.

-evet..

-geleyim mi yardıma?

-dalga geçme!

-valla geçmiyorum.

-of Sahra,öyle bir bela aldım ki başıma,kurtul kurtulabilirsen! Adam nasıl bir şeyse,Mehmet bile ilk görüşte ısındı,düşünebiliyor musun?

-şeytan tüylü yani.

-aman ne bileyim? Keşke yanımda olsaydın şimdi.

-yanındayım canım.

-biliyorum..Cidden,yanımda olsan adam seni görüp büyülenir,benle uğraşmaktan da vazgeçerdi.

-Naz?

-yalan mı kızım? Sen benden daha güzelsin,inkar edilemez gerçek..

-gelemiyorum diye yapıyorsun bunları değil mi?

-ı-ıhh..Gel diye yapıyorum.

-Naz?

-efendim güzelim.

-adam yakışıklı mı?

-ımm..Düşünmem gerek.

-kızım çatlatmasana adamı!

-evet.

-yani?

Naz sessizce:

ne yazık ki çok yakışıklı..

-ne?

-yani..eli yüzü düzgün işte.

-senin eli yüzü düzgün dediğini tahmin edemiyorum.

-bir saniye canım.Gel Ümit..

Ümit içeri girip,önce yatağın üstündeki elbiseyi,sonra da ablasını süzdükten sonra:

-kiminle konuşuyorsun?

-Sahrayla.

Ümitin gözleri parladı.

-gerçekten mi?

-doğru dur Ümit!

-bu ismi duyduktan sonra mı?

Sahra: kim o canım.

-Ümit..

-aa,selamlar..

-sana selamı var Ümitçiğim!

Ümit sırıtmaya başladı.



Tarık,üzgün bir şekilde salonda oturan babasını görünce:

-baba,hayırdır?

-yok bir şey oğlum,kırk yılda bir,iki kelam edeyim dedim,yüzüme gözüme bulaştırdım.

Tarık anlamaz gözlerle bakınca hulusi:

-boş ver beni şmdi.Sen ne yaptın anlat.Konuştun mu kızla? Bak halledemediysen..

-merak etme baba,o iş halloldu.

-bak sen,geri gönderilen çiçeklere ne oldu?

-benim büyülü bakışlarımla etkileyici sözlerim dururken çiçeğe ne hacet babacığım?

-vay vay vay! Aslan zibidim benim.E tabii,kimin oğlu?

-baba güzel dedin de,o zibidi lafı pek uymadı oraya.

-ben bilirim onu.

-neyse,oyalanmadan çıkmam gerek benim.

-nereye oğlum,daha yeni geldin?

Tarık göz kırptı:

-Nazla buluşacağım.

Hulusi sevinçle:

-ulan zibidi,bu ne hız?

-ee,kimin oğluyum?

Hulusi zevklenerek gülümsedi.

-iyi iyi,hadi bakalım.Çıkmadan anne de uğra.

-olur.

*****

Naz Mehmet'in kolunda,yemek yiyecekleri mekanın önüne doğru ilerlerlerken,yaprak gibi titremesine engel olmaya çalışıyordu.İçeri girdiklerinde,Tarık onları sıcacık gülümsemesiyle karşılayınca ,nispeten rahatlamıştı.Yemek boyunca birbirlerine kaçamak bakışlar atmışlardı.Mehmet'in sıkıcı iş mevzuları ve Tarık'ın sakınmayan bakışları Naz'ın yeniden gerilmesine neden olmuş,yemeklerini bitirip tatlılara geçtiklerinde Mehmet'in lavaboya gitmek için izin istemesi de duruma tüy dikmişti.Mehmet tamamen uzaklaşınca Tarık:

-nihayet yalnız kalabildik!

-sizin için pek bir şey fark ettiği söylenemez!

-ne demek o?

-bilmem hatırlar mısınız ama yanımda getirdiğim adam benim sevgilim! Lütfen biraz dikkat edin hareketlerinize!

-ne varmış benim hareketlerimde?

-lütfen yapmayın,bakışlarınız ortada.

-nerden biliyorsun sana baktığımı?

-kör değilim Tarık Bey!

-sen de bana bakıyorsun demek ki..Fark ettiğine göre...

-sen!

Naz kalkmak için hamle yaparken Tarık elini tuttu:

-şşş,otur.Sevgiline ne diyeceksin? "Tarık Beyle bakışıyorduk,cazibesine daha fazla dayanamayacağını anladım" mı?

-senden nefret ediyorum!

Tarık sırıtarak:

-biliyorum.

Naz sinirle bakarken Tarık sesini alçaltarak:

-ben..Olanlar için gerçekten üzgünüm Naz.Böyle olmasını istemezdim,inan bana.Biliyorum,saçmalıktı yaptığım.Ama ben daha önce hiç böyle hissetmedim.Affet beni ne olur..Kabalığım ve ukalalığım için beni affet..

Naz,ne diyeceğini bilemez halde şaşkınca Tarık'a bakarken,Tarık elini onun elinin üzerine koyup hafifçe okşadı.Naz tedirgince elini çekmek isterken,Tarık izin vermeyerek daha sıkı kavradı elini ve gülümseyerek:

-hırçınlığının altında yatan sebebi çözmek için çok zeki olmaya gerek yok.

Naz kendine gelmiş gibi:

-çek elini!

-sevgilinden mi korkuyorsun?

Tarık muzipçe sırıtarak bakarken,yüzündeki ifade bir anda dondu.Naz,ne olduğunu anlamak için onun baktığı yöne baktığındaysa,artık her şey için çok geçti..

-Mehmet!!!

ummu88
24-08-09, 12:39
unutanlar için hatırlatma

yeni adı yok yine ne olur nereye kadar gider bilmiyorum.

Yalancı sevgili 1

O gün okulun ilk günüydü. Artık lise bitmiş üniversite gelmişti. Sonunda istediğim bölüme girmiştim. Konservatuar çello bölümü. O çok sıkıldığım formadan kurtulmuştum.

İstediğim gibi giyebilecek saçımı artık toplamak zorunda kalmayacaktım. Özgürlüğüme kavuşmuştum. Okulun bahçesinde ilerliyor kendimi sudan çıkmış balık gibi hissediyordum.
Kimseyi tanımıyor ve yalnız hissediyordum. Ama çevreme çömez olduğumu belli etmemeye çalışarak girdim.

İleride bana “ nazz “diye seslene birini gördüm. Aman allahım Şeyda en sinir olduğum kız bir yıl boyunca kuzeni cenk ile tanışmam için sıkıştırıp duruyordu.
Neymiş çok yakışıklıymış çok karizmatikmiş kuzeni olmasa kaçırmazmış yanında ki acaba o mu tanrım ne yılışık birine benziyor.
Hemen kurtulmam gerek diye düşündüm çevreme bakarken az ileride bana doğru gelen hiç de tipim olmayan kendini beğenmiş bir havası olan uzun saçlı sürme gözlü biri geliyordu.

“aşkım” (of ya düştüğüm duruma bak)” ne olur yalvarırım çaktırmayın sonra açıklarım bir süre sevgilinmiş gibi davranır mısınız “

tarık şaşkın naz' a baktı. içses. bu kızı nerden tanıyorum. yüzü çok tanıdık

Şeyda: naz sen burada

“ya ne rastlantı sen hangi bölüm”

“gitar”

Naz çellosunu göstererek “bende çello”

“sonunda istediğin oldu bakıyorum nasıl kabul ettirdin babana “

“ya öyle oldu sevgilim( eğilip "adınız"

” Tarık”

naz hafif gülümsedi “Tarık beni ilk gün getirmek istedi de”

“ya nihayet sizinle tanışmak nasip oldu nazın sır gibi saklaması boşuna değilmiş”

Tarık:sakalndığımız yok farklı kulvarlarda yol aldığımızdandır


Şeyda:canım bu kuzenim cenk hani tanışmanızı istemiştim ya

“ya memnun oldum"

"cenk: asıl ben memnun oldum bu güzelliği kaçırdığıma inanamıyorum ( eğilir eline hafif bir buse bırakır)

Naz: size iyi günler

Tarık:bu neydi şimdi

“ya sormayın geçen yıl kuzenine tanıştırmak için yapmadığını bırakmamıştı. Şimdi yapışır diye böyle bir oyun geldi anlık”

“anlık”

“hı hı”

“tabi anlıktır böylesine ilk defa rastlıyorum kızlar türlü oyunlar yapardı ama yalancı sevgiliyi ilk defa deniyorlar üzerimde”

“aman kendiniz Fasulyeden nimet saymayın mecbur olmasam”

“a tabi öyledir yoksa nasıl tanışırım diye aklınızdan geçmesin”

“ya sizinle neden tanışmak isteyeyim ki tipim bile değilsiniz”

“yani sizin özel bir tipiniz var galiba öylede bulsaydın çevrede bak birçok kişi vardı o kadar insanın içinden neden beni seçtin”

“of ne halin varsa gör ya kendini beğenmiş ukala”

“hop dur bakalım” ( Tarık naz’ın kolunu tuttu)

“ya bırak kolumu”

“bana ne bana borçlusun”

“ne borcu”

“e sizi kurtardım ya”

“ iyi tamam ne istiyorsunuz”

“önce tanışalım ben Tarık Tekelioğlu”

“bende naz özkul oldu mu”

“oldu şimdide borcunu ödemeye geldi”

“önce bana öğrenci işlerini göstermenizi sonra karşılığında bir yemek”

“hani tek şeydi”

“ben tek dediğimi hatırlamıyorum siz öyle istiyor olabilirsiniz”

“beni takip edin”

Birlikte öğrenci işlerine kadar gelirler

Naz: iyi günler

“size de görüşmek dileği ile”

“ya inşallah”

Naz bölümüne doğru gider “ay oh be kurtuldum ya ne saçma adam kendini beğenmiş ukala ama aptal telefonumu almadı demek ki yemek kaldı avucunu yala Tarık bey”

Tarık: e ben öğrenci işlerine gelmeyecektim ki ne kız ama tanışmak için uydurduğu şeye bak bu yıl çok eğlenecek gibiyiz. E şimdi öğrenci başkanı olarak yapacağımıza geldi sıra

“vay Tarık Bey sizi okulun ilk günü görmek gözüm yaşardı”

“yapmayın hocam ya görev beklemez ilk gün görev başındayım”

“birde dersler için böyle düşünsen”

“sıra ona da gelecek “

“bu yıl mezun olmayı düşünüyorsun”

“inşallah artık bitirmem gerek hocam tek sizden kaldı. Siz kendi bankam diye kabul etmiyorsunuz babama söz geçmiyor. Çözümsüzüm”

“vay Tarık beyi bir konuda çözümsüz gördüm ya “

“aslında aklımda var bir iki çözüm müsait olduğunuzda görüşmeye geleceğim”

“sen sosyal işlerden zaman bulursan beklerim yine aynı işlere devam”

“e hocam benim gibi olanlara destek programı olamasa olmazlarımdan biliyorsunuz”

“kolay gelsin”

"teşekkürler hocan size iyi günler"

Tarık müzik bölüm şefi ile konuşmak için bölüme doğru gideyor kendine selam verenlerle selamlaşıyor. sohbet etmek isteyen bir kaç kızla zoraki sorularına cevap veriyordu.

Naz sınıfını arıyordu. Tarık’ı görünce şaşırır. “ yok, canım neden takip etsin beni ay birde sapık takıntılı biri olmasın aldın mı başına belayı naz “ birden öfke ile döner
“siz benimi takip ediyorsunuz”

“pardon ben sizi neden takip edeyim”

“iyide deminden beri benim peşimden geliyorsun”

“sınıfıma gidiyor olamaz mıyım”

“siz bu okulda mı okuyorsun”

“neden şaşırdın bahçede karşılaştık”

“iyide neden öğrenci işlerini sordunuz”

“öyle şaşkın halin vardı ki ben senden daha şaşkın numarası yaptım diyelim”

naz yüzünü yamultarak “aman çok komik”

“evet öyle ben gitar bölümü 4.sınıfım aynı zamanda ekonomi bölümünde 2 yıldır uzatmaları oynuyorum”

“o iki bölüm birden nasıl becerdiniz birbirinde çok farklı bölümler değil mi”

“neyse yemekte onları da konuşabiliriz benim gitmem gerek bölüm şefi beni bekliyor”

Tarık el kaldırır ve uzaklaşır. Naz öyle şaşkın arkasından bakar

” of naz of aldın başına belayı adam nerde olsa karşına çıkabileceği için almamış. E tabi ilk günden sırtına alırsan çelloyu olacağı bu geçmez bu yıl geçmez”


……………………………………



2. bölüm

Tarık işlerini bitirmişti.okulun kafesinde filiz ile karşılaştı

“ne haber kızıl prenses

“iyidir abi senden

“iyi “

“nasıldı bugün çok özlemişler mi seni kızlar tarafından çembere alındın mı”

“oldu da ondan önce daha önce hiç başıma gelmeyen bir şey geldi”
Filiz göz kırpar “ne oldu”

“biri tarafından yalancı sevgili olarak tanıştırıldım”

“yapma ya ne ilginç yöntemler bulmaya başlamışlar “

“ya bunu daha önce görmedim bu yıl gelenlerden sanırım çello bölümüne birde taha hocayla konuşmaya gittiğimde onu takip ediyorum sandı”

“yapma ya”

“aynen e ne yapıyorsun”

“eve sen”

“bende”

“vay ilk gün eve dönüyorsun”

“belgin sultanın emri”

“senide aradı demek”

“evet babam için çok önemliymiş “

“bende belgin sultanın beni eve çağırma bahanesi sanıyordum”

“bakalım ne işler açacak başımıza”

“sen düşün benim bir vukuatım yok”

“benimde yok daha okul yeni başladı yazın kileri zaten biliyor”

“iyi hadi gidelim meraktan kurtuluruz”

“tamam”

birlikte park alanına giderler birbirine sarılmış şekilde onları uzaktan izleyen birini görmeden.
naz ders çıkışı arabasına doğru gidiyordu. tarık ile filizin arabaya gidişini gördü saklanarak onalrı izledi.
gitmelerini bekledi. " kim acaba yanındaki kız ne kadar samimiler sevgilisi mi acaba . aman naz sevgilisiyle sevgilisi sana ne " arabaya binip uzaklaşırken siyah cip nazda gri arabasıan bindi park alanından çıktı.

Arabada

Tarık: e var mı”

“ne var mı”

“yeni birileri”

“nerde sayende ben evde kalacağım”

“ben ne yaptım ya “

“borayı hallettiğinden bu tarafa kimse yaklaşamıyor yanıma dilden dile efsane oldun”

“ben zaten efsaneyim”

“ama bu beni etkiliyor”

“iyi yapmasaydım kardeşim boynuzlanmaya devam etseydi öyle mi küçük hanım bir daha ilgilenmem istemiyorsan”

“ay abi ya hemen alınıyorsun olur mu tabi bana yanlış yapanı haklayacaksın yoksa nerde kalır ağabeylik değil mi ama tabi koruyacaksın
ama işte yaklaşan olursa mutlaka bir uyarıyor.Geriye kötü şöhret kaldı”

“iyi kendine güvenemeyen yaklaşmasın kardeşime”

“zaten yaklaşmıyorlar”

“iyi”

“şimdi niye kızdın”

“baksana yaklaşmıyorlar diye karalar bağladın”

“ya tamam karalar bağladığım yok e yalancı sevgili güzel mi”

“bilmem dikkat etmedim”

“sen ve dikkat etmemek düşünemiyorum”

“o an öyle şaşırdım ki bakmak aklıma gelmedi”

“kesin sende ondan etkilenmiş olma”

“yok ya ne etkileneceğim “

“iyi öyle olsun”

“filiz “

“tamam ya kızma ne bu ilk günden bu kadar sinir anlamadım”

“ya babama takıldım şimdi”

“tamam, nasılsa akşam öğreneceğiz ne sıkıntı ediyorsun vukuatım yok dedin”

“doğru ya”


vahi eve telefon eder
"akşama misafirlerimiz var suna hanım yemeğe"
"tamam efendim ne yapmamı istersiniz"
"tas kebab patlıcan oturtma ve sütlü nuriye en çok sevdikleri ona göre"
"tamam"
"kolay gelsin eksik bir şey istemiyorum ümite söyle evde olsun benden önce naz gelirse onada söyle"
"iletirim efendim"


tarık ve filiz eve gelir

tarık: e belgin sultan bu kadar önemli olan ne
"babanın asker arkadaşı ile karşılaşmış bugün onlara yemeğe gidiyoruz"
"bu muydu önemli olan anne ya ben de sandım ki

hulusi: sen ne bekliyordun zibidi
belgin: hoş geldin hayatım
"hoşbuldum hazırmısınız
tarık: ben gelemem akşam programım var
hulusi: geliyorsun
"of baba ya"
"geliyorsun çocuklarla geliyoruz dedim beni rezil etmeyin"
"baba 10da çıkmam gereken bir sahne var"
"bugün çıkmayıver"
"olmaz sözüm var bir çok bilet satıldı insanları zor durumda bırakamam"
"bırak artık bu sahne işlerini bu yıl bitiyor artık o okul ve bankanın başına geçiyorsun"
"karışmayacaktın ben ikisinide yürütürüm"
"tabi nasıl olacak o"
"biri gündüz diğeri gece sorun olmaz"
"iyi geliyorsun olmazsa biraz kalır kalkarsın"
"çocuk gibi şimdi peşinize takılıp ev gezmesine mi geleceğiz yapma baba"
"geleceksin dedim"
"tamam bir şartım var"
"neymiş o"
"bu yıl tekin hocanın istediği firmada staj yapmama izin vereceksin"
"düşünürüz"
"hayır eğer o kadar önemliyse bu yemek buda benim için önemli resmen tekin hocanın alay konusu oldum"
"arar konuşurum"
"hele o hiç olmaz bir aradın 2 yıldır dalga geçiyor tiye alıyor. sen tekin hocayı aramıyorsun haftada bir gün izin veriyorsun o kadar"
"iyi tamam"
"yalnız en geç 9.30 da kalkarım ona göre"

filiz:e babiş abime bankadan izin verdin banada akşam gelme saatlerini uzatsan
"sen hiç konuşma"
"of babiş"
belgin: hadi konuşmayı bırakında çıkalım geç kalacağız
"haklısın hayatım hadi yürüyün"

vahi eve geldi telaşla " suna hanım"
"hoşgeldini vahi bey"
"çocuklar"
"daha gelmediler"
"hazır mı yemekler"
"hazır efendim"

"evet çocuklar akşam yemeğe misafirlerimiz var"
ümit-naz: kim baba
"öncelikle asker arkadaşım ama en önemlisi kredi alacağım bankanın sahibi o yüzden geldiklerinde ikinizde hazır olacaksınız
ümit: tamamdır babacım( asker selamı çakar) ben iste ayaklarına kırmızı halı olayım
vahi: birde zevzek espri yapmayacaksın
"enrim olur komutanım"
"ben san ne diyorum ümit
"tamam baba ya geldiklerinde yapmam

naz: of baba ya nerden çıktı şimdi misafir ben inmem
vahi: ineceksiniz ailesi ile gelecek sizin gibi 1 erkek 1 kız çocukları varmış
naz: ay birde çocuk mu avutacağız
"yok kızım büyükler oğulları bu yıl mezun olacakmış ekonomiden bankanın başına geçecekmiş. kızda bu yıl 2 ye geçmiş"
"ha büyükler yani bende bir an küçükler onlarla oynamamızı isteyeceksin sandım"
"eh işte yaşlarınız yakın kaynaşırsırsınız"
"tamam baba katlanacağız artık "

tekelioğlu ailesi tam kadro özkul malikanesinen önüne geldi. arabadan ilk tarık indi diğer kapıdan filiz
tarık: ya ben bu evi nerden hatırlıyorum
filiz: daah önce gelmişsindir bir kızları varmış belki onu tanıyorsundur
"olabilir of ya tamam şimdi hatırladım yalancı sevgiliyide nerden tanıdığımı buldum bakalım şimdi ne yapacaksın naz hanım süper ya
filiz: hayırdır abi
hulusi: ne o süper olan zibidi
"baba herhalde insanların önünde böyle söyleyip karizmayı çizmezsin değil mi
"aman karizmanı yesinler"
belgin: çocuğa zibidi demekten vazgeç hulusi
"tamam hayatımın anlamı söylemem eşek sıpasına"
"benzete benzete eşeğe de benzettin ya baba"
"doğru eşeğe hakaret olur"
Belgin: burada beri yapmayın şu ağız dalaşını daha ne yapsın çocuk Hulusi hep senin yüzünde tak dersi kaldı oda staj
Tarık: doğru adam kıl kabul etmiyor dosyayı aldı çöpe attı
babanın adamlarına hazırlattığı dosyaya not vermezmiş adam anlatamıyorum ki prensip sahibimiymiş

Pencereden gelen arabayı gören ümit ve naz farklı tepkiler veriler
ümit: of anam şu afete bak
naz: olamaz bunun ne işi var burda
"kimin"
"kimin olacak okuldaki ukalanın"
"e kızım belkide evini öğrendi seni istemeye geldi yalancı sevgilim gerçeğe dönüşüyor"
"saçmalama"
"valla bak sanırım arkadan inenlerde anne ve babaya benziyor

...............................................

ummu88
24-08-09, 12:47
3. bölüm

vahi: ümit naz hadi inin geldiler
naz: tanrım olamaz o babamın asker arkadaşının oğlu olamaz lütfen tanrım olmasın
"olmuş bile "
"ümit babama hastalandığımı ateşimin çıktığını söyle inemeyecek de"
"ne vereceksin"
"ne istersen lütfen"
"iyi hadi git yat ateşin içinde tebeşir tozu yut tabi bulabilirsen"
"of ya"

ümit koşarak iner babasının yanında yerini alır
"ablan nerde"
"hastalandı birazda ateş var"
"ne nasıl oldu"
"bilsem odasına girdi kıvranıyor"
"eyvah"

hulusi: ne oldu vahi
vahi:hoş geldiniz kızım hastalanmışda
hulusi.a şuna bak ne duruyorsun Tarık yardım et çabuk indirin doktara götürelim
ümit: gerek olacağını sanmıyorum. o kadar ağır değil
vahi: nasıl olmaz oğlum ateşi var demedin mi ben annenide böyle hafif ateşle götürdüm hastanede bıraktım . ama ben indiririm kusura bakmayın
ümit: yok baba ciddi bir durum değil farklı yani

belgin farklı durumdan anladığını hulusini kulağına fısıldar

tarık filiz'e eğilir" ne ola ki"
"soru mu abi"
"a tabi pardon kızılım birden şaşırdım"
belgin: önemli olmayabilir vahi bey kardeşinin dediği gibi basit bir ağrı ateştir
vahi: neyse ben bakayım
ümit: yok baba ben bakarım

"kızım babam çok telaşlandı. az daha tarık bey ile almaya geliyorlardı seni neyse durumu belgin hanım sayesinde kurtardık.
bence biraz sonra insen iyi olur babam bakmaya gelecek umarım tebeşir yutmamışsındır"
"of ya tamam daha yutmamıştım biraz sonra inerim"


vahi: hoşgeldin hulusi ya böyle karşılamada
"a vahi kızarım ama neyse bir şeyciği yoktur umarım "
"inşallah sizde hoş geldiniz hanım efendi
"ya tanıştırmadım değil mi eşim belgin kızım filiz oğlum Tarık"
vahi: hepiniz hoş geldiniz ( başı sürekli merdivenlerde ümit 'in getireceği haberdedir)
filiz ve tarık "hoşbulduk " diyerek ellerini öperler. belgin ilede tokalaşırlar. salona geçilir kırmızı siyah renk karşımı koltuklara geçerler. ümit aşağı iner
"şey daha iyi şimdi biraz rahatlamış. birazdan gelecek baba "
vahi: oğlum ümit hoş geldin desene oğlum
"tamam baba söylücem merakta kalma diye önce sana haberi vereyim dedim"
karşılıklı selamlaşma faslı biter. genelde vahi ve hulusi konuşuyor diğerleri dinliyordu nasıl koptuklarından neler yaptıklarından sohbet ilerlerken naz aşağı indi
"özür dilerim "
"kızım naz "
hulusi: çok güzelmiş geçmiş olsun kızım iyi değilsen inmeseydin biz gelirdik yanına
belgin hulusiye kolu ile vurur" abartma istersen hulusi geçmiş olsun kızım hasta olduğunu bilsek gelmezdik
naz: hoş geldiniz hulusi bey
hulusi:bey yok amca
"hulusi bey amca"
hulusi: a ben san ne dedim kızım beyi at
"hulusi amca"
"hah oldu işte
vahi: belgin hanım
naz: hoş geldiniz belgin hanım teyze
belgin: hoş bulduk kızım geçmiş olsun
"teşekkürler efendim "
hulusi: bunlarda oğlum tarık kıızm filiz naz kızım
naz: hoş geldiniz tarık bey
"hoş bulduk naz hanım" başını hafif yana eğer kaşlarını kaldırır iç ses" demk şimdi bey olduk ha naz hanım"
naz: hoş geldin filiz
"hoş bulduk naz "

suna : şey vahi bey masa hazır yemek ne zaman başlayacaksınız
"tamam suna hanım buyrum "

masaya geçilmiş yemekler servis yapıldı. neler yapıldığı ne işlerle uğraşıldığı sohbet edilirken yemekler yeniyordu. askerlik anılarına geçildi.

hulusi: ya naz kızım baban harika bir insandır
"bilmez miyim hulusi amca"
vahi: abartma hulusi asıl sen çok iyi insansın
"tavezu gösterme vahi sen olmasan ben şimdi olmazdım"
"kim olsa aynını yapardı
tarık: hayırdır baba vahi bey ne yaptı sana hiç anlatmadın
hulusi: hayatımı kurtardı
filiz: nasıl
"a şimdi nöbetteyiz askerde "
"hepsi ilgiyle ne söyleyeceğini merakla hulusiye baakr " eeee"
"birlikte ben biraz dalmışım bir sele irkildim elimdeki tüfek ateş aldı yani kendi kendimi vurdum bacağımdan kanlar akıyor
bu vahi varya sırtladı beni 2 km sırtında beni taşıdı. yoksa kan kaybından ölürdüm.
belgin: ya vahi bey gerçekten çok teşekkürler
vahi: yok canım kim olsa yapardı
hulusi: a vahi ne dedim
ümit kalkar sarılır babasına "aslansın babacım ya"
hulusi: evet aslan gibi taşıdı beni 1 km kadar
Tarık: hiç şimdiye kadar askerlik anını anlattığını bilmiyorum baba hayret bu kadar önemli bir olayı nasıl atladın
belgin: sizi bırakın bana bile anlatmadı
hulusi: e ne bileyim en önemli anım bu diğerlerini boş ver vahiden haber almayınca ama oda bana kızgınmış aramdı diye
filiz: nasıl oldu o babiş
"ya ben vahiye mektup gönderdim karşılık vermedi e şimdiki gibi cep telefonu mu var
ümit: e normal telefon
vahi: bizim köyde daha gelmemişti
filiz: a nasıl olur
hulusi: ne sandın kızım bizim zamanımız da öyleydi
belgin: evet kızım şehirde bile çok az kişide vardı sonradan hızla gelişti
hulusi: öyle olunca mektuplar ulaşmamış ben ona kızıyorum bana mektup atmadı diye oda ban kızgınmış hayır istanbula geldin neya aramazsın değil mi.
ama yok işte küsmüş
vahi: ya gazetelerde haberlerini görünceye kadar sen olup olmadığını bile bilmiyordum
filiz: neden adını değiştirmediğine göre
"ama kızım baba istanbulda değildi ki ben kayserili o tekirdağlı hatta orda dedenin fabrikasının başına geçecekti. en son konuşmamızda öyleydi"
belgin: ama neyse geç olmuş ama şimden sora artık ayrılmazsınız tam olarak siz ne işle meşgulsünüz vahi bey
"tekstil efendim"

sohbet bu şekilde uzadı gitti sıra çocukların okullarına atladı okul durumlarına geçilmişti.
vahi: ya belgin hanım naz kızım bu yıl konservutaurda ümit daha bir yere gititği yok
hulusi: biizm zibidi önce benim isteğimle ekonomi okumaya başladı sonra oda konservutuarda ikinci okul olarak devam ediyor.
inşallah bu yıl ikisini birden bitirecek
vahi: ya ne güzel bende kız oralarda yalnız diye üzülüyordum ne güzel destek olur
hulusi: tabi canım tarık olursun değil mi

onlar sohbet ederken naz ile tarık birbirlerini kaçamak bakışlarla süzüyorlardı.
naz "of ya şuna bak dikti gözlerini umarın bugün olanlarla ilgili bir imada bulunmaz.
bende ki de ne şans ama sen adamı yalancı sevgilin diye tanıştır oda babanın asker arkadaşının oğlu olsun
onu bırak akşamına evine gelsin naz kızım senin bu aralar dışarı bile çıkmamam gerek başına ne geleceği belli olmaz
ah ne düşündüğünü öğrenmek için neler vezmezdim" diye geçiriken
tarık: "acaba beni hatırladı da mı inmek istemedi yoksa bugün yaptığı şeyden dolayımı böyle mahçup bakıyor .
birde bey dedi demek tanıştığımızın ortaya çıkmasını istemedi. ah ne düşündüğünü öğrenmek için neler vermezdim"
aynı anda karşılıklı bakışlar atarak düşünürler

hulusi sorduğunda Tarıktan ses gelmez. filiz abisinin daldığını anlayınca hafif kolunu sarsar
tarık "hı ne oldu"
hulusi:vahi amcan naza göz kulak olur mu diyor bende olur dedim aynı okuldaymışsınız
tarık: ya öyle
naz: ay baba ben çocukmuyum birinin göz kulak olmasına gerek yok
vahi: olsun kıızm yenisin bir şeye ihtiyacın olur
"ay baba neye ihtiyacım olacak
tarık muzip bir gülümsem atar " belli mi olur nerdne ne çıkacağı
ümit: ya biri falan takılır sarkar
filiz: yandın naz
vahi: neden
"abim biraz göz kulak işini fazla ciddiye alır vahi amcada ondan
tarık: filizzzzzzzzzz biz o konuyu halettik sanıyordum
belgin: hangi iş tarık
filiz: yok anne ben öyle takıldım abi yani
hulusi: ne o aranızda sanki gizli bir şifre gibi geldi, bana
"yok baba öylesine takılıyorduk birebirimize değil mi abi
"ya ne demezsin şey kusura bakmazsanız ben çıkmak zorundayım akşam sahne alacağım da"
ümit: ne sahnesi
hulusi: banka varken birde barda şarkı söylüyor
"baba "
"aman tamam "
belgin: oğluşum geç kalmayın
"anne alışamadın gittin geç bitiyor biliyorsun "
"olsun başka yere takılma dedim"
ümit: vay şimdi sen barda sahne alıyorsun ha
filiz: abi bende gelmek istiyorum
ümit: harika olur gidelim süper ya ( birden ne söylediğini anlar susar) sizce sakıncası yoksa tabi
hulusi: ne sakıncası oalcak ümit hadi gençler eğlensin dimi vahi
"öyle olsun gitsinler bakalım"
naz: şey ben gelmesem
tarık: siz gelmezseniz çok üzülürüz
ümit: hadinaz mızıkçılık yapma gel işte
belgin: hadi naz kızım git işte
hulusi: evet evet eğlenirsiniz hem kaynaşırsınız

ısrarlar üzerine hep birlikte çıkarlar.

.................................................. .............




4. bölüm

hep birlikte tarığın çıktığı bara gelirler. arabadan inerler tarık arabayı park alanına götürür. filiz medivenlerden çıkarken .naz duralar
ümit: hayırdır ne oldu
naz: ben burayı bir yerden hatırlıyorum
"hatırlamam gerek bu senin selin ile ayrılmanıza neden olan bar doğal yani
"of ya "

tarık: hayırdır neden girmediniz
naz: sen burda mı sahne alıyorsun
tarık yüzünde gülümseme ile "evet ne oldu bir anın mı canlandı"
naz tarığa bakar ne demek istediğini ve yüzündeki alaycı gülümsemenin nedenini anlamaya çalışır.bir anlam veremez
"şey bir ay önce bir arkadaşımın doğun günü için gelmiştim o kadar"
"herhangi bir şey hatırlamadın öyle mi"
" o gecenin bir bölümü bende yok "
ümit: tarık sen nerden biliyorsun
filiz girdiği kapıdan geri döner " hey ne oluyor orda buraya sohbet etmeye mi geldik yoksa"
tarık: hep naz hanımın yüzü tanıdık geliyordu ama nerden olduğunu tam çıkaramıyordum ya
filiz: allah allha hiç bahsetmedin demek içinden düşündün
"neyse hadi ben kulise geçiyorum sonra konuşuruz siz geçin filiz her zamn ki yere
filiz: tamam abi
tarık arka kapıdan geçer hazırlanmak için filiz - naz -ümit bara girerler
görevli: hoş geldiniz filiz hanım beni takip edin
ümit: vay tanınıyorsunuz burda
"herhalde abim 2 yıldır burda sahne alır bende sık sık gelirim
ümit: a doğru ya aklımı başımdan aldın
filiz: hop yavaş ol biraz hızlı gidiyorsun
"suç benim değil senin güzellik"
"seni baştan uyarayım abim bu tavrını duyarsa senin için hiç iyi olmaz
naz: ümit kendine gel ne o öyle
ümit: tama ya şak yapalım dedik
bu ara oturacakları masaya gelmişlerdi. naz rahatsız olmuştu ortamdan
naz: ben gidiyorum
filiz: ya otur işte
ümit: hadi naz mızıkçılık yapma merak etme şimdi yanında biz varız
naz: başlama ümit
"arkadaşlarından kazık yiyorsun biz başlamış oluyoruz
çalına müzik durmuş dj tarığı anons etmişti tarık loş ışıklar eşliğinde koşarak sahneye çıktı
"hoş geldiniz " barda müthiş bir alkış ve arkadan "tarıık " alkışları koptu ıslıklar eşliğinde
"teşekkürler evet hazırmıyız coşmaya eğlenmeye"
"eveeeeetttttttt"

sesleri eşliğinde müzik başladı.bir çok şarkıyı söyledi izleyenleri eşliğinde.

ümit: abinin sesi gerçekten çok güzelmiş
filiz: öyledir
ümit: hayranlarıda maşallah tüm şarkılara eşlik ediyor
"uzun süredir burda olunca doğal"
"eh yani sahne insana hayran kitlesi sağlıyor bende mi çıksam sahneye acaba
filiz: abimin her yerde vardır hayranları sadece sahne değil bugün hatta biri tanışmak için yalancı sevgili diye tanıştırmış
naz içtiği meyve suyunu masaya bırakır öksürmeye başlar
ümit sırtına vurarak "hayırdır naz ne oldu"
"hiçç meyve suyu boğazıma kaçtı "

tarık : kara sevda parçasında biraz dans edelim.
dedikten sonra naz'a elini uzattı. naz birden o güne gitti.

*********************

naz şakalaşarak arkadaşları ile bara girdiler. masada arkadaşları ile sohbet ediyorlar şarkıları dinliyorlardı.
ta ki bir süredir peşinde olan ve bora ile selini kuzeni caydanın gelmesiyle ortam biraz gerilir.
ceyda ters ters naz'a bakar. bora sırıtarak naz'a başıyla selam verir.
ceyda: a naz sende mi geldin
"selini kıramadım ceyda"
"ben bir arkadaşı gördüm selam verip geliyorum"
ceyda bardaki barmenle konuşmaya başlamıştı.
masaya gelen meyve sularını ilkini içtikten sonra durgun olan naz birden hareketlenmeye başlamış söylenen tüm şarkılara eşlik etmiş .
olduğu yerde dans etmeye başlamıştı.
ceyda: sahneye çıkamazsın
naz: ben çıkmak istemiyorum
"çıkıp dans etmekten korkuyorsun"
"ben korkmam"
"hadi ordan korkak cesaretin yok"
selin: ceyda kesermisin naz iyimisin
"iyiyim nedne kötü olayım ne güzel değil mi ceyda "
"sen sarhoşsun"
"değilim"
"ne içtin sen"
"meyve suyu başka bir şey içmem içersem fena olur " derken dili dolanmaya başlamış peltek peltek konuşmaya başlamıştı.
ceyda: ya selin bırak dans edecek o naz naz " diye tempo tutmaya başlamış diğerleride ona eşlik etmeye başlamıştı. tarık sesler yükselince şarkıyı kesmiş
" e ne oluyor orda"
ceyda: arkadaş dans etmek istiyor sahnede bizde destek oluyoruz
Tarık: sizi böyle alalım küçük hanım ( tarık elini uzatır naz sallanarak sahnenin yanına gelir elini uzatır " ben küçük değilim" tarık yakaladığı gibi yukarıya çeker
müzüik yeniden başlar. naz çılgınca dans etmeye başlar tarıkla birlikte
gitgide dans daha cesur hareketlerle devam eder.

http://video75.com/HZYFCiO3FLx/baris-akarsu-kara-sevda-golge-bar/

**************************

tarık: teşekkürler küçük bir mola
sahneden yanlarına iner naz'a döner "bana eşlik ettiğin için teşekkürler ama daha önceki kadar cesur görmedim sizi"
ümit: daha öncede mi eşlik etti
tarık: evet hemde çok harika dans ediyor
naz: şey ben neden hatırlamıyorum acaba
"emin misin ben sanki"
"biraz hatırladım ama hala kopukluklar var sizinle biraz konuşmamız mümkün mü acaba tarık bey böylece kopuk olan bölümleri aydınlatabilirsiniz. ama yalnız"
filiz: abi neler oluyor
"olan yok filiz peki naz hanım gelin benimle"

ümit: ne oluyor sence
"bilmem ama sanırım bugün gündüz olanlardan haberin var gibi geldi onun için olabilir mi"
"sanmam daha önce burda olanlarla ilgili sanırım bizim ki 1 ay önce buraya arkadaşı selini doğum günününe geldi geriye gelmedi ve ne olduğunu tam hatırlamıyor arkadaşı ile bir daha
görüşmediler"
"hım ilginç bir durum"

tarık: hatırlamadığını söyleyemezsin yüzün allak bullak oldu şarkı bittiğinde
"ben sadece sahnede sizinle dans ettiğimi hatırladım o kadar "
"hatırladın"
"evet ama yinede bir şeyler kopuk "
"peki nereye kadar hatırlıyorsun"
"sahneye çıktım ve sizinle dans ettim o kadar sonrası yok"
"peki nasıl bir dans olduğunu hatırlıyormusunuz"
"biraz normalde asla yapmayacağım hareketler"
"ben mola verdiğinde sahneden indirmek istedim

******************************

"bana eşlik ettiğiniz için teşekkürler evet küçük bir mola bu arada dansa devam edebilirsiniz. sizide aşağı alalım"
"hayır ben burda devam edeceğim" elinden tutar ama naz "hayır dedim" geri doğru gider

selin sahneye çıkar "hadi naz gel gidelim"
"hayır ben burda kalcam rahat bırak beni"
selin: hadi ama naz ne oldu sana böyle
naz: olan yok ya bırak dedim eğlenmek istiyorum
nazı ikna edemeyen selin sahneden iner. naz müzik eşliğinde dansa devam eder.
artık iyice kendini kaybetmiş ayağındaki ayakkabıları salayarak aşağıya fırlatmıştı.
yakalayan bir delikanlı ayakkabısından şampanya içmiş oan sarkmak istemişti. sahneye çıkan tarık " o benimle aşağı in"
"ama ayakkabısını ben yakalıdım"
"sana in dedim " tarık görevlilere işaret etmiş görevliler delikanlıyı dışarıya çıkarmışlardı.
gece ilerleyince artık slow parçalara geçilmişti. naz tarık ile birlikte dans etmeye devam etmişti.selin tekrar sahneye çıkmış
"naz biz artık çıkıyoruz seni eve bırakalım"
"hayır ben devam edeceğim gitmiyorum" selin indiremeyince bırakıp gittiler.
program sonunda kimse kalmamıştı. naz hala sahnede "durmasın müzik ben dans edeceğim "
diye söyleniyordu. tarık görevliden " koyu bir kahve getir" naz kahveyi içmiş ama yinede kendine gelememişti.
tarık: sizi eve gönderelim adresinizi söyleseniz"
"bilmem ben kimim nerdeyim"
"bende bilmiyorum kim olduğunuzu siz söylerseniz öğreneceğim"
tarık açık havaya çıkarınca kendine gelir umuduyla sahile götürür. ama naz nafile kendine gelemez. telefonu çalar
"alo .... hayır ben naz değilim ....kim olduğumun önemi yok ... adresi veriseniz getiririm... tamam beklerim

**********************

ummu88
24-08-09, 12:49
5. bölüm

Vahi: ya eşimi 4 yıl önce kaybettim"
Belgin: zor olmuştur sizin için
Hulusi: başın sağ olsun vahim ya
Vahi: hep birlikte içimize kapandık evden çıkamadık. Ümit önce hiç bir şey olmamış gibi okula devam etti etkilenmedi sandım.
Nazın üzerine düştüm oysa okulu bitirmesine 1 yıl kalmıştı geçen yıl bitirmeye karar verdi annesini anısını canlandırmak istedi.
Şimdi neyse okumaya karar verdi açıldı. Ümit liseyi bitirince bu evin içine kapandı
Hulusi: üzülme naparsın kaderin önüne geçilmiyor
Vahi: öylede Hulusicim insanın içi öyle demiyor işte"
Belgin: allah size ömür versin başlarından eksik etmesin genç onlar atlatacaklardır
Vahi: biraz atlatmaya başladılar öyle olunca bende gelecekleri için kendimi toplamaya karar verdim. Bakalım inşallah yaparız bir şeyler sayende Hulusi
Hulusi:ayıp ettin vahi elbette sen benim için neler yaptın sözü bile olmaz haberim olsa burada olduğunda daha önce destek olmak isterdim
belgin: merak etmeyin vahi bey ben nazı gözetirim destek olurum okulda da filiz ile iyi arkadaş olacaklardır. Aynı okuldalar


"işte böyle suna hanım hanımla konuştum adresinizi aldım bizi evinizin dış kapısında karşıladı. Sizi teslim aldı. "
"orasını suna hanım anlatmıştı. Şey tam olarak nasıl oldu da meyve suyuma alkol karıştı anlamadım. Öğrenebileceğimiz biri var mı”?
"barmene sorarız isterseniz hafızası çok kuvvetlidir"
"eğer konuşabilirsem çok sevinirim"
"benim sahneye dönmem gerek istersen gönderirim adı mesut"
"teşekkürler"


Ümit: ya bizim kız gitti gelmedi abin sahneye çıktı
Filiz: merak etme belki o kuliste kalmıştır
"yok benim içim rahat etmedi gidip bakalım"
"istiyorsan bakarız"
"yok neyse birazdan gelir herhalde"


"iyi geceler beni emretmişsiniz"
"şey sadece bir kaç soru sormak istemiştim"
"yok Tarık abinin ricası benim için emirdir"
"iyi tanıyorsunuz sanırım"
"harika insandır çok iyiliğini gördüm kendisinin"
"o kadar yani"
"evet siz ne öğrenmek istemiştiniz"
"şey ben buraya arkadaşlarımla birlikte 1 ay önce gelmiştik. belki hatırlarsınız ben sahneye çıkmışım dans etmişim hatta kahve yapmışsınız"
"ya evet ne gündü ama"
"hatırlıyor musunuz"
"öyle bir gece nasıl unutulur abla yani"
"nasıl yani"
"e Tarık abiye az çektirmediniz de"
"pardon ne yaptım ki"
"şey sahneden inmek bilmediniz herkes gitti gitmem diye tutturdunuz ya sağlam adamdır öyle durumda başkası olsa .."
"bakıyorum çok güveniyorsunuz ne kadar tanıyorsunuz ki"
"çok iyi diyelim"
"şey neler olduğunu ne kadarını hatırlıyorsunuz"
"dün gibi hatırlıyorum arkadaşlarınızdan biri geldi

************************

Ceyda naz'ı devre dışı bırakmak için
Alkole olan dayanıksızlığını kullanmaya karar verir. barın tezgahına yaklaşır
mesut: buyrun ne vereyim
"önce bir meyve kokteyl ardından biraz sohbet edebilir miyiz"
"neden olmasın"
"bakın şimdi biz arkadaşımızın doğum gününü kutluyoruz ona küçük bir şaka yapmak istiyoruz masa 10 a giden meyve suyunun içine kanyak koymanızı istiyorum"
"ama özellikle dikkat etmemizi istediler sanırım alerjisi varmış"
"sorun değil biz yanındayız "
"kötü bir şey olursa mesuliyet kabul etmem"
"merak etmeyin riskli bir durum olsa arkadaşıma bunu yapar mıyım"
"siz bilirsiniz eğer bir şey olursa direk polise giderim ona göre"
"olmayacak sadece biraz eğleneceğiz o kadar"


******************************

"işte böyle "
"nasıl biriydi"
"hatırladığım kadarıyla kısa düz kumral saçları vardı “
"tamam tahmin ediyorum teşekkürler bilgi için"
"benim için zevkti. Tarık abini ricası benim içim emirdir"
“çok seviyorsun sanırım"
“çok özel biridir insan yanında çok rahat ediyor insanın derdini dinler sana fark ettirmeden çaresine bakar. Ancak şans eseri öğrenirsin"
“size de yapmış gibi”
“çookkk ben işimin başına döneyim “

............................................


Ümit: naz iyi misin
"iyiyim merak etme "
"gelmeyince korktum"
Filiz: abim insan yemez ümit bey
"ondan değil başına yine bir şey geldi sandım"
"abim varken o biraz zor "
Naz: gerçektende öyle
Ümit: hayırdır naz
"tamam ümit sonra anlatırım hadi geçelim"
Filiz: gördünüz mü ümit bey
"tamam filiz özür dilerim kusura bakma"
"tanımadığın için affediyorum"

Program bitmişti. Kalabalık dağılmış Tarık kulisten çıkmıştı dışarıda buluşmuşlardı

Naz: siz zahmet etmeseniz biz taksiye biner giderdik
Tarık: ben bunu duymamış olayım sizde söylememiş olun evden aldım eve bırakırım
Ümit el çırpar "seni çok tuttum Tarık kardeş aynen devam
naz: ümit kendine gel yüzsüzlük etme her zaman mı öyle yaparsınız
"bazı durumlar hariç "
"daha önce bıraktığınıza sayalım"

Görevli aracını getirmişti anahtarı aldı
"o ayrı bir durumdu zor durumda olan birine yardım ettim.Kapıyı açtı eliyle işaret ederek “lütfen şimdi biner misiniz”?

Arabanın arkasına ümit ile birlikte oturdu filiz ön koltuğa

Ümit: hiç yarışlara katıldınız mı?
Tarık: yooo
Ümit: sürüş tarzın biraz korsan lakaplı bir yarışçı var ona benziyor da
Tarık: nerde yarışıyor ki ne yarışı
Ümit: ralli yarışlarını duymadım demeyin
Filiz: a bizim ülkede de yapılıyor muymuş o yarışlardan
Ümit: oho siz nerde yaşıyorsunuz ralli yarışları kemerde yapıldı bu yıl formulayı duymadım deyin şurda düşüp bayılayım
Tarık: F1 bilinmez mi onları kaçırmam birçok kişinin favorisi ferraridir ama artık eskisi gibi değil ben takımdan daha ziyade süren kişilere takılırım
ümit: vay iyi takipçisiniz anlaşıldı. şimdi en çok hangisini beğeniyorsun
"hamilton"
"agresif sürücüleri seviyoruz anlaşılan"
"yoo jübilesini yapmadan önce schumacherdi favorim
"vay o pistlerdeyken çok iyiydi ama bir ara ferrari motoru değiştirdiğinde sorunlar yaşamıştı "
"artık yaşı da ilerlemişti normal alonso ve hamilton gençliklerini avantajını kullandılar"
"o zamanlar hamilton çaylak olmasına rağmen en performans göstermişti
Filiz: ay şu yarış sohbetini kesebilir miyiz?
Ümit: bana uyar
Tarık: naz hanım daldınız
Naz: yoruldum gürültülü yerlere alışık olmayınca
Tarık: iyi susalım

Kalan sürede sessizlik içinde devam etti. yol boyunca Tarık dikiz aynasında nazı inceledi.
Zaman zaman gözleri birleşti naz hemen gözlerini kaçırdı. Sessizlik içinde özkul malikânesine gelindi.

Naz: iyi geceler getirdiğiniz için teşekkürler
Tarık gülümsedi "size de iyi geceler benim için zevkti
Ümit: benim içinde en kısa sürede tekrar edelim biz bu geceyi yoğun trafikten kendimi veremedim
Tarık: neden olmasın elbette her zaman beklerim
Filiz: iyi geceler tanıştığıma memnun oldum naz umarım sık sık görüşürüz
Naz: bende filiz inşallah mecburen
Filiz: zoraki olacaksa istemem merak etme
Naz: yok yani bundan sonra babam Hulusi amca sayesinde zaten sık sık bir araya geleceğiz demek istedim başka türlü nasıl olacak
Filiz: aynı üniversitedeyiz bölümlerimiz farklı olsa bile
Naz: ya benim tamamen gitti aklımdan iyi geceler
Naz hemen merdivenleri çıkmaya başladı.

Ümit: ya isterseniz gelin içerde devam edelim sohbete nasıl olsa az kaldı sabaha
Filiz: iyi olurdu ama sabah okul var iyi geceler
Tarık Naz hemen gitmesine bozulmuştu “ hadi filiz bin arabaya iyi geceler

Arabada

filiz: abi neydi haliniz nazla yalancı sevgili gerçek mi oluyor yoksa
Tarık: yok öyle bir şey benim lugatım da aşk diye bir şey olamaz işim hiç olmaz
Filiz: kızlarla yaşadıkların ne oluyor
Tarık: güzel zaman geçirme canım
"yazık kızlara birde içine düşüyorlar san yaranmak için
"yapmasınlar onlara yapın diyen mi var kendi olmayan birine saygı duymamı bekleme"
"naz farklı birine benziyor sanki neden kayboldunuz ümit bir ara gelmek bile istedi sen sahneye çıkınca vazgeçti"
"böyle bu geceye benzer bir dansımız olmuştu ama biraz farklıydı hatırlamadığından hatırlattım diyelim"
"e nasıl bir danstı "
"oldukça cüretkârdı diyelim"
"vay sonra o dans nerelere gitti"
"filizzzzzz saçmalama sarhoş birinden yararlanacak birine benziyor abin"
"yok abi o kadar kötümüydü"
"dinlemedin mi beni hatırlamıyordu hatırlattık dedik ya"
"ama hiç içmedi bugün"
"alkol bünyesinde garip bir etki yapıyormuş yaptığı hiç bir şeyi hatırlamıyormuş"
"a biliyor musun böyle bir film izlemiştim adam evlilikten korktuğu için sevgilisinden ayrılıyor kız evlenelim dedi diye kızdan kaçıyor sonra kız başka biriyle evlenecekken kızın bu zaafından yararlanıyor çikolatasına alkol şırıngalıyor hediye olarak gönderiyor düğün gününde tabi kadın hayır diyor ardından adamla kaçıyordu"
Tarık hafi gülümser "yapma ya"
"hoşuna gitti bakıyorum ileride işime yarar belki mi diyorsun"
"of filiz cıvıtma"
"tamam cıvıtmadım"

biraz sonra filiz kendi kendisine şarkı mırıldanmaya başlar " aşk kokusu var havada aşk kokusu var"
"filizzzzzzzzzzzzzz"
"şarkı söylüyorum abicim hani var ya "
"biliyorum o şarkıyı "
"işte birden nerden aklıma geldiyse onu söylemek geldi içimden"
"söyleme"
"keyfimin kahyası mısın söylerim"
“filiz kafamı bozma”
“ay neden bozuluyorsun tamam anladık senin aşkla işin olmaz aşk kim sen kim “

.................................




6. bölüm

Naz odasına doğru gidiyordu. Koridorda ümit koşarak yetişti
Ümit: naz sen ne yapıyorsun ya”
“odama gidiyorum ne yapıyora benziyorum”
“onu demiyorum biraz önce kovmaktan beter ettin ya “
“iyi geceler dedim çıktım napacaktım ümit”
“ne güzel içeriye davet etmiştim salonda devam edecektik “
“şaşırdın sen gecenin bu saatinde “
“ne varmış saatte”
Naz kolundaki saate bakar” gecenin 2si kardeşim”
“bu fırsatı bir daha elime geçiremeyebilirdim sayende uçtu gitti
“hı ne fırsatıymış o”
“filiz ile yakınlaşma fırsatıydı çok güzel kız ama değil mi”
“hı sen onu diyorsun ondan ağabeyle yakınlaşma manevraları yaptın”
“evet kızım ya bir daha ne zaman göreceğim kim bilir”
“merak etme bulursun yolunu iyi geceler”

Vahi sese odasından çıkar” geldiniz mi”
Ümit: yok kolanlandık şu anda gördüklerin hayallerimiz biz daha gece kulübündeyiz
Vahi: hıı
Naz: of Ümit geldik babacım uyandırdık mı seni özür dileriz
Vahi: uyumuyordum kitap okumaya dalmışım siz gelmeden uyuyabilir miyim ben benim güzel kızım ( vahi kızına sarıldı öptü)
Naz: tamam babacım geç kaldık ama ancak bitti iyi geceler
Vahi: yok kızım olsun sana da iyi geceler
Ümit: iyi geceler baba
“sana da oğlum “

Naz odasına geçtiğinde öğrendiklerini yeniden canlandırmaya çalıştı ama hatırladığı sahneye çıkıp dans sahnesine kadar olanları hatırlıyor ama daha fazlasını canlandıramadı sadece bilgi olarak kaldı “of Ceyda karşıma çıkma çıkarsan naparım bende bilmiyorum ama önce o saçlarını yolacağım kesin “

Naz mor renkli üzerinde kelebek desenleri olan geceliğini giydi yatağına uzandı. Üzerine saten yeşil pikesini çekti ayaklarını salarken “e garson başkası olsa derken ne demek istedi. “ birden yatağında doğruldu .
“E beni sabah 6 da teslim etmiş suna hanıma program 1de bitti hadi kahve içirdi sahneden indirmeye çalıştı sahilde dolaştırdı. Taş çatlasın 1 saat bilemedin 2 saat olsun oldu saat 3 e geri kalan 3 saat ne oldu en önemlisi nerdeydik ne yaptık yoksa olabilir mi bir an gözünde Tarığın kendisini bir yere götürmüş ve birlikte olmuş olabileceklerini gözünde canlanır sonra başını iki yana sallar “saçmalama naz olmamıştır. Öyle bir şey olsa adam seni ilk gördüğünde hatırlardı. hatırlanmadığına göre olmamıştır hem öyle birine benzemiyor yat uyu naz düşünme kafayı yemeden yat uyu “
Yatağına uzandı yastığına sarıldı. Biraz sonra bu düşüncelerle uykuya daldı.

……………………

Tarık ile birlikte sahilde yürüyorlardı. Naz Tarığa yaslanmıştı. Yıldızlar parlıyordu gökyüzünde ay o akşam başka parlıyordu. Naz’ın telefonu çalar. Naz çantasına baakr öyle kolundaki
Tarık: açmayacak mısın
Naz: neyi
“telefonunu”
“o ne”
“hani açında ses gelir. Konuşursun ya böyle (elindeki telefonu gösterir)
“o mu ama o kutuya benziyor”
Telefon ısrarla çalmaya devam ediyordu
Tarık: açmayınca meraklandılar anlaşılan aç
“açmam bana açmıyorum işte merak etsinler “
Tarık Naz’ın elinden alır karıştırır. Bavul gibi kocaman çantanın içinde bulmakta biraz zorlanır. Telefon hala susmamıştır
Naz: aaa sustur şunu kafam şişti
“bulsam susturacağım ama “
Sonunda Tarık bulur “ efendim … tama yanımda … açılsın getireceğim

Naz: kim
“bilmem bir kadındı”
“kim o kadın sen beni aldatıyor musun”
Tarık şaşkın bakar “o senin telefonundu seni merak etmişler”
“etmesinler”
“tamam etmesinler”
“karşımda neden sallanıyorsun raht dur başım döndü”
“oturalım”
Birlikte yan yana kumlara otururlar. Naz başını Tarığın omzuna koyar başını birbirlerine bakarlar aynı anda naz kendine ışıltıyla bakan sürmeli ela gözlerde kaybolur ona doğru çekildiğini hisseder. Birbirlerine yaklaşmışlar nefesleri birbirini yüzlerine değiyordu naz daha fazla dayanamaz ve uzanır Tarığı öpmeye başlar. Yumuşacıktır dudakları tadına doyamıyordur. Birlikte kumlara uzanırlar.
Naz “ay “ yataktan fırlar. Yatağındadır ve yastığına sıkıca sarılmış durumdadır. Bir an ne olduğunu anlayamaz “hı bu neydi şimdi kâbus kâbus iyide ben şimdi olmuş bir şeyin kâbusunu mu gördüm yoksa olma ihtimali olan bir şeyi m, yoksa olmasını istediğim şeyi mi gördüm naz kendine genle olmasını istemek saçmalama tanımadığın bir adam o nasıl biri olduğunu tanımıyorsun garsonun söylediklerinin ne kadarı doğru beklide o söyletti iyi de neden söyletsin ki tabi seni etkilemek için iyide seni neden etkilemek istesin ki kendini beğenmiş ukalanın biri gündüz öyle olabilir ama gece hiçte öyle değildi çok anlayışlıydı of ya naz uyu düşünme yoksa kafayı yiyeceksin yat uyu uyu diyorum sana “
Yastığına koyar başını ama nafile ne kadar uğraşırsa olmuyordu. Gözlerini yumunca hemen kumlardaki halleri geliyordu. Uyuyamayacağını anlayınca naz çellosunu aldı pufuna oturdu. Rahatlamak düşünmemek için çalmaya başladı ama bir türlü doğru notalara basamıyordu kendini veremiyordu. Öfke ile elindeki apreyi fırlattı.” Sıkıntılarımı unutamayacaksam ne işe yarıyorsun”
Sese uyanan vahi kapıyı açınca apre kapıya çarpıp ayaklarının önüne düştü. Vahi eline aldı apreyi” kızım ne oldu “
“yok bişey baba”
“iyide gecenin bu saatinde neden çalıyorsun sen genelde üzgün olduğunda çalarsın ne oldu söyle benim güzel kızım”
“yok baba üzgün değilim keyfimden çalıyordum”
“ondan mı attın bunu”
“elimden kaydı baba “
“naz canını sıkan ne”
“yok baba özür dilerim uyandırdığım için bir parça vardı da çalamadım ona takıldım”
“üzme tatlı canını kızım olmadı ders alırsın daha ne oldu başlayalı zamanla olur hadi yat uyu”
“uyuyabilsem”
“masal anlatayım mı ister misin”
“büyüdüm artık baba küçük bir kızı değilim”
“sen benim hala küçük prensesimsin iyi uykular ( kızına sarılır öper. Yatağa yatırı pikesini öper. Odadan çıkar)

Naz yatağında sürekli bir yandan bir yana döner durur” bu işi fazla uzatmadan o sürede neler oldu mutlaka öğrenmelisin yoksa sana uyku haram olur naz ona göre yarın ilk iş tamam mı e nerden bulacağım yarın okula gelir. “ biraz daha dolandıktan sonra rahtsız bir uykuya dalar.


…………………………..

Bardan sarhoş çıkmış sallanarak yolda yürüyordu naz sesiz bir sokakta kendine taksi ararken sesiz bir sokağa girmiştir arkadan onu takiğ eden ayak seslerini duyar panikle koşmaya başlar. Arkadan biri kolunu yakalr dönüp baktığında “” bora”
“evet canım benim “ sarılıp öpmeye başlar. Naz onu itekler “ne oluyor ya sen ne yaptığını sanıyorsun”
“sahnede benim için dans etmedin mi bende çok etkilendim şimdi karşılığını veriyorum”
“ben san etmedim ben sadece dans ettim”
“bana nedense sadece dans gibi gelmedi. Sanki beni etkilemek istedin”
Bora tekrar saldırmıştı naz ne yaptıysa onu üzerinden geri itemiyordu.
Arkadan “bırak kızı” diye bir ses duyulur ve aynı anda boranın üzerinden gittiğini anlar.
Naz: tarıııkk
Bora yediği yumrukla yere serilmiş burnundan kanlar akıyordu
Tarık: adı mı nerden biliyorsun
“barda tempo tutuyorlardı ondan
“ben olduğumu nerden anladın
“bilmem”
Konuşurlarken yerden bora kalktı bu ara yanına iki adam daha geldi. Adamlar arkadan tarığa yaklaşıyorlardı naz arkadan gelenleri gördü “Tarıııkk dikkat ar .… “
naz sözünü bitirmeden adamlar Tarığının omzuna dokundular Tarık pozisyonunu bile bozmadan arkaya doğru yumruklarını savurdu adamlar yere yuvarlandı. Tarık döndü boraya ”anlaşılan ders almıyorsun “diyerek ikinci yumruğu indirdi üç adamda yere serildiler.naz sevinçle Tarığın boynuna sarıldı “harikasın”

Naz yataktan fırladı. “of ya yine mi yok bugün san uyku yok naz “

………………………………………………..

ummu88
24-08-09, 12:52
7. bölüm

Naz okulda sürekli etrafını izleyerek sınıfına gitti. Boş bulduğu ilk sandalyeye oturdu. Yanına dayanmış çelloyu bile görmedi. “acaba bugün dersi var mı yok öğrenmeden bana rahat yok ya of ya “
.. çelloyu görmediniz sanırım
Naz: hı pardon boş sandım
.. boş sandınız pardon da koca çelloyu nasıl görmediniz
Naz: görmemişim pardon isterseniz kalkayım
.. Önemli değil
Naz: önemli değil de ne söyleniyorsunuz
… önemli değildi ama lütfen kalkar mısınız
Naz: nedenmiş o
.. çünkü burası benim yerim
Naz: tapusunu gösterin
Sınıfa giren öğretim görevlisi bir süredir onları izlemektedir “pardon hanımlar ne zaman bitecek bu yer tartışmanız acaba”
Naz: bitti hocam
.. hoca camide
Naz şaşkın bakakaldı. Yanında tartıştığı kız yanında boş olan yere oturdu.

.. Derse geçebiliriz sanırım evet ben müzik formları dersine gireceğim. Dr. Ercan mert adımla ya da unvanımla hitap edilmesini isterim ikisini de söyleyemeyen öğretmenin diyecek en sinir olduğum hocam diye hitap edilmesidir.
Naz yanında biraz önce atıştığı kıza dönerek “ yandık “

Okula gelen Tarık direk tekin hocanın odasına gider
“selam hocam nasılsınız”
“gel Tarık iyiyim nasıl buldun mu”
“buldum onu konuşmak için uğradım biraz sabahtan zamanım vardı. Şimdi istediğiniz firmada yapabilirim stajımı izin çıktı babamdan önerdiğiniz bir yer olabilir gider görüşürüm”
“bulmadın mı”
“yok hocam şimdi gidip bulacağım yok babanın tanıdığıdır diye yine kabul etmeyeceksiniz nedir babamla alıp veremediğiniz anlamdım tanışıyor muşsunuz da”
“baban mı söyledi”
“yok Münir amca”
“iyi adamdır yalnız babanın yörüngesinden çıkamaz”
“ne diyorsunuz önerdiğiniz bir yer var mı”
“var “
“neresi”
“burası”
“burası derken”
“yanımda çalışacaksın asistanım olarak”
“ama hocam her gün burada olamam. Sabahtan bankadayım akşamüzeri derste sadece staj günü izinli olacağım yapmayın”
“asistanım derken bir kitap yazıyorum onu bilgisayara aktaracak üzerinde fikirlerini söyleyecek ve tartışacağız”
“yapmayın hocam ben ve yazı yazmak “
“olacak merak etme farklı bakış açın var bankada babanla nasıl başarıyorsun”
“ilgilendiğimiz alanlar farklı baştan anlaştık karışmıyor”
“hayret nasıl kabul etti. İnatçı keçi”
“anlatsanıza hocan nedir aranızda ki bu husumet”
“husumet değil de rekabet diyelim biz aslında babanla aynı evde 4 yıl kaldık “
“neeeeeee”
“ya bakma şimdi keçi küstü konuşmuyor senin staj için aradığında anladı benim olduğunu birazda ondan inat etti arada sen kaldın ya sen nasıl karşı gelmezsin babana kalıbının adamı değilsin”
“ama hocam şimdi bizim evde ne kadar şımartılsak da büyüğün sözü geçerdi öyle alıştık kırmak da istemedim”
“ama keçi kendisi bırakıp geldi babasıyla uzun süre konuşmadı bu yüzden kendine gelince oh karşı çıksın keyfine göre hareket ama sana gelince yok efendim benden sonra benim yerimi alacak diye tuttursun”
“bak sen öyle mi hiç söylemedi”
“söyler mi aynını sende yaparsın”
“ben dedemle annem yüzünde kırıldılar sanıyordum. Neyse şimdi dönelim işimize zamanım yok daha sonra yine sohbet ederiz hocam hatta bir ara yemek bile yiyebiliriz. Hatta eski dostları barıştırırız”
“dediğim gibi işine gelirse notlarımı aktaracaksın sen bulursun yolunu çok değil kısa notlar “
“deneyelim bu yıl bitmeli ama bir günde nasıl olacak”
“sen şunu iki güne çıkar pazartesi Çarşamba uygun mu”
“nasıl olsa sürekli bankadasın biraz uzaklaş ya daha okul bitmeden soktu seni cendereye “
“tamam ben kaçayım ancak yetişirim görüşürüz hocam”

Ders bitiminde kıza döndü “ders başlarken tavrımdan dolayı özür dilerim kafam bir şeye takılmıştı da ben naz”
“ben Ayşe “
“tanıştığımıza memnun oldum “
“bende istersen çıkalım sınıfta durmayı sevmem “
“sen çık ben birine bakacaktım izninle”

Naz dışarıya çıktı ekonomi bölümüne doğru yürüdü. Tarığın odanın birinde çıktığını gördü. Tarık odadan çıkmış kapıdan karşısındakine bir şeyler söylüyordu. gülümsüyor ve el kaldırıyordu. Tarık döndüğü anda saçları savruldu naz öylece onu izlemeye dalmıştı. Hızla uzaklaştığını gören naz hemen arkasından koştu “tarıııkkk “
Tarık adını duyunca döndü” selam naz nasılsın”
“iyiyim teşekkürler vaktin var mı kafam takılan bazı şeyler var “
“sor ama yetişmem gereken bir toplantı var geç bile kaldım uzun değilse”
“şey o gün program kaçta bitti. “
“dünkü gibi neden sordun”
“şey boşlukları bir türlü dolduramıyorum da “
“hala mı”?
“şey sabah 6 da gelmişiz o arada neler oldu tam olarak”
“inan senin istemediğim hiçbir şey olmadı gitmem gerek bir ara anlatırım takıldığın yerleri görüşürüz”

Naz öylece gidişine baktı ” e bu ne demek istedi. İstemediğin derken iyide ben neden hatırlayamıyorum. Of ya “

Ayşe: naz ne dikiliyorsun hadi ders başlıyor
Naz: geldim

Tarık ekibiyle birlikte sohbet ederek kahkahalar atarak okulun kafesine girer. Tarık etrafı şöyle bir gezer ilerinde masada naz’ı görür. Başıyla selam verir. Nazda gülümseyerek karşılık verir. Tarık yanındakiler döner “siz afişleri asın ben tanıdık birini gördüm
Pelin:tamam kaptan
Hakan: sen işine bak”
Pınar: tanımadığın var mı diye sormak lazım önce
Tarık: çok şu kafedekilerin en az yarısını tanımıyorum sizde beni uçurmayın
Pelin: sen uçmaya hak ediyorsun kaptan

Tarık nazların masasına doğru geliyordu.
Ceren: tanrım hanginiz tanıyorsunuz
Ayşe: kimi
Ceren: geleni Tarık Tekelioğlu okulun gözde yakışıklısı
Ayşe: daha önce hiç görmedim ben tanımıyorum
Naz: ben tanıyorum
Ceren naza biraz daha yaklaşarak “beni de tanıştırıyorsun. Ne zamandır tanışmak istiyordum ama bir türlü fırsatım olmadı
Naz: tamam masaya gelince tanışırsınız

Tarık masaya geldi “merhaba naz
“merhaba”
“ne haber”
“iyilik”
“masanıza davet etmeyecek misin”
Ceren: a buyurun etmez olur muyuz çok mutlu oluruz
Tarık sandalyeyi çeker oturur “ee napıyorsunuz”
Naz: arkadaşlarla çay içiyorduk gördüğün gibi
“hımm bana da ısmarlarsın artık bir çay”
Naz: tabi neden olmasın
Tarık: kızlar anlaşılan naz’ın bizi tanıştıracağı yok ben Tarık
Ceren: biliyorum. Ben ceren ( hemen elini uzatır) sizinle tanışmaktan çok mutluyum
Tarık gülümser “bende memnun oldum ceren”
Ayşe: bende yeni öğrendim. Bende Ayşe
Ceren: sanırım tanışma partisini afişlerini asıyordunuz
Tarık: hı evet daha önceden biliyorsunuz yeni başlamadınız sanırım
Ceren: yok geçen yıl başladım bilgisayar bölümü
Tarık: Ayşe sen
“ben çello “
“o naz ile aynı bölümdesiniz”
“öyle”
“partimize gelmenizi çok isterim”
Ayşe: bilmem ne zaman gelmek isterimde yurt kuralları
Tarık: merak etmeyin tüm yurtlarla gerekli görüşmeler yapılır ve partiye gelenler o gün giriş saati bildirilir sorun olmaz
Ceren: yine aynı şeyler mi olacak
Tarık: yaklaşık olarak format aynı biraz içerik değişiyor

Garson elinde tepside çay ve tost getirir ” hoş geldiniz Tarık bey bunlar melisa hanımdan size”
“hayrola Ahmet sen bana gönderilenleri kabul etmediğimi öğrenemedin sanırım “
“biliyorum da çok ısrar etti. Götür kabul etmezse onun kabalığıdır dedi”
“ben kaba olmaya razıyım teşekkür ettiğimi ama bu tür hediyeler kabul etmediğimi bildir kendisine “
“peki efendim”
“bana ordan her zamankinden gönder”
“bunlarda sizin istediklerinizden ama”
“olsun sen onu melisa hanıma götür yeniden hazırla gel”
Garson oflayarak uzaklaşır

Naz: neden kabul etmediniz
Tarık: bu tür şeyleri kabul edersem yandım herhalde kapıdan sığmam o zaman
Ceren: sadece ondan mı diyete hiç ihtiyacınız yok da hele sizin gibi bir sporcu için
“sadece ondan değil ceren yoksa kurtulamam “
Ceren: yine herkes otobüslerle gidecek
“evet çevreyi koruma küresel ısınmaya dikkat çekmek istiyoruz “
Ayşe: toplantını teması mı var
“evet tanışmada küresel ısınmaya doğaya saygıya yer veririz. Bahar şenliklerinde okulumuz adına ağaç dikeriz arada diğer etkinliklerde olur ama her yapılan gezi eğlencenin bir teması olur mutlaka”

Pelin: e kaptan burası bitti
Tarık: tamam pelin tanıştırayım naz Ayşe senin çömezlerinden naz aile dostumuzun kızı
Pelin: tanıştığımıza memnun oldum
Naz: bende sizden çok şey öğreneceğiz inşallah dün müzik tarihi hocası ile az daha papaz oluyordum
“a olmadı gıyabında hoca dediğini duyarsa asla mezun olamazsın çok tiptir”
“ay aynen çok gıcık”
Tarık: ne o daha ilk başta böyle gıcık der kızarsan yanarsın ben 2 yıldır tekin hocaya dosya beğendiremiyorum
Pelin: işine geliyor da ondan




8. bölüm

Hakan: kaptan gitmiyor muyuz daha diğer bölümlerde var dolaşacağımız

Tarık: tamam hakan kızlar görüşürüz

Sandalyesinden kalktı.
Naz: gidiyor musun?

Ellerini yana açarak “işler çok yoğun gitmem gerek çay için teşekkürler”

Kapıdan çıkmak üzereyken naz peşinden koştu “Tarıık “

“efendim”

“şey hani sorduğum soru vardı ya”

"hı "

"onu konuşacaktık hani bugün olmasını çok isterdim"

“şu anda vaktim yok ayarlama gereken birçok organizasyon var afişlere yazdıklarımızın eksiksiz olması için daha bitmeyenler var “

“ne zaman vaktin olur acaba hiç rahat değilim”

“neden”

“öğrenmeden bana rahat yok kâbuslar görüyorum”

“en kısa sürede o kâbuslardan kurtarayım seni yarın akşam”

“bugün vaktin olmaz mı”

"bugün mümkün değil ama akşama kadar sabredersen olabilir "

"akşam "

"hı bize geliyorsunuz ya"

"öyle mi"

,"hı yemeğe gelecekmişsiniz o zaman konuşuruz"

"çaresiz bekleyeceğiz "

"öyle olacak hoşça kal"


pelin: hayrola kaptan yeni gözden mi"

"yok pelin olur mu bi mesele varda aramızda onu konuşacaktık"

"hıı bende yedim"

"of pelin yürü"

Yemekler yenmiş gençler bahçede oturup sohbete dalmışlardı. Nazın içi içini yiyordu yalnız kalmak ve olanları konuşmak istiyordu. Ama ümit bir türlü susmuyor sordukça soruyordu.

Ümit: e Tarık bu kadar revaçta olmak için neler yapıyorsun ya oturduğumuzdan beri susmadı telefonun ya

Filiz: onun için çok yönlü olman gerek abim gibi marifetli olmalısın

ümit: mesela neler sesim yok bir alet de çalamam başka",

"bak öncelikle çok iyi yüzücü olacaksın daldın mı şöyle 4 dakika falan suyun altında kalacaksın ki kızlar merakta kalsın

Tarık: abartma filiz

"a abi dakika tutuk da 4 dakikaya çıkardın ya "

"of bırakın şu sohbeti e naz sen hiç konuşmuyorsun "

"dinliyorum "

Ümit: e filiz başka

"çok iyi tenis, yelken ve buna benzer daha birçok revaçta olan spor dallarını yapacaksın eh birde abim kadar yakışıklı olmalısın yani ümit sen unut bence

"keşke hiç birini yapamasaydım revaçta da olmasaydım kolay mı geldim bu durumlara"

"ağlama abi annemin ailenin gözdesi olmasaydın"

Naz: ne o hiç memnun değilsin ne zorluk çektin ki

"daha 3 yaşımda piyanonun başına oturttu annem arkadan yüzme jimnastik hayda biraz büyüdük yok efendim zekân gelişsinmiş iyi kullanacakmışım satranç yok tenis yok basket kursları çocukluğumu yaşayamadım şimdi yaşadığımı söyleye bilirim "

Ümit: e filiz sen gitmedin mi bu kurslara

filiz: gitmez olur muyum bende abimle aynı yaşta başladım kurslara ama bende abimin kulağı olmayınca piyanoyu başaramadım parçaladım baleyi halledemedim kıyafetlerini kestim

Tarık: sonra doktor doktor gezdik doktor çocuğun omuzlarına kaldırabileceğinizden fazla yük bindirmişsiniz dedi

filiz: böylece annem benimle uğraşmaktan vazgeçti

"tüm ilgisi benim üzerime yüklendi "

naz: a çok sıkılmışsındır sen ne yaptın

Tarık: hiç bir şey

filiz: abim yenilgiyi kabul edemez e abicim sende benim gibi bunalım takılsan annem senide bırakırdı

Tarık: ben senin gibi güçsüz biri değilim

ümit: a desene sende naz gibi yenilgiyi kabul edemeyenlerdensin inat etti sonunda babamı ikna etti girdi konservatuara

naz: yok ben güçlü olduğumu söyleyemem bahçeniz çok güzelmiş dolaşalım mı

filiz: yok ben burda iyiyim abi sen gezdir istersen

ümit: bende iyiyim böyle çok yoruldum bugün

filiz: naptın

naz: çok araba kullandı ondan yorulmuştur

filiz: ne arabası hayrola yarışlara mı katılıyorsun

naz: odasından bile çıkmadan yarışıyor benim kardeşim

ümit: öf naz söylenme hadi siz gitseniz ya gezmeye

Tarık yüzünde gülümseme ile "buyrun naz hanım gidelim"

"iyi gidelim"

Birlikte biraz uzaklaştıktan sonra
naz: anlat neler oldu

Tarık şaşkın " efendim nasıl soruş bu sanki suçlu benmişim gibi"

"pardon ben çok gerginim de lütfen anlatır mısın "

"belli ne zaman ne bulacaksın yalnız kalmak için diye merakla bekliyordum. yine çok bekledin"

"susmadı bir türlü ümit zevzeği hadi anlatır mısın lütfen"

"dediğim gibi senin istemediğin hiç bir şey olmadı"

"işte ben ne istedim onu anlatır mısın "

"şimdi sahile indik "

"orasını geç sonra suna hanım aramış sonra ne oldu"

"ben suna hanımla telefonla konuşuyordum döndüm yoksun"

"neee e nereye gitmişim"

"işte denize gireceğim diye tutturmuştun "

" eee "

"işte seslendim cevap yok sahil boyu aradım yok neyse aklıma geldi telefonun ışığı ile denize baktım denizde yüzüyorsun her şeyini kenara çıkarmışsın"

"neeeeeeeeeeeeee"

"işte denizden çıkarmam epey zaman aldı ben seni sürüklüyorum çık diye daha yarı yola gelmeden elimden kurtuluyorsun geri denize mecburen bende daldım çıkardım seni kucakladığım gibi"

"kucakladığım gibi yani ben çıplakken"

"hı hı "

Naz yumrukları indirmeye başladı Tarığa bir yandan da “sen ne kadar ukalasın sen beni nasıl öyle “

Tarık: ya dur ne vuruyorsun napacaktım öyle seni denizin ortasında bıraksam daha mı iyyidi. kızacağını bilsem bırakırdım"

"kıyafetlerimi giydirebilirdim"

"denizin ortasında nasıl olacaktı acaba “

“dışarıda”

“giydirdim tabiî ki seni suna hanıma çıplak teslim etmedim öylesine gözüm kaydı sonra inan bakmadım "

"gerçekten mi"

"evet ben sapık değilim sarhoş kendini bilmeyen birine bakacak kadar alçalmadım daha çevremde kendini sergilemek için o kadar istekli varken"

"iyi teşekkürler bende sandım ki",

"ne sandın "

"yok bişey sanmadım peki bu kadar birlikte olduk sen o zaman ilk karşılaştığımızda tanıdın beni "

"yooo tanımadım"

"o tabi çevrende o kadar kız olunca tanımaman normal"

"yok kafam o ara başka bişeye takılmıştı "

"neye"

"sizinle gelen bora var ya

"başıma onların gelmesine sebep olan serseri yalancı kazonava"

"hı iyi tanıyorsunuz anlaşılan"

"iyi tanımadığım ortaya çıktı selin tanıştırmıştı aile dostları bana sevgi sözcükleri dizerken çok ciddi olduğunu ilerisi için çok ciddi olduğunu söylerken ben bunu kızıl saçlı biriyle gördüm meğer aynı anda onu da idare ediyormuş "

"o kızıl saçlı kimdi biliyor musun”

"kim",

“kardeşim işte ben bunu öğrendim okulun önünde güzel bir benzettim bulunduğum ortama gelme bu kadarla kurtulamazsın dedim ama gözüme sokar gibi çıktığım bara geldi. Sen olmasan iyi benzetecektim. Yani sıkıntıdan yüzüne bakmak bile aklıma gelmedi "

"ama vücuduma bakmak aklına gelmiş"

"cidden gözüm kaydı ışıkta öyle bir parlıyordu ki bir an inan bak "

"iyi canım teşekkürler içimi rahatlattın gidelim mi"

"sen bilirsin"

Tekelioğlu evini zili çalar.
Belgin: kızım bakıver

“bakıyorum efendim”

Kapıyı açar ”Belkıs hanım”

“evet ben çekil önümden ayol ay kapattı belgin “

Hulusi: of ya geldi yine başımın belası

Belgin: Hulusi

Ayağa kalkar “Belkıscım”

“Belgincim”

İki arkadaş birbirlerine sarılır.
Belkıs: ay misafiriniz mi vardı çok özür dilerim haber verip gelmeliydim”

“yabancı değil hulusinin askerlik arkadaşı”

“ay onun kadar hödük mü”

“Belkıs tanıştırayım vahi bey”

“hoş geldiniz hanım efendim “

“hoş bulduk” vahiye elini uzatır vahi elini öper

“mersi ay çok kibarmış”

Belgin: hadi oturalım

“iyi bakalım çocuklar”

“bahçede”

Belgin: hayrola hangi rüzgar attı bu defa”

“sıkıldım kesin dönüş yaptım”

Hulusi: neeeeeeeeeee

Belkıs:a bakıyorum çok sevindin Hulusiciğim”

“ya çook sevimdim napacaksın burada”

“bulurum bir şeyler sen merak etme başına ekşimem”

Belgin: olur mu Belkısçım ne ekşimesi başımızın üstünde yerin var

“ay ben karayip korsanımı göreceğim Size takılmaktan sıkıldım siz oturun birazda
gençlerle takılayım”

“Tarıkkkk “

Tarık: bu ses

Filiz ile birlikte “Belkıs teyze”

Tarık kolalarını yana açarak Belkıs karşıladı “ooo hoş geldin güzellik”

“hadi ordan nerde kaldı o güzellik “

“a Belkıs teyze sen her zaman güzelsin”

“bunlar kim”

Tarık: naz ve ümit vahi beyin çocukları herhalde önce içeriye uğramışsındır

“merhaba çocuklar”

Naz: hoş geldiniz

“ay Tarık çok güzel kız yeni arkadaşın mı”

“Belkıs teyze söyledim ya yeni tanıştık”

“var mı”

“ne var mı”

“yeni birileri yoksa hala o soğuk nevale ışıl lamısın”

“o biteli çok oldu”

Filiz: onun üzerine iki tane daha eskitti lolipopum”

“ay lolipop diyen dillerini sevsinler çillim benim gel bakalım buraya”

“ben alıştım artık önce abime atlamana onu gören beni hemen unutuyor zaten”

Tarık: Kıskanma kızıl cadı

Ümit ile naz gelen kişiyle selamlaşmalarına bakar kalırlar.

Ümit naz’a eğilerek” bizde bir tane yok şöyle sarılan millette iki tane”

Naz:ne saçmalıyorsun sen ümit

”diyorum ki bakar mısın aralarındaki sıcaklığa “

“e teyzeleri işte bizimde teyzemiz olsa olurdu ama yok bir hala var kayseri den gelmiyor”

Tarık: geçelim
Belkıs: olur karayip korsanım ah ah ne özledim sizleri

Filiz: e gittin mi yılda ancak geliyorsun lolipopum bizde çok özledik seni

Tarık: ah dönsen buralarda kalsan ne güzel olur aslında ne var anlamadım gitti

Belkıs: siz istersinizde ben gelmez miyim geldim gitti bile

Filiz: atma

Tarık: kandırma

Belkıs: yooo kandırmıyorum artık bende sıkıldım dolaş dolaş yoruldum dönüyorum

Tarık: harika e napacaksın bizim okula hoca olarak gelebilirsin örneği

Filiz: hayır asla olamaz

Tarık: nedenmiş seninde

Filiz: bu haksızlık ama senin bölüme gelmez lolipopum

Tarık: ama sizin bölümde onun gireceği dersler yok hayatım ama

Filiz: ay şuna bak kendi mezun odluda benim bölümmüş senin ki ne oluyor

Tarık: doğru ama hallettim ben onu tamadır bu yıl bitiyor orası ama Belkıs teyzem bölüme gelirse benim bölüm bitmez

Belkıs: hiç fikrimi soran yok bakıyorum aldınız başınızı gidiyorsunuz

Tarık: ama Belkıs teyze

Belkıs: susun bakıyım daldınız konuşmaya konuklarınızı unuttunuz ne o babanıza mı çektiniz ne

Tarık-filiz: pardon

Tarık: kusura bakmayın 1 yıldır görmüyoruz da kesin döndüğünü öğrenince sevinçten unuttuk

Naz: yok biz iyiyiz böyle

Belgin dışarıya çıkar “hadi gelin artık içeriye siz orda biz bura olmuyor ama

Belkıs: hadi çocuklar geldik belgincim


Gece hoş sohbet kahkahalarla devam etmektedir.

Hulusi: e Belkıs yok mu yeni vukuatların bolca vukuat vardır kendisinde bu defa nerelere zincirledin kendini yada nerelere kafa tuttun bakalım

Belkıs: a enişte ne iyi tanıyorsun çokta en komiği hep bu pasaportumu yanımda taşımamaktan geliyor ne gelirse başıma neyse biz beyaz sarayın önüne savaşa hayır için bir grupla zincirledin neyse protestomuzu yaptık bir süre sonra dağıtmak istediler ama yok biz yerimizden kıpırdamıyoruz hazırladık çürük domatesleri atacağız komutla başladık atmaya ortalık karıştı bize su sıktılar. Neyse biz direnince yaka paşa götürdüler iyi herkesin kimlik kontrolü yapıldı çıktı sıra bana geldi yok yine bırakmışım evde

Belgin: of Belkıs akıllanmadın gitti yani bu yüzden kaç olay atlattık ve sen hala atlatmaya devam ediyorsun e sonra

Belkıs: ben tabi direk yabancılar şubesine ev arkadaşım dışlarda neyse birine ulaştım ama bu defa o kargaşada anahtarım düşmüş kimse eve gidip getiremiyor eh yani iki gün karakolda kalıverdim neyse arkadaş geldi de çıkabildim

Hulusi: zavallı karakol polisleri kim bilir kafalarını ne şişirmişsindir

Belkıs: yoo çok harika bir hafta sonu geçirdik süper oyunlar oynadık eğlendik hatta ben onlara mini konser bile verdim

Sohbet tekrar bahçeye taşmıştı
Belkıs: e karayip korsanım sesini çoookkk özledim hadi kap gel gitarını da birazda müzik ne dersin

Tarık: sen istersinde ben söylemez miyim canım benim

Filiz: ben getirdim bile

Şarkıdan şarkıya geçilmiş çok eğlenceli ve neşeli bir akşam olmuştu

Hulusi: her şeyi söyledin benim şarkımı söylemedin ama Tarık hadi bakalım senin gitarınla inleyen nağmeler nasıl gidecek

Tarık: tama babam bakalım zeki mür4ek kadar güzel söyleyebilecek miyim

Hulusi: orda dur daha sen onun gibi olmak için daha çoook çalışmam gerek ayrıca buna zamanın olmayacak

Tarık gülümseme ile başını önüne eğdi ve gitarına dokundu. Tarık çaldı yanındakiler eşlik etti.

Belkıs: o zaman benim şarkımı da çal

http://www.izlesene.com/video/muzik-kargo-yildizlarin-altinda/241831


Kargo - Yıldızların Altında

Benim gönlüm serhoştur
Yıldızların altında
Sevişmek ah ne hoştur
Yıldızların altında

Yanmam gönül yansa da
Ecel beni alsa da
Gözlerim kapansa da
Yıldızların altında

Mavi nurdan bir ırmak
Gölgede bir salıncak
Bir de ikimiz kalsak
Yıldızların altında

Yanmam gönül yansada
Ecel beni alsada
Gözlerim kapansada
Yıldızların altında

Ne keder ne yas olur
Yıldızların altında
Çakıllar elmas olur
Yıldızların altında

Yanmam gönül yansa da
Ecel beni alsa da
Gözlerim kapansa da
Yıldızların altında

YESIL8
24-08-09, 23:03
17. Bölüm


BİR RÜYAYA UYANMAKSA AŞK..
BİZ O RÜYAYA ÇOKTAN UYANDIK...
UYKUSUZ GECELERDE BİLE.. (SEM)



Hulusi esnerken bir yandan saatine bakar…

Hulusi: Oo çok geç olmuş. Hadi biz yatıyoruz çocuklar. İyi seyirler size.

Kanepede filmi izler görüntüsü altında yan yana oturan ama film boyunca bir kez bile el ele tutuşmayı bırak tenleri bile birbirine dokunmayan çifti yan gözle keserken

Hulusi: Belgin hayatım sen gelmiyor musun ?


Belgin: Hayatım sen yat. Şu filmin sonunu göreyim ben de birazdan geliyorum.

Hulusi: Peki aşkım. İyi geceler çocuklar.

Naz: İyi geceler

Tarık: İyi geceler baba..


Annesinin minik bakışlarından durumu anlamış olan Tarık kolunu usulca Naz’ın omzuna koyar.

Naz omzuna dokunan kola göz ucuyla bakar ve sonra dönüp şaşkın bir ifadeyle Tarık’a bakar.

Belgin göz ucuyla kesmeye devam ettiği manzaradan az da olsa memnun olmuştur.

Tarık’ın kaş göz işaretleri ile ancak durumu anlayan Naz. Kısa bir süre öylece hareketsiz biçimde kaldıktan sonra.


Naz: (iç ses): Off şu hale bak yaaa. Kendini yalan bir aşkın pençelerinden kurtarmaya çalışırken sen tut yalan bir evliliği kabul et.
Hiç şikayet etme Naz. Patronun şu anda sana böyle sarılabiliyorsa bunun tek suçlusu yine sensin.

Naz’ın kendi ve düştüğü durumla ilgili hesaplaşmaları devam ederken bu yakınlaşmadan oldukça etkilenmiş olan adam bir yandan iç seslerini susturmaya çalışıp kendini mümkün olduğu kadar uzak tutmaya çalışırken diğer yandan kadının yeryüzünde var olmayan bambaşka bir çiçeği andıran kokusunu içine çekiyor o kokunun giderek aklını başından almasına izin veriyordu. Simsiyah yeleleri andıran saçının her bir teline yaklaştıkça giderek artan o koku…

Tarık (iç ses): (kokuyu içine çeker) Ne kadar da güzel kokuyor.

Naz: (iç ses) Eee bu kadar samimiyette biraz fazla ama. Yok bu böyle olmayacak.


Tarık ( iç ses): Oğlum Tarık şu durumdan faydalanmak sana hiç yakışıyor mu? O Berk’in velayeti için sahte bir evliliği bile kabul ederken senin bu yaptığın resmen durumdan faydalanmak. Yok bu böyle olmayacak..


Tarık ve Naz aynı anda oturdukları yerden adeta fırlar. Kısa bir an birbirine şaşkınca baktıktan sonra

Naz: Ben içecek bir şeyler getireyim.

Tarık: Harika. Ben de bir Berk’e bakayım.

Naz: Mükemmel.

Tarık üst kata, Naz mutfağa doğru adeta koşarcasına kaçarken ardından bakan Belgin

Belgin (kendi kendine): Ne oldu da şimdi bunlar çil yavrusu gibi dağıldı? (Başını sallar) Hehh işte şimdi anlaşıldı.



Naz içeceklerle salona döndüğünde Tarık üst kattan iner…

Tarık: E anne filme ne oldu?

Belgin: Sen üst katta, Naz mutfakteyken yandı bitti kül oldu. (gülümser) :)
Bridget Jones’s Diary burada dururken o aksiyon filmi hiç izlenir mi. Bakmayın öyle şaşkın şaşkın. Hazır benimle birlikte bunu izleyecek birilerini bulmuşken bu filmin sonun görmeden şuradan şuraya gitmem.

Naz elindeki tepsiyle kanepeye bitkin ve pes etmiş bir şekilde oturur.

Filmin on beş dakikası geçmişti bile.
Tarık ve Naz aynı kanepede sarmaş dolaş olmasa bile birbirine yakın oturarak durumu kurtarmaya çalışırlar. Kısa bir süre sonra Belgin sahte bir esnemeyle..

Belgin : Bu jetlag beni mahvetti resmen iki gündür kendime gelemedim.
Daha fazla dayanamayacağım gidip yatmak en iyisi galiba..

Tarık: En iyisi anneciğim.Git yat tabi…

Belgin: İyi ben gideyim o zaman. (dudağında minik bir tebessümle) İyi geceler size…

Naz- Tarık: İyi geceler.

Belgin arkasını dönüp giderken Tarık Naz’dan biraz uzaklaşır. Ama bu uzaklaşma kısa sürer..

Belgin’in işaret parmağını doğrultarak bir anda geri dönmesiyle Tarık Naz’a tekrar yaklaşır. Üstelik bu kez deminki hallerinden bile daha yakındırlar.

Belgin: Filmin sonunu ikinize soracağım sonra ama..

Tarık: Tamam anneciğim merak etmesen. Biz senin yerine de izleriz.

Belgin esneye esneye merdivenleri tırmanır. Tarık annesinin adım adım merdivenlerini tırmanışını izler ve gülümser.

Naz: Gitti mi?

Tarık: Sonunda gitti galiba.


Naz: Of çok şükür. Bir an hiç gitmeyecek sandım.

Naz rahatlamış bir şekilde Tarık’tan uzaklaşır.

Naz: İnan başlangıçta bu sahte evliliğin bu kadar zor olabileceğini hiç düşünmemiştim.

Tarık: İstersen hemen bu oyuna bir son verebiliriz.

Naz: Nasıl?

Tarık: Yarın sabah erkenden annem ve babama gerçeği anlatır. Seninle Berk’in velayetini almak için anlaşmalı bir evlilik yaptığımızı söylerim. (Tarık kısa bir süre duraklar üzgün bir ses tonuyla) Tabi sonra da Berk’e.:icon_sorr

Naz: Hayır hayır bu olmaz. Ona onun Kırmızı’nın koca bir yalancı olduğunu söyleyemem. Bizim evlendiğimize öyle sevindi ki. İnan Berk bu kez bunu kaldıramaz.

Sırtını kanepeye dayayan Naz kollarını göğsünün altından bağlar.

Naz: Başka bir yolu olmalı bunun.

Tarık Berk’in içine kapanık hallerine geri dönebileceğini düşündükçe yüzünde kara bulutlar dolaşır adeta.

Tarık: Tek bir yolu var.

Tarık kanepeden kalkar.


Naz heyecanla Tarık ’ın cevabını bekler

Tarık: O da bu oyuna devam etmek.

Naz : Tebrik ederim yani Tarık. (Tarık gülümser) Bulabildiğin tek çözüm yolu bu mu yani. (Tarık ’ın yüzündeki gülümseme bir anda silinir)

Tarık: Evet bu bulabiliyorsan buyur sen bul.( Tarık sinirle kanepeye geri oturur)

Naz ve Tarık somurtarak otururlar bir süre.

Naz: Peki tamam o zaman. Ama bu evlilik oyununa devam edeceksek her şeyin tıpkı gerçek bir evli çiftte olması gerektiği gibi olması gerekiyor.

Tarık: (şaşkın) Nasıl yani? (üzerine bastırarak) Gerçek bir evli çiftteki gibi mi?

Naz: Evet. Bunda şaşılacak ne var anlamadım.

Tarık: Her şey mi?

Naz: Evet her şey.

Tarık ( iç ses): Yok yok kesin ben o kanepede uyuya kaldım ve rüya falan görüyorum.

Naz: Mesela gerçek evli çiftler ne yapar?

Tarık bu kez daha da şaşkın ama bir o kadar bu sorunun muhtemel cevapları karşısında bir o kadar heyecanlı bir şekilde

Tarık: Ne yapar?

Naz: Evlilikleri ile ilgili her konu açıldığında tanıştıkları günden bahsederler. Yada buna benzer şeyler işte…

Tarık’ın bir anda değişen yüz ifadesinde bakıp

Naz: Ne var bunda şaşılacak anlamadım ki. Yoksa sen başka bir şey mi düşünmüştün. Yani eğer başka bir fikrin varsa.

Tarık: Yoo yoo ben de tam olarak bunu düşünmüştüm.

Naz: Ciddi misin? (gülümser)

Tarık: Evet.

Naz: Peki o zaman biz ne zaman tanıştık?

Tarık: Nasıl unuturum. Alışveriş merkezinde attığın o tokadın sıcaklığını yanağımda hala hissedebiliyorum. (gülümser) Hatırlamıyor musun?






Güvenlik görevlisi: Bakın hanım efendi halinizden belli buna ihtiyacı olan biri değilsiniz. Ama tedavi olmalısınız.. kleptomani (http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=kleptomania) kötü bir hastalık…

Naz: (gözleri kocaman açılır) :Kleptomani mi?

Güvenlik görevlisi: Çaldıklarınızı (Naz’ın sert bakışları ile göz göze gelir) Aldığınız ürünlerin bedelini öderseniz sorun çözülür. Mağaza yöneticisi de eminim buna bir şey demeyecektir..

Naz sinirle çantasını açıp içinden siyah cüzdanını çıkarır, altın sarısı metalik kartı uzatır..






Naz cüzdanındaki son kartı da uzatır …Birkaç saniye sonra

Güvenlik görevlisi: Maalesef bu da yetersiz…

Naz: (şaşkın): Ama nasıl olur?


Naz sinirle tek ayağını yere vururken

Naz (iç ses): Bunu bana yaptığına inanamıyorum..Bu kadar küçüldüğüne inanamıyorum..

Bir anda çantasını açar. Telefonuna sarılır..Tuşlarına dokunur. Sonra vazgeçer..

Naz (iç ses): Bunu yapmayacaksın Naz. Asla..

Naz (iç ses): Ayşe’yi de arayamam..Nehir öğrenirse … Off..

Güvenlik görevlisi: Evet hanımefendi.. Sizi bekliyoruz.

Naz bu kez daha yumuşak ses tonuyla..

Naz: Bakın ben…

Tarık: Naz

Naz şaşkın ayağa kalkar..

Tarık Naz’ın yanağına küçük bir öpücük kondururken..

Tarık: Naz aşkım burada ne işin var?

Naz: (şaşkın) : Aşkım??

Tarık: (Naz’ın kulağına fısıltıyla): Sakın beni tanımadığını belli etmeyin. Sizi bu durumdan kurtaracağım. Bana güvenin. Lütfen..


Güvenlik görevlisi hızla oturduğu yerden fırlar..

Güvenlik görevlisi: Hoş geldiniz Tarık Bey.. Biz yani ben şey… Naz hanımın…sizin…

Tarık, Naz’ın koluna girip onu kendine doğru çekerken..

Tarık: Önemli değil. Nişanlımı tanımamanız gayet normal..

Naz- Güvenlik görevlisi: Nişanlı??

Güvenlik görevlisi: Sizden çok özür dilerim Naz hanım. Ben gerçekten bilmiyordum..

Naz genç adamın üzgün haline acır..

Naz: Ben… şey.. Önemli değil..


Küçük odanın basık havasından henüz çıkmıştılar ki..

Tarık: Sizi düştüğünüz zor durumdan kurtaracağımı söylemiştim. (sırıtarak )

Tarık, henüz sözünü tamamlamıştı ki yüzüne inen tokadın sıcaklığıyla yüzündeki gülümseme bir anda silinir..

Naz: Bir daha sakın ama sakın bana yaklaşmayın…

************************************************** *****





Naz: Hatırlamak istemiyorum desem . (gülümser) Biraz da utanıyorum galiba o günden.Ama aslında biz ilk kez orada karşılaşmamıştık hatırlarsan.

Tarık: Havaalanında valizlerimizin karıştığından ve sonra senin ardımdan ettiğin deli ve küstah yakıştırmalarını mı anlatacağız annemlere yani.


**************************************
Adam keskin bir bakış atıp gözlerini ayırmadan yerde duran kırmızı valizlerden birini hızla alır..

Kadın, kara çerçeveleri saçlarına taç gibi takar.Saçlarını savura savura uzaklaşıp giden adamın arkasından kısa süre baktıktan sonra

Naz: (bir elinde minik el çantasını sinirden sallarken diğer elini beline koyar) Aaa şu hale bak. Bütün delilerde beni bulur zaten..

Naz: (Adamı taklit ederek): ‘’Kapalı alanda güneş gözlüğü takılır mıymış.’’
Sen den mi öğreneceğim. Küstah ne olacak. Kırmızı valiz taşıyan adamdan ne beklenir ki zaten..
************************************************** ****





Tarık gülümserken Naz dizlerine kollarını dayar, her iki çenesinde kara kara düşünmeye başlar.

Naz: Hayır neden anlatacak doğru dürüst tek bir tanışma hikayemiz yok ki.

Tarık: Hiç bana bakma. Bütün bu olaylarda acele karar verip fevri hareket eden ve sonra da sinirle ortalığı yakıp yıkan hep sendin. Aslına bakarsan..

Naz sinirle oturduğu yerden kalkar..

Naz: Yani her şeyi berbat eden bendim öyle mi?


17. BÖLÜM SONU


Şaka şaka devamı var.. :)

YESIL8
24-08-09, 23:17
17. Bölüm devamı



Tarık gülümserken Naz dizlerine kollarını dayar, her iki çenesinde kara kara düşünmeye başlar.

Naz: Hayır neden anlatacak doğru dürüst tek bir tanışma hikayemiz yok ki.

Tarık: Hiç bana bakma. Bütün bu olaylarda acele karar verip fevri hareket eden ve sonra da sinirle ortalığı yakıp yıkan hep sendin. Aslına bakarsan..

Naz sinirle oturduğu yerden kalkar..

Naz: Yani her şeyi berbat eden bendim öyle mi?

Tarık ayağa kalkar.

Tarık: (biraz alttan alarak ama yine de sinirle) Ben öyle bir şey demedim.

Naz sinirle Tarık’ın üzerine yürürken

Naz: Ya ne dedin.

Tarık aynı şekilde onun üzerine yürür

Tarık: Demedim.

O sinirle Tarık’a çok fazla yaklaştığını fark edip birkaç adım uzaklaşır.

Naz: (işaret parmağını sallayarak) Dedin dedin. Sen tam olarak bana acele karar veren, sinirli biri olduğumu söyledin.

Kendi etrafında tam tur döndükten sonra Tarık’a döner. Ellerini iki yana açıp Tarık’ın taklidini yaparak

Naz: Ha bir de ortalığı yakıp yıkarmışım.

Tarık: İşte yine yapıyorsun. Önce beni çıldırtmak için her şeyi yapıyor sonra da ben bu yaptıklarına karşılık verince bütün her şeyin suçlusu benmişim gibi davranıp bir de üste çıkıyorsun. Oysa biraz daha kapalı tutsan şu ağzını..

Naz: Hiii. Bravo Tarık bana bu gece yakıştırdığın aceleci, fevri hareket eden ve sinirli sıfatlarına bir yenisini daha ekledin yani bravo. Bir çenesi düşük biri olduğum eksik kalmıştı heh işte o da şimdi tamam oldu. Bu geceki performansın beni öylesine etkiledi ki yani senin şu ilk teklif ettiğin her şeyi itiraf etme fikrine giderek yaklaşıyorum.

Tarık: (bu kez pişman) : Naz ben. (Naz kollarını bağlayıp koltukta sırtını döner) Bak Naz yani ben aslında öyle bir şey demek istememiştim. Sen beni tümüyle yanlış anladın.


Tarık : Naz naz.. Naz konuşmayacak mısın? (Naz küskün ve kızgın bir şekilde başını iki yana sallar) Peki öyle olsun.


Kanepedeki iki kişi


Susan Wong-Someone like you]

http://www.imeem.com/people/0YswUY/m...eone-like-you/ (http://www.imeem.com/people/0YswUY/music/JPSTDobZ/susan-wong-someone-like-you/)





Üç kişilik kanepenin bir ucunda Tarık diğer ucunda Naz bambaşka alemlerde filmi izlerler.
Naz ayaklarını karnına kadar çekmiş, koltuğun koluyla desteklediği sağ kolunu çenesine dayamış diğer koluyla sıkıca sarmaladığı yastığı küskün bir şekilde filmi izlerken koltuğun diğer köşesinde ışığın genç kadının yüzünde adeta dans edişini, tutmaya çalıştığı gülümsemesiyle dudağının kenarında oluşan o minik kıvrımı izler genç adam.


Film ekranda akıp giderken romantik sahnelerin birinde fonda çalmaya başlayan müzik kadını önce bir başka ana götürür.

Koltuğun kenarında filme dalmış olan adamı göz ucuyla izler. Aklında o özel geceden birkaç kare vardı bir tek. Tabi aynı şekilde genç adam da..





Susan Wong-Someone like you

http://www.imeem.com/people/0YswUY/m...eone-like-you/ (http://www.imeem.com/people/0YswUY/music/JPSTDobZ/susan-wong-someone-like-you/)



Tarık Naz’ın elini tutup onu hafifçe bedenine yaklaştırdı. Bir eli kadının sırtının açıkta kalan en hoş ve narin noktasına ulaştığında kadının eli adamın sağ omzunun bitimindeydi.


http://img22.imageshack.us/img22/19/81937366.jpg



Kadının gözleri ona odaklanmış gözlere değdi.

‘’Belki de..’’ dedi kendi kendine..

Hafifçe gülümsedi aynı karşılığı pek bulamasa da.


Naz: Bunu neden yaptın?

Tarık: Yapmamalı mıydım?

Naz: Bir dans için değer miydi?

Tarık: O çocukların gözlerindeki parıltıyı düşününce. Evet. Değerdi.

Naz (iç ses): Bütün bunları çocuklar için yapmış. Daldığın pembe hayal dünyasından uyan ve ayıkla şimdi pirincin taşını Naz.

Sonra bahçedeki anlardan görüntüler gelir

Tarık: Özür dilerim Naz. Ben aslında o gece ile ilgili…

Naz: Bilmek istemiyorum. En azından bu gece.. İzninizle..Benim Berk ile ilgilenmem gerekiyor.

Naz ayağa kalkarken


Tarık bir anda ayağa fırlar..

Tarık: Berk halasının kollarında mışıl mışıl uyuyor. Bırak en azından bu gece bu şekilde bitmesin. Söz bir daha sen bilmek istemediğin sürece açılmayacak o konu....

Naz'ın gözlerindeki yumuşamadan güç alıp

Tarık: Yanlış hatırlamıyorsam yarım kalan bir dansımız vardı...

Naz kendine uzanan ele şaşkın bir şekilde bakar

Tarık: Lütfen..

Naz pek istekli olmasa da ona uzanan eli tutar. Şaşkın bir o kadar konuşamayacak kadar yorgundur.



Susan Wong-Someone like you

http://www.imeem.com/people/0YswUY/m...eone-like-you/ (http://www.imeem.com/people/0YswUY/music/JPSTDobZ/susan-wong-someone-like-you/)






http://i41.tinypic.com/10z5wnp.jpg





Bir kaç adımın ardından. Tarık giderek yaklaştı kadına. Üstelik bu kez kadında ona hiç olmadığı kadar yakındı. Gözler buluştu. Gülümsedi kadın adama ve sonra ....


Tarık: Değerdi.

Naz kaşlarını çatıp anlamaya çalışırken yüzünde beliren gülümseme cevapla birlikte geldi.

Tarık: (yüzünü yüzüne biraz daha yaklaştırır): Buna fazlasıyla değerdi


************************************************** ***********

Parça bittiğinde ikisi de birbirilerine bakıyorlardı. Sessiz bir oyundu onlarınki. Bu sessizliği ilk bozan kaybedecekti sanki.


Tarık: Naz ben özür dilerim. Sanırım biraz ileri gittim.

Naz: Biraz mı? (göz ucuyla bakıp hala sinirle)

Tarık: Tamam fazla ileri gittim. Ama seni sonunda konuşturdum işte.

Tarık gülümser. Naz hala biraz sinirlide olsa sinirden gülümser.

Naz: Bu sayılmaz.

Tarık: Affedildim mi?

Naz: Pek sayılmaz. Sana hala kızgınım.

Tarık: Anlatacak bir karşılaşma hikayemiz olur mu bilmem ama az önceki evliyken yaptığımız ilk kavgamızdı sanırım.

Naz: ( gülümser) : Aslına bakarsan ben de biraz fazla üzerine geldim.

Tarık: Sonunda kabul ettiğine sevindim.

Tarık keyifle dediğe koltukta gerinirken Naz sinirle ayağa kalkar.

Naz: (sinirle): Neee. Ne yani şimdi her şeyin sebebi ben miyim?

