Sayfa 3/201 İlkİlk 12345671353103 ... SonSon
1001 sonuçtan 11 ile 15 arası

Konu: Aşk Oyunu Senaryolar (Arşiv 2)

  1. #11
    Durum:
    Çevrimdışı
    anaxagor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    15.11.2004
    Yer
    Chicago
    Mesajlar
    158
    Konular
    1
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Bölüm 8

    Bölüm 8:

    Ekin kan ter içinde uyandığında gözlerinde yaşların olduğunu fark etti. Karşıdaki evin artık ezberlediği camına bakarak sızmıştı anlaşılan. Saatine baktığında 11’i geçtiğini gördü. Kalbi hala deli gibi çarpıyordu ve henüz gerçek dünyaya tam olarak dönememişti. Hayatı boyunca bu kadar korkutan bir kabus görmemişti. Sakinleşebilmek için su içmeye karar vermişti ve alışkanlık olduğu üzere pencereden dışarıya baktı. İşte o an sakinleşmeye başlamış olan kalp atışları yine tavana vurdu. Önce hala uykuda olduğunu düşündü. Gördüğünü gerçekten de gördüğüne bir türlü emin olamıyordu ama yaklaşan kişi her adımda Sarp’a daha çok benziyordu. Karanlıkta yüzündeki ifadeyi seçmekte zorlanıyordu ama o yüzü her zaman tanırdı. Aklına ve kalbine kazınmıştı o yüz ne de olsa.
    .......
    Yelda Serkan’dan veda öpücüğü almış içeri giriyordu ki Serkan’ın kendisine seslendiğini duydu. “Yelda... Sana söylemeyi unuttum canım. Yarın için birine yemek sözü verdim.” Yelda başta bu sözlerin görüşmemeleri için bahane olduğunu sandı. Tam yüzünü buruşturup bir şeyler söyleyecekti ki Serkan devam etti: “Eğer senin için de sakıncası yoksa benimle yemeğe gelir misin? Sonuçta bu yemek bana iyilik yapmış birinin iyiliğinin altında kalmamak için...”
    Yelda elinde olmadan gülümsedi. Bu adamda hala bir umut vardı. “Ne iyiliği?” diye sorunca Serkan başına gelen olayı anlattı. Yemeğe beraber gitme kararına varınca yeni bir veda öpücüğüyle ayrıldılar. Hem kim veda öpücüklerinin bir taneyle sınırlı kalması gerektiğini söylemişti ki?
    .......
    Sarp artık tüm ayrıntısını ezberlediği cama yaklaşırken tül perdenin arkasında duran belli belirsiz karaltıyı fark etti. Ekin penceredeydi anlaşılan. Acaba O’nun gelmesini mi beklemişti? Eğer bu doğruysa bu günden hatırlamak isteyeceği tek şey bu olurdu. “Bitsin artık! Tanrım, bitsin artık bu hasret. Eski günahlarımın diyetini öderken tek acı çeken ben değilim.” diye aklından geçiriyordu. Camın önüne geldiğinde karaltı olarak Ekin’e bakmaya başladı.
    Ekin aradaki tül perdeye rağmen Sarp gözünün içine bakıyormuş gibi hissetti. Bütün gece Sarp’ın gelmesini istemişti. Şimdi ise ne düşüneceğini bilemiyordu. Acaba niye gelmişti? Bu soru aklına düşer düşmez eski korkuları yine su yüzüne çıkmaya başladı. “Bana herşeyin bittiğini söylemey geldi. İlk aşkını unutamadığını söyleyecek. Kabus da olsa doğruydu. O kadın Sarp’a daha uygun.” diye mırıldanıyordu Ekin.
    Sarp Ekin’in perdeyi aralamasını bekliyordu. Umuyordu... Dakikalar geçiyordu ama o perde eylemsizlik yasasına uymaya devam ediyordu. Oysa karaltı bir o yana, bir bu yana hareket edip duruyor ama pencereden de ayrılmıyordu.
    “Ne düşünüyor acaba? Niye açmıyor perdeyi?” diye sordu kendi kendine ama Sarp sorularına ne cevap vereceğini bilemiyordu. Bazen, hele böyle durumlarda, Ekin’in aklından geçenleri anlamak imkansızdı. “Acaba ‘geri dön’ deyişini yanlış mı duydum? Niye açmıyor pencereyi?” diye umutsuzluğa kapıldı Sarp. Dakikalar geçmişti ama Ekin’den bir ışık görmemişti. Sarp’ın içindeki hüzün büyüyordu. Gözlerini pencereye dikti. Bakışlarında yakarış vardı. En azından aralarındaki sorunları konuşmak istiyordu. Etraflarındaki insanlar yüzünden başlarında olan sorunları daha sonra hallederlerdi ama önce kendi aralarındaki sorunları halletselerdi. Yüzündeki umutsuzluk daha bir büyüdü. Gözlerinin yere doğru çevirdi başını eğerek. Pencereye son bir bakış attı ve yavaşça arkasını dönmeye başladı.
    Ekin aşkının yüzündeki umutsuzluğu görmüştü. Yere çevrilen bakışı da... Sonra Sarp’ın yavaşça arkasını döndüğünü gördü. Çok yavaş dönüyordu ama belliydi gidecekti. Belki sadece oradan değil, Ekin’in hayatından da... Ekin’in kalp atışları hızlandı düşündüğünün olma olasılığı karşısında. O an tüm mantık zorlamaları, tüm kaygılar, tüm O’ndan beklenenler unutuldu. Dünya farklı bir boyuta geçti. Ekin tüm benliğiyle yegane aşkının yanına, dışarıya, koşmaya başladı. Koşarken “Gitme Sarp” diye söyleniyordu. “Dur Sarp! Gitme Sarp! Bekle beni!...”
    Ekin ev içinden koşarak çıktığında yatmaya hazırlanan ev halkı ne olduğunu anlayamadı. Ekin deli gibi odasından çıkmış dış kapıya doğru koşmuştu. “Neler oluyor” sorusu sorulmuş ama gelen cevap “Gitme Sap! Bekle beni!...” olmuştu. İsmet Bey Sarp’ın adını duyunca oturduğu yerden kalktı. Gönül ile Gülser Hanım da O’nu takip etti. Hızlı adımlarla Ekin’in ardından dışarıya yöneldiler.
    Ekin ayaklarına bir çift terlik bile geçirmediğini fark edecek durumda değildi. Sarp’ın gitmeye başladığında söylediği sözleri tekrar tekrar söylemeye devam ediyordu. Koşar adımlarla Sarp’a yaklaştığında Sarp sesini sesini duymuştu. Nefes nefese “gitme” diyebildi.
    Sarp en basit anlatımıyla şaşkındı. Aslında olduğu durumun nasıl anlatılabileceği üzerine biraz düşünülse şaşkın olmaktan daha güzel bir anlatım bulunabilirdi ama şaşkınlık da şu an için halini anlatmaya yeterliydi. “Ekin?”
    “Gitme Sarp. Her şey için özür dilerim. Ne olur beni affet!...” diye nefes nefese konuştu Ekin.
    “Ne için affedeyim?”
    “Sabahki...” diye cevap vermeye çalışan dudaklarına bir el dokundu ve elin sahibinin “şşş” dediği duyuldu. “Ben seni karşımda böyle görünce unuttum bile...”
    “Ama ben unutmadım Sarp. Unutamam... Seni çok kırdım. Seni dinlemedim, kıskançlığım aklımı almıştı ve asla söylemek istemeyeceğim şeyleri söyledim.”
    “Bu, beni hala sevdiğin anlamına mı geliyor?”
    “Böyle pat diye sormasan olmuyor, değil mi? Gece boyunca ne kadar kaygılandım, biliyor musun?” dediğinde kafasına dank etti. “Bir dakika! Yoksa sen bana herşeyin bittiğini söylemeye mi geldin?”
    Sarp neye uğradığını şaşırdı ve ancak “Ha?” diyebildi. Ekin’se konuşmaya devam ediyordu:
    “Yani düşünürsen O’nun sana daha çok yakıştığını kabul edersin. Aynı dünyanın insanlarısınız, aynı şeylerden hoşlanıyorsunuz, hem çok da güzel.”
    “Güzel olduğunu nereden biliyorsun? Resmini mi gördün?”
    Ekin düşündüğünde Yasemin’i hiç görmediğini fark etti. “Yoo, görmedim ama...”
    “Sen şimdi hiç görmediğin birinin çok güzel olduğunu ve bana daha uygun olduğunu iddia ediyorsun?” dedi Sarp.
    “Değil mi?”
    “Güzel ama ben Kainat güzelinden aşağısına razı olmam ve o kainat güzeli de, tesadüf bu ya, karşımda duruyor ve bana tuhaf şeyler söylüyor.” Sarp gülümsüyordu.
    Ekin de gülümsemeye başlamıştı ki arkadan bir ses geldi:
    “Ne işi var bu adamın burada?”
    Ekin korkuyla arkasına baktığında babasını ve diğerlerini gördü. Babasının kızgın halini görünce Ekin korktu. Suçlu bir şekilde babasının yüzüne baktı.
    “Ne işi var bunun, dedim!” diye daha sert bir şekilde konuştu İsmet Bey ve devam etti: “Sana herşeyi açıkça anlatmıştım. Ya bu adam ya ailen, demiştim. Sen anlaşılan benim sağlığımı hiç önemsemiyorsun!” Sarp bu sözlerden sonra bir şey söyleyecek oldu ama Ekin O’nu susturdu.
    “Demek önemsemiyorum ha? Yazıklar olsun! Ne sen beni tanıyabilmişsin ne de ben seni... Sen istedin diye boşandım. Herkes biliyor ya uzak kalmak için çok uğraştım kalbim Sarp’la çarparken ama başaramadım. Her suçun diyeti vardır ve ben diyetimi fazlasıyla ödedim. Sen baba? Sen ne yaptın? Beni affetmeyi bile denemedin! Hep suçluymuşum gibi baktın. Abim için olan bağışlayıcılığının onda birini benim için göstermedin ve bana yazıklar olsun ha?!” Ekin fazla ileri gittiğini biliyordu ama kendini durduramıyordu. Bütün gündür yaşadığı heyecan, korku ve kaygılar tüm psikolojisini altüst etmişti. Tam tiradına devam edecekti ki Sarp’ın kolundan tuttuğunu fark etti. “Sakin ol Ekin. Daha fazla konuşursan pişman olacağın şeyler söyleyeceksin. Tüm olanlara rağmen O senin baban.”
    Herkes Sarp’ın dediklerini duymuştu. İsmet Bey de... İçinden gülümsedi ama belli etmedi. Kızı aşık olmuştu ve doğru düzgün bir adama aşık olmuştu. İsmet Bey’in yanında bulunan iki kadın ise olanları korku dolu gözlerle izliyordu. “Sen seçimini yaptın kızım. Şimdi içeri gir. Yarın olunca ne yapılacağını, bundan sonra ne olacağını konuşuruz.” dedi İsmet Bey.
    “Önce Sarp’la konuşacağım. Sonra içeri gelirim...” dedi Ekin ve “...eğer gelecek bir evim varsa hala” diye ekledi.
    “Bildiğin gibi yap!” dedi İsmet Bey ve Gülser Hanım’ı ve Gönül’ü alıp eve doğru yürümeye başladı. Sarp ve Ekin başbaşa kalmıştı.
    .....
    İçeri girdiklerinde İsmet Bey hanımlara yatmalarını söyledi ve kendisi telefon eline alıp ezberindeki numarayı çevirdi. Aradığı telefon iki defa çaldıktan sonra açıldı.
    ......
    Yelda içeri girdiğinde annesiyle babasının karşılıklı rakı içtiklerini gördü. Onlarla şakalaşmaya karar yanlarına gitti.
    “Oo, afiyet olsun. Bakıyorum yokluğumu fırsat bilip kurmuşsunuz sofrayı.”
    “Ne var bunda? Karı-koca karşılıklı iki kadeh içemeyecek miyiz?”
    “Belli baba, belli. Dibini bulmuş büyük Tekirdağ rakısı şişesinden iki(!) kadehle kaldığınız belli...” dedi gülerek. Orhan Bey cevap verecekti ki telefonu çaldı. Kimin aradığına baktığında şaşırdı ve “Hayırdır inşallah! İsmet Beyler’in telefonu. Ne oldu acaba?” diyerek telefonu cevapladı.
    “Efendim?”
    “Alo, Orhan Bey? Ben İsmet...”
    “Hayırdır İsmet Bey? Bir şey mi oldu?”
    “Oldu ya. Planın ikinci kısmına geçebiliriz artık. Şimdi geç oldu. Yarın daha ayrıntılı konuşuruz.”
    “Peki, nasıl isterseniz... İyi geceler.”
    “İyi geceler...”

  2. #12
    Durum:
    Çevrimdışı
    anaxagor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    15.11.2004
    Yer
    Chicago
    Mesajlar
    158
    Konular
    1
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Bölüm 9

    Bölüm 9:

    Sarp’la Ekin az önce yaşanan gerilimin ardından şaşkınca bakışıyorlardı. İlk kendini toparlayan Sarp oldu. “Özür dilerim Ekin...” Ekin konuşmasıyla içinde bulunduğu trans halinden kurtuldu. “Niye ki?” Sarp cevap vermeye teşebbüs etti ama Ekin devam etti:
    “Az önce olanların olmasını istemezdim ama başımıza gelenler haksızlık. Bu kadarını da hak etmedik. Galiba benim de bir dayanma sınırım var.”
    “Yine de böyle olmasını istemezdim. Şimdi ne olacak?”
    “Bilmiyorum Sarp. Konuştukça daha fazla üzüleceğim. Şimdilik bu konuyu konuşmasak...”
    “Ne konuşalım o zaman?” diye sordu Sarp.
    “Mesela ben senden özür dileyebilirim. Sabah olanlar için. Seni gerçekten kırdım ve seni kaybettiğimi düşündüm. Hatta buraya geldiğinde herşeyin bittiğini söyleyeceğini sandım. O yüzden perdeyi bile açamadım.”
    “Sabah çok kırıldım, bunu senden saklamayacağım ama geçti artık. Seni yanımda gördükten sonra, ne kadar pişman olduğunu gördükten sonra kırgın kalmam imkansız. Hem buraya geldiğimde kırgınlığımı unutmaya hazırdım.”
    “Çok korktum Sarp. Kabus gördüm.”
    “Kabus?”
    “Evet. Sen Yasemin’le buluşuyordun ve hemen beni unutuyordun. Çok güzel biriydi ve her yönüyle sana uygun biriydi.”
    “Babanlar gelmeden önce de bunları söylemiştin. Yine aynı cevabı vereceğim. Ben artık kainat güzellerinden aşağısına bakmam.” derken gülümsedi Sarp ve devam etti: “Her yönüyle uygun olmaya gelince, ben gönlümü inatçı ama adil, sert ama sevecen, güzel ama kendini beğenmişin biri olmayan, beni hem dünyanın en güçlü hem de en zayıf erkeği gibi birine kaptırdım. Ben gönlümü sana kaptırdım. Seni sevdiğime dair ölümüne yemin ettim. O yeminden dönmedim Ekin, dönemem. Ben seni seviyorum.” Sarp bunları derken Ekin’in gözlerinin içine bakıyordu. Ekin nefesinin kesildiğini hissediyordu. Kendisini bu kadar seven aşkına kendi sevgisini gösterememekten korkuyordu. Sarp sanki korkuyu sezmiş gibi sordu: “Ne oldu Ekin? Seni düşündüren ne?”
    “Sen bunca şeyi söylüyorsun ama ben? Ben seni ne kadar sevdiğimi gösterememekten korkuyorum Sarp.”
    “Sen bana gülümseyip sevgiyle baktığın her zaman benim ettiğim onca laftan daha fazlasını yapıyorsun aşkım.” Bu söz üzerine Ekin gülümsedi. Gözleri ışıldıyordu Ekin’in ve Sarp o gözlere baktıkça kayboluyordu karşısındaki güzellikte. Sarp Ekin’e biraz daha yaklaştı ve O’nu belinden kavradı. Yüzü Ekin’e yaklaşmaya başladığında konuşuyordu: “Birazdan ne olacağını biliyorsun, değil mi? Seni öpeceğim. Ne tokadı yediğim ilk öpücüğüm gibi olacak ne de yağmur altında onca insan önündeki kaçamak öpücüğümüz gibi. Seni öpeceğim. Biliyorsun değil mi?”
    Ekin’in kalbi daha hızlı çarpmaya başladı. Sarp’ın gözlerinin içine bakmaya devam ederek ürkek bir şekilde başını sallamakla yetindi. Sarp’ın yüzü iyice yaklaştı ve sonra dudakları birleşti. İlk anda heyecandan tadını alamadı ama sonra ısınmaya başladığını hissetti. Dudaklarına dokunan bir çift dudak tüm vücudunu ısıtmaya başladı. Kendini bıraktıkça önce ayaklarının altındaki yerin kaybolduğunu hissetti. Sonra gökyüzü kayboldu. Ekin bir şey düşünemiyordu. Sadece Sarp’ın O’nu yönlendirmesini takip ediyordu.
    Sarp için öpüşmek yeni bir şey değildi. Kaç defa öpüştüğünü söyleyemezdi ama Ekin’i korkusuzca öpmeye başladığında önceden öpüştüğüne emin olamadı. Eğer öncekiler öpüşmeyse Ekin’le yaptıkları bambaşkaydı. Eğer öpüşmek gerçekten buysa önceden yaşadıkları hiçbir şeydi. Değersizdiler... sarp’ın aldığı hazdan başı dönüyordu. Bu an için çok beklemişti ve değmişti de.
    Öpüşmeyi kestiklerinde ikisi de nefessiz kalmıştı. Ekin’in ağzından “vay be” benzeri bir ses çıktı ama Sarp duruyordu. Ekin Sarp’ın konuşmadığını duyunca korkuya kapıldı. Acaba hayalkırıklığına mı uğramıştı Sarp? “Sarp” diye seslenince Sarp nefes almayı unuttuğunu fark etti ve derin bir ve sesli bir nefes aldı. “Ne oldu? Niye konuşmuyorsun?”
    “...va.. hmm.. aa...” diye anlamsızlar döküldü Sarp’ın ağzından.
    “Ne diyorsun Sarp?” derken Ekin’in sesindeki düş kırıklığı belli oluyordu. Sarp’ın beklediğini bulamadığından emin olmuştu.
    “Ben... ben... hiç...” diye saçmalaya devam eden Sarp bir an durdu ve Ekin’i yakaladığı gibi yeniden öpmeye başladı. İkinci seans bittiğinde Sarp gülümsüyordu. Ekin’se şaşkındı. “Neydi şimdi bu?” diye sordu Ekin ama gözlerinde ve sesinde hınzır bir ton vardı.
    “Ne yani, seni korkusuzca öpme fırsatı yakalamışken bir kereyle yetineceğimi mi sandın? Niye? Yoksa senin hoşuna gitmedi mi?”
    “Doğruyu söylemek gerekirse bu kadar niye beklediğimizi merak ediyorum.”
    “Seni daima seveceğimi biliyordum ama artık ne yaparsan yap Ekin, benden kurtulamazsın.”
    “Kurtulmak isteyen kim?” diye güldü Ekin. Birbirlerine gözlerine bakıyorlardı. Konuşmuyorlardı ama onlarca söz söyleniyordu o sessizlikte. Bir köpeğin havlaması ikisini de kendine getirdi ve gerçek dünyaya döndüler. “Sarp... Benim içeri gitmem gerek. İşleri iyice kötüleştimeyeyim. Zaten herşey karışacağı kadar karıştı.”
    “Haklısın aşkım ama istersen bize de gelebilirsin.”
    “Ben içeri gideyim. Kurti’yle birlikte yaşıyor olsan bile seninle aynı yerde kalmam doğru olmaz Sarp.”
    “Haklısın... Yarın geleyim mi? İstersen beraber yüzleşiriz babanla.”
    “Ben sana haber veririm gerekirse. Senin olman işleri zorlaştırır.”
    “Seni seviyorum Ekin.”
    “Ben de seni seviyorum Sarp.” diye cevap verdi Ekin ve eve doğru yürümeye başladı. Sarp da kendi evine doğru yürümeye başlamıştı ki geri döndü. Kendisine doğru yürüyen Ekin’i görünce gözlerinin içi parladı ve yüzüne ancak Ekin’i gördüğünde ortaya çıkan o gülümseme kondu. Birbirlerine son bir öpücük verip ayrıldılar.
    ........
    Yelda Serkan’ın kendisini almasını beklerken o gün yaşayacaklarının hayatını altüst edeceğini tahmin edemezdi. O’nun için başlayan gün Serkan’la beraber geçireceği sıradan ama güzel günlerden biriydi. Saatine baktığında Serkan’ın birazdan kapıda olacağını düşündü. Çok geçmeden Serkan gelmişti bile. Gidecekleri restoranın yolunda havadan sudan konuştular. Yelda biraz da merakından bu buluşmanın arkasında yatan olayın ayrıntılarını dinledi ve Serkan’a takılmadan edemedi hikayeyi dinlerken.
    İki sevgili üç kişi ayrıltılmış olan masaya ilerlerken misafirlerinin çoktan gelmiş olduklarını gördüler. Serkan gülümseyerek “Erkencisin bakıyorum. Yoksa biz mi geç kaldık?” diye sordu Selim’e.
    “Yok ben biraz erkenciyim.”
    “Tanıştırayım, sevgilim Yelda. Yelda, bu da Selim...” dediğinde Yelda masadaki adamın yüzüne ilk defa dikkatli baktı. Yelda’nın yaşadığını en iyi “şok” açıklardı. Yıllar öncesinde kalan bir hayalet yine hortlamıştı. Selim ilk defa tanışıyorlarmış gibi yapınca Yelda da oyuna katıldı ve “tanıştığımıza memnun oldum” dedi. Serkan hiçbir şeyi anlamamıştı ama Yelda’nın aklında bu işin ne kadar devam edebileceği sorusu vardı. Mutlaka geçmişiyle yüzleşmesi gerekecekti.
    ..........
    Sabah uyandıklarında Sarp ve Ekin aynı karmaşık duyguları yaşıyorlardı. Geri dönülmez bir yola girmişlerdi ve bu hem heyecanı ve mutluluğu hem de kaygıyı ve korkuyu beraberinde getirmişti. Heyecan ve mutluluk vardı çünkü taşları yerinden oynatma pahasına da olsa artık bir araya gelmeleri kaçnılmazdı. Kaygı ve korku vardı çünkü bir araya gelmek için taşları yerinden oynatmaları gerekecekti. Sarp Ekin’in yüzleşecekleri kaygılanırken Ekin yatağından kalkıp salona geçti. Nefret ediyordu bu rahatsız edici sessizliklerden. Biri konuşmaya başlasa devamını getirmek kolay olacaktı ama herkes böyle susarken geriliyordu ve söze nasıl başlayacağını bilemiyordu.
    “Yardım edebileceğim bir şey var mı anne?”
    “Yok kızım.” Al işte! Ne vardı sanki annesi iki kelimeden fazlasını söylese. Konuşma daha başlamadan bitmişti ve o rahatsız edici sessizliğe geri dönmüşlerdi. Kahvaltı masasına oturduğunda babası söze başladı:
    “Dün geceden sonra konuşmamız gerekenler var.” Ekin bir şeyler söyleyecek oldu ama İsmet Bey eliyle susmasını işaret etti.
    “Sana zamanında açıkça anlatmıştım neler hissettiğimi malum konuda ve sen dün gece seçimini yaptın. Lafı uzatmayacağım. Derhal evleneceksiniz. Hatta anlı şanlı düğün bile yapacaksınız. Gazetelere de haber vereceksiniz ve bu defa gerçekten evlendiğinizi anlatacaksınız. Sonra da tek başınıza ayaklarınızın üzerinde duracaksınız. İsterseniz Sarp’ın ailesiyle yaşarsınız ister kendi ayaklarınızın üzerinde durursunuz. Benim söyleyeceklerim bunlar. Eğer birazcık babalık hakkım varsa bu dediklerimi sorgulamadan yaparsınız.” Ekin duyduklarına inanamıyordu. Sevinsin mi, üzülsün mü, bilemiyordu. Şaşkınca etrafına bakındı ama aradığı cevaplardan çok aynı şaşkınlığı gördü annesinin ve Gönül’ün yüzlerinde.
    Kahvaltıdan sonra işe gitmek için hazırlanıyordu ki cep telefonunda “Sarp arıyor” yazısını gördü. Telefonu açtığında duyduğu ilk söz “ Ne oldu sabah?” oldu.
    “Yeniden evleniyoruz Sarp!” diyebildi sadece, kahvaltı masasında yaşadığı şaşkınlık devam ediyorken.

  3. #13
    Durum:
    Çevrimdışı
    anaxagor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    15.11.2004
    Yer
    Chicago
    Mesajlar
    158
    Konular
    1
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Bölüm 10 (1. Kısım)

    Bölüm 10:

    Telefonda ne olup bittiğini anlamaya çalıştı Sarp ama Ekin’in şaşkınlığını atamamasından dolayı merakını gidermekten çok kafası karıştı. Servis aracına atladığı gibi işe gidecekleri duraklarından almaya gitti. Ekin’le yaşadıklarından öğrendiği bir şey varsa o da sabırlı olmayı bilmesi gerektiğiydi. Ekin’i durakta gördüğünde artık O’nu her görüşünde bir rutin haline gelen heyecan dalgası yine tüm vücudunu sardı. Merak içindeydi, kaygılıydı ama bu Ekin söz konusu olunca heyecanlanmasını engellemiyordu.
    Varacakları istikamete geldiklerinde her sabah ve akşam beraber yolculuk eden aşina yüzler kazançlarını hak etmek için çalıştıkları yere yöneldiler. Yeni bir gün yeni bir alınteri akıtmak demekti. Ekin ise Sarp’la kouşmak için kalmıştı.
    “Öğleye kadar izin alalım mı?” diye teklifte bulundu Sarp. Ekin karşı çıkmadı ve ikisi izin almak için gerekli kişilerle görüşmeye gittiler. Ekin dışarı çıktığında Sarp’ı kendisini beklerken buldu. “Nereye gideceğiz Sarp?”
    “Altımızda arabamız var, nereye istersek oraya gidelim.”
    “Sakince konuşabileceğimiz bir yer olsa iyi olur. Sahile gidelim mi?”
    “Aklımı okudun Ekin.”
    ........
    Yelda’nın yalnız kalmak istediğini söylemesi üzerine Serkan’ın kafası karışmıştı. Dünden beri bir tuhaflık vardı olanlarda ama adını konduramıyordu. Durup dururken kendisini sevdiğini söylemişti Yelda ama söyleyişinde açıklayamadığı bir şeyler vardı. Sonra O’na sarılması... Serkan kaygılanmasının yersiz olduğunu telkin ediyordu kendine ama pek de başarılı olamıyordu.
    Yelda ne yapacağını bilemiyordu. Geride kaldığına inandığı Selim dünkü karşılaşmalarıyla hiç de geride kalmadığını ortaya koymuştu. Serkan’ı sevdiğini söylerken, O’na sarılırken yalan söylüyormuş gibi hissediyordu. Selim meselesini çözmeden Serkan’la yaşayacaklarının yalan olacağına inanıyordu. Selim’i tekrar gördüğünde kafası çok karışmıştı. Acaba bunca zaman kendini mi kandırmıştı? Hep Selim’in hayatını mahvettiğine inandırmıştı kendini. Serkan’a baktığında kendini tutamamış ve O’nu çok sevdiğini söylemişti ama şimdi bunu suçluluk duygusuyla mı yaptığını düşünüyordu. Cevapları bulması lazımdı ama aradığı cevaplar odasında değildi. Bir zamanlar çok iyi bildiği o izbe mekana gitmek ve bu ızdıraptan O’nu kurtaracak cevapları orada aramak en doğru hamle olacaktı.
    ......
    Orhan Bey odasında oturmuş İsmet Bey’in gelmesini bekliyordu. Sekreteri İsmet Bey’in geldiğini haber verince hemen içeri almasını söyledi.
    “Hoş geldin İsmet.”
    “Hoş bulduk Orhan Bey.”
    “Bu “bey” lafını kaldırsak artık... Dünürümün bana “bey” diye hitap etmesini istemem şahsen.”
    “Ne bileyim, alışkanlık işte Orhan Bey.”
    “Sadece Orhan demen yeterli. Ee, neler oldu? Bizim başbelaları ne yapıyorlar?”
    “Konuştuğumuz gibi yapıp Ekin’e ultimatomu verdim. Şaşkınlıktan dili tutuldu. Sadece O’nun olsa iyi, Gülser’in halini de görmeliydin.” derken gülüyordu İsmet Bey. Sonra devam etti:
    “Sanırım şu sıralar oğlunla kızım ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardır.”
    “Bizim keratanın ne kadar şaşırdığını görmek isterdim doğrusu.” Bu söz üzerine iki baba gülmeye başladılar.
    “Ee, şimdi sen Sarp’ı arayıp kendi payına düşeni yapacaksın herhalde?”
    “Öyle, öyle. Hatta beklemektense şimdi aramak en iyisi.” derken Cep telefonundan Sarp’ın numarasını çevirmeye başlamıştı bile.
    “Baba?!?...”
    “Ne var eşşek sıpası? Baban ya! Beğenemedin mi?”
    “Yok baba, o değil de... Şaşırdım yani.”
    “Şaşırırsın tabii. Bana bak, Ekin’i de al ve yanıma gel çabuk.”
    “Ekin’i mi?..”
    “Ekin’i ya. Yanında olduğuna eminim. Hiç inkar etmeye kalkışma. Her şeyden haberim var sıpa! Evden kaçıp gittin diye benden kurtuldun mu zannettin?”
    “Pe.. peki baba... Birazdan geliyoruz.”
    İki dünür gülüyordu az önce yaşananlara. “Ee, birer kahve içelim mi İsmet?” derken Orhan Bey sekreterine direktif vermeye başlamıştı bile. “Kızım bize iki...” derken İsmet’e dönüp “orta?” diye sordu. Onaylar nitelikteki baş sallamasını görünce sekreterine “ iki orta kahve!” dedi.
    .....
    “Babam bizi çağırıyor Ekin?”
    “Niye ki?” Ekin şaşırmıştı. Sarp’la sabah babasının kendisine söylediklerini konuşurken birden gelen telefon konuşmalarını yarıda kesmişti.
    “Bilmiyorum ama herşeyden haberi olduğunu ve bizi derhal yanına beklediğini söyledi.”
    “Eh, ne yapalım, gideceğiz o zaman.”
    .......
    Yelda aklına koyduğunu yapan biriydi ama bu son kararı için aynı kararlılıktan bahsetmek mümkün değildi. Korkuyordu. Yine de Selim’in evinin önüne geldiğinde ne olursa olsun bu işe bir çözüm bulması gerektiğini düşündü. Ne yaparsa yapsın çözümün patikası bu evden ve bu evde yaşayan adamdan geçiyordu. Etrafına bakındı ve kapıyı çaldı. Çok geçmeden kapı açıldı ve Selim göründü. Yüzünde sinsi bir gülümseme vardı ve “biliyordum geleceğini” der gibi bakıyordu. Yelda son bir defa daha etrafına baktı ve içeri girdi.
    ......
    Minibüste Sarp’la giderken birden Ekin’in aklına Sarp’ın Yasemin’le ilgili ne olduğunu hiç anlatmadığını hatırladı. Olaylar öyle hızlı gelişmişti ki Sarp gelene kadar içini kemiren bu konu henüz Ekin için gizemini korumaya devam ediyordu.
    “Sarp? O kadar kaptırdık ki kendimizi... biliyorsun olanlar... Dün ne oldu Yasemin’le?” Aslında kıskanç bir ses tonuyla söylemek istememişti ama nedense Yasemin’in adını anarken kendine hakim olamamıştı. Sarp şaşkınca bir-iki saniye Ekin’e baktı. Sonra gözünü yola çevirdi ve ciddi bir ses tonuyla anlatmaya başladı:
    “Bildiğin gibi O’nunla buluşacaktım ama Galata Köprüsü’ne vardığımdan yanlış yapıyormuşum gibi geldi. Aslında olan bir şey yoktu ama kendimi ihanet ediyormuşum gibi hissettim. ‘Sana’ ihanet ediyormuşum gibi hissetim.” Sonra tekrar Ekin’in yüzüne baktı ve devam etti:
    “Buluşacağımız yere sırf söz verdiğim için gittim. Beni bekliyordu. Yanına gittim ama oturmadım. Yüzüme bakınca sanki anladı ve bana ‘kalmayacaksın, değil mi’ diye sordu. Başımı salladım. ‘Anlıyorum’ dedi ve ‘aşıksın, O’nun yanında olmak istiyorsun’ diye ekledi.”
    “Ee, madem dediğin kadar kısa bir görüşmeydi, kaç saat nerelerdeydin? Evde değildin...”
    “Vaay, evimin yolunu da mı gözlüyorsun Ekin Hanım?” diye güldü Sarp.
    “Off Sarp! Kızdırma beni, biliyorsun seni bütün gece beklediğimi...” Bu söz üzerine Sarp yeniden ciddileşti.
    “Mahallelinin eğlenmek için gittiği o yere gittim. İlk defa kaldırımın diğer tarafında o insanlarla birlikte oturdum. Sonra senin hayal kurduğun sahil kenarına gittim ve düşündüm. Seni, beni, kırgınlığımı düşündüm, Ekin.”
    “Sonra?...”
    “Pencerenin karşısında hiç konuşmadan dakikalarca dikildim, değil mi?”
    “Ama bu sefer günlerce beklemedin. Ayrılıyordun, gitmeye başlamıştın...”
    “Ne bekliyordun ki Ekin? ‘Defol git’ diye bağırmıştın ve cama çıkmıyordun. Artık umursamadığına inanmaya başlamıştım.” Ekin gözlerinden süzülen yaşları sildi.
    “Özür dilerim aşkım. Seni gerçekten çok seviyorum ve seni bu kadar çok kırdığım için kendimi affedemiyorum.”
    “Şşş, geçti Ekin. Ne dedim sana? Senin pişmalığını görünce ben unuttum bunu. Eğer aşkımız böyle kırgınlıkların üstesinden gelemeyecekse...” deyip Ekin’in elini dudaklarına götürdü. “Hem unutma, ben de seni çok seviyorum.”
    .......
    “Bir ilüzyondu, bir hayal. O yanılsama başladığı gibi bitti.”
    “Yani hiçbir şey olmadı mı Yasemin?”
    “Ne olmasını umdum, ben de bilmiyorum Yeşim. Çok değişmişti. Ayrı bir olgunluk oturmuştu duruşuna ve bunun sebebi ben değilim. Aşık olduğu başka biri vardı. Bizim yollarımız ayrılalı çok olmuş. İyi ki bir şey olmadı. Anılarda kalması daha iyi olacak. O ayrıldıktan sonra saat farkına aldırmaksızın Serhat’ı aradım. Olanları anlattım. Ne dedi biliyor musun?”
    “Ne?..”
    “Uçak bileti almış. Buraya geliyormuş. Özür dilemek için gelecekmiş. Belki Serhat’la ikimiz için hala umut vardır, ne dersin Yeşim?”
    “Umut hep var tatlım. Bu kadar nişanı attıktan sonra bile umut hep vardır diyorum.” İki arkadaş birbirlerine gülümsediler.
    ........

  4. #14
    Durum:
    Çevrimdışı
    anaxagor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    15.11.2004
    Yer
    Chicago
    Mesajlar
    158
    Konular
    1
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Bölüm 10 (2. Kısım)

    Serkan şirkette yerinde duramıyordu. Kendini işe veremediği için dışarı çıkmaya karar verdi. Belki Sarp’ı yeni işinde ziyaret ederdi. Yelda’yı aramıştı ama telefonu kapalıydı. O’nun için iyice kaygılansa da yapabileceği bir şey yoktu. Dışarı çıkarken Kurti’nin kendisine seslendiğini gördü.
    “Serkan! Kanca, n’aber?”
    “Selam Kurti...” diye cevap verdi sıkıntıyla. Kurtuluş’la uğraşacak havada değildi ama Kurti’nin peşini bırakmaya niyeti yoktu.
    “Neler olduğuna inanamazsın? Dün gece Sarp eve geldiğinde bir tuhaftı. Ağzından ancak Ekin’le buluştuğunu alabildim. Bu sabah da babam Orhan Amca’yı yani Orhan Bey’i görmeye geldi. Seni bilmem ama bence bir işler dönüyor kanca...”
    “Ne var bunda canım? Sanki Sarp’ın Ekin’i görmesi haber değeri taşıyor. Asıl Ekin’i görmese bir tuhaflık olurdu.”
    “Peki ya babamın buraya gelmesine ne diyorsun?”
    “Ne diyeceğim canım, beni ilgilendirmez diyorum.”
    “Sen de hiç çekilmiyorsun be kanca. Bir muhabbet anlatmaya gelmiyor yani.”
    Onlar bu şekilde atışırken Sarp’la Ekin gelmişti. Kurti ile Serkan birbirine soran gözlerle bakıp aynı anda “Ne işiniz var burada?” diye sordular.
    “Bilmiyoruz Serkan, babam telefon etti ve derhal gelmemizi istedi. Acelemiz var, kusura bakmayın.” diyen Sarp Ekin’le birlikte içeri girdi. Serkan’ın ve Kurtuluş’un ağzı açık kalmıştı.
    “Ee, hala herşeyin normal olduğunu mu düşünüyorsun Serkan Bey?” diye imalı sordu Kurti. Serkan ne diyeceğini bilemedi.
    .........
    Ne oluyordu bu insanlara? Serbest ailesi gittikçe tuhaflaşıyordu. İsmet Amca’sını balık tutmaya davet edecekti ama eve gittiğinde evde olmadığını öğrenmişti. Tuhaf olan evde olmaması değil, gittiği yerdi. Ne işi vardı Orhan Teksoy’un yanında? Belki de şu ev ile ilgili para meselesini konuşmaya gitmişti ama Gülser Teyze’ye ne demeliydi? O da ayrı bir tuhaftı. Sanki aklı başka bir yerlerdeydi. Daha erken gelip Ekin işe gitmeden O’nu da görecekti ama bir-iki küçük iş O’nu alıkoymuştu. Doğal olarak Ekin’i de görememişti. Teksoylar’ın hayatlarına girdiği güne bir kere daha lanet okudu. Önceden herşey ne kadar güzeldi.
    .......
    “İstediğin gibi geldik baba!” diye içeri daldı Sarp. Arkasından Ekin girdi ve bir anda şaşkınlıktan dilini yutuyordu. “Baba! Ne işin var burada?” Sarp Ekin’in bu sözü üzerine İsmet Bey’e ilk defa dikkat etti. “İsmet Baba? Baba?..” Ekin’in şaşkınlığı Sarp’a da bulaşmıştı. Şimdi ikisi de soran gözlerle bir Orhan’a bir İsmet’e bakıyorlardı.
    “Oturun bakalım eşek sıpaları... İkinizin geleceğini ilgilendiren bir konuda konuşacaklarımız var sizinle.”
    Sarp’la Ekin meraklı gözlerle bakmaya devam ederken kendilerine söyleneni yaptılar.
    “Bu sabah sana anlattığım gibi, Ekin, evleneceksiniz. Madem ailelerinizi hiçe sayıyorsunuz, bu dediğimizi yapacaksınız.” Bu noktada lafa Orhan Bey dahil oldu:
    “Gazetelere haber verilecek ve bu evliliğiniz anlatılacak. Bir basın toplantısı yapılacak ve bu defa gerçekten evlendiğinizi açıklayacaksınız.”
    “Bunu seve seve yaparız ama anlamadığım bir şey var. Bizim en çok istediğimiz şeyi niye sanki cezaymış gibi anlatıyorsunuz?” diye sordu Sarp.
    “Çünkü evlilikten sonra bir başınasınız. Bizi hiçe saydınız. O evlilikten sonra bizler yokuz.” diye açıkladı Orhan Bey ve devam etti “...ama merak etmeyin düğününüz dillere destan bir düğün olacak. Her şeyin şaşaalı olmasını istiyorum. Cümle alem bilsin bu defa Teksoy ve Serbest ailelerinin utanılıcak bir iş yapmadığını. O basın toplantısıyla da bunu iyice pekiştireceksiniz!”
    İsmet Bey de söze karıştı: “İki ailenin gururu için bunu yapmak zorundayız ama sonrasında bir başınasınız. Tabii bir seçenek daha var. Gelir özür dilersiniz ve bizlerin istediği gibi yaşarsınız. Sözümüzden çıkmadan biz ne dersek onu yaparsınız. Biz de o zaman sizi affederiz.”
    Sarp ve Ekin birbirine bakıyordu. İkisi de ne diyeceğini bilemiyordu. Sarp konuşmaya başladı:
    “Ne derseniz deyin, Ekin yanlış bir şey yapmadı. Benim tek hatamsa bu oyuna başlamam ve Ekin’i en zayıf anında yakalamam oldu ama sonrasında bir hata yapmadık. Eğer aşık olmak suçsa ben suçluyum, biz suçluyuz ama daha fazlasını aramayın.”
    “Baba, eğer bizleri defterden silecekseniz bu kadar çabuk, hemen silin. Düğüne de gerek yok. İsterseniz onurunuzu kurtarmak için o basın toplantısını da yaparız ama başka şeye gerek yok. Evlenmek için düğün şart değil. Nikah da yeterli. İsterdim ki bizleri affedin ama sizin buna niyetiniz yok.”
    “Evden ayrıldığımda herşeyi göze almıştım baba. Artık Ekin de yanımda olacaksa hiçbir şeyden korkum yok. Ekin’in dediği gibi, bir nikah da yetiyor evlenmeye.”
    İki baba birbirine arka çıkan iki aşığı büyük bir hazla izliyorlardı. İkisinin de kafasında olan şüpheler ortadan kalkıyordu. Çocukları bir hata yapmışlardı ve bunun farkındaydılar ama bu hatanın bir yararı da olmuştu. Birbirlerini bulmuşlar ve aşık olmuşlardı. Tüm acılara ve zorluklara rağmen bir şekilde birbirlerinden destek almayı başarmışlardı. Bu durumda yapılacak şey affedildiklerini söylemekti. Ne de olsa affetmek büyüklüktendi.
    “Tamam tamam. Gelin oturun. Size açıklayacaklarımız var.” diye söze başladı Orhan Bey ve İsmet Bey’le onları bir teste tutmayı nasıl kararlaştırdıklarını anlatmaya devam etti. Beraber yedikleri yemeği, İsmet Bey’in şüphelerini, kendisinin teste tutma fikrini anlattı. Ekin de Sarp da afallamıştı. Bu kadar bilgi çok fazlaydı. İşin kötüsü kırıcıydı da.
    “Ekin’le yalnız konuşabilir miyim baba?” dedi ve Ekin’i babasının ofisinin dışına çıkardı.
    “Ne yapacağız Ekin? Yani seninle evlenmeyi reddedecek halim yok ama bu test... yani..”
    “Onur kırıcı?...”
    “Değil mi?”
    “Biraz öyle ama onlar da kendilerince haklılar. Güven çabuk kaybedilen zor kazanılan bir şey.”
    “Ben yine de yeniden babama bağımlı yaşamak istemiyorum Ekin.”
    “Ne yapacağız o zaman?”
    “Bilmem, ikimiz bir yolunu buluruz...”
    “Evet, buluruz...” derken gülümsüyordu Ekin.
    İçeri girdiklerinde babaları onlara soran gözlerle bakıyordu. Her zaman olduğu gibi konuşmayı Sarp yapacaktı.
    “Eğer yeniden güvenizi kazanabildiysek ne mutlu bize ama ben eskisine geri dönemem baba. Sana bağımlı yaşayamam. Kendi ayaklarımın üzerinde durmak zorundayım. Bunu karım için karımla birlikte yapmalıyım.”
    “Ulan hayta! Rahat mı batıyor? İlla bir hırtlık yapacaksın, değil mi? Ulan ne bu benim senden çektiğim? En iyisi bunu daha sonra konuşuruz. Sen bana lazımsın be! Gerekirse gel burada patronun oğlu olarak değil, normal bir çalışan gibi çalış.”
    “Ben sadece kendi ayaklarımın üstünde durmak istiyorum baba, ne var bunda?”
    Orhan Bey bir şey diyecek oldu ama sustu. “Tamam ama bu konuyu konuşacağız. Hemen öyle bir başına hareket etme.”
    “Tamam baba” derken herkes gülümsüyordu.
    “Öpsene kayınpederinin elini kerata! Sana nasıl davranacağını öğretemedik mi bu kadar senede?” diye gürledi Orhan Bey ama bunu derken gülüyordu. Sarp İsmet Bey’in elini öperken Ekin de arkasındaydı. Ekin de babasının elini öptükten sonra İsmet Bey “Sıra Orhan Bey’de” dedi ve bir el öpme faslı da Orhan Bey için yaşandı. Son günlerin büyük yükü sonunda kalkmıştı ve Ekin’le Sarp unuttukları kaygısız mutluluğu yeniden hatırlıyorlardı. Olaylar bir anda bu kadar nasıl değişmişti, ikisinin de aklı almıyordu ama ikisinin de bunu kafaya takmaya niyeti yoktu.
    ........
    Yelda koşar adımlarla kendini Selim’in evinden dışarı attı. Yüzünde korktuğuna dair bir ifade vardı. Yelda koşarak arabasının yanına geldi. Arabanın içine girdi ve kapıları kilitledi. Arkadan gelen olmadığını görünce cep telefonunu açtı ve son zamanlarda en çok aradığı numarayı aradı.
    “Alo Serkan? Ne olur gel, beni al. Çok korkuyorum...”
    Çıktığı evin içindeyse bir adam yere iki büklüm kıvrılmış vaziyetteyken elleriyle bacaklarının arasını tutuyordu. Acı içinde kıvranırken “Seninle daha işim bitmedi!” diye tıslıyordu.

  5. #15
    Durum:
    Çevrimdışı
    anaxagor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    15.11.2004
    Yer
    Chicago
    Mesajlar
    158
    Konular
    1
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Bölüm 11:

    Bölüm 11:

    Serkan Yelda’nın sesini duyduğuna sevinmişti ama ağlamaklı ve korkmuş sesini duyduğunda aklı başından gitti. Bu aşk meşk meseleleri kesinlikle Serkan’a göre değildi. Yelda’nın korkmuş halde kendisini aramasıyla tüm gerçeklik anlayışı kaybolmuştu. Arabasını hızla Yelda’nın olduğu yere sürüyordu. O’na araba kullanmamasını, o kadar korkmuş haldeyken tehlikeli olabileceğini söylemişti ama kendisinin şu an araba kullanması da az tehlikeli sayılmazdı.
    Yelda’nın yanına vardığında aklını kaybetmek üzereydi. Aşk bu muydu? En ufak terslikte diğeri için kaygılanmak mıydı? Aşk bu değilse bile birine değer vermek buydu. Evet, Serkan için Yelda çok önemliydi ve Serkan kaygılanıyordu.
    Yelda gelenin Serkan olduğunu görünce rahat bir nefes aldı. Herşey daha iyi olacaktı. Gelmişti ve herşey daha iyi olacaktı. Korku yerini rahatlamaya bırakıyordu. Selim’in yanına gittiğinde amacı konuşmaktı ama o aşağılık yaratık üzerine yürüdüğünde, kendisini yapmak istemediği bir şeye zorladığında cevaplar daha belirgin olmuştu. Kafasını karıştıran Selim değildi, bir zamanlar Selim için hissettiklerini hatırlamasıydı kafasını karıştıran. Bunu çok açık bir şekilde anlamıştı ama bu, az daha yapmak istemediği bir işe zorlanmasıyla sonuçlanıyordu. Bir boğuşmadan sonra can havliyle vurduğu yer Selim’in acı içinde iki büklüm yere uzanmasına sebep olmuştu. Bu sayede de canını kurtarmıştı ve yaşadığı korku da ömründen ömür almıştı. Şimdi Serkan yanındaydı ve herşey daha güzel olacaktı.
    Serkan’nın boynuna atılmayı planlamıyordu ama bir içgüdü gibi tam da bunu yapmıştı. Titriyordu, korkusunun geçtiğini sanmıştı ama yine de titriyordu. Şimdi daha zor bir iş vardı yapması gereken. Bir sır üzerindeki sis perdesi kalkacaktı. Umuyordu ki Serkan O’nu anlayacaktı. O’nu yargılamayacaktı. Serkan’ın güvenli kollarından kendini kopardı ve gözlerinin içine bakmaya başladı.
    “Galiba sana bir açıklama borçluyum.” Serkan hiçbir şey söylemeden Yelda’nın gözlerinin içine bakıyordu. Tüm yüz hatları gerilmişti. Bir cevap alamamasına rağmen Yelda devam etti:
    “Selim’i sen tanıştırmadan önce de tanıyordum. Annem tarafından yurtdışına postalanma sebebim Selim’di.” Bir an Serkan’ın yüz hatlarında değişiklik olur gibi oldu ya da Yelda’ya öyle geldi. Sonra yine o buz gibi ifade oturdu Serkan’ın yüzüne. Bir tepki gelmemesi üzerine anlatmayı sürdürdü:
    “Bilmiyorum, asilikti belki. Selim annemin karşı çıktığı herşeydi. Sertti, tehlikeliydi... Serseriydi... O’nun bu özelliklerine aşık olmuştum... ya da aşık olduğumu sandım. Sonra benim bile beklemediğim bir şey oldu. Annem çılgına döndü öğrendiğinde. Nasıl öğrendi, bilmiyorum ama öğrendikten sonra çok sert tepkiler verdi. Şimdi düşünüyorum da belki Selim’le konuştu ya da bir şekilde Selim’in geçmişinden haberdar oldu. Sonuçta kızını yurtdışına postalamaktan çekinmedi. Gerisini zaten biliyorsun...” Son kısımları anlatırken Serkan’ın yüzüne bakamamıştı. Diyecekleri bitince tekrar Serkan’la göz göze geldi.
    “Biliyor muyum? Emin misin?” diye sordu Serkan. Yelda anlamaz şekilde bakmaya başlayınca devam etti: “Niye bana bunları daha önce anlatmadın? Niye O’nun yanına gittin? Yoksa kalbini kırdığım onca kızın intikam sözcüsü mü oldun? Beni sevdiğini söylerken yalan mı söylüyordun? Gördüğün gibi gerisini pek de bilmiyorum...” Sesindeki kırıklık çok belliydi.
    “Niye anlatmadığımı ben de bilmiyorum. O’nu orada görünce kafam karıştı. Sonra seni ne kadar çok sevdiğimi söylemek istedim, sana sarılmak istedim ama bunları yaptıkça sanki yalan söylüyormuşum gibi geldi. Sanki suçluluk duygusuyla yapıyordum bunları. Bazı cevapları bulmam lazımdı. Bu cevapları ise senin yanında bulamayacaktım. Selim’i görmem ve O’nunla konuşmam lazımdı.”
    “Ee, ne oldu orada? Neydi seni bu kadar korkutan?”
    “Üzerime yürüdü. Evine gelme sebebimi O’nunla yatağa girmek istediğim şeklinde yorumladı. Üzerime yürüdü. Boğuşma oldu ama öyle bir yerine vurdum ki iki büklüm yerde kıvranmaya başladı. Ben de bu sayede kurtuldum. Sonra da hemen seni aradım.”
    İkisi de birbirine konuşmadan bakıyordu. Sessizliği bozan Serkan oldu:
    “İyi olduğuna sevindim. Başına bir şey geldi diye çok korktum.” Serkan’ın bu söylediklerine rağmen bir kırgınlık seziyordu sesinde. Söyleyiş tarzı hiç de Serkan’a uymuyordu.
    Aslında pek suçlu olmasa da “Beni affedebilecek misin?” diye sordu ama aldığı cevap “evet” ya da “hayır” yerine “Bana herşeyi anlatabilirdin ve ikimiz konuşabilirdik ne yapacağını.” oldu.
    ..........
    Sarp’la Ekin basın toplantısını ne zaman yapmaları gerektiğini konuşuyorlardı. Her ne kadar aileler yumuşamış olsa bile o basın toplantısı hala şartlardan biriydi. Bir anlamda haklıydılar da. Ailelerin onuruna hakaret eden o haberden sonra böyle bir toplantı yararlı olabilirdi ama ikisi de toplantının zamanlaması konusunda kararsızdı. Düğünden hemen önce mi yapmak daha iyi olacaktı yoksa en kısa zamanda bu toplantıyı yapmak daha mı akılcıydı?
    “Bence haftaya Cuma günü yapalım. Böylece işyerinde olası paparazi baskısını haftasonu tatili sayesinde önleriz. Araya haftasonu girer. Abartılı tepkiler gelirse gazetecilerden haftasonu için bir yerlere kaçarız.” diye fikir yürüttü Sarp ve şakacı bir tonla ekledi: “Hem böylece ön balayı da yapabiliriz.” Aldığı cevap ise sert bir ses tonuyla söylenmiş “Sarp!” oldu. Tüm sertliğine rağmen Ekin’in hafif kızardığı Sarp’ın gözünden kaçmadı. Bu düğünün bir an önce olması gerektiğini düşündü Sarp. Balayı fikri bile heyecanlandırmıştı çünkü.
    “Ee, ne diyorsun, haftaya Cuma yapalım mı basın toplantısını?”
    “Olabilir ama ön balayı fikrini aklından çıkart.”
    “Eh, n’apalım? Biz de gerçek balayını bekleriz. Şansımı deneyeyim dedim yine de...”
    .........
    Günler yavaş yavaş geçiyordu. Serkan ile Yelda’nın arasında hala bir soğukluk vardı ama işler yoluna giriyordu. Yelda hala Selim’in tehditlerinin aslının olup olmadığını merak ediyordu. Eğer Selim’i biraz tanımışsa O’ndan herşeyin beklenebileceğini biliyordu ve bu da O’nu fazlasıyla kaygılandırıyordu. Araları hala tam olarak düzelmediği için de Serkan’a bir şey söyleyemiyordu.
    .........
    Ekin ve Sarp için hayat biraz sürrealist bir doku kazanmıştı. Evlilik hazırlığı yapan iki sevgiliydiler. Bu ikisi için de tuhaf bir durumdu çünkü tanıştıklarından beri, birbirlerine aşık olduklarını anladıklarından beri böyle “normal” bir durum yaşamamışlardı ve bu normallik ikisine de gerçeküstü geliyordu. Normal olana alışmaya çalışıyorlardı. Sabah işe gidiyorlar, akşam işten çıkıyorlar, gün ortasında yemeklerini aynı yemekhanede ve ‘aynı masada’ beraber yiyorlar, geceleri biraz dışarı çıkıyorlar ve elele dolaşıyorlardı. Sarp gelip önce kayınpederi ve kayınvalidesiyle biraz laflıyor ve sonra Ekin’le dışarı çıkıyordu. Muhallebiciye bile gitmişlerdi. Her ne kadar Sarp’ı gülme krizi tutmuş olsa da güzel bir eğlence olmuştu muhallebiciye gitmek. Hayat normal gidiyordu ve bu çok tuhaftı.
    O gün basın kuruluşlarına Cuma günü yapmak istedikleri basın toplantısı bildirilmişti. Sarp’la Ekin her gece yaptıkları gibi dışarı çıkmışlardı ki yanlarına biri yaklaştı.
    “Sarp Bey? Ekin Hanım?”
    “Evet?...” dediklerinde ikisi de ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı.
    “Merhaba, ben sizin hakkınızdaki atlatma haberi yapan gazeteciyim ve bugün bize bir basın toplantısı yapacağınız haberi geldi. Ben de belki o toplantıdan önce bana bir şeyler anlatırsınız diye buraya geldim.” Sarp ve Ekin şaşkınlığını gizleyemiyordu. Hayatlarını mahveden, onca acı çekmelerine sebep olan adam tüm yüzsüzlüğüyle karşılarına çıkmış, kendilerinden özel açıklama bekliyordu.
    “Durun bakalım, yanlış anlamış mıyım? Siz bizim hayatımızı altüst eden, tüm özel hayatımıza tecavüz eden o haberi yapan gazetecisiniz ve şimdi de bizden özel açıklama istiyorsunuz ki başka bir atlatma haber yapasınız. Ne için, yeniden hayatımızı mahvetmeniz için mi?” derken Sarp’ın sesinden ne kadar sinirli olduğu anlaşılıyordu. Haberin gazetede yer almasından çok bu gazetecinin bu tavrı Sarp’ı sinir etmişti. Ekin’in de Sarp’tan aşağı kalır yanı yoktu ama susuyordu.
    “Yani bana bir açıklama yapmayacaksınız?”
    “Bravo! Anlayışınız sanıldığı kadar kıt değilmiş.” dedi Ekin.
    “Peki Ekin Hanım, müstakbel eşiniz ‘bu defa sahte olmayan evliliğinizde’ yeniden başka birine aşık olursa yine O’nun aşık olduğu kadınla arasını yapacak mısınız?” Ekin duyduklarına inanamıyordu. Böyle bir olayın yaşandığını bilen Sarp’la kendisinden başka bir tek Serkan vardı. Bir de... Bir de Kenan!...
    Sarp şaşkındı. Acaba bu gazeteci adını bile hatırlayamadığı o kadını mı bulmuştu? Olamazdı ama aşık numarası yaptığı dememişti ki, aşık olduğu demişti. Aşık olduğunu düşünen bir tek Ekin’di. Soran gözlerle Ekin’e bakıyordu ama Ekin’in aklı başka yerdeydi.
    “Ekin Hanım?... Bir cevap vermeyecek misiniz?” Sarp’ın sabrı taşmak üzereydi. Heran yanlış bir şeyler yapabilirdi.
    “Bakın beyfendi, bizden bir bilgi almayı düşünmeniz bile hata. Sizin haber alma özgürlüğünüz varsa bizim de konuşmama özgürlüğümüz var. Cuma günkü basın toplantısında soruları cevaplayacağız. Lütfen şimdi gidin. Eminim ki polise bizi rahatsız ettiğinizi söylememizi istemezsiniz.” Bu sözlerden sonra bir cevap alamayacağını anlayan gazeteci birkaç idealist söz söyleyip gitti.
    “Ekin? Bu adam bu hikayeyi nereden biliyor?”
    “Ya senden ya Serkan’dan ya benden ya da...”
    “Ya da kim?”
    “Kenan!...”
    Ekin Sarp’tan zarar gelmeyeceği konusunda Kenan’ı ikna etmek için bu hikayeyi anlatmıştı. Şimdi ise bir tek Kenan’a anlattığı bu olay bir gazeteci tarafından kendilerine soru olarak gelmişti.
    “Kenan ha! Bilmeliydim!” diye soludu Sarp, “Artık o adama bir ders verme vakti geldi de geçiyor bile!..”

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.6.1 © 2011, Crawlability, Inc.