Sayfa 6/6 İlkİlk ... 23456
30 sonuçtan 26 ile 30 arası

Konu: Baba Candır - Replikler

  1. #26
    Durum:
    Çevrimiçi
    fracture - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Süper Moderatör
    Üyelik tarihi
    24.01.2010
    Yer
    L'Histoire des ours Panda
    Mesajlar
    26,404
    Konular
    18
    Verdiği Beğeni
    547

    Aldığı Beğeni: 555

    Bahsedilme
    13 Mesaj

    Standart 27. Bölüm

    Final haberinden sonra bu sahneleri irdelemek de hoş olmuyor ama.. Burada durmasını istediğim sahnelerden.. Paylaşmasam olmaz diye düşünüyorum yine.. 26. bölümdeki Ece ile Haluk arasında geçen sevmediğim konuşmanın üstüne o kadar iyi geliyor ki bu sahne.. Bir başka.. Hele ki Yusuf Pirhasan'ın o güzel hamleleriyle şaha kalkıyor bu sahne..

    Ece'nin canı çok sıkkındır.. Babası ortada yoktur.. Haber alamıyordur kimse.. Üstüne Ece yine tüm bencilliğiyle evlerini satmak için, tüm sorumluluğu üstüne almıştır ve ailesini de biraz üzmüştür bu konuda.. Kendi de ne yaptığını bilmez bir halde bu can sıkıntısında derdini Haluk ile paylaşmak ister.. Oysa araları kötüdür.. Haluk'un ne tepki vereceğini de bilmez.. Ama yine de onu aramayı tercih eder.. O kadar canı sıkkındır çünkü.. Biliyordur ki Haluk ona iyi gelecektir..

    Fakat o sırada da eski sevgilisi Levent Ece'yi aramaktadır babasının yanında olduğunu söylemek için.. Ece ona cevap vermemek için uğraşırken aynı zamanda Haluk'a ulaşmaya çalışıyordur.. O kargaşa altında Levent'e ağzının payını vermek isteyerek ekrana bakmadan telefonu açar..

    "Ya sen ne iki yüzlü ne arsız ne şerefsiz bir adamsın ya! Ben sana demiyor muyum beni aramayacaksın diye.. Niye arıyorsun beni?"

    Fakat arayan Haluk'tur.. Ece'nin bu anlamsız çıkışını anlamaz, sinirlenir..

    "Ya sen ne saçmalıyorsun ha? Sana ihtiyacım var ne olursun beni ara diye mesaj açmadın mı şimdi bana?"

    Ece o an bayağı şaşırır.. Hemen ekrana bakar..

    "Haluk... Haluk bey?"

    Haluk, Ece'nin şaşkınlığına da anlam veremez.. Biraz yumuşar..

    "Buyurun, benim.."

    Ece yanlış anlaşılmayı telafi etmek ister.. Fakat Levent'in onu arayarak rahatsız ettiğini söylese Haluk'un bu meseleye de takacağını düşüneceği için yalan söylemek zorunda kalır..

    "Ahh çok affedersiniz.. Ben sizi şey yani.. Ben sizi eski bir sapığıma benzettim de.."


    Haluk tabii bu benzetmeden de hiç hoşlanmaz.. Ece ile de konuşmak istemiyordur o an ama aramıştır bir kere..

    "Ahh.. Çok tatlısınız ya.. Çok onure oldum bu benzetmenizle.. Buyurun nasıl yardımcı olabilirim?"

    Ece de bu soru karşısında önlemini alır, söyleyeceklerinden önce.. Haluk da merakla dinlemeye başlar..

    "Haluk bey.. Lütfen şimdi söyleyeceğim şey için bana kızmayın olur mu? Ben sizi çok özledim.. Sizin yol arkadaşlığınızı özledim.. Ev bakma arkadaşlığınızı özledim.. Sahte nişanlı taklidi yapma arkadaşlığınızı özledim.. Martılara simit atma arkadaşlığınızı özledim.. Beni dolandırmaya kalkan adamı bulup önüme getirme arkadaşlığınızı özledim.. Hepsini çok özledim.. Ama en önemlisi, sizin benim hayatınızdaki varlığınızı özledim.. Hani siz, babanızın evinde kendinizi boğuluyormuş gibi hissettiğiniz zaman beni arayıp keyifli vakit geçirmek istediğinizi söylemiştiniz ya.. Ben de şu an aynı o durumdayım Haluk bey.. Kendimi çok kötü hissediyorum.. Size ihtiyacım var.. Lütfen.."

    Haluk bu konuşmadan sonra o kadar yumuşamıştır ki..

    "Ben de.."

    Ece böyle başlayan bir cümle üzerine heyecanlanmıştır.. Haluk'un ne diyeceğini çok merak ediyordur, o kadar ki sözünü kesip sorarak vurgulamak ister.. Sanki Haluk'un o cümleyi tamamlamayacağını düşünür..

    "Ben de ne Haluk bey?"

    Haluk da dayanamaz tabii..

    "Ben de seni çok özledim.."

    İşte bu sahnede çok değişik bir şey yaparlar.. Sadece sözde değil de, hissettiklerini en güzel şekilde anlatmak için birbirlerine orada sarıldıklarını hayal ederler.. Çok güzel bir dokunuştur sahneye.. Özlemlerinin büyüklüğünü gösterir o an:img-in_lo

    Haluk bunun hayal olarak kalmasını istemez tabii.. Ece'yi görmek ister.. Oradaki heyecanı tutkusu o kadar başkadır ki.. Özlemden yanıp tutuşmaktadır Haluk

    "Evde misin?"

    Ece Haluk'un heyecanını hisseder ama Haluk'un aksine kendi heyecanını göstermek istemez hemen.. Sonrasına saklamaktadır her şeyi..

    "Evet, yani sayılırım.."

    Haluk yerinde duramaz..

    "Ben de sizin evin oralardayım.. On dakikaya falan sizin oralarda olurum herhalde.."
    "Peki tamam.."
    "Görüşürüz.."
    "Görüşürüz.."


    Bu sahnenin akabinde olanlar hoş sonuçlar vermese de; o andan sonra Haluk ile Ece çok başka boyuta geçerler.. Ece mutluluktan uçmaktadır.. Onla artık konuşmayı düşünmektedir.. Haluk ise sadece kendini değil etrafındaki insanları da mutlu görmektedir.. Haluk'un sevgisi böyle işte.. Severek çoğalanlardan:love01:

    Biz de özleyeceğiz sizleri.. Hem de çok:icon_sorr

  2. #27
    Durum:
    Çevrimiçi
    fracture - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Süper Moderatör
    Üyelik tarihi
    24.01.2010
    Yer
    L'Histoire des ours Panda
    Mesajlar
    26,404
    Konular
    18
    Verdiği Beğeni
    547

    Aldığı Beğeni: 555

    Bahsedilme
    13 Mesaj

    Standart 28. Bölüm

    Biraz daha devam edelim..

    Ece, geçen gün telefon konuşmalarından sonra babasının durumundan dolayı mesaj yoluyla Haluk'a gelemeyeceğini hiçbir şey açıklamadan bildirmiş; fakat bunun üzerine içi ferah her şeyden habersiz bir şekilde şirkete halasıyla gelmiştir.. Kendisine bir oda tahsil edilmesiyle, Haluk'un bir kıyağı olduğunu düşünerek mutlu olmuştur fakat eski sevgilisi olan Levent'in odaya girmesiyle bu mutluluğu kısa sürmüştür.. Haluk, Levent ve Ece'nin kendisine bir oyun oynadığını düşünmüştür.. Sevenleri kavuşturmak maksadıyla onları aynı odaya tıkmış böylece gözünün önünden de Ece'yi uzaklaştırmak istemiştir.. Tabii Ece bu haksızlığa anlam verememiş bir hâlde Haluk'un odasına gider.. Haluk da geleceğini tahmin ederek onu beklemektedir..

    Ece geçen günkü olan durumlarını düşünerek resmiyeti kaldırıp, Haluk'a hesap sorar.. Bu yaşanan kısa anı da seviyorum..

    "Bu ne demek oluyor Haluk?"

    Haluk ise burnundan kıl aldırmayan bir hâlde bu ifadedeki hoşnutsuzluğunu belirterek uyarır Ece'yi..

    "Haluk bey demek istediniz herhalde öyle değil mi?"

    Ece ise buna anlam vermez ve direnir..

    "Haluk?"

    Haluk ise üsteler..

    "Bey.."

    Ece buna bozulur ama Haluk'un dediğini yapmak zorunda kalır, gereksiz tartışmadan kaçınarak..

    "Haluk bey.."

    Ece'nin sözünü dinlemesi hoşuna gider Haluk'un..

    "Sizi dinliyorum.."

    Ece sinirini saklamaya çalışır..

    "Burada yazılanlar ne demek oluyor?"

    Haluk alaylı bir şekilde cevap verir..

    "Vallahi okuma yazmanız vardır diye düşünüyorum.. İçinde gayet açık ve net bir şekilde yazıyor.."

    Ece çok sinirlenir.. Resmiyeti kaldırır birden..

    "Ya sen!"

    Fakat Haluk inatla resmiyeti kaldırmak ister.. Ece'ye kaş hareketiyle kendisine saygı göstermesini isteyerek sözünü keser.. Ece duraksar, kendini toparlar.. Sinirlerine hakim olmak ister..

    "Siz aklınızı mı kaçırdınız? Ben nasıl Levent'in asistanı olurum?"

    Haluk yine o ukala tavrıyla ayağa kalkar; cebini eline sokarak ifadesini güçlü tutmak için, Ece'ye doğru gelir..

    "Bunda bir şey yok Ece hanım.. Şirket içinde çalışanların rotasyon yapması, hem normal bir o kadar da faydalıdır Ece hanım.. Kimse sonsuza kadar aynı kişinin, baş asistanı kalacak diye bir kaide yok.. Hı? Şimdi başka başka söyleyecek bir şeyiniz yoksa, çıkabilirsiniz..Zira çalışmam lazım.."

    Ece şaşkınlıkla Haluk'a dinlemekte, hâlâ Haluk'a anlam verememektedir..

    "Bana bunu neden yapıyorsunuz?"

    Haluk bu soruyu Ece'den pek beklemiyordur.. Yüzüne gergin bir ifade yerleştirerek tekrar Ece'ye yaklaşır..

    "İyi düşünün bakalım.. Bunun cevabını verebilecek kadar zeki bir kadınsınız.."

    Ece daha da sinirlenir..

    "Ya sırf dün çok önemli bir işim çıktı, yanınıza gelemedim diye bana böyle davranmanız çok büyük haksızlık!"

    Haluk Ece'yi kale almıyordur bile.. Koltuğuna oturup, telefonuna bakar.. Ece ise bu boşluktan yararlanmak ister.. Fırsatını kullanıp haklı olduğunu göstermek istercesine, daha önce söylediği bir şeyi Haluk'a hatırlatır..

    "Ben size özel hayatımızla, iş hayatımızı birbirine karıştırmayalım.. Bundan ikimiz de zararlı çıkarız demiştim.."

    Haluk'un ise hâlâ hiçbir şey umrunda değildir.. Ece'ye bunu sözlü olarak da ifade etmek ister..

    "Bir şey mi söylediniz.. Telefonumda bir mesaja bakıyordum da.."

    Ece artık yumuşar.. Bunun böyle olmayacağını düşünür.. Kendi duygularını paylaşmaya başlar..

    "Ben çok istemiştim yanınıza gelmeyi.. Çünkü çok özlemiştim sizi.."

    Haluk ise Levent ile ikisinin ona oyun oynadığını ısrarla düşündüğü için Ece'ye inanmak hiç içinden gelmiyordur.. Yüzünü ekşite ekşite onu dinliyordur.. Ece Haluk'un cevap vermediğini görerek daha da açılır ona.. Yanına doğru yaklaşır..

    "O gece, siz bana duygularınızı açtığınız zaman.."

    Haluk kale almama durumunu çok sürdüremez.. Ece'ye kulak kesilmiştir.. Sinirli olsa da heyecanlanır.. Ece devam eder, bu sefer kendiliğinden kalkar o resmiyet..

    "Ben senin kadar cesur olamamıştım.. Korkmuştum çünkü.. Ama seni sevmekten değil.. Seni çok sevip de kaybetmekten korktum.."

    Haluk'un duyguları karışmıştır.. Ece'ye olan öfkesi, sevgisiyle karışır.. Fakat inanmaz Ece'ye.. Hayalkırıklığı yüzündedir.. Ece ise Haluk'un yüzünü görememektedir.. Haluk'a açılacağı için heyecanlanmış yüzüne bir ferahlama gelmiştir.. Devam eder..

    "Ama artık korkmuyorum.. Kendimden de, duygularımdan da çok eminim.."

    Haluk bu konunun nereye gideceğini bilememektedir.. Ece'ye anlam verememekte ve inanmamaktadır.. Ece ise Haluk'un yüzünü görmek ister.. Onun yüzüne karşı söylemek ister artık duygularını.. Gocunmaz hiç diz çöker, ellerini Haluk'un dizlerinin üstüne koyar ve Haluk'un yüzüne bakar.. Haluk şaşkındır.. Ece cesaretini toplar..

    "Haluk.. Ben de seni sev.."

    Haluk dayanamaz keser sözünü tek bir hamlesiyle..

    "Derhal odamı terk et!"
    "Ne?"


    Ece ise böyle bir şeyi hiç beklemiyordur.. Haluk ayağa kalkar.. Ece de onunla birlikte.. Haluk cümlesini tekrarlar..

    "Sana derhal odamı terk et dedim.."
    "Ne?"


    Haluk iyice ileri gider..

    "Bir daha da benim sekreterimden randevu almadan sakın asla ama asla odama girme.."

    Ece inanmak istemiyordur bir türlü..

    "Ne diyorsun?"

    Haluk ağır ifadelerle Ece'yi incitmeye devam eder..

    "Çık dışarı..Çık.."

    Ece'nin bu saatten sonra diyecek bir şeyi yoktur artık.. Arkasını döner.. Odadan çıkar çıkmaz ağlamaya başlar.. Haluk da kendini bırakır orada koltuğa atar kendini..Ece'ye böyle davrandığı için kendini daha da suçlu hissetmektedir Haluk.. Çünkü akşam iş çıkışı onu üzgün bir şekilde baykuşlarıyla oynarken gördüğünde Haluk'un yüzündeki ifade çok başkaydı.. Kıyamıyordu bir türlü Ece'sine.. Ne yaparsa yapsın intikam adı altında kendi daha çok yıpranıyordu..

    Fakat Ece'nin ağladığını görmedi Haluk.. İşte ona dayanamazdı.. Bir iletişimsizlik problemi yüzünden bu yaşananlar olmadı belki ama sonra ikisi de doğru yolu buldu:love01:

  3. #28
    Durum:
    Çevrimiçi
    fracture - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Süper Moderatör
    Üyelik tarihi
    24.01.2010
    Yer
    L'Histoire des ours Panda
    Mesajlar
    26,404
    Konular
    18
    Verdiği Beğeni
    547

    Aldığı Beğeni: 555

    Bahsedilme
    13 Mesaj

    Standart 29. Bölüm

    Bu akşam Baba Candır yok.. Ve bir daha pazar akşamları olmayacak.. Çok ilginç değil mi.. Neyse.. Şu güzel vuslat anı da burada dursun bir yerde..

    Haluk, Salih babadan şiddetli bir şekilde uyarı alınca Ece'yi üzdüğünü düşünür.. Kendi bencilliği, düşüncesiz davranışları yüzünden Ece'nin daha da kahrolmasına, yıpranmasına gönlü razı olmaz.. Çok isteği başkanlık koltuğuna sahip olmasına rağmen, onu da geride bırakıp babasının yerine Fransa'ya gitme kararı alır.. Evden ayrılması zordur... Evden ayrılırken Ece'ye dair her şeye veda eder.. Bir yılbaşı günü aldığı kravata, hayalinde dokunduğu cama.. Fotoğrafına.. Ece'ye de bir mektup yollamıştır.. Eski usulde.. Dostça bir mektup.. İşte mektuptan dökülenler..

    "Ece, ben Fransa'ya gidiyorum.. Uzun bir süre Türkiye'ye dönmeyi düşünmüyorum.. Sanırım bu ayrılık ikimize de çok iyi gelecek.. Birbirimizi daha acısız, sancısız bir şekilde unutacağız böylece.. Sana kızmıyorum.. Çünkü bu işte en başından beri hatalı olan bendim.. Elimi daha çabuk tutmalıydım.. Daha cesur olmalıydım.. O gün sen beni son anda ekip, Levent ile buluştuğunda çok canım yanmıştı.. Yine de o gün pes etmedim, yüzüğümü çiçeğimi alıp kapına kadar geldim.. Ama babanı Levent'e oğlu gibi sarılırken görünce.. Cık.. İşte o anda vazgeçtim her şeyden.. Elveda Ece.. Elveda hayatımın aşkı.. Belki başka bir zamanda başka bir yerde yine yollarımız kesişir.. Yine deneriz.. Hı? O güne kadar, kendine çok iyi bak.. Ve hep mutlu ol.. Çünkü sen mutlu olmayı çok hak ediyorsun.. Seni seviyorum.."

    Mektubu okuduktan sonra Ece'nin yüzünde bir rahatlama ifadesi oluşmuştur.. Günlerdir Haluk'un ona neden ters davrandığını anlamış, yanlış anlaşılmanın içerisinde olduğunu farketmiştir.. Uçağa yetişmek için hareket eder fakat uçağın kalktığını öğrenir.. Yıkılmıştır.. Haluk ile bir iletişimsizlik içerisinde olduğunu bir kez daha anlar.. Fakat bu sefer Haluk'u rahatlatmak ister.. Onun da mektubuna karşılık olarak, telefonuna sesli bir mesaj yollar.. Dostça bir mesajdır bu da.. Haluk'un mektubundaki gibi..

    "Haluk bey.. Haluk.. Ece ben.. Biliyorum şu an uçakta olduğun için, bu mesajı Paris'e indiğin zaman dinleyeceksin.. Ama koşup o uçağa yetişebilme şansım olsaydı eğer, gitmene asla izin vermezdim.. Yalvarırdım gitme kal diye.. Senin beni o gün Levent ile birlikte gördüğün gün.. Ben babamı kurtarmak için gitmiştim oraya.. Çünkü babam polislerden kaçarken Levent'in evine sığınmıştı.. Mecburdum.. Ama aynı gün.. Sen bana telefonda beni çok özlediğini söylediğinde, ben dünyanın en mutlu kızı olmuştum.. Eğer o gün buluşabilseydik, artık seni sevmekten korkmadığımı söyleyecektim.. Benim tekrardan sevebilmem için, senin gibi birine ihtiyacım vardı.. Hani sen bana o gün, beni eski bir aşk yarasına merhem etme demiştin ya.. Sen benim bütün acılarımın merhemi olabilirdin.. Artık çok geç, biliyorum.. Kendine oralarda çok dikkat et, tamam mı? Çünkü ben seni sevmekten hiç vazgeçmeyeceğim.. Seni hiçbir zaman unutmayacağım.. Hoşçakal, hayatımın aşkı.."

    Ece gittikçe kendini kaybettiği mesajını bitirir.. Umutsuzca holding binasına doğru yönelir.. Fakat onu ufak bir sürpriz bekliyordur.. Haluk her zamanki gibi aşkına yenilmiştir.. Gidememiştir Paris'e.. Holding binasına geldiği gibi telefonuna gelen mesajı dinlemektedir.. Ece'nin karşıdan geldiğini görünce ona doğru bakar.. Ece'ye duyduklarının doğru olup olmadığını sormak için kafasıyla işaret eder.. İnanamıyordur duyduklarına.. Ece'den onay alınca gözlerinin içi güler Haluk'un..

    Birbirlerine kavuşan çiftin ağzından ilk defa birbirine doğru akar bu cümleler..

    "Seni seviyorum.."
    "Seni seviyorum.."


    Demeseler de olurdu ya.. Fakat onlar o kadar boş yere kendilerini yıprattılar ki artık rahatlamanın verdiği etkiyle, bir kez daha birbirlerine hatırlatırlar bunu.. Ne de güzel olur böyle..

    Sahnenin sonunda Haluk ve Ece ile birlikte kadraja iliştirilen o çiçekler de.. Yusuf Pirhasan.. Başka güzel adamsın sen de.. Yüreğine sağlık..

    Fonda çalan Buray'ın parçası da bir tek buraya yakıştı.. Onlara özel oldu.. Dizi dışı başka bir yerde de hiç duymadım parçayı.. Bilemem tabii.. İyi de oldu bence..

    "Gitmem gerek, buralardan çok yorgunum yaşanandan
    Senle geçen her günümde başkası vardı
    Sana öyle haksızlıkla, yalanlarla aşksızlıkla
    Davrandığım her anımda dünyam karardı..

    Sessiz sakin, telaşsızdı aşkım
    Korkmadım bende daha çok yaklaştım
    Sessiz sakin, telaşsızdı aşkım
    Korkmadım ben de ..

    İnan görmedim hatanı, ardından atanı tutanı
    Söyleyeceklerin kaldıysa dinlerim
    Bi bilsen içimde yatanı her gece gönlüme batanı
    Unutamadım bir türlü onu beklerim.."

  4. #29
    Durum:
    Çevrimiçi
    fracture - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Süper Moderatör
    Üyelik tarihi
    24.01.2010
    Yer
    L'Histoire des ours Panda
    Mesajlar
    26,404
    Konular
    18
    Verdiği Beğeni
    547

    Aldığı Beğeni: 555

    Bahsedilme
    13 Mesaj

    Standart 6. Bölüm

    Sevdiğim sahnelerden..

    Haluk Ece'den babasıyla iş görüşmek için bir görüşme ayarlamasını ister. Fakat Hasan da oğluyla yemek yemek istemektedir. Haluk'un hassasiyeti ile Hasan'ın isteği arasında kalan Ece bir yol bulmak zorunda kalır ve toplantı salonununa yemek getirterek baba oğulun baş başa görüşmesini sağlar. Haluk başta rahatsız olsa da babasının yumuşak tavrıyla bu durumu kabullenir. Fakat Müge'nin ani gelişi Ece'nin de kontrolü kaybetmesine neden olur ve doğal olarak Haluk bu durumu hiç hoş karşılamaz. Ece'nin bu işte parmağı olduğunu düşünür. Çok sinirlenir.. Çantasını almak için odasına doğru gider.. Ece de peşinden gider..

    "Haluk bey, lütfen bekleyin.. Böyle gidemezsiniz.."
    "İzle ve gör bakalım, nasıl gidiyorum.."


    Haluk odasından çantasını alır odasından çıkar. Ece durdurur onu..

    "Haluk bey.."

    Ece eliyle dokunmuştur Haluk'a.. Haluk bu münasebetten hoşlanmayıp Ece'nin dokunduğu yere bakar. Ece de ileri gittiğini anlayıp çeker elini naif bir şekilde..

    "Haluk bey.. Bu şekilde giderek babanızı zor durumda bıraktığınızın farkında mısınız?"

    Haluk hâlâ öfkelidir..

    "Ece hanım siz kimin asistanısınız? Benim mi yoksa babamın mı?"

    Ece'nin bu soru hoşuna gitmez ama cevaplamak ister Haluk'un öfkesini düşünerek..

    "Sizin efendim.."

    Haluk o kadar sinirlidir ki, tüm okları Ece'ye çevirmek istemektedir.. Onun canını nasıl acıtırım düşüncesiyle ileri gitmeyi düşünmektedir.. Sesini bir ton yükseltir..

    "Ece hanım yüksek sesle söyleyin.. Duymadım.."
    "Sizin tabii ki de efendim.."

    "Peki bir yönetici asistanının, yöneticisini aptal durumuna düşürmesi kabul edilebilir bir şey mi?"

    Ece'nin bu konuda bir hatası olmamasına rağmen, Haluk'a karşı baştan beri olan tutumunda yanlış olduğunu hissederek onun suyuna gitmeyi düşünür.. Yüzüne bir mahcubiyet yerleştirir..

    "Hayır efendim.. Ne derseniz, haklısınız.."

    Haluk ise başka yerdedir.. Ece'nin canını yakmak ister..

    "Haklıyım tabii.. Ben bu şirkette ilk günden beri seninle ilgili düşüncelerimde, haklıyım.. Ah.. Babam olmayacaktı ya.. Seni bu şirketten bir kerede siler atardım.."

    Ece burada tavır değiştirir, kendini savunma ihtiyacı duyar..

    "Bakın.. Babanız sizinle yemek yemek istediğini söyledi.. Ben de çok üzüldüm.. Sadece yardım etmek istedim, o kadar.. Müge hanımın geleceğinden haberim yoktu, inanın.. Hatta, başkan beyin de haberi yoktu.. Müge hanım kendisi söyledi.. Sürpriz yapmak için geldim diye.."

    Haluk'un siniri dinmemektedir bir türlü.. O kadar ki tane tane konuşmaya, kelimeleri sinirli bir şekilde vurgulamaya başlar..

    "O kadın.. Benim bu hayatta aynı masada oturup yemek yemek isteyeceğim son kişi.. Anladın mı? Ben babamla bile yıllardır aynı masada yemek yemekten kaçtım durdum.."

    Ece burada merakına yenilir, araya girer..

    "Haluk bey anlamıyorum.. Bir insan babasıyla yemek yemekten neden kaçar?"

    Haluk daha da sinirlenir bu soruya..

    "Size ne ya? Ha? Size ne? Yine o burnunuzu benim özel işlerime sokup, beni zor durumda bıraktınız.. Gafil avladınız.. Ben o kadınla aynı masaya oturdum.."

    Ece yine utanır.. Fakat Haluk'un onca cümlesine rağmen yılmaz, yine de karışır Haluk'un özeline.. Yorum yapar kendince bilip bilmeden..

    "Haluk bey o kadın demeseniz.. Yani sonuçta babanızın evleneceği kişi Müge hanım.. Seviyor onu.. Hem anneniz de sayılacak bi nevi.."

    Farkında olmadan Haluk'un damarına dokunmuştur.. Öyle böyle değil.. Siniri iyice bozulmuş, kelimeleri akıtırken titrer bile:icon_sorr

    "Ne saçmalıyorsun sen ya? Hı? O kadının babamla evlenmesi, onu benim annem yapmaz! Benim annem olamaz! Kimse, hiç kimse benim annemin tırnağı bile olamaz.. Anladın mı? Kimse benim annemin tırnağı olamaz!"

    Bu cümlesinden sonra gitmeye koyulur fakat daha içi soğumamıştır. Kendini toparlar, Ece'ye bakar tekrar..

    "Eğer benim asistanım bana bir yalan söyleyecekse, bunu en iyi şekilde yapmalı.. Beni babamla o masaya oturturken, o masaya kimlerin gelip gideceğini hep araştırıp hesaplamış olmalı.. Ama sen.. O kadar akılsız, o kadar beceriksiz, o kadar kötü bir asistansın ki; bana bir yalan söylemeyi bile beceremedin!"

    Haluk konuşmanın başından beri öfkesini bastırmaya çalışarak, asistanıyla olan gerilimi çalışanlara hissettirmeden söylemesine rağmen; son cümlelerini bağıra bağıra çevresindekilere aldırmadan kurmuştur.. Ece hem korkmuş hem de üzülmüştür.. Haluk ise sinirli bir şekilde şirketten çıkarken, arabasında ağlayarak tüm sinirini boşaltmıştır..

  5. #30
    Durum:
    Çevrimiçi
    fracture - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Süper Moderatör
    Üyelik tarihi
    24.01.2010
    Yer
    L'Histoire des ours Panda
    Mesajlar
    26,404
    Konular
    18
    Verdiği Beğeni
    547

    Aldığı Beğeni: 555

    Bahsedilme
    13 Mesaj

    Standart 12.Bölüm

    Bir diğer sevdiğim sahne.. Çok ince, güzel diyalogların olduğu bir sahnedir ayrıca.. Yemek sahnesinin devamı niteliğindedir gözümde.. Bu da dursun buralarda..

    Haluk, babasının Ece ile planlar yapıp onu bir şekilde kontrol ettiklerini öğrenince dünyası başına yıkılmış; güveni zedelenmiştir.. Ece'ye restini çekmiş bir daha yüzünü görmeyeceğini üstüne basa basa uygulamalı olarak anlatmıştır.. Ece'nin şirkete girişini yasaklamış, tüm çalışanları uyarmış, bir de şirkette üstünlüğünü ilan ede ede acısını kapatmayı bilmiştir.. Fakat Ece yılmamış bir yolunu bulup güvenlik görevlilerini atlatarak Haluk'un odasına ulaşmıştır..

    Haluk Ece'yi karşısında bulunca şaşırmıştır.. Biraz da heyecanlanmıştır fakat göstermemeye çalışmıştır.. Ece de dün geceki tavrından dolayı Haluk'a olan kızgınlığını gizlememektedir.. Haluk'un masasının yanına gelip karşısına dikilmiştir..

    Haluk kibirli halini takılarak arkasına yaslanır..

    "Ece hanım.. Yanlış hatırlamıyorsam ki yanlış hatırlamadığımı hatırlıyorum.. Ben sizi kaleciden kaleciye degajman gücünde bir şutla dün bu şirketten kovmuştum.. Kimse size bu şirkete, hatta benim odama elinizi kolunuzu sallayarak giremeyeceğinizi söylemedi mi? Size söylüyorum Ece hanım.. Bu şirkete, bu odaya giremeyeceğinizi söylemediler mi?"

    Ece, Haluk'un dün geceki tavrından gram bir şey eksilmediğini anlar.. Kendini savunacak bir şeyler aramaktadır..

    "Beni kovmanızı anlıyorum Haluk bey.. Ama şirkete girişimi bir fotoğraf altına yazarak, yasaklamanızı anlamıyorum.."

    Haluk yüzüne dalga geçer bir edada gülümseme yerleştirir..

    "Bunda anlamayacak bir şey yok.. Kovuldunuz çünkü.."

    Ece bıkkın bir şekilde sitem eder Haluk'a..

    "Tamam ben suçumu kabul ediyorum.. Ama bu saçma sapan durumun sona ermesi için daha ne kadar özür dilemem gerekiyor..

    Haluk ise anlaşılmadığını düşünmektedir..

    "Diyelim ki, birini öldürdünüz.. Özür dileyerek suçunuzu affettirebilir misiniz?"
    "Bilmiyorum.. Çünkü daha önce kimseyi öldürmedim..

    Haluk fırsatı kaçırmaz..

    "Öldürdünüz.. Benim içimde size olan inancı, güveni öldürdünüz.."
    "Ben bu şirkete zarar verecek hiçbir şey yapmadım.. Görevimi asla kötüye kullanmadım.. Bu mesele sizin babanızla aranızdaki bir durumdu, o kadar.."


    Haluk yine eline geçen fırsatı sonuna kadar kullanır..

    "İşte bakın ne güzel söylüyorsunuz kendi ağzınızla.. Ben size defalarca, bizim aile işlerimize karışmayın dedim.."

    Ece savunmaya başlar kendini bu sefer..

    "Tamam! Ama bu durum beni kovmanızı mı gerektiriyor? Ben bu şirkete dokuz yılımı verdim Haluk bey.. Tek bir gün bile işimi aksatmadım! Disiplinle yaptım işimi.."

    Haluk kırgındır, hem de çok..

    "Ve o dokuz yılın sonunda üstünüze ihanet ettiniz.."

    Ece, Haluk'u kırdığını hissederek direnmektedir..

    "Ben size ihanet etmedim! Hatta son zamanlarda sizin tarafınıza geçmiştim.. Sizi koruyordum ben babanızdan Haluk bey.."

    Haluk dayanamaz artık, koltuğundan kalkıp ellerini masaya koyar ve Ece'nin gözlerinin içine dik dik bakarak konuşmaya başlar.. Aradaki resmiyeti de yok sayarak..

    "Hayatta en çok neden nefret ederim biliyor musun? Yalan.. İkinci en nefret ettiğim şey nedir biliyor musun? Bir yalana kanıp ona inanmak.. Üç.. O inandığım yalanın gerçeğini öğrendiğimde, böyle karnımda içimde hissettiğim o iğrenç acı.. Sen bana bunların üçünü de yaşattın!"

    Ece çok üzülmüştür.. Ama bu sefer kendi düştüğü durum için değil.. Haluk için üzüldüğünü hissetmektedir.. Haluk'un düşüncelerini yok etmek ister o an..

    "Haluk bey.."

    Haluk, Ece'nin sözünü keser.. Daha fazla dayanacak gücü kalmamıştır çünkü.. Toparlanır nefesini kontrol ederek.. Yine de Ece'yi kovmanın acımasızlık olduğunu düşünerek, ona bir seçenek daha sunar.. Tek isteği sadece onun yüzünü görmemektir..

    "Benim konuşacak başka bir şeyim kalmadı.. Ya bu şirkette başka bir departmanda çalışmayı kabul edersin, ya da istifanı verir gidersin.. Şimdi çık odamdan dışarı..

    Ece hâlâ direniyordur..

    "Haluk bey.."

    Haluk kontrolünü kaybedip, öfkelenir.. Bağırmaya başlar..

    "Güvenlik görevlilerine seni yaka paça dışarı attırmadan, odamdan derhal çık!"

    Ece üzgün bir şekilde Haluk'a bakar, onun direncini kırmak ister.. Haluk bakamaz yüzüne ama az önceki çıkışını yineler fakat bu sefer sesi cılızdır.. Gücü kalmamıştır artık.. Kırgın ama yumuşak bir tonda Ece'nin hayatından çıkmasını istemektedir aslında..

    "Çık git.. Git.. Git.." :icon_sorr

    Ece bu sefer anlamıştır.. Üzgün bir şekilde, Haluk'u öyle bırakıp çıkıp gider o odadan.. Bundan sonrası da iyilik güzellik..

    Haluk Güney'i, Haluk Güney yapan bir sahnedir.. Haluk bu halini pek göstermedi.. İyi ki de göstermedi diyenlerdenim..

Sayfa 6/6 İlkİlk ... 23456

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.6.1 © 2011, Crawlability, Inc.