Sayfa 158/158 İlkİlk ... 58108148154155156157158
788 sonuçtan 786 ile 788 arası

Konu: Gönülçelen - Senaryolar

  1. #786
    Durum:
    Çevrimdışı
    samish - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    29.11.2006
    Yer
    Bakü
    Mesajlar
    291
    Konular
    1
    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Murat-Hasret evlilik sonrası

    20. Kısım

    Hasret gözlerini açıp bir süre yarıkaranlık odada etrafa bakınır, sonra kalkıp sabahlığını giyer, çekmeceden kalın şalı alar ve azcık açık bırakılmış kapının arasından geçip balkona çıkar. Murat balkonda durmaktadır, etraf karanlık ve sessizdir, sokak lambasının ışığı balkonu zayıf aydınlatıyor... Hasret elindeki şalı usulca Murat`ın omzuna atar, elini bir kaç saniyelik onun omuzlarında tutar, Murat ona döner. Hasret kısık sesle konuşur.
    H: Hava serin, üşüme...
    Murat hafif gülümser. Bir kaç saniye sessizlik çöker, ikisi de uzaklara bakarlar, Hasret daha fazla dayanamaz, Murat`a döner.
    H: Murat.. Neyin var? Yatağa bir girdin, dönüp durdun. Bir ara ses çıkmayınca uyudun sandım, meğersem kalkmışsın... Ne zamandır ayaktasın?
    M: Biraz var... Kusura bakma, sessiz olmaya çalışmıştım ama...
    H: Noldu?
    Murat bir süre onun yüzüne bakar, sonra yüzünü yana çevirir uzaklara bakarken mahcup bir tarzda kısık sesle konuşur.
    M: Boynum... Uzanınca incitiyordu, ben de kalktım...
    Hasret üzgün bakışlarla bakar, hafifce Murat`ın boynuna dokunur..
    H: Beni neden hemen uyandırmadın? Keşke daha önce kalksaydım...
    M: Rahatsız etmek istemedim...
    H: Aşk olsun Murat, o ne demek şimdi? (biraz düşünür) Ne yapsak acaba? (Murat`ın elinden tutar çeker) Gel hadi...
    M: Nereye?
    Odaya geçerler, Murat`ı yatağın üzerine oturtur, şalı omzundan alır. Murat biraz geri çekilir.
    M: Sakın masaj yapayım deme, dokunacak gibi değil çünkü...
    H: Masaj yapmıyorum korkma... Sen boynunu bayağı incitmişsin, masajla geçecek şey değil bu... Bekle, ben şimdi geliyorum...
    Odadan çıkar, Murat elini omzuna götürür “ahh” der... Hasret birazdan döner... Elinde merhem getirmiş... Merhemden birazcık avucuna koyar, parmaklarını merheme batırır, Murat`ın yanına oturur ve usulca boynuna sürer. Sürdükce hafif masaj hareketleri de yapar... Murat yüzünü buruşturur, ama itiraz etmez.
    M: Gece gece senin de başına iş çıkardım kusura bakma...
    H: Burnunun dikine gitmeyip gündüzden sürmeme izin verseydin, şimdi bu hale gelmezdi...
    Murat suçlu çocuklar gibi onun yüzüne bakar, gözünün önüne düşen saçlarını kulağının arkasına geçirir. Yüzünü avuçlar, baş parmağıyla yanağını okşar. Hasret üzgün üzgün bakar, elini onun elinin üzerine koyar, yavaş yavaş yanağından çeker ve ayağa kalkar. Fırat`ın odasına doğru gider.
    H: Fırat`ın ateşini yoklamam lazım.
    Murat da peşinden gelir. Bebeğin yatağının yanında dururlar, Hasret dereceyi koyar ve bakar. Murat huzurlu bir şekilde uyuyan bebeğin elini okşar.
    M: Ateşi var mı?
    H: Yok, çok şükür.
    M: İyi görünüyor... Baksana nasıl huzurlu...
    H: Hıhı, tedavi işe yarıyor galiba... Canım oğlum benim...
    Bebeğin alnından öper. Bir süre beraber seyrederler. Hasret duygulanır, elini ağzına götürür, hızla yatak odasına geçer. Murat ne olduğunu anlamayıp peşinden gider. Hasret gidip balkon kapısının önünde durur, dışarıdaki karanlığa bakar.
    M: Hasret... (merakla onu izler, yanına yaklaşır, omzuna dokunur) Hasret?
    Hasret üzgün bir ifadeyle ona bakar, gözleri yaşlanmış...
    M: Ağlıyor musun?
    H: Benim yüzümden ikiniz de hasta oldunuz...
    Murat parmaklarıyla onun dudaklarını kapatır.
    M: Şşşşş, hiç bir şey senin yüzünden olmadı, kendini suçlamayı bırak. Bak Fırat çok iyi, sakin sakin uyuyor. Boynumun ağrısı da geçer birazdan...
    H: Ya geçmezse?
    M: Geçer canım, ağrı azalmaya başladı bile... Sen merhem sürersin de geçmez mi?
    Hasret kederli bakışlarla Murat`ın gözlerine bakar. Murat cüretlenip onun dudaklarına hafif bir öpücük kondurur. Sonra gözlerinin içine bakar ve gülümser.
    M: Üzülme, tamam mı... Hadi gel yatalım artık...
    Hasret dolaptan bir yastık daha çıkarır, Murat`ın sırtını dayaması için yastıkları yerleştirir, Murat yatağa uzanır, sırtını yastıklara dayar.
    H: Böyle rahat mı? Boynunu incitiyor mu?
    M: Böyle iyi hayatım, merak etme.
    Hasret aynı telaşlı ve üzgün bakışlarla bakmaya devam eder. Murat kolunu yukarı kaldırır.
    M: Gel...
    Hasret bir anlık tereddütten sonra Murat`ın koynuna uzanır, başını göğsüne yerleştirir, sarılır. Murat onu kollarının arasında sıkı sıkı kucaklar.
    M: Ama bir daha beni bırakıp gitme tamam mı? Sensiz uyumaya alışkın değilim...
    Hasret bir şey söylemez, daha sıkı sarılır...

    ... Birisinin kapıya vurmasıyla ikisi de gözlerini açarlar. Fırat yanlarındadır, uyanmış sakin sakin bakmakta. Murat şaşkın şaşkın önce kapıya sonra Hasret`e bakar.
    M: Bu da kim?
    H: Ya Levent ya da Ceren`dir... Mühtemelen Ceren`dir.
    M: Ah, ben onların bizde olduklarını unutmuşum...
    Hasret sabahlığını giyip kapıya gider, Murat saate bakar – 8.45, derinden bir “off” çeker, kafasını kaşır. Fırat`ın elini öper.
    M: Günaydın bebeğim... Sen ne zaman uyandın?
    Hasret kapıyı açar, kapının arkasında kimse yok. Koridora çıkar, Ceren onun çıktığını görünce geri döner.
    H: Ceren?
    C: Hah, günaydın... Uyandırdım mı? Yaa ne çok uyuyorsunuz, bir de erken kalkıcaz diyorsunuz...
    H: Aslında erken kalkmamız gerekiyordu evet...
    Murat kalkıp kapıya yaklaşır, Hasret`in arkasında durur, elini beline koyar.
    M: Ceren, noldu, sabah sabah bizi rüyanda mı gördün?
    Ceren kinayeli bir şekilde gülümsüyormuş gibi yapar.
    C: Hıı, sen akşam Levent`e “sabah seni erken kaldıracam” de, adam da sabahın köründe kalksın, gömlekti, kıravattı derken başımın etini yesin, kendin de burda fosur fosur uyu...
    M: Levent kalkmış mı?
    C: Çoktaan... Sabahın köründe alarm saati gibi milleti de uyandırmış, senin orkestrayı toplamış bile...
    M: Öyle mi?
    C: Hasret, şu ütü masası nerde? Levent tutturdu ille de gömlek giyecekmiş, gömlekler de bavulda buruş buruş olmuş...
    H: Aşağı inince gösteririm yerini...
    C: Fırat Can uyanmadı mı daha?
    H: Uyanmış... Ah, onu da aşağı indirir misin? Biz de birazdan geliriz...
    Ceren mutlu bir şekilde zıplar.
    C: Tabi, tabi...
    Murat Fırat`ı yatağın üzerinden alır, Ceren`e verir.
    M: Ana kucağı aşağıda, istersen ona koyarsın.
    C: Yok, ben kucağımda tutarım. A canım, ben senin şu tombik yanaklarını sıkmaz mıyım?
    Ceren bebeği alır almaz merdivenlere doğru gider, aşağı Levent`e seslenir...
    C: Levent, bak kimi getiriyorum...
    Hasret`le Murat onun peşinden bakıp gülerler ve tekrar odaya geçerler. Odanın ortasında durup birbirine bakarlar, bir anlık ne yapacaklarını bilmezler. Hasret cüretlenir, bir adım öne gelir.
    H: Boynun nasıl oldu?
    Murat elini boynuna götürür, hareket ettirir.
    M: İyidir... Karımın şifalı elleri değdi ya...
    Bir adım öne gelir, karşı karşıya dururlar, Hasret`in elini tutar. Diğer eliyle saçlarını, yanağını okşar.
    M: Teşekkür ederim birtanem...
    Gözlerinin içine bakıp gülümser. Hasret parmaklarının ucuna kalkıp onun yanağından öper, bir kaç saniye daha göz göze bakışırlar, sonra birbirine sıkı sıkı sarılırlar...

    Bir süre sonra... Hasret aynanın önünde saçlarını düzeltir, Murat banyodan çıkar.
    H: İnelim mi? Çok geç oldu. Daha kahvaltı bile hazırlamadık, ayıp oldu Cerenlere de...
    M: Haklısın.. Acele etmemiz lazım... Çok işimiz var...
    Hasret`in omzunu kucaklar, Hasret de onun beline sarılır, beraber odadan çıkarlar, yukarıdan aşağı salona bakarlar. Levent`le Ceren Fırat`ı kanepenin üzerine koymuşlar, her biri bir taraftan yüzüstü uzanmışlar, bebeğin başı üzerine eğilmişler, oynamaktalar. Levent parmağını bebeğin eline verir, o da sıkı sıkı tutar.
    L: Şunun ellerine baksana, hele kollarına bak... Tombiş tombiş...
    C: Ay Levent, ayakları ne kadar küçük, benim parmağım bile daha uzun...
    Fırat ona gösterilen ilgiden dolayı gayet memnun bir halde güler...
    L: Bak güldü... Gülmesini de bilirmiş de...
    C: Ayy... Canım benim, canım... Sen ne kadar tatlısın...
    L: Hele biraz daha büyüsün, çok tatlı olacak çok...
    C: Şu yanakları ısıracam bir gün...
    Murat`la Hasret yukarıdan merakla onları izlerler, ikisinin de yüzünde tebessüm belirir. Sevinçle bir birine bakarlar, Murat boğazını temizler, onlara seslenir.
    M: Hey, siz naapıyorsunuz orda benim oğluma?
    İkisi de bir anlık başlarını kaldırıp yukarı bakarlar, tebessüm ederler, sonra tekrar Fırat`a bakarlar.
    M: Ceren, burdan çok güzel görünüyorsunuz, bebek size çok yakışıyor...
    H: Evet... Bence siz hemen bir çocuk yapmalısınız...
    Ceren memnun halde bakar güler...
    C: Onu Levent`e söyleyin...
    L: Aaa, neden bana? Çocuk istemeyen sendin... Şimdi suçlu ben mi oldum?
    Muratlar aşağı inip yanlarına gelirler. Onlar da kalkıp otururlar.
    M: Sahi... Hazır bu kadar heveslenmişken yapın işte bir çocuk...
    Ceren Fırat`ı kucağına alır, elini öper.
    C: Hasret, sence bizim çocuğumuz da güzel olur mu?
    H: Neden olmasın? Elbette güzel olacak...
    M: Benim oğlum kadar yakışıklı olur mu bilmem, ama güzel olur herhalde...
    Ceren omzuyla Murat`ı hafifce ittirir.
    C: Aman, bu da oğluna toz kondurmuyor...
    L: Ya Murat, nerdesin abi sen? Neredeyse öğlen olacak... Bir sürü işimiz gücümüz var...
    M: Kusura bakma, bu gün biraz uyuya kaldık...
    H: Ben hemen kahvaltı hazırlıyorum...
    Mutfağa doğru gitmek isterken durur, salondaki masanın üzerine kahvaltı sofrası hazırlanmış bile... Hayran hayran sofraya bakar, Murat`ın kolunu çekiştirir.
    H: Murat...
    Murat döner bakar. Yüzünde gülümsemeyle önce Hasret`e sonra Leventlere bakar. Parmağıyla masaya işaret eder.
    M: Bunu kim yaptı?
    Ceren Levent`in boynunu eliyle kucaklayıp kendine çeker, yanağından öper.
    C: Benim canım kocacığımla beraber hazırladık...
    H: Yaa, ne zahmet etmişsiniz... Çok teşekkür ederim.
    M: Harika görünüyor, çok sağolun.
    C: Ne yaptık ki canım, sizin aldığınız yemekleri buz dolabından alıp masaya dizmişiz o kadar...
    L: Eveettt, teşekkür faslı bittiyse artık sofraya geçelim mi? Kurt gibi açım ben...
    Hasret Fırat`ı Ceren`den alıp ana kucağına yerleştirir.
    C: Ben çayları koyayım...
    M: Ooo, neler var neler...
    Hep beraber kahvaltıya otururlar... Hasret ekmeğe tere yağı ve çilek reçeli sürer ve Murat`a verir. Murat da teşekkür misali onu yanağından öper. Levent onları izler, Ceren de Levent`i izler... Ekmek alıp üzerine bal ve kaymak koyar, koluyla Levent`in koluna vurur.
    C: Al canım...
    L: Hah, teşekkür ederim sevgilim...
    Ekmeği alıp Murat`a gösterircesine öne uzatır, “bak benim karım da yaptı” misali başıyla Ceren`e işaret eder. Hepsi gülüşürler... Fırat o sırada okumaya başlar, “aguğğğ, gığğ” diye sesler çıkarır. Tekrar gülüşürler... Levent merakla bakar.
    L: Şarkı mı söyledi şimdi?
    M: Evet, ben piyanist olur diye düşünmüştüm, ama galiba şarkıcı olacak...
    H: Murat, sen görmedin ama, dün yeni bir şarkı söylüyordu. Şöyle...
    Fırat`ı taklit yaparak yanaklarını şişirir, “buvvvv” diye ses çıkarır.
    M: Öyle mi? Bunu bir yerlere yazmamız lazım...
    Ceren aniden yerinden fırlar...
    C: Hah, ne iyi oldu hatırlattın...
    M: Neyi?
    Ceren misafir odasına koşar, diğerleri şaşkınlıkla birbirine bakarlar. Birazdan elinde renkli kağıta bükülü bir hediyeyle geri döner.
    C: Bavulları bu sabah açınca çıkardım. Fırat Can`ın hediyesi.
    Hasret`e uzatır. Hasret hediyenin kağıtını açmaya başlar, Murat da yardım eder.
    M: Çok teşekkür ederiz de, ama ne bu?
    İçinden kalın bir defter çıkar, bir de arasından küçük bir şey çıkıp yere düşer. Murat eğilip yerden alır, avcunun içinde tutup bakar. İki küçük anahtardır. Deftere bakarlar. Defter`in kenarında iki kilit var, her biri bir yarısını kaplıyor. Üzerine Firat`ın yeni doğduğu zamanlarda çekilmiş bir fotosu basılmış, altına güzel harflerle “FIRAT CAN`IN KİTABI” yazıyor. Hasret elini defterin üzerine sürer, Fırat`ın resmini okşar. Murat anahtarları deneyerek kilitlerden birini açar, ama deftere hiç bir şey yazılmamış. Diğer kilidi de açar, orası da boş. Meraklı bakışlarla Ceren`e bakarlar.
    C: Ya, ben ne hediye edeceğimi bilemedim, sıradan bir hediye olsun istemedim. Tam o sırada karşıma bu defter çıktı. Kilitli defter görmüştüm, ama çift kilitlisi ilk defa çıkıyordu karşıma. Ben de şöyle düşündüm. Bunu Fırat`ın kitabı yapalım. Ama bu kitabın yazarları siz ikiniz olacaksınız. Fırat`la ilgili anlatmak istediğiniz ne varsa, ona söylemek istediklerinizi, hisslerinizi, düşüncelerinizi, hayatında olan önemli olayları, hatta birbirinizi bu defter aracılığıyla ona anlatabilirsiniz. O da büyüyünce okur. Kilitler farklı, bir anahtar tek bir kilidi açıyor. Yani her kes kendi anahtarını kendinde tutabilir. Aklınıza geldikce alır birşeyler yazarsınız. Nasılsa önünüzde uzun seneler var...
    Hasret çok duygulanır, Ceren`in boynuna sarılıp öper.
    H: Çok teşekkür ederim, Fırat`ın aldığı en güzel ve en anlamlı hediye bu...
    C: Onu güzel ve anlamlı yapan siz olacaksınız, annesi ve babası...
    Murat da kalkıp Ceren`e sarılır. Ceren onu sıkı sıkı kucaklayıp, sırtını sıvazlar.
    C: Canım benim...
    ...Kahvaltıdan sonra Hasret masayı toplamakta, Ceren gömlek ütülemekteyken, erkekler günün programını yapmaya başlarlar. O sırada kapı zili çalar.
    Murat kapıyı açar. Kurye gelmiş, elinde büyük bir zarf var. Not defterine bakar.
    K: Merhaba. Hasret Turalı hanımefendi için bir zarf var...
    M: Ben eşiyim...
    K: Lütfen buraya imza atar mısınız? Teşekkürler...
    Kurye gider, Murat zarfın üzerine bakar. Turgut Erkök yazıyor. Yüzünün ifadesi hemen değişir. Kaşlarını düğümler, zarfı elinin içine vurarak bir kaç saniye kapıda öylece durur. Sonra kapıyı kapatıp salona döner. Elini biraz arkasına saklıyormuş gibi yürüyüp zarfı sessizce televizyonun yanına bırakır. Tekrar gelip sandalyeye oturur ve kağıtları karıştırır. Levent o sırada telefonda birilerile konuşmaktadır. Hasret mutfaktan çıkıp salona gelir.
    H: Kim geldi?
    Ceren de odadan çıkıp salona gelir. Murat soğuk bir şekilde cevap verir.
    M: Kurye gelmişti...
    H: Öyle mi? Ne getirmiş?
    Murat ayağa kalkar, ellerini ceplerine sokar, kaşlarını düğümler, ileri geri sallanır, Hasret merakla bekler. Murat başıyla televizyonun yanındaki zarfa işaret eder. Ceren Murat`ın yüz ifadesindeki bu değişimden hiç bir şey anlamayıp işaret ettiği yere bakar. Hasret zarfı alır bakar.
    H: Aaa gelmiş mi?
    Ceren Hasret`e yaklaşır, merakla elindeki zarfa bakar.
    C: Ne ki o?
    H: Turgut beyin bestesi... Göndermiş...
    Zarfı açıp içinden CD`i çıkartır. Levent o sırada telefon konuşmasını bitirip onlara yaklaşır.
    L: Ne CD`si o öyle?
    C: Turgut bey diye birinin bestesiymiş...
    Levent soru dolu bakışlarla önce Hasret`e, sonra Murat`a bakar.
    L: Buuu, hangi Turgut? Ben bir Turgut biliyorum da, bu o değil herhalde...
    Murat gözlerini süzdürerek istemsiz bir şekilde başını sallar.
    M: O...
    Levent şaşkınlıkla gözlerini belertir...
    L: O mu? Bir dakika, bir dakika... Biz aynı Turgut`tan mı söz ediyoruz?
    M: Turgut Erkök...
    L: Evet, Turgut Erkök... Hasret, sen Turgut Erkök`ten beste mi aldın?
    H: Ben almadım, kendisi verdi...
    Levent daha çok şaşırır. Hasret o sırada Murat`ın mutsuz yüz ifadesine bakar, yüzü asılır.
    L: Puhh, Turgut Erkök sana beste vermiş ha, getirmiş kendi eliyle vermiş... Vay be...
    C: Ya bir dakika ya, ben konuya fransız kaldım, kim bu Turgut Erkök, uzaylı falan mı? Bu kadar şaşırmana sebep olan şey ne?
    L: Turgut şu an pop müziğin tepesinde duran adam... Top 10 listelerindeki şarkılarından en az beş tanesinin altında onun imzası var. Adamın adı bile şarkının patlaması için yeterli... Türkiye`nin en popüler şarkıcıları onun şarkısını alabilmek için günlerce kapısında bekliyorlar... Çok ballıymışsın be Hasret... Bu çok iyi oldu ya... Albüme...
    Murat onun lafını ağzında koyar.
    M: Levent, sen Mithat hocayla konuştun mu?
    L: Ha evet konuştum... Bak şimdi...
    Masaya doğru gider, Murat bakışlarıyla onu takip eder, kağıtların üzerine eğilirler, kısık sesle kendi aralarında bir şeyler konuşmaya başlarlar. Ceren CD`i Hasret`in elinden alıp bakar.
    C: Nasıl bir beste bu? Merak ettim şimdi...
    H: Bilmem, daha duymadım.
    C: Dinleyelim o zaman...
    H: Evet, ben de merak ettim...
    CD`i Ceren`den alır, çalara yerleştirmeğe gider, kumandayı almak için eğilirken Murat ona bakar. Soğuk ama sakin bir sesle konuşur.
    M: Onu sonra dinleriz Hasret...
    Hasret onu duymaz, CD`i çalara yerleştirir, tam çalıştıracakken birden Murat yüksek ve sert bir sesle söyler.
    M: Hasret!
    Hasret irkilir, elini elektrik çarpmış gibi çalardan geri çeker, Murat`a döner, Ceren dehşet dolu gözlerle bakar, Levent de bir hayli şaşırmış kah Murat`a, kah da Hasret`e bakar. Murat bütün gözlerin ona baktığını görünce daha sakin bir sesle konuşur.
    M: Onu sonra dinleriz... Şimdi sırası değil...
    Hasret sessizce CD`i çalardan çıkarıp kutusuna koyar, televizyonun yanına bırakır. Kısık sesle konuşur.
    H: Ben Fırat`a bakayım.
    Koşar adımlarla merdivene doğru gider, hızla yukarı çıkar. Ceren peşinden gitmek ister, iki adım atıp durur, üzgün bir şekilde arkasından bakar, sonra Murat`a bakar, Murat tutgun bir yüz ifadesiyle Hasret`in peşinden bakar, sonra tekrar kağıtlara döner. Levent`le Ceren birbirine bakarlar, Levent “ben de anlamadım” dercesine dudağını büzüp omuzlarını çeker. Araya sessizlik çöker, Ceren bir kaç saniye daha Murat`ı izler.
    C: Murat, senin bilgisayarından internete girebilir miyim?
    M: Tabi, çalışma odasında, açık...
    Ceren çalışma odasına geçer... Levent`le Murat kağıtları toplarlar.
    M: Sen Hasret`i de alıp önden gidersin o zaman. Orkestra da o zamana kadar toplanmış olur. Siz başlarsınız, ben de Fırat`ı annemlere bırakıp gelirim. Ha, bunları orkestraya dağıt.
    L: Tamam, ben gidip üstümü değiştireyim, ordan çıkıp direk sponsorla toplantıya katılırım, eve gelip gitmem zaman kaybı olur... Ceren, gömleği nereye koydun?
    Ceren çalışma odasından cevap verir.
    C: Odadadır, kıravatın da orda... Geliyim mi?
    L: Yok, ben bulurum...
    Levent misafir odasına gider, Murat masanın üstündekileri alıp çalışma odasına gelir. Ceren bilgisayarın karşısında öne doğru eğilmiş dikkatli bir şekilde ekrana bakmaktadır.
    M: Neye bakıyorsun öyle?
    Ekrana bakmak için Ceren`in arkasına geçer. Ekranda Turgut`un resimleri görünmektedir.
    C: Hasret`e bağırmana neden olan adamı merak ettim...
    Murat kaşlarını düğümler, Ceren yüzünü ona döner...
    C: Yakışıklı adammış... Ben çok beğendim... Çok da kabiliyetliymiş... Onu alan yaşadı valla... Bekar dimi?
    Murat Ceren`in alaycı konuşmasından sinirlenir.
    M: Ceren!
    C: Tamam be... Şaka yapıyorum, sinirlenme öyle hemen...
    M: Hiç komik değil...
    C: Senin yaptığın komik mi? Niye bağırdın kıza öyle?
    Murat cevap veremeyerek ellerine cebine sokar, pencerenin önünde sırtı ona dönük durup dışarı bakar.
    C: Biliyor musun, sizi hatırlarken hiç Murat Hasret`le mutlu mu acaba diye düşünmedim, ama hep Hasret Murat`la mutlu mu acaba diye düşündüm...
    Murat kırgın bir ifadeyle bakar ve tekrar sırtını döner. Ceren yaklaşıp ellerini onun omzuna koyar.
    C: Seni kırmak için söylemedim... Senin huyunu bildiğim için... Hasret senin karın, ama aynı zamanda şarkıcı... Her kesin gözü onun üzerinde... Onu sen şarkıcı yaptın, şimdi bir odaya kapatıp insanlardan saklayamazsın... Çevresinde bir sürü insan ona hayran olabilir, onu sevebilir, güzel bir şeyler söylemek isteyebilir... Bunları sen benden iyi biliyorsun... (iki omzundan tutup yüzünü kendine taraf döndürür) Biliyor musun sana çok imreniyorum... Seni o kadar çok seviyor ki... Her şeye rağmen, koşulsuz şartsız, körkütük aşık sana, kalbini tümüyle sana adamış... (biraz susar, üzgün bir ifadeyle bakar) Ama sen, tüm bunları bir anda unutacak kadar kıskanç ve huysuzsun...
    Sözünü bitirip hızla odadan çıkar, Murat peşinden düşünceli ve üzgün bir ifadeyle bakar. Bilgisayara yaklaşıp görüntüleri kapatır. Odadan çıkar, Levent`le karşılaşır.
    L: Hasret hazırlanıyor mu?
    M: Ben bir bakiyim.
    Yukarı çıkar, yavaş yavaş yatak odasının kapısına yaklaşır. Hasret`e ne diyeceğini düşünürken kapının önünde durur, kapıyı azcık açıp arasından odaya bakar. Hasret Fırat`ın odasındadır. O sırada telefonu çalar, Hasret telefonunu almak için odaya gelir, Murat kapının arkasından bir adım geri çekilir, aradan bakmaya çalışır. Hasret telefondaki numarayı tanımadığı için bir kaç saniye bakar, sonra açar.
    H: Efendim... Benim... Merhaba... Ha, numaranızı bilmediğim için tanıyamadım kusura bakmayın... Evet az önce aldım, teşekkür ederim... Yok, henüz dinleme fırsatımız olmadı malesef, acilen provaya yetişmemiz gerekiyor. Buluşmak mı? (Murat o sırada kızgın bir ifadeyle bakar, daha dikkatlice dinler) Turgut bey, şarkıyı eşimle beraber dinleyip değerlendireceğiz, kararımız ve daha sonraki planlar konusunda menajerim sizinle irtibata geçecektir. Benim bu konuda henüz bir fikrim yok... Ama en kısa zamanda size bir cevap vereceğiz merak etmeyin. Çok teşekkür ederim ilginiz için... Hayırlı günler...
    Telefonu kapatıp bir süre hareketsiz durur, bir şeyler düşünür, yüzünde kederli bir ifade vardır, Murat o sırada kapının arasından onu izlemektedir. Yüzündeki kızgın ifadenin yerini hafif mutlu bir ifade almış. Hasret tekrar çocuk odasına geçer. Murat odaya girer. Bir süre odada gezinerek düşünür, cüretlenip Fırat`ın odasının kapısına gider, kapıda durup Hasret`e bakar. Hasret bebeğin altını değiştirmiş, giydirmektedir. Murat`ın kapıda olduğunu hisseder ama dönmez, gözünün kenarıyla bakar sadece. Murat sakin sesle konuşur.
    M: Nasıl? İshal var mıydı yine?
    H: Yok, iyidir. İlacını içirmeme yardım eder misin?
    Murat yaklaşıp bebeği kucağına alır, ellerini tutar, Hasret ilacı içirir. Bebeğin ağzını silip yatak odasına geçer. Murat Fırat`ı yatağına bırakır, odadan çıkıp kapıyı kapatır, Hasret`in peşinden gelir. Hasret giyinme odasına girecekken kolundan tutar, Hasret üzgün bakışlarla önce onun eline, sonra da yüzüne bakar.
    M: Hasret...
    Bakışları birbirini takip eder... Murat elini onun kolundan çeker, diliyle dudaklarını ıslatır, dudakları titrer.
    M: Özür dilerim... Sana bağırmak istemedim... Lütfen bağışla beni...
    Umutlu bakışlarla Hasret`in cevabını bekler... Hasret içini çeker.
    H: Murat, ben artık yoruldum... Böyle saçma bir konu yüzünden ailemizin huzuru bozulsun istemiyorum. Tüm dengemiz altust oldu, Fırat da etkileniyor bu durumdan... Artık kavga etmek istemiyorum...
    Murat`ın yanağına dokunur, aşkla bakar. Murat onun elini eline alır, avucunu öper.

