Sayfa 3/3 İlkİlk 123
14 sonuçtan 11 ile 14 arası

Konu: 7 Güzel Adam - Replikler

  1. #11
    Durum:
    Çevrimdışı
    *Rose* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetmen
    Üyelik tarihi
    13.08.2006
    Yer
    TARDIS/221B Baker Street
    Mesajlar
    5,380
    Konular
    4
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 18

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart 6. Bölüm

    Yalnız Ardıç Ağacı’nın gölgesinde büyürdük.
    Şahlanırdı alnımızda beş vakitli bir hüzün.
    Hürmet ederdik “aşk” denen o dinmez ibadete.
    Değeri ölçülmezdi, yürekten çıkan sözün.

    Yedi güzel adamdık, yedi Kara Lise’li...
    Gittiği her şehirde, sokağın şairleri.
    Kederle beslenirdi kalemimizden sevda,
    Yedi güzel adamdık, yedi Kara Lise’li...

    (Şilan Avcı - Yalnız Ardıç)


    ***

    (1974)
    Naciye: Hoş geldin.
    Erdem: Hoş bulduk canımın şiiri.
    ...
    Erdem: Benim biraz çarşıda işlerim var. Sonra da okula gitmem lazım. Bir şey diyor musun?
    Naciye: Tamam sen git. Bizi merak etme. Bizim de çok işimiz var zaten.
    Erdem: Ha seninle ilgilenemem diyorsun yani. Seni iyi gördüm ya, çok rahatladım.
    Naciye: Çabuk git gel, tamam mı?
    Erdem: Artık tahammülüm kalmadı mı diyorsun? Bak kendimi birden Ahmet Rasim gibi hissettim.
    Naciye: Bırak geveziliği de hadi git gel.

    ***

    (1974)
    Zehra: Peki hocam, en çok hangi ülkeyi sevdiniz?
    Cahit: Her gittiğim yerde kendi memleketimi hocam.
    ...
    Erdem: Çocuk dik başlı, heyecanlı. Babasından da ciddi baskı görüyor. Zaten bütün fevri davranışlarının temelinde o var. Bütün tepkisi babasına.
    Cahit: Baba ve devlet. Birbirine dönüşen iki kavram işte. Birine öfke, diğerine yansıyor demek ki.

    ***

    (1974)
    Erdem: Bu gülüşü tanıyorum ben.
    Cahit: Ne gülüşü?
    Erdem: Şu dudağının kenarına hiç gitmeyecekmiş gibi bağdaş kurmuş gülüş. Ah be Cahit! İnsanı hayatta kaç şey, kaç insan böyle gülümsetebilir? Allah aşkına bir düşün.
    Cahit: Düşünüyorum. Düşünüyorum ama...
    Erdem: Ama ne Aristo? Bu konuyu hiç konuşmadık. Hep öteledin durdun. Belli ki yıllar sonra kızın yaraları, duyguları depreşmiş. Ha sen ne hissediyorsun onu bilemem. Ama...
    Cahit: Ben ne hissederim?
    Erdem: Keşke paylaşsan benimle. Bilirim paylaşmazsın, kendine saklamayı seversin böyle şeyleri. Ama bunca yıldan sonra bari benimle paylaş be Aristo!
    Cahit: Peki, itiraf edeyim. Eğer Rasim, Zehra'yla senin aranı yapmak için o mektubu yazmamış olsaydı, o şiiri o gazetede yayımlamamış olsaydı; evet, belki bir şeyler olabilirdi. Sadece o da değil, başka şeyler de var Erdem ama artık bir önemi yok. Kısmet değilmiş.

    ***

    (1958)
    Rasim: Arkadaşlar, ne oluyor?! Neye bakıyorsunuz, eğlence mi var burada?!
    Erdem: Bırak Rasim. Onların bir suçu yok. Şiiri gazeteye onlar yollamadı ya.
    Sait: Sahi Erdem. Eğer sen yollamadıysan gazeteye, o zaman kim yolladı bu şiiri?
    Erdem: Bilmem. Bilmek de istemiyorum.
    (Erdem gider, Sait de peşinden gitmek ister)
    Cahit: Bırak gitme! Üzgün ve yaralı şimdi. Biraz yalnız bırakalım.
    Rasim: Beyler, ben gidip müdürle konuşacağım.
    Alâeddin: Müdürle mi konuşacaksın?
    Rasim: Evet.
    Ali: Tabii, git konuş. Müdür de zaten Rasim gelip benimle konuşsun da Erdem'i affedeyim diye bekliyordu.
    Sait: Rasim, gitme! Şimdi müdür ters bir şey söyler, tartışırsınız boş yere. Bir de seni disipline vermesin.
    Rasim: Bildiğim bir şey var ki gidip konuşayım diyorum işte.
    Alâeddin: Neymiş bildiğin?
    Rasim: Hepsi benim suçum. Ben yolladım o şiiri.
    Alâeddin: Ne?! Sen mi yolladın?! Nasıl yaparsın bunu Rasim?
    Rasim: Oldu işte. Biliyorum hata yaptım. Ama ne bileyim, ben birbirlerini sevdiklerini zannediyordum. Şayet öyleyse de bu aşka gizli bir katkım olsun istedim. Sonra anladım ki...
    Sait: Ama şayetle mayetle böyle bir işe kalkılır mı Rasim? İyi mi oldu şimdi yani?
    Rasim: Baylar! Tamam bir halt ettim işte. Şimdi ne yapayım, siz söyleyin?
    Ali: Git konuş bence de. “Erdem'e değil bana disiplin cezası verin” de, sana müstahak!
    Rasim: Doğru söylüyorsun. Bana müstahak. Gidiyorum o vakit.
    Ali: Dur bir dakika. Önce etraflıca düşünelim.
    Alâeddin: Bırak gitsin Ali. Hatasını düzeltsin.

    ***

    (1958)
    Ökkeş Efendi: Neyin var oğlum? Akşam yemekte ağzına bir şey koymadın. Sofrada oturup kalkman bir oldu.
    Erdem: Özür dilerim babacığım.
    Ökkeş Efendi: Özür dile diye gelmedim oğlum. Derdini söylemeyen derman bulamaz.
    Erdem: Disiplin cezası aldım.
    Ökkeş Efendi: Disiplin cezası mı?
    Erdem: 1 hafta uzaklaştırma verdiler.
    Ökkeş Efendi: Peki neden?
    Erdem: Şiir.
    Ökkeş Efendi: Şiir mi? Başını şiir mi derde soktu?
    Erdem: Sen böyle söyleyince kulağa bir garip geldi. Başımı derde sokan şey şiir.
    Ökkeş Efendi: Hayrola? Siyasi mi, aşk mı? Yani şu başını derde sokan şiir hangisi?
    Erdem: Nereden anladın?
    Ökkeş Efendi: Eee insanın başını en çok bu ikisi derde sokar da ondan. Ya siyaset ya da aşk, hoş o da ayrı bir siyaset ya.
    Erdem: Siyasi değil.

    ***

    (1974)
    (Erdem'le Cahit, Zehra'nın dersine girer)
    Erdem: Hocam, dersinize girebilir miyiz?
    Cahit: Hocam, kusura bakmayın, geç kaldık.
    Zehra: Buyurun çocuklar. Ama ders anlatmıyordum, yazılı yapıyordum.
    Erdem: Aa Cahit yürü. :img-hyste
    Zehra: Hoop hop, durun bakalım! Nereye gidiyorsunuz? Yazılı iptal çocuklar. Madem sınıfıma girdiniz, ders bitmeden çıkamazsınız.
    Cahit: Sayemizde yazılıdan da yırttınız çocuklar. :)

    ***

    (1974)
    Erdem: Gece inmiş şehre. Sadece şiir merhem olur gönlümün karasına şimdi. Birbirine kırgın duvarlar, insanlar ve gölgeler. Şimdi ne yazsam da geçse kalbimin küsü?

    (Şiir yazmaya başlar)

    Ey bir emre hazırlanan simsiyah gecede
    Karanlığı emip emip de gebe kalan
    Ey her depremden sonra biraz daha doğrulan
    Herkesin
    Veba girmiş bir şehrin hem halkı
    Hem seyircisi olduğu bir günde
    Ey düştüğü yerden kalkmaya hazırlanan ülke.

    Her damlası bir zafer müjdecisi
    Bir posta eri gibi
    Yağmur yüzümüze değince
    Çıkacağız yola.

    Çıkacağız yola
    Hesap günü gelince
    Yağmur yüzümüze değince
    Güneş bir mızrak boyu yükselince.
    (Erdem Bayazıt - Diriliş Saati)


    ***

    (1974)
    (Zehra'nın evinin önündedirler)

    Rasim: Zehra hâlâ bu evde yaşıyor di mi?
    Cahit: Evet. Yani sanıyorum.
    Rasim: Buraya gelince yaptığım hatayı hatırladım da. Erdem'i de, Zehra'yı da, hepinizi çok üzmüştüm.
    Cahit: Ya Rasim, biraz eskileri yâd edelim, şu şehri azıcık gezelim derken; acı defterleri açalım demek istemedim ben. Boş ver. Güzel şeylerden bahsedelim.
    Rasim: Acı verici olduğunu da kabul ediyorsun ama.
    Cahit: Ben bu evin ne zaman önünden geçsem; kararsızlığımı, ürpertici yalnızlığımı hissediyorum. Galiba Zehra hepimiz için acı anıların öznesi oluyor. Güzel anıların da tabii.
    Rasim: Haklısın. Zehra hepimiz için yaşayan bir şiir gibi. Arkadaşlığımızın, kalemimizin, dostluğumuzun bir parçası adeta.

    ***

    (1958)
    Cahit: Şuraya bir tatlı huzur almaya, şiir okumaya, şiir yazmaya diye geldik. Böyle yeni gelin gibi sus pus oturacaksanız ben toplanıp gideyim.
    Rasim: Benim pek keyfim yok Aristo.
    Erdem: Evet Aristo, benim de pek keyfim yok.
    Rasim: İnsan dediğin mahluk, eksiktir. Hata yapar. Bence sen bugün bunun şiirini yazıver.
    Erdem: Bence sen de "Kabahatlerim ve Bahanelerim" adlı bir öykü yaz. Sana yakışır :icon_whis
    Cahit: Beyler ben yoruldum bu gerginlikten. Aranızdaki mesele neyse halledin artık. Beni beğenin beğenmeyin, okuyun okumayın, anlayın anlamayın umurumda değil. Ama birbirinizle, yani benle uğraşmayın; birbirinizle beni kırmayın. :icon_sorr

    ***

    (1958)
    (Rasim ve Alâeddin çay ocağında çalışırken Cahit gelir)

    Cahit: Ooo çalışın çalışın, çalışın. Ben de oturayım, şiir yazayım he? Size, yakışır. :img-hyste
    Alâeddin: Çay verelim mi Aristo?
    Cahit: Yemeğin üstüne çok iyi olur. Rehavet çökmüştü.
    Rasim: Aman. Yiye yiye bir hâl oldun ya zati. Kuş kadar yiyorsun mübarek.
    Cahit: Kuşlar da o kadar yiyor ama kanat çırpa çırpa dünyayı geziyor Filozof Efendi. Demek ki neymiş; başımızdan ziyadeymiş. Sen beni boş ver. Paraları n'aptın paraları, biriktirebildin mi?
    Rasim: Böyle 3 gün daha çalışmaya devam ettik mi, biriktirdik sayılır evelallah.
    Cahit: Bir de ne alacağını bilsek.
    Alâeddin: Valla Aristo, ne alacağını bilsem söylerim de; ben de bilmiyorum ki. Anca çalıştırmayı biliyor Filozof Efendi. Ser verip sır vermiyor. İkizim olacak bir de.
    Rasim: Ee sen yazdın mı şiirini?
    Cahit: Sen ne alacağını söylersen belki ilham gelir.
    Rasim: Amma merak ettiniz yahu. Azıcık sabredin, yakında öğreneceksiniz.

    Birkaç gün sonra Erdem'in evinde;
    Erdem: Bu ne? (Rasim daktilonun kutusunu açar)
    Rasim: Özür beyanım, af dilekçem ve son çarem. Yoksa Dulkadiroğlu ve Bayazıtlı arasındaki bu şiir kavgası için, Yalnız Ardıç'ın gölgesinde divan kurulacak. Affedebilecek misin, yoksa davamız divana mı kalsın? :icon_sorr
    Erdem: Bayazıtlı, Dulkadiroğlu'na kızsa da düşman olamaz ki. Gel buraya. :love01:

  2. Beğenenler;
    SELVERR (09-10-20)

  3. #12
    Durum:
    Çevrimdışı
    *Rose* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetmen
    Üyelik tarihi
    13.08.2006
    Yer
    TARDIS/221B Baker Street
    Mesajlar
    5,380
    Konular
    4
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 18

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart 7. Bölüm

    Önünü alamıyorum bu kör gidişlerin yollarda
    Herkes bir yere gidiyor önünü alamıyorum
    Çaresiz direniyorum bu dönüm noktalarında kimse
    elini uzatmıyor
    Bir gürültülü yaşamağa gidiyor dünya boşalan
    bir deniz gibi
    Bu sesler ormanında kaybolan bir çağ bu.
    Nereye gitsem hep apartmanlar çıkıyor önüme
    Alıp başımı duvarlara çarpıyor bu yollar
    Gidip gelmelerim bu dar sokaklarda
    İnsanların koşup dolduğu bu dar yapılarda
    Bir kısır döngüye girmek için bütün çabalar
    Biz bunun için mi geldik.

    (Erdem Bayazıt - Karanlık Duvarlar)


    ***

    (1974)
    (Hâle'nin evden ayrılışı)

    Erdem:
    Giderken, kızdığımız her şey nasıl da anlamını yitiriyor.
    Geriye sadece hüznü kalıyor mazinin.
    Avuçlarımızda tuttuğumuz acının tozuyla el sallıyoruz birbirimize.
    Havaya karışan seslerimiz, sevinçlerimiz, kederlerimizle yıkanıyor yolculuğumuz.
    Sesi hiç dinmiyor kulaklarımızda,
    büyüyüp kalbimizde çağlayan o anne dualarının.
    Herkes bir hoşçakal kadar yalnız,
    herkes bir veda kadar kimsesiz duruyor kapısında zamanın.
    (Şilan Avcı)


    ***

    (1974)
    Cahit: Hakkı. Bugün sizin oturduğunuz o tahta sıralarda biz oturduk oğlum. "Bizim de esmişti o efil efil kavak yelleri başımızda" diye bir şarkı var bildin mi? Biz de yaşadık o günleri. Yalnız küçük bir farkımız vardı bizim sizden; biz duvarlara sloganlar değil, şiirler yazardık.

    ***

    (1958)
    Rasim: Alâeddin. Bizim Erdem, Fikret Hakan'a benzemiyor mu?
    Alâeddin: Hakkaten benziyor ya.
    Ali: Tamam, Erdem artiste benzeyebilir; ama ben alayınızdan yakışıklıyım. :img-hyste
    Rasim: Öylesin Ali.
    ...
    Cahit: Sevgili arkadaşlarım. Biliyorum dergi bastıracak paramız yok. Biz de o zaman duvar baskı yaparız. Parayla değil ya :)
    Nuri: İşte bu! Bu devrimci tavra Maraş'ın bütün duvarları selam durur! :good:

    ***

    (1958)
    (Zehra anne babasının mezarı başındayken Erdem gelir.)

    Erdem: Bana kızgınsın. Yerden göğe kadar da haklısın. Ama o şiiri gazeteye ben göndermedim.
    Zehra: O şiiri sen yazmadın mı Erdem? Hem de Zehr'Aşk diye...
    Erdem: Ben yazdım ama ben göndermedim.
    Zehra: Ne fark eder?
    Erdem: Bilmem. Senin için hiçbir şey belki ama...
    Zehra: Sen beni hiç tanımamışsın Erdem. Ya da yanlış tanımışsın. Ve beni hiç anlamamışsın. Hem de hiç!

    (Zehra kalkıp gider.)

    Erdem: Sen de bana kızgın mısın Adem hocam? Neyi yanlış yaptım, neyi yanlış anladım? Zehra'yı mı, kendimi mi? Bir gün bir vaazını dinlemiştim senin. ''Sevin'' diyordun. ''Çünkü hayat, sevgisizliğe yer bırakmayacak kadar kısa. Sevin de neyi severseniz sevin,'' diyordun. ''Sevgi bir kaynaktan çıkar, pınarlar gibi kollara ayrılarak gider,'' diyordun. Bana o gün sevmeyi sen sevdirdin. Şimdi bunun için beni affedebilecek misin?

    ''İçimde insan bir mahşer gibi kabarırken
    Ey her suça ortak çıkan kalbim...''
    (Erdem Bayazıt - Sevmek)


    ***

    (1958)
    (Rasim müdürün odasındadır.)

    Müdür: Rasim, bir şey mi var?
    Rasim: Hocam, Erdem'le ilgili.
    Müdür: Erdem'le ilgili bir şey kalmadı. Ettiğinin cezasını çekiyor o şimdi.
    Rasim: Hocam Erdem'in bir suçu yok. Şiiri gazeteye ben yolladım. Zannettim ki... Ben...
    Müdür: Attila İlhan'ın o şiirini bilir misin sen? Üçüncü Şahsın Şiiri'ni? Hani ''Gözlerin gözlerime değince'' diye başlayan?
    Rasim: Evet hocam, bilirim.
    Müdür: Oku bakayım.
    Rasim:
    gözlerin gözlerime değince
    felâketim olurdu ağlardım
    beni sevmiyordun bilirdim
    bir sevdiğin vardı duyardım
    çöp gibi bir oğlan ipince
    hayırsızın biriydi fikrimce
    ne vakit karşımda görsem
    öldüreceğimden korkardım
    felâketim olurdu ağlardım
    Müdür: Dur. Burada üçüncü şahıs kim? Çöp oğlan mı yoksa şair mi?
    Rasim: Şair.
    Müdür: Yaa, demek neymiş? Aşk dışarıdan müdahale kabul etmezmiş Rasim efendi. Aşkta üçüncü şahıslara yer yok. Hatta aşk kendinden başka şahsiyet bile tanımaz. Hiç kimse kendi eliyle bile aşk ateşini uyandıramaz. Anladın mı beni?
    Rasim: Anladım hocam.
    Müdür: Şimdi git Erdem'e söyle, yarın okula gelsin. Uzaklaştırma cezasını kaldırdım. Sana gelince; ceza olarak bu vicdan azabı yeter. Hadi git bakalım.
    Rasim: Sağ olun hocam. Bir daha olmayacak.

    ***

    (1958)
    (Cahit köprünün üstünde oturmaktadır. Zehra gelir.)

    Zehra: Cahit? Sen beni mi takip ettin?
    Cahit: Hayır, Erdem'le geldik biz. Erdem seninle konuşacak da, şu mektup meselesi. Erdem'in hiçbir suçu yok biliyor musun? Rasim aklı sıra iyilik yapmaya çalışmış. Bütün kabahat onun. Kızacaksan ona kız.
    Zehra: Biliyorum ama...
    Cahit: Ama ne?
    Zehra: Biraz yürüyelim mi?
    (Yürümeye başlarlar.)
    Zehra: Sen de şiir yazıyorsun di mi? Sen hangi kıza şiir yazıyorsun?
    Cahit: Ben kızlara değil buzlara yazıyorum.
    Zehra: Nasıl yani?
    Cahit: Ben buz dağının şiirini yazıyorum.
    Zehra: Buz dağının mı?
    Cahit: Evet! Herkes buz dağının görünen kısmının şiirini yazar ya, ben görünmeyen kısmının şiirini yazmaya çalışıyorum.

    (Sessizlik başlar aralarında, ikisi de konuşmadan yürümeye devam eder. Cahit içinden şiir okur.)

    "Sen kim bilir rüzgârlı eteklerinle
    Kim bilir hangi iklimdesin, ben
    Sensiz bu sessizlikle
    Deliler gibiyim..." :img-in_lo
    (Cahit Zarifoğlu - Anılar Defterinde Gül Yaprağı)


    ***

    (1958)
    (Erdem arkadaşlarının yanına gelir. Duvar baskısı bitmiştir.)

    Alâeddin: Eveeeet. Dergimiz hazır Şiir Avcısı. Duvar baskısı yaptık sen yokken.
    Nuri: E hadi bakalım, şiirinin altına imzanı at.
    (Erdem, duvardaki kağıtlara tek tek dokunur. Gurur duyarak, arkadaşlarına gülümseyip "Karanlık Duvarlar" şiirinin altına imzasını atar. Arkadaşları alkışlar. :img-in_lo)
    Nuri: Son eksiğimiz de tamamlandı. Matbaada bastırsak da, bastırmasak da dergimizin ilk sayısı bitmiş bulunuyor.
    Rasim: E hadi o zaman, Yalnız Ardıç'a gidip müjdeyi verelim.
    Nuri: E hadi buyurun.
    ...
    Alâeddin: Arkadaşlar, hadi yarışalım! Yalnız Ardıç'a önce kim varırsa Hamle'ye baş yazar olsun.

    (Dediği gibi koşmaya başlar. Diğerleri de "Ooo, bir dakika bir dakika!" diyerek koşmaya başlarlar ardından. :img-eat: Yolda Cahit ve Zehra'yla karşılaşırlar. Erdem hafif yavaşlayarak Cahit'e "Cahit! Cahit, koş koş koş! Yalnız Ardıç'a ilk kim varırsa baş yazar o olacak" der. Cahit, Zehra'ya döner. "Biz de gidelim mi? Hadi" diyerek elini uzatır. Zehra Cahit'in elini tutar ve koşmaya başlarlar. Nuri birinci olur ve alkışlanır.)

    Nuri: Hadi hadi. Bilerek kaybettiğinizin farkındayım. :)
    (Rasim Zehra'ya döner.)
    Rasim: Sana bir özür borcum var Zehra.
    Zehra: Biliyorum.
    Rasim: Affedebilecek misin?
    Zehra: Bilmiyorum.
    Cahit: Affeder affeder. Ama bir şartla; Zehra'yı Hamle'ye 1 yıllık abone yapacaksın, bütün parasını da sen vereceksin. Kabul mü?
    Rasim: Kabul. (Zehra'ya bakar) Kabul mü?
    Zehra: Kabul.
    Cahit: Sen şahit ol Yalnız Ardıç! Rasim kefaretini ödesin!
    (Zehra gülerken Erdem'le göz göze gelirler. Erdem üzgün bir şekilde ağacın dibinde oturmaktadır. :icon_sorr)

    ***

    (1974)
    (Erdem ve babası camide Kanlıdere olayını konuşmaktadır.)
    Ökkeş Efendi: Birbirine taş atanlar hep başa nişan alır Erdem be. Ama siz kalbe nişan alın. O çocukları gönüllerinden vurun. Özlerine dokunun, kendi özünü hatırlatın çocuklarınıza.

    ***

    (1974)
    (Cahit, Erdem ve Rasim Yalnız Ardıç'ın gölgesinde oturmaktadır.)

    Cahit: Rasim! Bir varsın, bir yoksun. Sözde Maraş'tasın, yüzünü gören cennetlik. Bir kayboluyor ortadan, bir daha ara ki bulasın.
    Rasim: Valla bütün gün şehri gezdim, hasret giderdim. E zaten sen de okuldaydın. Ne yapsaydım? Evde oturup seni mi bekleseydim?
    Cahit: E ben öğlen eve geldim seni göreceğim diye yoksun. Sonra okula döndüm, yine canım sıkıldı.
    Erdem: Hayırdır?
    Cahit: Cevat'la Kahraman birbirine girmiş.
    Erdem: Hoppalaa!
    ...
    Rasim: Bu Cevat biraz sıkıntılı bir öğrenci galiba.
    Cahit: Biraz zor. Allah'tan Zehra var da, o tabii bizden daha iyi bir iletişim kuruyor. O anne edasıyla baya söz dinletiyor kız.
    Rasim: O zaman günün konusu belli oldu; Zehr-i Aşk.
    Cahit: Tövbe estağfurullah.
    Rasim: Tamam hemen kızmayın ya. Ama düğün gecesi pek konuşamasak da Zehra'nın sana nasıl baktığını gördüm. Okuldayken de belliydi zaten. Bu kız seni seviyor!
    Cahit: Sağol. Ya bırak bu hüsnü kuruntuları artık.
    Rasim: Hüsnü kuruntu değil bu, hüsn ü aşk! :img-in_lo
    Erdem: Cahit Bey, kız karşına gelip bir de sana şiir mi okusun?
    Rasim: Şu Arvasiler'in kızıyla evlenme işi ne oldu?
    Erdem: Ne işi ne işi?
    Cahit: Allah Allah.
    Rasim: Arvasiler'in kızıyla evlenme işi.
    Cahit: Hadi ben kaçayım artık, oldu. :icon_whis
    Erdem: Şişşştt. Otur. Otur Cahit, otur. (Öyle sakin söylüyor ki :img-hyste) Bir anlat hele, bu evlenme işi neymiş biz de öğrenelim.
    Cahit:
    Aşk duraksar ve yara alır.
    Uçak çelik rengi göğü sesiyle sokunca,
    Alçalarak yemyeşil ekinlerin arasına,
    Kuru ekmek yiyen üzgün köylüleri bombalamaya.

    İlkin küçük bir göl, kan dolu ağzı
    /hava nasıl da yeşil/
    ...
    Aşk bu çiğnenmiş kırbaçlanmış alta alınmış
    (Cahit Zarifoğlu - Aralık Günleri İçin Bir Aşk Denemesi)

    Erdem: Şiir güzel, ama konumuz bu değil. Yine kaynattı. Ketumizade Cahit Efendi. :img-hyste

    ***

    (1958)
    (Dergiyi çıkardıkları odada çalışırken ve Cahit arkadaşlarını izlerken şiir duyulur fonda)
    Cahit:
    Aşk bir şehir harabesi daha kazandın
    Kurşun kanatları gergin
    Fosforlu mermiler yine taze
    Yıldırımlanmış boğalar
    Havanın katı gövdesini kırarak
    Yararak hayat dolu sevdanın karnını
    Pilot ağzı zehirli bir dil
    Kentelenmiş çeneler arasından
    Gözler ovaya başını çıkaran insanları

    Haydi aşk aşk
    De ki dağları delerim senin için
    Yıldızlar yakarışlar açık kartlar
    Ve haydi hoşçakal
    (Cahit Zarifoğlu - Aralık Günleri İçin Bir Aşk Denemesi)


    ...
    (Hamle'yi bastırmayı başarırlar.)
    Rasim: Beyler, okuldan ve başka yerlerden gelen mektuplar var. Herkes dergiye yazdıklarını göndermek istiyor anlaşılan.
    Ali: E harika bir haber bu.
    Nuri: E biz bunları kontrol ederken, sen de içlerinde ilgini çekenleri okusana bize.
    Rasim: Tabii abi.
    (Bir hikayeyi okumaya başlar, uzun diye vazgeçer)
    Alâeddin: Şiir oku şiir.
    Sait: Tabii ya, şu an en iyi şiir gider.
    Rasim: Doğru. Ama hepsine ciddi şekilde vakit ayırmamız şart.

    Tuz ve Yara
    Şehrin kirli saçlı kederi
    ve efsunlu bir öğlen güneşiyle çağlıyor Kanlı Dere...
    İçinde et bırakmış, can bırakmış bir şiir gibi adın.
    yarama sardığım peygamber çiçeği kokusu
    ve suyun ince belinden tutmuş bir sevda korkusu...
    Başını eğdiğin küslüğün gölgesinde ağlıyor çiçekler.
    düşüp kendimi incittiğim sabahlar kadar yorgun ve uykulu kalbim.
    gecenin rengi kara...
    canımda tuttuğum, tuz ve yara...
    (Şilan Avcı)


    Cahit: Kim bu?
    Rasim: Hiç kimse.
    Cahit: Nasıl yani?
    Rasim: İmza yerinde öyle yazıyor; "hiç kimse"
    Nuri: Her kimse bu "hiç kimse" bence bir kadın baylar.
    Ali: Çok güzelmiş. İkinci sayıda yayımlarız di mi abi?
    Nuri: Tabii ki. Gizli bir şairemiz var artık. Dileyen aşık olabilir. :img-hyste
    Alâeddin: Bu laf Cahit'e geldi sanırım. Gizemli aşklar şairi. :)
    Erdem: Hadi beyler, çıkalım da şu dergileri dağıtalım.

    ...
    (Rasim ve Ali, Zehra'nın evine gelir.)
    Rasim: İlk sayıyı ayağınıza kadar getirdik efendim. :)
    Zehra: Teşekkür ederim.
    Ali: Abonelik ücretini de Filozof Efendi ödedi. Ee kefaret niyetine. İnsanlar şimdiden dergiye şiirler, yazılar göndermeye başladı bile. Hatta gizli bir şairimiz bile var, di mi Rasim?
    Rasim: Var var.
    Ali: Var.
    Zehra: Öyle mi? Ne güzel.
    Ali: Öyle bir şiir göndermiş ki, müthiş bir şey. İkinci sayıda yayınlayacağız.
    Rasim: Neyse, ben kefaretimi ödediğime göre bizim hemen gitmemiz lazım. Dergi satışına devam edeceğiz. Hoşça kal.
    Ali: Okulda görüşürüz.
    Zehra: Görüşürüz.

    (Onlar gidince öğreniriz ki, Tuz ve Yara'yı Zehra yazmış.)

    (1974)
    (Yalnız Ardıç'taki sohbete devam)
    Rasim: Şu Hamle'deki Hiç Kimse'yi bulamadık ya bir türlü, yıllardır merak eder dururum.
    Erdem: Al benden de o kadar. "Yarama sardığım peygamber çiçeği kokusu" Bunu yazana aşık olunur be!
    Cahit:
    Yalnız Ardıç ve biz.
    Her yaprağında bin giz.
    Bildiklerimiz, bilmediklerimiz...


    Rasim: Seninki gene kenar gezmeye başladı. Hadi beyler. Geç kalıyoruz, Nuri Abi bizi bekliyor.
    Erdem: Aa yok, ben gelemem. Anam babamla evden çıkarken "Çok geç kalmayın" dedi.
    Cahit: Babanadır o, anaların klasik lafı. Oğlum sana söylüyorum, herif sen anla. (Rasim'i işaret eder :img-hyste)
    Erdem: E ne yapalım? O zaman Nuri Abi'ye gidelim de, Kandil Gecesi'nde kandil olalım.

    ...
    Nuri: Baylar çok güzel bir geceydi. Kaleminiz dert görmesin.
    Erdem: Aman abim, sen dert görme. Özlemişiz sohbetini.
    Nuri: Ohoo dert görmeden olur mu Şiir Avcısı? Dert olsun. Olsun ki, bazen hayata karşı devrimci selamımızı çakmamıza vesile olsun.
    Cahit: Nuri Abi. Şu Cevat'ı biz seninle bir an önce tanıştıralım da, "devrimci" nasıl olurmuş bir görsün çocuk.
    Nuri: Aklınız fikriniz öğrencilerinizde. Kutluyorum baylar!
    Cahit: Sen Erdem'i gör. Okulda beni tanımıyor abi. Koluma çarpıp geçmeler, bahçede mahçede bir görmen lazım. Dünya bir yana, öğrencileri bir yana. Sen de bir yana ama. Erdem için bu hep böyle. Şair Erdem Bayazıt, Nuri Pakdil için ne diyor?
    "Beton duvarlar arasında bir çiçek açtı
    Siz kahramanısınız,
    çelik dişliler arasında direnen insanlığın
    Saçlarınız ızdırap denizinde bir tutam başak
    Elleriniz kök salmış ağacıdır zamana,
    o inanmışlar çağının."
    diyor.

    Nuri: Erdem'in bu şiirine hürmetle selam vermekten başka ne yapılabilir ki? Ya da durun, ben de bir şiir zikredeyim ha?

    Dağ yürür bir yerinde
    çıkar üstüne dağın
    bu çelik çağında
    ata iyi binin

    Kalbinde bir gül bu atın
    Ceyhan sızar gibi gözlerinden
    düş gören at
    bellidir gözlerinden
    (Nuri Pakdil - Düş Gören Atın Şiiri)


    Nuri: Daha bitmedi. Bazı şiirleri tamamlamak biraz zaman alıyor. İçine aklınızı, yüreğinizi, canınızı koymanız gerekir.
    Rasim: Nuri Abi. Sen yaz da, ne kadar zamanda yazarsan yaz. Biz de mekandan kopup huzurla seni dinleyelim.
    Nuri: Asıl sen yaz Rasim. Yaz ki; bu ülke, hatta bu dünya senin gibi bir öykü yazarını okusun. Tanımayanlar da tanısın.
    Rasim: Eyvallah.
    Cahit: Birbirimize bu kadar güzel sözlerden sonra, eve gidince hepimiz parmaklarımızı oynatıp daktilomuzun başına otururuz bence.

    ***

    (1974)
    (Erdem odasına girer. Naciye'nin ona hediye ettiği şalı takıp dua ettiğini görür.)
    Erdem: Naciye.
    Naciye: Hoş geldin.
    Naciye: Hoş bulduk.
    Erdem: Çok yakışmış.
    Naciye: Dua ediyordum.
    Erdem: Benim için de dua et. De ki; karım hep yanı başımda olsun. Gönlümün en güzel köşesinde, aklımın en ışıklı yerinde, kalemimin en kuvvetli gölgesinde olsun. :img-in_lo

  4. #13
    Durum:
    Çevrimdışı
    *Rose* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetmen
    Üyelik tarihi
    13.08.2006
    Yer
    TARDIS/221B Baker Street
    Mesajlar
    5,380
    Konular
    4
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 18

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart 8. Bölüm

    Suların karardığı bir çağda birtakım günah yüklü
    gemiler harekete hazırdı / iyice biliyorum
    gölgeler vardı / kalın tasmaları vardı gölgelerin /
    ürkek sesler suları yarıyordu / bakıyorsunuz
    kuşlar bayağı gülüyordu / karanlık gölgeleri
    ürkütüyordu / onlar bağlı olmayı hoş
    görüyorlardı / korkarken ölümü düşünüyorlardı
    muhakkak.

    Kafaları kalındı belliydi
    Gözleri kalındı belliydi
    Kulakları kalındı belliydi

    Aslında kafalarının kalın olması / gözlerinin kalın olması
    önemliydi onlar için / incelik dedin mi kötülük
    geliyordu akıllarına.

    Onlar bir gemiye bindiler
    -- ben ona günah yüklü gemi dedim
    Onlar oturup tasmalarından ötürü gönendiler
    -- ben onlara gölge dedim

    (Erdem Bayazıt - Gölgelere Dair)


    ***

    (1974)
    (Cahit hastanededir.)

    Erdem: Sen hiç laf dinlemeyecek misin Cahit? Bir ömür yüreğimiz ağzımızda mı geçecek? Aklımız hep sende mi kalacak? Hep böyle hasta mı göreceğiz seni?
    Cahit: Sen neredesin Şiir Avcısı? Sabahı günahı beklemedim, seni beklediğim kadar.
    Rasim: Gene kenar gezmeye başladı. Yahu sorulardan kaçmak için bir Necip Fazıl'ın kuytularında saklanmadığın kalmıştı, onu da yaptın şimdi, helal olsun.
    Erdem: İşine gelmiyor ya ondan. Öğrencisinden daha haylaz bir hoca. Bunun başına nöbetçi diye Nuri Abi'yi dikeceğiz, bak kaçacak yer bulabiliyor mu ondan sonra. (Cahit'e döner) Nasıl oldun?
    Cahit: Yine teğet geçti ölüm kirpiğimizden.

    ***

    (1958)

    Alâeddin: Hey millet! Akif İnan diye bir oğlan geldi sınıfa, Urfalı'ymış.
    Rasim: Yapma ya. Lahmacuncu mu?
    Alâeddin: Yok; şair, aruzcu. Divan Edebiyatı'nı yalayıp yutmuş herif. Bize de burun kıvırıyor.
    Erdem: Bize mi, niye?
    Alâeddin: Serbest yazıyoruz diye.
    Cahit: Bu senin Urfalı grekoromenci yani, serbest.

    ...
    (Mehmet Akif, Yedi Güzeller'in mekanında duvardaki şiirleri inceler.)
    Alâeddin: Hayırdır gurban, noliy? İlham mı gelisiye? :img-hyste
    Rasim: Yok yok, dergiyi beğenmedi galiba.
    Sait: Ya da gazel bulamadı, onu ariy.
    Erdem: Yok yok. Divan şairi taş baskıyı bilir de, duvar baskısını görünce şaşırdı herhalde, normal.
    Akif: Tebrik ederim. Kerküklü Fuzûlî'nin "İlimsiz şiir, temelsiz duvara benzer" sözünün ispatı olmuş bu duvar baskısı. :icon_whis
    Alâeddin: Akif İnaaaan. İnan ya da inanma umurumda değil, ama o şiire "ilimsiz" diyemezsin!
    Akif: Vezinsiz şiir, emeksiz ve ilimsiz şiirdir. Bir devrik cümleyi en alakasız yerinden böl; başını, ortasını, sonunu alt alta yaz. Al sana serbest şiir! Şiir vezinle olur. Vezin ahenktir. Ahenkse aruzla zirveye çıkar. E tabii, zirveye çıkmak için de ilim ve emek şart.
    Rasim: Oy! Çattık belaayaa, müstefiilaatün. :img-hyste
    Cahit: Sen ona aldırma Akif. Alâeddin serbest güreşçidir, grekoromenden anlamaz.
    Alâeddin: Sen nereden biliyorsun benim güreştiğimi?
    Cahit: Bak şimdi!
    (Cahit'in Alâeddin'le güreştiği sahne görünür. “Gel bakalım Zarif pehlivan. Hep deftere yazacak değiliz ya, biraz da mindere yazalım” der Alâeddin. Ama yenen Cahit olur.)
    Rasim: Cahit sadece sizi değil, beni de yenmiş oldu Alâeddin. Bitirdin Özdenörenler'i. Kalıbından utan be!
    Sait: Yaşa be Cahit! Valla Zarifoğulları'nın şanını yücelttin. Ee beyler, kimin kardeşi :img-eat:
    Erdem: (Rasim'le Alâeddin'e) Bence siz ikiniz, şampiyon Halil'i de alın; bir de öyle deneyin Cahit'i yenmeyi.
    Ali: Akif İnan da bir hoyrat patlatır şimdi.
    (Kendisi başlar söylemeye)
    Dere yazdım,
    Yere, deftere yazdım.
    Çıktı Alo kardeş karşıma,
    Tuttum mindere yazdım. :img-hyste

    (Nuri üzgün bir şekilde içeri girer.)
    Alâeddin: Abi! Ne oldu?
    Nuri: Baba... Babam...
    Rasim: Abi yoksa?..
    Nuri: Babam biz dergiyi çıkartalım diye en sevdiği yazma kitabını, Hâmî-i Mar'aşî'nin Divanı'nı satmış.
    Akif: Sen ne diyorsun? O kitap nasıl satılır ya?! Yahu Hâfız-ı Şirâzî, İranlılar için neyse; Hâmî-i Mar'aşî de bizim için odur.
    Nuri: Öyle de, biz dergiyi çıkartalım diye satmış işte.
    Erdem: N'apacağız?
    Akif: Geri alacağız.
    Rasim: Nasıl?
    Akif:
    Âşıkam meftûn-u cânân olmayan bilmez beni
    Hançer-i aşk ile kurbân olmayan bilmez beni
    Anlamaz ahvalimi her sûfî-meşreb müddeî
    Bâde-nûş-i bezm-i irfân olmayan bilmez beni


    Arturup sevdâ ser-i pür-şûra her dem zülf-i yâr
    İtdiren hep aşk-ı dil-berdir bana terk-i diyâr
    Ehl-i derdem sırrımı nâ-dâna itmem âşikâr
    Hikmet-i aşk içre Lokmân olmayan bilmez beni

    Mâ'ilem bir şûha cevr eyler ben itdikce niyâz
    Rahm idüp bir dem dil-i bimâra olmaz çare-sâz
    Öyle zâr itmiş beni ol Yûsuf-ı iklim-i nâz
    Hicr ile Ya'Kûb-ı Ken'ân olmayan bilmez beni

    Halk-ı âlem şekker-i la'l-i lebinden kâmu-yâb
    Kalmışam bi-behre ben ancak esr-i tef-ü tâb
    Mürg-i cânım Hâmâsâ oldı firkatle kebâb
    Hasret-ü sûz ile biryan olmayan bilmez beni
    (Hâmî-i Mar'aşî)


    ***

    (1974)
    Cahit:
    Korku gerek tenlere etim kalbur
    Deşer bakışın kıyar da kıyar

    Korku gerek reca gerek
    Yanlış anlaşılmış olabilir
    Sesini duyuyorum kendimin/kelimeler kendinden emin değil

    Yanlış anlaşılmış da olabilir
    Aklım başımda mı! Değil

    Ve sesimi duyuyorum
    Kaburgalarımın gelip artık kavuşamadıkları iniltiden
    -Kulun korktuk şerrinden
    Ağzımız yerlerde kaldı gerçek dilimizden akmadı
    Kuldan korkarken gel zaman git zaman
    Bir hayat ki haşa korkmadan yaradan dan
    Ama elbet ruhumun vazgeçilmez akışı baş çarptığım kayalıklar

    Irmaklarımın altından akan ırmak
    Sandal sefalarım Marmara toprakları
    Ama söyle olmuşsa yüzüme karşı söyle neyi inkar ettim

    Dilediğim en güzel hayat
    Çöplerin içinde rüya aradım
    Düştümse eğer sana bakarken düştüm

    Sen dinç zaman
    İşte kuluçkan
    Bereketle taşan yağ küpleri gibi
    Parmaklardan akan çeşmeler gibi

    İşte sinem kalabalık ve kendine zinde
    Kullardan pervasız nesillerden biri
    (Cahit Zarifoğlu - Başım Eğik Dilim Kapalı Gözler)


    (Cahit öksürmeye başlar.)
    Erdem: Yeter Cahit! Allah aşkına 2 dakika kendinle meşgul ol da dinlen. Bırak artık inadı ne olur.
    Cahit: Beğenmedim desene sen şuna. Beni niye bahane ediyorsun?
    Erdem: Sait Baba, Allah aşkına sen bir şey söyle. Seni dinler.
    Rasim: Bırak Erdem, uğraşma. Ne zaman söz dinledi ki o?
    Sait: Hem söz dinleyen bir şair, üstelik Cahit; mümkün değil! Fransız komünistlerin "Gerçekçi ol, imkansızı iste" lafı gibi bir şey bu, ütopya.
    Cahit: Beni bir tek sen anladın Sait Baba. Sağ ol.
    Alâeddin: Ben de üzülüp şairliğinden olmasın diye, yıllar önce güreşte bilerek yenilmiştim zaten.
    Cahit: Ne güzel günlerdi. Acaba Nuri Abi'yle konuşsak da şu dergi işine yeniden mi girsek? Olmazsa boyaları alırız o çocuklar gibi, sokaklara taşarız, şiirler yazarız duvarlara yeniden. Hazır Arif aruz vezninden vazgeçmişken. O çocukların diline, kalbine gireriz. Sağa sola bakarken, en azından düşmez birkaçı daha... Bir şeyler yapmalıyız.
    Erdem: Konuşuruz. Ben gidiyorum, kim kalıyor?
    Rasim: Sait Baba dinlensin, ben kalırım.
    Erdem: İyi. Uyut onu Rasim, dinlensin. Onun sesine, şiirlerine ihtiyacı var bu memleketin. Uyut onu. Gerekirse döve döve uyut. O uyumazsa, çocuklar ölür sokaklarda. Biz ölürüz. Unutmasın...

    ...
    Rasim: (İlaç içirmeye çalışır) Hadi Cahit. Hadi aç ağzını, hadiiii! Hadi Cahit, uğraştırma. Bak Cahit, ya bu hapı içersin ya da bu terliği ağzının ortasına vururum he. Bak ana terliği de değil, çok fena can yakar. :img-hyste
    Cahit: Yahu hastaya işkence etmek insanlık suçudur Rasim. Benim sevgiden başka hapa ihtiyacım yok.
    (Kapı çalar. Rasim açmaya giderken "Şair değil, laf ebesi" diye söylenir. :))

    Cahit:
    kelime yorgun
    gece soldu çan
    çan ve çayır
    suçsuz çocuklara koridor
    yapraklar balık pulu
    balıkçılar pul pul
    yalnızca bakışlarını kırpıyorlar dokununca
    çatılarda kirişlerde serin dubalarda

    artık göze bakmak oyunu yok
    (Cahit Zarifoğlu - Meç)


    (Gelen Zehra'dır. Rasim Cahit'in kulağına eğilir.)
    Rasim: İlacın geldi kısmetli bey! :img-eat:
    Zehra: Geçmiş olsun Cahit. Sana ekşili çorba getirdim.
    ...
    (Cahit okula gitmek için hazırlanır.)
    Rasim: Yahu 1-2 dakika yat şu yatağa. Hastaneden çıktın, raporlusun, ne okulu bu?
    Cahit: Ya tamam! Dersim var bugün. Ben o raporu yırttım attım.
    Zehra: Ne? Gerçekten mi?
    Cahit: Öğrencilerim şifa olur bana, raporun ne faydası olacak? Hem Erdem'i görürüm. Şiir Avcısı'nı görmeden edemiyorum biliyorsun
    Rasim: Deli bu ya, valla deli.
    Cahit: Delilik ayrıcalıktır :good: :img-hyste

    ***

    (1974)
    Naciye: Erdem. Ne oldu, gidiyor musun?
    Erdem: Evet. Hasan Ali uyudu, okula gitmem lazım.
    Naciye: Kahvaltıya kalmayacak mısın?
    Erdem: Vakit yok ki, çoktan derste olmalıydım.
    Naciye: Ama...
    Erdem: Ama ne? Bir şey söyleyecektin?
    Naciye: Evet, söyleyecektim; ama vazgeçtim.
    Erdem: Allah Allah. Küstün mü sen bana?
    Naciye: Yok canım. Önemli değil, akşama söylerim.
    Erdem: Seviyorum seni gül güzelim. :img-in_lo
    Naciye: Hadi oradan. :)

    ***

    (1974)
    Cahit:
    Yedi adam biri bir gün
    bir aşk gördü
    gereğini belledi
    ölüm girse koynuna
    Ayırmaz aşkı yanından

    Beyaz haberlerim oluşuyor kardeşlerim

    Daha ne kadar saklanabilirdik seninle:
    Yaylalardan nasıl geçtik
    Çobanlara yetişemedik ama uzaktan
    zahmetsiz ve hiç kimseye değil gibi konuşan ağızlardan
    Ne bilge sözler dinledik
    (Cahit Zarifoğlu - Yedi Güzel Adam)

    ***

    (1974)
    Erdem: Cevat! Bir dakika konuşabilir miyiz?
    Cevat: Hayırdır hoca, hutbeye mi?
    Erdem: Yok, hutbeye değil; davete. Seni biriyle tanıştırmak istiyorum. Gerçek bir devrimciyle.
    Cevat: Hem de devrimciyle? Vay be!
    Erdem: Benimle gelir misin?
    Cevat: Şimdi?
    Erdem: Hadi.
    (Erdem, Cevat'ı Yalnız Ardıç'ın orada namaz kılmakta olan Nuri'nin yanına götürür.)
    Cevat: Bu mu bana devrimci dediğin? Ya bırak hoca Allah aşkına ya! Burnu yerde sürünen adamdan devrimci mi olurmuş?
    Erdem: Kendisine sorarsın.
    (Nuri yanlarına gelir.)
    Nuri: Gerçek bir devrimci mi görmek istiyorsun?
    Cevat: Ki henüz göremedim.
    Nuri: İşte burada gerçek bir devrimci var. (Yalnız Ardıç'ı göstererek konuşmaya devam eder) Yalnız Ardıç. Yüzyıldır burada tek başına, zamana ve olaylara şahitlik eder. Asla suçlamaz. Yargılamaz. Savunmaz. Ama gölgesini de kimseden ve hiçbir şeyden esirgemez. Bütün devinimi kendi içindedir. (Kendi etrafında dönerek) Burada böyle tek başına ve dimdik durur. "Eşhedü" der. "Ben şahidim. Yargıç değilim. Savcı değilim. Avukat değilim." İşte bu gerçek bir duruştur! Devrimci duruşu, Müslüman duruşu, (Cevat’a yaklaşıp gözlerine bakarak) insan duruşu. Ben de gerçek bir devrimci görmek istedim. Bu Yalnız Ardıç'a geldim. Bunun bu böyle tek başına ve dimdik duruşu çok etkiledi beni. Ben gerçek bir devrimci nasıl olur ondan öğrendim. Onun gibi 'Eşhedü' demeyi öğrendim. Eşhedü. Ben şahidim. (Sesini yükseltir) Herkes duysun! Yargıç değilim, yargılamam! Avukat değilim, savunmam! Savcı değilim, suçlamam! (Erdem'le Cevat'a arkasını dönüp ellerini iki yana açarak) Herkes ve her şey duysun. Kendime şahidim. Zamana şahidim. Sonsuzluğa şahidim. Ve herkes ve her şey de şahit olsun ki; bu devrimci duruşumla bütün evreni selamlıyorum. Ve tıpkı bu Yalnız Ardıç gibi tek başıma, dimdik herkesi ve her şeyi kucaklıyorum. Ha! (Cevat'ın yanına gelerek) Ve seni de. Hoş geldin bayım. :good:

    ***

    (1974)
    (Güzel adamlar, Cahit'in evindedirler.)
    Akif:
    Susarak anlattım bütün gizliyi
    Sakladım duygumu ben konuşarak

    Bir acı tarlası sessiz yüzünde
    Aşkı yürürlüğe koyma savaşı

    İçimde bir düzen kaynaşmaktadır
    Büyük ve çekingen bakışlarından

    En iyi anlatış artık susmaktır
    Anladım bunu ben seni bilince

    Gel denize yaslan yalnız denize
    Sırrını denizler taşır insanın

    Zaman bir hızdır ve yıldızdır akan
    Esneyen günler ve gece üstünden

    Bir uyku bölmezse anılarımı
    Korkarım çıldırtır bu hayal beni
    (Mehmet Akif İnan - Zaman)


    ***

    (1974)
    Erdem: Gülüm, hastalandın mı?
    Naciye: Yok iyiyim.
    Erdem: E ama yengem...
    Naciye: Bırak yengemi de, geç otur şöyle.
    Erdem: Meraktan öldürme adamı.
    Naciye: Erdem!
    Erdem: Hı?
    Naciye: Ben... hamileyim.
    Erdem: Allah'ım sana şükürler olsun.

  5. #14
    Durum:
    Çevrimiçi
    Burçin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Süper Moderatör
    Üyelik tarihi
    05.01.2007
    Mesajlar
    65,332
    Konular
    154
    Verdiği Beğeni
    163

    Aldığı Beğeni: 477

    Bahsedilme
    20 Mesaj

    Standart Cevap: 7 Güzel Adam - Replikler




    Erdem Bayazıt:

    "İnsan elalem ne der diye diye yaşamaya başlarsa kendisi olmaktan vazgeçer."


  6. Beğenenler;
    SELVERR (09-10-20)

Sayfa 3/3 İlkİlk 123

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. 7 Güzel Adam - Bölüm Yorumları
    By NATY&FACU in forum 7 Güzel Adam
    Cevaplar: 633
    Son Mesaj: 18-05-15, 13:52:43
  2. 7 Güzel Adam - Bölüm Fotoğrafları
    By NATY&FACU in forum 7 Güzel Adam
    Cevaplar: 89
    Son Mesaj: 22-04-15, 21:47:08
  3. 7 Güzel Adam - Bölüm Özetleri
    By NATY&FACU in forum 7 Güzel Adam
    Cevaplar: 38
    Son Mesaj: 17-04-15, 14:00:36
  4. 7 Güzel Adam - İmza ve Avatar
    By seerose in forum 7 Güzel Adam
    Cevaplar: 20
    Son Mesaj: 25-01-15, 22:08:13
  5. 7 Güzel Adam - İzlenme Oranları
    By NATY&FACU in forum 7 Güzel Adam
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 25-05-14, 16:42:30

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

webmaster forum
netspor
taraftarium24
yerli filmler
diziizle.blog
fragmanlar
juul
One Hit Wonder
Bu sistem vBulletin® alt yapısına sahiptir, Version 4.2.5 kullanılmaktadır. Telif hakları, Jelsoft Enterprises Ltd'e aittir. Copyright © 2020

Mobil Ödeme bahis
cratosslot giriş
vdcasino
meritroyalbet
güvenilir casino siteleri
canlı casino
meritroyal bet
casino siteleri
canlı rulet
deneme bonusu
ilbet giriş
bursa escort
kartal escort
maltepe escort
bahis siteleri
güvenilir casino siteleri
casino siteleri
canlı bahis siteleri
escort ankara

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.6.1 © 2011, Crawlability, Inc.