Tarık: Evet. Benim bir şey söylememe gerek kalmadı. Bunu şimdi kendin de itiraf ettin.

Naz: Daha önceki karşılaşmalarımızda senin hakkında düşündüklerim ve söylediklerim için pişmandım ( Tarık’ın yüzüne büyük bir gülümseme yerleşir)oysa eksik bile söylemişim. Sen kendini beğenmiş, sinir bozucu, ukala, haddini bilmez, inatçı, kaba ...



Kadının adeta alevler saçan gözlerine baktı adam. Sağ eliyle Naz’ı başın arkasından kavrayıp onu kendine doğru hızla çeker. Dudaklarını dudaklarıyla şehvet ve tutkuyla mühürler genç adam.
Naz o ilk öpücükte şaşkın ama teslimiyetten uzaktır. Ellerini yumruk şeklinde sıkıp ona vurmaya hazırlanır önce sonra kendini çeker gibi yapsa da onu çağıran bakışlara ve ardından dudaklara teslim eder kendini. Uzun soluksuz nefes kesen bir öpücükle onu cezalandırırcasına öper.
Adam kadının bir an olsun bu andan uzaklaşıp kaçıp gitmesinde ürker gibi kadının yüzünü iki ellinin arasında sıkıca tutar.

Naz geri çekilip kapalı duran gözlerini araladığında ona bakan sürmelere değdi bakışları ilk önce. Sağ eli az önce şehvetle sunduğu dudaklarında yaptıklarına anlam vermeye çalışır buldu kendini.

Tarık Naz’ın şaşkın halinden öyle kötü ve suçlu hissetmiştir ki kendini

Tarık: Naz ben..

Naz: Benim..Benim uykum geldi.

Naz biraz önce sıkıca sarıldığı yastığı aralarındaki boşluğa bırakıp Tarık’ın önünden geçip giderken

Tarık: İyi geceler.. dedi adam kendi de bir o kadar şaşkın bir şekilde.


17. BÖLÜM SONU

EDİT: ŞAŞIRACAKSINIZ AMA DEVAMI HALA VAR :img-wink:

YESIL8
24-08-09, 23:48
Tarık kendi iç hesaplaşmaları bitip Naz’ın uyuduğundan emin olduktan sonra yatak odasına doğru ilerler. Belli ki her ikisi de aslında bu gece neler olduğunu kendilerine bile açıklayamazken birbirinden kaçmaya çalışacaklardı.


Tarık kapıyı araladığında içeride havuz başındaki lambaların yansımalarının aydınlattığı loş odada ilerledi.




http://mail.google.com/mail/?ui=2&ik=5754ea9714&view=att&th=121f70fcd6a112a4&attid=0.1&disp=thd&zw





Yuvarlak yatak dün gecenin aksine bu kez bomboştu. Biraz ötede camın kenarında duran bembeyaz kanepeye yaklaşır.




Yüzü cama dönük bir şekilde uyuyan Naz’a sevgiyle bakar, yastığın üzerine dağılmış saçını okşar

Tarık: Bir de bana inatçı diyorsun. Sen hayatımda gördüğüm en tatlı inatçı baş belasısın

Nazenin bir çiçeği kucaklar gibi büyük bir özen ve dikkatle kucağına alır.
Az önce onunla aşağıda tartışan hırçın kız gitmiş yerine masum bir melek gelmişti sanki. Ve adam o meleği hiç bırakmak istemese de yine aynı dikkat ve özenle bembeyaz yatağın nar kırmızısı çarşaflarının üzerine bıraktı narin bedeni.




…………………………


Berk üzerinde örümcek adam kıyafeti ve yüzünde örümcek adam maskesiyle koşarak odanın kapısını açar.

Berk: Naaş kuytay beni..

Naz bir anda yataktan fırlar. Kanepenin üzerinde katlı duran pikeye ve yastığa bakar. Henüz yatağa nasıl geldiğinin şaşkınlığını üzerinden atamamışken ona doğru yaklaşan Berk’i kucağına alır.

Naz: Ne oldu?

Berk: Geliyoy Naz şakla beni yokşa yakalayacak.

Naz: Kim kim yakalayacak?

Belgin (gözünü sol eliyle kapayarak içeri girer): Berk gel buraya.

Berk bir anda yatağın içine Naz’ın yanına saklanır.

Berk: (pikenin altından ): Olmaş geymem ben banyo falan yapmam. Hem Öyümcek adamlay banyo yapmaj.

Belgin hala gözleri kapalı

Belgin: Çok ayıp Berk odaya hiç böyle girilir mi? (tek gözünü aralar)

Berk: (pikenin altından başını uzatıp) : Neden?

Naz gülümser.

Naz: Günaydın Belgin Hanım.

Belgin kanepenin üzerinde duran yastık ve pikeyi fark eder.

Belgin (iç ses): Eyvah bunlar dün gece kavga etmişler anlaşılan. Bütün o filmler ters tepti demekki.

Naz: Kim demiş örümcek adamlar banyo yapmaz diye ?

Berk: Yapay mı?

Naz yataktan doğrulurken Berk’i de kucağına oturtur.

Naz: Tabi ki de. (Belgin’e göz kırpar)

Berk: Yaaa.

Naz: Hem sen pis kokan örümcek adam gördün mü hiç ?

Berk: Yooo..Pekiy ama öydek de banyo yapacak benimle.

Naz: Tamam ördekte yapsın seninle.

Berk: Peki ya Fıydık?

Naz: Onun küvette banyo yapmaktan hoşlanacağını pek sanmıyorum. Fındık’a mamasını verip seninle şöyle güzelce kahvaltımızı ettikten sonra onu bahçede yıkarsak bundan hoşlanacağına eminim.

Berk: Pekiy o zaman ben kahvaltıya iniyoyum.

Naz gülümseyerek Berk’in hevesle odadan çıkışını izler.

Belgin: İnanılır gibi değil. Resmen sihir gibi. Sabahtan beri onu banyoya ikna etmeye çalışıyorum. Sen banyoyu bırak onu kahvaltıya bile ikna ettin. Yani şaşılacak şey.

Naz: (sabahlığını üzerine geçirirken) Bunda şaşılacak bir şey yok. Yalnızca Berk de babası gibi midesi boşken biraz huysuz olur. Sabah sabah hele karınları boşken parmaklarını bile kıpırdatmazlar hepsi bu.

Naz odadan çıkarken Belgin öylece kala kalır.




************************************************** *************

Süheydan elinde koca bir buket çiçekle dış kapıyı kapatır.

Bembeyaz bukete iliştirilmiş zarfın üzerindeki ‘ Mon sonore ANGEL’ yazısını okuduğunda önce etrafa bakıp kimsenin olmadığından emin olduktan sonra Naz’a geldiğinden emin olduğu zarfı merakla açtı. Süheydan Naz kelimesinin dışında tek kelime bile anlamadığı iki satırlık Fransızca yazılmış karta bakıp bunun Naz’ın gizli aşığından gelmiş olabileceği dışında başkaca bir anlam çıkarmamıştı.


Naz: Heh işte böyle..(alkışlar) Aferin sana.


Salonda Berk’e ona yeni aldığı scooter ile kaymayı gösteren Naz’a Süheydan elindeki buketleri uzatır.

Naz: (şaşkın): Bana mı?

Süheydan: Evet. En azından burada öyle yazıyor.

Naz çiçeklerin Tarık’tan geldiği düşüncesiyle gülümseyerek çiçek buketini alır.

Naz: Teşekkürler.


Minik beyaz zarfın üzerinde yazan ‘ Mon sonore ANGEL’ yazısını gördüğünde ise yüzü birden asılır.

Süheydan heyecanla Naz’ın yüzündeki mimiklere bakarken Naz

Naz: Gidebilirsin Süheydan

Süheydan’ın yüzü birden asılır. Tam birkaç adım atmıştı ki..

Naz: Süheydan giderken şu çiçekleri de suya koyabilir misin lütfen..

Süheydan Naz’ın elinden çiçek buketini alırken

Süheydan: (iç ses) :Bir senden emir almadığım kalmıştı zaten. Ama dur bakalım bu yaptıklarını sana ödetmezsem.

Süheydan uzaklaşıp giderken Naz kanepeye oturur ardından minik zarfı açar



….. ‘’gitmeden seni görmem gerek Naz.Biliyorum bana kızgınsın ama geçirdiğimiz güzel günlerin hatırına beni kırmayıp gelirsen seni…… otelde bekliyor olacağım.’’


Berk: Naş bak ben tek başıma da kaya biliyoyum.

Naz: Berk dur.

Küçük bir patırtı ve ardından gelen Berk’in ağlama sesiyle Naz bir anda oturduğu yerden fırlar.

Naz telaşla Berk’in yanına koşar ve diz çöker.

Naz: Berk iyi misin?

Berk dizini tutmuş boncuk taneleri bir bir mavi pınarlardan taşerken alt dudağını bükerek..

Berk: Acıdıııı :img-cray:

Naz Berk’in pantolonunu dizine kadar sıyırıp kızarıklığa bakar..

Naz: (iç ses): Oh çok şükür.

Naz: Çok mu acıdı?

Berk ( başını sallar): Hı hı.. Çok acıdıy anne (elinin tersi ile göz yaşlarını silip burnunu çekerken)

Berk’in dillerinden dökülen ‘anne’’ sözcüğüyle Naz’ın bir anda gözleri dolar.

Naz Berk’in dizine minik bir öpücük kondurur.

Naz: Geçti mi şimdi?

Berk hala gözleri dolu dolu biraz dizi acısa da Naz’ın verdiği öpücüğe karşılık

Naz ( iç ses): Sen de benim gibisin işte. Öyle birbirimizizki. Terk edilmiş. Belki benim bir annem olamadı ama senin benim yaşadıklarımı yaşamana asla izin vermeyeceğim.

Berk: Geçti…( iç çeker tabi sonra tekrar burnunu ) Ama şen ağlıyoysun.




Naz kucağına alır sıkıca sarılıp bu kez yanağından öper ve göz yaşlarını silerken..

Naz: Gözüme toz kaçtı sadece. (Gülümser)

Naz: Gel bakalım. ( Berk’i scooterın yanına bırakır) İyice öğrenene kadar bensiz buna binmek yok tamam mı? (saçını okşar)

Berk onaylar şekilde başını sallar.

Naz: Şimdi tut bakalım iki kolundan. Aferin. İşte böyle.




*****************************************

.... Otelin restaurant bölümü

Gerard: Beni kırmayıp kabul ettiğin için sağ ol. Doğum gününü kutlamadan gidemezdim.

Naz: Doğum günüm mü?

Gerard’ın her zamanki dik başlı yeri göğü ben yarattım ifadesinden uzak, masum, o kirlenememiş halleri Naz’ı baş başa geçirdikleri doğum günü kutlamasının ertesi sabahına götürdü birden. Oysa her şey ne kadar da farklı başlamıştı. Naz bir türlü geçemediği piyano dersinden geçebilmek için rica minnet getirtilen kır saçlı, yakışıklı özel piyano hocasına aşık olmuş. Birbiri ile her görüştüklerinde notlarının düzelmesinin yanı sıra ilişkileri de giderek farklı bir boyuta taşınmıştı. Aşıktılar birbirilerine. Öyle Babasının bu ilişkiye karşı çıkmasıyla birlikte annesinin gitmesinden sorumlu tuttuğu babasına duyduğu öfke kat ve kat artmış ve olaylı bir gecenin ardından evi terk ederek aşkının kollarında teselli aramıştı.






Geçmiş

Kırışmış beyaz çarşaflar ..

Adamın parmakları kadının esmer çıplak omzunda sonra belinin ince kıvrımında gezindi.. Sonra dudaklarını tüy gibi narin o tene dokundurdu.
Kirli sakalları belli ki acıtmıştı kadının tenini. Usulca araladı gözlerini. Gülümsedi sonra. Doğum gününde hayatının ilk erkeğiyle geçirdiği gecenin sabahına gülümseyerek açtı gözlerini.

Kadın: Hayatımın en güzel sabahı bu gün.

Adam: Bense ilk defa böyle huzurla uyudum sanki.

Adam kadının başına dayadı yüzünü, parmaklarını kadının parmaklarının arasından geçirip minik bir buse bıraktı elinin üzerine

Kadın: Görüyor musun?

İkisi aynı yöne bakıyordu

Adam bol pencereli odanın pencerelerinin birinin önünde birikmiş kar tanelerinin üzerinde seke seke dişi güvercinin yanına ulaşan güvercine bakıyordu şimdi.

Puslu bir karla süslü ormanın sessiz ve bir o kadar huzur dolu sesini dinledi.

Kadın bir anda yataktan fırladı.

Adam: Nereye?

Kadın (gülümsedi): Hediyeni şimdiden vermeye?

Adam: Ama benim doğum günüme daha çok var. Hem senden başka hediye istemem ben.

Kadın adamın dudaklarına kısa bir öpücük kondurur.

Kadın: Sabret. Beğeneceksin.

Çıplak tenine çekiştire çekiştire aldığı çarşafı bedenine sarıp güçlükle yürüdü tuvalin önüne…

Kadın o iki güvercinden dişi olanın resmini kara kalemle tuvale resmederken adam kadının açıkta kalan omzuna minik bir öpücük kondurdu. Sonra bir öpücük daha

Adam: Üşümüşsün.

Kadın (bir yanı isterken öteki yanı): Iıı yapma..

Adam: Ben ne yapıyorum ki (gülümser)

Naz: Gerard yapma dikkatimi dağıtıyorsun.

Gerard: Sen de benimkini

Kadın hızla dönüp uzun bir öpücük kondurdu adamın dudaklarına

Naz: Seni seviyorum. (eli adamın kirli sakallarında dolaştı)

Gerard: Pişman mısın?

Naz: Asla. Peki ya sen?

Gerard: Hiç olmadığım kadar mutluyum seninle.



GÜNÜMÜZ


Gerad: Unuttuğunu söyleme sakın. Yoksa ilk kutlayan ben mi olacağım ?

Naz: Aslına bakarsan tamamen unutmuşum.

Gerard: Oysa ben hiçbir anını unutmadım ve tabi sonrakileri de.

Naz: Ben ne diyeceğimi hiç bilemiyorum.

Gerard: Bense sadece özür dilemek istedim. Senin bana verdiğin o hediyenin değerini anlayamadığım için.

Naz kendine uzatılan ince ve büyükçe pakete bakıp

Naz: Benim mi bu?

Naz tablonun üzerindeki paketi sıyırdığında şaşkın ve bir o kadar etkilenmişti. Gözleri doluyor bir yanıyla kendini tutmaya çalışıyordu.


Gerard: O tablo hala bıraktığın gibi yarım. Bense o tabloda asla var olmayacak bir parçayım sadece.

Naz: Gerard lütfen. Bütün bunları söyleyip durumu daha da zorlaştırma.

Gerad: Korkma bu seni belki de son görüşüm. Ama seni sana emanet etmeden gidemezdim buralardan. Madem seni yanımda götüremiyorum :icon_sorr

Naz: Gerard...

Naz bu kez gözlerine söz geçiremiyordu. İnci taneleri bir bir süzülürken Gerard Naz'ın saçlarından son kez öpermiş gibi öper.

Gerard : Şimdi hiç olmadığın kadar özgürsün.Kendine iyi bak Naz.


Gerard oradan uzaklaşırken ardına dönüp Naz’a son kez baktı.


Çalan telefon sesiyle ekrana baktı. Gülümsedi bir an.


Gerard: Tamam ben de şimdi çıktım.


17. BÖLÜM SONU

brs-sym
25-08-09, 02:23
Yalnızlık Ve Aşk/5

Güneşin ışıltıları camdan süzülerek siyaha bürünmüş düz saçlarına ulaşıyordu. Gülümseyen yüzündeki parlak gözleri, ela gözlüde bitiyordu.


Tarık’ın ifadesiz yüzü Naz’ın gözlerinde ışıldıyor, bakışların ardında gizlenen ‘aşk’ şimdi esir alıyordu.


Odaya giren kişinin çıkardığı sesle bu an bozulmuş, gözler gelen kişiye kaymıştı. Alp…


“ Hocam, özür dilerim yanlış bir zamanda geldim sanırım. Ama müdür bey sizden istediği evrakları bana teslim etmenizi söyledi.(Tarık’ın soru soran gözlerinde karşı; ) Projemi kapsayan evraklar vardı ya hani…”



Tarık, çekmecesinden aldığı dosyayı Alp’e uzatır. Ardından Alp odadan çıkar.



Naz, oyalanmak için üzerini silkeler gibi parmaklarını gömleğinde sürtüyordu. Gözleri, yan tarafında kalan masanın köşelerinde dolanıyordu.


Tarık’ın hafif bir şekilde öksürmesiyle, dikkat dağılarak gözler tekrar birleşir.



Tarık önünde duran nota defterini gözlerini Naz’dan ayırmadan iter ve söze başlar.


“ Şey… Biliyorsun okulun bitmesine az kaldı. Finaller falan derken… Yılsonu gecesi için pek hazırlanamayacaksınız. O yüzden ben hiç geçe bırakıp ta sizi sıkıştırmadan çalışmalara başlamak istiyorum. Zaten sizin çalacağınız parçayı geliştirmeniz ve ardından da bir iki defa prova yapmanız gerekiyor. Büyük bir şey olmayacak zaten.”



Konuşma bir saati bulana kadar devam eder…



Gülüşlerin, anlamını veremedikleri bakışmaların ardından dudaklarından dökülen sözcüklerle birbirlerini iyice tanımış oldular. Ve el sıkışmasıyla bu hoş sohbet sona erer.


Ders aralarında;

Koridordan geçen Naz, Pınar’la şakalaşırken yüzünde oluşan gülümseme Tarık’ın bakışında bitiverir. Ve ardından yine gülümser, bu sefer gözleriyle birlikte o’nun gözlerinde.


Bahçede, çimenliğe oturmuş gençler arasından rüzgârda süzülen saçlarıyla dikkatini çekmişti hocamızın.

Gülümser, gözlerinin içine bakar ve dalar gider… Knox’ın Naz’ı dürtmesiyle bakışma sonlanır ve Tarık yoluna devam eder. Kendisine bakış atan Rojda’yı fark etmez, odasına giden bölümden içeri girer. Ardından Rojda’nın yüzünde oluşan kızgınlık…




Çıkış saatinde, arabasına binmiştir Tarık hocamız.



Başını arkaya yaslar ve dalar düşüncelere. Gözünün önünde beliriverir kömür karası gözler… Yüzünde oluşan küçük gülümsemesiyle beraber gözlerini kapatır ve düşlemeye devam eder.


Birkaç dakikalık dalgınlıktan sonra gözlerini açar, evin yolunu tutar.



Karanlığın düşüp geceyi ayın ışığına bırakan saatlerde havuzun başında oturmuş, elini suyun üzerinde gezdiriyordur, Naz.



Rüzgârın dağınık saçlarını savurduğu anda, hayallerinin bir köşesine yerleştirdiği beyaz atlı prensini tahtına oturtuyordu şimdi. Buğday teninin üzerine konmuş yeşili andıran ela gözleri, kirli sakalının arasında gülümseyen dudaklarından saçlarının her dalgasına kayar, tahtının başındaki erkeğin gerçekliğinde.





‘’’



Aynanın karşısında, gece mavisi gömleğinin yakasını düzeltir. Elindeki gitarı kabından çıkarır ve havuzun başına geçer.


Rüzgârın hizasında oturarak, gecenin güzelliğinde dalgalanır saçları ela gözlerinin kenarından. Parmak uçları yerleşir tellere, ardından ritmi artar. Dudaklardan süzülen sözler, Naz’ın kömür karası gözlerine hitaben okunan gerçekler bütün çıplaklığıyla dökülür.

---

Senin Alev (http://www.diyadinnet.com/YararliBilgiler-1497&Bilgi=alev) gözlerin eritse şu ruhumu,
buz olur keserim yanarken içim,
buz olur keserim yanarken içim.
Sesin bir uçurum,
çağırırsa beni,
kuş olur uçarım yanarken içim,
kuş olur uçarım yanarken içim..
Sevdan bir ateş oldu bende,
gönlüm bir deli coştu sende.
Saçların rüzgarından savururken gönlümü
sürgün olur göçerim bu diyarlardan,
sürgün olur göçerim bu diyarlardan.
Kime dokunur elllerim kimi görür gözlerim,
ölüm çıkar karşıma yine sen derim,
ölüm çıkar karşıma yine sen derim.
Sevdan bir ateş oldu bende
gönlüm bir deli coştu sende.
Sevdan bir ateş oldu bende,
gönlüm bir deli coştu sende.


---



Sözcüklerin dudaklardan dökülürken bıraktığı izler, kalpten gelen seslerle örtüşüyor ve bir noktada birleşiyordu.



Belgin’in şaşkın bakışları Tarık’ın havuz başında bu şarkıyı söylemesi üzerine yoğunlaşmıştı ki Filiz arkadan Belgin’e sarıldı.


Belgin ilk olarak irkilir ve Filiz’e döner.




“ Ay Filiz, korkuttun beni.” Elini kalbinin üzerine koyar.




“ Dalıp gitmiştin… Nereye bakıyorsun sen?”




Camın arkasından, havuz başında gitar çalıp şarkı söyleyen Tarık’a bakarlar.




“ Ne var bunda? Abim hep çalar gitar.”



“ Bugün bir garipti, yemekte hiç konuşmadı. Dalıp duruyordu. İyi mi acaba?”




“ Derslerin yoğunluğu fazla gelmiştir küçük beye.”




“ Aman Filiz. Oğlumu bana mı anlatıyorsun. Bir şeyi var bunun.”




Arkadan seslenen Hulusi, Belgine doğru gelir.




“ Hayatım, hadi ama geç kalıyoruz.”




“ Nereye anne?”



“ Bugün evlilik yıldönümümüz. Yemeğe çıkarıyor beni baban.”




Elini Hulusi’nin beline dolar, Hulusi de Belgin’in omzuna koyar elini.




“ Ooo… Biz bölmeyelim sizin romantizminizi. Gidin gecenin tadını çıkarın.”




Belgin ve Hulusi kahkahalarla evden çıkarlar. Filiz’de Tarık’ın yanına gelir.




Gitarı susmuş bir şekilde karanlığa dalan Tarık, Filiz’in sesiyle kendine gelir.



“ Bana da yer var mı?”




“ Gelsene, otur.”




Filiz, yerdeki mindere oturur. Elindeki iki biradan birini Tarık’ın önüne koyar.




“ Neyi kutluyoruz Filiz hanım?”




“ Bir şeyi kutladığımız yok, uzun zaman oldu abimle karşılıklı bir şeyler içmeyeli.”




Biraları birbirine tokuştururlar.




Şezlonga uzanan Naz, uykusuna dalmıştır çoktan.


Başucuna gelip, elini Naz’ın saçlarında gezdirmeye başlar. Naz uykusundaki gülümsemesiyle, gözlerini açar. Karşısındaki yaşlı adama uzun uzun bakar. Ve yine o sesle karşılaşır, arkadan gelen çığlıklar. Ve en sonunda sözcükler dökülüverir tanımadığı yaşlı adamın ağzından. “Hiç kimsenin sözüne inanma. Kendi yolunda ilerle.” Naz şaşkınlıkla bakar adama; “ Ne diyorsunuz siz? Neyden bahsediyorsunuz? Hem siz kimsiniz?”. Yaşlı adam, içten gülümsemesiyle Naz’a bakar. “ B u sözlerimi bir gün uygula, sakın unutma sakın. Bir gün anlayacaksın beni.”




Omzuna dokunan elle uyanır Naz. Üvey babası Naz’a sesleniyordur.



“ Naz, hadi odana git. Burada hasta olacaksın.”




Naz hemen kalkar.




Cevap vermeden odasına gider. Kapıyı sertçe kapatır.


Ellerini başına koyar, gözlerinden süzülen yaşlarda kaybolmuştur şimdi.

ummu88
25-08-09, 15:44
69. bölüm

Görevli: o hoş geldiniz Tarık Bey uzun süredir yoktunuz ortalarda
"ya öyle oldu"
"duyduk bebekleriniz hayırlı olsun "
,teşekkürler "
"Allah bağışlasın artık bir gün getirisiniz onları da burda görmekten çok mutlu oluruz"
“çok uzun süre sonra belki hazır mı”?
"elbette buyurun"


Tarık: hatırladın mı buradan da sahile ineriz ne dersin

Naz: bebeklerin yanında olmalıyım

"merak etme zamanımız var yetişiriz hadi ne istersin"

"bilmem fark etmez"

Tarık garsona dönüp "bize özel spesiyal kahvaltınızdan getirin lütfen yanında meyve suyu olsun "

"peki efendim"

Kahvaltılar yapılır sahilde yürümeye başlarlar. Naz öylece sessizce yürüyordu. Tarık geçmişte dolaştıkları anları canlandırmak için elinden geleni yapıyordu. Ama naz hiç tepki vermiyordu. Sonra kenardaki banklara oturdular. Tarık yanına iyice sokuldu kolunu omzuna attı.

Tarık: ne zaman birbirimize yaklaşmak istesek hep bir şey engel olmuştu hatırladın mı simitçi bile simit satmak için yaklaşmıştı ne kızmıştım

Naz hiç cevap vermedi. Sonra ayağa kalktı gitti simitçiden simit aldı deniz kenarına yaklaştı kopardığı simit parçalarını martılara attı. Onlarda çığlık atarak naz'ın attığı simitleri yediler. Elindeki simitler bitinceye kadar devam etti. Sonra döndü

Naz: gidelim

Tarık üzgün "tamam gidelim"

Sessizce geldiler. Evde büyükler gelmiş ümit ve filiz sorguya çekilmişti.

Vahi: kızım ( hemen koşup sarıldı öptü kokladı. ) " ne yaptı bu zibidi sana"

cahide: vahi şimdi sırası değil

Naz: hoş geldiniz ben bebeklere gidiyorum

Tarık: tamam canım ben konuşurum büyüklerle

Naz öylece yüzüne baktı anlamsızca sonra merdivenlere doğru yöneldi merdiven başına geldiğinde biran duraladı sonra basamakları yavaş yavaş çıktı.


Naz uzaklaşınca vahi öfkeyle Tarığın yakasına yapıştı "ulan ben sana ne dedim kızımı üzersen gebertirim demedim mi " Tarık hiç tepki vermiyor vahi onu sürüklemeye başladı. Diğerleri ne diyeceklerini bilmediler

Belgin: ay ay vahi bey napıyorsunuz aman allahım dağlılar gibi

Hulusi: sen karışma belgin hak etti zibidi

Ümit babasını tuttu "ya baba sakin olur musun ne konuştuk"

Tarık: bırak ümit ne yapacaksa yapsın

cahide: vahi abartma istersen yaptığı hoş değil ya oğlum nasıl düşünemezsin sen ki bu kadar hassastın naz sonuçta lâhosa dönemindeydi

"bende anlamadım bilmiyorum anne sonuçta geçti diye düşündüm ne deseniz haklısınız"

Belgin: hadi oturun neler yapabiliriz ona bakalım doktor ne zamanları geliyor

"her gün akşamüzeri mesai çıkışı uğrayacak"

Filiz: yani ilk denemeler olumlu sonuç verdi sayılır bebeklerle iletişim kurmaya başladı

Ümit: e kahvaltı nasıl geçti

"boş çıktı tepkisiz sanki zorunlu olduğu bir şeyi yapar gibiydi. Benimle hiç konuşması tek söylediği gidelim fark etmez işte bu kadar"

Hulusi: aferin sana zibidi ne diyeyim oğlum naz kızımı da hallettin bravo

Belgin: ah sana kaç defa söyledim bu kızla bu kadar yakın olma diye ama nerde annenin sözü dinlenir mi sonunda yaptı yapacağını gitti

Filiz: anne bunları konuşmanın bir faydası yok

Büyükler lafı biri bırakıyor diğeri alıyordu. Tarık söyleyecek söz bulamıyor sessizce dinliyordu.

Ümit: ya yeter adam perişan görmüyor musunuz siz sanki anladınız siz gideli kaç gün oldu. 1 hafta peki bu sürede olacak iş mi öncelikle hastanede kalması hataymış o ortam onu iyice germiş her gün bebeklere takılı o hortumları gördüğümüzde biz ne kadar etkileniyorduk o daha çok etkilenmiş belli birde suçluluk duygusu

Vahi: ya cahide hanım kesin bu zibidi suçladı kızımı

Ümit: of baba suçlamasına gerek mi var naz kendi yaptıklarının farkında değil mi ya bizimle sahil gezmesine bile geldi hatırlayın sonrası malum tamam Tarık hatalı ama nazda hiç mi suç yok

Filiz: of o zaman ne azar işitmiştik abimden sonra tekrar işi bırakmıştı

Belgin: doğru söylüyorlar Tarık da az çekmedi yani oda zor zamanlar geçirdi

Hulusi: oluşunu korumasan ölürsün değil mi?

Tarık onlar konuşurken yukarıya çıktı. Naz uzanmıştı. Seslendi naz cevap vermedi. Çocukların odasına geçti. “ne kadar uğraşsam da sanırım tek çıkış noktam sizsiniz canlarım. Yardım edin bana annemizi kendine getirelim hı olur mu korkuyorum. Babanıza yardım edeceksiniz değil mi? Of Tarık of derdini kime açacaksın yan ki yan hı canlarım babanın aklı çok karışık söyleyin ben napayım şimdi büyük anneler dedelerin pek yardımı dokunacak gibi durmuyor tek yaptıkları suçlamak tamam vahi dede ile cahide nineyi anlıyorum da bizimkilere ne demeli onlarda suçladılar ben zaten arapsaçına döndüm şaşkınım var mı çaresi ah zamanı geri sarabilsem böyle olur muydu olmazdı siz ne zaman konuşup babanızın dertlerine çare bulacaksınız of Tarık of saçmalamaya başladın onlar bebek sen ne zaman babanın dertlerine çare oldun da onlar olacak yeterince saçmaladın yeter bu kadar çık hadi güzellerim siz devam uyumaya bakmayın babaya of ki ne of“ koklayıp saçlarına birer öpücük bırakır çıkar.

Aşağı inmek ister ama canı kimseyi görmek istemez “zaten yeterince azar işittik kapasitem doldu naz’ın yanına gidemem sen iyisi mi yine odana git “ odasına gidip uzandı. Düşüncelere daldı. Sonra çocukların sürekli uyumasına taktı. “ya bunlar annelerin karnındayken hiç rahat durmazlardı doğru düzgün ağladıklarını bile duymuyorum arada bir ığğğ gibi garip sesler çıkarıyorlar o kadar oysa maşallah annelerine hiç rahat vermezleri

********************************

Naz ile bebekler için alışverişten dönmüşler naz salonda kanepede dinlenirken o çantaları yukarıya çıkarmış odaya koymuş aşağı indiğinde naz’ın karnının bir tarafı yukarıya kalkıyordu hemen ardından diğer taraf bir süre hareketliliği izledi

Tarık: naz ne oluyor bunlara böyle ne yapıyorlar içeride

Naz: ne olacak su kayağı yapıyorlar

Tarık: daha çok futbol oynuyorlar gibi

Naz: ya hazırlık maçı yapıyorlar

Tarık: evet aslan oğlum babası ile yapacağı maçlara hazırlanıyor şimdiden

Naz: hı aslan ha kızımız ne oluyor acaba

Tarık: o prenses kibarca su kayağı yapıyor annesi

Naz: hatırlatırım aslan neyin sembolü

Tarık: hiçte bile aslan bir kere güçlü bir hayvandır ormanların kralı oğlumda bu evin kralı olacak

Naz: eee peki kızımız hem ne o öyle aslan oğlum falan oğlan olunca senin oluyor da kız olunca ne oluyor

Tarık: olur mu kızımızda oğlumuzda bizim göz nurumuz birer tanelerimiz olacak o lafın gelişi hayatım olur mu ayırımıyım ben onları

Naz’ın yanına uzandı yavaşça elini karnına koydu. Çocuklar hareket etmeyi kestiler
Tarık şaşkın “ e şimdi ne oldu bunlara hareketlerini elimle hissetmek istemiştim ama niye durdular şimdi ya of “ yüzünü ekşitti

Naz: anlaşılan babalarına naz yapıyorlar

Tarık: e napmalıyım şimdi hareket etmeleri için

Naz: bilmem

Tarık: of ben hep gelince böyle oluyor ama neden ben konuşunca hemen duruyor bunlar

Naz: sesin onlarda sakinleştirici etki yapıyor nedense sen yokken sürekli hareketliler sesini duyunca bir süre sonra sakinleşiyorlar eh artık doğunca sen ilgilenirsin böylece sakinleşirler

Tarık: sen konuşunca olmuyor mu?

Naz: yok beni tınladıkları yok yeter yordunuz dinleneyim diyorum yok ben konuştukça sakin olun dedikçe daha bir hareketleniyorlar nedense artık ağladıklarında sen bekler konuşur sakinleştirirsin

Tarık: beklerim tabi hele bir gelsinler de

*********************************



Vahi naz'ın yanın açıktı. Birlikte yatağın üzerine oturdular "kızım istersen gidelim burda kalmak zorunda değilsin "

Naz dalgın üzgün bir sesle "bebeklerim"

"onları da götürürüz birlikte büyütürüz bu serseriyle kalmak zorunda değilsin"

"olmaz bebeklerimi riske atamam baba iyiyim ben daha da iyi olacağım merak etme"

"bak kızım ne istersen nasıl istersen arkandayım tamam mı söylemen yeterli"

"tamam"


Cahide kapıyı vurdu girdi “e napıyorsunuz bakalım burada baba kız”

Vahi: konuşuyoruz canım kızım benim bak çekinme dediğim gibi hemen gidebiliriz merak etme bizde aynı ortamı oluştururuz onu çekmek görmek zorunda değilsin “

Cahide: vahiii

Naz’ın yanına oturdu saçlarını okşadı sevgiyle sarıldı öptü saçlarından “ipek saçlım nasıl oldu bunlar neden anlatmadın ah kızım ah bizde neler düşündük oysa neler yaşamışsın ama geçecek hepsi geçecek hep yanında olacağız birlikte bu sıkıntıları da aşacağız canım kızım benim”

Vahi hızla ayağa katlı “yok ben dayanamayacağım bu zibidiyi dövmende rahatlayamayacağım

Cahide: otur oturduğun yerde neyi çözecek söyler misin naz

Naz: hı

Cahide: ne hissediyorsun kızım ne düşünüyorsun neden anlatmadın

Naz şaşkın bakıp “ neyi”

Cahide: neyi olacak olanları yaşadıklarını anlatsan bu kadar kötü olmazdı

Naz anlamsız bakıp “ben iyim üzülmeyin sadece çok yoruldum uyumak istiyorum o kadar”



Filiz evin her yerinde abisini aradı sonunda buldu “ of nihayet ya nerdesin abi

“gördüğün gibi buradayım ne oldu yetmemiş mi bizimkilerin azarı napıyorlar”

“durum kritiği bitti ne yapılabilir onu konuşmaya başladılar ne söyledikse dinlemiyorlar vahi baba götüreceğim kızımı diye tutturdu”

“neee filiz ben napacağım şimdi”

“bilmem”

“naz gider mi

“sanmam bebeklerimi riske atamam demiş yani burada ama vahi baba sakinleşeceğe benzemiyor durum düzelene kadar sen gidecekmişsin evden sonra onlar hep birlikte gideceklermiş”

Tarık yataktan fırladı “olmaz ben karımdan çocuklarımdan ayrılmam”

“onu bana değil vahi babaya söyleyeceksin”

Tarık koşarak aşağı indi

Vahi: ha geldin mi hemen topla eşyalarını gidiyorsun

Tarık: pardon nereye vahi baba

Vahi: nereye istersen artık kızımın yanına bile yaklaşmanı istemiyorum iyileşince zaten torunlarımı da alıp gidiyorum

Tarık: asla ne karımdan vazgeçerim nede çocuklarımdan

Vahi: onu kızımı hasta etmeden önce düşünecektin. Ayrılmak istemişsin işte istediğin olacak

Tarık: tamam suçluyum aptallık ettim naz’ın duygusal durumunu fark etmedim ama beni de düşünün biraz o anları birlikte yaşadık siz uyarsaydınız ya bende çok üzüldüm bebeklerimizi öyle görmek benim içinde kolay değildi. Naz’ın ne kadar bunaldığını göremedim. Her şey öyle ani oldu ki bende anlayamadım ben sadece naz’ın söylediklerini öyle takıldım kırıldım ki eve geldiğimizde özür diledi bende nasıl istersen öyle olacak dedim odadan çıkarken aslında kolumdan tutup döndürmesini ben seni istiyorum gitme kal demsini bekledim ama o gitti yattı uykum var diye anlamadım sadece ısrar etsin istedim ben ayrılmayı hiç düşünmedim. Ben onsuz yaşayamam benim için onsuz yaşamanın bir anlamı olmaz olmadı. İlk ayrıldığımızda ölmeyi bile düşümdüm

Belgin Tarığın sözleriyle yerinden fırlar “neeeeeeee ne zaman”

Herkes sözlerin ne anlam geldiğini anlamaya çalışır

Filiz: abii sen İtalya ya gittiğinde yaşadığın şey bu muydu . victorianın anlatmak istediği tanrım

Tarık öyle hepsini yüzüne bakar yaşadığı o an gözünde canlanır. Koltuğa çöker ellerini saçlarından geçirir bir süre öylece kalır sonra ayağa kalkar başını dikleştirir direk vahi ye bakarak “ asla karımdan vazgeçmeyeceğim o benim suyum güneşim her şeyim hiç kimse alıp gidemez bende gitmiyorum. İyileşmesi için yardım edecekseniz evet hepinizin başımın üstünde yeriniz var ama alıp gitmek ya da sen git lafını bir daha duymayacağım şimdi karımın yanına gidiyorum siz karar verin yoksa sorunlarımız bitene kadar hiç birinizi görmek istemiyorum anlaşıldı mı destek olacaksanız amenna yoksa herkes kendi evine gitsin “

Hızla merdivenleri çıktı. Naz’ın yanına naz yine kıvrılmış yatakta yatıyordu. Yanına oturdu. “nazzz lütfen yapma bunu ne olur kendini topla artık”

Naz öylece baktı “yorgunum çok dolaştık dinlemek istiyorum”

“tamam yanında oturabilir miyim”

“otur”

Tarık naz’a üzgün baktı elini uzattı saçlarını okşamaya başladı. “biliyor musun biraz önce bebeklere bakarken ne aklıma geldi. Hani alışverişten döndüğümüzde nasılda hareketlenmişlerdi ya ama biraz önce baktım hiç sesleri çıkmıyor emip uyuyorlar demiştin ya yaramazlık yaptıklarında ben sakinleştirecektim hani sence o zamanlar gelecek mi yoksa hep böyle sakin mi olacaklar ne dersin iyiye gidiyorlar kiloda almaya başladılar bizi arkalarında koşturdukları günler gelecek mi hı ne dersin.

Naz öylece bakar hafifi yüzünde belli belirsiz bir gülümsem ile Tarık devam eder

“ama dünyaya gelmelerini nasılda bekledik sabırsızlıkla onlarda dayanamadı geldiler belki biz yine sabırsızlıkla koşmalarını hayal edersek yine sesimize kulak verirler beklide hı ne dersin ikisinin de peşinde koşmak nasıl olacak kim bilir. Şey sormadan taşınmak istemedim geri gelebilir miyim izin verir misin “?

“nereye”

“buraya”

“istediğinde giriyorsun ya “

“olsun ben hep yanında olmak istiyorum gelebilir miyim”?

“sen birlisin “

“ama be sana soruyorum”

Tepkisiz ne olduğu belli olmayan bir sesle “olur”

Tarık sesi yüzü hiçbir şey anlatmasa da olumlu bir kelime duyduğuna sevinerek odaya gitti. Eşyalarını geri dolabına taşıdı.içinde “olacak olacak başka yolu yok her şey tekrar yoluna girecek başaracağım naz seni tekrar dünyaya dönmeye ikna edeceğim ne kadar zaman alırsa alsın ama her şey tekrar düzelecek “


Herkes suskun oturdu kaldı söylenecek söz kalmamış gibiydi. Sessizce yemekler yendi sonra hazırlanan odalara geçildi.

Tarık sabah kalktı. Hazırlandı.

“ naz hadi çıkalım ne dersin çok kalabalık dışarıda hava alırsın hem “

“iyi nasıl olsa hayır desem tepemde dikileceksin yine”

“iyi öyleyse evet dikilirim anlamışsın beni hadi hazırlan anahtarlarımı bulamıyorum gördün mü”

“yooo” naz dolabına gitti. Öyle baktı rast gele bir kıyafet seçti giyinmeye başladı.

Tarık odadan çıktı. “of ya en son nerde bıraktım ki dün birlikte geldik kapıda büyükler karşıladı sonra çocukların odasına geçtim acaba dolabın üstüne mi bıraktım
Bakınır “ e yok sonra ha odaya gidip yatmıştım gidelim bakalım “

Gördükleri karşısında gözleri açılır “ berrak napıyorsun orda”

Berrak yattığı yataktan kalktı. Üzerini düzelti “şey efendim dün siz eşyalarınızı taşıyınca bende çocuklara daha yakın olmak için geldim “

“sizin gece ne işiniz var ki anlamadım ayrıca o benim gömleğim değil mi ne işi var üzerinizde”

“şey üzerime süt döküldü bende odama gitmeye işte istemeyince burada kalmış öyle üzerime geçirmiştim özür dilerim”

“hemen odadan çıkın o gömleği de çıkarın “

Berrak üzerini çıkarmaya başladı yüzünde gülümsem ile

Tarık birden arkasını döner öfke ile “ şimdi demedim sonra gidin odanıza şimdi çoktan kovulmuştunuz ama durumunuzu bilmesem ( berrak önde başını önüne eğerek çıktı Tarık arkasından bakıp) ya bütün çatlaklar beni bulmak zorunda mı “?

Berrak önden arkadan Tarık çıkar karşı odadan naz çıkmıştı. Naz gördükleri karşısında öyle bakakalır.

Tarık: naz ben şey anahtar işte orda mı diye girdim işte öyle olunca ben işte

Saçmalamaya başladığını anlayınca sustu

Naz hiç bir şey demeden odaya girer. Yatağın üstüne oturur. Öylece kapıya dikmiştir gözlerini


Koşarak odaya girdi “ naz bak inan yok bişey odada yatmış anlattığına göre ben buraya geçince güya bebeklere yakın olmak istemiş gömleğin ne işi var dersen de üzerine süt dökülmüş biliyorum çok garip bir durum çok kızdım yaptığına ben şey iş bakmasını söyleyeyim mi ama sen ne dersin “

“sen karar vermişsin benim söyleyecek sözüm yok”

“ben karar vermedim ama hayatım ben şey korktum yanlış anlama lütfen yoksa aramda yok berrak la bir şey yani olamaz sen benim için ilk gördüğümden bu yana tek kadınsın tek sevdiğimsin inan “

“neden yanlış anlayayım ki ne istersen yaparsın zaten yapıyorsun”

Yanına oturup koluyla sarar “ben ne kadar uğraşsam hep bir terslik çıkıyor lütfen yapma bak istemiyorsan kalır yoksa gider tamam bir daha sana sormadan karar almayacağım. Özür dilerim hadi çıkalım “

“ben istemiyorum”

“lütfen yapma hani gidiyorduk”

“şimdi değil”

“tamam hadi inelim mi o zaman”

“ ben üstümü değiştireceğim”

“kalsın böyle çok hoş olmuşsun”

“ben uyumak istiyorum çıkar mısın”

“tamam çıkıyorum “

Tarık bitkin bir halde çıktı odadan öfkeyle berrak’ın yanına gitti


Tarık : berrak hanım kendinize iş bakın ve bir daha gece buraya çıkmıyorsunuz anlaşıldı mı

Berrak: şey Tarık Bey ben gerçekten özür dilerim lütfen ne olur beni kovmayın sonra ben nerde kalacağım

Aysu bebeklerin odasından çıkar “günaydın Tarık bey”

Tarık: pek gün aydın olmadı bugün Aysu hanım nasıl birini tavsiye ettiniz size güvenmiştim oysa

Aysu: ne yaptı

Tarık: arkadaşınıza sorun

ummu88
26-08-09, 11:44
70. bölüm


Tarık aşağı inerken Aysu berrağa öfkeyle döndü
Aysu: naptın sen berrak

Berrak: odasında yattım kokusunu duymak istedim sonra gömleğini gördüm beni sasın istedim of Aysu lütfen konuş Tarık beyle beni kovmasın ne olur tamam bir daha yapmam ne olur

Aysu: of berrak san söylemedim mi uzak dur diye beni de rezil ettin bana güvenini kaybetti işte hep senin yüzünden belki de beni de kovar of berrak of git nerden yardım edeyim dedim sana

Berrak: e şimdi ben nerde kalacağım sende kalabilir miyim

Aysu: hı oldu nerde evi boşattım ya ekonomi yapayım diye şimdi beni de kovarsa nasıl olacak


Tarık aşağıya indi ama sinirden yerinde duramıyordu. Salonu bir baştan diğer başa arşınlıyor bir yandan da düşünüyordu. “ of ya ya yine yanlış anladıysa ama hiç tepki vermedi. ( durdu) hı bu iyi ne iyisi ben yanlış anlasa şimdi bağırıyor olması gerekirdi. E ( tekrar düşünceli yürümeye başladı) bağırmadı o zaman iyi yani yanlış anlamamıştır ama istediğini yaparsın dedi. Yani bitti mi demek istedi. Yok, yok öyle değildir kesin sadece bunalımda ya ilgilenmedi yoksa o beni sevmekten vazgeçmiş olamaz. Ondan şimdi evden gitsen olmaz ya ben yokken vahi baba kandırırda götürürse eve sokmaz o zaman en güzeli sen işleri buradan devam ettir en güzeli bu “

Belgin salona geldi Tarık dolanıp duruyordu kendini görmüyordu bile bir süre izledi daha fazla dayanamadı kolundan tutup” ne bu halin oğlum ne diye deli danalar gibi dolanıp duruyorsun naz nerde”

Tarık annesi kolunu tutunca durdu öyle anlamsız yüzüne baktı “hı ne dedin anne”

Belgin: naz diyorum nerde

Tarık: odasında ( bir süre durup) anne ya bende ne var

Belgin: ne oldu

Tarık: ne olacak nerde çatlak varsa beni buluyor ya resmen üzerime çekiyorum sanki

Belgin: hayırdır naptı naz

Tarık: of anne onun bişey yaptığı yok ona bakarsan hayatımdaki en güzel şey

Belgin: hayatımda en güzel şey öyle mi biz ne oluyoruz

Tarık: of anne siz farklı naz farklı o benim hayatımın anlamı o olmazsa ben yaşayamam of ya nasılda yaptım ben bunu değerini bilmedim aptallık ettim salak kafam benim

Vahi: ha şunu bileydin

Tarık mahçup “ günaydın “

Cahide vahiye yan gözle bakıp “günaydın oğlum naz kalkmadı mı”

Tarık: kalkmıştı ama işte yeniden uzandı ben bakayım

Vahi: sen kal ben bakarım

Cahide: ikinizde durun ben bakarım inecek mi bakalım

Herkes gerilmiş öylece kalmışlardı. Vahi sinirli bir bakış atıp koltuğa geçip oturdu. Eline gazete alıp sinirle açtı.” Hala karşımda dikilebiliyor ya yüzsüz “

Tarık içinde n “ya sabır Tarık sus sinirini alıştırmaya çalışıyor anla sende babasın bebeklerinden birine biri böyle bir şey yapsa napardın sakin ol”

Hulusi esneyerek geldi “günaydın kahvaltı yok mu kahvaltı acıktım belgin ben ya midem kazındı ya bu masa daha neden hazır değil”

Seher: günaydın efendim masa hazır isterseniz geçebilirsiniz

Tarık: teşekkürler seher hanım hazır babacım geçebilirsin

Hulusi: e siz gelmiyor musunuz e hadi vahi


Tarık: ben aç değilim biraz işim vardı sonra görüşürüz

Vahi: görüşeceğiz, görüşeceğiz Tarık efendi

Tarık sessizce çıkıp gitti.

Hulusi: aman vahi geçer ben akşam baktım hamilelerin çoğunda olurmuş bu durum ya belgin sende de olmuş muydu ben hatırlamıyorum

Vahi: hiçte bile cahide de olmadı hep senin zibidi oğlun yüzünden

Belgin: bu gerginlik naz’a da iyi gelmez vahi bey evet benzer bir durum olur ama bazısında hafif bazısında şiddetli geçer sanırım yaşadığı olaylar naz’ı bu duruma getirmiş olmalı

Vahi: işte bende diyorum ya zibidi oğlunuz yüzünden oldu her şey kızımı hasta etti

Filiz esneyerek “günaydın millet böyle kalabalık bir ortama uyanmak ne güzel”

Ümit: evet ya biz bundan sonra hep beraber mi yaşasak ne

Vahi: zevzek sanki keyfimizden buradayız

Ümit: of baba ya taktın tamam şimdi bizim kız kendini kızağa aldı ama merak etme biraz zaman geçsin bu suskunluğunun cezasını çektirir bize

Vahi: ne rahatsın sen ya ne biçim kardeşsin sen öyle ablan yukarıda ölüm kalım savaşı veriyor oh sen dalga geç

Ümit: ne dalgası baba ya

Vahi: kızak mızak falan ne biçim konuşuyorsun

Ümit: of baba dinlenmeye aldı dedim sen böyle yapınca çabuk mu kendine gelecek acaba daha da içine kapanacak yanında neşeli güzel hoş sohbetler edelim oldu mu babacım ha yok kızım böyle iyi diyorsan o başka

Vahi: o ne demek ben cıvıl cıvıl neşeli kızımı istiyorum bu zibidi ile karşılaştığından beri kızımın başı beladan kurtulmadı. Kaza geçirdi, bırakıp gitti gül yüzünü soldurdu

Belgin: isterseniz oraya girmeyelim ayrıca oğluşum sebep olmamıştı dikkatini çekerim asıl sizin kızınız oğluşumun gitmesine neden oldu. ayrıca nasıl kurtuldu bilmiyorum ama asıl oğlumun ölmesine sebep olacak olan kızınızmış dikkatini çekerim


Filiz: ay yeterrr siz naptığınızı sanıyorsunuz söyler misiniz ya yok ümit bunlarda bir arpa boyu yol alamamışız

Ümit: aynen ya oturumusunuz ve sakin kimse kimseyi suçlamıyor

Hulusi kimse gelmeyince tekrar salona gelip “ya kendim kahvaltı yapmasını sevmiyorum hadisenize “

Belgin: of Hulusi ne rahatsın ya

Hulusi:siz benim yerime de gerilmiş durumdasınız ya neden rahat olmayayım olurmuş doğum sonrası dün sana okudum ya ancak kişi kendiliğinde çıkarmış biz sadece yanında olacağız onu neşelendirmeye çalışacağız o kadar

Vahi: o kadar basit değil görmedin halini kızımın hiç konuşmuyor tepki vermiyor. Ah ya düzelmez daha kötü olursa ben o zibidiyi gebertirim

Ümit: baba abartma istersen ama tamam naz bunalıma girdi ama sonunda çıkacak hem doktor herkes normal yaşamına devam etmeli dedi. O yüzden siz sakin olacak ve tepkilerinizi yumuşak koyacaksınız ki naz daha fazla gerilmesin sen böyle atıp tutmaya terör estirmeye devam edersen naz daha da gömülür içine belki sesini duydu ondan inmiyor

Vahi: gerçekten mi?

Filiz: yani vahi baba ümit doğru söylüyor çok sert davranıyorsunuz eğer naz istese dün akşam sizinle giderdi değil mi demek ki oda bitmesini istemiyor ama ruh durumu düzelmesi için zaman gerek

Belgin: evet sakin olmayı denemelisiniz görmüyor musunuz halini oluşum sanki süzülmüş

Aşağıda onlar konuşurken cahide naz’ın odasına girdi.” Kızım hala kalkmadın mı ama olmadı şimdi hadi bakalım seni aşağıda bekliyoruz”

Naz: of Tarık mı gönderdi seni

Cahide: hayır o nerden çıktı

Naz: nedense birden bu yatakta kalmamla ilgili bir sorunu olmaya başladı da

Cahide: eh yani anne bu kadar çok yatmaz hele iki tane bebeği olan

Naz: bana ihtiyaç yok ki sütüm olmasa aramazlar bile

Cahide: aa çocukların annelerine ihtiyaç duyarlar canım onlara çok iyi bakan insanlar olsa da kimse senin onları sevdiğin gibi bakamaz bebekler kucağına aldığında senden onlara geçen sevgiyi fark ederler. Onlarla konuşacaksın dokunacaksın sevgini hissettireceksin ne oldu o kadar isterken zor mu geldi yoksa

Naz: yooo ama bakan olunca bende yatmayı tercih ettim

Cahide: demek ki yanlış yapmışsın hadi kalk ben neşeli kıpır kıpır kızımı istiyorum sen yerinde durmazdın kalk hadi ama çabuk çabuk
Perdeleri açtı “önce içeriye havayı alalım değil mi güne zinde başlayalım aa olmadı ama kalk dedim sana miskinlik yok sonra kızımla torunlarımın yanına girmek istiyorum

Naz: ben olmadan da girersin

Cahide: olsun ben kızımla istiyorum

Naz isteksiz kalktı. Yeniden giyindi. Asık yüzle annesini dediğini yaptı. Birlikte önce bebeklerin yanına geçtiler. Ortalıkta berrak yoktu “ nerde bu şimdi yanlarında olmalıydı”

Cahide: kim

Naz: berrak

Cahide: onu ne zaman aldınız kızım

Naz: çok olmadı Tarık almıştı öbürkü sigara içiyormuş ta ama buda onun odasına girmeye pek meraklı sanki birde kıyafetlerini giymeye

Cahide naz’ın ne demek istediğini anlayamaz “anlamadım o nasıl oluyor hayırdır ne saçmalıyorsun sen

Naz omuzlarını silkti “giymeyi unutma “ hazırlanıp odaya girdi. Bebeklere yaklaştı. “Canlarım benim size bakmadılar mı ah güzellerim bak bugün yanımda anneannede var artık onunla halledeceğiz anlaşılan anne biberonları ve pompayı makineden getirimisin”

Cahide: tabi kızım


Herkes kahvaltı sofrasında toplandı. Tek ses çıkmıyordu. Ortamda sinir bozucu bir sessizlik vardı. Herkes tek gözüyle çaktırmadan naz’ı inceliyordu. Naz kimseyle ilgilenmeden kahvaltısını yaptı. “afiyet olsun” kalktı odasına çıktı. Hersen şaşkın üzgün ne yapacağını bilemiyordu.

Ümit: burada beklemeniz hiçbir şeye yaramayacak bence işlerinize gidin baba zor bir durumdayız ama yapılacak tek şey yaşamaya devam etmek böyle yaparak onu daha içine kapıyoruz gibi geliyor bana

Vahi: işe gidebilirim ama akşam yine buradayım kızımı iyi görmeden bu evi bırakıp gitmeye niyetim yok o serserinin de gözüm üstünde olacak

Belgin Hulusi söyleyecek söz bulamıyorlardı. Tarık ortalıkta yoktu. Herkes dağıldı.

Belgin: ya bu çocuk napmaya çalışıyor Hulusi

Hulusi: ne bileyim işim var dedi çıktı gitti.

Cahide filizin ardından çıktı “filiz”

Filiz: efendim cahide anne ne oldu

Cahide: ağabeyin berrak ile arasında ne var

Filiz: ne olabilir ki cahide anne

Cahide: bilsem sana sormazdım ama anladığım kadarı ile ağabeyin gömleğini giyecek kadar yakınlaşmışlar

Filiz: mümkün değil Aysu hanımın arkadaşı ve bizimle birlikte gördü denilebilir çok da olmadı daha bir haftadır burada sizin gittiğinizden bir gün sonra bak adını da unuttum sigara içerken yakalamış çok rahatmış öyle olunca kızıp kovmuş Pazar günüydü

Cahide: nurçin neyse iyide gerçekten tanımıyor muydu

Filiz: yok cahide anne bence bir karışıklık var bence

Tarık: neden kapı önünde konuşuyorsunuz

Filiz: abi nerdeydin

Tarık: vekalet vermekle meşguldüm. Gittiğimde kötü bir sürprizle karşılaşmamak için

Cahide: biz sana ne sürprizi yapabiliriz ki ama sen maşallah üst üste yapmaya devam ediyorsun

Tarık: inanın bilmece çözecek durumda değilim cahide anne ne söylemek istiyorsanız direk söyleyin

Filiz: abi görüşürüz

Tarık: iyi dersler canım

Cahide sorularını sıralamış Tarık da olanları anlatmıştı.

Cahide: tamam oğlum artık ne düşüneceğimi şaşırdım

Tarık’ın gözleri dolmuş “anlıyorum ama bende çok iyi değilim inanın ne yapacağımı şaşırdım anlamadım nasıl oldu nasıl bu hale geldi. Ama aşacağız aşmak zorundayız

Cahide Tarık’ın omzuna dokundu hafif vurarak “ hep birlikte aşacağız oğlum merek etme ben vahi babanla konuşurum “

Tarık gözleri dolu sesi titreyerek “sağ olun onu da anlıyorum ama elimden bir şey gelmiyor şimdilik ben Naz’ı biraz dışarıya çıkarayım düzenli yürüyüş iyi gelir demişti. Kalktı mı “

Cahide: merak etme bebeklerle birlikte ilgilendik aşağı indi bizimle kahvaltı yaptı ama sanki, etrafında kimse yokmuş gibi

Tarık: cahide anne yeni birini istemiyorum eve aldığını tanımak mümkün olmuyor biri ciddiyetsiz çıktı diğeri sapık o yüzden siz yardımcı olur musunuz

Cahide: elbette o nasıl söz

Günler birbirini kovaladı. Bir hafta Tarık için ev işkence gibi olmaya başlamıştı bir gün Sadri bir gün işler için helin uğruyordu. evde işlerini takip etti. Vahi sürekli onu gözlüyor yaptıkları hoşuna gitse de bir türlü ona karşı olan öfkesine engel olamıyordu. Sürekli göz hapsine almıştı. Tarık öldürücü bakışlarından kurtulmak için aynı ortamda olmamak için elinden geleni yapıyordu. hele hafta sonu vahi baba ile köşe kapmaca oynadılar.

Vahi: şuna bak karşılaşmamak için nasılda kaçıyor

Cahide: of vahi rahat bırak çocuğu napsın elinden geleni yapıyor ama sende hiç yardımcı olmuyorsun

Vahi: napıyorum

Cahide: of birde naptım diyor söyleme gerek yok gözlerinle hallediyorsun kızın farkında bence artık kızın için olsun şu gergin havayı bozsan artık

Vahi: kızımın yüzünün güldüğünü görmeden benden bunu bekleme

Cahide: kızının yüzünü güldüğünü görmek istiyorsan bebeklerin yanındayken gör ve onlar dünyaya gelsin diye Tarık ne kadar destek oldu ne zorluklar çekti anla artık hangi erkek yapar evde kapalı kalır

Vahi.: sonunda yaptıklarını kızımı hasta ederek yok etti

Cahide: of vahi of


Yine helin gelmiş çalışma odasında yeni tanıtım için fikir alışverişinde bulundular.
Tarık koltuğunda geri doğru gidip gerindi

Helin: çok gerginsin daha hiç mi ilerleme yok

Tarık: yok git gide daha çok korkmaya başladım bebeklerle olan ilgisi olmasa onlarla mutlu olduğunu görmesem daha çok korkacağım her şeyi yaptım daha önce yaptığımız gittiğimiz her yere götürdüm ama yok vermiyor öylece garip bakıyor yüzüme sonra hemen gidelim bebeklerimi özledim diyor.

Helin: daha önce özledim kelimesi yoktu sanırım e nasıl hala yatakta mı geçiriyor

Tarık: yok annemler gündüz burada olunca ona buluyorlar bir şeyler bu ara bebeklere kıyafet örmeye başladı

Helin: iyi düşünceleri kafasından atmaya yarıyordur

Tarık: öyle de benimle hiç ilgilenmiyor çok uzak

Helin Tarık’ın arkasına geçti omuzlarına masaj yapıp “ sabır daha ne oldu çalışmaya devam sonunda çıkacak kıracak kabuğunu yaşadıkları kolay değil doktor ne diyor “

Tarık: daha net bişey söylediği yok daha tam olarak çözememiş oysa ilk bebeklerle ilgilenmeye başladığında ne sevinmiştim çabuk iyileşecek gibi gelmişti

Helin: o kadar kolay değil o işler

Tarık: yaşamış gibisin

Helin: eh insan kendini değersiz hissedince hiçbir şeyden zevk almıyor. Hayatın anlamını kaybediyor Naz bu yönden şanslı ona yaşamayı değerli kılan iki tane özel ve güzel tatlı melekleri var

Tarık: neden kendini değersiz hissetsin ki

Helin: değersiz hissetmese bile buna benzer bir durum söz konusu bence ama senin ve ailesini desteği ile aşacaktır bende sadece ihtiyacınız olan zaman

Tarık: işte o zaman beni boğuyor çünkü geçmek bilmiyor. Ben karımı geri istiyorum

Helin: peki bunu söyledin mi

Tarık: hem de kaç defa ama öyle anlamsız bakıyor ki

Helin: o da bence bir tepki daha önce yüzüne bile bakmıyordu. Bence söylemekten vazgeçme senin için ne kadar değerli olduğunu anlat

Tarık helin’in elini tutup “sağol helin seninle konuşunca rahatlıyorum. Çevremdekilere duygularımı anlatmaya başlasam söylemiştik bunu daha önce düşünecektin birde cahide anne çok anlayışlı

Helin: seni sorgulamıyorum dinliyor fikrimi söylüyorum suçlanmak ve dinlense bile yargılanmak insanı sıkar ve onlar sizin yaşadıklarınız yakından biliyorlar o yüzden yargılıyorlar

Tarık: benim ne çektiğim ne kadar üzüldüğüm yada sıkıntı çektiğimi düşünmüyorlar oysa o süreç benim içinde kolay değildi hep korkuyla yaşadım onu kaybetme korkusuyla

Helin: peki bu korkularını nedenlerini anlattın mı

Tarık: yok benim gibi onları da korkutmak istemedim

Helin: anlatmak ister misin

Tarık: İtalya da bir arkadaş vardı. Sınıfta adı jannefer ailesi karşı çıkmasına rağmen ömer diye bir arkadaş vardı evlendiler hamile kaldı doktor düşük tehlikesi var dedi öyle olunca okulu bıraktı. Evde kaldı tabi Ömer devam etti. Sonra bir gün eve gittiğinde banyoda onu yerde kanlar içinde bulmuş tabi kurtarılamadı. Daha doktor düşük tehlikesi dediğin an o geldi aklıma öyle olunca çok düştüm üzerine oda tam tersi ne kadar düştüm tedbir aldımsa sanki inadıma yapar gibi çok dikkat etmedi. Sonra kendini suçladı.

Helin: zor bir durummuş senin için hadi ben kaçayım artık


Onlar odadan çıkmadıkça
Vahi sinirden dört dönmeye başladı cahide de dâhil

Vahi. Ne bitmez işmiş bu ya çıkamadılar

Cahide: : yani bende şüphelenmeye başladım

Ümit: tebrikler baba anne mi bile şüphelendirmeyi başardın

Filiz: yok vahi baba yeni bir proje olunca uzun sürmüştür

Tarık ile helin çıktı. Kapıda hepsini görünce şaşkın

Helin: iyi akşamlar size

Vahi ters bir sesle ” iyi akşamlar “

Cahide: yemeğe kal istersen kızım

Helin: yok teşekkürler gideyim yemek yedikten sonra mayışırım. Konuştuklarımızı düzenlemeliyim kalırsam yapamam iyi akşamlar

İyi akşamlar dilekleri bitince

Tarık. hoş geldiniz ümit filiz ( sarılıp öper ) tekrar çalışma odasına yönelip “benim biraz daha işim var “

Filiz abisini ardından gidip “hayrola yeni bir ilkim vakası yaratmaya mı çalışıyorsun

Tarık: saçmalama o benim

Filiz: kardeşin gibi değil mi ilkimde öyleydi of abi ya neden bu kadar yakınlaşırsın şu kadınlarla sonra ne varmış sende işte bu gereğinden fazla yakınlaşıyorsun böylece karşıya farklı mesaj veriyorsun istemesen bile

Tarık: of filiz o bizim kardeşimiz yani seninde ablan

Filiz şaşkın “neeee”

…………………………………………………………….

ummu88
26-08-09, 17:32
Ada

Hulusi: belgin gelsen artık tontonumu bizde görsek

Belgin: of dur şimdi baksana ne tatlı çalıyor

Tarık: abartma istersen anne öylesine tuşlara basıyor işte

Belgin: sende bu kadardın

Tarık: anne başlama evet kızım istediği kurslara gidecek ama şimdi değil daha yaşını doldurmadı. a Naz kızımın ilk doğum gününü nerde kutlayacağız acaba teknede mi parti versek yoksa adaya mı gitsek

Hulusi: ada da napacağız

Tarık: ada orda ( Naz’ın çimdiği ile ) ismi ada ya baba ya ondan orda mı kutlasak diye düşündüm hani var ya bir ev işte orda

Hulusi: hayatta olmaz ben oraya ayak basmam bensiz istiyorsan kutlarsın

Belgin: torunuma yaraşır şöyle görkemli bir parti nerde yapsak acaba şöyle torunuma yaraşır bir parti olmalı saraylardan birinde yapalım

Naz şaşkın konuşulanları dinliyordu “bence abartmasak evde küçük bir parti veririz kendi aramızda “

Tarık: yok öyle küçük benim meleğime doğru anne Çırağan da yapalım bildiğim kadarı ile başka öyle dışarıya verilen yok diğerleri müze

Belgin: olmadı kız kulesini kapatırız

Naz: Tarık hayatım bunu sonra konuşsak daha 15 gün var nasılsa

Tarık: ancak hazırlık yaparız hayatım iyi bence de kız kulesi iyi

Ayşe: ne çabuk geçtiniz bizim düğünden ada’nın doğum gününe anlamadım

Filiz: e Ayşe fark var o belgin sultanın torunu yeni gözdesi öyle olunca hemencecik gündeme oturuveriyor

Belgin: ay bir yeğenini kıskanmadığın kalmıştı filiz hala olarak seninde katkın olmalı yani

Filiz: yeğenime canım feda ama bence de abartmasanız sonra ki belki 15. doğum günü hani doğum günlerini hatırlayabildiği zamanlarda olsun o patiler ki o zaman yanında kesin sizleri istemeyecek arkadaşları ile kutlamak isteyecektir

Naz: yani hayatım bence de abartmasak

Belgin dalmış hayalinde pastanın şekline kimlerin davet edileceğine torununun kıyafetini nasıl olacağını bile kurmuştu zihninde

Hacer: boşuna uğraşma belgin çoktan kurdu planladı. Bile kızım transa geçmiş durumda görmüyor musun?

Naz: napayım ben şimdi ne gerek var öyle abartıya altı üstü ilk doğum günü tama özel olsun ama bize özel kendi aramızda ne o görmemişler gibi

Tarık: naz nasıl konuşuyorsun öyle görmemiş mörmemiş falan kızımın ilk yaşı elbette özel olacak

Naz gözleri dolu dolu “bende özel istiyorum ama sadece bize özel olsun ama sen hep böyle yapıyorsun. Hep kendi istediğin gibi olsun istiyorsun sormadan balıklama daldın yine “

Tarık naz’ın halini görünce kırdığını anlar “şey tama biz sonra konuşalım bu konuyu hayatım oldu. Anne tama kapatalım biz bu konuyu biz önce nerde nasıl olacağını kesinleştirelim sonra konuşuruz”

Belgin: aman iyi torunumuzun doğum gününü bile düzenleyemeyeceğiz anlaşıldı. Yok hakkımız yok anlaşılan ( ağlamaklı oluvermişti hemencecik)

Naz: yok belgin anne elbette düzenleyebilirsinizde ama çok abartmayalım demiştim ( gözleri Tarık’a kızgın bakmaktaydı)

Tarık: anne kapatır mısın konuyu tamam biz karar verip ararız anne babası olarak elbette öncelik bizde olacak

Belgin: tabi canım kimiz ki biz

Hulusi: uzatma istersen belgin cidden abartın e zibidi ne yaptın bugün ki toplantıyı rahatladık mı

Tarık: rahatladık , rahatladık da sen gel de bana sor nasıl rahatladık

Hulusi: ne o çok mu sarktı yoksa ama oğlum bir iki tatlı söz iltifat fethedeceksin hatunu

Belgin: ya bankada işler öyle yürür oğlum dinle babanı İtalya da öğretmemişlerdir bunları bu incelikleri iyi dinle banka ile hatunların ne alakası var Hulusi

Hulusi: iyide bankamızda daha çok zengin dul hatunların paraları var canım öyle olunca bu dulların bazen kaprislerini çekmek gerekiyor tabi dozunda

Belgin: o doz ne kadar oluyor

Naz: öğle yemeği kadardır herhalde

Hulusi: yok bazen hı hı o kadar naz kızım e pamuğum ne yapıyormuş bakalım daldık doğum günü sohbetine amanda aman esniyor muymuş meleğim benim
Akşam ada için artık bitmişti. Ağzına parmaklarının hepsini koymuş bir taraftan emiyor bir taratan kuzusuna sarılmış arada esneyerek yarı kapanmak üzere olan gözlerini açmak için çaba gösteriyordu

Ayşe: of bakar mısınız ya uyumamak için direniyor sanki

Filiz: eh canım o kadar iş yaptı çocuk yorgunluktan bitmesi doğal ama o hala direniyor ne inat ama bir o kadar da şeker

Naz: uykusu geldi kalksak mı

Tarık: tamam canım

Arabanın hareket etmesinden sonra ada arkada uykuda teslim olmuştu kucağında kuzusu ile birlikte

Naz sesiz sinirli yola bakıyor hiç ses çıkarmıyordu.

Tarık: sende mi yoruldun canım

Naz bozuk bir sele “ yooo “

Tarık: uykun geldi o zaman

Naz: yooo “

Tarık: o zaman kızdın sen bana

Naz: bunu sonra konuşalım şimdi adanın yanında olmasın

Tarık: tamam

Yol araba ile sadece 10 dakika sürüyordu ama sanki yol bitmek bilmiyordu naz için Tarık ise ne yapmış olabileceğini düşünürken bir türlü bulamıyor. Herhalde hamilelikten olsa gerek diye içinden geçirdi. Evin önüne gelmişlerdi. Evin bekçisi karşıladı onları kuyruğunu sallayarak arabayı park etti. Naz sessizce indi. Dost direk onun yanına geldi. Naz eğilip yelesinde okşadı burnuna küçük bir öpücük bıraktı. Kapıyı açtı. Özel yoldu yerinden sarsmadan alındı alnına küçük bir öpücük bırakıldı. “nasılmış benim aslan oğlum bakalım geldik hadi sen gir bakalım kulübene “ tek koluyla kızını alıp diğer eliyle Tarık da okşadı dostunu birlikte girdiler naz yine ters bir bakış atıp merdivenleri tırmandı. Tarık arkasından sonra kızını odaya bıraktı. Tatlı uykular diledi sessizce bebek telsizini açtı. Yatağın üzerinde ki yıldızlarla süslü ışığı açtı odanın içi yıldızlarla süslü bir geceye dönüştü. Kapıyı kapatıp çıktı.

“sıra şimdi sevdiğimizin nende bu kadar kızdığını anlamada “
Odaya girdiğinde naz aynada kendine bakıyordu. Askılı kırmızı geceliğini giymiş “
Tarık gördüğü karşısında nefesiz kaldı bir an “ne kadar şanslı olduğunu düşünüp yanına yaklaştı arkadan sardı sonra elleri karnına gitti.” Şimdi burada öyle mi beni hissediyor mudur acaba “

“annesi çok yakından hissettiğine göre sanırım ama daha çok küçük “

Ardından boynuna tutkulu bir öpücük bıraktıktan sonra “peki bunu”
Naz yutkundu sonra kolunun altından kayıp uzaklaştı. Sonra parmağını sallayarak

Naz: bakıyorum çok güzel yalan atıyorsun

Tarık şaşkın “ kim ben ne zaman attım ki “

Naz: ne zaman atmışmış yok ben düşerken atmış çığlığı da bilmem ne de ayrıca dikkatimi çekti çok çabuk laf çeviriyoruz sen bana yalan söylemediğini nasıl anlayacağım ( parmak inmiş gözler dolmuştu bile ) sen beni hep kandırırsın anlaşıldı.( küskün döndü) Belki de daha önce de yalan söyledin beni kandırdın

Tarık: hımmm anlaşıldı ağlama moduna girdik şey naz daha öncede böyle olmuş muydu olmadık şeyleri görme hayal etme

Naz: ne zaman

Tarık: ada ya hamileyken sanki bu durum onla ilgili gibi doğum günü durumunda da hemen gözlerin doldu

Naz: ona da gelecek sıra (birden ağlamadan öfkeye geçmişti yine ve parmak yine sallanarak ) kaçmaya çalışma sen ne kadar çabuk söyledin öyle o yalanları çabuk açılma bekliyorum

Tarık: şimdi hayatım hatırlarsan hepsi birlikteyken verelim demiştik ya öyle olunca oldu yoksa ben sana yalan söylemem eğer yalan söyleyip söylemediğimi anlamak istiyorsan beni dikkatli incele olur mu o zaman anlarsın

Naz yatağa oturup biraz işveli” nasıl “

Tarık: gözlerime bak o zaman inan ağzım yalan söylese de gözlerim asla yalan söylemez şimdi bunları bıraksak ta evimize yeni gelecek olan üyemizin kutlasak nasıl olur acaba

Naz: nasıl

Tarık yanına yaklaşıp kucağın alıp yatırdı yavaşça “ anlatmasam da göstersem diyorum”

Naz: terbiyesiz bebeğimizin önünde ayıp

Tarık: bizde kapatırız hem şimdi uyumuştur o merak etme duymaz bizi hem buradan oraya ses gitmez

Naz: kim duymaz

Tarık: ada

Naz: adadan bahseden kim ( eliyle karnını göstererek) yeni üyemiz

Tarık: onun bir yolu yok mu hem oda uyumuştur

.................................................. .

zeyno-brşkrs
26-08-09, 17:45
ZAMANSIZ 1.BÖLÜM


Sarmaşıklarla çevrili ahşap korkuluklu balkondan dışarıda ki manzaraya çevirdi bakışlarını… ardından gözlerini kapatıp derin bir soluk verdi önünde duran laptopa geri dönmeden…
Klavyenin tuşlarına tekrar basmaya başladığındaysa yüzünde bir gülümseme vardı ama bir yanı hala huzursuzdu ailesinin onayını almadan kaçarcasına her şeyi bırakıp bu küçük kasabaya gelişini hala hazmedememişti sorumluluk sahibi tarafı onlar onu çoktan affetmesine rağmen… oysa diğer yanı deli gibi istemişti bunu yapmayı o yanını bu güne kadar çokça dinlememiş olsa da son olanlar bu kez o tarafının ağır basmasına sebep olmuştu…
Buraya geleli neredeyse üç hafta olmuştu her şeyden ve herkesten uzak üç hafta bu süre içinde bir sürü şey yazmış yazdıklarının çoğunu da tek tuşla yok etmişti… şimdi üzerinde çalıştığı satırlarsa yaklaşık bir haftadır beyninde dönüp duruyor bir çok yaz sille ağırda olsa kendinin de sonunu çok kestiremediği bir yöne doğru ilerliyordu…

Çalan telefonunun sesi içine girdiği hayal dünyasından çıkardı diye bir an suratı düşse de ekranda yazan ismi görünce gülümsedi:
-anneciğim!
CAHİDE:-kızım nasılsın?
NAZ:-iyiyim anne babam iyileşti mi?
CAHİDE:-iyi iyi ayaklandı ama yaz günü nasıl grip oldum diye söylenip duruyor hala…
Naz gülümseyerek:
-canım benim! Hayatta sevmez hastalığı…
CAHİDE:-kim sever ki zaten hastalığı? Sen babanı bırak şimdi nasıl gidiyor romanın?
Naz kahkaha atarak:
-daha roman demeye bin şahit istiyor ama yazıyorum işte bir şeyler…
Cahide kırgın bir tonda:
-güzel kızım sürekli aynı şeyi söylüyorsun diyeceksin ama yani işi gücü bıraktın tamam ama roman yazmak için ta oralara gitmene gerek var mıydı? Koca eve sığamadın annecim beni sıkıntıya koyuyorsun…
NAZ:-anne bunu defalarca konuştuk biliyorsun bu başka bir şey kendimle kalmam gerekiyordu hem en fazla üç beş ay sonra geleceğim… ha! Tabi şimdiden anlaşalım bir ayağım hep burada olacak bundan sonra… en kısa zamanda da sizi bekliyorum ona göre…
CAHİDE:-sen bizden kaçmadın mı? biz neden gelelim ki oraya?
NAZ:-anneee! Bunu nasıl söylersin? Ben sadece orada ki düzenden kaçtım kendi kanatlarımla uçmaya içimdekileri ortaya dökmeye ihtiyacım vardı biliyorsun… böyle konuşup beni üzme ne olur?
CAHİDE:-tamam tamam! Sıkma canını hala bir yanım sana kırgınsa da evlatlarım kıymetli benim üzülmelerine dayanamam… neyse ben seni fazla meşgul etmeyeyim çabuk çabuk yaz romanını da bir an evvel bitsin…
Naz gülümsedi:
-pekiyi anneciğim! Seni de babamı da öpüyorum Ümite de söyle kaç gündür aradığı sorduğu yok alacağı olsun…


Akşamüzeri üzerinde paçalarını kıvırdığı salopeti atkuyruğu yaptığı saçları anlına dökülmüş kakülleri ve makyajsız yüzüyle neredeyse yirmidört yaşına gelmiş bir genç hanımdan çok lise öğrencisine benzer haliyle önüne serilen muhteşem manzarayı seyrederek iniyordu kasabanın çarşısına bisikletiyle alış veriş yapmak için…
Evlerden birinin önünden geçerken profilden gördüğü yüz onu hayrete düşürdü neredeyse dengesini kaybedip düşecekti o yöne bakayım derken… neyse ki genç adam ve konuştuğu yaşlı kadına durumu çaktırmadan devam edebildi yoluna… aslında durup o genç adama tam olarak bakabilmeyi deli gibi istiyordu ama herhalde böyle bir şey yapsa hem ona rezil olur hem de tüm kasabanın diline düşerdi... yoluna devam ederken aklı sürekli profilden gördüğü o yüzdeydi:
-onun olmasına imkan yok! Ben böylesine mi kaptırdım romanıma kendimi baktığım her yerde onu görüyorum?!
Bir hafta önce gazetede okuduğu haberle başlamıştı onca yazıp sildiği satırdan sonra şimdi her satırında biraz daha içine sinen romanına:

Gazeteleri tek tek karıştırıp önemli bulduğu haberleri okurken birinin ikinci sayfasında gördüğü habere kilitlendi:
“Ünlü Rock şarkıcısı Tarık Tekelioğlu yurt dışına giderken havaalanında sorularını yanıtladığı muhabirlere -çok yoğun bir sezon geçirdik bir süre dinlenmek için yurt dışına çıkıyorum- dedi… Tarık bey yalnız gittiğini söylese de kendisinden hemen önce pasaport kontrolden giriş yapan meçhul sarışın hanımla gittiği söyleniyor”
Resimdeyse Tarık muhabirlerle konuşurken pasaport kontrolden geçen genç kadın oklarla gösterilerek işaretlenmişti…
NAZ:-çık çık çık! size ne adam kiminle isterse gider Allah Allah! Ne kadar meraklı bizim bu millet didiklemeye!
Sonra birden bire resimde ki adama takıldı gözleri aslında onun resmini daha önce görmemiş değildi hatta defalarca televizyonda da rastlamıştı ama çokta tarzı olmayan bir müzik yaptığı için pekte ilgilenmemiş sadece “hoş çocuk” diye geçirmişti içinden ilk gördüğünde… oysa bu resimde sanki kendisine bakıyor gibi hissetmişti bir an… omuzlarına dökülen dalgalı saçları yırtık kotu üzerinde vücuduna oturan tişörtüyle tam olarak tarzını yansıtıyordu ama bambaşka da bir havası vardı… gülümseyen yüzü ve gözlerinde ki ışık o donuk karede bile kendine çekiyordu insanı:
-bu nasıl bir gülüş böyle... ya gözlerinde ki o ışık!
O resim bir stüdyo resmi olsa Naz bunun bir ışık hilesi olduğuna kesin inanacaktı ama havaalanında çekilmiş bir resimdi sadece… ne kadar zaman o resme öylece baktığını fark etmese de:
-buldum! İşte benim baş erkek karakterim!
Parmağını fotoğraftaki yüzün üzerinde gezdirdi:
-sen osun!
Gülümsedi:
-yada daha doğru o sen olacak!
Gazeteyi kenara koyup masada duran laptopunun başına geçip arama motoruna adını girdi… onunla ilgili ne varsa öğrenmek istiyordu çünkü o Nazın baş erkek karakteri olacaktı… Naz onunla ilgili okuduğu her satırda ve gördüğü her resimde biraz daha hayrete düşüyordu Tarık gerçekten oydu kafasında kurduğu ama bir türlü bir bedene büründüremediği erkek karakter… yardım konserleri hayranlarıyla diyalogları şarkı sözleri yanlarında olduğu hasta çocuklarla çekilmiş resimleri konser kayıtları enerjisi coşkusu… onunla ilgili araştırması bittiği anda kafasında her şey tam olarak şekillenmişti bir tek şey hariç; bu adam “hiç aşık olmadım” diyordu oysa Nazın romanda ki kahramanı “aşkı öğreten adam” olacaktı…
Naz ağzını yamultarak gülümsedi:
-bu üç gün onunla beş gün bununla demenin bir başka yolu işte! gerçek hayatta benim kahramanım gibi biri zaten olamaz ki! Bu kadarı bile fazla insan yazılmışı oynadığını düşünmekten alamıyor kendini…
Hala ekranında duran resmine bakıp:
-ama öylesine gerçek görünüyor ki!
Naz bir daha ne resimlerine baktı Tarığın ne de onunla ilgili her hangi bir şey okudu yazacaklarında etki altında kalmamak adına…


Çarşı esnafıyla arası iyiden iyiye ısınmaya başlamıştı… bu alçak gönüllü şehirli kız kısa zamanda onlardan biri gibi olmuştu hemen hemen her gün çarşıya iniyordu alış verişi olmasa bile onlarla olmak hoşuna gidiyordu en çokta balıkçı barınaklarında yaşlı balıkçılarla sohbet edip maceralarını dinlemeyi seviyordu Naz…
O günde alış verişin ardından gene oraya uğradı:
-Salih amca rastgele!
Balık ağlarını onaran yaşlı adam gülümseyerek kaldırdı başını:
-ooo! Naz kızım hoş geldin ama o dediğin sabah balığa çıkarken denir be yavrum…
Naz mahcup bir tavırla gülümsedi:
-acemi işi bizimki Salih amca öğreneceğiz artık zamanla…
Adam elindeki kocaman çuvaldızla ağa bir iplik daha atarken:
-öğrenirsin sen ona hiç şüphem yok bu kadar zamanda bile neredeyse bizden biri gibi olduğuna göre…
NAZ:-Salih amca bir gün beni de balığa çıkarsana…
Salih:-kızım balık zordur ama illa dersen bir gün çıkarız…
NAZ:-anlaştık o zaman…

Naz işini ve sohbetini bitirmiş geri dönüyordu artık batmakta olan güneşe yüzünü vermiş yolu ortalamış keyifle pedal çeviriyordu ta ki hızla o yola giren jip uzun uzun arkasından korna çalana dek…
Naz sinirle arkasına dönüp baktı siyah camlardan içeriyi göremese de bisikleti kenara doğru çekerken kolunu arabaya doğru uzatıp:
-ne bu acelen!
Araba tozu dumana katarak hızla giderken sadece iki siluet seçebildi ve yüzünü buruşturup:
-terbiyesiz!
Araba gözden kaybolurken Naz durduğu yerde yol kenarında ki papatyaları görünce dayanamayıp onları kokladı birkaç tanesini koparıp bisikletin gidonunun önündeki sepetine koyduktan sonra yoluna devam etti… az sonra çarşıya inerken Tarığa benzettiği adamla yaşlı kadının konuştuğu evin önünde gördü jipi ve kendi ev sahibesi dahil birkaç kadında evin avlusundaydı… Naz meraklanarak durdu:
-Hacer anne hayrola bir terslik mi var?
HACER:-sorma kızım Zehranın torunu gelmişti tatile yavrucak fena hastalanmış bizim Tarık oğlan buradaymış neyse ki doktor getirmiş sağ olsun şimdi çocuğa bakıyor da…
Nazın şaşkınlıktan kocaman açıldı gözleri:
“Tarık oğlan mı? yok artık! Rastlantının da bu kadarı”
-nesi var acaba çocukcağızın?
HACER:-Doktor anlatılanlarla zatürreeden şüphelenmiş ama bilmem artık…
NAZ:-ya! Umarım çok ağır değildir…
Hacer kapıda görünen adamı fark edince:
-hah! Tarık geliyor öğreniriz şimdi tam neyi olduğunu…
Bu cümle üzerine Naz başını kapıya çevirdiğinde şok olur:
“Tarık Tekelioğlu! Onların Tarık oğlan!”
Hacer Tarığın önünü keserek:
-Tarık oğlum nesi varmış çocuğun?
TARIK:-Hacer anne doktorun tahmin ettiği gibi zatürree imiş hastaneye yatıracağız…
Naz bu konuşmaları dinlerken hala şaşkın şaşkın onun suratına bakıyordu ki Tarığın sesiyle kendine geldi:
-küçük hanım müsaade eder misiniz? Arabayı biraz daha kapıya yanaştıracağımda…
Naz kendine gelmeye çalışarak:
-ha! Şey! Pardon elbette…


Naz laptopunun başında bir şeyler yazmaya çalışıyordu ağustos böceklerinin sesleri arasında… bir yandan da Hacer annenin anlattıklarını düşünüyordu: eve döndüklerinde Tarığın oralı olduğunu ve sık sık kendisinin de ailesinin de oraya geldiğini çok güzel bir evleri olduğunu söylemişti… Nazsa olanların bir tesadüf olmadığını düşündü “bir güç romanın baş erkek karakterini sıfatlandırdığı adamı ayağına yollamıştı daha da doğrusu kendisini onun topraklarına yollamıştı”
Hala da aklında bazı soru işaretleri vardı:
-İnanılır gibi değil hani yurt dışına gitmişti bu adam?

Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra omuzlarından aşağı dökülen saçlarını iki eliyle havalandırıp balkonun korkuluklarından aşağı sarkıtarak gözlerini gökyüzüne dikti… ilk gördüğünde nasılda hayran olmuştu karanlığın içinde milyonlarca yıldızla süslü gökyüzüne… aşağıdan gelen sesle sıyrıldı düşüncelerinden:
-saçınla beni yukarı çekeceksen biraz daha uzatman gerek sanırım Rapunzel…
Naz aniden doğrulup aşağı baktığında Hacer annenin katından süzülen zayıf ışığın loşluğunda gülümseyerek kendine bakan Tarığı gördü “işte gene yüzünde o gülümseme ve gözlerinde o ışık vardı”
NAZ:-efendim?!
TARIK:-yok bir şey! İyi akşamlar!
NAZ:-teşekkürler size de…
TARIK:-Hacer anneye gelmiştim de sizi balkonda öyle görünce… neyse ben sizi daha fazla meşgul etmeyeyim… tekrar iyi akşamlar…
Tarık Hacer annenin kapısı çalmak için balkonun altına doğru giderken…
NAZ:-size de!
Az sonra Hacer anne kapıyı açtı ve Tarık içeri girdi…
NAZ:-şimdi orada olmak vardı! Neden burada olduğunu öğrenirdim…

HACER:-Tarık! Hoş geldin oğlum…
TARIK:-hoş buldum Hacer anne bir şeye ihtiyacın var mı diye uğradım…
Hacer minnet dolu bir gülümsemeyle:
-yok evlat sağ olasın yaptıkların yetti de arttı bile… sayende evim adam oldu öyle rahat geçirdim ki kışın hep dua ettim sana…
Tarık sevgiyle kucakladı yaşlı kadını:
-Allah razı olsun Hacer annem bu da bana yeter… ne zaman bir şeye ihtiyacın olursa bana bir telefon açman yeter…
HACER:-sağ ol…
Tarık birden ciddileşerek:
-Hacer anne üst katta ki kız kim?
Hacer gülümsedi:
-Naz kız…
TARIK:-Naz kız?! Akraba falan mı?
HACER:-yook! Şehirli… ev arıyordu buralarda hiç niyetim yoktu aslında ama öyle tatlı dilli bir şey ki kandırdı beni… daha geleli üç hafta oldu ama öyle alıştırdı ki ona şimdiden gidince ne yapacağım diye derde düştüm…
TARIK:-niye gelmiş ki buraya?
HACER:-tam da bilmiyorum ama bir şeyler yazıyor sessizliğe ihtiyacı varmış…
Tarık kaşları havada:
-ilginç!
Hacer telaşla:
-lafa daldık sormayı da unuttum aç mısın? Hemen sana sofra kurayım…
Tarık gülümseyerek yaşlı kadının rengi solmuş yanaklarını ellerinin arasına aldı:
-yok sağ ol! Tokum…
HACER:-o zaman çay!
TARIK:-bir daha ki sefere… artık gitsem iyi olacak aşağıda arkadaşlar bekliyor…
HACER:-pekiyi oğlum ne zaman istersen…


Naz bir iki kelime yazıyor ardından siliyordu:
-oof! Anlaşıldı bu akşam hiçbir şey çıkmayacak…
Boş boş bilgisayar ekranına bakarken gelen sesle bir kez daha irkildi:
-iyi akşamlar küçük hanım!
Ayağa kalkıp aşağı baktı “küçük hanımda neyin nesi?”:
-teşekkür ederim size de…
TARIK:-teşekkürler!
Ardından arkasını dönüp gitti Tarık Nazsa onunla konuşmak için yanıp tutuşuyordu ama yapabileceği bir şey yoktu…


Bütün günü laptopun başında geçmişti Nazın birden sırtının ağrıdığını hissederek gerildi:
-aay! Nasılda ağrımış nasıl kaptırdıysam onu bile fark edemedim…
Sonra kendi kendine güldü:
-sorsan hırslarımdan kaçtım en çok ama bak gene aynı şey kendimden geçtim yazarken…
Saatine baktı:
-aman Allahım neredeyse akşam olacak haberim yok!
Dirseğini masaya koyup çenesini eline dayayarak yazdıklarını kontrol ederken dudağını büktü:
-hiç bu kadarda hızlı ilerlememiştim…

Kaptırmış kendiyle münazarasına devam ederken çalan kapıyla irkildi… yerinden kalkmadan:
-kim o?
….:-Naz hanım bakar mısınız?
Naz ayağa fırlayıp üstünü başını düzelti “ bu onun sesi! hay Allah! İçerde ki aynaya bakıp gelinceye kadar dünya zaman geçer”
Gözü hala aynaya tarafta kaldıysa da telaşla kapıyı açar:
-buyurun Tarık bey?
TARIK:-kusura bakmayın rahatsız ediyorum ama ben Hacer anneye uğramıştım dün akşam kapının açılıp kapanırken takıldığını fark etmiştim de…
Elinde ki alet çantasını havaya kaldırırken gülümsüyordu…
Naz onun gülümsemesine odaklanmışken:
-nerede olduğunu biliyor musunuz?
Naz gözlerini havaya dikip bir an düşündü:
-ıı! çıkarken seslenip söylemişti de kendimi öyle kaptırmışım ki yazdıklarıma… “Naz saçmalama! Neden özeline giriyorsun?” neyse işte söyledi ama aklımda kalmadı ama epeyi oldu gideli sanırım birazdan gelir…
TARIK:-iyi o zaman ben inip bekleyeyim…
Naz telaşla yana çekilerek:
-niye dışarıda bekleyeceksiniz buyurun burada bekleyin…
Tarık gülümseyerek:
-Naz hanım dışarısı dediğiniz bahçe burada insanlar yazları zaten evlerin içine uyumanın dışında pek girmezler ki…
Naz elini anlına götürerek gülümsedi:
-haklısınız benimki de laf işte! Buraların kültürü konusunda ki cahilliğime verin lütfen…
Tarık merdivenlere doğru yönelmişti ki:
-ama gene de boş boş oturacağınıza böyle buyurun siz çay yada kahve ikram edeyim…
TARIK:-bakın bu fikri sevdim…
Naz Tarığı içeri buyur ettikten sonra telaşla açık duran laptopun ekranını indirdi:
-balkona geçin lütfen!
Tarığın gözü telaşla kapatılan laptopa takılmışken:
-çay mı alırsınız kahve mi?
TARIK:-çay varsa daha iyi olur…
NAZ:-hemen geliyor…


Nazın çay servisinin ardından karşılıklı oturmuş çaylarını yudumluyorlardı… Tarık göz ucuyla Nazı süzerken:
“tahmin ettiğim kadar küçük değilmiş! Bende daha yirmisine varmamış bir kızın yalnız başına buralarda ne işi var diyordum”
-sizi buraya hangi rüzgar attı?
Naz çayından aldığı yudumu aceleyle yutmaya çalışarak:
-biraz yalnız kalmaya ihtiyacım vardı ve bunun için methini çokça duyduğum araştırmalarımda da duyduğumdan fazlasının olduğunu gördüğüm burayı tercih ettim…
Bunları söylerken gözlerini gözlerine dikmişti…
Tarık onun gözleri gözlerindeyken hissettiği tuhaf tedirgin duyguyu görmezden gelerek:
-doğru seçim!
Tarık göz ucuyla laptopu göstererek:
-demek yazıyorsunuz…
Naz başıyla onaylayarak:
-yazmak denirse…
TARIK:-işinizi bu kadar ciddiye aldığınıza göre eminim güzel ve özeldir…
Naz gülümseyerek:
-işim mi? yok canım ne haddime ben sadece ufak bir deneme yapıyorum becerebilir miyim diye…
TARIK:-ne tür bir şey yazıyorsunuz pekiyi?
NAZ:-roman…
TARIK:-okumak isterdim…
Naz panik halinde:
-olmaaaz!!

brs-sym
27-08-09, 06:19
Yalnızlık ve Aşk/6




Yastıkla, pike birbiriyle karışmış ve arasında gözlerini tavana dikmiş düşünen bir genç kız. Göz kapaklarını yumduğu dakikalarda, pencerenin üzerindeki sütlü kahve tonundaki perdenin açık kalan kısmından süzülen ışık yüzüne yansır. Işığın yansımasıyla birlikte göz kapakları açılır yavaşça ve ardından eliyle yatağı yoklar. Gök mavisi dairenin gümüş parıltılı rakamları çevresindeki beyaz ışıltılı saatine bakar ve hızlıca dolabına yönelir.


---


Koyu tonlardaki kot pantolonunun üzerine hâkim kıldığı turkuaz tonundaki ara ara çizgilerin bütün oluşturduğu beyaz gömleğini giyinmiştir. Birkaç dosya kâğıdını arasına sıkıştırdığı büyük kahverengi deri kaplamalı defterini yan koltuğa koyar. Ve ardından okulun yolunu tutar.


Radyodan ayarladığı bir frekanstan gelen müzik hoşuna gider ve ses düzeyini artırır. Sabah rüzgârını hissetmek için camını açar ve şarkıya eşlik eder. -Mor ve ötesi- Sevda Çiçeği-






---



Derslerin başlamasıyla, öğrenciler yerlerini alır. Bazıları da panolarda asılı olan notları, haftalık programları vs. ilanları okuyordur.


Deney tüplerinin, kalın ders kitaplarının ve anlatılan birçok Terimlerin arasında gün yarılanmıştır. Yemek salonunda, herkes eline aldığı tepsisiyle masalarına geçmiştir.


Naz ise, Pınar’ın rahatsızlanıp gelemediğinden yalnız kalmış, boş yer arıyordur. Alp’in masasında hoşlanmadığı çocuklar olduğundan o tarafa yönelmez. Etrafta Knox’ı arar. Evet, Knox yine ortalarda yoktur. Naz, hafızasından hiç çıkaramadığı hocasını arar etrafta. Bir rastlantı olarak görülse bile hocasının yanında oturmak için fırsat kolluyordur. Birkaç adım attıktan sonra karşısındaki masada Rojda ve Tarık’ın sohbet ederken bulur. Ve Tarık, Naz’a bakıp gülümser. Ardından seslenir.


“ Oturacak yer bulamadıysan gelebilirsin, Naz. –ki bulduysan da buraya gelmeni tercih ederim.”



Rojdanın ifadesiz yüzü, Naz’ı hoşnut etmemişti.



“ Yok, hocam, ben sizi rahatsız etmeyeyim.”

Naz-içses-;


“ Naz, saçmalama. Sohbet ediyorlar belli ki. Bölmen ayıp olur.”



Naz yan tarafta boş bulduğu masaya yönelir.



“Size—“


Size afiyet olsun’ diyecekken, Tarık Naz’ın tepsisini alır. Açık olan camdan esen rüzgârın önünde bulunan masanın üzerine koyar tepsiyi.


Naz’ı sandalyeye buyur ederken;


“ Bizde tam, sene sonu programından konuşuyorduk. Bir sürü eklemeler yapıldı…”



Naz, Rojda’nın yanına oturur. Rojda’nın yüz ifadesi değişir.



Tarık’ta yerine geçer.



“ Arkadaşın Pınar, o da olacak. Küçük bir tiyatro bölümümüz olacak. Sahne tabiî ki; violinin o eşsiz sesiyle son bulacak.”



Tarık’ın tatlı gülümsemesi Naz’ı istemsiz bir şekilde sırıtmasına neden olur. Bakışında kaybolmuştur adeta. Bu anı bozan da Rojda olur.



“ Evet, umarım çok iyi bir performans gerçekleştirirsin Nazcım.”



Rojda dirseklerini masaya yerleştirir, ellerini karşılıklı koyarak parmak uçlarını birbirine değdirir. Bakışları Tarık’ın sürmelerindedir.



Tarık, Rojdanın kibirli tavrına karşılık bakışlarını Naz’a çevirir.



“Ben başaracağına eminim.”



Rojda bu söze karşılık yüzünü buruşturur.



“Sonuçta 2 yıldır sahne almıyor. Öyleydi değil mi Naz?”




Naz, bakışlarını Tarık’tan çevirip soğuk gözlere doğru bakar, Rojda’ya.



“ Evet, 2 yıldır sahne almıyorum. Ama bu demek değil ki çalmayı unuttum. Güzel bir parça seçtim, Tarık hocamda bana yardım ederse- yani müzik konusunda, çalarken uygulamam gereken bazı şeylerde- (Naz saçmaladığını fark ederek kızarır) Her ne ise, güzel bir sonuç çıkaracağıma eminim. “





Rojda’ya sahte bir gülücükle bakar. Ardından kızarık yanaklarına dokunur, yan taraftan gelen rüzgar serinlemesine yardımcı olmuştur. Tarık farkında olmadan gözlerini Naz’ın saç tellerinde gezdirir ve ardından gülümser.




Rojda dikkati kendisine çekmek için masaya bir kez tıklatır.




“ Ben seve seve yardım ederim.”



Tarık bu sözün yanlış anlaşılır biçimdi dilinden döküldüğünü düşünerek lafı düzeltir.



“ Yani, bir müzik hocası olarak görevim bu sonuçta. Öğrencileri yönlendirmek.”




Bakışmaların eksilmediği, soğuk sohbet ortamı Knox’ın Naz’ı omuzlarından dürtmesiyle kesilir.



Yarım Türkçesiyle;



“ Hayatım… Seninle iki dakika konuşabilir miyiz? (Masadaki hocalara döner) Afiyet- olsun size.”




Rojda’nın içi gülen gözleri Tarık’a çevrilir.



“ Çok teşekkür ederim Knox. Siz keyfinize bakın.”




Tarık sahte bir gülümsemeyle Knox’a bakar. Ardından soğuk bir ifadeyle Naz’a.



Naz tepsisini alır.



“ Neyse, size afiyet olsun. İyi sohbetler… Bende kalkıyordum tam.”




Rojda- kısık sesle-


“Eminim…”



Naz Knox’ın tedirgin yüzüne döner. Tepsisini tezgâha koyduktan sonra, rüzgârın esir aldığı bahçeye yönelirler.



“ Bir sorun mu var Knox?”



Naz, Knox’a merak eder gibi hareket ederek Tarık’ın oturduğu yere bakıyordur. Tarık’ın masadan kalktığını görünce gülümser.



Knox söze başlar.



“ Naz, ben. Imm… Uzatmayayım,”



“Evet Knox?”



“Naz ben Londraya geri- dönüyorum.”



“Yani?”




“ Yani, ayrılalım.”



Naz, üzülse mi sevinse mi diye düşünürken ifadesiz yüzüyle Knox’a bakar.




“ Başkası mı var?”



Knox elleriyle oynamaya başlar, cevap vermek istemiyordur.




“ Sadece bunu soruyorum. Biri mi var?”



“ Evet. Ve Londra’da yaşıyor…”



“ Yani birisi için yaşadığın yeri değiştiriyorsun. İyi, değerimi şimdi anladım. Mutluluklar sana.”



“ Naz, sen benim için her zaman özeldin. Ama fark ettim ki bizimkisi gerçek aşk değil.”


Kendisine yapılan bu hakaretin karşısında, onu ‘gerçekten’ sevmese de kırılmıştı Naz. Yine de ona karşı bir zamanlar bir şeyler besliyordu. Ve o günlere şimdiden lanet ediyor, o günlerde içi gülerken arkasından başkasıyla kırıştırdığını düşündükçe deli oluyordu.



Hiç konuşmadan birkaç dakika bakıştılar ardından Naz 'yazık' anlamına gelen bir gülümseme takınıp oradan uzaklaşır.



Naz rüzgara karşı yürüyor, kollarını göğsünün altında birleştirmiş düşünüyordu.



“ Ne şimdi? Ben Knox’ı nasıl incittiğimi--- yani başkasından hoşlanırken onunla çıkmamda bulduğum yanlışı düşünürken, Knox zaten beni aldatıyordu öyle mi?”




Naz sahte bir kahkaha atar.



“ Bu kadar basit bir insan olabileceğini hiç düşünmemiştim Knox.”








---


Tarık, derslikten çıkıp odasına ilerler.



Naz karşısında belirince, biraz şaşırır.




“Naz?”



“Hocam, size bir şey soracağım.”



Tarık yine o çekici gülümsemesine bürünür. Naz’da gözlerini gözlerinden alamayacak kıvama gelir böylelikle.



“Şey… Ben parçama ne zaman başlayayım? Yani, çalışmaya. Beni dinleyip değerlendireceksiniz ya.”




Tarık düşünceli bir hal alır.




“ Bu akşam işin var mı? Yani ders çıkışında?”



Naz, gülümser. İçses-;


“ İnanmıyorum, yoksa bu akşam---“



Tarık Naz’ı dürter.



Naz kendisine gelir, yanaklarının kızarıklığı arasında içses-;


“ Aferin Naz, dalıp dalıp git sen!”



“ Şey, efendim? He, yok hayır. Yani bir işim yok. Neden sordunuz?”




“ Bu akşam tiyatro salonunda çalışalım diyecektim.”



Naz, içerisinde hissettiği coşku ve sevince karşılık gülümser.



“ Olabilir. Saat kaçta?”



“ 7 uygun mu?”



Naz yüzünden düşmeyen gülümsemesiyle;


“ Süper.”



Tarık bu sözün karşısında sırıtır.

spotless
28-08-09, 00:27
Naz hadi gel kızım yemek hazır..
Gözyaşlarının ıslattığı, özensizce yazıldığı her halinden belli sayfayı kapattı, başucundaki çekmeceye kitledi..

Merdivenlerden inerken aklında tek bir cümle yankılanıyordu.. Naz sen hiç akıllanmayacaksın hiç..



söz bitti... evet söz bitti sen kaldın, herşey bitti sen kaldın...öyle yorgunum ki artık, herşeyden herkesten yasadığım hayattan bıktım, yasamak için hiçbir amacım kalmadı gibi... sabah uyandığımda yoksun, gece kıpırdanıp gözümü açtığımda göremiyorum seni, öyle canımı yakıyorsun ki... sürekli düşünüyorum, her an her saniye.. ne zaman bitecek bu hesaplaşma bilmiyorum, kafamdaki sorular ne zaman bitecek, ya da belki ben o zaman herşeyin yoluna gireceğini düşünüyorum, belki bir soru cevap meselesi değil bu, yani ne kafa karışıklığıyla, ne anlamayla, ne soruların cevabıyla çözülecek bir şey bu. bu sadece ask, öylesine iste, nedensiz... kendiliğinden. öylesine... bir yanım hep seni özlemeye devam edecek, hem seni hem kendimi, o halimi.. bakırkoyde o cafede kalan kızı, atakoyde parkta gözlerinin içine bakan hem de hiç olmadığı kadar mutlulukla bakan, tatil dönüşlerinde seni karşılamaya gelen, kurduğumuz 2 kişilik dünyadaki kızı, en tuhafı neydi biliyor musun bir gün bile sıkılmadım senden, benim için dipsiz bir kuyu gibiydin, her gecen gün içine daha çok daldığım daldıkça daha çok merak ettiğim hem beni nefessiz bırakan, hem bir turlu geri donup çıkışa bakamadığım.. sende her an her gün sona yaklaştım ben, hiçbir şey düşünmeden öylesine daha çok karanlığa daldım. gene sen beni çıkardın kuyudan, öyle sudan cıkmış balık gibi attın bi kenara.. nefessiz olmak sensiz olmakmış aslında, kafam öyle karışık ki, hayat o kadar karışık ki çaresiz kalıyorum, sensiz mutlu olmayı öğrenebilecek miyim bir gün? yeniden, yine yeniden mutlu olabilecek miyim, bilmiyorum, öyle korkuyorum ki, hep böyle yalnız kalmaktan bir daha hiç kimseleri sevememekten, bu boşluğun hiç kapanmamasından, daha kötüsü bu boşluğa alışmaktan... ve galiba da öyle oluyor, yokluğunun yarattığı boşluk orada öylece duruyor ve ben onu doldurmaya çalışmıyorum bir an için bile, sadece ona alışmaya çalışıyorum. sensizlikle baş etmeyi öğrenmeye çalışıyorum. başka turlusu sana ihanet gibi geliyor aslında. evet senin sevgilinim ben galiba hala, ve bu hiç değişmeyecek biliyorum, hep öyle kalacak, senin hiç büyümeyen sevgilin olarak kalacağım hep, evet aynı aptal kız çocuğu, eskisi kadar saf, naif ve hırçın. hayat hiçbir şey öğretemedi bana, ya da ben dersleri hep astım galiba. yorgunum, gecelerce dua ettim biliyor musun(evet ben ettim), son bir defa daha yüzünü görebilmek için aslında seni unutabilmek için etmeliydim, ama bunu istemiyorum, seninle yasadığım herşey orda öyle kalsın istiyorum, bucun anılar, bütün yasadıklarımız, öyle cam gibi gözlerimin önünde dursun hiç gitmesinler. sen hep benim kal nerde olursan ol, kimle olursan ol, benim sevgilim kal, bencillik mi söylediklerim, bilmiyorum açıkçası, öyle canım yanıyor ki, seninki de yansın istiyorum, ask tek kişilik bir oyunmuş aslında. bir kişi sever diğeri gidermiş, kalan hep ağlarmış, gökten üç elma falan da düşmezmiş iste. ben kaldım sen gittin...

brs-sym
28-08-09, 04:59
Yalnızlık ve Aşk/7


Naz ders çıkışında Demet’le karşılaşır. Demet heyecanlı bir şekilde Naz’a bir şeyler anlatmaya başlar ancak Naz dinler gibi görünüp bu akşamı düşünmektedir.




Demet soru soran gözlerle dalgın kızımıza bakar.



“ Naz! Dinlemiyor musun?”



Naz çantasına yerleştirdiği defterden gözünü ayırıp Demet’e yönelir.



“Özür dilerim bugün biraz dalgınım.”



Demet sınıftan çıkarken;



“ Farkındayım, o dalgınlıkla bugün öğle yemeğinde beni es geçtin.”




Naz, şaşkınlıkla Demet’e bakar.



“ Şey, ben…. Seni göremedim.”



“ Sonucunu gördük, hemen yerleştin bizim hocaya. Yalnız var ya süper biri… Hiç hoca demezsin, kafa adam olduğunu söylüyorlar.”



Naz, gülümser.



“ Bugün bir şey oldu.”



Çantasını kaptığı gibi sınıftan çıkan demet’in yanına gelir. Demet soru soran gözlerle tekrar bakar Naz’a.




“ Ne oldu kızım!?”



“Bu akşam okuldayım, çalışmam var.”




Demet merdivenlerin başında duraksar. Sahte bir gülücük atar.




“ İnanmıyorum Naz! Böyle bir şey nasıl olabilir?”



Naz, anlatmaya devam eder.



“ Bir dinle beni! Bu akşam okuldayım çünkü violin çalacağım. Ve bil bakalım kim bana eşlik edecek.”


“ Valla çevrede senden başka violin çalan bilmiyorum. Varsa da tanımıyorum.”



“ Çalmada eşlik etmeyecek (merdivenlerden inerler ve çıkışa doğru yürürler) sadece bana yön verecek.”





“Çatlatma da söyle.”



“ Aramızda kalsın, dedikodu çıkar yoksa.”




“ Tamam, hadi.”




“ Tarık.”




Demet kısa bir sessizliğin ardından;



“ İnanmıyorum!”



Demet istemsiz bir şekilde sesini yükseltmiştir, etraftakilerin bakışları altında fark eder.




“Sessiz ol, Demet!”



“ Kızım akşam okuldasın, hadi bu normal. Fakat Tarık hocayla baş başa olman bir anormal!”



Naz’la Demet okulun bahçesinde arabalarına doğru ilerlerler.




“ Evet, aslında böyle bir şey beklemiyordum. Ben sadece ne zaman çalışacağımız konusunda soru sordum, o da bu akşam okulda olur mu dedi. Bende şaşırdım.”



Demet, Naz’ın arabasına binerken;



“ Kızım belliydi zaten. Sana nasıl baktığını görmedik sanki. Ay! Çok hoş ama.”



Demet, araba kapısının yanında bir eli kapıdayken duran Naz’a bakar. İçeriden seslenir;




“ naz binsene.”



Naz’ın birisine gülümseyip arabaya bindiğini görünce arkasına döner Demet. Ve birkaç adım arkasında duran Tarık’ı görür. Şaşkınlıkla bakarken gülümser ve kapıyı kapatır. Naz ise hiç arka tarafa bakmadan tam gaz basar.




“Aferin, Demet. Bütün söylediklerini duydu. Rezil oldum!”



Demet, aynadan saçlarını düzenlerken;



“ Kızım, ne olacak sen de! Adını söylemedim ki, nereden anlayacak. Hem işi yok ta bizi mi dinleyecekti.”



“ O kadar hararetli bir şekilde ve sesli bir şekilde konuşan bir kız görsem bende dinlerim!”


---


Tarık, arabasında unuttuğu nota defterini alıp odasına ilerler. Gülümsüyordur. Selam veren öğrencilerine karşılık verirken bir kız topluluğunun kendisine hayran bir şekilde baktığını görür ve sırıtır. Onlara da eliyle selam verip odasına girer.



Koltuğuna oturur ve Naz’ın çalacağı parçanın notalarını internetten araştırır.





---



Naz violini kabından çıkarıp üzerinin tozunu alır özel beziyle. Ardından nota kitapçığını alır ve yerleştirir kaba.


Boy aynasının önüne geçer ve üzerini inceler.



Boyundan gelen askısı, diz kapaklarına kadar inen kumaşın üzerine hâkim kıldığı kemik renkli bir elbise giyinmiştir. Elbise hem şık hem de klasik bir tarzdadır. Violinin başında uyum sağlayan bir asilliği vardır.




Tarık, kardeşinden ısmarladığı gömleği giyinir odasında. Ve odanın kenarında bulunan ince, uzun aynanın karşısına geçer.




Düz siyah renkli gömleğinin yakası hafif açılmış ve gömleğin kolları katlanmış bir şekilde hem klasik hem de asil bir görüntü sağlar.




Tarık aynanın karşısında kendisine soru soran gözlerle bakar.



“Oğlum Tarık, ne oluyor sana. Alt tarafı bir öğrencine ders vereceksin. Bu kadar düşünmenin ne anlamı var?”



Bir süre düşünür ve gülümser;



“ Bu kadar güzel bir öğrenciye ders vermeden önce, yaptığın hazırlık az bile.”



Yakasını düzeltir. İnternetten çıktısını aldığı nota sayfasını alır eline ve bir dosyaya koyar. Ardından kapı çalar, “Gir.”



Müdür Bey odaya girer.



“ Tarık hocam, bugün çalışmalarınız var sanırım. Yoksa geçe kalmazdınız.”



“ Evet, bir öğrencime çalacağı parçada yardım edeceğim. Sene sonu programı için.”



“ Daha 3 aydan fazla var.”



“ Naz, violin çalacak olan. Onun son senesi. Malum finallere çalışması falan başlayacak yakında. Hemen bitirelim istedim sıkıştırmadan.”



“ Ah, Naz. Doğru. İyi düşünmüşsünüz. Böyle ilgilenmeniz hoşuma gitti doğrusu.(Tarık gülümser) Neyse iyi akşamlar, size kolay gelsin.”



“ Teşekkürler, müdür Bey.”



Müdür odadan çıkar. Ardından Tarık tiyatro salonunun yolunu tutar.



Tiyatro salonunun kapısını araladığı anda Naz’ı karşısında görür. Violinini kabından çıkarırken yakalar onu.



Naz yüzünü kapıya yöneltir.



“ Merhaba hocam.”



“ Merhaba, geciktim kusura bakma. Müdür Bey tuttu.”



“ Önemli değil, yeni gelmiştim zaten.”


Tarık, elindeki dosyayı Naz’a uzatır.



“ Buydu değil mi?”



Naz ‘evet’ anlamında başını sallar.



Ardından sahneye uzanan merdivenlerden adımını atar. Işık, koskoca salonda sadece sahneyi aydınlatıyordur. Ve Tarık, ışığın altına geçince Naz’ı daha net görebildi. Sahnenin altından Naz’a hayran gözlerle bakmaktadır, Tarık.



Naz, gülümser.



“Bence sahnelere 2 yıl ara vermen yazık olmuş. Sahneye bu kadar uyum sağlayan bir bayan görmemiştim.”



Naz gülümser, hafif kızarmıştır.



“ Teşekkür ederim. Derslerin yoğunluğundan pek ayıramamıştım zamanımı violine.”




Tarık, sahneye adımlarını atar. Ve tüm görkemliliğiyle uzanan uzun kuyruklu müziğin doğası olan pianoya yaslanır.



“ Neden violin?



“Nasıl yani?”


Naz, ifadesiz bir şekilde Tarık’a bakar.




“ Yani, birçok çalgı aleti var. Herkes bir nedene bağlı olarak birini seçer. Benim tercihim gitar oldu çünkü kendimi gitarın her telinden çıkan sesin hâkimiyetine adıyordum. “




“ Bende, violinde huzur buluyorum. Ve 10 yıl önce kaybettiğim babamın en sevdiği alettir. Zaten çalmayı ondan öğrendim.”



“Hmm…”



Tarık, Naz’ın hüzünlendiğini fark ederek konuyu değiştirir.



“ Tamam o zaman, çalmaya başla istersen.”



“ Peki.”




Naz omzunun üzerine yerleştirdiği violini, çene kısmını ucuna dayayarak tellerde gezinmeye başlar. Göz kapaklarını yavaşça aşağıya indirir. Tarık’ın gözleri gelen sesten ziyade Naz’ın yüzünde geziniyordur. Naz çalarken, sahnede birkaç adım mesafelikte hareket ediyor ve sonlara doğru Tarık’ın önünde duruyordur. Göz kapaklarını açar ve ela gözlerde hapseder kendisini… Belkide hayatındaki tek gerçekte bırakır kendisini. Violinini pianonun ayaklarının köşesine yerleştirir.



“ Nasıl?”



“ Çok hoşsun.”



Tarık bu kelimeyi istemsiz bir şekilde dile getirmişti. Birkaç saniye sonra Naz’ın yarı gülümser yüzüne baktığında anlar.



“ Yani, çok hoştu.”




“ Düzeltilmesi gereken bir yer var mı peki?”




“ Bir daha dinleyebilirsem fark ederim. Tam aklımı vermedim, kusura bakma.”




Naz violini aynı şekilde yerleştirir omzuna.



“Benim için sorun değil. Bu parçayı defalarca çalabilirim.”



“Ben de, defalarca dinleyebilirim.”



Naz gülümser ve çalmaya başlar.

ummu88
28-08-09, 17:30
6. bölüm

Annesini odada bırakıp Tarık elinde bardak ile yukarıya çıkmaya başladı ağır adımlarla “altını ıslatma Allah Allah nerde takıldı aklına “ birden geçmişe gider “of ya kıyamet kopmuştu yaş daha 12 ama olsun arkadaşlar duysa dalga geçer korkusuna neden olmuştu “ düşünerek odasına girdi sehpaya elindeki bardağı bıraktı. Uzandı “of ya çocukluk saklayabileceğimi düşünmüştüm “ yüzünde garip gülümseme ile o günlere dalar gider

**********************
“Tarık”
“efendim”
“nasıl oldu göstersene “
“olmaz”
“hadi ama çok merak ediyorum. Ne kadar kestiler “
“of naz istemiyorum”
“çok canın yandı mı”
“kesilirken görmedim ama sonra çok acıdı”
“hadi kesilince ne kadar kaldı lütfen lütfen ( hem sallanıyor hem de dudağını büzüp söyleyince Tarık daha fazla dayanamamış
“tamam ama kimseye söyleme tamam mı”
Naz incelerken cahide ve belgin içeriye girmiş şok olmuşlardı
Belgin: tarıııkkk
Cahide: nazz
“napıyorsunuz burada “
İkisinin de başı önlerinde annelerine cevap veremiyorlardı
Cahide: sana güvenmiştim Tarık
“naz görmek istedi özür dilerim cahide teyze
“ bana söz vermiştin sen büyüksün bunu nasıl yaparsın
Belgin: anlaşıldı bunları bir daha yalnız bırakmamak lazım şunların yaptığına bak ya
Cahide: terbiyesizler ayıp
İkisi de annelerini tepkisinden çok korkmuşlar birbirlerine bakmaya başladılar bakışlar öbür yaptığımızı görseler naparlardı der gibiydi. Anneler verdikleri tepki ile çocukların üzerine yükledikleri suçluluk duygusundan habersizdiler

***************************

“ Of anne sadece gösterdim diye o kadar yaygara koparmış birde babaanneme anlatmıştın oda olmadık garip bir masal anlatmıştı. Sonra olan olmuştu”

*************************************


Tarık yataktan ıslaklıkla uyanır kalktı yatağın üstünde yuvarlık bir ıslaklık korku ile üzerine baktı orası da ıslak panikle ne yapacağını bilemedi dolabı açtı kıyafetlerini değiştirdi” annem yok kimse duymamalı “ yatağın üstündekileri de aldı hepsini topladı ayakuçlarına basarak aşağı indi. Yakalanma korkusu ile sanki kalbini sesini duyuyordu bahçeye çıktı çöp kovasına hepsini atıp geri döndü “” e kim kapadı bu kapıyı of ya nasıl gireceğim şimdi kapıyı çalsam herkes öğrenir hıh evet ağaçtan ilk defa yapmıyorsun yürü ”penceresine baktı açıktı. Ağaca çıktı dikkatle adım atıp penceresinden girdi annesi karşısında “anne “
“ne işin var yine dışarıda kaç defa söyledim görüşmeyeceksin diye yine saklı buluşmaya gittin değil mi”
“yok anne ben canım sıkıldı dışarıya çıkmıştım ama kapı kapalıydı bende işte”
“yatağını neden örttün”
“ben “
“ay Tarık neyin var “ demesi ile yatağı açmak için uzandığında
“anne açma “
“ne bu şimdi Tarık sen nende çıktın aşağı her şeyden önce neden üstünü değiştirdin söyle bakalım nasıl oldu bu “
“anne ben “ Tarık’ın gözleri dolmuş gözyaşları aktı akacaktı annesine yaşlı gözlerle baktı “anne ben özür dilerim nasıl oldu bilmiyorum ben çok kötü bir rüya gördüm “
Belgin oğlunun gözyaşlarına dayanamaz oturur yanını göstererek “ gel bakalım konuşalım” Tarık annesini yanına oturur. Belgin sarar “olsun böyle ufak kazalar olabilir bak benimde başıma gelmişti akşam yatmadan çok gazlı içecek içersen olabilir biliyor musun rüyamda tuvalete gidip yaptığımı sanmıştım oysa yatağımdaymışım “
“sende mi”
“hı hı ama aramızda sır yoksa bu rüya öyle miydi”
“çık öyle değil “
“ anlat bakalım nasıl bir rüyaydı bu o zaman”
“şey yanıyorduk”
“nasıl”
“önce naz alev alıyordu sonra ben”
“önce naz sonra sen öyle mi”
“hı hı”
“nasıl oluyordu biri mi yakıyordu “
“hı hı Allah baba yakarmış”
“kim dedi”
“babaannem anlattı”
“ne zaman”
“geldiğinde “
“neden öyle dedi”
“sen söylemişsin ya naz la bizi gördüğünüzü işte öyle yaparsak bir daha yanarmışız “
“doğru yapma olur mu onun söyledikleri yapma canım oğlum benim sen onun abisisin sen büyüksün o senin dediklerini yapsın tamam mı”
“tamam ama artık izin var mı görüşebilir miyiz oyun oynayabilir miyiz”
“tamam”
“ne yaptın kıyafetini örtüyü”
“kızmayacağına söz ver”
“tamam söz”
“Attım ondan çıkmıştım”
“tamam olsun ben olsam da atardım”
“kızmadın mı”
“kızmadım”
“anne sende bir daha oldu mu”
“olmadı “
“bendede olmaz değil mi”
“olmaz “
Tarık başını annesini dizine koydu “ben şimdi nerde yatacağım”
“peki ben uyanmasam nerde yatacaktın”
“ters çevirecektim”
“hadi gel misafir odasında yatarsın yarın yeni yatak alırız sana merak etme”
“anne kimse duymasın”
“duymaz “
“peki babam niye diye sorarsa yada filiz hele o hiç bilmesin herkese söyler “
“sen merak etme oluşum benim kimse bilmeyecek “
Tarık misafir odasında yatmış annesi de yanında kalmıştı. Yatak değişmişti kimsenin fark ettirmeden ama bir türlü durum geçmek bilmiyordu. Belgin doktorlara taşımaya başlamış. Doktor sıkıntının nedenini anlamaya çalışıyordu. Sonunda durumu çözmüştü. Tek bir şartla kimse bilmeyecekti aralarında sır olarak kalacağına söz vermişti. Sonunda bir süre ilaç almış sonrada doktorun telkinleri ile rahatlamıştı ama belgin naz’ı suçlamış ve önce cahideyi işlemiş sonrada Tarık üzerinde bolca çalışma sonunda aralarına çatışma tohumlarını ekmişti.

***************

“Yaşadığım ızdırabın gerçek nedenini öğrensen napardın acaba

Tarık hatırladıkları ile şaşkına dönmüştü. Of Naz sen bana neler yaptırmışsın ya ama şimdi abi olduk ya o kadar söyletmeye çalışayım söyleme sonra şimdi söylemeye başla acaba ona ilgimi anladı da ondan mı acaba yok canım anlamamıştır sen daha ne olduğunu yeni keşfediyorsun e sen şimdi neyi keşfettin ki naz ne isterse yapardın onu

Ya tabi o altını ıslatma ile başladı olaylar o yıl o kadar acı çektim ki naz’ı suçladım sonra onun benim dediklerimi yapmasını istedim birde ben senin ağabeyinim dediklerimi yapacaksın diye tutturdum kavgalarımız başladı. Boyut değiştirdi. Şimdi yine boyut değiştirdi. Acaba onunda boyut değiştirir mi ki neden olmasın yaklaşınca olur belki de sabret Tarık onun da değişecek o günleri hatırlatsam sorsam acaba olur mu ki neden olmasın. Ya oynadığımız o oyunu ah ah ne oyundu ama şimdi olsa of saçmalama şimdi ki oyun gibi olmaz “ yüzünde gördüğü hayal ile gülümseme yayılmıştı. ….

Birden yataktan kalktı “sen kafayı yiyorsun galiba Tarık kov şu düşünceleri yok artık daha neler. Ha şimdi oldu olmaz öyle şey ama olsa süper olur naz ve ben sevgili e peki seviyor muyum evet seviyorum ben sana ta çocukluğumdan âşıktım be naz’ım o olay dönüm noktamız oldu ama içimde hep o sevgi devam etti. Sana bir şey oldu mu benim canım daha çok yanardı. Senin acı çekmene dayanamazdım. Cahide teyze gittiğinde tüm acını söküp almak istemiştim ama her zamanki gibi dikenlerini çıkarmış ve yanına sokmamıştın.
Saatine baktı sabah 6 olmuştu. Gerinerek esnedi “of daldın yine düşüncelere sabahı ettin hadi uyu sabah okul var derste yine uyuyacaksın bu gidişle hayır dalga konusu oluyorsun feneri nerde söndürdün diye “ gerinir “birde söndürebilsen feneri “ gözlerini ovuşturdu. Getirdiği suyu içti. Uykuya daldı.

Sabah uyku sersemi kalktı. Kendine gelmek için banyoya girdi. Hazırlandı. Aşağı indi tam kapıdan çıkmak üzereydi.

Belgin: Tarık nereye

Tarık: okula

Belgin: bu saatte

Tarık: ne var anne saatte

Belgin: hiç dan 8.00 kardeşim bile gitmedi de şaşırdım

Tarık: öncesinde bir yere uğramam lazım ondan görüşürüz anne

Belgin: yine çok dalgınsın anneyi öpmeden mi

Tarık annesine yaklaşır yanağına öpücük kondurur “oldu mu şimdi gidebilir miyim izninle “

Belgin kırgın bir sele “nasıl öpüş o zorla yapar gibi ne o kümsüyüz”

Tarık: uğraşma benle anne bırak kendi halime oldu mu hadi kaçtım


Tarık yine aklında aynı düşüncelerle dalgın evden çıktı. Belgin Tarık’ın arkasında öyle baka kaldı


“of of belgin yandın ki ne yandın şimdiden böyle uzaklaştırdı bak öpmek bile istemdi birde bir araya gelseler bana oğlumu karne ile gösterir bu cadı “

Hacer: ne o belgin yine başladın kendi kendine söylenmeye bu defa kim dur söyleme tahmin edeyim Hulusi yine rüyasında birsini gördü sende çıldırdın

Belgin ağlamaklı” yok hacer abla benim hulusi’yi görecek durumun mu var şimdi ondan daha önemli oluşum elden gitti gidiyor “

Hacer: nereye gidiyor

Belgin: bu kıza fena kaptırdı demim beni zoraki öptü naapyım ben şimdi

Hacer: ay belgin yine mi aynı konu

Belgin: başka konu mu var şimdi hacer abla sende anlamazsan beni Ayşe yi biri alıp gitse san göstermesin ister misin

Hacer: belgin iyi misin sen ne alması ne göstermemesi ortada daha bir şey yok sen aldın başını gidiyorsun yine

Belgin: benim saf iyi kalpli oluşum ne isterse yapar oda beni istemezse aynına bile almaz yarın torunlarım olsa onları bile göstermez

Hacer: sen yine fena kurmuşsun Tarık öyle şey yapar mı hiç

Belgin: yapar, yapar zamanında nasıl etkiliyordu. O küçük hali ile elinde oynatıyordu . nasıl unutursun

Hacer: ya hep sizin yüzünüzden çocukları o hale siz yok sen getirdin cahideyide kendine yandaş yaptın yok aranız bozuşurmuş. Şimdi onlar arasınsa bir şeyler olur sonra ayrılırsa ailelerin arası bozulurmuş da biz şimdiden onları abi kardeş gibi olmaya yönlendirelim de diye diye çocuklar naspınlar gizli gizli oynamaya başladılar siz ne kadar yasaklasanız da olan oldu .

Belgin: ama oluşumu çok üzüyordu her dediğini yaptırıyordu sanki Tarık onun fino köpeği gibiydi gel deyince gidiyor git deyince küskün bir köşede bekliyordu hanfendinin keyfi olacakta yanına gelecekte sinir oluyordum napabilirim

Hacer: iyi ayırdın şimdi eğer olacaksa olur ne inat ediyorsun

Belgin: olmaz

Hulusi esneyerek “ya belgin nerdesin beni neden uyandırmadım ne olmazsa olmaz “

Belgin: boş ver Hulusi günaydın

Hulusi: aman iyi



İçeride bunlar konuşulurken dışarıda

Arabasına doğru giderken naz kapıdan çıktı. Kendini görmemesine şaşırdı

Naz: “ooo erkencisin”
………….. karşıdan hiç ses gelmedi . naz sesini yükseltip

Naz ellerini ağzının iki yanına koyup seslendi “ tarıııkkkk abiii günaydın”

Tarık sonunda naz’ın sesini duydu baktı abi sözünü duyunca yüzü asıldı “ günaydın “

Naz: erkencisin

Tarık: işim var

Naz: ne o dalgınsın

Tarık: yoo

Naz: seslendim duymadın

Tarık: ne zaman

Naz: günaydın demeden önce ne o aşık mı oldun yoksa

Tarık: o nerden çıktı

Naz: bilmem çok dalgınsında geçenlerde duydum hacer anne ile belgin teyze konuşuyorlardı birine tutulmuşsun

Tarık: boş ver

Naz: belgin teyze çok hoşnut değil gibi demek dün belgin teyze o kızı ondan çağırdı belkide

Tarık: bilmem

Naz: ne o kim bu kız

Tarık: hangi kız

Naz: âşık olduğun tanıştırsana birde biz görelim

Tarık: yok dedim ya

Naz: aman söylemesen söyleme yine burnun havalarda sevgili ağabeycim

Tarık öylece boş baktı sonra arabaya bindi “tanışmak istiyormuş aynaya bak ama nerde yok kesin bir şeylerden şüphelendi özellikle yapıyor ağabeymiş ya of ya “ direksiyona vurdu. İçinden çığlık çığlığa “sevdiğim aşık olduğun sensin neden anlamıyorsun “ diye bağırmak geliyor ama yapamıyordu. Bu daha da öfkelendirdi araba yine arkada sert tekerlek izleri bırakarak uzaklaştı.

Naz arabanın arkasından baktı “ şuna bak ya hem söylemedi birde hava yapıyor of baba ya izin versen bende araba kullanmayı öğrensem ne güzel olurdu hem seneye okula arabayla giderdim ne havam olurdu. Hem o koca çelloyu taşıması da çok kolay olurdu. Ama nerdeee

Ümit: ne o kendi kendine ne konuşuyorsun sen bu saatte ayakta ve kapıda
Naz: şey araba kullanmak için babamdan izin istedim ya
Ümit: e oda hayır dedi
Naz: Tarık abi şimdi öyle kalkınca canım sıkıldı hep o istediği yapabilirken biz neden yapamıyoruz ki, canım çoookkkk sıkılıyor çookkkk

Ayşe: günaydın neden sıkılıyormuş benim canım arkadaşımın

Ümit: fazla dayandı hadi ben kazandım yakınca ortalık yine karışacak Tarık ağabeyin
yine her istediğini yapabilmesine taktı. Yani eğlence var

Naz: hiçte bile siz hem benim hakkımda idiaya mı girdiniz

Filiz: evet bakalım bu iyi haliniz ne kadar devam edecek diye

Ümit: biz filizle çelloyu öğreninceye kadar dedik

Ayşe: artık onlar kavga etmez dedim

Filiz: ama bakıyorum öğrenme aşamasının bitmeden başladı sanırım

Naz: hiçte bile göreceksiniz artık hiç kavga etmeyeceğiz

Servise bindiler. Ayşe ile naz öne bindi. Filiz ümit’in kulağına “arkaya geç seninle konuşacaklarım var”

Ümit: tamam

Arkaya geçip yerleştiler. Araba hareket etti . gençlerin isteği ile son zamanların moda şarkılarından sonses müzik açıldı eşlik edenler çoğunlukta neşeli şakalaşarak araba ilerliyordu

Ümit: e söyle ne oldu

Filiz: bugün çıkışta okulda kalıyoruz birlikte

Ümit: o niye

Filiz: ödev için diyeceğiz

Ümit: hayrola ne oldu

Filiz: boraya sürpriz yapmak istiyorum bugün doğum günü

Ümit: olmaz

Filiz: lütfen görüşemiyoruz dışarıya abim olmadan çıkmak yok okuldan kaçsam haberleri olur lütfen yardımına ihtiyacım var hadi ama bak sende yardım istersin bir gün bana

Ümit: iyi tamam sen boraya gidince ben ne yapacağım

Filiz: evini yakınında bir kafe var orda oturursun ben kutlarım biraz oturur sonra gelirim birlikte döneriz

Ümit: of bu hiç hoşuma gitmedi bilesin ama sen isteyince asan sular duruyor

Ayşe ile naz ikisinin fısır fısır konuştuğunu duyunca
Naz: hey ne oluyor orda

Ayşe: anlayalım

Ümit: ya siz konuşurken biz sizi bir şey soruyor muyuz sizi ilgilendirmez

Filiz: yok bugün okluda kalmamız gerekte onu konuşuyorduk

Ayşe: o nedenmiş bakayım

Filiz: dönem ödevi

Naz: bu ödev evde olmuyor mu

Filiz: öğretmenler sormamız gerekenler var ondan etüde kalacağız

Ayşe: ders aralarında olmuyor mu bu sorma iş

Naz: evet

Ümit: bizim hocalar kabul etmiyor dinlenmeleri gerekiyormuş. Hem size ne canımız ne zaman isterse o zaman sorarız

Filiz: teneffüste de ders çalışacak değiliz ya bir teneffüsümüz var zaten eğlencemiz

Ayşe: sizi ben seneye göreceğim

Naz: e bu işler sırayla Ayşe bu yıl biz sıkı çalışıyoruz seneye de onlar görecekler ( gözlerini şaşı yapıp) gözleri böyle şaşı olacak türev sorusu intekral sorusu çözmekten

Filiz: e o zaman ne sorgusuna çekiyorsunuz biz bu yıl keyfini sürelim siz seneye süreceksiniz üniversiteli bayanlar olacaksınız


Öğleden sonra ki derste ders bitiminde

Tarık: dün ne aklıma geldi biliyor musun

Naz: ne geldi

Tarık: hani ben sünnet olmuştum

Naz şaşkın baktı “sünnet e ne var bunda çok eğlenmiştik sen hariç tabi Hulusi amca tiyatro getirmişti izlemiştik palyaço da vardı. A birde atlarla gezmiştik değil mi ama sen korkup binmemiştin o yüzden seninle dalga geçmiştik. Sen açık arabada gittin biz arkanda atlarla

Tarık: çok pis kokuyorlardı

Naz: atma hiçte bile sen korkağın teki olduğundan

Tarık: ben korkak değilim tamam mı senin için ne ağaçlara tırmanmıştım ben

Naz: of tamam kızma hemen Tarık abi sen hatırlattın ben hiçte benim için ağaca çıktığını falan hatırlamıyorum. Ayrıca sen çıkamadığından benim çıkmamı da istemezdin hep in diye başlardır bağırmaya

Tarık: başka olan bir şeyi hatırlamıyor musun

Naz: hatırlanacak başka ne var ki ben sadece eğlencesini hatırlıyorum o kadar birde sürekle yanında durmuştum tüm düğün boyunca şimdi hatırladım ya aslında biz hiç öyle yan yana hiç olmazdık ki hayret nasıl oldu da kavga etmedik o gün

Tarık’ın yüzü asılır “ o zamana kadar biz hiç kavga etmezdik ki kavgalarımız ondan sonra başladı “

Naz: ya öyle mi ben hiç hatırlamıyorum geçenlerde Ayşe de oyun oynadığımızı söyledi ama ben hiç hatırlamadım üstelik Ayşe’yi yanımıza hiç almak istemezmişim öyle mi,

Tarık: evet öyle hatta şart koşardın çiçek aldırmıştın bir defasında elime diken battığı için öpmüştün

Naz: kim ben seni yok artık daha neler

Tarık ( iç ses ) “aslında daha neler yaptık ama şimdi sen hatırlamıyorsun “ yok zaten sadece kanayan elimi öpmüştün

Naz şöyle hatırlamaya çalıştı ama yok “yoo hiç hatırlamıyorum demek ki benim için bir önemi yokmuş

……………………………………………………..

ummu88
29-08-09, 15:43
71. bölüm

Tarık: of filiz o bizim kardeşimiz yani seninde ablan

Filiz şaşkın “neeee” filiz koltuğa oturdu. Bir süre öylece baktı. Tarık ilk şoku atlatıncaya kadar bekledi

Tarık: evet o bizim kardeşimiz

Filiz: nasıl ya mümkün değil böyle bir şey nasıl olur

Tarık: bada kabul etti. Annemden ayrı Ankara ya gittiğinde olmuş

Filiz: yani gerçekten babam annemi aldatmış öyle mi ( filiz oturduğu yerden hızla kalkar ) ya bunu nasıl yapar ya ben oysa hiç öyle düşünmemiştim.( öfkeyle abisine döner ) Siz erkekler var ya sizden her şey beklenir benim onu kardeşim olarak kabul etmemi bekleme ne güzel erkek dayanışması tabi kendinde böylesin değil mi

Tarık tam kapıdan çıkarken yakaladı filiz ‘i” filiz otur önce tamam mı anlıyorum şu anda şok yaşıyorsun ama merak etme benimde kabul etme çok zor oldu ki ben öğrendiğimde daha 10 yaşındaydım tamam mı Kahraman babam birden gözümde sıfırlandı. Beni suçlamanı affediyorum çünkü şu anda şok yaşıyorsun. Ama tanımanı isterim ve onu suçlama olur mu düşün terk edilen istenmeyen çocuk olmak ne kadar zor olmuştur kim bilir

Filiz abisinin söylediklerini düşünmeye başladı “desene ban benzer bir durum yaşamış babam tarafından genelde annem beni pek görmez hep sen onun için daha değerli olurdun annesi “

Tarık: tanımıyorum sanırım kaybetmiş o anne tarafından da çok şanssız


Sahilde bankta naz oturup denizi izlemeye koyuldu. Tarık yanından sessizce kalktı. Az ileride çiçekçiden aldığı kırmız gülü arkasından önüne uzattı. Naz arkasına baktı. Sonra gülü aldı kokladı.

Tarık yine eskilerden bahsetmeye başladı. Naz Tarık’ın omzuna dokundu

Naz: Tarık sen ne anlatıyorsun”

Tarık: ben şey eskiden yaşadıklarımızı hatırlatmak için anlatıyordum

Naz: ben hafızamı kaybetmedim tamam mı yaşadıklarımızı bende biliyorum

Tarık: ama sanki hiç birini hatırlamıyor gibi davranıyorsun

Naz: öyle mi sana öyle geliyor yaşadıklarımı gayet iyi biliyorum ve şu anda her şey bana anlamsız geliyor kendimi beceriksiz hissediyorum. Bebeklerim benim yüzümden öylece yatıyorlar yanlarına garip kıyafetler giyerek giriyorum kaybedebilirdim o yüzden şunu hemen kesmeni istiyorum

Tarık şaşkınlıkla dinledi. Sonra verdiği tepki kendine kızma olmasına rağmen sonunda bir şeye tepki vermişti ve yüzüne gülümseme yayıldı.

Naz: ne sırıtıyorsun komik olan ne

Tarık: ilk defa tepki verdin ve benimle konuştun

Naz: daha önce konuşmuyor muydum

Tarık: şey konuşuyordun ama hiç böyle değil

Onlar kendilerine dalmış konuşurken “miyav “ sesi ile naz gelen yöne baktı. beyaz tüylü olduğu belli olan ama rengi biraz grileşmiş mavi gözlü tatlı mı tatlı bir kedi yavrusu miyavlayarak etraflarında dolanıyordu Naz kediye baktı sonra eline aldı “sen napıyorsun burada yalnız “ okşamaya başladı. Etrafına baktı onu arayan yoktu

Simitçi: annesi öldü yalnız buranın esnafı yemek veriyoruz ama yemiyor süt koyduk ama içmiyor

Naz Tarık ‘a baktı

Tarık: istersen biz ilgilenebiliriz ister misin

Naz: olur ( biraz kediyi okşadı sonra dalgın uzaklara baktı ) şekeri götürdü mü

Tarık duyduklarından emin olmak istedi “şeker “

Naz: kedimiz hani ona bıraktığın

Tarık: bilmiyorum herhalde götürmüştür

Naz: tabi götürmüştür senden hatıra diye

Tarık: bilmem ( Yüzündeki gülümsemeyi engel olamıyordu bir günde peş peşe böyle tepkiler almak. hem de ikisini ilgilendiren konularda .) şey hadi gidelim

Naz: nereye

Tarık: veterinere bunu böyle götüremeyiz eve önce aşılarını yaptıralım yıkatalım yani bakımını yaptıralım sonra dönelim eve ancak yetişiriz

Naz: iyi
Kedi kucağında arabaya doğru yürür. Tarık hemen koşar kapıyı açar

Arabada
Tarık: adı ne olsun

Naz: bilmem düşüneyim bulurum

Veterinere gidilmiş aşılar yapılmış kontrollerinde sadece aç olduğu diğer bir sağlık sorunu olmadığını öğrenmişleri. Eve yol alırken
Naz: tüyleri yumuşacık bembeyaz pamuk gibi aa adı pamuk olsun

Tarık: çok güzel hoş geldin hayatımıza pamuk iyi ki geldin


Eve geldiklerinde kucaklarında bir kedi ile gören belgin ile cahide gözlerine inanamaz halde baktılar

Belgin: o ne

Cahide: bebek olan eve kedi sen iyi misin Tarık

Belgin: aynen oğlum sen delirdin mi

Naz: ben ona süt evereyim
Mutfağa geçti.

Tarık önce annesine sonra cahide ye sarıldı “iyiyim hem de çok iyiyim. “

Vahi: ooo ne neşe şuna bak ya utanmasa oynayacak

Tarık vahini karşınına dikildi “evet vahi baba oynayacak kadar değil ama çok mutluyum ne dersen de bugün senden kaçmıyorum çünkü Naz sonunda tepki verdi “

Vahi: ne tepkisi

Cahide: kedi bulmuşlar ay resmen deli bunlar oğlum bebeklerin odasına girerse ne olur

Tarık: merak etmeyin çıkmazlar yukarıya çıkarmayız lütfen hadi kızmayın gülün



Bebeklerin kontrol zamanları


Doktor: çok iyi maşallah sütümüz yaramış harika durumdalar bu kadar beklemiyordum normalde erken doğanların bu kadar kilo almaları pek mümkün olmuyor ememediklerinden çabuk yorulduklarından ama çok iyi bakmışsınız tebrikler naz hanım

Naz: sadece ben değil ben olsam başaramazdım

Doktor: haksızlık etmeyin sütünüz olmasa emzirme gayretiniz olmasa olmazdı inanın çocuklar emmiyor diye bırakan anne çok gördüm öyle olunca sütleri kesiliyor ve ek mamalara yöneliyorlar o yüzden çabanızı tebrik ediyorum. Artık bu kıyafetlerle girmenize gerek yok önce bir süre normal kıyafetle girin alışınca sonra evin içine daha sonra da dışarıya başlayın aşama aşama 10 gün arayla deneyin eğer çocuklarda hastalık olmaz sorun çıkmazsa sonraya geçin 1 ay sonra artık ben sizleri bekliyorum.

Tarık: inşallah doktor bey teşekkürler

Naz: teşekkürler

Doktor gittikten sonra Tarık yüzünde gülümsem ile naz’a sarıldı “ne güzel çok iyi gidiyorlar gördün mü biraz artık rahatlayabiliriz ne dersin bu günü kutlayalım akşam seni özel bir yere götüreceğim “

Naz: gerek yok

Tarık: lütfen çocuklar için


………………………………….


15 yıl sonra

Tarık elinde kumanda kanal gezmektedir naz mutfaktan çıkmış “napıyorsun burada”

Tarık:hiç bakıyordum “

“sen çok miskin oldun ama neden bana yardıma gelmedin söyler misin”

“ama hayatım çok yorgunum”

“atma ya tabi doğru spor yorar insanı ha birde akşam o kadar kızla dans yordu tabi “

“dans değil de sonra evde olanlar diyelim”

“terbiyesiz “ naz tam dönüp mutfağa geçerken

( elini sallayarak ) hem sen neden benden genç görünüyorsun bakayım yasaklıyorum of ya adam bende 6 yaş büyük ama yok Su’nun babası değil abisi sandılar ama ben annesi gibi gösteriyormuşum ya çıldıracağım sen napıyorsun yüzüne benim gözlerimin kenarında kırışıklıklar oluştu o kadar kreme rağmen oluştu. Sende yok neyse ki kenarda hafif beyazlar başladı da ondan kurtarıyoruz

“ya haklısın yaş 42 yandan beyazlar başladı iyi fikir boyayım en iyisi

“bana bak sakın ha boyayım falan deme kesin yasaklıyorum ona göre”

Tarık elini başına götürür “emrin olur sultanım yapmam sen istedin de ben ne yapmadım söyler misin“ arkadan yüzünde kocaman gülümseme oluştu

“ayrıca ben sana kaç defa söyleyeceğim sırıtma diye”

Su ile can gelmiş anne babasının atışmalarını görmüşler birbirlerine sus işareti yapıp onları izlemeye başlamışlardı.
“hayatım ben gülümsüyorum “

“ben sana ikisini de yapma demedim mi ay ben o kadar laf edeyim bir kere yok sen yaşlı değilsin demedi ya insan yalan olsa bile moralimi düzeltmek için söyler ya pes yani ay birde kızlara teşekkür etti ya of of ”

Tarık yattığı yerden fırladı “tatlı cadım benim sen şarap gibisin yıllandıkça daha güzel çekici ve seksi oluyorsun ayrıca sen nerden gördün o kırışıklıkları ben göremiyorum “

“istersen büyüteç getireyim”

“ha bak belki bir iki görürüm çünkü gözlerimim maşallahı var ama senin dediklerin görünmüyor ama yakından batkımda ay sen yaşlanmışsın ben en iyisi yeni taş gibi bir hatun bakayım”

“oyarım gözlerini ellerini de bağlarım “

Tarık sardı kollarıyla “şaka yaptım ben senden başkasına bakar mıyım sen benim yaşam kaynağımsın tatlı güzel cadım ayrıca hiçte bile yaşlı değilsin daha sen 15.desin “ eller yolculuğa başlamıştı bile

Su: şu hallerine bakan ayrılığın eşiğine gelmiş olduklarına inanır mı

Can: haklısın ama vahi dedem biz doğduğumuzda yaşadığını söylemişti

Su: ya annem resmen depresyona girmiş uzun sürede çıkmış


Su ve can “öhö öhö “ sesleriyle girdiler içeriye

Tarık: siz nerden çıktınız ya

Su: bizim nerden çıktığımızı bilmiyor musun baba hayret

Tarık: ümit dayın gibi zevzeklik yapmasan olmaz

Su : anne siz ayrılmayı hiç düşündünüz mü

Naz: o nerden çıktı kızım

Su: vahi dedem söyledi sen babam yüzünden hasta olmuşsun

Tarık: of ya naz bakar mısın hadi bana hala kızgınlığı geçmedi ama çocuklara söylenecek şey mi bu ya

Naz ellerini yana açıp” söz dinlemiyor ben napayım hayatım aslında bilse suçun çoğu kızında ama anlamıyor

Can: yani oldu demek ki bu yüzden hastalanmışsın

Tarık: doğrusunu sen mi anlatırsın ben mi anlatayım aslında evet benim tavrımda etkendi çocuklar tek başına olan bir şey değil di ama çoookkk gerilerde kaldı. Daha çocuktuk şimdi olgunlaştık

Su: sizin bu haliniz olgun halinizse o zamanlarınızı düşünemiyorum bile

Naz: oturun bakalım şimdi aşkımızın başlangıcını anlatmıştım

Su gururlanarak kendini göstererek “adım sayesinde “

Can: aman öğünmese olmaz

Naz: dinleyecek misiniz

Su- can: tamam tamam anlat anneciğim

Naz: eh balayı dönüşü size hamile olduğumu öğrendik pekte hoş olmayan bir durumda midemi içinden dışına çıkardınız neyse işte uzun sür yatmak zorundaydım babanız çok uğraktı benimle işini bıraktı

Can: şimdide çalışıyor sayılmaz çoğunlukla evde yanında

Tarık: napayım ayrı duramıyorum

Su: sululuk yapmayalım babacım

Tarık: hııı sulu sensin

Naz: ay didişmeyin vazgeçiyorum bak anlatmaktan

Hepsi: sustuk

Naz: ha nerde kalmıştım

Tarık: beni çok uğraştırdığını anlatıyordun

Naz: neyse kalkmamam gerekiyordu. Sıkılmayayım diye arkadaşlarını sefer etti yanımdan hiç ayrılmadı tüm kaprisi mi çekti doktor biraz dolaşabilir deyince işe başladı sonra İtalya ya gitti. Neyse

Tarık: söylesene güvenmediğimden peşine dedektif tutum diye

Naz: tutum napayım içim bir türlü rahat değil di sonunda içgüdülerimin doğru olduğu çıktı ama onun açısından neyse sonra evimize buraya geldik İtalya dönüşü kanama oldu artık o andan sonra beni asla yalnız bırakmadı sürekli peşimde ayağa karne ile kalkıyordum. Sonunda doktor izin verdi arada alış verişe çıkıyorduk tabi yapmama gereken şeyler vardı dinlenerek yapmam gerektiği halde hiç durmadan kendi mi yorarak eşyalarınızı odanızı yerleştirdim babanız ne kadar titrediyse ben o kadar tam tersi hareket ettim sonunda olan oldu. Erken doğdunuz. Sizi öyle hortumlarla görmek her gün biraz daha içimi acıtıyordu. Kendimi suçluyordum çünkü yapmamam gerekenleri yaptım. Evde derseniz gece ayrı gündüz ayrı hemşire vardı. Bana gerek yok gibiydi. Kendimi işe yaramaz biri gibi görmeye başladım sonra bu kadar terslik yaptığım halde nasıl oluyordu da bu kadar seviyordu anlamıyordum

Tarık: sen kendini benim gözümle bir görebilsen ah ah

Su: ama neden ayrılacağınızı anlatmıyor babamım başka kadınla ilişkisi mi vardı

Naz: yok kızım ama babana âşık bir kadın yok çok kadın oldu. Onların oyunları yüzünden iki defa o aşamaya geldik biri daha nişanlıyken oldu diğeri sizin doğumunuzda detaya gerek yok

Tarık: çünkü ikisinde de benim suçum yoktu. Beni dinlemedi. Ama bende rahatsızlanmasında etken oldum ayrılmak isteyince kırıldım tamam dedim. Zaten sıkıntıda olan anneniz daha da kötü oldu. Sonra aramız düzeldi anneniz iyileşti. Bir daha asla konuşmadan karar vermedik bakmayın didişmelerimize onlar

Su: aşkınızın göstergesi

Can: ve bu hallerinizden çok mutlu oluyoruz

Su: evet bende sizler gibi olmak istiyorum ileride

Tarık: kimle

Su: belli mi olur karşıma senin gibi biri çıkar belki babacım

Can: belki çıkmıştır da söylemiyorsundur

Su: yok öyle bir şey can saçmalama

Can: tabi yoktur tabi canım

Tarık: suu kim bu

Su: yok babacım öyle biri asıl oğlun fena şekilde dağıtmış durumda söyleyeyim mi?

Can: sen söylersen bende söylerim

Naz: siz ne söylüyordunuz bakayım daldık gitti


Can: biliyorsunuz mezuniyet kutlamamız var Sadri amca gelebilir miyiz diye soruyor

Naz: o niye sorup ta mı geliyorlarmış

Su: daha önce sizi uygunsuz yakalamışlar yani bizde biraz geciksek aynısı olma ihtimali yüksekti gerçi ama

Can: yani

Tarık: defolun çıkın dedim gözüm görmesin sizi edepsizler siz nasıl konuşuyorsunuz anne ve babanızla bakayım git söyle gelmesinler

Naz: aman benim sinirli kocam ayıp sus haklılar sana kaç defa söyledim şu ellerine sahip ol diye

Tarık: ben nasıl bu hatayı yaptım ki of of

Naz: ne hatası

Tarık: neden ben böyle üçlü ev aldım yalnız tek başına villa almak varken ama hayatım düşündüm de biz en iyisi başka villa alalım tek başımıza olacağımız bizi rahatsız etmeyecekleri bir yer ne dersin

Naz: ben bişey söylerdim ama susuyorum
Eliyle gözlerini işaret ederek “buradan anla “

Mangal yakılmış herkes gelmişti. Tarık mangalın başında uğraşırken

Beril koşarak geldi “naz hala su abla beni yanına almıyor
Naz: nerde

Beril: şey cem ağabeyle aşağıya gittiler

Filiz: kızım git sende barışlarla oyna

Beril: ama anne barış’la deniz beni aralarına almıyor onlar kılıç oynuyor. Of naz hala neden benim yaşında kızın yok ki Ayşe teyze sen neden ikincisini kız yapmadım of ya ben şimdi kiminle oynayacağım

Cahide: can abin nerde o oynasın senle

Beril: o yok

Belgin: nerde

Beril: yan bahçeye gitti

Vahi: ne işi var orda

Beril: söylemem ( elini ağzına kapadı ) eyvah bana çok kızacak bunu da söylemeyecektim ben

Vahi: iyi de kızım ne var bunda hem ne yapmaya gitti ki

Hulusi: hııımm ben anladım sanırım kerata anlaşılan fındık kırmaya gitti ah ah babasının oğlu

Tarık: hı kimin oğlu baba etler hazır masa hazır mı hayatım

Naz: sen önce babam ne demek istedi o sizin yan komşu fuat amcanın kızı mı vardı ve sen onla

Tarık: anlamadım hayatım ne diyorsun fuat amcaya ne olmuş kızı ha anne neydi garip bir adı vardı kızının amerikadan dönmüş mü yoksa

Naz: ay birde Amerika olduğunu biliyor delireceğim ya sen ne yaptın onunla bakayım

Yan komşu can ile kızını yakalamış can ‘ın kulağından tuttuğu gibi bahçeye “ne biçim evlat yetiştirmişsiniz siz böyle kızımı öperken yakaladım terbiyesini vermeyecekseniz bileyim

Naz siz kim oluyorsunuz da benim oğluşumun kulağını çekiyorsun be adam kızın kuyruk salamasa oğlum gelmezdi yanına zorla mı öpüyordu öptürmeymiş bırakın çabuk “birkaç adımda yanlarına gelmiş söylenirken Tahir beyin elini can’ın kulağından çekiyordu.

Hulusi: yapmayın Tahir bey onlar çocuk

Tahir: ne çocuğu evelendirsen şimdi evlenirlerde çocuk bile yaparla

Naz: Çüş artık ay adamın zorla adabını bozuyorlar tamam hayatım gidelim

Tarık: nereye hayatım tamam( oğluna göz kırpar) Tahir bey ben ilgilenirim can geç bakayım çabuk özür dile Tahir amcandan

Neyse özür dilenir. Adam gönderilir

Naz: sen neden alttan alıyorsun ya adam ne hakla kulağını çeker

Hulusi: görüntü tanıdık geldi mi canım

Belgin: hemde nasıl

Kahkahalarla gülmeye başladılar

Hepsi neden güldüklerini anlamadı

Vahi: ne o Hulusi komik olan ne

Belgin: kayınvalidem derdi de inanmazdım naz sen ne kadar bana benzemeye başlamışsın öyle

Olaylar anlatılmış herkes gülerken
Tarık: su nerde Sadri cem de yok bana bak oğluna söyle çok fazla kızımın etrafında dolanmaya başladı eğer bir falsosunu yakalarsam elimden kurtulamaz ona göre

Ümit: of yetiştik mi

Tarık: nerdesiniz siz bakayım

Filiz: tabi sen rahatsın yıktın bankayı başıma babamda emekli oldu canım çıktı toplantının birinden çık birine gir

Ümit: aynen ya

Filiz: a helinler gelemedi mi?

Helin: biri bizden mi söz etti

Naz: hoş geldiniz

Filiz: yani biz işten geliyoruz peki siz

Helin: eşin benim ki gibi ehli keyif olursa evden çıkamazsın yani kadın ben miyim yoksa emre mi anlamadım gitti. Aynanın önünde benden daha çok zaman geçiriyor

Belgin: hoş geldin kızım sorma bize süslü derler kendileri bizden süslüdürler aynanın önünden ayrılamazlar, birde bizim gibi makyaj yapsalar ne yaparlardı merek ediyorum


Helin: hoş bulduk belgin hanım

Cahide: aynen hoş geldiniz bize dedikoducu derler oysa bizden daha çok dedikodu yaparlar

Naz: adımız çıkmış bir kere naparsınız

Hulusi: hoş geldin helin

Helin: hoş bulduk efendim

Hulusi vahiye dönüp “asla affetmeyecek ya “

Vahi: haklı kız boşuna dert yanma

Hulusi: napayım belgini bu kadar olgun karşılaşacağını bilsem

Vahi: olgun hımm ben sanki epey çektirdi diye hatırlıyorum nerdeyse ayrılıyordunuz ya

Hulusi: işte o zaman olsa belki ayrılırdık

Vahi: yok sanmam belgin hanım seni bir nedenini bulur yine terk etmezdi. Küçüklerin hatırına vazgeçmişti

Hulusi: ya aman torun sahibi olduk ayrılmak olmaz demişti

Herkesle selamlaşmışlardı.

Tarık: al benim tatlı pamuğum bu senin payın

Su: ya baba şu miskin kedi ne kadar değerli anlamadım gitti bir fare bile yakaladığını görmedim.

Tarık ve naz’ın gözleri buluştu “ onun değeri anlatılamaz kızım benim için ne kadar değerli “


FİNAL

brs-sym
29-08-09, 18:57
Yalnızlık ve Aşk/8


Tellerden gelen uğultu, salonda bir ninni gibi yankılanıyor ve kalbe işliyordu. Gözlerin aldığı bu alev son buluyordu violinin susmasıyla.



Pianoya yasladığı bedenini hafif dikleştirerek alkışa tutar bu performansı.



“ Tebrik ederim. Mükemmeldi. Ek yapmaya bile gerek yok.”



Naz violini kabına yerleştirirken gülümseyen yüzünü Tarık’a çevirir.



“ Yani, bir daha dinlemeyeceksiniz.”



Bunu bir soru şeklinde değil de kendisini ifade etmek için söylemişti. Tarık, soru olarak alır;



“ Ben öyle demedim ki. Dinleyeceğim elbette. Belki bir tane parça daha olabilir, öğrencilerin dansına ayak uyduracak derinlikte bir parça seçebilirsin.”



“ Benim için bir zevk.”



Deri kaplamalı siyah Violin kabına dokunur.


“ Özlemişim çalmayı. Beni kendime getirdi.”



Tarık, yavaş adımlarla Naz’a yaklaşır. Elini Naz’ın yanaklarında gezdirir, parmak ucuna değen gözyaşıyla beraber. Gözyaşını hafif bir hamleyle yok eder. Gözler, gözlerinde kaybolmuştur. Gözünden akan bir diğer yaş ise dudaklarında son bulur.


Naz’ın gözyaşları, violinin babasını hatırlatmasıyla hüzünlenirken hayallerinin prensinin dokunuşları karşısında gerçek aşkı hissederek dökülür. Bakışlar birbirinden ayrılarak dudaklara kayar.


Naz’ın gözleri, Tarık’ın ela gözlerinden başlayıp kirli sakalına, ardından hafif açılmış dudaklarına dokunur.



Solukların birbirine karıştığı yaklaşım, dudakların sıcaklığını hissedince yok olur. Tarık, elini Naz’ın çenesinin altına kavuşturur. Diğerini de beline dolar ve kendisine iyice yaklaştırır. Naz’ın dokunuşları Tarık’ın yüzünde hissedilir, saçlarına karışana kadar. Dudakların hâkimiyetine karşı konulamazken hissedilen ‘aşk’ susturuverir kelimeleri. İniltileri, kulaklarda hissedilene kadar durmaz. Dudaklarından ayrıldığı anda, hissedilir parmak uçları Naz’ın dudaklarında.



Göz kapakları birkaç saniye sonra açılır ve kavuşur bakışlar. Uzun bakışların ardından, gülümseyen ifadeler yer alır yüzlerinde.



“ Bir öğrencimden hoşlanacağım aklıma gelmezdi. Aşkın engel tanımadığını, dudaklarındaki ateşi hissedince anladım. Seni Seviyorum.”




Naz, hafif allanmış yanakları arasından bakış atar Tarık’a gülümseyen yüzüyle.



“ Bende seni seviyorum, hocam.”




Küçük kahkahaların birbirine karıştığı loş ışıklı bir gecede uyanır kalpleri aşka susamış kırıntıların ardında.




Tarık parmak uçlarını Naz’ın yanaklarında gezdirirken;



“ Biraz daha kal.”



Tarık bunu bir fısıltı şeklinde dile getirmiştir, biraz daha kal.



Dudaklarını Naz’ın alnında sonlandırır.



Birkaç dakikalık bakışmanın ardından, müziksiz bir dansa başlarlar.



Naz, Tarık’ın kollarındayken gülmeye başlar.




“ Neden gülüyorsun?”


Tarık’ta gülen yüzünün arasından konuşur.



“ Hayatımda ilk defa müziksiz bir sahnede dans ediyorum.”



Tarık küçük bir kahkaha atar.



“ Benimleyken ilkleri yaşayacaksın demek ki.”




Naz’ın gülen yüzü, yerini anlamlı bir bakışa bırakır.




Tarık’ın yüzüne yaklaşır.



“Sanırım, evet.”



Muzip bir gülümsemeyle sonlanır gece.



Okulun önüne geldiklerinde;


Tarık Naz’ın elini tutar ve küçük bir öpücük kondurur.




“ Mükemmel bir gece yaşattın bana. Müziğinle, güzelliğinle…”




“ Teşekkür ederim.Benim içinde çok güzeldi.”



“Seni bırakayım diyeceğim ama araban var, kendin gidebilirsin. Ama seni bırakmayı isterdim.”



Naz, arabasına binerken;



“ Başka bir zaman arabasız gelirim.”




“ Tamam, bana uyar. Bu arada…”




Tarık’ın aklına yarın gece öğrencisinin düzenleyeceği doğum günü partisi gelir.




“ Yarın, Oğuz’un doğum günü partisi var. Davetlisin değil mi?”



“ Evet, davetliyim. Gelecek misin?”




“ Eğer sen de gelirsen.”




“ Gelirim, kaçırır mıyım hiç. Bu arada okula ve öğrencilere hemen ayak uydurmuşsun. Doğum günü partilerine davet ediliyorsan…”




“ Evet, sevdiler beni. Hemen anlaştık. Hele birisiyle fazlasıyla yakınız.”



Naz gözlerini devirir.



“ Umarım bu yakınlaşma bir sorun oluşturmaz okulda.”




Tarık, yüzünü buruşturur.




“ Merak etme. Duyulmayacak, biliyorum duyulursa fena dedikodu malzemesi oluruz. Neyse ben seni tutmayayım.”




Naz’ın kapısını kapatmadan önce duraksar;



“ Seni seviyorum. Yarın görüşürüz.”




Gülümseyip kapıyı kapatır. Naz okuldan çıkana kadar Tarık yerinden kıpırdamaz.




Tarık şaşkın ifadeyle;



“ Ne oldu şimdi?”



Tarık birkaç dakika kendisine gelemeden durur.



“ Yani, sen şimdi bir öğrencinle berabersin. (güler) Bu kadar hızlı… Hızlı başlayan şeyle sorunsuz olmaz. O yüzden dikkat et Tarık. Bu prensesi sakın elinden kaçırma. Oğlum Tarık, sen gerçekten seviyorsun!”
---




Naz, direksiyondaki hâkimiyeti kaybetmeden dikkatli bir şekilde arabasını sürüyordur, aklında bu geceyle beraber.


“ Naz, sen ne yaptın? İnanmıyorum. Resmen öpüştün hocanla.”


Dudaklarında beliren gülümseme istemsiz olarak oluşmuştur.



“ Ne yani, şimdi gerçekten sevdiğin birisiyle çıkıyorsun öyle mi?”



Naz’ın gülümseyen yüzü biraz daha belirginleşir.



Bir ara yavaşladığını hissederek, gaza daha kuvvetli basar.




---



Tarık, yatağına uzanmış gözlerini tavana dikmiş düşünüyordur.



Sonra aniden doğrulur.



“ Oğlum, Tarık. Ne diye unutursun ki telefon numarasını istemeyi. Arardın şimdi. Ne oluyor sana! Daha bir kaç saat önce beraberdiniz.”




Filiz, Tarık’ın odasında belirir.




“ Filiz, ne ara geldin sen?”




Filiz, Tarık’ın odasının ucundaki kapının önünde duruyordur. Döşemeli koltuğunun yanından sıyrılıp yatağının yanına gelir, oturur.




“ Kapıyı çaldım, duymadın. Ve bir de kendi kendine konuşuyordun. Kimden telefon numarasını almayı unuttunuz küçük bey?”




“ Kimse. Boş ver.”


Tarık yatağından kalkar, siyah beyaz renklere bürünmüş köşe siyah tahtası döşemeli koltuğuna oturur ve karşısındaki küçük plazma televizyonunu açar.



Filiz, Tarık’ın yanına oturup omzuna yaslanır. Tarık gülümseyip kardeşini koluyla sarar.



“ O bahsettiğin kız mı, hani öğrencin olan?”



Tarık, televizyonun kanallarını değiştirirken duraksar.



“ Sen nerden biliyorsun?”




“ Abi, o gece anlatmıştın ya. Hani biraz içmiştik, sen de dökülmüştün. Hatırlamıyor musun?”



Tarık’ın aklına o gece anlattıkları yeni gelmiştir.




“ He, evet. Şimdi hatırladım. Evet, o. Bu akşam onu dinledim, violin çalıyor. Ve itiraf ettim. Mükemmel bir akşamdı benim için ama onca şeyden sonra telefon numarasını almayı unuttum.”




Filiz, gülmeye başlar.



“ Oo… Tarık Bey, bu kız seni fena büyülemiş. Bu kadar önemli şeyi unutuyorsan…”



Tarık somurtur.



“ Dalga geçme.”




“ Abi, abartma yarın okulda alırsın. Ne de olsa aynı ortamdasınız bütün gün.”



“ Filiz, dikkatini çekerim o benim öğrencim. Yanına gidip numaranı versene arada yazışırız mı diyeyim.”



“ A, doğru. E siz nasıl olacaksınız? Neyse ki birkaç ay sonra Naz’ın Okulu bitiyor. Değil mi?”


“ Evet. Onun için duyulmamasını sağlayacağız. Ne de olsa öğretmen-öğrenci ilişkisi var okul içinde.”


---






Naz, yastıklarının arasında oturmuş ellerini çenesinin altına yerleştirmiştir.




“Naz, sen seviyorsun bu hocayı. Ama o senin hocan? Aman, ne olacak hocansa. Ne var ki… Aşk işte, her yerde karşına çıkıyor. Knox’la yeni ayrıldık, onun beni gerçekten sevdiğini sanmıştım. Ya bu da öyle bir şey olursa?”



Naz, kalbinin sesine kulak verir bir müddet sonra. Ardından gülümser.



“ Ama gözleri… Her şeyi anlatıyordu.”

YESIL8
30-08-09, 00:41
18. Bölüm

Tarık elindeki çantayı Süheydan’a verirken.

Tarık: Ev neden bu kadar sessiz.

Süheydan: Hulusi Bey sabah birkaç arkadaşına uğrayacağını söyleyip çıktı ve henüz dönmedi. Belgin hanım, Berk’le beraber evin tadilat işlerinin bitip bitmediğe bakmaya gittiler.

Tarık: Naz ?

Süheydan: Naz hanım da, Belgin Hanım evden çıkar çıkmaz çıktı. Bir saat kadar önce döndü. Odasında biraz dinleneceğini ve rahatsız edilmek istemediğini söyledi.


Tarık: Nereye gitmişti ki ?

Süheydan: Bir arkadaşıyla görüşeceğini söylemişti. Bu güzel çiçekleri (başıyla aynanın önündeki vazoda tüm güzelliği ile arzı endam eden beyaz çiçek buketini gösterip) gönderen arkadaşı olmalı.

Süheydan’ın verdiği cevaptan sonra Tarık’ın yüz ifadesi bir anda değişi verir. Az önceki o mutlu halinden öyle uzaktır şimdi.


Tarık üst kata yönelmişti ki Süheydan’ın sözleriyle bir anda durur.

Süheydan: Tarık Bey, durun lütfen. Naz Hanımın yanına çıkıyorsanız şimdi gitmeseniz daha iyi olur. Sanırım kötü bir şey olmuş. Hiç iyi görünmüyordu.

Tarık: Dediğin gibi olsun bakalım. (Süheyda’a verdiği çantayı geri alırken) Ben çalışma odasındayım kahvemi oraya gönderebilir misin lütfen.

Süheydan zaferinin yarattığı mutluluk ve sevinçle gülümserken

Süheydan: Bol köpüklü orta kahveniz hemen geliyor.

Süheydan uçarak mutfağa doğru gider

Süheydan: (iç ses) : Evet Naz Hanım benimle boy ölçüşemeyeceği anlamanın vakti geldi artık. Öyle küçük entrikalar yok artık. Göze göz dişe diş.



Tarık: (çiçeklere bakıp ) ( içses): Ne olur onunla görüşmüş olma Naz. Ne olur.



Tarık arkasını dönmüş koridorun ilerisindeki çalışma odasına yönelmişti ki merdivenin başında gözleri ağlamaktan şişmiş Naz’ı fark eder.

Naz: Hoş geldin.

Tarık (manidar bir biçimde ): Hoş bulduk.


Tarık: (iç ses): Yaptığın makyaj bile yetmemiş gözlerindeki şişleri kapamaya. İçindeki o parıltıyı da alıp gitmiş. Onun için döktüğün o göz yaşlarını bile kıskandığımı söylesem bana deli der misin.

Tarık: Süheydan bana odana dinlemeye çıktığını ve rahatsız edilmek istemediğini söylediğini söyledi. Berk seni çok yoruyor anlaşılan.


Naz merdivenleri inmiştir.

Naz: Biraz.

Tarık: Senin gözlerinde şişmiş. Ağladın mı yoksa sen ?


Naz: ( başını iki yana sallayıp ): Yooo yok öyle bir şey. Sanırım grip yada nezle gibi bir şey oluyorum. (burnunu çeker). Ondandır.


Tarık: Önemli bir şey olabilir. Doktor Süha’yı çağırmamı ister misin?


Naz: Cidden önemli bir şey değil. Tüm gün odamda dinlenince geçti bile. Bak.


Tarık: Demek tüm gün dinlendin. Güzel.

Tarık’ın manidar bir bakış fırlatıp arkasını dönecekken

Naz: Bu da ne demek şimdi. Eğer Berk’e bulaştıracağımı düşündüğün için bütün bunları söylüyorsan. Ona zarar verecek bir şeyi asla yapmam bunu benden çok daha iyi biliyor olman lazım.

Tarık: (kırık dökük dökülür cümleler): Evet biliyorum Naz. Onu ne kadar çok sevdiğini de. (Naz’ın gözlerinin derinine bakıp) Artık bütün bunlara sadece ve sadece onun için katlandığını da çok iyi biliyorum.


Tarık (iç ses): Ne olur yalan de.

Naz: Elbette onun için. Bunu sen de biliyorsun. Başka bir sebebi olmalı ki?

Tarık’ın yüzü aldığı cevapla birden asılır. Belli etmemek için çok çabalarken Naz aradığı cevabı sözcüklerde arar oysa bir baksa gözlerinin derinine cevabı çoktan bulmuş olacaktı ama o yine sözleri beklemeyi seçti.

Naz: (iç ses): Evet de lütfen evet de.

Tarık: Hayır.

Bu kez Naz’ın yüzü asılır.

Naz (iç ses): Ne bekliyordun ki. Dün gece olanların onun için bir anlamı olduğunu mu? Her şeyin değiştiğini mi? :icon_sorr

Tarık aynanın önündeki vazoda tüm güzelliği ile arzı endam eden çiçek buketini işaret edip

(http://imageshack.us/)

http://img299.imageshack.us/img299/3084/efsanemeq1.png (http://img299.imageshack.us/img299/3084/efsanemeq1.png)



Tarık: Bu çiçeklerin burada ne işi var?

Naz aynanın önünde duran çiçeklere bakıp

Naz: (masum bir biçimde) : Süheydan koymuş olmalı.

Tarık: (kızgın bir ses tonuyla ): Ne demek istediğimi peki hala iyi anladın Naz. Yalan söylemeyi bırak artık. Bu ondan değil mi?

Tarık’a ne söyleyeceğini bilmez bir şekilde bakar ve suskun kalır. Bu suskunluk Tarık’ı daha da deliye çevirir.

Tarık: Ondan kurtulmak istediğini söyleyip sonrada onun çiçeklerini nasıl kabul edersin?

Naz öfkeden deliye dönmüştür.

Naz: Bunun seni ilgilendirdiğini hiç sanmıyorum.

Naz sinirle arkasını dönmüş gidecekken Tarık kolundan tutup onu kendine doğru hafif çevirir.

Tarık: Eski eşinle nasıl bir evlilik yaşadınız bilmiyorum ama benim soyadımı taşıdığın sürece ona yakışır davranmak zorundasın.

Naz: Ve eğer eski evliliklerimizden bahsedeceksek önce seninkinden ve boşanma nedeninden başlamak en doğrusu olurdu her halde. Taşıdığım sadece soyadın Tarık. Hepsi bu.


Naz hızla üste kata çıkarken Süheydan elinde kahve tepsisiyle koridorda belirir.

Süheydan: Tarık Bey

Tarık: Ben müştemilattayım. Akşam yemeğine kadar rahatsız edilmek istemiyorum.

Süheydan: Peki. (elindeki tepsiyi yukarı kaldırıp) Peki ya kahve?

Süheydan son cümlesini kurmadan Tarık çoktan arkasını dönmüş hızla müştemilata giden kapıya doğru ilerliyordu.

Süheydan: Bunlar az bile sana. Dur bakalım Naz Hanım.


18. bölüm sonu


EDİT: İmza çalışması için ilham kaynağım Başak-Eylül'e teşekkür ederim. :love05:

YESIL8
30-08-09, 00:48
O gece oldukça suskundur her ikisi de. Birbirilerini suskunluklarıyla cezanlandırıyorlardır adeta. Yemek masasındaki zoraki birkaç cümlenin dışında birbirine tek kelime bile etmemişlerdir. Gözlerinin birbirine değdiği o kısa anda bile aralarındaki elektrik anlaşılıyordu. Tabi gören gözler için. Hulusi’nin neşeli tavrına, Berk’in sevimli haylazlıkları olmasa tüm gece susup oturacaklardı nerdeyse.

Naz, Berk’e iyi geceler öpücüğü verdikten sonra yorgun olduğunu söyleyip erkenden yatmaya gider. O gittikten birkaç dakika sonra Tarık, Berk’i kucağına alır onu yatırmak üzere merdivenleri çıkarken.

Belgin: (fısıltıyla ):Hulusi

Hulusi: (gazetenin ekonomi sayfasına dalmış gülümsüyordur) : Hııı

Belgin: (sinirle) : Hulusi diyorum .


Hulusi : Hıııı

Belgin: Yarım saattir bakıyorsun yetmedi mi ?

Hulusi (Gazeteyi Belgin’e gösterip): Ama çok yakışıklı çıkmışım. En az on yaş genç gösteriyorum. Bak.

Belgin: Şu gazetede kendi resmine bakıp durmayı bırak da azıcık oğlunla ilgilen.

Hulusi ( Gazeteyi indirir): Nesi varmış Tarık’ın ?

Belgin: Azıcık kulağını çekmezsen biten bir evliliği olacak.

Hulusi: (şaşkın): Neler saçmalıyorsun Belgin Allah aşkına. Onlar gayet güzel anlaşıyorlar. Sen hayal falan görmeye başladın galiba.

Belgin: Sus da azıcık beni dinle. Sabah Naz’ın odasındaki kanepede bir pike ve bir yastık duruyordu. (göz kırpar) Bu ne demek?

Hulusi: Tarık horluyor Naz’ı rahatsız etmemek için kanepede yatmış işte ne var. Sen de çoğu zaman onun gibi yapmıyor musun?

Belgin:Yapıyorum yapıyorum da asıl kim horladığı için.(kızgın bir bakış atar)

Hulusi: Kuru iftira. Bir kere ben melek kadar sessiz uyurum.

Belgin: Bilmez miyim. (Hulusi gülümser) En az gürültücü bir melek kadar. ( Hulusi nin yüzü düşerken Belgin gülümser)

Hulusi: (yanaklarını sarkıtır): Ama kalbimi kırıyorsun aşkım.

Belgin: Yalan mı?

Hulusi: Tamam biraz horladığım doğru.

Belgin: (kaşalarını kaldırıp Huloş’a bakar) : Biraz?

Hulusi: Peki tamam baya baya horluyorum.

Belgin’in yüzü gülümserken.

Hulusi: Sonunda kabul ettim işte. İstediğin oldu mu? Sen ne sıkı pazarlık ediyorsun böyle.

Belgin: Eee boşuna ülkenin en güçlü bankalarından birinin yönetim kurulu üyeliğini yapmıyorum. Tabi bu durum senin de ülkenin en başarılı bankacılarından birisi olduğun gerçeğini değiştirmez.

Hulusi (sevinçle omuzlarını dikleştirir): Öyleyim dimi ?

Belgin (Hulusi’nin yanaklarını okşayıp yüzünü yüzüne yaklaştırır): Öylesin tabi benim yakışıklı aşkım.


Hulusi omuzlarını daha da dikleştirir elleri arkasında odayı minik minik adımlar


Hulusi: Demek Tarık’ta benim gibi horluyor. E babasına çekmiş olacağı bu. Korkma Belgin bir horlamayla evlilik bitmez. Bak bizimki 30 senedir yerli yerinde dururyor.

Belgin: Saçmalama Hulusi ne horlaması. Belli ki bunlar daha ilk haftadan kavga etmişler.

Hulusi Belgin’in yanına oturup

Hulusi: Öyle mi dersin?

Belgin:Belli ki öyle. Hem belki de bizim yüzümüzden bile kavga etmiş olabilirler. Baksana balayına bile çıkmıyorlar. Kesin biz geldik diye iptal ettiler ve bu yüzden de kavga ettiler.

Hulusi: ( bu kez daha şaşkın) :Öyle mi dersin?

Belgin: Tabi ki. Hem sadece bu da değil. Bu gün Naz’a bir buket çiçek geldi. Naz bir şey söylemedi ama daha sonra bankadan gelen doğum günü kutlama kartını görünce her şeyi anladım.

Hulusi: Neymiş ?

Belgin: Tarık o kızgınlıkla Naz’ın doğum gününü kutlamayı da unutmuş. Tabi bütün bunlar her şeye tuz biber oldu. Naz’ın yüzünün halini görmedin mi?

Hulusi: Yooo. Görmedim. Bana gayet normalmiş gibi geldi.

Belgin: Belli ki saatlerce ağlamış. Gözleri balon gibiydi.

Hulusi: Öyle mi dersin? Hiç fark etmedim.

Belgin: (kızarak): Hulusi ay takılmış plak gibi iki de birde öyle mi dersin? Öyle mi dersin? Deme de çözüm üret.

Hulusi: Ne çözümü?

Belgin: Mesela onlara güzel bir balayı hediye edebilirsin. Biz Berk’le ilgilenirken onlarda rahat rahat balaylarına çıkarlar.

Hulusi bir anda ayağa fırlar

Hulusi: Buldum

Belgin: Ne buldun?

Hulusi: Onları tekrar bir araya getirip barışmalarını sağlayacak çözümü.

Belgin (heyecanla): Neymiş?

Hulusi: Onlara güzel bir balayı hediye edeceğim. Bir Avrupa turu. Mesela aşıklar şehir Paris.
Biz Berk ile ilgilenirken onlarda rahat rahat balaylarına çıkarlar. Nasıl?

Belgin: (imalı bir ses tonuyla ) : Cidden harika bir fikirmiş. Nasıl oldu da bunu ben düşünemedim.

Hulusi (gerinerek): Ülkenin en başarılı, en yakışıklı ve aynı zamanda zeki bankacısı duruyor karşında. Ee olacak o kadar fark.

Belgin ayağa kalkar.

Hulusi: Nereye?

Belgin: Yatmaya. (bir anda geri döner) Ha bu arada o kanepede bu gece sen yatıyorsun ona göre.

Belgin merdivenleri çıkarken ardından bakan Hulusi

Hulusi: Ne dedim ki şimdi ben bu kadar kızdıracak? Bu kadar başarılı, yakışıklı ve zeki olmak benim suçum mu.

YESIL8
30-08-09, 00:58
Sadri kapıdan başını uzatıp

Sadri: Tarık çıkmıyor musun?

Tarık sözleşmeler, dosyalar yığınının arasından başını kaldırmadan

Tarık: Sen çık Sadri. Ayşe’yi daha fazla yalnız bırakma. Zaten oldukça geç oldu.

Sadri: (saatine bakar) : Oooo saat kaç olmuş. Çalışırken dalmış gitmişiz.
Eee sen kalacak mısın?

Tarık: Şu sözleşmelerin şartlarını inceleyeyim ondan sonra çıkacağım.

Sadri: Onu bitirmeye kalkarsan sabah ancak çıkarsın buradan. Tarık şu evlendiğin kadın. Neydi adı?

Tarık: Naz.

Sadri: Heh Naz. O sana kızmıyor mu hiç? Sonuçta yeni evlisiniz. Her gecede geç gidilmez ki canım. Gerçi sizin nasıl tanışıp da bir anda evlendiğinizi aklım hala almıyor ya.

Tarık: Aşk işte. İnsanı ne şekilde ve nasıl yakalayacağı hiç belli olmuyor.



‘Sabır nedir?
Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir.
Allah aşıkları sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder.
Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.’

Aşk.. 9. kural



Tarık ve Naz’ın ise o vakte ulaşmalarına daha çok vardı.
Kör bir bıçak gibiydi her ikiside. AŞKla bileylenip yara bere içinde yine birbirilerini kanatırken, kanattıkları o yaraları yine birbiriyle sarmalayacaklardı..



************************************************** ***************

Süheydan önlüğünün cebinden çıkardığı parfümü siyah ceketin yakalarına yakalanma korkusuyla alel acele sıkıp sonra parfümü geri yerine koyar.

Giyinme odasından bir kolunda kirli bir pantolon diğer elinde siyah ceketle çıkar.

Naz, Ayşe ile gündelik telefon konuşmalarının biri daha sona erdirmiş, telefonun kırmızı düğmesine basmıştı ki arkasını döndüğü sırada Süheydan’ın ona doğru yaklaştığını fark eder.

Süheydan elindeki ceketi burnuna götürüp.

Süheydan: Ceketin her yerine sinmiş ama öyle güzel kokuyor ki parfümünüz kendimi koklamaktan alamadım. Sanırım bu da kuru temizleyiciye gidecek öyle değil mi.


Naz: Bir dakika

Süheydan’ın elinden ceketi alır ceplerini kontrol ediyormuş gibi yaparken parfümü koklar.

Naz (iç ses): Sana da ancak bu yakışırdı. En az parfümü kadar ucuz kadınlarla ucuz bir gece. Bende saf saf senin benden kaçışlarının sebebini kendimde aradım.

Ceketin cebinden çıkardığı yüzüğe kısa bir süre bakar.

Naz ceketi Süheydan’a geri uzatır

Naz: ( iç çekip saçların geriye atar): Tamam şimdi götürebilirsin.

Süheydan kapıyı çekip çıktığında Naz avuçlarının içinde minik halka ile kalakalmıştı.


‘’Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın.
Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir" diye endişe etme.
Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?’’**

AŞK*

Önceki gün birden bire ortadan kaybolan pembe kitaptaki o cümle geldi birden aklına.

Naz: İşte hayatın altı üstüne geldi. Aşk arıyordun.

Başını kaldırıp duvara astığı o tek başına kalmış dişi kuşun tablosuna baktı.

Naz: Peki ya şimdi mutlu musun? Yapa yalnızsın işte.

************************************************** ***********



Akşam

Naz aşağı inmek için hazırlamış tek eksik olan küpelerini ayna karşısında takarken Tarık üzerini değiştirmiş bir şekilde banyodan çıkar.

Naz sağ kulağına küpeyi takmaya çalışırken ayanın sol yanında beliren görüntüye bakıyor bir türlü kulağına takamıyordu küpeyi.

Tarık Naz’ı baştan aşağı süzerken onun ayna karşısında huzursuz bir şekilde küpe takışını izledi kısa bir süre. Belli ona hala kızgındı. Bu suskunluğu bitirmenin vakti çoktan gelmişte geçiyordu bile..

Tarık: Naz biraz konuşabilir miyiz?

Naz: (hala küpesiyle uğraşıyormuş gibi yapıp onunla göz göze gelmemeye çalışıyordu) : Tabi

Tarık: Yüzüme bakarsan sevinirim. Kızgın olmanı anlıyorum. Tamam ben de biraz ileri gittim.

Naz yüzünü Tarık’a döner.

Tarık: O öpücük için de söylediğim tüm o saçma sözler için de özür dilerim.

Naz: Tarık ben..

Tarık: Lütfen Naz. Bırak söyleyeceklerimi söyleyeyim. Farz edelim böyle bir şey hiç ama hiç yaşanmadı.

Naz suskun kalır ve üzgün bir şekilde onu dinler. Tarık her cümle kurduğunda kalbindeki hüzün giderek büyüdü gözlerinde..

Tarık: Senin için her şeyin bir zorunluluk olduğunu biliyorum. Her şeyi senin için kolaylaştırmaya hazırım. Bundan sonra senin dediğin gibi olacak her şey. ‘’ gerçekmiş gibi görünen sahte bir evlilikten öte bir şey olmayacak’’ söylemek istediklerin sadece bu. Umarım beni affedersin artık.

Naz’ın tek kelime bile etmesine izin vermeden Tarık kapıyı çekip çıkmıştı.
Oysa dönüp bir kez baksaydı bıraktığı harabeye belki de bu kez kurduğu o cümleler için af dileyecekti.


*************************************


Filiz’in Japonya seyahatinden dönmesiyle birlikte tüm aile bir araya gelmişti işte. Filiz neşeli neşeli havaalanında başına gelenlerden bahsediyor. Tüm aile kahkahalara boğulurken..

Filiz: Ya gülmeyin (kendi de gülüyor) Cidden ben ilk başta öyle sandım. Ne bileyim yanlış otobüse bindiğimi. Sonra yanlış uçağa bindiği fark edince iş işten geçmişti tabi. Düşünebiliyor musunuz uçak hareket halindeyken ‘dur durun uçağı benim inmem gerek’’ diyen bir yolcu. Uçakta nasıl paniklediysem artık hostes beni uçağı kaçıracak falan sandı her halde. Havaalanı polisine durumu anlatana kadar akla karayı seçtim. Neyse ki bir sonraki uçağa bindim ve artık şimdi buradayım..(gülümser)

Tarık: Filiz yani inanılır gibi değil bu anlattıkların. Yurtdışın hiç çıkmamış hiç uçağa binmemiş biri bile bu anlattıklarını inanmakta güçlük çeker.

Filiz (eli belinde): Ne var yalan mı konuşacağız. Dalgınlık işte büyütülecek bir şey yok. En azından ben sizin gibi evlendiğimi bir gün sonra telefonda haber vermiyorum. Doğruya doğru bende her şey.


Belgin, Filiz’e bakıp kaş göz işaretleri yaparken, kaşlarını kaldırıp öksürür

Filiz: Ne var yalan mı? (omuz silker) Hem ben zaten o bahçede ikinizi göz göze gördüğümde her şeyi anlamıştım. Ama bu kadarını doğrusu hiç beklemiyordum.Ben onu bunu bilmem.Evlendiğinizi göremedim. Bari tanışma hikayenizi anlatın da dinleyelim.

Belgin: Filiiiiz..

Berk: Nütfeeenn..Baba nütfeeen.


Belgin: Berk..

Berk omuz silker..


Tarık ısrarlara dayanamamıştı…

Tarık:… Restaurantta iş yemeğindeydik bir ara lavaboya gittim…

********************************

Tarık lavabodan çıkar

Bayanlar tuvaletinin önünden geçerken

Tarık (eli burnunda) Ahh

Naz’ın gözleri kocaman açılmış.

Naz: Ayy ..Çok affedersiniz. Benim hatam. İyi misiniz Tarık Bey?


Tarık acı içinde, sağ eliyle sıkıca burnunu tutarken başını aşağı yukarı sallıyor tek kelime edemiyordu birkaç acı nidasından başka..

Genç kadın telaşla yaklaştı Tarık’a.

Naz: Ne kadar da dikkatsizim. Bu yaptığıma inanamıyorum.
Durun izin verin lütfen bakayım.

Tarık’ın acısı biraz hafifleyip göz göze geldiklerinde acısından çok şaşkınlık belirtisi yerleşti yüzüne.





Tarık: İşte o an gördüğüme inanamamıştım. Karşımda duran havaalanında çarpıştığım ve daha o ilk çarpışmada AŞIK olduğum kadındı. O an öylesine garipti ki adını bile soramamıştım. Sonra bir alışveriş merkezinde üzerinde Aşkın o tek rengiyle karşıma çıktığında AŞKIN varlığına bir kez daha inandım. Adını sordum ‘’ Naz’’ dedi. Zaten onun başka bir adı olamazdı ki. Sonra onu ikinci kez elimden kaçırdım. Günlerce onu bulmak için çabaladım durdum nerden bilebilirdim ki onun da beni aradığını.

Tarık gözlerini gözlerinde gezdirdi kadın bir an. Naz şaşkın onun anlattığı hikayeyi bir de onun gözlerinden okuyordu.

Tarık: Tabi o buraya karışan valizini almaya gelmişti.

Herkes gülmeye başlar..

Filiz: Esas bu inanılır gibi değil.

Tarık: Kainat tek vücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. İşte bu söze şimdi gerçekten inanıyorum. Çünkü o sözün karşılığı işte şimdi tam karşımda duruyor.

AŞK…(26. kural)

Naz Tarık’ın anlattıklarının etkisiyle gözlerinin ta derinine dalmıştı. Aklı karışmıştı tümden. Bu gerçek olabilir miydi.. Peki o pembe kitaptaki cümleler..



-Aşk bir seferdir.
-Bu sefere çıkan her yolcu, istese de istemese de tepeden tırnağa değişir.
Bu yollara dalıp da değişmeyen yoktur.

AŞK..12.Kural



Şimdi o değişikliğin sırası gelmişti..


18. Bölüm sonu...

ummu88
30-08-09, 21:22
7. bölüm

Ümit ile filiz servisler gittikten sonra okuldan çıktılar. Önce birlikte hediye aldılar bir pastaneden pasta aldılar. Boranın evini önüne kadar birlikte geldiler.

Ümit: bu yaptığın hiç hoşuma gitmiyor bilesin

Filiz: biliyorum ama onun doğum günü ve özel bir şeyler olsun istiyorum. Çok teşekkürler sen olmasan böyle bir sürpriz yapamazdım iyi ki varsın

Ümit: 1 saat beklerim sonra gelmezsen bende gelirim ona göre eve geç dönemeyiz ona göre dikkatli ol

Filiz: of örümcek kafalılık yapma

Filiz elinde paketlerle boranın kapısına kadar geldi kapıyı çaldı. Kapıya üzerinde ip askılı bir gecelikle bir kadın çıktı “hayrola güzelim kime baktın”

Filiz: bora yok mu?

Kadın: içerde bora hayatım küçük bir kız geldi seni soruyor

Filiz elindeki paketleri fırlattı merdivenlerden koşarak inmeye başladı. Bora geldi
“hani nerde “

“Bilmem ben sana seslenince paketleri attı koşarak gitti”

Bora: nasıl biriydi”

“forması vardı kızıl saçlı”

Bora: Allah kahretsin of ya nasıl gelebildi ki of ya

“ya ne oldu”

“ne olacak para kasamızı kaybettik canım “


Ümit kafe de oturmuş öylece boranın apartmanın kapısına bakıyordu filiz’in koşarak çıktığını görünce hemen yerinden kalkıp koştu. “filiz “

Filiz hıçkırarak ağlıyordu “sen haklıymışsın sen haklıymışsın ben aptalın tekiyim “

“ümit filiz’i sardı “ anlatmak ister misin”?

Filiz ağlamaktan konuşamamaktadır birlikte yürürler. Bulduğu bir taksiyi durdurur. Filiz ümit ‘in omzunda ağlamaya devam ediyordu.

Ümit “of ya böylede eve götüremem ki siz en iyisi bizi sahile bırakın”

Bir süre sahilde denize bakıp hiç konuşmadan izlerler. Artık filiz’in ağlamsı kesilmiştir.

Ümit: rahatladın mı şimdi anlatmak ister misin?

“Beni aldatıyormuş her şey yalanmış beni hiç sevmemiş”

“omu söyledi”

“hayır, kapıyı kumral bir kadın açtı. Borayı sordum oda içeriye hayatım diye seslendi”

Ümit: gidip onun ağzını burnunu dağıtacağım geri zekâlı bunu sana nasıl yapar ya

Filiz burnunu çekerek “boş ver değmez kendini değerli sanır aptal bir daha asla aşık olmayacağım “

“belki senin değerini bilen biri çıkar karşına ikinize de yetecek bir aşkla sever”

“öyle erkek var mıdır ki”

“bilmem belki vardır"

" hadi dönelim ümit ”

“efendim”

“kimse bilmesin olur mu “

“sen istersinde ben saklamaz mıyım hangi sırrımızı anlattım ayıp ettin şimdi “

“özür dilerim haklısın ne bileyim ne düşüneceğimi şaşırdım”


Tarık aldığı cevaptan sonra mümkün olduğu kadar naz’dan uzak durmaya çalıştı. Evden uzakta her gün barda çıkmaya başladı. Tarığın evden uzaklaşması belgin’in içini rahatladı.


Artık naz ilerlemişti. Verdiği parçaları çok iyi çaldı.

Tarık: çok iyi tebrikler

Naz: başaracağım yani”

“başardın bile bu halinle bile yetenek sınavı çok rahat kazanırsın”

“olsun ben çok iyi olmak istiyorum lütfen devam edelim”

“tamam sınavlara kadar çalışalım”

“bu yıl yazlığa gitmeyecek misiniz”

“sen çalışmak istersen sorun değil”

“yok ben engel olmak istemem”

“engel olmazsın beklide sizde gelirsiniz”

“sanmıyorum”

“önceden ne güzel hep birlikte giderdik çok eğlenirdik”

“ya ne eğlence hep aksilik yapar bir yerlerimi hallederdim babanlarda neden dikkat etmedin diye sana kızarlardı sende hep senin yüzünden diye bana kızardın”

Tarık eline aldığı arşeyi sallayarak önüne bakarak dalgın “olsun yinede çok zevkliydi şimdi daha iyi anlıyorum ne çok eğlenirmişim”

"Gerçekten senin yaptığın her şeyi yapmak isterdim hatırlıyor musun senin gibi sörf yapmak istemiştim ama sen o sana büyük boyuna uygun şunu al dedin ama yok senin kullandığından kullanacağım ya “

“ya sonra dengede duramadın düştün başını çarptın ne korkmuştum başından kanlar akınca”

“ya kucağında taşımıştın annem beni öyle görünce bayılmıştı” naz ağlamaya başladı.

Tarık gözyaşlarını sildi “ağlama dayanamıyorum”

“onu çok özledim”

“bende”

Naz başını Tarığın omzuna koyar Tarık koluyla sarar. Saçları okşar o dakikalar hiç bitmesin ister “of yine aynı koku aynı his of ya neden sanki abi demeye başladın hatıralarımız canlansa sende de “ iç geçirir. Hafif saçlarını okşamaya başlar

Vahi kapıdan girer“çocuklar”

İkisi de birden toplanır Tarık vahini yüzüne bakamaz ellerini nereye koyacağını napacağımı bilemez sanki şeker çalarken yakalanmış çocuklar gibidir

Naz: baba

Vahi: naz kızım ne oldu neden ağladın sen bakayım canım benim tatlı kızım ben dayanamam o gözyaşlarına “

Naz gözyaşlarını siler “yok bir şey baba”

“ama sen ağlıyorsun"

Tarık: birden yazlıkta olan kaza aklımıza geldi de cahide teyzenin bayıldığı an işte öyle olunca nazda

Vahi: tamam tamam anladım bitti mi çalışmanız

Tarık- Naz: bitti

“iyi”

Tarık ayağa kalkar “ben gideyim

Vahi: tamam evladım güle güle Tarık

“efendim vahi amca

“sağol yardımların için “

“ne yaptık ki”

“çok şey yaptın aslında hep kolladın yardım ettin abi gibi sağ ol “

“ya öyle oldu elbette olacağım vahi amca o nasıl söz şey naz ben gideyim istersen sen tekrar et”

“tamam, Tarık abi ben seni geçireyim”

Tarık naz’ın önünden ilerlerken içinden “yine mi ya ne olur abi olarak görmesen beni ne olur söyleme şunu “

Merdivenlere geldiklerinde
Tarık: sadece abi olarak kalacağım değil mi”

Naz:başka ne olabilir ki arkadaş olamadık dost olamayız”

Tarık üzgün kırgın bir sesle “ doğru başka ne olabilir ki olamayız zaten”

Naz omzunu silker “güle güle “ içeriye girer Tarık arkasından öylece bakar.
Naz içeriye girer girmez çello çalmaya devam eder.

Evde yattığı yerde düşüncelere daldı “ bugün o yakınlaşma bir şeyler hatırlatmadığına göre yok Tarık seni abi olarak görecek boşuna uğraşma hadi kalk hazırlan akşam programın var en iyisi sen uzak durmaya devam et ve unut tabi becerebilirsen “


Tarık havuzun kenarında uzanmış gökyüzünü izliyordu. Naz salınarak yanından geçti az ilerdeki sezlonga uzandı. Tarık kendini alamıyordu. Her hareketini izlemeye daldı. “of sanki sınıyor musun beni allahım daha bu duruma ne kadar dayanabilirim acaba “

Naz: napıyorsun" naz’ın sesi ile kendine geldi

"hiç öyle uzanıyorum"

"ne o hala senin farkına varmasını sağlayamadın mı"

"yok naptımsa anlamamakta direniyor"

"boş ver sen onu ben sana bizim sınıfta çok güzel sarışın bomba gibi biri var onu tanıştırayım"

"yok teşekkürler. Sarışın bomba bulmak istersem bulurum etrafımda bolca var hem de çocuk değil"

"sen bilirsin bak bir daha teklif etmem" Naz başını çevirdi saçları savruldu. Havuzun kenarına kadar gitti. Tarık uzanıp dokunmak istedi elini çekip yumruk yaptı

Tarık sinirli bir sesle "aman etme "

Naz geri dönüp şaşkın "seni çok sinirli görüyorum sevgili öğretmenim ne oldu "

"yok naz sen ne yapacaktın yapsana sen"

"yüzmeye gelmiştim seni böyle üzgün görünce derdine ortak olmak istemiştim ama sen anlamadın”

"üzgün değilim sadece kafamı dinlemek istedim "

"kim şişirdi kafanı"

"içerde annemden kaçtım tutturdu evleneceksin diye torun istiyormuş"

"ne güzel hani ağaçtan düştüğümde gelen kız bak tam sana göre saçını süpürge eder"

"ya ne demezsin of hadi yüzsene sen"

Naz oturduğu yerden kalktı üzerindeki bareyosunu çıkardı. Naz havuza gidecekken birden döner ) sen ne dedin yani ben çocuk muyum” ?

Tarık doğruldu “efendim ne dedin”

“biraz önce hem de çocuk değil dedin ya bizim sınıftakiler çocuksa bende çocuk oluyorum o zaman”

“ya öyle oluyor değil mi “

“sensin çocuk bir kıza bile açılmayı başaramıyorsun sevgili ağabeycim”

“sen yüzsene “

“aman gidiyorum beni çocuk bulan birinin yanında durmam zaten”

Naz havuza atladı. Naz’ın teni suya yansıya ışıklarla ayrı bir büyüleyiciydi. Tarık kendinden geçmişte onu izlemeye başladı.

“of Tarık of çocuk dedim birde aşkını itiraf etmeyi hayal ediyorsun cidden ne hissediyorsun şu görüntü ile hiçte çocuk gibi görünmüyor değil mi “ birden naz’ın çırpınışlarını fark eder. Tarık fırladı yerinden havuza atlayıp hemen onu suyun yüzüne çıkardı

Tarık korkuyla “ ne oldu"

"bacağım"

Havuzun kenara taşımaya başladı. Merdivenlere geldiğinde kucağına aldı "bacağına ne oldu"

"kramp girdi çok acıyo"

"tamam şimdi bakacağım"

Derken yutkundu sevdiği kadın şimdi bir nefes kadar yakındı. Kalbi yerinden çıkacak gibi çarpmaya başladı. Bir an olduğu yerde kalakaldı

Naz: ne oldu Tarık abi

"yok birden şu küçük havuza atladığın gün aklıma geldi de"

"ya sen büyük havuza atlıyordun ama annemler bana izin vermiyorlardı bende atlamıştım tabi ayağım aynen berbat"

“ovayım mı”?

"olur, çok canım yanıyor"

Tarık naz'ı şezlonga bıraktı yavaşça bacağını eline aldı aşağı doğru masaj yapmaya başladı. Her dokunuşunda kendini kaybetmemek için zor tutuyordu alnında küçük damlalar halinde terler oluşmaya başladı.

Ümit: o kolay gelsin Tarık abi

Filiz: bakıyorum keyfin yerinde naz artık atışmıyorsunuz anlayalım

Ayşe: yine doktorculuk oynamak canları istemiş anlaşılan

Naz: ay ne söylüyorsunuz siz öyle yok oyun moyun oynadığımız bacağıma kramp girdi masaj yapıyordu.

Tarık: hayrola gece gece nereye böyle

Filiz: hava çok güzel bizde sahile inmek istedik abicim

Ümit: e tabi büyükler her zamanki gibi

Tarık: ben başınızda olmayınca göndermiyorlar

Naz: oh ne güzel ben yakında kurtuluyorum bu durumdan

Ayşe: bende ,

Tarık: bu kadar sıkıntı verdiğimi bilmiyordum

Ayşe: sıkıntı verdiğinden değil Tarık abi ama bir yere gideceğimizde izin vermemeleri canımızı sıkıyor ondan yoksa yani

Tarık: iyi siz büyük sınıfına girince bana ihtiyacınız kalmayacak böylece benden kurtulmuş olacaksınız artık bayram yapar kutlarsınız

Tarık kalktı içeriye yöneldi

Naz: ay bu niye alındı şimdi Tarıkkk

"efendim"

Ayşe: biz seninle olmaktan mutluyuz

Ümit: seninle çok eğleniyoruz Tarık abi

Naz: büyüklerin güvenmemeleri canımızı sıktığından

Filiz: yoksa yanımızda olmandan çok mutluyuz abi

Tarık: işinize gelince ne kadarda uyumlusunuz şimdi dışarıya çıkamayacaksınız ya beni yumuşatmaya çalışıyorsunuz değil mi"

Filiz bir yanına ümit bir yanına sarıldı

"abicim olur mu seninle geçirdiğimiz anlar bizim için her zaman çok değerli

Ümit: aramızda olduğun gün bizim için bayram oluyor

Tarık ikisine de sarıldı "yağcılarda inecek var"

"ama abi gerçekten senin yanında olmak bizi her zaman çok mutlu ediyor"

"tabi sizin daha ihtiyacınız var bana ondan değil mi şimdi kızlar rahata erecek ama siz daha bağlısınız bana"

Ümit: Tarık abi yapma ama seni ne kadar çok sevdiğimizi biliyorsun sen bizi arada okula almaya geldiğinde bayramımız oluyor her zaman yanına almıyorsun genelde yoksa inan büyüklere kalmadan bizi alsan daha mutlu olacağız

Ayşe: bende seninle olmaktan her zaman mutlu olmuşumdur Tarık abi alınma hemen

Naz: ben çok değildim

Ümit: araz çıkarma naz

Naz: gerçek duygularımı söylüyorum hep büyüklük taslardı canımı sıkardı

"hala sıkıyor muyum seni"

"artık sıkmıyorsun canım abicim"

hepsi: oooooooo

ümit: naz sen abi der miydin

naz: hatamı anladım sizin gibi bende abi diyorum mutlu oldun mu Tarık abi

Tarık yüzünü ekşitti "çooookkkk"

Naz: iyi ben üstümü değiştirip geliyorum. Sende böyle ıslak kıyafetlerle gitmeyi düşünmüyorsun herhalde

"herhalde bende değişip geliyorum"

Naz gelinceye kadar arkaya ayşe filiz ve ümit bindi.

Tarık: ne o filiz sen önü asla kaçırmazdın ne oldu

Filiz: değişiklik olsun dedim ağabeycim

Tarık: iyi nerde kaldı bu yine

Ümit: e bizim kız yarım saatten önce hazırlanamaz bilmez misin

Tarık: yani şurda sahile iniyoruz davete değil

Ayşe: fark etmez naz için

Naz: ne o yine beni mi çekiştiriyorsunuz

Tarık: ya ne süslü olduğunu konuşuyorduk. Hem ağaçlara çık korku filmi izle ama aynı zamanda bu kadar süslü ol

Naz: e ben çok kişilikliyim nerde ne gerektirirse öyle olurum

Ümit: yalnız böyle gidersen evde kalırsın ona göre

Tarık: bu şekilde hoşlanacak birileri vardır belki de

Filiz ile Ayşe birbirine bakıp “belki vardır haklısın Tarık abi değil mi naz”

Naz: istemem kimse beğenmesin beni ben babamla kalacağım onu hiç yalnız bırakmayacağım

Tarık yanına oturan naz’a bakmaktan kendini alamıyordu. Üzerinde askılı jile bezinden mor dizlere kadar inen bir elbise vardı saçlarını dağınık şekilde sopa gibi bir tokayla tutturmuştu.
Ümit: e nazda yerini aldığına göre hareket edebiliriz
Tarık duymadı bile naz ile arabada yalnız olduğunu düşündü. Sevgili gibi birlikte gezmeye gittiklerini hayal etti. Saçlarını yukarı hapsetmiş olan tokayı çekip saçlarının dökülmesini izlemek geçti. “ saçların böyle daha güzel sevdiğim “


Filiz dokunarak “ abi kaldık böyle naz geldiğine göre gitsek artık “

Tarık birden kendine geldi “ hı tamam nereye gidiyoruz”

Ayşe: dedik ya sahile ne çabuk unuttun

Naz: demek ki aşk insanı böyle sersem yapıyor anlaşılan

Neşeli kahkaha attı. Tarığın yüzü asıldı. Arabayı hareket ettirdi. İndiler ümit Ayşe Naz Filiz önce koşarak şakalaşarak okul günleriyle ilgili sohbet ederek ilerlediler. Tarık arkalarında kaldı onların neşelerine baktı.” İç çekti “

Naz yanına gelerek “e hadi Tarık abi sende yapsana eskiden olta atmada çok iyiydin eskiden hala öyle misin”?

Tarık “tamam geliyorum “
Bir süre sahilde kurulu oyun alanlarında oynadılar. Sonra boğaza karşı oturdular. İstanbul un büyülü ışıklarını izlediler.

Filiz: of ben acıktım

Ümit: bende

Ayşe: bende bende

Filiz: abi bize köfte ekmek ısmarlar mısın

Tarık: tamam hadi gelin bakalım bildiğim çok güzel bir yer var

Naz: biz böyle çok iyi olduk abi kardeş neydi o eski günler sürekli didişiyorduk “

Tarık:aslında ne kadar güzeldi o günler”

Naz: gerçekten mi sen hep şikâyet ederdin

Ayşe: başımın belasısınız diye

Tarık: şimdi düşünüyorum da aslında ne büyük zevk alırmışım keşke hep öyle kalsaydık. Biz tam olarak ne zaman koptuk bir türlü anlayamıyorum”


Ümit: aslında biz kopmadık sen gittin”

Tarık: yok çocukluğumuzu diyorum

Ayşe gülümseyerek: ha sen naz ile olan oyunlarınızı diyorsun biz o zaman aranıza giremezdik

Tarık: ne güzel oynardık hiç ayrılmazdık hatırlıyor musun o günleri hiç aklına geliyor mu Naz

Naz: yooo hatırla , hatırla yok işte ( kafasına eliyle vurur) nedir bu hatırlatma merakınız anlamadım gitti.oysa ben hep kavga ettiğimizi hatırlıyorum

Ümit: aynen ya siz gerçekten oyun oynar mıydınız

Filiz: gerçekten ya bende hatırlamıyorum

Naz: bende ama ne işse sadece Ayşe ile ikisi hatırlıyor bir kere sen hep abi diyeceksin diye tutturdun sürekli her yaptığıma karışırdın yok onu yapma yok öyle olursa şöyle olur ben o günleri hatırlıyorum

Tarık: gerçekten mi hiç mi

Naz: evet

Tarık: ne istersen yapardım hatta Ayşe Ümit Filiz gelmesin isterdin onlar ayrı biz ayrı oynardık

Naz: demek ki benim istediklerimi yapmamaya başlamışsın sonra kavgalarımız başlamış

Ümit: ya dur şimdi ablam bizi yanında istemedi öyle mi

Ayşe: aynen

Naz: of ya ben hatırlamıyorum öyle bir şey bence Ayşe sende yanlış hatırlıyorsun ben hep kavgaları hatırlıyorum. Sonra kavgada etmez olduk çünkü artık sen bizim yanımıza gelmez oldun biz baş belasıymışız gibi davranmaya başladın

Ayşe: ya neden oldu öyle sence

Naz: neden olacak Tarık abi üniversiteye başladı ilgisi kızlara kaydı bizi yanında istemedi bir yere gitmek istediğimizde de Hulusi amca olmasa götürmezdi yalan mı

Ümit – filiz: evet hiç istemezdin yanında

Tarık: yok öyle olmadı bir kere Naz sen yanlış hatırlıyorsun

Naz: ee peki nasıl oldu

Tarık: hani o beni havuza ittiğin günden sonra koptuk biz o gün cahide teyzenin doğum günüydü yıldızlara bakarken önceden kutladığımız doğum günlerine gittim biz ona doğum günü partisi düzenlerdik sonra o soğukta dışarı çıkar bize çello resitali verirdi. Sonra bende ona eşlik ederdim gitarımla o günleri ne çok özlediğimi hatırladım o günü tekrar canlandırmak istedim kızacağını düşünmedim çünkü eline bile almıyordun. Çelloyu bıraktığın yerden aldım çıktım en çok sevdiği parçayı çalmaya başladım sesi duyan herkes pencereye koştu beni izliyordu sen her zamanki gibi buna katlanamadın ve beni buz gibi havuza ittin senin yüzünden hasta yattım 1 hafta hatta

Naz’ın ağlama sesi ile Tarık kendine geldi anlatırken naz’a bakmamış onun ne kadar üzüldüğünü görememişti. “naz ben ağlama lütfen ben seni üzmek istememiştim hala neden ittiğini tam olarak anlamış değilim lütfen ağlama”

Naz oturduğu yerden kalktı önce sakin sonlara doğru sesi yükselerek duygularını anlatmaya başladı. Sona doğru kömür karası gözleri alev saçıyordu” annemin bana özel olan çelloyu izinsiz aldın benim yapamadığımı yapıyordun oysa ben yapmalıydım ona onu ama çalamıyordum senden önce aynı günlere bende gitmiştim. Denedim ama başaramadım ve zamanında çalmak için çaba harcamadığım için çok pişmandım geri gelmeyecekti artık ve ben o an çok öfkelendim sen yapıyordun ama ben yapamıyordum oysa onu ben kızı yapmalıydı anladın mı?

Tarık: intikamını buz gibi sulara iterek aldın ne güzel değil mi üzerimde tek gömlek vardı dalgın öylece çıkmışım ya geçmiş olsuna bile gelmedin”

Naz: çok kızmıştın hatta bana vurmaya bile kalkmıştın

Tarık: hiçte bile

Naz: tabi hatırla elin kalkmıştı Hulusi amca bağırmasa inecekti siz söyleyin siz bunu hatırlamıyor musunuz

Diğerleri şaşkın bir Tarığa bir naz a bakıyorlardı.naz’ı sözleri iel hatırlayan Tarık “doğru ama gelebilirdin”

Naz: yüzüme bakmazsın diye gelemedim hem çok öfkeliydim sana değil kendime aslında ama elimden bir şey gelmiyordu

Tarık: insan bir çorba yapar gelir belki o zaman affederdim bizde bu kadar uzaklaşmazdık”
Naz: çorba ben yapmasını bilmem ki

Ümit şöyle bir baktı “Tarık abi siz napıyorsunuz anlamadım şimdi naz ve çorba ne alaka

Tarık: bilmem öyle aklıma geldi lafın gelişi canım

Ayşe: iyide bu olay 3 yıl önce oldu biz şimdi bile girmiyoruz mutfağa

Tarık: lafın gelişi dedim ne bileyim çikolata alır gelirdi başak bişey alır gelir geçmiş olsun dedi ama gelmedi

Filiz: iyi hadi naz’a kızdın bizi yanına nende getirmedin

Tarık: çünkü siz gelince oda gelecekti ben artık naz ile kavga etmek istemiyordum

Naz: olsun yine tekrar bir aradayız ya işte Tarık abi”

Tarık: of şu abi işi yok mu canımı çok sıkıyor

Ümit: çok iyi bundan sonra abi yok tamam mı kızlar sadece Tarık

Filiz: yok ben abime ismiyle hitap edemem

Tarık: sizden isteyen olmadı naz daha önce söylemiyordu ya şimdi söyleyince garip geliyor ondan siz yine söyleyebilirsiniz

Naz: ne bileyim hoşuna gider diye başladım şimdide geri dönmek garip geliyor

Tarık: iyi devam et o zaman “ bozularak kalktı

Ümit: Tarık nereye

Tarık ümit’ e ters baktı. “kıyıya gidiyorum siz devam edin yemenize köftenizi”

spotless
31-08-09, 00:23
Son bir kez aynaya baktı, yorgun göz altlarına, kızarmış yüzüne, elini makyaj çantasına götürdü biran, vazgeçti sonra.. “kime neyi kanıtlayacaksın ki Naz?”

Yanına alması gereken notları hazırlayıp aşağıya indi, yemek masasına eksiksiz bir

kahvaltı sofrası hazırlanmış, günün alışıldık sesleri birbirine karışıyordu, babasının

gazeteyi çevirişi, sinir bozucu bir şekilde çayını karıştıran Ümit’in çay kaşığının bardakta

çıkardığı şıkırtı, annesinin hafifçe kaşlarını çatarak onu azarlayan sesi..

Vahi başını gömdüğü gazeteden kaldırarak..

-Kızım niye öyle dikiliyorsun ayakta, geçsene sofraya..

-Şey ben Peri’yi almaya gidiyorum baba, daha pek iyileşmedi..
Kahvaltıyı orda yaparım artık...

- Ee kızım niye daha önce söylemiyorsun, babasının emaneti o bana, hadi alıp doktora
gidelim o zaman.

-Yok gerek yok babacım, daha iyi şimdi, ben öyle tedbir olsun diye ..

Cahide karışır lafa..

-Kendi başınıza iş yapıyorsunuz sürekli, daha kötü olucak şimdi çocuk,
dinlesene kızım babanı..

-Cahide karışma kızıma, o bilir ne yapması gerektiğini.

Naz yaklaşıp babasının yanağını kocaman sulu bir öpücük kondurdu, annesine dönüp


hınzır muzip bir bakışla, “hadi kaçtım..”


------------------------------------------------------------------------

------------------------------------


Naz: Doydun mu?

Peri: Tıka basa..(Karnını göstererek) Patlıcam şimdi..

Naz: (Yüzünde muzip bir gülümsemeyle) Valla bi an bende öyle sandım

Peri: Uğraşama benle hem sen kendine bak şişko..

Naz: AA şuna bak şuna, nerem şişko benim ya.. (Alt dudağını ileri çıkartıp, kollarını
göğüslerinin altında bağlayarak)Esas sen kendine bak

Peri : Hadi canım ordan, kilo değil o, göğüs farkıyla geçerim seni..

Naz: Hıı Nadide Sultan halt yemiş yanında..

Peri: Ya sen sabah sabah beni sinir etmeye mi geldin?

NaZ: Cık..

Peri: Ne cık?? Öt bakalım hadi..

Naz: Üüürüürüü..

Peri: Ay naz şunu da yaptın ya, çıkarıcam şimdi yediklerimi.. Yok Ümit’i yurtdışında yatılı
bir okula falan yollayın siz en iyisi, çocuğun espri yeteneği salgın gibi maşallah.. Hem ne
bu surat? fark etmiyor muyum sanıyorsun, kızım senin makyajsız gezmen için milli felaket
falan olması lazım..

Naz biran gözlerini önüne indirip sustu, kararsız kaldı önce sonra belli belirsiz
döküldüsözcükler dudaklarından…

Naz: Ben çok kötüyüm..

Peri ayağa kalktı, arkadaşının elinden tuttu sıkıca, sürüklercesine kanepeye götürdü…


Peri: Tamam bitanem, anlatıyorsun şimdi sakin sakin ne oldu?

Naz: Aslında hiçbir şey.. Yani, of bilmiyorum Peri ya, neden kendime bunu yapıyorum

bilmiyorum, ne zaman bitecek kendimle hesabım benim..

Peri: Yiğit mi?

Naz: Aslında evet, yani hayır, bilmiyorum işte, dün eve gidince eski günlüğümü çıkardım,

en son yazdıklarımı okudum, niye yaptım bilmiyorum, ama yaptım, belki kendimi acıtmak

istedim, işin daha kötüsü ne biliyor musun, hiçbir şey değişmemiş. O hayatımdan gideli

koskoca 2 sene oldu, ama herşey o kadar aynı ki.. Bir daha hiç kimseleri sevememkten

korkuyorum yazmışım biliyor musun? Galiba korkum gerçek oluyor. Benim hayatım hep

böyle mi olacak, hep yarım mı kalacağım, hep eksik mi duracağım hayatta?


Peri arkadaşının gözlerine diker, sıcacık sevgiyle parlayan iri gözlerini..

Peri: Naz senin esas korktuğun yeniden sevmek olmasın?

Naz: Ne demek şimdi bu?

Peri: Çok basit, biliyorum kızıyorsun bana, söylememem gerek bunları, çünkü sen de daha

kendine söylemedin belki, aklının zamana ihtiyacı var kalbinden geçenleri

kabullenebilmek için .. Hani bir şiir vardı çok sevdiğin, senden sonra benimde en

sevdiklerim arasına girdi

bildiğim kendimi bildim bileli aşık olduğum,

bildiğim ancak aşıkken var olduğum...

işte bu yüzden, benim için aşık olmak;

çoktandır hasretine katlandığım yokluğum.

´eğer aşktan söz edildiğini duymamış olsalar

hiçbir zaman sevemeyecek olan insanlar vardır, ´
demiş La Rochefoucauld

benimse hep böylelerini severek başladı vurgunum...


Belki seninde korktuğun budur aslında, eski acılarınla kendini dağlamaya çalışmanın

nedeni sadece kendini korumaya çalışmaktır.” Bunları yaşadın sen unutma, şimdi tam

herşey geçmişken yaraları deşip yeniden başlamaya çalışma!” demektir. Ondan

bahsederken gözlerini gördüm, tuhaf çocuksu bir ifade dolduruyordu gözlerini, aşkın

kardeşi nefretmiş her zaman için, arkadaşlık değil..


Naz: Peri.


Naz’ın sözünü keserek..


Peri: Bırak tamamlayayım, ona aşık oldun demedim ama hoşlandın ondan, tehlikede

hissettin kendini belki..


Naz Peri’nin yine tam onikiden vurduğunu biliyordu.


Naz: Kendimden kaçsam senden kaçamıyorum ben neden?


İçinden taşıp gelen bir dostlukla kucakladı arkadaşını. Gözyaşları dost bir omuzun

sıcaklığında yol bulmuştu şimdi kendine..


Peri kendisinin de dolan gözlerini saklamaya çalışarak..

Naz: Hadi ama kızım iyice sulu göz oldun sen,aaa, hem bu ne böyle, hadi gidip makyaj

yapalım sana, başıma kalacaksın sonra..

------------------------------------------------------------------------

------------------------------------


Sadri:Nası yani?


Tarık: Basbaya oğlum işte, gidip görücem bugün, gerçi nasıl görücem o da ayrı konu,

mideme kramplar giriyor valla..


Sadri: (Kahkahalarla)Vay vay vay.. Her dinsiz için yaratılmış bir imansız varmış demek ki..

Yalnız şimdi neresine bakacaksın, üst kısmı incelemişsin baya, e seni biraz tanıyorsam kız

giderken söylediğinde de haklı..


Tarık: Gözlerine Sadri gözlerine.. Bu sefer sadece gözlerine..


------------------------------------------------------------------------
------------------------------------

Naz: Hadi çıkalım artık ya geç kalıcaz..


Peri: Dur kızım daha sana da makyaj yapıcaz..


Naz: Yok istemiyorum ben, Yusuf Hocaya anlatamıcam şimdi makyajın püf noktalarını,

hadi geç kalıyoruz çıkalım..


Peri İyi hadi…

Otoparkı gören masalardan birine yerleşmiş sabırsızca ayağını hızlı hızlı sallıyordu Tarık,

aslında gerildiğinde yaptığı tipik hareketlerden biriydi. Anlamsız geliyordu bu hali, dünkü

çocuk değildi neticede, kızlarla ilişkileri ise hiçbir zaman kötü olmamıştı, hatta fazlaca

iyiydi çoğunlukla, hayatın hep birileri olmuş, sevmiş sevilmişti. Bilirdi; birinin gözlerinin

tam içini hedefleyip gülümsediğinde fethedilmesi zor bir kale yoktu, bu hareket zaferinin

başlangıcıydı artık. Geçen akşamı düşünmekten alamıyordu ama kendini, Naz’ı gördüğü

andan itibaren heyecanlanmış, ilk sevgilisiyle buluşan bir ergen tavrı yerleşmişti üzerine,

saçmaladıkça saçmalamış, her adımda daha da çok batmıştı aslında. Neydi onda bu

kadar etkilendiği başkalık, bilmiyordu aslında, kapkara gözlerinin arkasında parlayan

ışıklar mıydı yoksa? Aslında tuhaf bir şekilde o denizi izlerken, hüzünlü mağrur bir masal

prensesine benzetmişti onu. Gece gözlerinde parlaktı, ay gözlerinde anlamlanıyordu. 27

yıllık kimine göre kısa hayat diliminde, toplamda 2 saat geçirdiği hiçbir kadının kendisine

şu an aklından geçenleri düşündüremeyeceğini biliyordu. “Neden o?”

Sonra gülümsedi, aklından geçen şarkıyı mırıldanmaya başladı usulca, soğuktu hava ama

umursamıyordu..

herşey birdenbire oldu

kız birdenbire,oğlan birdenbire

yollar,kırlar,kediler,insanlar birdenbire..

aşk birden bire oldu

sevinç birdenbire..


Şarkı yarım kaldı dudaklarında, masal prensesi kartını okutuyordu güvelik kapısından içeri girmek için.. Heyecanla doğruldu yerinden, “Hadi Tarık, batırma bu sefer, bu sefer inandıracaksın onu.. Ondan vazgeçmek gibi bir lüksün yok artık..”

Naz merdivenlerden kantinin dış masalarına doğru ilerlerken gördüğü görüntüyle olduğu yerde kalakaldı.. Belli belirsiz bir cümle çıktı ağzından…

-Bu o!

Aslında kim diye sormalıydı, ama yılların dostluğundan gelen bir içgüdüyle biliyordu, bu Tarık’tı..

Tarık’sa yüzündeki şaşkın çocuksu gülümsemeyi silememiş, hafızasına kazımak

istercesine Naz’ı baştan ayağa süzüyordu. Özensiz bir topuzla arkada toplanmış saçları,

makyajsız haliyle küçük güzel bir kız çocuğunu andıran yüzü, beyaz tişörtü ve altındaki

yırtık pantolonla onaltısında bir kızdan farkı yoktu Naz’ın.. Naz şaşkınlıkla, Tarık’sa yüzünü

aydınlatan kocaman bir gülümseme ile bakıyordu Naz’a


Duyulan sadece uzunca katıksız bir sessizliğin sesiyken iç sesler birbirine karışıyordu..


”Başladı gene incelemeye, gören de bankacı değil operatör doktor sanacak beyefendiyi..”


”Noldu şimdi ya, aptal aptal birbirine bakıyor bunlar, off be kızım 2 saatte aşık mı oldun

sen bu çocuğa, ayy ama çocukta çocukmuş yani, takım elbise bile yakışmış”


”Kızgınlıkla mı bakıyor gözlerin yine, gün ışığı başka güzel yüzünde, çocuk gibi sarktı alt

dudağın.. ”

Sessizliği bozan Tarık oldu.

Bir adım attı Naz’a doğru, çekinerek elini uzattı.

Naz Merhaba, ben, ben aslında..

Naz kendine uzatılan eli boşta bırakarak “Tahmin edeyim aklında kalmayan yerleri

incelemeye geldin.”

Yok o değil de, “Aferin oğlum Tarık batır böyle sen batır daha”, yani ben dünkü kabalığım

için özür dilemeye geldim, konuşabilir miyiz biraz?

Bu arada Naz’ın yanında şaşkınlıkla duran, kocaman gözlerini meraklı bir ifadeyle ikisine

dikmiş güzel kızın yeni ayrımına varmış gibi uzattı elini..

Bu arada ben Tarık affedersin

Valla ben affederim de Naz biraz zor eder


Anlamadım?


Peri diyorum, Peri ben..


Boş bulunarak söylediği sözlerden pişman olmak için çok geçti artık..”Periler prensesler

diyarı galiba burası.”


Naz söze girdi tekrar, “ Yok biz daha çok eğitim yuvası diyoruz, şimdi izninle derse

yetişmemiz gerekli, ha bu arada kafanı takmanı gerektirecek bir şey yok inan, ben

takmıyorum, sen de takma, sonuçta bir denemeydi, olmadı”


”Naz dur lütfen..


E ben dururumda Yusuf Hoca durmaz.. Hadi hoşça kal..


Tarık hayal kırıklığıyla bıraktı nefesini dışarı, otoparka doğru yönelmişken geri döndü

birden.


“Yok Tarık, kız haklı, öyle hemen vazgeçmek yok, hem biraz bilgisayar bilgisinin kimseye

zararı olmaz değil mi, bakalım nasıl biriymiş bu Yusuf Hoca”

krizantem_84
31-08-09, 05:56
Mehmet sinir ve aşağılayıcı bir tavırla Naz ve Tarık'a bakarken..

-Mehmet ben..biz..

-sakın! Sakın bitirme Naz! Bu kadar alçalabildiğine inanamıyorum.

-benimle böyle konuşamazsın!

-hala konuşulabilecek bir şey olduğunu düşünüyorsun demek!

-Mehmet,dinle! Lütfen dinle..

-neyini dinleyeyim? Ne zamandır boynuzlandığımı mı anlatacaksın?!

-Mehmet,lütfen..Anlatmama izin ver..

Mehmet tek kelime etmeden oturan Tarık'a bakarak:

-sevgilinin bakışları her şeyi anlatıyor!

Mehmet,Naz'ın cevap vermesine izin vermeden,hızla ayrıldı mekandan..Naz,üzüntü ve öfke saçan gözlerini Tarık'a yöneltip,son bir ümitle sevgilisinin peşinden koştu.Arabasına binmek üzereyken yakaladı onu..

-bırak kolumu Naz! Yeni sevgilinin kollarına koş sen..Bir dakika! Yeni sevgili bendim belki de..Şimdi düşününce..Gayet mantıklı aslında..

-yeter! Senin yaptığına yargısız infaz denir.Kendimi ifade etme şansı bile tanımadan nasıl böyle suçlayabilirsin beni?

-suçlamak mı? Kör olmayı yeğlerdim,az önce gördüklerimi görmektense..Gerçi yine de iyi gördüğüm söylenemez.Ama körlüğüm yüzünden değil,aptallığım yüzünden göremedim ihanetini.Benim aşık olduğum kadın değilsin sen..O saf,masum kız çocuğunu kaybettim ben..

Naz,gözleri dolu dolu sadece dinlerken,Mehmet daha önce hiç bakmadığı gibi baktı ona..Naz,bu bakışları tanımıyordu..Cümleleriyle yüreğini yangın yerine çeviren adamı da tanımıyordu.Hafif bir rüzgar esti,yaşlardan henüz ıslanan yanaklarını kurutmaya yetti..Adam arabasına bindi,ardında bir virane bırakarak yitip gitti..

Kadın ağlamıyordu artık..İçeri girmeye gücü yoktu..Girseydi,belki de atamadığı o tokat,şimdi patlayacaktı adamın yüzünde..En iyisi eve dönmekti.Bir taksiye atlayıp hemen uzaklaşmak..Kahretsin! Çantası içerideydi..Çaresiz,içeri girmek üzereyken,her şeyin sorumlusu genç adamla burun buruna geldi.Adam,elinde tuttuğu çantayla Naz'a terk edilmiş bir kedi yavrusu gibi çaresiz gözlerle bakıyordu..Mahallenin afacan çocuğu attığı topla bir evin camını daha kırmıştı.Ama Naz,hiç de topu kesecek sinirli ev sahibi amcaya benzemiyordu.

Tarık,Naz'a çantasını uzatırken suçluluk dolu bir sesle:

-Naz..

Naz,hiçbir şey demeden tek bir noktaya bakıyordu.Bakışları donuklaşmış,rimeli akmış..Tarık,özenle inceliyordu onu..Böyle daha mı güzel görünüyordu? Daha gerçek ve daha çekici..Bu durumda bile düşünebildiklerine inanamadı.Bu kadın,bilmediği şeyler hissettiriyordu ona..Bilmediği yollardaydı ama kaybolma korkusu olmadan ilerliyordu.


Naz Tarık'a baktı hüzün çökmüş gözleriyle..Belirsiz bir şey mırıldandı dudakları:

-gitti...

Tarık,hissettiği vicdan azabına engel olamıyor,düşüncelerini susturmak için kıvranıyordu.

-beni bırakıp gitti..Konuşmama bile izin vermeden..Şimdi ben terk mi edildim? Gitti..Beni bırakıp gitti..

Naz çıldırmış gibi aynı cümleleri tekrarlıyordu.Tarık,derinlerde bir yerinin sızladığını hissetti.Genç kadına yardım etmek istiyor,ama elinden bir şey gelmiyordu.Yumuşak bir hareketle omzuna dokundu ve cılız bir sesle:

-Naz,gidelim güzelim.Seni evine bırakayım.

Naz,itiraz edecek durumda değildi.Tarık'ın arabasında,kafasını cama yaslamış,geçtikleri yollar boyunca gördüğü nesneleri inceler gibi görünürken,yaşadıklarının muhasebesini yapıyordu.Tarık görmüyordu ama hissediyordu.Ağlıyordu Naz..Çocukluğuna,gençliğine..Hayatının büyük bir kısmını adadığı adama..Bunun için miydi geceler boyunca döktüğü gözyaşları..Onca şeyden sonra reva görüleni hak ediyor muydu..Düşündükleriyle boğuşurken ansızın Tarık'a döndü:

-sence ben çirkin miyim?

-ne?

-çirkin miyim dedim?

Aynadaki yansımasını fark etti.

-yani,şimdiki halimden bahsetmiyorum tabi ki..

Tarık gülümsedi.

-güzelsin.Sen çok güzel bir kadınsın Naz..

-sahiden mi?

-sahiden.

Tarık,aynı şekilde gülümserken Naz:

-o zaman neden?..

-evet?

-yok bir şey..

-var bir şey..Söyle hadi..

-yok dedim.Sormadım farz et ve beni bir an önce evime bırak!

Tarık,yine Naz'ın ördüğü soğuk duvara toslamış,yola sinirle bakmaya başlamıştı.Bir yandan da merak ediyordu.Naz,onu suçlayacak hiçbir davranışta bulunmamıştı.Oysa çoktan canına okumuş olması gerekiyordu.Gözünü yoldan ayırmamaya çalışarak:

-Naz,olanlar için çok üzgünüm.

-off! Seni tanıdığım günden beri aynı şeyleri söyleyip durmaktan bıkmadın mı?




Tarık,gülse mi kızsa mı bilemeden yanıtladı:

-sorumlusu sensin.

-şimdi ben sana cevap vereceğim,sen karşı atağa geçeceksin,ben topu senden geri alacağım,sen çalım atacaksın,ben tekrar savunmaya geçeceğim..sonuç;maç sonuna kadar tek gol göremeyeceğiz.Bir de ofsayt var ki,o konuya girersek hiç çıkamayız.En iyisi ben susayım,sen de bana katıl!

Tarık şaşkın ve sırıtarak bakarken Naz ekledi:

-bir de o suratındaki şapşal ifadeyi sil!


Tarık dayanamayıp kahkaha atmaya başladı:

-sen nasıl bir şeysin böyle?

Naz cevap vermeden yüzünü cama döndü tekrar..Yolun kalan kısmında onun dediğine uyup hiç konuşmadılar.Eve vardıklarında Naz hızla inip yapay bi gülümsemeyle Tarık’a teşekkür ettikten sonra koşar adımlarla eve yürüdü..Tarık,ardından nefes kesici gülümsemesiyle bakarken Naz gözden kayboldu.O gitmişti ama Tarık’ı esir eden o kendine has havası hala yanıbaşındaydı.Rüzgarın getirdiği enfes kokuyu içine çekti.Naz’ın kokusuydu bu..Ya da Tarık buna inanmak istemişti…


Naz,herkesin uyumuş olmasını umarak odasına çıktı.Hiçbir şey düşünmeden uyumayı diledi,bunun imkansızlığını bile bile..Üzerini değiştirip yatağına girmek üzereyken,kapının ardındaki Ümit’in sesini duydu.


-abla,giriyorum.

Naz,bezgin bir ses tonuyla:

-gel..

Ümit içeri girip Naz’ın ifadesiz gözlerinde,kendinin de bilmediği bir şey aradı.soru sormaya hazırlanırken Naz:

-ne oldu Ümit,bir şey mi isteyeceksin?

-Tarık Tekelioğlu değil miydi o?

-kim?

-az önce arabasından indiğin adam.

-bilmem,o muydu?

-Naz!

-off,inan seni çekecek halde değilim Ümit! O veya başkası,ne önemi var ki artık? Uyumak istiyorum ben,saatlerce,günlerce,gecelerce uyumak! Yalnız bırakır mısın beni?

-abla,nasıl sözler bunlar? İyi değilsin sen.Artık önemi yok ne demek? Mehmet nerede? Gece yarısı indiğin arabanın sahibi neden o değil de bir yabancı?

-yabancı değil,babamızın arkadaşının oğlu.Nihayet tanışma şerefine nail olduğumuz!

-konumuz bu değil.Sorularımın cevabını istiyorum.

-ben soru filan duymadım Ümit.Dolayısıyle duymadığım bir şeye cevap veremem.

-aman aman,iyi saatte olsunlar..

-komik değil!

-konuyu geçiştirme o zaman!

-ne öğrenmek istiyorsun? Mehmet denen o Allah’ın belası heriften ayrıldım.Anlamadan,dinlemeden hükmümü verip çekti gitti.Terk etti beni..Yani her şey bitti anladın mı,bit-ti! Tarık da hiçbir şey olmamış gibi yanıma geldi ve gidelim dedi.Sen sağ,ben selamet! Tamam mı Ümit,öğrendin mi,rahata erdin mi?!


Naz,hıçkırıklarla kasılarak ağlamaya başlayınca Ümit eli ayağına dolanmış vaziyette ablasının yanına gidip yatağa oturdu.

-abla..

-Ümitt!

Ümit,bütün sevgisi ve şefkatiyle ablasına sarılıp saçlarını okşarken,bir yandan da onu teskin edecek sözler sarf ediyordu.İyice kafası karışmıştı.Ama bunu öğrenecek zaman değildi şimdi..Şu an yoğun olarak düşündüğü tek şey,ablasını üzen adama haddini bildirmekti.


Vahi,kahvaltı masasındaki sessizlikten rahatsız olmuş bir Ümit’e,bir Naz’a bakarken:

-ne bu haliniz yahu? Yine kavga mı ettiniz yoksa?

İkisi birden atıldı:

-hayır!

-gözlerim yaşaracak şimdi.İsteyince ne güzel anlaşıyorsunuz siz.

Naz,gülümsemeye çalışarak:

-ben çıkıyorum,size afiyet olsun.

Babasının sorgular bakışlarına aldırmadan evden çıkarken telefonu çaldı genç kadının..

-efendim…İyiyim teşekkürler,siz? Anlamadım,hangi konuda?.. Peki…Görüşmek üzere..Size de…


Naz yeniden o binanın önündeydi.Ayakları geri geri gidiyordu ama babasının kıymetli arkadaşını kırmayacak kadar nezaket sahibiydi.Üstelik küçük bey de olmayacaktı bugün..
Nihayet odaya alınıp adamla tokalaşmak için elini uzattığında,adamın beklenmedik samimiyetiyle karşılaştı.Hulusi,bir baba şefkatiyle Naz’a sımsıkı sarıldıktan sonra,oturmasını işaret etti.Coşkusu yüzünden okunuyordu adamın..


-canım kızım,hoş geldin!

-hoş buldum Hulusi Bey..

-aa,olmadı ama,bana amca de.

-peki Hulusi Amca,nasıl isterseniz.

-aman da pek uysal,pek şekerdir benim kızım.E,biricik ruh ikizim Vahi’nin kızı tabii..

Naz içtenlikle gülümsedi bu doğal,sevgi dolu adamın tavırları karşısında..hulusi biraz sonra ciddileşerek:

-seni buraya niye çağırdığımı bilmiyorsun tabi..

-hayır ama siz önemli diyince hemen geldim.

-önemli,önemli..Benim haytayla ilgili konuşmak için çağırdım seni.

-efendim?

-benim zibidiyi az çok tanımışsındır.

-yani…

-peki ne düşünüyorsun onun hakkında? Tarık’ı nasıl bilirsin yani?


Naz,kendi söylediğine inanmayarak:

-iyi niyetli biri sanırım.

Hulusi kahkahalarını koyverdi.

-iyi niyetli mi? Onun her tarafı iyi niyetli olsa ne çıkar?

Naz,bu cümleden cesaret alarak:

-haklısınız.Pek iyi değil.Hatta hiç değil.Hatta fırsatçının teki!

-hıı?

-önemli değil.Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum.

-bak kızım,sana oğlumu övecek değilim.Ukaladır,şımarıktır,çapkındır,bir dediği iki olsun istemez,her istediğini elde etmeye alışıktır,başına buyruktur.Ama bir yönü var ki kimseler bilmez.

Naz merakla bakarken Hulusi devam etti:

-pamuk gibi bir kalbi vardır oğlumun.Kimseyi üzmeye,incitmeye dayanamaz.Aynı zamanda yardımseverdir.

Naz,hayretten kocaman açılmış gözleriyle:

-pardon ama aynı kişiden mi bahsediyoruz?

-evet.

-o zaman neden ben iyi niyetli galiba dediğimde kahkaha attınız?

-o başka,şimdi karıştırma onu.

-ne yani,Tarık mı “pamuk kalpli” ve “yardımsever!”

-bakma sen onun öyle göründüğüne.Sana yaptığı saygısızlıktan da haberdarım.Kendini affettirmeye çalıştığını biliyorum ama,onun adına bir kez de ben özür diliyorum senden.

-estağfurullah.

Hulusi göz kırparak:

-o yardım işini de olmuş bil.

-çok teşekkür ederim.Oğlunuz için saydığınız meziyetlerin asıl sahibi sizsiniz.

Hulusi gururla tebessüm etti.

-senden bir ricam olacak kızım.

-buyrun.

-Tarık’ın arkadaşı olmanı istiyorum.

-nee!

-beni yanlış anladın yavrum.Otur lütfen.

Naz sinirle yeniden otururken Hulusi:

-arkadaşlıktan kastım,dostluk.Yakın iki dost gibi birlikte zaman geçirin,sinemaya,tiyatroya gidin,yemeğe çıkın.Bilhassa onu kendi arkadaş ortamına sokmanı istiyorum.

-dediklerinizden hiçbir şey anlamıyorum.Neden yapayım bütün bunları?

-sen yabancı sayılmazsın,saklamayacağım.Tarık’ın gidişatından hiç memnun değilim.Anası şımarta şımarta bu hale getirdi.Sorumsuz,hovarda biri olup çıktı sonunda.Babası olarak derin bir keder içindeyim.Bu duruma dur demek için bir şeyler yapmak istiyorum.Böyle giderse ne idüğü belirsiz bir kadının peşinde ömrünü heba edecek.Vallahi kalpten giderim o zaman.Senin gibi düzgün bir kız,hayatına çekidüzen vermesini sağlayacak.Gözüm arkada kalmayacak.

-kameralar nerde Hulusi Amca?

-kameralar mı?

-Yeşilçam filmi çekiyoruz ya.Siz,tasvip etmediği yaşam biçiminden oğlunu kurtarmak isteyen zengin fabrikatör Hulusi Kentmen,ben de kendi yağıyla kavrulan,mütevazı aile kızı Filiz Akın..

Hulusi yeniden kahkahalarla gülerken:

-ilahi deli kız..Farz et ki öyle..Kabul ediyor musun teklifimi?

-bu imkansız Hulusi Amca.

-hemen kestirip atma kızım.Beni kesinlikle yanlış anlamanı istemiyorum.Bir süre vakit geçirin.sonra baktın kafana yatmadı,el sıkışıp ayrılırsınız.Ne kaybedersin ki? Bunu babanın kadirşinas dostu olarak rica ediyorum senden..

-beni zor durumda bırakıyorsunuz.


Naz,Hulusi’nin sevecen bakışlarına daha fazla dayanamadı.

-pekala..Ama bilin ki,sadece sizin için.

-canım kızım benim.Bak gör,onu gerçekten tanımaya başlayınca bütün endişelerin silinecek.Dediğim gibi,canını sıkan bir şey olursa,arkana bakmadan çekip gidersin.

-umarım yanılan ben olurum.


Naz,daha odadan çıkarken verdiği karardan pişman olmuştu ama,söz vermişti bir kere,dönmek olmazdı.Sıkıntıyla kendini dışarı attı.


Şimdi Hulusi,asansörün aynasında saçlarını düzeltirken hınzırca gülümseyerek söyleniyordu.


-gör bakalım şimdi Tarık Efendi! Hulusi,valla korkulur senden.Kurtsun oğlum sen,kurt!..

zeyno-brşkrs
31-08-09, 18:39
KAYBOLMAK 31.BÖLÜM


İkisi de aynı anda Egenin iki yakasında ufku seyrettiklerinden habersizdi…
Ayşe Nazın omzuna dokundu:
-geliyor musun?
Naz sıçrayarak arkaya çevirdi başını:
-hı! Tamam canım…
Sadri az ilerde bekliyordu onları:
-hazır mısınız?
Naz Sadriyi görür görmez kendinden emin bir tavır takındı boynunu bükük tutamazdı asla…
AYŞE:-biz hazırız da canım sen hazır mısın esas büyük buluşmaya?
Sadri titreyen ellerini onlara doğru uzatarak:
-ne kadar hazır görünüyorsam o kadar hazırım işte…
Naz ve Ayşe gülmeye başladılar…
SADRİ:-yaa! Ne gülüyorsunuz kolay bir şey mi bu yani?
Parmağını Ayşeye doğru uzatarak:
-sizi de göreceğiz küçükhanım bizimkilerle tanışırken!
Ayşenin gülümsemesi yüzünde kayboldu bir anda soluk bir sesle:
-tamam canım bir şey demedik!
Naz Ayşenin o halini görünce daha çok gülmeye başladı:
-süpersiniz ya!
Tarık gideli iki gün olmuş ve bu süre içinde kimse bir diğerine ne onu sormuş nede hakkında bir tek kelime edilmişti… Naz deli gibi merak ediyordu onun nerede olduğunu ama Ayşeye bile sormuyordu işittiği onca laftan sonra…
Naz Ayşeyle Sadrinin önlerine geçip hızlı hızlı yürürken Sadri Ayşenin kulağına doğru eğilerek:
-iyi mi?
Ayşe yüzünü buruşturup kaşlarını kaldırdı:
-hiçbir şey konuşmuyor keyfi olmadığı ortada görüyorsun fazlasınıysa bilmiyorum çünkü konuyu açmama bile izin vermiyor…
SADRİ:-anlıyorum…
Ayşe meraklı bir ifadeyle Sadriye bakıp:
-pekiyi ya Tarık?!
Sadri başını sağa sola sallayarak:
-ne bileyim iyi misin? diyorum iyiyim diyor bana sorarsan sesi pek aynı şeyi söylemiyor ama…
Naz bir an arkasına dönüp baktığında onların fısıldaştığını gördü:
-muhabbet kuşları biraz acele etseniz diyorum… annenleri meraktan öldürmeye niyetin varsa o başka…
AYŞE:-tamam geliyoruz…
Ayşenin ailesi onları bütün misafirperverlikleriyle karşıladı Sadriden hoşlandıkları her hallerinden belli oluyordu… Ayşe ve Naza evde kalmaları için çok ısrar ettilerse de…
AYŞE:-anneciğim Naz yarın dönecek bu gece de onunla kalayım yarından sonra sizinleyim…

Döndüklerinde Naz bungalova çekildi Ayşe ve Sadri için son gündü ve aralarında çalıdikeni olmanın anlamı yoktu…

Tarık kaldığı otelin lobisinde merakla beklediği haberi öğrenmek için bastı telefonunun arama tuşuna:
-Sadri!
Sadri kolunu beline doladığı Ayşe “o” der gibi bakarak:
-efendim kanka!
TARIK:-ne haber nasıl geçti büyük buluşma?
Sadri yüzünde kocaman bir gülümsemeyle:
-mükemmel! Harika insanlar Tarık bir görsen bayılırsın öyle samimi öyle cana yakınlar ki… ee! Tabi onlarda kankana bayıldılar…
Ayşe Sadrinin karnına küçük bir yumruk atarak gülümsedi:
-şımarık!
TARIK:-eminim öyledir… biliyorlar mı pekiyi aranızda tam olarak neler olduğunu?
Sadrinin yüzü birden ciddileşti:
-yook! Ayşe izin vermedi ki…
Tarık güldü bu kez:
-gerçek sıfatını öğrenseler bu kadar iyi karşılanır mıydın sence?
SADRİ:-vallahi o soruna tam olarak cevap vermem pek mümkün değil şimdilik tesadüfen burada karşılaşmış iki iş arkadaşı konumuyla idare ediyoruz…
TARIK:-iyi hadi bakalım hayırlısı… en azından ilk görüşte itici gelmemişsin insanlara demek ki…
SADRİ:-şükür öyle oldu da sen ne alemdesin?
Tarık sahte bir mutluluk ifadesiyle:
-ne olsun deniz güneş Akdenizli nefis kızlar günümü gün ediyorum…
Sadri inanmaz bir ifadeyle:
-eh! Öyle olsun bakalım…
Tarık aslında bambaşka bir şey öğrenmek istiyordu ama:
-siz ne yapıyorsunuz şimdi?
Sadri ne demek isteyip de söyleyemediğini tahmin ederek:
-iyiyiz ne yapalım ben ve Naz yarın dönüyoruz… Naz dinlenmek istediğini söyleyip gitti bizde Ayşeyle sahilde günün kritiğini yapıyorduk…
TARIK:-anladım iyi bende bölmeyeyim sizi o zaman Ayşeye selam söyle…


Naz dönüşünün ilk günün de masasında gördüğü dosyayla şok oldu… dahilisinden Ümidi arayarak:
-Ümit müsaitsen hemen seninle görüşmek istiyorum…
ÜMİT:-beş dakikaya yanındayım…
Naz elinde dosyayla odanın içinde dönüp duruyordu ne yapacağını bilmez halde… az sonra Ümit girdi içeri tüm coşkusuyla:
-hayırdır suratına bakılırsa bir fırça söz konusu…
Naz elindeki dosyayı hızla masaya fırlattı:
-bu ne bu?!!
Ümit dosyaya uzanırken:
-eymiş o?
Ne olduğunu anladığında:
-ha! Şu mesele siz tatil yaparken bir çalışıyorduk hanımefendi…
Naz bağırarak:
-anladık çalışıyorsunuz da kime çalışıyorsunuz onu anlamadım!
Ümit kaşlarını çatarak:
-o ne demek şimdi?!
NAZ:-gayet açık değil mi? bizim halihazırda zaten alınmış bir kredimiz vardı neden o iptal edildi de Tekbanktan alındı kredi?
ÜMİT:-çünkü koşullar daha iyi…
NAZ:-yaa! Allah Allah! Neden acaba?!
ÜMİT:-Naz saçmalama istersen tabi ki akrabalık ilişkilerimiz olduğu için bize daha düşük faizle kredi veriyorlar…
Naz dosyanın içinde ki sözleşme kopyasında ki imzalara bir kez daha bakarken:
-benim gibi muhalefet şerhi koyan biri daha var anlaşılan Tarık beyin imzası yok burada genel müdür olarak…
Ümit dalga geçer bir tavırla:
-Yunanistan dan imza atması pek kolay olmazdı sanırım…
Naz bir an dondu “demek Yunanistan da”:
-neyse ne bence burada olsa o da itiraz ederdi ben şirketler arası böylesi bir bağ istemiyorum…
Ümit sinirlenerek:
-biz gitmedik bile kredi talebi için Hulusi baba tutturdu krediyi bizim bankaya kaydıracağız diye babam çokta hevesli değildiyse de sonunda razı geldi… sen kendi özel meselelerine şirketi karıştırmazsan sevinirim… şimdi izninle işimin başına dönmem gerekiyor…
Naz memnuniyetsiz bir ifadeyle:
-iyi nasıl istiyorsanız öyle yapın! Ama bilesin hiçbir şekilde ben ilgilenmem bu krediyle…
ÜMİT:-kimsenin senden böyle bir şey istediği yok! Şirket yöneticisi olarak bilgilendirdik sadece o işi ben ve Filiz yürütecek…


Aradan bir hafta geçmişti… O akşam Tekelioğullarında akşam yemeğine davetliydiler Naz gitmemek konusunda biraz mızmızlandıysa da annesinin ve babasının ısrarlarıyla Tarığında hala gelmemiş olduğunu bildiğinden fazla zorluk çıkarmadan razı oldu…

Naz o evden içeri girerken bile gerildiğini hissediyordu orada olmaması neyi değiştirirdi ki onun eviydi sonuçta…
Hulusi gülümseyerek sevgiyle sarıldı ona:
-Naz kızım hoş geldin sende… nasıl özlemişim seni nişandan beri göremiyordum…
Naz yüzüne sahte bir gülümseme oturtarak:
-teşekkür ederim Hulusi amcacığım bende sizleri özlemiştim…
Görüşme faslı sürerken merdivenlerden koşar adım saçlarını savura savura inen Tarık:
-herkese iyi akşamlar! Hoş geldiniz…
Naz birden başını kaldırıp merdivenlere baktığında gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu… açık renk kotu üzerinde vücuduna tamamen oturan beyaz kısa kollu olmasına rağmen kolları iyice katlanmış neredeyse düğmeleri göğsüne kadar açık gömleğiyle çok şık kendinden emin ve çokta keyifli görünüyordu…

Herkesle tek tek görüşüp sıra Naza geldiğin de üzerinde ki ince askılı beyaz elbiseyi ve onu şöyle bir süzdükten sonra elini uzatıp:
-sende hoş geldin Naz!
Sesinde ki sahtelik Nazın adeta midesini bulandırmıştı ama kendide aynı sahtelikte:
-teşekkür ederim…
Salona geçildiğinde Ümit tatilini nasıl geçtiğini sorunca öğrendi iki gün önce geldiğini… Naz istem dışı gözleri Tarığa kayınca bronzlaşan teniyle daha da bir hoş göründüğünü düşünmeden edemedi aynı anda bunları düşündüğü için kendine kızarak…
TARIK:-çok güzeldi çok eğlendim ve dinlendim kafamda ki bütün fazlalıkları boşaltıp yenilenmiş olarak döndüm…
Naza dönerek:
-bildiğim kadarıyla sizde tatildeydiniz sizinkisi nasıl geçti?
Naz başını dikleştirip bu kez sinirini saklamak için sahte bir gülümsemeyle: “iyi boşaltmalar kolay gelsin”
-gayet güzeldi…
Tarık meydan okur bir tavırla gülümserken:
-sevindim…
Naz kimselere çaktırmadan kaşlarını çatıp baktı ona “demek savaş istiyorsunuz Tarık bey! Olur bence hiç mahsuru yok!”

Yemek sonrasında bahçede devam eden sohbetin gençler bölümünde ki konusu tamamen tatil odaklıydı…
ÜMİT:-ne dersin Tarık yaz sonu balayı için uygun olur mu oralar?
TARIK:-sanırım olur nerdeyse Ekim sonuna kadar oldukça sıcak oluyormuş hava genelde…
ÜMİT:-iyiymiş o zaman…
Naz konuşmalardan kendini tamamen soyutlamış kah yüzüklerini inceliyor kah bahçeyi aydınlatan lambanın etrafında dönüp ona çarpan pervane ve ateş böcekleri seyrediyordu
Tarık Nazın baktığı yeri görünce:
-yanacağını bile bile aşık olduğu ışığın etrafında dönüp durmak ne saçmalık hem de bu durum ışığın umurunda bile değilken…
Filiz ve Ümit şaşkın şaşkın Tarığa bakarken Naz neden bahsettiğini anlamıştı…
Tarık Filizle Ümitin Kendine nasıl baktıklarını görünce lambayı göstererek:
-pervaneler ve ateş böceklerini diyorum…
Ümit başını önce lambaya sonra Tarığa çevirip anlamsız bir ifadeyle sırıtarak:
-yaa! Gerçekten…
Naz oturduğu yerden kalkarak:
-izninizle…
Tarık Filize dönüp:
-Filiz ayıp değil mi? görümcenle ilgilensene bir ihtiyacı vardır belki…
Naz sinirle başını diğer tarafa çevirip derin bir nefes verdi…
Filiz neler olduğunu anlayamamış şaşkın şaşkın abisine bakarken Naz eliyle ona kalkma işareti yaparak:
-benim bir şeye ihtiyacım yok Filizciğim siz keyfinize bakın…


Naz eve döndüklerinde sinirle yatağına bıraktı kendini yastıklarından birini alıp yüzükoyun yatıp sarılarak… yüzüne düşen kaküllerini yukarı doğru üfleyip yüzünden çekmeye çalışırken sinirle bir yumruk salladı yastığa ve ağzını burnunu yamultarak:
-görümceymiş! İstediğin kadar uğraşabilirsin benimle Tarık efendi ama baş edemezsin! Göstereceğim ben sana görümceyi!
Nazın odasından gelen sesleri duyan Ümit kapıyı vurarak:
-Naz! Gelebilir miyim?
Naz isteksiz bir tavırla:
-ne vardı?
ÜMİT:-konuşmalıyız…
NAZ:-hiç havamda değilim Ümit!
Ümit kapının kolunu ağır ağır indirirken:
-bırak şimdi havayı açıyorum kapıyı…
Naz yastık kucağında doğrulup bağdaş kurup oturdu yatağına ve içeri giren Ümite diklenerek:
-ne var ne istiyorsun?
Ümit tuvalet aynasının önünde ki pufa oturarak:
-neler oluyor?
Naz anlamazlıktan gelerek:
-bir şey mi oluyor?
ÜMİT:-oynama benimle…
Filiz abinin yatağının kenarına çektiği koltukta sorgu memuru gibi oturmuş yatağında sırt üstü uzanmış kolları başının altında göz ucuyla kendine bakan Tarığa:
-Naz ve sen diyorum abi?

ÜMİT:-o haliniz neydi öyle gene neler oluyor?

TARIK:-bir şey olduğu yok!
FİLİZ:-nasıl yok? Ters ters bakışmalar laf sokmalar…

NAZ:-Ümit! Üstüme gelme tamam mı? baştan beri olması gereken oluyor…
ÜMİT:-sen iyice ayarı kaçırdın…

TARIK:-Filiz! Soruların bittiyse artık dinlenmek istiyorum…
FİLİZ:-abi soru soruyorum ama cevap alamıyorum ki!
TARIK:-verilecek bir cevap olmadığından olmasın!

Ümit birden ciddileşti:
-bak Naz! Yine bir yanlış yaptıysa söyle bana kim olduğu asla umurumda değil hemen icabına bakayım…
Naz korkudan büyüyen kocaman gözlerle:
-saçmalama bir şey yaptığı yok… siz keyfinize bakın…

Filiz üzgün bir ifadeyle:
-abii! Her gün bir şeyler düzelecek diye beklerken siz daha kötüye gidiyorsunuz ve ben buna kahroluyorum…
Tarık yatağından doğrulup şefkatle baktı kardeşine ve elini yanağına koyarak:
-sen sakın üzülme! Her şey olacağına varır…
Filiz üzüntüyle ayağa kalktı:
-pekiyi abi öyle olsun…
Tarık aklına gelen şeyle aniden ayağa fırladı:
-Filiz dur!
Gardırobun kapağını açarak içinden çıkardığı kutunun kapağını açtı kutunun menteşe yerinin hemen altında ki eski harflerle yazılmış Osmanlıca yazıya bakarak “sildirse miydim keşke? Neyse küçükcük yazı fark etmeyebilir” kapağı kapattıktan sonra Filize uzatarak:
-bunu Naza verir misin? Kargoyla da yollayabilirdim ama senin vermen daha uygun olur…
Filiz gülümsedi:
-bu o kutu!
Sağına soluna çevirdi:
-ne güzel tamir etmişler hiç belli değil…
TARIK- tamir değil yeni yaptırdım onu…
Filiz hayretle açılmış kocaman gözlerle abisine bakıyordu:
-inanamıyorum birebir olmuş harika!

Filiz ertesi gün mor ipek kadife bir kumaşla sarıp lame bir kurdeleyle bağlattırdığı kutu elinde Nazın ofisinin önündeydi…
Sekreter:-buyurun Filiz hanım Naz hanım sizi bekliyor…
Filiz içeri girdiğinde Naz onu ayakta karşıladı yanağına bir öpücük kondurduktan sonra koltuğu göstererek:
-hoş geldin Filizciğim geç otur lütfen…
Filiz elinde ki paketi uzatarak:
-hiç oturmayayım sana bu emaneti bırakmak için uğradım Ümit yemek için beni bekliyor…
Naz şaşkın bir ifadeyle kendine uzatılan paketi alırken:
-bu ne?
Filiz gülümsedi:
-abim gönderdi… neyse ben kaçayım sen açınca anlarsın ne olduğunu…
Nazın hayret dolu bakışları arasında odadan çıktı Filiz… Nazda masanın üzerine bıraktığı paketin kurdelesini çekti açmak için ve açılan kurdeleyle birlikte kadife kumaşta sıyrıldı kutunun üzerinden ve işte kutu gözlerinin önündeydi:
-kutum!
Naz kutuyu eline alıp okşarken gözlerinin dolduğunu hissetti… ağır hareketlerle kapağını açtı:
-inanamıyorum…

Bunun ne demek olduğunu düşünüyordu Naz… ne olursa olsun teşekkür etmesi gerektiğini düşündü ardından ve çekinerek de olsa aradı…
Tarık telefonun üzerinde yazan ismi görünce önce gülümsedi ardından yazıyı fark edip etmediğini düşünerek heyecanlandı:
-efendim?
Naz mesafeli bir sesle:
-gönderdiğin emaneti aldım teşekkür ederim zahmet etmişsin…
Tarıkta aynı mesafeli tonla:
-rica ederim o gün ne kadar üzüldüğünü görünce…
NAZ:-neyse çok teşekkürler tekrar ben seni daha fazla rahatsız etmeyeyim…
Naz telefonu kapatır kapatmaz Tarık derin bir nefes verdi:
-oh! Neyse ki fark etmemiş!
Naz elindeki kutuyu okşarken gülümsüyordu:
-Ümitin kayınbiraderi çok incesiniz!

cagrib
31-08-09, 23:18
TEKjANS


İstanbul'da büyük bir reklam şirketi...


http://i41.tinypic.com/2lvftza.jpg



“günaaydıın…”

Sosyetenin gözde bekarlarından ve ülkenin en iyi reklamcılık şirketinin sahibi olan Tarık Tekelioğlu’nun ofis kapısını açıp içeri rahatlıkla giren, bu ünlü reklamcılık sirketinin, pek de ünlü olmayan, yetenekli ve alımlı kampanya sorumlusu Naz Özkul’dan başkası değildir…

TARIK (işine konsantre olmuş…kafasını masadan kaldırmadan) sana da!

NAZ: kaldır o kafanı da, yüzüme bak biraz…

Günün aydınlansın…

Bir profesyonelin elinden çıktığı belli olan simsiyah özenle toplanmış saçları vurgulayan siyah şık mini elbisenin ve yine aynı renkten yüksek topuklu stilettoların bıraktığı ciddi ve zarif iş kadını görünümüne son derece tezat durmaktadır kafasının üzerine konan böcek anteni sarı şapka…

şapkayı gösterirken şirin bir ifade vardır yüzünde….

“ Şapkam nasıl canım?”

Tarık kaşlarını kaldırır şok içerisinde…” O ne o?!!”

“kampanya için tasarladık…beğendin mi?”

“reklamda seni de oynatırsak güzel..arı maya gibi olmuşsun...”

“ iğrenç öyleyse…”

Naz umursamaz bir ifadeyle sapkayı çıkarıp fırlatır…

NAZ (Tarık’ın masasına dayanırken) gerçi kime soruyorum ki…sen ne anlarsın bu işlerden?

TARIK (önündeki kağıtlardan kafasını kaldırmadan ) arkamda duran ödüllere bak…

Naz, Tarık’ın alırken heyecanını peylaştığı ve şu an arkasındaki platformda dizili başarı göstergelerine bakar göz ucuyla…

NAZ: yılın reklamcısı…sevsinler…kazayla olmuştur o…jurinin şuursuz bir anına denk gelmiştir…

TARIK (kafasını kaldırır) 4 yılda,4kere?…

NAZ: olabilir…zaten ödüllük işler,küçük kitleyi hedefler...benim tarzım değil!

TARIK:malum...ben mütavazi bir adamım...

Tarık’dan beklediği tepkiyi alamayınca birkaç saniye sonra esas söylemek istediğini açığa vurur…

“az önce bir fikri daha çöpe attırdınız Tarık Bey, tebrikler!”

Tarık elindeki kağıtlara dönerken sırıtır…

“ben söylemesem de sen atacaktın..”

Naz, onun önündeki kağıtlara şöyle bir bakarak mırıldanır…

“N’olurdu beni bu kadar iyi tanımasan…”

“ zamanı geri alamam…”

“ boşver…her şeye rağmen,sıkışınca sığınıcak bir günah keçisi bulmak güzel..nedir onlar?”

Tarık kağıtların üzerine ellerini koyarak masada ona doğru eğilmis Naz’la göz göze gelir…

“senin tamamlaman gereken bir kampanya yok mu?”

Naz kocaman gülümserken…” canımm arkadaşımm”… Tarık gözlerini devirerek ellerini çeker…

TARIK: iyi hadi..bak ….

Naz kağıtlarda kampanya sorumlusunun ismini görünce heyecanla Tarık’a bakar…

“ BORA?”

“ nam-ı diğer bay Zampara..”

Naz gözlerini devirerek…“ Sen nesin…ev oğlanı mı?..güldürme beni..”

Tarık,siyah deri koltuğuna yaslanırken….“ ben kadınları kullanmıyorum…ve olmadığım biri gibi gözükmüyorum değil mi?”

“ Seni hiç anlamıyorum…hakkında böyle düşündüğün biriyle nasıl oluyor da hala ortaklık yapabiliyorsun?”

“ iş başka!şimdi hakkı var,adam kendini ve şirketi pazarlamayı iyi biliyor...”

Naz iç çekerek…” kendini iyi pazarladığı kesin…”

Tarık,Naz’ın Bora kelimesini her duyduğunda ya da züppe iş adamının kıymetli varlığının bulunduğu her ortamda yaptığı gibi, yine neşelenip adeta parlamasını içinde kabaran tuhaf duygularla izliyordur…

Parıltının yanına eklenen mutlu ses konuşur…

“ Tarık,beni de bu kampanyaya vermen gerek?”

Tarık bu fikrin ortaya atılışındaki nedeni sorgularcasına kaşını kaldırırken,Naz masanın yanından dolaşıp,Tarık’ın hemen önünde,masaya dayanır…

“şöyle ki…biliyorsun tam 12 gün sonra sevgililer günü!..”

“ ee?..”

Eğilip Tarık'ın yanağını sıkar..“ Sabırlı ol...Sevgili patronum…anlatıyorum işte!”

“ Nazz kaç kere söyleyeceğim yapma diye..."

Naz umursamazca omzunu silkerken...

TARIK:ayrıca mümkünse bu defa fıtık etmeden anlat…

“ ayy tamam…susmadın ki bir anlatıyım…vır vır vır…ne diyordum ben?…”

Bezmiş bir şekilde…“ sevgililer günü!!”

“ hııı… şimdi Tarıkcım,çalışanların duygusal hayatlarında ulaşacakları mutluluk,iş performansıyla doğru orantılıdır…”

“ yani?”

“yanisi canım, her kim ki,o geceyi tavana bakmak yerine, sevgilisinin gözlerinin içine bakarak geçirir, bu PARA BABALARINA…-ki bu örnekte o,siz oluyorsunuz patroncum-… bol yaratıcılık,verimli zaman ve yüksek kar oranı olarak geri döner…ve bu sebeptendir ki-“

“Naz sen ne diyorsun allah aşkına!!..”

“ Taarık,12 gün içinde o adamı ayarlamazsam tavanlara mahkumum ben!!”

Tarık iç çekerek Naz’ı kalçasından kenara iter ve masadaki işlerine dönerken,Naz genç adamı omuzlarından geri çekerek yüzüne bakmasını sağlar…

“bana bak Tarık Efendi, kırk yılda bir ayağıma böyle bir fırsat gelmiş, gözümün önünde elimden kaçmasına izin vereceğimi sanıyorsan yanılıyorsun..”

“ Naz, tamam eski dostuz…ama ben senin patronunum ve prensiplerim var…onlardan taviz vermemi bekleme!”

NAZ : amann hiç taviz vermez...

TARIK:nee?!!

NAZ:(dudağını bükerek) kiminle çalışıyor…bari onu söyle?

TARIK:Sadriyle…

NAZ (hevesle) tamam işte…Sadri’yi benim kampanyama ver..Beyinsiz mankenlerle çalışmaya hiçbir erkek hayır demez… ben de en azından işe yaramış olurum..”

Tarık kararsızlıkla Naz’ı dinlerken…

NAZ (küçük bir kız çocuğu gibi Tarık’ın koluna asılmıştır) lütfen,lütfenn,lütfeenn…hem ben senin en iyi çalışanın değil miyim?…saçma sapan bir kampanyayla niye vakit kaybettiriyorsun bana?

Tarık alaycı bir ifadeyle…

“ onunla birlikte çalışırsan ilgisini çekebiliceğini mi düşünüyorsun?”

“en azından görünmez olmadığımı anlamış olurum, iki kelime ederiz...”

“ abartma Naz…durumun o kadar da vahim değil-“

“vahim!...”…..(dudaklarını bükerek)…” hadi kaptan, benim için...”

“ Herhalde senin için!!Bora için yapacak değilim..“

NAZ (hevesle) yani yapacak mısın?

TARIK:hayır!!

Naz yüzünü asar iyice …

“ Tarıık..ne olur sanki..O kuzenin, ben de senin-- ”

“ baş belamsın!!”

“ öyle mi?!”

“ ayrıca Bora benim kuzenim değil…babamın kuzenin oğlu!!”

“ konuyu değiştirme!!”

“ hangi konuyu?”

Gözlerini açarak…” Tarıkkk!!”

Genç adam pes ederek ellerini kaldırır…

“ teslim oluyorum…görev senindir….adam tavlama konusunda zayıf bir strateji olsa da-“

“ hıh!..o halde fikirlerinize açığım sayın Tekelioğlu… ne de olsa siz yürüyen her şeyi tavlarsınız…

“ Pess ..Üniversitenin ilk yıllarında kurduğum cümleyi mi hatırlıyorsun?”

“ B1 fazlalığı…bilirsin ben herşeyi hatırlarım…”

“ yaa…bir de kız arkadaşımla olduğumu unutup iki de bir aramasan…”

“ bırak şimdi laf yetiştirmeyi de,bana adam gibi bir taktik ver…nasıl tavlayacağım ben bu adamı?”

Tarık gözlerini kısarak sırıtır…

“benim stratejilerimi sen kaldıramazsın Nazcım…cesaretin eksik kalır…”

Naz da gözlerini kısarak geri çekilir ve kollarını kavusturarak karşısındaki adama dikkatle bakar…

“ bence pek emin olma!…”

“ şaka yapıyorsun??”

“ konu Boraysa asla!”

Gözler bir süre birbirini süzdükten sonra, Tarık önüne döner...camdan şehrin gündelik minyatür karmaşasına bakarken dalgındır son derece...

NAZ: ne oldu şimdi?

“ Susarsan düşünüyorum...”


NAZ (gözlerini devirerek) pardon!

Tarık muhteşem beyin hücrelerini fazla mesaiye çağırarak kusursuz bir strateji bulmayı umarken, bir an sonra ağzından çıkanların nasıl duyulduğunu kendisi bile tahmin edemeyecektir…

“ Bora’yla hislerimiz hep karşılıklı oldu…sevemedik birbirimizi, anlaşamadık...yani işin aslı, çocukluğumuzdan beri devam ediyor bu gizli rekabet…gerçi ben artık pek önemsemiyorum ama, onun bu konuda takıntılı olduğu kesin…”

“ hımm…ne işimize yarar ki bu durum?..”

“ eğer bana olan nefretinden pay alıp Bora Bey’in ilgisini çekmek istiyorsan tek yapacağın birlikte olduğumuzu bilmesini sağlamak…”

“ biz birlikte değiliz ?!”

“ ama olabiliriz…”

“ nasıl yani?şimdi sen-..benden sevgilin olmamı mı istiyorsun?”

Tarık bir anlık kararsızlıktan sonra…

“ ben…aslında— evet,istiyorum…sevgilim olacaksın!bundan sonra her saniyen benimle geçmeli Naz…herkes bilmeli bana ait olduğunu…”

Tarık’ ın ağzından bir çırpıda emir verircesine çıkan sahiplenici cümleler Naz’ın aklını karıştırmış, ister istemez gergin bir ifade belirmiştir yüz hatlarında…ama Tarık’ın bunu farketmesi uzun sürmemiştir…

“ yani, bir süreliğine..sadece Bora Efendi’nin ilgisini çekene kadar…”

Tek kaşını kaldırak…“ Herkesin bilmesine ne gerek var o zaman?”

“ Burası küçük bir şirket Naz, ama dedikodu kazanı büyük… “

“ O böyle şeylere kulak asacak biri değil!

“ Onu tanımıyorsun bile…basit gönül maceralarım ilgisini çekmez Naz…harekete geçmek için,benim sana aşık olduğumdan emin olmaya çalışıcaktır…”

Naz’ın düşünceli ifadesi,esrarengiz bir hal alırken,Tarık ortaya attığı fikrin saçmalığına iyiden iyiye hayıflanmaktadır…aradan geçen birkaç saniyeden sonra, zihninde az sonra göreceği tepkilere dair onlarca görüntü oluşmuştur…Ama bunlardan hiçbiri karşılaştığıyla eşleşmemiştir…

NAZ:haklısın…madem Bora bey işini sağlama alıyor (Tarık’ın koluna girer)..o zaman biz de onu ikna edebilmek için elimizden geleni yaparız Sevgilim…

TARIK:Sevgilim?

NAZ (sevinçle Tarık’ın yanağına bir öpücük kondurur) bu harika bir fikir Tarık,sen birtanesin!!!...

TARIK:birtaneyim?!

NAZ: papağan gibi söylediklerimi tekrarlamayı bırak da, birlikteliğimizin ilk gününü nasıl kutlayacağız, onu düşün sen..

Genç adam daha önce hiçbir fikrinin bu kadar şevkle karşılandığını hatırlamadığından, şaşkınlık içinde sırıtırken,karşısında kayadan altın yapmayı keşfetmiş beş parasız bir bilim adamı gibi gözleri parlayan kadına bakıyordur….

NAZ: İnanmıyorum yaa…bu plan işlerse,az kaldı demektir hedefe ulaşmama…

Naz sevincini yarıda kesip Tarık’ın omzuna vurur sitemle…

“neden daha erken aklına gelmez sanki böyle şeyler…yavaşsın Tarıkk,yavaş!!”

Tarık imalı bir tonda…“ kusura bakma,eşeklik ettim!!düşünemedim sana erkek ayarlamayı daha önce…”

NAZ: e yani?!saksı biraz geç çalışıyor…

TARIK: Nazz—

NAZ: amann neyse..geçmişe mazi..hedefe ulaşmama az kaldı ya,onu bilirim ben…

TARIK:kendimi bağışlatmak için bu akşam yemeğe çıkmayı teklif etsem?….

NAZ: hımm..fena fikir değil aslında…vakit kaybetmemek gerek!

TARIK: etmiyoruz işte!geliyor musun?

NAZ: bilmem ki…

Tarık bıkkın bir şekilde gözlerini Naz’a dikerken…

NAZ.tamam canımm,geliyorum!sanki hiç gitmediğimiz şey…

TARIK: bu defa farklı..yanımda bambaşka bir sıfatla bulunacaksın…

Naz Tarık’a döner gözlerini kısarak,manalı bir bakış atarken…” Demek şimdi hem arkadaşım, hem patronum, hem de sevgilimsiniz Tarık bey!!...

“ öyle görünüyor…”

Tarık’ın koluna girerek,başını omzuna koyar…“ne çok şeysin sen benim için…canım..bu yaptığın fedakarlığı asla unutmayacağım!!

TARIK:Naz abartma,en yakın dostumla biraz daha fazla vakit geçireceğim sadece…

NAZ:öyle deme Tarık,bu yaptığının benim için önemi çok büyük…

TARIK:sen ciddi misin?

NAZ:hangi konuda?

TARIK: bu adama bu kadar aşık mısın gerçekten?

NAZ (gözleri parlayarak) evet!!…söz konusu aşk olunca inanmak zor ama,öyleyim bu defa galiba!..(muzip bir gülüşle)… Biliyor musun, eğer şu fikri bir reklam için üretmiş olsaydın bir daha çalışmamıza gerek kalmazdı...

TARIK: ya…ama ne yazık ki, bütün güzel fikirlerimi senin uğrunda harcıyorum!

NAZ: pişmansan geri al fikrini?!çok geç olmadan…

TARIK: pişman etme!

Naz dudaklarını büzerek kafasını yana çevirir…Tarık,Naz’ın küskün hallerini izler bir süre konuşmadan…

TARIK:Nazz?

Naz kollarını kavuşturmuş, Tarık’a bakmamaktadır…

TARIK:Kızdın mı cadıcım yaa?

Naz bakışlarını çevirir,omzunu silkerek...

TARIK: Naz??

NAZ:I ıhh..kızmadım…debelenme boşuna…

Tarık yanına yaklaşarak Naz’ın yüzüne dokunur sağ eliyle…saçlarını geriye çekerken gözleri birbirindedir…

TARIK: yalancı yarim!

NAZ:nee?!

TARIK:ne ne?

NAZ: yalancı yarim mi dedin sen bana??

TARIK:hı hı…değil misin?

NAZ:Tarık?

TARIK:hı??

NAZ:sevdim ben bu sözcüğü, çok yakıştı ağzına…

TARIK: sevgilim olmaya bu kadar hevesli olduğunu bilsem daha önce söylerdim…

NAZ: senin değil şaşkın,kuzeninin!!!onun yanında da kullanmalısın bu kelimeyi mutlaka…

TARIK:nee?!

Naz durdurulamaz bir hevesle;

“ Önce projeye ismimi yazıyorsun ,sonra da bu gece için Şamdan’ da romantizmin doruklarında bir yemek ayarlıyorsun ikimiz için…ayy,herşey çok inandırıcı olmalı...millet deli gibi aşık sanmalı seni bana!...bak,o kızlara yaptığın gibi kazmalık yapıp sandelyemi falan çekmezsen,30 yıl çekeceğin var benden Tarık Efendi …”

TARIK:tamam Naz,abartma!!

NAZ:ben bilmem,denk al ayağını…(daha yumuşak bir tonda,gülümseyerek) 8.30’ da evden alırsın…anlaştık mı?

Tarık iç çekerek…“ anlaştık Naz Hanım…”

“ o zaman sevgili torpilinden erken çıkıyorum bugün!”

“ Nazz!!!”

“ güzelleşmem gerek,oyalama beni!!…”

Naz, kapıya yürürken…

“ birşey unutmadın mı?”

Naz gözlerini devirerek…“ yok artık? “

“ Herşey yerinde güzel!”

“ ama—“

“ emeğe saygı duymayı bildiğini sanıyordum!”

Naz isteksizce geri döner…Tarık’ın tam karşısında bir karış mesafede durarak…

“ pekala…ama bu seferlik sen yap! “

“ olur!”

Tarık masanın köşesinde duran böcek antenli sarı şapkayı almak için döndüğünde, Naz gözlerini kapamıştır.

Tarık garipseyerek…”napıyorsun sen?“

Gözleri hala kapalı…” bekliyorum!”

“ neyi?”

Naz gözlerini açar….“ neyi olucak şaşkın, beni öpmeni tabii ki!!”

“ o zaman çok bekleyeceksin…”

“ niye?!”

Tarık şapkayı Naz’ın kafasına yerleştirirken, Nazın şaşkın bakışları onu izlemektedir…

“ Aşksız öpüşme, antensiz arıya benzer de ondan…

Tarık kollarını kavuşturarak arkasındaki masaya yaslanırken, Naz’ın o halini süzüp daha da keyiflenir…

NAZ: çok mu yakıştı?

TARIK:çokk!

NAZ (aradaki mesafeyi kapayarak iyice yaklaşır) beğendin yani?

TARIK (gözleri birbirine odaklanmışken) hem de nasıl…

Naz kafasındaki şapkayı Tarık’ın başına oturtturur özenle…

NAZ: o zaman sende kalsın canım!

Naz Tarık’ın tek yanağını sıkıp…” çok şeker oldun!”

TARIK: Nazz!!..perdeler açık!

NAZ: evet,anla işte ne kadar düşüncesiz olduğunu!

TARIK: nasıl?!

NAZ: inanmıyorum sana Tarık!!ya Bora falan geçse odanın önünden…ya beni kafamda şununla görse?ne düşünücek hakkımda?

TARIK:görüp görebiliceği en güzel balarısı olduğunu!...

NAZ: arı değil ,KADIN olarak görmesini tercih ederim…o yüzden de şapkayı şimdi sana bağışlayarak, kendimi Müvlüt’ ün hünerli ellerine teslim ediyorum canım…”

Tarık kollarını birbirine kavuşturmuş neredeyse mırıldanarak…” bir de o vardı değil mi?..”

NAZ: efendim??

TARIK (sırıtarak) yok bişey canım arkadaşım, oyalanmasan artık diyorum…saçını kapan ordadır şimdi?

NAZ (endişeyle) Tarık iyi misin sen?

TARIK (şapkayı çıkarırken) iyiyim Nazcım…git hadi,merak etme beni…

NAZ: tamam,akşama geç kalma olur mu?tam buçukta evde ol…

“ emredersin karıcım…”

Naz gülümseyerek…” bilirsin,bekletilmekten hiç hoşlanmam kocacım!”

Naz kapıya yürürken Tarık masaya yaslanmış arkasından bakmaktadır…

“ Naz??”

Naz cevap almayı bekleyerek arkasına döner kapıdan çıkarken…

“ Mevlüt’e söyle eli değmişken biraz da dilinden kırpsın…”

“ oldu canımm!!...(sevimli bir tavırla) bak ne diyeceğim, sen de gelsene benimle!”

“ hiç işim olmaz!?”

“ korkma yaa, ben ısmarlayacağım…”

Dalga geçerek…“ manikürü mü, pedikürü mü?”

“ I ıhh,bilemedin!!..(sağ elinin iki parmağını makas gibi kullanırken)…sünnetini!”

“ süpürgene bin ve kaybol!”

“ senin kaybın…”

“cadaloz!”

Tarık tam 8.27’ de Naz’ın kapısını vururken kendini rolüne alıstırmaya çalışıyordur….

Beyaz gömleğin yakalarını düzeltirken şu anda yüzüne kapalı çelik kapıya bakarak gülümser…

“ N’aber Naz?...”

Yüzündeki gülümseme donarken…” olmadı bu!asker arkadaşım gibi…” havaya girerek koridordaki aynaya bakar ve daha etkiliyci bir tonda devam eder …” Selam bebeğim!”

“ ıhhh yok …bu da her an yatağa atıcakmışım havası veriyor…”Ne yatağı oğlum,sapıttın sen iyice…erkek adam arkadaşına, tövbe tövbe…

Biraz ciddileşerek…”İyi akşamlar Naz Hanım!çok şıksınız…”

Naz kapıyı açar şaşkınca “Tarık?”

TARIK: Naz…

İkisi de o anda takılı kalmışlardır sanki… şimdiye dek birbirlerini özel günlerde onlarca kez görmüşlerdir ama bu akşam ikisinde de bambaşka bir hava vardır…bir bütünmüşçesine uyum içinde ve alabildiğine yakınlaştılar birbirlerine…Ne Naz’ın bütün hatlarını saran kırmızı saten elbise,ne de kumaşının parlaklığını Tarık’ın gözlerinden alan İtalyan tarzı füme takıma tezat kırmızı saten kravattı akıllarını alan…Ruhlar bambaşka bir kapıyı aralamıştır gözlerden kalbe giden bir yolda…
Tarık Naz’ın siyah perçemlerinin üzerinden düşen o ince tutamı yerine bırakırken, yüzüne teğet geçer eli…Naz istemsizce gözlerini kapayıp bu -yabancı- kokuyu içine çeker…ve ardından derin bir iç çeker…”parfümünü değiştirmiş olmalı” …sıcak etkisi yaratan tütün, badem ve vanilya kendine çeken miskten ayırabildikleridir sadece…”kesinlikle değiştirmiş!!...”

TARIK: şimdi oldu işte!

NAZ (bir an sonra kendine gelerek) teşekkürler..

TARIK: rica ederim,zevkle!..erkek arkadaşınız çok şanslı Naz Hanım…

NAZ: şansını iyi kullansın o zaman…

Kısa bir bakışmanın ardından…

TARIK (gülümseyerek) gidelim mi?

NAZ:hı hı…

Naz kapıyı çeker...Beyaz sunî kürk etolünü omuzlarına kaydırarak,Tarık’ın kolunda asansöre ilerlerken…

NAZ: hayret,ilk defa zamanında geldin…

TARIK: sen de zamanında çıktın…

NAZ: ben hep zamanında çıkarım,uydurma...

TARIK:hııı,çıkarsın Nazcım..

Tarık sırıtırken asansörün düğmesine basar…

NAZ: sırıtma!!Off,diğeri de meşgul…bozuldu mu yine?!

TARIK: sabırlı ol,gelir şimdi...iki kişiden fazla indirdiyse ancak topluyordur kendini!

NAZ: Dalga geçme asansörümle Tarık…ben senin şeyinle—

TARIK: neyimle??

NAZ:şeyinle iste canım,şeyinle---adı her neyse,onla dalga geçiyor muyum?

TARIK: Nazz…bu konuşma nereye çeksen gider canım…uzatma istersen!

NAZ: a aaa..şuna bak...ne dedim şimdi ben,alt tarafı—pess yani Tarıkk,söyleyecek kelime bulamıyorum sana!

TARIK: e bugün İlklerin Günü Naz…doğaldır!

Tarihi apartmanın,tarih olmuş asansörünün kapısı açılırken…içerisinden çıkan tonton çift Naz’ı selamlar…Meraklı kadıncağızın zavallı kocası,evine girebilmek için Tarık ve Naz’ın asansöre binmesini,hatta kattan aşağıya intikal etmelerini beklemektedir…

AMCA: Hadi Şükriye Hanım,neye bakıyorsun artık…karnım zil çalıyor…

TEYZE:Senin karnın 40 yıldır zil çalıyor Nurettin, ama Naz’ın kalbinin zili kırk yılda bir çalıyor…

AMCA:tövbe tövbe, tövbe tövbe…

Yaşlı adam söylenerek içeri girerken

TEYZE: hoş çocukmuş ama…aferin bizim kıza ;)

cagrib
31-08-09, 23:21
***************************

NAZ:Tarık çekilebilir misin biraz üzerimden?

TARIK:niye?!

NAZ: ne demek niye?daraldım ben burada…bir de senin kalıbının maşallahı var ya!...üstüme üstüme…(elini yelpaze gibi kullanarak) off ne ağır iniyor bu!

TARIK: ha kabul ediyorsun yani ağır olduğunu sonunda…

NAZ: senin mi?..evet ediyorum…

TARIK: asansörden bahsediyorum!…

NAZ: haa,bak hakkını yemeyeyim en az senin kadar ağır o da…

TARIK: Zevk alıyorsun dimi bana laf sokmaktan?

NAZ: çokk…ne yapıyım, üstümde koskoca bir adam, 10 kat aşağı inerken içimden akın akın bir laf sokma isteği geliyor Tarık…engel olamıyorum!

TARIK: Pardon Naz Hanım, rahatsız ettim sizi…eşeklik bendeki kapından alayım dedim…bir dahaki sefere hayatta kımıldamam yerimden…bu bana ders oldu!

Naz göz ucuyla Tarıka bakar…yüz ifadesinden son derece bozulduğu anlaşılmaktadır...kısa bir an sustuktan sonra dayanamaz…

NAZ: Tarıık… bak bakayım bana…

kapalı alan basıyor beni…valla!...seninle ilgisi yok!... ( Tarık’ın hadi ordan bakışları karşısında ) kızdın mı?...

TARIK: ne kızıcam!

Birkaç saniye sonra…

“Hayır elalemin kadınları özel alanlarına giriyim diye telli babada tel kuyruğuna giriyor …hanımefendi şurda iki dakika çekemiyor, daralıyor!sanki keyfimden!ama adaletsiz dünya işte… kimine kaşığın ucunda koklatır yere göğe koyamaz, kimine de kepçeyle verir kadir kıymetini bilmez…”

Naz kahkahalarla gülmeye başlar…

TARIK: ne?

NAZ : belli hiç kızmamışsın sen...

Tarık ters ters bakarken...

NAZ: ayy ama ilahi... düşünemiyorum senin o sosyete güllerini tellerle…hahahh... hatunlar işi gücü bırakmış türbelerde ellerini açmış dua ediyorlar...(ellerini dua eder konuma getirerek, ciddi bir şekilde) “Allahım para desen bende, pul desen bende...hepsinden geçtim, tek dileğim sende...en sevdiğim Hermes çantamı, Chanel ayakkabılarımla birlikte fakir fukaraya vereyim...bu sene tatile Maldivlere gitmek yerine Çeşme’de Serdar dinleyeyim...en çok okunan moda dergisinde üst üste 3 hafta haftanın rüküşü seçileyim...ama yeter ki sen bana ve benim gibi bekar kalmış bütün hatun kullarına birer Tarık Tekelioğlu nasip eyle, amin“...hahahhh...

TARIK: Nazz!

NAZ: ayy tamam canım kaş göz yerinde..yakışıklı sayılırsın ama, yuh yani,daha neler artık....adam kendini Johnny Depp sanıyor...

Naz bir yandan gülüp bir yandan Tarık’ın sağ omzunu çürütürken,

NAZ: alemsin Tarık!…

TARIK: Naz yeter ama...

Naz gülmeye devam eder....

TARIK:kızıyorum!

NAZ: aman çok korktum...ne olurmuş kızarsan?...

Tarık elini onun kırmızı ince bir askının süslediği çıplak omzundan kollarına indirirken Naz susar bir an...ve Tarık onun gözlerinin taa içine bakarken, Naz yutkunur...

TARIK: mesela—

NAZ: mesela ne?

Gözler birbirinde kenetlenmişken, asönsörün yere değmesiyle oluşan küçük sarsıntıyla;

NAZ: aç istersen...

Tarık öylece tepkisiz bir şekilde ona bakmaktadır...Naz elini onun gözünün önünde gezdirerek...

NAZ: huu, Tarık?...sana diyorum...

TARIK: hı?

NAZ: kapı diyorum...biraz centilmen olsan da açsan diyorum!...kime diyorum?!..

Tarık Naz’a ters ters bakar ve kapıyı açar…

TARIK: buyrun Naz Hanım!...dalmışım bir an...

NAZ: dalmayacaksın...gönül mevzuları dalgınlığa gelmez Tarıkcım...bak eğer Bora’nın yanında da böyle kabalıklar yapacaksan sen, biz en iyisi hiç başlamayalım bu oyuna...

TARIK: abartma Naz...bi kapıyı açmadım diye...

NAZ: ben bilmem...dikkat et Tarık!...inmişiz sen hala gözlerini dikmiş möl möl bakıyorsun yüzüme, olmuyor ama!...

TARIK (şaşkın bir şekilde) nee?...

Naz kırmızı elbisesinin eteklerini savura savura asansörden çıkarken...Tarık durur kapının önünde...

” oğlum Tarık....ya hayatının hatasını yapıyorsun bu oyuna başlayarak, ya da—”

Naz birkaç adım ilerledikten sonra yerinde durup yüzünü Tarık’a döner...

NAZ: ayy hadi...yavaşsın Tarık...

TARIK (sessizce) işte hangisini yapıyorsun, onu bir bilsen...

NAZ: ayrıca yanıma gel de yardım et bana... (küçük bir kız çocuğu gibi dudaklarını bükerek) yürüyemiyorum taş sokakta şu topuklarla tek başıma...

Tarık onun yanına gidip tam bir beyefendi edasıyla kolunu uzatırken, ”geldim!”... Naz gülümseyerek onun koluna girer...

NAZ: teşekkürler...

TARIK: zevkle Sevgilim!...gidelim mi artık?

NAZ: hı hı...

İkisi arabaya doğru ilerlerlemektedirler...

Tarık nazikçe kapıyı açıp Naz’ın GG plakalı, kurşun rengi Aston Martine binmesine yardımcı olurken, az sonra kendi de şöför mahaline geçer...

Yola çıktıktan kısa bir süre sonra teyibin dokunmatik ekranında birbirine değer eller...ve sonra da gözler...

Tarık ve Naz tanışmaları, ki bu yaklasık 5 sene önceye tekabül ediyordur, Tarık’ın onu gözüne kestirip tavlanması gereken çıtırlar sınıfına koymasıyla başlamıştır... İkisinin oldukça fazla ortak yönü ve ortak arkadaşının olması, Tarık’ın işini kolaylaştırırken... Naz’ı yakından tanıdıkça bunun fazlaca iyimser bir düşünce olacağına karar vermiş ve onun şimdiye kadar tanıdığı kızlardan bambaşka olduğuna kanaat getirmiştir...Naz, ”çetin ceviz”dir Tarık’ın deyimiyle... bütün kızlar üzerinde işe yarayan taktikler onun üzerinde ucuz numaralar olmaktan öteye gidemiyordur...

Oysa ilk günlerde, hırs halini almıştır bu durum Tarık için ...her istediğini almaya alışmış biri için başarısızlığın kabullenilmesi kolay olmayacaktır elbet...Naz da pes edip evet diyecektir sonunda...Her kadının inadının bir kırılma noktası vardır, Tarık da sabrı ve zekasıyla alacaktır istediğini...

Her şey, bir sahip olup olamama çabasından ibaretken ikinci sınıfa geçtikleri sonbaharda, Tarık’ın onu nihayet yemeğe çıkmaya ikna ettiği o doğumgünü akşamında, annesinin acı haberini alır Naz...Fütursuz bir kamyon şöförü almıştır kıymetlisini...geri vermemek üzere...

İşte o kara gün, bir dönüm noktası olur hayatlarında...o döneme kadar süren bütün inatlaşmaları, laf dalaşları bir yana, en büyük desteği olur Tarık Naz’ın...omzu, ağlarken sığındığı sıcak limanı olur...onca zaman saçma sapan hallere girerken, sadece kendi olması, yanında olması yetmiştir Naz’ın güvenini kazanmasına...Tarık farketmese de, Nazın doğallığı, masumiyeti, ona katıksız ve karşılıksız bir şefkat sunarken acısını hafifletiyor olmak bambaşka duygulara sürüklemiştir Tarık’ı...

İşlenmemiş kıymetli bir taştır artık Naz Tarık’ın gözünde...ve onu incitmekten ölesiye korkuyordur...belki de bundan duymazdan gelmiştir içinde zaman zaman nükseden sesleri...

NAZ: pardon...

Naz elini teyipten çekerken...

NAZ: sessiz gitmeyelim demiştim...

TARIK: ben de...

NAZ: biz de bi tuhafız yani, sen varken ne gerek var başka sese?

Tarık gülümseyip rastgele bir radyo kanalı açar...

TARIK: boşver, ben hep söylerim...bakalım ne çıkıcak şansımıza?

Şarkı, neredeyse ortasında yakalanmışken,

Naz gözlerini diker Tarık’a...

NAZ: inanmıyorum!sen mi ayarladın?

TARIK: ayarlasam olmazdı Naz!hatta bu adam hayatında hiç olmazdı!

NAZ: doğru!..

Naz dalıp gider...ve bir an sonra kafasını kaldırıp Tarık’a bakarken...

”özür dilerim...saçmaladım...sen her şey olabilirsin, ama beni üzmek isteyen asla...”

Tarık viteste duran elini çekip Naz’ın sol elinin üzerine koyar şefkatle...

TARIK : biliyorum bu konu hassas...ama düşünme artık...lütfen... değiştiriyim mi kanalı?

NAZ : yok kalsın !

TARIK : aslında daha ne kadar kaçabilirsin geçmişinden? adamın şarkıları her yerde Naz! Alışmaya çalışman lazım artık...

NAZ (camdan uzaklara dalar, çalan şarkının nakaratına eşlik ederek) alışmaya çalışmak diye bişi yok !alışmak zorundayım...(YALIN

http://www.youtube.com/watch?v=heAWeQNRCuo (http://www.powertr.net/5349/Alismak-Zorundayim) )

İncitilmişti Naz, aşka inanmıyordu artık...

Henüz ortaokuldayken, okulun en popüler çocuğuna sırılsıklam aşık olmuş ve lise yıllarının bitimine kadar türlü badireler atmıştı kendinden üç yaş büyük bu delikanlıyla...Ama bunlardan hiçbiri canını acıtmamıştı onu kardeşim dediği kişiyle, çocukluk arkadaşı Ayşe’yle dudak dudağa yakaladığı ana kadar... sağ yüzük parmağını süsleyen gümüş halka kadar saftı ona olan duyguları...tıpkı onun masum bir bebek gibi gözüken yüzü kadar...

Bundan sonraki yıllarda Naz hiç kimseyi sokmadı hayatına ciddi anlamda...öylesine hoşlanmalar, küçük flörtler dışında tabi...her kadın kadar göz çapkınıydı o da...

Tarık’ın ona ilk zamanlar duyduğu ilginin içten içe farkında olsa da...bilmezlikten geldi...

Zaten Tarık da bu yönde bir ilgi göstermiyordu artık...demek ki, üzerinde durulacak bir şey yoktu...öylesine bir hevesti ve gelip geçmişti... dostlukları bir çınar kadar sağlamdı ya, ötesinden Naz’a neydi...

Tarık ara ara gözünü yoldan ayırıp Naz’a bakar...Başına destek olarak kullandığı elini dirseğinden kapıya yaslamış dışarıya bakarken hala oldukça üzgün ve düşüncelidir...

TARIK: aslında iyi oldu seni kapından almam...

NAZ: niye?

TARIK: e sayemde asansörde daraldın ya...o çok sevgili sevgili adayın beğenir belki seni bu bir beden küçülmüş halinle…

NAZ: a a, bak...lafa bak…kilom mu var benim…kuş kadarım be…sen kendine bak!

Tarık sırıtırken

TARIK: sonunda gülümsedin...

NAZ: ne?!

TARIK (yola bakarak gülümser) boşver..

NAZ (somurtarak) ne yani, ondan mı beğenmiyor beni?

TARIK: e ne yalan söyleyeyim şimdi, kılçığı görünen balık sayılmazsın pek de…

NAZ: yaa Tarıkk!…

TARIK: ne var!mihrap yerinde Naz, maşallahın var!...

NAZ: ikinci bir emre kadar konuşma benimle!..gıcıkk

cagrib
31-08-09, 23:24
RESTAURANT GİRİŞİ—

Tarık valeye anahtarı teslim edip kolundaki afetle kırmızı halıdan geçerken çalışanlar önlerinde sıralanmış, el pençe divan durmuştu bile... Ikisi samimi bir şekilde Şamdan restaurantın kapısından içeri girerken, sosyetenin gözleri şöyle bir üzerlerine kaydı ve bu durumda dedikodu kazanının ateşi de fitillenmiş demekti...

NAZ (neredeyse ağzını açmadan konuşarak) herkes bize bakıyor...

TARIK (aynı şekilde sırıtır, lafları yuvarlayarak) çaktırma...plan işe yarıyor...yarın manşetlerdeyiz...

NAZ: sana konuşma demedim mi ben?

“ Hoş geldiniz efendim....”

Tarık, aşırı şık mekanın, aşırı ilgili şef garsonuyla muhattap olurken, Naz’ın gözleri bu gecenin sebebi olan kişiyi arıyordur...kendi kendine mırıldanarak,

” hay aksi, gelmemiş daha...”

TARIK: birşey mi dedin hayatım?

NAZ: yoo...kalabalıkmış diyorum...

TARIK: hımm...

Şef Garson: sizin yeriniz hazır Tarık Bey, her zamanki gibi en güzel köşede...

Haset dolu gözleri atlatıp masaya ulaştıklarında, Tarık aşırı ilgili garsonun hamlesine fırsat bırakmadan Naz’ın sandalyesini çeker...

Naz gülümseyerek yerine geçerken;

” Teşekkürler...Hayatım!”

” rica ederim Bebeğim!”

Az sonra garson menüyü uzatırken,

Tarık neredeyse ezbere

“Başlangıç olarak Avokado ve Mozarellalı Somon Füme Rulo, File Şamdan ve özel salatanızla devam edeyim...tatlı olarak da— sen ne istiyorsun bebeğim?”

Naz kafasını menüden kaldırıp “aynısından!...”

TARIK: peki o zaman şeftalili granita alalım tatlı olarak da... buz gibi...

Tarık çok normal birşeymişçesine Naz’ın masada duran elini tutarken,

“sen seversin soğuk şeyleri aşkım...”

NAZ: aslında tatlıya hiç ihtiyacımız yok...sen bu gece yeterince tatlısın Tarıkcım...ama allahtan soğuk değilsin...pek bi sıcak, pek bi samimi!alev alıcaksın nerdeyse!

TARIK: aa bebeğim ayıp oluyor ama, anlatma özel hayatımızı ulu orta insanların yanında!

NAZ: nee?!

Garson bıyık altından gülerken, Tarık sahte bir sırıtışla arkasına yaslanır...adama dönerken,

“ kusura bakmayın, aşık bana, çok aşık da...tutamıyor kendini...ahhh!”

NAZ: pardon aşkım!tutamadım kendimi!

Garson gülümseyerek yanlarından uzaklaşırken...” Şarap menüsünü getiriyorum efendim...”

Tarık masada öne doğru yaklaşır fısıldayarak,

TARIK: delseydin ayağımı!....

NAZ ( Tarık’a doğru eğilip) ohh olsun sana...az bile!sen ne ukala,ne şımarık,ne kendini beğenmiş bir adamsın yaa...ne biçim konuşuyorsun garsonun yanında!

TARIK: haydaa....ne dedim ben geldiğimizden beri seni pof poflayıp aşkımı ilan etmekten başka...

NAZ: he bi de o vardı dimi!...sabahtan beri sürekli arım, balım, bebeğim, kanatsız kelebeğim...haberin olsun, bir kez daha aşkımlı bir şey söylersen kalkıp gidicem Tarık!

TARIK:sakin ol bebeğim!

NAZ: Tarıkk!!

Tarık haylaz bir çocuk gibi sırıtırken... “ ne var aşkım, aşkım demedim!...”

“ ha ben dedim yani...sen demedin...”

“ ne zaman?Naz sen benden başka kime aşkım dedin?”

“ Off Tarık, off!”

Tarık gülümser en sevimli haliyle.... “kıskanırım!deme...”

Naz da dayanamayıp gülümser istemsizce, arkasına yaslanırken... “şebek...”

“ ooo Tarık Bey, Naz Hanım...iyi akşamlar, sizi burda birlikte görmek ne hoş bir süpriz böyle...”

TARIK (bütün keyfi kaçmış bir yüz ifadesiyle, nerdeyse tıslayarak) emin ol sizi de...

NAZ: a a Bora...yani Bora bey...siz ne zaman geldiniz yoktunuz az önce?

BORA (sırıtarak) efendim?


NAZ (içses) off Naz ne saçmalıyorsun sen, toparla...

Bora’ya eşlik eden hoş ve alımlı kadın Naz’ın kırdığı pota gülmesini tutmaya çalışarak tepki verirken...Tarık öylece oturmuş bir zamanlar sevgilisi olan bu kadının yanındaki adamın mizacına ne kadar yakıştığını düşünüyordur...

NAZ (sesini kısarak) yani girerken farketmedik burda olduğunuzu da...

BORA: az önce geldik zaten Naz hanım...hem emin olun siz görmeseniz bile, ben fark ederdim sizi bu akşam...

kırmızı çok yakışmış...ajansta da kullanın bu rengi mutlaka...

Naz yüzünün boynundan kulaklarına kadar yavaş yavaş kızardığını hissederken...

NAZ: teşekkürler...

TARIK ( Naz’ın elini kavrar) benim sevgilim ay ışığı gibidir Bora...güzelliğini gerçekten görmek için gecenin en koyusunu beklemek gerekir...yani hiç şansı yok ajanstakilerin...

Bora dudaklarının sağa kıvrıldığı bir sırıtmayla cevap verirken, “ Öyle mi?..ben sizi yakın arkadaş sanıyordum sadece...”

TARIK: haklısın...uzun zamandır saklıyordum duygularımı...böylesine özel bir kadını kaybetmekten korkuyordum belki de...ama aşk işte...durmuyor sakladığın yerde...

(Naz’ a bakar derin derin...)

Taşıyor gözlerinden ona bakarken bile...

Naz duyduklarının şaşkınlığındayken, Tarık gülümseyerek Bora’ya döner...ve avucunda duran Naz’ın elini sıkarken,

TARIK: bundan sonra onsuz yapabilir miyim, bilmiyorum...Naz her şeyim benim...

BORA: desene, seni de kaybediyoruz...

TARIK: inşallah!

MELİSA:tebrik ederim Tarıkcım...tabi sizi de, doğrusu Tarık gibi tescilli bir kazanovadan bunları duymayı beklemezdim...

NAZ (hala olayın şokunda) ben de...

MELİSA: efendim?

NAZ: yani beklediğimiz günlere değdi diyorum...

BORA: Hafta sonu için planınız yoksa davetlimsiniz....kuzenimin kalbini çalan kadını yakından tanımak isterim...marinadan tekneyle açılır Boğaz turu yaparız birlikte...

NAZ:oluurr...

TARIK: olmazz!...

Herkes Tarık’a bakarken..

“ Naz bir planımız olduğunu bilmiyordu Bora...süpriz yapıcaktım...ama madem siz çağırdınız erteleriz belki de...”

BORA: belki’leri sevmem Tarık, kesinleştirip haber verirsin...tabi eski sevgilinle yeni sevgilinin aynı ortamda olmasından rahatsız oluyorsan o başka?

NAZ: nee?

TARIK: sen rahatsız olmuyorsan ben hiç olmam!

MELİSA (Bora’nın koluna girerek, şımarık bir kız çocuğu edasıyla) off medeni olun biraz...oturalım mı artık, çok acıktım aşkım...

BORA (gevrek bir gülümsemeyle) iyi akşamlar size...

TARIK (arkalarından mırıldanarak) düdük makarnası...Naz bu herif resmen midesiz...tipsiz de zaten!ne anlıyorsun şundan...peşin peşin söyliyim batırırım ben bunun yatını...

Tarık dikkatini yeniden masaya verdiğinde karşısında az önce en yakın arkadaşından işittiği sözcükleri sindirmeye çalışan bir Naz, ve sorularla bakan bir çift badem göz vardır...

TARIK: ee nerde bizim menü?

Garson Tarık’ı duymuşçasına siyah deri kapaklı şarap listesini getirir..

TARIK (iç ses) ” tam zamanında!..oğlum Tarık, ne şanslı adamsın sen...yırttın yine sorgu sualden...”

Tarık menüyü incelerken, o gözlerin hala ona baktığını hissedebiliyordur

NAZ ( gözlerini kısmış ona bakarken) ( içses ) gözlerini kaçırıyor...ne demek oluyor bu?...Tarık ancak bir suç işlediğinde böyle yapar...bir de— olabilir mi acaba?

Tarık başını kaldırıp Naz’a bakar...nazik bir gülümsemeyle...

TARIK: Chardonnay (http://www.onlinemahzen.com/urun/prosecco-chardonnay_264541.aspx?CatID=8288), 94 bağ bozumu...ne dersin?

NAZ: ne?!

TARIK: ne dersin derken, ne demiyceksin Naz...evet ya da hayır diyeceksin...

NAZ:off Tarık!Kaç kere dedim Ümit’leşme diye...

Tarık menüyü yüzüne kapatır gibi yapıp, siner koltuğuna...

*******************************

NAZ: noluyorrr?

TARIK: yemek yiyorlar...

NAZ: hadi canım!..halay çekiyorlar sandım ben...sağol yani Tarık!onu mu sordum ben?!

TARIK: ne diyim Naz...adamlar normal normal oturmuş önlerindekini yiyor işte....zaten napıcaklar restaurantın orta yerin—de o o oou obbaa...

NAZ: n’oluyor?

TARIK: fena şeyler...

NAZ: nasıl fena şeyler?

TARIK: valla şu kadarını söyliyim bunlar boşuna yan yana oturmamış masaya...yemeyi bıraktılar, birbirlerini yiyorlar...

NAZ: yuhhh!...

TARIK: kibar ol!

NAZ: sussana sen yaa...ayyy gitti Boram!daha kavuşamadan o çakma sarışın aldı ellerimden... bişey yap Tarık nolur!...

TARIK: gidip dudaklarından ayırıyım ister misin?

NAZ: eyvahlar olsun,o kadar mı yakınlar?!....çabuk söyle...ne yapıyorlar şimdi?

TARIK: o kadar merak ediyorsan dön de kendin bak arkana...

NAZ: olduu...zaten pot kırdım demin...iyice anlasınlar!offf...rezil oldum yaa rezil oldum!adam yüzüme bakmıyor...bu nasıl plan böyle? nefret ediyorum o kadından!...

Tarık kadehinden bir yudum alıp masada Naz’a doğru uzanır...elini tutup kaldırırken kucağındaki peçeteyi de masaya bırakır...

” gel benle....”

“ nereye?. yaa dur çekmesene...”

Tarık Naz’ı elinden kavramış peşi sıra piste sürükler...yeterince göz önüne geldiklerini düşündüğünde durur...

Naz pistin ortasındaki tek çift olmanın verdiği tedirginlikle etrafına bakınırken...

NAZ: niye geldik buraya?

TARIK: Halay çekicez!...hazır mısın?

NAZ: halay çekmeye mi?

TARIK: dikkat çekmeye!

NAZ (tedirgin) Tarık, düşündüğüm şeyi yapmıycaz dimi?...yani sen ve ben en son mezuniyet balosunda—onda da çok sarhoştum...

TARIK ( rahatlatan bir gülümsemeyle) o güzel aklından geçenleri bir kenara bırak ve sadece gözlerime bak Naz Özkul....

http://www.dailymotion.com/video/x36oql_shall-we-dance_shortfilms

Naz’ın reddetmesine fırsat kalmadan Tarık’ın ufak bir el harekatiyle müzik başlar...ve genç adam, onun sağ elini parmaklarından kavrayarak yukarı doğru kaldırırken, keskin bir ritmle birbirlerinin yüzlerine teğet açılır eller...enseden omuzlara, omuzlardan kürek kemiğinin hemen altına...Tarık sert bir şekilde belinden kavrayıp kendine yaklaştırır Naz’ı...ve Naz soluğunu tutmuş iki adım geriye çekilirken, Tarık da süzülüyordur onunla birlikte..yerinde dönüp kendini onun güvenli kollarına bırakırken...içinin titrediğini hisseder...Tarık ona dokunmaktan öte sahiplenmekte, yaşam hücrelerini keşfetmektedir sanki...genç kadın, sağ bacağını dizinden kırarak adamın kalçasına yaslarken, onun ensesindeki eli de dalgalı saçların içinde kaybolmak istiyor gibidir...ve boynuna öylece yaslanmışken duyduğu o erkeksi koku... “ ne oluyor bana?”

Bütün, başka bir keskin ritmle ikiye ayrılıp yüzler tekrar birbirine dönerken...genç adam elini kadının belinden yukarıya çıkarıyor..farkında olmasa da, adeta kendine bastırıyordur onu...ve değişen ritmle kendi etraflarında ayrılmaz bir pervane gibi pisti geçerken, basit iki notayken birlikte bir melodi oluşturmanın tadını çıkarıyorlardır...Naz yüzünü ona döner ve omuzlarından kollarına kendini onun ellerine bırakırken bir an sonra belinden midesine doğru yükselen karıncalanma duygusunu hisseder...Savrulan saçları, yakıcı bakışlarıyla birleşince, o an son nefesini verebileceğini düşünür Tarık...dudakları onun tenine bu kadar yakınken...küçük bir buse kondurur Naz’ın boynuyla omzu arasında minik bir kuytuya...

Ani bir dönüş....sonrası birbirinden sert ve kıvrak dönüşler...Kenetlenen parmaklar...neredeyse paylaşılan nefesler...uzayan adımlarla, yere paralel, göğe ulaştıran figürler...Tarık Naz’ı son kez kendi çevresinde döndürürken, Naz içinde yükselen duygularla birlikte yükselip kendini onun kucağında bulur...ve hala onun kollarında dönerken, salondan yükselen alkış sesleri uzaktan bir tını gibidir...Nazikçe kayar kucağından...birleşen ellerini açarken yürekleri kuş gibi çırpınmakta alınlarıysa birbirine değmektedir...

Naz henüz nefes nefeseyken gözlerini kapatır “Tarık”...

Tarık az önce bıraktığı elleri bileklerinden kavrayarak durur bir süre...ve sonra aniden sadece kalbinin emirlerini takip ederken Naz’ın yüzünü ipek saçlarının arasından kavrayıp dudaklarını hafifçe öper...ve ayrılırken karşısında efsunlanmış gibi öylece duran Naz'ın yüzünü okşayıp sevgiyle bakar...

TARIK: emin ol, artık o da nefret ediyor senden...

cagrib
31-08-09, 23:36
Off!uyu Naz uyu!...bütün gece döndün durdun yatakta piliç çevirme gibi, başım döndü...Bakalım sabah işe nasıl gidiceksin bu kafayla!..söylersin artık çok sevgili patronuna seni düşünmekten gözüme uyku girmedi, öptüğün yerde takılı kaldım diye... anlayışla karşılar artık!

Hayır niye takılıyorsun ki, ortada fol yok yumurta yok...altıüstü küçük bir öpücük...kendi ağzıyla söyledi...o an tek amacı eski sevgilisini kıskandırmak, Bora’nın ilgi alanına girmemi sağlamakmış!...tabi ya, sadece beni düşündüğü için...(yakınarak) ee o zaman niye karıştı aklım bu kadar?!...off Naz off!..yok esas, off Tarık Offf...bir öptün darma duman ettin beni...çok gerekliydi sanki? Hem hani aşksız öpüşme antensiz arıya benzerdi?...Ee niye öptü bu şimdi beni durduk yere o zaman, durduk yere değil Naz sen istedin, yani sen istedin derken Bora’yı kıskandırmak için canım.. Yoksa Tarık benim arkadaşım, arkadaşım tabii! Ama ya o laflar neydi öyle...”Naz benim her şeyim, ona olan duygularımı bunca yıl içimde sakladım artık dayanamıyorum falan”...gerçek olabilir mi,yani Tarık bana hala— olabilir mi??—yok artık!!... adam senin en yakın arkadaşın Naz, üstüne üstlük de patronun...şu düşündüğün şeye bakk...utan kendinden utan!...düşünme artık...Tarık marık yok...dans da yok...öpücük hiç yokk...hele o gelirken söylediği şarkı, o, hiçç yokk...Bora var artık, yalnızca o... zaten plan da işe yarıyor,senin de istediğin bu değil miydi zaten?..danstan sonra gözlerini alamadı üstümden...(gülümser, gözlerini kaparken) hımm...şimdi nasıl mışıl mışıl uyurum ben...

Aynı saatlerde Tarık, Boğaz’ın ışıltılarına bakan modern apartman dairesinin zevkle döşenmiş terasında, birkaç saat önce dönüş yolunda söylediği şarkıyı mırıldanmaktadır...zihninin her köşesinde bu gece o dans pistinde yaşadıkları anlar...

http://img190.imageshack.us/i/28988228.mp4/

Bilmem ki bu akşam sen de bir hoş musun?
İçmeden hatıralardan sarhoş musun?
Ellerin sanki bak hala ellerimde
Yanıyor duyuyor musun?

“ Duyuyor musun Naz, bu gece bana yaşattıklarını sen de duyuyor musun? Sen de hissetmedin mi sana dokunduğumda parmak uçlarımdan bedenine yayılan elektriği, hissetmedin mi kalbimizin bile bir attığını.. Bu kadarı oyun olamaz ama.. Saçmalama Tarık, liseli aşıklar gibi kızın her hareketinden bir anlam çıkarmaya çalışma.. Hem sen istedin bunu ama bu kadar da yanılmış olamazsın, bu gece o kadar başkaydı ki her hali, bakışı, duruşu”

Tekrar gözlerinde canlanır dansın son anları, ona bakışı, Naz’ın yavaşça kapanan gözleri ve adını sayıklayışı “Tarık..”

“Adım bile senin dudaklarında anlamlı sanki.. Bu dudaklar onun adını da sayıklayacak mı böyle, aralanan dudaklarda başlayan öpücük onun mu olacak bundan sonra, ah Naz sana sevgilim mi diyecek o herif?”

Peki ya o arabadaki halleri, ilk defa bu kadar sessizdin Naz ve ben bilemedim neye yoracağımı bu sessizliği, veda mıydı bu dostluğumuza, yoksa hissettiklerinden mi korktun sen de benim gibi?

İki sevgili olmadıklarını biliyorlardı ama iki eski dostu da giyinememişlerdi üzerlerine arabaya binerken, ikisi de elini uzattı radyoya aynı anda bu gerilimli sessizlikten kurtulmak istercesine.. Parmakların birbirine dokunduğu anda bir an kıvılcım çıkacağını düşündü Tarık..

Gülümserken burukça, gözlerini kaçıran Naz’a bakarak..

“Dejavu oldu sanırım.. Biz bu anı yaşamış mıydık bi ara?”

“O ara birkaç saat önce buraya gelirkendi sanırım ama bu sefer bir değişiklik olsun, sen söyle..”

Elindeki kadehten bir yudum tattıktan sonra,

“ Oğlum Tarık hayatının en tehlikeli kumarını oynuyorsun belki de, farkında değilsin...ateşe yürüyorsun resmen yalın ayak...ama sonunda elindekileri kaybetmek de var,sıfırı tüketip Naz’ı bir başkasına vermek!...sen hazır mısın buna?... sırf ona hayır diyemediğin için, daha yakın olabilmek için girdin bu oyuna...galiba başardın da...şimdiye kadar hiç bu kadar dahil hissetmemiştim seni kendime...demek bir an bile yeterliymiş anlamak için...

Keşke hep öyle kalsaydık Naz...kalp atışların göğsümde,nefesinin derin sıcaklığı dudaklarımda...ve ben yine yudum yudum içsem seni...tattığım en güzel meyi...Aşk’ı içsem aşkın dudaklarından...

Off, yine uyku haram bana!...

Oysa o rahat yatağında, Bora’ya bir adım daha yaklaşmanın keyfini çıkarıyordur şimdi...

Ben yine senin yüzünden, seninle doluyum bu gece....

Viski kadehinden büyükçe bir yudum daha alır Tarık, sarhoşluktan mı aşktan mıdır bilinmez bu gece bambaşka ışıldayan gözleriyle gecenin rengine karışmış denize bakarken mısralar dökülür dudaklarından usulca..

Gözleri siyah kadın, o kadar güzelsin ki
Çok sevdiğim başına yemin ediyorum ben...
Koyu bir çiçek gibi gözlerin kapanırken
Bir dakika göğsünün üstünde olsa yerim
Ömrümü bir yudumda ellerinden içerim...
Gözleri siyah kadın o kadar güzelsin ki...

***********************************
http://www.youtube.com/watch?v=jc2bbrYXX3A

http://music.yeucahat.com/song/English/745-Hero~Enrique-Iglesias.html (http://music.yeucahat.com/song/English/745-Hero%7EEnrique-Iglesias.html)


“ Ne iyi ettiniz gelmekle...Bir kadeh daha? ”

Genç adam içinde bulunduğu ortama daha fazla tahammül edemeyerek kalktı yerinden...masmavi gözleri merakla arkasından bakan kadına aldırmadan teknenin kıç tarafına geçti...ve bedeni küpeştenin parapetinden siyah geceye uzanırken derin derin soludu yüzüne vuran tuz kokusunu...Neydi bu hissettiği, içini düğüm düğüm eden bu kıskançlık da ne zaman peydah olmuştu?...dalgaların sesi bile teselli değildi ruhundan akıp gidenlere...bir açmazın eşiğindeydi sanki, boğuluyordu Tarık...

Oysa Kalamış marinada palamarı çözüp masmavi sulara açılırken yepyeni bir umut vardı bu aşka dair içinde...o geceden sonra ilk kez bu kadar yakınlardı...beyaz köpükler lacivertle içe içe geçip sarmaş dolaş yuvarlanırken Naz’ın eli elinde, beline sarılmış Boğaz’ın o eşsiz manzarasını izliyorlardı birkaç saat önce birlikte...saçları rüzgarda savrulurken ne kadar da masum ve güzeldi...Şimdiyse ona özel olan bütün duygular bir başka adamın ellerindeydi...

Melisa elinde iki kadehle kaptan köşkünde içeri girdiğinde tahmin ettiği gibi Tarık dümendeydi...Birkaç haftalık ilişkileri bile yetmişti Tarık’ın deniz tutkusunu tanımasına, - Ben deniz çocuğuyum, bütün sıkıntım, üzüntüm dümenin başına geçene kadar - demişti bir keresinde...-Ondan sonrasında ben mavi olurum, mavi ben...-”

“ Tahmin etmiştim burda olduğunu..Tarık, iyi misin?..heyy!”

“ hıı, efendim, bir şey mi dedin?”

“ içki dedim...(elindeki kadehi Tarık’a uzatırken) manzarayı kaldırmak için ihtiyacın olabilir...

İtiraf et, deli gibi kıskanıyorsun onu şu anda...ama ne yazık ki kuş uçuyor yuvadan...”

Tarık cam panelden dışarıda ayışığı altında samimi bir görüntüyle dans eden çifte bakıp bir an duraklasa da, cevabını çabuk verir...

“ saçmalama!...”

“ neden?birbirlerine çok yakıştılar bence...”

Tarık gözlerinden ateş çıkarcasına bakarken, Melisa sinir bozan küstahlıktaki gülümsemesiyle içkisinden yudumlamaktadır...

“ Sen bilirsin Tarıkcım!benden söylemesi...yerinde olsam rakibimi kabullenir gardımı alırdım, insan neye karşı savaşacağını bilmeli...bak ben bir fahişeye karşı savaştığımı biliyorum pekala...”

“Doğru Konuşş!”

Tarık öfkeyle üzerine yürüdü genç kadının...” Kimseyi sevdiğim kadın hakkında konuşturmam, hele seni, asla!”

Melisa biraz korkmuştu Tarık’ın bu tavrı karşısında...ama içkinin de verdiği zahiri özgüvene sığınarak cüretkar bir şekilde devam etti sözlerine...

“ Neden, yalan mı söylesene!...sevgilimin ağzının içine düşecek nerdeyse!ne zaman arasam, sekreteri, - Naz hanımla toplantıdalar efendim!az önce yemeğe çıktılar bir saatten önce gelmez efendim!..- Ben salak değilim Tarık!o küçük fahişenin niyetinin farkındayım!”

“ Herkesi kendin gibi sanıyorsun değil mi?!..ama bilmediğin birşey var sevgili eski sevgilim!Naz sırf banka hesabı daha şişkin ya da magazin değeri daha fazla diye sevgili değiştirmez...aşık olduğu adamı canı başkasını çekti diye aldatıp sırtından bıçaklamaz!..yani ne sana ne de çevrendeki diğer sürtüklere benzer...o yüzden o lanet olasıca çeneni bu konularda açmadan önce bir kez daha düşün!...İzninle..Kaptan!Ben güverteye çıkıyorum....sana emanet!”

KAPTAN: Geldim Tarık Bey...

Tarık kaptan köşkünden çıkarken, Melisa’ya söyleyecek tek bir söz bırakmamıştı...Genç kadın için, o öfkeyle önündeki manzarayı görmek daha da katlanılmazdı...Tarık için getirdiği kadehi de yudumladı bir seferde...

“ nefret ediyorum ikinizden de!”

cagrib
31-08-09, 23:41
Güvertede—

http://www.youtube.com/watch?v=jc2bbrYXX3A

Naz kendini hafifçe uzaklaştırdı Bora’dan...

BORA (Nazın siyah elbisesinin sırt dekoltesinde parmakuçlarını gezdirirken) üşüdün mü?

Naz içinin ürperdiğini hissetti bu yabancı dokunuşla...ama yine de kendini zorlayarak, gecenin bütün ışığını gözlerine toplamışçasına baktı genç adama badem gözleriyle...

NAZ: hayır...

Ama yoruldum biraz, oturalım mı?

BORA: bana kalsa hiç durmam, ama sen öyle istiyorsan...

Naz utangaç bir gülümsemeyle karşılık verirken, ikisi güvertedeki minderli oturma grubuna geçer....

NAZ: nerde bunlar?

BORA: bilmem...ben gittiklerini fark etmedim bile!

NAZ: biraz önce burdalardı ama...

BORA:Merak ettiysen—

NAZ: yoo aslında önemli değil...ama deniz falan mı tuttu diye merak ettim ...yüzü bembeyazdı Tarık’ın da bir ara...

BORA (sessizce) hasetindendir...

