Sayfa 1/3 123 SonSon
27 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: Nurullah Genç

  1. #1
    Set Görevlisi jake gyllenhaal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06.06.2006
    Yer
    İçel
    Mesajlar
    34
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Bahsedilme
    0 Mesaj
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart Nurullah Genç


    SİYAH GÖZLERİNE BENİ DE GÖTÜR


    Daha dokunmadan kurudu irem

    çöllere bir türlü yağamıyorum

    yeni bir koşunun başlangıcında

    biraz deprem sonrası

    biraz şehir hülyası

    bir kalp yangınından geriye kalan

    siyah gözlerine beni de götür

    artık bu yerlere sığamıyorum.



    Pembe uçurtmalar yolladığından beri

    sarardı tiryaki menekşeleri

    sonbaharın tozlu kafeslerinde

    sevgi turnaları yakalıyorum

    turnalar gidiyor;ben kalıyorum

    avareyim,asudeyim,yorgunum

    bilmiyorum neden sana vurgunum

    Erzurum garında banklar üstünde

    uyku tutmuyor karanlıkları

    yitik düşlerimi kovalıyorum

    gölgeler gidiyor;ben kalıyorum.



    Binbir türlü kokuyorsa yaylalar

    siyah gözlerine beni de götür

    baharın koynundan koparıp sana

    ipek bir mendile sardığım yüreğimle

    şehzade gülleri gönderiyorum

    umutlar kalıyor;ben gidiyorum.



    Bütün yelkenlileri,deniz fenerlerini

    kaptanları sorgulayan

    yanından geçen küheylanların

    korku tufanına yakalandığı

    siyah gözlerine beni de götür

    güneş ülkesinden gelen yiğitler

    benzeri olmayan bir dünya kursun

    cellat,ayrılığın boynunu vursun.



    Usul usul intizarı çürüten

    bu hercai diken,bu çılgın arzu

    sürüklüyor imkansız muştuların

    eşiğine gönül vadilerini

    bir ağaçtan düşen yapraklar gibi

    düşüyorum tanyerine

    ya topla yaralı kırlangıçları

    ya da bu vefasız şarkıyı bitir

    özgürlüğe giden tutsaklar gibi

    siyah gözlerine beni de götür.

    Benzer Konular
    2 Genç Kız
    2 Genç Kız İki Genç Kız Perihan Mağden'in aynı adlı romanından uyarlanmış, Kutluğ Ataman’ın yönetmenliğini yaptığı, 2005 yapımı bir Türk sinema filmidir. Arkaplan Yalan Dünya film şirketi'nin yapımcılığını üstlendiği ve başrollerini Hülya
    Nurullah Genç
    Nurullah Genç "Kardeşler arasında heyhat, su-i zan düştü Zedelendi sağduyu; körleşen iz'an düştü Şarkısıyla yaşadık yıllar yılı baharın İnsanlık bahçemize sensizlik hazan düştü..." Nurullah Genç
    Nihat Genç
    Nihat Genç Nihat Genç ( 1956) Nihat Genç, 1956 yılında Trabzon’da doğdu. 20 yaşında Ankara’ya yerleşti. Sağlık Bakanlığı ve Kültür Bakanlığı’nda 9 yıl memurluk yaptı. Gençlik yıllarında gazete ve dergilerde teknik eleman olara
    Genç Mikrofon (TRT 1)
    Genç Mikrofon (TRT 1) Milli Eğitim Bakanlığı Liselerarası Müzik Yarışması Genç Mikrofon başlıyor. Türkiye'nin gençleri Türkiyenin kanalı TRT-1'de yarışıyor. Ülkenin yeni yetenekleriyle tanışmaya hazır olun. Liseli gençler dostluk için çalacak, iyi olan kazanacak. Hakan YILMAZ'ın sunumuyla Genç Mikrofon TRT-1'de..

  2. #2
    Oyuncu HeRMioNeKaiBa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    18.08.2006
    Yer
    Semih ŞenTÜRK
    Mesajlar
    1.253
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Bahsedilme
    0 Mesaj
    Tecrübe Puanı
    42949684

    Standart

    SENSİZ KALAN BU ŞEHRİ

    sensiz kalan bu şehri yakmayı çok istedim

    mavi bir aleve dönüştürdüm kalbimi bir anda
    tutuşturmak istedim beni böyle umarsız
    bırakıp gittiğin bu zalim şehri
    yakamadım gözlerin dikildi karşıma bir caddenin tam ortasında
    inanılmaz güzel bakıyordu gözlerime hafif ıslak
    en özel en bilinmeyen türleri açmıştı papatyaların
    hatıralarınla titriyordu içim kuşlar kanatıyordu gönlümü

    gri bulutlar geçiyordu göğümden
    anlamak üzreydim neron’un roma’yı neden yaktığını
    karanlık bir koridor açıldı önümde anlayamadım
    yenik düşmüş bir napolyon kadar mutsuzdum aslında
    intihara kalkışan hitler kadar çaresiz
    yakmak üzreydim ki bu şehri hatıraların
    içli bir yağmur gibi boşandı üzerime

    kediler geçti birden kavşaklarından şehrin
    acı acı miyavladılar gözlerime baktılar kızgındılar kırgındılar
    onlar da tutulmuşlar anladım sana bendeki kadar
    onlar da terk ettiğin bu şehri çaresiz
    yakmak istiyorlar yakamıyorlar

    saçların dikildi karşıma bir sokak köşesinde
    her telinde parmaklarımın izleri parlıyordu
    benzersiz kokunu alıyordu kıvrımlarından rüzgar
    gözleri doluyordu saçlarına bakan kedilerin
    her biri bir kenarda darmadağın
    çömelip kalıyordu yutkunuyordu
    rengi kaçıyordu pencerelerde perdelerin

    nereye yürüdüysem bakışın, duruşun, sesin
    anladım söndürmeliyim tutuşan yüreğimi
    kendimi yakmış olurum yakarsam bu şehri
    çünkü sen her şeyinle bendesin

    NURULLAH GENÇ
    İmzanız forum kurallarına aykırıdır.
    Saygılar,
    Dizifilm Moderatör.

  3. #3
    Asistan *MeRaL* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30.03.2008
    Yer
    bilmiyorum:)
    Mesajlar
    301
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Bahsedilme
    0 Mesaj
    Tecrübe Puanı
    2717928

    Wink

    Başka bir özlem

    Bir şehla bakışın güneş edalım
    Deliyor dağ gibi kalkanlarımı

    Yitirdim denizin saçına tutkun
    Sabahleyin erken kalkanlarımı

    Bağrımda büyüdü ömür dikeni
    Hürriyet harcadı alkanlarımı

    Gecenin karanlık yüzü içinde
    Zaman yuttu şimşek çakanlarımı

    Hangi rüzgar alıp götürdü, bilmem
    Kendini ateşte yakanlarımı

    Dostlarımı geri verin uzaklar
    Her seher semaya akanlarımı

    Nurullah Genç

    -------------------------------------------------------------------------


    Beni Anlamayışına

    Sana bir uygarlığı getirdim; anlamadın
    Yavuz kahramanları, şiirin burçlarını
    Ayak ucuna koydum gecenin saçlarını
    Urganmış boynumda taşıdığın gerdanlık
    Sana hükümdarlığı getirdim; anlamadın

    Sevda suya karışır, sızar kan dağlarına
    Köpüren yüreğimde zıpkınlanır umutlar
    Yüzün tunç gibi çöker ülkemin bağlarına
    Irmaklar bilmediğin kadar hülyalı akar
    Her vadi bir yanıyla senin yüzüne bakar
    Bir yanında münzevi hıçkıran Leyla kuşu
    Sen henüz tanımadın sevda denen yokuşu
    Sen henüz yorulmadın yokuşta devler gibi
    Yıkılmak üzre olan çaresiz evler gibi
    Sen henüz vurulmadın uçarken göklerinde
    Sen henüz bir oltaya takılmadan derinde
    Karalar bağlamadın; beni anlayamazsın
    O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın

    Seni bir yıldız gibi koyacağım göklere
    Her gece ışığını ruhumdan alacaksın
    Aldanma gururunu okşayan çiçeklere
    En güzel güllerini ruhumla alacaksın

    Kopacak sanıyorsun bu ip ince yerinden
    Bu ipin her çizgisi yaralı bir dev gibi
    İnecek sanıyorsun bu bayrak gönderinden
    Bu sevda tükenecek sönen bir alev gibi

    Sen hala anlamadın sevginin en hasını
    Sen hala çözemedin ırmağın dünyasını
    O, coşkun bir denizin sularına yürürken
    Sen hasta bir çeşmeden doldurmuşsun tasını
    Gittiği her iklime sevdanı götürürken
    Gözyaşı çukuruna gömmüşsün deltasını

    Henüz bir tokat gibi inmedi yüzüne aşk
    Kalbine çivilerle gömülmedi ayrılık
    Görmedin bir arslanın can çekişen resmini
    Yalnızlık kitabında okumadın ismini
    Bir takvim yaprağında yanmadı bakışların
    Dökülen tüylerine tutunmadın kuşların
    Karanlık köşelerde acı acı gülmedin
    Sen henüz kovulduğun kapılarda ölmedin
    O Celali uykudan uyanmadın, uyanma
    Düşlerimin rengine boyanmadın, boyanma

    Bir kuş gibi çırpınan kalbimin kafesine
    Bir avuç yem bıraksan ölür müsün, a gülüm
    Feryadı kayaları parçalayan sesine
    Ömür boyu yabancı kalır mısın, a gülüm
    Sen henüz bir zindanın küflü duvarlarına
    Çarpmadın gözyaşıyla boğulan gözlerini
    Sen henüz diken diken saplamadın göğsüne
    Dudağında kuruyup dağılan sözlerini
    Sen henüz dokunmadın yalnızlığa kan gibi
    Acıyı kaynatmadın içinde volkan gibi
    Karalar bağlamadın beni anlayamazsın
    O kalp sende oldukça gülüm, ağlayamazsın

    Nurullah Genç

    -------------------------------------------------------------------

    Aşk Cefâ Ülkesinde Umudun Rüyasıdır

    aşk ölümcül bir hülyadır
    anlayamadığım
    ey sarı gök bulutu, ey ıstırab gülşeni
    son bir karanfil gibi
    taşıyacağım seni
    kalbimin hüsnüyusuf mahrem bahçelerinde
    derindesin, rüya kadar derinde

    aşk ipek bir karanlıktır
    kollayamadığım
    gecenin bir vaktinde gelen çiçekler için
    tenhâsında kuşlar uçan
    sulara karışıp akmak isterim
    kan çölünün ıssız vâhalarından
    saâdet burcuna çıkmak isterim
    gitmeliyim buralardan seninle
    kalırsam, surları yıkmak isterim

    aşk gizemli bir şarkıdır
    dinleyemediğim
    ayrılığın arkasından duyulan
    gün doğuyor, neden gülemiyorum
    siyah bir tanyerinde
    beklemek yakışmaz bana geceyi
    eylül mü vurdu güllerimi, bilemiyorum

    aşk isyankâr bir korkudur
    sonlayamadığım
    gece yolculuğuna takılır ayakları
    özlem beyaz bir gül, açar bağrında
    yâr kokusu yayılsın diye kaldırımlara
    ölü ve gözüyaşlı bırakır çocukları
    arıbeyi konunca ruhun zümrüt taşına
    mor gülüşlü haramî çıkar dağlar başına
    diriltir sarı saçlı, kırılgan aynaları

    aşk veremli bir türküdür
    söyleyemediğim
    nağmeleri doruklardan yayılan
    anılar sehpasında
    takıyor boynumuza kırmızı urganları
    kötürüm bir vâdide geziyor kurbanları
    her aşkı dâre çeken vefâsız leylâsıdır
    alır avuçlarına, öper ısırganları
    aşk cefâ ülkesinde umudun rüyasıdır

    Nurullah Genç

    --------------------------------------------------------------------------

    Bodrum Katı

    Ne bayram misafiri, ne düğün gölgesiyim
    Şu koskoca alemde yalnızlığın sesiyim

    Meçhul bir ıstırabın kurbanıyım boşlukta
    Bir bodrum katındayım, esrarlı bir loşlukta

    Pencereden bakarken gördüğüm tek şey: Hüzün
    Farkedemedim hala endamını gündüzün

    Bir yığın eski hayal duruyor tabağımda
    Eski günlerin tadı sızlıyor damağımda

    Gönlümün mahzenine çekildim; biçareyim
    Sevgiyi de, aşkı da unuttum; avareyim

    Meçhul bir ıstırabın kurbanıyım boşlukta
    Bir bodrum katındayım, esrarlı bir loşlukta

    Nurullah Genç

    ------------------------------------------------------------------------
    Dinlediği Şarkıya

    gözlerinin renginden almılşsa ahengini
    ruhum nasıl unutur gözlerinin rengini
    uzaktan bakıyorun O'na hep yeşil yeşil
    bu vehimli muamma parlıyor ışıl ışıl
    yanıyar nağmelerin bedevî kanatları
    şahlandı obamızın doludizgin atları
    bir kum saatindeyim, yimne tuttu kan beni
    çile bülbülüm çile feryadyla ân beni
    binlerce ok ağlıyor kırdığımız yay için
    yıldızlar dökülüyor tutulan her ay için
    bu kuzgun vadisinde yanelim korkuları
    Dede'den dinleyelim en güzel şarkıları
    musıkî bahçesidir tende lisan-ı fıtrî
    asîl bahçıvanıdır o hanede, o Itrî
    endamını tasvire gücü yetmez tarifin
    kuşları uçuşuyor gökte Hacı Arif'in
    kumlara gömülmeden kervan, gönül çağında
    telâfisiimkânsız nağmeler tuzağında
    akmasın yüzümüze kötürümler pınarı
    devirdik, o devrilmez zannedilen çınarı
    yeşil yeşil bakamaz, kırmızıdır gözlerim
    öteye varsam bile, O'nu yine özlerim
    dinlediği şarkılar, arayıp bulun beni
    gülümün gözlerinde şehzâde kılın beni

    Nurullah Genç

    ------------------------------------------------------------------------

    Gecede Ağlayan Berrin'e

    ağlamak, uyanmaktır ateşe baş koyarak
    ağlamak, çeşmeleri yaşamaktır yeniden
    hayalin toprağında ölümü koklayarak
    ağlamak, bir umuda başlamaktır yeniden

    içimde mutluluğun kökleri buharlaşır
    dağlara tülbent olur kalbimin suskunluğu
    bir yanımda, gülümden ayrılanlar ağlaşır
    bir yanımda gülümü hatırlatan bir kuğu

    ıslanan her kirpiğim gözlerimde eriyor
    hıçkırık, bir yıldızın kaymasıdır içimde
    O'nsuz tebessüm bile bana zehir veriyor
    evime dönüyorum hergün başka biçimde

    ağlamak, bulutların içini dökmesidir
    kuruyan yarasından sızıyor elemlerin
    ağlamak, bir yiğidin dizüstü çökmesidir
    ağlasa da, yüreği ağlamaz zalimlerin

    Nurullah Genç

    -------------------------------------------------------------------------
    Gözlerine Yazılmamış Bir Desta

    bu şiirde iki göz var
    biri senin; biri onun
    Senin o karanlık, küf kokulu
    matem gözlerini terkediyorum

    biliyorum; saçlarının sarısı
    gözlerinin yeşiline karışmış
    biliyorum; sana benzemek için
    melikeler birbiriyle yarışmış
    fosforlu ve derin bakışlarına
    çağlar boyu nice destanlar yazılmış
    oysa ben görülmedik bir lale yaprağına
    gökleri kıskandıran bir destan yazıyorum
    gözlerin değişip kaplasın karanlığı
    bütün ufukları sarsın gözlerin
    gene de hep bende kalsın gözlerin

    l
    kapama gözlerini; karanlıktan korkarım
    atlılar kaybeder yolunu, hasretimin
    posta güvercinleri geri dönmez ülkeme
    yaslı dereler gibi mutsuzluğa akarım
    kapama gözlerini; karanlıktan korkarım

    ll
    ateşten ve köpükten sıyırıp ellerimi
    mekanımı gülistan eyleyendir gözerin
    isyanıyla ihtiras ve gerilim yaşayan
    Kabil’in ruhunu kan eyleyendir gözlerin
    vuslat aşkını Leyla düşürmedi çöllere
    arzı Mecnun’a hicran eyleyendir gözlerin
    gözlerinde başladı tarihin macerası
    Adem’i Havva’ya ram eyleyendir gözlerin
    Kerem dağlar ardında aradı gözlerini
    Kamber’i bile viran eyleyendir gözlerin
    Ferhat dağları deldi yolunu bulmak için
    sevmeyenleri giryan eyleyendir gözlerin
    suların emzirdiği muamma bir çocuğu
    yedi iklime hakan eyleyendir gözlerin

    lll
    gözlerin göklerinde
    her yüzyılın başında
    birer akkor olmuş gözlerin
    çekip çıkarsam da mısralarımı
    ben yalnız gözlerinin şairiyim aslında

    hangi rüzgara verdiysem aşkımı
    beni alıp yangınlara götürdü
    muştu beklediğim bütün yelkenlilerden
    ateş düştü içime

    lV
    yüreğimden fışkıran bir “ah” mıdır gözlerin
    beni benden koparan “eyvah” mıdır gözlerin
    Bu gözler, o aydınlık o güzel gözler değil
    yoksa yalancı mıdır, günah mıdır gözlerin
    ses midir, aynalarda çarpan kulaklarıma
    kürdili hicazkar mı, segah mıdır gözlerin
    Arif Bey’i Itri’yi ömür boyu inleten
    nihavend mi, sultan-ı yegah mıdır gözlerin
    kubbesinde yitirdim zaman duygularımı
    akşam mıdır, gece midir, sabah mıdır gözlerin
    ruhumu baştan başa acılarla dokuyan
    beynimi kurşunlayan silah mıdır gözlerin
    her köşede zifiri bir silüet bırakan
    gönül memleketimde seyyah mıdır gözlerin
    renkler avare; sitem başıboş kuytularda
    mavi midir, yeşil mi, siyah mıdır gözlerin
    yoksa yalancımıdır, günah mıdır gözlerin

    V
    nihan kıldı gözlerin bana kapılarını
    oysa ben gözlerinden girerdim yüreğine
    her bakışın bir damla ab-ı zindegan idi
    hicranlı her gülüşün bin yıllık figan idi
    içime, soluşundan sonra koyu renklerin
    birer şirpençe gibi düştü gözbebeklerin
    feryadıma gök bile bigane değil şimdi
    söyle, kurtuluşun mu, harabın mı gözlerin
    gözlerinde mi mehtab; mehtabın mı gözlerin

    Vl
    çağlayanlar bile hararetlidir
    buğday başağının açlığıdır ufuklar
    siperleri aşıklar mı doldurmalıydı
    zalimler mi
    neden böyle hıçkırıklı, umutlar

    Vll
    beni hangi urganla bağladın gözlerine
    beni hangi ırmağa karıştırdın yeniden
    senden kopamıyorum gözlerin var oldukça
    sensiz yapamıyorum yüzün bahar oldukça
    gözlerine baktıkça duruluyor yüreğim
    ölse de, gözlerinden soruluyor yüreğim
    indirme kirpiğini; tutuşmasın kainat
    nazar kıl; ferahlasın; kavruluyor yüreğim
    sensiz küle dönerek savruluyor yüreğim

    Vlll
    diyorlar ki ağla
    ağla ki dumanı dağılsın yolların
    ağlamayı denizlere bıraktım


    yalnız gözlerindir hayatta kalan
    uğruna adandığım
    mahşeri sularla çevirip dört yanından
    gönlümde sakladığım
    aynalarda arayıp bulamazken günboyu
    gölgesinde konakladığım
    gözlerindir ufkumda dalgalanan

    Rüstem’in kanını döktüm yerlere
    İstanbul’u kuşattım gözlerin için
    Azrail’e koştum siperlerimden
    gözlerine baka baka dirildim
    niçin kızıl kıyamettir gölerin bu gün
    niçin heyelan var eteklerinde
    İsrafil’den işaret mi almışsın
    yanaklarında mahşer kalıntısı
    dudaklarında mizan
    bütün gamlı hüdhüdler Belkıs’le döner sana
    yıldızlar vuslat için her gece iner sana
    rengini, gözlerinde kaybolan bilir

    lX
    gözlerin uğrak yeridir bestekarların
    şairler hüzne dalar yeşil okyanusunda
    eşiğinde ölümsüz dilenciler
    gözlerin gecenin intiharıdır

    sen gözlerine mahkumsun; gözlerin bana
    ben şiir yazmasam, kim tanır gözlerini
    geçerken yalnızlık sokağından
    hangi demirci indirir parmağına çekici
    hangi berber yanağını keser müşterisinin
    gözlerine bakmasam, doğar mı güneş

    X
    gözlerin boşluğa akan bir ırmak değil
    gözlerin sadece ölmek, yaşamak değil
    gözlerin tükeniş doruklarında
    bulunmayanları aramak değil
    gözerine aşina olduğum günden beri
    ben artık hır gece sesleniyorum
    düşe kalka
    yorgun argın
    derbeder
    yapayalnız
    duruyorum; yanlış anlaşılıyor
    her hücremde bir inkılab
    her gönlümde bir mahitab
    evim harab; ömrüm harab
    ne ay kaldı, ne de mehtab
    gök bulanık; ufuk silik
    gene de mağrur ve dimdik
    yürüyorum; mezarım oluyorsun ansızın

    Xl
    bu son şiir, o küflü gözlerine yazılan
    bu son mezar kalbimde hicranla kazılan
    senin gamsız gözlerin kahkahalar atarken
    benim gözlerim viran; ağlamaya değer mi
    her cilven bir ıstırab; her nazın kapkaranlık
    yorgun kuraklığında ıslanmaya değer mi
    hiç güzel olur muydun gözlerin olmasaydı
    ateşlere girmeye ve yanmaya değer mi
    bir kevser ırmağında serinlemek dururken
    sellerine karışıp bulanmaya değer mi
    aydınlığın gözleri çağırıyor kalbimi
    zehir bakışlarınla boyanmaya değer mi
    gözlerine bir ömür dayanmaya değer mi

    Nurullah Genç

    --------------------------------------------------------------------------

    Gözler

    Sende sevgidir zaman ve Leyla'dır
    Kulak ver, tükenmeyen âh ü zârıma, gözler
    Ey, dikenli yolları gökyüzüne bağlayan
    Bir hayali dilberin çehresinde parlayan
    Mehtabım gülümse de kalbimde gül büyüsün
    Sen ki, güzel gözlerin belki en büyüğüsün
    Güneş gibi, ufkumda doğup da yanan gözler
    Ruhumun yağmurunu içip da kanan gözler

    Geceye mi çırpınış, gurbete mi bu hasret
    Bitmeyen bir susuzluk ve sönmeyen hararet
    Ortasında kalmışsın; saçların darmadağın
    Gülşenim, yıkılmadan saray gibi otağın
    Hayatın donbaharı kuşatmadan rengini
    Yitirmeden şu billur ve masmavi engini
    Beni al kollarına, uyut sonsuza değin
    Yüzümde dalgalansın o simsiyah eteğin
    Göreyim elmas gibi parlayan nakışları
    Gönlümü çiçek çiçek sırlayan nakışları

    Papatya bir simada sana taht kurmuş Allah
    Ne olur, üzme beni; çektiğim her derin âh
    İçimden bir parçayı koparıp götürüyor
    Ve hicrân sis misali, her yanımı bürüyor
    Mehtabım, yıldız gibi süsle kâküllerini
    Koklayayım kalbimde yeşeren güllerini
    Islanmış sinesine çekiver bir baharın
    Uyandır şarkısıyla beni, kanaryaların
    Duaya kalksın elim, başım şükre uzansın
    Sesim dudaklarıma mahpus iken, uyansın
    Ve matem kuyusundan çekeyim ellerimi
    Toplayayım yerlere düşmüş hayallerimi
    Kapkaranlık dünyama bir ışık yakan gözler
    Bana, benimmiş gibi, ümitle bakan gözler

    Nurullah Genç

    -------------------------------------------------------------------------

    Hicran Rüzgârı

    Hicrân rüzgârıyım, işkence seli
    Kuşandım sevginin intizârını
    Mecnun, yüreğine saldığım deli
    Bitmeyen bir aşkın ihtirâsını

    Hicrân rüzgârıyım; alevden tahtım
    Benliğim hasretle büyüyen bebek
    Kerem'i Aslı'nın 'âh'ına yaktım
    Kanatlarım ateş saçan kelebek

    Hicrân rüzgârıyım; ellerim kanlı
    Yağmur oldum, şimşek gibi parladım
    Ferhat, dağı yaran bir delikanlı
    Emrah'ı Selvi'ye müptelâ kıldım

    Nurullah Genç

  4. #4
    Asistan *MeRaL* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30.03.2008
    Yer
    bilmiyorum:)
    Mesajlar
    301
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Bahsedilme
    0 Mesaj
    Tecrübe Puanı
    2717928

    Wink

    Adın Senin

    Saçlarına can veren yıldızlar nerde gülüm
    Hangi ferman dokundu bakışlarına senin
    Belki sahrada değil, şimdi göklerde gülüm
    Taşıyor bulutları gözlerinde, nazenin

    Senin her kirpiğinde bir dervişin ahı var
    Muhteris aynaların eskidiği yerdesin
    Yüzünde en çaresiz devlerin günahı var
    Zamanı sonsuzluğa bağlayan mahşerdesin

    Divan-ı harbe giden yiğitlerin ardında
    Kanayan kitaplara gül götüren yağmurum
    Hüznü bir tabut gibi buluyorum derdinde
    Senin toprağın için çırpınıp ağlıyorum

    Memnû bir zerrin kadar edâlı ve soylusun
    Gamzelerinde nazlı kıvılcımlar gizlenir
    Bağbozumunda bile yediveren boylusun
    Gün olur ki, kalbinde gözlerim filizlenir

    Bu sevda dayanılmaz bir ağıttır zülfünde
    Rüzgarın her bûsesi içimde kurşun olur
    Yıldız kayar, ay susar geceye güldüğünde
    Dağda çiğdem solarken çölde ceylan vurulur

    Ben bu yol ayrımında sensiz olsam ne çıkar
    Kahra göçen kuşların kanatlarında kaldın
    Ölümün gözyaşları bir gün hicranı yıkar
    Tarihe bir sır gibi düşer senin de adın

    Nurullah Genç

    ---------------------------------------------------------------------
    Babası Ölünce Şairin

    Gökler yıkılmış, can dağlarına kar yağmıştır
    Güneş ansızın infilâk edip kararmıştır
    Ruh nâlândır akşamleyin göğüs kafesinde
    Nasıl da handândı bir bayram arifesinde
    Bir rüyadan uyanmış, ferahfezadır şimdi
    Bilmezsiniz, yâr burcundaki o yiğit kimdi
    Bakışları neden öylesine parlıyordu
    Çektirdiği son fotoğrafında ağlıyordu
    Bir vedâ iklimiydi gözlerinden yayılan
    Belki O’dur, aşkıyla ölüp şehîd sayılan

    Ömrünce dünya için ne şikâyet, ne bir âh
    Peygamber çiçekleri kokan yolcu: Seyfullah
    Bir ömür kutlu bahçelerde gezinip durdu
    Yüreğimi sonsuzluğun rengiyle doldurdu
    Gidince, çöktü birden muhayyel saraylarım
    İntizara gömülecek günlerim, aylarım
    Sesinin yankısı var hâlâ kulaklarımda
    Sevdiği sözler kıvranıyor dudaklarımda
    Hasret yakacak yurdumu yıllar yılı artık
    Emanetini bir gül gibi kabrine bıraktık

    Nurullah Genç

    --------------------------------------------------------------------------

    Resimler, Aynalar,Sesler, Ellerim

    Resimler

    Solsun mu ardında bütün resimler
    Bir güz kalsın yollarında, bir de ben
    Bu kambur feryadı hangi dert dinler
    Döner mi, gelirken uzağa giden

    Aynalar

    Aradığımızdır bizi her kuşluk
    Bitkin bir aynada buluşturan sel
    Şimdi bir kalp için ağlayan boşluk
    Mavi gözlerinden döküldü tel tel

    Sesler

    Kanar içten içe beynimde hayal
    Ben kendi göğsüme saplarım kahrı
    Ya ateş üfleyip yakmasın kaval
    Ya da bir mezara girsin bu ağrı

    Ellerim

    Ellerim ürkektir ey avcı, küskün
    Yavru bir ceylandır senin yurdunda
    O esrarlı başın mağrur ve suskun
    Göklere mi erdi, beni vurdun da

    Nurullah Genç

    -------------------------------------------------------------------------

    Sabaha

    tanyerinde O'nunla mı buluştun
    yeryüzünü O'nunla mı bölüştün
    mahzende mi, sokakta mı, kırda mı
    orduların çarpıştığı yerde mi
    bilmiyorum hala nerde durayım
    çemenden mi, böcekten mi sorayım
    haber için adresimi al yeter
    bana O'nun gölgesini bul yeter

    Nurullah Genç

    -------------------------------------------------------------------

    Söylenmemesi Gerekenin Şiiri

    reddini doldurursa avucuma kan gibi
    kırmızı bir çığlıkla yırtılır dudaklarım:
    ‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
    kırılsa da baharı bekleyen pencereler
    akrebin gözlerinden geçse de dehlizlerim
    eski bir mezarlığa gömülmeden izlerim
    ‘söylememeliydim biliyorum! ...’
    simsiyah bulutların arasından ansızın
    çatlayan yüreğime koydu susuzluğunu
    ver Allah’ım bana ver O’nun sonsuzluğunu
    hüzünlü bakışları şafağımda tebessüm
    gündüzümde ışığı, gecemde hilali var
    evimin tenhasında büyüyen melali var
    kum fırtınasında mı, selde mi yürüyorum
    ‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
    gemilerde aradım yüzünün görkemini
    martılarla yoruldum, tayfalarla vuruldum
    kalbimi morga koydum bir liman köşesindenefesini aradım dalgaların sesinde
    tutundum hayatımın çürüyen yıllarına
    bakıp bakıp ağladım boş kalan yollarına
    beni anlamaz diye kabuslar görüyorum
    ‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
    ciğerimde bir köz gibi taşıdım yokluğunu
    ver Allah’ım, bana ver suya küskün kuğunu
    mor lekeler bıraktı solgun yanaklarıma
    kartal kanı bulaştı rüyalarıma bile
    fırtınalar diner mi ulaşmadan sahile
    hayalin bozkırında kurtkapanıydı ömrüm
    nasıl da bir başıma kopardım dikenleri
    nasıl da acımasız köprülerde yürüdüm
    uzaktan gülümseyip deniz fenerlerine
    sonunda mahkum gibi kapandım ellerine
    kirpiklerimden sızan hicranı siliyorum
    ‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
    ısrarlı denizlerin dibinde volkandır aşk
    kesif bir muammayı öğretir balıklara
    balıklar derde düşen aşığı avuturlar
    aşık ölünce kuşlar uçmayı unuturlar
    güneşle buluşmayı göze alan, derinde
    yağmur yüklü bir ömür paylaşır göklerinde
    eleğimsağma renkler düşürünce şehrayin
    başlamalı yeniden içimizde bir ayin
    belki de döndü talih, çözüldü bilmeceler
    tükenecek siyaha baş koyduğum geceler
    umarım, kaybettiğim devranı buluyorum
    ‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
    ah, Allah’ım gösterme bana soğukluğunu
    nicedir bekliyorum dağlar ardında O’nu
    nefesimde rüzgarın gölgesidir dağılan
    kanımda gözlerinin hasretidir boğulan
    bir zamanlar benzerdik muhabbet kuşlarına
    dalardım o gizemli, mahmur bakışlarına
    gittiği gün sokaklar içinde kaldım, sefil
    öldü kafeste bülbül; soldu nergis karanfil
    bedevi kahramanlar yurdundan geliyorum
    ‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
    melekler en çaresiz anımda buldu beni
    gaflet şarabı içtim, aşikar kıldı beni
    baykuşlar dahi mutlu bu habersiz dönüşten
    hangi yokuş daha yar olabilir inişten doruktaki saraydan koyar mı beni mahrum
    ‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
    bu son yürüyüşümdür yarına kalmaz umut
    Allah’ım, bir gül gibi O’nu baharımda tut
    esrarlı bir evimiz olsaydı fildişinden
    beyaz bir gölge gibi yürüseydim peşinden
    desturun var mı diye dururken eşiğinde
    bizim olan bir kalbi bulsaydım beşiğinde
    bu nehir yine sarhoş akar mıydı ülkemden
    bir deprem ortasında sarsılır mıydı beden
    korkarım ki, dergahtan yine kovuluyorum
    ‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
    biliyorum, yalnızlık ekecekler bahçeme
    biliyorum,yağmurda yürüyecek kötürüm
    biliyorum, mülteci türküler duyacağım
    biliyorum, gülerse, O’nunla ben de hürüm
    acı hatırasından bile kam alıyorum
    ‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
    unutulan kalplerin tahtında rüyadır aşk
    gözlerime bakarsa, görür ki, deryadır aşk
    ah, ölüm habercisi beyaz parıltılarım
    ah, Azrail çağıran çizgileri yüzümün
    ah, paslanan kılıcın dudağında sönen mum
    ah, yolcuyu hüsranla buluşturan uçurum
    kim bilir kelebeğin kanadından bakanı
    kim bilir baldıranda misk ü amber kokanı
    sanki aynı hüzzamla yüz yüze kalıyorum
    ‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
    haddim değil güneşi götürmek kainata
    gökle buluşmamızı çok görür haramiler
    anlamazlar ki, bin kez gelsem bile hayata
    bu can gökte yaşayıp, gökte ölmeyi diler
    ah, gönül toprağıma yaprak döken serviler
    efkarıyla bir garip derbeder oluyorum
    ‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
    ben Raymalı Ağa’yım, sözümle kırılır yay
    o, bir anda ruhumu altüst eden Begimay
    lacivert bir macera değildir aradığım
    şahmaranın kolları sarınca çiçekleri
    kiralık duygulardan kefen biçer cüceler
    baharda yağmur olur yüreğim, güzün sarı
    yakamozlar içinde, kışın kar tanesidir
    derinden baktığında eritir aynaları
    sanmayın perdelerin ardından gülüyorum
    ‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
    bana misket oynamak yakışır hüzünlerle
    bana binlerce yılın ıstırabıdır gelen
    bana dönmez yüzünü efsaneler güzeli
    hayal kırıklığıdır avucuma dökülen
    sabahın sitemiyle büyürken kaygılarım
    akşamın dayanılmaz yükünü çekiyorum
    ‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
    reddiyle, çaresizlik yıkılırsa başıma
    nasıl mihman olurum o gün mezar taşıma
    sırlıdır her kapının arkasında inkisar
    boynu bükük kükremez, mahkum olsa da arslan
    her iklimde farklıdır yılanın tutkuları
    uçan bir ecza gibi olmamalı intizar
    kızıla boyanırsa yaprakları kaktüsün
    yanılgıya dönüşür parlaklığı her süsün
    duy sesimi ey yitik hazinem, ağlıyorum
    ‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
    ah, bir tutunabilsem burçlarına güneşin
    sessiz yürüyebilsem zifiri gecelerde
    ah, küçük bir vatanım olsa kalbinde senin
    kundağında vuslatı yudumlasak evrenin
    bitmeyen bir şarkıya kenetlense gönlümüz
    birbirine karışsa ölümümüz, ömrümüz
    ipek avuçlarında uyanmak diliyorum
    ‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
    kırabilsek sevdayı çalan oyuncakları
    sırtımda hamal gibi taşırım çocukları
    neden mahrum edelim karanlığı ışıktan
    neden solsun bir çölün kumlarında şakayık
    al bu zalim kuşkuyu efsanevi aşıktan
    sana tahtım da layık, bil ki, bahtım da layık
    titrek bir suskunluğun nidasıydı tarihim
    senin olsun otağım, varım yoğum, talihim
    giderken götürdüğün kalbimi arıyorum
    ‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
    susmalı ayrılığın uğursuz puhuları yıkılmalı hayatı küçümseyen köprüler
    dönmeli, sahralara sürdüğümüz tebessüm
    ah, idam fermanıyla yargılanan tanyeri
    ah, bir gülün içimde kımıldayan elleri
    yarama merhem diye hüznünü sarıyorum
    ‘ söylememeliydim biliyorum! ...’
    kader umudumuzu taşımadan ırağa
    yürümeliyiz artık bizim olan durağa

    Nurullah Genç
    Konu *MeRaL* tarafından (25-08-08 Saat 19:31 ) değiştirilmiştir.

  5. #5
    Asistan dizi_sakini - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    05.10.2006
    Mesajlar
    213
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Bahsedilme
    0 Mesaj
    Tecrübe Puanı
    14507109

    Standart






    Olsan da Bir Olmasan da

    Artık görünmüyor mevsimde hüzün
    Bulutlar bir garip rüyaya dalmış
    Ufukta güneşi ağlatan yüzün
    Bir mülteci gibi tenhada kalmış
    Toprak yandı gülüm ,çeşmeler zehir
    Şimdi bilsen de bir, bilmesen de bir


    Kaç kere çağırdım seni öteden
    Turnalar uçurdum gittiğin yere
    Bin parça eyledin kalbimi neden
    Ruhum bir başına düştü göklere
    Bana tebessümle bakıyor kabir
    Şimdi gülsen de bir, gülmesende bir

    Derdimin yangını sardı gökleri
    Bir mahkum kanıyla aktı izlerin
    Deniz ölesiye severken seni,
    Neden gemileri yaktı gözlerin,
    Yıkıldı yolunu bekleyen şehir,
    Şimdi gelsende bir, gelmesende bir

    Yağmurun inceden yağdığı yere
    Açan gül acı damıtır solar
    Ağustos böceğı düşünce derde
    İçine kuşların sevdası dolar
    Ölü bir mahzene gömüldü kibir
    Artık sevsende bir, sevmesen de bir

    Çatladı en kavi yerinden tohum
    Kıvılcım düşürdü sulara gonca
    Her akşam ölümü koklayan ruhum
    Seni de kuşanır Hakan olunca
    Bu yerde bilinir destanı kebir
    Şimdi kalsan da bir, kalmasanda bir

    Zaman ki ardımda pervane şimdi
    Mekan defineler döktü yoluma
    Fırtınadan umut bekleyen kimdi
    Söyle deniz neden gömüldü kuma
    Zindan çöktü gülüm kırıldı zincir
    Benim olsan da bir, olmasan da bir

    Nurullah Genç










  6. #6
    Asistan dizi_sakini - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    05.10.2006
    Mesajlar
    213
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Bahsedilme
    0 Mesaj
    Tecrübe Puanı
    14507109

    Standart




    Bulut Bilmez Göğünü

    yol bitse de, bitmiyor ayaklarımda sızı
    yalnız sana gelmeye ayarlanmış pusulam
    uykum nice dağları eritiyor kendinde
    göklere can veriyor sende rengim ışığım
    ey benim kehkeşanım,ey benim billur sılam
    kalbimin bağlarını kuruttu sarmaşığım
    geçmişimi tiryâki aynalarda unuttum
    yanıldım her çaldığım kapının kenarında
    sana gelmek, varmak mı zehir kusan kıyıya
    bir dağa tırmanırken atılmak bir kuyuya
    yoksa bir pervanenin kırılıp düşmesi mi
    sana gelirken, yollar kanatıyor sesimi

    toprağı bilmez çiçek, bulut bilmez göğünü
    geceye sızan güneş içimden doğar benim
    soluk bir intihârın esrârıyla kapanan
    gökyüzü yağmurları ruhuma yağar benim
    uzaklaşır tenimden malihulya rüzgârı
    konduğu her çiçekten hüzün devşiren arı
    benim kirpiklerimde büyütür peteğini
    kanatları kırılır benim acılarımla
    yalnızlık tutuşturur dağların eteğini

    ey bahar, neden yine kıpkırmızı ellerin
    köklerine ölüm mü damlatıldı güllerin
    benim şu kahır yüklü göğsümde döner dünya
    yeniden doğmak için anne arayan zaman
    kâh yıpranmış bir evin duvarlarında leke
    kâh yaklaşan gün için gördüğüm kanlı rüya

    gündönümünde biter son şarkısı mevsimin
    namluların ucundan dökülür gözlerimiz
    kederli bir örtünün desenlerinde alev
    dilsiz semazenlerin küle gömer elini
    nasıl yaktın buzları kutbunda mihrâcenin
    nasıl diktin ömrüme bu sevda heykelini
    şimdi damarlarımda,şimdi derinde alev
    yokluğunu yazıyor dolunayda ecenin

    isteyerek söyleyebilseydim kırmızıyı
    yıkılmazdı tarihin burcunda düşlerimiz
    kaçınılmaz bir kılıç keserdi kaktüsleri
    hürriyet bahçesinde uçardı kuşlarımız
    semender fedâ eder ateşe dudağını
    bebek bilirdi göğü anlatan kundağını

    ben sende her ân gündüz olmalıyım; geceyim
    sen bende esrârengiz bir tanyeri gibisin
    ben senin ufuklarda çözdüğün bilmeceyim
    sen benim her hücremin ölümsüz sahibisin
    güneş sende doğmalı, sende batmalı akşam
    sende yürümeliyim samanyolunu sessiz
    o parlayan yüzünde günü tutmalı akşam
    karanlığı koymalı saçlarında nefessiz

    bak bana,yürü bana,koş bana,sarıl bana
    ister yakıp kavuran sahralardan geçelim
    isterse her akrebin ağısını içelim
    yüz defa bulansan da, bin defa durul bana
    kirpiklerin bu güne kapanınca, gülümse
    yarın hatırladığın rüyalarda ben varım
    gözünü açtığında yeniden vurul bana

    dağların ruhu neden titremez bilir misin
    tilkiler sinesinde yuvalanır dağların
    lâmbalar anlayamaz görüneni, öteden
    öteler hiç görmedi lâmbaların yüzünü
    ben hangi mecnunuyum o eskiyen çağların
    hangi dünyada buldum hayatımın özünü

    bir gün yakalar seni acılar doludizgin
    kâbuslarında bile sevdan olur bu gezgin
    bir gün sarar ruhunu yokluğumun kefeni
    benden uzaklaşmadan asla bilmezsin beni
    uçurtmalar dokunur gamzelerine senin
    koparılan kanadın feryadını kim duyar
    ne gelir ki elinden kırılan pencerenin
    hangi avcı, vurduğu kekliğin gözlerinde
    yıkılan bir âlemin ıstırâbıyla yandı
    hangi âşık anarken bir çiçeğin adını
    benim gibi titreyip uykusundan uyandı

    bir gün bir mızrak olup kalbime girse zaman
    ayrılığım boşansa gökten, sevdama inat
    akşam fırtınalarda kaybolsa ayaklarım
    sabah cinnet geçiren bir volkanda erisem
    bir gün iliklerimde alevlense kâinat
    dönmemek üzre sessiz bir vâdiye yürüsem
    bir gün yok olsa tenim her köşesinde arzın
    arar mı bakışların varlığımı bu yerde
    sorar mısın: yıldızım,ayım, güneşim nerde
    yaşamak nasıl şeymiş bu acâyip adamla
    gözlerinden sızar mı yokluğum damla damla
    ömür dediğin urgan inceldikçe incelir
    alırsın cevabını bir melekten, gün gelir...

    Nurullah Genç









  7. #7
    Asistan dizi_sakini - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    05.10.2006
    Mesajlar
    213
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Bahsedilme
    0 Mesaj
    Tecrübe Puanı
    14507109

    Standart



    O AKŞAM

    Işıklı tellerine takıldı ayaklarım
    Karşımda alev alev duran kirpiklerinin
    Kapattım yüreğimi karanlık evlerine
    Bana kim olduğumu soran kirpiklerinin

    O akşam yakamozlar gibiydi bakışların
    Akdeniz gözlerinin damlasıydı o akşam

    Öyle masum ve titrek bir yanılgıydın ki sen
    Saçların gariplerin rüyasıydı o akşam

    Sağnak sağnak boşaldın çorak topraklarıma
    Tebessümün göklerin cilasıydı o akşam

    Bir anda kelepçeli buldum bileklerimi
    Varlığın gurbetimin sılasıydı o akşam

    Dağları birer birer devirip sana gelmek
    Gönlümün en ateşli duasıydı o akşam

    Sakıncalı saatler yaşadım yollarında
    Yüzün sanki sonsuzluk şuasıydı o akşam

    Aldandım bulutlara uzanan ellerine
    Bu sevda ömrümün son sevdasıydı o akşam

    Gülleri,sümbülleri kıskandıran endamın
    Merhametsiz derdimin devasıydı o akşam

    Oysa anlayamadım ızdırap olduğunu
    Her lahza çöktüğünü ve harap olduğunu
    Bilemedim ne deniz ne mehtap olduğunu
    Meğer kalbin kalbimin belasıydı o akşam

    Yakalanmamalıydım esrarlı pençesine
    Ruhumu yumak yumak saran kirpiklerinin
    Tehlikeliydi konmak yeşil penceresine
    Şimdilerde boynumu vuran kirpiklerinin

    Nurullah GENÇ

  8. #8
    Asistan dizi_sakini - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    05.10.2006
    Mesajlar
    213
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Bahsedilme
    0 Mesaj
    Tecrübe Puanı
    14507109

    Standart




    Çöl Acıları


    Yanılgıya çeker dağları bile
    bu yol acıları, kul acıları
    mehtabın kahrıyla çürür bedenim
    damıtır içimi çöl acıları

    keskin bir muamma şarabıdır bu
    yinede, günahkar karanlığımda
    cennet kokan bir mehtabı özlerim
    oysa umutların serabıdır bu

    minyatür bir kalbe sığar mı benim
    denizleri tutuşturan gözlerim










  9. #9
    Asistan dizi_sakini - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    05.10.2006
    Mesajlar
    213
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Bahsedilme
    0 Mesaj
    Tecrübe Puanı
    14507109

    Standart



    Böyle mi olacaktı türkülerin son hâli
    Ezgilerden sorulur küfürlerin vebâli

    Ayna kırıldı; hasret divanında gül soldu
    papatya uçarı bir zakkum oldu
    Kuğu gölün en susuz noktasında boğuldu
    İvedî bir kavgadır tenhâ da ömür
    Direniyorum
    Direniyorum ki, aşk yenilmesin
    Zenginlere, cinayet erbâbına

    Böyle mi olacaktı mutluluğun son hâli
    Kahkahadan sorulur hıçkırığın vebâli


    ........

    Nurullah Genç/Sukut-u Hayal den








  10. #10
    Asistan dizi_sakini - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    05.10.2006
    Mesajlar
    213
    Ettiği Teşekkür
    0
    0 mesaja 0 teşekkür aldı
    Bahsedilme
    0 Mesaj
    Tecrübe Puanı
    14507109

    Standart



    beklenmedik bir fırtınaydı gelişin...

    uyandırdın sessizliğimi aysız gecelerde
    yaralı bir deniz gibi hıçkırdığını
    bir fanus altında sıkışıp kaldığını..
    aşkla kenetlenen kalplerimizin..
    me'yus olduğunu,bunaldığını
    biliyorum,hayal bekçisiyim..
    mehtabı arayan karanlıklarda
    yağmur yakışmıyorsa..
    güvercin gözlerine yakışmıyorsa yağmur
    nasıl açabilirim bulutlara derdimi
    nasıl geçebilirim mayınlı köprülerden..
    sellere karışan ayaklarımla
    yığılıp kalıyor en güzel umutlarım
    vurgun yemiş denizciler misali
    göğsümün katranlı sahillerinde
    zifiri saçlarıyla
    infazıma ağıt yakan menziller
    en salgın boşluğumu akıtıyor üstüme...
    ben mehtabı arayan bir hayal bekçisiyim
    ben sevda sokağının yoksul çiçekçisiyim
    ben kor merdivenlere göklerle tırmanırım
    kızgın güneş altında yemyeşil ıslanırım..
    ben mehtabı arayan bir hayal bekçisiyim..
    ben korsan bir geminin mahzun kürekçisiyim..
    ben yaklaşan saati beklerim odalarda
    ihtilaller yaparım gözlerine dalar da.....


    Nurullah Genç / Hayalci








Sayfa 1/3 123 SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •