Sayfa 1/2 12 SonSon
8 sonuçtan 1 ile 5 arası

Konu: Kelebek ve Dalgıç (Le Scaphandre et le Papillon)***

  1. #1
    Durum:
    Çevrimdışı
    cenup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emektar
    Üyelik tarihi
    16.12.2006
    Yer
    centrum permanebit
    Mesajlar
    17,927
    Konular
    240
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Kelebek ve Dalgıç (Le Scaphandre et le Papillon)***



    Tür : Dram / Biyografi
    Yönetmen : Julian Schnabel
    Senaryo : Ronald Harwood , Jean-Dominique Bauby (Kitap)
    Yapım : 2007, Fransa / ABD
    Oyuncular : Mathieu Amalric (Jean-Dominique Bauby), Emmanuelle Seigner (Céline Desmoulins), Marie-Josée Croze (Henriette Durand), Anne Consigny (Claude), Patrick Chesnais (Dr. Lepage), Niels Arestrup (Roussin), Olatz Lopez Garmendia (Marie Lopez), Lenny Kravitz (Lenny Kravitz), Michael Wincott (Michael Wincott)

    Konusu

    Jean-Dominique Bauby 43 yaşında hastalanır ve bütün kas kontrolünü kaybeder. Tek kontrol edebildiği yeri, sol göz kapağıdır. Beyni ve kulakları da çalışmaktadır. Terapisti Henriette’ in hazırladığı özel alfabe ile, her seferde sadece bir harfe gözünü kırparak hayatını anlatan bir kitap yazar.

    Film, Fransız Elle magazininin editörü Jean-Dominique Bauby’nin gerçek hayat hikayesine dayanmaktadır.
    Konu Ayşegül tarafından (03-11-13 Saat 19:25 ) değiştirilmiştir.
    "I want you to make a list of all your favorite things, and I want to be on it."
    ~Ignite Me

  2. #2
    Durum:
    Çevrimdışı
    cenup - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emektar
    Üyelik tarihi
    16.12.2006
    Yer
    centrum permanebit
    Mesajlar
    17,927
    Konular
    240
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Sadece sol gözüyle konuşan adamın öyküsü

    ELLE adlı ünlü kadın dergisinin editörü, arabasında giderken bir beyin kanaması geçirir ve tam bir felce uğrar. Sadece sol gözünü oynatabilen genç adam, kaderine teslim olmaz ve göz hareketleriyle iletişim sağlamayı başarır. Böylece yardımcısına tüm yaşadıklarını yazdırır ve bunlar da 1997 yılında bir kitap olur. Ne yazık ki Bauby, bu kitabı göremeden yaşama veda edecektir. İşte geçen Cannes şenliğinde hayli ilgi görüp en iyi yönetmen ödülü alan, son Altın Küre'lerde hem en iyi yabancı film, hem de yine yönetmen ödülünü koparan film karşımızda. Belki Oscar'larda da söz sahibi olacak... Film, son derece zor bir konuyu özenli bir biçimcilikle ve açık bir esin gücüyle anlatmayı biliyor. Başta Mathieu Amalric, oyuncu kadrosu çok iyi. Ve bu hazin öykü, temelde ilgi uyandırıcı tarzda perdeye geliyor. Ancak kendi adıma, bu filme saygıyla yaklaşıyorsam da çok sevdiğimi söyleyemem. Öncelikle çok zor izlenen ve insanı bunaltan bir film. Ayrıca da kullandığı çok çeşitli yöntemler (öznel kamera kullanımı, iç monolog, sık sık geriye dönüşler, belgesel görüntüler, vs.) sonunda asıl özün ve dramın nerdeyse yitip gitmesine neden oluyor. Sonunda cilaya, işçiliğe hayran kalsanız da, olayla ve kişilikle pek bütünleşemiyorsunuz. Ve film, biraz gereksiz bir biçim alıştırması gibi duruyor.

    Atilla Dorsay/Günaydın
    "I want you to make a list of all your favorite things, and I want to be on it."
    ~Ignite Me

  3. #3
    Durum:
    Çevrimdışı
    Butterbeer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetmen
    Üyelik tarihi
    07.02.2006
    Yer
    Somewhere only I know
    Mesajlar
    36,315
    Konular
    131
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    “Kelebek ve Dalgıç”: Bedene hapsolmak

    Çok yönlü sanatçı Julian Schnabel’in imzasını taşıyan b>“Kelebek ve Dalgıç”, Elle dergisi editörüyken, yaşamının en verimli döneminde az rastlanan bir felç geçiren Jean Dominique Bauby’nin gerçek öyküsünden yola çıkarak çekilmiş bir film. Hem yönetim tarzı, hem de görüntüleri ve oyunculuklarıyla fazlasıyla iz birakan bu filmi kaçırmamakta fayda var.

    “Kelebek ve Dalgıç” yaşama dair bir umut hikayesi. Yaşanmış bir hikayeye dayanan filmde, Fransız Elle dergisinin editörü Jean Dominique Bauby nedeni belirsiz bir felç geçirir ve sol gözü dışında hiçbir uzvu hareket etmez. Tümüyle felç olmuş bir bedende sağlıklı düşünebilen bir zihnin gözünden izleriz olanı biteni. “Kelebek ve Dalgıç”ın kahramanı Jean Dominique Bauby’nin (Mathieu Amalric) hayata bakışı, birkaç yıl önce izlediğimiz “İçimdeki Deniz”in (“Mar Adentro”, 2004) benzer durumdaki kahramanı Ramon Sampedro’nun bakışından çok farklı. Bu filmde de kahramanımız denizi özlüyor, içinde denizi yaşatıyor ama Sampedro gibi bir an önce ölmeye çalışmıyor. Kilitlenmiş bir bedenin içinde hayal gücü ve hatıralarıyla yaşama bağlanmak için bir neden buluyor. “Kelebek ve Dalgıç”ta her şart altında yaşamanın ne kadar değerli olduğu vurgulanıyor. Tabii hayal gücümüzün ve hatıralarımızın bizi hayata bağlayan en değerli hazinelerimiz olduğunu da algılıyoruz.

    Yaşama sevincinin yanında duran bir film

    Julian Schnabel’in hikayesini anlatma biçimi bizi filmin içine hemen çekiyor. Önce hastayı hiç görmüyor, sadece onun gördüklerini onun iç sesi eşliğinde izliyoruz. Doktoru, hemşireleri, terapistleri, ziyaretçilerini onun görüş açısından görüyoruz. Jean Dominique’in bilinci konuşuyor. Sadece sol gözünü kırpabilen hasta, bir süre sonra terapistin yardımıyla sol gözünü kırparak iletişim kurmayı öğreniyor. Geçmişteki gönül maceralarını hatırlayarak ve hayal kurarak yaşamına renk katıyor. Kendi durumuna mizah gözlüğüyle bakabiliyor ve yayıncısıyla imzaladığı sözleşmeyi hatırlayarak bir kitap yazmaya karar veriyor. Ona harfleri söyleyerek, gözünü kırptığı harfleri tek tek not alan Claude’un yardımıyla kitabını yazıyor.

    “Kelebek ve Dalgıç” klasik bir ‘azimli kahraman sonunda başarır’ hikayesi değil. Çünkü filmin kahramanı öyle ideal biri değil. Felç olmadan önce, Emmanuelle Seigner gibi güzel bir kadını üç çocukla terk ediyor, çocuklarıyla ilgilenmiyor. Yaşlı babası (Max von Sydow) ona, “Metresinin olması çocuklarının annesini terk etmen için bir sebep olamaz. Toplumun değerleri nasıl da çürüyor” (!) diyor. Jean-Do, hasta yatağında onu yalnız bırakmayan çocuklarının annesine metresini özlediğini söyleyebilecek kadar acımasız olabiliyor. Umutsuz bir hastalık durumunu anlattığı halde, depresif olmayan bir film yapmayı başarmış Schnabel. Baştan sona ince bir mizahla seyirciyi gülümsetebiliyor. Hayatı iyisiyle kötüsüyle sevinçle yaşamayı öneren bir yaşam felsefesini de resim gibi işlediği filminin içine nakşetmiş.

    Janusz Kaminski’nin görüntüleri filme farklı bir dinamizm ve lirizm katıyor. Julian Schnabel, Cannes’da ve Altın Küre’de aldığı “en iyi yönetmen” ödülünü hak ediyor. Altın Küre’nin “yabancı dilde en iyi film ödülü” de yerini buluyor. Jean-Do’da tek gözüyle duygularını ifade eden Mathieu Amalric’in de hakkını yemeyelim. Hastalık öncesi çapkın ve sorumsuz halini de, sonrasını da başarıyla icra ediyor. Kısa rolünde Max von Sydow her zamanki gibi olağanüstü. En iyi yardımcı erkek oyuncu ödülüne aday olabilecek bir performans sergiliyor. Bu filmi görmek için pek çok sebep var ama ben kendi hesabıma sadece Max von Sydow’u bu rolde görmek için bile gidebilirdim. Başta Emmanuel Seigner olmak üzere Jean-Do’ya şefkat gösteren tüm kadınlar da harika.

    Kimler İzlemeli?
    Konusunu farklı işleyen derin ve duygulu filmlerden hoşlanan herkes seyretmeli. Sinefiller kaçırmamalı...

    Kimler İzlememeli?
    Fazla hareketli zırzop filmlerden hoşlananlar uzak durmalı.

    Kaynak: Sinema


  4. #4
    Durum:
    Çevrimdışı
    ECE...:) - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yardımcı Yönetmen
    Üyelik tarihi
    22.07.2005
    Yer
    pargalı.
    Mesajlar
    2,197
    Konular
    52
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Kitabına 2, 3 kere başladığımı hatırlıyorum ama hiç bitiremedim..
    Oldukça ağır ilerleyen, ağır bir dili olan kitaptı..
    Filmi de öyle olmalı..

  5. #5
    Durum:
    Çevrimdışı
    Butterbeer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetmen
    Üyelik tarihi
    07.02.2006
    Yer
    Somewhere only I know
    Mesajlar
    36,315
    Konular
    131
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Önce ve Sonra

    Kurduğumuz, kurduğumuzu sandığımız, bir şekilde parçası olduğumuz düzenden hep şikayet eder dururuz. Ve nasıl oluyorsa bizden kötü durumda olan yoktur. Kimse kimseyi dinlemez, çünkü herkes kendi dertleriyle öyle meşguldür ki, “başkalarınınki dert mi benimkinin yanında” der bilinçaltlarımız sürekli. Hatta dilimiz, çoğu zaman! Bir kendine acıma durumu var ki ne tarafa baksanız aynı şey! Başkalarını teselli eder hatta kızarız onların kendilerine bakışına ama çuvaldızı kendimize ne kadar batırıyoruz acaba? Kelebek ve Dalgıç’ın Jean-Do’sunun dediği gibi bazı şeyleri fark edebilmek için illa ki bir felaket mi yaşamalıyız?

    Julian Schnabel’a Oscar adaylığı getiren bu gerçek yaşam hikayesinin Jean-Dominique Bauby’si o felaketi 43 yaşındayken yaşıyor. Öncesindeyse, görünürde hayatta sahip olunabilecek her şeye sahip. Daha doğrusu günümüz toplumunda “iyi bir hayat” kavramının dayattığı her şeye sahip. Ancak beyne giden kan damarlarından birinin tıkanması sonucu uğradığı “kaza”dan sonra sahip olduğu hiçbir şeyin anlamı kalmıyor. Çünkü Jean-Do için somut anlamda, geride kalan tek şey, vücudunun tek hareketli bölgesi olan sol gözü oluyor. Tabii zengin ve ünlü biri olması büyük şans ki; doktorları, terapistleri onu hayata döndürmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Sadece tedavi gördüğü hastane değil, tüm dünya dualarıyla bu inançsız adamı mümkün olduğunca iyileştirmeye çalışıyor. Doktorlara göre böyle bir travmadan sonra yaşaması bile büyük bir şans. Ama kendisinin de dediği gibi “bu yaşamak mı” gerçekten? Tıpkı Alejandro Amenabar’ın İçimdeki Deniz’inin (Mar Adentro-The Sea Inside) Ramon’u gibi o da önceleri ölmek istiyor. Ama Ramon gibi bu tavrında ısrarcı olmuyor, aksine sağlıklı bir sürü insana çok şey düşündürtecek şekilde hayata bağlanıyor. Hiç vicdan muhasebesi yapmıyor mu? Elbette, öyle ki, ilk zamanlar kendiyle hesaplaşırken size de sanki “ilahi adalet yerini buldu” yu söyletmeye çalışıyor. Ama buna da takılıp kalmıyor ve hem kendisinin hem de onlara destek olanların azmi sayesinde ortaya bu filmi izlememizi sağlayacak olan kitabı çıkartıyor.

    Jean-Do’nun başına gelen her ne kadar öyle olsa da Kelebek ve Dalgıç trajik bir film değil. Aksine onun dışarıda olup bitenlere verdiği bazı tepkiler izleyiciyi güldürebiliyor. Sadece izleyici değil kendisi de durumunun çevresinde yarattığı bazı garipliklere çok gülüyor. Bu anlamda film trajediyle mizah dozunun iyi ayarlandığı bir örnek de olarak da hafızalarda yer ediyor.

    Schnabel filmin büyük kısmında, kamerasını Jean-Do’nun gözü olarak kullanıyor. Bu da, bir taraftan empati duygumuzu harekete geçirerek onun yaşadığı felaketi çok güçlü bir şekilde hissetmemizi sağlarken diğer taraftan da farklı bir sinema diliyle çekilmiş bir film izleme şansını veriyor. Sadece görsel olarak değil, işitsel olarak da şanslıyız ki, filmdeki diğer karakterlerin Jean-Do’dan duyma şansına sahip olmadığı düşünceleri, duyguları da duyuyor, içinde bulunduğu psikolojiyi birebir hissediyoruz. Dolayısıyla hayatını bizzat onun beyninden görme şansına sahip olmak, bizi elinde kalan son şeye, hayallerine de ortak ediyor. Jean-Do üzerindeki “dalgıç” kıyafetinin ağırlıyla batarken hayalleri onu bir “kelebek” kadar hafifletip özgür kılıyor. Biz de hayal kurmanın özgürleştirici etkisini, insanda yarattığı güzel hislerin ne kadar vazgeçilmez olduğunu ve hiçbir şeye sahip olmasak bile hayallerimizin bizden çalınamayacağını, onlarla yaşama tutunabileceğimizi bir kez daha hatırlıyoruz. Böylece bir trajediden kendimize umut payı çıkarabiliyoruz. Filmin belki de en büyük başarısı bu. Sahip olmadıklarımızın eksikliğine üzülmek yerine sahip olduklarımızın ne kadar önemli olduğunu fark etmemizi sağlaması. Schnabel’ın bu noktada, Jean-Do’nun hayalleriyle gerçekliği ustaca birleştirerek izleyiciyi filmine dahil etmek konusunda oldukça başarılı olduğunu belirtmek gerekir. Bunda filmde kullanılan müziklerin yerindeliğinin payı da yadsınamaz. Gençlik yıllarında müzikle de ilgilenen yönetmen, filmin müzik süpervizörlüğünü de üstlenerek ortaya görsel etkisinin dışında müzikal olarak da izleyiciyi tatmin eden bir film çıkarıyor.

    Basquiat, Before Night Falls gibi biyografik filmleriyle tanıdığımız Julian Schnabel bir biyografinin altından daha başarıyla kalkıyor. Biyografiler demişken, meraklısına sırada Lou Reed’in olduğunu da eklemeden geçmeyelim. Bu arada siz hala odanızda oturmuş kendinize acıyorsanız, oturduğunuz yerden kalkıp, bunu asla yapmamanız gerektiğini size bir kez daha hatırlatacak olan bu filmi izlemenizi tavsiye etmeme bilmem gerek var mı?

    Kaynak: FilmGenTr


Sayfa 1/2 12 SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Sevda Dalgıç
    By yasem!n in forum Yerli Oyuncular
    Cevaplar: 174
    Son Mesaj: 02-06-11, 19:28
  2. Kelebek
    By omayra73 in forum Türk Sinemasından Film Tanıtımları
    Cevaplar: 5
    Son Mesaj: 20-05-09, 17:37
  3. Kelebek Çıkmazı - Bölüm Yorumları
    By karanlık86 in forum Kelebek Çıkmazı
    Cevaplar: 40
    Son Mesaj: 16-08-08, 00:24

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.6.1 © 2011, Crawlability, Inc.