NAZ: efendim?

BORA: şey diyorum...gidip bi içeri bakayım ben,yardıma ihtiyacı vardır belki...

Naz endişeyle seslenir Bora uzaklaşırken...” bir şey varsa bana da seslen olur mu?”

Bora gülümseyerek başıyla onaylar...

“ amma da salladın Naz...bilmiyorsun sanki Tarık’ın su kuşu olduğunu!deniz onu değil, o denizi tutar...ama rengi cidden bembeyazdı biz dans ederken...bakışları da öyle dik dik, delip geçecek gibi...acaba kıskanmış olabilir mi beni?!...yok canım, o Bora’yı kıskanmıştır yine her zaman olduğu gibi...Belki de biz dans ediyoruz diye, o da ona inat, sevgilisiyle kırıştırıyordur şimdi içeride...tabi yaa ondan kayboldu ortadan ikisi de...ister misin Bora bunları yakalasın böylee samimi bir şekilde..ayy yokk istemem!...”

Naz’ın içine bir kurt düşerken, az sonra yaklaşan Melisa su serper düşüncelerine...

MELİSA: ooo bitirdiniz demek dansınızı? (alkışlayarak) bravoo, tebrik ederim!...(Naz’a doğru eğilip) nasıl, eğlendiniz mi küçükhanım sevgilimin kollarında?!rahat ettiremedik mi sizi yoksa...yazıkk!niye hemen oturdunuz? “

Naz burnuna gelen keskin alkol kokusuyla kendini geri çekerken...

“sarhoşsun sen!ne dediğini bilmiyorsun...”

“ yoo....aklım gayet başımda!sana toz kondurmayan sevgilin haddimi de bildirdi zaten az önce bana...nasıl gözünü boyadıysan artık adamın!”

“ Tarık nerde?”

“ Bana bak kızım, yemem ben bu ucuz numaraları!çok gördüm senin gibi masum kız ayaklarına yatanları...sen baş edemezsin benimle?!”

“ Sana Tarık nerde dedim!”

“ Arka tarafta...korkma, yemedim sevgilini!eskittiklerime tenezzül etmem bir daha...”

Naz kalkıp teknenin sol tarafına yönelirken Melisa kolundan tutar...ve iki kadın birbirine sert bir şekilde bakarken...

MELİSA: Bu sana son uyarım, sevgilimden uzak dur!

NAZ: Ne tesadüf, ben de aynı şeyi söyleyecektim sana!

Bu sırada Tarık yaklaşmaktadır onlara doğru...

TARIK: Nazz!bir şey mi oldu?

Melisa Tarık’ın varlığıyla, Naz’ın sıkıca tuttuğu kolunu gevşetirken, genç kadın da tenine temas eden bu ucuz kadının varlığından bir an önce kurtulup kendini birkaç adım öne atar...ve Tarık’ın koluna girerken...

“ Yok birşey!...seni merak ettim sadece...artık gitsek mi?”

“ Olur, söyleyelim Bora’ya, bıraksınlar bizi!”

**************************

Gri ok sokağın köşesinde durur...

TARIK: Geldik...

NAZ:Evet...

TARIK: Uzun bir geceydi!

NAZ: Ve de sen yetişmesen baya haraketli...

Tarık nasıl dercesine bakarken...

NAZ: O kadınla birbirimize giriyorduk az daha...son uyarısıymış, sevgilisini rahat bırakmamı söylüyordu tam da sen gelmeden önce...

TARIK: Sen ne dedin peki?

NAZ: Elbette hiçbir şey!onun gibi bir alkolikle muhattap olacak değilim...

TARIK: Naz, bu iş gittikçe çığrından çıkıyor, biliyorum sen asla yanlış birşey yapmazsın ama olacakların seni üzmesinden, incitmesinden korkuyorum...

Naz dikkatle Tarık’ın yüzüne bakarken...

TARIK: yol yakınken bitir bu meseleyi...hem anlamıyorum seni, yeryüzünde adam mı kalmadı Bora’dan başka?

NAZ: Tarık, sen de biliyorsun, ona bu kadar yaklaşmışken asla vazgeçmem!

TARIK: sen bilirsin!O zaman başına gelebileceklere hazırlıklı ol...

NAZ: ne demek istiyorsun?

TARIK: Melisa gibi kadınlar, avlarını kaptırmamak için ellerinden gelen her türlü entrikayı yaparlar...ve emin ol sen onunla baş edemezsin!

NAZ: niye, cadın değil miyim ben senin?hani hiç kimse başa çıkamazdı benimle?

TARIK: O başka...ne demek istediğimi anladın sen!

NAZ: Bak Tarık, benim için endişelenmeni anlıyorum ama inan buna hiç gerek yok...ben kendimi koruyabilecek olgunluktayım!

TARIK: yaa ne demezsin.. başında anteni küçük sevimli bir arı maya!ama bizim gibi adamların dünyasında masumiyete yer yok Naz...ben bir zamanlar o kadınla ne için birlikteysem, Bora da onun için birlikte! çocukça bir inatla oyuncağının peşinden giderken, harikalar diyarı kabuslar diyarına dönüşürse sakın ağlama bana!Çünkü sen hiç alışık değilsin yüzmeye çalıştığın o sulara...

Naz yavaş yavaş sarkıttığı dudağıyla küskün bir şekilde bakar Tarık’a...Tarık hatasını anlasa da artık çok geçtir...

TARIK: Naz bak ben aslında—

NAZ: iyi geceler Tarık...yarın ofiste görüşürüz!

Tarık, arabadan inen Naz’ın arkasından öylece bakar....

“ ofiste görüşürüz!...

Birlikte gitmemizi istemediğine göre bu sefer baya kızdın bana...haklısın aslında...

Kırılgan Meleğim...

Ama bu sefer, ben de kızgınım sana!kendini soktuğun şu duruma...dahası benim teklif etmemi beklemeden, onun teklifine evet dediğin için...”

******************************

cagrib
31-08-09, 23:43
Uzun ve uykusuz bir gece sonrası sabah erkenden cam binanın renkli ofisi—

Tarık önündeki kampanyaya bir türlü konsantre olamıyor daha çok odasının cam duvarından görünen toplantı odasındaki Naz ve Bora’yı izliyordur...

Naz önünde durduğu beyaz tahtada duran proje planını incelerken, Bora onun saçını kulağının arkasına atıyor ve o yüzünden hiç eksiltmediği gülümsemesi Naz’ın saçtığı olumlu ışıklarla daha da belirginleşiyordur...Bu adamın başkasıyla beraberken bile onun en kıymetlisinin dokunması Tarık’ı içten içe deli ediyor, neredeyse kendi dişlerinden gelen sesi duyabiliyordur...

“ Nasıl da sırıtıyor Bora Efendi...benim olana bir adım daha yaklaştı ya....Şeytan diyor ki git yanına, tut kolundan çek getir şuraya..o herifin suratının ortasına da bir yumruk geçir...bakalım bir daha sırıtabiliyor mi öyle pişmiş kelle gibi?!...ahh Naz ahh,nasıl izin verirsin o pisliğin sana dokunmasına...bu kadar mı körsün...yoksa?..gerçekten aşık mısın ona?!..eğer öyleyse bir saniye daha devam etmem bu oyuna!”

Toplantı Odası—

Naz büyük bir jean firması için hazırladığı proje sayfalarını üzerinde gümüş puntolarla First Time (İlk Kez), Secrets & Lies (Sırlar ve Yalanlar), Unbreakable (Kırılmaz) ve Guitar (Gitar) yazan siyah dosyalara yerleştirirken,

NAZ: eksik bir şey kalmadı değil mi?

BORA: Aslına bakarsan hala çok büyük bir eksiğimiz var...

Naz gömüldüğü dosyalardan başını kaldırıp merakla bakar genç adama...

NAZ: her şeyi konuştuk sanıyordum...

BORA (kendinden emin, ağır adımlarla yaklaşır Naz’ın yanına) konuştuk...ama kutlamayı nerede yapacağımız haricinde...

NAZ: ne kutlaması??

BORA: Bu senin ve benim ilk ortak başarımız...aslına bakarsan daha çok senin...ve ben böyle havada kalmasını istemiyorum!

NAZ: hımm, ama bence ikimizin başarısı bu yine de!

BORA: Yapmaa, bir günde arka arkaya dört reklam filmi için fikir çıkaran sendin... hem de böylesine büyük bir projede... şimdiye kadar senin gibi biriyle çalışma fırsatım olmadığına mı yanıyım, yoksa seni Tarık’a kaptırdığıma mı?

NAZ: abartıyorsun bence...sıradan bir işti, her zamanki kampanyalar gibi...

BORA: yoo çok ciddiyim... sen harikasın Naz...tanıdığım bütün kadınlardan çok başka...

NAZ:...

BORA: Zekan, güzelliğin, zerafetin başımı döndürüyor...( Naz’ın yüzüne düşen perçemlerini eliyle kulağının arkasına götürürken) ve en çok da bu yeni yetme genç kız hallerin...nasıl da heyecanlanıyorsun sana dokununca...

NAZ (dili damağı kurumuş bir şekilde yutkunurken, neredeyse fısıltı halinde çıkar sesi) Bora...lütfen!

BORA: kendimi sana yaklaşmaktan alıkoyamıyorum...

***************************

cagrib
31-08-09, 23:49
Naz ve Bora’nın ortak yürüttükleri projesinin 10.gününde, sevgililer gününe sadece 2 gün kala Tarık ofisinin kapısının tıklatılmasıyla başını kaldırır ve bir “girin “mırıldanırken Naz’ın kapıyı çalmadan önce hazırladığı gülen yüzü görünüyordur...

“ Tarıkcığım, gelebilir miyim?”

“ gel tabi...ne zaman izin aldın ki!”

“ Az önce...”

Tarık yerinden kalkarak elindeki kağıtları masasının sağındaki büyük panoya yapıştırır ve elleri pantolonunun cebinde, gereksiz bir şekilde panoyu izlerken Naz genç adamın yanına gelir...

“ Bozuk muyuz?”

“ yoo...”

“ayrıldık mı?”

Tarık kaşlarını çatarak Naz’a dönerken, sanki olan bitenin farkında değil gibi davranıyordur....zira derhal cevap verirse birkaç gündür normalden bir hayli az konuştuklarının farkında olduğunu açıkça ortaya koymuş olacaktır.... halbuki Tarık kesinlikle bunu kendine problem etmiyor, hatta unuttuğunu bile düşünüyordur...bunun için birkaç saniye sonra bir farkındalık yaşayarak gülümser...

“bilmem, sana sormalı..”

Naz kaşını kaldırarak panoyla Tarık’ın arasına girer....

“numara yapıyorsun?”

Tarık sinirlerinin nasıl bu kadar gerildiğini anlayamazken konuşur..

“ Pardon ama numara yapacak ne dedim ben?”

“ bilmem, sana sormalı...-günlerdir suratıma bakmadın şimdi de gelip bana ayrıldık mı diye pişkin pişkin soruyorsun, ne biçim kadınsın, ne yüzsüz arkadaşsın sen- desen daha açık olurdu..”

Tarık bir an ne diyeceğini bilemezken, Naz lafa girer...

“sakin ol, bunları sen değil, ben söyledim..”

“ben öyle birşey demezdim...her ne olursa olsun!”

“bilyorum, o yüzden de ben dedim...Tarık ben özür dilerim, sana kendini kötü hissettirdiysem-“

“ bir dakika, nerden çıktı bu?”

“ Yani benim Borayla yakınlığımdan ötürü insanların sana olan bakışları değişti... ve seni çok yalnız bıraktım...eğer buna içerlediysen—“

“yok öyle birşey!“

“ Tarıkk??”

Genç adam susarken Naz başını sallar...

“ bak...milletin konuşmaları geliyor kulağıma bir şekilde...eminim sana da...şirketin içinde, dışında herkes bizden bahsediyor...”

“ farkındayım...Bora’nın yeni avı Naz Özkul...ve aldatılan zavallı eski sevgili, bir zamanlar sosyetenin en gözde adamı Tarık Tekelioğlu...”

“ Tarık...ben, cidden özür dilerim...niyetim kesinlikle seni bu konuma getirmek değildi..sen bu oyuna başlayalım dediğinde aklıma bile gelmemişti böylesi bir durum...”

“ Biliyorum...fikir benimdi...”

“Öyleyse...barıştık mı?”

“küsmüş müydük?”

“sen küsmüştün!”

“ kaç gündür yüzüme bakmayan kimdi?”

“ özür dilerim...konuşmaya cesaret edemedim çünkü...bana kızgın olduğunun farkındaydım...”

“evet, kızmıştım..ama sana değil, o ukalaya...”

“ neden?”

“ tabi ki, beni çalışanlarımın gözünde küçük düşürdüğü için...bu oyuna alet olup ona malzeme verdiğim için!”

Naz beklemediği bu cevap karşısında suçunu kabullenerek başını sallarken Tarık gözlerini devirir...

“suçluymuşsun gibi bir de, süt dökmüş kedi gibi başını sallama bana...”

“kediler baş sallamaz...“

“Nazz!”

“pekala.. o zaman kim suçlu?”

Tarık ellerini açarak

“kimse!Ortada özür dilenecek bir şey yok, hatta kızılacak bir şey de yok.. niye kızıyorum ki?!hangi sıfatla...istediğin buydu ve istediğini aldın...”

“ yapma Tarık...daha fazla üzme beni...”

“ ben mi?niyetim bu değildi, afedersin...ee nasıl gidiyor Borayla?...”

“ Harika...Melisa’dan da ayrıldı...aramızda hiçbir engel kalmadı...”

“ Sevindim...”

Naz gülümseyerek Tarık’a bakar ve başını yana eğerken....

“ hiç sanmıyorum!”

Tarık sinirle masasına oturur...

TARIK:yapma şunu...

NAZ: ben hiçbir şey yapmıyorum...sadece hangi duygunun sahte, hangisinin gerçek olduğunu anlayabilecek kadar tanıyorum seni!

TARIK: öyle mi?

Genç adam dişlerini sıkarak Naz’a bakar ve tekrar ayağa kalkar...masanın etrafında dolaşır ve panonun önünde duran kadını belinden yakaladığı gibi kendine çekerek duvara dayarken gözlerinin içine bakıyordur...

“şimdi ne hissediyorum sence?”

Naz Tarık’ın, dudaklarına vuran nefesiyle yutkunurken genç adam onun aralanan dudaklarına eğilir ve sertçe öperken Naz Tarık’ın kollarına tutunarak ağzını açıyor ve onun diliyle çarpışıyorken ikisi de bir an sonra savaşır gibi öpüşüyor, belki de aslında öpüşür gibi savaşıyordur... Naz’ın elleri Tarık’ın saçlarında, hızlı nefeslerle anın keyfini çıkartmaktadır...Tarık Naz’ın alt dudağını emerek yavaşça genç kadından ayrılır ve ani bir şekilde geriye dönüp masasına giderken Naz dudaklarını yalayarak derin bir nefes alır…

TARIK: üzgünüm..

Naz başından aşağı bir kova kaynar su boşalmışçasına kaşlarını çatarak, ikinci kere aynı tuzağa düştüğü için hayıflanıyor ve şimdi şaşkınlıktan çok öfkeyle, masasına oturup saçlarını geri atarak önündeki kağıtları okuma çabasına giren adamı izliyordur...

NAZ: bütün söyleyebileceğin bu mu?!

TARIK (başını kaldırır) ne söyleyebilirim!sana yeni sevgilinle mutluluklar dilemekten başka?...

Naz ezilmiş dudaklarını ısırarak yutkunur...arkasını dönüp odadan sert bir şekilde çıkarken Tarık şakaklarını ovarak arkasına yaslanıyordur...


NAZ: ben de üzgünüm Tarık, çok üzgünüm! bunu sen istedin...sakın beni suçlama!

Bölüm Notu: Değerli katkılarından ötürü biricik Yazar arkadaşım Sevgili Spotless'e teşekkür ederim:love05:

İzlerin benim için çok değerli...bütün platformlarda:icon_whis

Bu Bölüm SECRETWORLD'e adanmıştır...

ua_nazlyy
01-09-09, 19:56
herşey çok komikti, ve çok ciddi. sanki yarın ölecekmiş gibi sarılırken, yeni doğmuş gibi dokunuyorduk. herşey bir şakadan ibaretti, bense ancak bu kadar güldürebilir beni bir erkek diyordum...
NAZ..
ŞİİR GİBİYDİ AŞK..
Tarık ve Naz iskelede yanyana oturuyorlardı..Tarık gülümseyerek döndü..
Tarık:Birşey söylesem?

Naz hiç ona bakmadan sırıtır..
Naz:Ben daha çok derim..
Tarık:Sana bişey yazdım..
Naz gözleri parlayarak döner..
Naz: Şarkı sözü? Hadi hemen oku..
Tarık:Bu sefer ki şiir..Ama bi melodi uydurursam neden olmasın der ve yanağına usulca bir öpücük kondurur..

Naz Tarık'ın dizlerine yatar,gözlerini kapatır..
Naz:Dinliyorum..
Tarık saçlarını okşamaya başlar...

Öyle bir dalga ki

hayal edemez geçerim ömründen

sertçe adımları yıldızların

bir ay tutsak eder avuçlarında

sonrası yalandan, çocuk oyunu desen.

Tenine kum doluyor her rüzgar başı

çalan kilise çanları gibi aklıma

kadınlardan büyülü bir tül ucunu sezdiriyor

gerisi yok, biliyorum

ansızın gece bastırıyor fırtınalarda

yalnızlığına kim desem, ne desem

bir çiçek ama ismini unutsam

hepsi bir düş olsa

Ya da inansam yalanına

nasıl ki kandım insan olduğuma

uyusam, geceye değin

dokunsam geceye değin

sonrası gerçekten, çocuk oyunu işte

çocuklara oynanan

adamlara oynatılan

kadınlara oynatılan

öyle bir yıldırım ki

tutuşturduğu ormanlardan doğan

ıslık sesleri birbir tutarken köşelerini

mevsimin hangisi

unuttuğum ayın ismini

kıyıda yazardım dalgadan önce

ışıklar bulur martılara yazardım fırtına sissizliğinde

şimdi nasıl inandıysam insan olduğumuza

öyle bir ben ki

biliyorum

bir avucun kumu bile

uçuyor fırtınayla denize

ve öyle bir sen ki..

Naz gözlerini açar..
Naz:Evet öyle bir ben ki?
Naz kalkar ayağa
Tarık kollarını arkaya yaslayarak yaylanır ve sırıtır..

Tarık:Ve öyle bir sen ki..İşte onu bende bilmiyorum..
O da kalkar ayağa..
Naz iki eli belinde..
Naz:Tarrrıkkk..Devam et çabuk çabuk çabuk..Öyle bir ben kiii? (gözlerini kocaman açar)
Tarık yavaşça yaklaşır dudaklarına bir öpücük kondurur...
Tarık: Ve öyle bir sen ki,dalgalar sessiz kalıyor güzelliğinde..
Naz belindeki ellerini Tarık'ın yüzüne kaydırır ve onu tutkuyla öper..Bu sırada güneş batmaktadır...


SON

brs-sym
01-09-09, 20:22
Yalnızlık ve Aşk/9


Korkuyla titreyen parmaklarını yüzüne götürür. Gözlerinden akan yaşları yavaş hamlelerle siler. Karşıdan gelen birisini görür, gözlerini kısıp gelen kişiye yoğunlaşır. Korkuyla dolu bakışların altından anlam vermediği sevinçli sesiyle seslenir gelen kişiye.


“ Buradayım.”



Gelen kişinin kim olduğunu bilmeden böyle bir şey söylemesine kendi kendine anlam veremez.



Birkaç saniye sonra gelen kişiyi net bir şekilde görür ve titreyen parmakları duraksar. Korku dolu yüzünün yerini mutluluk alır. O gelmiştir, karşısındadır. Jöleyle karışmış dalgalı saçları arasından gülümseyen ela gözlerine kilitlenmiştir.



Elini ona doğru uzatır. Tarık ona yaklaşan eli görünce gülümser.


Naz’ın elini zarif bir şekilde tutar ve dudaklarına götürür. Dudaklarının sıcaklığını elinin üzerinde değil bütün vücudunda hisseder ve gülümseyerek uyanır.



Pikeye sarılmış bacaklarını vücuduna çeker. Karışmış saçlarını bir hamleyle düzelterek gülümseyip kalkar. Ve telefonuna uzanır. Cevapsız aramalara bakar, Pınar aramıştır. Pınarı arar ve dolabına yönelir. Bir yandan konuşuyor bir yandan da kıyafetlerine bakınıyordur.



“ Nasılsın canım, dün gelmedin okula?”



“ Biraz rahatsızlandım ama şimdi iyiyim. Ben yokken neler olmuş anlat çabuk.”



Naz tereddütle konuşmaya başlar.


“Yok… Yok, bir şey. Aynıydı işte dersler falan. Bu arada Knox’la ayrıldık.”



“ Biliyorum, en doğrusunu yaptın.”



Naz aynadan kendisine bakıp gülümserken bir an duraksar.



“ Sen nerden biliyorsun?”




“ Demet söyledi. Dün akşam neler oldu sen onu anlat.”



Naz yüzünü buruşturur. Pınar, sanki oradaymış gibi konuşmaya başlar.



“ Hiç yüzünü buruşturma. Bu hoca aklını aldı herhalde. Demet yumurtlar biliyorsun.”



Naz, dilini ısırır.



“ Of, ya! Ne yaptım ben? Pınar, sende gelmeyecek günü buldun. Sen olsaydın sana söyleyecektim. Ne bileyim o an yanımda o vardı.”



“ Güzelim, yapacak bir şey yok. Bari kimsenin haberi olmadan Demet’i sustur. V eşimdi anlatmaya başla. Merak etme canım ben senin dostunum benden sır çıkmaz.”



Naz, güler.



“ O kadarını biliyorum.”




Naz, koltuğuna serpiştirdiği kıyafetlerinin arasına oturur ve tişörtünün ucuyla oynamaya başlar. Dün akşama dalıp, yaşadığı tüm duygularını dostuna anlatmaya başlar.




---




Siyah kumaş pantolonunun üstüne bordo bir gömlek giyinir. Yakasını düzeltip siyaha yakın tonlardaki kravatını bağlar. Saçlarını toplar ve parfümünü sıkar. Son olarak ta, hızlı bir hamleyle gözlerinin altına sürmeyi çeker.



Her zamanki istikamette ilerler. Okula varır.



Mutluluğu gözlerinden okunan hocamız, odasına doğru ilerler.



Karşıdan müdür gelir.



“ Tarık, toplantı başlamak üzere. Yarım saat erkene aldık. Hadi.”



“ Tamam, geliyorum.”



Tarık toplantı salonunun yolunu tutarken camın arkasında kalan bahçede Naz’ı görür. Pınar’la beraber sohbet ederken bulur onları. Gülümser ve salona girer.



---




Pınar, kahkahayı basar.



“ Süpersiniz ya! Bu ne hız kızım? Aman aman nazar değmesin.”



“ Sessiz ol. Duyan olacak.”



“ E, Demet’i susturdun mu?”



“ O işi hallettim.”



“Knox’ı salla zaten. Biliyorsun ben pek haz etmezdim kendisinden.”




“ Neyse boş ver onu. Bugün nasıl olacak çok merak ediyorum.”



Ve sınıflarına doğru yönelirler.



Tarık’ın saatler süren toplantısı öğle yemeğine yakın bir zamanda biter. Toplantı salonundan çıkan birkaç hoca ve eğitim görevlisi diğer kişiler etrafa koşuştururlar. Tarık’ta dersine yetişmek için hızlı adımlarla odasına girer. Aynanın önüne geçip saçlarını açar ve kravatını çıkarır. Yakasından iki düğmeyi açıverir.



Müzik odasına girer ve bekleyen öğrencileriyle yine hoş bir ders geçirir.


Her zamanki gibi bayan öğrencileri ders sonunda etrafına üşüşüp, bir sürü sorular sorar.




Onlara cevap yetiştirirken, kapının önünden geçip ona gülümseyen Naz’ı görür. O da karşılık verip gülümser. Naz yavaş adımlarla yemekhanenin bulunduğu kampüse doğru ilerler, Pınar’la beraber.



“ Vay, şimdi de liseli âşıkları mı oynayacaksınız.”



“ Ne bekliyordun? O benim hocam, okul içinde.”



“ İyi, tamam da senin kinin etrafında bir sürü kız var. Kapmasınlar.”



“ Ben kaptırmam.”



Naz imalı bir bakış atar Pınar’a. Pınar güler.



“ Öyle birini kaptırmak aptallık olurdu zaten.”




---




Naz’la Pınar yemeklerini alıp bir masaya yerleşirler. Naz etrafına bakınmaktan yemeğine odaklanamaz.



“Naz, merak etme gelince gelir yanına.”



Naz, yemeğinden bir kaşık aldığı anda omzuna bir el dokunur. Heyecanla döner arkasını, gelen Alp’tir.



Naz’ın somurtan yüzünü görünce, Alp;



“ Naz, benim. Başkasını mı bekliyordunuz?”



Alp masaya oturur.



Pınar Naz’a soru soran gözlerle bakar.



Naz Alp’e yönelir.



“ Knox’la ayrıldım.”




“Evet, biliyorum. Bütün okul biliyor.”




Naz bu lafın üzerine yudumladığı limonatayı zor tutar ağzında.



“ Nasıl herkes biliyor?”




Pınar, güler.



“ Kızım, bilmiyor musun okulu? Dedikodu hemen yayılır.”




Naz kısık sesle;



“ Bende bundan korkuyorum ya zaten.”



Alp, Naz’a döner.



“ Neyden korkuyorsun?”




Naz, anlatmaya başlar.



“ Senden mi saklayacağım.”



“ Neyi?”



Pınar duraksar;



“ Hadi anlat Naz. Bizden başka güveneceğin kimse yok zaten. Dök içini güzelim.”



Alp meraklı gözlerle Naz’a döner. Naz anlatmaya başlar.



Naz, konuşurken karşı masadaki Tarık’ı fark eder, birkaç saniyeliğine gözlerine kilitlenir ve gülümser.




Alp’le Pınar’da Tarık’a döner. Onlar da gülümser. J




Rojda’nın Tarık’a olan bakışlarını bir süre sonra fark eder Naz.




Tarık yerinden kalkıp Nazların olduğu masaya doğru ilerler.

spotless
02-09-09, 01:45
Koşar adımlarla kantinin bahçe kapısından içeriye girer.
Yürüyen merdivenlerde yakalar Naz ve Peri’yi.

Tarık: “Beni de bekleyin”

Naz bir an durur, kızgınlıktan çok şaşkın bir ifade ile

Naz: Anlamadım?

Tarık: Ders diyorum, ben de geliyorum.

Naz: Peri ben de algılamayla ilgili bir sıkıntı var galiba ya da dur, o sıkıntı
daha çok onun algısında gibi, ya bela mısın sen başıma arkadaşım,
gitsene sen bankana, aaa amaa..

Peri: Naz sakin ol biraz..

Naz: Ay neyine sakin olucam ya.. (Tarık’a dönerek) Gelemezsin derse
falan, yeter bu saçmalık..

Tarık: Niye burası özgür bir ülke, istediğimi yaparım.

Naz: Özgürlük kitaplarda canım, şimdi sen gidiyorsun, biz de derse
giriyoruz.
Tarık: Ama olmuyor Naz burda öğrenim aşkıyla yanıp tutuşan genç bir
beyni engelleyemezsin.

Naz: Yok engellemicem, tokatlıcam şimdi ben o beyni şap şap, tutmayın
beni..

Naz gözlerini koca koca açmış Tarık’a doğru bir adım atarken, açılan
kapıdan koridora yükselen sesle durur.

Yusuf Hoca: Ee hadi kızlar, benim bildiğim öğrenciler hocayı bekler ama
gelemediniz bir türlü..

Peri:Şey hocam geliyoruz şimdi, arkadaş birşey sordu da..

Yusuf Hoca: Hadi sallanmayın..

Naz gözdağı vermek için Tarık’a sinirli bir şekilde bakarak sınıfa girerken,
Tarık’sa umursamazca gülümsüyordur.

Yusuf Hoca kızların arkasından kapıyı kapatmak üzereyken, Tarık
çekingen bir bakışla bakar önce, sonra sevimli bir sırıtmayla henüz aralık
kapıdan içeri süzülür..

Naz ve Peri bilgisayarlarında yerlerini almışken, Tarık yanlarındaki üçüncü
bilgisayara yerleşir.

Sınıfın bilindik sesleri arasında ders başlamıştır.

Hocam sınavlar okudunuz mu?

Pardon da okusam ne yapacaksınız? Ortalamayı 12’nin üstüne
çıkaramıyorsunuz?

Valla iddialıyız hocam bu sefer 15’i zorlıcaz..

Tarık sessizce Naz’a yaklaşarak, “50 üzerinden falan mı?”

“Iı ıı 120 üzerinden..”

Onu görücez, siz bu performansta dersi kaynatmaya çalıştığınız sürece
10’un altını da görürsünüz bence.. Hadii başlıyoruz, geçen dersin
sonunda, overloading’e kısa bir giriş yapmıştık..

Şimdiii.. Önce küçük bir kod yazalım,sonra çıkıp gidicez.

Bu sözün üstüne sınıfta homurdanmayla karışık bildik gülüşmeler
duyulmaya başladı.

Peri :Ay küçük bir kod dedi ya..Yandık 3 saat blok gideriz şimdi.

Tarık sesinin tonunu ayarlayamaz..”Nee, o kadar sürüyor mu??”

Yusuf Hoca uyarır bir biçimde sert bir bakış atar..

Tarık: “Aferin Tarık, kızla konuşmaya geldin bilgisayar dersinde rehin
kaldın” Sessizce kafasını masanın altına doğru sokup, Sadri’ye telefonla
toplantıya yetişemeyeceğini haber vermeye çalışırken, omzuna sertçe
dokunan elle kafasını kaldırmaya çalışırken masaya çarpar.

Tarık: Ahhh..

Yusuf Hoca: Birşeyin yok ya?

Tarık: Yok hocam iyiyim..

Yusuf Hoca: Normal iyi olman tabii kafa boş olunca..EE yeni öğrencim
derse iştirak etmeye pek niyetin yok sanırım..

Tarık: Yok hocam bayılırım ben bilgisayara?

Yusuf Hoca: Bilgisayara derken?

Tarık: Yani çok severim, arkadaş gibi büyüdük biz onla..

Yusuf Hoca: Birincisi bilgin olsun diye söylüyorum, bu bölümde bilgisayar
dersi diye bir ders vermiyoruz, ikincisi kalkıp klavyenin başına geçiyorsun.


Tarık kaderine razı olmuş bir şekilde projektöre bağlı bilgisayara doğru
ilerler.

Yusuf Hoca: Küçük bir class yazıyorsun önce?

Tarık: Class?

Yusuf Hoca: Evet class, içine de minik bir overloading örneği, detay
birşeye gerek yok, bu kadarını yaz yardım edicem ben sana..

Tarık: Overloading örneği

Yusuf Hoca: Evet overloading..

Tarık: Overloading?

Yusuf Hoca: Overload edicem şimdi ben seni..Sınıfta gülüşmeler yükselir.
Kızlar nerden buldunuz bu keçi sakalı, baksana çocuk 5 kere söylemeden
algılamıyor.

“Of düşün Tarık düşün, salla bişeyler, veri yapıları, hımm, bi kere daha
rezil olma Naz’ın önünde ..”

Tarık: Hocam ben, First in First Out (İlk giren ilk çıkar) anlatsam size.

Yusuf Hoca: Yok ciddi bir problem var ama bende mi onda mı
anlayamadım, ne bu canım paratoner gibiyim, bütün delileri
çekiyor muyum ne?

Tarık: Ne?

Yusuf Hoca: Güzel yavrum, evladım, ders data structure değil ve de biz
genelde burada Last in First Out (Son giren ilk çıkar) kuralını uyguluyoruz
ve sen gidiyorsun. Çık sınıfımdan..

Tarık: Ama hocam..

Yusuf Hoca: Unuttum tabii, 5 kere söylemeden anlamıyordun sen, birincisi
burası bir üniversite kreş değil, öyle gelip küt diye derse giremezsin, hadi
geldin dersimi sabote edemezsin., çık dışarı..

Tarık: Ama..

Yusuf Hoca: Bak hala tekliyor bozuk plak gibi, çık dışarı eşşek herif.

Tarık son işittiği sözlerle karizmanın son damlasını da tüketmişken, ağzını
cevap vermek üzere açtığında Naz’ın endişe dolu yüzüyle karşılaşıp
dilinin ucuna kadar gelenleri yutar, “affedersiniz hocam.”

Sınıfın kapısı tam kapanmak üzereyken yeniden aralanır, kendisine
dönen bakışlara aldırmadan dudaklarıyla Naz’a küçük bir öpücük yollayıp
seri hareketlerle kapıyı yeniden kapatırken Sınıftan ooooo sesleri yükseliyordur..

Naz gözlerini koca koca açmış, şaşkın bir biçimde bakarken..

Yusuf Hoca: Ee gitti senin Romeo, arkasından öyle melül melül
bakacağına Naz gel buraya sevgilinin yazdığı kodu tamamla bari..

Naz: Ama hocam..

Yusuf Hoca: Yok yani başka ders mi yok benim dersime sokuyorsun elin
herifini.. Bari biraz bişeyden anlayan birini getirseydin. Yok ama bizim
kızımız akıllı diyoruz hop buluyor hemen abudik gubudik adamlara.. Yok
yok sende de var bir paratonerlik. Ay geçen seferki neydi öyle, hani şu
senden küçük olan..

Naz: Hocam o benden iki yaş büyüktü ama..

Yusuf Hoca: Aman neyse, mezun oldu da kurtulduk ondan.. hadi neyse
yeter bu kadar tantana, hem size anlatmış mıydım çocuklar, ben
Amerikadayken...

Sınıftan koro halinde bir ses yükselir.. “Ya hocam yine mi yaa..”


Peri:Çok yoruldum ya beynim süngere döndü resmen..


------------------- ------------------- ------------------- ------------------- ------------------- -------------------



Naz:3,5 saattir dersteyiz normaldir .. Gerçi Yusuf Hoca dışında hiçbir güç
bu kadar derste tutamazdı beni.. Gözümün önünden geçiyor valla,
for int i=0

Cümlenin devamını Peri tamamlar..

Peri: i=0 to Tarık öpücük plus plus..

Naz: Ya Allahım ne talihsiz, ne bedevi insanım ben ya, en iyi arkadaşım
bildiğin süzme deli, kardeşim desen ayrı çatlak, ay bir de üstüne
tanıştığım çocuk sapık çıktı.

Peri: Fazla yakışıklı bir sapık ama..

Naz: Ee sana ayarlıyım istersen canım..

Peri: Yok ben almıyım canım, ayrıca hakaretini de duymazdan gelmem
karşılığında, gidip bana tarçınlı ve çikolatalı kurabiyelerden alıyorsun..

Naz: Aman iyi alalım bakalım.. Bu arada sen Altunel’in dersine girecek
misin?

Peri: Iı, girmicem..

Naz: Süper o zaman, boşver kurabiyeyi hadi kalk çıkalım, yemek
ısmarlayayım sana..


....................................... ....................................... .......................................


İçeri girdiğinde karşılaştığı manzara ile şaşkın şaşkın etrafı incelerken
annesinin sesiyle kendine geldi..

Cahide: Arıyorum arıyorum, telefonunu açmıyorsun küçük hanım, niye
taşınıyor bu telefon söyler misin?

Naz: Bilmem ev değiştirmek istemiş..

Cahidenin sesi bir üst perdeden çıkıyordur artık

Cahide: Naazzz!

Naz: Aman anne ya, araba kullanıyordum duymamışım.. Kızdın mı
bakıyım sen bana, canım annem benim.. Annesinin yanağına kocaman bir
öpücük kondurur. Hem noluyor bakıyım, herkes bi yere koşuşturuyor seferlik mi ilan etttin yine, rahat bıraksana şu kızcağızları Cahide Sultan..

Cahide: Ay size göre hava hoş tabi küçük hanım, misafirmiş, temizlikmiş
hiçbirinizin umru değil, baban da anca davet etmeyi bilir zaten. Adamlar
öğlen haber verdileer geleceklerini, elim ayağım birbirine girdi resmen.

Naz: Halledersin sen annelerin güzeli..

Naz merdivenlerden odasına doğru yönelirken, Cahide konuşmaya devam
eder
Cahide: Hem ne bu saç kızım Allah Aşkına, eve temizliğe giden kadınlar
gibi.

Naz: Ay anne uğraşma benle ya.

Cahide: Git adam gibi bişeyler giy üstüne, o saçlarını da hale yola sok
biraz..

Naz: Ay aman anne sanki oğullarına kız beğenmeğe gelecekler..

Cahide: Ee biraz öyle küçük hanım, seninkiler geliyor.

Naz: Benimkiler?

Cahide muzip bir biçimde gülümserken..

Cahide: Seninkiler dediysem Tarıklar canım. Güzel kızım benim, artık ne
yaptıysan çocuğa, dayanamadı bak, 2 güne kalmadan seni görmeye
geliyor..

Naz: Belli belirsiz bir sesle..” Zaten Geldi bile aslında ama demek yetmedi
beyefendiye..”

Cahide: Naz ne konuşuyorsun ağzının içinde mır mır mır, hadi sallanma,
hem ne oldu şimdi?

Naz: Üf anne ya birşey olduğu yok..

Cahide: Üflenmez anneye.. Gel bakıyım sen şöyle.. Şefkatle kendisine
benzerliği belirgince farkedilen yüzü okşar hafifçe. Sen böyle alt dudağını
sarkıtıyorsan kesin ters bişey olmuş demektir. Doğru söyle o akşam seni
rahatsız edecek bir şey mi oldu, doğru düzgün bişey de anlatmadın zaten,
sanki o günden beri özellikle kaçıyorsun benden. Doğru söyle Naz, ters bir
tavrı mı oldu Tarık’ın.

Naz: Ay anne saçmalama ne ters tavrı olacak ”düzünü göremedik ki
adamın, ah ben onu ters yüz ederdim bi güzel ama elim kolum bağlı
arada babam var..”

Cahide: Gerçi sen seversin Hulusi Amca’nı.. Ee o da öve öve bitiremiyor
oğlunu.

Naz: Hıı, öyle.

Cahide: Ne biçim hıı o naz?

Naz: Anne açıkçası ben Tarık’la birbirimize uygun olduğumuzu pek
düşünmüyorum..

Cahide: Ee Tarık çok iyi anlaştık demiş Hulusi Amca’na..

Naz: Ne demiş ne demiş?

Cahide: Senden çok hoşlandığını söylemiş işte, Naz’ın yüzünde hafifçe bir gülümseme oluşur..
Cahide: Ve tabii senin de ondan çok hoşlandığını

Naz’ın yüzündeki gülümseme donarken..
“Ben seni Hulusi Amca’ma ispiyonlamayayım, senin şu yaptığını bak bay ukala, ama görürsün sen..”

Naz: Ona öyle gelmiş annecim, aslında biz iyi anlaşamadık hatta
anlaşamadık diyelim..

Cahide: Ee kızım uydun babanın aklına, ben sana baştan söylemedim mi
böyle olmaz yani ben bile babanla görücü usulüyle evlenmedikten sonra..
Yok yok aynı halası bu kız delirticek beni..

Naz: Of anne ya, iyi tamam, kabul ediyorum hatalıyım,( dudaklarını
bükerek).. yardım etmeyecek misin bana?

Cahide: Ne yapmamı öneriyorsun evladım, kapıda mı bırakalım adamları,
hem babanın çok eski dostu aynı zamanda birlikte iş yapıyorlar. Pek şık
durmaz böyle bir durum..

Naz: Ee anne sen benim ne yapmamı öneriyorsun, istersen takıyım Tarık’ı
koluma buradan böyle direk evlendirme dairesine

Cahide: Ay saçmalama kızım ben onu mu dedim, hem ben seni sokakta
bulmadım, sadece Tarık’la biraz vakit geçirin, sonra babana ben söylerim,
çocuklar anlaşamamış olmuyor diye..

Naz: Oyy, annelerin bitanesi.. Gel buraya, oh puffym benim, bir daha
öpücem

Naz bir yandan annesinin pamuk kıvamında yumuşak kollarını
mıncıklıyor, bir yandan yanağında sulu sulu öpücükler bırakıyordur.


Cahide: Ay bırak kızım boğacaksın şimdi beni.. Hem git o üstünü değiştir,
Belgin Hanım’ın ukala bakışlarını çekemem şimdi..

Naz: Sen merak etme annoşum, yakıcam bu gece ortalığı..

brs-sym
02-09-09, 03:20
Hatırlatmak amacıyla sezon finalinie ekledim, beğenmeniz umuduyla...

]
Artık kalem, senaristte…




Aşkın en saf halinin bir iki heyecan arayan aralıklarında bulmuşlardı kendilerini. Hırçın dalgalara karşı ilerleyen, gecenin ışık tuttuğu beyazıyla süslenen bir yat… Yatın ön tarafında kendisiyle bütün oluşturan beyazlıkta, müziğin eşsiz yorumu olan bir piano… Parmak uçlarının üzerinde usulca gezdiği bir piyanistin süslediği doğaüstü bir görüntü, denizin benzersiz güzelliğinin arkasında barındırdığı yeşilliğin altında…


Yavaş adımlarla ilerleyen Naz ve Tarık…

Hayallerin alamayacağı bu güzellikte saf bir güzellik katıyorlardı aşklarıyla birlikte…


Göz kamaştıran doğal güzelliğiyle, bu sürpriz karşısında donup kalmış, Naz.

Buzlu bir görünürlüğe sahip beyaz döşemelerin üzerinde tüm çekiciliğiyle doğal güzelliğe uyum sağlayan, bir çift sürmeli…



Naz: İki saniye içinde dersi kırmaya karar verdik ve karşılaştığım bu manzara…


Şaşkınlığını gizlemeyerek ifade eder kendini, susar.


Tarık: Beğenmedin mi?


Naz: Saçmalama! Böyle mükemmel bir şey daha önce hiç görmedim. Nasıl bu kadar çabuk…?


Daha sözünü bitirmeden, ruhunun derinliklerine kadar hissedeceği sıcaklığı dudaklarında bulur.


Tarık: Bu sürpriz ne zamandan beri hazır… Sana ‘o gece’ söyleyeceklerimden sonra buraya gelip güzel vakit geçiririz diye düşünmüştüm. O zamandan beri hazır bekliyor burası.


Naz, belinde hissettiği ellere dokunur ve Tarık’ın kendisini saracak şekilde durmasını sağlayarak ellerini beline iyice dolar ve dudaklarına dokunur.



Naz: Ve ben bütün sürprizi mahvettim.


Tarık, dudaklarında parmak ucuna dokunur, öper.


Tarık: Olanları bir daha hatırlamak istemiyorum.


Konuyu değiştirmek amacıyla başka bir şeye yönelir.


Naz: Bana iki saat yetmez! Birkaç gün okula gitmezsem kalmam.


Tarık: Sınavların?


Naz: Onlara daha var, şu anda ne okulu ne de başka bir şeyi düşünmek istiyorum. Seni ölesiye seviyorum…


Dudakların, piano tuşlarının yavaşlığıyla uyum sağladığı bu zamanda, müziğin ruhun en derinliklerinde hissettirdiği rahatlıkla, aşka kattığı ‘sevgi’yle büyüleniyordu iki aşık…


Dalgalar şimdi diniyor, bu anı bozmak istemezcesine susuyorlardı. Sabahın ilk ışıkları ‘beyaz’ı aydınlatıyor, yanık teninde bir güzellik oluşturuyordu.


Bir telefon melodisiyle irkildiler. Arkaya doğru ilerleyip telefonu eline aldı Tarık.


“ Seni çok seviyorum, senden vazgeçmemi bekleme benden.”



Sadece bir cümleydi onu bu eşsiz güzellik karşısında yeniden dirilten… Onun karşısında, cennetteymiş gibi hissederken birkaç saattir ilk defa gerçek dünyayı hissediyordu Tarık.


Naz: Kimdi, canım?



Tarık kapama tuşuna basar, Naz’a yönelir.


Tarık: Bilmiyorum, sarhoş herhalde saçma sapan bir şeyler söyledi.


Naz: Sabah sabah?


Tarık: Her şey beklenir. Hem sabah değil artık saat 2 olmuş.


Naz: Hadi be, o kadar oldu mu? Neyse boş ver, gelsene buraya. Donup kaldın orda.



Tarık Naz’ın yanına gider, yanına uzanır.


Naz’ın yanık omzuna dokunur, dudaklarını usulca değdirir.


Naz doğrulur, Tarık uzanıyordur hala.


Naz: Güneş yakıcı olur bu saatlerde, güneşlenelim.


Tarık: Sen zaten yanmışsın… Oda da her şey hazır git giyin, ben de şortumu giyineyim.



Naz: Güneş kremi nerede?


Tarık bu soruyu duymaz, ufka doğru dalmıştır.


Tarık (kendi kendine mırıldanır): Tam da her şey çok güzel ilerlerken neden hep bir engel çıkıyor? İşte ben bu dünya da bu sorunu cevabını alamadım bir türlü.



Naz: Tarık? Sen iyi misin?


Naz Tarık’ın omzuna dokunur, Tarık yüzünü sevgilisine döndüğünde gördüğü manzara karşısında…;


Naz’ın gözleri mutluluktan parlıyor, yüz ifadesi de ‘gülümseme’den başka bir şey olamaz… Ancak bu ifade Tarık’ın bakışı altında söner.


Tarık kendisini toparlamak için yalandan bir gülümseme oluşturur yüzünde.



Naz: Kim aradı?



Tarık: Dedim ya, bilmiyorum.



Naz: Peki o zaman ne oldu?



Tarık ellerini Nazın yüzünün iki yanına koyar, kendisine yaklaştırır onu.


Tarık: Sen hiçbir şeyi takma. Ben iyiyim, her şey çok güzel. Sadece biraz dalgınım o kadar. Lütfen Naz, güzel bir tatil geçirelim.



Tarık(içses): Onun böyle bir şey yapacağını hiç düşünmemiştim, Naz’ı kaybetmek istemiyorum; hiçbir şekilde! Buna izin vermem. Aşkımıza kimse karşı gelemez.



Yüzüne yerleştirdiği gülümseme karşısında, Naz kendinden geçer. Gözlerinin içinde kaybolduğu bu adam, hayatta karşılaştığı tek gerçek olan bu kişi; her şeyiyle kendi kalbiyle bir bütün oluşturan âşık’ı…



Aşk’ın doruklarını soludukları hava da bile hissettikleri bu çift’imiz, şimdi mutluluğa yelken açmak istiyor, engeller karşısında olsalar bile.

“ Bende seni ölesiye seviyorum…”

SEZON FİNALİ

[/SIZE]





Yeni Sezon/Naz Özkul=oyunculuk bölümü 3.sınıf




Kalp çarpıntılarıyla sarsılan bir beden… Üzerindeki tülden geceliği bir hamleyle vücudundan sıyırır, karanlıktaki âşık’ına hapsolur.
Parmak uçlarını onun kaslı göğsünde gezdiriyor, dudaklarını hedefine kilitliyordu. Gözlerinden akan mutluluk yıkıp geçiyordu gecenin karanlığını. Küçük aralıkta açık kalmış pencereden esen rüzgâr yalayıp geçiyordu aşkın yüz tuttuğu bedenleri. Hapsoluşu hissediyor, usulca dokunuyordu, korkmadan… Dudakların sıcaklığını bütün bedeninde hissederken dudaklarda son bulmasıyla aralanır ve ismi yankılanır kulakta… Naz… Parmak uçlarının dokunduğu her bir santimetre eskilerde hissedilen dokunuşları usulca siliyor kendince iz bırakıyordu aşkına… Elleri, dalgalı saçlarında geziniyor ve hayaller; işte gerçekleşmesi için arzulanan hayaller gerçekleşiyordu. Hissedilen yalınlık ve aşk birleşiyor. Bütün hislerin tercümanı; aşkı yaşıyorlardı.


Kömür karası düz saçların üzerinden akıp geçiyordu elleri, ruhta hissedilen sıcaklığın arasından. Bileğini kavrayan el, vücuduna akarken sızlanan dudaklar aralanan gözlerle son buluyordu.



Pike vücudundan sıyrılıp tahta zeminde duraksıyor, dokunuşların hafiflediği dakikalarda ise çıplak vücudunu sarıyordu.


Saçlarının dağılan her bir yerini eliyle düzeltiyor ve sevdiği adamın gözlerine hapsoluyordu derinlerde. Hissediyordu… Aşkı, tutkuyu… Kaybetmekten korkarmışçasına bakıyor, hiç yok olmayacakmışçasına içine çekiyordu ela gözlerin mükemmelliğini. Tahta zeminli, açık kahveye dayalı odanın ortasında usulca yayılmış yastıkların üzerinde tüm asilliğiyle duruyordu iki âşık… Dokunuşları yavaşladığı anda, tekrar birleşiyordu gözler gecenin en tutkulu seslerinde.


“Beni bırakmayacaksın, değil mi?”


Loş ışığın yayıldığı odada, gözle görülür bir şekilde sırıtır, Tarık.

Kendinden son derece emin bir ifadeyle cevap verir;

“ Kesinlikle, hayır!”


Tarık, küçük dokunuşlarıyla parmaklarını Naz’ın yüzünde gezdirir. Son olarak gözlerine gelir ve göz kapaklarını indirir gibi yaparak fısıldar; ‘şimdi uyu…’


Loş ışığın altında parlayan ela gözleri son bir kez siyahla bezenmiş gece rengine kayar. Ve dudakları, sevdiği kadının alnında son bulur. Sıcaklığıyla kavrar sevgilisini, uykusuna bırakır.


Sabahın ilk ışıklarıyla kırpıştırır göz kapaklarını. Hafif açılmış pencereden süzülen güneş ışığı omzuna düşer. Sağ tarafına döner ve eliyle yoklar yastıkların buluştuğu noktayı. ‘Naz?’


Merdivenlerden gelen sesleri işitince yataktan doğrulur. Beyaz ip askılı elbisesinin altına giyindiği parmak arası terliklerini yere sabitlemiş gülümseyerek bakıyordur Tarık’a.



‘Günaydın’



Tarık şaşkınlıkla Naz’a bakıyordur.’ Neden gelmiyorsun yanıma?’



Naz, parmak uçlarını yere sabit tutarken gülümsemesini yüzünden eksik etmeyerek imalı bir bakış atar Tarık’a.



Tarık ise soru soran gözlerle yönelir. Yastıkların arasından iyice doğrulup olduğu yerden kalkar ve pike üzerinden düşerken üzerine siyah işaretlerle dolu bir şort giyinir.



Saçlarını bir hamleyle arkaya atar ve Naz’a doğru ilerler.



‘Sana bir sürprizim var, aşkım.’




Tarık, yine meraklı bir yüz ifadesine bürünür. Ve Naz’a yaklaşır. Vücudunu kendisine çeker ve ellerini Naz’ın beline dolar. Bakışlarıyla büyülerken, sırıtışıyla da deli eder Naz’ı. Alnını usulca Naz’ın alnına değdirir. Dudaklarına sıcacık bir öpücük kondurur ardında ıslaklık bırakarak.




Tahta merdivenlerden aşağı kata inerler yavaş adımlarla arkalarında çatı arasındaki dakikaları bırakarak.



Elini Naz’ın beline dolar, Tarık. Ve başına bir öpücük kondurur.



‘Bu sürprizi merak etmeye başladım.’




Naz, imalı bakışıyla Tarık’a uzun uzun bakar;


‘Biraz sabret.’



Yüzünde oluşan küçük bir gülümsemeyle ilerler küçük evde. Mor rengine bürünmüş oturma odasında, beyaza çalan rengiyle odaya asillik katan boy aynasının önüne gelirler. Yan tarafta, özenle hazırlanmış bir kahvaltı masası ve beyaz renginin arasından lila işlemeli şekillerle donatılmış masanın ayak kısmının kenarına yerleştirilmiş hediye paketi duruyordur.



Tarık, Naz’a döner yüzündeki küçük gülümsemeyle. Halinden memnuniyeti anlaşılıyordur.



‘İyi ki varsın. Beni hayata bağlayan tek anlamım. Seni seviyorum. Mutlu yıllar.’




Dudaklardan dökülen bu saf sözcükler anlatıyordur aşkı, gerçek duyguyu. Hapsolunmuş gerçeği…


Dudaklara dokundurulan kadifemsi dudaklar anlatır gerçeği, tüm şehvetiyle.



Ve yine o, Naz’ı deli eden sırıtışı yer alır mükemmel yüzünde.



Naz, cevabını sabırsızlıkla beklerken gözlerini Tarık’ın sırıtan dudaklarından alamıyor; yine dalıyordu eşsizliğinde.



‘Tamamen unutmuşum.’


Naz kendinden emin bir bakış atar Tarık’a.


‘ Ben unutmam.’





Naz’ın günlüğü;


Hislerin tercümanı olan kelimeler… Aşkın tadını kalbe dayanana dek hissettiren dakikalar… Dokunuşların konuştuğu, rüzgârın biçimsiz hayata yüz tuttuğu gerçeklik tam anlamıyla dökülüyordu ruhun ardında kalan çıplaklıkta… Aşkın çaresizliğini, ateşini, gururunu, aldatılmış kalpleri konu alan yeni bir sezon.



Aşk’a aşık kalın…

ummu88
02-09-09, 17:13
8. bölüm

Naz: ay ne oldu buna

Filiz: ben bakayım


Filiz ardında gider. omzuna dokunur “abi ne oldu”

Tarık: yok bişey

Filiz: abi anlatmayacak mısın?


Tarık: anlatılacak bir şey yok bitti mi eğlenceniz bittiyse gidelim

Filiz: tamam haber vereyim

Tarık: arabada bekliyorum


Arabada

Naz: ne oldu şimdi neden kızdın

Tarık: kızmadım

Naz: neden o zaman çekip gittin. Tamam, canım o zaman yapmadım ama şimdi yapayım o kadar istiyorsan çorba bilmiyorum ama öğrenirim Tarık ağabeycim sen o kadar benim için uğraşıyorsun ben senin için bir çorba yapmışım çok mu?

Tarık: istemem

Naz: olsun ben yinede yapayım

Tarık: istemem dedim anlamadın herhalde geç kaldın

Naz: of iyi bende yapmam

Arabayı durdurdu. Herkes indi.

Filiz: abi gelmiyor musun

Tarık: yok biraz dolaşacağım

Naz: iyi akşamlar

Tarık hiç cevap vermez. Tarık cevap vermeyince naz öfkeyle döner merdivenleri çıkmaya başlar.

Filiz: iyi akşamlar naz ümit

Ümit: sana da filiz görüşürüz iyi akşamlar Ayşe
Ayşe gülümseyerek başını eğer

Ayşe filiz eve yönelir ümit eğilir “sağ ol bize zaman ayırdığın için”

Tarık eliyle ümit’in kolunu dokunur “önemli değil görüşürüz”

Araba ile uzaklaşır.

Ümit naz’ın ardından koşar “naz napıyorsun sen “

“napıyorum “

“insan o kadar uğraşıyor öyle çekip gider mi sorar neden kırıldın diye”

“of ya çok alıngan oldu ben oysa aramızda ki bir anlaşmazlığı çözdüm sanıyordum”

“demek ki çözememişsin sadece suçladın adamı “

“öyle mi yaptım”

“evet, aynen bence kendini affettirmelisin”

“iyi ben yarın konuşurum hadi iyi geceler. Çok yorgunum”


Tarık: alo Sadri nerdesin gelsene tamam sahildeyim gelirken içecek bir şeyler getir boğazım kurudu”

Sadri: ne bu halin oğlum ya

Tarık: of Sadri delireceğim tamam mı delireceğim naptımsa hala abi diyor ya Sadri napacağım söylesene

Sadri: açıkça söyle sevdiğini neden çekiniyorsun

Tarık: ya hayır derse gülerse

Sadri: hiç olmazsa gerçek duygularını bilirsin

Tarık: hayır dayanamam belki ileride anlar, hı anlar mı sence

Sadri: bilmem

Tarık: sen ne bilirsin ki söylesene
Denizi izlerken peş peşe yuvarlamıştır şişedekileri

Sadri: yavaş şarhoş olacaksın bak sonra Hulusi amca eve almaz ona göre

Tarık: keşke olsam her şeyi unutsam sonra uyansam hiçbir şey hatırlamasam olmuyor işte ya

Sonra diline dolanan şarkıyı söylemeye başlar. Ayağa kalkmış bir taraftan şarkıyı söylüyor bir taraftan sallanıyordu.
Sadri denize düşmemesi için tuttu.” Of be oğlum ne aşkmış ya duman oldun dağıldın gitti”

Öyle sarhoş olsam ki
Bir an seni unutsam
Unutsam bugünleri
Yarınları unutsam

Öyle sarhoş olsam ki
Bir an seni unutsam
Unutsam bugünleri
Yarınları unutsam

Öyle sarhoş olsam ki
Bir daha ayılmasam
Herşey bir rüya olsa
Unutarak uyansam

Öyle sarhoş olsam ki
Bir daha ayılmasam
Herşey bir rüya olsa
Unutarak uyansam

Seni gördüğüm günü
Sevdiğimi unutsam
Bir başka dünya bulsam
İçinde sen olmasan

Seni gördüğüm günü
Sevdiğimi unutsam
Bir başka dünya bulsam
İçinde sen olmasan

Öyle sarhoş olsam ki
Bir daha ayılmasam
Herşey bir rüya olsa
Unutarak uyansam

Öyle sarhoş olsam ki
Bir daha ayılmasam
Herşey bir rüya olsa
Unutarak uyansam

Öyle sarhoş olsam ki
Bir an seni unutsam
Unutsam bugünleri
Yarınları unutsam unutsam


http://www.izlesene.com/video/tv-baris-akarsu--oyle-sarhos-olsamki/200376

Sadri anahtarı aldı arabaya taşıdı eve kadar getirdi. “e geldik Tarık hadi uyan “

Tarık: hı nereye geldik ben nerdeyim

Sadri: eve geldik ama seni böyle nasıl eve sokarım bilmiyorum

Tarık: bende

Sadri “alo filiz hı aşağı insen iyi olacak gibi “

Filiz bir koluna girer Sadri diğer koluna

Filiz: ya neden bu kadar içti ben abi mi hiç böyle görmemiştim neyi var

Sadri: söylemedi mi

Filiz: yooo söylesene

Sadri: sonra isterse kendi anlatır.

Sonunda odaya çıkarıp yatırdılar.

Sadri: hadi ben kaçtım Hulusi amcaya yakalanmadan

Filiz: ya söylesen ne olur sanki çok sinirli oldu bu ara nedense

Sadri elini kaldırıp “kaçtım “


Naz sabah erkenden kalkmış. Mutfağa geçmiş “ e ben çorba yapmasını bilmem ki hem sabah çorba iyi gitmez ne yapsam”

hasan usta: naz kızım ne istemiştin ben yapayım

naz: yok hasan usta ben yapmalıyım kek nasıl yapılıyo

hasan: tamam ben yaparım canınız kek mi istedi

naz: benim yapmam gerek neyle yapılıyodu

hasan gerekli malzemeleri çıkarır “bunlarla “

naz: şimdi ne yapacağım

Hasan usta söyler naz yapar. Tabi mutfak epey batmıştır. Ama sonunda acemi sansı harika kabarmış cevizli kakaolu çok güzel bir kek çıkmıştır.


Tarık yatağında kıyafetleri ile sızmış kalmıştı. Belgin sabah odasına girdiğinde gördüğü manzara karşısında küçük bir çığlık attı.

“Tarık ne bu halin oluşum neler oluyor söyle”

Tarık annesini sesi ile kendine gelir gibi olur başını hafif kaldırır “anne of başım “ dedikten sonra yeniden kendini külçe gibi bırakır yatağa

“of Tarık kalk leş gibi kokuyorsun kalk banyonu yap bu durum konuşulacak ona göre”

“almayayım ben”

“kalk dedim”

“of iyi tamam off başım “

“o kadar içersen olacağı bu bana bak neden içtin sen yine ne oluyor söyler misin”

“yok anne sahilde Sadri ile biraz dertleştikte biraz fazla kaçırmışız”

“ne derdin var”

“benim değil Sadri bir kıza tutulmuşta onu konuştuk kız buna yüz vermiyormuş taktik istedi”

“taktik”

“hı hı”

“inanayım mı”?

“neden yalan söyleyeyim anne ya hem ben sana ne zaman söyledim ki”

“şimdi oraya girmeyelim sen zararlı çıkarsın”

“of çocukluğumdakileri sayma bana başka yok”

“tabi hiç yok dimi istersen pistlerden başlayabiliriz”

“of tamam bir defa oldu hadi çık “

Tarık ılık bir düş alır suyun altında biraz kendine gelir hazırlanır aşağı iner. Aynı anda kapıdan naz girer elinde kek tabağı ile Tarık bakmadan geçer kahvaltı masasına oturur

Naz: Tarık abi ben sana kek yaptım belki çorbanın yerine kabul edersin seni kırdımsa özür dilerim işin içinde annem ve anılarım olunca çok ters oluyorum

Tarık: gerek yoktu zahmet etmişsin istemediğimi söylemiştim

Belgin: ne oluyor bakayım size naz kızım

Naz: şey dün çıktığımızda hani ben havuza itmiştim ya Tarık abiyi işte onu konuşuyoduk ben biraz ileri gittim sanırım kırdım affetsin diye kek yaptım ama kabul etmiyor belgin teyze söyle affetsin

Tarık: telaşlanma dersleri bırakacak değilim ben başladığım hiçbir şeyi yarım bırakmam o yüzden gerek yoktu

Naz: ondan değil gerçekten şimdi aramızda abi kardeş gibi bir ilişki başladı onun bozulmasını istemem sanki uzun süredir istediğim abiye kavuşmuş gibi hissetmiştim. Hani o yazlıktaki kaza olayını hatırlayınca bana sarılmış duygularımı paylaşmıştın ya lütfen dün akşam kırdımsa özür dilerim söz bir daha öyle suçlayıcı konuşmayacağım lütfen

Belgin: Tarık ne o kümsüsünüz

Tarık: hayır anne

Belgin: e ne bu tavrın kalk bakayım nazdan özür dile oda senden abi olarak affetmek düşer sana

Tarık: gerek yok anne küs değiliz canım sıkkın biraz ondan öğleden sonra derste görüşürüz naz iyi günler

Belgin: nereye

Tarık: işim var anne

Tarık naz’a ters bakış atar çıktı” şuna bak ya ne anlamış ben abi demesini istemiyorum o daha çok diyor boşuna kürek çekiyorsun Tarık boşuna “

Belgin arkasından garip bir gülümsem ile baktı.

Naz: belgin teyze beni affeder mi

Belgin: merak etme ben konuşurum onunla canım kızım benim hadi gel birlikte yapalım kahvaltı

Naz: yok babamlar bekler verip geliyorum dedim

Belgin: tamam kızım eline sağlık


Naz: hoş geldin Tarık abi hala kızgın mısın

Tarık: hayır sabah ki tersliğim için özür dilerim canım sıkkında ondan

Naz: hala o kız mı

Tarık: ya boş ver neyse hadi başlayalım

naz çalmaya başlar

Tarık: hımm çok iyi bir sonraki aşamaya geçebiliriz artık sıra staccato çalışmalarına geldi. Ben önce göstereyim. Dikkatle izle beni kulağında bende olsun tamam mı

Naz: tama tüm dikkatim sende
Tarık: Staccato arşe üzerinde bir baskı uygulanır bu şekilde ve sonra da bırakılır ve her nota üzerinde canlı bir atak gerçekleştirilir Notalar arasında arşe tellerden ayrılmamalıdır. Anlaştık mı göstereyim mi denemek ister misin?

Naz: ben deneyeyim bakalım yanlışım olursa söylersin

Tarık: hadi bakalım görelim

Naz gösterdiği gibi çalmış. “ nasılım “

Tarık: çok iyi devam şimdi ben sana Do-Sol-Re-La tellerini kapsayan diziler çalıyorum
Nota defterinden yerlerini göster bakalım

Naz hemen gösterir. Tarık’ın yüzüne bakar tepkisini görmek için Tarık hafif gülümseme ile başıyla onay verir. Çalmaya geçer. Naz a çelloyu uzatır.”sen çalış yarın tekrar ederiz geçişlerde boşluk yaratma tamam kolay gelsin”

Naz: teşekkürler şey ben hemen başlayayım güle güle

Tarık ilk defa abi dememesine şaşırır yüzünde gülümsem ile “tamam ben kendim çıkarım”

Dışarıya çıkınca “ilk defa söylemedi. oh be belki de sabah ki terslenmemden etkilendi abi sözüne bozulduğumu anladı belki de oda olabilir mi acaba dur hemen sevinme ne yapacağı belli olmaz sakin ol” dilinde bir ıslık merdivenleri ağır adımlarla iner .



Naz bahçeye çıktı çello çalmaya başladı yeni verdiği bölümü tekrar tekrar çaldı.. Tarık çellonun sesini duyunca hemen penceresine koştu onu izlemeye başladı. Uzun süre izledi

Tarık: yok bu böyle olmayacak gidip konuşacağım olacaksa olur olmazsa da olmaz. Kedinin ciğere baktığı gibi bakıp durma sonuçta napacak seninle dalga geçer yapmadığı şey değil hem belki oda ama yok sabah abi kardeş gibi olduk dedi. Ama akşam dersten sonra söylemedi belki oda anladı e ne bekliyorsun yürü Tarık “ odasında dolanmaya başladı. Kendini cesaretlendirmeye çalışmaktaydı. Çellonun sesi kesilince hemen pencereye koştu. Naz çellosunu bırakıp şezlonga uzanıp gökyüzünü izlemeye başlamıştı

Tarık: hadi yürü bir cesaret in konuş bak yalnız
En sonunda koşarak aşağı iner

Hulusi: ne o yine dışarıya mı

Tarık: Yok, baba sıkıldım biraz bahçeye çıkayım dedim

Hulusi: iyi dün fena şekilde geldin bir daha istemiyorum ona göre içeceksen adam gibi iç

Tarık: tamam baba dikkat ederim

Belgin: ne var bahçede otur yanımızda

Tarık: yok, biraz yüzmek istiyorum ondan anne”

Belgin: aman oğlum havalar serin daha

Tarık: merak etme anne gayet güzel ne var ya hazirandayız sıcak hem bişey olmaz ilk defa mı yüzüyorum

Hulusi: yani belgin şeker mi eriyecek değil ya

Belgin: of Hulusi

Tarık bahçeye çıkar naz’ın yanına sessizce gider” iyi akşamlar”

Naz birden sıçrar “ay sen miydin”

Tarık: korkuttum mu özür dilerim

Naz: yok Tarık abi dalmışım birden öyle aniden seslenince boş bulundum ondan

Tarık abi sözünü duyunca bozulur” nasıl çalışıyordun sanırım “

Naz: evet nasıl iyi miydim dinledin demek

Tarık: evet pencere açık olunca geldi sesi iyiydi. Dinleniyorsun sanırım sınava az kaldı

Naz: evet çok korkuyorum

Tarık: korkma alt taban puanı düşürdüler merak etme aşacaksın ben inanıyorum. Dershaneye gitmesen bile geçerdin sen ve ben iyi bir puan alacağından eminim

Naz: inşallah tabi birde sonra yetenek sınavı var

Tarık: korkma onu da aşacaksın

Naz: inşallah sayende olacak

Tarık: yok canım kendi başarın olacak demek ki isteyince oluyormuş

Naz: evet yinede desteğin olmasa yapamazdım iyi ki varsın

Tarık: öyle mi hayret dün pek öyle demiyordunda

brs-sym
03-09-09, 04:18
Aşkın en saf hali/Naz Özkul 3.sınıf oyunculuk

Merdivenlerden hızlı adımlarla yukarı kata çıkarken kolundaki çantadan ev anahtarını arıyordu, Naz. Kapıya geldiğinde çabuk hareket ederek anahtarı kapı deliğine yerleştirir ve anahtarı çevirmeden kapıyı itince hemen açılıverir. Kilitli olmamasına şaşırarak eve göz atar. Mutfaktan gelen seslere yoğunlaşır ve mutfak kapısının önünde bir süre durur. Kapının arkasından gelen kıkırdamalar bir bayana aittir. Naz bunun karşısında yüzünü kırıştırır ve mutfak kapısını açar.



Balkon kapısından esen şiddetli rüzgâr, yüzüne çarpar ve camdan yere kadar uzanan perdeyi savurmaya başlar.


Turuncu tonlarındaki kare biçimli yemek masasının bir tarafında aşkı diğer tarafında da, ellerini masaya yerleştirmiş ceketini yanında bulunan uçuk sarı sandalyenin üstüne asmış rahat bir şekilde oturan kızıl saçlı siyah gözlü bir bayan oturuyordur.



Naz, soru soran gözlerle Tarık’a bakar.



‘Hayatım, sen okulda değil miydin?’



Naz, şaşkınlığını gizlemeyerek gözlerini kızıl saçlı bayana dikmiştir.



‘ Bugün teslim etmem gereken bir proje vardı da, onu unutmuşum. Almaya geldim.’





Tarık, Naz’ın gergin halini görünce tereddütle konuşmaya başlar.



‘Naz, tanımadın mı? Bizim okuldan, bölüm arkadaşım. Biraz laflamaya geldi de.’


Naz, sinirli bir hal alarak Tarık’a bakar.




‘Haberim yoktu.’




Kızıl saçlı bayan endişeli gözlerini Tarık’a çevirir ardından Naz’a yönelir.



‘Ne sizden ne de geleceğinizden haberim vardı.’





Kızıl saçlı bayan cılız sesiyle bir kahkaha patlatır. Ardından Tarık sahte bir gülücük takınır.




Ardından kızıl saçlı bayan cılız sesiyle konuşmaya başlar. Yüzünü tamamen Naz’a çevirir ve Naz tanır onu.




‘Tarık evine kimi girdiğini neden size söylesin ki?’




Tarık, kızıl saçlı bayanın bu lafı karşısında dudağını ısırır.




‘Pardon da! Siz kim oluyorsunuz? Evde Tarık’la beraber yaşadığıma göre kimin geldiğini bilmeme hakkım var herhalde.’




Naz, gözlerinin önüne geçen seneyi getirir. Tarık’ın boynundan öpen o kız! Tarık’ın nişanlısından ayrıldıktan kısa süre sonra birlikte olduğu kızdı bu…



Birkaç dakika dalar, kendinden geçmiştir. Bir an şüphelere düşer, kalbi acımaya başlar. Neden? Eski sevgilisi eve geliyor da onun haberi yoktu? Ve yine neden Tarık bahsetmemişti bu evde kendisiyle yaşadığını?



Sinirden büzülmüş yüzünü Tarık’a çevirir. Kızıl saçlı bayan konuşurken onlar bakışıyorlardı, anlamını veremedikleri bir bakışla.



Naz’ın sinirinden çıkan yüksek sesi kızıl saçlı bayanın kahkahalarını bir jilet gibi keser.



‘Tarık!’





‘ Aşkım, okuldan arkadaşım kendisi. Tanıştırayım Alev. Biraz laflıyorduk, unutmuşum seninle yaşadığımı söylemeyi.’




Alev çıkışır;



‘ Ne yani birlikte misiniz?’



Alev bunu dalga geçer bir ifadeyle dile getirip, Naz’ı iyice deli etmişti.




Naz, rahat davranarak konuşmasını bitirir bir ifade alır yüzüne.



‘Size iyi muhabbetler, okul bekler!’




Naz hızlı adımlarla evin kapısına doğru yönelir. Tarık arkadan gelip Naz’ın kolunu sıkıca tutar.



Alev de ceketini almış kapıya yaklaşmıştır.




‘Neyse buranın havası bozuldu ben kaçar. Sonra görüşürüz canım…’



Der ve Tarık’ı yanaklarından öper, çıkar evden ardından kapıyı kapatarak.





Naz, ifadesiz bir şekilde Tarık’a bakar.



‘Neydi şimdi bu? Ben okuldayken ve senin konservatuar kurs saatlerin bittikten sonra böyle keyifler mi yapıyorsunuz evimizde!’




Öfkeden alevler saçan gözlerini Tarık’a diker.



‘Sevgilim, yanlış anladın. O benim üniversiteden arkadaşım. Bir iki laf ettik. Ve ilk defa geldi buraya.’




‘Buraya? Buraya! Yani evimize! Daha beni bile bilmeyen bir kız gelmiş sevgilimle evimizde laf yapmaya geliyor! Tarık, pardon ama bana pek bir normal gelmiyor. Hem ne o öyle kapalı kapılar ardında?’




Naz içsesinden yalvarır Tarık’a.




‘Ne olur, sana olan güvenimi yok etme! Kendimi sadece sana vermişken, ne olur! Bu tereddütlü ifaden ne böyle? İnanmıyorum! Ne yani bu kadar basit birkaç soruya cevap veremiyor musun? Hala neden bekliyorsun?’





Tarık birkaç dakika Naz’ın gözlerinde duraksar ardından sahte bir gülücük alır yüzüne.



Ellerini Naz’ın beline sarar;




‘Yanlış anladın.’




Naz öfkeyle beline dolanan elleri geri iter.



‘Bunu söylemek için neden bu kadar bekledin?’




---




Kalbin ağlayan köşesine yaslanmış öfke ve kıskançlık saçan gözlerini yerde duran aynaya diker.



Gözyaşlarının yol aldığı ve son bulduğu dudakları aralanır ve kendi kendine konuşmaya başlar.




‘Neden cevap vermedin? Neden yalan söyledin? Neden! “Kıskançlığından böyle düşünüyorsun Naz, ben seni seviyorum sadece seni. Saçmalama!” Bu söz neydi peki? Hem eski kız arkadaşınla kapı arkalarında kıkırdıyorsun hem de beni söylemiyorsun. Asıl önemlisi benim haberim olmadan eve bir yabancı getiriyorsun!’



Kırık dökük kalbiyle seslenir kendisine; öfkeyle bakar kömür karası gözlerine aynadaki yansımasından. Kendinden geçen haliyle yan tarafında kalan duvara yaslanır ve gözyaşlarının arasından bırakır kendisini hülyalara. Göz kapakları diner ve gider geçmişe, ona ilk dokunduğu alsancak gecesine. İnanamıyordur, bu aldatılış düşüncesinin içerisinde kavrulup giderken alamıyordur aklını o geceden. Dudaklarında hissettiği o ateşten. Teninde kaybolduğu, gözlerinde kavrulduğu o alevlerin arasından alamıyordur, çekip kurtaramıyordur unutulmaz geçmişinden. Geçmişte miydi şimdi tüm bu olanlar? Gizli bir not defterinin arasında kurumuş güller gibi mi olacaktı aşkı? Solup gidecekmiydi bir yaz sabahında?

ummu88
03-09-09, 18:17
9. bölüm

Naz Tarığı dinlerken duydukları hazmetmeye çalışıyor öğrendiklerini hafızasında yerleştirmeye çalışıyordu. Ama oturmuyordu bir türlü izlemeye koyuldu. Şarkı söylerken kendinden geçmiş hali aldığı zevk her halinden belli oluyordu. Bakışları arada buluşuyor Tarık baktığında naz hemen bakışlarını kaçırıyordu. “aslında o gözlerde kaybolmayı ne çok isterdim yalancı sevgili gerçek olsa sus naz saçmalama mümkün değil sen ve o birbirinizden o farklısınız ki çevresini görmedin galiba olmaz olmayacak rüyaya dalma sonra kendin yanarsın “Kendini kaptırmıştı.

Naz içseslerini bir türlü susturamıyordu. “yok naz sakın asla etkilenmek yok adam seni zor durumdan kurtarmış o olmasa başına neler gelirdi düşünme adama bak ya elbise değiştirir gibi sevgili değiştiren cinslerden sana gelmez ya da sen onunla baş edemezsin. Şuna bak sanki adam teklifte bulundu da ben sana ne dedim düşünme tamam bitti yok geçti gitti. Sen önündeki okuluna odaklan okulunu bitir. Sonra belki yok belki falan da yok adam çok yakışıklı ve etrafındakileri düşün “


Belkıs kalkıp Tarık’ın yanaklarından öperek “teşekkür ederim benim karaip korsanım harikasın ne çok özlemişim sesini e artık senide birileri keşfeder diye düşünüyorum”

Filiz: valla lolipopum teklifler var ama kabul etmiyor nedense

Hulusi: o okul bitince bankanın başına geçecek yok öyle sözü var

Tarık: tamam baba

Belkıs: of her zamanki gibisin Belgin’in önünü kapadın oğluna neden engel oluyorsun anlamıyorum kazmasın işte

Tarık: Belkıs teyze yapma eğer istersem onunda yolunu bulurum şimdilik düşünmüyorum sahneye çıkmak bana yetiyor

Belkıs: tamam canım

Belgin: naz kızım çok sessizsin

Naz: bugün çok yoğundu dinliyorum

Belgin: Belkıssım naz da çello bölümünde

Belkıs: o ne güzel bir gün dinlemek isterim seni de

Naz: inşallah daha 1. sınıftayım çok iyi değilim

Belkıs: olsun güzelim nerde olduğun nasıl olduğun değil bu işi nasıl yaptığın önemli eğer severek yapıyorsan eminim çok güzel çalıyorsundur

Naz: dinleyince iyi miyim nasıl çalıyorum görmüş olursunuz

Belkıs: e vahi bey siz neler yapıyorsunuz sizde sustunuz bakıyorum


Vahi: dinliyorum efendim aslında biz artık müsaade istesek iyi Olacak

Hulusi: e ne güzel oturuyorduk vahi acelen ne

Vahi: olsun yarın iş var

Naz: okul var iyi olur

Belgin: ısrar etme Hulusi siz bilirsiniz vahi bey


Kapıdan uğurlama faslı bitiminde gri arabanın şoför koltuğuna Naz geçti. Vahi kızının yanına oturdu. Ümit arkaya ortaya geçti oturdu.

Vahi: çok enteresan bir kadın,

Ümit: evet öyle baba

Vahi: hoş kibar duyarlı sen ne dersin naz

Naz yolda gidiyor ama hala duyduklarını bir türlü yerli yerine oturtmayı başaramıyordu. “acaba olmuş mudur yok canım olsa o kadarını hatırlardım. Of ya bir daha yüzüne nasıl bakacağım her seferinde yanlattıklarını hatırlayacağım. Yok, canım karşılaşmam ya karşılaşmazsın öyle düşündün pat diye karşına çıkıyor. Ama hoş çocuk naz kendine gel yok öyle ben sana ne dedim “
Naz dalmış kendi kendine yaşananların hayallerini kuruyor sonra kafasından kovmaya çalışıyordu. Vahi kızından ses gelmeyince koluna dokundu “kızım ne oldu”

Naz: hı baba ne dedin

Vahi: Belkıs Hanım diyorum

Naz: ne olmuş Belkıs hanıma

Ümit: hiç uğraşmam baba o bu gece boyu hiç sohbete katılmadı ama bahçe gezisi çok iyiydi. Ne anlattı o kadar renkten renge girdin bir türlü gelmek bilmedin sordun da sordun

Naz: of ümit bahçeyi nasıl yaptırdıklarını anılarını bende kibarlık olsun diye

Ümit: hiçte öyle gözükmüyordu

Naz: konuşturmayın beni araba kullanıyorum herhalde

Vahi: tamam kızım ne güzel anlaştınız artık içim raht bir şey olduğunda okulda sana destek olacak yardıma koşacak biri var

Naz iç ses “ ne yardım ama daha ilk günden “ babacım ben kendi işimi kendim yaparım merak etme sen


Belkıs: e Tarık hoş kız

Tarık: aman teyze her güzel kıza takılanlardan değilim evet hoş kız ama biraz tuhaf bana gelmez

Belkıs: gerçekten gelmez mi?

Tarık: gelmez dedim ciddi ilişkiler istemiyorum

Belgin: bence de daha erken daha önünde bitirmen gereken bir okul var

Tarık: haklısın annem ben böyle çok iyiyim

Hulusi: ne kaynatıyorsunuz toplandınız burada belgin nende gelmedin hani su alıp geliyodun

Belkıs: hiç ne kaynatacağız enişte

Belgin: sen çık ben geliyorum

Hulusi: hadi belgin sonra hasret giderirsiniz nasıl olsa biricik arkadaşın devamlı burada yatalım

Belgin: of Hulusi ne zaman hasret gidereceğime de mi karışıyorsun sen git yat işte

Belkıs: e yüz verirsen böyle olur

Hulusi: olmaz ben karımsız yatamam her daim yanımda olacak

Belgin: oda doğru nereye gitse benide yanında taşır hadi canım sana iyi geceler yarın konuşuruz artık

Belkıs: yi geceler

Filiz: lolipopum kalmak isterdim ama çok yorgunum size iyi geceler

Belkıs: kaldık mı iki gece kuşu

Tarık: benle idare edeceksin

Belkıs: sen yetersin bana karayip korsanım e anlat bakalım neler yapıyorsun ışıldan nende ayrıldın yeni birileri var mı bakıyorum iki tane daha yapmışsın yok mu çevrende dolanan


…………………………………………


Siyah cip okulun park alanına girdi. Naz arabanın dikiz aynasında Tarığı gördü “of ya karşılaşmak istemedikçe karşıma çıkıyor neyse biraz yavaş ilerlersem belki gider bende konuşmak zorunda kalmam “ gri arabada nazlı nazlı yerini aldı. Naz arabada aynayı indirdi makyajını kontrol etti. Rujunu tazeledi. Saçlarını düzelti. Bir gözü dikiz aynasından Tarık gitsin diye bekledi. Ama nerde bir adım atmıyordu. Gelen geçenle selamlaşmaktan yerinde öylece bekliyordu. Baktı olacak gibi değil çaresiz arabadan indi.

Tarık: günaydın ne rastlantı

Naz buruk bir gülümseme ile “ya öyle oldu günaydın”

Tarık: ne o sanki uyumamış gibi bir halin var gözlerin mi şiş arabada epey izleri yok etmek için uğraştın ama “

Naz iç ses “of ya görmüş özellikle beklemiş birde ne için sanıyor bu kadarda patavatsızlık olmaz ama ya “

Naz: ne dikkatlisiniz öğrendiklerimi hazmetmeye çalışıyordum da
Arabanın arkasına geçip bagajı açmak için yöneldiğinde Tarık hemen atik davranıp bagajı açtı çelloyu aldı
Naz: ben taşırdım

Tarık: izin verin ben taşıyayım hem aynı yöne gidiyoruz giderken hem laflarız da

Naz: zahmet etmeyin ben taşırım

Tarık: taşımak istiyorum lütfen izin ver

Naz didişmekten vazgeçip “peki öyle olsu ne kadar ilginç bir teyzeniz var

Tarık: öyledir

Naz: yalnız dikkatimi çekti annenize belgincim diyor ama kendi küçük duruyor. Her halde yurt dışında kalmaktan olsa gerek

Tarık: aman Naz ne yaptın sen sakın bu söylediği annem duymasın yanarsın o benim gerçek teyzem değil annemin kankası yani çok iyi arkadaşı bize teyze gibidir çocuklukları gençlikleri birlikte geçmiş .

Naz: ne kadar yakınsınız

Tarık: evet dünya tatlısı biridir

Sohbet ederek binaya girmişlerdi.

Melisa: o artık ağzı süt kokanlarla takılmaya başlamışsın ikramımı bu kız yüzünden mi kabul etmedin

Tarık: ben senin ne zaman ikramını kabul ettim melisa sıkılmadın mı

Melisa: yooo sıkılmaya niyetim yok eninde sonunda benim olacaksın bunu biliyorsun değil mi

Tarık: yanıldın bu dediğin asla o9lmayacak ve bu tavırlarınla canımı sıkmaya başladın izninle


Tarık: özür dilerim başımın belası taktı

Naz: insan gururunu nasıl bu kadar ayaklar altına alır anlamıyorum

Tarık: alana değil aldırana bakacaksın sen bile o kadar insan içinden arkadaşına yalancı sevgili olarak tanıştırmak için beni seçtiğine göre

Naz: sen ne ukalasın ya o an gelişti belki yaşadıklarımdan dolayı tanıdık geldi yüzün kendini beğenmiş biri asla benim tipim olamaz ama sürekli ima etmenden dolayı inan çok pişman oldum

O sırada arkadaşı Şeyma geliyordu koridorun diğer yanından Naz ‘ı görünce el salladı

Naz: of ya

Tarık: bak sana kurtulma sansı hemen git söyle yalan söylediği olsun bitsin

Naz: nerden çıktı yine bu lütfen yalanım çıkmasın ne olur ya sonra dedikoducu tüm okula yayar

Tarık: bu okulda olduğuna göre sık sık karşılaşmanız gayet doğal bak göz hapsine aldı ( kolunu naz’ın beline doladı ) eh biraz samimi olmak gerekir değil mi bir ünümüz var

Sınıfın kapısına kadar geldiler

Şeyma: naz merhaba nasıl gidiyor

Naz zoraki gülümseyerek “iyi canım senden “

Şeyma: ne olsun benden de okula alışmaya çalışıyorum nasıl sen alıştın mı gerçi insanın sevgilisi okulun en popüleri olunca alışmışsındır sen

Naz: ya öyle oldu iyi dersler canım

Şeyma: a tabi şimdi sizin vedalaşma seansınız vardır ben sizi rahtsız etmeyeyim

Tarık naz’ın dudaklarına ateşli bir öpücük bırakır “iyi dersler sevgilim “
Naz ne olduğunu anlayamaz içi kalp atışları hızlanmış dudaklardan ayaklarına kadar karıncalanma hissetmiş nefesi kesilir gibi olmuştu fark ettirmemeye çalışarak “ne yaptığını sanıyorsun sen”

Tarık gülümseyerek “ sevgilimi öpüyorum”

Naz öfke saçan gözlerle bakıp “ama bu kadarı fazla “

Tarık: görüntü gerçek olsun dedim. Benim bir şöhretim var
Elini kaldırıp uzaklaştı yüzünde kendini de farkında olmadığı garip bir gülümsem ile

Naz içindeki karmaşayla başa çıkmaya çalışırken eli dudaklarına gitmiş öylece arkasından bakakalmıştı. “of ya bu yalancı sevgili işi canımı sıkmaya başladı adama bak fırsatçı utanmadan öpüyor birde e nende bu kadar heyecanlandım ben şimdi hı izinsiz öptüğü için öfkeden yani başka bir nedeni olamaz olmamalı “

Ayşe: ne o naz neden tutuyorsun ağzını sanki ağzından çıkacak sözcükleri tutmak ister gibi duruyorsun bak şimdi Ercan hocanın dersi var hemen yerimizi alalım ikinci defa yakalanmayalım

Naz: ay doğru yürü çabuk

Ayşe: sanki uzaktan Tarık Tekelioğlu seni öptü gibi gördüm

Naz: yok öyle bir şey

Ayşe: yani ben yanlış gördüm hani ceren sorduğunda sevgilim değil diyordun da ama yakışıklı çocuk ben olsam bende tutulurdum

Naz: yok zaten yanlış gördüğünü söyledim. Sevgilimde değil

Ayşe: yok gözümüz canım

Naz: of Ayşe

Ercan mert içeriye girmişti. Herkes ayağa kalktı
Ayşe hoca yerine gidip çantasından notlarını çıkarırken sessizce “dışarıda anlatırsın artık”
Naz aynı sessizlikle “sana yok dedim”

zeyno-brşkrs
04-09-09, 00:00
ZAMANSIZ 2.BÖLÜM


Nazın bu ani çıkışı Tarığı şaşkına çevirmişken vurulan kapının sesi duyuldu ardından da Hacer annenin ki:
-Naz!
Hızla kapıyı açtı Naz:
-hoş geldin Hacer anne girsene Tarık beyde sana uğramış…
Tarık elinde ki fincanı masaya bırakıp kapıya doğru gelir:
-dün kapının takıldığını fark ettim de onu tamir edeyim demiştim ama yoktun sağ olsun Naz hanım sen gelene kadar beni misafir etti…
Hacer ikisini de süzerken…
NAZ:-bizde çay içiyorduk sana doldurayım hemen…
HACER:-yok kızım ben içtim demin Zehralar da…
Tarığa dönerek:
-deli oğlan! Nelere dikkat ediyorsun sen öyle… hadi gel bakalım o zaman hem dün konuşamadık doğru dürüst annenler ne yapıyor anlat bakalım…
Hacer merdivenlerden inmeye başlamıştı bile onu takip eden Tarıksa ani bir hareketle saçlarını savurarak kapıda onları öylece seyreden Naza dönüp yüzünü aydınlatan gülüşüyle:
-çay için teşekkürler…
Naz aynı güzellikte gülümsedi:
-rica ederim zevkti…


Naz bilgisayarının başında uykusuz bir gece geçirmiş neredeyse hiç durmadan yazmıştı… sabaha karşı yattığı yatağından gerinerek uyandı ve komodinin de duran saate baktı:
-ooo! Saat neredeyse on iki olmuş…
Kalktı sırı yer yer çözülmüş boy aynasının karşına geçip saçlarını düzeltti ve gülümsedi:
-dün gece yazdıklarımdan sonra ödülü hak ettim kahvaltıyı es geçip direkt balıkla başlamalıyım güne…
Üzerini değiştirirken kendi kendine gülüyordu:
-Naz annen şu yaptığını görse delirirdi her halde günün ilk öğünü balık! kadına akşam yemeğinde balığa sık yer verdiği zaman bile söylenirdin… yok yok! Burası beni bir tuhaf yaptı…

Balık restoranında masanın üzerinde ki taze ekmeği alıp iştahla yerken sabırsızlıkla bekliyordu balığının pişmesi ki arkasından gelen sesle irkildi:
-Celil ustam kolay gelsin!
Hemen sesin geldiği yöne çeviri başını Naz ve gözlerini devirip ağzını çarpıtarak gülümsedi sessizce tekrar önüne dönerken…
Balıkları ustalıkla çeviren adam:
-oo! Tarık hoş geldin…
TARIK:-hoş buldum…
Celil:-ne vereyim sana?
TARIK:-yap karışık bir şeyler sen daha iyi bilirsin özledim epeyidir… hiçbir yerde bulamıyorum buranın tadını…
Adam kendinden emin gülümsedi:
-bulamazsın tabi…
Elinde ki tavayı Naza doğru uzatarak:
-aramıza yeni girenler bile anında müptela oluyor…
Naz adama bakıp gülümserken Tarık adamın gösterdiği tarafa bakınca arkasından bile fark etti kim olduğunu:
-Naz! Şey! Naz hanım?!
Naz arkasına dönerek:
-merhaba!
Tarık oturmaya hazırlandığı sandalyeyi tekrar yerine koyup Nazın yanına gelerek izin bile almaya gereksinme duymadan karşısına geçip oturdu:
-merhaba! Demek sende şey sizde seviyorsunuz balığı…
Naz gülümseyerek:
-öncelikle şu sen siz karmaşasını kaldırsak… resmiyete gerek yok…
Tarık bu kez rahatlamış bir şekilde arkasına yaslanarak gülümsedi:
-oh be! Neyse! Hiç bana göre değil böyle sizli bizli işler kasıyorum…
Naz yüzüne yayılan gülümsemeyle başını önüne eydi “dün gece Barışta buna benzer bir cümle kurmuştu”:
-o zaman rahatladık desene…
TARIK:-kesinlikle! Ee! Ne yiyorsun bakalım?
NAZ:-balııık!
Tarık dalga geçer gibi:
-yapma ya! Gerçekten mi? Naz! Ne derken hangi balığı demek istedim…
NAZ:-haa! Pardon günün ilk öğünü olacakta kafam sanırım açlıktan tam basmıyor… mezgit…
Tarık hayretle:
-şimdi bir kere daha şaşırdım ilk öğün olarak balık yediğine göre sende müptelasın…
Bu arada Nazın balığı gelmişti… ellerini ovuşturarak:
-ooo! Nihayet!
Eliyle mezgitlerden birini alırken:
-kusura bakma nezaket gösterip beklemek isterdim ama…
Tabağı ona uzatarak:
-hatta sende buradan başlayabilirsin… ayrıca da İstanbul da akşam yemeklerinde bile balığa itiraz etmişliğim vardır ama burası beni değiştiriyor sanırım…
Tarık hayranlıkla Naza bakarken ne kadar farklı olduğunu düşünmeden edemedi… İstanbullu bir kız kendi memleketin de buradakilerde bile çokça rastlanmayan bir doğallıkta ve bir o kadarda güzel karşısında çoğu kadının zarafetine halel gelir diye asla cesaret edemeyeceği bir şekilde iştahla yiyordu balığını…
Naz kısa bir süreliğine başını balıktan kaldırıp ağzı hala yarı dolu:
-yesene ne bekliyorsun?
Kendine bakışını fark edince elini dudaklarının kenarlarına götürerek:
-hayrola niye öyle baktın çok mu dağıttım kendimi yerken?
Tarığın gözlerinde bambaşka bir parıltı belirmişti bu kez başını sağa sola sallayarak:
-yoo! Aksine çok hoş görünüyorsun!
Naz anlamaz bir ifadeyle kaldırdı tek kaşını:
-hı!
TARIK:-şey yani! Çok doğal… balık kesinlikle böyle yenir ama çoğu kadın cesaret edemez buna…
Naz balığa bulaşmış ellerini hafifçe havaya kaldırarak:
-gördüğün gibi ben ediyorum ve hatta kaldığım yerden etmeye de devam ediyorum sende başla artık!
Tarık gülümseyerek bir mezgiti aldı kuyruğundan tutup paça parça ısırarak yerken Naz hayretten kocaman açılmış gözlerle:
-kılçığıyla mı?
TARIK:-hı hı! Hamsi ve mezgiti kılçıklarından ayırmak hainlik olur…
NAZ:-hamsi tamamda mezgiti hiç bilmiyordum…
Tarık parmağını Naza doğru uzatırken:
-ama kesinlikle irileriyle deneme bunu sadece bunun gibi ufaklarda…
Yemek süresince kırk yıllık dost gibi muhabbet ettiler balıklardan başlayıp deniz ve yeryüzünün korunmasına uzanan… hesap ödeme anı geldiğindeyse:
-neden böyle bir şey yaptın ki?! Sonuçta beraber bile gelmedik yemeğe…
TARIK:-tamam bir dahakine beraber geliriz o zaman…
Naz restorandan çıkarlarken:
-hah! Beni gerçekten çok iyi anlamışsın tebrikler bende tamda bunu demek istemiştim zaten…
TARIK:-iyi tamam kızma bir dahaki sefere sen ısmarlarsın…
NAZ:-anlaştık o zaman…
Tarık arkasına dönüp:
-Celil ustam teşekkürler ellerine sağlık…
NAZ:-kolay gelsin…
Dışarı çıktıklarında Tarık:
-işin var mı?
Naz aslında yemekten sonra kafasının içinde dönüp duran ama sabaha karşı artık uykuya yenik düşerek yazamadığı satırları yazmak niyetindeydi ama:
-yoo! Niye sordun?!
TARIK:-biraz buraları gezdirseydim sana… nereleri gezdin bilmiyorum ama…
NAZ:-çokta bir yer görmedim doğrusu iyi bir rehber bulamadım çünkü…
Tarık ellerini iki yana açtı önce sonra kendini işaret ederek:
-işte şimdiii bulduuun! Kaleyi gezmişsindir herhalde mendireği yada köprüyü…
Naz başıyla onaylayarak:
-hı hı! Onları gördüm…
TARIK:-o zaman sana Amasrayı başka bir yerden gösterme zamanı…
Naz heyecanla:
-nereden?!
Tarık eliyle önüne geçmesi için işaret ederek:
-böyle buyurun lütfen!
Kendilerini bekleyen jipe bindiler Nazın bisikletini aracın arkasına yerleştirdikten sonra…
NAZ:-sadece şu ton ton yeşili görmek için bile gelmeye ve görmeye değer buraları…
Tarık bir an gözünü yoldan ayırıp hayranlıkla etrafı seyreden güzel kadının profiline baktı:
-betonların içinde nasılda hapsolmuş ve her şeyden mahrumuz değil mi?
Naz başını ona çevirip:
-kesinlikle! Ruhumuzu öldürüyor o betonlar… insanın burada algıları bile değişiyor…
Tarık aracı durdururken:
-işte geldik!
Naz araçtan inip aşağılarda kalan manzaraya hayran hayran bakarken:
-işte bu!
Yanına gelen Tarık:
-Çeşm-i Cihan!
Naz soran gözlerle ona bakarak:
-efendim?!
TARIK:-Fatih Sultan Mehmedin durup bu manzara karşısında “Çeşm-i Cihan bu mu ola” dediği Bakacak tepesi burası…
NAZ:-dünyanın gözü yani… kesinlikle haklı…
Bir süre hiç konuşmadan manzarayı seyrettiler sonra Tarık:
-seni götürmek istediğim bir yer daha var ama yaya devam etmek zorundayız…
NAZ:-olur!
Tarık önde Naz arkada taşlı topraklı yolda ağaçların arasında ilerliyorlardı Naz ayağının altında ki sivri taşı fark etmeyince birden dengesini kaybetti:
-aay!
Düşmek üzereydi ki onun çığlığına arkasına dönen Tarık kolundan yakalayıp düşmesine engel oldu:
-bir şeyin yok ya!
NAZ:-iyiyim birden taşı fark edemedim de…
TARIK:-gezdireyim derken sakatlamayayım seni?!
Naz gülümsedi:
-korkma o kadar çıtkırıldım değilimdir…
Tarık kolunu tutan elini aşağı kaydırarak elini tuttu:
-iyisi mi ben işimi sağlama alayım!
Naz bir an elini kavrayan ele baktı… içinde uyanan hisse isim veremiyordu… hissettiği en belirgin duyguysa yumuşacık ama bir o kadarda güçlü bir şekilde elini kavrayan elin verdiği güven duygusuydu…
Tarık yemyeşil bir düzlüğü ikiye bölen oya edasıyla süzülen derenin üzerinde ki küçük değirmene geldiklerinde:
-buraya ne dersin?
NAZ:-aman Allahım! Masal diyarı gibi…
Derenin kenarına oturdular… Naz avuçlarına doldurduğu buz gibi suyu yüzüne çarparken Tarık gene onu izliyordu… Naz ıslak ellerini boynunda ve ensesinde gezdirdi:
-harika…
Tarık gülümseyerek:
-yüzünde o ilk keşfedişin şeklini görmekte öyle…
Göz göze geldiler bir an öylece baktılar birbirlerine o suskunluk anı ne çok şey anlatıyordu aslında…
Tarık elini yüzüne doğru usulca uzattı ardından Naz soluğunu tutmuş öylece dururken… parmaklarının ucuyla ıslanarak yüzüne yapışan birkaç tel saçı kenara çekerek:
-değirmenin anahtarı olsaydı içini de gösterirdim sana ama…
Neden bozulduğunu anlamadığı alelade bir ses tonuyla söylemişti Tarık bunu…
NAZ:-önemli değil böyle de çok güzel…
Telefonu çalan Tarık:
-efendim?!
….:-sevgilim merhaba!
Tarık göz ucuyla Naza bakarken:
-merhaba ne haber?
…..:-Tarık aşk olsun arayınca mı geliyor sormak aklına?!
Naz telefonun azizliğinden mi? yoksa kadının ses aralığının yüksekliğinden bilemese de bütün söylediklerini netlikle duyuyordu… Tarıkta fark etmişti sesin dışarı geldiğini… ayağa kalkarken bakışlarıyla izin istedi ve Nazın yanından uzaklaştı… Naz artık neler konuşulduğunu duymuyordu Tarığında arkası dönüktü o yüzden yüz ifadesinden bile neler konuşulduğunu anlama şansı yoktu:
-sevgilinizi ihmal mi ettiniz Tarık bey! Kızım Naz insan olarak iyi bir insan olduğu kesinde iş partnerliğe gelince görülüyor ki çekilir dert değil… sende kaptırıp biricik Barışını bu hale sokmayasın…
Kendi kendine gülümserken Tarığın sırtının kendine dönük olmasına şükretti…

TARIK:-ne için aradın?
Kadın:-ne demek ne için aradın laf mı bu şimdi sevgilimi aramak için nedene mi ihtiyacım var?!
TARIK:-Esra hiç kapris çekecek durumda değilim…
Esra:-Tarık benimle düzgün konuş!
TARIK:-aslında en güzeli şu an hiç konuşmamak sanırım…
Kadın avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı:
-kim var senin yanında çabuk söyle bana çabuk!
Tarık sinirlenerek:
-sana hesap vermek zorunda değilim!
Esra:-gene bulmuşsundur bir ……
TARIK:-ağzını bozma!
Esra:-bozarım bozmam sana ne?!
TARIK:-bana neyse bir daha beni arama uğraşamayacağım seninle!
Esra:-bu da beni başından atmanın yolu mu?
TARIK:-ne düşünürsen düşün umurumda bile değil… her şey için teşekkürler ve hoşça kal!
Kadın hala “Tarık Tarık” diye bağırırken tamamen kapattı telefonunu…
Tarık Naza doğru döndüğünde yüzünde ki ifadeyi tamamen değiştirmeye çalıştı ona yaklaşırken… yananı gelip tekrar oturduğunda:
-kusura bakma…
Naz kibarca gülümsedi:
-rica ederim…
Tarık Nazın gülen yüzüne bakarken “ne kadar farklı görünüyorsun acaba seninde içinde öyle bir canavar var mı?”
NAZ:-daldın hayırdır?
Tarık kendini toparlayarak:
-yoo! Aslında buraya ait değilken nasılda buranın bir parçasıymış gibi göründüğünü düşündüm bir an…
Naz ağzını çarpıtarak:
-hıı! Çok şiirsel güzelde şarkı sözü olur ama bence bambaşka bir şey düşünüyordun…
Ani bir hareketle ayağa fırlar:
-artık gitsek mi?
Tarık gülümseyerek baştan ayağı süzdü onu:
-ayrıca da çok uyanıksın…
Naz kaşlarını havaya kaldırıp:
-öyleyimdir…
Tarık ayağa kalkarken:
-sağlam bir fırça yedim de!
NAZ:-eminim hak etmişsindir…
TARIK:-bu kanıya nereden vardın?
NAZ:-itiraf etmeliyim senin hakkında biraz araştırma yaptım…
Duraladı romanı için olduğunu söyleyemezdi:
-tanıştıktan sonra… gördüğüm kadarıyla iyi bir sanatçı tam bir yardım sever iyi bir evlat sağlam bir dost ama çok kötü bir sevgiliymişsin…
Naz bunları nasıl olup da söylediğini düşünürken Tarık hayretten açılmış gözlerle:
-vay be! Çok açık sözlüsün…
Naz yüzünü buruşturarak:
-bu biraz da patavatsızlığa kaçtı sanırım ama…
TARIK:-hayır! Kesinlikle haklısın ben etrafımdakilere bir kadınla erkeğin çokta sağlam dost olabileceklerini defalarca kanıtlamış biri olmama rağmen iş ikili ilişkilere geldimi sonuç fiyasko!
NAZ:-eh! Herkesin bir kusuru var senin ki de bu demek ki…
Tarık gayet doğal bir tavırla:
-seninki ne pekiyi?
Naz omuzlarını silkerek:
-bilmem bu konuda objektif olmam mümkün değil sanırım bu cevabı ancak beni iyi tanıyan biri verebilir…
TARIK:-var mı böyle biri?
Aslında Tarığın sormak istediği aşikardı ama Naz anlamazlıktan gelerek:
-bilmem annem babam yada Ümit belki…
TARIK:-Ümit?!
NAZ:-kardeşim…
Tarık gülümseyerek:
-anladım… bende sanmıştım ki…
Naz lafın nereye gideceğini anlayınca:
-hadi geç oluyor…
Naz hızlı adımlarla ilerleyince arkada kalan Tarık:
-külkedisi daha on ikiye çok var biraz yavaş!
“var bu kaçışın altında bir şey ama çıkar kokusu nasılsa”

You_A
04-09-09, 02:19
Naz, arabadan bir hışımla iner, sinirle merdivenlerden çıkmaya başlar, Tarık ise hemen arabadan iner ve Naz'ın arkasından gider.

Naz hanım lütfen!

Rezil ettin beni rezil.

Ama, Naz...yani Naz Hanım. O herif size öyle bağırınca.

Bağırır bağırmaz sana ne, koskoca bölüm başkasını.

Bölüm başkanı olması ona, bir bayana bağırma yetkisini vermiyor.

Bağırır tabii koskoca bir dönem çello mu çalıştım? Okula mı gittim doğru düzgün. Varsa yoksa sen.

Ne?

Ne, ne?

Varsa yoksa ben deniniz ya ondan dedim.

Senin yüzünden okula gitmedim.

Ne?

Ne denmez efendim denir diyen sen değil miydin?

Ne?

Neyse!

Naz hanım durun lütfen.

Bırak Tarık, ben geçen dönemin ders notlarını bulmak için depoya gidiyorum. Ah ya ne tahlissiz başım varmış. Millet nükleer bilim okur ben, ben, hep senin suçun!

Neden benim suçummuş, çalışsaymışsın.

Naz, işaret parmağını sallar sonra vazgeçer, merdivenlerin karşısında duran masadan anahtarları alır çantasını masaya bırakır ve dışarı çıkıp depoya doğru yürür. Tarık da peşinden.

Naz. Hanım bekleyenin lütfen.

Naz, kapıyı açar , içeri girer, Tarık da kapanmakta olan kapıyı itip Naz'ın peşinden içeri girer, kapıyı da kapar.

Naz, kolilerin üstündeki örtüyü açar ve kutular arasında kendine ait olanı aramaya başlar. Tarık, kalkan tozun etkisiyle hapşırır.

Çok yaşa!

Sen de gör.

Delirmemi istiyorsun herhalde.

Ne?

Sen de gör dedin ya Tarık. Ben seni biraz daha uzun süre görürsem delirim.

Neden?

Bir de soruyor ya, senin yüzünden bölüm başkanıyla kavga ettim. Artık kaç senede okul biterse, bitebilirse! Zavallı babacığım kızı mezun olacak sanıyor, bittim ben, bittim.

Annemi ararım rektörle konuşur.

Anneni mi?

Annemi mi dedim? Şey Belgin hanımı diyecektim bir anda anne dedim, Belgin Hanımı da annem kadar severim. Hem Filiz'in annesi o.

Doğru bir de o vardı değil mi?

Evet.

Neyse, nerede bu notlar? Uf ya, ben neyi arasam ortadan yok olur. Sen gibi.

Yine ne yaptım?

Sana ne zaman ihtiyacım olsa sen de ortadan yok oluyorsun, sonra bul bulabilirsen.

Tarık, gülümser.

Neden sırıtıyorsun?

Kaç kere dedim,

Biliyorum, biliyorum, sırıtmıyorsun gülümsüyorsun Tarık.

Evet.

Ama ne bileyim, öyle bir gülümsüyorsun ki, böyle, şey...gibi...

Nasıl?

Yaramaz oğlan çocuklar gibi....neyse, ben, şey bir de şu koliye bakayım.

Naz, koliyi açar. “İşte burada, bu dosya. Tamam burada işimiz bitti. Çıkabiliriz.”.

Naz dosyayı alır ve kapıya gider. Kapının kolunu indirir.

Ne oldu?

Kapı açılmıyor.

Dur bir de ben deneyim.

Buyur bakalım, sanki ben beceriksizim de açamıyorum kapıyı.

Tarık, kapıyı zorlar, ama kapı açılmaz.

Ne oldu açamadın mı?

Çok komik Naz.

Hanım, Naz Hanım!

Kusura bakmayın Naz Hanım, bu tozlu kirli yerde kilitli kaldık, adab -ı muaşerete gerekli önemi veremedim.

Naz, kapıyı yumruklamaya başlar “İmdat!”

Boşuma bağırıyorsun, evde kimse yok. Ümit ile Vahi Bey, Hulusi Beylere gitti. Akşam yemeğine.

Ne? İnanmıyorum burada kitli mi kaldık şimdi hem de sen.

Ne varmış bende?

Yok bir şey! Neyse, teknoloji sağ olsun, telefonunu ver, yardım çağıralım.