    ... Bir süre sonra Hasret Fırat`ı yedirip Levent`le beraber çıkar. Murat Fırat`ı Nesrinlere götürür, Ceren de onunla gider. Levent`le Hasret stüdyoya varırlar.
    L: Sen biraz bekle, ben notaları dağıtayım arkadaşlara, bir iki kere çalıp prova yapsınlar, sonra sen de katılırsın.
    H: Tamam. Çok uzun sürer mi?
    L: Bu gün değil, daha ilk prova bu, 1-1.5 saat yeterli olur bence...
    Hasret bekleme sırasında odaya geçer... Murat`ı arar, Fırat`ı haber alır. Telefonu kapatıp koridora çıkar... Duvardaki levhalardan birine yaklaşıp bakar. O sırada koridorun diğer ucundan Levent`in sesi duyulur.
    L: Aa, sen naapıyorsun burda?
    Hasret başını çevirir, Didem`i görür. Didem Levent`in yanaklarını öper.
    L: Ne zamandır görünmüyorsun? Nerdeydin?
    D: Yurt dışındaydım, yeni döndüm...
    L: Ha, bu arada aldığın ödülü duydum, tebrik ederim.
    D: Sağol canım. Murat yok mu?
    L: Murat birazdan gelir...
    Hasret Didem`i görünce bozulmuştur, ama temkinli davranmaya çalışır. Didem ona yaklaşır.
    D: Merhaba, siz de mi burdaydınız?
    L: Hasret hanım kapanış solistimiz, onsuz olur mu hiç? Hasret`cim, içeri geçelim mi artık?
    H: Tabi...

    O sırada Murat Fırat`ı bırakmış, arabada stüdyoya gitmektedir. Asistanına telefon eder.
    M: Alo, Güzide nasılsın?
    G: İyiyim Murat bey, siz?
    M: Ne yaptın? Lütfen iyi haber olsun...
    G: Haberler iyi, Murat bey, merak etmeyin... Semih beyin menajerine ulaştım bu gün... Semih bey Amerika`daymış. Ama hafta sonu İstanbul`da olacakmış... Kendisi sizi bu akşam arayacaktır... Biliyorsunuz arada saat farkı var...
    M: Çok teşekkür ederim, Güzide... Sen bir tanesin...
    G: Rica ederim, Murat bey...
    Telefonu kapatır, ileriye bakar, trafik kapanmış... Eliyle direksiyona vurur.
    M: Üfff, sırası mı şimdi?

    Hasret`in provaya ara vermiştir, orkestra Murat`ı beklemektedir. Levent elinde bir bardak çayla Hasret`e yaklaşır, çayı ona uzatır.
    H: Teşekkürler, Murat nerde kaldı?
    L: Şimdi konuştum, trafik açılmış, yolda geliyor. Onu bekleyecek misin, yoksa şoföre söyleyim seni götürsün?
    H: Beklemem lazım, herhalde o da katılmak isteyecektir provaya...
    L: Tamam o zaman, benim Mithat hocayla konuşmam lazım...
    Hasret`in yanından ayrılıp koridorun diğer ucundaki yaşlı adama yaklaşır, bir şeyler konuşmaya başlarlar. Didem odadan çıkıp Hasret`e yaklaşır.
    D: Murat gelmedi mi?
    H: Gelir birazdan... Murat`la bir işiniz mi var?
    D: Evet, gösteriye ben de katılıyorum... Piyano eşliğinde solo keman partisini ben ifa edeceğim.
    Hasret bunu duyunca heyecanlanır, yanına saldığı elinin parmaklarını oynatır. Ama sakin sesle konuşur.
    H: Öyle mi, ben kadroda isminizi görmedim ama?
    D: Evet, orda başka isim yazıyor, ama çok yakında benim ismimi görürsünüz... Benden vazgeçemez... (biraz durur, güler) Piyasanın en iyi kemancısı olarak yani...
    H: Artık kadrodaymışsınız gibi emin konuşuyorsunuz...
    D: Eminim... (imalı bir edayla konuşur) Murat bana hiç bir zaman “hayır” demedi...

    Murat stüdyoya varır. Koridorda Levent`i görüp yanına yaklaşır.
    L: Ah nihayet gelebildin...
    M: Sorma ya, trafik kapanmıştı... Hasret nerde?
    L: Burda, seni bekliyor...
    M: Hani?
    Etrafa bakınır, Levent de bakınır, şaşırır.
    L: Az önce burdaydı, Didem`le konuşuyorlardı...
    M: Didem`le mi? (Murat`ın yüz ifadesi anında değişir)
    L: Arif, Hasret hanımı gördün mü?
    A: Hasret hanım az önce taksiye binip gitdi, efendim.
    Murat`ın yüzü renkten renge girer, eliyle dudaklarını ovuşturur, diğer elini duvara vurur...

  2. #787
    Durum:
    Çevrimdışı
    samish - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    29.11.2006
    Yer
    Bakü
    Mesajlar
    291
    Konular
    1
    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Murat-Hasret evlilik sonrası

