Sayfa 1/3 123 SonSon
15 sonuçtan 1 ile 5 arası

Konu: Filinta - Senaryolar

  1. #1
    Durum:
    Çevrimdışı
    Okyanus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetmen
    Üyelik tarihi
    20.12.2012
    Mesajlar
    5,252
    Konular
    1
    Verdiği Beğeni
    254

    Aldığı Beğeni: 2,038

    Bahsedilme
    7 Mesaj

    Standart Filinta - Senaryolar

    BİR AŞK HİKAYESİ


    Rıhtım ıssızdı..
    Gecenin karanlığı her yeri sarmıştı..
    Öyle ki sanki kapkaranlık bir çölün ortasındaymışsın hissi veriyordu.
    Ya da bir okyanusun sonsuz derinliklerinde..


    Sessizliği yırtan ayrıntılar da vardı elbet..
    Rıhtıma vuran dalgaların sesleri kalp atışlarını andırıyordu sanki..
    Bazen sert.. Bazen ise uysal.. Ritmik atışlar..
    Tıpkı Süreyya'nın kalp atışları gibi..
    Dalgalar vurdukça nasıl rıhtım sarsılıyorsa, kalbi attıkça da Süreyya'nın bedeni sarsılıyordu..


    Bir süre dalgaların ritmik hareketlerini seyreden Süreyya başını kaldırdı.
    İleriye baktı.. Geride bıraktığı geçmişine baktı..
    Denizin ürkütücü karanlığında sanki geçmişini izliyor gibiydi..


    Rüzgar sertçe esti..
    Rüzgarın içinde Süreyya'nın saçları dalga dalga uçuşmaya başladı..
    Saçları sanki ruhunu yansıtıyordu.. Hırçın, güçlü, zarif ve asil..
    İpek gibi görüntüsünün yanında sanki kalkan izlenimini de veriyordu..
    Saçları bile onu tüm kötülüklerden korumaya ant içmiş gibiydi..


    Adamları biraz geride hanımlarını izliyordu.
    Süreyya belli bir mesafeye kadar gelmelerine izin vermişti.
    Yalnız kalmak istiyordu.. Düşünmek.. Ya da sadece hayal etmek..


    Süreyya birbirine karışmış deniz ve göğün ıssızlığına bakmaya devam ederken birden karanlığın içinde bir çift göz belirdi.
    Gülümseyen, tatlı tatlı bakan bir çift göz..
    Bu gözleri tanıyordu Süreyya..
    Daha ilk karşılaştıkları gün o gözleri gözlerine kazımıştı..


    İlk tanıştıkları gün..

    Ne gündü ama..
    Kendisine düzenlenen bir suikastın tam ortasında kalmıştı.
    Yardımına koşanlardan biri de bu gözlerin sahibiydi..
    O gözlerin sahibi çok cesurdu.. Çok da yetenekli..
    Muzipti de..
    Aynı zamanda o cesaretinin, o gücünün yanında küçük bir çocuk kalbi de barındırıyordu..
    Süreyya onun o çocuk, tatlı, merhametli kalbini hissedebiliyordu..


    Sonraki günlerde de karşılaştı onunla..
    Bazen sokaklarda.. Bazen ise kendi evinde..
    Kardeşiyle beraber gelirdi hep, suçlular dünyasını yok edip tüm kötülükleri ortadan kaldırmak için verdikleri mücadele sebebiyle..


    Süreyya hissetmişti..
    O gözlerin sahibinin bakışlarını hissetmişti.. Nasıl bir anlamla baktığını hissetmişti..
    İşte o günden beri kalbi hızla atmaya başlamıştı..
    Ruhu da şenlenmişti..
    Gün içerisinde durup durup gülümsüyordu..
    Hayallere dalıyordu..


    Karanlığın ortasındaki gözlere hapsolan Süreyya birden hızlıca başını salladı..
    Gözlerin kaybolmasını istiyordu..
    Ama nafile kaybolmuyorlardı bir türlü..
    Hala o gözler tatlı tatlı gülümsemeye devam ediyordu..


    Çareyi kendi gözlerini yummakta buldu..
    İçinden sürekli tekrarlıyordu..

    ''İstanbul'a niye döndüğünü hatırla!.. Ablanı hatırla!.. Boris'i hatırla!.. Mezara gömülen çocukluğunu hatırla!.. Davanı hatırla!.. Bu hikayede o gözlere yer yok!.. Bu hikayede aşka yer yok!..''


    Gözlerini tekrar açtı Süreyya..
    Diğer gözlerin ise kaybolduğunu umuyordu..
    Ama artık çok geçti.. Gözler hala ordaydı..
    Hatta başka şekiller belirmeye başladı..
    Saç mıydı onlar? Ahenkle dans eden uçuş uçuş saçlar..
    Sonra gülümseyen bir dudak..


    İçinden çığlık çığlığa haykırıyordu Süreyya..

    ''Hayır izin yok!..''


    Sonra tekrar gözlerini yumdu..
    Ve başka bir akşama kaydı düşünceleri..


    Kadı Gıyaseddin'in evinde yemekteydi.. Sofraya oturmuşlardı..
    İki sofra vardı.. Diğer sofrada ise aklından çıkaramadığı o gözlerin sahibi..
    Kendisine bakıyordu tatlı bir gülümseme eşliğinde..
    Kendisine engel olamayan Süreyya başını çevirip o gülümsemeye gülümseyerek karşılık vermişti..
    Hem de kaç defa..

    Kalpten kalbe bir gülümseme..

    O kadar mutlu olmuştu ki.. Her şeyi, herkesi unutmuştu..
    Sadece o ve kendisi..


