Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon
12 sonuçtan 6 ile 10 arası

Konu: İsmail Güneş

  1. #6
    Durum:
    Çevrimdışı
    ZuzuLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    16.09.2004
    Mesajlar
    181
    Konular
    7
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    1961¹de Samsun'da doğdu. İlk ve orta öğrenimini burada tamamladı. Sanata olan tutkusu yüzünden bir müddet Tatbiki Güzel Sanatlar Akademisi'ne devam etti. Daha sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesine geçti. Üniversite hayatı sırasında Natuk Baytan'ın yanında reji asistanlığına başladı.

    1976 yılında atıldığı sinema serüveni 1977 yılında çektiği ilk kısa metraj filmi olan "Karanlık Bir Dönemdi" adlı çalışmasıyla ilk meyvesini verdi. Film, 1982 yılında İFSAK tarafından "En İyi Film" ödülüne layık görüldü. 1982-86 yılları arasında gazetecilik yaptı. 1986'da ilk uzun metraj filmi olan "Gün Doğmadan" ile sinemaya dönüş yaptı.

    ALDIĞI ÖDÜLLER

    Gün doğmadan-1986
    (Kültür Bakanlığı ve Yazarlar Birliği Ödülü.)

    Çizme-1991
    (Yazarlar Birliği Ödülü)

    Beşinci Boyut-1993
    (Uluslararası Salerno En İyi Film Ödülü)

    52. Uluslararası Salerno Film Festivali Cumhurbaşkanlığı Büyük Ödülü

    Gülün Bittiği Yer-1999
    (1.Akdeniz Filmleri Festivali İnsan Hakları Özel Ödülü)

    1999 Mevlana Büyük Ödülü

    SİYAD Umut Veren oyuncu Ödülü
    ZuzuLa

  2. #7
    Durum:
    Çevrimdışı
    ZuzuLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    16.09.2004
    Mesajlar
    181
    Konular
    7
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    MUHALİF TÜRK SİNEMASI'NIN ÖFKELİ ÇOCUĞU: İSMAİL GÜNEŞ

    Çağdaş Türk sinemasının önde gelen yapımcı, yönetmen ve senaristleri arasında yer alan İsmail Güneş, 10 Haziran 1961’de Samsun’da doğdu.

    Türkiye’nin, 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi’nin yol açtığı travmanın olumsuz etkilerini atlatmaya çalıştığı bir dönemde, dar gelirli bir ailenin çocuğu olarak köy ortamında zorluklar içinde büyüyen Güneş, ilkokul yıllarında özellikle resim çizmeye yönelik yeteneğiyle öğretmenlerinin dikkatini çekti. Sonradan hayattaki en büyük tutkusuna dönüşecek olan sinemayla ise ilk olarak 6 yaşındayken Samsun Halk Eğitim Merkezi’nin düzenlediği film gösterileri sayesinde tanıştı. Portatif bir film göstericisiyle öğrencilere kimi zaman eski Türk filmlerinin, kimi zaman da eğitici-öğretici yapımların izletildiği bu gösterilerde, beyazperde olarak ise Güneş’in okuduğu ilkokulun dış duvarları kullanılıyordu. Yaşadığı köye o tarihlerde henüz elektrik şebekesi ulaştırılamadığı için de yetkililer köyde film gösterileri yaptıkları akşamlarda, yanlarında getirdikleri seyyar jeneratörlerden yararlanmaktaydılar.

    Başrollerinde, dönemin gözde oyuncuları Sadri Alışık ve Zeynep Aksu’nun yer aldığı “Damga”, hayatı boyunca izlediği ilk film olarak, o günlerde çocuk İsmail’in belleğine bir daha silinmemek üzere kazındı. Hiç birini kaçırmaksızın hep en ön sıralarda yer alarak izlediği film gösterileri, binlerce hayalî okul duvarına yansıtan bu “büyülü fener”e adım adım âşık olmasına yol açacaktı. Nitekim ilerleyen yıllarda kendisine “Büyüyünce ne olacaksın?” diye sorulduğunda, pek çok yaşıtının verdiği “doktor”, “mühendis”, “subay” gibi geleneksel cevapların aksine onun inatla “sinemacı” demesi de bu tutkulu aşkın bir başka kanıtıydı.

    Güneş’in sinemacı olma özlemi zaman içinde sönmek şöyle dursun, izlediği yerli ve yabancı yapıtlarla daha da arttı. İlk ve ortaöğrenimini tamamladıktan sonra girdiği Öğretmen Okulu’nda bir yandan derslere devam ederken, diğer taraftan da okuduğu kitaplarla, izlediği yeni filmlerle sinema üzerine bilgisini geliştirmeye çalıştı. Düzenli film izlemeye yetecek bir ekonomik gücü bulunmadığı için, filmleri çoğu kez -sinema makinistlerinin dostça kayırmalarıyla- izleyici koltuklarından değil projeksiyon odalarından ya da perdenin yanı başındaki sahne boşluklarından gizlice izleyecekti.

    İsmail Güneş, sinemanın teorisi üzerine yaptığı araştırmaların yanı sıra, pratiğini de biraz daha derinlemesine öğrenebilmek üzere, 1970’li yıllarda, Türk sinema sektörünün kalbinin attığı İstanbul’a lise öğrenimini görmek üzere geldi. Resim ağırlıklı eğitim aldığı lise bitirdikten sonra girdiği üniversite sınavını kazanıp Tatbikî Güzel Sanatlar Yüksek okulunda okumaya başladı. Ancak bir süre sonra bu okuldaki eğitimini terör baskısı yüzünden yarıda bıraktı ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne kaydoldu.

    Yükseköğrenimini sürdürürken, bir vesileyle Yeşilçam’ın en kıdemli kurgu operatörlerinden Mevlüt Koçak ile tanışan Güneş, Koçak’ın da yardımlarıyla Cem Film Şirketi’nde asistan olarak çalışmaya başladı.

    Sektöre ilk adımını attığı bu olayı “sinemacılık serüveninin dönüm noktası” olarak niteleyen sanatçı, Cem Film’deki gayretli çalışmalarının ardından, o dönemde çektiği tarihsel serüvenlerle fırtına gibi esen son derece karizmatik bir yönetmenin, Natuk Baytan’ın da asistanı olmaya hak kazanacaktı. Baytan, 1970’li yıllar boyunca -“Malkoçoğlu” ve “Kara Murat” gibi- çekimlerinde yoğun biçimde dekor ve kostümün kullanıldığı kalabalık kadrolu filmlerde uzmanlaşmış bir sanatçıydı. Onun görkemli setlerinde görev almak, Güneş’e yıllar içinde âdeta bir sinema akademisini bitirmişçesine yoğun teorik ve pratik donanım kazandırdı.

    1977 yılında, o dönemde genç sinemacıların sıklıkla kullandıkları süper 8 mm’lik amatör kameralardan bir tane edinerek ilk kısa filmini çekti. Setlerde asistan olarak geçirdiği profesyonel çalışma yıllarının bütünüyle kendisine ait ilk meyvesi sayılabilecek bu film “Karanlık Bir Dönemdi” adını taşıyordu ve Türkiye’de o yıllarda sanat üzerinde egemen olan yoğun sansür baskısı nedeniyle uzunca bir süre hiç bir gösteriye ya da yarışmaya katılamadı. Film, ancak çekiminden beş yıl sonra, ilk kez 1982’de, Türkiye’nin en eski kısa film yarışmalarından biri olan “İFSAK (İstanbul Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği) Kısa Film Yarışması”nda görücüye çıktı. Türkiye’de, insanları doğumlarından ölümlerine kadar çepeçevre kuşatmış olan şiddet kültürüne yönelik sert eleştiriler içeren “Karanlık Bir Dönemdi”, hem izleyicilerin hem de jürinin beğenisini kazandı ve “Yazko (Türkiye Yazarlar Kooperatifi) Ödülü”ne lâyık görüldü.

    İlk yapıtının bu prestijli yarışmada özel bir ödül kazanması, Güneş’i yakın bir gelecekte kendi uzun metrajlı filmlerini yapma konusunda daha da bileyecekti. Ancak, ülkedeki mevcut ekonomik koşullar ve Türk sinemasının içine girdiği büyük kriz, İsmail Güneş’in bu ilk amatör denemesinden sonra bir daha uzun yıllar boyunca yeniden kamera arkasına geçmesini engelledi. Sanatçı, bunun üzerine hem sinema çevrelerine yakın durabilmek, hem de geçimini temin edebilmek amacıyla basın sektörüne atıldı; 1980’li yılların ortalarına kadar da çeşitli dergi ve gazetelerde muhabirlik, editörlük ve yazarlık yaptı.

    1986 yılında çektiği 35 mm’lik ilk uzun metrajlı filmi “Gün Doğmadan”, Güneş’in kariyerindeki yeni bir dönemin başlangıcı olacaktı. Oldukça düşük bir bütçeyle çekilmiş bir ilk film olmasına karşın, oyuncu yönetimi ve anlatımındaki olgunlukla sektörün büyük takdirini kazanan, ticarî gösteriminde de izleyicilerin beğenisiyle karşılanan “Gün Doğmadan”, aynı zamanda sanatçının kendisini yetiştiren ustasına karşı da unutulmaz bir vefa gösterisine sahne oluyordu. Güneş, bu filmin açılış jeneriğine, Türk sinemasında ilk kez kendisinin gerçekleştirdiği bir uygulamayla, “Ustam Natuk Baytan’a” ibaresini koydurdu.

    İlk filminin Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan “Başarı Ödülü”, ayrıca Türkiye Yazarlar Birliği’nden “Yılın Filmi Ödülü”nü kazanması, Güneş’in Türk sinemasındaki konumunu da iyice perçinledi.

    Sonraki bir kaç yıllık dönemde tanıtım ve reklâm filmleri gibi ticarî amaçlı yapımlara imza atan, “Biz Doğarken Gülmüşüz”, “Ateş Böceği” ve “Küçük Sonsuz Yürek” adlarını taşıyan üç ayrı gişe filmi çeken İsmail Güneş, ikinci büyük sinemasal çıkışını ise 1991 tarihli filmi “Çizme” ile gerçekleştirecekti. Tablo güzelliğindeki görüntüleri ve sıra dışı anlatımıyla, gösterime girdiği yılın en dikkat çekici filmine dönüşen “Çizme”, yüksek hâsılatının yanı sıra ardarda bir dizi ödül de kazandı. Türkiye Yazarlar Birliği’nin “Çizme”yi “Yılın Filmi”, “Yılın Yönetmeni” ve “Yılın Senaristi” ödüllerine lâyık görmesinin yanı sıra, film Güneş’in görsel açıdan şık, ama o oranda da “öfkeli” sinemasının bütün Türkiye tarafından tanınmasını sağladı.

    Hemen iki yıl sonra gelen “Beşinci Boyut” ise metropol kentlerde gitgide eriyip yok olan insanî ilişkiler (daha doğrusu ilişkisizlikler) üzerine hüzünlü bir modern zaman masalı olarak, yerel sınırları da aşıp uluslararası çapta ün ve ödüller kazanacaktı. Film, yalnızca gelişen Türkiye’nin değil, bütün gelişmiş Batılı toplumların kentleşmeyle ortaya çıkan ortak sorunlarına vurgu yapan etkileyici öyküsüyle, katıldığı 47. Uluslararası Salerno Film Festivali’nden de (İtalya) “En İyi Film” ödülüyle döndü. Yanı sıra, Türkiye’den BİRSAD(Birleşik Sanatçılar Derneği) da Güneş’i bu yapıttaki performansı nedeniyle “En İyi Yönetmen” ödülüne lâyık görecekti.

    “Beşinci Boyut”un başarısından sonra, o sıralarda sektöre egemen olan ekonomik durgunluk nedeniyle sinemaya bir kez daha ara veren İsmail Güneş, bu süreçte ekonomik kaygılarla televizyon gazeteciliğine yöneldi ve -TGRT’de yayımlanan “Yankı” gibi- bazı popüler haber programlarında yapımcı-yönetmen olarak görev aldı. Beyazcam için çalıştığı bu yıllar, sanatçı için bir anlamda “yeniden dolup taşmak” için de uygun bir iklim sağladı ve 1990’lı yılların ikinci yarısında, daha önce kısa film olarak sinemaya uyarladığı, fakat profesyonel sinemacılığın sunduğu yüksek teknolojiyle bir kez daha çekmek istediği ilk senaryosu üzerinde çalışmaya başladı.

    Öyküsünün çekirdeği, Güneş’in 1977’de süper 8 mm olarak gerçekleştirdiği “Karanlık Bir Dönemdi”den alınan “Gülün Bittiği Yer”, o dönemde yönetmen tarafından uzun metrajlı bir filmin mantığıyla yeniden yazıldı. Bu ikinci uyarlamada, başrol hariç bütün önemli karakterler de Türk sinemasının usta oyuncularına uygun olarak biçimlendirildi. Öte yandan, Güneş, senaryosuna ad olarak da Türk kültüründeki en tartışmalı atasözlerinden birini seçerek, “zararlı ve köhnemiş gelenekler” konusundaki muhalif tavrını bu projesinde bir kez daha ortaya koyuyordu. Başlangıç bölümü -duruma ve ihtiyaca göre- “Annenin”, “Babanın”, “Amcanın”, “Dayının”, “Komutanın”, “Öğretmenin”, “Kocanın” ya da “Polisin” şeklinde değiştirilen “…vurduğu yerde gül biter” atasözü, şiddetin insan ruhunda yol açtığı kalıcı hasarlara bir atıf olarak “Gülün Bittiği Yer” biçimini almış ve bu hüzünlü öyküye ad olmuştu.

    Çekimleri de kendisi gibi büyük tartışmalara neden olan “Gülün Bittiği Yer”, 1999 yılında tamamlanarak gösterime girdi. Ancak, filmin öyküsünün, güvenlik kuvvetlerinin gözetimi altında tutulduğu sürede ağır işkenceler görmüş olan bir gencin çevresinde dönmesi, devletin resmî kurumlarının filme daha çekim aşamasından itibaren örtülü bir ambargo uygulamalarına neden oldu. Çekimleri pek çok defa engellenmek istenen yapıtın ülke içi dağıtımı ve gösteriminde de sık sık sorunlar çıktı. Film içinde Aytaç Arman, Yılmaz Atadeniz ve Ali Kocatepe’nin de bulunduğu yedi kişilik bir kurul tarafından yasaklandı. Öyle ki ünlü rock müzik sanatçısı Haluk Levent tarafından seslendirilen jenerik parçasının klibi bile bu ambargodan nasibini alacak ve bir çok televizyon kanalı (bedeli karşılığında bile) klibi yayımlanmaktan kaçınacaktı.

    Kendisini meslek hayatının en başından itibaren “ülkücü bir yurtsever” olarak tanımlayan Güneş’in, bu alandaki siyasal geleneklere yüz vermeyerek “işkence” temalı bir filmi yönetmiş olması, onu sistemin gözünde “kötü çocuk” yapmaya fazlasıyla yetti. Film nedeniyle yönetmen hakkında yapılan soruşturmalarda, gerçekte muhafazakâr bir siyasal kimliği olmasına karşın Güneş’e “gizli komünist” damgası bile vuruldu. Bu durum da Türkiye’nin sanatsal özgürlükler alanındaki traji-komik tutuculuğunun son derece anlamlı bir örneği olarak ulusal sinema tarihine geçti.

    “Yurtseverliği” de “ülkücü ideoloji”yi de hayatının hiç bir döneminde, devletin, yasaların ya da geleneklerin dayattığı yanlış ve zararlı bir tutumu benimsemek olarak görmeyen İsmail Güneş, bu sıra dışı siyasal duruşuyla, sanat hayatında yönetmen olarak geride bıraktığı yirmi yıl boyunca hep tartışmalı bir kişilik oldu.

    Türkiye’deki sol kesim onu -filmlerinde insan hak ve özgürlüklerine ilişkin olarak yaptığı onca samimi vurguya rağmen- inatla “tutucu bir yönetmen” olarak görmekte ve göstermekte ısrar ettiler. Öte yandan, kendi kültür ikliminin mensupları olduğu varsayabilecek muhafazakâr çevreler ise onu -ele aldığı tartışmalı konulardan dolayı- zaman zaman “filmlerinde kutsal çizginin dışına çıkmak ve sol jargon kullanarak konuşmak”la suçladılar. Sonuç olarak, Güneş, sahip olduğu tam bağımsız sinema anlayışı ve hümanist duruşuyla, ünlü bir Türk atasözünde vurgulandığı gibi “ne İsa’ya ne de Musa’ya yaranabildi.”

    Ancak, buna karşılık, Avrupalı izleyicilerin onun sinemasındaki samimiyeti ve bireysel özgürlüğe yönelik güçlü tutkuyu Türk izleyicisinden çok daha iyi anladığını söylemek pek de abartılı bir yargı olmaz. Nitekim Türkiye’de 20 yıl sonra devlet tarafından yasaklanan ilk film olmak gibi bir talihsizliği yaşayan “Gülün Bittiği Yer”in, 2000 yılında ardarda, 52. Enternasyonal İtalya Salerno Film Festivali’nde “Cumhurbaşkanlığı Ödülü”nü, Köln Akdeniz Filmleri Festivali’nde “İnsan Hakları Özel Ödülü”nü, ardından da Türkiye’de “Mevlâna Büyük Ödülü”nü kazanması bunun açık bir göstergesiydi.

    Doğru bildiği sinemasal yolda ilerlerken devletin geleneksel despotizminin yanı sıra pek çok kez de yapımcıların bıktırıcı müdahaleleri ve filmlerindeki hümanist mesajları doğru algılamayan “militan” bir izleyici kitlesinin tacizleriyle boğuşmak zorunda kalan Güneş, bu yüzden kariyeri boyunca hemen her filmini yoğun bir maddî ve manevî yalnızlık içinde tamamlamak zorunda kalacaktı. Sanatçının 2005 yapımı son filmi olan “The İmam”ın akıbeti de bu genel kader çizgisinin dışına çıkamadı. Anılan yapıtında, Türkiye’nin 1980 sonrası en büyük toplumsal sorunlarından biri olan “siyasal kimliğini gizleme” olgusuna son derece şiirsel bir sinema diliyle neşter atan Güneş, daha çekimlerinden itibaren bütün dikkatleri üzerine toplayan bu filmiyle ülkede bir kez daha yoğun tartışmalara yol açtı. Dinsel eğitim verilen bir okuldan (imam-hatip lisesi) mezun başkahramanının, her türlü ahlâkî değerin demode görülüp alabildiğine dışlandığı, aşağılandığı, sekülerizmin ölçüsüz biçimde yüceltildiği çağdaş Türk toplumunda kendisine saygın bir statü edinebilmek için bu kimliğini kökten reddetmesi, ancak gün gelip de bir dizi trajik olay sonucunda yıllar önce reddettiği o kimliğine yeniden ihtiyaç duymasını anlatan “The İmam”, birbirinden çok farklı toplumsal kesimler tarafından âdeta elbirliği içinde lanetlendi. Muhafazakâr cephenin bazı fraksiyonları The İmam’ın imam-hatip öğrencilerini özgüven yoksunu kişiler olarak gösterdiğini ileri sürüp “filmin bu okulların öğrencileri tarafından kesinlikle izlenmemesi” yönünde fetvalar çıkartırken, inanç konularında Türk demokrasisinin son 10–15 yılına damgasını vuran jakoben yasakçılığın beyazperdede alenî biçimde teşhir edilmesine sinirlenen sol çevreler ise daha başka bir açıdan rahatsız olup yapıtı linç etmeye kalkıştılar.

    Ancak, “The İmam”ın ülke içinde yoğun tartışmalara yol açan bu cesur öyküsü, Türk toplumu gibi keskin bir ak ve kara karşıtlığına bölünmemiş olan Avrupalı izleyiciler tarafından bir kez daha doğru biçimde okunacaktı. Film, başta Danimarka olmak üzere, sanatsal beğeni konusunda çıtasının yüksekliğiyle tanınan bazı İskandinav ülkelerinde basın tarafından büyük bir övgüyle karşılandı ve sinemalarda gösterildiği günlerde de “haftanın en iyi filmi” ilan edildi.

    Yıllardan bu yana medyaya verdiği bütün demeçlerde “belli bir siyasal kampın insanı olmayı” kararlılıkla reddeden, kendisini yalnızca ve yalnızca “sinemacı” olarak tanımlamayı tercih eden İsmail Güneş, ayakta kalabilmek için oldukça ağır bir bedel ödenmesi gereken bu zorlu yolda, yaşadıklarıyla kendisine düşen payı fazlasıyla ödemiş olan bir sanatçı. Türkiye’deki sanat iklimine egemen olan o geleneksel kolaycılık içinde, herhangi bir kesime yönelik mutlak aidiyeti kabul ettiği takdirde büyük bir maddî güç ve üne ulaşabilecekken inatla “kendisi” olmayı tercih eden Güneş; kıymetleri ilk tartışmalar geçip gittikten sonra yavaş yavaş anlaşılan filmleriyle, günümüzde de Türk sinemasında ideolojiler üstü ulvî bir arayışın belki de tek temsilcisi olmayı sabırla sürdürüyor.

    * Hazırlayan: Ali Murat Güven, Yeni Şafak gazetesi sinema editörü / Ağustos 2006
    ZuzuLa

  3. #8
    Durum:
    Çevrimdışı
    ZuzuLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    16.09.2004
    Mesajlar
    181
    Konular
    7
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    ZuzuLa

  4. #9
    Durum:
    Çevrimdışı
    erten07 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetmen
    Üyelik tarihi
    10.07.2006
    Yer
    Antalya
    Mesajlar
    4,715
    Konular
    205
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart sinema7 programından


  5. #10
    Durum:
    Çevrimdışı
    ZuzuLa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    16.09.2004
    Mesajlar
    181
    Konular
    7
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    ZuzuLa

Sayfa 2/3 İlkİlk 123 SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. İsmail Hacıoğlu
    By gurbetci in forum Yerli Oyuncular
    Cevaplar: 910
    Son Mesaj: 31-05-20, 01:19
  2. İsmail Demirci
    By Sine-i Suzan in forum Yerli Oyuncular
    Cevaplar: 60
    Son Mesaj: 29-05-20, 18:23
  3. İki Yaka Bir İsmail - Bölüm Yorumları
    By NATY&FACU in forum Biten Diziler (ATV)
    Cevaplar: 59
    Son Mesaj: 24-08-12, 17:12
  4. İsmail YK
    By latifenaz in forum Kapatılan Başlıklar (Yerli Oyuncular)
    Cevaplar: 941
    Son Mesaj: 25-11-08, 22:26
  5. Hekimoğlu İsmail
    By İFAKAT in forum Yazarlar ve Şairler
    Cevaplar: 9
    Son Mesaj: 14-11-08, 18:42

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

hd film izle
film izle
fragmanlar
juul
One Hit Wonder
istanbul evden eve nakliyat
Kayseri evden eve nakliyat
uluslararası evden eve nakliyat
Bu sistem vBulletin® alt yapısına sahiptir, Version 4.2.5 kullanılmaktadır. Telif hakları, Jelsoft Enterprises Ltd'e aittir. Copyright © 2020

antalya eskort
escort ankara
Güvenilir Bahis Siteleri
bahis siteleri
güvenilir casino siteleri
casino siteleri
canlı bahis siteleri
maltepe escort
izmit escort
buca escort
iddaa siteleri
bahis siteleri
adiosbet
sağlam bahis siteleri
eskort
istanbul escort
bayan escort

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.6.1 © 2011, Crawlability, Inc.