    21. Kısım
    ...Murat`ın yüzü renkten renge girer, eliyle dudaklarını ovuşturur, diğer elini duvara vurur. Levent hiç bir şey anlamadan dışarı bakar, kendi kendine konuşmaya başlar.
    L: Ne ara çıktı ya? Şoförle göndereyim diyorum, yok Murat`ı bekleyecem diyor. Sonra da hiç bir şey söylemeden taksiye binip gidiyor. Allah Allah...
    Murat önce Levent`i süzer, sonra telefonunu çıkarır Hasret`i aramak için. O sırada koridorun diğer ucunda beliren Didem gözüne takılır, telefonu tekrar cebine koyar. Ani bir hareketle Levent`in kolundan tutup dışarı çeker, duvarın arkasına saklanır. Levent neye uğradığını anlamadan bakar.
    L: Noluyor ya? Nereye çekiştiriyorsun beni?
    Murat kaşlarını düğümler, dişlerini birbirine sıkarak sinirli bir şekilde Levent`in yüzüne bakar. Levent daha çok şaşırır, kafasını sallar “noldu” dercesine.
    M: Bu kızın burda ne işi var?
    L: Hangi kızın?
    M: Didem`in...
    Levent kapıdan içeri bakar, Didem Murat`ın orada olduğundan habersiz birileriyle konuşmaktadır. Levent dudaklarını büzer.
    L: Ne bileyim abi? Sen çağırmadın mı?
    M: Niye çağırayım ben onu, Levent?
    L: Ama seni bekliyordu deminden beri, ben de sen çağırdın sandım.
    M: Ben çağırmadım. Ne istiyor, niye gelmiş?
    L: Bana bir şey söylemedi, sadece seni sordu...
    M: Hasret`le ne konuştular?
    L: Bilmem...
    Murat yine sinirle boynunu ovuşturur. Levent onu seyreder o sırada.
    L: Bir problem mi var?
    Murat ellerini ceplerine sokar, sinirle o taraf bu tarafa gezinir, sonra durur Levent`in kolundan tutar, kulağına doğru eğilir.
    M: Git gönder onu. Beklemesin...
    L: Ben nasıl göndereyim?
    M: Bul işte bir yolunu... Beni görmesin...
    Levent şaşkın şaşkın bakar, Didem`i nasıl gönderebileceğini düşünür. Murat onu hafifce omzundan kapıya doğru ittirir.
    M: Hadi...
    Levent istemsizce ayaklarını sürüyerek öne doğru bir iki adım atar. Murat başının hareketiyle içeriye doğru işaret eder. Levent derinden bir “of” çekip içeri geçer, Murat binanın yan tarafına doğru çekilir, görünmeyecek bir şekilde durup bekler. Telefonunu tekrar cebinden çıkarır. Tam Hasret`i arayacakken telefon çalar. Hasret arıyor, hemen telefonu açar.
    M: Hasret, ben de seni arıyordum... Nerdesin, güzelim?
    Hasret taksiden inmiş, bir iki adım öne adımlarken sakin bir sesle konuşur.
    H: Mahalledeyim...
    M: Mahallede mi?
    H: Hıhı... Fırat`ın yemek saati gelmeden birazcık ablamları göreyim dedim. Seni beklemediğim için kızdın mı bana?
    M: Hayır kızmadım... (daha şefkatli ve yumuşak bir sesle konuşur) Seni merak ettim sadece... İyi misin?
    H: İyiyim... Sen nasılsın?
    M: İyiyim...
    İkisi de bir süre susarlar, Hasret telefon kulağında sessizce yürümeye devam eder. Murat hattın diğer ucunda bir elini cebine sokmuş, diğer elinde telefon, ayağıyla yerdeki taşları sayıyormuş gibi tek tek üzerlerine basar. Hasret sessizliği bozar.
    H: Prova başladı mı?
    Murat saklandığı duvarın arkasından başını biraz öne uzatır, stüdyo kapısından çıkıp gitmekte olan Didem`i arkadan seyreder. Didem taksiye biner.
    M: Yok, başlamadı daha, şimdi giriyorum.
    H: Neyin provasını yapacaksınız?
    M: Sen burda olsaydın şarkıyı çalışacaktık biraz daha, ama şimdi rapsodiyi çalışacaz.
    Hasret bir an tereddütle bekler, sonra içini çekerek tekrar sorar.
    H: Murat...
    M: Efendim...
    H: Rapsodide solo keman kısmı var mı?
    Murat sorunun ne anlama geldiyini anlamaz, o yüzden biraz sözleri uzatarak konuşur.
    M: Yooo, soloda piyano ve flüt var, bir de orkestra var... Neden?
    H: Hiç... Size kolay gelsin o zaman.
    M: Sağol. Seni mahalleden almak için araba göndereyim mi?
    H: Gerek yok, taksiyle giderim ben. Zaten çok oturmam burda.
    M: Tamam. Ben stüdyodayım. Prova uzanırsa beni merak etme. Fırat`ı öp benim için. Bir şeye ihtiyacınız olursa beni ara, tamam mı?
    H: Tamam. Görüşürüz.
    M: Görüşürüz.
    Murat telefonu kapatıp bir süre elinin içinde oynatır, düşünür. Levent ona bakınır, duvarın arkasında bulur.
    L: Burda mısın? Gel artık, gitti...
    M: Ne istiyormuş, sordun mu?
    L: Prova yapmaya gelmiş...
    M: Ne provası?
    L: Solo kemancımız yok ya, Didem`i alacakmışsın onun yerine.
    Murat bir anlık Hasret`in sorusunu hatırlar ve neden sorduğunu şimdi anlar, kaşlarını düğümler.
    M: Ben böyle bir şey söylemedim. Bu da nerden çıktı?
    L: Almayacak mısın? Ama Murat, Sevda hanım teklifimizi geri çevirdi o tarihte solo konseri var diye, Aslan da başka bahane buldu, acilen bir solo kemancı bulmazsak yetiştiremeyeceğiz... Didem de geçenlerde ödül falan almış, şu an elimizde olan adayların en iyisi o... zaten aday falan da kalmamış ki...
    Murat biraz sert bir sesle konuşuyor: Levent... Didem`i kadroya almıyoruz. Buralarda dolaşmasını da istemiyorum.
    L: Solo kemancı işi ne olacak o zaman?
    M: Semih`i buldum, hafta sonu burda olacak.
    L: Öyle mi? Kabul etmiş mi bizimle çalışmayı?
    M: Akşam konuşacam, büyük ihtimal kabul edecektir.
    L: Ya kabul etmezse? Ben diyorum ki Didem`e hemen öyle “hayır” demeyelim.
    M: Hayır, Semih kabul etmezse başka bir kemancı bulacaz.
    Levent`in yanından geçip gider, geçerken omuzuyla ona dokunur. Levent peşinden koşar adım gider, kolundan tutar.
    L: Murat... Murat, neler oluyor?
    Murat hiç bir şey söylemeden tedirgin bakışlarla bakar. İçeri geçerler.
    Hasret Gülnazların evine gitmez, yavaş adımlarla mahalleyi gezer, yüzünde hüzün karışık tebessümle sokaklara ve evlere bakar, sokakta oynayan çocukları seyreder. Mahallede oturan kadınlarla merhabalaşır. Sonra Didem`i hatırlar.

    D: Bu gece de kendime gelebilirim, bende kahve içersek...
    Onun Murat`ı arabada öptüğü anı hatırlar. Sonra müzayedede Murat`la konuşmasını ve tavırlarını düşünür. Olaylar film gibi hızla gözünün önünden geçer.
    D: Bir akşam bana gelsene, kahve içeriz, bol bol muhabbet ederiz...
    M: Onun evine gitmeyeceğimi biliyorsun...
    D: Murat bana hiç bir zaman “hayır” demedi...

    Gözleri yaşlanır, yutkunur, çantasının bağını elinde oynatır. Evlerin arasından geçip açık bir alana çıkar. Oradan aşağıda kalan evlerin bacalarını, uzakları boş boş seyreder. O sırada bir kaç çocuk Hasret`in önüne yuvarlanan topun peşinden koşarak gelirler. Hasret seslerden irkilir, hemen gözlerini siler. Çocuklardan biri topun aşağı düşeceğinden korkarak bağırır.
    Ç: Abla yakala, abla...
    Hasret eğilip önüne gelen topu yakalar, çocuğa uzatır. Çocuğun başını sıvazlar, çenesini tutup yüzüne bakar, çocuk ela gözleriyle ona bakarak gülümser.
    Ç: Sağol abla.
    H: Senin ne güzel gözlerin var.
    Çocuk sevinçle bakar. Yanındaki diğer çocuk onu kolundan çekiştirir.
    - Adi Mustafa, gidelim.
    Mustafa topu ona verir, beraber yeniden evlerin arasına doğru koşarlar, bir kaç adım koştuktan sonra durur, geri koşar, Hasret`in önüne gelir.
    M: Sen de çok güzelsin, abla! Ama ağlama...
    Tekrar çocukların peşinden koşar ve gözden kaybolur. Hasret yüzünde tebessümle öylece durur, çocuğun arkasından bakar. Derinden bir iç çeker, bir kaç adım ileride köşeye atılmış eski teneke kutulardan birini alır, demin durduğu yere döner, yere bırakıp üzerine oturur. Etrafına bakınır, o yerle ilgili anılarını hatırlar.
    M: Hasret?
    H: Neden geldin?
    M: Ben... ben seni görmeye geldim.
    ... H: Niye beni görmeye geldin?
    M: Ben... ben seni merak ettim.
    H: Beni? Çiçekçi kız Hasret`i...
    M: Evet...

    Murat`ı orada karşısında oturmuş gibi canlandırır hayalinde, hayalinde gülümser ona, Murat da ona gülümser...
    M: Senden umudu kesmedim...
    Bir kaç dakika daha teneke kutunun üstünde oturur düşünür, aniden bir şey hatırlarmış gibi kalkar, yeniden evlerin arasından geçip sokağa çıkar, ilk gelen taksiye el sallayıp durdurur.
    ... Akşamüstüdür. Hasret salondaki kanepede oturmuş, düşüncelere dalmıştır, Fırat yanında kanepenin üzerinde elini kolunu oynatmaktadır. Ethem bey ve Ceren de diğer kanepede oturmuş Fırat`ı seyretmektedirler. Kapının zili çalar, Hasret hemen yerinden fırlayıp kapıya doğru gider.
    H: Murat mı geldi?
    O gelinceye kadar Nesrin hanım kapıyı açıp kapatır, elinde poşetlerle mutfağa geçecekken koridorda Hasret`le resmen çarpışırlar.
    N: Yok, Murat değil. Markete bir kaç şey sipariş vermiştim de onları getirmişler.
    Hasret`in yüzü asılır.
    H: Ha öyle mi?
    Salona doğru giderken Nesrin dikkatle ona bakar, arkadan seslenir.
    N: Hasret, bir şey mi vardı, kızım? Kapı her çaldığında koşuyorsun...
    Ethem ve Ceren de o sırada merakla ona bakarlar. Hasret bütün bakışların üzerinde olduğunu hissedince tedirgin olur.
    H: Yok, sadece Murat`ı merak ettim. Prova çok uzadı galiba.
    E: Ara konuş istersen, öğren bakalım nerdeymiş?
    H: Yok, meşguldür belki, rahatsız etmeyim şimdi. Ben Fırat`ı yatırayım, çok yoruldu.
    Fırat`la beraber yukarı çıkar. Diğerleri arkasından bakarlar. Nesrin Ethem`in koluna dokunur.
    N: Hasret`in nesi var sence? Bu gün çok tuhaf davranıyor da...
    E: Ne bakımdan?
    N: Bilmem, geldiğinden beri ağzını bıçak açmadı, kendisi burda ama aklı-fikri Murat`ın yanında. Sanki Murat gittiği yerden hiç dönmeyecekmiş gibi, gözü yolda onu bekliyor.
    Ethem dudaklarını birbirine sıkıp kaşlarını kaldırır, kahvesini yudumlar. Nesrin Ceren`e bakar.
    N: Sen bir şey biliyor musun?
    C: Bu sabah kavga etmişlerdi, aslında kavga da değildi, Murat biraz kırıcı davranmışdı...
    N: Noldu ki?
    C: Murat`ı bilmez misiniz? Her zamanki huyları işte... Ama bence sonra gönlünü aldı... Çünkü evden çıkarken gayet iyiydiler ikisi de. Sonrasını bilmiyorum artık...
    N: Sorun her neyse belli ki sonuna kadar çözememişler. Baksana ne kadar üzgün...
    C: Belki de başka bir şeye üzüldü...
    Ethem fincanı bırakıp ayağa kalkar.
    E: Ben biraz yukarı çıkıyorum.
    N: Ben de yemekleri ısıtayım yavaş yavaş, çocuklar birazdan gelirler herhalde.
    C: Ben yardım edeyim.
    ...Bir süre sonra Nesrin`le Ceren sofrayı kurmaktayken, Hasret de mutfakta ekmek kesmekteyken kapı zili çalar. Hasret salona doğru bağırır.
    H: Açıyorum...
    Kapıyı açar, Levent`dir.
    L: Merhaba.
    H: Merhaba, hoşgeldin.
    Levent içeri geçer, Hasret kapıyı kapatmaz, dışarı bakar.
    H: Murat gelmedi mi?
    L: Benimle değil ki... Sponsorla buluşmaya gittim ben, o stüdyoda kaldı...
    Hasret`in yine yüzü asılır, başka bir şey demez, tekrar mutfağa geçer. Levent salona gelir.
    L: Her kese merhabaaa...
    N: Aa, hoşgeldiiin.
    Levent arkasına sakladığı kırmızı gülü Nesrin`e uzatır.
    L: Kraliçem, size layık değil ama.
    Azcık eğilir, Nesrin`in elini tutar dudaklarına götürür.
    N: Ay çok naziksin... Gel, gel.
    Levent`i yanaklarından öper. Ethem de Levent`in yanına yaklaşır.
    E: Hoşgeldin oğlum.
    L: Merhaba Ethem baba.
    Ethem`le sarılırlar. Kenarda durup onları seyreden Ceren`e döner, onu da yanağından öper, belini kucaklar.
    L: Karıcım...
    C: Canım... Gel çıkartalım şunu artık (kravatını çözer), rahat nefes al biraz...
    N: Özlettin kendini valla...
    L: Valla ben de sizi çok özledim... (Ceren`in kulağına doğru eğilir, biraz fısıltıyla konuşur) Hasret`in nesi var?
    O sırada Hasret elinde ekmek salona geçer. Ceren Levent`e bakıp kaşlarını kaldırır. Nesrin Hasret`i izler, Hasret sessizce masayı gözden geçirmektedir. Ethem sessizliği bozar.
    E: Ben bir Murat`ı arayım... (Hasret merakla ona bakar) Alo, oğlum nerdesin? Biz yemeğe oturacağız da seni bekliyoruz. Evet, Levent de geldi. Tamam... (salondakilere döner) Yoldadır, ama trafik varmış, siz başlayın, ben yetişirim diyor.
    N: E o zaman yemekler soğumadan oturalım. Hadi bakalım.
    H: Ben Fırat`a bakıp geliyorum.
    Yukarı çıkar. Diğerleri masaya otururlar.
    L: Ooo, ne güzel donatmışsınız sofrayı, şahane görünüyor.
    N: Afiyet olsun canım.
    E: İşler nasıl gidiyor?
    L: Şimdilik iyi gidiyor, bir problem yok. Her kes kolları sıvamış, hep beraber çalışıyoruz işte.
    Nesrin yemeklerden birini Levent`e uzatır.
    N: Sen bundan seversin.
    L: Ah, çok teşekkürler. Ne zamandır yememiştim. (yemekten tabağına koyar, tadına bakar) Mmmm, çok güzel olmuş ya...
    Hasret aşağı iner, masaya oturur. Herkes ona bakar, sonra sessizce yemeğe devam ederler. Bir süre sonra kapı zili çalar. Hasret hemen kalkar.
    H: Murat`tır herhalde, ben açarım.
    Kapıya gider, o sırada Ceren boşalmış sürahiyi alar.
    C: Su bitmiş, getireyim.
    Levent sürahiyi onun elinden alır, omzundan hafifce basarak oturtur.
    L: Ben getiririm canım.
    Su getirmek için mutfağa geçer. O sırada Hasret kapıyı açar. Murat geniş bir tebessümle bakar ona.
    M: Merhaba.
    Hasret de bir an tebessüm eder ve aniden boynuna sarılır. Murat neye uğradığını anlamaz önce, sonra onu kollarının arasında sıkı sıkı kavrar, saçlarını koklar. O sırada mutfaktan su almış Levent kimsenin içeri girmediğini farkederek merakla kapıya bakar, Hasret`le Murat`ın kapıda birbirine sarılıp durduklarını görür, bir kaç saniye onları seyreder. Onlar ondan habersiz öyle durmaya devam ederler. Levent salona döner. Sessizce sürahiyi masaya bırakır, oturur. Ceren merakla bakar.
    C: Noldu?
    L: Hiç.
    Nesrin kapıya doğru bakar.
    N: Kim geldi? Hasret neden dönmedi?
    L: Murat`tır. Gelirler şimdi.
    Murat kollarının arasında kavradığı Hasret`i yanağından öper, yüzünü okşar. Gözlerine bakar, bakışlarını anlamaya çalışır. Hasret`in bakışlarında hem aşk, hem üzüntü, hem endişe var. Murat ona gülümser...
    M: Hayatım... İyi misin?
    H: İyiyim... Girsene.
    M: Dur bir dakika. Fırat Can naapıyor?
    H: Uyuyor. Neden?
    M: İyi. Biz biraz yürüyelim mi?
    H: Olur da, ama yemek yemeyecek misin?
    M: Yok, yemek istemiyorum, iştahım yok. Gel hadi...
    Hasret onun koluna girer, sokağa çıkarlar ve aşağı doğru yavaş adımlarla yürürler. Hasret yürürken Murat`ı gözden geçirir.
    H: Yorgun görünüyorsun...
    M: Bu gün çok çalıştık, biraz yoruldum. Ama seni görünce tüm yorgunluğumu unuttum.
    O sırada masada Hasret`le Murat`ı merakla bekleyen Nesrin dayanamayıp kapıya gider.
    N: Nerde kaldı bunlar? Aaa gitmişler... (salona döner) Yoklar... Hiç bir şey söylemeden gitmişler... Kız bir ayrı tuhaf, oğlan bir ayrı tuhaf. İnsan içeri girip bir “merhaba” demez mi?
    E: Gelirler canım, biraz dolaşmak istemişler belki...
    N: Dolaşsınlar da, ama bir haber versinler, “biz gidiyoruz” desinler... Ay Ethem, bunlar gidip tekrar kavga etmezler dimi?
    E: Etmezler merak etme...
    Levent manalı bakışlarla bakar ikisine de...
    Hasret Murat`ın kolunda kaldırımda yürümeye devam ederler.
    M: Ablanlar nasıl?
    H: Ablamlar?
    M: Mahalleye gittin ya bu gün... Bir şey mi oldu, neden gittin öyle durduk yerde?
    H: Haa... Öylesine gittim işte, ablamı özlemiştim, bir kısa göreyim dedim.
    M: Başka bir nedeni yoktu yani?
    H: Yok, ne olabilir ki?
    M: Hasret gidere bildiniz mi bari?
    H: Pek değil, çok oturmadım ki, hemen döndüm.
    M: Boş vakit bulunca gider yine görürsün o zaman, ya da onlar bize gelirler.
    H: Olur. Sen ne yaptın bu gün?
    M: Hiç, stüdyodaydım, prova yaptık işte. Rapsodiyi çalışmak daha zor. Her kesin kendi kısmını çalışması, sonra hep beraber çalmak epeyice zaman alıyor işte. Daha bu ilk gündü, biraz da ondan zor oldu... Ama iyi çalıştık... Şurda oturalım mı?
    Vardıkları küçük parktaki banka işaret eder eliyle. Kendisi oturur, Hasret de onun yanında oturur, eli onun elinde kalır, yüzüne bakar, soracağı soruya karşılık onun yüz ifadesini yakalamaya çalışır.
    H: Provada kimler vardı?
    M: Bildiğin orkestra işte, kim olsun? Sabah çalıştın ya onlarla...
    H: Yeni elemanlar da var mıydı?
    Murat sorunun aslında ne anlama geldiğini anlar, ama çaktırmaz.
    M: Evet vardı.
    Hasret anında heyecanlanır. Ciddi bir ifadeyle, titrek sesle sorar.
    H: Kim?
    M: Bir kız...
    Hasret yutkunur, sıcak basar, yakasını çekiştirir. Murat parmaklarını onun parmaklarına geçirir, kolundan çekerek onu iyice kendine yaklaştırır, gözünün kenarı ile onu izleyerek konuşur.
    M: Okuldaki öğrencilerimden birini bu sene orkestraya aldım, çok başarılı flüt ifaçısıdır, yeteneğine güveniyorum. İki çocuğu daha almayı düşünüyorum. Onlar da nefeslilerde çalacaklar.
    H: İyi...
    O sırada evdekiler yemeği bitirmişler, Ceren sofrayı toplamak için Nesrine yardım etmektedir, Ethem`le Levent arka bahçeye çıkarlar sohbet etmek için...