    O akşamı düşündükçe Süreyya kendisine iyice öfkelenmeye başlamıştı..
    Böyle bir güçsüzlüğü nasıl göstermişti..
    Nasıl gülümsemişti.. Nasıl kalbini açmıştı..
    O an Boris'ten intikam almaya gelen Süreyya değil de aşk denizine düşmüş gencecik toy bir prensesti sanki..


    Süreyya tekrar gözlerini açtı..
    Bütün bu içinde bulunduğu çatışma ona acı veriyordu artık..
    Çok başka bir zamanda farklı biri olarak farklı bir hayatı yaşıyor olsaydı o prensesin o büyük mutluluğunu, o kalp çırpıntısını göz ardı etmezdi..
    İzin verirdi..
    Bir ömür boyu aşkla yaşamasına izin verirdi..


    Ama Süreyya bir prenses değildi..
    Prensesler gibi bir hayatı olmamıştı ve hiçbir zaman da olmayacaktı..
    O; kötü bir dünyada doğmuş, kötü bir dünyada yaşamış ve ona göre kendini yetiştirmiş bir amazondu sadece..
    Ve aşka hayatında yer yoktu..


    Birden bir ses duydu.. Silahını çıkararak hızlıca arkasını döndü..
    Ve sesin sahibine silahını doğrulttu..


    Silahını doğrulttuğu kişi hiç kıpırdamıyordu.. Ayakta dimdik duruyordu..
    Rüzgar onun da saçlarını dalgalandırıyordu.. Bir yandan da pelerinini..
    Derin derin Süreyya'ya bakıyordu sesin sahibi..
    Gözlerinde büyük bir hayranlık vardı..
    Dudaklarında ise hafif bir tebessüm..
    Hiç kıpırdamıyordu.. Sadece bakıyordu..


    Süreyya ise silahını doğrultmaya devam ediyordu..
    Donmuştu sanki..


    Birden dalgalar çok gürültülü bir şekilde rıhtıma vurmaya başladı..
    Hızlı hızlı sürekli vuruyordu..
    Süreyya ise duyduğu sesin dalga sesi mi yoksa kalbinin sesi mi olduğundan bir türlü emin olamıyordu..


    Ali ise sadece bakıyordu..

    Arkası yarın..



    ************************************************** *********************

    Daha verilen kelimeleri kullanamadım bile. Bu giriş kısmıydı :img-hyste Arkadaşlarla buluşmam gerek. Sonra devam edeceğim inşaAllah.. Haydin görüşürüz :love01:

  2. #2
    Durum:
    Çevrimdışı
    Okyanus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetmen
    Üyelik tarihi
    20.12.2012
    Mesajlar
    5,252
    Konular
    1
    Verdiği Beğeni
    254

    Aldığı Beğeni: 2,038

    Bahsedilme
    7 Mesaj

    Standart

    BİR AŞK HİKAYESİ 2


    Galata Nizamiyesi'nden çıkan Ali ve Mustafa beraber eve doğru yürümeye başladılar. Bugünleri de yine oldukça yoğun ve yorucu geçmişti. Mustafa ellerindeki yeni vakayla ilgili Ali'ye bir şeyler anlatıyordu. Anlattıkları karşısında Ali'den hiçbir cevap gelmediğini fark eden Mustafa Ali'ye doğru döndü. Kardeşinin söyledikleriyle hiç ilgilenmediğini anladı. Ali kendi kendine gülümseyerek yürüyordu. Mustafa'nın yanında olduğunu unutmuş gibiydi. Bu manzara karşısında Mustafa Ali'nin omzundan sıkıca tutarak onu iyice sarstı.
    Neye uğradığını şaşıran Ali;


    ''Ne oldu Mustafa? Saldırıya mı uğradık yoksa?'' diyerek hızlıca etrafına bakmaya başladı.

    ''Ali son zamanlarda kendinde değilsin, çok dalgınsın. Neyin var söyle?''

    ''Yok Mustafam ben gayet iyiyim, her şey yolunda.''

    ''Hiçbir şey söylemeyeceksin yani.. Kardeşinden sır saklamaya devam edeceksin..''

    ''Mustafam o ne demek öyle? Bizim aramızda gizli saklı mı olur?''

    Mustafa kardeşinin gözlerinin içine bakarak şöyle dedi;

    ''Peki Süreyya Hanım'a aşık olduğunu bana ne zaman söylemeyi düşünüyorsun?''

    Mustafa'nın söylediği karşısında Ali önce şoka girip bakakaldı. Sonra da gülümseyerek baktı kardeşine.. Utanarak başını başka tarafa çevirdi ve şöyle söyledi;

    ''Ben Süreyya Hanım'a aşık mıyım Mustafa?''

    ''Ulan körkütük aşıksın hem de.. Farkında değil misin yoksa?''

    ''Nerden çıkarıyorsun be Mustafa?''

    ''Ulan bütün Galata fark etti.. Süreyya'dan gözlerini alamıyorsun.. Ona bakarak dalıp gidiyorsun..''

    ''Öyle de Mustafam aşk kim biz kim? Daha bizim sabaha çıkacağımız bile belli değil.. Kelle koltukta yaşıyoruz.. Her günümüzde ayrı bir olay, ayrı bir bela.. Bizi kim ne yapsın?''

    ''İyi de oğlum Süreyya Hanım'ın da senden bir farkı mı var? O da kelle koltukta yaşıyor.. Onun da her günü aksiyon, her günü olay.. Ne güzel işte bol aksiyonlu günleriniz olur..''

    ''Ama onun gibi asil bir hanımefendi benim gibi uçarı bir zabitana gönül verir mi ki?''