Şey?

Ney?

Şey benim telefonum arabada.

Ne?

Evet, arabada ceketimin cebinde.

İnanmıyorum sana inanamıyorum.

Bana kızacağına asıl senin telefonun nerede?

Girişteki masasın üzerindeki çantamın içinde.

Süper!

Asıl sana süper. Hem sen benimle ne biçim konuşuyorsun.

Tarık, cevap vermez, etrafı inceler, ışığı açar.

Neyse ki elektrik varmış.

Naz'ın cümlesi bitmesiyle, ampul söner.

Nasıl ya?

Şom ağızlı dedikleri bu olsa gerek.

Düzgün konuş benimle! Hem neden söndü bu ampul.

Patladı her halde.

Eee, yap o zaman.

Nasıl yapayım Naz.

Ne bileyim, karanlık falan hoş değil.

Dur şuralara bakalım belki vardır, mum falan.

Of, ya hep senin yüzünden. Adama bağırmasan şimdi burada kapalı kalmamış olurduk.

Benim suçum yanı. Kaç kız, senin yerinde olmak isterdi biliyor musun?

Bana o gülü verirken de böyle bir şey demiştin.

Dedim, ne olmuş?Sonra gülü sen camdan dışarı atmıştın.

Evet..

Tarık, etrafa bakınırken. Naz “Belki yeri değil, ama gül için teşekkürler.”

Üzerinden çok zaman geçti teşekkür etmene gerek yok. Bence camdan attığın için özür dilemesinin.

Naz gözlerini büyüttür “Sinir etmeseydin beni!”

Tarık, Naz'ın cümlesini yok sayarak:

Göze çarpan bir şey yok. Birazdan yanar bahçe aydınlatmaları artık onlarla idare ederiz.

Umarım o kadar beklemek zorunda kalmayız.

Umarım.

Ne yapacağız burada? Kilit altında offf.

Birilerinin gelip bizi buradan çıkarmalarını bekleyeceğiz.

OFF.

Tarık, yere kolilerin üstündeki örtüyü serer ve oturup sırtını da kolilere dayar.

Sen, ayakta mı kalacaksın?

Naz, öfleyerek Tarık'ın yanına oturur.

Ben özür dilerim Tarık, sana bağırdığım için.

Hangi bağırman için özür diliyorsun?

Çok çemkiriyorum sana,değil mi?

Evet.

Alçak, insan yok öyle bir şey falan der.

Bak yine yaptın.

Naz, gülümser.

Bunun için de özür dilerim.

Önemli değil, alıştım ben.

Neden katlanıyorsun, benim gibi birine?

İşe ihtiyacım var, Naz Hanım.

Yalan söyleme Tarık hiç değilse bu akşam. Zaten kitli kaldık burada, bari bu sefer doğruları söyle. Neden, benim yanımda kalıyorsun... bana rağmen.

Kısa bir sessizlik olur. Tarık “Senin için.”

Benim için mi?

Evet.

Neden?

Sana söz vermiştim sevgililer gününde gitmeyeceğim için.

İstersen gidebilirsin.

Gidecek bir yerim yok.

Bir sır daha mı? Neden böylesin sen Tarık?

Nasıl?

Ne bileyim? Bazen senin söylediğin kişi olmadığını düşünüyorum. Sanki, çok iyi bir aileden gelen, biriymişsin gibi geliyor.

İyi bir aileden geliyorum.

Öyle demek istemedim. ...Hem baban nasıl biriydi?

Tarık'ın iç sesi “Oğlum Tarık yandın, hani yalan yoktu, ne diyeceksin” Şey, babam İETT şofördü.

Sen de baba mesleğini yapıyorsun.

Sayılır.

Beni tanısa ne düşürdü? -Of Naz, ne saçmalıyorsun, o nasıl soru”!

Hım,hangi sıfatla tanıştıracağıma bağlı.

Nasıl?

Arkadaşım mısın? Patronum musun? Yoksa...

Yoksa, ne?

Yoksa

Evet.

Bilmiyorum.

Zaten kilitli kaldık,sırlar ve yalanlar kapının dışında kalsın, lütfen.

Neyim olmak istersin?

Önce ben sordum, Tarık?

Çok zekisin.

Senden öğrendim.

“Fark ettim.” der Tarık

Bahçedeki ağaçların gölgeleri odanın içinde oyun oynuyordur, bunu gören Naz :

Onu bırak da Tarık, Ya buradan hiç çıkamazsak, duvarlar üzerime üzerime geliyor.

Saçmalama, yoksa sen küçükken olmayan ablan seni, elbise dolabına mı kapamıştı?

Çok komiksin, -Naz dalga geçerek devam eder-hem yok mu şuralarda bir yerde bir şişe Şarap içimiz ısınır.

Hala inanmıyorsun değil mi?

İnanmıyorum, inanmayacağım da, Allah'ın unuttuğu dağın tepesinde, araba bozuluyor yine Allah'ın unuttuğu aynı dağda bir kulübe çıkıyor karşımıza. Tesadüfe bak sen! Tesadüflerin ardı arkası kesilmeden Allah'ın unuttuğu aynı dağda karşımıza çıkan izbe kulübede bir şişe şarap iki de kadeh çıkıyor. Ne şans değil mi?

Öyle valla.

Sen beni salak mı sanıyorsun, kaç aydır aklımı kurcalıyor. Diyorum nasıl yaptı bu adam Allah'ın dağında o kadar oyunu? İtiraf et, hadi Tarık hepsi numaraydı değil mi?

Ne?

Dağda arabanın bozulması, senin o kulübeyi bulman, şarap. Ha o dağ serserilerine girmiyorum bile.

Numaraydı ha, hadi hepsini ben yazdım oynadım, peki ya seni de ben mi sarhoş ettim?

Benim içkiye dayanıksız olduğumu bilmeyen mi var?

Zorla dayadım dudaklarına kadehi iç diye!

Zorla dudaklarını daya....şey yani ben öyle demek istemedim.

Bütün bunlar anca bir senaryoda mı olabilir sanıyorsun? Söylesene o zaman Naz pardon Naz Hanım, ben İtalya'ya geri dönmeyim diye beni sarhoş etmem neydi?

Ben zorla içirdim seni?Ben?

Bak gördün mü?

Naz pes etmişcesine “OFF.”

Hem sen bana gitme diye yalvardın.

Ne! Ne saçmalıyorsun sen?

O gece sakat ayağımla seni yatak odana taşıdıktan sonra yatağa düştük

Ne yaptık, ne yaptık?

Bir şey yapmadık.

Bir de yapsaydık, pes yani!. Uf, tamam hemen bozulma, söyle sonra ne oldu?

Bi hatırlasam.

Nasıl hatırlamazsın!

Kendime geldiğimde müştemilattaki kanepedeydim.

Bir de yatağımda yatsaydın?

Fena da olmaz hani ne de olsa daha rahat. Kaç aydır o kanepenin tepesinde nasıl rahatsız.

Kes. Nasıl gittin sen oraya?

Bilsem söylerdim. Ben Ümit taşıdığı diye düşünüyorum.

Öyle olsaydın ağzından düşmezdik

Sanmıyorum, sen her ne kadar ona zevzek desen de bence o her şeyin farkında.

Neyin farkında Tarık?

Bizim.

Biz mi? Ben bile bizim farkımızda değilken, o nasıl fark etsin?

Naz, Allah'ın unuttuğu o dağda seni, bana sarılmış bir şekilde buldu.

Ne olmuş, sen hastaydın.

Sen de hasta bakıcıydın her halde. Hatta biz Allah'ın unuttuğu o dağda doktorculuk oynuyorduk.

Seni var ya seni

Ee?

Çok pis hasta ederim.

Ediyorsun zaten.

Defol git o zaman. Zorla mı tutuyorum seni. Melisa'yla gitseydin ne de olsa maaşı dolgundu ya da gidip İtalyanca aşk başkadır yaşasaydın. Neden durdun burada seni hasta eden benin yanında?

Kapı açılsın giderim.

Tutmayalım, git hemen atla ikisinden birinin kollarına.

Naz, Tarık'a sırtını döner.

Biliyor musun, sen kendin yazıp kendin oynuyorsun. Böyle bir dünya kurmuşsun ona göre yaşıyorsun.

Naz, bir hışımla Tarık'a döner

Ya sana ne demeli, kaç kişiliğin var senin? Sen kimsin söyle bana. Bir bakıyorum, her şeyden anlayan snop bir adam oluyorsun, sonra bir anda cennetten hediye sesinle şarkı söyleyen bir adama dönüşüyorsun. Sonra tüm Avrupa'nın aradığı rallici oluyorsun. Ben ,tüm bu senler arasında bırak okulu, kendimle bile ilgilenemiyorum. Dengesizin teki oluyorum, herkese çatıyorum.

Tanıdığım en şeker dengesizlerden birisin.

Tarık!

Tamam, kızma. Madem bu gece, sırlar yok, gerçekler var. Naz ben...

Bu sırada kapı açılır “Demek buradasınız”

Her ikisi de“Ümit”

“Ta kendisi, kitli kaldınız, değil mi? Kapının kilidi bozuktu, evin her yerinde sizi aradım bulamayınca bir şans buraya bakayım dedim, bir geldim anahtarlar kilidin üstünde, şanslısınız yine Hadi kalksanıza,yoksa burası rahat mi geldi? Gidiyim isterseniz”

brs-sym
04-09-09, 04:25
Sessiz Aşk-1

Bir bahar sabahıydı… Yaprakların yavaş yavaş yerlerini boşalttıkları birkaç ağaçlık arasındaydı yalı, ucundaki denize hâkim olan asilliğiyle. Beyazdan sarı tonlarına kayan bir tasarımdı denizin maviliği arasında kavrulan yalı. Eskileri hatırlatan bir havası, uzun yapılı panjurlarının uçlarından akan bir tarih vardı, maviliğe hapsolmuş güzelliğiydi dikkatleri üzerine çeken.



Yeşilliğin arasındaki adımları tartan taşlıkların üzerinden geçmeye başlar, yalının kapısına doğru. Şoför elinde yere sürülen iki bavulla bayanın arkasından gelmektedir. Dizinin üzerinde kalan ipek kumaşlı mavi tonlarında bir elbise ve altına sabitlediği beyaz topuklu ayakkabısıyla, asil yürüyüşünün ardından bakışları üzerine toplar. Rüzgârın yüzüne kazandırdığı hassasiyetin altında düz siyah saçları geriye itilir. İçten gülümsemesiyle evin hanımefendisine doğru, denize doğru akan balkon havası verilmiş yere yönelir.



Kahve aralarına şekillendirdiği siyah renkli saçları rüzgârın arkasında kalmasıyla beraber yüzüne dolanır. Eliyle saçlarını yana çekerek rüzgâra yan durur. Ve karşısına gelmiş bayanın elini sıkar yanaklarından öper, tüm zarafetiyle. Kahverengindeki gözlerini kömür karası gözlere sabitler. Pembe parıltılı dudaklarını büzüştürür ve gülümser evin hanımı.



“Hoş geldin, Naz.”



“ Hoş bulduk teyzeciğim.”



Hizmetli kıyafetlerini giyinmiş siyah saçlı orta yaşlardaki bayan arkadan seslenir, bir adım öne çıkarak.



“ Funda hanım, bir ricanız var mı?”



Funda tüm içtenliğiyle gülümseyerek cevap verir.


“Şimdilik yok Zeynep, olursa haber veririm. Tarık ile Nehir nerede? Kuzenleri geldi, haber verin.”



Zeynep başını saygınlıktan hafif eğerek beyaz boyalı büyük kapıdan içeri girer.



Funda’nın dolan gözleri Naz’da kilitlenmiştir.



Naz kendisini toparlayarak arkada kalan şoföre bavullarını odasına çıkarmasını söyler. Funda’ya döner.



Funda, siyah desenli mor elbisesini eliyle düzeltir rüzgârda savrulurken. Şık giyimiyle şaşırtmıyordur yeğenini, Funda hanım.




“ Geldiğine çok sevindim. O evde yalnız kalmanı istemiyordum, biliyorsun.”


Gözleri tamamen dolar ve ardından birkaç gözyaşı dökülüverir. Eliyle siler karşısında duran hizmetlilere sırt dönerek. Hizmetliler anlayıp, Naz’a hoş geldin dileklerini sunarak yerlerine giderler.



“ Kız kardeşimin ölümünden sonra ve tabi kocandan ayrıldıktan sonra seni o evde yalnız başına hapis etmem. Evine hoş geldin.”




“ Çok değişmişsin. Seni yıllar sonra cenazede gördüm. Şimdi de burada.”



Naz olgunluğunu göstererek gözyaşlarını tutar.




Beyaz kapının arkasından gelir, iki kardeş.



Naz rüzgâra ters dönerek kapıya odaklanır. Gelen kişileri görünce şaşkınlıkla Funda’ya döner.



“ Bir tek kızın olduğunu sanıyordum.”



Funda, Tarık’a bakıp gülümser. Ve Naz şaşkınlığını saklamayarak soru yöneltir;



“ Nehir’in nişanlısı veya arkadaşı falan mısınız? Sizi hiç görmedim de.”




Tarık, Nehir ve Funda hanım bir kahkaha patlatır. Nehir omzuna dolanmış kola sabitlenir ve Tarık’ı yanağından öper.



Nehir, içten gülümseyen mavi gözlerini Naz’a diker.



“ O benim ağabeyim.”




Naz soru soran gözlerinin altında kızarmış yanaklarıyla Tarık’a bakıp sahte bir gülücük takınır yüzüne.



Funda’ya döner.



“Teyze? Oğlun yoktu senin. Yani ben bir Nehir’i görmüştüm küçüklüğümde.”



Funda Hanım gülümseyişinin altındaki hüzünle Tarık’a bakarak konuşmaya başlar.



“ Biliyorsundur ya da duymuşsundur diyeyim kocamı 15 yıl önce kaybettim. Nehir daha 4 yaşındaydı. Kızım yalnız kalmasın diye, tabii birde bir tane daha çocuk istediğim için Tarık’ı evlat edindim. Beraber büyüdüler.”




Naz bir süre duraksar.



“Annem senden hiç söz etmemişti. Şimdi öğrendim. Geç oldu ama geçmiş olsun.”



Funda soğuk bir gülümsemeyle bakar Naz’a.



“ Annende haklı, iyi anlaşmazdık. Dahası benden nefret ederdi. Neyse, tanıştırayım.”



Tanışma esnasında Tarık’ın gözleri Naz’ın vücudunda dolaşmaya başlar. Naz elini Tarık’a tokalaşmak için uzattığında Tarık bir süre gözlerine dalar Naz’ın ve hevesli bir şekilde gülümser. Naz’ın düz duran elini yatay şekilde çevirir ve öper, Tarık. Dudaklarını zarif bir şekilde Naz’ın elinin üzerine kondurur. Etkileyici bir bakışla Naz’ın gözlerine dalar.


Naz, elini çeker yavaş hareketle yüzünde oluşturduğu samimi gülümsemesiyle.




“Memnun oldum, Tarık.”




“Bende memnun oldum.”



Tarık rahat bir tavırla ellerini cebine sokar ve Nehir’i Naz’a dalmışken bulur ardından onu dürter koluyla.


“Hı?”



Nehir kendine gelince, soru soran gözleriyle Naz’ı süzer.


“Sanki seni bir yerde görmüştüm.”




Naz anlaşılmadık bir şekilde endişeli davranarak konuyu değiştirir. Saçlarıyla oynamaya başlar.




“ Şey, bilmem. İstanbul ne kadar büyük olsa da aslında küçücük bir şehir karşılaşmışızdır. Neyse, evi gezebilir miyim?”



Funda, gözlerini Tarık’tan ayırmayarak;



“Tabi… Eşlik edeyim.”



Tarık koluna dolanmış Nehir’in kollarından kurtularak;



“ Bizde eşlik edelim.”



Funda ukala bir gülümsemeyle Tarık’a bakar.



“ Tabi, buyurun küçük bey.”



Tarık ilerlerken Funda Tarık’ın kulağına yaklaşıp fısıldar;



“ Sakın asılayım deme. Kocasından yeni ayrıldı ve annesini kaybetti. Ve son olarak ta o senin kuzenin. Tamam, mı yakışıklı?”



Funda, Tarık’ın bir anne edasıyla omzunu okşar.



Nehir arkadan seslenir, herkes ona döner.



“Abi! Hani dışarı çıkacaktık. “



Tarık dudağını ısırır.



“ Ufaklık, bak kuzenimiz geldi. Akşam yemeğini yiyelim hep beraber çıkarız olmaz mı?”



“ Akşam yemeğine daha çok var.”



Funda Naz’ın yanına gelir.



Naz’a yaklaşır;



“ 19 oldu ya hanımefendi, ağabeyinin peşini bırakmıyor. Her gün dışarıya çekiyor.”



Funda çocuklarına seslenir.


“ Hadi ama! Başlamayın yine, ağabeyin ne dedi yemekten sonra hep beraber dolaşırsınız. Naz’da İstanbul’umuzu görmüş olur.”



Nehir şaşkın ifadeyle Naz’ın yanına gelir.



“ Bir dakika, sen İstanbul’da oturmuyor musun?”




“ Hayır, İzmir’den geldim. Arada geliyordum buraya. Pek gezme fırsatım olmamıştır yani.”



“ Peki ben seni ne zaman gördüm? Hem de birkaç kere.”



Funda, sözü keser.



“ Nehir, uzatma sende. Görmüş olabilirsin ne var bunda?”





Ahşap merdivenlerden yukarı kata çıkmaya başlarlar. Naz, elini merdiven tutacağında gezdiriyor ve etrafa hayranlıkla bakıyordur. Evin eşsiz dekorasyonu karşısında gülümser.


Balerinin, bacağı kırılmış bir sandalyeye dayanmış ve ağlarken çizilen rüzgara dalar Naz.



“Nasıl ama? Çok hoş değil mi? Annem yaptı.”



Naz dalgınlığından Tarık’ın sesiyle irkilir. Tarık Naz’a bakıp gülümser.



“ Evet, çok hoş bir tasarım. Evin bu köşesine çok yakışmış.”



Funda seslenir.


“ Siz keyfinize bakın. İşlerle alakalı bir sorun çıkmış bakmaya gidiyorum. Akşam yemeğine yetişirim.”



Funda hızlı adımlarla merdivenlerden aşağıya iner ve kapıyı çarpıp çıkar.




Nehir, narin ellerini balerinli tablonun üzerinde gezdirir. Naz’a bakar göz ucuyla.



“ Ama farklı yerlerde görmüştüm seni.”


Nehir’in fısıltısı karşısında Naz gerilen gözlerini Nehir’den hışımla çekip tabloya yönelir.



“ İnsanlar birbirine benzer. Neden bu kadar uzatıyorsun anlamıyorum.”



Naz’ın bakışları karşısında Nehir boynunu hafif eğer ve Tarık’a döner.



Omzundan konuşur;



“Özür dilerim.”



Parlak beyaz duvar kâğıtlarıyla süslenmiş koridordan ilerlerler. Ve Tarık bir odanın kapısını açar.


Gülümser;



“ Burası senin odan.”


Ardından Tarık başka bir kapıya bakar ve yine gülümser.



“ Benim odam da koridorun sonunda.”


Nehir ev Naz’ın şaşkın bakışı altında Tarık dudağını ısırır ve sırıtır.


“ Yani, bir şey olursa odamdayımdır. Yani sonuçta bu evdeki tek erkek benim.”



Nehir, tatlı gülümsemesiyle Tarık’a bakar ve kollarını onun beline dolar. Ardından başını göğsüne yaslar. Gülümseyip Naz’a bakar.



“ Erkeklik damarı kabarır bazen. Erkeğim benim!”



Nehir göz alıcı gülümsemesiyle Tarık’ın göğsüne yasladığı başını Tarık’ın yüzüne doğru kaldırır.



“ Cadı kardeşim benim!”



Tarık bir ağabey şevketiyle Nehir’in gülümsemekten gerilen yüzünde burnuna küçük öpücük kondurur.



Naz bu sahne karşısında samimi bir gülümseme oluşturur yüzünde.

brs-sym
05-09-09, 01:00
Sessiz Aşk-2



Beyazın bütünleştiği bir hava hâkimdi oda üzerinde. Yatağından aynasına, dolabından koltuğuna kadar her şey beyaza bürünmüştü. Yerleri saran kemik rengi üzeri sarı desenli halı değişiklik katmıştı kar beyazı küçük odaya. Kapının tam karşısında bulunan yatağın üzerine atar kendisini, Naz. Bavullarındaki kıyafetlerin birçoğu dolaba yerleştirilmiş, bir kısmı da aynanın altında toplanmış duruyordu.



Kapı arkasından gelen tıkırtılar dikkatini çeker ve koridora uzanan kapısını açar, bakınır. Yerlere dökülmüş eşyalarını toplamakla meşgul olan siyah dalgalı saçlı, siyah uzun kirpiklerinin arasından ışıldayan mavi gözleriyle, Nehir’dir.


Mini eteğinin altına konversi, üzerine yakıştırdığı yeşil uzun kollu tişörtüyle spor bir hava katmıştır bu klasik evin içerisinde. Eşyalarını bir hamleyle toparlayıp mavi gözlerini Naz’a diker. Önüne düşmüş saçlarını ufak bir hareketle geriye atar ve gözlerini kısıp Naz’a bakmaya devam eder. Olduğu yerden doğrulur. Kalkar ayağı.





“ Akşam yemeği, her gün 6’da yenir. Haberin olsun. Birazdan hazır olur.”




Naz, gülümser.



“ Söylediğin için teşekkürler. Çok yoruldum attım kendimi yatağa, şimdi gelirim.”



Nehir soğuk bir gülümsemeyle baktıktan sonra;




“ Evimize hoş geldin, kuzen.”



Nehir’in dilinden dökülen bu sözler, Naz’a iğneleyici biçimde yansımıştır.




“ Teyzem geldi mi?”




Nehir bir anda hüzünlenir. Mavi gözlerini, kitaplarının uçlarıyla oynayan eline diker.



“ Hala gelmedi. İşi uzun sürdü herhalde.”



Naz soru soran gözlerle Nehir’e bakar. Ardından yavaş adımlarla ona yaklaşır.



“Teyzem tam olarak ne iş yapıyor, bilmiyorum da?”




Nehir, gergin bir ifadeyle konuşur.




“ Giyim tasarımı üzerine kurulan bir şirketimiz var, onu yönetiyor.”




Naz, gülümser.




“ Vay! Teyzeme bak. Bu şirketi bayağı ilerletmiş o zaman çünkü böyle bir yerde yaşamak için şirket az kalır.”




Naz, Nehir’in ağzından laf almak için birkaç soru tasarlar kafasında.



“ Sadece şirket değil zaten bir de babamdan kalan miras var. Bir de…”



“Bir de?”




“ Bilmiyorum. Bir yerlerden geliyor para. Hiç sormadım nereden diye.”




Naz, tatmin olmamış bir halle gülümser.



“ İyi. Neyse, yemekte görüşürüz.”



Naz, odasına girer.




Nehir de odasına girer.




Beyaz, siyah ve kırmızının renk kattığı odanın içerisindeki siyah uzun aynanın karşısına geçer Nehir.



Kızgın bir ifadeyle kendisine bakar.



“ Senden nefret ediyorum, anne!”



Ardından, üzerine omuzlarını açık bırakacak uzun kollu siyah ve kırmızının süslendiği mini bir elbise giyinir. Saçlarına, eline aldığı jöleyi sürer. Dalgalı saçlarına şekil vererek jöleyle parlatır.




Yerlere kadar uzanan beyaz örtülü yatağının üzerindeki siyah gitarını eline alır. Kırmızı ojeli parmaklarını gitarın tellerinde gezdirir ve gülümser tüm sevecenliğiyle.




Gitarını kabına koyar ardından siyah desenlerin üzerinde bulunduğu beyaz kapının yanına yerleştirir.



Telefonunu eline alır,




“ Alo? Barış! Bu akşam ağabeyimin başka planları var sanırım, takılalım mı? ... Oğlum nerede olacak, sahilde falan. Saçma sapan mekânlara sokma beni, gitar çalıp rahatlamaya ihtiyacım var…(gülümser) Tamam aşkım…”





Nehir, aynanın karşısına geçer ve elindeki sürmeyi mavi gözlerinin altına şerit gibi çeker.



Siyah spor ayakkabılarını giyindikten sonra yemek salonuna doğru ilerler.



Gri tonlarındaki duvarların arasındaki açık kalan balkon kapısının arkasından çıkar Tarık. Elindeki telefonla.



“ Bu gece olmaz. Benim başka işlerim var… Kuzenime İstanbul’u gezdireceğim…(güler) Evet, çok güzel... Hadi bay!”





Açık mavi rengindeki, diz kapaklarında oluşturduğu yırtık model pantolonunun üzerine açık yeşil bir gömlek giyinir. Yakasından birkaç düğme açar. Saçlarını düzeltir ardından, telefonunu attığı siyah yatak örtüsüne oturur. Telefonunu cebine koyar. Hangi mekânları gezdireceğini düşünmeye başlar, gülümseyerek.




Birçok tadın yer aldığı yemek masasının etrafında dolanıyordur Nehir, bir elinde ısırmakta olduğu sarmasıyla.



Masayı hazırlayan Zeynep, Nehir’in yanına gelir.




“ Funda hanım hala gelmedi, bir tane daha servis hazırlayayım mı Nehircim?



“ Sen hazırla Zeynep abla.(sarmasını ısırarak) Belki gelir.”





Zeynep, masaya bir servis daha hazırlar. Arkadan kahkahalar atan Funda Hanım gelince Nehir şaşkınlıkla ona döner.



“ Erkencisin.”



Funda, elinde tuttuğu gümüş taş işlemeli siyah çantasını koltuğun kenarına koyar.




“ İşim çabuk bitti.”



Funda, mutluluk saçan yüzüyle Nehir’i süzer.



“ Hayırdır, ağabeyinde çıkmıyor musun bu gece?”




“ Hayır, o Naz’la takılsın. Benim gideceğim yerler var.”




Funda masaya otururken;



“ Neredesiniz bakayım küçük hanım?”




“ Seni ilgilendirir mi?”




Nehir, gergin yüzüyle Funda’dan uzak bir sandalyeye oturur ve hızlıca yemeğini yer.



“Annen olduğum için bilmeye hakkım var sanırım.”



Nehir, mavi gözlerini Funda’nın meraklı gözlerine sabitler.




“ Sen bana ne yaptığını önceden söyledin mi? Ancak haberim oldu ne haltlar karıştırdığınla ilgili. O yüzden ne sen bana sor nerede olduğumu ne de ben sana sorayım.”




Nehir’in bu sözü üzerine Naz’ın arkada durmuş onları seyrettiğini ilk Funda fark eder.



Naz endişeli bir ifadeyle Funda’ya uzun uzun bakar.




“ Ne oldu?”




Funda lafı kapatmak için;



“ Anne-kız kavgası, önemli değil.”




Funda, kendisine bakmakta olan sinirli mavi gözleri bir süre sonra fark eder. Naz’da masaya oturur.




Tarık, neşeli bir halle oturur yemek masasına.



“ Herkese afiyet olsun.”




“Hayırdır yakışıklı, ne bu mutluluğun sebebi?”



“ Bilmem.”



Tarık, ifadesiz ve büyülenmiş bir şekilde Naz’ın gözlerinde kaybolur birkaç saniyeliğine.




Nehir’in bu bakışma hoşuna gitmez.



“Asıl anneme sormak lazım. Bugünkü neşenin kaynağını öğrenebilir miyiz anneciğim?”



Funda bu lafın üzerine yudumladığı kırmızı şarabını yerine koyar.



“ İşler iyi gitti diyelim.”



Tarık, rahat bir hareketle;



“ Aman, bir sorun olmasında.”




Soğuk bakışmaların ve ateşli hislerin gerçekleştiği ilk dakikalardı akşam yemeğinin lezzeti.



Naz, yemeğini yedikten sonra hazırlanmak üzere odasına çıkar. Tarık da bahçeye iner ve şoförden arabayı hazırlamasını söyler.



Nehir de telefonunu eline alır ve Barış’ı arar. Kısa konuşmanın ardından Tarık’a seslenir.



“ Bende geliyorum! Beni de bekleyin, hazırlanayım.”




Tarık, soğuk bir ifadeyle;



“Tamam.”



Nehir odasına hızlı adımlarla ilerler. Funda yoluna çıkar.



“ Sen ne yaptığını sanıyorsun?”




“ Ağabeyim bekliyor hazırlanmam lazım. Çekil yolumdan.”



Funda kızgın bir ifadeyle Nehir’e bakar. Nehir umursamayıp odasına girer ve dolabını karıştırmaya başlar.




“ Ne giyinsem acaba? Hadi Nehir uydur bakalım şu elbiselerin arasından düzgün bir şeyler.”

ummu88
05-09-09, 15:21
9. bölüm

Naz: evet yinede desteğin olmasa yapamazdım iyi ki varsın

Tarık: öyle mi hayret dün pek öyle demiyordun da

Naz: hala kızgın mısın?

Tarık: yooo sadece biraz kırıldım sana o kadar sıkıntı verdiğimi bilmiyordum

Naz: vermiyorsun

Tarık: ee

Naz: of trip yapma işte anladın sen beni

Tarık: anlamadım

Naz: bak sürekli beni uyarıyor olman daima canımı sıkıyor ayrıca sen olmadan dışarı göndermemeleri gardiyan gibi olmandan dolayı öyle dedim ama tam biraz düzelir gibi olduk hayda bu defa böyle uzak duruyorsun ne güzel işte abi ….

Tarık öfkeyle ” şu kelimeyi duymak istemiyorum neden anlamıyorsun”

Naz sinirle kalkıp bağırdı “ bende neden bu kadar taktın anlamıyorum ya işte ne güzel sürekli istediği yapıyorum“

Tarık: ben onu sadece ( Tarık devamını getiremez )

Naz: ee sen onu neden sustun getirsene sonunu

Tarık: hiçbir anımızı hatırlamamana şaşırıyorum

Naz: of birde tutturdun ne anısı ya ben hatırlıyorum ve sürekli kavgalarımızı ağabeylik taslamanı sürekli abi diyeceksin diye tutturmanı hatırlıyorum sürekli şunu yapma böyle olur yok şöyle yaparsan böyle olur yok söylerim


Ümit: Ayşe filiz ben mi yanlış görüyorum yoksa bizimki dayanamamış mı ne

Filiz: fazla bile dayandılar canım eee naz hani asla kavga etmiyordunuz yoksa biz yanlış mı anladık sen asla kavgalarımız bitmeyecek mi demek istemiştin

Ümit: dün yetmedi sanırım bugün kalanına mı devam ediyorsunuz

Ayşe: gitmeyin üstlerine dün sanırım sonuca bağlayamadıkları var

Tarık ayağa kalktı. Ters bakış atış eve doğru yürümeye başladı.

Naz: nereye
Tarık: içeriye sizi daha fazla rahatsız etmemeyim

Naz: of ya amma da alınganlık yaptın ya

Tarık hiç cevap bile vermeden girer içeriye

Ümit: ne o neye kızdın yine

Naz: yok nedir anlamadım sürekli abi dememi isterken şimdi yok demeymiş anlamadım gitti.

Ayşe sırıtarak “ Allah Allah neden ola ki “

Naz: ay yoksa yaşlandığını mı düşünüyor kadınlar takar yaşını buna ne oluyorsa ya filiz abin yoksa

Filiz: abartma naz saçmaladın farkında mısın

Ümit: nazdan başka ne beklenir ki

Naz: aman sende ne beklenir acaba

Ayşe: bence sen anlamasan da bence

Naz: sende saçmaladığını farkındasın umarım Ayşe mümkün değil dedim

Filiz: ne mümkün değil

Ayşe: bence Tarık naz’dan hoşlanmaya başladı belki kabul etmekte zorlanıyor

Filiz: abim gerçekten mi dün eve bir girdi ki sorma Sadri ile zor taşıdık

Ümit: ne yani Tarık şimdi naz’a yok artık kafayı yemediyse belki olabilir yoksa sanmam naz ve Tarık ay ve güneş gibi birbirine zıt birbirinden ayrı iki karakter naz ağabeyini iki günde yer

Naz: of dalga geçmeyin o kendine yüz vermeyen farkında bile olmayan birine âşıkmış öyle demişti bana o yüzden bunu burada konuştuk bir başka yerde lafını bile etmeyin. Sonra Tarık duyar yanlış anlar tamam mı birde filiz sakın sorayım deme benim yumurtladığımı anlar


Filiz: abi girebilir miyim

Tarık: ne var filiz

Filiz: naz ve sen

Tarık: sende annem gibi başlama

Filiz: sen naz’a âşık mısın gerçekten doğruyu söyle

Tarık: o nerden çıktı

Filiz: dün

Tarık: konuştum mu?

Filiz: evet naz’a âşıkmışsın oda sana yüz vermiyormuş öyle mi?

Tarık: saçmalamışım yok öyle bir şey hem o naz başka naz okuldan birine takıldım. Yüz vermiyor da ondan yani

Filiz: sen ya kızlar bayılır sana ne oldu

Tarık: işte bayılmayanda varmış

Filiz: bende bir an

Tarık: sende bir an

Filiz: naz’a aşıksın sandım

Tarık: öyleyim zaten

Filiz: yok yani karşıda var ya o naz’a

Tarık: yok artık o beni abi gibi görüyor ya bende onu öyle görüyorum artık

Filiz: artık yani daha önce

Tarık: ne artığı öncesi filiz ya of git başımdan yorgunum yatacağım

Filiz: iyi sen bilirsin

Tarık ümidini kesti. Derslerden başka bir araya ya gelmemeye çalıştı. Mezuniyeti yapıldı. Sonrasında bodrum hazırlıkları yapıldı.


Hulusi ellerini yanda sallayarak "bekle beni bodrum geliyorum”

Belgin: bodrum seni hep bekliyor Hulusi

Hulusi: oh be deniz güneş, kızlar, kumlar

Belgin: denizi güneşi anladım. Kızlar ne oluyor acaba

Hulusi sırıtarak" yok hayatım kızlar değil kumlar dedim dilim sürttü

Belgin: tabi tabi

Filiz: of ya ben neden geliyorum yalnız napacağım orda abim burda Ayşe burda ümitler zaten gelmiyor hacer annem kalıyor ben orda yalnız napacağım şimdi of ya ben gitmek istemiyorum

belgin: hayır geliyorsun hacer abla ev sana emanet Tarık şimdi yemek yemez zaten kuş kadar kaldı nedense yemek yemez oldu aman dikkat et olur mu?

Tarık: of anne ben çocuk muyum?

hacer: merak etme sen ben onun lokmalarını sayarım zorla yediririm elime geçti bir defa

Hulusi: yemek yemiyor ama maşallah öbür yandan iyi götürüyor maşallah bana bak zibidi öyle içip gelmek yok evden bankaya bankadan eve ona göre arayıp kontrol edeceğim verdiklerim dönünceye kadar çözümlenecek dönüşte sınav yapacağım

Tarık: tamam baba 1 daha olmayacak dedim ya hala aynı şeyi söyleyip duruyorsun yok olmayacak bir daha

Hulusi: hacer abla her gün arayıp rapor alacağım gözün üstünde olsun öyle kız atmak falan da yok eve

Tarık: yuh artık baba ne zaman yaptım öyle bir şey

Hulusi: anlamam ben senden beklerim ben

Belgin: ee kendi bolca zamanında yaptığından oğlum

Hulusi: ama hayatım senden önceydi

Tarık: oh iyi birde bana söyleniyordun baba istersen daha fazla bana öğüt verme iyice kirlilerin dökülecek ortaya sonra siz gidemeden döneceksiniz bu gidişle hadi uçak saati geliyor

Hulusi: of ya lafa tuttunuz bekle beni bodrum geliyorum

Belgin: öyle plaja inip kızlara bakacağını sanıyorsan yanılıyorsun Hulusi baştan söyleyeyim ben nereye sen oraya ya da sen nereye ben oraya

Hulusi içses "hele bir gidelim ruhun bile duymaz bulurum ben yolunu"

Tarık gün boyu bankada geçiriyor. Kalan sürede naz ile çalışma yapıyorlardı. Günler birbirini kovaladı.

Naz: of çok korkuyorum ya heyecanlanırda şaşırırsam

Tarık: hadi ama başaracaksın

Naz: inşallah


Salonu Tarık sınav salonu gibi hazırlamış sınav komisyonu yerine Ayşe, ümit, hacer anne oturmuştu. Kendi de yerini aldı.

Naz elinde çellosu ile ağır adımlarla geldi karşılarında selam verip sandalyesine oturdu. Dik konumda kendinden emin bir şekilde. Tarık eliyle okey işareti yapıp güldü.

Ümit: o olmadı Tarık hoca siz galiba öğrenciyi tanıyorsunuz ben bu sınavı kabul etmiyorum torpil var burda siz ne diyorsunuz Ayşe hocam

Ayşe: bende öyle gördüm ümit hoca biz bu öğrenciyi düşünelim

Naz elindeki arşeyi ümit e fırlatıp "zevzeklik etmesen olmaz değil mi şurda sınav provası yapıyoruz

Ümit: siz bu sınavdan asla geçemezsiniz naz hanım bana bu sopayı fırlattın ya yandın sen

Naz: zevzek onun adı sopa değil öğren de gel birde müzik hocası olacaksın adı arşe onun öğren de gel

hacer: ben gidiyorum. İşim gücüm var benim

Tarık: of ya cıvıtmayın otur hacer anne ümit otur görevini yap ne söylediysem onu yap sululuğun sırası değil şimdi hadi naz baştan alalım
Yerden arşeyi alıp naz'a uzatır. "hadi yeniden alalım"

Naz tekrar girdi. Sordukları soruları takılmadan cevaplayıp parçasını hata yapmadan bitirdi. Tarık alkışlayınca öbürleri de katıldılar

Naz tedirgin "nasıldım”

Tarık: harikaydın tebrikler

Naz: burda iyide ya yarın of ya

Ümit: bittiyse artık gidebilir miyim sıcaktan bunaldım ya

Naz: aman git insan çok güzel çaldın falan der insan moral verir

Ümit: alkışladım ya ben kaçtım

Naz: of çok korkuyorum ya yanlış notaya basarsam ya sorduğu soruları bilmezsem

Tarık: sakin ol merak etme yapacaksın ben san güveniyorum. ÖSS de de aynı şeyi yaptın yok sorularda kaydırırsam ya hasta olursam dedim çok güzel geçti sonra yok sonucum kötü diye tutturdun yine çok güzel sonuç aldın şimdi bunu da çok raht atlatacaksın. Burada çaldığın gibi çaldıktan sonra belki de birincilikle bile girersin

Naz: ya yapamazsam sende yanımda olacaksın değil mi?

Tarık: tamam olacağın sen istesin de olmaz mıyım? Seni karşından büyük bir zevkle dinleyeceğim

Naz ayağa kalkar büyük bir sevinçle sarılır "teşekkürler çok sağ ol iyi ki varsın ( bu sözlere kadar söylediklerini gülümsem ile dinler. o dakikalar hiç bitmesin ister) Tarık abi

Tarık bozulur yavaşça geri çekilir "kazandığında teşekkür etmiş olacaksın “

hacer: hadi bakalım sende istediğin yere gir güzel kızım benim ( sarılır naz'ı öper) ben gidip yemek yapacağım diktiniz kaç saattir şuraya

Ayşe: geleyim mi anneanne

hacer: gerek yok hadi siz naz ile kalın baksana çok heyecanlı

Ayşe: e naz napıyoruz bugün senin emrindeyim

Naz: bilmem ki çok gerginim

Tarık: isterseniz birlikte dolaşabiliriz

Naz: e senin bankaya gitmen gerekmiyor mu çalışmalarımla yeterince yük oldum hem yarında yanımda olacaksın

Tarık: merak etme sonra sıkı çalışır hallederim

Ayşe: e nereye götüreceksin

Tarık: sınav öğrencimiz nereye isterse

Naz: lunaparka

Ayşe: of naz çocuk gibi ne işimiz var orda

Tarık: oflama haydin yürüyün iyi tercih şimdi orda eğlence araçlarında heyecan meyacan kalmaz

Hep birlikte lunaparka gelirler.

Tarık: e nelere bineceksiniz

Naz: korku tüneli

Tarık: bence bugün orası olmasın gece falan kâbus görür iyi uyuyamazsın daha farklı tercihler seç bence

Naz: ben sen miyim korku tünelinden geçip kâbus görecek

Tarık: olsun biz işimizi garantiye alalım ne olur ne olmaz

Naz: iyi kamikaze

Tarık: yok şimdi ters döner kol falan açılır oda olmaz

Naz: e o olmaz bu olmaz ne yapacağız peki

Tarık: hadi gelin çarpışan otolara binelim

Naz: ay bula bula onu mu buldun

Tarık: ne o arabaları kullanamamaktan mı korktun yoksa

Naz: yooo hadi yürü bakalım kim daha iyi kullanacak görelim

Tarık: iyi

Ayşe: ben aynalara gidiyorum ne tünele girerim nede çarpışan oto işime gelir hadi size iyi eğlenceler

Naz: of Ayşe oyunbozanlık yapma hadi işte

Ayşe: gittim ben böyle iyiyim sersem gibi olmak istemiyorum

Arabaları birbirlerine çarparak ilerliyorlardı. Naz büyük bir gayretle çalışıyordu. Olduğu yerde kalmamak için Tarık binemedim diyecek diye sürekli etrafındakilerin neler yaptığına bakıyordu. Bir süre sonra arabayı kullanmayı öğrendi. Zevkle sürmeye başladı. Dönme dolap derken atış poligonunun önüne geldiler.

Naz: ay şu panda ne kadar güzel duruyor ben atış yapacağım

Tarık: sen dikkat et adamı vurmada

Naz: hiçte bile ben gayet güzel atış yaparım

Tarık: ya ya hatırlıyor musun birlikte köye gitmiştik

Naz: hangi köye

Tarık: nasıl unutursun ha geçmişi hatırlamak istemediğini unuttum vahi amcanın yani babanın köyüne sende oğlan çocukları gibi sapan kullanmak istemiştin de sonra zavallının birini kafasını yaralamıştın

Naz: sen ne yaptın

Tarık: ben yanlış hatırlamıyorsam herhalde 10 tane falan kuş vurmuştum. Cahide teyze çok kızmıştı.

Naz: bana mı?

Tarık: yok bana nasıl kıydın sana yakıştıramadım Tarık senin gibi hassas bir çocuk cana kıysın demişti. Çok üzülmüştüm çocuklara uyup vurduğum için kendime ne kızmıştım. Vahi amcada doğanın kanunu demişti beni rahatlatmaya çalışmıştı.

Naz: çocuğun kafasını yaraladım diye bana kızmadı mı

Tarık: yok büyük olarak ben öyle canlılara atış yaparsam sizinde benzer şeyi yapmanız gayet doğalmış her zaman ki gibi yine suçlu ben olmuştum

Naz: kaç yaşlarındaydık ki

Tarık: ben sanırım 10 yaşlarında falandım sende 6 yaşında

Naz: hani neden sana kızıyorlardı sonuçta sende çocuksun diyeceğim ama 6 yaşında çocuk ne anlasın ki ilginç gördüğüm için yapmışımdır kesin ay lafa tuttun pandamı kaçıracağım şimdi çekil

Atış tüfeğini alıp ateş etmeye başladı. Duvara yan panolara her yere isabet ettirdi ama pandaya ettiremedi.

Naz ayağını yere vurarak “of ya vuramadım”

Tarık: izninle ben deneyim. Sonuçta canlı değil yaptığım yemin geçersiz olur.

İlk atışta pandaya isabet ettirdi. Pandayı alıp naz’a uzattı “al bakalım pandanızı prenses“

Naz ellerini çırptı sonra Tarığa sarıldı “teşekkürler “

Ayşe: oooo ne güzel anlaşıyorsunuz siz böyle

Naz: biz artık iyi anlaşıyoruz dedim size neden şaşırdın anlamadım.

Ayşe: ben acıktım ne yiyelim

Tarık: ne isterseniz

Naz: pizza

Ayşe: aman naz hep pizza yiyoruz başka yiyelim

Naz: ben pizza istiyorum sen ne istersen ye

Tarık: hadi gidelim buluruz her ikinizin de sevdiğini bulup yiyeceği mekân hadi yürüyün bakalım

ummu88
05-09-09, 18:08
ADA

Sabah uyanan Tarık söyle doğrulur yatakta gerinir. “ ay ne uyumuşuz ya saatine bakar “oo saat 10 olmuş eyvah toplantı “ tek gözünü kapatıp düşünür “daha 1 saatim var neyse hazırlanırım o zamana kadar Ada neden uyanmadı ki şimdiye çoktan uyanmış ve yaygara ediyor olurdu .” yanında mışıl, mışıl kendinden geçmiş uyuyan güzele baktı. Saçları yüzüne doğru gelmiş yüzünü kapatmıştı. Okşarcasına saçlarını çekti “o f ne bu halin peri kızı ne kadar yorgun görünüyorsun ben seni bu kadar çok mu yordum ne “ eğilip uyandırmaktan korkarak burunu küçük bir buse bıraktı. “ada fırla her şey beklenir küçük hanımdan yataktan çıktıysa yandık “
Fırladı odasına baktı Ada yoktu. “eyvah korktuğum başıma geldi nerde bu “ hızla merdivenleri indi. Tedirgin bir sele “Belkıs Hanım “
Hiç ses yoktu. “Of ya nerde olabilirler “ mutfağa gitti kimse yoktu. Kapı açıktı korkarak kapıdan çıktı Belkıs Hanım ada ve dost oyun oynuyordu. Dost yerlerde yuvarlanıyor ada onun peşinden onu yakalamaya çalışıyor sonra yakalayınca çığlık atıyor tüylerini yoluyordu. Dost havlayıp kuyruk sallıyordu. Her kuyruk sallayışında ada daha bir coşuyordu.

Tarık: Belkıs hanım

Belkıs: günaydın Tarık bey

Tarık: nasıl haber vermezsiniz çok korktum adayı yatakta görmeyince kahvaltıyı hazırlar mısınız toplantım vardı geç kalacağım. Ada beni saat gibi uyandırıyordu öyle olunca saati de kurmamıştım

Belkıs: şey özür dilerim efendim adaya bakmaya çıkmıştım yeni uyanmıştı bende raht uyuyun diye aldım aşağı indirdim. Kahvaltısını yaptırdım.

Tarık: bir daha söylemeden almayın odasından kızım beni çağırır bende koşarak giderim

Ada babasının sesi ile babasına baktı ellerini çırparak “ babacım deldi attadan “

Tarık: günaydın benim meleğim sen dostla mı oynadım

Ada ellerini ağzına kapatıp tekrar açıp “cee daptım. Del havhav atta”

Tarık: yok kızım bugün gidemiyorum baba atta gidiyor işi var
Kucağına alıp yukarıya çıktı. Naz hala uyuyordu. “hadi bakalım anneyi uyandıralım”
Adayı yatağa bıraktı. Ada emekleyerek annesini yanına ulaştı. Kendini üzerine atıp “anne “ göz kapaklarını elerliyle tutup yukarıya kaldırdı.

Tarık hemen yakaladı elini “öyle değil “

Naz hafif gözlerini açtı” of ya kaç saat daha benim uykum var “

Tarık: oldukça geç hayatım hadi kalk

Naz: hııı uykum var. Bugün evde misin?

Tarık: yok hayatım 11.00 da toplantım var. Geç kaldım

Naz gözleri açıp doğruldu “yani şimdi bizi bırakıp gideceksin öyle mi?

Tarık: derdimi deşme şimdi uyanamadım kızımla zaman geçiremedim. Dostu gezdiremedim zaten gitmek istemiyorum ama gitmek zorundayım. Dostu sen gezdirir misin?

Naz burnunu çekerek “yapmam sen beni bırak git “

Tarık: naz hayatım ne oldu şimdi

Naz: hiç sen bırakıp gidiyorsun hani hep yanımda olacaktın ( ağlaması burun çekmeyi geçmiş yaşlar dökülmeye başlamıştı)

Tarık: ağlama olacağım ama şimdi bana ihtiyacın yok işe gitmem gerek

Ada annesine gözlerini kocaman açıp baktı “babacım anne aladı”

Tarık adayı kucağına alır yanağına öpücük bırakır” ya prensesim anne ağlıyor sana kardeş geliyorsa ondan “

Ada basının ne dediğini anlamaz şaşkın açar gözlerini “kaydeş”

Tarık: ya kardeş güzelim “

Ada ellerini yana açar “kaydeş gok”

Tarık naz’ın karnına dokunur “bak burada annenin karnında “

Ada anlamaz “neyde “

Tarık: tamam güzelim büyünce anlatırım ben sana hadi canım ben çıktım

Ada: babacım ditme

Tarık: gitmem gerek meleğim

Ada ağlamaya başlar ellerini uzatır “ditme “ ardından nazda başlar ağlamaya

Tarık: ama böyle ağlarsanız ben gidemem ki

Naz: of sen bana bakma neden sürekli ağladığımı anlamıyorum ( ağlamasını durdurmaya çalışır ama yok bir türlü olmuyordur) of ya yok tamam sen git ben dostu gezdiririm


ada: ditme

Tarık üzgün “ama gitmek zorundayım”

Naz adayı kucağına alır ağlamaklı “ iyi git “

Tarık arkasında çaresiz ağlayan iki peri bırakıp bahçeye çıktı kapıda Tarık görününce dost hemen havlayarak üzerine atladı. Tarık dosttu elleriyle sardı okşadı “üzgünüm oğlum gitmem gerek bugün anne gezdirecek seni onlara iyi bakıyorsun ve neşelendiriyorsun ona göre tamam mı”?
Karşılığında hav hav sesini alır hızla arabaya binip bankaya gider.

Kapıda karşılayan Sadri “nerdesin ya adamlar sabırsızlanıyor

Tarık: sorma uyanamamışım dosyalar hazır mı

Sadri: hazır hadi yürü

Naz ada ile kahvaltılarını yapar sonra adayı arabasına bindirir dostu da alır yürüyüşe çıkarlar. Sonra eve geri döndüklerinde kapıda cahide ve belgin ile karşılaşırlar.

Ada: top

Belkıs hemen içeriden alıp gelir adanın eline “al bakalım küçük hanım”

Ada topu fırlatır dost hemen topu yakalayıp burnuyla getirir

Belgin: hadi benim pamuk şekerim babaanneye de at

Ada topu belgine atacak gibi yapıp yine dostun önüne atar

Belgin: aa bana atacaktın küstüm ( ağlama taklidi yapar)

Naz: ben çıkıp üzerimi değiştireyim

Cahide: tamam kızım biz ilgileniriz sen istersen dinlen çok yorgun görünüyorsun

Naz: yok iyiyim anne hemen gelirim

Oyun böyle devam eder gider

Tarık toplantı boyunca dikkatini toplayamaz. Konuşulanları birkaç defa tekrar ettirir

Sadri: ee Tarık bey ne diyorsunuz

…………………

Sadri Tarık’tan cevap alamayınca koluna dokunur” anlaşmaya ne diyorsun şartlar uygun mu”?

Tarık masadan kalkıp “kusura bakmayın bugün biraz rahtsız gibiyim de inceleyip öğleden sonra size bilgi gelecektir. İyi günler

Gelen müşteriler kalkar

” iyi günler “
“sizden haber bekliyoruz “

Umarım bu haber olumlu olur”

“çabuk gelir inşallah başlamamız gereken bir inşaat varda

Sadri: öğleden sonra size bilgi ulaşacaktır iyi günler”

Tarık: özür dilerim kusura bakmayın telefi edeceğim

Tarık toplantı odasından çıkar sekreterine “Selma evi bağla “

“hemen efendim”

Sadri: ya nende bu kadar dalgınsın

Tarık: aklım evde

Sadri: bir sorun mu var

Tarık: ikisini de ağlar bıraktım aklım orda kaldı Ada’nın ağlamasına daha alışamadan naz da başladı ( telefonu kaldırır ) selma bir telefonu bağlayamadın “

Selma: efendim açmıyorlar

Tarık: devam et ( cepten naz’ı arar yok cevap vermiyordur ) of ya nerdesin naz

Sadri: hayrola kavga mı ettiniz yoksa adanın doğum günü yüzünden yoksa

Tarık: yoo hamile ( Tarık kapıya gelir ) Selma daha açmadılar mı?

Sadri şaşkın “nee şimdi naz hamile mi ?

Tarık: hı hı ( telefon çalar Tarık hemen kaldırır sadri’ye parmak işaretini kaldırıp ) Sadri 1 dakka Belkıs hanım nende açmadınız

Belkıs: şey bahçedeydik efendim belgin hanım cahide hanım naz hanım ada dost birlikte top oynuyoruz. Ben içeriye su almaya girdim

Tarık: naz iyi mi

Belkıs: gayet iyi ne oldu ki

Tarık: sabah biraz ağlar bıraktım da telefonu götür sesini duyayım

Belkıs: hemen efendim ( bahçeye çıkar telefonu naz’a uzatır) Tarık bey merak etmiş

Naz: teşekkürler efendim canım nasıl gitti toplantın

Tarık: sayenizde gidemedi nasılsın iyi misin gerçi Belkıs hanım iyi olduğunu söyledi ama telefonun nende yanında değil çok merak ettim seni bir daha yanından bırakma

Naz: aa yatak odasında bıraktım herhalde merak etme iyiyim dostu gezdirdik. Eve geldik annemler kapıda bizi bekliyorlar şimdi çok eğleniyoruz gör küçük hanımı dost ile nasıl top oynuyor

Tarık: gelemeyeceğimi biliyorsun nispet yapıyorsun değil mi

Naz: yoo sadece anlatıyorum ah bak yine yaptı

Tarık: naptı sanki görüyormuşum gibi birde bak diyorsun ya

Naz: çok uyanık olacak babaannesine atacak gibi yapıp hemen dosta atıyor oda burnuyla Ada’nın önüne kadar getiriyor. Belgin anne her seferinde kanıyor ada kahkahayı basıyor. Şimdide anneanneye yapmaya başladı yanlarından kaybolduğumun bile farkında değiller kaptırmışlar gidiyorlar

Tarık: iyi olduğunuza sevindim. İstersen akşam kalsınlar babamlara söyleriz ne dersin ben şimdi Sadri’ye kaçırdım. Başkasından öğrenmesinler istersen

Naz: ama hiç hazırlık yapmadık

Tarık: ben ararım bizim balıkçıyı akşama şöyle bir mangal sefası yaparız

Naz: tamam

zeyno-brşkrs
06-09-09, 15:53
ZAMANSIZ 3.BÖLÜM


Yol boyunca Tarık lafı aynı yere getirmek istedikçe Naz ustaca manevralarla konuyu değiştirip durdu eve geldiklerindeyse araçtan indiler Tarık bisikleti çıkartırken sesleri duyan Hacer anne dışarı çıktı:
-çocuklar hoş geldiniz… nereden böyle?
Tarık bisikleti bahçenin çitine yaslarken:
-Naza biraz etrafı gezdirdim…
HACER:-ne güzel iyi olmuş kızım yapayalnız kalmıştı buralarda kendine bir arkadaş bulması iyi oldu…
Naz Tarığa bakarak gülümsedi:
-kesinlikle öyle Tarık hem iyi bir arkadaş hem de iyi bir rehber…
HACER:-ondan iyisini bulamazdın… hadi gelin otlu börek açtım ayranda var…
Tarık o sevimli hızlı adımlarıyla bahçede ki masaya yaklaşırken:
-Allaaah! Senin böreğine asla hayır denmez…
Arkasında kalan Naza dönerek:
-yemediysen kesinlikle tavsiye ederim buralarda Hacer anneden iyi börek yapan birini bulamazsın…
NAZ:-yedim yemez olur muyum sık sık yapıyor sağ olsun ama böyle giderse olan kilolara olacak…
Tarık baştan ayağa Nazı süzerek:
-bence gayet iyi görünüyorsun…
Bu incelemeden utanan Naz:
-teşekkür ederim…
Börekler sıcak sohbetle süslenip mideye indikten sonra artık hava iyiden iyiye kararmıştı…
HACER:-şimdi birde çay demlerim…
Tarık birden saatine baktı telefonunun kapalı olduğu aklına gelince:
-eyvaahh! Çocuklarla buluşacaktım telefonda kapalıydı kesin aradılar ve deliye döndüler…
Yüzü düşen Hacer:
-anlaşıldı sen kaçacaksın…
Tarık telefonunu açarken:
-çayı da başka sefere içerim Hacer annem…
Bu sırada aradığı kişi telefonu açar açmaz:
-yuh be kardeşim! artık bizi ekmek için telefonu kapattığını düşünmeye başlamıştık…
TARIK:-olur mu hiç öyle şey?! Kapatmam gerekti sonrada açmayı unuttum hemen geliyorum…
….:-hadi çabuk ateşi yaktık seni bekliyoruz…
TARIK:-tamam!
Gitmeye hazırlanırken bir kenarda öylece konuşulanları dinleyen Naza dönerek:
-iyi akşamlar…
NAZ:-sana da… bugün içinde ayrıca teşekkür ederim…
TARIK:-zevkti…
Bir an duraladıktan sonra:
-sende gelmez misin aşağıya? Bizim çocuklarla da tanışmış olursun hem hepsi çok şekerdir…
Naz tereddütle:
-yok canım benim ne işim var?!
Hacer Nazın omzuna dokunarak:
-geldiğinden beri başını o aletten kaldırdığın yok gitsene kızım değişiklik olur sana da…
NAZ:-bilmem ki…
TARIK:-bilmeyecek ne var hadi nazlanma!
Hacere dönerek gülümsedi:
-hatta gel seni de götürelim Hacer annem…
Hacer gülerek kolunu ona doğru salladı:
-deli oğlan! Nasılda düşünemedik önceden tam benlik… hadi hadi gidin bekletmeyin çocukları daha fazla…
Tarık Naza dönüp göz kırptı:
-hadi!
Naz üzerini süzerek:
-bari üstümü değiştirseydim…
Tarık gülümseyerek:
-üzerinde ne var?! Boğazda bir gece klubüne gitmiyoruz altı üstü kumsalda ateş başında biraz müzik biraz sohbet…
NAZ:-kulağa çok hoş geliyor…
Jipin kapısını açarken:
-atla o zaman daha fazla bekletmeyelim bizimkileri…

Kumsala vardıklarında kızlı erkekli gurupla sıcak selamlaşmasını seyretti bir kenardan Naz sonra Tarık arkasını dönerek az önce başıyla onu selamlayan guruba:
-sizi Nazla tanıştırayım…
Kumral uzun boylu genç adam ona elini uzatırken:
-ben Orhan sende Hacer annenin kiracısısın değil mi?
NAZ:-evet!
Bir diğeri:
-sanıyorum hepimiz uzaktan da olsa tanıyoruz seni burası küçük yer biliyorsun çarşıya geliş gidişlerinden aşinalığımız var sana…
NAZ:-doğru ne yalan söyleyeyim sizlerin simaları da bana yabancı değil…
Gurupta ki kızların ölçüp biçer nazarları arasında hepsiyle tek tek tanıştıktan sonra kızlardan biri:
-Tarık daha konuşacak mıyız bir şeyler söylesen artık ne zamandır özledik seni canlı canlı dinlemeyi…
Tarık gülümseyerek:
-emriniz olur!
Şarkılar ardı ardına söylenirken araya sıkıştırılmış sohbetler akşama ayrı bir keyif katıyordu sohbetler ilerledikçe Naz ilk başta kendisine şüpheyle bakan kızlarla bile samimiyeti ilerletmişti…
Orhanın omzuna yaslanmış keyifle Tarığı dinleyip eşlik eden Sevda daha fazla dayanamayıp doğruldu ve Naza doğru eğilerek:
-Naz arkadaşlarım bilir ben içi dışında biriyim sormazsam da çatlayacağım siz Tarıkla yani şey… yani anla işte birlikte misiniz?
Naz kocaman açılmış gözlerle ona bakarken:
-yok artık! Biz daha yeni tanıştık ayrıca sizde biliyorsunuzdur herhalde Tarığın zaten bir sevgilisi var…
Orhan Sevdaya doğru yanaşarak:
-ne kaynatıyorsunuz bakim?
Sevda dirseğiyle Orhanın karnına hafifçe vurarak:
-sen Tarığı dinlesene biz kız kıza bir şey konuşuyoruz ayıp ama yaptığın…
Orhan:-tamam canım bir şey demedim ne sinirleniyorsun…
Sevda Orhan doğrucunca Naza gülümseyerek:
-meraklı turşucu… neyse ne diyorduk? Ha! Canım bizim Tarıkta sevgili bol ama yanında ki hatunların çizgisi belli gerçi bende böyle bir şeye ihtimal vermemiştim çünkü sen o tiplerden çok farklısın…
Naz onun ne demek istediğini anlamıştı da bir tarafı rahatlarken diğer taraftan neden gerildiğini anlayamıyordu:
-şükürler olsun ki farklıyım…
Sevda güldü:
-bizim Tarık her konuda mükemmeldir de hatun konusunda ki tercihlerine akıl sır erdirmek pek kolay olmuyor… aslında meşhur olmadan önce bir sevgilisi vardı bildiğim kadarıyla çokta ciddiydiler ama nedenini bilmediğimiz bir sebepten ayrılmışlardı…
Naz öğrendikleriyle hayrete düşerken daha fazlasını öğrenmek içinse deli oluyordu… fazla hevesli görünmemeye çalışarak:
-meşhur olunca kız eskisi kadar cazip gelmedi demek ki…
Sevda şiddetli bir itirazla:
-yoo! Meşhur olmadan önce ayrıldılar zaten…
Naz kaşlarını kaldırıp:
-hıı! Olmayınca olmuyor işte vardır kendilerince bir sebebi…
Tarık şarkı bittiğinde Naza dönerek:
-sanıyorum benim şarkıdansa muhabbet tatlı geldi…
NAZ:-affedersin Sevda bir şey sordu da laf lafı açınca… “salak Naz şimdi ne sordu derse ne cevap vereceksin”
Naz korkuyla Tarığa bakarken o gülümseyerek:
-kimbilir ne muzurluk gelmiştir gene Sevdanın aklına…
Naz gözlerini Sevdaya dikerek yapma der gibi baktı... Sevda Nazın ne demek istediğini anlamıştı:
-siz ne meraklısınız öyle kız kıza konuşuyoruz işte sizinle alakası yok…
TARIK:-iyi canım kızma bir şey demedim…
Çıkan rüzgardan mı yoksa korkudan mı olduğunu bilmese de Naz bir an ürperdi kollarıyla bedenini sararken Tarık bunu fark edince:
-üşüdün mü?
NAZ:-bilmem sanki bir ürperti geldi…
TARIK:-kalkalım istersen…
NAZ:-muhabbeti bozup kimsenin keyfini kaçırmak istemem olmadı ben gidip arabada oturayım biraz…
Tarık ayağa kalkarken:
-olur mu hiç öyle şey! Kalk bakalım bu gecelik bu kadar yeter…
Guruptan biri:
-hayrola Tarık niye kalktın?
TARIK:-Eminciğim bu gecelik benden bu kadar…
Emin saatine bakarak:
-sen bu saatte kalkmazdın ya!
TARIK:-sohbet iyi hoşta ben buraya yeni albüm için çalışmaya geldim bilirsiniz gündüzleri çalışamam şimdi kendimi gecenin koynuna atıp çalışma zamanı yoksa seneye gene aynı şarkıları söylemek zorunda kalırız…
Eminin yanında oturan kız:
-aman Tarıkcığım o zaman durduğun kabahat sakın bizi yeni şarkılarından mahrum bırakma…
TARIK:-elimden geleni yapacağım Nesrin merak etme…


Dönüş yoluna çıktıklarında…
NAZ:-demek sende yeni şarkılarını yazmak için geldin…
TARIK:-hı hı!
NAZ:-çıktı mı bari bir şeyler?
TARIK:-eh! Biraz biraz…
NAZ:-hııı! Merak ettim…
Tarık kaşını kaldırıp kısa bir süre başını Naza çevirir:
-bende ama sen okumama izin vermedin…
NAZ:-ama ben şey!...
Birden Nazın telefonu çalmaya başladı… Naz telefonunu çıkartırken korkuyla:
-bu saatte kim arar beni kesin birine bir şey oldu!
Tarık arabayı durdurup hala çantasının içinden telefonu çıkarmaya çalışan Naza dönerek:
-sakin ol yanlış numara bile olabilir…
Naz telefonun üzerinde tanımadığı bir numara görünce:
-bu da kim?
TARIK:-söyledim sana yanlış aramıştır biri ver istersen ben bakayım…
NAZ:-yok canım… efendim?
…..:-Naaz!
Nazın birden yüzü bembeyaz olur buz gibi bir sesle:
-ne istiyorsun?
….:-seni!
Naz göz ucuyla Tarığı keserken:
-beni rahat bırak!
….:-bu meseleyi çok uzattın Naz!
NAZ:-ben uzattıysam sen kısalt işte! hatta tamamen bitir artık ve beni bir daha rahatsız etme…
….:-söz bak istediğin gibi olacağım…
NAZ:-bak beni zorlama şu an hiç müsait değilim kapat şu telefonu ve bir daha da arama!
Bunları söylese de dayanamayarak:
-istediğin gibi olmak ne demek ya öylesindir yada değil… hem asıl ben senin istediğin gibi değilim…
Tarık yapılan konuşmalardan karşıda ki kişinin ne sıfatla aradığını aşağı yukarı anlamıştı…
….:-değişebiliriz…
Naz bu kez bağırarak:
-hayıır! Hiçte değişemeyiz! İkimizde neysek oyuz sen çevrene karşı kendini kurtaracaksın diye olmaz bu iş anladın mı?
Naz daha fazla dayanamayıp kapattı telefonu hem de tamamen… sinirden titremeye başlamıştı öyle titriyordu ki bir türlü kendine engel olamıyordu aslında hala onu niye ciddiye alıp sinirlerini bozduğunu da anlamıyordu…
Tarık kollarından tutup:
-sakin ol Naz!
Naz onu duymuyordu bile Tarık omuzlarından bileklerine kadar ovmaya başladı belki biraz olsun titremesi kesilir umuduyla ama pek bir faydası olmamış üstüne üstlük birde ağlamaya başlamıştı deli gibi aynı kelimeleri tekrarlıyordu sürekli:
-Allahın cezası! Allahın cezası!
Gelen bu tarz telefonlar ve mesajlar canını sıkmaya başladığında İstanbul dan ayrıldığı zamanlardı buraya geldiğinden beriyse rahattı nereden çıkmıştı gene bu adam?
Tarık omuzlarından çekerek göğsüne bastırdı bu kez onu:
-şıı! Sakin ol! Kim bu? Neden bu kadar sinirlendiriyor seni?
Naz onun göğsünde sıcaklığını hissederken biraz olsun içinin yatıştığını hissetti ama onun yeri orası değildi biliyordu… telaşla doğrulmaya çalışarak:
-önemli bir şey değil…
TARIK:-önemli değil mi? şu haline bak! Nasıl önemli değil? Hem ben ikili ilişkilerde kötüysem de akıl vermekte üzerime yoktur… hadi böyle şeyleri hem cinsinle paylaşmaktansa karşı cinsle paylaşmak daha iyidir en azından azda olsa o tarafın psikolojisini söyleyebilirim sana…
Naz suratını buruşturdu ve yüzünde beliren nefretle:
-onun psikolojisi batsın ruhsuz herif!
Tarık gülümseyerek:
-of of of! Anlaşılan seni çok sinirlendirmiş…
Naz aynı sinirle:
-sende karşıma geçip sırıtma Allah aşkına!
TARIK:-sırıtmıyorum Naz yalnızca gülümsüyorum bu hallerinin sana sonra ne kadar komik geleceğini bildiğimden…
NAZ:-bana sahte teselli sözleri söylemeye çalışma Tarık hiçbir şey bilmiyorsun…
Tarık sabırsızlıkla:
-iyi ya anlat o zaman!
Naz onun bakışlarına kitlenmiş tereddütle bakıyordu “sana anlatmak mı? bir bakıma seninde ondan farkın yok ki ne anlatabilirim?”

Kaan:-Naz ne saçmalıyorsun Allah aşkına sana evlilikten bahsediyorum bana masallardan bahsediyorsun…
NAZ:-masal öyle mi? eğer o masallar olmasa hayatın bir tadı olur muydu? Ayrıca dünya bile “aşk”la yaratıldı…
Kaan sinir bozucu bir kahkahayla:
-çocuksun Naz ve büyüyeceğinde yok sanırım… aşk dediğin üç günlük heyecan bizimse heyecandan çok düzenli bir aileye ihtiyacımız var bunlarla harcanacak zaman yok… sen beni beğeniyorsun ben seni gerisi hikaye…
Yanağını okşamak için elini uzattığı anda Naz onun eline vurarak indirdi:
-dokunma bana! Ruhsuz! Yeter artık anlaşıldı bu işin sonu yok!
Kaan ciddileşti:
-o ne demek şimdi?
NAZ:-ne demek olacak bu iş burada biter…
Kaan Nazın üzerine yürüyerek:
-bitti ne demek sen benimle dalgamı geçiyorsun? Herkes nişan için hazırlık yapıyor…
NAZ:-bak Kaan haklı olabilirsin bu işi buraya kadar getirmemeliydim yanlış yaptım ama daha ileriye götürürsek daha büyük yanlış yapmış olacağız anla lütfen…
Kaan artık tamamen kontrolden çıkmış deli gibi bağırıp eline ne geçerse fırlatmaya başlamıştı:
-senin kaprislerin yüzünden ben herkese rezil olamam anladın mı?!
Nazda iyiden iyiye sinirlenmişti ama sükunetini korumaya çalışarak:
-sakin olur musun ne yaptığını sanıyorsun sen? Sana söylemeye çalıştığımı neden anlamıyorsun benim bana aşkı öğretecek birine ihtiyacım vardı istediğim sadece aşktı sen bana yakınlık gösterince ben senin bana aşık olduğunu sandım nerden bile bilirdim “bulunduğumuz gurubun içinde ailene en uygun güzel kız” olduğumu bunun nasıl aşağılayıcı olduğunu biliyor musun sen?
Kaan gözlerini kısmış iğrenir gibi bakıyordu:
-belli ki en uygun değilmişsin!

Aklına gelen o cümleyle midesinin bulandığını hissetti Naz… sonrasında binbir özür kendini affettirmek için bir sürü değerli hediyeler… belliydi ki bunları bile ailesinin zoruyla yapıyordu çünkü aile Nazın kendi ailelerine ve statülerine uygun bir gelin olduğuna karar vermişti bir kez… Kaanın da onlara göre kadınca nazlar olarak gördükleri tepkileri çekmesine….

TARIK:-Naz! Naz!
Naz içine girdiği hayal dünyasından sıyrılarak:
-hı! Efendim?
TARIK:-daldın! seni dinliyorum anlat demiştim…
Naz manidar bir gülümsemeyle:
-sağ ol ama anlatacak bir şey yok… gidebilir miyiz artık?
Tarık kontağı çevirirken:
-pekiyi nasıl istersen…

Evin önüne geldiklerinde Tarık da indi arabadan Nazın yanına gelerek solgun suratına bakıp:
-iyi misin?
Naz başıyla onaylayarak:
-iyiyim biraz dinlenirsem daha da iyi olacağım…
TARIK:-biliyorum tanışalı daha çok kısa bir zaman oldu ama bana güvene bilirsin…
Gülümsedi:
-kendin söyledin ben iyi bir dosttum… dostluk zaman isterse de arkadaş olduğumuzu sanıyorum ve arkadaşlar böyle zamanda lazımdır ne zaman istersen seni dinlemeye hazırım unutma…
Naz acı acı gülümsedi:
-ne güzel ben aşkı ararken bir arkadaşım daha oldu!
Söylediği anda fark etti Naz ne dediğini… panikle Tarığın yüzüne baktı o da şaşkın bir ifadeyle Naza bakıyordu:
-efendim?!

ummu88
07-09-09, 19:23
10.bölüm

Lunaparktan çıkarlar. Ağaçlı yoldan yürürler

Naz: nereye gidiyoruz
Tarık: dedim ya ikinizin de beğeneceği bir yer az kaldı.

Biraz sonra yemek bölümüne gelirler pizzacı ve döner yan yana olan mekânı bulur iki guruba girer ortay bir masa attırır

Tarık: buyurun hanımlar ikinizin de sevdiği ortada buluşturduk nasılım ama
Ayşe: eh
Naz el ” çırpar harikasın”
Ayşe: ben düşünmezdim şimdi burada açıkta mı yiyeceğiz
Tarık: ne güzel bak ağaçların altında masamız dersen süper
Ayşe: ya hasırdan sandalyeler de
Naz: of Ayşe mızmızlanma ne güzel otantik çok tatlı
Tarık: hadi Ayşe sen İskender yiyeceğim demedin mi?
Ayşe: evet
Tarık ellerini açar” işte İskender in Naz da pizza dedi oda burada oldu ben artık ikinizden otlanırım
Naz: hiç ümitlenme bu boy ban ancak yeter istiyorsan sananda söylerim
Tarık: aşk olsun paylaşmaz mısın?
Naz: her şeyi paylaşırım ama yemeğimi hele bu pizza ise asla
Ayşe: a bak ayıp ettin Tarık bak senin için yaz tatilini bile gitmedi pizzanın hepsini vermem lazım
Naz omuzlarını silker “bana ne ya çok açıp sipariş etsin sanki tek pizza bu kaldı”

Tarık’ın telefonu çalar “annem “ masadan kalkar biraz uzaklaşır
“alo annecim “
Belgin: nerdesin
Tarık: dışarıda
Belgin: dışarıda olduğunu biliyorum napıyorsun
Tarık: naz’ın yarın sınavı var ya rahatlatmak için dışarıya çıktık eğlendik şimdi yemeğe gidiyoruz. Araba kullanıyorum ben seni sonra arasam
Belgin: tamam öyle olsun dikkatli sür hız yok
Tarık: tamam ( telefonu kaptır) yanlarına gelir “ başarılar diledi”
Naz: teşekkürler


Belgin: ay şuna bak küçük hanımın stresi dağılsın diye dışarıya çıkmışlar yok belgin hemen çalışmalara başla ne güzel anlaşamıyorlar derken bunlar 1 ayda yakınlaştılar demek ki ama hacer abla hep uzak durduğunu söylüyordu. Üstelik hala naz abi diye hitap ediyordu. Ya eskisi gibi yine gizli işler çeviriyorlarsa ay 9 ay sonra kucağına veriler o zaman torunu ay oluşumu göstermez bu torunda sevdirmez. Demek anladı uyanık kız tabi kalmasına izin vereyim uzak kalayım diye kavga ettiler bunlar rahat rahat işler çevirecekler tabi

Filiz: hayrola anne ne konuşuyorsun kim iş çeviriyor
Belgin: ağabeyinle konuştum da naz ile birlikte dolaşmaya çıkmış
Filiz: a inanmıyorum gerçekten mi sonunda kabul ettirdi demek
Belgin: vermiyor muydu?
Filiz: abim âşık olmuş ama karşılık vermiyormuş
Belgin: kim söyledi
Filiz: abim
Belgin: ne zaman
“gelmeden önce”

Belgin ellerini vurarak “gitti oluşum gitti”
Hulusi: ne oldu yine oluşuna yaygara koparıyorsun
Belgin: hemen gidiyoruz
Hulusi: neden
Belgin: Tarık naz’a âşık olmuş şimdide gezmeler başlamışlar vahi öğrenirse ayıp olur hemen kulağını çekmeliyiz

Filiz: naz’ın babasının adı vahi mi biz onları ne zamandır tanıyoruz daha ben bilmiyorum siz nerden öğrendiniz anne
Belgin: ay filiz başına güneş mi geçti yoksa çocukluğundan beri tanıdığın insanı nasıl tanımazsın
Filiz: ay sen bizim naz’ı mı sandın bende ilk önce öyle sanmıştım sınıf arkadaşıymış
Belgin: kim
Filiz: naz
Hulusi: kim kim naz
Filiz: ay yeter ağabeyimin aşık olduğu naz sınıftan arkadaşıymış buna teklif etmiş ama kız yüz vermemiş
Hulusi: cidden zibidi bir kızı tavlayamamış mı? Yuh öğrettiğim taktikler tutmamış mı?
Filiz: e babacım sizin taktiklerinde yaramadığı kızlar varmış! Öyle olsa ağabeyimden kaçar mı!?
Hulusi: oda doğru ya
Belgin: şimdi bu naz bizim naz değil başka naz öyle mi?
Filiz: evet anne
Belgin: ay bir an ben
Filiz: bir an sen
Belgin: neyse hayatım kahve içer misin ben kendime 1 tane yapacağım
Hulusi: tamam yap bakalım şöyle yalı kavak’ın muhteşem manzarasında karşılıklı içelim
Filiz: ben kaçtım
Hulusi: nereye
Filiz: kızlarla bodruma iniyoruz
Hulusi: kimden izin aldın
Filiz: of baba ya abim yok burada bende merallerle iniyorum
Hulusi: kim meral
“kapı komşumuz hani siz birlikte okey oynuyorsunuz ya Cevat amcanın kızı
“başınızda kim gidiyor. Bildiğim kadarı ile oğlu gelmedi fabrikanın başında kalmış
“1 haftalığına gelmiş ailesi ile birlikte tatil yapmaya oldu mu “?
“tamam o zaman gidebilirsin ama geç kalmak yok ona göre”
“ne zaman gelirlerse o zaman baba kendim gelemeyeceğime göre “
“sen erken kalkalım de”
“of ya yarı açık hapishanede miyim yoksa tatilde miyim belli değil of of “
“oflama yürü”


Yemekler yenmişti. Eve geldiklerinde

Tarık: şimdi iyi bir uyku çek yarın sabah birlikte gideriz tamam
Naz: çok teşekkürler iyi geceler
Tarık: sana da
Ayşe: görüşürüz artık ben sabah erken kalkmayayım oldu mu canım başarılar ( Ayşe naz’a sarılır yanaklarından öperken ) “ sen abi demeyince yüzünün aldığı gülümsemeyi gördün mü sen ne dersen de Tarık sana âşık “
Naz aynı şekilde “delirdin sen Ayşe yeter artık hadi git yat “

Ayşe Tarık ile birlikte içeriye geçtiler.
Hacer: nerde kaldınız oğlum
Tarık: lunaparktan sonra yemek yedik hacer anne
Hacer: evde yemek yok muydu?
Tarık hacere sarıldı “aman da hacer annem kızmış mı bize farklılık olsun dedik var tabi hem de en güzeli ama bazen insan dışarıda yemek istiyor hacer annem “
“hadi ordan zevzek eğer en güzeli olsa dışarıda yemezdin gelirdin evde yerdin”
“kırılacaksan senin için tekrar yerim hacer annem”
“hadi ordan”
“iyi öyle olsun hadi ben çıktım”
“nereye”
“odama”
“hadi iyi geceler oğlum”
“sana da hacer annem Ayşe sana da iyi geceler”
“iyi geceler Tarık tabi erkenden yat sabah erken kalkacaksın”

Tarık el kaldırıp basamakları ikişer atlayarak çıktı. Yukarıya çıktı. Odasında uzandı. İçi içine sığmıyor gibiydi ilk defa ona abi dememişti.”yok hemen sevinme daha öncede aynını yaptı. Of bir anlasam neden böyle yapıyor”


Hulusi ile belgin birbirlerine iyi geceler dileyerek uykuya dalar.

Naz: Tarık
Tarık: efendim canım
“anneler dönmeden evlenelim mi “
“sen istersinde ben yapmaz mıyım tamam evlenelim “
“anne beni hiç sevmedi “
“olur mu hayatım benim sevdiğimi oda sever”
“ama ayırmak için denizi çağırdı unuttun mu”
“doğru e napayım”
“bir daha görüşme”
“tamam hayatım sen istemezsen görüşmem”
“dönünce huzur evine kapatalım”
“babam izin vermez”
“o zaman babanı da kapatırız bankaya el koyarız “
“tamam, aşkım yaparız “

İstanbul’a döndükleri anda Tarık annesini ve babasını uçaktan iner inmez yakalatır ellerini bağlatarak huzur evine götürür. Kapatır.

Belgin kalbini tutarak “ayy” diyerek doğrulur yatakta Hulusi’yi dürterek

“Hulusi kalk “
“ne oldu hayatım”
“ay kâbus gördüm Tarık bizi huzur evi gibi bir yere götürüp kapatıyordu çıkamıyorduk
“dediğin gibi kâbus görmüşsün hayım”
“bankayı da alıyorlardı naz’la birlikte”
“belgin bir yerin açık kalmış sanırım”
“of Hulusi arıyorsun yarın oğlanı geliyor biraz tatil yapsın sonra öğrenir banka işlerini naz hanımın nasılsa sınavı yarın sonra gelsin özledim oluşumu”
“anlaşıldı derdin oğluşun orda naz ile arasında bişeyler olacak diye kurdun değil mi”
“evet kurdum. İstemiyorum.”
“neden elimizde büyüdü . “
“Hulusi sana ne dedim yarın arıyorsun izin veriyorsun oda geliyor o kadar “,
“iyi ararım ama gelir mi bilmem”
“gelmesini sağla hep senin yüzünden oldu. Çocuk çok çalıştı dinlenmeye ihtiyacı var tamam mı”?
“oldu sultanım “

Tarık: günaydın
Naz: günaydın
“nasılsın”
“berbat heyecanlı”
Vahi: günaydın Tarık evladım sen götürecekmişsin yanında bizi istemedi
Tarık: günaydın vahi amca çok insan olunca heyecan yapabilir
Vahi: sağ ol zahmet oluyor sanada
Tarık: yok vahi amca ne zahmeti geç kalacağız hadi
Naz’ın elinde çellosunu alıp bagaja koydu.
Vahi kızına sarılıp alnından öptü ”başarılar kızım sınavdan sonra ara”
Naz: tamam babacım

Koşarak merdivenleri inip arabaya bindi. Araba hareket etti. Sınavda çok başarılı çaldı. Sorulan sorulara hiç tereddüt etmeden cevap verdi.

Naz: çok teşekkürler
Tarık: hadi şu teşekkür etmeyi kes artık zevkle yaptım çok iyiydin bence derece ile gireceksin
Naz: gerçekten mi?
“evet “

Tarık’ın telefonu çalar “efendim baba”
Hulusi: nerdesiniz çıktı mı”
“ şimdi çıktı tamam “
“selam söyle nasıl geçmiş”
“söylerim çok iyiydi. “
“bankadan izin verdim dönüşte halledersin buraya geliyorsun”
Tarık: ben böyle İyiyim gelmesem
“o olmadı beni annenle papaz etme geliyorsun ona göre uçak biletini aldım “
“tamam anladım. Ama baba sen idare işte söyle aldığı sorumluğu bitirmeden gelmeyecekmiş de “
“Tarık geliyorsun dedim…… ”
“sonra konuşsak baba”
“ulan zibidi of ya kapattı “

Naz: ne diyor
Tarık: tebrik ediyor gitme mi istiyorlar özlemişler
Naz: gidecek misin?
Tarık: aslında hiç istemiyorum ama gitmesem de olmayacak
Naz: belgin teyze özlemiştir hiç ayrı kalmadı senden
“haklısın baba mı fena sıkıştırmış gibi akşam uçağı ile geliyorsun bileti aldım bile dedi. Hadi gidelim”
“şimdi bavul hazırlayacaksın deniz güneş oh kızlarla bol bol tekneyle açılırsın artık”
“asla”
“ne değişti ne zaman filizle konuşsam tekneyle açıldı yanında kızlar derdi“
“o çokkk önceydi”
“neden önce ha pardon âşık olmadan önce hani şu sana yüz vermeyen kıza değil mi”?
“aynen hem daha gitmeye karar vermedim”
“belgin teyze istediyse çaresiz gideceksin”
“bu defa değil napalım”
“ ay babamı aramadım”

“alo babacım çok iyi geçti. Yok, sonuçlar öğleden sonra açıklanacakmış. Akşam görüşürüz babacım”

Tarık: napalım daha süre var nerde bekleyelim
Naz: burada beklesek
Tarık: tamamda kafeye gidelim o zaman”
Kafede birlikte oturdular ama bir türlü zaman geçmek bilmiyordu naz için sürekli saatine bakıyordu.
“of ya ne zormuş beklemek”
“hadi gel sahilde dolaşalım rahatlarsın”

Sahilde dolaştılar.
Naz: çay simit yiyelim mi?
Tarık: acıktın mı başka bir yerde yemek yiyebiliriz hatta köfte ekmek
“yok, ben çay simit istiyorum baksana ne kadar güzel koktu”
“tamam”
Birbirlerine baktılar aynı anda kahkahalar atarak “naz – Tarık açıktan yiyecek alınmaz çabuk bırakın onu “
Tarık: hemen atardık
Naz: yoo sen atardın ben arkama saklardım
“doğru sonra gizli yerimize gittiğimizde paylaşır yerdik “
“demek unutmadıklarımda varmış”
“haklısın “
Naz saatine bakıp “asılmıştır gidelim”

Listeyi incelediler ve ikinci Naz Özkul yazısını görünce naz heyecanla döndü Tarık’a sarıldı. Yanağına sesli öpücük bıraktı iki yanağına da
Tarık karşılık verdi “tebrik ederim ama ben sana söylemiştim bak tek sırayı tutturamadım”
“çok teşekkürler “
“ben sana ne dedim”
“napayım çok mutlu oldum ben hemen babamı arayayım haber vereyim”

Naz babasını aradı müjdeyi verdi

Tarık: şimdi napıyoruz
Naz: ben anneme gideceğim.”
“tamam, birlikte gidelim”

Naz mezarın başına geldi aldığı çiçekleri bıraktı. “canım annem istediğini sonunda başardım. Ne çok istemiştim çelloyu öğrenmemi eğitimini almamı Tarık yardım etti ve sonunda başardım ama sen göremedin görmeni ne çok isterdim. Dinle bu senin için en çok sevdiğim annem “
Naz çellosunu aldı annesine en çok sevdiği parçayı çaldı. Gözlerinden yaşlar akıyordu. Tarık nazdan akan her damlada içinde bir yerler sızlıyordu. Ama annesi ile olan buluşmasına engel olmak istemiyordu. Parça bitti. Yanına gitti gözyaşlarını sildi “hadi yapma cahide teyze mutlaka görüyor ve ağladığın için çok üzülüyordur”
“iyi ki varsın Tarık gidelim”
“tamam canım “

Arabada naz için için ağlamaya devam etti. Tarık yapma dediyse de susturamadı." sen ağlama lütfen " dedikten sonra şarkı söylemeye başladı.

http://www.sozluklip.com/badem-video-klipleri/sen-aglama-badem-2-dinle-izle.html




Sen ağlama - badem

Kara gözlerinden bir damla yas düşünce
Güzel yüzün yanakların ıslanır
Kara gözlerinden bir damla yas düşünce
Hüzün keder yüreğime yaslanır
Sen ağlama bir damla gözyaşın yeter
Sen üzülme gülüm...

Gece gökyüzünden bir damla yas
Düşünce bahar gelir tüm çiçekler ıslanır
Kara gözlerinden bir damla yas düşünce
Hüzün keder yüreğime yaslanır
Sen ağlama bir damla gözyaşın yeter
Sen üzülme gülüm gamzende güllerin biter
Yollarıma taş koysalar döneceğim
Gözlerinden yaşlarını sileceğim
Sen ağlama bir damla gözyaşın yeter
Sen üzülme gülüm gamzende güllerin biter
Yollarıma taş koysalar döneceğim
Gözlerinden yaşlarını sileceğim...

cagrib
08-09-09, 03:17
-:--:- SON SAHNE -:--:-
(Tiyatro Metni)

Perde açıldığında sahnenin ortasında boş bir bank ve hareketlilik vardır....Bu bankın üzerinde reklamlar, gelip gidenlerin kazıdıkları isimler, çeşitli çıkartmalar, resimler... Bomboş bir sahne ama ortada eski bir bank....Bank, kahverengi....Sahne ise beyaz, önünde Mavi bir duvar...Bir süre sonra herkes sahneyi boşaltır....Seyirci boş sahneyi izler...

Bu sürenin sonunda önde NAZ, arkada TARIK sahneye girerler....

İkisi de birbirine kızgındır....Naz, bankın önünden geçerek yoluna devam eder....

Tarık ise oturmaya kararlıdır....

TARIK – (kendi kendine) sabahın köründen beri beynimin etini yedin...ne yapsam yaranamıyorum sana?sürekli şikayet, sürekli dır dır...

NAZ – (kendi kendine) hödüksün sen hödük...nerde benim o eski romantik erkeğim?!Geçmiş ola Naz...Evlilik nakavt etti sizi..

TARIK – (Oturur) Ben oturuyorum Naz Hanım...

NAZ – (Tarık´ın yanına oturur) İzin almanıza gerek yoktu Tarık Bey!

TARIK – almadım ki zaten...

NAZ – hıhh!

Naz hafifçe sırtını döner Tarık’a...

TARIK – (Bir müddet sessizlikten sonra Tarıkın gözleri bankta çizili olan kalbe kayar...içindeki N ve T harflerine bakarken gülümser belli etmeden...ve sonra bir süre daha denize bakıp) O geçen şey kedi miydi?

NAZ – Daha yeni evliyiz ama birbirimizle konuşacak laf bulamıyoruz...

TARIK – Nasıl yani, konuşmanın evliliğin süresiyle bir alakası mı var? Mesela benim annemle babam otuz yıldır evliler...o zaman hiç konuşmuyor olmaları lazım birbirleriyle?...

NAZ –Pess yani Tarıkk, bu lafı da ettin ya bana!senden beklemezdim...

TARIK – Neyi?

NAZ – Bir de soruyor! Benim annemle babamın artık bir evlilikleri yok diye otuz yıldır evli olan ailenden böbürlenerek bahsetmen gerekmiyor değil mi? Hem şunu unutma ki annem vefat etmese geçen ay otuzuncu evlilik yıldönümlerini kutlayacaklardı...ve gayet de mutlu olacaklardı!

TARIK – Yaa hayatım niye alınganlık yapıyorsun şimdi? Ben onu seni üzmek, misilleme yapmak için söylemedim ki...

NAZ – yaa ne için söyledin?

TARIK – muhabbet olsun diye...öyle kös kös oturup denize bakıcağımıza iki çift muhabbet edelim dedim...

NAZ – Ha bunu bildiğim iyi oldu!demek artık sıkılıyorsun yanımda...

TARIK – Nee?!

NAZ – hiç öyle şaşkın şaşkın bakma bana Tarık Efendi!gayet iyi anladın sen ne demek istediğimi....eskiden burda böyle saatlerce denize karşı konuşmadan oturup sarılırdın bana...varlığım bile yeterdi huzur bulmana..ama nerde şimdi?!Beyefendi ancak sıkılıp saçma sapan konuşur...

Naz sinirle denize döner yüzünü ve kollarını birbirine bağlar küs konumunda...

TARIK – Yaa anlamıyorum, biz bir kediden buralara nasıl geldik?

NAZ – Sen gelmemişsindir...kesin ben getirmişimdir yine!...Ne de olsa ilişkimizi bozacak her şeyi ben yaparım!

TARIK – Bak işte! Kendi ağzınla yakalandın...

NAZ – Nasıl?(Yakalanıp yakalanmadığını düşünür...Yüzü değişir bu arada biraz sessizlik olur) Peki, niye kediyle başladın lafa? Benim kedileri sevmememle bir alakası olabilir mi?!

TARIK – Olabilir!

NAZ – Sevmiyorum işte, zorla mı?...istemiyorum o hayvanı evimde!

TARIK – Ne yani? Sen beni sevmiyor musun?

NAZ – Sen kedi misin Tarık?

TARIK – Bana niye Minnoş´um diyorsun o zaman? (Sessizlik) Ha… Anladım! Sen beni cidden sevmiyorsun artık...

NAZ – Bunu nereden çıkardın şimdi? (Sessizlik) Yoksa sen beni sevmekten vaz mı geçtin?

TARIK – Bu nasıl bir soru böyle?

NAZ – Sana sorumun nasıl olduğunu sormadım Tarıkk...Lafı dolandırmadan beni sevip sevmediğini söyle...

TARIK – Gereksiz sorular sorma bana Naz...görmüyor musun cevabını gözlerimde?

NAZ – (Ağzından laf almak ister)Valla bilemem...cevap gören göze göre değişir...hem artık öyle pek de seviyorum diye bağırmıyorlar!

TARIK – Saçmalamaya başladın yine...

NAZ – Yine??..Demek ben sürekli saçmalıyorum!

TARIK – (Gerçekten onu demek istemiştir ama lafı kıvırmak zorunda kalır) Onu demek istemedim hayatım....Yani bir kereye mahsus saçmaladın diyorum! (İyice batar)

NAZ – bence sen sus Tarıkk!

TARIK – Peki...Naz, sen beni seviyor musun?

NAZ – Lafı dolandırayım mı, yoksa direkt mi söyleyeyim?

TARIK – Direkt söyle...

NAZ – Olmaz, gözlerime bak!kendin anla...

TARIK – Valla bilemem!gören göze göre değişir...

NAZ – Yine misilleme yapıyorsun...Ama ben yine de seni çok seviyorum şapşal...

TARIK – Peki ya kedileri?

NAZ – Off!…Sen ne zor adamsın?

TARIK – O niye?

NAZ – Niye olacak? Ben de seni seviyorum diyeceğin yerde kedileri karıştırıyorsun işe...

TARIK – O zaman sen de bana bundan böyle Minnoş deme!...

NAZ – İstediğin sadece buysa, tamam...demem hayatım!

TARIK – Seni seviyorum Nazımm...

NAZ – Hımm..(Plan düşünmektedir) İspatla öyleyse!

TARIK – Hoppala, nerden çıktı bu şimdi?

NAZ – Ne hoppalası? Beni gerçekten seviyorsan ispatla Tarık...çok mu zor?

TARIK – (Düşünür...Bir şey bulmuş gibi sevinerek) Şehirdeki bütün kedileri toplayıp denize atayım istersen...

NAZ – (Sinirle) O kedilerle beraber sen de atla denize emi....sen yine saçmalamaya başladın Tarık...

TARIK – (Alıngan) Demek sürekli saçmalıyorum ben!

NAZ – (Alaycı) Onu demek istemedim...Yani bir kereye mahsus saçmaladın diyorum!

TARIK – Nazz!

NAZ – Neyse onu boş ver de aklını çalıştır biraz...(Kendi kendine) Tabi aklın varsa!

TARIK – (Naz’ın söylediğini duymuştur...) Bak işte, şimdi de akılsız diyorsun bana...bu nasıl evlilik, karşılıklı saygı nerde?

NAZ – Hayatım ben sana akılsız demedim, sadece aklının olmadığını söyledim...çarpıtma lütfen!

TARIK – (Memnun) Ha… Öyle desene!İyi o zaman...

NAZ – (Zafer kazanmışçasına…) Al işte...

TARIK – (Duymamıştır...) Efendim aşkım bir şey mi dedin?

NAZ – Yoo...Kendi kendime konuşuyordum...

TARIK – Niye, sen deli misin?

NAZ – Sadece deliler mi kendi kendine konuşur Tarık?

TARIK – Yok da… Hani ne bileyim…

NAZ – Sen kendinle barışık değil misin yoksa?

TARIK – Barışığım..

NAZ – E… Öyleyse?

TARIK – Öyleyse ne?

NAZ – Demek istediğim pekala sen de kendi kendine konuşabilirsin Tarıkcığım... Kendiyle barışık insanlar sürekli yaparlar bunu...bak bana!Naz -Ö nokta T- kendini sever...

TARIK – Yaa tabi, nedense herkesten çok kendini sever...

NAZ – O nereden çıktı?

TARIK – Ee aynanın karşısına geçip saatlerce makyaj yapıyorsun ya… Ha… Bir de o yetmiyormuş gibi bir de kendinle konuşuyorsun karşısında...Biraz önce ne düşündüm biliyor musun Naz?...Kendinle barışık olduğun için mi kendi kendine konuştun, yoksa artık benimle konuşacak veya paylaşacak bir şey bulamadığın için mi?

NAZ – Birincisi biraz daha ağır basıyor ama biz her ikisini de kabul edelim...

TARIK – Bütün duyguyu alıp götürdün... (Naz´nın söylediğinin ancak farkına varır) Bir dakika bu ne demek oluyor?

NAZ – Bu şu demek oluyor Tarık...Buraya geldiğimizde sen söze ilk kediyle başladığında şimdi senin hissettiğin duyguları o zaman ben de hissetmiştim...Yani kısacası, senin benimle konuşacak bir şeylerinin ya da paylaşacaklarının olmadığını düşünmüştüm canım!....

TARIK – İyi düşünmüşsün… (Sözü kıvırmaya çalışır) Peki benim söze kediyle başlamamın başka bir sebebi olamaz mı?

NAZ – Olabilir mi?

TARIK – Olabilir...

NAZ – (Söylemesini bekler ama söylemeyince atılır) Ya söylesene...davetiye mi bekliyorsun?

TARIK – Söyleyecek olduğum sebepten dolayı bu sorunun cevabını veremiyor olabilirim...

NAZ – Nee??...

Tarık biliyor musun, seninle tanıştığımız günden beri lafı ağzında geveleyip duruyorsun...Bana bir şey söylemek için kırk takla atıyorsun neredeyse!

TARIK – İşte bunların hepsi bu sebepten dolayı gerçekleşiyor...

NAZ – E artık söyle de o sebebi, kurtulalım öyleyse!

TARIK – (Yerinden kıpırdanıp Naz’a iyice yaklaşır) Seni incitmekten korkuyorum... Bu yüzden seninle konuşurken kelimeleri seçmek için lafı dolandırarak zaman kazanmaya çalışıyorum....(Naz´ın boynuna sarılıp kendine çeker) Çünkü sen benim canımın içi, hırçın meleğimsin!ve camdan bir peri kızı gibisin...

NAZ – ( Gülümser) Sen benim her şeyimsin Tarık (İkisi de birbirlerine sarılırlar....Sonra hafifçe uzaklaşırken)

TARIK – (Sessizlik) Peki, sen niye lafı dolandırmadan direkt söylüyorsun Naz....Beni kırmaktan korkmadığın için olabilir mi?

NAZ – Buyur buradan yak!... Seni kırmaktan korkmadığım için değil aşkım, zaten korkmam da! Sadece seninle konuşurken seni kırmayacak kelimeleri daha hızlı seçtiğim için... Bak, bunu senin kafan almaz tamam mı?bu kadınlara has bir özellik...

TARIK – Kadınlara has bir özellikmiş? Kim dedi bunu?

NAZ – Uzmanlar…

TARIK – Uzmanların başka işi yok sanki de kadınların hızlı düşünme yetilerini araştıracaklar...laf!

NAZ – Evet çok haklısın...Uzmanlar araba kullanma üzerine bir araştırma yapmışlar ve bayan sürücülerin kaza anında daha çabuk karar vererek kazadan kurtulduklarını saptamışlar Tarık...

TARIK – Aman Naz...trafikte başımıza ne gelirse bayanlar yüzünden geliyor zaten...Baban senin direksiyondaki kabileyetini keşfetmese şöför olarak beni tutmazdı herhalde...

NAZ – Hop, hopp!… Ağzından çıkanı kulağın duysun Tarık Efendi!ne olmuş babam bir hata yapmış seninle tanışmama vesile olmuşsa??

TARIK – Kelimeleri daha hızlı bulduğunu söylüyorsun ama şu anda benim kalbimi kırdığının farkında değilsin herhalde...

NAZ – Ben o durumu seni kırmamak istediğim zamanlar için söylemiştim... Şimdi durum farklı!

TARIK – Anladım....Senin feministlik duyguların kabardı birden...kadınların şöförlüğüne laf ettim yaa ona bozuldun..

NAZ – Bu durumun feministlikle bir alakası yok...evliliğimizin yalan üzerine kurulmuş temellerini sorguluyorum yalnızca, Sinyor Alfonso!...

TARIK – (Sessizlik) Naz biz niye evlendik? (Naz cevap vermez...) Birbirimizi sevdiğimiz için... Peki, şimdi niye birbirimizin sevgisini sorguluyoruz, niye eski defterleri açıp can yakıyoruz?

NAZ – Ben sorgulamıyorum Tarık...sen açtın konuyu!kadınlar ve şöförlük konusu birleşince çağrışım yaptı sadece...

TARIK – Haklısın, bu da benim hatam... Sen hiçbir şeyi sorgulamıyorsun!Beni sevdiğini ispatla diyen sen değilsin...Varlığı bile olmayan kedi yüzünden beni suçlu konumuna düşüren de sen değilsin....sabahtan beri bana hakaret eden de!

NAZ – Ne… Ne dedin sen?

TARIK – Birlikteliğimizi sorgulayan sensin diyorum Nazz!

NAZ – Yok ben onu demiyorum....Az önce kedilerle ilgili bir şey söyledin sen??...

TARIK – Yaa yeter artık... Tamam, kedileri sevmeyebilirsin, eve de istemeyebilirsin ama sırf sen öyle istiyorsun diye benim kedilerden bahsetmemi yasaklayamazsın anladın mı?!...

NAZ – (gayet rahat bir şekilde) Ben senin kedilerden bahsetmeni yasaklamadım ki zaten...bana ne canım! Beni bağlayan biraz önce bizi bu konuları konuşmaya sevk eden kedinin aslında bir hayal ürünü olduğunu söylemen...

TARIK – Öyle mi söylemişim?...ne olmuş (Afallamıştır, ne diyeceğini bilemez....) Bakıyorum da kelimelerimin takipçisi kesildiniz Naz Hanım!

NAZ – Bak, bak, bak… Şimdi de kırk yıllık karın, Naz Hanım oldu, öyle mi Tarık Bey?demek geçmişe dönüyoruz!

TARIK – Birincisi biz evleneli kırk yıl olmadı!

NAZ – Kırk yıl olmadığını ben de biliyorum herhalde...Sadece lafın gelişi öyle demiştim!Zaten bu gidişle evliliğimizin kırk yıl süreceği de meçhul...

TARIK – Ooo bakıyorum da şimdiden evliliğimizin gidişatını çizmişsin bile...sence kaç yıl sürer?

NAZ – Lafı değiştirme!İkincisi ne onu söyle?

TARIK – Hangi ikincisi?

NAZ – Birincisi biz evleneli kırk yıl olmadı demiştin...İkincisi ne?onu da söyle!

TARIK – (İkinciyi bulamaz) İkinci, ikinci… Sen niye lafı değiştiriyorsun?

NAZ – Üstüme iyilik, sağlık! Ne lafı değiştirmesi?!Lafı değiştiren sensin Tarık...

TARIK – (İddialı) Ben biraz önce senin evliliğimizin gidişatı üstüne yaptığın konuşmanın yorumunu yapmıştım....Sen de lafı değiştirdin!

NAZ – A a sen yorum mu yaptın?!

TARIK – Evet...

NAZ – Kendini kötü hissetmiyorsun değil mi hayatım?..(elini Tarık’ın alnına koyar, sonra da yanaklarını yoklar)...Ateşinde yok ama!

TARIK – yaa Naz saçmalama...Ne ateşi ?!..ya mıncıklayıp durmasana beni...Durup dururken niye kötü hissedeyim kendimi?

NAZ – ne bileyim Tarıkk, günler sonra ilk defa yorum yapıyorsun söylediğim bir şeye?

TARIK – (Kırgın) yokk...bizim evliliğimiz üzerine yorum yapmaya gerek kalmamış zaten...

NAZ – O ne demek öyle?

TARIK – Boşverr...kafan azıcık çalışsa anlardın ne demek istediğimi!

NAZ – Çok kırıcı olmaya başladın Tarık!farkında mısın?

TARIK – Sen öğrettin bana lafı dolandırmadan söylemeyi... Yani beni sen değiştirdin Naz ve sonuçlarına da katlanmak zorundasın...

NAZ – Allah, Allah… Şunun söylediği lafa bak yaa...

TARIK – Şimdi de “şu” olduk!..Çok yakında üçüncü tekil kişiye de düşeriz herhalde!

NAZ – valla bu gidişle o da yakın görünüyor ama...Senin elinde!...

TARIK – (Kızgın) Benim elimde mi? Beni elimde hiçbir şey yok Naz...İplerim senin elinde....Evlendiğimiz günden beri beni avucunun içine almaya çalışıyorsun!Parmağında oynatmak için elinden geleni yapıyorsun....ama buna daha fazla izin vermeyeceğim Naz...başarılı olamayacaksın!

NAZ – (Sessizlik) Hayatım…

Sessizlik...

NAZ – Minnoşumm, canım aşkım...İstersen eve bir kedi alabiliriz...ama yavru olucak...böyle yüzüne kamyon çarpmış gibi olanlardan bembeyaz bir tane...

TARIK – (gülümser) gerçekten mi?

NAZ – hı hıı...mavi gözlü olsun...(Sessizlik) Tarık?

TARIK – Efendim aşkım…

NAZ – Bir şey istesem yapar mısın?

TARIK – Ne istersen bitanem....

NAZ – (Sevimli hareketlerle birlikte çocukça söyler) Ben bankın burasını beğenmedim....

TARIK – ee?

NAZ – Yer değiştirebilir miyiz?

TARIK – (gülümser) Yeter ki sen iste, canım karım benim…

NAZ – (Yer değiştirdikten sonra) Gördün mü aşkım? Sen hiç parmakta oynatılabilecek yapıda mısın?

TARIK – (Anlamıştır) Ya… (Kendini kötü hisseder) Gerçekten de öyle!..(Sonra aniden gözleri parlayarak) ama kediyi alıyoruz dimi?

NAZ – Çok mu istiyorsun?

TARIK – Sana olan aşkım kadar çok!

NAZ – Valla bilemiycem miktarını, hala ispatlayamadığın için...

TARIK – Öpsem??

NAZ – I ıhhh...

TARIK – Çokkk öpsem...

NAZ – Taarık...Son şansın ona göre!

TARIK – ( ayağa kalkar...elleri siyah deri montunun ceplerinde) en iyi yaptığım şeyi yapayım o zaman...

http://img190.imageshack.us/i/fikriminincegulu.mp4/ (http://img190.imageshack.us/i/fikriminincegulu.mp4/)

Şarkı bittiğinde...

Seni ilk gördüğüm an anlamıştım sıradan bir kız olmadığını...şöyle bir süzmüştün beni baştan ayağa...Bakışlarında bir memnuniyetsizlik...şöförüne değil de düşmanına bakıyordun sanki...ama Ümit beni Alfonsa’ya, Suna hanım da hayallerinin erkeğine benzetince o kısacık anda değişti bakışların...üzerinde kırıkbeyaz bir elbise, uçlarında minik danteller...siyah topluklu sandaletlerin...

İpek saçların bir kumsal kadar sakindi....ama sen bir fırtına kadar hoyrat...üzerime estin ve sonra dağıttın bütün ezberlerimi...Sana kadar olan her ne varsa...ben gözlerinde kaybolmuştum...

NAZ – (ayağa kalkar...yanına gidip gözlerine bakar sevgiyle...ve gülümser) Başına o şapkayı zorla taktırdığımda ne kadar da kızmıştın bana...emindim oysa hemen pes edeceğinden ...etmedin!sebebi neydi anlam veremedim...kendimi yedim durdum...Belki dedim hep, belki o da sana— senin ona olduğun gibi— Yanılmamışım...( Sıcacık bir bakışma) bambaşkaydın sen, istesem de gitmeyen, varlığı huzur veren...ve bir o kadar da can yakan...hem ateş, hem suyum...hem külüm, hem korum...

Bej rengi takım elbise giyen bir adam...içinde mavi gömlekle aynı renkten çizgili bir kravat...ensede at kuyruğu yapılmış saçlar...ve sürmesiz, doğallığında gözlerin...

Beni o dikiz aynasına, şöförüme esir eden...Beni kendime yenik düşüren...Girdabına sürükleyen...

Birbirlerinin gözlerinde kaybolurlar yine....

TARIK – Seni seviyorum Nazım...

Naz cevabını dudaklarına bırakır sevdiğinin..

NAZ – Seni seviyorum aşkım...

Sarılırlar birbirlerine...tenlerinden yüreklerine akar aşkları...


...............devam................

http://img524.imageshack.us/img524/8310/anigifmd.gif

cagrib
08-09-09, 03:25
TARIK – ( ayrılırken...) Yalnız benim orda sürmem vardı…

NAZ – Nerde?

TARIK – Beni ilk gördüğün yerde...

NAZ – atma!

TARIK – atmıyorum...

NAZ – ayy hayır, resmen atıyorsun...yoktu Tarık! dün gibi hatırlıyorum o kaymak yanak, kaytan bıyık halini...

TARIK – O ne öyle Naz...yerdin mi, sevdin mi anlamadım...ayrıca eminim o gün benim gözümde sürme vardı!

NAZ – yoktu!

TARIK – Benden daha iyi mi bileceksin yaa, süren benim...

NAZ – Olabilir, o gözlere aşık olan da ben olduğuma göre çıplak halini de, sürmeli halini de senden daha iyi bilirim!

TARIK – Off!kendimden şüphe eder hale getirdin beni Naz!..Nasıl yapıyorsun bunu?

NAZ – Şüphe etme hayatım, vallahi yoktu!

TARIK – Tamam karıcım...yoktu!

NAZ – Bak benim yüzümden kabul ediceksen hayatta kabul etmem Tarık??..yani ben seni etkilemek istemem?

TARIK – bilmez miyim!sen hangi konuda etkiledin ki beni şimdiye kadar?!...

Naz dudağını büküp küçük bir kız çocuğu gibi bakarken...

TARIK – uzatmayalım istersen...günümüzü zehretmeyelim...

NAZ – Peki...Oturalım mı aşkım?...

Tarık gülümser...

TARIK – Sen iste yeter...

İkisi banka oturur...Naz Tarık’ın omzuna yatarken...

NAZ – özlemişim sana sarılmayı...

TARIK – ben de...iyi ki geldik buraya...

NAZ – bence de!

Tarık’ın yanağına bir öpücük kondurur...

NAZ – Aşkım ben seni mutlu edebiliyor muyum?

TARIK – Nirvanaya ulaştım ben seni tanıdıktan sonra...

NAZ – (güler) Sen beni mutlu edebiliyor musun peki?

TARIK – Bilmem...onu sana sormak lazım...

NAZ – Ediyorsun...ama bu daha da mutlu edemeyeceğin anlamına gelmiyor Tarık...

TARIK – Nee?

NAZ – Tarık, taşınabilir miyiz?

TARIK – (Şaşkın) Nasıl yani yaa, niye? O eve taşınalı daha iki ay oldu. Hatta biz evleneli iki ay oldu....Şaka mı bu!

NAZ – Ben çok ciddiyim...

TARIK – Ben de bundan korkuyordum iştee!

NAZ – Ama aşkım…

TARIK – Hayır Naz, beni aşkım, cicim laflarıyla kandıramazsın!Hatta hiç kandıramazsın, bu defa olmaz!

NAZ – yaa Tarık lütfeeen, taşınmamız lazım...

TARIK – Niye? Kandilli rasathanesinden haber falan mı geldi yoksa sizin evin ortasından fay hattı geçiyor diye?

NAZ – ayy Allah korusun!...ayy ya da Allah söyletti...ben bir dakika daha duramam o beşikten bozma evde...zaten gündüzleri sen de yoksun!(Tarık`ın boynuna sıkıca sarılır) beni bırakma orda...

TARIK – Naz dur, boğacaksın beni!depremden önce senin kurbanın olucam böyle giderse...

NAZ – Tarık taşınalım...

TARIK – Tamam...Madem o kadar istiyorsun...

NAZ – İşte bu!aşkım benimm...

TARIK – Ne zaman taşınalım? Hemen bugün mü, yoksa yarına kadar sabredebilir misin?

NAZ – Bir hafta içinde taşınsak da olur...Acele etmemize gerek yok...

TARIK – Sen ciddi olamazsın!

NAZ – Çok ciddiyim....Bir hafta içinde olmasının benim için bir sakıncası yok...

TARIK – Teşekkür ederim aceleci olmadığın için..Ama ben bu konuda hiç ciddi değildim!

NAZ – (Anlamazlıktan gelir) Hangi konuda?

TARIK – Bir hafta konusunda değil tabi ki, taşınma konusunda!

NAZ – Niye taşınmak istemiyorsun? Evet…(Cevap alamayınca) Tabi sen niye taşınmak isteyesin ki annenler yan bahçemizde oturuyor...

TARIK – Sen niye taşınmak istiyorsun peki? (Cevap alamayınca) Ha… Evet…Annemler yan bahçemizde oturuyorlar ve sen onların bize yakın olmasını istemiyorsun!

NAZ – Aaaa pess yani Tarık...resmen iftira atıyorsun şu anda bana...Ben sadece kendi aileme biraz daha yakın olmak istiyorum....Suç mu?

TARIK – Değil tabi ki...Peki bu nasıl olacak Naz Hanım?

NAZ – Taşınarak!

TARIK – Biz taşınmasak da babanlar bize yakın bir yere taşınsalar...

NAZ – Böyle bir şeyin olamayacağını sen de biliyorsun....Belkıs Teyzeyle baban anlaşamıyor diye evleri İstanbul’un iki ayrı yakasına taşıdılar...

TARIK – Naz, ben bu yakadan memnunum...İşime yakın, alıştığım yerlere yakın, aileme yakın...Mümkünse beni ve yakamı bırak!

NAZ – İşi yokuşa sürme Tarıkk!!

TARIK – İstersen yokuştan aşağıya bırakalım, biz direk babanlara taşınalım...

NAZ – Bu daha güzel bir fikir aslında...(Düşünür ama olmayacağını kavrar) Ama yok şimdi Belgin annenin dilinden kurtulamayız, oğlumu iç güveysi de yaptınız sonunda...tamamen elimden gitti...ahh oğluşum, vahh oğluşum...ben seni bugünler için mi doğurdum oğluşum diyee!Susmaz valla...vır vırr!

TARIK – Nazzz!!..

NAZ – Ayy ne var Tarık?

TARIK – Ne mi var?Ağzından çıkanları kulağının duymuyor olması gibi bir problemin var...

NAZ – Özür dilerim...

TARIK – Diyelim ki ben böyle bir işe kalkıştım....Ben senden bize taşınmamızı isteseydim, sen kabul eder miydin?

NAZ – (Birden) Hayır…Asla!

TARIK – Gördün mü?

NAZ – Neyi?

TARIK – Kediyi… Neyi olacak, senin bizim eve taşınmama fikrini ve bunun yanında benim sizin eve taşınmama isteğimi....

NAZ – Yani ben size taşınma işlemine sıcak baksam sen de bize taşınmaya mı sıcak bakacaksın?

TARIK – Sadece bakmak kafi...daha fazlasını bekleme...

NAZ – Ama ben bu evi sevmiyorum....

TARIK – Bunun benim ailemle bir ilgisi olabilir mi?

NAZ – Ne alakası var?

TARIK – Ya da şöyle sorayım: bunun benim ailemin bizim evin yanında oturmaları ile bir ilgisi olabilir mi?

NAZ – Olabilir!

TARIK – Bu kadar kesin ve direkt mi?

NAZ – Evet....

TARIK – Durum bundan ibaretse—

NAZ – (Sözünü keser) Bundan ibaretse?

TARIK – (Çaresiz) Taşınalım....

NAZ – Yaşasın!

TARIK – (Birden aklına gelir) Ama bir şartla....

NAZ – Şartın ne olursa olsun kabulüm....

TARIK – Bir şey söyleyeceğim kızmayacaksın...

NAZ – Tamam kızmayacağım, söyle hadi şartını...

TARIK – Hayır, hayır...yanlış anladın! Şartım kızmaman...

NAZ – Yani şimdi söyleyecek olduğuna kızmazsam mı taşınacağız?

TARIK – Evet....

NAZ – Tamam. Kızmayacağım...Söyle hadi!

TARIK – Ya kızarsan?

NAZ – (Umurunda değilmiş gibi...) Aman… Dert ettiğin şeye bak hayatım... Sen taşınmak istedikten sonra ben hiçbir şeye kızmam!

TARIK – Tamam o zaman söylüyorum. (Sessizlik) şimdiye kadar söylediklerimin hepsi şakaydı..
.
NAZ – (Sinirlenir...) Ne… Ne… Ne dedin sen? Senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu? Ne dediğinin farkında mısın sen?!

TARIK – (Gayet memnun) Kaybettin....

NAZ – Neyi kaybettim?

TARIK – Ben seni denemek için söylemiştim bu lafı....Sen de kızdığına göre taşınmayacağız demektir....

NAZ – (Kızgın) Parçalarım seni....Bu ne biçim oyun?

TARIK – E… Ben bir şartım var dedim....Sen de kabul ettin!...Ben şartımı söyledim....Sen sözünde durmadın...Yani yapabileceğim bir şey yok....Taşınmıyoruz!

NAZ – (İnatla..) Taşınıyoruz!

TARIK – Taşınmıyoruz!

NAZ – Ta-şı-nı-yo-ruz!

TARIK – Ta-şın-mı-yo-ruz!

NAZ – (Bağırarak) Taşınıyoruz dedim....o kadar!

TARIK – (Korkar ve bağırır) Tamam, taşınıyoruz dedim...Niye bağırıyorsun?

NAZ – Ben hak edene bağırırım. Sen de hak etmiştin!

TARIK – hep senin dediğin oluyor....

NAZ –Ne demek hep benim dediğim oluyor?

TARIK – Elbette....Ne zaman tartışsak sonunda senin dediğinde karar kılıyoruz ne hikmetse...

NAZ – Haklısın aslında (Birden) yaa sen bana sürekli birşeyler ima ediyorsunn!

TARIK – Hadi canımm!

NAZ – ( Bağırır) TARIKKK!

TARIK – Tamam bitanem....Senin dediğin gibi olsun, kızma hemen...

NAZ – Ben kızarım....Ben hak edene kızarım....Sen de hak etmiştin!

TARIK – (Sessizlik) Bu sefer gerçekten bir şartım var ama...

NAZ – Bir kere daha saçmala bakalım...İzin verdim!

TARIK – Taşınacağımız ev ne benim aileme, ne de senin ailene yakın olsun.... Tam ortasında bir ev olsun...

NAZ – Merak etme...Tam ortada bildiğim çok hoş bir ev var...Oraya taşınalım istiyorum zaten....

TARIK – Ha ev araştırması bile yaptın yani önceden?...

NAZ – Biraz...

TARIK (Düşünceli) Ya Naz, ben annemlere nasıl anlatacağım bu durumu?

NAZ – O da senin sorunun hayatım, bilemeyeceğim valla....

TARIK – Biz evli değil miyiz?

NAZ – Evliyiz, ne olmuş evliysek?

TARIK – Ben yalnız mı taşınacağım evden!

NAZ – Hayır Tarık... beni bırakmayı düşünmüyorsan birlikte taşınacağız herhalde...

TARIK – Çok güzel!..o zaman niye sadece benim sorunum oluyormuş bu?

NAZ – Tabi ki ben öyle olsun istediğim için...

TARIK – Peki… Bunu da ben hallederim!

NAZ – Halledeceksin tabi ki...evimin direği değil misin?...

TARIK – Bir ima seziyorum ama— neyse!..Baktığın ev nerede tam olarak?

NAZ - Tam ikisinin ortasında dedim ya Tarıkcığım...

TARIK – İşte ben de tam o arayı soruyorum sana Nazcığım!ikisinin ortalamasını...

NAZ – Görünce çok beğeneceksin....

TARIK – Nazz ev nerede?

NAZ – Aaaa… Aceleci davranma aşkım....daha var yeni evimizde geçireceğimiz gecelerimize...

TARIK – Gene gecelerden dem vurmaya başladın sen....Bu işin sonu hayırlı değil!

NAZ – Hayırlı, hayırlı....Sen hiç merak etme...Yalnız benim bulduğum evi koşulsuz kabul edeceğine söz ver?

TARIK – Ne zaman taşınıyoruz?

NAZ – Kabul ediyorsun yani?

TARIK – Daha evin yerini bile bilmiyorum ama başka seçeneğim var mı?

NAZ – Başka seçeneğin yok tabi ama hiç pişman olmayacaksın söz veriyorum aşkım....Yarın Pazar, eski evde bir pazar sabahı geçirelim...Önümüzdeki hafta da taşınırız....

TARIK – Yine dediğin gibi olsun...(Bıkkın) Hep dediğin gibi olsun...

NAZ – Seni seviyorum canım...

TARIK – (Gönülsüz) Ben de....

NAZ – (Sevinçli) evimiz çok geniş ve çok güzel....Görünce bayılıcaksın!

TARIK – Yarın ev sahibiyle görüşelim madem....Bakalım anlaşabilecek miyiz?

NAZ – Görüşmene gerek yok bitanem...

TARIK – O niye?

NAZ – Çünkü ben görüştüm...(Çantasından kalp şeklinde bir anahtarlık çıkarır) Anlaştık bile... (Sevimli bir suratla elindeki anahtarı sallarken) Bak bu da anahtarları...

TARIK – (Üzgün ve kırgın) Ev nerede bari onu saklama benden....

NAZ – Sıkı dur söylüyorum!

TARIK – Söyle hadi ne olacaksa olsun....Ben hazırım!

NAZ – Babamların evinin azıcık arkasında...

TARIK – Ne kadar azıcık?!

NAZ – Mesafelerin ne önemi var aşkımm...

TARIK – Nazz, cevap ver!

NAZ – (çekinerek) Yaa işte bir ev kadar azıcık!

TARIK – Bravo yani Nazz, bravo!Koca mıyım direk miyim belli değil!oldu olucak eşyaları gönderdikten sonra haber verseydin...Ben de diyorum hayra alamet değil sabah sabah bu kadar ilgi...bir menfaatin olduğu belliydi!eşek kafam!

NAZ – ( süt dökmüş kedi gibi, biraz da kırgın) bir ev için kırıyorsun beni...

TARIK – Sen niye benim arkamdan işler çeviriyorsun?

NAZ – Kızarsın sandım...

TARIK – Haa şimdi kızmadım yani?!OFF Nazz Offf!ne yapacağım ben senle?

Sessizlik...

NAZ – (Ağlamaklı)Bağırma bana, zaten bu aralar çok duygusalım...öyle her şeyee ağlayasım geliyor...Hamile kadınlar gibi...

TARIK – Ne gibi, ne gibi??

NAZ – vardır ya öyle sulu gözlü olur kadınlar hamile kalınca, onlar gibi!

Tarık heyecanla tutar Naz’ın ellerini...gözlerinden umutla cevap beklerken

TARIK – yoksa?

NAZ – yoksa ne?

TARIK – ( Heyecan ve sevinçle) Kızımız mı geliyor yoksa, baba mı oluyorum haa?Allah be Allah, tutmayın beni!

NAZ – Valla seni bilmem ama ben deli oluyorum!yaa nerden çıkarıyorsun Tarık kendi kendine...yok öyle bir şey...en fazla basık suratlı bir kedinin babası olabilirsin şu anda...

TARIK – (Hayalkırıklığıyla) Olmuyor muyum yani?

NAZ – (Başını sağa sola sallayarak) I ıhh...

TARIK – (Ellerini çeker Naz’ın ellerinden...Seyircilere doğru döner) Peki Naz...anladım ben...

NAZ – Neyi?

TARIK – ....

TARIK (içses) – Benim mutluluğum hep yarım kalacak...

Naz sevdiği adamın yüzüne bakar öylece...Sonra başını eğer...Oturdukları banktaki kalp içine çerçevelenen isimlerinin baş harflerine bakar...gülümser...

NAZ – İster miydin?

TARIK – Neyi?

NAZ – Artık buraya gelmeden de “Deniz”i izleyebilmeyi...

TARIK – (Alayla gülümser) Niye, Deniz manzaralı mı yoksa yeni bulduğun ev?

NAZ – Hayır...Çocuk manzaralı...

TARIK – Nee?

NAZ – ( Tarık’ın elini alır avucuna ve onun parmaklarını yönlendirerek bankta çizili kalbin üstünden geçerken ) Ben bunun içinde bir de “D” harfi olsun istiyorum...Ben benim içimde bir “D” harfi olsun istiyorum...( Tarık’ın elini kendi karnına götürür) Ben içimde senden bir parça istiyorum Tarık...

TARIK – (karmakarışık duygularla) Naz bak...sen eğer benim yüzümden— yani sadece ben istedim diye istiyorsan—

NAZ – ( Naz elini Tarık’ın dudağına hafifçe kapatır) Şişş....Bozma bu anı...

Kadının eli adamın dudaklarından kayar ve sıcacık bir öpüşe bırakır kendini yavaşça...Adamın gözyaşları ıslatır kadının yanağını...

Işıklar kararır, perde kapanırken....

TARIK – Seni seviyorum!



-:--:- SON-:--:-

krizantem_84
08-09-09, 05:38
Naz,hafta sonu sabahına mutlu uyandı.Vahi kızının masadaki neşeli halini görünce:

-nazlı çiçeğimin yüzünde güller açıyor.Sebebi ne ola ki?

-hayat..

-hayat mı?

-evet babacığım.Hayatın kendisi başlı başına bir mutluluk kaynağı zaten.

Ümit: abla,iyisin değil mi?

-gayet iyiyim.Güneşli bir sabaha daha gözlerimi açtım.Bugün de nefes alabiliyorum.Bundan daha büyük mutluluk olur mu?


Ümit sessizce babasının kulağına:

-sence de yardım alması gerekmiyor mu?

-o nedenmiş?

-e baba baksana!

-sen de Ümit..Kız ne dese batıyor sana.

-ne alakası var şimdi?

Vahi kızına gülümseyerek bakarken:

-Mehmet nasıl kızım?

Suyundan henüz bir yudum almış olan Naz,bu soruyla aniden öksürmeye başladı.

-kızım! Kızım iyi misin?

-niye ikiniz de aynı şeyleri sorup duruyorsunuz? İyiyim dedim.

-ee?

Naz anlamamış gibi yaparak:

-ne eesi baba?

-Mehmet dedim kızım,dinlemiyor musun sen beni?

-iyi..Yani iyidir herhalde..

-ne demek o?

-bilmiyorum baba.Bir süredir görüşmüyoruz.

-neden?

-işleri yoğunmuş.Neyse,boş verin şimdi.

-o nasıl söz kızım? Kemal’in emaneti o bana..Ah be dostum,erken terk ettin bu diyarları..Naz,doğruyu söyle bana,kavga mı ettiniz yoksa?

-hayır baba,nerden çıkardın?

-ben kızımı bilmez miyim? Sevgi kelebeği edalarında dolaşırken,Mehmet adını duyunca suratın sirke satmaya başladı.

-görüşemiyoruz ya,ondan sanırım.(Of Naz,inanmıyorum sana! Tek ayak üstünde dokuz yalan! Ailede yalancı da yok,kime çektin sen? )

Ümit: baba,gitme ablamın üstüne bu kadar.

-bak bak bak..İkiniz bir oldunuz babanıza cephe açtınız demek!

-ne alakası var şimdi?

Naz: Ümit sen bozuk plak mı yuttun?

Ümit yüzünü ekşiterek:

-Nazz! Bunu ben bile yapmazdım.

-iyi be,zevzek!

-nankörsün kızım sen.Biz burada senin için çalışıyoruz ettiğin laflara bak!

Naz yerinden kalkıp kardeşinin yanağına küçük bir öpücük kondurdu.

-oo,alınmış mı benim küçük kardeşim?

-yoo,seni yapmaman gerekenler hakkında uyarıyorum.

-şamama seni.

-olmuyor ama olmuyor!

Vahi gülümseyerek onları izlerken Naz’ın telefonu çalmaya başladı.


-evet?

-evet mi? Aşk olsun!

-sana aşk olsun.Saatlerdir cevap vermiyorsun!

-sessizde kalmış,birazdan arayacaktım seni.

-iyi.

-başlama gene,valla çekemem sabah sabah.

-Allah Allah,hem suçlu hem güçlü diye buna diyorlar galiba.

-ne suçu?

-sen bilirsin.Yeni biriyle tanışıyorsun ve nedense en son benim haberim oluyor.Üstelik söyleyen kişi de sen değilsin ne hikmetse!

-Naz,Allah aşkına yapma.Teo’dan mı bahsediyorsun?

-Teo! Teoman Teoluğa terfi etmiş ve bunu da şimdi duyuyorum!

-takıldığın şeye bak.

-takılırım tabii..

-kıskandın mı yoksa?

-saçmalama Katre!

-tamam,kesin kıskandın sen.

-senden duymak isterdim.

-affedersin bir tanem,pek önemi olmayan bir şeydi benim için,öylesine biri işte..Hem gerçekten anlatacaktım sana bugün.

-bugün?

-hı hıı..Ceren’deyiz bugün. Hiç itiraz istemiyorum bak,geliyorsun.

-tamam etmiyorum.Özledim kızları zaten..

-beni?

-bilmem ki ne desem?

-Naz!

-özledim, hem de çok.

Katre sevinçle:

-ben de..

-ben sana niye kızamıyorum?

-seviyorsun çünkü.

-galiba..

-galibaymış! Bu arada,fazla bir şey yemedin değil mi?

-yok da ne alaka?

-Münevver teyze döktürmüş yine..

-cidden mi? Harika! Ceren ne şanslı kız..

-ama farkında değil.

-duymasın.Zaten kesin diyetimi bozdurdunuz diye çemkirecek bize.

-aman,söylenir söylenir durur o..

-akşam ne yapıyoruz peki?

-bilmem,sahile ineriz belki..

-tamam.Katre..

-canım.

-neyse boş ver.

-kızdırma beni.

-şimdi yeri değil,sonra anlatırım.

-korkmaya başladım,sesin değişti senin.

-ben iyi değilim.

Naz,yaşlarına engel olmaya çalışarak devam etti:

-mutlaka konuşmam gerek sizinle..

-yalnız mısın sen?

-evet,odamdayım.

-tamam güzelim.Bir şeyler olduğunu sezmiştim zaten.Nasıl diye sorma..

Naz,gülümsemeye çalışarak:

-tamam,sormam.



Naz dolabı açıp ne giyeceğine karar vermeye çalışırken,telefonu tekrar çaldı.

-deli kız,kim bilir ne diyecek yine?

Ekrana bakmadan açtı.

-söyle güzellik..

Tarık sırıtarak:

-güzellik mi?

Naz dudaklarını ısırdı:

-hii,sen miydin?

-başka birini mi bekliyordun?

-evet.Ne vardı?

-ne olsun,iyilik,sağlık..

-Tarık Bey,size ayıracak zamanım yok,üzgünüm.

-bey mi oldum yine? Karar ver ama,başım döndü.

-peki,bundan sonra bey yok.Yeter ki beni rahat bırak!

-imkansızı isteme.

-bak Tarık,acelem var,bir an önce giyinip çıkmak zorundayım ve sen beni oyalayıp duruyorsun.

-çıkıyor musun? Nereye?

-pardon ama seni ilgilendirir mi bu?

-ilgilendirir tabii..Çünkü..Çünkü ben de sana bir şeyler yapalım diyecektim bugün.

-ne yapacakmışım ben seninle?(Naz,ne diyorsun sen? Hulusi amcaya verdiğin sözü ne çabuk unuttun.Off,nerden bulaştım ben bu işe?)

-sen ne yapmak istersin?

-hiçbir şey! Verilmiş bir sözüm var kusura bakma.Şimdi kapatmak zorundayım,senin yüzünden geç kalacağım.

Tarık,kıskançlık ve endişeyle:

-nereye gideceğini söylemeyecek misin?

-çok zorluyorsun ama!

-kıyamet mi kopar söylesen?

Naz kurtulmak için aceleyle:

-kızlarla buluşacağım tamam mı?

Tarık keyifle:

-tamam tamam..Aa bak ne diyeceğim,birlikte gidelim mi?

-yok artık!

-neden? Birazdan orda olurum.Sen de taksilerde sürünmezsin.

-benim arabam var!

-ama kullanmana pek gönüllü olmayan bir de baban var.

-sen nerden biliyorsun bunu?

-sence?

-doğru,babamlar..(Başıma ne geliyorsa onlar yüzünden geliyor zaten)

-ee ne diyorsun,geleyim mi seni almaya?

Naz biraz düşündükten sonra:

-gel bari..(İyi fırsat Naz..Hem kızlarla da tanışmış olur.Eyvah,ben onlara ne diyeceğim?) Tarık bir saniye dinle beni olma…

Tarık telefonu çoktan kapatmıştı…

-düşün bakalım şimdi Naz Hanım! Ne diyeceksin seninkilere? Aman canım,babamın çok yakın arkadaşının oğlu.Babam araba kullanmamı istemiyor.E Tarık da bizi ziyarete gelmişti,nezaket gösterip ben bırakayım dedi.Evet evet,en güzeli! İyi de niye yalan söylemeyi düşünüyorsun ki? Anlat doğrusunu olsun bitsin.Yok bu adam bana iyi gelmedi!..


Naz,dış kapıyı açıp merdivenlerde belirdiğinde,arabaya yaslanmış halde onu bekleyen Tarık,bir an olduğu yerde kaldı.

Naz yanına yaklaşıp hınzırca gülümseyerek:

-ne o? Yakışmamış mı giydiklerim?

-bilakis,çok güzel görünüyorsun.

-teşekkür ederim.Sen de çok çekicisin..

-efendim?

Naz kırdığı potun farkına varıp:

-yani,kızlar çok çekici olduğunu düşünüyordur herhalde..

-hangi kızlar?

-sevgililerin..

Durum Tarık’ın hoşuna gitmiş,üsteleyerek:

-sen?

-ben ne?

-sen ne düşünüyorsun?

-ne düşüneceğim canım? Allah sahibine bağışlasın.

-amin..Ama önce bir sahibim olması gerek.

-yok mu?

Tarık gülerek:

Yok.

-yazık,üzüldüm.

-ben gayet iyiyim ama.

-her neyse..Gidelim mi artık?

-emredersiniz güzel bayan.

Tarık,gülümseyerek Naz’ın kapısını açarken,Naz da aynı şekilde karşılık verip arabadaki yerini aldı.

Pencereden dışarıya bakan Ceren,Tarık’la beraber evlerine doğru yürümekte olan Naz’ı görünce:

-kızlar koşun olay var!

Evdekilerin hepsi saniyeler içinde camın önünde toplandı.

-az önce telefonda bana çemkiren küçük hanıma bakın siz! Misilleme olsun diye yapmıyorsa benim adım da Katre değil!

-daha neler!

-Naz bu,belli olmaz ne yapacağı..

-saçmalamayın Allah aşkına,Mehmet’i bu kadar çabuk mu harcadınız?

-ben anlamam.Hiç sevmemiştim o adamı zaten.

-ay yeter! İki dakikada senaryo yazdı hepsi de.Harcanıyorsunuz siz buralarda.

-dalga geçme!

Zil çalar çalmaz Ceren kapıya koştu.

-hoş geldiniz.

Naz hasretle Ceren’e sarılırken,Ceren’in gözü Tarık’taydı.Salona geçtiklerinde Tarık,şaşkınca onlara bakan güzel kızları görünce bilindik çapkın gülümsemesini yerleştirdi yüzüne..Hepsi de gayet samimi bir şekilde,sırayla tanıştılar genç adamla..Tarık ilgiden memnun,mütemadiyen gülümsüyordu.Hepsini önceden tanıyordu sanki..Öyle bir aşinalık,içini saran bir sıcaklık..Üstelik o kadar eğleniyordu ki aralarında..O yemek masasında bulunan insanların hepsi gerçekti..
Tarık,kendi çevresini düşündü ister istemez..Bütün dertleri,para,kızlar ve lüks yaşam olan “arkadaşım” dediklerini..Neşeli kahkahalar,düşüncelerinden sıyırdı onu..


-inanmıyorum kızım ya,mantıyı da bıçakla kesmeye çalışıyor!

-karışmayın arkadaşıma! Her durumda kokoştur o..Şirinim benim!

-korumuş mu oldun şimdi sen beni?

-aman,iyilik de yaramıyor.

-sırada tatlı var,uyarmadı demeyin.

-benim yiyecek yerim kalmadı valla.

-benim var.

-sen ye zaten!

-ne olmuş? Senin gibi takıntılı değilim en azından,vücudumla barışığım.

-sevsinler!

****

Tarık gittikten sonra,kızlar arka arkaya sorular yağdırmaya başladı Naz’a..Naz,Tarık konusunu sonraya bırakıp,asıl konuya geldi sesi titreyerek..

Herkes kendi düşüncesini belirtip aralarında tartışırken,Naz kurtulamadığı geçmişine yolculuk ediyordu…O berbat geceden sonra Tarık’la eve dönerken sorduğu o soru tekrar aklına geldi.Gülümsedi bu kez,bir zamanlar kabusu saydığı düşünce için..

Mehmet’i içten içe severken, ve bunu da bir şekilde onun anlamasını beklerken,adamın ondan özellikle kaçıyormuş gibi davranması katlanılır şey değildi onun için..Birlikte olmamaları için ne gibi bir engel olabilirdi ki?
Mehmet’in günü birlik sevgililerini engel olarak görmüyordu elbette..O zaman neydi sorun? Zaman içinde kendi kendine kurmuş ve güzel olmadığına kanaat getirmişti.Evet,güzel değildi ve adam onu istemiyordu.Aynadaki aksinin bile farkında değildi.Çok sonra,Mehmet’le sevgili olduktan sonra bir akşam yemeğinde bu düşüncesini ağzından kaçırmış,adamın uzun kahkahalarının nedeni olmuştu.
“Her şeyin zamanı var Naz” demişti adam.”Şimdi kendi zamanımızdayız,bizim olan…”

“Ukala” diye mırıldandı kendi kendine.. Zamanı varmış! Şimdi neyin zamanı o zaman alçak adam,şimdi kimin zamanındasın!..

ummu88
08-09-09, 22:48
ADA


6 yıl sonra

Öğlen Adayı jimnastik kursu için okuldan aldı.
Ada: babacım “ diyerek boynuna atladı

“o küçük hanım çok mutluyuz”

“tabi mutluyum "

Tarık adayı arabanın arka koltuğuna yerleştirdi kemerini taktı öne geçti. Araba hareket etti "istediğiniz özel şarkı var mı ada hanım"
"yok, biliyor musun bugün ne oldu”
“ne oldu”
“beni istemeye geldiler”
“kim”
“Yan sınıftan görkeme “
“hıı nasıl oldu o”
“görkem beni seviyo bana aşık “
“eeee””
İşte öğretmeni ile birlikte geldiler”
“babacım anne sana kahve yaptı mı”
“kahve”
“istemeye gittiğinizde”
“istemeye”
“sen annemi istemedin mi yoksa”

Tarık arabayı kenara çekti . Arkaya döndü
“adacım şunu güzel bir anlatır mısın”
Ada elini gösterdi “bak görkem bana yüzük verdi”

Tarık gözleri kocaman açılmıştı. Öfke ile arabayı döndürdü. Bir yandan da söyleniyordu” biz okula çocuklarımız güzel şeyler öğretsinler diye gönderiyoruz allahım öğretmenlerin yaptığına bak ya”

Arabayı okulun park alanına park etti adanın elini çekiştirerek müdürün odasına girdi.
“hülya hanım siz burada napıyorsunuz “
Müdür: Tarık Bey sakin olun önce oturun Ayfer hanım adayı sınıfa götürümüsünüz

Tarık: kız istemede ne oluyor bu yaşta çocukların akılarını ne ile dolduruyorsunuz”
Müdür: kız istemek mi selim efendi sınıftan kudret hanımı çağırımısınız lütfen sizde oturur musunuz Tarık Bey

Kudret hanım odaya gelir
müdür: kudret hanım bu kız isteme olayı nedir
Kudret öğretmen : hülya hanım hedeflerimiz doğrultusunda yaptığımız bir drama “
“anladım bakın Tarık Bey oyun olarak uygulan bir durum”
Tarık: ya bu yaşta çocuğa kahve mi yaptırılır
Kudret: pardon ne dediniz Tarık bey yaptığımız sadece oyun herhalde gerçek kahve yapmış olduğunu düşünmediniz değil mi”
“ama ada öyle bir söyledi ki kahve yaptım diye”
“peki, adanın söylediği her şey gerçek olarak mı algıladınız oyun olarak yaptıkları her şeyi gerçekmiş anlatır bu yaştaki çocuklar gönderdiğimiz eğitici bilgileri okumadığınız anlaşılıyor bu durumda “
“şey bu ara fırsat olmadı da”
“anlıyorum neyse biz aslında ilk okul açıldığında göndermiştik ilk toplantıya naz hanım katılmıştı”
“anlamadığım neden Ada ile o çocuk neydi adı”
“görkem efendim bunları ben tiyatrodan dönerken merdiven altında yakaladım”
“neeee”
“sakin olun olur bu dönemlerde ada görkemi sıkıştırıyordu”
Tarık öfke ile ayağa fırlamış “ada bu oğlanı neden sıkıştırsın ki kesin kızıma kötü bir şey söylemiştir”
“yok, öpmesi için”
"Ada mümkün değil yanlış görmüşsünüzdür”
“Tarık bey Ada fazla evlilik olayına takılmış durumda bu ara görkem ile evleneceklerini söyledi. Bende bunun şimdi mümkün olmadığını uygun bir dille anlattım sonra bunu oyuna çevirdik yan sınıftan buket arkadaşım öğrencileriyle sınıfımıza geldiler oyun olarak isteme, kahve yapma kına gecesini oyunlaştırdık”
Tarık: iyide yüzük ne oluyor acaba hem de tek taş

Şaşırma sırası öğretmendeydi
Kudret: neee o nerden çıktı biz yüzük falan takmadık geleneklerimiz olduğundan boynuna beşi bir yerde taktık oyuncak sonra kostüm odamıza geri koyduk
Tarık: kızımın parmağına takılmış görkem vermiş buyurun
Kudret: ay ne zaman olmuş bu bak şunlara kaşla göz arasında neler becermişler herhalde annesinin tek taş yüzüğünü getirmiştir çok teşekkürler
Tarık sakinlemiş birazda utanmış koltuğa yavaşça çöküp “ yani bu durum normal mi”
Kudret: bakın Tarık Bey biz konularımıza göre hep dramatize yaparız. Ah eğitim ile yaptığımızı anlatsa herhalde okulu yıkardınız
Tarık: ya ada öyle bir anlattı ki şok oldum. Özür dilerim
Kudret: sorun yok yani ben ada’yı getireyim
Tarık: teşekkürler

Ada: babiş sen neden kızdın
Tarık: kızmadım kızım yanlış anlamışım demek sen kahve yaptın
“hı hı hemde çok güzel yaptım sonra bana öğretmenim kırmızı bir elbise giydirdi. üstünde sarı şeyler vardı.sonra başıma kırmızı bişey örttü sonra şarkı söyledi . neydi ha hatırladım yüksek bişey işte etrafımda dolandılar sende anneme söyledin mi”

Tarık birden teknede naz’a yapılan sürpriz kına gecesine gitti

Tarık naz’ı almış. Dolaşmaya çıkmışlardı. Alınanları Behzat ile Aydan tekneye taşıdılar. Kaptan köşke yerleştirdiler. Akşam herkes teknede toplandı. Behzat Naz’a Aydan’ın söylediklerini anlattı. Herkes folklorik kıyafetleri giydiler. Akşam kızlardan bazıları kendi yörelerine ait oyunlardan oynadılar.
Aydan: madem Türk gecesi düzenledik Türk gecesi kına gecesiz olmaz e şimdi kim gelin olacak. Naz yeni bir evlilik teklifi alan kişi olarak seni yapalım
Naz: a olmaz seni yapalım
“beni ay ben o devreden geçtim canım “
“olsun oyun değil mi”?
“yok, ama sende olursan olur”
“İyi olur”
Kızlar gelinleri götürür. Ellerinde mumlar temsili kına tepsisi önde taşıyan kişi önde hepsi sıraya girer. Yapılan yoldan sırayla aydan ve naz’ı geçirirler.

Tarık: Behzat bu ne
“aydanın oyunu size kına gecesi yapıyor çaktırma”
“iyi de benim neden haberim yok ay ben hiç hoşlanmam bak gerçek kına falan yapmasın ıyy kokusu midemi bulandırır”
“onu bana değil aydana söyle”
“iyide ben şimdi yanına nasıl gideyim git sen söyle of ya”
“sana da yaranılmıyor kaptan “
“ama böylede olmaz ki “
Behzat boynunu büktü “ düştük bir kere eline mümkün yok kurtulamayız”
“hadi behzat lütfen “
“tamam bu iyiliğimi unutma”
“tamam unutmam”

Kına yakma merasimi yapılırken
****: e damat beyler gelin kızlar ellerini açmıyor sanırım altın istiyorlar
Tarık- Behzat: e nerden bulacağız bizim böyle bir şeyden haberimiz yoktu
Tarık: olsa bile alamazdık yüzük bile bulamadık
Sonra yutkunur yani dün burada cenkin dediğine göre hiç bulamazmışız
“temsili canım koyun işte şunları diyerek ellerine verilen sarı liraları ellerine bırakılır
Arkasından kızlar yüksek yüksek tepelere adlı türküyü söylemeye başlar.

Sonra çalınan müziklerle damatlar ve gelinler dans ederler

Naz: ay behzat aydan’a sürpriz yapacak diye girdiğimiz hallere
“ ya aynen canım sorma artık ne yapalım katlanacağız arkadaş için çiğ tavuk yenirmiş
“ ay Tarık ne zaman arkadaş olduk”
“yani arkadaş olmak için bazen çok zaman gerekmiyor biliyorsun canım sevdim ben bu ikiliyi sen ne dersin”
“bende sevimliler cana yakınlar ama işte bu emri vaki hiç hoşuma gitmedi”
“ hiç mi gerçek olsun ister miydin”?
“bana göre değil canım böyle şeyler “
“bence de eline gerçek yapmadılar değil mi”?
“ay yaptırımıyım kokusu iğrenç”
“aynen”
“hım ortak bir yönümüz”
“ evet öyle “
“ada’nın uyku saati geldi çok eğleniyor gibi ama “
“yok, zamanını geçirmeyelim “
Tarık-Naz: herkese iyi geceler
“İyi geceler”
Kamaraya ilerlerken naz (İçses) of Tarık demek arkadaş için çiğ tavuk yenir demek sen ben anlamadım san ama ben sana bunu itiraf ettireceğim a şuna bak beni saf sanıyor evlenme teklif et hepinizin gündüz özel işi çıksın birden akşam kına gecesi herhalde yarında evlilik “
Tarık: naz ne oldu durgunlaştın
“çok yoruldum ondandır”
“çok mu”
“ya o kadar çok ki şu aptal kıyafetlerle uyuyasım var ama “
“yoruldunsa ben çıkarırım”
“içses (o hemen atla ) aydan’ın içine doğdu herhalde Türk gecesi kına gecesiz olmaz dedi “
“ya öyle oldu”
“ne güzel sevdiği denizde evlenmek istedi diye sürpriz yapıyor behzat aydana gerçekten aşık”

naz konuşurken dalmış kıyafetlerini çıkarıp yatağı üzerine atmaya başlar Tarık çıkardıklarını alıp askıya asar
“ya aşk neler yaptırıyor insana onu mutlu etmek için neler yapıyor”
“baksana tüm kızlara özel kıyafet bile almış”
“ya ya sende böyle sürpriz yapılsın ister miydin”

“sürpriz kimin hoşuna gitmez ama böylesi değil”
“neden ki”


“ben söylemedim kızım ama anneye de söylendi o elbiseden annende giydi. Peki oynadınız mı”
“yok dans ettik"
Peki sen görkem'i çok mu seviyorsun”
“ hemde çoook "
"oskay ne oldu"
"artık onu sevmiyom o melis’in oldu ben görkemle evlencem”
“yani beni bırakıp gideceksin”
“yok gitmicem “
“ama görkem’le evlenecekmişsin ya”
“görkem gelir”
"Ah ada daha bakalım bana neler yaptıracaksın”
“naptırdım”
“iç ses (okulu bastım) yok kızım öğretmenine kızdım ondan yanlış anlayınca onu söylüyorum”
“öğretmeni kızılmaz ki”
“tamam, kızım kızılmaz”

Tarık ada’yı kursa bırakır kalan birkaç işin halleder. Ada’yı alır eve gelir hazırlanır ve çıkarlar.

Naz yoğun bir çalışmanın arkasından eve gelir hiç ses yoktur
“Belkıs hanım”
“hoş geldiniz naz hanım”
“nerdeler
“gittiler”
“nereye”
“Bilmiyorum efendim “
“not bırakmadı mı”
“bıraktı efendim “

Umarım bizi özlersin. Bizsiz rahat çalış
Döndüğümde seni daha çok yanımızda istiyoruz
bir bilsen kızımız bana neler yaptırdı bugün ,
dönüşte konuşuruz umarım işlerin biterde

Seni çok seven kocan,kızın ,oğlun

Naz: of Tarık sanki isteyerek böyle çalışıyorum


Ada: bi daha gelirken anne mi de getirelim
Tarık: annenin zamanı olursa getiririz prensesim
Deniz: men anemi istiyom
Tarık: bende özledim paşam ama anne çok yoğun çalışıyor
Deniz: Çalıymasın
Tarık: ne iyi olur ama annen çalışmadan duramaz oğlum
Deniz ayağını yere vurarak “of ya bana ne çalıymaçın”

Çocuklarla beraber tekneyle açılırlar onlara balık tutmayı öğretir olta atıp beklerler. Bir süre sonra dönerler.
Deniz: men annemi ösledim baba didelim
“olur ada ne dersin”
Ada öfkeyle ayağını yere vurarak” hayır babiş hadi ama at binelim”
Tarık: tamam prenses hadi Deniz bak prenses çok kızdı yoksa bizi kılıştan geçirtir hadi gidelim
deniz: men istemiyom işte
Ada: babiş hadi kalsın o
“olmaz kızım kardeşte gelirse öyle gideriz”
Ada denize döner: hemen gelmeni istiyom yoksa gece cadılara veririm
Deniz: tamam deldim ama koyuyacaksın
Tarık: ne cadısı Deniz
Deniz: aramıyda sıy
“ne sırrı bu deniz”
Deniz elini ağzına kapatır başını sağa sola sallar
Ada: hadi babiş çabuk olun ama
Tarık: bu burada kapanmayacak bilesin ada hanım eve gidince konuşacağız sırmış ya
Ada: of babiş hadi dedim”

Pazar akşamı dönerler. Naz yoktur.
Tarık: naz nerde Belkıs hanım
“iş yerinde yapmaları gerekenler varmış efendim”
“Tamam”

Naz eve gelmiş yine dosyalar dalmıştı. Bu ara Tarık çocukları banyo yaptırmış yolculuğun izlerini gidermişti. Aşağı indiklerinde

Tarık: naz gelmedi mi daha Belkıs hanım
Belkıs: geldi çalışma odasında

Çocuklar çalışma odası sözünü duyunca fırladılar naz dosyalardan başını bile kaldırmadan “hı geldiniz mi “ Deyip devam etti.

Ada: anne biliyor musun ben ata bindim ona yem verdim”
Deniz: ben koytum minmedim hep ada mindi
Naz: hı ne kızım”
“at bindim babiş neydi adi”
“midilli kızım”
“o değil gittiğimiz yer”
“biney at çiftliği kızım”
Deniz: mende balık tuttum anne sende del oluy mu”
“hı “

Tarık: hadi çocuklar anne meşgul gelin bakalım

Odadan çıktılar. Çocukların yanında sesini yükseltmek itemiyor ama artık bu durum canını çok sıkmaya başlamıştı. Bu uzaklığı geçmiş tamamen kendilerinden kopmuştu. Çocukları uyuttu. Aşağı indi naz’ı yine çalışır buldu.

Tarık: çocukları dinlemedin bile ya iki gün yoklardı. Naz neler oluyor
“çok yoğunum hayatım ya kafamı toplayamıyorum resmen ambole oldu “

spotless
09-09-09, 01:00
Naz vücudunu tamamiyle saran hafif göğüs dekolteli, dizlerinin üstünde sonlanan kırmızı elbisesiyle Tarık’ın elinden aldığı çiçekleri vazoya yerleştirmek için içeri giderken, görmese de Tarık’ın onu baştan ayağa süzdüğünü biliyordur şimdi..
“Ee alıştık artık, inceleyin bakalım Tarık Bey, ne yapacaksınız.”
Mutfak dolabına doğru parmaklarının ucunda uzanmış vazoyu indirmeye çaışırken, arkasında hissettiği nefesle irkilir birden.
Tarık: Yardım etmemi ister misin?
Panikle arkasını döndüğünde bir nefes kadar yakındır artık karşısındaki adama.. Ateşler yayan ışıl ışıl göz bebeklerine takılıp kalır bir süre, sonra sevimli bir şekilde alt dudağın üstüne binmiş o üst dudağa ve gülümsemeye iner gözler.. Bir iki saniyelik bu bakışla ısınan sessizliği Naz’ın buz gibi çıkışı böler birden.
Naz: Tepeme çıksaydın Tarık..
Tarık: Ne?
Naz: Çekil biraz diyorum ne o öyle otobüs fordçuları gibi yerleşmişsin arkama..
Tarık: Neee?
Naz: Ne değil efendim canım, hem ne işin var senin burada öyle kedi gibi peşimden tın tın…
Çok değil bir dakika öncesinde kendisine alev gibi bakışlar atan kızın varlığı sanki bir toz buluttan ibarettir şimdi. Telaşlıca içeridekilere söylediği bahaneyi tekrarlar Naz’a.
Tarık: Saçmalama Naz, su içmeye geldim ben..
Naz: Hıı, yedim ben de..
Tarık : Valla ister ye, ister yeme, bir bardak su rica etmek için gelmiştim ama gene başladın bana Nuri Alço muamelesi yapmaya.. Yok fordçuymuş da, otobüsmüş te pes yani.. O kadar da değil..
Naz: Ee suyu içen sen olacağına göre bu durumda ben bişeyler düşünmeliyim senin için.. Hmm içine katsak acaba? Hem sen niye sırıtıyorsun öyle..
Tarık: Hiçç gülümsüyorum, kavga da olsa bir iletişim yolu bulduk galiba..
Naz: Sana öyle geliyor canım, hem sana daha okulda olanların hesabını sormadım ben ..
Tarık: Canım? İlaçlı suyu içtikten sonra bana ne yapmayı planlıyorsun bakayım?
Naz: Aslında uyutmayı değil, zehirlemeyi planlamıştım ben, fare zehri fena olmaz mesela, çabuk ve etkili
Çapkın bir şekilde gülümseyerek Naz’a yaklaşır..” Genç yaşımda daha anneciğim mürüvetimi görmeden gitmek istemem doğrusu.. Hem tekrar düşündüm de kavgadan daha güzel iletişim yolları da var.. “
Naz: Allah allah, bana seninle başka bir yol bulunamazmış gibi geldi ama..
Naz’a doğru bir adım daha atar, vücutlarının arasında milimlik bir boşluk vardır şimdi, tepeden çapkınca Naz’a doğru bakıp elini omzuna koyar, hafifçe okşayarak, eli Naz’ın dirseğine doğru inerken, Naz sert bir hareketle vücudunu ateşe tutuşturan sağ kolundaki eli indirir birden. Sesini ölçüsüz bir biçimde yükselterek;
Naz: Tarık keser misin şunu?
Tarık: Valla ben kesmesem de baban şimdi gelicek mutfağa kesmeye, Naz sana tecavüz ediyormuşum gibi bağırmasan diyorum..
Naz: Ya sen ne yapışık, ne yüzsüz, ne..
Ümit: Ooo Allah muhabbetinizi bölmesin, Tarıkçım evdeki sular yetersiz geldiyse arayıp isteyelim birkaç damacana daha..
Naz: Ümit ne diyorsun sen ya..
Ümit: Bu sürede bi tank su içilirdi diyorum sevgili ablacığım. Hadi Tarık içtiysen suyunu yavaştan içeri kaç, yoksa annen buraya doğru kaçacak gibi geldi bana..
Tarık mahçup bir şekilde gülümserek gözlerini yerden kaldırır, hızlıca Ümit’in omzuna dokunup. “Sağol Ümit, geçiyorum şimdi.”

Naz: Bugün de omuz okşamak moda galiba.
Ümit: Naz neler oluyor burda?
Naz: Birşey olduğu yok Ümit, şu vazoyu indirir misin, yetişemiyorum üçüncü rafta bak..
Naz Ümit’in kendine yönelttiğini bildiği sorgulayıcı bakışlardan kaçmak istercesine gözlerini umursamazca mutfak dolabına doğru dikmiş vazoyu bekliyordur..
Ümit sinirli bir biçimde raftaki vazoyu indirip Naz’ın eline tutuştururken..
Ümit: Bu konuşma burda bitmedi Naz ona göre..
Naz: Hangi konuşma Ümit?
Ümit: Nazz.
Naz: Tamam, söz sonra konuşuruz.
Ümit: Tamam ama önce bana tek birşeyin cevabını vermeni istiyorum. Bu adam seni rahatsız etmiyor değil mi, yani arada babamlar var diye..
Naz önce kardeşine sevgi dolu bir bakış fırlattı, sonra yanağına küçük bir öpücük kondurup usulca, devam etti konuşmaya.. “Başım belada olduğu zaman ilk kime söylerim ben?”
Ümit: Tamam mesaj alındı ama ne biliyim seni öyle bağırırken görünce..
Naz: Alışmaya çalışıyoruz diyelim..
Ümit: Alışmaya çalışıyoruz hıı, gülümser hafifçe, Naz ben sadece ikinci bir..
Naz: Tamam Ümit, lütfen tamamlama cümleyi,hem ben de o eski saf, küçük kız çocuğu değilim artık..
Ümit: Biliyorum cadı ablam benim, hadi içeri bekletmeyelim Filiz’i, yani misafirleri.
Naz: Hı hıı..

Yemekler yenmiş, beyler şöminenin karşısındaki köşeye geçmiş derin bir politika sohbetine dalmış, Filiz’le Ümit neşeli gülüşleri yanan ateşin çıtırtısına karışıyor, Tarık bir köşeye çekilmiş, belki sıcağında etkisiyle hafifçe baygınlaşmış gözlerle Naz’ı izliyor, Belgin ise bir yandan Cahide ile sohbet ediyr, bir yandan da müstakbel gelin adayını inceliyordu. Yemek boyunca Naz’a okulu, hayatı, hobileri ve hatta kariyer hedeflerine kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kapsayan, bir sürü soru sormuş, biricik oğlunu emanet edeceğini düşündüğü genç kadını daha yakından tanımaya çalışmıştı. Aslında Tarık’a daha önce de defalarca kendilerince münasip gördükleri gelin adayları bulmuşlar, Tarık yoğun ısrarlar sonucu hepsiyle en fazla bir kere görüşmüş ama sonuçta daha ötesine geçmemişti bu buluşmalar. Şimdiyse durum farklıydı bunu Tarık’ın bakışlarında okuyabiliyordu Belgin, bir yandan bu duruma sevinirken, bir yandan için için endişelenmesine engel olamıyordu bu sevinç.
Naz annesinin işaretiyle usulca kalkıp içeriye çay kahve ve yanında tatlı servisinin başlaması için talimat vermek için mutfağa geçti, Suna Hanım’la konuşup, müstakbel kaynana adayının sorularından bezmiş bir şekilde mutfağın bahçeye açılan kapısından çıkıp, hamağa oturdu, yemekte Belgin Hanım’la aralarında geçen diyaogları düşündükçe gülümsemesi küçük sesli kahkahalara dönüşüyordu..
“Ee Naz kızım, okul dışında neler yapıyorsun, mesela mutffakla aran iyi midir, bizim Tarık boğazına pek düşkündür.
Ee Naz kızım, müzikle ilgileniyor musun, ay Tarık çok ilgilidir müzikle.
Ee Naz kızım?”
Bir yandan Belgin’in laflarını içnden tekrar ediyor, bir yandan anlamsız mimiklerle surat ifadesini taklit ederek gülmeye devam ediyordu..
Naz: Kızım tamam çok akıllı değildin ama iyice delirdin galiba, burda oturup kendi kendine kahkahalar attığını gören birisi ne düşünür acaba
Tarık: Çok da kötü şeyler düşünmez bence..
Naz: Tarık?
Tarık üstündeki ceketi çıkarıp, Naz’ın omuzlarına bıraktıktan sonra gülümseyerek yanına oturur.
Hamak Tarık’ın ağırlığıyla çöküp, gerilen ipler tuhaf bir ses çıkarınca, içten bir gülücükle buluşur bu kez gözler..
Tarık: Çökmez di mi bu?
Naz: Valla bilmiyorum, Ümit’le ben gayet rahat sığışıyorduk buraya ama sen oturunca nedense zorlandı..
Tarık: Ya sen bana şişko mu diyorsun şimdi?
Naz: Neden babana senden hoşlandığımı söyledin?
Tarık beklemediği bu ani soruyla başını uzaklara çevirip gülümserken hafifçe, Naz devam eder..
Naz: Haberler çabuk yayılıyor değil mi? Sana bir soru sordum Tarık.. Neden babana senden hoşlandığımı söyledin..
Tarık: Çünkü..
Naz: Çünkü?
Tarık bir an duralayarak devam etti sonra, “ çünkü benden hoşlandın.”
Naz bu kez içten sesli bir kahkaha atıp, alaycı bir bakışla Tarık’a döner:
Naz: Bu kadar özgüven, valla bravo doğrusu, ee ne diyordun sen TT farkı, kafanın üzerinde dolaştırdığın o pembe bulutu dağıt biraz, uyan Tarıkcım rüyadan uyanma vakti.
Tarık: Bak haklıyım işte bana Tarıkcığım dedin. Hem sen beni rüyalarında mı görüyorsun?
Naz: “Yok var bu çocukta bir aptallık, bak malum oldu işte.” Allahım sen nasıl bir ukalasın ya? Pardon da hangi güzel anılarımıza dayanarak senden hoşlandığım sonucunu çıkardın pek anlayamadım açıkçası, ilk görüşmemizdeki tacizkar bakışlarına mı, anlattığın bayık Mr. Tek anılarına mı, yoksa seni masada öyle sap gibi bırakıp gittiğim ana mı?
Kabul ediyorsun yani?
Neyi, sap olduğunu mu, hiç itiraz etmedim ki.. Yok yok sen kesin Yusuf Hoca seni eşşek herif diye sınıftan kovunca karar verdin, dedin işte tam da şu anda bu kız benden etkilendi, ee ne demişler her genç kızın gönlünde bir eşşek yatar..
Naz kaptırmış hızlı hızlı anlatmaya devam ederken, Tarık’a döndüğünde onun çoktan başka diyarlara dalmış, yakıcı bir tebessümle kendisini seyreden gözleriyle çarpışır gözleri.

Yok gerçekten çok hoşuna gitmiş, ee bu kadar sevdiysen sana eşek diyeyim bundan sonra..
Gülümseyerek cevaplar Tarık; “ Yok o kadar da değil artık.. “
Bir an kararsızlıkla durakladıktan sonra yüzü ciddileşir.
Naz karşısındaki adamın ilk defa böyle bir ifadeyle kendisine baktığını düşünür, böyle bir konuşmanın ardından gelen bu ciddiyete anlam veremez çok da..
Tarık: Naz bak, sana anlatmak istediğim bazı şeyler var, benimle ilgili bilmediğin şeyler..
Naz: Seni dinliyorum..
Tarık: Biliyorum biraz garip davranıyorum seninle tanıştığımdan beri ama inan hiçbir şey sebepsiz değil, kendime de tuhaf geliyor bu durumum aslında.
Tarık inandırıcılığını ölçmek istercesine gözlerini Naz’ın kendine merakla bakan gece renkli gözlerine diker..
Tarık: Ben çok sevdim..
Naz: Bu kadar çabuk?
Tarık: Naz bölmesen diyorum..
Naz: Şey affedersin Tarık..
Tarık: Ben gerçekten çok sevdim, ilk aşkımdı o benim, ilk sevgilim, ama can dostum dediğim arkadaşımla aldattı beni, hayata küstüm, kadınlara, aşka.. Ama o gece, o beni masada bırakıp gittiğin gece bazı şeyler dank etti kafama..
Naz gözlerini yere indirdi hüzünle.. “Demek herkesin canını yakan bir ilk kalp ağrısı var şu hayatta..” Devam eder misin?
Tarık derin bir nefes aldı devam edebilmek için ama tam da o anda Tarık’ın yüzüne yerleşmiş hin gülümsemeyi yakaladı Naz..
“Sen..” Sustu bir an kararsızlıkla ama Tarık’ın yüzündeki endişe kadınca bir içgüdüyle doğruladı onu.. Daha net devam etti bu kez.. “Sen yalan söylüyorsun”
Evet, sen gözümün içine baka baka yalan söylüyorsun, inanamıyorum ya gerçekten inanamıyorum, ne yapmaya çalışıyorsun, kalbi kırılmış yalnız aşık tripleriyle beni kandırabileceğini mi sanıyorsun?
Naz dur bak özür dilerim
Esas sen dur Tarık, hem de hemen dur ve bu saçmalığa bir son ver, ne yapmaya çalıştığını bilmiyorum, belki hırs yaptın, belki seni terslediğim için etkilendin ama yeter, gerçekten yeter, sıkıldım bu oyunlardan, öyle kararlı aşık Tarık Akan tavırlarında okuluma gelmenden, laf oyunlarından sıkıldım, anladın mı?
Naz ben..
Tarık lütfen, bırak da devam edeyim, ben senin şeker bir serseri olduğunu düşünürken sen gitgide tehlikeli bir yalancıya doğru kayıyorsun.. Anlamıyorum ki ne gerek vardı bunca oyuna, bunca saçmalığa, biz birbirimizi etkilemeye çalışmıyorduk, tanımaya çalışıyorduk sadece. İki ailenin, birbirlerine uygun buldukları çocuklarını bir araya getiren bir proje sadece.. Ben oyun istemiyorum, yalan istemiyorum, dürüstçe yanımda olan, kendisi olan, bütün kadın erkek oyunlarından sıyrılıp, sadece kendine soyunup bana gelen biri.. Ama aptallık bende, hiçbir şey beklemiyorum derken bile çok şey bekliyorum aslında, sonuçta kandırdığım sadece kendimim, büyüyememişim demek..
Naz dolan gözlerini hüzünle geceye kaldırıp derin bir nefes verdi, söyleyecekleri bitmişti artık, Tarık’ın omzundaki ceketini çıkarıp kalkmak için hamle yaptığında, Tarık ceketini daha sıkı sardı ona, yüzünü tutup kendine çevirdi ve o anda Tarık’ın samimi bir hüzünle dolup taşan gözlerine takıldı yüreği..
Tarık: Tamam lütfen gitme.
Naz: Tarık çocukluğu bırak lütfen..
Tarık: Naz nolursun gitme..
Naz karşısında küskün bir çocuk masumiyetiyle bakan yüze dayanamadı daha fazla, öylece kaderine razı olmuş bir biçimde geri oturdu yerine.
Tarık avuç içleriyle sardı Naz’ın minik ellerini..
“Ne kadar sıcaklar” diye düşündü Naz. Bu sıcaklık ellerinden başlayıp tüm vücuduna yayılarak kavuruyordu onu şimdi..
Tarık: Ben çok özür dilerim, Naz ben senden gerçekten çok özür dilerim, saçmalıyorum, biliyorum ama oyun yok bundan sonra, söz veriyorum sana.. Ben hayatta kimseyi etkilemek için bir şey yapmadım bugüne kadar, özel bir çaba harcamam gerekmezdi hiç, ama o gün seni gördüğüm ilk andan itibaren sendeki o hava, o başkalık, hüzün .. herşey o kadar başkaydı ki, evet samimiydin ama bir o kadar uzak, nezaketli ama bir o kadar mesafeli, korktum ben öyle vakurdun ki karşımda, oysa benden etkilenip hoşlanmayacak kadın yok sanırdım, istemeyen taraf ben olurdum hep.. Biliyorum şişkin egolara sahip ukala adamın tekiyim ben ama öyle, o gün ilk defa beğenilmeme korkusunu hissettim denize uzanan yorgun bakışlarında, sıkılmıştın benden, benimleydin ama değildin, çabaladıkça saçmaladım, komik olmaya çalıştıkça gülünç oldum belki, bilmiyorum kadınlarla aram hiç kötü olmadı benim ama seni etkilemeye çalıştıkça daha da uzaklaştırdım belki.. Karşımdaki kadını pervasızca süzecek kadar nezaketsiz de değilim ama aynı şey oluyor işte, seni nerde ne zaman görsem alamıyorum gözlerimi, ne kadar baksam yetmiyor, belki sadece bakmak yetmiyor bilmiyorum..
Naz: Tarık!!
Tarık: Al işte oyun olmayınca böyle oluyor..
Naz hüzünle burulmuş bakışlarını Tarık’ın gözlerinin içine dikti tekrar..
Naz: Evet yorgundu bakışlarım ama sebepsiz değildi, kaçak yalancı bakışlardan yorulmuştum ben ve sen yenilerini eklemek üzereydin üstlerine, soğukluk sandığın korkuydu belki ve inan aslında kendin olsan gerçekten gerek yok hiçbir oyuna..
Tarık: Demek hala bir şansım var..
Naz: Bu kadar laftan bunu nasıl çıkardın?
Tarık: Olsan dedin, olsaydın demedin çünkü.. Hem hala ellerini çekip almadın ellerimin esaretinden..
Naz: Şansını fazla zorlama derim, hem sadece ellerinin ısısından yararlanıyorum ben..
Tarık Naz’ın gözlerinin içinde bir yerlerde keşfettiği pırıltıyla daha güvenli devam eder bu sefer..
Tarık: Naz lütfen, bu sefer yeni bir şans olsun ve bizim şansımız olsun.. Oyunsuz, yalansız, sıfırdan başlayalım.. Lütfen..
Naz: Oyunsuz, yalansız.. Boşluğa takıldı gözleri biran, devam etti sonra “Söz mü?”
Tarık gözlerini neşeyle kaldırıp gökyüzüne bakar, Naz’a çevirir mutlulukla ışıklar saçan gözlerini “Söz, inan ki hiç pişman olmayacaksın..”
Naz içtenlikle karşılık verir Tarık’ın bakışlarına “Onu zaman gösterecek..”
Tarık: Başlayalım mı?
Naz: Anlamadım neye
Tarık: Ee tanışmaya
Naz: Nerden başlamak istersin..
Muzipçe Naz’ın göğüslerine diker gözlerini..
Naz: E yok artık..
Tarık: Tamam şakaydı.
Naz: Bence bir süre bu şakaları da kaldırmazsak senin sonun pek iyi olmayacak..
Tarık: Tamam, o zaman önce senin hakkında bildiklerimi sıralayayım, bilgisayar mühendisliğinde son sınıf öğrencisisin, annemin müthiş sorgularından öğrendiğime göre çello çalıyorsun, akıllısın, hazır cevapsın ve öğrenmekte hiç zorlanmadığım son bir şey.. çok güzelsin..
Naz: Hile yapıyorsun.
Tarık: Tamam sustum
Naz: Hayır susma, sen anlat, aslında ben daha az tanıyorum seni..
Tarık: Ben bildiğin gibiyim işte..
Naz: Nasıl yani?
Tarık: Galiba şu senin şeker serseri tanımına uyuyorum fazlasıyla..
Naz ‘ın gülümsemesi belirginleşir dudaklarında.. “Biliyordum”
Naz: Ee başka?
Tarık: Fazla bişey yok zaten, annemi gördün, çok düşkündür bana, Sadri var en yakın dostum, en kısa zamanda tanıştırmayı düşünüyorum sizi.. Banka, arkadaşlar, ev, geçiyor hayat, bu arada ben de gitar çalıyorum..
Naz: Hıı merak etme annen onu da sıkıştırdı araya..
Tarık: Öyledir o, konu biz olunca biraz çekilmez olur.
Naz: Yok canım estağfurullah..
Tarık: Estağfurullah evet öyle demekmiş biliyor musun?
Naz: Evet..
Tarık: Hım sen çok kötü bir gelin olacaksın çokk..
Naz: Ya Tarık?
Tarık: Efendim?
Naz: İki yüz verdik diye, aa..
Tarık: Tamam kesiyorum.. Ben kendi bildiklerimle tanıyorum seni aslında pek de tanımıyorum.. Demin konuşurken yoruldum dedin kaçak bakışlardan, ne gizliydi cümlenin altında, eski bir kalp ağrısı..
Naz: “Ah bir eskise..” Yok değil tam olarak, belki evet, yani..
Tarık: Tamam anladım ben, bahsetmek ister misin
Naz: Hayır, insan hep öğrenmek ister karşısındakini kendisine taşıyan geçmiş yolculuğu ama sonra öğrendikleri canını acıtır daha çok..
Tarık: Yine de bilmek istiyorum desem..
Naz: Gerçekten bilmek istiyorsan, anlatırım..
Tarık: Lütfen anlat..
Naz: Tamam..
Derin bir nefes alıp hüzünle karanlığa dikti gözlerini..
Naz: Bal rengi gözleri vardı, sımsıcak, içimi ısıtırdı gözleri, çocuk gibiydi biraz, öksüz gibiydi, hem kırık, hep yarım, ıssız belki.. Ben hep çok sevildim, hep pohpohlandım hayatım boyunca ama kimse bana böyle ihtiyaç duymamıştı daha önce, kimsenin yalnızlığı kollarımda yok olmamıştı böyle. Herşeyimle sarmak istedim onu, içimde ne kadar şefkat varsa vermek istedim, güvensizlikleri, korkuları canını yakan ne varsa uçup gitsin istedim ama daha da hırçınlaştı o, yaklaştıkça daha da çok canımı yaktı, defalarca ve defalarca yakıp yıktık birbirimizi yorgun virane şehirler gibi yeniden ve yeniden, iki mutsuz enkaza dönüştük sonunda, beni sevdiğini biliyordum, beni kendince seviyordu.. onu herşeyimle seviyordum.. ama olmadı, yetmedi işte ve ben ondan gittim, o benden, kaçak bir şehre teslim etti kendini.. bir daha da görmedim onu..
Tarık Naz’ın yüzündeki derin hayal kırıklığı ve acıyı görebiliyordu şimdi, Naz haklıydı duydukları ona kaldırabileceğinden de ağır gelmişti belki.. “Onu hala seviyor musun yoksa”
“Bana yaptıkların için nefret ediyorum senden”
Tarık: Sonra?
Naz: Sonrası yok işte, her tarafı kırık dökük bir hikaye beni en çok üzense, neyse..
Tarık: Naz?
Tarık lütfen, bugünkü tanıma seansı ağırdı galiba.. Üşüdüm ben içeri geçelim hadi.
Tarık engelleyemediği bir duyguyla Naz’ı kendine çekip sımsıkı sardı. Geri çekilip yüzüne baktığında, gözlerinde yağmur gibi düşen damlaları sildi elleriyle..
Naz uzun zamandır hissetmediği bu teslimiyet ve güven duygusuyla sarsılmıştı.
Naz’ın hüzün ve şaşkınlıkla yoğrulmuş gözlerine, sonra eline baktı, kavradı sıcacık eliyle usulca elini ve geldikleri kapıdan içeri girdiler tekrar..


Cahide: Hadi Naz, ağaç oldu çocuk aşağıda..
Naz: Tamam anne ya, konuştuğumuzdan erken geldi o da..
Cahide: Tamam kızım da, çocuk Ümit’in esprilerinden baygınlık geçirmeden aşağı insen iyi olur bence.. Bu arada Naz..
Naz: Anne biliyorum.. Babamla konuşmadın daha değil mi?
Cahide: Evet aslında emin olamadım..
Naz: Belki de bir süre konuşmayı ertelemek en iyisidir.
Anne kız arasında sessiz sıcacık bir bakışma yaşandı bir an..
Cahide: Anlamıştım zaten, ben aşağıya iniyorum kızım, hıı bu arada hava soğuk ona göre giyin..
Naz: Ay tamam anne çocuk muyum ben?
Cahide: Evet, benim için hep öylesin..

Naz: Hoş geldin..
Tarık: Hoş bulduk..
Yaklaşıp yanaklarından öptü Naz’ı..
Tarık: İyi sıkı giyinmene sevindim..
Naz: Neden?
Tarık: Görürsün birazdan..
Tarık: “Ümit hadi görüşürüz”, zarif bir hareketle Cahide’ye dönerek elini kavrayıp minik bir buse bıraktı üzerine.. Cahide Teyze kendinize iyi bakın..
Cahide: Sende evladım, güle güle.. Annecim sen de dikkat et kendine üşütme..
Naz: Tamam anne ya..

Kapıdan dışarı çıkıp merdivenlerden inerken karşılaştığı manzarayla durakladı Naz..
Naz: Tarık bu ne?
Tarık: Valla ben kızım diyorum, sen ne demek istersen?
Naz: Motorla mı geldin sen?
Tarık: Hı hı..
Naz: Yok ben binmem buna..
Tarık: O niye o?
Naz: Ay öyle ilk buluşmadan bir samimiyet bir samimiyet istemem, öyle sarmaş dolaş falan..
Tarık: İkincide bir sakıncası yok yani..Naz saçmalama lütfen, hadi bin de gidelim..
Naz: Olmaz Tarık, motorunu burada bırak arabayla gideilim..
Tarık: Sen, korkuyor musun yoksa?
Naz: Yok canım niye korkayım ki?
Muzip bir gülümseme yerleşir Tarık’ın yüzüne
Naz: Evet korkuyorum tamam mı, mutlu musun?
Tarık: Hayır değilim, benim kız arkadaşım motordan korkmamalı..
Gözleri buluşur biran.. “kız arkadaşım” tekrarlar içinden Naz..
Tarık: Değil misin?
Naz: Değilim, şimdilik..
Tarık: Evet şimdilik.. Hadi öne geç sen kullanıyorsun, bisiklet kullanmak gibi..
Naz: İyi de ben bisiklette süremem ki.. Ay bakma öyle öğrenmeye çalışırken düştüm çok kötü, bir daha da binmedim sonra..
Tarık: Naz bak korkulacak bir şey yok, dengeyi sağlayan benim, hadi geç öne, hissedeceğin sadece katıksız özgürlük..
Naz onun güven veren gözlerine baktı.. Kaskı taktı kafasına..
Tarık arkadan sarmıştı onu, elleri Naz’ın gidonun üstündeki ellerini
kavramıştı sıkıca..
Naz rüzgâr vücudunda ürperdikçe yayılan duyguyla ürperiyordu, tarifsiz bir coşku kaplamıştı içini. Arkasında dayandığı sıcak vücut, havanın serinliğine tezat yakıp kavuruyordu içini, bir film karesinde, bir yıldız gibi hissetti kendini birden.. Gülümsedi hafifçe.. Tarık göremese de ondan yayılan duyguyu hissediyordu ta içinde, en derininde “bıraksan bana kendini unuttursam canını acıtan ne varsa”
“Yok olsam bu duygunun içinde tüm anlar şu andan ibaret olsa yalnızca..”
“Naz aşık mı oluyorum sana”
“Sana güvenmeye başlıyorum galiba”

Ümit : Nazz, Naazzz!
Naz: Ay Ümit sağır değilim, bağırma..
Ümit : Ee onbeşinci seslenmede biraz yüksek çıkmış olabilir, artık ne düşünüyorduysan..
Naz: Ay tamam uzatma noldu..
Ümit : Aşağıda sana gelen bir paket var,..
Naz: Ee getirseydin ya buraya..
Ümit: Pek öyle getirilecek gibi değil..
Naz: Ee ne peki?
Ümit: İn de kendin gör kızım..
Naz Ümit’e söylene söylene merdivenlerden inerken, hole dayalı şekilde duran, kırmızı bir kurdeleyle bağlanmış beyaz bir bisiklet görür.. Kurdeleye iliştirilmiş notu eline aldığında yeni bir başlangıç çoktan ilk izleriyle girmiştir hayatına..
“Bir yerlerden başlamak gerek .. Tarık.”

ummu88
09-09-09, 17:09
Ada

Tarık: öfke ile ambole oldun öyle mi ne güzel bir açıklama çok açıklayıcı oldu ya hayır ne oldu bu 1 haftada ne değişti söyler misin?
Naz: biliyorsun faik bey emekli oldu
Tarık: olacaktı zaten hani 1 ay önce birini almıştın neydi adı
Naz: ece
Tarık: o nerde artık görünmüyor
Naz: kovdum
Tarık: neden
Naz: hata yaptı tüm işi batırdı. O yüzden bu haldeyim
Tarık: iyide yeni birini al
“ tekrar aynı sıkıntıları yaşamak istemiyorum”
“ne sıkıntısı yaşadın ki neden anlatmıyorsun. İki gündür yokuz ve çocuklar özledi eteklerine yapıştı ama sende tık yok sende duygu kalmamış anlaşıldı”
“yapma Tarık anneliğime laf edemezsin”
“öyle mi peki ada ne anlattı deniz neler dedi söyler misin evet öncesi için söyleyecek sözüm yok ama şimdi çocuklara bunu yapmana izin veremem
“sadece geçici bir durum biraz izin ver başarmak zorundayım faik bey tüm yükü üzerimden alıyormuş ben öylece imza atıp onay veriyormuşum. Birçok şeyi tekrar, tekrar yapmak zorunda kalıyorum. Haklısın şimdi gider onlarla konuşurum”
“uyudular “
“iyi benim biraz daha işim var”
“olmasa şaşardım”

Öfke ile kapıyı çarpıp çıktı. Tarık çatı katın balkona çıktı biraz boğaz manzarasını izledi. Sonra hamağa uzandı düşüncelere daldı. " ne zaman bu kadar uzaklaştık biz birbirimizden ne oldu ne değişti naz


****************************
geçmiş

Hep birlikte akşam yemeği için özkul ailesinde toplamışlardı. Gelen bir telefon
Vahi: nee mallar gümrükte mi kaldı nasıl olur Japon ortak iflas mı etmiş
Sonrasında kalbini tutarak yere yığılmıştı. Herken yanına toplanmış duruma müdahale etmek Tarığa düşmüş hemen yanına koşmuş gömleğini düğmelerini açmış “vahi baba derin nefes al hadi anne ambulans çağır naz çocukları götür. Ümit kendine gel telefonumu ver çabuk
“alo haluk amca vahi baba kalp krizi geçiriyor ne yapabilirim tamam
Doktorun söylediklerini ambulans gelinceye kadar uygulamıştı. Yapılan tüm çalışmalar sonucunda damarda % 70 tıkanıklık olduğu için by-pass yapılması gerekiyordu. Vahi ameliyathanede iken dışarıda olanları sakinleştirmeye çalışmayla geçmişti. Sonrasında sıkıntılı bir süreç başladı. Deniz daha çok küçüktü 2.5 yaşında Ada 4 ümit daha okulunu bitirememişti. İki kardeş işleri paylaştılar. Ümit’e daha az iş yüklenmişti. Naz çocukları bırakıp işlerin başına geçti. Bu süreçte Tarık sürekli yanında oldu işleri toparlamasına yardım etti.

Naz: of Tarık Japonya ya gitmek gerek ümit ‘in finalleri varmış napacağım çocuklar o kadar yolu gidemez
Tarık: tamam ne gerekiyorsa ben yaparım
Naz: ama nasıl olacak
Tarık: faik bey her şeyi biliyor birlikte gideriz
Naz: gerçekten mi?
Tarık karısına sarılıp “ne demiştim ben sana ne şeklinde olursa olsun yanında olacağım unuttun mu “
“ama sadece çocuklar içindi babamın işleri için değil”
“bu işin ucu çocuklara dokunmuyor mu “
Naz Tarık’a sarılıp sen bitanesin hayatım “

Japonya ya faik beyle gidip ordaki işleri halletmişler yeni ortak bulmuşlardı. Babasının sağ kolu faik Bey her konuda destek olmuştu. Naz babasının yerine aldı. Vahi emekli oldu. Ama hiçbir zaman çocukları bu şekilde görmezden geldiği olmamıştı. O kadar yoğunlukta her şeyden önce ailesi geldi. Tarık sürekli yanında olmuştu.

**********************************

“yok, yok ne olduysa bu 1 haftada oldu kadını kovduğuna göre yerine yeni birini almış olabilir mi Yoksa başka biri olabilir mi? Yok ya olmaz öyle şey iyide neden bu kadar uzak dokunduğum anda sıçrıyor ne oluyor naz bize neler oluyor “

Naz dosyalara dalmış işin içinden çıkmaya çalışıyordu. Birkaç yerle görüştü. Sonuç olumsuz oldu. Dosyaları bıraktı odaya çıktı Tarık yoktu. Çocukların odasına gitti. “ah meleklerim affedin beni bu ara anne çok zor durumda işleri batırıyor size zaman ayıramıyor işim daha zor ben bırakıyorum diyemem işe aldığım kişi aynı çıkar diye korkuyorum of of “

“Tarık “
“efendim”
“biliyorum çok kızgınsın ama biraz zamana ihtiyacım var lütfen kendimi kanıtlamaya ihtiyacım var “
“neyi kanıtlamaya “
“neyi mi bende tam bilmiyorum güya çalışıyorum ama sadece imza atıyormuşum bu işi kurtarmayı senin sayende başardık “
“o kadar değil faik bey yaptı bende destek oldum o kadar “
“ve şu anda bunu tek başıma halletmek zorundayım tamam mı”?
“naz tek başına yapmak zorunda değilsin bende banka ekiple çalışıyorum”
“ama gitseler tek başına hepsini halledersin üstelik eve gelir çocuklara da zaman ayırırsın ben beceriksizin tekiyim”
“bunu nerden çıkardın şimdi “
“bilmiyorum ama kendimi hiçbir işi hakkıyla yapamıyor gibiyim. Çocuklarıma sen ve Belkıs Hanım yardımı ile bakıyorum. İşte dersen faik bey olmayınca sudan çıkmış balığa döndüm ve ben bu işi 3 yıldır yapıyorum sence zorlanmamam gerekmez mi”?
“naz neden böyle düşünüyorsun”
“faik bey gidince her şeyi birbirine karıştırdım. Yanlış kumaş yanlış elbise oldu defile yerini okeylemeyi unuttum. Davetiyeler dağıtıldı ama ortada sergilenecek bir defile yok onu bırak yerde bulamıyorum çünkü ben okeylemeyince başkasına verilmiş salon şimdi sende anneliğime laf ettin”
“ece neden gitti”
“neden senin yüzünden “
Tarık şaşkın kendini göstererek” benim ben naptım söyler misin “

2 hafta önce

***************************

Deniz rahatsızlandığı için o hafta evde kalmış ece de bazı dosyalar için eve gelmiş.. Çalışma odasında çalışırken
Ece: naz hanım lavaboyu kullanabilir miyim?
Naz. Tabi ece üst kat ilk kapı
Ece: teşekkürler

Naz beklemiş gelmemiş “ya nerde kaldı bu kadın” yukarı çıkmış lavaboda bulamamış odaları dolaşırken onu yatak odalarında Tarık’ın kıyafetlerine sarılırken yakalamış.

naz: ece napıyorsun sen
ece: şey ben naz hanım özür dilerim
naz: kovuldunuz ece hanım gözüm görmesin bir daha sizi

Naz yatağının üzerine oturdu. "of ya şuna bak gözümün önünde neler oluyormuş ta haberim yokmuş kadına bak odama dalmış kocamım eşyalarına sarılmış yüz bulsa belki de kendine de sarılırdı. Adamda ne varsa etrafındaki kadınları nedense mıknatıs gibi kendine çekiyor. Ne olduğunu biliyorsun sende o ışığa kapıldın etrafın da ateş böcekleri gibi dönüyorsun"

**********************************

Tarık: nazz ne oldu
Naz: bilmem ne yaptınsa artık
“ne yapmış olabilirim ki sen beni ne ile suçluyorsun söyler misin “?
“yani bu yüzden uzak durdun öyle mi yani ben kadınla of naz neden anlamıyorsun hayatımda seni gördükten sonra başka biri olmadı olamaz. Her şeye tek başına yetişmen mümkün değil bu tür işler ekip işi olmak zorunda bu kadar zorlama yardım edebileceğim bir şey varsa “
“hayır, kendim halletmek zorundayım”
“peki neden benden uzaklaştın dokunmam nende seni rahatsız etti. Yoksa o kadına dokunmuş olabileceğimi aklından geçirmedin değil mi “?
“bilmem”
“bunu düşünmüş olamazsın “
“onu öyle görünce ne düşüneceğimi bilemedim”
“ah benim kıskanç karım lütfen bir daha çocuklara öyle davranma her şeye yetişemezsin bunu unutma olur mu ”
“tamam bu hafta her şey üstüme geldi “

Birlikte odalarına geçtiler. Yatağa uzandılar naz tarığın omzu ile göğsü arasında o huzur veren yere başını koydu “söyle bakalım ada hanım bu defa neler yumurtladı”
“hım küçük hanım evleniyor haberin olsun”
Naz birden doğruldu “nee o nerden çıktı”
“küçük hanım aşık olmuş görkem diye birine okul bastım neyse çok falso yaratmadım sakinleştirdiler drama yapmışlar kız isteme sen anladın mı”
“oyun yani ay ben birden “
“ya bende aynen öyle tepki verdim gerçek kahve yaptı sandım ama çocuk da annesini tek taşını getirmiş vermiş biz yandık geçenlerde oskay dı gözdesi şimdi görkem kime çekmiş bu anlamadım “
“öyle mi hayret bana çok tanıdık biri gibi geldi”
“kim ben hiçte bile ben liseyi bitirinceye kadar kız arkadaşım bile olmadı. Tamam çevremde dolanan çok oldu ama ben hiç ilgilenmedim. Ama kızımız öyle değil anladığım kadarı kadarıyla öğretmeni çapkın buluyor sanki adayı “
“öyle mi dedi”
“yoo ben öyle anladım görkemi merdiven altında sıkıştırmış öpmesi için “
“bak şu edepsize ben onunla konuşsam iyi olacak”
Tarık naz ‘a sokuldu boynuna öpücük bıraktı
“ Tarık çok yorgunum “
“nazzz”
“gerçekten uykudan gözlerimi açamıyorum iyi geceler üzgünüm “
Tarık yüzünü astı “bu ara hep öylesin zaten iyi geceler “


Ada: babiş nasıl olmuşum “
“ne bu şimdi güzelim”
“okul elbisem”
“ah Ada bu daha çok denize gider gibisin bikini ile okula gidilmez “
“ama babiş neden”
“çok terlersin ayrıca sonra okulda çocuklar ada denize gider gibi giyinmiş diye güler hadi bakalım okul eşofmanlarımızı giyelim “
“ada sallanarak “tamam babiş”
“efendim “
“deniz neden okula gelmiyor”
“daha küçük seneye oda senin okula gidecek sen 1 .sınıfa ada bu cadı olayı ne söyler misin”?
“cadı masaldaki cadı ne olabilir ki hani bize anlatmıştın ya tako vardı ya kız vardı her şeyi yanlış görüyordu penceresine vuran yağmuru cadı sanmıştı ya deniz onu gerçek sanıyor “
“ben ona gerçek olmadığını söylemiştim”
“bana sordu ( yüzüne sevimli bir şekil verip sallanarak sırıtıp “şaka yaptım oda inandı. Tama gidip söylerim olmadığını kızmadın değil mi babacım” kollarını babasının boynuna doladı yanaklarına öpücükler kondurdu.

Sadri: ne bu surat kanka
“sorma ya canım çok sıkın hafta sonu yoktuk geldim naz hala çalışıyor ”
“yoğun durumda olacak o kadar”
Ayşe: ne kaynatıyorsunuz
Sadri: arkadaş ilgiyi kaybetti ya canı sıkkın
Ayşe: ne o daha yeni birini bulamadı mı?
“yok, her şeye o koşturuyor şimdide kendini kanıtlama peşine düştü. Neyse sizde durumlar nasıl “
Ayşe: çok iyi
Tarık: e dün doktora gitmiştiniz “
Sadri: ikincisi geliyor
“tebrikler “
Ayşe: teşekkürler
Tarık: neler var bugün
Sadri dosyaları bırakır “çok değil birkaç kredi “
“incelememe gerek var mı”?
“bak sorun yok ama “
“iyi o zaman gerek yok “ imzayı attı.pencereye gidip olanları düşünmeye başladı. bir şeyler bir yerlere sanki oturmuyordu. içinde yok edemediği bir boşluk vardı. naz ona eskisi gibi bakmıyordu.




…………………………………….

ummu88
09-09-09, 23:36
11.bölüm

Şarkı bittiğinden naz sessizleşti. Yol boyunca sessizce pencereden baktı. Annesi ile yaptığı kavgaları hatırladı. Yâda çello öğretmek için ne çaba harcadığını

Cahide: naz benim gibi çello çalmak istermisin kızım

Naz ayağını yere vurarak “ hayır anne istemiyorum “

Tarık: hadi naz sen çello ben gitar harika bir ikili oluruz ne dersin lütfen

Naz: istiyorsan sen öğren ben istemiyorum

Cahide: peki sen ne istiyorsun

Naz: ben bilmiyorum karar verince haber veririm ben yüzmeye gidiyorum

Tarık: cahide teyze üzülme siz isterseniz ben sizden seve seve öğrenirim

Naz: git kendi anneden öğren

Naz iç ses” ne kızmıştım sana annemi mutlu etmek için çelloyu öğrenmek istedin diye sonra sürekli annemle çello çalıştın ve öğrendin bende sonradan istedim sırf sana kızdığım annem sana iltifatlar yapıyor diye kıskanmıştım seni ama becerememiştim. Şimdi sen bana öğrettin neden o kadar kızgındım anneme yine senin yüzünden hatırlatmaya çalıştığın o olay mıydı acaba meraklı ben sünnet sonrası nasıl olduğunu merak etmiştim. Sende dayanamamış göstermiştin annem beni sürükleyerek eve götürmek istemişti

Naz incelerken cahide ve belgin içeriye girmiş şok olmuşlardı
Belgin: tarıııkkk
Cahide: nazz
“napıyorsunuz burada “

İkisinin de başı önlerinde annelerine cevap veremiyorlardı

Cahide: sana güvenmiştim Tarık
“naz görmek istedi özür dilerim cahide teyze
“ bana söz vermiştin sen büyüksün bunu nasıl yaparsın
Belgin: anlaşıldı bunları bir daha yalnız bırakmamak lazım şunların yaptığına bak ya

Cahide: terbiyesizler ayıp

İkisi de annelerini tepkisinden çok korkmuşlar birbirlerine bakmaya başladılar

Cahide: anlaşıldı küçük hanım sen çok oldun artık yürü cezalısın
Naz: hayır ben burada kalacağım bana ne
Cahide naz’ın kolundan çekerek “hayır küçük hanım söz dinlememin cezası olarak odana gidiyorsun
Naz: ya neden ayıp oluyor ayıp olsa sen babamın kine dokunmazdın sen yapıyorsan ben neden yapamıyorum

Cahide öfke ile naz’ın suratına tokadı indirdi “terbiyesiz oda cezan 1 haftaya çıktı ve Tarık ile bir daha yalnız oynamıyorsun terbiyesiz sen bizi mi izledin “

Cahide sürükleyerek naz’ı odasına götürüp odasına koydu naz sinirle “gitmicem “diye bağırıyor annesine tekmeler atıyor
Naz: senden nefret ediyorum artık seni sevmiyorum inşallah ölürsün bende kurtulurum hep yasak koyuyorsun ama sen istediğini yapıyorsun gittttt bırak beni artık ben senin kızın değilim

Belgin: cahide yapma sakin ol naz kızım hadi gel seninle konuşalım canım hadi bakalım anneden özür dile

Naz: hayır

Belgin: hadi gel bakalım biz biraz dışarı çıkalım

“belgin teyze annemin elinden aldı ama ne konuştuk onu bile hatırlamıyorum. Ama annem gittiğinde bu anı canlandığında duyduğum acı hala canımı yakıyor. Sen sadece kenarda öylece baktın bana korku ile neydi o kadar korktuğumuz “

Araba evin önünde durdu. Naz’dan ses yoktu öyle dalmıştı.

Tarık inip kapısını açtı. “geldik “

Naz kendine geldi” dalmışım annemi düşünüyordum “

Tarık elinden tuttu. “artık üzülme eğer ona sorsalar asla gitmek istemezdi.”

“doğru şimdi daha çok anlıyorum ama o zaman beni yalnız bırakıp gittiği için çok kızmıştım. Hatta benim yüzünden gittiğini düşünmüştüm onu çok üzdüğümden”

“o yüzden kimseyi yaklaştırmadın yanına değil mi keşke”

“senin bir suçun yok ben çok hırçındım”

Tarık sarıldı saçlarından öptü “anlamalıydım seni en iyi ben anlamalıydım “
Naz yaşlı gözlerle başını kaldırdı “neden”

“biz aslında çok yakındık naz yüzüne baktığımda ne kadar acı çektiğini anlamalıydım”

“ben sanırım çok iyi gizledim şimdi yanımda oldun teşekkürler Tarık”

Yüzünde gülümsem ile “efendim”

“bugün akşam yemeğe gelir misin”?

“bu nerden çıktı. Şimdi”

“bak yemekleri ben yapacağım”

“sen yemek yapacaksın zehirlenmem değil mi”?

“kekimden zehirlendin mi”?

“yooo yemedim ki”

“neden”

“sana çok kızmıştım “

“merak etme önce ümit’e yedirir sonra sana veririm lütfen sadece sözde bir teşekkür değil kendi elerimle yaptığım bir şeyle teşekkür etmek istedim gelir misin”?

“gelirim şaka yaptım senin elinden zehir olsa yine yerim”

“gerçekten mi neden”

“bilmem sence”

Naz öylece baktı hafif yüzünde gülümseme belirdi “geliyorsun o zaman”

“tamam görüşürüz şimdi burada sohbet etmeye devam edersek sen akşam yemekleri yetiştiremezsin hem neden bugüne sıkıştırıyorsun ki yoruldun”

“yok, kendimi daha iyi hissedeceğim odama kapanacağım yine kendimi suçlayacağım onun yerine yemekle uğraşırsam kafam dağılır”

“tamam görüşürüz”


Tarık koşarak merdivenleri çıktı yüzünde gülümseme ile içeriye girdiğinde hacer karşıladı . hacer’e sarılıp “nasılmış benim hacer annem bugün harika bir gün değil mi”

Hacer: ne bu halin

“ne varmış halimde”

“bilmem çok mutlusun”

“hı hı naz kazandı ha akşam onlardayız yemekte naz öyle dedi. Hadi ben hazırlanmaya çıkıyorum”

“iyi hazırlan bakalım”

Tarık: Ne haber Ayşe

Ayşe: iyi nasıl geçti

“kazandı hem de ikincilikle ve akşam bize ziyafet veriyor”

“bize naz öyle mi “?
“hı hı”


Naz Ayşe yi arayıp “alo Ayşe gelsene “

“hayrola bize yemek yapacakmışsın yoksa ban yaptırmayı düşünmüyorsun değil mi”?

“hayır gel ama biraz yardım edersen sevinirim”

“elimden geleni yaparım”


Belgin: alo hecer abla geldi mi?

Hacer: geldi uçarak çıktı odasında hayrola

Belgin: nasıllar

“iki gündür aralarından su sızmıyor. Anlamadım. Belgin rahat bırak çocukları”

“tamam, hacer abla ben yapacağımı bilirim “belgin telefonu kaptır

“ah belgin sanki sen hiç âşık olmadın en iyi anlayacak olan sen olman gerekirken anlamıyorsun bu anlaşılan Tekelioğlu gelinlerinde değişmez kural bakalım bunlarda nasıl son bulacak

Belgin odada dolanmaya başlar “düşün belgin çare sen burada böyle otururken oluşum orda elden gidiyor of of rüyam gerçek olacak ah ah . Hulusi “ seslenerek dışarıya çıkar şezlong ta oturmuş dergi karıştıran
Hulusi telaşla dergiyi saklar “hı efendim hayatım”

“sıkıldım hadi dönüyoruz filiz nerde “

“arkadaşları ile çıktıya “

“iyi çağırırız gelir yada biz oradan alırız “

“Of belgin yapma rüya o bekle biraz zaman geçsin oğlan gelmezse öyle gideriz. Şimdi gelecek olur. Yarına kadar müsaade et ben ikna edeceğim zibidiyi”

“iyi yarın beklerim gelmedi gidiyoruz”
“tamam hayatım“



Mutfakta hasan usta naz Ayşe çalışmaya başladılar.
Ayşe naz’ın kulağına “nerden çıktı bu anlayalım kek ardından yemek hayırdır”

“of Ayşe sürekli bu imalarından bıktım ama teşekkür etmek istedim şimdi gidip bir hediye alabilirdim ama ben kendi emeğim olan bir şeyler olsun istedim tamam mı altında başka nende arama”

“iyi öyle olsun ama benden söylemesi eve uçarak girdi ne olduysa artık”

Akşam masada herkes toplanmıştı. Naz hasan ustanın yardımı ile yemekleri servis yaptı.
Ümit: hasan usta siz başındaydınız değil mi zehirlenmem

Tarık: bak bakalım ümit bugün naz önce sana tattırıp öyle yedirecekti bize olabilir bak zehir falan içinde hı ne dersin ( gülümseyerek)

Naz: aşk olsun hani şaka yapmıştın

Tarık: ben ümit’e takılıyorum söylediğim aynen geçerli ( büyük bir parça aldı çatalına naz’a bakarak gülümseyerek yedi)

Vahi: teşekkürler Tarık evladım bir abi olarak
Dediği anda öksürmeye başladı. Naz hemen su doldurup uzattı

Vahi: aman oğlum ne oldu

Hacer arkasından vurarak “helal yavrum yavaş “

Ümit: e kıtlıktan çıkmış gibi naz’a yaranmak için yersen olacağı bu benim kalbim temiz oh olsun

Tarık: vahi amca yapmayın beni utandırıyorsunuz ama ne yaptım ki

Ümit: a çok şey Tarık bizim naz’ın kaprisini başka kimse çekemezdi. Sen inat etin öğrettin

Naz ümit’in ensesine vurarak “zevzek ne kaprisimi gördün ben istedim gayret ettim”

Tarık: naz’ın gayreti olmasa olmazdı inan ümit

Ayşe: doğru cahide teyze istemişti ama

Tarık’ın kendine bakışını görünce “sustum”

Vahi: neden sustun kızım doğru cahidem ne istemişti ah ah şimdi görse ne mutlu olurdu orda görüp mutlu oluyordur şimdi
Naz önüne bakıp tabağındakileri karıştırmaya başladı.

Ümit: ee naz nerden esti bu yemek işi

Naz: teşekkür etmek istedim Tarık abiye

Tarık o andan sonra duymadı masadakileri yemeğinden başını kaldırmadı. Sonra izin isteyip kalktı. Bir anda yine bir duvara toslamıştı. Ne düşüneceğini napacağını bilemedi.

Sahile indi uzun süre dolandı. Dağılmıştı ne düşüneceğini bilemiyordu.” Demek iki gündür olanlar sınav heyecanı ve yardımımdan doğan duygu yoğunluğundan öyle yakın davrandı sen artık olamayacak işe âmin deyip durma Tarık kendini topla senin duygularının farkına bile varmayacak “


Ayşe ile naz balkonda oturmuşlar sohbet ediyorlardı.

Ayşe: naz ne yapıyorsun sen akşam o kadar mutlu geldi ki uçuyordu sanki şimdi tepe taklak yapıp gönderdin eğer karşılık vermeyeceksen tutarlı davran

Naz: ben tutarlıyım”

“tabi çok tutarlısın bir abi diyorsun sonra unutuyorsun ardından tekrar ediyorsun bugün yaptığın gibi “

“Ne zaman oldu bu”

“iki dün bizim yanımızda abi sözü hiç çıkmadı ağzından anladığım kadarı ile bugünde yalnızken hiç söylemedin peki neden “

“bilmem söyleyecek bir durum olmamıştır belki”

“of naz gerçekten çok dengesizsin teşekkür etmek için yemek yap gözümden kaçmadı yani kapıda geldiğinizde ki halleriniz bakışmalar göz süzmeler”

“sana öyle gelmiş ben o anda annemden bahsediyordum yoksa öyle bir durum yok”

“of iyi ben .. “


Tarık döndü havuz başına şezlonga uzanmış gökyüzüne bir süre baktıktan sonra şarkı söylemeye başlamıştı..

Gönül
Bunca yıl herkesten kaçtın
En sonunda buldum sandın
Ansızın içini açtın
Yapma dedim yaptın gönül
Gözleri senden uzaktı
Fark edilmez bir tuzaktı
Sana böylesi yasaktı
Yapma dedim yaptın gönül
O bir yolcu sen bir hancı
Gördüğün en son yalancı
İçinde ki serin sancı
Gitmez dedim kaldı gönül
Sen istedin ben dinledim
Senden ayrı olmaz dedim
En sonunda bende sevdim
Şimdi beni kurtar gönül
Gözlerin bakar da görmez
Ellerin tutar da bilmez
Gece gündüz fark edilmez
Demedim mi sana gönül
Sabahın tam üçündesin
Dertlerin en gücündesin
Hâlâ onun peşindesin
Gitme dedim gittin gönül
Böylesi sevdiğin için
Bir kördüğüm oldu için
Ağlıyorsun için için
Demedim mi sana gönül
Sen istedin ben dinledim
Senden ayrı olmaz dedim
En sonun da bende sevdim
Şimdi beni kurtar gönül




http://www.izlesene.com/video/amator-baris-akarsu-gonulcanli-canli/81989






Sesi duyup onu izlemeye başladılar. Tarık şarkıyı sürekli naz’ın penceresine bakarak söylüyordu. İzlendiğinden habersiz

ayşe: bak şarkı söylüyor

“iyi napayım”

“dinle aşkını ilan ediyor ”

“nerden belli bana söylediği “

“nerden olacak nereye bakarak söylüyor bak anlarsın belki”

Naz baktığı yönü kestirmeye çalışır kendi penceresine gibi duruyordur ama emin olamaz” unuttun mu kendini farkında olamayan birine âşık olmuş öyle demişti ya”

Ayşe gülümseyerek “hı öyle mi demişti değil mi sana”

“âşık mısın dedim kız yüz vermiyor herhalde dedim oda farkımda bile değil demişti”

“iyide kızım bal gibi sana aşkını anlatmış yüzüne farkımda değilsin mi diyecekti”

“aman bana ne ya”

“of naz anlamıyorum seni Tarık harika bir insan”

“of Ayşe uçtun yine bir kere aşk bana göre değil canım”

“iyi öyle olsun”

“öyle zaten”

“iyi sen yat söylediklerimi düşün olur mu bence duygularının farkında değilsin canım benim iyi uykular kaçtım”

“kalsaydın bugün yalnız kalmak istemiyorum”

“yok sen kendinle kal olur mu ona göre tepki ver Tarığı dengesizleştiriyorsun canım benim”

“Ayşe”

“hiç boşuna uğraşma gittim “

Naz pencereye gitti. Tarık uzanmış gökyüzünü izliyordu.
“özür dilerim Tarık sana bunu yaptığım için evet kendimi zorluyorum sana abi demek için ama bazen çok duygusal olduğum anlarda elimde olmadan sana ümit verir gibi oluyorum ama olmaz olamaz annen ile arana giremem affet beni “

1 ay önce

Naz ile Ayşe ders çalışıyorlardı.
Naz: of susadım Ayşe hadi bana soğuk içecek bir şeyler getirsene

Ayşe: a yabancısın sanki git kendin al mutfağın yerini biliyorsun takıldım şu soruda çözmezsem çıldırırım”

“aman iyi sende bize geldiğinde bende san aynını yapacağım”

“yapıyorsun zaten”

Naz Ayşe’ye dişlerini gösterip zoraki gülümsedi. Aşağı indi mutfağa yaklaştığında

Belgin: asla naz ile Tarık bir araya gelemez ben sağ oldukça hacer abla zamanında o kız oğlumu çok üzdü

Hacer: yapma belgin daha küçüktüler hem Tarık onları sizin tepkilerinizden dolayı yaşadı

Belgin: küçücük boyu ile her istediğini yaptırırdı. Tarık bunu yap Tarık şunu getir benim akılsız oğlumda o ne isterse yapardı. Sinir olurdum ama nafile beni dinlemezdi sonra nasıl olduysa bozuldu araları da rahatlamıştım şu Hulusi’yi parçalamak istiyorum sardı bu dersi başına ama yok asla izin vermem bir daha etkisi altına alamayacak oluşumu

Hacer: Allah sana akıl versin başka bir şey demiyorum belgin ne diyeyim ama olacaksa asla engel olamazsın sonra sen üzülürsün

Belgin: öyle olursa kalpten giderim artık o olur

Naz duyduklarına inanamamıştı. Annesi yerine koyduğu belgin teyzesi onu nelerle suçluyordu. “biz Tarık ile ne zaman öyle oldu ki ben ne zaman Tarık’a öyle şeyler yaptırdım”


Tarık uzandığı şezlongdan kalktı. Telefon etti

”İyi geceler yarın sabah 5 uçağındaki biletimi onaylatmak için aradım Tarık Tekelioğlu iyi geceler. Evet, bu rüya burada bitti. Tarık kendine eziyet etmekten vazgeç uzaklaşmak iyi gelecektir hem böylece annemi de memnun etmiş olurum “ koşarak eve girdi. Valizini hazırladı. Sabaha kadar uyuyamadı. Sabah 4 sularında küçük bir not bırakarak çıktı evden arabasına bindi. Hava alanına gitti.

ummu88
10-09-09, 19:30
ADA

Pencereye gidip olanları düşünmeye başladı. Bir şeyler bir yerlere sanki oturmuyordu. İçinde yok edemediği bir boşluk vardı. Naz ona eskisi gibi bakmıyordu. İçinden bir an bir şüphe geçti. Laptopun başına geçti küçük bir araştırma sonucu istediği isme ulaştı. Telefonunu aldı numarayı çevirdi” alo Macit bey bir isteğim var….. E-posta atmanızı rica ediyorum. Sorun değil hesabınıza aktarıyorum. Söylemem gerek var mı iyi anlaştık o zaman iyi çalışmalar”

Sadri: nereye
Tarık: çıkıyorum ada’yı alacağım okuldan naz hanım yine çok yoğun kendi halledecek ya illa nedense görüşürüz Ayşe’yi yorma tamam mı
Sadri: of Tarık yormam ben bir tanemi ne zaman yordum
Tarık: doğru aslında belki o kadar çok üzerine düşmemek lazım beni örnek al
Sadri: bugün iyi değilsin sen
Tarık: bakma bana sorun olursa
Sadri: tamam

Ada’yı aldı arabada koltuğa oturtup kemerini taktı.” Prensesim “ yanağına sulu ve bastırarak öpücük bıraktı “ seni görünce tüm hüznüm dağılıyor” burnunu burnuna sürttü
“of babiş yapma sevmiyorum”
“bende babiş demeni sevmiyorum ama sen seviyorsun diye sesimi çıkarmıyorum küçük hanım benimde burnuna burnumu sürtmek çok hoşuma gidiyor napayım”
Ada başını yana eğip o masum hüzünlü tatlı halini bürünüp“ama babiş kaşınıyor “
“basken bakma bana öyle kandıramazsın”
“babacım”
“tamam, bir daha yapmam of daldık yine ben geçeyim öne yoksa biz burada kalacağız”
“seninle oyun oynamaktan ben çok mutluyum parka gidelim mi”?
“parka ama hayatım eve gidip deniz’i de alırsak belki”
“ama Belkıs teyzem onu götürmüştür ben okulda sürekli ders yaptım yoruldum biraz eğlenmek istiyorum lütfen”
“biraz ama tamam mı”
Ada ellerini çırpıp “sen bitanesin babiş “
“ya öyleyim “
Söylenerek şoför koltuğuna geçip kızına bir bakış attı gülümseyerek araba hareket etti.

”e bugün neler yaptın var mı yeni bir şeyler”?
“görkeme kızdım. O yüzden artık onunla evlenmekten vazgeçtim. Artık yanıma oturtmuyorum”
“ne oldu güzelim naptı”
“beni kızdırdı. Oyunda istediğimi yapmadı bende kızdım bıraktım”
“ee iyi benim kızımı üzen damat istemem zaten”
“babacım damat ne demek”
“damat vahi dedenin ben damadıyım yani ileride seninle evlenen erkek benim damadım oluyor”
“hı anladım babacım”
“efendim prensesim”
“eve giderken balık alalım mı”
“balık “
“hı hı canım çok istedi okulda yapmıyorlar “
“tamam alırız “

Parkta ada kaydıraktan kaydı. Salıncağa geçtiğinde “babiş uçur beni”
“olmaz yavaş sallanıyoruz”
“lütfen babiş bira daha hızlandır”
“olmaz dedim ada düşersin”
“ay bu bebek salıncağına oturttun beni neresinden düşeceğim hadi ama küserim bak konuşmam “ elinin orta parmağı ile işaret parmağını üst üstte getirip uzattı “boz “
“ne oluyor bozunca “
“küsüyoruz “
“yok, biz küsmeyelim çok değil ama biraz hızlandırıyorum”
Parkta bir süre oynadıktan sora balıkçıya giderler.
Yolda naz’ı arar “alo naz akşam balık yapacağız ada hanım balık istedi. Sen nasıl ha analdım yine yoğunsun tamam beklemeyiz veriyorum prensesim annen”

“alo annecim seni çok özledim gelmicek misin”
“güzelim meleğim benim çok işim var ama siz uyumadan evde olacağım tamam mı bende seni çok özledim “
“of neden çok çalışıyorsun anlamadım bir çok arkadaşımın annesi hiç çalışmıyor hep onlar gelip alıyor”
“biliyorum güzelim ama ben çalışıyorum vahi dedenin yerine daha önce konuştuk ya “
“tamam dedem hasta onun yerine dayıma yardım ediyorsun”
“aferin güzelim benim hadi öptüm” telefondan öpücük gönderir. Tarık kızına gülümseyerek alır telefonu koyar

Balıkçıya geldiler “selam selim usta nelerin var bakalım”
“size göre tekir var uskumru var nasıl yapacaksınız ona göre tavsiye eydim isterseniz pişireyim “
“sağ ol ama kendim yaptığımdan daha bir zevk alıyorum. Ada ne alalım”
“uskumru alalım babacım ben ızgara istiyorum”
“duydun selim usta temizler misin”?
“tamam, Tarık Bey e küçük hanım yemesini seviyorsun tutmasını”
“ben çok sevmem deniz daha çok seviyor ben yemesini çok seviyorum”

Eve geldiklerinde
Ada koşarak dostun yanına koşup onunla oynamaya başladı.

Deniz bahçede dost ile oyunlar oynarken arabanın sesi ile kapıya koştu babasını kapıda karşıladı “ babacım “ üzerine atladı. Tarık oğlunu kucağına aldı “nasılmış aslan parçası bakalım”
“iyiyim baba “

Belkıs: hoş geldiniz Tarık bey alayım balık olacak sanırım
“ben yapacağım ada yardım edecek öyle istedi alın bakalım geliyorum siz yıkamaya başlayın”
“peki efendim”

Deniz: dost çok yoyuluyo meninle koşmadı. Bindim yüyümedi”
“artık yaşlandı anlattı ya doktor amca size oğlum sende seli ile oyna “
“ama o çok kıygın bakıyo koykuyoyum”
“sende tüylerini yolma canım oğlum benim “
“ama dost kıymıyo “
“o baba ondan ama seli kız “
“ada gibi mi”
“evet yakışıklım “
Deniz babasının kulağına “ada gibi cadı”
“cadı yok denizcim o masalda ada sana şaka yapmış değil mi ada”
Ada kaşlarını çattı “hı hı denizcim ben sana söyledim ya sabah şaka diye unuttun mu “
“deniz gözlerini kocaman açıp” ne saman sen söylemedin “
Ada öfke ile ayağı vurdu “unutmuşsun söyledim” hıh yapıp döndü dost ile oynamaya
“hadi bakalım prenses yardım edecektin”
“tamam, geldim babiş “

Birlikte mutfağa geçerler. Ada babasının balıkları hazırlamasını izler
“babacım çok acıktım daha ne zaman olacak “
“az kaldı güzelim e parkta oynayalım diye tutturunca geciktik. Hadi sen Belkıs teyzene yardım et masayı hazırlamaya
“Belkıs teyze “

Masa hazırlanmış ada balığını iştahla elleriyle yemeye başladı.
Belkıs: yavaş Ada kızlar böyle yemez
Ada: bana ne ben böyle seviyorum
Tarık: bırak Belkıs hanım balık en güzel yeme şekli aferin kızıma
Tarık ada’yı uzun süre yüzünde gülümseme ile izledi. Yemekler yenmiş çocuklar salonda oyun oynarken Tarık kanalları gezerken Beşiktaş’ın maşını buldu geçmiş yıllara aitti ama izlemeye koyuldu.