    E: Dün gece Muratlarda kalmışsınız...
    L: Ha evet, otele gidecektik bırakmadılar. İyi vakit geçirdik ama, çocukla oynadık, muhabbet ettik.
    E: Onlar için değişiklik olmuştur.
    L: Bizim için de iyi oldu, ne zamandır bir araya gelmiyorduk.
    E: Bu gün Hasret`i biraz üzgün gördüm ama. Hiç keyfi yoktu...
    L: Evet, ben de farkettim...
    E: Bir sıkıntıları mı var sence?
    L: Hmm, bilmem. Bu gün stüdyoda Murat`ın eski tanıdıklarından biriyle karşılaştı... Belki ona bozulmuştur... Gerçi kızı daha eskiden hatırlayıp hatırlamadığından emin değilim.
    E: Kız kim? Murat`ın eski sevgilisi falan mıydı?
    L: Sayılmaz, takılıyorlardı sadece. Zaten o dönemler Murat Selin`in acısının yükünü üzerinden hala atamazken ciddi bir ilişkisinin olması mümkün değildi.
    E: Evet, Murat öyle bir haldeydi ki o acıdan hiç bir zaman kurtulamayacak gibi geliyordu bazen... Ama Hasret hayatına girince onu yeniden canlandırdı.
    Levent bir şey söylemeden başını sallar.

    Hasret`le Murat sessizce oturmuş her biri diğerinin konuşmasını beklemekteler. Nihayet Murat Hasret`e doğru döner, bir kolunu bankın tahtasına koyar, Hasret de ona döner, göz göze bakışırlar. Murat onun saçlarını okşar, ucunu parmaklarının arasında oynatır. Gözlerini ondan ayırmadan bekler... Hasret bir kaç saniye ona bakar, sonra bakışlarını kaçırır, Murat`ın elini avuçlarına alır, başını aşağı diker.
    H: Bu sabah Turgut bey aradı, kurye CD`i getirdikten biraz sonra... Besteyi dinleyip dinlemediğimizi sordu. Buluşup konuşalım istedi.
    Murat hiç bir şey söylemeden dinler, yüzünde gizli bir tebessüm var. Hasret onun avcunda tuttuğu elini okşayarak konuşmaya devam eder.
    H: Ben de henüz bir karar vermediğimizi, bu işlerle Levent`in ilgilendiğini söyledim, gerekirse onunla görüşebilir dedim. Zaten görüşmelerine gerek kalmayacak, CD`i de geri göndericem...
    M: Neden?
    H: Şu an işimiz çok, başka bir şarkı falan çalışacak zamanım yok, canım da istemiyor. Adam da boşuna bekleyip durmasın, belki aklında başka bir şarkıcı daha var, ona verir bestesini.
    Konuştukca Murat`ın elini, parmaklarını oynatır. Murat dudağını kemirerek ona bakmaya devam eder.
    H: Sana bir konuda yalan söyledim...
    Murat`ın gözlerine bakar, o da merakla kaşlarını kaldırır. Hasret içini çeker ve mahçup bir şekilde konuşmaya devam eder.
    H: Bu gün ablamlara gitmedim.
    M: Nereye gittin o zaman?
    H: Aslında mahalleye gittim, ama ablamlara gitmedim. Dolaştım biraz mahallede, çok eski bir anımızın olduğu bir yere gittim. Orda biraz durdum, sonra eve döndüm.
    Murat gülümser.
    M: Yıkık eve mi gittin? Bir şeye üzülünce hep oraya saklanırdın eskiden.
    H: Yok oraya değil. Hatırlıyor musun, hani bir açılışta Balçiçek`le sahneye çıkıp şarkı söylemiştim diye bana kızıp göndermiştin ya... Sonra da beni yeniden yanına almak için mahalleye gelmiştin... Şöyle aşağısı uçurum gibi bir yerde bulmuştun beni...
    M: Evet, hatırlıyorum... O zaman elini yaralamıştın, sıkı sıkı sarmıştın...
    H: Sen de bu yara mutlaka dikilecek diye beni zorla doktora götürmüştün...
    M: Ama sen iğneyi görünce çığlık çığlığa bağırıp tüm hastaneyi ayağa kaldırmıştın...
    H: Hıhı, iğneyi görünce biraz panik yapmıştım...
    M: Biraz mı?
    Gülüşürler.
    H: Sen de amma sabırlıydın. (Parmaklarını Murat`ın parmaklarına geçirir, elini yukarı kaldırıp kendi yanağına dokundurur, avucunun içini öper) Ama o gün hayatımın en unutulmaz ve güzel günlerinden biriydi, ilk defa beni yemeğe götürmüştün ve sonrasında ilk dansımızı yapmıştık. Kendimi prensesler gibi hissediyordum.
    M: Restorandaki adama da yapmadığını bırakmamıştın.
    Yine gülüşürler, Murat müzip bir tebessümle onu yanağından koklayarak öper. Hasret gülümseyerek karşılık verir. Yine araya sessizlik girer. Hasret biraz düşünür, ciddileşir ve sessizliği bozar.
    H: Murat... Sana bir şey sormam lazım...
    M: Sor...
    H: Bu gün stüdyoda o kızla karşılaştık, hani vardı ya, Didem...
    M: Eee...
    H: Seni bekliyordu, onu kadroya alacağını söyledi... Gerçekten alacak mısın?
    M: Hayır. Ona ihtiyacımız yok...
    H: O öyle düşünmüyor ama, onsuz yapamayacağını söylüyor...
    M: Solo kemancıyla ilgili biraz sıkıntımız vardı... Teklif götürdüğümüz kişiler farklı sebeplerle teklifimizi geri çevirdiler, belli ki birileri bu durumu Didem`e haber vermiş, o da kendi kendine gelin-güvey olmuş... Evet, o da iyi bir kemancıdır, ama onu kadroya almak gibi bir fikrimiz hiç bir zaman olmadı...
    H: Kemancı işini nasıl halledeceksiniz o zaman?
    M: Çok eski arkadaşlarımdan biri ünlü bir kemancıdır, ona teklif götürdüm, kendisi şu an Amerika`dadır, ama hafta sonu için burda olacakmış. Bu akşam onunla telefonda görüşücem. Teklifimizi geri çevirmeyeceğine eminim. Yani boşuna endişelenmene ve üzülmene gerek yok...
    Sözünü bitirip gülümser, ama Hasret hala ciddi ve üzgün bir ifadeyle bakmaya devam eder...
    H: Murat...
    M: Canım...
    H: O kızla aranızda ne var?
    Murat`ın yüz ifadesi ciddileşir.
    H: Bu gün kendimi hakarete uğramış gibi hissettim, onun tavırları, rahatlığı bana çok dokundu. Söylediklerini bir duysan, kendinden o kadar emindi ki... (Murat gittikce daha da ciddileşir, kaşlarını düğümler) Sen olsan nasıl hissederdin?
    Murat yutkunarak dudaklarını ıslatır.
    M: Hasret... Didem`le aramızda hiç bir şey yok.
    Cümleyi o kadar emin bir şekilde söyler ki Hasret tatmin olmuş, başka bir soru sormaya ihtiyac kalmadığını düşünmüş gibi bakar ve gözlerinde sevinç ve memnunluk kıvılcımları belirir. Oturduğu yerden uzanıp Murat`ın boynuna sarılır. Murat da onu kollarının arasına alır, sıkı sıkı kucaklar.
    H: Gidelim mi artık? Fırat uyanmıştır belki...
    M: Gidelim...
    Yavaş yavaş kalkarlar, elele tutuşup eve doğru yürürler.
    O sırada Nesrin salonda oturmuş, endişeli bir şekilde kolyesini oynatmaktadır.
    N: Nereye gittiler bunlar, naapıyorlar? Murat`ı arasak mı acaba?
    Ceren onu sakinleştirmeye çalışır.
    C: Merak etmeyin, gelirler şimdi.
    Murat`la Hasret kapının önüne gelirler. Hasret elini zile uzatacakken Murat onu kendine doğru çeker, ani bir hamleyle dudaklarına kenetlenir, ateşli bir öpüşle öper. Sonra yüzüne bakıp müzırca gülümser.
    M: Şimdi basabilirsin.
    Nesrin telaşla kapıyı açar.
    N: Geldiniz mi? Öyle hiç bir şey söylemeden nereye gittiniz? Sizi çok merak ettik...
    M: Merak etme anne, iyiyiz biz...
    İçeri geçerler hep beraber... Murat salondakilerle merhabalaşır, gözü Fırat`ı arar.
    M: Oğlum nerde?
    H: Yukarıda...
    Murat onu elinden tutarak merdivenlere doğru çeker, beraber yukarı çıkarlar. Nesrin şaşkınlıkla bakar, Ethem onun omzunu kucaklar... Ceren Muratların arkasından tebessümle bakar, Nesrin`e döner.
    C: Nesrin hanım, biz bu akşam sizde kalalım mı? Biz derken yani Levent ve ben... Daha doyamadım da size...
    N: Ne demek? Kalın tabi, çok seviniriz. Zaten biz de akşam olunca muhabbet edecek birilerini arıyoruz hep... Koskoca evde ikimiz yalnız kaldık...
    C: O zaman bu akşam burda kalıyoruz biz, dimi Levent?
    L: Vallahi bravo, kendini zorla davet ettirdin...
    Ceren Levent`in kolunu sıkar, gözüyle yukarıya işaret eder, sonra uyarırcasına kaşlarını düğümler. Levent onun ne demek istediğini anlayarak susar.
    Murat Fırat`ı göğsünde tutarak önde, Hasret de bebek çantası ile arkada, aşağı inerler. Levent Fırat`ı görünce gülümser, yaklaşıp yakından bakar. Fırat uyumaktadır, Levent hafifce onun başını sıvazlar.
    H: Murat o kadar öptü kokladı ama hiç oralı değil, uyanmadı. Taş gibi yatıyor...
    M: Bu sana birini hatırlatmıyor mu?
    H: Kimi?
    M: Seni tabi ki... (diğerlerine bakar, başıyla Hasret`i işare eder) Bir uyudu mu yanında savaş çıksa haberi olmaz.
    Hasret güya kızıyormuş gibi onu hafifce kolundan vurar, hepsi gülüşürler.
    M: Anne, baba, Ceren... Bu gün Fırat`la ilgilendiğiniz için çok teşekkür ederim.
    E: Ne demek oğlum? Biz çok iyi vakit geçirdik. Fırat Can evimize neşe getirdi bu gün, bizi bol bol güldürdü... Asıl bizim size teşekkür etmemiz gerekiyor onu buraya getirdiğiniz için...
    N: Lütfen artık sık sık getirin... Çok mutlu oluyoruz...
    M: Elbette getiririz. Ama şimdi müsadenizle biz evimize gidelim, evde çok işim var, sabah da erken kalkacaz... Levent, siz de geliyor musunuz, yoksa biraz daha kalıyorsunuz?
    L: Siz gidin, biz bu gece burda kalacağız, Nesrin hanım özellikle davet etti... Sabah uğrarız size.
    M: Öyle mi?
    Merakla Ceren`e bakar, Ceren “hadi bakalım” dercesine gözlerini kırpar. Murat`ın gözünde sevinç kıvılcımları parlar.
    M: Tamam o zaman, biz çıkalım.
    Hasret Nesrin`i ve Ethem`i öper.
    H: Ben de her şey için çok teşekkür ederim.
    Ethem Hasret`in mutlu halinden memnun bir şekilde gülümser. Hep beraber onları geçirmek için kapıya giderler. Murat Hasret`in arabaya binmesine yardım eder, kapıda durup izleyenlere el sallar ve arabayı çalıştırır.

