Arama 
ÜYE OL  |  Kayıp Şifre  |  Aktivasyon   
Ana Sayfa  |  Forum  |  Haberler  |  Video  |  Diziler  |  Fotoğraf Galerisi  |  Biyografi  |  Gruplar  |  Ratingler


Geri Git   DiziFilm.com Forum > Arşiv > Yerli DiziFilm Arşivi > Baba Candır

Yanıtla

Baba Candır kategorisinde Baba Candır - Replikler konusunu görüntülemektesiniz.

 
Konu Araçları Mod Seç
Eski 31-01-17, 04:18   #21
fracture
Yönetmen
 
fracture kullanıcısının avatarı
 
Giriş Tarihi: 24.01.2010
Konum: L'Histoire des ours Panda
Mesajlar: 4,986
fracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond repute
Varsayılan 56. Bölüm


Haluk'un güzel yüreğinden dökülenler

Haluk iş çıkışı Ceylan'a Ece'yi sorar.. Ece'nin hâlâ toplantıda olduğunu görünce canı sıkılır.. Fakat onun can sıkıntısı eşiyle olan iletişim problemiydi.. Ceylan'ı da alıp toplantı salonuna gider.. Ece'ye çıkması gerektiğini söyler.. Fakat Ece iş disiplini gereği umursamaz daha da çalışacağını söyler.. Eşini çok iyi tanıyan Haluk ise artık bu gereksiz gerilime nokta koymak ister..

"Ece başlatma şimdi fizibilite raporlarına.. Ben sana hadi gidiyoruz derken, senin patronun ya da iş ortağın olarak değil; hayat arkadaşın kocan olarak söylüyorum.."

Aslında Haluk'un herkesin içinde böyle sert başlangıç yapması hoş değildi.. Ece çalışmak istiyorsa çalışır.. Buna müdahale etmeyeceğini kendi de biliyordu.. Hatta öyle ki sanki "Ben erkek adamım senin kocanım ben ne dersem o olur.." şeklinde bir giriş yaptı.. Fakat Haluk'un anlatmak istediği bu değildi.. Eşini o kadar iyi tanıyor ki, neye itiraz edeceğini neye sabır gösteremeyeceğini biliyor.. O yüzden böyle bir girişte sorun yoktu.. Ece de biliyor Haluk'u.. Bu yüzden ayağa kalkıp onu dinlemek istedi.. Yoksa gayet tartışmaya açık bir durum..

"Holding idi, işti güçtü şirketti bunların hepsi bir yana; aile mutluluğumuz huzurumuz bir tarafa.."

Ki Haluk'un yumuşayan sesiyle gelen bu cümlesinden sonra Ece'nin de rengi değişiyor.. Haluk'u dinlemekle doğru yaptığının farkına varıyor..

"Kabul.. Ben de son günlerde biraz abarttım.. Yani eve iş getirmeyin derler, biz eve işin gerginliğini tribini afrasını tafrasını götürdük.. Ne bileyim.. İş güç yarına da kalabilir.. Ama evlilik; o her gün ilgi, alaka, özen ister.. Yarına kalmaz.. Hadi evimize gidelim.."

Ve sonra özlemle gelen o hafif kokulu öpücük.. Var mı böylesi.. Yok Hele Ece'nin öpücükten sonra "Oh" demesi yok muydu.. Millet oradaydı Allah'tan

Ve tabii Ece, ertesi günkü toplantıları bile iptal edecek kıvama gelmişti


....


Bir diğer güzel sözler de Yaman'ı cama yapıştırdığında geldi.. Sözlerinin arasına sığdırdıklarıyla, o güzel yüreği ne kadar da belli oluyordu değil mi

"Bana bak lan! Bana bak! Ece bu şirkete sırf kendini ispat edebilmek için geldi.. Anladın mı? Elalem, arkasından her yere kocan sayesinde başarıya ulaştın demesin diye geldi.. Ece buraya; ahlakıyla, terbiyesiyle, iş bilinciyle, zekasıyla geldi.. En önemlisi iyi niyetleriyle geldi.. Ece duasını güzel diledi.. Öyle elalemin dilediği güzel dualara çamur atmak çok günah aslanım.. Kimse benim karımın günahına bu şekilde giremez.. Eğer girerse karşısında beni ve yumruğumu bulur.. Hoş.. Sen buna da değmezsin!"

Haluk, gerçekten adam gibi adam.. Adamın özü şu koyulttuğum cümlelerinde saklı.. Anlayana tabii.. O yüzden de yufkacı kayınbabasına ve kızına düşkün ya.. Adamın aradığı güzellikler bunlar.. Menemen sevgisi bile bundan ibaret.. Yıllardır böyle güzellikleri arıyordu.. Bırakın doyasıya yaşasın kuzum benim

Bir kez daha söylüyorum.. Adamsın Haluk Güney..

Ah bir de eklemeden geçmeyeyim.. Yaman'a dersini verdikten sonra ağır ağır Ece'ye gelip sert bir şekilde..

"Yürü gidiyoruz.." demesine de hasta oldum.. Sinir olduğum huylar bile, bir insanda güzel durabilir mi ya.. Durur.. Adam ne yaparsa yapsın, her zaman yerinde ve doğru şekilde yapıyor.. Yanlış olanlar diğerleri aslında..

O yüzden de Haluk Güney gerçek olamayacak kadar ütopik bir karakter..
fracture Çevrimiçi   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 09-02-17, 00:55   #22
fracture
Yönetmen
 
fracture kullanıcısının avatarı
 
Giriş Tarihi: 24.01.2010
Konum: L'Histoire des ours Panda
Mesajlar: 4,986
fracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond repute
Varsayılan 15. Bölüm

Bu sahnenin repliklerini yazmazsam olmaz.. Burada bir yerlerde kalsın..

İrfan'ın tacizinden sonra yaşanan o gerilim anı..

Haluk çok sinirli bir şekilde o çok sevdiğim siyah takımıyla birlikte çıkmaktadır.. Ece de peşinden koşarak gelir ve onu durdurur..

"Haluk bey! Haluk bey! Topuklu ayakkabılarla koşturmayın beni burada.."

Haluk etrafa rezil olmamak için çevresine bakar..

"Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz ya?"
"Asıl siz ne yaptığınızı zannediyorsunuz Haluk bey! Ya ben bu yemeği ayarlayabilmek için ne kadar uğraştım siz biliyor musunuz? Kimleri kimleri aradım araya soktum.. O gıcık olduğum Burak'a.. Yalvardım resmen ben çocuğa.."


Tam bu noktada Haluk sinirli olmasına rağmen, Ece'nin onca cümlesi içinde bunu yakalar.. Tabii hâlâ çok sinirlidir, kendinden ödün vermeden sorar bunu..

"Sen Burak'a gıcık mı oluyorsun?"

Ece ise hafif bir şekilde yüzüne tebessüm yerleştirir.. Haluk tarafından kıskanılmış olmak hoşuna gider.. Haluk'u da onaylayarak cevap verir, onu rahatlatmak ister böylece..

"Evet Haluk bey! Burak'a gıcık oluyorum.."

Haluk ise az önceki olanları unutmadığı için gururunu düşünerek öfkeli maskesini takılmaya devam eder..

"Neyse ne! Kime neye gıcık olduğunuz benim zerre kadar umurumda bile değil!"

Ece ise biraz nefes alır, konuşmak ister..

"Haluk bey.. Siz niçin öfkenize hakim olamıyorsunuz? Bir çuval inciri berbat ettiniz.."

Haluk bu cümleler üzerine Ece'ye biraz yaklaşır, Ece ise şaşkınlıkla Haluk'a bakar hafif çekinerek..

"Ya ne yapacaktım? Alemin adamı sana sarkıntılık ederken öylece seyredip bakacak mıydım?"

Ece pek önemsemez Haluk'un hassasiyetini.. Önceliği iştir o an.. Aslında iş de değil ya.. Az sonra ne olduğunu öğreneceğiz..

"Bakın Haluk bey.. İrfan bey birazdan gidebilir.. Henüz gitmemişken, istiyorsanız gidip konuşalım.. Bu geceyi bir atlatalım, bir özür dileyin.. Yani babanız yoksa sizi affetmeyecek.."

Haluk şaşkınlıkla Ece'yi dinlemektedir.. Duyduklarına inanamamıştır adeta..

"Siz beni nasıl bu kadar aşağılayabilirsiniz? Ben asistanına sarkıntılık edildiğinde, bunu yapan o terbiyesizliği yapan şerefsize ağzının payını veremeyecek kadar karaktersiz ve basit bir erkek miyim sizin için?"

Ece hâlâ durumun hassasiyetinin farkına varamamıştır..

"Hayır Haluk bey.. Tabii ki de ben öyle düşünmüyorum.. Ama yani işlerin yürümesi için, şantiyelerin durmaması.."


Haluk dayanamaz, sözünü keser Ece'nin..

"Yerim o şantiyeyi de işini gücünü Ece Hanım.. Anladın mı? Allah'a çok şükür, para için namusumu karakterimi satacak kadar düşmedim ben daha.."

Ece'nin bu cümlelerden sonra rengi değişmeye başlar.. Sözlerin kendisine gittiğini anlamıştır..