    ''Vermiş bile oğlum.. Kadı Gıyaseddin'in evinde birbirinize olan bakışlarınızı fark etmedim mi sanıyorsun? O da gülümseyerek sana bakıyordu.. Senden hoşlanıyor bence..''

    ''Mustafam doğru mu diyorsun? Kardeşini mutlu etmek için söylemiyorsun değil mi? Ben de bakıp gülümsediği gördüm ama hayal gördüğümü sandım.. Ah be Mustafam yaktı o an kalbimi, gönlüme yine ateş gibi düştü..''

    ''O ateş ilk ne zaman düştü Ali?''

    ''Hani ilk karşılaştığımız gün var ya.. Süreyya Hanım'a düzenlenen suikastın ortasına düşmüştük.. O gün işte anında adamının silahını çekip arkamızdaki o pisliği vurmuştu ya işte ilk o an gönlüme kor gibi düştü.. Biliyorsun ben salon kadınlarıyla yapamam.. Süreyya hanımefendi, asil, zarif birisi ama bir o kadar da güçlü, cesur ve tuttuğunu koparan biri.. Oldukça da yetenekli.. O asil, kendinden emin tavrı beni çok etkiledi. Hayran olmamak elde değil.. Bir şey daha var.. Bütün bu gücünün ardında masum, kırılgan bir kalbi olduğunu hissediyorum.. Ve kimsenin onun kalbini kırıp onu üzmesini istemiyorum. Kimsenin ona zarar vermesini istemiyorum.. Hem çok da merhametli, güzel kalpli birisi.. Nasıl da Goncayla ilgilenmeyi kabul etti hemen.. Böyle bir kadın benim hayallerimin bile çok ötesinde..''

    ''Ne oldu, bir şey daha var? Niye gülüyorsun Ali?''

    ''Ah be Mustafam çok da güzel, gel de aşık olma..''

    ''Yakışır benim kardeşime.. Yalnız Ali şöyle bir durum var. Süreyya intikamı için İstanbul'a gelmiş birisi.. Biz bu taraftayız, o ise diğer tarafta.. Kötü birisi olmadığını düşünüyorum ama tam anlamıyla iyilerin tarafında da değil.. Gün gelecek belki de kendi davası için seni ve beni oyuna getirecek.. Böyle bir durumda ne yapacaksın?''


    ''Mustafa her şey daha çok yeni.. Henüz duygularımın bile yeni ayırdındayım.. Düşünmem gerekiyor bir çok şeyi.. Suçluların yanında yer alırsa elbette ki onun yanında yer almam.. O da benim için bir suçlu olur. Gereken neyse onu yaparım.. Ama kalbim onu sevmeye devam eder büyük ihtimalle.. Galiba Mustafa kalbimi ben tamamen ona verdim bile..''

    ''Neyse Ali sen şimdi bunları dert etme.. Gün ola hayrola.. Hadi çok oyalandık, gidelim artık..''

    ''Mustafam ben biraz daha dolaşsam Şehr-i İstanbul'da.. Yalnız kalıp düşünmeye ihtiyacım var. Daha sonra gelsem olur mu?''

    ''Tamam Ali sorun değil.. Dikkatli ol.. Çok da geç kalma.. Hadi kardeşim Allah'a emanet ol..''


    ''Sen de kardeşim..''

    ************************************************** *************************

    Mustafa'nın yanından ayrılan Ali İstanbul sokaklarında yürümeye başladı.. Kafası çok karışıktı.. Mustafa'nın söylediklerini düşünüyordu.. Boşuna hayallere kapılmamalı mıydı acaba? Yoksa bir gün sevdiği kadınla aynı yolda ilerlemeleri mümkün müydü?


    Geçen aylar boyunca yaşadıklarını düşündü Ali.. Ölümle burun buruna gelmişti.. Sonra ise kurtulmuştu ama gerçek anlamda kurtulamamıştı. Haftalarca acılar içerisinde yaşamıştı. Hem bedeni acılar içerisindeydi hem de ruhu.. Onu hapsedenler haftalarca bedenini iyileştirmeye çalışmalarına rağmen bir yandan da aklını hasta ediyorlardı.. Geceler boyunca aklında hep tek bir şey vardı.. Mustafa'yı öldürmek.. Bu fikir ruhunu hasta ediyordu ama yine de Mustafa'yı öldürmek yaşam sebebiydi sanki.. Haftalarca bu kabusla yaşamıştı..


    Sonra kendisini hapsedenler onu serbest bırakmışlardı ama serbest kaldığı an en büyük kabusu gerçekleşmişti.. Mustafa'yı öldürmek arzusuyla yanıp kavruluyordu. Nerdeyse Mustafa'yı öldürecekti de.. Kardeşini öldürseydi eğer ne yapardı, nasıl yaşardı? Neyse ki kardeşini öldürmemişti.. Ama kafası hala iyileşememişti.. Ara ara Mustafa'yı öldürme fikri tekrar ortaya çıkıyordu. Bu da yetmezmiş gibi kardeşi onun yüzünden idama da gidecekti nerdeyse..


    İşte bütün bu acılar ve sıkıntıların içerisinde Süreyya güneş gibi kalbine doğmuştu resmen.. Işıl ışıldı.. Ve tüm ışıltısıyla Ali'yi de aydınlatıyordu.. Hayattan tamamen kopma aşamasına geldiği şu zamanlarda yaşamın ne kadar güzel bir şey olduğunu tekrar hatırlatmıştı Süreyya..


