Sayfa 2/4 İlkİlk 1234 SonSon
34 sonuçtan 11 ile 20 arası

Konu: İşe Yarar Bir Şey (27.10.2017)

  1. #11
    Asistan hknmrtd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20.08.2012
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    596
    Ettiği Teşekkür
    76
    3 mesaja 16 teşekkür aldı
    Bahsedilme
    1 Mesaj
    Tecrübe Puanı
    37879285

    Standart

    başak köklükaya yiğit özşener ve de öykü

    kadroya gel

    gişe filmi olmadığı için belki çok ses getirmez ama arşivlenecekler arasında yer alacağı kesin

  2. #12
    Asistan i.toraman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    02.06.2010
    Yer
    :
    Mesajlar
    877
    Ettiği Teşekkür
    13
    6 mesaja 7 teşekkür aldı
    Bahsedilme
    0 Mesaj
    Tecrübe Puanı
    42949680

    Standart


    24. Uluslararası Adana Film Festivali'ne doğru


    Adana Büyükşehir Belediyesince bu yıl 24'üncüsü düzenlenecek Uluslararası Adana Film Festivali'nde, 10 Türk filmi 16 dalda yarışacak.

    Festival Komitesinden yapılan yazılı açıklamaya göre, Uluslararası Adana Film Festivali'nin 24'üncüsü, 25 Eylül-1 Ekim'de düzenlenecek.

    Etkinlikte 10 Türk filmi, yönetmen Erden Kıral ve Hüseyin Karabey, oyuncu Algı Eke, sinema yazarı Fırat Yücel, besteci ve yapımcı Murat Hasarı, görüntü yönetmeni Uğur İçbak ve oyuncu Selma Güneri'nin yer aldığı jüri tarafından değerlendirilecek.

    Onur Ünlü'nün "Aşkın Gören Gözlere İhtiyacı Yok", Semih Kaplanoğlu'nun "Buğday", Onur Saylak'ın "Daha", Orhan Oğuz'un "Eksi Bir", Pelin Esmer'in "İşe Yarar Bir Şey", Emre Erdoğdu'nun "Kar", Emre Yeksan'ın "Körfez", Özgür Sevimli'nin "Murtaza", Ümit Ünal'ın "Sofra Sırları", Orhan Eskiköy'ün "Taş" filmleri, 16 dalda, Altın Koza ve diğer özel ödüller için yarışacak.

    Festivalde, "En İyi Film Ödülü"nün yanı sıra "Yılmaz Güney Ödülü" verilecek.

  3. #13
    Asistan i.toraman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    02.06.2010
    Yer
    :
    Mesajlar
    877
    Ettiği Teşekkür
    13
    6 mesaja 7 teşekkür aldı
    Bahsedilme
    0 Mesaj
    Tecrübe Puanı
    42949680

    Standart

    24. Adana Film Festivali
    En iyi kadın oyuncu
    En iyi senaryo
    En iyi görüntü yönetmeni ödülleri İşe Yarar Bir Şey

    ]

  4. #14
    Asistan i.toraman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    02.06.2010
    Yer
    :
    Mesajlar
    877
    Ettiği Teşekkür
    13
    6 mesaja 7 teşekkür aldı
    Bahsedilme
    0 Mesaj
    Tecrübe Puanı
    42949680

    Standart




  5. #15
    Asistan i.toraman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    02.06.2010
    Yer
    :
    Mesajlar
    877
    Ettiği Teşekkür
    13
    6 mesaja 7 teşekkür aldı
    Bahsedilme
    0 Mesaj
    Tecrübe Puanı
    42949680

    Standart


  6. #16
    Asistan i.toraman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    02.06.2010
    Yer
    :
    Mesajlar
    877
    Ettiği Teşekkür
    13
    6 mesaja 7 teşekkür aldı
    Bahsedilme
    0 Mesaj
    Tecrübe Puanı
    42949680

    Standart


  7. #17
    Asistan i.toraman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    02.06.2010
    Yer
    :
    Mesajlar
    877
    Ettiği Teşekkür
    13
    6 mesaja 7 teşekkür aldı
    Bahsedilme
    0 Mesaj
    Tecrübe Puanı
    42949680

    Standart

    Filmin ön gösterimi tarihi, yeri saati

    [/U]

  8. #18
    Asistan i.toraman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    02.06.2010
    Yer
    :
    Mesajlar
    877
    Ettiği Teşekkür
    13
    6 mesaja 7 teşekkür aldı
    Bahsedilme
    0 Mesaj
    Tecrübe Puanı
    42949680

    Standart

    İlginç konu, edebi üslup, biçimsel cürret

    İŞE YARAR BİR ŞEY X X X ½

    Yönetmen: Pelin Esmer
    Senaryo: P. Esmer, Barış Bıçakçı
    Görüntü: Gökhan Tiryaki
    Oyuncular: Başak Köklükaya, Öykü Karayel, Yiğit Özşener, Cüneyt Yalaz

    SineFilm- Mars Yapım filmi




    Bu hafta Türk sineması ağırlıklı. Özellikle Ayla kuşkusuz haftanın ve son haftaların en ilginç filmi. Onu geçen Cumartesi yazmış olduğumu hatırlatayım.

    İşte bir başka yerli film. Pelin Esmer’in filmi, alabildiğine edebi, ‘entelektüel’ ve geveze bir yapım olarak karşımıza geliyor. Bu nitelikler önemli ölçüde senaryoya ortak olan yazar Barış Bıçakçı’nın etkisi sanırım.

    Böyle olması ayrıca çok doğal, çünkü hikayenin iki asıl karakteri, avukat-şair Leyla ve daha amatör yazar Yavuz bu alemi iyi bilen, konuşmalarında örneğin Cortasar gibi bir yazarı anıp arada mısralar mırıldanan kişilerdir.

    Filmin yapısı, hikâyenin kuruluşu bence tartışmaya açık. Aslında gayet ilginç başlayan, kısa süre sonra bir tren yolculuğu ve orada karşılaşan iki farklı yaş ve kimlikte kadının ilerleyen dostluğuna dönüşen hikâyeye, kimi tren yolcularının kattığı çeşni ve lezzet ekleniyor. Tüm bunlar, sıra dışı görüntüler eşliğinde (ve elbette Gökhan Tiryaki’nin katkısıyla) bir yol filmini haberler gibi.

    Ama iki kadın, en çok genç olan Canan’ı ilgilendiren çok özel bir olayı konuşuyorlar. Orta yaşlı bir adam olan Yavuz’un tüm bedenini saran bir felç olayı nedeniyle yatağa mahkûm olması... Ve bunun umutsuzluğu içinde, bir an önce ölmeyi istemesi.

    Bunu gerçekleştirmesi için de, doktoru Hüseyin’e ısrarlı biçimde asılması. Bizim görüp tanımadığımız Hüseyin bey ise bu tuhaf görevi yanına staja gelmiş olan çiçeği burnunda hemşire, ama gözü oyunculukta olan Canan’a yüklemiş!..

    Uzun süre bir yan olay diye şöyle bir kulak kabarttığımız bu durum, giderek ana entrika haline geliyor. Biraz zorlama biçimde....Ondan sonrası İzmir’de biten tren yolculuğu, orada -nihayet- Yavuz’la tanışma....


    Sanki bir parantez gibi araya giren ve 42 yaşındaki avukat Lale’nin yolculuk nedeni olan, eski lise arkadaşlarıyla mezuniyetlerinin 25. yılında buluşması olayı var. Ve sonra biraz muğlak, birkaç sona birden açık final...

    Dediğim gibi, ilk başlarda yaratılan birçok sinemasal/görsel güzelliğe karşın, hikâye işlemez gibi gözüküyor. Ve uzun diyaloglar bir ağırlık duygusu yaratıyor.

    Ama sonra sanki bir mucize gerçekleşiyor. Öncelikle o ürpertici tartışmaya, ötenazi hakkı denen kişinin kendi kendisini öldürmek (ya da öldürtmek) olayına tanık oluyoruz. Leyla’nın da Canan’a yardım için olaya katılmasıyla birlikte...

    Daha ötesi, o mezunların bir İzmir Kordonu dekorundaki buluşma yemeği, birden bir sinemasal deneye, bir biçimsel cürete dönüşüyor. Yazar-yönetmen-görüntü yönetmeni üçlüsü, bu on küsur dakika süren bölümü tek bir çekimle bize sunmaya kalkışıyor. Ve üstelik başarıyor!..

