porno porno eryaman escort
Sayfa 1/201 123451151101 ... SonSon
1001 sonuçtan 1 ile 5 arası

Konu: Aşk Oyunu - Senaryolar (2)

  1. #1
    Durum:
    Çevrimdışı
    anaxagor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    15.11.2004
    Yer
    Chicago
    Mesajlar
    158
    Konular
    1
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Aşk Oyunu - Senaryolar (2)

    Anlaşılan eski hikayeler başlığı bir şekilde silinmiş. Bu durumda başlığı yeniden açmak bana düştü. Bu başlığın kurallarını hatırlatmakta fayda var.

    Buraya senaryo kalıbında olmayan düz yazılarınızı koyabilirsiniz.

    Okuyup da yorum yapmak isteyenlerin SENARYOLARA YORUMLAR başlığına yorumlarını yapmaları gerekiyor. Bu başlığa yorum YAZMAYINIZ.

    Şimdiden iyi okumalar...
    Konu NATY&FACU tarafından (05-01-14 Saat 02:58:10 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Durum:
    Çevrimdışı
    anaxagor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    15.11.2004
    Yer
    Chicago
    Mesajlar
    158
    Konular
    1
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Bölüm 1:

    Bölüm 1:

    Elinde kitabı, aynı sayfada yarım saattir duruyordu. Ne kadar istese de aklı kitaptaki hikayeden fersahlarca uzaktaydı. Aslında fersahlarca demek tam doğru olmayacaktı çünkü aklı babaevinin karşısında olan Hacı Nine’nin evindeydi. O evde kalan bir kişideydi, spesifik olmak gerekirse... Sabah yaşadığı şoku atlattığını düşünüyordu ama görünen o ki atlatamamıştı. Aklından geçenler ağır gelmeye başlamıştı. Geçen sene bu zamanlar bir gazetenin manşetine çıkacağı söylense çok da komik olmayan bir espri olarak algılardı bunu ama oysa şimdi...
    “Kendine gel!” diye mırıldandı. O sırada nasıl olduysa ders çalışmaya karar veren yeğeni derslerinden kafasını kaldırıp halasına baktı. “Efendim? Bir şey mi dedin hala?”
    “Yok, yok...” diye cevap verdi, “sadece kitapta okuduğum bir yer hoşuma gidince hafif sesli okudum.” diye yalan söyledi. Yeğeni “ha, anladım” deyip dersine dönünce derin bir nefes aldı ve yerinden kalkarken “ben çay demleyeceğim kendime, sana da meyve soyayım ister misin?” diye sordu. Cevabını bile duymadan kendini mutfağa attı. Bu kadar zor mu olması gerektiğini düşünüyordu. 15 dakika sonra odaya döndüğünde Muzo yüzüne bakıyordu şaşkın bir ifadeyle. “Ne var, niye bakıyorsun şaşkın şaşkın?” Muzo’nun şaşkınlığı biraz daha arttı. “Meyve soymamışsın!” sözünü duyunca kendine biraz daha kızdı. “Pardon ya, aklımdan çıkıvermiş. Ben soyup geliyorum hemen...” Muzo başını iki yana salladı ve önündeki deftere bir şeyle karalamaya devam etti.
    .....
    “Hayır abi, henüz bulamadım... Sen iş bulmayı çocuk oyuncağı sandın galiba!... Hayır gelemem Serkan, hem çok yorgunum hem de paramı çarçur etmek istemiyorum!” En son söylediği sözü duyunca durakladı bir anda. Hayatı parasını çarçur etmekle geçmişti ama ya şimdi? Geçen gün “az çorba” diye bir şey öğrenmişti ve şimdi de cebindeki parayı idareli kullanmaktan bahsediyordu. Fildişi kulesinden gerçek dünyaya inmişti. Yirmili yaşları birkaç sene içinde bitecekti ve hayatında ilk defa dünya hakkında hiçbir şey bilmediğini fark etti. Geçen sene bu zamanlar bu halde olacağını söyleseler ciddiye bile almazdı. Oysa bir minibüste tanıştığı bir işçi kızı ve aynı zamanda kainat güzeli olan kıza abayı yakacağını da düşünmezdi. Sonra aklına minibüsten atıldıktan sonra Ekin’in kainat güzeli olduğunu söylediği an geldi ve hafifçe güldü. “Yalan söylemiyormuş...”
    ....
    Tüm bunlar olurken Yeşilköy’deki havaalanının dış hatlar terminalinde genç bir kadın ailesiyle kucaklaşıyordu. Orada bulunan insanlar için bu tür manzara hiç de göze çarpacak bir ayrıntı değildi. Buna benzer sahneler gün içinde onlarca belki yüzlerce defa yaşanıyordu. Genç kadının valizlerinin çokluğundan ve büyüklüğünden yurtdışında uzun süre yaşadığı ve ülkeye kesin dönüş yaptığı hissi uyanıyordu. Etraftaki erkeklerin ise ailesiyle kucaklaşan kadını normalden biraz daha uzun göz hapsinde tutması güzelliğinin çok kişiye hitap ettiğini anlatıyordu.
    Bir sürü kozmetik ürünüyle daha da bir sarı yapılmış bakımlı saçlarıyla, o pahalı mağazalardan alındığı belli olan kıyafetleriyle etraftaki erkeklerin ilgisinin çok da yadırganacak bir şey olmadığını kanıtlıyordu.
    “Ee, bu akşam bizimlesin herhalde, değil mi kızım?” dedi babası. “Bilmiyorum babacığım. Canım sizinle de vakit geçirmek istiyor ama İstanbul’u da çok özledim. Buraya gelmeyeli çok oldu. Hep siz beni ziyaret ettiğiniz için gelme gereği hissetmemiştim. Ama yolcu kapısından çıktığımdan beri bu şehri yeniden keşfetmek için can atıyorum.”
    Arabayı otoparktan almak için babası çıkınca annesi kızına bir kere daha sevecen gözlerle baktı. “Yasemin, kızım, istersen beraber yemeğe çıkarız akşama. Sonra da sen arkadaşlarınla buluşursun.” Genç kadın annesinin dediklerini birkaç saniye düşündükten sonra cevap verdi: “Fena fikir değil aslında ama babam sorun etmesin? Hem zaten Yeşim şehir dışındaymış. Yeni nişanlısıyla! Ya ben bu kızı hiç anlamıyorum. Bu kaçıncı nişanlı, ben saymayı unuttum.” Annesi güldü “kim bilir” derken. “Belki bu defa gerçek aşkı bulmuştur, belli mi olur?” diye de ekledi. “Ya, ya.. kesin bulmuştur” dedi genç kadın. “Galiba Yeşim’i arayıp liseden arkadaşların telefon numaralarını alırım. Neyse bunları sonra düşünürüz” dedi sevecen sesle ve annesine bir kere daha sarıldı. O sırada önlerindeki lüks otomobilden babasının “valizleri bagaja koyalım” diyerek çıktığı duyuldu.
    .....
    “Sen de kimsin be?” Sarp kafasını çevirdiğinde yaşlıca bir kadının kendisine soran gözlerle baktığını gördü. Ses tonundan güçlü, korkusuz bir kadın olduğunu anladı. Otoriter bir ses tonu vardı. Kurti’nin anlattıklarından ev sahipleri Hacı Nine olduğunu tahmin etti. “Merhaba Hacı Nine, ben Kurti’nin ev arkadaşıyım.” “İt Kurti!...” “Efendim? Ha evet, it Kurti...” diye cevap verdi ve gülerek “Senin evinde beraber kalacağız onunla. En azından bir süre...” diye ekledi. “Senin gibi güzel yüzlü birinin o itle ne işi var be evladım?” “Uzun hikaye nine, bir ara anlatırım istersen.”
    Sarp cebinden anahtarı çıkartıp eve girmeye hazırlanırken arkasından Hacı Nine’nin sesini duydu: “Akşama yemeğiniz var mı? Aç mısın?” Şaşkın şekilde geriye döndü ve “yok” diyebildi. “İyi o zaman gel ben sana iki tabak yemek koyayım, akşama yersiniz ama Kurti denen içten pazarlıklıya söyleme benim verdiğimi, şımarmasın.” Sarp’ın yüzüne gülümseme yayıldı ve “söylemem” dedi.
    Hacı Nine’nin peşinden giderken nine söze aniden giriverdi: “Hakikaten güzel kız. Sadece yüzü değil içi de güzel. O’nun peşinden malı mülkü bırakıp da geldiğine göre senin için de güzel olmalı aynı yüzün gibi.” Sarp’ın şaşkınlıktan ağzı açık kaldı. Ninenin bu kadar parlak bir zekaya sahip olması saygısını bir kat daha arttırdı. Saygı uyandıran duruşunun boş bir şey olmadığını anlamış oldu.
    .....
    “Konuştun mu abimle?” Yüzüne bakınca konuşmadığını, konuşamadığını anlamıştı. Hemen konuşabilmesini beklemiyordu da zaten. Aşık olduğu bu adam o kadar kolay konuşamazdı. Tüm o söylediklerine rağmen abisiyle arasındaki o sarsılmaz dostluğu bozmaktan korktuğunu biliyordu. Anlıyordu da Serkan Abisini. Yine de bu, Serkan’ın, elinden kolay kolay kurtulacağı anlamına gelmiyordu. “Konuşamadın, değil mi... Serkan Abi!” Serkan, abi lafını duyar duymaz başının dertte olduğunu anlamıştı. Bir tarafta en yakın dostu, kankası ve diğer tarafta aşık olduğu tek kadın, ilk kadın... “Ama Yeldacım, bak ama..” diye zırvaladı ama Yelda’dan bu kadar kolay kurtulamayacağını biliyordu. “Abimle konuştuktan sonra görüşürüz ‘Sekan Abi’!” deyip uzaklaştı Yelda.
    Serkan gerçekten zor günler geçiriyordu. Yelda ile olan ilişkisini anlatmanın yollarını ararken Sarp’ın kullandığı “şerefsiz” sözcüğü aklında yankılandı bir kere daha. Kendini gerçekten şerefsiz gibi hissediyordu. Halbuki Yelda’dan önce gerçekten kalp kıran umursamaz şerefsizin biriyken öyle hissetmemişti hiç. Şimdi ise hayatında ilk defa bir kadın hakkında gayet şerefli hisler besliyordu ama ironik şekilde kendini şerefsiz hissediyordu. “Benim kafayı dağıtmam lazım. En iyisi bir bara gideyim ve yalnız başıma içeyim.” diye düşündü. O sırada cep telefonu çaldı. Numaraya baktığında tanımadığı birinin numarası olduğunu gördü.
    - Alo?... Numaramı bir arkadaşımdan mı aldın?... Aynı ne?.... Yasemin!!!!

  3. #3
    Durum:
    Çevrimdışı
    anaxagor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    15.11.2004
    Yer
    Chicago
    Mesajlar
    158
    Konular
    1
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Bölüm 2:

    Bölüm 2:

    Ekin evin içinde dört dönüyordu. Bir türlü aklından çıkartamadığı Sarp yüzünden evin duvarları üstüne geliyordu. Kendini dışarı atmak istiyordu ama Muzo’yu evde yalnız bırakamadığı için kafesteki aslan gibi evin içinde odadan odaya geçiyor, kitap okumaya çalışıyor, televizyondaki kanallar arasında dolaşıyor, mutfakta kendine iş çıkarıyor ama bir türlü sakinleşemiyordu. “Nerde kaldınız ya?” diye mırıldandı. “Kim? Annemle babaannem mi?” Ekin normalden sessiz olan Muzo’ya baktı. İlk defa Muzo’nun haylazlığının üstünde olmasını istiyordu. Haylazlık yapsa O’nun peşinden koşacak ve aklını dağıtacaktı ama nedense bugün hiçkimse Ekin’den yana değildi. “Hı hı, geç oluyor da... Kim bilir nereye takıldılar yine...” diye belli belirsiz cevap verdi. “Gelirler birazdan. Annem bana çukulatalı pasta yapacak gelince. Derslerimi bitirmeden yememe izin vermeyecekmiş. Onlar gelmeden derslerimi bitirsem gelir gelmez anneme pastayı yaptırtabilirim.”
    Tam o sırada kapının açıldığını duydular. Kapıdan içeri giren Gönül ve Gülser aralarında her şeyin ne kadar pahalı olduğunu konuşuyorlardı.kendilerine bakan iki çift gözü görünce gülümseyip selam verdiler. Muzo annesinin yanına adeta ışınlandı. “Anne, ödevlerim bitmek üzere, hemen pastayı yapmaya başla!” diye direten Muzo’ya Gönül sertçe bakıp “oğlum sen yedi aylık mısın” dedi. Muzo hınzırca gülümseyip “bilmem, sen daha iyi bilirsin” diye cevap verdi. “Sus bakayım eşşek sıpası! Git dersini bitir, ben de hemen mutfağa gidip istediğini yerine getireyim paşazadenin.”
    O sırada Ekin üzerine ince bir hırka almış çıkmaya hazırlanıyordu. “Hayırdır kızım, bir yere mi gidiyorsun?” Ekin kendisinden bir cevap bekleyen annesine baktı. Canı sıkkın olduğu için dışarı çıkıp dolaşacağını söyleyerek kimseyi kaygılandırmak istemiyordu ama aklına da bir bahane gelmiyordu. “Hiç anne, sadece dışarı çıkıp dolaşacağım. Evde oturmaktan canım sıkıldı da.” diye cevap verdi ve annesinin daha fazla üstelememesi için dua etti. Gülser önce bir şeyler söylemek için ağzını açtı ama sonra sustu. “Geç kalma, baban geldikten sonra yemeğe otururuz hemen.” “Kalmam merak etme. Şöyle bir dolaşıp gelirim.” dedi ve kendini kapının dışına attı Ekin. Evden uzaklaşırken gözü karşıdaki eve gözleri gayrıihtiyari kaydı. “Off, ben ne yapacağım Allah’ım?”
    .....
    Sarp Hacı Nine’nin evinden çıktığında hala biraz önce yaşadıklarının etkisindeydi. Dalgınca elindeki iki kap yemeğe bakıyordu ve daha yeni tanıştığı birinin nasıl olup da O’nun içinden geçenleri okuduğunu merak ediyordu. Daha da önemlisi o kişiye nasıl olup da tüm her şeyi anlattığını çözmeye çalışıyordu. Bunları düşünürken aklı ister istemez Ekin’e kaydı. Aslında Ekin’in Kurti ile ev arkadaşı olmasını sevinçle karşılamasını beklemiyordu ama sabahki tepki kadar sertini de ummuyordu.
    “Neden bu kızla her şey bu kadar zor olmak zorunda?” diye düşündü. Sonra kendi sorusunu kendi cevapladı aklında: “Sen zaten O’nun bu zorluğunu seviyorsun, kolay olsa ters bir şeyler var demek olurdu.” Ardından da “gerçi, ek olarak, hem güzel hem akıllı hem de ahlaklı olması da sevmeme engel olmuyor” diye gülümsedi.
    ....
    “Feryal sana seslendim, duymadın mı?”
    “Efendim, ne dedin duymadım?”
    “Ne oluyor sana be kadın? Yemeği dışarıda yiyelim mi diye sordum ama hanımefendini aklı kim bilir nerelerde?”
    “Nerelerde ha! Sarp evi terkediyor, tüm söylediklerime rağmen geri dönmüyor ve sen benim aklımın nerede olduğunu soruyorsun! Bir anne olarak aklım nerede olabilir sence?!!”
    Orhan Bey karısının bu son çıkışından sonra sesini çıkarmadı. Bu kadar senelik evlilikten sonra ne zaman susması gerektiğini öğrenmişti. Kesinlikle bu an sesini yükseltecek zaman değildi. İşin gerçeği, O’nunda aklı Sarp’taydı. Bütün kozlarını kullanmıştı ama Sarp hepsini görmüş ve bu sefer boyun eğmemişti. En büyük kozu olan para musluğunu kesmeyi ise zaten Sarp daha ilk elden boşa çıkarmıştı hayatındaki rahatlığı simgeleyen şeyleri masaya bırakarak hala ilk andaki gibi hatırladığı o serin kahvaltı sırasında. Sarp’ın eskiden olduğu gibi magazin denen gazete müsveddelerinde boy boy resimlerini bile görmeye razıydı ama oğlu şimdi her şeyi göze alıp yuvadan uçmuştu. Hem de hep evlenmesini hayal ettiği tarzdaki bir kızın oğlunun hayatına girmesinden ve çıkmasından sonra.
    “Bari iş bulmasına yardım et.”
    Orhan Bey karısının yüzüne şaşkınca baktı. “Kesinlikle şimdi konuşulacak zaman değil. Bir de dediğinin tersine iş bulmasını zorlaştırdığımı öğrense...” diye düşündü ama “bakarız” demekle yetindi. Kesinlikle Orhan Teksoy’un en güzel günlerinden biri değildi... O sırada Yelda’nın eve girdiğini gördü. Tam ağzını açıp bir şeyler söyleyecekken kızının hışımla geçip odasına yöneldiğini fark etti. Evet, evet... kesinlikle değildi...
    .....
    Ekin önce sahil tarafına gitmeyi düşündü ama yarı yolda vazgeçti. Biliyordu ki sahil O’na sevdiği adamı hatırlatacaktı. O bankta oturup bir süreliğine hayatını zindan eden kasetin aslında Berna’ya için değil kendisi için doldurulduğunu söyledikleri o geceyi düşünecekti. İhtiyacı olan son şey Sarp ile geöirdikleri anları hatırlamaktı ama sonra bu son düşündüğüne kendisi de güldü. “Sanki sahil gibi yerlere gitmesen Sarp’ı düşünmüyorsun.”
    Yine de yolunu çarşı tarafına çevirdi ama sonra insanların bakışlarıyla uğraşamayacağını anlayıp kendini yolun akışına bıraktı. Amaçsızca bir yerlere gitmeye başladı. Kafasını kaldırdığında kendini Sarp’ın yeni evinde bulduğunu fark etti. “Bir dakika ya, ne zamandan beri Kurti’nin yeni evi Sarp’ın oldu? Kendine gel Ekin!”
    Sarp köşeyi döndüğünde evin önünde birinin olduğunu gördü. O kişinin kim olduğunu anlayınca kalbi hafiften tekledi. İçini hem sevinç hem de korku kaplayıverdi. “Bunu nasıl yapıyor? Her seferinde çok heyecanlanıyorum ve de çok korkuyorum.” derken Ekin’in geri dönüp gitmeye yeltendiğini fark etti. İçindeki korku çaresizliğe dönüşmeye başladı ve içgüdüsel olarak adımlarını sıklaştırdı.
    Sarp’ın Ekin’i evin kapısı önünde gördiği anlarda Ekin de kendi iç savaşını veriyordu. “Ne arıyorum ben burada? Umarım evde kimse yoktur da benim geldiğimi fark etmezler.” Son dediğinden sonra içinin hafiften burkulduğunu fark etti. Sanki kalbi evden birilerinin fark etmesini istiyordu. Birinin aslında... İçinde kalan son gücü de kullanıp akşam yemeği için eve gitmeye karar verdi.
    “Aa ayy!!” diye çığlık attı Ekin Sarp’ı gördüğünde. “Dikkat et, beni gördüğünde çığlık atmak sende alışkanlık yapmaya başlayacak bu gidişle.” Ekin şaşkın şekilde yumuşak sesin sahibine bakıyordu. Gözlerinin içine baktığında kendisine aşkla bakan o yüzü gördü. Kendisine koyduğu tüm kuralları altüst ettiren adamın gözleri yine dizlerinin bağını çözmeye başlıyordu.
    “Aman çok komiksin!” deyiverdi sert bir ses tonuyla ve niye bu kadar agresifleştiğini kendi de merak etti. Sarp sadece şaka yapmıştı ama nedense neler hissettiğini gizlemek için bu sertlik maskesini takması gerekmişti.
    “Sen onu bunu bırak da niye geldin, onu söyle... Bir şey mi oldu?”
    “Yoo... ben... şey...”
    “Yoksa beni görmek için mi geldin?” diye sordu Sarp gülümseyerek.
    “Ne alaka canım, ben şey için gelmiştim...”
    “Ne için?..”
    “Şey için canım... hah! Abimin yemeğe ihtiyacı olup olmadığını sormak için...”
    Sarp’ın gülümsemesi daha da arttı. “Demek öyle, var mıymış?”
    “Ne var mıymış?”
    “Kurti’nin yemeğe ihtiyacı var mıymış?”
    “Bilmem, evde yoktu.” dediği anda kapının zilini hiç çalmadığını hatırladı. Sanki ilahi bir güç Ekin’e oyun oynumyormuşcasına kapıdan Kurti kafasını uzattı. “Enişte? Ekin? Ne oluyor burada bakayım? Ehli namusa ters işler dönmüyor değil mi?”
    Ekin’le Sarp aynı anda “Kurti!!!” diye seslendiler. Kurtuluş hemen susuverdi bu azarlamadan sonra ve evin içine girdi.
    Ekin kafasını Sarp’tan yana çevirdiğinde Sarp’ın yüzündeki kocaman gülümsemeyi gördü. “Demek evde kimse yoktu, ha?”
    “Zili duymamıştır canım!”
    “Ha ha! Eminim duymamıştır.” diye sırıtmaya devam etti Sarp ama bir anda ciddileşiverdi.
    “Ekin?”
    “Dinle Sarp, buraya neden geldim bilmiyorum ama bildiğim bir şey var buraya gelerek yanlış yaptım.”
    “Bir gün senin de kabuğundan sıyrılman gerekecek. Ailen sana kendi değerlerini öğretmiş olabilir ama yaşadığın hayat senin. Devlet bile seni yetişkin bir birey olarak görüyor. Artık ailesinin her dediğini yapan o küçük kız yaşlarını geçtin. Hem unutma tüm insanlar hata yapar. Hata yapan sadece biz değiliz Ekin. Her insan yanılır, baban bile...”
    Ekin gözlerinde biriken yaşları silip gitmeye yeltendi ama Sarp’ın kolundan tutmasıyla olduğu yere çakılı kaldı.
    “Ne olur bırak gideyim.” diyebildi sessizce ama Sarp kolunu bırakmıyordu. Gözleri birleştiğinde ikisi de yüzlerinde söylenmek istenen onlarca sözün olduğunu ama dile getirelemediğini gördüler. Sarp fısıltı halinde “seni yeniden elde etmek için savaşmama bir şey diyemezsin” dedi.
    “Bırak O’nun kolunu!” ve “Neler oluyor, ne işiniz var burada?” diyen iki ayrı ses duyuldu. Sarp’la Ekin kafalarını çevirdiklerinde İsmet Bey ile Kenan’ı gördüler.

  4. #4
    Durum:
    Çevrimdışı
    anaxagor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    15.11.2004
    Yer
    Chicago
    Mesajlar
    158
    Konular
    1
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Bölüm 3 (1. Kısım)

    3. Bölüm:

    Eğer biri o an Sarp ile Ekin’in yüz ifadesini görse ne İsmet Bey’i ne de Kenan’ı görmek istediklerini anlardı. Yüzlerinde bir bıkkınlık ifadesi belirmişti. Gergin bir şekilde gözleri birbirine kaydı. İkisi de ne yapacaklarını birbirine soruyor gibiydi. Kenan burnundan soluyarak Sarp’ın üzerine yürümeye başlamıştı. Bunu fark eden Sarp gardını alıp çarpışmaya hazır olduğunu belli etti. Bunu sezen Ekin Sarp’ın kolunu tuttu. O anda dikkatli bir göz Sarp’ın hemen sakinleştiğini görebilirdi. Kenan her zamanki dayılanma tiradına başlamıştı ki herkesi şaşırtan bir şey oldu: “Kes saçmalamayı Kenan! Senin korumana ihtiyacı olan zayıf bir kız değilim ben! Eğer bir şey yapmam gerekiyorsa ben yaparım, senin korumalığına ihtiyacım yok!” Sesi hem ağlamaklı hem de sinirliydi. Sabahtan beri yaşadıklarının etksiyle o son damla da düşmüştü bardağa ve Ekin artık içindekileri tutamıyordu.
    İsmet Bey Sarp’a bakarak “ne işi var bunun burada, Ekin” diye sordu Ekin’e. “Bunun adı Sarp, baba ve eminim O’nun da başkasının O’nun adına konuşmasına ihtiyacı yok. Neden kendisine sormuyorsun?” Sarp o an Ekin’e aşık olmakla ne kadar şanslı olduğunu anladı. Bir insanın hem bu kadar güçlü hem de bu kadar narin olabileceğini bilmezdi. Ekin mükemmel biri değildi ama Sarp’ın kalbinin aradığı “O” kişiydi. Eğer aynı kişiye defalarca aşık olmak mümkünse Sarp bunu yaşıyordu. “Niye burada olduğunu soruyor babam, ne işin var burada Sarp?” Sarp düşüncelerinden sıyrılıp bir Ekin’e, bir İsmet Bey’e, bir Kenan’a baktı. Burnundan soluyon Kenan’ı kaale almadan İsmet Bey’e baktı. “Kendi ayaklarımın üzerinde durmak zorundaydım, baba. Ekin hayatıma girene kadar gerçek olmayan bir hayat yaşamışım. Şimdi kendim olmayı öğrenmeye çalışıyorum. Holding patronunun oğlu olarak değil, kendim olarak hayatı öğrenmek istiyorum. Param ve işim yok artık. Kurtuluş, sağolsun, evini açtı bana. Şanslıyım ki ev kalbimin olduğu yere çok yakındı çünkü kalbimi alıp götürene yakın olmazsam nasıl yaşayabilirdim, bilmiyorum.” Ekin duyduklarına inanamıyordu. Nasıl oluyor da bu sözleri buluyordu. Araya kattığı o sözler imkansız olan Sarp’ı unutmayı daha da imkansız kılıyordu.
    İsmet Bey Sarp’ın “baba” diye hitap ettiğini gözden kaçırmadı. Söyleyiş tarzı yapmacık olmadığını kanıtlıyordu. Yine de aklından gazetelere düşmüş olduklarını çıkaramıyordu. “Demek iki dalavereci birbiriniz buldunuz. Tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş. Başka yerde ev mi yoktu?” Sarp çok şey söylemek istiyordu ama yorgundu. O an ayakta durmasını sağlayan iki şey vardı. Ekin’in de kendisini sevmesi ve başarılı olursa bunu kimseye borçlu olmayacak oluşu... Yine de konuşacak gücü yoktu. O yüzden sustu Sarp. Kenan ise öldürücü bakışlarını atmaya devam ediyordu. “Burda kalamaz İsmet Amca! O’nun gibilerin buralarda işi olmaz!” Ekin bu sözler üzerine iyice kızdı. “Yeter Kenan! Kafanı kumdan çıkar ve anla, önyargıların seni kör ediyor. İnsanlar cebindeki paraya göre iyi ya da kötü olmuyormuş. Keşke sen de bunu anlasan.” Sonra babasına bakarak adeta mırıldanarak “anlasanız” dedi ve arkasını dönüp eve doğru yürümeye başladı. Geride kalan üç erkek bir süre öyle kalakaldılar. Hiç kimse nefes almıyordu adeta. Sarp’ın aklında işlerin bu noktaya geleceği hiç yoktu. Ortamın bu kadar gerilmesinden biraz da kendini sorumlu tutuyordu.
    Sarp’a bir bakış atıp oradan ayrıldı İsmet Bey, Kenan da O’nun arkasından hızlı adımlarla ilerledi. Sarp bir süre daha hareketsiz kaldı ve sonra eve doğru dündü. Kurtuluş’u kapının aralığından bakarken gördü. “Gittiler mi?” Sarp sadece başını sallamakla yetindi ve evin içine girdi.
    ....
    Ekin eve girdikten bir süre sonra İsmet bey ile Kenan da geldi. Gülser Hanım’la Gönül’ün şaşkın bakışları gelen iki erkeği görünce daha da büyüdü. Ekin odasından çıkıp “Özür dilerim, O’nun burada olacağını bilmiyordum. Sabah öğrendim. Ben istemedim bunları yapmasını, zaten bana da sormadı. Orada sert çıktığım için de özür dilerim, ikinizden de...” dedi ve “bu arada ben aç değilim, siz bensiz yemeğe oturun” diye ekledi.
    Ekin odasına girdiğinde cep telefonunun ışığının yandığını fark etti. Telefonu eline aldığında Sarp’tan mesaj geldiğini anladı. Mesajda “Özür dilerim. Burada olmamda payın var ama tek sebep değilsin. O ağaca tırmanmalıydım ve bunu hatırlatan sen oldun. Seni seviyorum.” yazıyordu. “Ne olur bunları atlatalım aşkım” diye mırıldandı Ekin ve kendini yatağına atıp düşüncelere daldı.
    .....
    Serkan Yasemin ile buluşmaya karar verdikleri cafe-bara geldiğinde henüz erkendi. Bir süre yalnız başına kalıp düşünmek istiyordu. Hayatı boyuncu yaşamın ciddiyetinden kaçmış biri olarak içinde olduğu durum ağır geliyordu. Genç bir erkeğin başına gelebilecek en korkunç tuzaklardan birine düşmüştü. Aşık olmak korkutuyordu O’nu. Daha da önemlisi en değer verdiği insanlardan biri olan Sarp’ın nefretini kazanacağını bilmek içini parçalıyordu. Yelda’ya karşı hissettikleri gerçekti ve artık bundan geri dönüş yoktu. Sert bir içkiye ihtiyacı vardı. Önündeki 12 yıllık viskiye baktı ve büyük bir yudum aldı. Etrafına baktığı zaman eski Serkan’ın kopyalarının etraftaki avlara baktıklarını gördü. Yüzündeki acı gülümsemeyle büyük bir yudum daha aldı viskisinden. Yalan-dolanla bu işin üstesinden gelmesi imkansızdı ve bunu çok iyi biliyordu ama dürüstlükle de bu işi nasıl çözebileceğini bilmiyordu.
    ....
    Konu anaxagor tarafından (31-03-06 Saat 18:43:25 ) değiştirilmiştir.

  5. #5
    Durum:
    Çevrimdışı
    anaxagor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    15.11.2004
    Yer
    Chicago
    Mesajlar
    158
    Konular
    1
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Bölüm 3 (2. Kısım)

    “Evet babacığım, Yeşim olmadığı için liseden eski bir arkadaşımla buluşacağım ama öncelikle canım ailemle yemek yemenin tadını çıkarmak niyetindeyim.”
    “Yeşim nişanlanmış, duyduğuma göre. Babasıyla kouştuğumda söyledi.” dedi babası.
    “Gerçek aşkı bulmuş dediğine göre!” diye güldü Yasemin.
    “Ne zaman buluşacaksın Serkan’la?” diye sordu annesi.
    Sesindeki neşeli tonu kaybetmeden “Gece uzun anneciğim ve ben ailemle yediğim şu yemeğin tadını çıkarmadan hiçbir yere gitmiyorum.” diye yanıtladı genç kadın.
    .....
    Serkan biraz yavaşlaması gerektiğini biliyordu. Bu kadar hızlı içerse sarhoş olmaması işten bile değildi. Ne var ki içinde bulunduğu durumda viskiler su gibi akıyordu midesine. Henüz sarhoş olmamışken durumunu ve seçeneklerini düşünmeye başladı. Bulunduğu mekandaki insan sayısı da gittikçe artıyordu ama O’nun buna dikkat edecek hali yoktu.
    ....
    Orhan Bey dayanamayıp kızının odasına gitti. Kapıyı çalıp içeri girdiğinde Yelda’nın yatakta uzanmış öylece tavana baktığını gördü. “Bir şey mi oldu kızım?”
    “Yok baba, sadece düşünmeye ihtiyacım var. Son günlerde abimin yaşadıkları beni de düşünmeye itti. Sandığımdan daha çok etkilenmişim galiba.” dedi. Çok da yalan sayılmazdı aslında. Tüm gerçek bundan ibaret değildi ama her şeyi de babasına anlatacak değildi ya. Orhan Bey daha fazla üstelemenin yersiz olduğunu anlayıp iyi geceler dileyerek çıktı. Zamanın her şeyin ilacı olacağını düşünerek çalışma odasına yöneldi. Evde iş yapmayı sevmiyordu ama bugün bir istisna olabilirdi. Anlaşılan herkesin yalnız kalıp düşünmeye veya unutmaya ihtiyacı vardı anlaşılan.
    .....
    Sarp akşam yemeğini Kurtuluş’la birlikte yedi. İş bulma konusunda Kurtuluş’un sorularını cevapladı. “Biliyor musun enişte, buralarda senin gibi bir adamın iş bulabileceği tek yer Ekin’le Gönül’ün çalıştığı fabrika. Orada şansını bir dene istersen. Adımı verirsen kesin iş bulursun orada.” Sarp içinden gülümsedi ve “Kurti her zaman aynı Kurti....” diye içinden geçirdi. Yine de Kurtuluş’un önerisi yabana atılacak bir fikir değildi. Belli mi olur, belki de kader O’nun Ekin’e yakın olmasını istiyordu.
    Aklına Ekin gelince gönderdiği mesaj ve Ekin’in ne düşündüğü sorusu aklına takıldı. Acaba çok mu üstüne gidiyordu. Ekin’in durumu kendisinin durumundan daha zordu. O vurup kapıyı çıkmıştı ama Ekin bunu kolay kolay yapamazdı. Zaten yapmasını da istemezdi. “Bir yolunu bulup İsmet Baba’mı ikna etmeliyim.” diye düşündü.
    .....
    Kenan çok sinirliydi. O züppe herif her seferinde karşısına çıkıyordu ve işleri berbat ediyordu. Mahallelerinde defolup gitse, hayatlarından çıksa hak ettiğine kavuşacağını biliyordu. Ekin’i hak edeli çok olmuştu ama o beş para etmez insan müsveddesi hak ettiğine uzanmasına engel oluyordu. Tamirhanedeki teybe bir kaset koydu Ekin’in resmine bakmaya başladı. “Bir gün benim olacaksın Ekin! Seni benim hak ettiğimi anlayacaksın ve benim olacaksın!..”
    ....
    Üzerine çevrilen bakışlardan rahatsız olmadan etrafına bakınmaya başladı. Liseden beri görmediği arkadaşını tanımaya çalışıyordu. Şimdilerde genç bir adam olan o liseli fırlamanın nasıl görünebileceğini kestirmeye çalışıyordu. Üzerine çevrilmiş gözlerin hiçbiri Serkan’a benzemiyordu. Tam o sırada elindeki viski bardağını büyük bir dikkatle inceleyen dalgın adamı gördü. Dikkatli baktığında hatırladığı o fırlamayı andırdığını gördü ve yanına yaklaştı.
    “Serkan?”
    “Efendim?”
    “Sen misin yahu? Neredeyse tanıyamayacaktım! Ne kadar da değişmişsin.”
    “Ya, hayat insanı değiştiriyor, Yasemin. Sen de az değişmemişsin.” Ayağa kalkıp oturması için yer gösterdi. Yasemin Serkan’ın yüzüne baktığında eski fırlamadan eser kalmadığını gördü. Bir anda neyin O’nu bu kadar düşündürdüğünü merak etti. Gece uzundu ve Serkan bir yere gitmiyordu. Biraz uğraşırsa Serkan’ın ağzından laf alacağına emindi. “Ee, bana ne ısmarlıyorsun?”
    “Efendim? Ha, kusura bakma ya, biraz dalgınım da. Ne içmek istersin?”
    “Senin aldığından alayım ben de.”
    .....
    Herkes farklı yerlerde düşüncelere dalmıştı. Ekin odasında Sarp’ı düşünüyordu. Hiç şüphesiz Sarp da odasında Ekin’i ve kendine çizmeye çalıştığı yeni ve zor hayatı düşünüyordu. Babaları ve anneleri ise çocukları için kaygılanıyorlardı. Yelda içinde kaybolmak üzere olan o küçük şımarık kızın şu an O’nun yerinde olsa ne yapacağını düşünüyordu. Bir tek yurtdışından yeni dönmüş olan Yasemin ile konuşan Serkan düşünceleriyle başbaşa değildi. O, Yasemin’in sorularını cevaplamakla meşgul idi. Kendi kendine soruları soranın kendisinin olması gerekmediğini mi soruyordu. Ne de olsa misafir olan Yasemin’di.
    “Demek aşık oldun, ha?”
    “Ya, biraz öyle oldu.”
    “Ee, kız da sana aşıkmış. Sorun nerede?”
    “Aşık olduğum kızın abisi en yakın dostum olunca sorun oluyor, bilmem anlatabildim mi?”
    “Abisi kim? Tanıdığım biri mi?”
    “Eğer lisedeki ilk aşkını unutmadıysan tanıdığın biri.”
    “Sarp?”
    Serkan başını sallayarak onayladı. Yasemin Sarp’ın adını duyduğunda bir tuhaf olduğunu hissetti. İlk aşklar kolay unutulmuyordu. Kesin dönüş yapmasına sebep olan son ilişkisinin ardından eskide kalmış olan aşık olduğu o liseli çocuğu düşündü. Birden O’nu ne kadar görmek istediğini anladı.

Sayfa 1/201 123451151101 ... SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Aşk Oyunu - Senaryolar
    By **deniz92** in forum Aşk Oyunu
    Cevaplar: 218
    Son Mesaj: 07-04-10, 12:39:18
  2. Aşk Oyunu - Bölüm Yorumları (15)
    By BeLGiNNN in forum Aşk Oyunu
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 19-02-07, 18:06:42
  3. Aşk Oyunu - Senaryolar (1)
    By MardiGras in forum Aşk Oyunu
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 22-09-06, 18:25:54
  4. Aşk Oyunu - Bölüm Yorumları (11)
    By iremfb86 in forum Aşk Oyunu
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 13-09-06, 12:18:06
  5. Aşk Oyunu - Bölüm Yorumları (3)
    By asyas in forum Aşk Oyunu
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 01-06-06, 20:50:59

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

webmaster forum
yerli filmler
diziizle.blog
fragmanlar
juul
One Hit Wonder
bahis forum
casino siteleri
Bu sistem vBulletin® alt yapısına sahiptir, Version 4.2.5 kullanılmaktadır. Telif hakları, Jelsoft Enterprises Ltd'e aittir. Copyright © 2020

kartal escort
maltepe escort
bahis siteleri
güvenilir casino siteleri
canlı bahis siteleri
escort ankara
vdcasino
Mobil Ödeme bahis
taraftarium24
deneme bonusu
ilbet giriş
maltcasino giriş
bursa escort
meritroyalbet
güvenilir casino siteleri
canlı casino
meritroyal bet
casino siteleri
canlı rulet
cratosslot giriş
kıl çadır
temizlik şirketleri

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.6.1 © 2011, Crawlability, Inc.