"Ben de değilim Haluk bey.."

Haluk bu cümle üzerine Ece'ye alayla bakar.. Ece ise sözlerine devam eder..

"Benim ile ilgili çok yanlış şeyler düşünüyorsunuz.. Ben ortaokuldan beri çalışıyorum.. Bu benim ilk işim değil ki.. Tezgahtar oldum, köftecide çalıştım.. Benim arkadaşlarım geldi, kendi yaşıtlarım ben çalışırken.. Ben onlara hizmet de ettim.. Evet, o zaman utanıyordum bu durumdan.. Ama onların hiçbir tanesi üniversiteyi kazanamadı.. Ben kazandım.. Sonrasında stajyer olarak girdim sizin şirkete.. Fotokopi çekiyordum.. Çay taşıdım.. Bunların hiçbirinden gocunmadım.. Ama ben zekamla, yeteneklerimle, becerimle yükseldim Haluk bey.. Yani işin kısası, ben ömrüm boyunca çalıştım zaten Haluk bey.. Kariyerimde daha iyi noktalara gelebilmek için mücadele verdim ben.."

Ece'nin bu anlattıklarından etkilenmemiştir bile Haluk.. O kadar alayla dinliyordu ki böyle ağır bir cümlenin geleceği, sonrasında yaşananlar belliydi ne yazık ki..

"Gerçekten gözlerim yaşardı.. Kariyerim için her şeyi yaparım.. Adamların bana sarkıntılık etmesine falan umrumda değil mi diyorsunuz?"

Ece'nin beklediği cümleler bunlar değildi elbet.. İğrenç bir hâl almaya başlamıştı bu konuşma..

"Ne?"

Haluk'un geri adım atması gerekirken, o daha da ileri gitmiştir..

"Bugüne kadar, kariyerinizdeki yükseliş diyorum.. Tam böyle özgüvenle, bütün ahlaksızlıklara göz yumarak mı geçti sizin için hı? Siz bu kadar basit, bu kadar ucuz bir kadın mıydınız Ece hanım.. Kariyerinizde bu noktaya gelirken, elalemin adamlarının size böyle dokunmalarına izin mi.."

Ki artık cümle tamamlanamadan Haluk'un suratına okkalı bir tokat gelmiştir bile.. Fakat Haluk o kadar öfkelidir ki yediği tokada bile sinirlenmiştir.. Az önce söyledikleri yetmemiş gibi daha da hırsını alacaktır Ece'den, bu yüzden hışımla döner..

"Sen kim oluyorsun bana.."

Fakat bu sefer kendi tamamlayamaz cümlesini.. Bütün siniri boşalır birden sanki.. Çünkü karşısında Ece'nin ağladığını görmektedir.. O an dayanamaz Haluk, tüm maskesini düşürür.. Ece de pes etmiştir.. Haluk'un bu dönüş anı da tarifsizdir bana kalırsa

Ve Ece ilk defa "Bey" kelimesini bırakır bir kenara.. Siz, sen olmuştur birden.. Saygı bitmiştir aralarındaki bu cümleler üzerine..

"Sen bana teşekkür edeceğin yere bir de hakaret mi ediyorsun?"

Haluk içten içe kahrolmaktadır o an.. Ama tek kelime edemez.. Ece ise devam eder..

"Yaptığım o kadar fedakarlıklardan sonra.. Ben içeride dünyada hiçbir kadının düşmek istemeyeceği bir konuma, senin yüzünden düştüm! Ben buraya niçin geldim? Kimin kırıp döktüklerini toplamak için buradayım? Kimin geleceğini ve kariyerini düşündüğüm için buraya geldim?"

Ece'nin bu isyanı Haluk'u şaşırtmaktadır.. Sonunda bir cümle dökülür ağzından.. Ama o an için en anlamsız cümledir..

"Ece hanım.. Bağırıp durmayın.. Burası halka açık bir yer.."

Ece'nin ise umru bile değildir artık hiçbir şey..

"Duyan duysun! Ben zaten böyle şeyleri takmayan bir kadınım.. Herkes duyabilir.."

Haluk ise Ece'yi susturma derdindedir.. Haksız olduğunun farkına varınca, bu olanlar işine gelmiyordur o an..

"Ece hanım.." der cılız bir şekilde.. Fakat sesini duyan da yoktur bana kalırsa..

Ece ise artık çığrından çıkmıştır.. Son nefesinde söylenecek sözleri hazırlayan ölmek üzere olan insan gibidir o an sanki..

"Bakın Haluk bey! Siz kendinizi dünyanın en güçlü, en akıllı, her durumda kendini en haklısı olarak görüyor olabilirsiniz.. O tavan yapmış özgüveninizle çevrenizdeki insanları her şeyini kırabileceğini düşünüyor olabilirsin!"

Haluk artık patlayan Ece'yi susturmanın yollarını arar..

"Ece hanım.."

Ece ise hiç oralı değildir.. Daha en can alıcı kısma gelmemiştir çünkü..

"Kes sesini! Bundan sonra ben konuşuyorum, sen beni dinleyeceksin.. İçeride yaşadıklarımızın ve buna katlanmamın tek sebebi sensin!"

Şu son cümleler var ya şu son cümleler.. En güzel aşk itirafıdır.. Ne seni seviyorumlar ne aşkımlar ne şunlar bunlar.. Hiçbiri bu cümlelerin üzerine geçemez bile.. İlk itirafı yapan Ece idi.. Ne kadar onca bölüm yüz çevirse de Haluk'a karşı, artık öyle bir noktada kendini bırakmış ki.. Ne olacaksa olsun demiş resmen.. Ki bunları dedikten sonra kendisi de bir duraksıyor ve şaşırıyor dediklerine.. Keza Haluk da.. Ondan sonra o da artık değişiyor ya..

Ece tüm bunları bir kenara bırakıyor, olmayacak bir hayale kapılmanın da manası yok diye düşünüyor.. Ve yorulduğunu belli ederek şu cümlelerini de ekliyor..

"Ben artık pes ediyorum.. Dayanamayacağım.. Sen kazandın.. Ben kaybettim.. Artık bu zaferinin tadını yaşayabilirsin.. Doğru.. Bu savaşa ben kendi gönül rızamla girdim.. Ama artık ne için savaştığımı hatırlamıyorum bile.. Yarın sabah eşyalarımı toplamak için geldiğimde istifa mektubumu görürsün.. Ben artık yokum.."

Haluk ile savaşırken kendini kaptırdığının farkına varıyor sanırım Ece.. Ve ilk çekilen o oluyor.. Burada Haluk'un öyle bir bakışı var ki.. Pişmanlık mı dersiniz, aşk mı, kaygı mı.. Hatta şimdiden gelecek günlerin özlemi bile var gözlerinde..

Ve ardından gelen Kuytu - Ada.. Sanırım bu parça en çok buraya yakışıyor..

12. bölümdeki yemek sahnesini en çok sevdiğimi sanırdım.. Fakat şimdi diyorum ki bu sahneyi hepsinden de çok seviyorum.. İlkler her zaman önemlidir benim için.. Daha ilk "Merhaba" yı göremedik Haluk'un gözünden de Ece'nin gözünden de.. Fakat ilk itirafı doya doya yaşadık Çok güzel bir sahne ya..

Oyuncular bu sahneyi çok nefis çıkarmamışlar mı yahu.. Çok çalışılmış bence.. İlmek ilmek işlenmiş..
fracture Çevrimiçi   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 14-02-17, 01:24   #23
fracture
Yönetmen
 
fracture kullanıcısının avatarı
 
Giriş Tarihi: 24.01.2010
Konum: L'Histoire des ours Panda
Mesajlar: 4,986
fracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond repute
Varsayılan 57. Bölüm


İnce bir sahne daha.. 57 bölümün özeti gibi adeta.. Bayıldım..

Ece'nin cümlesinden başlıyorum.. Haluk'un onla yemek yememe isteğine yenilen Ece'nin o cümlesiyle..

"Peki.."

Haluk'un ise önemsemeden olağan akışında hazırlanırken gelen cümleleriyle devam ediyorum.. Ne de güzel akıyor o cümleler..
"Ha bu arada.. Yaşadığımız bu şey, senin pinpon maçını kazanman ve başkan olmanla alakalı değil.. Tamamen evliliğimizle ilgili bir kriz.."

Ece ise olayın basit bir şey olmadığını idrak edemiyor hâliyle..

"Nasıl yani?"

Haluk yine umursamıyor.. Başladığı gibi devam ediyor hiç teklemeden..

"Seninle benim gibi birbirini çok severek, aşık olarak ömrünün sonuna kadar birlikte yaşama kararı alıp evlenen çiftlerin en büyük yaptığı hata ne biliyor musun? Evlendikleri o insanları, değiştirmeye çalışıyorlar.. Yerine başka insanlar koyuyorlar.. Eh sonra, zaman içinde ne oluyor peki? O sonradan yarattıkları insanı, eskisi kadar sevemiyorlar.. İlk aşık oldukları insanı özlemeye başlıyorlar.. Böylece zaman içinde en şahane, en muhteşem evlilikler bile yavaş yavaş yorulup çürüyüp yok oluyor.. İşte sen de tam olarak bana aynı şeyi yapıyorsun Ece.. İlk başta tanıdığın; çılgın, komik, sıradışı, vurdumduymaz, şımarık Haluk Güney'i gönderip, yerine sıradan, herkesin sahip olduğu sabahtan akşama kadar işten başka bir şey düşünmeyen sadece işe gidip gelen ot gibi yaşayan bir Haluk Güney istiyorsun.."