    Tek bir çekim, ama çok yavaş olsa da hareket eden bir kamera. Çok yavaşça masanın çevresini dolanan, her bir kişi ya da grup önünde yeterince duran...Sinemada traveling- kaydırma denen o önemli olayın en güzel örneklerinden biri, şapka çıkarılacak bir bölüm...

    Ve o gizemli finalle bu biçimsel cesaret bir araya gelince, sanırım sonuç olarak gayet ilginç sayılabilecek bir film ortaya çıkıyor.

    Oyuncular da çok iyi. İkisini de uzun zamandır göremeyip özlediğimiz iki oyuncudan Başar Köklükaya başrolde parlak bir kompozisyon çizerken, görece olarak kısa Yavuz rolünde Yiğit Özşener de süper.

    Öykü Karayel’in Canan’ını da çok sevdim. Ama o kalabalık yardımcı oyuncuları da kutlamak gerekir: trendeki şarkıcı/dansöz ikilisinden, o yemekteki tüm kişilere… Adlarını bile bilmediğimiz bu insanlar (belki profesyonel oyuncu bile değiller), sinemada takım oyunculuğunun önemini bir kez daha hatırlatıyor.

    Atilla Dorsay

  9. #19
    Asistan i.toraman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    02.06.2010
    Yer
    :
    Mesajlar
    877
    Ettiği Teşekkür
    13
    6 mesaja 7 teşekkür aldı
    Bahsedilme
    0 Mesaj
    Tecrübe Puanı
    42949680

    Standart

    Gerilimli bir gece yolculuğu
    27.10.2017 Cuma
    Lise buluşmaları biraz alışkanlık işidir. Ya daha kapısından çıktığın anda özlemeye başlayacak kadar sevmişsindir liseyi ve ara vermeden görmeye devam edersin sınıf arkadaşlarını ya da - Leyla gibi ve de benim gibi- 25 yıl beklemen gerekir o masaya tekrar oturabilmek için. Onca yıl sonra neden gittiğini de sen bile bilmezsin.


    Leyla, Pelin Esmer’in ‘Gözetleme Kulesi’nden beş yıl sonra karşımıza çıkan filmi ‘İşe Yarar Bir Şey’in kahramanı. 42 yaşında, avukat ve şair. 25 yıl sonra sınıf buluşması için başka bir şehre gitmeye karar veriyor ve bunun için de trenle gece yolculuğunu tercih ediyor. Daha istasyondayken yolculuğunu sıradanlıktan çıkaracak olan kişiyle tanışıyor: Bir iş görüşmesine gitmekte olan genç hemşire Canan. Yemekli vagonda biri anlatır, diğeri dinlerken, birine “Gel beni öldür” diyen bir adamın hikayesi bomba gibi düşüyor masaya. Leyla ile Canan arasında bir iş birliği ya da baktığınız yere bağlı olarak, suç ortaklığı doğuyor. Canan’ı bekleyen zorlu görevi birlikte kotarmaya karar veriyorlar.

    Güçlü oyunculuklar...

    Her şeyden önce izleyiciyi de ortak ettiği atmosferiyle çok etkileyici bir film, ‘İşe Yarar Bir Şey’. O gece yolculuğuna siz de çıkıyorsunuz ve o çok sıradan görünen sohbetlerin altında yatan gerilimden nasibinizi alıyorsunuz. Sonra haklarında çok şey bilmediğimiz, ancak korkularına, zaaflarına dair ipuçları edindiğimiz, son derece başarıyla çizilmiş gri tonlara sahip iki güçlü kadın karakteri var; Leyla ve Canan. Başak Köklükaya ile Öykü Karayel’in son derece sade ve ölçülü oyunculuklarının da buna katkısı büyük elbette.

    Yiğit Özşener, Canan ve Leyla’yı, tabii seyirciyi de yolun sonundaki şehirde bekleyen sürpriz. Detaya girmeden, gününü pencereden dışarıda akan hayatı izleyerek geçiren bir adam olduğunu söyleyelim ve kısa iki sahnesiyle iz bıraktığını.