  3. #788
    Durum:
    Çevrimdışı
    samish - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    29.11.2006
    Yer
    Bakü
    Mesajlar
    291
    Konular
    1
    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Murat-Hasret evlilik sonrası

    22. Kısım
    Muratları yolcu ederek hep beraber içeri geçerler. Salona gelirler, Ethem koltuğa oturur. Nesrin de kanepeye otururken kanepenin köşesine düşüp kalmış küçük çoraplara gözü takılır. Çorapları ürkek bir kuşu alıyor gibi avuçlarına alır, bir kaç saniye yüzünde tebessümle bakar, göğsüne sıkar.
    E: Ne o öyle, Nesrin?
    N: Fırat Can`ın çoraplarını burda unutmuşlar... Canım benim, tatlı bebeğim... Şimdiden özledim onu...
    C: Evet çok tatlı... Hemen kendini sevdiriyor... Dün ikimiz de başından ayrılamadık.
    E: Murat da bebekken öyleydi, eve gelen misafirler hemen tiryakisi olurdular, kucaklarından indirmezlerdi. Hatırlıyor musun, hayatım?
    N: Hatırlamaz mıyım? (kanepeye oturur, anlatmak için yerini rahatlar, Ceren`le Levent de yanına otururlar ve dikkatlice dinlerler) Hatta bir kere Ethem`in bir arkadaşı eşi ve kızı ile beraber gelmişti. Kız da bizimkinden 1-2 yaş büyük. Murat daha konuşamıyordu bile, kız tutturdu “bu bebek benim” diye, saatlerce ağlamıştı onu evlerine götürmek için, zor susturmuştuk. Levent`cim, sen tanırsın onu, Hatice`yi diyorum.
    L: Hatice mi? Evet, tanırım... Murat`la kedi-köpek gibiydiler, sürekli Murat`ın yanaklarını sıkardı, o da çok kızardı.
    E: Ama Hatice çok genç yaşta evlendi dimi?
    N: Evet, küçükken “ben Murat`la evleneceğim” derdi hep, ama büyüdükten sonra her şey değişti, tamamen başka birine aşk oldu ve çok erken evlendi, şimdi boyu kadar çocukları var, bizimkisinin çocuğu daha yeni doğdu ama...
    E: Ee, sıra sizde çocuklar, çok bekletmeyin siz de...
    Levent`le Ceren birbirine bakıp gülümserler.
    L: O da olur, Ethem baba...
    Araya sessizlik çöker. Ceren ayağa kalkar...
    C: Ben bir kahve yapayım, her kes içiyor dimi?
    L: Dur aşkım, benim daha iyi bir fikrim var. Hep beraber sinemaya gidelim. Kahvemizi de çıkışta içeriz. Bu akşam yeni film var...
    Ethem`le Nesrin birbirine bakarlar.
    E: Biz de mi?
    L: Evet, hep beraber dedim ya... Akşama daha çok var, gider döneriz.
    E: Oğlum, bizi boşverin, siz ikiniz gidin başbaşa...
    C: Hadi ama, ikimiz başbaşa her zaman gidiyoruz zaten, bu sefer de sizinle gidelim.
    E: Ne diyorsun, Nesrin?
    Hepsi Nesrin`e bakarlar. Levent Nesrin`in yanına geçer, elini tutar.
    L: Sultanım, söz veriyorum hiç sıkılmayacaksınız. Şahane bir film izletecem size, ardından dondurma da benden... Hadi, kırmayın beni...
    Nesrin güler, Levent`in yanağını okşar.
    N: Ayyyhhh tamam, tamam. Biz de geliyoruz...
    ... Murat`la Hasret arabada eve varmak üzereler. Fırat uyanmış, bakıyor. Murat aynadan ona bakar.
    M: Babacığım, uyandın mı sen?
    Fırat onun sesini duyup ellerini ona doğru uzatır arkadan. Hasret sevinçle bakar.
    H: Murat, bak seni nasıl tanıyor, ellerini uzatıyor sana...
    Murat tekrar aynadan bakar, gülümser. Bir elini arkaya uzatıp Fırat`ın elini tutar.
    M: Bu gün oğlumu çok özledim...
    H: Bu akşam gerçekten işin çok mu?
    M: Yok, sizinle vakit geçirmek istediğim için öyle söyledim. Yurtdışıyla bir konuşma yapıcam, sonra tamamen size ait olucam.
    Hasret`in gözlerinin içi güler, Murat`ın elini tutar. Murat onun elini kendine doğru çeker, gözü yola bakarken, elini dudağına götürür.
    M: Bu akşam başbaşayız - sen, ben ve de oğlumuz...
    H: Umarım öyledir...
    M: O ne demek şimdi?
    H: Ne zaman birbirimizle başbaşa kalmaya niyetlensek birşeyler çıkıyor, ya birileri geliyor, ya bir şey oluyor... Hevesimiz sürekli kursağımızda kalıyor... En iyisi biz niyetlenmeyelim... Niyetlenmek yaramıyor bize...
    Murat aynadan ona bakarak biraz ciddi bir tarzda konuşur.
    M: Eve gelince üçümüze de okur üflersin o zaman, niyetlerimiz de bozulmaz... Ya da gidip kurşun döktürelim, Kadriye teyzen yapar dimi?
    Hasret onun bu konuşmasından önce bayağı şaşırır, sonra şaka yaptığını anlayıp omzuna hafifce vurur.
    H: Ya Murat, dalga geçme...
    M: Tamam, tamam... İşte geldik...
    Arabadan iner, arka kapıyı açıp Hasret`in inmesine yardım eder, bahçe kapısından girecekken birisinin sesi duyulur, ikisi de dönüp bakarlar. Yaşlı bir adam ve yaşlı bir kadın sokağın aşağısından yukar doğru çıkmaktalar.
    T: Murat bey oğlum, nasılsın?
    Murat gülümseyerek adama doğru gider.
    M: Tufan Hoca, hoşbulduk. Ben iyiyim, siz nasılsınız?
    T: İyiyiz çok şükür, hanımla biraz dolaşıyorduk, eve dönüyoruz.
    Murat kadının elini ince bir tarzda tutar, kadın da tebessüm eder.
    T: Hanım, bu sana bahsettiğim çocuk, bizim komşu. Bu da Selvinaz hanım...
    M: Memnun oldum efendim...
    S: Ben de, oğlum... Bu güzel kızım da eşin mi?
    M: Evet.
    H: Merhaba, ben Hasret. Bu da oğlumuz Fırat Can.
    S: Maşallah, kızım. Üçünüz de çok güzelsiniz, Allah sizi birbirinize bağışlasın.
    Her ikisi gülümseyerek sevgile birbirine bakarlar.
    S: Güzel kızım, bir akşam eşini de al bize oturmaya gelin, evimiz şu yandaki sarı ev.
    H: Davetiniz için teşekkür ederiz, biz de sizi bekleriz.
    T: Hanım, hadi gidelim, çocukları fazla lafa tutmayalım...
    S: Hadi size iyi akşamlar, evladım...
    M: Güle güle...
    Hasret bir süre yüzünde tebessümle onların peşinden bakar, Murat Fırat`ı alır.
    H: Ne kadar tatlılar dimi?
    M: Tufan Hoca çok iyi bir edebiyat hocasıdır, çok bilgili, yürüyen kütüphane gibi...
    Fırat Can Murat`ın kucağında kıvranır.
    M: Noldu oğlum?
    H: Eve geçelim, altını değişecektim ben onun, ondan rahatsız.
    Eve geçip hemen yukarı çıkarlar. Murat Fırat`ı bebek masasına yatırır, havaya uzattığı küçük ellerini tutup öper, burnuna yaklaştırıp koklar, Hasret o sırada bebeği soyundurmaya çalışır. Fırat ona gösterilen bu ilgiden hoşnut olarak çığlıklar atarak gülmeye başlar. İkisi de sevinçle gülüşürler. Hasret onun üstündekileri çıkartır, bir tek bezi kalır üstünde. Murat bebeği tekrar kucağına alır.
    M: Gel bakalıım, yıkanma zamanı geldi.
    Hasret bebeğin sırtını havluyla örter, yıkamak için beraber banyoya geçerler.
    Bir süre sonra Hasret bebeği giydirip yatak odasına getirir, yatağın üzerine bırakır.
    M: Ben duşa giriyorum.
    H: Beş dakika Fırat`ın yanında bekle canım, ben üstümü değişeyim sonra girersin.
    Murat nedenini sorar gibi bakar.
    H: Dönmeği öğrenmiş...
    M: Gerçekten mi?
    Tam da lafını bitirir bitirmez Fırat yatağın üzerinde karnı üstüne döner, başını kaldırıp babasına bakar ve güler. Murat sevinçle bakar.
    H: Bak gördün mü? Artık öyle bırakamayız, yataktan düşebilir.
    M: Ne zamandan dönüyor? Ben daha şimdi görüyorum...
    H: Ben de bu gün gördüm zaten, ilk Nesrin hanım farketmiş, ondan yatağın her tarafını yastıklarla kapatmıştık yatırırken.
    Murat bebeği tekrar sırtüstü yatırır, ama o yeniden karnı üstüne döner.
    M: Ama daha erken değil mi böyle dönmesi?
    H: Değilmiş, ben de öyle düşünüyordum, Nesrin hanım normal olduğunu söyledi. Bizim oğlan çok hareketli... (birbirine bakıp gülümserler) Murat... Bunu kaydedelim mi?
    M: Olur... Hemen kamerayı getireyim.
    H: Kamera burda, dolaba koydum.
    Murat dolaptan kamerayı alıp hemen çalıştırır. Hasret Fırat`ı yine aynı şekilde sırtüstü yatırır ve o yine döner. Hasret kameraya konuşur.
    H: Oğlumuz bu hareketi bu gün ilk defa yapıyor...
    M: Fırat Can, bak bana oğlum...
    Fırat ellerini yatağa koyarak başını kaldırır ve kameraya doğru bakar, kahkaha atar.
    H: Murat, oğlumuz müzisyen falan olmayacak gibi, kesin oyuncu olur. Baksana kameraya poz vermeyi ne çok sevdi.
    Bebeği alıp kucağına oturtur, Murat yaklaşıp kamerayı Fırat`a uzatır, o da ellerini uzatıp kamerayı yakalamaya çalışır. İkisi de mutlulukla izlerler onun hareketlerini, sonra Murat kamerayı durdurur, çekmecenin üzerine bırakır. Fırat`ın başını okşar, Hasret`in yanağından ince bir öpüşle öper.
    M: Hadi ver bana...
    Hasret Fırat`ı ona verip ayağa kalkar, ikisini de yanağından öperek soyunma odasına geçer.
    Bir süre sonra hep beraber salona inerler, Hasret bebeği arabasına yerleştirir. Murat onu kendine çekip belini kucaklar.
    H: Ben yiyecek birşeyler hazırlayım.
    M: Benim için hazırlıyorsan zahmet etme, canım istemiyor.
    H: İtiraz yok, aç açına çalışıp hasta olmanı istemiyorum (yanağını okşar) Bak ne kadar zayıflamışsın.
    M: Bana bir şey olmaaazz... Hayatım, gerçekten istemiyorum...
    H: O zaman bari çay yapayım, dün akşam Ceren`le yaptığımız kekten kalmış, çayın yanında yeriz.
    M: Olur, çay hazır oluncaya kadar ben Semih`le konuşayım o zaman.
    Hasret Fırat`ın arabasını mutfağa doğru sürer, Murat da telefonla konuşmak için çalışma odasına geçer. Hasret çayı koyduğu sırada telefonu çalar.
    H: Alo anne?
    S: Merhaba kızım, nasılsın?
    H: İyiyim anne, sen nasılsın?
    S: Ben de iyiyim, bu gün işlerin hepsini halledeyim diye ordan oraya koşturdum, seni aramak için ancak vakit bulabildim. Nasıl geçti gününüz, Fırat Can nasıl oldu? Siz nasılsınız?
    H: Hepimiz iyiyiz, anne, Fırat`ın da keyfi yerinde. Bu gün babaannesinde iyi vakit geçirmiş, uslu uslu oynamış, hiç üzmemiş onları. Anne, biliyor musun, Fırat karnı üste dönmeği öğrenmiş, dönüyor, ellerini yere koyup başını kaldırıyor. Bir görsen...
    S: Ne güzel... Bak şimdi torunumu özledim...
    H: Yarın geleceksin dimi?
    S: Gelicem tabi, o yüzden bu gün işlerimi bitirmek için uğraştım. Murat naapıyor? Cerenler sizdeler mi?
    H: Murat iyidir. O da telefonda yurtdışıyla konuşuyor. Cerenler yoklar, bu akşam Nesrin hanımlarda kalmak istediler. Ben de çay yapıyordum.
    S: Tamam kızım, sen işine bak o zaman, yarın görüşürüz. Öpüyorum çok, Fırat Can`ı da öp benim için, Murat`a selamımı söyle.
    H: Aleykum selam. Biz de seni öpüyoruz, anne.
    Bir kaç dakika sonra Murat mutfağa gelir, Fırat`ı kucağına alır.
    M: Semih`le konuştum, her şey yolunda. Bizimle çalışmayı kabul etti.
    Hasret çok seviner bu habere.
    H: İyi, çok sevindim. Ben de annemle konuştum.
    Beraber salona geçerler, Murat kanepeye oturur ve Fırat`ı göğsüne yatırır. Hasret de Murat`ın yanına oturur belini kucaklar, başını diğer taraftan göğsüne koyar, Fırat`ın elini tutar. Murat ikisini kucaklayıp gözlerini kapatır. Bir süre sessizce otururlar öyle. Hasret kısık sesle konuşarak sessizliği bozar.
    H: Seni o kadar özlemişim ki bu kaç günde, bir daha hiç böyle oturamayacakmışız gibi geliyordu.
    M: Benim için bu andan daha huzurlu ve mutlu bir an olamaz, karım ve oğlum kollarımın arasında, bana sarılmışlar, beraber nefes alıyoruz, kalplerimiz beraber çarpıyor, tek vücut gibiyiz.
    H: Hep böyle kalalım, nolur... Aramıza kimse girmesin...
    Başını Murat`ın göğsünden kaldırıp gözlerinin içine bakar. O da onun elini tutar.
    M: Hasret... Hatırlıyor musun, bana bir teklifte bulunmuştun?
    Hasret merakla bakar... Murat onun gözlerinin içine bakarak emin bir şekilde sözlerine devam eder.
    M: “Bir dünya kuralım, ikimizden ve çocuklarımızdan başka kimse olmasın” demiştin. Ben de o teklifi kabul ettim. Biz seninle o dünyayı kurduk, ve dünyamızda sadece biz varız – sen, ben, oğlumuz ve ilerde doğacak olan diğer çocuklarımız. Başka da kimse olmayacak, buna izin vermem. Bana güven.
    Hasret parmaklarının hafif dokunuşuyla onun yanağına, sonra da dudaklarına dokunur.
    H: Sana güveniyorum.
    M: Seni seviyorum.
    H: Seni seviyorum.
    Hasret onun dudaklarına doğru uzanır ve dudakları kavuşur. Fırat sevinçle çığlık atar, dudaklarını birbirinden ayırırlar, Hasret utanmış gibi başını aşağı diker, gülümser.
    H: Biri bizi gözetliyor...
    Murat Fırat`ın başını okşar, alnından öper. Hasret tekrar onun göğsüne yatar. Mutfaktan düdüklü çaydanlığın sesi gelir.
    H: Gidip çay demleyeyim.
    Mutfağa geçer ve bir kaç dakika sonra geri döner, Murat hala kanepede oturmaktadır. Hasret biraz eğilip Fırat`a bakar.
    H: Gözleri kapanıyor, yatıralım mı? Karnı tok zaten, sabaha kadar uyur.
    M: İlacını verdin mi?
    H: Aa, bak onu unuttum. Hadi bana yardım et o zaman.
    Odaya çıkarlar, Murat ilaçı içirmesi için yardım eder, sonra yatağına koyarlar, tamamen uykuya dalması için biraz beklerler. Sonra tekrar salona inerler.
    H: Sen otur ben hemen çay getiriyorum.
    Mutfağa gidecekken Murat onu kolundan yakalar, kendine çeker, yanağını avuçlar. Alnını alnına dayayıp gülümser.
    M: Çayı sonra içeriz, ben karımı özledim.
    Yanağından öper, Hasret de gülümseyerek karşılık verir. Sonra biraz geri çekilir.
    H: Bari altını kapatayım çaydanlık yanmasın.
    Koşarak mutfağa gider, ateşi kapatır, arkasını dönecekken Murat`ı karşısında bulur.
    H: Hii, korkuttun beni...
    M: Korkma...
    Eliyle çenesini tutar, Hasret gerisin geri adımlar, o da ilerler, buz dolabına çatınca dururlar. Murat onun boynunu, yüzünü öpüşlere gark eder, hapse almış gibi ellerini iki taraftan buzdolabına dayar, kulağına fısıldar.
    M: Aşağı inmesemiydik?
    O an telefon sesi gelir. Hasret de fısıltıyla konuşur.
    H: Telefon çalıyor.
    Biraz dizlerini bükerek eğilir ve onun kolunun altından geçer, salona koşar. Murat da peşinden gider.
    H: Annen arıyor... Alo, Nesrin hanım... Yok müsaitiz, buyurun. Biz de çay içiyorduk Murat`la.
    (Murat`a bakarak göz kırpar) Fırat? İyidir, şimdi yatırdık... Ha öyle mi, sorun değil, gelince alırız. Siz nerdesiniz, etrafınızdan sesler geliyor da? Anladım, iyi eğlenceler. Bizden herkeze selam söyleyin... İyi geceler...
    Telefonu kapatıp Murat`a bakar, güler.
    M: Noldu, ne diyordu?
    Hasret gerinip esner, sonra cevap verir: Fırat`ın çoraplarını unutmuşuz onlarda, boşuna aramayalım diye uyarmak istemiş...
    M: Annem bizi yoklamak için her zaman bir bahane bulur...
    H: Dışarıdaymışlar, hep beraber sinemaya gitmişler, şimdi de bir yerlerde oturuyorlar.
    M: İyi... Senin uykun var galiba...
    H: Yok, ne uykusu canım?
    Araya sessizlik çöker, birbirine bakarlar. Hasret biranlık ne yapacağını şaşırır, kanepeye oturur, kumandayı alıp televizyonu çalıştırır, hiç bir şey olmamış gibi gözlerini televizyona diker. Murat yüzünde tebessüm bir kaç saniye onu izler, yaklaşır, kumandayı elinden alıp televizyonu kapatır. Yanına oturur, kolunun birinin boynunun arkasından geçirir, saçlarını okşar. Tam da dudağına ulaşırken yine telefon sesi gelir. Bu sefer Murat memnuniyetsiz bir ifadeyle arkaya yaslanır.
    H: Sana dedim niyetlenmeyelim diye...
    M: Şimdi kim arıyor?
    H: Ablam arıyor... Bu saatte aramazdı hiç, bir şey mi oldu acaba? Alo abla? Merhaba, biz iyiyiz, siz nasılsınız? Hayırdır bu saatte? Mahalleye mi? Hiç abla, öylesine gelmiştim. Yok, ne olabilir ki? Gerçekten bir şey yok, öylesine gelmiştim dedim ya... Hepimiz iyiyiz, Murat da iyi. Yok merak etme, abla. Bak, Murat`ın da sana çok selamı var. Hadi öpüyorum, çocukları da öp benim için. İyi geceler.
    M: Nolmuş?
    H: Mahalledeki komşu kadınlardan biri beni görmüş, ablama söylemiş, o da merak etmiş niye gittim diye... Benim gittiğim saatte ablam evde yokmuş, çocukları da alıp dışarı çıkmışlarmış... Onu evde bulamamışım diye düşünmüş, endişelenmiş...
    Murat telefonu Hasret`in elinden alır, kapatır. Sonra sehpanın üzerinden kendi telefonunu alır, onuda kapatır.
    M: Bizi merak eden her kesle konuştuğumuza göre artık kapatabiliriz telefonları.
    Telefonları kenara bırakır, CD çalara yaklaşır, bir CD seçip koyar ve çalıştırır. Hafiften müzik sesi duyulur.
    ()
    Duvara yaklaşıp ışığı kapatır, sadece abajurun hafif ışığı kalır, yarıkaranlık salonun ortasında durup Hasret`e bakar gülümser, elini uzatır. Hasret yüzünde tebessüm yavaş yavaş kalkar, ona yaklaşır, elini eline verir, diğer elini omzuna koyar ve yavaş yavaş dansetmeye başlarlar. Dans ettikce Hasret yavaş yavaş onun boynuna sokulur, kokusunu içine çeker, Murat yanağını onun yanağına sürer, yavaş yavaş saçlarının arasına sokulur, boynunu hafif öpüşlerle öper, sonra çenesini, yanaklarını öper, elini sırtında gezdirir, yine fısıltıyla ve heyecanla konuşur.
    M: Yukarı çıkalım...
    Hasret karşı koymadan başını sallar.
    H: Hıhı.
    Murat CD çaları durdurur, Hasret`in elini tutar ve yavaş yavaş merdivenlere doğru adımlar. Üst kata çıkarlar, merdivenlerin başında dururlar, Hasret aşk dolu gözlerle onun gözlerine bakar ve boynuna sarılır. Odaya doğru adımlamak isterken kapı zili çalar. İkisi de şaşkınlıkla birbirine bakarlar, tekrar aşağı inerler. Murat kapıya gider, bir süre sonra salona gelir.
    M: Komşudur, arabayı garaja sokmayı unutmuşum, yol kapanmış geçemiyorlar. Ben hemen dönerim.
    Anahtarları alıp çıkar, Hasret kanepeye oturur, elini kafasına dayayıp bekler, birşeyler hatırlayıp gülümser, diğer elini dudaklarına sürer. Beklerken esnemeğe başlar, saate bakar, 12`e geliyor, sonra kapıya bakar. Biraz zaman geçer, Murat hala yok. Hasret tekrar esner, gözleri yavaş yavaş kapanmaya başlar.

    Bir süre sonra Murat arka kapıdan eve girer. Mutfağa geçip ışıkları kapatır, salona Hasret`in yanına gelir, kanepeye oturur saçlarını okşar, yavaş sesle seslenir.
    M: Hasret, aşkım...
    Hasret yavaş yavaş gözlerini açar, ona bakıp gülümser.
    H: Geldin mi, neden geç geldin?
    M: Bizim kapıda da başka bir araba vardı, diğer komşuyu çağırdık arabasını alsın diye. Onu bekledim. Senin uykun mu geldi?
    Hasret yarıuykulu halde Murat`ın elini tutar kendine çeker.
    H: Yok, uykum yok.
    M: Hadi yukarı çıkalım, yerinde yat.
    H: Uyumak istemiyorum dedim ya...
    M: Uyuyorsun ama... Gel hadi...
    Hasret`i ayağa kaldırır, belini kucaklar, merdivenlere doğru giderler. Hasret yüzünü ovuşturur, başını o taraf bu tarafa sallar uykusunu dağıtmak için.
    H: Uyumak istemiyorum... Seni bekledim ben...
    M: Tamam, odamıza çıkalım... Yavaş, takılma... Dikkat et...
    Odaya gelirler, Murat onu sandalyeye oturtur, deminden beri arkasına sakladığı kutuyu çekmecenin üzerine bırakıp yatağın örtüsünü açar. Hasret yine gözlerini, yüzünü ovuşturur, esner, Murat`ın bıraktığı kutuya bakar.
    H: O ne öyle?
    Murat kutuyu alır, kapağını açar, içinden çok güzel ve zarif saten geçelik çıkarır.. İplerini parmaklarına geçirerek Hasret`in önünde havaya kaldırır.
    M: Bunu senin için aldım bu gün, arabada unutmuşum.
    H: Bu çok güzel, çok teşekkür ederim. Hemen giymek istiyorum.
    M: Dur ben yardım edeyim istersen...
    H: Yok, ben giyerim, sen bir şunu çöz.
    Elbisesinin fermuarını çözmesi için arkasını döner, Murat gülümseyerek ince bir hareketle onun saçlarını yana ittirir ve fermuarı aşağı çeker. Hasret geceliği almak için yatağın üzerine eğilir, kendini tutamaz, tam düşecekmiş gibi yaparken Murat ani hareketle kolundan tutar.
    M: Hasret, yardım istemediğinden emin misin? Bak ayakta uyuyorsun, düşeceksin.
    Hasret kolunu onun elinden çeker, omzunu atar.
    H: Uyumuyorum yaa, nerden uyduruyorsun? Hemen giyinip geliyorum.
    M: Ben Fırat`a bakiyim o zaman...
    Bir kaç dakika sonra yeni gecelikle esneyerek banyodan çıkar, Murat eşofmanını giymiş, sandalyede oturup onu beklemektedir. Onu görünce hemen ayağa kalkar, baştan aşağı süzer, geniş bir gülümsemeyle ve hayranlıkla bakar.
    M: Çok güzel olmuşsun, çok yakıştı.
    Hasret aynanın karşısına geçer, o taraf bu tarafa dönerek geceliğini gözden geçirir, sevinçle Murat`ın boynuna sarılır. Sonra elini ağzına götürü tekrar esner, kafasını sallar. Murat onun kapanmakta olan gözlerine ve sersem haline bakıp gülümser, yatağa doğru çeker.
    M: Gel hadi, uzan.
    H: Ya ben yatmak istemiyorum, niye yatırıyorsun zorla?
    M: Tamam, yatma. Ama eninde sonunda yatağa uzanacağız dimi? Bak ben uzanıyorum.
    Yatağa uzanır, onun da uzanması için işaret ederek yastığına vurur eliyle. Hasret çaresizce yatağa uzanır, Murat onu kendine çekerek kucaklar, dudaklarından ateşli bir öpüş alır. Sonra yüzüne bakar, parmağını yanağında gezdirir, saçlarını kulağının arkasına ittirir. Hasret gözleri kapanmaktayken dudağının altında mırıldanır.
    H: Murat... Ben uyumak istemiyorum, seni çok özledim ben, aşkım... Bu gece uyumayalım...
    M: Olur, uyumayalım...
    Hasret onun elini tutar, dudağına yaklaştırıp öper, ama gözlerini açık tutmaya gücü yetmez, kapatır. Murat aşk dolu gözlerle ona bakarak tebessüm eder, hafif bir öpüş kondurur yine dudaklarına, sonra uzanıp ışığı kapatır, onu yeniden kendine çeker, Hasret bir anlık gözlerini açar, başını onun göğsüne koyar.
    H: Uyumak yok, tamam mı?
    Sözünün bitirince gözleri hemen kapanır.
    Murat güler: Tamam... İnatçı sevgilim benim...
    ... Saat 6.30. Hasret dışarıdan gelen kuş sesleriyle uyanır, önce balkona doğru bakar, hava aydınlanmış bile, sonra yanında bir eliyle onu kucaklayarak mışıl mışıl uyuyan Murat`a bakar, elini yavaşca kaldırıp üzerinden çeker, ayağa kalkar. Balkon kapısını usulca açıp dışarı çıkar, etraf sakindir, sadece kuş sesleri duyuluyor, sabahın serini dokununca üşümüş gibi olur. Yeniden içeri geçi kapıyı kapatır, sabahlığını almak için dolabın karşısına geçerken gözü aynada kendisine takılır, üzerindeki geceliği tekrar gözden geçirir, bu sefer güzelliğinin farkına iyice varır, çok kıymetli bir şeye dokunur gibi elini geceliğinin üzerinde gezdirir. Sabahlığını almaktan vazgeçer, tekrar yatağa döner. Murat`ın elini tekrar kaldırıp kendi beline koyar ve koynuna sokulur, Murat uykulu halde derin bir nefes alır. Hasret parmaklarını onun saçlarında, yüzünde, dudaklarında gezdirir. Usulca bir öpüş alır dudaklarından... Murat bu dokunuşa cevap olarak “mmm” diye bir ses çıkarır, elini Hasret`in üzerinden çekerek kafasını diğer tarafa çevirir. Hasret bu sefer bir elini kafasına dayayıp aşk dolu gözlerle onu seyretmeye başlar, karnının üstüne koyduğu elini okşar, fısıldar.
    H: Aşkım, seni çok seviyorum.
    Murat yüzü diğer tarafa bakarken göz kapakları titrer, ama gözünü açmaz. Hasret fısıltıyla konuşmaya devam eder.
    H: Sen benliğime sızmışsın, ben sen olmuşum. Sen olmazsan ben de olmam artık.
    Tekrar Murat`ın göğsüne uzanıp boynuna sokulur, kokusunu içine çeker. Derin bir nefes alır, sonra başını kaldırıp tekrar yüzüne bakar, parmaklarını yine hafifce yanağında gezdirir ve dudaklarının üzerinde saklar. Gülümseyerek bakmaya devam ederken Murat aniden ağzını açar, parmaklarını dişlerinin arasında sıkar. Hasret bu ani hareketten irkilerek “hii” diye iç çeker, elini geri çekmek isterken Murat bu sefer elini yakalar, gözlerini açar. Onu göğsüne sıkar, çevrilerek Hasret`i sırtı üstü yatırır, biraz dikelerek yüzüne bakar. Hasret biraz korkmuş, biraz da sevinçli bir ifadeyle bakar. Murat onun her iki elini tutar,üzerine eğilir.
    M: İnsan bu saatte kocasını uyandırır mı, ha? Şimdi gıdıklayım mı seni?
    Bir eliyle onun ellerini tutarak, diğeriyle gıdıklamaya başlar. Hasret kahkaha ve çığlık atarak onun elinden kurtulmaya çalışır.
    H: Ayyy yapma, Muraaaat... Yapma nolursun?
    M: Deminden beri beni gıdıklıyorsun ama, hiç sesimi çıkarıyor muyum?
    H: Yaaa, ben seni gıdıklamadım... Yapmaaa, Muraat... Ahahaha... Muraat...
    Murat`ın elinden zorla çıkardığı bir eliyle başının altındaki yastığı çeker ve onu vurmaya başlar, o da yastığın darbesinden şaşırarak Hasret`i bir anlık boş bırakır. Hasret hemen onun elinden kurtularak yastıkla hücuma geçer. Murat da kendi yastığı kapıp ona karşılık verir. Kahkahalar atarak yastık savaşına başlarlar, Hasret oturduğu yerde gücünün yetmeyeceğini görüp yatağın üzerinde ayağa kalkar. Murat yataktan inerek ayakta devam ettirir savaşı, Hasret yukarıdan ona darbeler indirdikce aşağıdan savunmaya çalışır. Son bir darbeyle vurup Hasret`in yastığını elinden düşürür, Hasret dengesini yitirir, ayağı da yastığa takılınca yataktan Murat`ın kollarına düşer.
    H: Aaayyyhhh.
    Murat yastığı bırakıp onu yakalar, üsülca yere bırakır, ama kollarının arasında tutmaya devam eder. Gülüşürler, bir kaç saniye sonra gözleri karşılaşır, kahkahaların yerini aşk ve ihtiras dolu bakışlar alır. Murat elini onun boynunda gezdirir, parmaklarını saçlarının arasına sokar, önce gözlerine, sonra dudaklarına bakar. Titrek nefesleri birbirine karışır ve dudakları kavuşur. Dudaklarını birbirinden ayırmadan yeniden yatağa uzanırlar...

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Gönülçelen (Arşiv 63)
    By ipekaziz in forum Gönülçelen
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 26-04-11, 14:48:18
  2. Gönülçelen (Arşiv 58)
    By ipekaziz in forum Gönülçelen
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 23-02-11, 22:16:58
  3. Gönülçelen (Arşiv 56)
    By ipekaziz in forum Gönülçelen
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 06-02-11, 20:56:12
  4. Gönülçelen (Arşiv 46)
    By söğüt in forum Gönülçelen
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 23-10-10, 01:30:06
  5. Gönülçelen (Arşiv 38)
    By ipekaziz in forum Gönülçelen
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 15-08-10, 18:26:54

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

vdcasino
vdcasino
vdcasino
betexper
fragmanlar
Yuregininsesi
juul
One Hit Wonder
cratosslot giriş
eta saat
bahis forum
ilbet
vdcasino giriş
Mobil Ödeme bahis
bahis siteleri
güvenilir casino siteleri
canlı bahis siteleri
bahis
deneme bonusu
escort ankara
izmit escort
izmir escort
vdcasino
ilbet giriş
ilbet
en iyi casino siteleri