Ece dayanamıyor bu cümleler karşısında.. Kabullenmek istemiyor ama sesi de cılız..

"Ben senden asla.."

Haluk'un umrunda bile değil bu savunma.. Sözünü kesiyor anında.. Daha bitirmedi, asıl vurucu darbeyi yerleştirecek.. Önemser mi Ece'yi..

"Merak etme.. Senin de artık böyle bir Haluk Güney'in olacak.. Ama zaman içerisinde beni daha az sevmeye başlarsan o zaman külahları değişiriz.."

Yapmacık rolüne giren Haluk, ayrılır Ece'nin yanından.. Ece ise suskun.. Çünkü Haluk haklı.. Tablo aynen anlattığı gibi.. Ne eksik ne fazla..
fracture Çevrimiçi   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 01-03-17, 00:42   #24
fracture
Yönetmen
 
fracture kullanıcısının avatarı
 
Giriş Tarihi: 24.01.2010
Konum: L'Histoire des ours Panda
Mesajlar: 4,986
fracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond repute
Varsayılan 23. Bölüm


Duygusal sahnelere hasret kalanlar için.. Bu sahne de burada dursun..


Ece, Haluk'un kendisine olan duygularını net bir şekilde kulak misafiri olarak öğrenmiştir.. Fakat sevineceği yerde daha çok kahrolmuştur.. Bunun en büyük nedeni bu durumu, Haluk'un cici Müge gibi para avcısı bir kadınla konuştuğunda duyması.. O an Haluk'un duyguları önemini ve değerini kaybediyordu onun için..

Bu yüzden akşam iş çıkışı Haluk'u beklerken kararlıdır.. Artık bu havada kalan meselenin bitmesini ister.. Haluk ise Ece'nin bildiklerinden habersiz yanına gelir mutlu bir şekilde..

"Ece hanım, ben çıkıyorum.. Sizi de geçerken evinize bırakayım isterseniz.. Malum hava soğuk.. Sizin de taksi bulma becerileriniz biraz sınırlı.. Hem trafik dağılana kadar belki bir yerlerde bir şeyler de yeriz.. Yemekten sonra belki bir sinema.. Hı?"

Haluk çok kibar bir şekilde cümlelerini sıralayıp umutla Ece ile birkaç saat de olsa vakit geçirme hayali kurarken, Ece de Haluk'u kendi içinde hayalkırıklığı ile dinlemektedir.. Verdiği karar her şeyin ötesindedir.. Haluk'u sert bir şekilde geri çevirir..

"Hayır.. Teşekkür ederim Haluk bey.. Gerek yok.. Ben direkt eve geçeceğim.. Zaten bir taksi çağırmıştım.. Buradan çıktıktan sonra taksi ile geçeceğim eve.."
"Ya.. Öyle mi?"

Haluk'un umudu yerle bir olur.. Üstelik Ece'nin bu keskin tavrına da anlam verememektedir.. Oysa her şey güzel giderken.. Hemen Ece'nin yanından ayrılmaz, başı eğik bir vaziyette düşünmektedir.. O vakitte Ece de çantasından bir zarf çıkarır.. Haluk'a borçlu kalmak istememektedir.. Fakat zarfı vermek isterken de canı yanıyordur sanki.. İçindeki paranın değeri şuyu buyu önemli değildi çünkü.. Önemli olan Haluk'un onu düşünerek hareket etmesiydi.. Sanki bunun için Haluk'u incitmekten de endişe ediyordu sanki zarfı verirken..

"Bunu da alın lütfen Haluk bey.."

Haluk'un ise zarfın içinde ne olduğuna dair bir bilgisi yoktur..

"Bu nedir?"
"Geçen gece bana iade etmesi için, beni dolandıran o sahte emlakçıya vermiş olduğunuz para.."


Haluk şaşkındır.. Ece'nin asla öğrenmesini istemediği bir şeyi bilmesi onu şaşırtmıştır..

"Ama siz bunu nereden..?"

Ece mesafeyi bir kat daha arttırır.. Daha ilk cümlesine "Efendim" ifadesini yerleştirir.. Haluk'a konumunu bildirir.. Haluk için ise bunların hepsi inciticidir bana göre..

"Benim her şeyden haberim var efendim.. Her şeyi biliyorum.. Bu yaptığınız gerçekten çok güzel bir davranıştı.. Çok nazik bir hareketti.. Ama ben bunu gerçekten alamam.. Ne Müge hanımın ne burada çalışan birinin, benim arkamdan uyanık kıza bak zengin patronun oğlunu ayartmaya çalışıyor gibi şeyleri söylemesini asla katlanamam Haluk bey.. Buna izin vermem! O yüzden de aramızdaki bu durum, bu şey her neyse buna bir son vermemiz gerekiyor.. İyi akşamlar Haluk bey.. Yarın görüşürüz.."

Ece hızlı adımlarla ayrılır oradan.. Haluk ise duyduklarının şokunu yaşamaktadır.. Bir süre ayrılamaz bulunduğu yerden.. Kendine geldiğinde ise Ece'nin peşinden gider.. Ece'nin "Efendim" ifadesine karşın, Haluk tüm mesafeleri kaldırmış.. Bağırır arkasından "Ece" diye iki kere.. İlk defa "Hanım" ifadesi kalkar gider aralarından.. Şirketin önünde yakalar Ece'yi kolundan tutup yüzünü kendine çevirir.. Biraz da gergindir Haluk.. Asıl konuşması gereken kendisiyken, Ece'nin ona tepki ile karşılık vermesi rahatsız etmiştir onu..

"Yukarıda bana öyle şeyler söyleyip, benim cevap hakkımı kullanmama izin vermeden nereye gidiyorsun?"
"Haluk bey sizin bana bir cevap vermeniz gerekmiyor ki.. Ben size bu konuda fikrimi söyledim o kadar.."


Ece'nin bu cümlesi incitir Haluk'u bir kez daha.. Biraz küçümsemek ister Ece'yi o an.. Anlaşılmak istediği için küçümsemek ister aslında..

"Ne yani? Benim hislerimin senin için hiçbir önemi yok mu.."

Ece ise ilk defa Haluk'a karşı yumuşak bir adım atar.. Haluk'u kırdığının az da olsa farkına varır sanırım..

"Tabiiki de var.."

Haluk kendine çevirmek ister bu konuşmayı.. Öyle bir cümle kurar ki, değişik bir tonda.. Ece'yi bir kez daha küçümser.. Senin yaptıkların, söylediklerin benim duygularımın yanında ne ki demek ister aslında..

"Sahi sen, benim sana karşı neler hissettiğimi biliyor musun?"

Ece de soru karşısında kaptırır kendini.. Kuvvetli bir şekilde tepki verir ama ardından gelen cümleler cılızlaşır birden.. Endişelenir..

"Evet.. Sanırım.. Birazını biliyorum, yani.."

Haluk bundan sonra daha da yıkılır.. Öyle kırılmıştır ki kendinden ödün vermeye bile başladığını ifade eder..

"Birazını.. Birazını ha? O kadarcığını biliyor olmana rağmen, sana günlerdir yolladığım sinyallerin hiçbirine yanıt bile vermedin.."

Ece o kadar da değil demek istercesine sözünü keser..

"Haluk bey, bakın.. Lütfen.."

Haluk ise umursamaz, devam eder cümlelerine..

"Sen.. Benim sana karşı neler hissettiğimi, senin için neler yaptığımı nelere katlandığımı bal gibi biliyorsun.. Ama sen bunları görmezden gelmeyi, yok saymayı tercih ediyorsun hep.."


Ece dişine göre, kendini ifade edebilecek bir cümle bulmuştur sonunda.. Fırsatı kaçırmaz..

"Evet.. Yok saymaya çalışıyorum.. Çünkü öyle olması gerekiyor.. Çünkü, sizin bana karşı ne hissettiğinizi benim bilmemem, görmemem gerekiyor.. Benim size buna karşılık bir sinyal vermemem lazım Haluk bey.."

Haluk'a bu cümlelerin hepsi anlamsız gelmektedir..

"Nedenmiş o?"

Ece bahanelere sığınır birden..

"Çünkü siz benim patronumsunuz.. Ben de sizin çalışanınızım.."

Haluk'a inandırıcı gelmez bunlar..

"Eee.. Ne var bunda?"

Ece çıldırır bir anda.. İkili arasında gerilim yükselir..

"İşle aşkı birbirine karıştıramayız.."
"Kim demiş bunu?"
"Ben diyorum! Çünkü bugüne kadar iş hayatımda benim en önem verdiğim prensibim buydu.. Bugüne kadar hiçbir çalışma arkadaşıma yakın bir ilişki kurmadım ben.."


Haluk için ise bu prensipler hiç önemli değildir.. Bir kez daha kırılır içten içe.. Reddedilmesinin altında başka nedenler olduğunu düşündüğünü hissetmekteyim bu kırılmasıyla.. Gözünden inciler dökülür..