    Filmin sonunda bende kalan, 1.5 saatlik bir yolculuk hissi. O yolculukta iki kadın tanımış, onları kendilerini açık ettikleri kadarıyla anlamış, ne yapmaya çalıştıklarını kendime göre tahmin etmiş, o ‘görevin’ bir ucundan tutmuşum gibi bir duygu. Leyla’nın 25 sene sonra katıldığı sınıf yemeği ise bir daha adımını atmasına engel olacak kadar sahte ve sevimsiz. Bu kadar yıldır gitmiyorsa varmış bir sebebi, meğer herkes onun dedikodusunu yapmak için bekliyormuş. Aslında filmin de en zayıf sahnesi bu, ama masadakilerin çoğunun Başak Köklükaya’nın konservatuvardan sınıf arkadaşları olduğunu da söylemiş olalım.

    En renkli ve eğlenceli sahne ise yine bir masada geçiyor. Ayşenil Şamlıoğlu ile Berfu Öngören’in oynadığı konsomatrislerle Canan ve Leyla’nın birlikte olduğu yemekli vagonda.

    24. Uluslararası Adana Film Festivali Ulusal Yarışması’nda Pelin Esmer ve Barış Bıçakçı’ya ‘En İyi Senaryo’, Başak Köklükaya’ya ‘En İyi Kadın Oyuncu’ ve Gökhan Tiryaki’ye ‘En İyi Görüntü Yönetmeni’ ödüllerini kazandıran ‘İşe Yarar Bir Şey’,

    27 Kasım’da Estonya’daki Tallinn Black Nights Film Festivali’nde uluslararası prömiyerini yapacak. Ama ondan önce, bugün itibarıyla Başka Sinema’larda gösterimde.

    Asu Maro

  10. #20
    Asistan i.toraman - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    02.06.2010
    Yer
    :
    Mesajlar
    877
    Ettiği Teşekkür
    13
    6 mesaja 7 teşekkür aldı
    Bahsedilme
    0 Mesaj
    Tecrübe Puanı
    42949680

    Standart

    Bir Tren Ne Kadar Öteyeye Gidebilir?


    Hayatımın bir döneminde trenle yolculuk yaptım. Kendimi şanslı sayıyorum. Çünkü bir şeye takılı kalmadan, zamanın akışına uyumlanabildiğim yegane ulaşım aracıdır tren. Anların ritmini duyabildiğim, evlerin pencerelerini gözlediğim, duvarlarla tanıştığım, hayal kurduğum pencereli bir katar... Özlemişim trenleri, “İşe Yarar Bir Şey”i izleyince hatırladım... Pelin Esmer’in Barış Bıçakçı ile birlikte kaleme aldığı film bu hafta vizyonda. Başak Köklükaya, Öykü Karayel ve Yiğit Özşener başrolde.


    LEYLA (BAŞAK KÖKLÜKAYA)
    Bir şiirle başlıyor yolculuk... Şair gibi düşünmek çok zor, o yüzden her okur biraz da şair olmak zorunda. O yüzden, onun dizeleri bambaşka şeyler düşündürdü bana. Üniversite yıllarımda üzerinden geçtiğim raylar, ne eskimiştir şimdi! Leyla şairin adı. Pencereden akıp giden her insana, her renge, her ışığa bakarak yazıyor, yüzünde eksik olmayan bir gülümsemeyle... İnsan kendisine ilham veren her an böyle tebessüm edebilir mi? Hayatın ne kadar güzel olduğuna dair bir kıvılcım anlamına gelen o tebessümü ne çok erteledim ben! Leyla’nın tebessümü şiir yazmasından belki. Belki ilhamı ertelemektir bana acı veren. Yataklı bir vagonda, 25 yıl sonra lise arkadaşlarıyla buluşmak üzere memleketine giden Leyla ilhamı değilse de başka bi şeyleri tam çeyrek asır ertelemiş. Altında yatan duygu yüzleşmek istememek mi, bağ kuramamak mı, unutmak istemek mi, bilmiyorum... Tek bildiğim Leyla’nın iyi biri olmaya çalışan tarafımı çokça okşadığı... Başak Köklükaya dingin, zarif ve entellektüel Leyla rolüne çok yakışmış. Sesi ve bedeni yumuşacık bir hava estiriyor filmde. O tek başına kendi hikayesinin en güçlü kahramanı olabilecekken filmin üzerine oturduğu üçgenin bir kenarı haline geliyor. Ne bir eksik ne bir fazla. Tebrik ediyorum!
    Başak Köklükaya, Adana Film Festivali’nden en iyi kadın oyuncu ödülünü aldı. Para kazanmak için avukatlık yapan asıl tutkusu ise şiir yazmak olan ve birçok kitap çıkaran şair Leyla rolü ile bence ödülü haketti.