    Onu gördüğü an her şeyi unutuyordu.. Sanki dünyada sadece o ve kendisi kalıyordu.. Onu gördüğü zaman nerdeyse hep aynı şeyin hayali beliriyordu gözlerinin önünde..


    Yemyeşil her tarafı çiçeklerle dolu bir çayırda atlar üzerinde ilerliyorlardı.. Süreyya at üzerinde o kadar güzel gözüküyordu ki.. Prensesleri andırıyordu sanki.. Sonra birden dönüp gülümseyerek kendisine bakıyordu.. Gördüğü manzara karşısında Ali'nin gözleri kamaşıyordu resmen.. Sonra Süreyya; ''Bıçak Ali var mısın sahile kadar yarışa?'' diye sesleniyordu.. Ali daha ağzını açıp bir şey diyemeden Süreyya atını dört nala koşturuyordu.. Ali kendine gelene kadar çoktan Süreyya arayı açıyordu bile.. Sonra sahile kadar atlarını koşturuyorlardı.. Süreyya her seferinde gülümseyerek hep aynı cümleyi tekrarlıyordu; ''Bıçak Ali sizi yine geçtim.''


    Sürekli gördüğü hayali tekrar aklında canlandıran Ali birden başını kaldırdı.. Nereye gittiğini bilmeden rıhtıma kadar gelmişti.. Başını kaldırdığında Süreyya'yı rıhtımda denize doğru bakarken gördü.. Birden heyecanlanarak ayağı yerdeki taşa takıldı..


    Sesi duyan Süreyya birden kendisine dönmüştü.. Süreyya ile göz göze gelen Ali tekrardan büyülenmişti sanki.. Donmuştu.. Hareket edemiyordu..


    Hapsolmuştu Süreyya'nın gözlerine..
    Rüzgarda usul usul dalgalanan saçlarına hapsolmuştu..


    Hareket etmeden sadece Süreyya'ya bakıyordu..
    Sanki hareket etse nefessiz kalacak ölecekmiş gibi..

  3. #3
    Durum:
    Çevrimdışı
    Okyanus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetmen
    Üyelik tarihi
    20.12.2012
    Mesajlar
    5,252
    Konular
    1
    Verdiği Beğeni
    254

    Aldığı Beğeni: 2,038

    Bahsedilme
    7 Mesaj

    Standart

    BİR AŞK HİKAYESİ 3


    Galata Rıhtımı'nda hayat durmuştu sanki..
    Martılar kanat çırpmayı bırakmıştı..
    Rüzgar esmeyi kesmişti..
    Dalgalar durulmuştu..
    Hepsi dinliyordu..
    Sessizce sadece dinliyorlardı..


    Birbirlerine hayranlıkla, heyecanla, aşkla bakan iki gencin
    Kalp atışlarını dinliyorlardı..


    Bu muhteşem manzara ne kadar sürdü bilinmez..
    Belki bir ömür.. Belki de sadece bir kaç dakika..
    Ne önemi vardı ki..
    Önemli olan bu güzelliğe, bu aşka şahit olmaktı..


    Kendini ilk toparlayan Süreyya oldu..
    Elindeki silahı indirdi..
    ''Kendine gel Süreyya'' telkinlerinden sonra konuşmaya başladı;


    ''Bıçak Ali sizi vurabilirdim.''


    Donmuş haldeki Ali Süreyya'nın sesiyle irkildi ve tekrar nefes almaya başladı..
    Duyduğu ne güzel bir sesti öyle..
    Sanki yemyeşil güneşli bir ormanda, pırıltılı bir nehir kenarında kuşlar şarkı söylüyordu..
    Gülümseyerek ve mırıldanarak;


    - Beni çoktan vurdun zaten. dedi..

    - Anlamadım Bıçak Ali, bir şey mi dediniz?

    - Sizinle burada karşılaşmak ne büyük tesadüf diyordum. Silahınıza hedef olmak ise beklenmedik ilginç bir durum.

    - Kolay bir hedeftiniz Bıçak Ali, hiç zor olmadı.


    Ali sadece gülümsedi.. Bunun üzerine Süreyya devam etti;

    - Hem istesem sizi rahatlıkla vurabilirdim de.. Karşı savunmaya geçmediniz. Yoksa refleksleriniz eskisi kadar iyi değil mi? Ya da bıçaklarınız mı yanınızda değil?

    - Hayır bıçaklarımın hepsi yanımda. Ama savunmaya geçme gereği duymadım. Zaten boşa uğraş olurdu. Nişancılığınızın ne kadar iyi olduğu malum..

    - Yani hiç mücadele etmeden teslim oldunuz öyle mi?

    - Öyle gibi Süreyya Hanım. Sizin merhametinize kaldım.



    Cümlesini bitirdikten sonra Ali Süreyya'ya doğru yürümeye başladı..
    Heyecanını bastırmaya çalışıyordu..
    Cesareti karşısında ise şaşkındı..


    Diğer tarafta ise Bıçak Ali'nin kendisine doğru geldiğini fark eden Süreyya ne yapacağını şaşırmıştı..
    İçinden ''Gelme!'' diye haykırıyordu..
    Bir yandan da bir an önce gelsin diye umutla bekliyordu..
    Daha hislerini çözümleyemeden Ali yanına gelmişti bile..


    - Süreyya Hanım bu saatte Galata tekin bir yer değildir. Hele bu rıhtım.. Kimin karşınıza çıkacağını bilemezsiniz. Benim yerime azılı bir katille de burun buruna gelebilirdiniz.

    - Telaş etmeyin Bıçak Ali.. Korumalarım yanımda.


    Süreyya'nın baktığı tarafa bakan Ali, kuytu bir köşede bekleyen korumaları gördü. Süreyya Ali'nin gözlerine bakarak sözlerine devam etti;

    - Hem ben de kendimi gayet iyi koruyabilirim. Sadece silahlar konusunda hünerli değilim..

    - Öyle mi? Sizinle ilgili kim bilir daha neler duyacağım. Diğer yetenekleriniz hakkında da bilgi edinmek isterdim.

    - O zaman belki bir gün ''Çek kılıcını Bıçak Ali, bir düelloya var mısın?'' diyebilirim.


    - Ooo kulağa oldukça tehditkar geliyor. O düelloya kadar kendimi hazırlasam iyi olacak.

    - İstediğiniz kadar hazırlanabilirsiniz. Yine de size pek fayda edeceğini sanmıyorum.
    diyerek göz kırptı Süreyya.. Ali ise gülümseyerek;

    - O kadar kendinizden emin olmayınız Süreyya Hanım. Sonuçta benim de bıçaklar konusundaki hünerlerim gayet ortada. Ha bıçak ha kılıç.. Siz asıl kılıcınızı en azından iki dakika elinizde tutabilmenin yollarını arayınız.

    Süreyya cevap vermedi.. Sadece gülümsedi.. Daha sonra ise;

    - Bıçak Ali gecenin bu vakti sizi rıhtıma atan sebep nedir? Teftişte misiniz? Yoksa beni mi takip ediyorsunuz? İlginçtir ki Filinta Mustafa da yanınızda değil..

    - Her ikisi de değil.. Sadece hava almaya çıkmıştım. İstanbul gündüz olduğu kadar gece de çok güzeldir.

    - Maalesef İstanbul'un gündüz güzelliğini pek göremiyorum. Yıllar sonra İstanbul'a geldim ama işten güçten fırsat bulup gezemedim. Oysa ki bu şehrin güzelliğine hep hayran kalmışımdır.

    - Yazık olur bu şehri gündüz gözüyle görememek. Yarın izinli günüm. Eğer siz de müsaitseniz İstanbul'un en güzel yerlerinden biri olan Göksu'yu gezdirmek isterim size..

    - Göksu Deresi'ni mi?

    - Evet. Daha önce hiç gittiniz mi?

    - Hayır, hiç gitmedim. Ama metnini çok duydum. Maviyle yeşilin buluştuğu, sandalların gelin gibi süzüldüğü çok güzel bir yermiş..

    - O zaman teklifimi kabul ediyorsunuz. Ben de uzun zamandır gitmemiştim. Sayenizde tekrar o güzelliği görmüş olurum.


    Ali büyük bir umutla Süreyya'ya bakıyordu.. Bir yandan da kendine ''İyi misin oğlum'' diye sayıyordu. ''Nasıl böyle bir teklifte bulunursun? Aklını mı kaçırdın? Süreyya gibi bir hanım ne diye seninle taa Göksu'ya gelsin? Aptalsın işte aptal..''


    Süreyya ise ne diyeceğini bilemiyordu. Ali'nin teklifi karşısında o kadar sevinmişti ki ''Umarım sevindiğim anlaşılmamıştır.'' diye içinden geçiriyordu. Ali'nin teklifine ne cevap vermeliydi? Gitmeyi çok istiyordu ama gitmemesi gerektiğini biliyordu. ''En iyisi biraz daha sorular sorarak düşünmek için kendime zaman kazanayım.'' diye aklından geçirdi.


    - Ama orası Anadolu tarafında diye biliyorum. Gitmesi zor olsa gerek..

    - Merak etmeyin kolaylıkla bizi oraya götürecek bir tekne ayarlayabilirim.


    Süreyya adamlarının olduğu tarafa baktı.. Ali bunu fark etti ve sözlerine devam etti;

    - Hem sürekli etrafınızda birileri var. Korumalarınız olmadan rahatça bir yere gidemiyorsunuz. Bu küçük gezi sizin biraz da olsa nefes almanızı sağlayacak. Ayrıca işlerinizden de birazcık uzaklaşmak iyi gelecektir. Benim için de aynısı geçerli..

    - Bilmediğiniz çok şey var Bıçak Ali.. Korumalarım olmadan hiçbir yere gidemem. Her daim bir suikaste uğrama ihtimalim var.


    Ali Süreyya'ya doğru bir adım daha attı ve gözlerine bakarak;

    - Benim yanımda korumalarınıza ihtiyacınız yok.. Ben sizi her daim korurum.. dedi.


    Süreyya ne diyeceğini bilemiyordu. Ağzından bir türlü ''Hayır gelemem'' çıkmıyordu. Ali hala gözlerine bakmaya devam ediyordu. Daha fazla dayanacak gücü yoktu.. Bayılacaktı nerdeyse..

    - Tamam o zaman.. Göksu'yu hep görmek istemişimdir. Bu isteğimi gerçekleştirme zamanı geldi artık. Yarın onda görüşürüz Bıçak Ali.. Hayırlı geceler size.. diyerek Ali'nin yanından ayrılan Süreyya korumalarının yanına gitti.


    Ali ise yine donakalmıştı..
    Süreyya'nın ''Tamam'' dediğine inanamıyordu..
    Hayırlı geceler bile diyememişti..
    Yarını nasıl bekleyecekti..


    ************************************************** *************************

    Tabii dizide işler karıştı. Süreyya bıçaklandı. O yüzden benim senaryo diziden baya bir bağımsız oldu :) Ama ben ona da buldum bir çözüm :img-wink: Benim hikayem paralel evrende geçiyor :img-hyste Paralel evrendeki Süreyye ve Ali'nin hikayesi :img-hyste Fringe style :img-hyste Neyse bir ara yine ortak bir paydada buluşuruz senaristlerimizle :img-wink:

  4. #4
    Durum:
    Çevrimdışı
    Okyanus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetmen
    Üyelik tarihi
    20.12.2012
    Mesajlar
    5,252
    Konular
    1
    Verdiği Beğeni
    254

    Aldığı Beğeni: 2,038

    Bahsedilme
    7 Mesaj

    Standart

    BİR AŞK HİKAYESİ
    4


    Ali evin içinde bir sağa bir sola gidip geliyordu. Sürekli ''Napıcam ben, napıcam ben'' deyip duruyordu.. Bazen aniden olduğu yerde durup alnına vuruyor, sonra hızlıca bir oraya bir buraya gitmeye devam ediyordu. Mustafa daha fazla dayanamayarak;


    - Ali yeter artık! Başım döndü. Ne oldu anlatsana?

    - Mustafam ben ne yaptım?

    - Ne yaptın oğlum söylesene?

    - Süreyya'ya yarın beraber Göksu'ya gitmeyi teklif ettim.

    - Neeeee!!!

    - Sorma Mustafam çıldırmış olmalıyım.

    - Ne dedi peki?

    - Kabul etti.

    - İki dakika yalnız bırakmaya gelmiyorsun. Ne ara Süreyya'yı gördün de gezme teklifinde bulundun?

    - Gördüm işte Mustafam sen boş ver oralarını. Şimdi söyle; bir ne giyeyim, iki hediye olarak ne götüreyim, üç nasıl davranmalıyım, dört Göksu'da aşkımı ilan etmeli miyim?

    - Dur Ali, yavaş ol biraz. Sırayla gidelim. Öncelikle ne demek ne giyeceğim? Bu kıyafetlerin güzel işte, bunlarla gidersin.

    - Olur mu Mustafam? Çok özel bir buluşma. Hem Süreyya Hanım çok güzel giyinen bir kadın. Onun yanında sönük kalmayayım? Şapka falan mı taksam acaba?

    - Yok artık Ali, daha neler. Sen fes adamısın. Kendi kişiliğine aykırı kıyafetler mi giyeceksin? Hem benim kardeşim kimsenin yanında sönük kalmaz.

    - Öyle mi diyorsun Mustafam?

    - Öyle tabii. Bulmuş Süreyya Hanım senin gibi yakışıklı zabiti, daha ne olsun? Hem yakışıklısın hem havalı. Gülüşün bile yeter oğlum.

    - Sağol Mustafam.. Ee kimin kardeşiyim. Peki hediye olarak ne götürmeliyim?

    - Hımm bilemiyorum ki bu konularda ben de çok tecrübesizim. En iyisi çiçek götür. Kadınlar çiçekleri sever.

    - Mustafam çiçek zaten götüreceğim. Ama sadece çiçek çok basit kaçmaz mı? Süreyya gibi bir hanımı etkilemem için çok daha özel bir şeyler götürmeliyim.

    - Bilmiyorum Ali, benim aklıma bir şey gelmiyor. Dur Ali, nereye gidiyorsun?

    - Abdullah'a gidiyorum. Onun icatları arasında belki Süreyya'ya verebileceğim bir şey vardır.

    - Dur Ali, bir bekle.. Çok geç oldu, bu saatte gidilir mi hiç? Yarın erkenden gider bakarız.

    - Tamam Mustafam. Çok heyecanlıyım da hemen her şey olsun istiyorum. Peki yarın Süreyya Hanım'a nasıl davranmalıyım? Mesela Süreyya Hanım diye mi hitap etmeliyim Süreyya mı? Asıl önemli soru onu sevdiğimi söylemeli miyim?

    - İlk başlarda biraz resmi davranırsın. Sonra duruma göre bakarsın. İlan-ı aşk durumuna gelirsem; içinden ne geçiyorsa onu söylersin. Şimdiden dert etme bunları. Hele bir yarın olsun. Bir gidin, gezin Göksu'yu. Göksu sevdalıların gittiği bir yer diye biliyorum. Orada aşıklar dayanamaz dile gelirmiş. En güzel, en naif duygularını orada fısıldarlarmış birbirlerine.

    - O yüzden orayı seçtim zaten.

    - Seni çakal. Bak nasıl da sırıtıyor. Az değilsin.

    - Ne yapayım Mustafam, onu görünce çok heyecanlanıyorum. Belki orda dile gelirim diye düşündüm.

    - Anladım kardeşim. Neyse Ali geç oldu, yatalım artık. Sen de uyu, dinlen iyice. Yarın kan çanağı gözlerle çıkma Süreyya Hanım'ın karşısına.

    - Doğru diyorsun da Mustafam, ben bu heyecanla nasıl uyuyacağım? Haa unutmadan, yarın Abdullah'ın yanına gitmeden önce Süreyya ile beni Anadolu Hisarı'na götürecek bir tekne ayarlamam gerek.

    - Tamam kardeşim hallederiz. Hadi hayırlı geceler sana.

    - Sana da Mustafam.


    Ali yatağına yatmıştı ama bir türlü gözüne uyku girmiyordu.. Süreyya'nın hayali bir türlü gözünün önünden gitmiyordu.. Aniden dönüp kendisine silah doğrultmuştu.. Hızla dönerken saçları nasıl da savrulmuştu.. Dönmüş ve kalbinden vurmuştu onu.. Diğer zamanlarda olduğu gibi.. Tekrar, yeniden.. Yarın ne yapacaktı? Onun yanında heyecandan bayılmadan nasıl duracaktı?


    Kilometrelerce ötede yatağına uzanmış tavanı seyre dalan Süreyya hala şoktaydı.. Bir süre önce yaşadıklarının bir rüya olmasını umuyordu.. Yarın Bıçak Ali ile beraber Göksu'ya gidecekti. Aklını mı kaçırmıştı acaba? Onca işinin gücünün arasında hem de.. Boris'e karşı her zaman dikkatli ve atik olmalıydı.. Bankanın kurulup faaliyete geçmesi için hızla ve akıllıca hamleler yapmalıydı.. İngilizlere karşı tetikte olup onların hain tuzaklarını bertaraf etmeliydi.. Bunca işinin arasında o ne yapıyordu? Bıçak Ali adındaki bir zabitle yarın Göksu'ya gideceği için heyecandan uyuyamıyordu.. Birden yatağında doğruldu.. Yarın ne giyecekti? Sağa sola telaşla bakarken biraz önce giyeceği kıyafeti ayarladığını hatırladı.. Rahatlayarak tekrar yattı.. Yarın ilginç bir gün olacaktı.. Belki de hayatının dönüm noktası.. Yeni bir başlangıç.. Yeni bir hayat..

  5. #5
    Durum:
    Çevrimdışı
    Okyanus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetmen
    Üyelik tarihi
    20.12.2012
    Mesajlar
    5,252
    Konular
    1
    Verdiği Beğeni
    254

    Aldığı Beğeni: 2,038

    Bahsedilme
    7 Mesaj

    Standart

    *
    BİR AŞK HİKAYESİ 5


    - Mustafaa!

    - Hımm

    - Mustafaaa!!

    - Hımm

    - Mustafa kalk hadi geç kalıyoruz.

    - Ali daha çok erken, biraz daha uyuyayım.

    - Olmaz Mustafa, kalk hadi.

    - Ali dur, çekme!

    - Hadi Mustafa daha tekne ayarlayacağız, Abdullah'a gideceğiz.

    - Tamam kalktım işte.

    - Mustafa nasıl görünüyorum?

    - Her zamanki gibi.

    - Her zamanki gibi mi?

    - Her zamanki gibi yakışıklı.

    - Sağol kardeşim. Hadi hazırlan, aşağıda bekliyorum seni.


    ****************


    - Geldim.. Dur, çekiştirmesene oğlum.

    - Acele et biraz.

    - İyi de Ali bir şeyler yemeden mi çıkacağız?

    - Sen sonra yersin bir şeyler. Ben heyecandan zaten bir şey yiyemem. Hemen gidip tekneyi ayarlayalım.


    ****************


    - Hadi Ali rahatla artık, tekne işini hallettik.

    - Hallettik, sağol Mustafam. Şimdi hemen Abdullah'a gidelim.


    ****************


    - Ooo paşa kardeşlerim hoşgeldiniz. Sabah sabah sizi buraya hangi rüzgar attı?

    - Abdullah icatlarına bakacaktık.

    - Ali onlar oyuncak değil.

    - Biliyorum Abdullah. Kendim için bakmayacağım zaten.

    - Kimin için bakacaksın?

    - Süreyya Hanım için.

    -

    - Niye öyle bakıyorsun Abdullah, çok mu tuhaf bir şey söyledim? Mustafa sen de sırıtacağına yardım etsene bana, uygun bir şeyler bulalım.

    - Abdullah, Ali bugün Süreyya Hanımla Göksu'ya gezmeye gidecek. O yüzden ona hediye etmesi için bir şeyler bakmaya geldik.

    -

    - Tamam kulağa senin icatlarından bile ilginç geliyor ama şaşırma işini sonraya bıraksan da bize yardımcı olsan. Daha hiçbir şey yemedim, ölüyorum açlıktan. Şu deli ve sabırsız aşığı hayırlısıyla bir yolculayalım.

    - Tamam Mustafam.. Nasıl bir hediye düşünüyorsun Ali?

    - Aklımda bir şey yok. Süreyya'nın hoşuna gidecek, onu şaşırtacak ve mutlu edecek bir şey olsun. Ve tabii kendini özel hissetmesini sağlayacak bir şey.

    - Hımm bir düşünelim bakalım. Bu olmaz, bu olmaz.. Hımm bu nasıl Ali, olur mu?

    - Bu ne ki Abdullah?

    - Yeni icatlarımdan biri. İsmi ''Abdullah'ın Çamaşır Merdanesi''

    - Ne işe yarıyor bu?

    - Bak buradan kirli çamaşırları atıyorsun. Üzerine su ve benim özel karışımım olan şu temizleyiciden döküyorsun. Sonra da merdaneyi çeviriyorsun. Mis gibi oluyor çamaşırlar.

    - Abdullah bu nasıl bir hediye? Süreyya Hanımın bir sürü yardımcısı var. Zaten onlar çamaşırlarını yıkıyordur. Hem sanki bak sana bunu hediye ediyorum, ilerde çamaşırlarımı yıkarsın dermiş gibi.

    - Tamam Ali tamam başka bir şey bakalım o zaman. Sen şimdi bunu beğenmedin ama ilerde hanımlar kendilerine bunu hediye eden erkekleri bağırlarına basacaklar. Sen ne anlarsın zaten.

    - Abdullah tamam başka neyin var onu göster kardeşim.

    - Tamam Mustafam.. Hımm peki bu nasıl? İsmi ''Abdullah İnce Bel'' ya da ''Abdullah The Korse''.. Tam karar veremedim.

    - Neeeeey??

    - Bak şimdi bunu giyiyorsun. Şu aparatları takıyorsun. Şurdan çekiyorsun. Ve ince bir bele kavuşuyorsun.

    - Abdullah böyle bir şeyi niye icat ettin ki?

    - Sormayın paşa kardeşlerim. Geçen gün lö boy aynama bakarken biraz kilo aldığımı fark ettim. Göbişim çıkmış biraz. O yüzden böyle bir şey icat ettim.

    - Güzel yapmışsın da Abdullah, Süreyya'nın beli zaten incecik. Ne yapsın bunu?

    - Sana da hiçbir şey beğendiremiyoruz Ali.. Özel icatlarımı sunuyorum burun kıvırıyorsun.

    - Abdullah kardeşim tamam sinirlenme. Hadi başka bir sürü güzel icadın vardır senin.

    - Ama Mustafam..

    - Tamam Abdullah. Ali çok heyecanlı. Ona yardımcı olalım.

    - Peki peki.. Acaba Mustafa'ya yaptığım silahlardan birini mi hediye etsen Ali? Süreyya Hanım sever silahları.

    - Güzel olurdu Abdullah ama hiç romantik bir hediye değil.

    - Haklısın paşa kardeşim. Hımm bir düşüneyim, bir düşüneyim. Durun, buldum işte. Bekleyin biraz. Hımm peki bunlar nasıl?

    - Bu nedir ki Abdullah? Madalyona benziyor.

    - Bunlar özel yapım iki madalyon. İsmi ''Kalpten Kalbe''

    - İsmi çok güzelmiş. Peki ne işe yarıyor bunlar Abdullah?

    - Bak bu madalyonlar çift taraflı. Açtığın zaman bir kapağına fotoğraf koyabiliyorsun. Diğer kapağın içinde ise özel bir düğme var. Bak gördün mü burada. Diğer madalyon da aynı bu şekilde. İşte bu düğmeye bastığın zaman diğer madalyon harekete geçiyor ve ısınmaya başlıyor. Kırmızılaşıyor ve yakıcı oluyor bir süreliğine. Her iki madalyon arasında özel bir iletişim ağı var. Çok fazla bilimsel detaya girmeyeceğim, anlamazsın çünkü. Ama şöyle söyleyeyim; birbirlerini hissedebiliyorlar. Mesela diyelim ki Süreyya Hanım bir tehlike ile karşılaştı. Ve sonrasında madalyondaki bu düğmeye bastı. Eğer sen çok uzak bir mesafede değilsen senin madalyonun harekete geçiyor. Isınıyor ve kırmızılaşıyor. Bu sayede Süreyya'nın sana ihtiyacı olduğunu anlıyorsun.

    - Abdullah bu çok güzel bir şey. Çok beğendim kardeşim.

    - Sağol Alim. İstersen fotoğraf köşesine fotoğraflarınızı yerleştireyim hemen?

    - Sahi mi Abdullah? Ne güzel olur. Peki Süreyya'nın fotoğrafını nerden bulacağız?

    - Yabancı bir mecmuada onun fotoğrafına rastlamıştım. Bekleyin biraz, geliyorum.

    - Ali çok güzel bir hediye olacak.

    - Aynen Mustafam. Süreyya'ya çok yakışacak bu madalyon.

    - İşte buldum. Hemen bunu madalyona uygun kesip yapıştıracağım. Senin fotoğrafın zaten vardı bende. Biraz bekleyin. Ben hemen hallediyorum.

    - Abdullah kardeşim çok teşekkür ederim.

    - Tamam hallettim. Al bakalım iki madalyonu da.

    - Mustafa baksana çok güzel olmuş. Abdullah ne diyeceğimi bilemiyorum. Allah razı olsun senden kardeşim.

    - Önemli değil Alim. İnşaAllah her şey gönlüne göre olur.



    Kalpten Kalbe Madalyonları'nı ceketinin iç cebine koyan Ali, Abdullah ve Mustafa ile vedalaşıp Süreyya'nın evine doğru yola koyuldu.. Ceketinin diğer tarafındaki iç cebinde ise Abdullah'a gelmeden önce aldığı kırmızı bir gül vardı.. Artık her şey hazırdı.. Büyük bir heyecan ve sevinçle Süreyya'ya doğru yol alıyordu..

Sayfa 1/3 123 SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Filinta - Bölüm Yorumları
    By NATY&FACU in forum Filinta
    Cevaplar: 553
    Son Mesaj: 10-08-18, 03:06
  2. Filinta - Bölüm Özetleri
    By NATY&FACU in forum Filinta
    Cevaplar: 55
    Son Mesaj: 20-04-16, 14:44
  3. Filinta - Bölüm Yorumları (3)
    By NATY&FACU in forum Filinta
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 02-10-15, 18:51
  4. Filinta - Bölüm Yorumları (2)
    By NATY&FACU in forum Filinta
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 05-05-15, 22:31
  5. Filinta - Bölüm Yorumları (1)
    By NATY&FACU in forum Filinta
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 20-03-15, 02:29

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

webmaster forumu
hd film izle
film izle
diziizle.blog
fragmanlar
juul
One Hit Wonder
Kayseri evden eve nakliyat
uluslararası evden eve nakliyat
Bu sistem vBulletin® alt yapısına sahiptir, Version 4.2.5 kullanılmaktadır. Telif hakları, Jelsoft Enterprises Ltd'e aittir. Copyright © 2020

kartal escort
maltepe escort
bahis siteleri
güvenilir casino siteleri
casino siteleri
canlı bahis siteleri
escort ankara
tipobet
deneme bonusu
Güvenilir Bahis Siteleri
sağlam bahis siteleri
eskort
istanbul escort
bayan escort

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.6.1 © 2011, Crawlability, Inc.