Naz içeriye yorgun bitkin girdi.” İyi akşamlar ben geldim nerde benim güzellerim “
Çocuklar annelerini sesini duyunca koştular birbirleriyle itişerek
Ada “çekil önce ben sarılacam yoksa bak”
Deniz “mana ne babam yok dedi men “
Naz: ikinize de yer var burda gelin bakalım
Naz özlemle sarıldı. İkisini de öpüp kokladı. Şakalaşıp gıdıkladı. Her zaman yaptıkları oyunlarını oynadılar. Tarık sessizce izledi.
Tarık soğuk bir sesle” hoş geldin”
“hoş bulduk nasıl geçti”
“iyi her zaman ki gibi senin“
“sonunda bir mekan bulabildim geriye orayı hazırlaması kaldı. Önümüzdeki 1 hafta soluksuz çalışmam gerekecek”
“ne güzel haber verdin öyle”
“haberi güzel bulmana şaşırdım. Ne dersiniz birlikte uyuyalım mı bugün güzellerim “
İkisi de ellerini çırparak “evettt “ naz çocukları alıp yukarıya çıktı.

naz ” benim güzel fıstığım nasılmış”
Ada annesini eteğinden tutar “anne artık gitme çok özledim”
Naz: bende çok özledim bir tanem ama annenin çok işi var (kucağına alır öper)
Deniz de yapışır annesine: men seni çok seviyom gitme
Ada: hayır ben daha çok seviyorum ( ellerini yana açarak ) hem de bu kadar
Naz: bende seni çok seviyorum tatlım baba doldurdu dimi yine (yere indirir” hadi yürüyün bakalım yatağımıza hangi masalı istersiniz
Ada: pamuk prenses
Deniz: hayıy men kuyşun askey istoyom
Ada: dün senin istediğin oldu bugün benim
Naz: deniz bey hanımlara öncelik hem bak dün senin istediğin olmuş olur mu?
Deniz: oluy

Naz bir varmış bir yokmuş ile başlar. Masal yarıya gelmeden ikisi de derin bir uykuya dalar. Naz ikisine de hafif birer öpücük bırakır sonra ışığı kaptır gece lambalarını yakar aşağı iner. Tarık pencereden dışarıyı izliyordur elinde bardakta kırmızı sıvıyı içerek
Naz: Tarık çok ihmal ettim biliyorum sen hep beni anlamıştın şimdi neden anlamakta zorlanıyorsun
Tarık: sen anlaşılmaz davrandığın için olabilir mi acaba
Naz: nasıl anlaşılmaz davranıyor muşum sadece geçen hafta zor bir haftaydı
Tarık: her şeyi sen mi yapmak zorundasın
Naz: her şeyi ben yapmıyorum
Tarık: öyle gibisin artık bizi eskisi gibi sevmiyorsun önemsemiyorsun (öfkeyle arkasını döner )
Naz: çocuk gibi davranıyorsun sizin yılsonu devir işlemlerinde çok yoğun oluyorsun
Tarık: (dönmeden) ben hafta sonu ne kadar yoğun olursam olayım aileme zaman ayırıyorum
Naz: yani ben ihmal ediyorum sanki sürekli aynı şeyi yaptım ne olur anlayışlı ol biraz
Tarık: sen bu kadar çalışırken nasıl oluyor da ümit bu kadar rahat oluyor hafta sonunu ailesiyle geçirebiliyor
Naz: of Tarık kıskançlık çekecek durumda değilim
Tarık: ben kıskançlık etmiyorum sen neden bu kadar işi üzerine alıyorsun
Naz: ilgilendiğimiz bölümler farklı biliyorsun şimdi bu nerden çıktı söyler misin?
Tarık: artık seni hiç göremiyoruz ondan olabilir mi?
Naz: çok yorgunum Tarık bunu sonra konuşsak inan tartışacak gücüm yok

Sabah

Naz hazırlanmış çıkmak üzereyken

Tarık: naz gitme seni çok özledim
Naz: Tarık yapma gitmek zorundayım
Tarık: neden bir gün gitmesen şirket mi batacak
Naz: yetişmesi gereken bir defile var
Tarık: beni bırak çocuklara bile zaman ayırmıyorsun
Naz: Tarık aynı şeyi tekrar etmekten yoruldum zaten bitmek üzereyim
Tarık: naz bu hafta sonu bize zaman ayırmanı istiyorum
Naz: ayırabilir miyim bilmiyorum. Defile zamanı
Tarık: bitmek üzereyim diyorsun güç toplamış olursun hem ben sana ayırabilir misin demiyorum ayırmanı istiyorum
Naz: of Tarık emirlerden hoşlanmadığımı biliyorsun
Tarık: emir vermiyorum sana ihtiyacımız var çocuklar çok özledi seni
Naz: Tarık bak çıkmak zorundayım geç kaldım sonra konuşsak
Tarık: nedense o sonralar hiç gelmiyor farkında mısın ben bu hafta bir yerlere gitmek istiyorum
Naz: gidemem sen git çocuklarla çıkmak zorundayım hoşça kal
Tarık: geçen haftada aynı şeyi söyledin

Naz odadan çoktan çıkmıştır. Koşarak merdivenleri inmiş evden çıktı. Tarık öylece bir süre yatakta uzandı. Kendini sakinleştirmeye çalıştı. Sonra yataktan çıktı hazırlandı odadan çıktı ” Belkıs hanım ada hazır mı?
Belkıs: hayır efendim giyinmiyor beni annem giydirecek diyor
Tarık: tamam geldim benim prensesim neden giyinmemiş bakalım hı
Ada: ben annemi istiyom
Tarık: babacım anne bu ara çok meşgul çalışması gerekiyor
Ada. yine mi?
Tarık: ben giydirsem prensesimi
Ada: olur
Tarık: hım ne giymek istermiş benim güzel prensesim bakalım
Ada pembe tüllerle süslü askılı eteği kabarık etekleri kelebeklerle süslü doğum gününde giydiği pamuk prenses kıyafetini göstererek” bunu istiyorum”
Tarık: biz baloya gidiyoruz yoksa anaokuluna mı?
Ada: anaokulu
Tarık: sen ne dersin ( Tarık elinde mini mor çiçekli bir etek ve üstüne askılı beyaz bady elinde salladı) bunlar olur mu acaba okullu prensese
Ada: olur (sallanır)

Tarık kızını giydirir birlikte okula giderler adayı bırakır bankaya geçer.

zeyno-brşkrs
11-09-09, 16:57
KAYBOLMAK 32.BÖLÜM


Naz kutuyu eski yerine koymuş ve karşısına geçmiş bakıyordu… odasının kapısı vuruldu:
-Naz!
Annesinin sesiyle kendine gelen Naz:
-anne gelsene…
CAHİDE:-ne yapıyorsun kızım?
NAZ:-hiç anne şimdi üzerimi değiştirip aşağı inecektim…
Cahide tuvalet aynasının üzerinde ki kutuyu fark edince:
-aa! O kırılmamış mıydı?
Naz yüzüne yayılan kocaman gülümsemeyle:
-Tarık tamir ettirmiş…
O sırada Nazın kapısında beliren Ümit:
-hayır canım tamir değil yenisini yaptırmış…
Naz önce kutuya sonra Ümite bakarak:
-gerçekten mi?
Ümit umursamaz bir tavırla:
-evet!... anne yemek hazır mı?
CAHİDE:-hazır oğlum…
ÜMİT:-tamam o zaman üzerimi değiştireyim de…
Ümit yanlarından ayrılınca…
CAHİDE:-Naz sana bir şey soracağım ama bana doğruyu söyleyeceksin…
Naz cümlenin gelişinden devamından hiç hoşlanmayacağını anlamıştı rahatsız bir ifadeyle annesine bakarak:
-hayrola anne?!
Cahide kızının yüzünü süzdü bir an:
-Tarıkla aranızda bir şey mi var?
Naz yutkunarak:
-o da ne demek?
CAHİDE:-soruya soruyla karşılık verip zaman kazanmaya çalışma kızım seni ben büyüttüm ve bu tarz taktikleri iyi bilirim…
NAZ:-ne alakası var anne aramızda ne olabilir ki?
Üzerine basa basa:
-ben onun kız kardeşinin görümcesiyim o da benim kardeşimin kayınbiraderi…
Cahide kızgın bir o kadar da dalga geçer bir ifadeyle:
-yap ya! Gerçekten mi? Naaaz!
NAZ:-ee! Ne dememi bekliyorsun başka bir şey yok ki?!
CAHİDE:-öyle olsun bakalım ama bu işin altından başka bir şey çıkar ve ben bunu bir başkasından duyarsam bozuşuruz haberin olsun! Hadi şimdi hazırlan da yemeğimizi yiyelim…
Cahide bunları söyleyip odadan çıkınca Naz kapanan kapının ardından:
-artık başka bir şey çıkma ihtimali yok anne sen içini ferah tut…


Hulusi çalışma odasının kapısını açıp seslendi:
-Filiz! Biraz gelir misin kızım?!
Filiz çalışma odasının kapısında ki babasının yanına gelince:
-efendim baba?!
HULUSİ:-içeri gir ve kapıyı kapat…
Filiz babasının peşi sıra içeri girip kapıyı kapattı… koltuğa yerleşip arkasına yaslanan Hulusi:
-anlat bakalım prenses…
FİLİZ:-neyi baba?
Hulusi sabırsız bir tavırla:
-of Filiz! Sen bana hangi konuda ajanlık yapıyorsun…
FİLİZ:-haa! O mu? Maalesef bir gelişme yok!
Hulusi masaya elini vurarak:
-yapma ya! Bu kötü haber işte…
FİLİZ:-en son bugün Naza sana daha önce bahsettiğim kutuyu götürdüm ama nasıl bir geri dönüş olduğu konusunda bir fikrim yok…
HULUSİ:-bak prensesim bu işi bir şekilde halletmemiz gerekiyor…
FİLİZ:-tamam da baba ne yapabiliriz ki?
HULUSİ:-bilmiyorum onları bir araya getirecek bir şeyler bulmamız lazım…
Filiz gözlerini kısmış babasına bakarken:
-baba sen bu işe neden bu kadar taktın onu anlamıyorum…
Hulusi kendinden emin bir tavırla güldü:
-ben abinin Naza nasıl baktığını gördüm ayrıca Naz gibi bir gelinim olmasını çok isterim bizim zibidiyi ancak onun gibi bir kız adam eder… ister misin gazetelerde televizyonlarda daha önce yanında gördüğümüz gibi birini gelin diye getirmesini…
FİLİZ:-aman Allah korusun! Her şeyi bir tarafa bırak annemin yüreğine iner…
HULUSİ:-o zaman çalışacaksın prenses benden de sana açık çek sana güveniyorum…
O sıra odanın kapısı açılır:
-hayrola ne kaynatıyorsunuz baba kız?
Hulusi gülümseyerek ayağa kalkar:
-hiç hayatımın anlamı iş güç…
BELGİN:-bir sene beni o dağ başına esir ettin şehre bile inmedin doğru dürüst şimdi evde bile iş! Hadi yemek hazır işinizi bankada halledin…
Hulusi Belginin yanına gelip elini omzuna attı arkalarında kalan Filize dönüp göz kırparken:
-haklısın hayatım hadi gidip yemeğimizi yiyelim…


Çalışma masasının etrafında toplanmış herkes ekranda ki sanal fabrika üzerinde anlatım yapan mimar ve mühendisi dinliyordu…
Naz memnuniyetleri yüzlerinden okunan babası ve Hulusiye baktı önce ardından tüm dikkatini anlatılanlara vermiş bir yanda da notlar alan Tarığa daha sonra yanında oturan Ümite doğru eğilerek:
-güya beni bunlarla muhatap etmeyecektin şu hale bak hepimiz aynı masanın başında oturmuş ortak yapılacak kumaş fabrikasının üzerine brifing alıyoruz…
Ümit gözlerini devirerek:
-ben mi istedim gelmeni bana ne çemkiriyorsun bir derdin vardıysa babama söyleseydin…
Naz suratını sarkıtarak başını çevirdi…
Vahi çocuklarının aralarında konuştuğunu fark edince:
-Naz! Ümit! Aklınıza yatmayan bir şey mi var…
Vahinin bu sözü üzerine bütün bakışlar ikisinin üzerine toplandı…
Ümit dişlerinin arasından:
-hadi şimdi cevap ver bakalım…
NAZ:-şey aslına bakarsanız maliyetin yüksekliği gözümü korkutuyor…
Hulusi gülerek:
-meraklanma kızım canlı para konusunda bir sıkıntımız yok böyle olunca da buradaki maliyet nereden baksan yüzde yirmi beş aşağı düşecek…
Tarık başını yazıp çizdiklerinden kaldırıp:
-hatta yer yer yüzde otuz…
Hulusi parmağıyla Tarığı işaret ederek:
-hıh! Doğru… ve bu rakamların en iyi değerlendirmeleri Tarıkta var sağlam bir fizibilite çalışması yaptı çünkü ikiniz üzerinden geçersiniz… hatta makineler içinde senden böyle bir çalışma isteyecektik değil mi Vahi?
VAHİ:-evet…
HULUSİ:-tamam işte ikiniz kafa kafaya verip bu işi en düşük maliyetle ama kaliteden asla ödün vermeden nasıl hallederiz araştırın…
Filiz gözlerini babasına dikmiş için için gülüyordu “senden korkulur baba hiçbir fırsatı kaçırmıyorsun”
Tarık ve Naz bu durumdan rahatsız önce birbirlerine sonra Hulusiye baktılar…
NAZ:-bunu bizim yerimize Ümit ve Filiz yapsa benim işlerim fazlaca yoğun ve onlar daha uyumlu çalışır bence…
HULUSİ:-onlar alınacak diğer emir başlar ve işlenecek hammaddeler üzerinde çalışacaklar… hem artık sizi bizi mi var biz kocaman bir aileyiz değil mi Vahi? Sende bir şey söylesene…
VAHİ:-kesinlikle haklısın…
Naz memnuniyetsiz bir tavırla:
-siz öyle diyorsanız…

Naz bir taraftan saçını alelade bir şekilde toplarken bir taraftan da hızla merdivenlerden iniyordu masada oturan aile fertlerine dönerek:
-herkese günaydın ve hoşça kalın!
Cahide hayretle:
-aa! Kahvaltı bile etmeden nereye?
NAZ:-çıkmam gerek anne çok işim var bugün…
VAHİ:-kızım saçmalama ben seni bu fabrikaya hevessiz zannederken sen gece gündüz çalışıyorsun… biraz yavaş daha inşaat bitmedi sen sanki bina hazırmış gibi diğer işleri bitirmeye çalışıyorsun…
Ümit manidar bir bakış atarak:
-gecenin bir yarısı bile ışığın yanıyordu…
CAHİDE:-kızım ne oluyor sana hasta olacaksın iş sağlığından daha mı önemli?
NAZ:-yaa! Teker teker gelin bu ne zaten kafam ambale!
CAHİDE:-bak birde ne söylüyor! Kızım sen delirdin mi?
NAZ:-bir an önce bu iş bitmeli!
Masadan kalkan Ümit:
-beni de bekle beraber çıkalım…
Naz ayakkabısını giyerken:
-acele et o zaman…

Garaja doğru giderlerken…
ÜMİT:-aklın sıra işleri bir an önce bitirip Tarıkla fazla bir arada olmamak değil mi derdin?
Naz başını hafifçe yanında yürüyen kardeşine çevirerek:
-sen fazla herşeyi bilme olmaz mı?
ÜMİT:-bir şey olmamışsa olmamıştır böyle kaçmaya çalışmak niye? Unutma ki gün gün organik bağlarımız artıyor bence bunu kabullenerek yaşamayı öğrenmekten başka şansın yok…
NAZ:-üzerime gelme Ümit!
Ümit başını sağa sola sallayarak:
-yanlış yapıyorsun Naz!
NAZ:-sen istediğin gibi düşünebilirsin ama benim fantezilere ayıracak fazla vaktim yok para harcamaya yer arıyorlarsa buyursun harcasınlar bende bana düşeni yapıp kendi işimin başına dönmek istiyorum… bu iş yüzünden diğer toplantılarıma bile katılamaz oldum… Allahtan sonbahar kış kreasyonunu hazırlamıştık ama Harun homurdanmaya başladı işi iyice başına yıktım diye…
Ümit tek kaşı havada:
-Harun bey ne zamandan beri Harun oldu?
Naz arabanın kapısını açarken:
-aman Ümit! Beraber çalışıyoruz adamla beyli hanımlı nereye kadar gidecekti?
ÜMİT:-yoksa?
Naz onun ne demek istediğini anlamıştı:
-saçmalama daha neler?! “keşke olsa o yada bir başkası ama…”
ÜMİT:-ben bu ara senin ruh haline pek güvenmiyorum sakın başka şeyleri kamufle etmek için yanlış bir ilişkiye girmeye kalkma önce ki hatanın üzerinden daha çok geçmedi…
Naz sinirle:
-keser misin artık şunu?!


Bir yanda bilgisayar ekranı bir yanda üst üste dosyaların arasına gömülmüş olan Tarık başını kapıdan uzatan Sadrinin sesiyle kendine geldi:
-günaydın kanka!
Yüzüne düşen saçlarını geriye doğru atarak:
-gelsene…
Sadri içeri girip Tarığın karşısında ki koltuğa oturdu:
-ne bu halin daha sabah sabah dağılmışsın…
Tarık asık bir suratla:
-Naz hanımın hızına yetişmeye çalışıyorum bugün gene toplantımız varda… eğrim doğrum karıştı zaten bankacı mıyım fabrikatör mü belli değil…
SADRİ:-ooo! İyi vallahi gönül işlerinizi yoluna koyamadınız ama söz konusu iş olunca tıkır tıkır çalışıyorsunuz maşallah!
TARIK:-yaa! Sorma o koşuyor ben arkasından yakalamaya çalışıyorum…
SADRİ:-iyi iyi bakarsın bu başka şeylere vesile olur…
Tarık başını kaldırıp Sadriye baktı çatık kaşlarla:
-ben o gemileri yaktım…
Sadri imalı bir şekilde gülerek:
-bari bir sandal falan bıraksaydın sonra yüzerek geçmek zorunda kalma karşı kıyılara…
TARIK:-aman ne komik! Sen geç dalganı…
Ayağa kalktı masanın üzerinde ki dosyaları toparlayarak:
-neyse Naz hanım beni bekliyordur şimdi geç kalmayayım…


Naz çalışma masasından kalkıp cam kenarında ki üçlü kanepeye geçti biraz olsun başını koyup uzanmaya ihtiyacı vardı çünkü bütün vücudu iğne iğne bakmaya gözleriyle yanmaya başlamıştı “nasıl olsa geldiğini haber verirler o girmeden toparlanırım”
Genede eline bir dosya almayı ihmal etmeden kanepeye uzandı sayfaları okuduktan sonra çevirmek bile güç gelmeye başlamıştı… kendi kendine “bu kafayla ne onun söylediklerinden bir şey anlayabilirim nede ben bir şey anlatabilirim iptal mi etseydim şu toplantıyı?” diye düşünürken birden odasının kapısı aralandı:
-Naz!
Naz başını kapıya doğru çevirdiğinde:
-Tarık!
Tarık tereddütle kapıda dururken arkasını göstererek:
-sekreterin yerinde yoktu da bende beni beklediğini bildiğim için gireyim dedim…
Naz bir yandan saçını başını düzeltmeye çalışırken diğer taraftan da doğrulmaya çalışıyordu:
-şey bende biraz uzanmıştım…
Tarık o kalkana kadar yanına gelmişti bile endişeyle bakarken:
-hasta mısın yoksa?
Naz tam doğrulmuştu ki birden başı döndü ve kendini tekrar kanepeye bıraktı:
-sanırım oluyorum…
Tarık kanepeye ilişti elini Nazın anlına koyup:
-yüzün kıpkırmızı ateşin mi var yoksa?
Naz anlına değen elle derin bir nefes aldı:
“ateşe ne gerek var benim bu hale gelmem için seninle bu mesafede olmam yeterli”
-bilmem belki de…
Tarık diğer elini de yanağına koydu ardından alnında ki elini de yanağına indirdi sürmeli gözler merak ve endişeyle kendine bakarken Naz kalbinin deli gibi çarptığını hissediyor ve nerdeyse soluk alamıyordu…
Tarık ensesinden kavrayarak Nazın başını kaldırdı ve ona biraz daha yaklaşarak başını göğsüne yasladı ardından sırtını kanepeye dayayıp iyice sarıldı Naza saçlarını okşarken:
-neden kendini bu kadar harap ediyorsun Naz?!
NAZ:-işler bir an önce bitmeli…
Bunları söylerken başı hala Tarığın göğsündeydi hafızasında hala taptaze duran o bildik kokusu ciğerlerine dolarken onunda bu yakınlıktan dolayı değişen soluk alış verişini rahatlıkla hissediyordu… bir tarafı neden ses çıkarmadan öylece kollarının arasında durduğuna kızsa da hareket etmeye mecali yoktu ve aslında bunu hiçte istemiyordu…
Tarık onu göğsünden ayırmadan bir eliyle çenesinden tutup başını kaldırdı gözlerinde muzip bir gülümsemeyle:
-sen benden kurtulmaya mı çalışıyorsun?
Naz başını sallayarak:
-sana yakın olmaktan korkuyorum…
Tarık başını eğdi ve anlına bir öpücük kondurdu:
-uğraşma Naz biz birbirimizden kopamayız…
Naz gözlerini kırpmadan ona bakıyordu hafifçe yükseldi neredeyse kucağında oturur bir pozisyona gelmişti yutkundu bakışları gözlerinden dudaklarına kaydı eli Tarığın göğsüne doğru çıkarken gözlerini sıkı sıkı yumdu ona doğru biraz daha uzanıp dudaklarını aralamadan dudaklarının üzerine bastırdı önce ve ardından küçük öpücükler kondurmaya başladı… işte kendiyle savaşı bırakmıştı istediği tek şey doyasıya onu hissetmek hatta onun olmaktı “Naz neler saçmalıyorsun?... evet yeter ki istesin hem de hemen şimdi burada” Naz bunları düşünürken Tarığın dudakları aralanmış Nazın dudaklarını hapsetmiş bastırılmış bütün duygularını sessiz bir çığlık gibi haykırıyordu her temasta ve vücudunda gezinen elleriyle her dokunuşta…

Naz tam anlamıyla kendinden geçmiş Tarığa teslim olmuşken çalmaya başlayan telefon bile onları durduracak gibi görünmüyordu ama ısrarla çalmaya devam edince Naz isteksizce araladı gözlerini:
-Tarık?!
Yattığı yerden doğruldu ter kan içinde kalmıştı kulağında ki uğultu arasında sağına soluna bakınıp neler olduğunu anlamaya çalışırken iç hat telefonu hala ısrarla çalmaya devam ediyordu zorlukla telefona uzandı çatallaşmış bir sesle:
-efendim?
Sekreter:-Naz hanım Tarık bey geldi…
NAZ: “Allahım rüyaymış”- bana beş dakika ver ve sonra gönder içeri…
Naz ayağa kalktı saçını başını düzelti el aynasıyla yüzünü kontrol etti… ardından kapı vuruldu:
-girin!
Ayağa kalktı ama onun yüzüne bakmaya cesareti yoktu bir az önce yaşadıklarından daha doğrusu yaşadıklarını sandığından sonra:
-hoş geldin!
Tarık Nazın kendiyle göz göze gelmeme çabasını fark edince daha bir dikkatli süzdü onu:
- hoş buldum… Naz iyi misin?

ummu88
11-09-09, 17:53
ADA
Tarık ‘ın telefonu çalar “evet Macit bey sizi dinliyorum .. Anlıyorum teşekkürler”

Pencereden dışarıyı izlemeye koyuldu. ” Doktorda ne işin vardı “ odanın içinde dolandı. Sonra “tabi ya rutin işlem bu yoğunluğunda onu asla atlamazsın değil mi öyle olsun naz öyle olsun “ oysa bir kararımız vardı

***********************
“Düşünsene seneye yine burada ada aramızda nikâh tazeliyoruz “
“oldu canım başka”
“olmaz mı “
“öyle her yıl olmaz öyle şeyler özel zamanlarda yapılır mesela 20 yıl”
“ya olmaz 20 yıl çok fazla 5 yıl yapalım”
“oda çok az 10 yıl iyi”
“oh 10 yılı kabul ettirdik nihayet her yıla bir bebek”
“neeee her yıl bir bebek hayırdır oyuncak sandın sen ya da beni bebek makinesi öyle çabucak olmuyor ayrıca bakımları ne olacak”
“hep yanında olurum”
“yok canım ileride belki bir tane daha yapabiliriz”
“hiç olmazsa 4 olsa”
“yok en fazla 2”
“3 olsa”

***************************
Filiz: abi

Tarık: gelsene hoş geldin( sarılır ) nasılmış kızıl prenses nasılsın özledim. Nasıl gitti.
“harika”
“ufaklık çok özledim”
“aynen nasıl yaramazlar “
“neler kaçırdın bir bilsen bizim ki nişanlandı tektaş yüzük bile aldı. Sonra şutladı şimdi yeni biri varmış “
“Desene senin gibi çapkın”
“saçmalama e vahi Can nasıl bıraktın mı geldi mi”
“bırakır mıyım çok iyi mutlu “
“desene bizim ailede erkekler sakin kızlar yaramaz “
“bilmem bakalım kızım olsun onu o zaman konuşalım bir araya gelemedik ne zamandır”
“naz hanım fena kaptırdı kendini yoksa evden kaçmak için mi kullanıyor bilemedim”
“abi ne saçmalıyorsun“
“bilsem çok kötü filiz şu iki haftadır naz eve öyle geç geliyor ki hafta sonu döndük o kadar uzak davrandı ki anlatamam ne düşüneceğimi şaşırdım her şey karışmışmış düzeltmeye çalışıyormuş yok ece hanım istediği gibi çıkmamış sanki kadını ben ayarttım git kıyafetlerime sarıl dedim o kadar içine alırsan bilmediğin insanı olacağı bu”
“abi şunu doğru düzgün anlat bakayım”
Tarık kısaca olanları anlatır
“.. işte böyle ne düşüneceğimi şaşırdım. Aklıma hiç hoşuma gitmeyen şeyler geliyor”
“yapma abi durduk yerde olmadı ya “
“o yüzden aklım karıştı. Ne oldu bir anlasam”

Sadri: hadi patron gelmiyor musun selam filiz nasıl gidiyor
Filiz: iyidir sizde haberler tebrikler iki gün yok olduk maşallah
Tarık: bizimkiler nasıl sürekli ada ile deniz’le konuşuyorlar lütfedip nasılsın oluşum diyor
Filiz: eh bizde çok mutlu değiliz bu durumdan can fena taktı hep ada hep ada diye mızmızlanıyor
Tarık: bak sen şimdiden başladı mı?
Filiz: eh başladı valla çocuk yanlarında ilgi çekmek için dört döndü. Ada ne zaman teflona geliyor ya da kameraya hayda 4 dü birden yarış yapıyorlardı resmen eh küçük olsa da görüyor olanları
Sadri: yani daha ilk andan bu yana ada hanım nedense her iki ailenin de gözdesi oldu. Neyse bizim öyle sorunlarımız hiç olmadı
Tarık: tek çocuk tek torun sansını kullanıyorsun
Sadri: bu böyle uzar gider hadi yürüyün

Akşamüzeri bahçede ada ve deniz dost ile oyunlar oynuyordu.dost yere uzandı ve kalkmadı.ada koşarak içeriye babasının yanına geldi.

Ada: baba dosta bir şey oldu
Tarık: ne oldu kızım
Ada: yattı kalkmıyor
Tarık: ne

Dışarı fırlar. Dost yerde yatıyordur. Hemen koşar bakar kalbi çok zayıf atıyor. Hemen arabaya alır veterinere götürür.
Veteriner: beklenen Tarık Bey yine çok uzun yaşadı bunda sizlerin payı çok büyük
Tarık: ne yapabiliriz
Veteriner: daha fazla acı çekmeden uyutalım
Tarık: ben onu bırakamam
Veteriner: bakın Tarık Bey şu anda iyileşmesi mümkün değil ölüyor kalbi ömrünü tamamladı. Fazladan 1 yıl daha yaşadı bu bir mucize unutmayın bunu her an bekliyorduk. Bakın geride 2 yavru bıraktı
Tarık: tamam nasıl olması gerekiyorsa yapın onunla vedalaşayım
Dostum benim seninle neler yaşadık şimdi bırakıp gidiyorsun beni
Sarılır ağlayarak dışarı çıkar. Veteriner dostu uyutur.
Tarık dostu alır eve onun için daha önce ayırttığı aile mezarlığına götürür. Orada gömülmesini sağlar. Sonra eve gelir. Çocuklar onu bekliyordu
Ada: babiş dost nerde
Tarık: gitti kızım
Ada: nereye ditti neden gelsin
Deniz: hiç delmiyecek mi
Tarık: gelmeyecek oğlum
Deniz: ama neden
Tarık: gelemeyeceği bir yere gitti artık o bizi yukarıdan izleyecek
Ada: bana ne gelsin

Durumu anlayan Belkıs Hanım” hadi çocuklar gelin canlarım bakın babada çok üzgün artık dost bir melek oldu tamam mı?
Ada: melek mi belkıs teyze nerde
Belkıs: cennette güzelim hadi gelin bakalım uyku vakti
Deniz: melek ne demek
Belkıs: gelin ben size anlatırım

Ada: ben uyumam
Tarık: tamam Belkıs hanım ben uyuturum naz gelmedi mi?
Belkıs: toplantısı uzamış efendin sekreteri telefon etti
Tarık: olmasa şaşardım

Ada’yı yatağına götürür.
“Hadi bakalım prenses uyku vakti”
“bana ne annem gelsin”
“prensesim annenin ne zaman geleceği belli değil hadi sabah uyanınca yanında bulacaksın söz”
“baba artık dost hiç gelmicek mi”?
“yok, bir tanem o artık bulutlara üstüne gitti biz onu göremeyeceğiz ama o bizi hep görecek hadi bakalım minik kelebeğim uyu”
“melek ne “
“melek bulutların üstünde kanatları olan biri ”
“nerde yaşıyo”
“gökyüzünde canım”
“dost şimdi oraya mı gitti”
“evet canım hadi uyku vakti”
“şarkı istiyorum”
“Tamam meleğim”

MELEK
biliyorum
sen bir meleksin
bana yardım için gönderildin
biliyorum
sen bir meleksin
zor günlerimde çıkageldin
yüzümü güldürdün
başımı döndürdün
acımı dindirdin
yolumdan çevirdin
eğlendirdin
sakinleştirdin
ehlileştirdin
ve daha bir sürü şey
canım mısın sen
benim misin
her şeyim misin sen
hoş geldin melek
sefalar getirdin

Şarkıyı söylerken ada uyur. Tarık aşağı iner. Onun için çok zordur. Bunca birliktelikten sonra en iyi dostunu kaybetmiştir. Bir bardağa koyduğu viskiyi içerek pencereden dışarıyı izlemeye başlamıştı

Naz oflayarak içeri girdi
Belkıs: hoş geldiniz naz hanım size bugün ulaşmaya çalıştım ama toplatınız varmış bağlamadılar
Naz: ne oldu Belkıs Hanım niye Tarık ı aramadın
Belkıs: sizi Tarık bey için aradım

Tarık: ne gereği vardı da aradın Belkıs hanım naz hanımın ailesine ayıracak zamanı mı var
Naz: Tarık neden böyle söylüyorsun sen içki mi içtin
Tarık: içtimse ne olmuş
Naz: Tarık ne oluyor söyler misin
Tarık: yok bir şey

Yukarı çıkar
Belkıs: dost gitti
Naz: nasıl gitti
Belkıs: öldü naz hanım
Naz: neeee ne zaman oldu benim niye haberim yok
Belkıs: sizi o yüzden aramıştım
Naz: of Belkıs Hanım neden söylemediniz
Belkıs: sekreterinize söyledim çok önemli diye ama toplantıda telefon bağlayamam dedi
Naz: tamam (gözleri dolmuştur yukarı çıkar Tarık’a yaklaşır sarılır)

“özür dilerim bilmiyordum çok üzüldüm neden aramadın”
Tarık geri adım atıp yüzünde garip bir gülümseme ile “ hıh neden aramadım öyle mi bu ara öyle meşgulsün ki çocuklarına bile ayıracak zamanın yok bırak beni ”
“yapma Tarık”
“yalan mı “?
“biliyorsun bu ara çok zor bir dönemdeyiz”
“hep öyle diyorsun ”
“ne olursa olsun böyle bir şeyde hemen gelirdim”

Naz: dostla ne anılarımız var şimdi düşünüyorum da sizi ilk gördüğümde şaşırıp ayağımı burkmuştum

Tarık tan cevap gelmez. Sözün bittiği andadır o anda neler paylaştıklarını düşünür onu ilk bulduğu an birbirlerini yaralarını sardıkları anlar atık her gün uğurlayan onu sevinçle karşılayan dosttu olmayacak olması artık yaşlar öylece inmeye başlamıştı. Naz da ondan farklı değildi sarıldı. Başını omzuna koydu ”biliyorum ne söylesem hiçbir anlamı yok “
Tarık naz’ın başını kaldırdı. Merdivenlerden çıkmaya başladı.

Naz: tarııkk
Tarık: sen işlerine bak boş ver bizi
Naz arkasından üzgün bakıp koltuğa oturdu. “hayatımın bu kadar kısa sürede tepe taklak olmasına inanamıyorum”
Tarık basamağın başından” öyle mi bunun bu hale gelmesine sen sebep oldun”
“ ya sadece 1 haftadır böyle “
“hayır, Tam 10 gün 10 saat oldu “
“Tarık lütfen yapma bunu bize”
Tarık öfkeyle “ben yapıyorum öyle mi ben yapıyorum ( elleriyle alkış yapıp) süpersin iyi geceler tartışmak istemiyorum çocuklar yeterince huzursuz”

Naz çaresiz başını ellerinin arasına alıp içinden “var olanları bile koruyamıyorum. Şimdi sana anlatmaya kalksam hemen bırak diyeceksin üzerime aldığım görevi başaramazsam kendime saygım kalmayacak biraz süre versen ne olur sanki biraz anlayış göstersen aylardır uzağım gibi davranıyorsun öyle olunca çocuklarda etkileniyor oysa her zaman yanında olacağım dedin oldun şimdi ne değişti “

Tarık gece odaya gelmemişti. Naz döndü durdu. Dayanamadı yukarıya çıktı.
“Tarık nende buradasın”
“yalnız kamaya ihtiyacım var”
“Tarık lütfen yanımda olmana ihtiyacım var bunu başarmak zorundayım”
“iyi sen başar yükseklere çık defileni yap başarına başarı kat mutlu ol madem biz seni mutlu edemiyoruz mutluluğu dışarıda ara naz hanım”
“ne demek şimdi bu”
“ne dedimse o “
Naz yanına çöktü dokunmak istedi Tarık uzaklaştı
Naz: Tarık neler oluyor
Tarık: senin yaptığını yapıyorum
“bak o an “
“konuşmak istemiyorum naz düşün önceliklerine karar ver ondan sonra tekrar konuşalım olur mu”
“tarıkk öncelik ne ailem daima önceliğim oldu bunu nasıl söylersin sadece 10 gün için mi bu huzursuzluk“
“yalnız kalmak istiyorum “
“Tarık konuş benimle ne demek istedin”
“sana yalnız kalmak istediğimi söyledim çık şimdi”

Ada odaya girmiş babasının üzerine atlamış. Tarık her zaman yaptığı gibi onu gıdıklamamış oyun yapmamış
Ada: babiş ne oldu
Tarık: yok prensesim
Ada: var var neden burada yatıyorsun
Babasının saçlarını karıştırır
Tarık: yapma kızım şunu halana mı çektin nedir hem babaya babiş yok tamam mı?
Ada: (omuzlarını silker) ben çok seviyom babişşşş
Tarık: iyi bakalım hadi hazırlan çıkalım okul vakti
“tamam “
Ada odasına gidip elbisesini giydi. Sonra fırsattan yararlandı. Doğruca annesinin aynasının önüne geçti aynada kendini süzdü. Sonra çekmeceleri karıştırıp rujları buldu . aynada bakarak sürmeye başladı. Sonra doğruca basının yanına koştu .
Ada kapıyı açarak babasının karşısına geçti kendi etrafında döndü şöyle bir salındı “ nasıl olmuşum babiş”
“kızım ne dudaklarındaki”
“ruj güzel mi”

Tarık farkında olmadan ilk defa ada ile çok sert konuşuyordu “hiç güzel olmamışsın onu siliyoruz Belkıs teyzen silsin”
Ada öfkeyle yere vurdu ayağını “hayır silmiyor işte bana ne ben seviyorum”
Tarık öfkeyle bağırdı “ada git dedim silinecek o yüzündekiler çabuk “
Kapıyı açar “Belkıs hanım” diye bağırır

“buyurun efendim”
Öfkeyle bağırır “bu ne Belkıs Hanım nerdesiniz siz nasıl görmezsiniz”

“şey deniz beyle ilgileniyordum efendim hemen hallediyorum gel adacım”

Ada babasına korkuyla bakıp sonra ağlamaya başladı içini çekerek “sen bana kızdın sen bana kızdın artık beni sende sevmiyorsun bende seni sevmicem işte”

“ada kızım”
“git gelme “
Belkıs: tamam Tarık bey biraz sakinleşsin sonra konuşursunuz

Tarık odanın içinde bir tur dolanır “Allah kahretsin ya of “ kapıdan çıkan Belkıs hanımın arkasında koridora çıktı
“Belkıs Hanım bağırdığım için sizden özür dilerim ben alayım”
“gel meleğim canım sıkkındı özür dilerim hadi ama lütfen bak şimdi bende ağlarım “
Ada: bana bi daha bağırma tamam mı
“tamam prensesim. Deniz nerde “

“aşağıda “
“tamam, hadi bizde inelim” yanaklarından sesli uzun uzun öptü. Aşağı inip kahvaltı yaptılar. Deniz ile vedalaşıp kapıdan çıkarken
Ada: ben okula gitmicem seninle gelcem”
Tarık:ama kızım benimle gelemezsin orda çok sıkılırsın”
“bana ne istemiyorum sevmiyorlar beni”
Tarık kucağına aldı “söyle bakalım kim sevmiyor seni”
Dudağını büzer babasının kucağında sağa sola sallanır” emir”
“emir kim”
“sınıfta benim yanımda oturmuyor hep Beliz’in yanında oturuyor benim elimi hiç tutmuyor” omuzlarını silkip “sen ona kız olur mu”?
“tamam, kızarım ben sen ona mı böyle kıyafetler giyiyorsun bakalım”
“hı hı ( başını öne doğru sallar ) beni güzel bulsun otursun diye”

Okula gelirler
Ada: ben seninle gitmek istiyorum
Öğretmen: adacım hadi gel
Ada omuzlarını yukarıya kaldırarak “bana ne ben babamla gidicem lütfen baba beni bırakma”
“ama kızım işe gitmem gerek öğlen geleceğim biliyorsun jimnastik kursun var o zamana kadar hadi öğretmeninle git “
“olmaz lütfen “ ada içini çekerek ağlamaya başladı. Babasına sıkıca sarıldı
Öğretmen sessizce “ne oldu bir sorun mu var”

Kapıdaki mücadeleyi okulun müdürü duydu kapıya çıktı “a ada güzelim hadi gel bakalım seninle biz biraz sohbet edelim”

Tarık: kudret hanım biraz konuşabilir miyiz
Kudret: nedir sorun
“sanırım sınıfında bir arkadaşı onun yanına oturmuyormuş “
“kim”
“emir sanırım o yüzden gelmek istemedi.”
“bu ara okulda da huzursuz. Evde sorun var mı”?
“gözüme çarpan bir durum yok”
“dikkatimi çekti bir süredir annesini evin dışında çizmeye başladı. Anne ile nasıl bu yaşlarda gerçi anne babayı ayrı çizme olabilir ama ev dışına çizmek bir yere mi gitti annesi sorunca cevap vermiyor”
“bu ara çok çalışıyor zaman ayıramıyor ondandır belki de ben görüşürüm”
“okuldaki durum için çaktırmadan çözüm bulurum merak etmeyin “

Ada ile müdür gelir
Müdür: babası ada size bir şey söyleyecek
Ada: tamam ben kalıyorum
Tarık: aferin kızıma öğlen geliyorum yemeğini yediğinde yanındayım tamam mı canım
“tamam”
Tarık kızına öpücük verir “iyi günler “
Öğretmen ve müdür: size de

Tarık telefon etti “naz nerdesin”
“fabrikada “
“bir yere ayrılma geliyorum”

Tarık: naz bu geç gelmelerin çocukları çok etkilemeye başladı. Biraz önce Ada okulda kalmak istemedi
Naz: dostun gitmesi onu da çok etkiledi tabi
Tarık:birde evdeki gerginlik
Naz: görüyorsun durumu harıl harıl salıya yetişsin diye uğraşıyorlar
“aslında sanki çocuğun birine tutulmuş o yanına oturmuyormuş bahane si buydu ama öğretmeni anne ile bir sorun mu var dedi.”
“işlerim yoğun biliyorsun Tarık anlattırma “
“iyi sende bir daha bana böyle bir konuşma yaptırma lütfen beni ihmal etmeni anlamaya çalışıyorum ama çocuklarımıza bunu yapmana dayanamıyorum. Her ikisi de çok küçük ve benim olduğumdan daha çok sana ihtiyaçları var”
“ama Tarık şurda sıkışık olduğum ne oldu ki ”
“işte anla o kadar süre bile ada da bu etkiyi yaptı”
“ne olur Tarık şurda 4 gün izin ver bana lütfen “
“ben ne anlatıyorum sen ne diyorsun naz iyi nasıl istersen öyle yap “

Bankada masada laptopun başında dosya incelemeye çalışıyordu. Aslında daha çok sadece ekran ona o ekrana bakıyordu. Birden mesaj alındı ibaresi geldi. Açtı karşısına çıkan resim kendini kaybetmesine neden oldu. Laptopu aldığı gibi duvara fırlattı. Koltuğa çöktü başını masaya vuruyordu. Bir yandan “Allah kahretsin bu muydu sıkışıklığın nedeni naz “

sese koşan Sadri yerde bilgisayarı parçalanmış şekilde gördü tarık başını dayamış öylece duruyordu masada “Tarık neler oluyor”
“ben çıkıyorum banka sana emanet “
“nereye”
“bilmiyorum”
“Tarık kanka anlat”
“boş ver bir süre burada olmayacağım”


gelmiş çocukları ve valizlerini hazırlamış bir hafta önce çocukları götürdüğü at çiftliği ve doğal hayvan parkı olan tatil beldesine gitmişlerdir. Deniz, orman iç içe olduğu sesiz ve sakin bir yerdir.

……………………………………………………………………………

brs-sym
12-09-09, 00:08
Sessiz Aşk/3




Koyu bir maviyle renklendirilmiş omuzlardan aşağılara sarkan ve kolunun dirseklerine kadar devam eden kumaş, mini gelecek şekilde vücudunda sonlandırılmış ve siyah topuklu ayakkabılarla süslenmişti, Naz.

Boynunu süslediği zarif pırlanta kolyesinin yanlarına sarkan siyah düz saçlarının arasına dalgalar serpiştirilmişti, hafif bir makyaj altında.


---



Mavi gözlerini ortaya çıkaracak şekilde yapılmış makyaj, beyaz tonlarına dayanıyordu. Klasik görüntüsüyle ev çalışanlarının yanından geçerken ilgiyi; boynundan aşağıya akan ve dizkapaklarının üzerinde sonlanan mor bir elbisesine doğru çekti.


Düz saçları arasına yer alan koyu kırmızıçizgileri uyum sağlamıştı elbisesine. Ve altına yerleştirdiği babet tarzında siyah gümüşle işlenmiş klasik ayakkabısı kendisini yaşında ve şık gösteriyordu.


Nehir, kendisine şaşkınlıkla bakan gözlere gülümser.



Zeynep, önünde duraksar;



“ Çok güzel olmuşsun canım… Ve çok şık…”



Nehir, gülen gözlerini yeşilin tonlarında parlayan Zeynep’in gözlerine yerleştirdi ve kendi etrafında döndü.



“ Bugün biraz farklılık yapayım dedim. Ama sanmayın ki stilimi değiştirdim…”



Küçük bir kahkahanın ardından yan taraftaki merdivenlerden inen Naz’ı görür ve gülümsemesi yarıda kesilir. Zeynep ve diğer iki çalışan ortamdan ayrılırlar.



Tarık’ın kapıdan içeri dalışı, Naz ile Nehir’in koyu bakışını böler.



Tarık ilk önce Nehir’e bakar ardından bakışlarını merdivenden inmekte olan Naz’a çevirir ve onu baştan aşağı süzer.




“ Çok şık olmuşsunuz.”



Nehir, Tarık’ın kendisine bakmadığını görünce yüzünü buruşturur. Ve dalgın gibi davranarak elini düz saçlarının arasında gezdirir.



Kısa bir bakışmanın ardından Tarık yüzünü Nehir’e döner.



“ Bu ne değişiklik Nehir Hanım.”



“Kaç zamandır dolabımda duruyordu giyeyim dedim.”



Nehir umursamaz ve bir hayli rahat bir şekilde konuşuyordur kollarını göğsünün altında birleştirirken.





Funda Hanım kapının önüne gelir.



“ Merhaba. Çıkmadınız mı daha?”




Tarık’ın Naz’ın gözlerinde kaybolduğunu gören Funda gülümser ve sesini yükselterek aynı soruyu tekrarlar. Nehir şaşkın bakışlarla bakar Tarık’a. Tarık;




“ Bir saattir bekliyorum aşağıda, şimdi hazırlanmışlar. (kısık bir sesle ama sessiz ortamdaki herkesin duyacağını bilemeden) Bence beklememe değmiş, harika.”



Tarık’ın gözleri Naz’ın koyu mavi tonlarındaki elbisesinde gezinir, dudaklarından gözlerine kadar ilerler.




---



İstanbul’un en popüler mekânlarında bulurlar kendilerini. Rengârenk ışıklarla donatılmış yüksek sesli müziğin eşliğinde dans eden birkaç genç ve ardında bıraktıkları alkışlarla kalabalık bir yere girerler.



Gürültüden dolayı yüksek sesle konuşmaya başlarlar.




“ Burayı biliyorum, hoş bir yer. Bir şeyler içelim mi?”



Nehir gürültünün arasında konuşmaya başlamıştır bile; Naz’la Tarık gülümseyerek bakışırken.



Nehir rahatsız olup Tarık’ı koluyla dürter.



“ Size söylüyorum, bir şeyler içelim mi?”



Nehir, Tarık ve Naz içeceklerini ısmarlayıp müziğin eşliğinde hafif tempoyla dans etmeye başlarlar.



Gecenin ilerleyen saatlerinde Nehir fazla kaçırdığı alkolün etkisiyle ritmini arttırır ve pistin yanında dans etmeye başlar. Tarık, Nehir’in arkasından kahkahalarla bakarken Naz bir yere odaklanmıştır.



Tarık bunu fark eder ve Naz’a ne olduğunu sorar. Naz bu soru karşısında saatine bakar; saat 2’yi geçmiştir.




“Hiç… Yok, bir şey.”



“Emin misin?”



Tarık yüzünü, yüksek sesten dolayı duyamadığı için Naz’a yaklaştırır farkında olmadan.




“ Eminim.”


Naz’ın gülümsemesi karşısında Tarık gözlerini Naz’ın dudaklarına kaydırır. Naz, alkolün etkisiyle bir şey anlamadan Tarık’a bakar.



Birkaç saniye sonra yanlarına gelen Nehir bakışmayı böler. Sinsi bakışlarını Naz’a çevirir ardından kahkahayı basar. Ayakta duramayacak kadar sarhoş olan Nehir, kırmızı deri kaplamalı koltuklara atar kendisini. Naz’da kendinden geçmiş bir halde durduk yere gülmeye başlar, Tarık bir Nehir’e bir Naz’a bakar;



“ Bu gece yandın oğlum Tarık.”



Naz hafif tempoda başladığı dansına ara verir ve şarabından bir yudum alır. Gözlerini Tarık’a diker, Tarık’ın da hoşuna gider tabii, gülümser.



Naz kolunu Tarık’ın omzuna koyar ve yavaş hareketlerle kollarını onun boynuna dolamaya başlar. Yarı kapalı halde duran göz kapaklarının arasından süzülen siyah gözlerini karşısındaki ela gözlere yerleştirir ve içten bir gülümsemeyle Tarık’a yaklaşır.




Hızlı tempolu müziğin altında birbirlerine dolanmış dans etmeye başlarlar yavaşça. Bu müziğin altındaki yavaş hareketlerle dans etmelerini gören Nehir ilk önce gülmeye başlar sonrasında yüzünü buruşturur ve Naz’ın başı omzuna yaslanmış mutluluktan gülümseyen Tarık’ın gözlerine bakar. Bütün gece süren gözlerindeki ışıltı şimdi sönmeye başlar ve gözleri dolar. Alkolünde etkisiyle deri koltuktan sekerek kalkar. Arka kapıya doğru ilerleyip dışarı çıkar, elinde tuttuğu küçük siyah çantasından telefonunu çıkarır. Orada bulduğu alçak tabureye yerleşir ve ellerini çenesinin altına sabitler. Mavi gözlerinin arasından süzülen gözyaşları kendisine getiriyordur onu. Telefonun tuşlarına basmaya başlar.



Yüzünü bir eliyle silerken diğer elini telefonla beraber kulağına götürür.



“ Alo? (duraksar) Barış… (titrek sesiyle pişmanlık dolu bir ifadeyle boş bir şekilde ilerideki karanlığa bakar) … İyiyim… Sadece sesini duymak istedim… Bende seni (titreyen dudaklarını sıkar ve gözlerinden akan yaşlara mani olarak çantasından çıkarttığı selpağı yanaklarına değdirir) seviyorum… Hiç, evdeyim. Demiştim ya evde birkaç sorun oldu ondan çıkamadım seninle. ( sahte bir gülümsemeyle sarhoşluktan kapanan göz kapakları arasından önüne yerleşen arabanın camından kendisine bakar) Keşke seninle gelseydim. Ev çekilmiyor, biliyorsun… Evet… Tamam… Yarın mı? (duraksar) Yok, bu gece fena içtim sanırım pekiyi hissetmiyorum kendimi geç kalkarım sabah… Neyse ben kapatıyorum, bay!”




Telefonunu çantasına koyar ve çantasından çıkarttığı küçük aynasından kendisine bakar. Peçetesini bozulmakta olan makyajının bulunduğu yerlere getirip siler sonra lavaboya girer.



Naz ve Tarık ise kırmızı deri koltuklara oturmuş sohbet ediyorlardır. Kahkahaların arasından, gözlerine daldığı kadını hayal ediyordu, dudaklarında gezinişini hissediyordu sanki. Naz ise anlayamadığı bir duyguyla Tarık’a bakar. Ve karşısına kahverengi gözlerinin üzerinde jöleleşmiş sarı saçlı, ayrıldığı kocasını getirir. Gülümsemesi söner sonra Tarık’ın anlattığı şeylere dalarak kendisine gelir. Haftalar sonra ilk defa birisinin yanında kendisini mutlu hissediyordur.

ummu88
12-09-09, 16:20
ADA

Naz eve gelir hiç ses yoktur ” Belkıs hanım”
“hoş geldiniz naz hanım”
“nerdeler”
“gittiler efendim”
“nereye”
“geçen hafta gittikleri yere”
“neresiymiş orası”
“bilmiyorum efendim”
“iyi Tarık bişey demedi mi”?
“size mesaj bıraktı”
“e nerde”
“sizin okumaya zamanınız olmazmış benim söylememi istedi”
“ içses(of Tarık yaptığın şeye bak )neymiş Belkıs Hanım söyler misiniz uzatmayın”
“ onları görmek isterseniz”
Naz: eeeeeeee
“ geçen hafta adayı dinlemiş olmayı isteyecekmişsiniz”
“anlamadım bu mu şimdi “
“ böyle söyleyeceğinizi de söyledi”
Naz: nasıl

Belkıs: geçen hafta ada nın anlattıkları yerde olacaklarmış. Adayı dinlemişseniz onları bulabilirmişsiniz. Tabi bulmak isterseniz
Naz: bulmak istersem öyle mi?
“evet, efendim başka bir şey demedi “
“tamam, Belkıs Hanım bana bir şeyler hazırlar mısınız?
Belkıs: peki efendim

Naz yukarı çıkar sıcak banyonun içine girer bir süre banyosunu üzerindeki gerginliği atmaya çalışır. Ama banyodan çıktığında artık yaşlar akmaya başlamıştır. “her şeyi allak bullak olmasına neden ol sonra çek git neymiş onları görmek istermişmişim şuna bak 4 gün sonra defile var yaptığına yok yok dönüşte yaptıklarının tek tek hesabı sorulacak Tarık Efendi hele o kurduğun tuzak göreceksin sen “ bir yandan ağlıyor bir yandan söyleniyordu. Yatağına oturmuş burnunu çeke çeke elinde mendili ile siliyordu
Belkıs hanımın hazırladığı tepsi ile içeriye girer.
“naz hanım iyi misiniz”?
“çok nasıl iyi olmam her şey yolunda arkamdan işler çevirip sonra beni tek başıma bırakıp giden bir koca giderken çocuklarımı da götürmüş hem de “
Belkıs Hanım yanına oturdu. Saçlarını okşayıp elini sırtında geçirip “hadi yemeğinizi yiyip biraz uyuyun sizin sinirleriniz bozulmuş”
“hayır, sinirlerim bozulmadı benim “ hıçkırırak burnunu çekmeye başladı.
“hı hı bozulmamış haklısınız”
“tabi haklıyım benim hormonlarımın oyunu bunların hepsi “
“hormonlarınızın”
“hı hı” derken bile burnunu çekmeye devam ediyordu. Nihayet sonunda aradan geçen yarım saatin sonunda ağlaması kesilmiş Belkıs hanımın ısrarı ile biraz yemekten yemiş ve uykuya dalmıştı. Ertesi gün öğleye kadar uyanamadı. Sonra zoraki uyanıp birkaç yüzünü yıkayıp uykusunu açmayı başardıktan sonra biraz kahvaltı yapıp çıktı. Git gide engel olamadığı bir uyku sersemliği ve ağlama krizleri ile iki günü geçirdi. Pazar akşamı dönmelerini beklerken dönmeyince filiz i aradı.
Filiz: alo naz nasılsınız geldiniz mi?
Naz: yok ben gitmedim gelmediler sizdeler mi diye aramıştım
Filiz: yo ne oldu
Naz: of sorma çok yoğunum birçok aksilik çıktı bana yardım olacağına sürekli tartıştık dün dost gitti. Ada okula gitmek istememiş fabrikaya geldi konuştuk birkaç gün daha destek ol dedim kızdı gitti akşam geldim Belkıs hanıma mesaj bırakmış
Filiz: ne mesajı
Naz: yok geçen hafta adayı dinlemişsem onları bulabilirmişim resmen kapris yapıyor
Filiz: kapris yaptığından emin misin?
Naz: sen bir şey mi biliyorsun
Filiz: sanırım artık onu eskisi gibi sevmediğini düşünüyor ama onu kırmak istemediğin içinde uzak davrandığını ve özellikle iş uydurduğunu
Naz: ne bunu Tarık mı söyledi. Ya öyleyim doğru yaptı bana yapacağını kaçtı şimdide
Yine engel olamadığı bir ağlama krizine girmek üzereydi ki “filiz neyse görüşürüz”
Filiz:naz neler oluyor abim ne yaptı sana
Naz: boş ver ne yaptıysa yaptı Salı günü defile var ama eşim yok yanımda değil başka ne olsun
Filiz: abim her zaman yanında oldu naz bunu yaptıysa geçerli bir sebebi vardır
“tamam, filiz daha fazla konuşmaya gerek yok görüşürüz can’ı benim için öp ümit döndü mü”?
“yok, daha değil sanırım ürünlerde sorun çıkmış ama defileye yetişecekmiş “

Defile için yazlıktan büyükler dönmüş ada’yı görmek için direk nazlara geldiler. 4 birbiriyle yarışır gibi bahçeden girdiler. Kapıyı açan naz karşısında anne ve babaları görünce şaşırır
Belgin aradan sıyrılır “nerdeymiş benim pamuğum “
Cahide kızını gördüğü durum çok hoşuna gitmez “kızım ne bu surat sanki hayalet görmüş gibisin
Vahi: kızım

Hulusi: tontonum ay tamam prensestin sen nerdesin bakalım bak saklanıyor musun aman da nerdeymiş
Belkıs mutfaktan çıkar “hoş geldiniz çocuklar ve Tarık bey yok”
Hulusi: neden nereye gittiler
Belgin: gördün mü Hulusi haber verelim dedim kim bilir küçük hanım nereyi istedi de babası dayanamadı gittiler ay şimdi bekle gelsin
Naz öyle bakıp girer oturur koltuğa
Cahide: naz korkutma insanı neler oluyor
Belgin: kızım naz neler oluyor
Vahi: nereye gittiler
Belkıs: bilmiyoruz efendim 3 gündür yoklar telefonları kapalı ulaşamıyoruz
Hulusi: e biz hergün
Vahi devam eder “kamera ile görüştük
Cahide: çocuklar çok neşeliydi.
Naz: nasıl yani sizi aradılar mı?

Cahide-vahi –belgin-Hulusi: evet hep kamera ile görüştürdü.
Vahi: seni sorduğumuzda çalışıyor çok yoğun defile yüzünden dedi
Belgin: ay aç bakalım belki yine açmıştır genelde bu saatlerde görüştük yarın geleceğiz biliyor

Naz diz üstü bilgisayarını açtı. Ekrana gelen mesaj iletisini açtı. Mesaj Tarık’tan olunca acele ile açtı karşısına büyük harflerle yazılmış bir yazı geldi ekranı kaplıyordu

“döndüğümde bu iş hepten bitecek sevgilinle gizli buluşmana gerek kalmayacak artık işi bahane etmene gerek kalmayacak “

Hepsi okudu
Vahi: bu ne demek naz
Cahide: vahi dur kız ne halde bak
Belgin: ayyy naz kızım neler oluyor
Hulusi: naz cevap ver
Her biri daha birçok sorular sordular naz hiç birini duymadı kulakları uğulduyordu. “sen neyi ne anladın “ başı dönmeye başladı sanki altındaki koltuk kayıyordu. Gözleri kaymaya baladı etrafındakiler “naz naz “ diye sesleniyorlar ama naz olduğu yere yığıldı kaldı. Gözlerini açtığında hastanede idi ve kolunda serum vardı.

Naz yere yığılınca vahi bir koltuğa yığıldı cahide onu sakinleştirmeye çalışıyordu. Hulusi telefona sarıldı. Sonrası naz arabaya koyulduğu gibi hastaneye gidildi. Vahi bir odada dinlendirilirken başında cahide vardı. Naz’ın başında belgin vardı.
Yapılan incelemeler sonunda naz’ın hamile olduğu anlaşıldı.


Naz: nerdeyim
Belgin: kızım neden yordun bu kadar hem de bu halde Tarık biliyor mu?
Naz: hayır
“neden”
“bunu sonra konuşsak belgin anne babam nerde”
“dinleniyor merak etme iyi annen başında sen bayılınca oda fenalaştı. Ama şimdi iyi”
“ben görmek istiyorum”
“önce serumun bitsin”
“gerek yok iyiyim şimdi sözleri görünce şok oldum da ondan “ yanında durun düğmeye bastı. Gelen hemşireye “serumu çıkarır mısınız”?
“ama naz hanım doktorunuz”
“benim burada doktorum yok”
Doktor “biri benden mi bahsetti.”
Naz: çıkmak istiyorum ceren hanım
Ceren: önce inceleyelim sonra neden haber vermediniz yani düşündüğünüzü söylemişti Tarık Bey ama siz gelmeyince daha olmadı diye düşünmüştüm ama maşallah daha gün bitmiş sanki haftasına kalmışsınız. Şu anda 4 haftalık gibi duruyor “
“Siz bu işin içinde değil misiniz”?
“hangi işin”
“bu hamilelik birlikte alınmış bir karar değil”
“ama “
“lütfen çıkarır mısınız”
“peki naz hanım anlaşıldı “

Naz babasının yanına gitti. “babacım”
Vahi başını çevirdi “bu günleri de mi yaşatacaktın bana”
“babacım Tarık neyi ne anladı bilmiyorum ama öyle bir durum yok bunu sonra konuşalım şu anda sadece defileye odaklanmak istiyorum”

Çiftlik
Deniz: babacım ben annemi çoook özledim
Ada: bende hiç aramıyor da gidelim
Tarık: iyiyiydik biz böyle ama hani çok seviyordun ata binmeyi sen de balık tutmayı
Ada: artık sevmiyorum ben annemi özledim
Deniz: mende didelim
İkisi de ağlamaya başladılar

Tarık: tama ağlamayın gidelim


Sonunda defile yapılmış bitmişti. Herkesin yüzü asıktı ama naz hiçbir kelime ettirmiyordu.

Herkes eve döndü.

Ümit: abla anlat artık
Naz: yalnız kalmak istiyorum
Belgin: naz merakta bırakma bizi neler oluyor

Hulusi: Sadri sen bu zibidini nerde olduğunu biliyor musun?
Sadri: valla bilmiyorum Hulusi amca ben neden gittiğini bile bilmiyorum sadece naz artık eskisi gibi bakmıyor sanki sevgisi kalmadı işi bahane edip uzaklaştı dedi o kadar
Filiz: evet bunu seninle konuşmuştuk naz artık
Hulusi: anlat bu zibidi neler çeviriyor anlat çabuk naz yoksa inan şimdi şurada kalpten gideceğim
Vahi: aynen


Tarık çocuklarla birlikte eve girdi. Ada ile deniz annelerine koştular naz ikisine de sarıldı. Öptü okşadı.”canlarım meleklerim “ derken gözyaşları akıyordu.
Hulusi: ne bu şimdi Tarık çocuk gibi çekip gitmek ne oluyor hem de karın bu haldeyken
Tarık öfke ile bakıp “ne varmış halinde”
Belgin: Tarık böyle bir günde yanında olmalıydın
“onun yanında artık ben olmayacağım anne “
Cahide: oğlum ne bu şimdi naz öylece susuyor sen abuk sabuk bir mesaj bırakmışsın
“abuk sabuk değil cahide anne”
Vahi: bana ne olduğunu biri anlatsın hem de hemen”

Naz: baba sakin ol hadi meleklerim odamıza gidelim
Ada ile deniz ne olduğunu anlayamamış öylece korku ile annesine sokuldular. Naz çocukları alıp odaya götürdü.

Ada: anne dedem neden kızdı
“siz yoktunuz ya ondan hadi bakalım uyuyalım olur mu”?
Öpüp kokladı. Sarıldı. “uyuyun canlarım benim bundan sonra hiç ayrılmayacağız. Bir daha bensiz bir yere gitmenize izin vermeyeceğim”

Ada: anne öyle eğlendik ki ben atla engel atladım
Deniz: mende balık tuttum
Ada: hı çok güzel tuttu anne sandalla açıldı birde küreği düşürdü
Naz: nasıl
Ada: akıllı sandalın ipini çözmüş
Deniz: ben annatcam
Ada: aman anlat beceriksiz
Deniz: ben beceriksiz değilim
Ada: tabi canım küreği düşündün akıllım
Deniz: çok ağıydı kaydı
Ada: doğru düzgün konuşamıyorsun bile kıskanç senin yüzünde at binmem yarım kaldı
Seniz: sensin
Ada: hayır sen
Deniz: hayıy sen
Artık birbirlerine vurmaya başlamışlardı. Naz ikisinin de elini tuttu “hop durun bakalım önce sakin olun Ada kardeşinle doğru konuş bir daha duymayayım. Deniz sende tamam mı ?
Ada: tamam
Deniz: tamam
Naz: e anlat denizim paşa oğluşum nasıl oldu
Deniz: ben balık tutmak istedim sonya sandala bindim sonra ipi çözdüm küyekle babamın gösteydiği gibi yaptım ama biyaz açılınca düşüydüm
Ada: sabah balık tutmaya tekneyle gitmiştik o anda benim sıramdı at binecektim babam bana bakıyordu sonra deniz yok oldu babam onu aramaya gittiği için ben inmek zorunda kaldım
Naz: nasıl kurtuldun deniz
Deniz: oyda ağabeyler vaydı onlay geldi sonya babam geldi sandalı çektiley
Naz: neden babanı dinlemedin
Deniz: adaya kıydım beni kaza kovalttı
Naz kaşlarını açıp adaya baktı
Ada: hergün sabah o istiyor diye balığa gidiyorduk sabah at binelim dedim sözümü dinlemedi bende kazın yumurtasını aldım ona verdim kazda kovaladı.hep onun yüzünden ne olurdu bir günde sabah benim dediğim olsa
Deniz: babam hemen koştu kazı kucakladı beni ısıyamadı akıllım ( elini göğsünde yukarıdan aşağı doğru çekerek)oh olsun sana nasıl kıydı
Ada denize vurmak için elini uzatıp” hep senin yüzünden ada yaptı dedin”
Naz: eğlenceniz buysa iyi ki ben gelmemişim yoksa kalpten giderdim
İkisine de sarıldı “çok özledim hadi bakalım ne anlatayım size uyku zamanı”

Çocukları sakinleştirip uyutmaya çalışırken aşağıda Tarık sorguya alındı

Ümit: tamam çok çalışıyor sitemini anlıyorum öğrendiğim durumlar çok hoş değildi ama senin bu yaptığına ne demeli Tarık ablama yönelttiğin suçlama çok çirkin benim ablam asla öyle biri olmadı. Kanıtın nerde

Tarık bilgisayara gitti. Açtı. Resimleri gösterdi. Naz yolun kenarında durmuş arkaya dönmüş karşıda bir adam ona el sallıyor naz gülümseyerek başını eğiyordu. “ benden uzak durunca takip ettirdim. Önce doktora gitti deyince kendi doktoru sandım adını öğrenince bilmediğim biriydi. Bir haftada her gün gitti ve yarım saatten önce çıkmadı. Ama bu ara ne bana nede çocuklarına ayıracak zamanı yoktu hanım efendinin

Filiz: abi bu resim bir kanıt olamaz anladığım kadarı ile doktoruna güveni kalmamış ikinizin bir olup oyun oynadığınızı düşünüyor
Tarık: ne oyunu
“bilmem artık şu anda naz 4 haftalık hamile”
“oo ne güzel demek bu ara o kadar sık buluşmalarının nedeni de anlaşılmış oldu karar verememişlerdir “
Ümit: ileri gidiyorsun Tarık

Naz merdivenlerden indi “bizi biraz yalnız bırakır mısınız”?

……………………………………………

YESIL8
12-09-09, 23:44
19. BÖLÜM 'KIRMIZI'


Naz yatakta bir sağa bir sola dönüp yatakla savaşı bittiğinde en sonunda sinirle doğrulur





************************************************** *****
Tarık:… Restaurantta iş yemeğindeydik bir ara lavaboya gittim…

********************************

Tarık lavabodan çıkar

Bayanlar tuvaletinin önünden geçerken

Tarık (eli burnunda) Ahh

Naz’ın gözleri kocaman açılmış.

Naz: Ayy ..Çok affedersiniz. Benim hatam. İyi misiniz Tarık Bey?


Tarık acı içinde, sağ eliyle sıkıca burnunu tutarken başını aşağı yukarı sallıyor tek kelime edemiyordu birkaç acı nidasından başka..

Genç kadın telaşla yaklaştı Tarık’a.

Naz: Ne kadar da dikkatsizim. Bu yaptığıma inanamıyorum.
Durun izin verin lütfen bakayım.

Tarık’ın acısı biraz hafifleyip göz göze geldiklerinde acısından çok şaşkınlık belirtisi yerleşti yüzüne.





Tarık: İşte o an gördüğüme inanamamıştım. Karşımda duran havaalanında çarpıştığım ve daha o ilk çarpışmada AŞIK olduğum kadındı. O an öylesine garipti ki adını bile soramamıştım. Sonra bir alışveriş merkezinde üzerinde Aşkın o tek rengiyle karşıma çıktığında AŞKIN varlığına bir kez daha inandım. Adını sordum ‘’ Naz’’ dedi. Zaten onun başka bir adı olamazdı ki. Sonra onu ikinci kez elimden kaçırdım. Günlerce onu bulmak için çabaladım durdum nerden bilebilirdim ki onun da beni aradığını.
**********************************





Naz:Off yeter artık Naz düşünme o söylediklerini.Hem sen de biliyorsun o söylediklerinin hepsi oyunun bir parçası. Evet evet hepsi bir oyun.

Başını evet anlamında sallayıp gülümserken derin bir nefes alıp

Naz: Ohhh işte şimdi rahat rahat uyuyabilirim artık.

Yastığa başını koyup gözlerini yumarken gülümsedi bir an..

Kulağında çınlayan o sesle gözlerini bir anda açar..

‘’ Adını sordum ‘’ Naz’’ dedi. Zaten onun başka bir adı olamazdı ki. ‘’

Ellerini çenesine koyup dudaklarını uzatarak

Naz: Of Tarık of. Sen rahat yatağında uyurken ben burada seni düşünüyorum.



http://www.dizifilm.com/forum/signaturepics/sigpic170903_51.gif



Aynı dakikalarda gitar çalma bahanesiyle müştemilata sığınan Tarık sırt üstü uzandığı kanepeden bozma yatakta




***************************
Naz sağ kulağına küpeyi takmaya çalışırken ayanın sol yanında beliren görüntüye bakıyor bir türlü kulağına takamıyordu küpeyi.

Tarık Naz’ı baştan aşağı süzerken onun ayna karşısında huzursuz bir şekilde küpe takışını izledi kısa bir süre. Belli ona hala kızgındı. Bu suskunluğu bitirmenin vakti çoktan gelmişte geçiyordu bile..

Tarık: Naz biraz konuşabilir miyiz?

Naz: (hala küpesiyle uğraşıyormuş gibi yapıp onunla göz göze gelmemeye çalışıyordu) : Tabi

Tarık: Yüzüme bakarsan sevinirim. Kızgın olmanı anlıyorum. Tamam ben de biraz ileri gittim.

Naz yüzünü Tarık’a döner.

Tarık: O öpücük için de söylediğim tüm o saçma sözler için de özür dilerim.

Naz: Tarık ben..

Tarık: Lütfen Naz. Bırak söyleyeceklerimi söyleyeyim. Farz edelim böyle bir şey hiç ama hiç yaşanmadı.

Naz suskun kalır ve üzgün bir şekilde onu dinler. Tarık her cümle kurduğunda kalbindeki hüzün giderek büyüdü gözlerinde..

Tarık: Senin için her şeyin bir zorunluluk olduğunu biliyorum. Her şeyi senin için kolaylaştırmaya hazırım. Bundan sonra senin dediğin gibi olacak her şey. ‘’ gerçekmiş gibi görünen sahte bir evlilikten öte bir şey olmayacak’’ söylemek istediklerin sadece bu. Umarım beni affedersin artık.

**************************************







Tarık: (üzgün bir ses tonuyla): Tek kelime bile etmedin.Bilsen ne kadar muhtacım…

Tarık: Of Naz of. Sen rahat yatağında yatıyorken ben burada acı çekiyorum.


Tarık: Neler oluyor sana. Unuttun mu o bütün bunları mecbur kaldığı için kabul etti. Ama sen…

Tarık: Ama sen..! diye bir şey yok. Yok bu böyle olmayacak.

Yattığı yerden doğruldu cam kapının önüne geldiğinde durup hala ışıkları yanan o tek odaya baktı.
Birkaç saniye sonra odanın kararmasıyla adamın yüzündeki aydınlık tekrar karanlığa boğuldu.




***********************************
Tarık: Kainat tek vücut, tek varlıktır. Her şey ve herkes görünmez iplerle birbirine bağlıdır. İşte bu söze şimdi gerçekten inanıyorum. Çünkü o sözün karşılığı işte tam karşımda duruyor.

AŞK…(26. kural)


Naz Tarık’ın anlattıklarının etkisiyle gözlerinin ta derinine dalmıştı. Aklı karışmıştı tümden. ‘Bu gerçek olabilir miydi..’











İkisinin de aklında aynı sözcükler karanlıkta bilmeden birbirine sessizce baktı yürekler.

‘Bu gerçek olabilir miydi’


19. BÖLÜM SONU

YESIL8
13-09-09, 00:03
19. Bölüm 'KIRMIZI'

'Sevgi bir nehirdi. Aşk ise bir denizmiş. Aşk öyle engin bir denizmiş ki kıyının ne tarafta olduğunu anlayamıyorsun. Uyandığında okyanusun ortasında bir salda tek başına buluveriyorsun kendini. Suların mavisi öylesine ele geçirmiş ki ruhunu, bir daha karaya dönebileceğini, bundan böyle eskisi gibi olabileceğini sanmıyorsun.'

Naz zihni bin bir türlü şeyle karma karışık kendi kendine söylene söylene gri araca biner.
Hemen ardından en az onun kadar dağılmış Tarık..

Naz başını çevirip baktığında.

Naz: Gözlerine ne oldu ?

http://img269.imageshack.us/img269/9849/sende.png



Tarık: Ne varmış gözlerimde?

Naz: Kan çanağı gibi.İtiraf et sen de uyumamışsın.

Tarık: Sen de mi? Yani sen…

Adamı sol elinin başparmağı kadının çenesinde gezindi. Gözler buluştuğunda kısa bir sessizlik..

Naz: (iç ses):Bilmek istiyorum bendeki seni.

Tarık : (iç ses): Bilsen bendeki bilinmezliğini ve tarif edilemezliğini..Sonsuzluk dolu o pırıltıların içinde ben olduğumu bilmesem de hayaliyle bile yaşamanın bile bana yettiğini.



Sen sen ol, kelimelere fazla takılma.
Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Aşk dilsiz olur.


Pembe kitap 6. Kural..

Aşkın diyarının dilsiz saniyelerine sığmıştı tüm iç sesler. Oysa belki bir bakış yeter yada bir dokunuş…


Kıpkırmızı bir şarabın içine atılan bir kuru üzüm gibi bir aşağı bir yukarı dans etti kalpleri. Aşkın kıpkırmızılığında aşka bulandı tenleri. İçmeden de sarhoş olunabiliyormuş meğer.

Kapı tıklama sesi ile bölünür o saniyeler.



Berk: Babaaa…Naşş….Babaa…

Tarık bir anda kendine gelir.

Tarık: Berk..

Arabadan çıkıp Berk’in kapısını açar.

Berk arkasından havlayan Fındık’a dönüp eliyle dur işareti yaparken.

Berk: Geyme Fıydık. Duy.

Fındık bir anda olduğu yere oturup başını bir sağa bir sola çevirip üzgün gözlerle Berk’e bakıp iç seslerine benzer sesler çıkarır.

Arkalarındna gelen Süheydan Fındık’ı kucağına alır arabanın hareket etmesini beklerken bir yandan elindeki köpeği sever.

Berk kollarını birleştirip somurtarak arka koltuğa otururken Tarık emniyet kemerini takar. Şoför koltuğunu geçtiğinde aynadan Berk’e bakıp.

Tarık: Küs müyüz?

Berk başka yöne bakıp omuzlarını kaldırır sadece…

Tarık: Peki bu gün bizimle Zuhal ablana (pedagog) Fındık’ı da götüreceğimizi söylesem..

Berk: (heyecanla ve biraz da şaşkın): O da mı geyecek Zuhay ablaya ?

Tarık: (gülümseyerek): hı hı..

Berk: Ama Fıydık konuşamaj ki.

Tarık ve Naz birbirine bakıp gülerler.

İkisinin birbirine bakıp gülümsediğine gören Berk’te gülmeye başlar.

Uzaklaşan aracın ardından gülümseyerek el sallayan Süheydan üzerindeki şalı bedenine iyice sararken

Süheydan ( iç ses): Dur bakalım Naz Hanım. Akşam senin için hazırladığım sürprizi gördüğünde bu kadar da mutlu olabilecek misin bakalım..





Naz gri aracın önüne yaslanıp az ötelerinde çimenlerin üzerinde köpeği ile neşe içinde oynayıp koşan minik çocuğu gösterip.

Naz:Ne kadar da mutlu. (gülümser) Zuhal Hanım onun giderek düzeldiğini söylüyor.

Tarık’ta Naz’ın yanında yerini alırken.

Tarık: Ve bütün bunların hepsi senin sayende

Tarık gülümseyerek Naz’a bakarken

Naz ( iç ses): Ne olur bana böyle bakmasan.

Naz gözlerini bir anda kaçırıp bakışlarını Berk’e yöneltir

Naz:Ona söylemeyi düşünmüyor musun? Bunu bilmeye hakkı var biliyorsun.

Tarık: Onun bir tek annesi var ve o da burada.
Naz: Tarık bunu bu gün olmazsa o mahkeme sonuçlandığında ona anlatmak zorunda kalacaksın. Sorunlardan böyle kaçarak kurtulamazsın.

Tarık (sinirle): Bana sorunlardan kaçmaktan mı bahsediyorsun?
Sen nerden bilebilirsin ki yaşadıklarımızı. Onun yavaş yavaş ellerimden kayıp gitmesini izledim ben aylarca. Öylece çaresiz kalmanın ne demek bilir misin.Şimdi karşıma geçip bana onun annesi olduğunu kabul etmemi bekleme.

Tarık Naz’ın yüzündeki bulutlanmayı fark ettiğinde artık çok geçti.Sözleri geri almaksa imkansız.

Naz: (mırıldanarak): Doğru ya ben nerden bilebilirim ki..

Tarık Naz’a yaklaşıp

Tarık: Naz ben. Naz ben çok özür dilerim. Affet beni lütfen.

Kollarından tutup kendine doğru çektiğinde Naz artık göz yaşlarına hakim olamıyordu.

Naz: Öyle özledim ki. Artık ona kızamıyorum bile. Sadece onu bulup sarılmak istiyorum.

Tarık Naz’ın saçlarını okşarken

Tarık (iç ses): Ah Tarık ah ne vardı şu çeneni tutsaydın. Üstelik doğum günün ertesinde ve böyle hassasken.

Tarık: Şişşşt..

Bir yandan kendine söylenirken Naz’ın saçına minik bir öpücük kondurur


Naz dayadığı omuzdan başını kaldırıp kendini geriye doğru çeker

Naz: Ona da aynı şeyleri yaşatma lütfen.Lütfen..

Naz’ın yüzündeki ıslaklığı eliyle silerken gözlerini kapayıp başını hafifçe öne eğer.

Tarık (iç ses): Öyle saf ve güzel bir kalbin var ki. Bu kalpten uzak kalmak zorunda olmak ne kadar zor bir bilsen.Dokunulması yasak bir hediye gibi…


Berk koşarak yaklaşır..

YESIL8
13-09-09, 00:15
19. Bölüm 'KIRMIZI'


Belgin: (telaşla) : Her şey hazır mı?

Süheydan: Evet efendim..

Filiz camın kenarına koşup uzaklardan yaklaşmakta olan araca bakıp heyecanla

Filiz: Geliyorlar.

Belgin: Çabuk salona. Süheydan ışıklar..

Süheydan kendini ağırdan alırken Filiz koşar

Filiz: Tamam ben hallettim..

GG plakalı araç lacivert evin kapısını farklarıyla aydınlatırken..

Naz: Elektrikler mi kesik acaba?

Tarık arka koltukta uyuyor numarası yapan Berk’i kucağına alır ve kapıya doğru yaklaşırlar.

Tarık: Jeneratör yine arıza yapmış olmalı.

Naz Berk’in uyanmaması için zile basmayıp kapıyı anahtarıyla açar..

Cep telefonunun ışığıyla yolu aydınlatmaya çalışıp

Naz : (fısıltıyla):Ev ne kadar da sessiz. Kimse yok galiba.

Tarık: (cebindeki çakmağı Naz’a uzatırken) : Koridorda mum olacaktı.

Naz salonun girişindeki kapının yanında duran şamdanların yanına yaklaştığına bir anda ortalık aydınlanır.

Belgin-Filiz-Hulusi: Sürprriiiz :happy0064:happy0064:happy0064

Naz şaşkın ve bir o kadar mutlu bir şekilde ona gülümseyerek bakan yüzlere ,özenle hazırlanmış masaya baktı..

Arkasını döndüğünde gülümseyen iki çift göze bakıyordu

Naz mumları üflemek için eğildiğinde Berk’te ona eşlik ediyordu.

Filiz: Bir dilek tut.


http://t0.gstatic.com/images?q=tbn:KPgg9cXNAeHNIM:http://farm1.static.flickr.com/190/445428817_12f7e3fe69.jpg



Naz gözlerini kapayıp sonra mumları üfler.Göz kapaklarını araladığında tek bir bakışa odaklıydı gözleri.

Tebrikler ve öpücükler bittiğinde.

Filiz elindeki minik paketi uzatıp

Filiz: Bu da benden uzak doğu hatırası minik bir hediye..(gülümser)

Naz Filiz’i öpüp hediyesini açar

Özel hazırlanmış bir o kadar özenle katlanmış ipek kimonoyu havaya kaldırıp.

Naz: Çok güzel. (Filiz’i tekrar öper) Çok teşekkür ederim.

Naz kutunun içindeki kırmızı parçayı eline alırken

Filiz: O da abimin. (gülümser) Ayrı ayrı paketlemektense böylesinin daha uygun olacağına karar verdim. Belki abimle uzak doğu felsefesine merak salarsınız diye.

Naz’ın kıpkırmızı kesilen yüzünü fark eden Belgin.


Belgin: Filiiiz..

Filiz: (omzunu bana ne der gibi kaldırırken): Ne var. Kötü bir şey mi söyledim.

Belgin: Bu da Berk ve bizden sana..

Berk minik bir paketi gülümseyerek Naz’a uzatırken minik bir buse bırakır Naz'ın yanağına


Naz paketin kurdelelerini açar. Üzerinde Berk’in Naz’ı öperken çekilmiş resminin basılı olduğu minik yastık kılıfını eline alır..

Berk: İyi ki doydun anne..

Naz gözleri dolarak Berk’e sarılır.Sımsıcak bir öpücük bırakır.

Naz: Çok teşekkür ederim bitanem.

Tarık elinde büyükçe bir paketle içeri girer

Tarık: Evet bu da benden Berk’in hediyesi kadar güzel olmasa da beğeneceğini umuyorum.

Naz büyükçe kutuya bakıp..

Naz: Ama bu çello. Sen bunu nasıl?

Tarık’ın yüzünde oluşan gülümseye bakar şaşkınlığı birden gülümsemeye dönüşür.

Naz heyecanla kutunun kapağını açar.
İçinden çıkardığı üzerinde N.ve T. harflerinin kazılı olduğu özel yapım çelloya bakıp..

Naz:Bu bu çok güzel. Çok teşekkür ederim Tarık.

Tarık’ın yanaklarından öper.

Arşeyi sevinçle eline alır.

Filiz:E artık bize minik bir resital verirsin.

Naz: Biraz paslanmış olabilirim. Üzerinde çalışmam gerek.

Filiz (zevkle koltuğa kurulup): Abim gitarıyla sen çellonla güzel bir ikili oldunuz. Ben de kemana mı başlasam diyorum. Belki kısmetim açılır.

Belgin Hulusi’yi işaret ederken..

Belgin: Filiiiiz..

Filiz: Ne var insanın hobilerinin olması suç mu (gülümser)

Gülümsemeler birbirine karışırken..

Naz Tarık’a yaklaşıp

Naz: Çok teşekkür ederim Tarık. O yanımda olamasa da bana onu hatırlatan hediyeyi verdiğin için sana nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum.

Tarık: Dileğini gerçekleştir yeter.


Naz: Ama sen? (gözleri dolar)

Tarık: Yine ağlamayacaksın değil mi.(gülümser)

Naz: (başını iki yana sallayıp): Iııı.

Birbirilerine bakıp gülümserler.

********

Hulusi elindeki bardaktan bir yudum alıp yüzünü ekşitir.
Mutfaktan çıkıp üst kata yönelmişken salonun bahçeye açılan kapısının açık olduğunu fark eder. Geri dönüp baktığında Tarık’ı bahçedeki boş havuzun kenarına oturmuş havuzda kalan birikintiye bakarken buldu. Kapını ağzında durup baktı bir süre.

Hulusi: Tarık. Sen misin?

Tarık: Benim baba gel.

Hulusi: Gece gece ne işin var burada ?

Tarık: Uyku tutmadı..


Hulusi Tarık’ın yanına oturup bacaklarını boşluğa sarkıtırken elindeki bardağı Tarık’a uzattı.

Hulusi: Sana çocukken sesli aletler neden hediye etmediğimi şimdi hatırladım. (başını arkaya çevirip üst kattan belli belirsiz duyulan sese kulak kabartır)

Tarık gülümser

Hulusi: süt?

Tarık: ııı hayır baba. (şaşkın) Sen süt içmekten nefret ederdin ama.

Hulusi sütten bir yudum alıp yüzünü ekşitir.

Hulusi: Hala öyle. Ne yapayım benim aslan sütüme en yakını bu. Şimdilik çakmasıyla idare ediyorum işte. E tabi bir de annenin dayanılmaz baskısı var.

Her ikisi de gülümser.

Hulusi çocuk gibi bacaklarını boşlukta sallarken..

Hulusi: Sana yüzmeyi öğrettiğim zaman daha minicik bir çocuktun. Tıpkı diğer şeyler gibi her şeyi sana ben öğretebilirim sanmıştım. Yanılmışım.

Tarık gözlerini odakladığı minik su birikintisinden başını kaldırıp uzaklara baktı.

Hulusi: (ciddi bir ses tonuyla): Tarık ben çok özür dilerim. Aramızda ne geçerse geçsin senin için hep iyisini istedim ben. Meğer babalar çocukların için doğru şeyleri bilemiyorlarmış hep.
Belki itibarımı düşünüp seni zamanında o evliliğe zorlamamış olsaydım şimdi..

Tarık: Şimdi bu kadar dünya tatlısı bir torunun olmayacaktı. (elini babasının elinin üzerine koyar)

Hulusi: (Hulusi öteki elini Tarık’ın elinin üzerine koyar) : Hala aynısın işte. Tüm o yaşadığın kabus dolu günlere rağmen hala o yüreği tertemiz umut dolu Tarık. Tek tesellim şimdi mutlu olman.

Tarık sessiz ve oldukça düşüncelidir.


Hulusi: Mutlusun değil mi?

Tarık Hulusi’nin elini tutup.

Tarık: Evet baba hem de çok.

Hulusi gülümser.






19.BÖLÜM SONU

YESIL8
13-09-09, 00:44
19. Bölüm KIRMIZI

Birkaç gün sonra


Naz kapının önünde duran arabaya bakıp

Naz: Arabaya ne oldu?

Tarık: Tamirde şimdilik bunla idare edeceğiz.

Tarık’ın çalan telefonuyla konuşmaları bölünür

Tarık telefonun ekranına bakar ama açmaz.

Naz: Açmayacak mısın?

Tarık: Hayır açmayacağım.

Telefon kesilir iki saniye sonra tekrar çalmaya başlar..

Naz: Ama yeter artık cevap vereceksen ver artık. Kahvaltıdan beri çalıp duruyor. Hayır açmayacaksan niye taşıyorsun ki yanında.

Telefon susup tekrar çalınca

Tarık telefonu açıp bir iki adım uzaklaşır..

Naz da ardından

İtalyanca söylenen birkaç cümlenin dışında hiçbir şey anlamaz Naz.

Tarık telefonu kapatıp arkasını döndüğünde telefon tekrar çalmaya başlar..

Naz: Kimmiş?

Tarık hayretle Naz’ın yüzüne bakar.

Naz (dudaklarını uzatıp): Hayır yani beni ilgilendirmez ama sabahtan beri arıyor ben de işte onun için sadece.


Tarık: (gülümeyerek) Merak ettiysen söyleyeyim. Yanlış numara. Söyledim bir daha rahatsız etmezler.

Naz (iç ses ): Heh işte bir kıskandığını belli etmediğin kalmıştı. O da oldu tam oldu...

Naz: Yok canım ben merak falan etmedim ben. Hem niye merak edecek mişim ki. Hayır yani öyle ısrarla arayınca ben insan tabi..

Tarık gülümseyerek Naz'ın çırpınışlarını izliyordu.

Telefon o sırada tekrar çalmaya başlar.

Naz: Belli ki anlamıyor.

Ekranda yazan Francheska yazısını fark eder. Gözlerini Tarık’a dikip.

Naz: Bu da telekomünikasyonda son teknoloji bu olsa gerek. (tek kaşı havada) Yanlış numaralar bile telefonlara kaydoluyor baksana..

Tarık ne diyeceğini bilmez halde ve bir o kadar şaşkın…

Tarık: Niye bu kadar sinirlendiğini anlamadım.

Naz: Ben sinirli falan değilim.

Tarık: Yok yok sen baya baya sinirlisin işte..

Naz: (sinirle ve biraz sesini de yükselterek): Sinirli falan değilim işte.

Tarık Naz'ın öfkeden deliye dönmüş halinden memnun bir o kadar da zevk alır haldeyken telefon ısrarla çalmaya devam ediyordur

Naz: Cevap versene. Hı anladım ben yanındayım diye rahat konuşamıyorsun. Dur ben kolaylaştırayım işini.

Telefonu Tarık’ın elinden alır

Francheska: Tarık Ti amo….

Naz: O da seni Ti amo…


http://img269.imageshack.us/img269/1509/tiamo.png




Telefonu sinirle Tarık’ın eline tutuşturup arabanın içine geçer ve hızla kapıyı kapar.


Tarık Francheska’yı ikna edip telefonu kapadıktan sonra.

Tarık (mırıldanarak): Oğlum Tarık işte şimdi yandın.



Yol boyunca Naz tek kelime etmemiş camdan dışarı bakıp Tarık'ın yüzüne bile bakmamıştır.

Oldukça hoş dekore edilmiş ev görünümü verilmiş ofisin içine girdiklerinde bile Naz suskunluğunu bozmamış. Bu durum Tarık'ı daha da güç bir duruma sokmuştu..

Tarık: Aslında buraya neden geldiğimizi hala anlamış değilim.

Tarık tombul kadın önünde duran deftere bir şeyler yazışını izleyip küçük bir yutkunduktan sonra


…..: Sorunu görmezden gelmek ve kabullenmemek.



Tarık: Bizim hiçbir problemimiz yok ki.

Tark (iç ses): Herkesi bu evliliğe inandırmaya çalışmamız yetmedi. Bir de olmayan evliliği kurtarmak için evlilik danışmanına geldik. İşler nasıl bu hale geldi hala anlabilmiş değilim. Off anne şu başımıza açtığın işe bak.Tutturdun bir evlilik danışmanı diye.

Nemide: (gülümseyerek) Güzel maden probleminiz yok. O zaman gidebilirsiniz.

Tarık ve Naz kalkıp kapıya doğru yönelecekken

Nemide: (gözlüklerinin üstünden bakarak) Tabi hala evli kalmayı başarmak istiyorsanız.

Tarık ve Naz ayakları geri geri giderek kalktıkları kanepeye geri otururlar.

Tarık: Durum o kadar ciddi mi? (Tarık ve Naz bakışırlar)

Tarık (iç ses) : İşte şimdi yandın Tarık. Bu durumdan kurtulmanın bir yolunu bulmalısın. Yoksa işler çığırından çıktı çıkacak.Düşün Tarık düşün..

Tarık: Aslına bakarsanız bizim bir problemimiz var.

Naz: Nasıl?

Tarık Naz’ın kulağına eğilerek ‘merak etme Naz bu durumu şimdi çözüyorum. Sen bana bırak’


Naz başıyla onaylayıp yüzünde tatlı ve bir o kadar sahte bir tebessümle Nemide’ye döner

Tarık: Evet bizim bir problemimiz var. Yani Naz’ın bir problemi var. Naz anlarsınız işte biraz ‘soğuk.’

Naz’ın yüzündeki o ifade birden silinir.
Gözlerini kocaman açmış Tarık’ı hayretler içinde dinlerken Tarık sözlerine devam eder.

Tarık: Yani anlarsınız işte o yatakta.

Naz: (gözleri kocaman açılır) : Nee? Ne dedin sen?

Tarık Naz’ın her iki elinden nazikçe tutup gözlerinin içine bakar sakin ve anlayışlı bir ses tonuyla konuşurken kaş göz işaretleriyle ikisini merakla inceleyen Nemide’ yi gösterir

Tarık: Bu güne kadar sana söylemeye çekindim ama Naz senin bu durumun inan beni üzmüyor. Birbirimize alışana kadar bunun geçeceğine eminim.

Naz: Ama sen bunu nasıl…

Naz’ın sözlerini tamamlamasına izin vermeden Tarık lafa tekrar girer

Tarık: Biliyorum bana bunu nasıl burada söylediğimi söyleyip kızacaksın. İnan senin bu sorunun yüzünden kendini üzüyor olman beni daha çok üzüyor.

Nemide avuç içlerini birleştirmiş gülümseyerek bu ele ele duran çifti izlerken Tarık yan gözle Nemide’yi işaret edip Naz’ın kulağına eğilir

Tarık (fısıltıyla): Bana kızma lütfen bu durumdan kurtulmak için aklıma başka çare gelmedi.

Naz sinir bir gülümsemeyle geri çekildi.

Naz( iç ses) : Madem öyle bunu sen istedin Tarık. Bak bakalım bu soğuk kadın seni kan ter içinde nasıl terletiyor.

Naz boğazında gıcığı temizler Nemide’ye dönüp

Naz: (oldukça gergin bir ses tonuyla ) :Bu güne kadar bunu söylememek için kendimi hep tuttum. Tarık haklı galiba. (üzerine bastırarak)Ben biraz onun dediği gibi ‘soğuk’ sayılabilirim.

Tarık iki elini birbirine vurup

Tarık: Evet ben itiraf edip Naz da durumu kabullendiğine göre bizim buradaki işimiz şimdilik bitti. (Saatine bakar)Seansın vaktinin dolmasına beş dakika kaldığına göre bizim de artık gitme vaktimiz geldi. Çok teşekkür ederiz Nemide Hanım (elini uzatır ama eli havada kalır)

Nemide saati durdurup.

Nemide: Bu evliliğinizin de son beş dakikası. Onu şimdi burada donduruyorum. Görmüyor musunuz Naz hanım ne kadar da üzgün?

Naz iki elini birleştirmiş başı önde bir anda gözyaşlarına boğulur

Nemide masanın üzerindeki kutuyu Naz’a uzatır.

Naz: (göz çukurlarına biriken birkaç sahte damlayı siler)Teşekkür ederim çok naziksiniz.(burnunu çeker)

Tarık şaşkın ne yapacağını bilmez halde bir Naz’a bir Nemide’ye bakar.



Nemide başını sallarken gülümsedi..

Ciddi görünüşlü kadın sıcak bir gülümsemeyle masasının üzerinde duran çikolata kutusunu uzattı kendi de bir parça çikolata ağzına atarak.

Naz: Teşekkürler (ağzına attığı çikolatadan bir ısırık aldıktan sonra gözlerini yumup gülümsedi) (mırıltıyla) Çok güzelmiş.

Kadın gülümser.

Nemide: Evet Naz Hanım şimdiye kadar Tarık beyi dinledik şimdi sıra sizde.

Naz: (şaşkın): Tarık’ın da söylediği gibi aslında benim (gözlerini devirerek Tarık'a bakar) 'soğukluğum dışında' bizim bir problemimiz yok.

Nedime: Hiç mi?

Naz kendine uzatılan kutudan bir parça daha alır

Naz: (iç ses) : (gözlerini kısıp Tarık’a bakarken) : İşte elime düştün Tarık.

Naz: Aslına bakarsanız bizim bir problemimiz var.

Tarık şaşkın Naz’ın söyleyeceği şeyi merakla beklerken..

Naz: Evet Bizim bir problemimiz var bu güne kadar büyütmek istemedim olayı ama o kadar 'küçük' ki zaten büyütülecek gibi de değil..

Tarık: (şaşkın) : Neee?

Naz: Ne var bunda Tarık. Biliyorum sen kızıyorsun şimdi öyle ulu orta bu ‘küçük’ problemi konuşuyorum diye ama Nemide Hanım yabancı mı. Performans konusunda konuşmamızda da bir sakınca yoktur herhalde..


Tarık:( yutkunur) : Neee!!

Tarık (fısıltıyla Naz’ın kulağına eğilir): Buna bana yaptığına inanmıyorum Naz.

Naz (fısıltıyla Tarık’ın kulağına eğilir): Ben de senin bana yaptıklarına.



19. BÖLÜM SONU


EDİT: ESİN :love05: ve BAŞAK-EYLÜL'E :love05:ilham kaynağım olan yaptıkları bu güzel çalışmalar için teşekkürler.

dizi kurdu
13-09-09, 17:10
Naz: Ne o küsmüyüz? Hiç konuşmuyorsun?
Tarık: Yoo konuşalım da ne olarak konuşacağız bilemedim!
Naz:Ne demek o?
Tarık: Şimdi patron-şöförmüyüz, iki can dostumuyuz, abi-kardeşmiyiz ya da bilmediğimiz başka birşey miyiz?Birbirine karıştı hepsi
Naz: Pardon o son söylediğin neydi?
Tarık: Hangisi?
Naz: Bilmediğimiz başka birşeymiyiz gibi bir laf ettin
Tarık: İşte bilmiyorum
Naz: Neyi?
Tarık: Başka birşey miyiz?
Naz: Ne olabilir ki?
Tarık: İşte bilmiyorum..
Naz: İşte durum ne gerektiriyorsa o'yuz Tarık!
Tarık: O zaman lütfen gerektiği zamanda gerektiği gibi davranalım! Birbirine karıştırmayalım lütfen
Naz: Pardon ne zaman karıştırdım ki?
Tarık: Dün mesela, yemekte
Naz: Yemekte tam bir abi-kerdeş gibiydik bence
Tarık: Bir an dışında
Naz: Hangi an?
Tarık: Hangi an olduğunu boşverin, sadece daha dikkatli olun
Naz: Ne diyorsun sen?
Tarık: Boşverin
Naz: Hayır boşvermiyorum bir laf ettin gerisini getir. Hangi an?
Tarık: Öptünüz hani
Naz: Gayet masumane
Tarık: HıHı ( dağ evi aklıma geldi )
Naz: Ne hıhıhıhı
Tarık: Nerden sapacaktık?
Naz: Var biraz daha. Neydi o hıhıh?
Tarık: Mert beyden aldınız galiba adresi
Naz: Evet. Bir soru sordum?
Tarık: Telefonda verdi herhalde
Naz: Evet sağolsun gece aradı uzun uzun tarif etti.
Tarık: Çok eğlenceli bir yerde herhalde okul bayağı bir güldünüz
Naz: Ya öylediii. Demek ! Taa müştelemiyattan duyuldu kahkahalarım

telefon çalar Mert arıyordur

Naz: Alo, yirmi dakikaya kadar ordayız tamam. Sonra kahkaha atmalarAma telefon kapanmıştır

Tarık: YEMEZLER TELEFON KApADI Burdan duyuyorum meşgul sesini
Naz: KULAĞINIZDA PEK HASSAMIŞ!!!

bu da benden

Tarık-Naz Arabada-2 (ana yola çıktık)

Naz: pes yani, çocuk senden güzellikle izin istedi, “kardeşini de ben bırakabilir miyim” diye, kolumdan bi çekişin var. Mosmor oldu mosmor
Tarık: abilik damarım kabardı birden
Naz: öylemi

Naz: (içses) dur gelirken bana oynadığın oyunun aynını ben sana oynayım da gör. Düştüm şimdi elime Tarık efendi.

Naz: bi de bana diyosun
Tarık: ne diyorum?
Naz: karıştırmayalım diyosun
Tarık: ne demek şimdi bu
Naz: hani öpücük möpücük konularına girdin ya, demin, hani ben seni öperken abi-kardeşin dışına çıkmışım ya, sen kendine bak , kolumdan bi çekişin var, hani varmış ya eski çağda, böyle saçından tutup götürüyolarmış karılarını mağara adamları, abi dediğin şefkatli olur. Seninkinde onun dışında ne ararsan vardı. Öfke, sinir, kıskançlık, şehvet.
Tarık: ne?
Naz: öfke, sinir, kıskançlık yetmez mi?
Tarık: yok bana yeter de, sanki sonra öyle bişey dediniz ki, hani sizin dünki öpücükle arasında bi bağlantı kurulmuş gibi
Naz: yok artık yani siz erkek milleti masum bi öpücüğü alıp… bi kere yanağından öptüm
Tarık: olabilir, ben aynı hisse kapıldım
Naz: neyle aynı hisse? Aynı hisse kapıldıysan demek ki dağdaki de masum bi öpücükmüş.

Tarık arabayı durdurur.

Naz: niye durduk?
Tarık: naz hanım arkaya geçermisiniz lütfen
Naz: neden?
Tarık: çünkü şuan da patron-şoför ilişkisine geri dönmek istiyorum, çünkü ancak o durumdayken kendimi tutabilecem. 700 milyon maaşımı yakmamak, ve işten atılmamak için bağrıma taş basıp susucam

Naz tam arabadan inerken

Tarık: (kısık sesle) hayatta aklıma gelmezdi karşılık verdiğime pişman olacağım

Naz bu lafın üzerine inmekten vazgeçer

Naz: karşılık verdiğine, ha sen karşılık verdin yani, ilk hareketi ben yaptım, sen karşılık vardın, pess
Tarık: aynen öyle oldu
Naz: uydurma
Tarık: uydurmuyorum
Naz: uydurma , İKİMİZDE AYNI ANDA İSTEDİK

tarık bu sırada naza yaklaşır iyice dağdakinin aynısı ama daha uzun bir öpücük bırakır nazın dudaklarına naz ne olduğunu anlayamaz ama karşılık verir bittiğinde nazın yüzü kıpkırmızıdır

tarık: şimdi ben istedim bu durumda sende istedin dimi
naz: galiba der ve şirin gülümsemesini takınır ... eee şey devam etmiyormuyuz
tarık : neye
naz: herşeye
tarık: açık açık konuşmanın sencede vakti gelmedi mi
naz: ne hakkında
tarık: offfffff naz offf ne hakında olabilir birbirimize çektirdiklerimize baksana ben seni kıskandırmak için bilmediğim bir kızla takılıyorum sende beni kıskandırmak için abisiyle vede itiraf etmeliyim ki çok başarılısın
naz: he yani pınarla sadece beni kıskandırmak için çıkıyorsun
tarık: başka ne olabilirki sıkıldım bu arkadaşlık oyunundan ben senin arkadaşın değilim olamamda
naz: neden
tarık: illa söyleteceksin dimi
naz:duymak istiyor olamazmıyım
tarık: demin gösterdiğim ihissettirdiğimi sanıyordum
naz: ama kulaklarımda duymakistiyor olamz mı
tarık: peki ya karşılık vermezsen
naz: demin verdim ya
tarık: neye
işte buna diyip naz tarığı öpmaye başlar bu seferde


ben itiraf ettirmedim ilerde ne oldu bilmiyorum ve burda bitiriyorum bu dizinin en güzel yanıda belkide hiç itirafı duyamayışımızdı.
geçende aklıma geldi bu replikler yazdım devamı yok

ummu88
13-09-09, 19:35
Ada

Naz Tarık’ a uzun süre gözlerini kıstı hüzün acı öfke karşımı ile sessizce baktı “bunu düşünebildin öyle mi?”
“başka ne düşünecektim dokunduğum an benden tedirgin oldun sonra uzaklaştın döndüğümüz de çocuklarla bile ilgilenmedin”
“ o hafta korkunç bir haftaydı. Sürekli yorgundum. Ece olayı patlak verdi. Ardından işleri birbirine karıştırdım. Nedense bir türlü kendini veremiyordum. Sürekli yorgundum. Aptal gibi olmuştum en sonunda fabrikada bayılınca o zaman ortaya çıktı. Önce nasıl ya oldum ajandama baktım daha vardı zamanına ee nerde nasıl dedim düşünürken neyi keşfettim. O tarihi sen işaretlemiştin
Tarık Naz söylenirken o güne gitti

*****************************
Tarık: naz hani seninle bir anlaşmamız vardı ne dersin çocukların arasında çok ara olmasın artık sırası gelmedi mi?
Naz: şimdi değil ada ilkokula başlayacak deniz anaokuluna kalmak istemeyecek daha sıkıntıları yeni atlattık biraz birbirimize zaman ayırmalıyız şimdi hamileliğimi biliyorsun birlikte yaşadık uzun bir süreç ve hiç hoş olmuyor biliyorsun. Ve ikisi de bana en ihtiyacı olduğu zamanda anneleri garip sürekli uyuyan her şeyi birbirine karıştıran ağlayan zırlayan arkadan sürekli çıkaran sonra önümüzdeki bu süreci atlatalım ondan sonra hem iki tane yeter bunlara sağlıklı uzun ömür versin şart mı”?
“ama naz anlaşmıştık“ sarılmış boynuna öpücük bırakıp “ben çocukları çok seviyorum bebek kokusunu özledim sen özlemedin mi hem bak Sadrilerde deniyorlar “
“ha kankan ikinciyi yapıyor sen üçüncüyü yapmazsan olmaz değil mi bu defa ben hazır oluncaya kadar yok öyle tamam mı”?
“iyi öyle olsun napıyorsun bugün”
“ada ve deniz ile yeni okullarını göreceğiz sonra ceren hanıma uğrayacağım sonra fabrikaya geçip gidecek olan mallar paketlenecek son kontrolleri yapıp sonra büroya geçip çizimleri kontrol edeceğim”
“bugün müydü o bende görmek istiyorum Bende direk büroya gideceksen bırakayım demiştim ama istersen birlikte gidelim”
“tamam “

Hazırlanıp çıktılar. Ada’nın gideceği koleji ve adanın gittiği anaokuluna uğrayıp denizin görmesini sağladılar.
Birlikte adayı bırakıp doktora uğradılar. Doktor ile selamlaşıp
Ceren: hemşire yardımcı olacak
Naz odadan çıktı hemşirenin yanına geçince

Tarık:“ceren hanım biz yeniden denemek istiyoruz da ne kadar sürede olur acaba”
“hemen olabileceği gibi uzun sürede alabilir”
“şey arkadaşlarım 3 aydır deniyor ama bir türlü olmuyor neden acaba”
“bünyeye göre değişir bazen böyle tepki veriyor ama mutlaka olacaktır“
“diyelim ki yeni bir bebek istedik neler yapmalıyız ceren hanım
Ceren gerekli açıklamayı yaparken naz odadan çıktı. “neyi merak ettin yine sen bakalım hiç niyetlenme tamam mı?
“tamam hayatım sadece bilgi almak istemiştim”
Ada annesini eteğini çekiştirerek “anne hadi”
Birlikte çıkmışlardı. Asansöre geldiklerinde
Tarık: of ya anahtarı masada unuttum hemen geliyorum canım”


Tarık: şey ceren hanım bir değişiklik olursa naz’ın bu ara telefonu değiştirme durumu var bana bilgi verin gerçi naz size ulaşırsa bu ara çok yoğun olacak “
“Olur, Tarık Bey düşünceniz değişirse haberim olsun”
“tamam, teşekkürler iyi günler”

Akşam döndüklerinde
Naz: Tarık ajanda mı bulamıyorum gördün mü?
“çalışma odasındaydı”