"Öyle mi? İyi madem.. Seni kovuyorum.."
"Ne?"
"Hatta kendimi de kovuyorum.. Artık iş arkadaşımızı olmadığımıza göre, sevgili olmamıza bir engel kalmadı.."


Ece de öyle bir cümle kurar ki bunun ardından.. Sadece Haluk'un son cümleleri değil de duyguları da saçmalık gibi gelir Haluk'a o an.. Haluk'un patlama anlarından da biridir..

"Haluk bey lütfen saçmalamayın daha fazla.."
"Doğru ya.. Ben hep saçmalıyorum değil mi.. Ama siz hiç saçmalamazsınız.. Siz dünyanın en akıllı, en mükemmel asistanı değil misiniz.. İşinde gücünde bir numara olabilirsin.. Buna şüphe yok.. Ama konu aşka meşke romantizme geldiğinde berbatsın! Hem de bayağı berbatsın.. Senin şu taşlaşmış buz gibi sevmek nedir bilmeyen kalbini bir nebze olsun kendime yöneltmek için sabahtan beri yapmadığım maymunluk kalmadı.. Ama maşallah sende bir yaprak bile kıpırdamadı.."

Öyle ki Ece için hâlâ bir yaprak kıpırdamamakta, Haluk'un sözleri altında tepki vermemeye çalışmaktadır..

"Haluk bey lütfen elimi bırakın da gideyim ben.."

Haluk durmaz.. Ece'nin üstüne gittikçe, gider..

"Şu ağaç var ya.. Şu ağaca gösterdiğim jestlerin yarısını göstersem, şimdi o ağaçla aşk yaşıyor olurduk.. Emin ol.."

Ece de kırılmaya başlamıştır.. Kaçmak ister.. İkili arasında yine bir gerilim oluşur..

"Haluk bey elimi bırakır mısınız, lütfen.."
"Bırakamam Ece! Çünkü daha söyleyeceklerim bitmedi Ece.."
"Ama ben sizi daha fazla dinlemek istemiyorum.. Çünkü biliyorum bu işin sonunda pişmanlık olacak.."
"Pişmanlık mı? Kim pişman olacak? Sen mi yoksa ben mi?"
"İkimiz de.."


Haluk sonunda Ece'nin elini bırakır.. Ece'ye ne söylese fayda etmemektedir.. Başını önüne eğer yine.. Ece ise biraz hassaslaşır.. Haluk'u daha fazla incitmeden asıl endişesini söyler bahanelerinden arınıp..

"Haluk bey.. Lütfen güvenin bana.. Duygularımıza yenik düşmeyelim.. Bırakalım mantığımız, kalbimizin önüne geçsin.. Çünkü sizin bana hissettiğiniz şeyler bir gün geçmeyecek mi?"

İşte bu son cümledir asıl sorun.. Ece'nin endişesi.. Tüm bahanelerinin, sığındıklarının arasında bu cümleyi bir yere yerleştirir.. Haluk'un uyanması da böylelikle başlar.. Eğdiği başını kaldırır birden, şaşkınlıkla bakar Ece'ye.. Bu cümle Haluk'a ağır gelmiştir.. Duygularının küçümsenmesi, Ece'nin kendisinini başka erkeklerle karıştıracak duruma gelmesi rahatsız etmiştir onu..

Ece devam eder..

"En azından iş ilişkimizi mahvetmeyelim.. Lütfen.. Yalvarıyorum size.."

Ece, elinin bırakılmasının verdiği rahatlıkla da çekip gider Haluk'u orada bırakıp.. Haluk hâlâ şaşkındır.. Fakat Ece bilmiyordur ki Haluk Güney pes etmez.. Pes etse Haluk Güney olmazdı ki zaten..

Ah Ece.. Az çektirmedin çocuğuma.. Neyse ki Haluk'un tutkusuna yenildin bir süre sonra..
fracture Çevrimiçi   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 09-03-17, 23:48   #25
fracture
Yönetmen
 
fracture kullanıcısının avatarı
 
Giriş Tarihi: 24.01.2010
Konum: L'Histoire des ours Panda
Mesajlar: 4,986
fracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond repute
Varsayılan 26. Bölüm


Sevmediğim sahnelerden birini de paylaşayım bari.. Ece'nin anlam vermek istemediğim tepkilerinde dolayı, bu sahneyi sevmem pek mümkün değil sanırım..

Ece gecenin bir vakti evden kaçıp Haluk'un bekar evine gelmiş.. Bugün Levent ile onu asansörde yanlış anladığını anlatmak istemiştir.. Fakat eve gelir gelmez, Haluk'un engeliyle karşılaşmış onu dairesine bile almamıştır.. Ece ise buna karşın, Haluk'un ev sahiplerine bir şekilde oyun kurarak daireye girebilmiştir.. Türlü oyunlarla Haluk ile baş başa kalmıştır.. Fakat Haluk ise çok sinirlidir.. Ev sahiplerini yolladıktan sonra Ece'nin karşısına dikilir..

"Sen ne istiyorsun ya? Hı?"

Ece de bu diklenmeye karşı üstüne gitmiştir..

"Gerçeği istiyorum Haluk bey!"
"Hangi gerçekmiş o?"


Sahi hangi gerçekten söz etmişti ki Ece.. Haluk'un bu sorusuna karşı kurduğu cümle de sanki biraz gerçekleri sakladığını gösteriyordu..

"Sizin yanlış bildiğiniz gerçeğini.. Levent ile benim aramda hiçbir şey olmadığı gerçeğini.. Hatta dünyanın sonu gelse, tersine dönse, o ve ben bile kalsak asla ve asla böyle bir şey olmayacağı gerçeği.."

Ece bağırarak kendini ifade etmeye çalışsa da Haluk da benim gibi Ece'nin söylediklerine pek inanamıyordur..

"Bu saçma sapan hikayeyi anlatmak için mi geldin gecenin bu saatinde evime.."
"Eğer telefonlarıma cevap vermiş olsaydınız, buraya gelmeme gerek kalmayacaktı.."
"Yaaa.. Ya seninle konuşmak istemiyorsam? O zaman ne yapacağız?"


Bu gergin geçen andan sonra Ece, Haluk'un bu sorusuna karşı biraz yumuşamayı tercih eder..

"Ama ben sizinle konuşmak istiyorum.."

Ece devam etmek için nefes alırken, Haluk onun ivmesini keser aniden.. Onun yumuşamaya hiç niyeti yoktur.. Çünkü kendisine fazlasıyla dokunan bir şeyler çıkar ağzından..

"Geçen gece de benim konuşmam lazımdı! Ama sen beni dinlemedin.. Eski sevgilini karşında görünce.. Pardon yeni eski sevgilini karşında görünce, aklın birden uçtu gitti maşallah.. Bir iyi akşamlar deme nezaketini bile göstermeden çekip arkanı döndün ve gittin.. "

Ece ise Haluk'un cümlelerine karşı daha da gerginleşiyor bunların gerçek olmadığını bir türlü anlatamadığı için, içi içini yiyordur.. Bir tık daha sesini yükseltmek zorunda kalır..

"O benim yeni sevgilim değil!"

Haluk duymuyordur bile Ece'yi..

"Ben o gece sana kalbimi açtım Ece! Ve emin ol, bu benim için o kadar da kolay olmadı.. Çok mücadele verdim.. Çünkü sevmekten, sevilmekten, aklını kalbine teslim etmekten tek korkan sen değilsin Ece.. Ben de korkuyorum.. Seni üzmekten korkuyorum.. Kendim üzülmekten korkuyorum.. Canımın yanmasından korkuyorum.. Her şeyden önemlisi; en iyi iş arkadaşımı, baş asistanımı, sağ kolumu kaybetmekten korkuyorum.. Ama cesaret, korkunun olduğu yerde ortaya çıkar misali; ben gözümü karartıp, bu işin sonunu düşünmeden sonunda canımın cayır cayır yanacağını bile bile ben seni sevdim.. Sen de beni sev diye elimden geleni yaptım.. Sen de beni sevseydin, evet deseydin, ben sana ömrümün geri kalanını adamaya hazırdım.."


Haluk o kadar güzel konuşup kendini ifade etmiştir ki Ece oraya neden geldiğini birden unutup duygusallaşmaya başlamıştır.. Öyle ki aralarındaki mesafeyi bile kaldırmıştır..

"Sonra ne oldu peki?"
"Bilmem.. Bunu belki de sana sormak lazım.."


Ece, endişesini bir kenara atar.. Haluk'un ilk açıldığı zaman o gece aklında kalan asıl cümleyi gönderir Haluk'a.. Bence o gece tek etkilendiği şey bu cümleydi.. Kafasına da yüreğine de kazındığını düşünüyorum..

"Hani, sen hiç vazgeçmeyecektin.."

Haluk ise kendinden emin..

"Ben seni sevmekten vazgeçmedim ki.. Seni kendimden bile çok seviyorum.. Ama maalesef, artık seni beni sevdiğine inanmıyorum.."

Ece, Haluk'un böyle düşünmesine izin vermek istemez..

"Haluk bey.."

Fakat, Haluk keser cümlesini sakin bir şekilde.. Bilir ki o da istediğini alamayacak.. Ece daha da zorlanır tabii..

"Cık..Şşş.. Bana ne istersen yap Ece.. Kalbimi kır, canımı yak.. Ateşlere at.. Ama sakın beni, eski bir aşk acının merhemi yapma.. Sakın.. O geçmişten gelen adamla, aranda her ne varsa önce onu hallet.. Ondan sonra hâlâ beni seviyor olduğuna, benimle birlikte olmak istediğine karar verirsen o zaman oturur her şeyi baştan düşünürüz.. Ben böyle bir intikam çemberinin içinde olamam Ece.. Bunu kendime yapamam.."

İşte Ece'yi burada anlamak çok zor.. Bu cümlelerin altında eziliyor ve kabulleniyor.. Asansörde Levent'e, Haluk'u sevdiğini söylerken hissettiğim şeyi, burada da hissediyorum.. Haluk'un o merhem ifadesinin doğruluğu da bu.. Fakat ne şekil olursa olsun, Ece'nin Levent ile problemini hallettiğini hiç düşünmedim.. Halledemeden Haluk ile çözdü bu problemi.. Yani Levent ile olan problemini Haluk sayesinde unuttu.. Bu da ilginçtir işte.. İlginç olmasının nedeni, olayı boş yere bu kadar uzatması..

"Peki.. Çok özür dilerim.. Sizi, bu saatte, bu şekilde rahatsız ettiğim için.. İyi geceler Haluk bey.."

Burada da bir sitemi var bana kalırsa Haluk'a.. Hem o cümlelerin arasında ezildiğinden hem kendini ifade edememesinden.. Haluk'tan umduğunu bulamadı.. Ne istiyordu ki acaba? Ona inanmasını isteyince ne olacaktı.. Şu 15.bölümde taciz olayındaki tartışmada ilk itirafı yapan Ece'den eser yok burada.. O yüzden sevmem bu sahneyi.. Haluk'u ilk seferde reddetmesi bile anlamlı gelirken, burada bu şekil davranması anlamsız gelir bana..

Ve sonra fonda tabii Kuytu-Ada çalar.. Boş yere acı çeken iki kalbin hayali ile birlikte..

Tabii söylemeden geçemeyeceğim.. Uraz Kaygılaroğlu bu sahnedeki vurgularıyla muhteşem bir performans sergilemektedir.. Belki de sahneyi sevdiren de budur.. Yoksa içerik, sonuç bakımından o kadar verimli değildir.. Hele ki bir hayal ile sahnenin büyüsü cesaretsiz adımları ifade ederken..
fracture Çevrimiçi   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 16-03-17, 22:27   #26
fracture
Yönetmen
 
fracture kullanıcısının avatarı
 
Giriş Tarihi: 24.01.2010
Konum: L'Histoire des ours Panda
Mesajlar: 4,986
fracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond repute
Varsayılan 27. Bölüm

Final haberinden sonra bu sahneleri irdelemek de hoş olmuyor ama.. Burada durmasını istediğim sahnelerden.. Paylaşmasam olmaz diye düşünüyorum yine.. 26. bölümdeki Ece ile Haluk arasında geçen sevmediğim konuşmanın üstüne o kadar iyi geliyor ki bu sahne.. Bir başka.. Hele ki Yusuf Pirhasan'ın o güzel hamleleriyle şaha kalkıyor bu sahne..

Ece'nin canı çok sıkkındır.. Babası ortada yoktur.. Haber alamıyordur kimse.. Üstüne Ece yine tüm bencilliğiyle evlerini satmak için, tüm sorumluluğu üstüne almıştır ve ailesini de biraz üzmüştür bu konuda.. Kendi de ne yaptığını bilmez bir halde bu can sıkıntısında derdini Haluk ile paylaşmak ister.. Oysa araları kötüdür.. Haluk'un ne tepki vereceğini de bilmez.. Ama yine de onu aramayı tercih eder.. O kadar canı sıkkındır çünkü.. Biliyordur ki Haluk ona iyi gelecektir..

Fakat o sırada da eski sevgilisi Levent Ece'yi aramaktadır babasının yanında olduğunu söylemek için.. Ece ona cevap vermemek için uğraşırken aynı zamanda Haluk'a ulaşmaya çalışıyordur.. O kargaşa altında Levent'e ağzının payını vermek isteyerek ekrana bakmadan telefonu açar..

"Ya sen ne iki yüzlü ne arsız ne şerefsiz bir adamsın ya! Ben sana demiyor muyum beni aramayacaksın diye.. Niye arıyorsun beni?"

Fakat arayan Haluk'tur.. Ece'nin bu anlamsız çıkışını anlamaz, sinirlenir..

"Ya sen ne saçmalıyorsun ha? Sana ihtiyacım var ne olursun beni ara diye mesaj açmadın mı şimdi bana?"

Ece o an bayağı şaşırır.. Hemen ekrana bakar..

"Haluk... Haluk bey?"

Haluk, Ece'nin şaşkınlığına da anlam veremez.. Biraz yumuşar..

"Buyurun, benim.."

Ece yanlış anlaşılmayı telafi etmek ister.. Fakat Levent'in onu arayarak rahatsız ettiğini söylese Haluk'un bu meseleye de takacağını düşüneceği için yalan söylemek zorunda kalır..

"Ahh çok affedersiniz.. Ben sizi şey yani.. Ben sizi eski bir sapığıma benzettim de.."


Haluk tabii bu benzetmeden de hiç hoşlanmaz.. Ece ile de konuşmak istemiyordur o an ama aramıştır bir kere..

"Ahh.. Çok tatlısınız ya.. Çok onure oldum bu benzetmenizle.. Buyurun nasıl yardımcı olabilirim?"

Ece de bu soru karşısında önlemini alır, söyleyeceklerinden önce.. Haluk da merakla dinlemeye başlar..

"Haluk bey.. Lütfen şimdi söyleyeceğim şey için bana kızmayın olur mu? Ben sizi çok özledim.. Sizin yol arkadaşlığınızı özledim.. Ev bakma arkadaşlığınızı özledim.. Sahte nişanlı taklidi yapma arkadaşlığınızı özledim.. Martılara simit atma arkadaşlığınızı özledim.. Beni dolandırmaya kalkan adamı bulup önüme getirme arkadaşlığınızı özledim.. Hepsini çok özledim.. Ama en önemlisi, sizin benim hayatınızdaki varlığınızı özledim.. Hani siz, babanızın evinde kendinizi boğuluyormuş gibi hissettiğiniz zaman beni arayıp keyifli vakit geçirmek istediğinizi söylemiştiniz ya.. Ben de şu an aynı o durumdayım Haluk bey.. Kendimi çok kötü hissediyorum.. Size ihtiyacım var.. Lütfen.."

Haluk bu konuşmadan sonra o kadar yumuşamıştır ki..

"Ben de.."

Ece böyle başlayan bir cümle üzerine heyecanlanmıştır.. Haluk'un ne diyeceğini çok merak ediyordur, o kadar ki sözünü kesip sorarak vurgulamak ister.. Sanki Haluk'un o cümleyi tamamlamayacağını düşünür..

"Ben de ne Haluk bey?"

Haluk da dayanamaz tabii..

"Ben de seni çok özledim.."

İşte bu sahnede çok değişik bir şey yaparlar.. Sadece sözde değil de, hissettiklerini en güzel şekilde anlatmak için birbirlerine orada sarıldıklarını hayal ederler.. Çok güzel bir dokunuştur sahneye.. Özlemlerinin büyüklüğünü gösterir o an

Haluk bunun hayal olarak kalmasını istemez tabii.. Ece'yi görmek ister.. Oradaki heyecanı tutkusu o kadar başkadır ki.. Özlemden yanıp tutuşmaktadır Haluk

"Evde misin?"

Ece Haluk'un heyecanını hisseder ama Haluk'un aksine kendi heyecanını göstermek istemez hemen.. Sonrasına saklamaktadır her şeyi..

"Evet, yani sayılırım.."

Haluk yerinde duramaz..

"Ben de sizin evin oralardayım.. On dakikaya falan sizin oralarda olurum herhalde.."
"Peki tamam.."
"Görüşürüz.."
"Görüşürüz.."


Bu sahnenin akabinde olanlar hoş sonuçlar vermese de; o andan sonra Haluk ile Ece çok başka boyuta geçerler.. Ece mutluluktan uçmaktadır.. Onla artık konuşmayı düşünmektedir.. Haluk ise sadece kendini değil etrafındaki insanları da mutlu görmektedir.. Haluk'un sevgisi böyle işte.. Severek çoğalanlardan

Biz de özleyeceğiz sizleri.. Hem de çok
fracture Çevrimiçi   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 22-03-17, 23:35   #27
fracture
Yönetmen
 
fracture kullanıcısının avatarı
 
Giriş Tarihi: 24.01.2010
Konum: L'Histoire des ours Panda
Mesajlar: 4,986
fracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond repute
Varsayılan 28. Bölüm


Biraz daha devam edelim..

Ece, geçen gün telefon konuşmalarından sonra babasının durumundan dolayı mesaj yoluyla Haluk'a gelemeyeceğini hiçbir şey açıklamadan bildirmiş; fakat bunun üzerine içi ferah her şeyden habersiz bir şekilde şirkete halasıyla gelmiştir.. Kendisine bir oda tahsil edilmesiyle, Haluk'un bir kıyağı olduğunu düşünerek mutlu olmuştur fakat eski sevgilisi olan Levent'in odaya girmesiyle bu mutluluğu kısa sürmüştür.. Haluk, Levent ve Ece'nin kendisine bir oyun oynadığını düşünmüştür.. Sevenleri kavuşturmak maksadıyla onları aynı odaya tıkmış böylece gözünün önünden de Ece'yi uzaklaştırmak istemiştir.. Tabii Ece bu haksızlığa anlam verememiş bir hâlde Haluk'un odasına gider.. Haluk da geleceğini tahmin ederek onu beklemektedir..

Ece geçen günkü olan durumlarını düşünerek resmiyeti kaldırıp, Haluk'a hesap sorar.. Bu yaşanan kısa anı da seviyorum..

"Bu ne demek oluyor Haluk?"

Haluk ise burnundan kıl aldırmayan bir hâlde bu ifadedeki hoşnutsuzluğunu belirterek uyarır Ece'yi..

"Haluk bey demek istediniz herhalde öyle değil mi?"

Ece ise buna anlam vermez ve direnir..

"Haluk?"

Haluk ise üsteler..

"Bey.."

Ece buna bozulur ama Haluk'un dediğini yapmak zorunda kalır, gereksiz tartışmadan kaçınarak..

"Haluk bey.."

Ece'nin sözünü dinlemesi hoşuna gider Haluk'un..

"Sizi dinliyorum.."

Ece sinirini saklamaya çalışır..

"Burada yazılanlar ne demek oluyor?"

Haluk alaylı bir şekilde cevap verir..

"Vallahi okuma yazmanız vardır diye düşünüyorum.. İçinde gayet açık ve net bir şekilde yazıyor.."

Ece çok sinirlenir.. Resmiyeti kaldırır birden..

"Ya sen!"

Fakat Haluk inatla resmiyeti kaldırmak ister.. Ece'ye kaş hareketiyle kendisine saygı göstermesini isteyerek sözünü keser.. Ece duraksar, kendini toparlar.. Sinirlerine hakim olmak ister..

"Siz aklınızı mı kaçırdınız? Ben nasıl Levent'in asistanı olurum?"

Haluk yine o ukala tavrıyla ayağa kalkar; cebini eline sokarak ifadesini güçlü tutmak için, Ece'ye doğru gelir..

"Bunda bir şey yok Ece hanım.. Şirket içinde çalışanların rotasyon yapması, hem normal bir o kadar da faydalıdır Ece hanım.. Kimse sonsuza kadar aynı kişinin, baş asistanı kalacak diye bir kaide yok.. Hı? Şimdi başka başka söyleyecek bir şeyiniz yoksa, çıkabilirsiniz..Zira çalışmam lazım.."

Ece şaşkınlıkla Haluk'a dinlemekte, hâlâ Haluk'a anlam verememektedir..

"Bana bunu neden yapıyorsunuz?"

Haluk bu soruyu Ece'den pek beklemiyordur.. Yüzüne gergin bir ifade yerleştirerek tekrar Ece'ye yaklaşır..

"İyi düşünün bakalım.. Bunun cevabını verebilecek kadar zeki bir kadınsınız.."

Ece daha da sinirlenir..

"Ya sırf dün çok önemli bir işim çıktı, yanınıza gelemedim diye bana böyle davranmanız çok büyük haksızlık!"

Haluk Ece'yi kale almıyordur bile.. Koltuğuna oturup, telefonuna bakar.. Ece ise bu boşluktan yararlanmak ister.. Fırsatını kullanıp haklı olduğunu göstermek istercesine, daha önce söylediği bir şeyi Haluk'a hatırlatır..

"Ben size özel hayatımızla, iş hayatımızı birbirine karıştırmayalım.. Bundan ikimiz de zararlı çıkarız demiştim.."

Haluk'un ise hâlâ hiçbir şey umrunda değildir.. Ece'ye bunu sözlü olarak da ifade etmek ister..

"Bir şey mi söylediniz.. Telefonumda bir mesaja bakıyordum da.."

Ece artık yumuşar.. Bunun böyle olmayacağını düşünür.. Kendi duygularını paylaşmaya başlar..

"Ben çok istemiştim yanınıza gelmeyi.. Çünkü çok özlemiştim sizi.."

Haluk ise Levent ile ikisinin ona oyun oynadığını ısrarla düşündüğü için Ece'ye inanmak hiç içinden gelmiyordur.. Yüzünü ekşite ekşite onu dinliyordur.. Ece Haluk'un cevap vermediğini görerek daha da açılır ona.. Yanına doğru yaklaşır..

"O gece, siz bana duygularınızı açtığınız zaman.."

Haluk kale almama durumunu çok sürdüremez.. Ece'ye kulak kesilmiştir.. Sinirli olsa da heyecanlanır.. Ece devam eder, bu sefer kendiliğinden kalkar o resmiyet..

"Ben senin kadar cesur olamamıştım.. Korkmuştum çünkü.. Ama seni sevmekten değil.. Seni çok sevip de kaybetmekten korktum.."

Haluk'un duyguları karışmıştır.. Ece'ye olan öfkesi, sevgisiyle karışır.. Fakat inanmaz Ece'ye.. Hayalkırıklığı yüzündedir.. Ece ise Haluk'un yüzünü görememektedir.. Haluk'a açılacağı için heyecanlanmış yüzüne bir ferahlama gelmiştir.. Devam eder..

"Ama artık korkmuyorum.. Kendimden de, duygularımdan da çok eminim.."

Haluk bu konunun nereye gideceğini bilememektedir.. Ece'ye anlam verememekte ve inanmamaktadır.. Ece ise Haluk'un yüzünü görmek ister.. Onun yüzüne karşı söylemek ister artık duygularını.. Gocunmaz hiç diz çöker, ellerini Haluk'un dizlerinin üstüne koyar ve Haluk'un yüzüne bakar.. Haluk şaşkındır.. Ece cesaretini toplar..

"Haluk.. Ben de seni sev.."

Haluk dayanamaz keser sözünü tek bir hamlesiyle..

"Derhal odamı terk et!"
"Ne?"


Ece ise böyle bir şeyi hiç beklemiyordur.. Haluk ayağa kalkar.. Ece de onunla birlikte.. Haluk cümlesini tekrarlar..

"Sana derhal odamı terk et dedim.."
"Ne?"


Haluk iyice ileri gider..

"Bir daha da benim sekreterimden randevu almadan sakın asla ama asla odama girme.."

Ece inanmak istemiyordur bir türlü..

"Ne diyorsun?"

Haluk ağır ifadelerle Ece'yi incitmeye devam eder..

"Çık dışarı..Çık.."

Ece'nin bu saatten sonra diyecek bir şeyi yoktur artık.. Arkasını döner.. Odadan çıkar çıkmaz ağlamaya başlar.. Haluk da kendini bırakır orada koltuğa atar kendini..Ece'ye böyle davrandığı için kendini daha da suçlu hissetmektedir Haluk.. Çünkü akşam iş çıkışı onu üzgün bir şekilde baykuşlarıyla oynarken gördüğünde Haluk'un yüzündeki ifade çok başkaydı.. Kıyamıyordu bir türlü Ece'sine.. Ne yaparsa yapsın intikam adı altında kendi daha çok yıpranıyordu..

Fakat Ece'nin ağladığını görmedi Haluk.. İşte ona dayanamazdı.. Bir iletişimsizlik problemi yüzünden bu yaşananlar olmadı belki ama sonra ikisi de doğru yolu buldu
fracture Çevrimiçi   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 26-03-17, 21:57   #28
fracture
Yönetmen
 
fracture kullanıcısının avatarı
 
Giriş Tarihi: 24.01.2010
Konum: L'Histoire des ours Panda
Mesajlar: 4,986
fracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond repute
Varsayılan 29. Bölüm


Bu akşam Baba Candır yok.. Ve bir daha pazar akşamları olmayacak.. Çok ilginç değil mi.. Neyse.. Şu güzel vuslat anı da burada dursun bir yerde..

Haluk, Salih babadan şiddetli bir şekilde uyarı alınca Ece'yi üzdüğünü düşünür.. Kendi bencilliği, düşüncesiz davranışları yüzünden Ece'nin daha da kahrolmasına, yıpranmasına gönlü razı olmaz.. Çok isteği başkanlık koltuğuna sahip olmasına rağmen, onu da geride bırakıp babasının yerine Fransa'ya gitme kararı alır.. Evden ayrılması zordur... Evden ayrılırken Ece'ye dair her şeye veda eder.. Bir yılbaşı günü aldığı kravata, hayalinde dokunduğu cama.. Fotoğrafına.. Ece'ye de bir mektup yollamıştır.. Eski usulde.. Dostça bir mektup.. İşte mektuptan dökülenler..

"Ece, ben Fransa'ya gidiyorum.. Uzun bir süre Türkiye'ye dönmeyi düşünmüyorum.. Sanırım bu ayrılık ikimize de çok iyi gelecek.. Birbirimizi daha acısız, sancısız bir şekilde unutacağız böylece.. Sana kızmıyorum.. Çünkü bu işte en başından beri hatalı olan bendim.. Elimi daha çabuk tutmalıydım.. Daha cesur olmalıydım.. O gün sen beni son anda ekip, Levent ile buluştuğunda çok canım yanmıştı.. Yine de o gün pes etmedim, yüzüğümü çiçeğimi alıp kapına kadar geldim.. Ama babanı Levent'e oğlu gibi sarılırken görünce.. Cık.. İşte o anda vazgeçtim her şeyden.. Elveda Ece.. Elveda hayatımın aşkı.. Belki başka bir zamanda başka bir yerde yine yollarımız kesişir.. Yine deneriz.. Hı? O güne kadar, kendine çok iyi bak.. Ve hep mutlu ol.. Çünkü sen mutlu olmayı çok hak ediyorsun.. Seni seviyorum.."

Mektubu okuduktan sonra Ece'nin yüzünde bir rahatlama ifadesi oluşmuştur.. Günlerdir Haluk'un ona neden ters davrandığını anlamış, yanlış anlaşılmanın içerisinde olduğunu farketmiştir.. Uçağa yetişmek için hareket eder fakat uçağın kalktığını öğrenir.. Yıkılmıştır.. Haluk ile bir iletişimsizlik içerisinde olduğunu bir kez daha anlar.. Fakat bu sefer Haluk'u rahatlatmak ister.. Onun da mektubuna karşılık olarak, telefonuna sesli bir mesaj yollar.. Dostça bir mesajdır bu da.. Haluk'un mektubundaki gibi..

"Haluk bey.. Haluk.. Ece ben.. Biliyorum şu an uçakta olduğun için, bu mesajı Paris'e indiğin zaman dinleyeceksin.. Ama koşup o uçağa yetişebilme şansım olsaydı eğer, gitmene asla izin vermezdim.. Yalvarırdım gitme kal diye.. Senin beni o gün Levent ile birlikte gördüğün gün.. Ben babamı kurtarmak için gitmiştim oraya.. Çünkü babam polislerden kaçarken Levent'in evine sığınmıştı.. Mecburdum.. Ama aynı gün.. Sen bana telefonda beni çok özlediğini söylediğinde, ben dünyanın en mutlu kızı olmuştum.. Eğer o gün buluşabilseydik, artık seni sevmekten korkmadığımı söyleyecektim.. Benim tekrardan sevebilmem için, senin gibi birine ihtiyacım vardı.. Hani sen bana o gün, beni eski bir aşk yarasına merhem etme demiştin ya.. Sen benim bütün acılarımın merhemi olabilirdin.. Artık çok geç, biliyorum.. Kendine oralarda çok dikkat et, tamam mı? Çünkü ben seni sevmekten hiç vazgeçmeyeceğim.. Seni hiçbir zaman unutmayacağım.. Hoşçakal, hayatımın aşkı.."

Ece gittikçe kendini kaybettiği mesajını bitirir.. Umutsuzca holding binasına doğru yönelir.. Fakat onu ufak bir sürpriz bekliyordur.. Haluk her zamanki gibi aşkına yenilmiştir.. Gidememiştir Paris'e.. Holding binasına geldiği gibi telefonuna gelen mesajı dinlemektedir.. Ece'nin karşıdan geldiğini görünce ona doğru bakar.. Ece'ye duyduklarının doğru olup olmadığını sormak için kafasıyla işaret eder.. İnanamıyordur duyduklarına.. Ece'den onay alınca gözlerinin içi güler Haluk'un..

Birbirlerine kavuşan çiftin ağzından ilk defa birbirine doğru akar bu cümleler..

"Seni seviyorum.."
"Seni seviyorum.."


Demeseler de olurdu ya.. Fakat onlar o kadar boş yere kendilerini yıprattılar ki artık rahatlamanın verdiği etkiyle, bir kez daha birbirlerine hatırlatırlar bunu.. Ne de güzel olur böyle..

Sahnenin sonunda Haluk ve Ece ile birlikte kadraja iliştirilen o çiçekler de.. Yusuf Pirhasan.. Başka güzel adamsın sen de.. Yüreğine sağlık..

Fonda çalan Buray'ın parçası da bir tek buraya yakıştı.. Onlara özel oldu.. Dizi dışı başka bir yerde de hiç duymadım parçayı.. Bilemem tabii.. İyi de oldu bence..

"Gitmem gerek, buralardan çok yorgunum yaşanandan
Senle geçen her günümde başkası vardı
Sana öyle haksızlıkla, yalanlarla aşksızlıkla
Davrandığım her anımda dünyam karardı..

Sessiz sakin, telaşsızdı aşkım
Korkmadım bende daha çok yaklaştım
Sessiz sakin, telaşsızdı aşkım
Korkmadım ben de ..

İnan görmedim hatanı, ardından atanı tutanı
Söyleyeceklerin kaldıysa dinlerim
Bi bilsen içimde yatanı her gece gönlüme batanı
Unutamadım bir türlü onu beklerim.."
fracture Çevrimiçi   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 30-03-17, 00:45   #29
fracture
Yönetmen
 
fracture kullanıcısının avatarı
 
Giriş Tarihi: 24.01.2010
Konum: L'Histoire des ours Panda
Mesajlar: 4,986
fracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond repute
Varsayılan 6. Bölüm


Sevdiğim sahnelerden..

Haluk Ece'den babasıyla iş görüşmek için bir görüşme ayarlamasını ister. Fakat Hasan da oğluyla yemek yemek istemektedir. Haluk'un hassasiyeti ile Hasan'ın isteği arasında kalan Ece bir yol bulmak zorunda kalır ve toplantı salonununa yemek getirterek baba oğulun baş başa görüşmesini sağlar. Haluk başta rahatsız olsa da babasının yumuşak tavrıyla bu durumu kabullenir. Fakat Müge'nin ani gelişi Ece'nin de kontrolü kaybetmesine neden olur ve doğal olarak Haluk bu durumu hiç hoş karşılamaz. Ece'nin bu işte parmağı olduğunu düşünür. Çok sinirlenir.. Çantasını almak için odasına doğru gider.. Ece de peşinden gider..

"Haluk bey, lütfen bekleyin.. Böyle gidemezsiniz.."
"İzle ve gör bakalım, nasıl gidiyorum.."


Haluk odasından çantasını alır odasından çıkar. Ece durdurur onu..

"Haluk bey.."

Ece eliyle dokunmuştur Haluk'a.. Haluk bu münasebetten hoşlanmayıp Ece'nin dokunduğu yere bakar. Ece de ileri gittiğini anlayıp çeker elini naif bir şekilde..

"Haluk bey.. Bu şekilde giderek babanızı zor durumda bıraktığınızın farkında mısınız?"

Haluk hâlâ öfkelidir..

"Ece hanım siz kimin asistanısınız? Benim mi yoksa babamın mı?"

Ece'nin bu soru hoşuna gitmez ama cevaplamak ister Haluk'un öfkesini düşünerek..

"Sizin efendim.."

Haluk o kadar sinirlidir ki, tüm okları Ece'ye çevirmek istemektedir.. Onun canını nasıl acıtırım düşüncesiyle ileri gitmeyi düşünmektedir.. Sesini bir ton yükseltir..

"Ece hanım yüksek sesle söyleyin.. Duymadım.."
"Sizin tabii ki de efendim.."

"Peki bir yönetici asistanının, yöneticisini aptal durumuna düşürmesi kabul edilebilir bir şey mi?"

Ece'nin bu konuda bir hatası olmamasına rağmen, Haluk'a karşı baştan beri olan tutumunda yanlış olduğunu hissederek onun suyuna gitmeyi düşünür.. Yüzüne bir mahcubiyet yerleştirir..

"Hayır efendim.. Ne derseniz, haklısınız.."

Haluk ise başka yerdedir.. Ece'nin canını yakmak ister..

"Haklıyım tabii.. Ben bu şirkette ilk günden beri seninle ilgili düşüncelerimde, haklıyım.. Ah.. Babam olmayacaktı ya.. Seni bu şirketten bir kerede siler atardım.."

Ece burada tavır değiştirir, kendini savunma ihtiyacı duyar..

"Bakın.. Babanız sizinle yemek yemek istediğini söyledi.. Ben de çok üzüldüm.. Sadece yardım etmek istedim, o kadar.. Müge hanımın geleceğinden haberim yoktu, inanın.. Hatta, başkan beyin de haberi yoktu.. Müge hanım kendisi söyledi.. Sürpriz yapmak için geldim diye.."

Haluk'un siniri dinmemektedir bir türlü.. O kadar ki tane tane konuşmaya, kelimeleri sinirli bir şekilde vurgulamaya başlar..

"O kadın.. Benim bu hayatta aynı masada oturup yemek yemek isteyeceğim son kişi.. Anladın mı? Ben babamla bile yıllardır aynı masada yemek yemekten kaçtım durdum.."

Ece burada merakına yenilir, araya girer..

"Haluk bey anlamıyorum.. Bir insan babasıyla yemek yemekten neden kaçar?"

Haluk daha da sinirlenir bu soruya..

"Size ne ya? Ha? Size ne? Yine o burnunuzu benim özel işlerime sokup, beni zor durumda bıraktınız.. Gafil avladınız.. Ben o kadınla aynı masaya oturdum.."

Ece yine utanır.. Fakat Haluk'un onca cümlesine rağmen yılmaz, yine de karışır Haluk'un özeline.. Yorum yapar kendince bilip bilmeden..

"Haluk bey o kadın demeseniz.. Yani sonuçta babanızın evleneceği kişi Müge hanım.. Seviyor onu.. Hem anneniz de sayılacak bi nevi.."

Farkında olmadan Haluk'un damarına dokunmuştur.. Öyle böyle değil.. Siniri iyice bozulmuş, kelimeleri akıtırken titrer bile

"Ne saçmalıyorsun sen ya? Hı? O kadının babamla evlenmesi, onu benim annem yapmaz! Benim annem olamaz! Kimse, hiç kimse benim annemin tırnağı bile olamaz.. Anladın mı? Kimse benim annemin tırnağı olamaz!"

Bu cümlesinden sonra gitmeye koyulur fakat daha içi soğumamıştır. Kendini toparlar, Ece'ye bakar tekrar..

"Eğer benim asistanım bana bir yalan söyleyecekse, bunu en iyi şekilde yapmalı.. Beni babamla o masaya oturturken, o masaya kimlerin gelip gideceğini hep araştırıp hesaplamış olmalı.. Ama sen.. O kadar akılsız, o kadar beceriksiz, o kadar kötü bir asistansın ki; bana bir yalan söylemeyi bile beceremedin!"

Haluk konuşmanın başından beri öfkesini bastırmaya çalışarak, asistanıyla olan gerilimi çalışanlara hissettirmeden söylemesine rağmen; son cümlelerini bağıra bağıra çevresindekilere aldırmadan kurmuştur.. Ece hem korkmuş hem de üzülmüştür.. Haluk ise sinirli bir şekilde şirketten çıkarken, arabasında ağlayarak tüm sinirini boşaltmıştır..
fracture Çevrimiçi   Alıntı Yaparak Cevapla
Eski 31-03-17, 20:52   #30
fracture
Yönetmen
 
fracture kullanıcısının avatarı
 
Giriş Tarihi: 24.01.2010
Konum: L'Histoire des ours Panda
Mesajlar: 4,986
fracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond reputefracture has a reputation beyond repute
Varsayılan 12.Bölüm

Bir diğer sevdiğim sahne.. Çok ince, güzel diyalogların olduğu bir sahnedir ayrıca.. Yemek sahnesinin devamı niteliğindedir gözümde.. Bu da dursun buralarda..

Haluk, babasının Ece ile planlar yapıp onu bir şekilde kontrol ettiklerini öğrenince dünyası başına yıkılmış; güveni zedelenmiştir.. Ece'ye restini çekmiş bir daha yüzünü görmeyeceğini üstüne basa basa uygulamalı olarak anlatmıştır.. Ece'nin şirkete girişini yasaklamış, tüm çalışanları uyarmış, bir de şirkette üstünlüğünü ilan ede ede acısını kapatmayı bilmiştir.. Fakat Ece yılmamış bir yolunu bulup güvenlik görevlilerini atlatarak Haluk'un odasına ulaşmıştır..

Haluk Ece'yi karşısında bulunca şaşırmıştır.. Biraz da heyecanlanmıştır fakat göstermemeye çalışmıştır.. Ece de dün geceki tavrından dolayı Haluk'a olan kızgınlığını gizlememektedir.. Haluk'un masasının yanına gelip karşısına dikilmiştir..

Haluk kibirli halini takılarak arkasına yaslanır..

"Ece hanım.. Yanlış hatırlamıyorsam ki yanlış hatırlamadığımı hatırlıyorum.. Ben sizi kaleciden kaleciye degajman gücünde bir şutla dün bu şirketten kovmuştum.. Kimse size bu şirkete, hatta benim odama elinizi kolunuzu sallayarak giremeyeceğinizi söylemedi mi? Size söylüyorum Ece hanım.. Bu şirkete, bu odaya giremeyeceğinizi söylemediler mi?"

Ece, Haluk'un dün geceki tavrından gram bir şey eksilmediğini anlar.. Kendini savunacak bir şeyler aramaktadır..

"Beni kovmanızı anlıyorum Haluk bey.. Ama şirkete girişimi bir fotoğraf altına yazarak, yasaklamanızı anlamıyorum.."

Haluk yüzüne dalga geçer bir edada gülümseme yerleştirir..

"Bunda anlamayacak bir şey yok.. Kovuldunuz çünkü.."

Ece bıkkın bir şekilde sitem eder Haluk'a..

"Tamam ben suçumu kabul ediyorum.. Ama bu saçma sapan durumun sona ermesi için daha ne kadar özür dilemem gerekiyor..

Haluk ise anlaşılmadığını düşünmektedir..

"Diyelim ki, birini öldürdünüz.. Özür dileyerek suçunuzu affettirebilir misiniz?"
"Bilmiyorum.. Çünkü daha önce kimseyi öldürmedim..

Haluk fırsatı kaçırmaz..

"Öldürdünüz.. Benim içimde size olan inancı, güveni öldürdünüz.."
"Ben bu şirkete zarar verecek hiçbir şey yapmadım.. Görevimi asla kötüye kullanmadım.. Bu mesele sizin babanızla aranızdaki bir durumdu, o kadar.."


Haluk yine eline geçen fırsatı sonuna kadar kullanır..

"İşte bakın ne güzel söylüyorsunuz kendi ağzınızla.. Ben size defalarca, bizim aile işlerimize karışmayın dedim.."

Ece savunmaya başlar kendini bu sefer..

"Tamam! Ama bu durum beni kovmanızı mı gerektiriyor? Ben bu şirkete dokuz yılımı verdim Haluk bey.. Tek bir gün bile işimi aksatmadım! Disiplinle yaptım işimi.."

Haluk kırgındır, hem de çok..

"Ve o dokuz yılın sonunda üstünüze ihanet ettiniz.."

Ece, Haluk'u kırdığını hissederek direnmektedir..

"Ben size ihanet etmedim! Hatta son zamanlarda sizin tarafınıza geçmiştim.. Sizi koruyordum ben babanızdan Haluk bey.."

Haluk dayanamaz artık, koltuğundan kalkıp ellerini masaya koyar ve Ece'nin gözlerinin içine dik dik bakarak konuşmaya başlar.. Aradaki resmiyeti de yok sayarak..

"Hayatta en çok neden nefret ederim biliyor musun? Yalan.. İkinci en nefret ettiğim şey nedir biliyor musun? Bir yalana kanıp ona inanmak.. Üç.. O inandığım yalanın gerçeğini öğrendiğimde, böyle karnımda içimde hissettiğim o iğrenç acı.. Sen bana bunların üçünü de yaşattın!"

Ece çok üzülmüştür.. Ama bu sefer kendi düştüğü durum için değil.. Haluk için üzüldüğünü hissetmektedir.. Haluk'un düşüncelerini yok etmek ister o an..

"Haluk bey.."

Haluk, Ece'nin sözünü keser.. Daha fazla dayanacak gücü kalmamıştır çünkü.. Toparlanır nefesini kontrol ederek.. Yine de Ece'yi kovmanın acımasızlık olduğunu düşünerek, ona bir seçenek daha sunar.. Tek isteği sadece onun yüzünü görmemektir..

"Benim konuşacak başka bir şeyim kalmadı.. Ya bu şirkette başka bir departmanda çalışmayı kabul edersin, ya da istifanı verir gidersin.. Şimdi çık odamdan dışarı..

Ece hâlâ direniyordur..

"Haluk bey.."

Haluk kontrolünü kaybedip, öfkelenir.. Bağırmaya başlar..

"Güvenlik görevlilerine seni yaka paça dışarı attırmadan, odamdan derhal çık!"

Ece üzgün bir şekilde Haluk'a bakar, onun direncini kırmak ister.. Haluk bakamaz yüzüne ama az önceki çıkışını yineler fakat bu sefer sesi cılızdır.. Gücü kalmamıştır artık.. Kırgın ama yumuşak bir tonda Ece'nin hayatından çıkmasını istemektedir aslında..

"Çık git.. Git.. Git.."

Ece bu sefer anlamıştır.. Üzgün bir şekilde, Haluk'u öyle bırakıp çıkıp gider o odadan.. Bundan sonrası da iyilik güzellik..

Haluk Güney'i, Haluk Güney yapan bir sahnedir.. Haluk bu halini pek göstermedi.. İyi ki de göstermedi diyenlerdenim..
fracture Çevrimiçi   Alıntı Yaparak Cevapla
Yanıtla

Bookmarks


Şu an bu konuyu görüntüleyen kullanıcı sayısı: 1 (0 üye ve 1 misafir)
 
Konu Araçları
Mod Seç

Gönderme Kuralları
Yeni konu açamazsınız
Mesajlara cevap yazamazsınız
Mesajınıza eklenti ekleyemezsiniz
Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz

BB code is Açık
SimgelerAçık
[IMG] kodu Açık
HTML kodu Kapalı

Hızlı Geçiş

Saat 15:56.


Powered by vBulletin® Version 3.8.7
Copyright ©2000 - 2017, vBulletin Solutions, Inc.