    CANAN (ÖYKÜ KARAYEL)
    Hemşirelik sevilmeden yapılabilecek bir meslek mi? Zor... Canan önce ölümü görmeye alışmış sonra hemşireliğe. Hepimizin en az bir kere hayal ettiği şeyi gerçeğe dönüştürmek istiyor. Oyuncu olmak onun en büyük düşü. Ama ne içine dönük ne dışına. Leyla’nın geçim derdi gibi değil onunki. İlhamın yerini para aldığında göz hiçbir şey göremez oluyor. Olmak istediğin şeye ulaşmak için gereken para seni bir trene koyup götürüyor işte. Para denilen şey, her ay başka bir silahla intihar etmek gibi. Canan aylığa bağlanan hayatını değiştirmek için yapıyor bu uzun yolculuğu. Dilinden düşürmediği “felan” kelimesini değiştirmesi gerektiğini öğrenecek yakında. “Falan” veya “filan”larla dolu oyunculuk hayatına attığı ilk adımı hiç unutmayacak. Kariyerinin kurs parasını nasıl kazandı sorusunun cevabı ise Canan’ın tüm hayatına ilham verecek. Öykü Karayel, can verdiği Canan karakteriyle fiziksel ve ruhsal anlamda Leyla’ya tamamen zıt bir manzara çiziyor. Ürkek, içindeki fırtınayı belli etmeyen, hatta konuşmaya bile üşenir görünen halini izlemek çok keyifliydi.

    BİR TREN VE BİR RESTORAN DOLUSU İNSAN
    Trenin rutubetli kokusunda zamanın ve insanın ruhu var. Belki sifonu çekilmemiş bir tuvaletin, sarhoş bir adama seslenişidir sıradaki tren düdüğü: Unutma diyordur, arkanda bıraktıklarını... Onca yalnızın onca durağın, onca kasabanın arasında, bir masada oturup yeni tanışmanın çekingenliğini üzerlerinden atmaya çalışan 2 kadın var. Sonra iki kadın daha giriyor o zorla açılan kompartıman kapısından. Trenin raylara attığı her bir çizik gibi o ikisinin hayatına ve milyarlarca hücresine kara lekeler zerkedilmiş. Biri dansçı kadınlardan diğeri anne. Birinin anası o kadın biliyorum. Nasıl düştü bu karanlığa, kimler ona “anam” diye seslenir? 4 kadının gizli imrenmelerle dolu sohbetinde uzunca bir süre bunu düşündüm. Ayşenil Şamlıoğlu’nun oynadığı feleğin çemberinden geçmiş Gülistan karakteri dokunaklı bir fıkra anlatır gibiydi. Hiçbir şeyden bahsetmeyip, her şeyi anlatabiliyor oluşuna hayran kalmamak mümkün değil. Usta olmak biraz da böyle bir şey sanırım.
    Filmde Ayşenil Şamlıoğlu, Berfu Öngören, Fatih Sevdi, İbrahim Selim gibi birçok oyuncu rol alıyor. O kalabalık kadronun yer aldığı, Leyla’nın lise arkadaşlarıyla buluşma yemeği de filmin en etkileyici sahnelerinden.
    Yiğit Özşener’in canlandırdığı Yavuz karakteri tüm yolculuk boyunca ruhuyla hikayenin sonlarına doğru bedeniyle karşınıza çıkacak. Benim en sevdiğim anlar o sahnelerde yaşanacak. Anlatmıyorum. Mutlaka izleyin! Yol, yolculuk, hayatta kalmak, kalabalık, sanat, şiir, kadın olmak, kaçmak, kalmak, görmek, ertelemek, engel olmak ve ölmeye karar vermekle ilgili düşüneceksiniz, söz...

    Ceren Ala

Sayfa 2/4 İlkİlk 1234 SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •