porno porno eryaman escort
Sayfa 42/43 İlkİlk ... 32383940414243 SonSon
214 sonuçtan 206 ile 210 arası

Konu: Hırsız Polis - Bölüm Yorumları

  1. #206
    Durum:
    Çevrimdışı
    yalibal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Set Görevlisi
    Üyelik tarihi
    10.07.2016
    Mesajlar
    11
    Konular
    0
    Verdiği Beğeni
    3

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart 2. Bölüm

    Evet, 2. gecem. 2. gecemde sıkılmadım kendi kendime yaptığım bu etkinlikten. Kalkıp ekşi mayalı ekmek yaparak bir çeşit üretkenliğe katkım olabilirdi, ama hayır, bölümleri teker teker izleyip bölümlerden çıkarımlar yapmak daha keyifli, ekmek fırından da alınır.


    "Bir, iki, dört, beş, e aferin sana, altı, yedi, sekiz, dokuz, on."
    Mavi hırsızımız gözaltında. İlk defa karakolda. Gergin halde sorgusunu beklemekte. Daha önce polislerle bu kadar yakın olmamış. Ki bu tutukluluk hali kendi hatası da değil, Jiletin ötmesi sebebi.
    Akıllı hırsız bizimkisi, ifadesinde ne söyleyeceğini düşünüyor. Ne anlatsın ki hem kendisi, hem Jilet, hem çete kurtulsun şu işten.
    Art niyetsiz yeni polis memuru Ayşegül giriyor sorgu odasına elinde çay ile. Ne sevimli bir detay bu Ayşegül ile ilgili. Bir de sorguya çekilecek olan zanlıya çay ikram etmeye çalışması yok mu? Hele ki Mavi'ye "kapıyı arkamdan kapatır mısınız?" demesi... Hırsız zanlısı olan Mavi'ye...
    E işte fırsat? Boşta açık kalmış bir kapı, görünürde kimseler yok. Karanlıklar içinde sıyrılma ustası olan hırsızım teper mi bu şansı?
    Ama Mavicim burası güpegündüz karakol, senin mesain dışındaki ortam ve saatlerdesin, o iş kolay mı o kadar?

    Piyasada Mavi yok, Jilet yok. Ev gergin, garaj gergin. Keşke sorgu odasında bir kulakları olsa da dinlese herkes, Ama yok. Yalnızca bekliyorlar.

    "Kaç yaşındaymış?... Sabıkası var mı?... Teypçileri biliyoruz da kızlardan araba hırsızı çıkmazdı pek... Adı neymiş?"
    "Zeynep bişey."

    Bundan sonraki 48 bölüm boyunca ha öldük ha dirildik şeklinde izleyeceğimiz imkansız ya da olmayan kanunlu aşkın kahramanlarından birinin diğeri hakkında ağzından duyduğumuz ilk sözler. Ne hoş değil mi? Ben hayranıyım şahsen, dalga geçmiyorum.
    Tam polis tarafımız, hırsız tarafımızın sorgusuna girecekken iş bu ya, ruh hastası bir zatın geçirdiği sinir krizi ile koluna cam şişe saplanıyor ve yaralanıyor.
    Bu sahneyi izlerken aklıma şu geliyor: işinin başındasındır, vatandaşın huzuru, refahı için canını dişine takarak çalışıyorsundur. Birisi gelir durduk yere seni yaralar. Yahu ne oldu şimdi? Duruyorduk burada yaralandık!
    Bu mesele benim de mesleki hayatımda ileriye dönük korkularımdan biri. Ne yazık ki bu durumun gerçek ve yakın zamanlı örnekleri var, kendi cemiyetimden duyduğum kadarıyla. Hasta yakını tarafından kaldırım taşı ile başından yaralanıp yoğun bakıma kaldırılan ya da kendi makamında çalışmakta iken istediği reçeteyi yazmadığı için çakı ile boğazından yaralanan arkadaşlarımın haberleri geldi aklıma bu sefer bu sahneyi izlerken. Neyse, yeniden böyle bir boşboğazlık ettim, ancak senaristlerimizin de o zamanlar söylediği gibi, anlatmak istedikleri çok şey vardı bu dizi vesilesiyle, ben de yeni yeni farkediyorum onları :)

    Pekiii devam...

    "Herkes suçu ispat edilene kadar masumdur, değil mi Bünyamin?"
    Sorgu büyük bir baskı ile devam ediyor Mavi için.
    "Ben hırsız değilim!"
    "Heh ben de tam oraya gelecektim. Sen hırsız değilsin. Sen kurbansın. Biri senin aklına girdi, elbise dedi, süs dedi, para dedi, seni bu işe itti."

    Şimdi. İki sezon boyunca gram sempati beslemediğimiz Selahattin Başkomiser sahnede. Bir "kadın" hırsız zanlısının bu işe bulaşma sebebi bunlar olabilir ancak. Elbise? Süs?
    Yo.
    Sefalet. Yoksulluk. Çaresizlik. Adaletsizlik. Ve belki de bir kadın olduğu için gittiği yerlerde yaşamış olması muhtemel olan taciz, tecavüz, istismar. Bu işe itilmek için insanın gözünün elbisede süste püste olması yetmez sanırım.
    Mavi'nin kıvrak zekası ve yalan yeteneği (gerçi kendisi yalandan pek haz etmez ama :)) sayesinde Jilet ve Mavi bu işte sıyrılmayı başarır.
    Önceki 11 çalıntı araç vakasının ötelenmesine neden olan bu özel vaka dosyası da böylece kapanır.

    "Polis karısı falan olmak istemiyorum ben artık!"
    Hele Aylin'e bak Aylin'e. Yahu hırsız kişisi bile Çınar'ın polis olmasına bu kadar içerlemedi ablacım senin derdin ne?!
    Daha çok para. Çünkü her şey para!
    Her insanın mutluluk standartı farklıdır. Mesela Mavi çocukları okula gönderip Ümit'i dersaneye yazdırdığı sürece mutlu. Ama Aylin istediği elbiseyi istediği zaman alamadığı için sıcacık evini gösterip "bizi bu hayata mahkum ediyorsun!" diye bağırabiliyor Çınar'a. Kızmayalım ama şimdi. Aynı şikayetlenmeyi bazen bizler de yaşamıyor muyuz? Sosyal medyada kafamıza dan dan dan soktukları hikayelerin linklerini yukarı kaydıramayıp onlardan mahrum kaldığımı hissettiğimde ben de Aylin gibi kurulmuyor değilim bazen. Bu durumdaki memnuniyetsizliğimi çevreme de yansıtıyorum kimi zaman. Kabul edelim, "bizim elimizden bu kadarı geliyor" diyerek halden memnun olmayı reddettiğimiz oluyor. Varoluşumuz doyumsuz ne yapalım.

    "Benim bi' tane kriterim var: yüzme bilmeyen adam suya girdiği zaman kendi ellerinle boğacaksın!"
    Aksak'ın kendince Jilet'e ders vermesi. Çeteyi gammazlamış! Suçun en büyüğü! Bunun ayarı verilmeli tabi ki. Çok beğenerek uzattığı saçlarını keserek o da.
    Aksak yine yufka yürekli. Bilmeyiz bu alemleri ama daha fenasını yapardı başka bir çete lideri olsa diye tahmin etmek de zor değil.
    Bu sahnede beni düşündüren bir şey var. 2. sezonda Aksak Jilet'i dövmüştü bir sinirle. Sonra o pişmanlıkla babasına "Bu sağ elim bugün bana ihanet etti, kalktı bir masumun suratına indi" şeklinde anlatmıştı durumu. Babasından yediği dayaklar nedeniyle birisini dövmemeye yeminliydi Aksak, fakat 2. bölümde Jilet'i zaten dövdü? Neyse bu dizimizdeki tek tutarsızlık değil zaten, devam :)

    Ve telefonların karışması. Ay o ne güzel tanışma vesilesi öyle. Bir hırsızla bir polisin birbirlerinin ne olduğunu bilmeden tanışabilmesinin en iyi yolu olabilir. Mavi özgürlüğüne kavuştuktan sonra çocuklara, Çınar ise karısına hediye almak için girdikleri alışveriş merkezinde birbirlerini hiç görmeden, farketmeden karıştırıyorlar telefonları.

    "Yanlış mı oldu acaba ben bir bayanın telefonunu arıyordum da"
    "Bak arkadaş bu benim telefonum değil... Neyse tamam bir karışıklık oldu ben kapatıyorum şimdi"
    ...
    "Alo kusuruma bakmayın rahatsız ediyorum ama galiba sizin telefonunuz ben de."
    "Ne arıyor benim telefonum sizde?"

    Karmaşık aşk hikâyemizin esasını oluşturan üçlümüzün iletişimleri ilk kez böyle başlıyor.
    Şu kesişimlerin bu kadar sade ve olası olması çok hoş. Yine basitliğe hayran kalmışımdır.
    Kusura bakmayın ne olur, benim için özel olan şeylerin ilkleri de önemlidir de, bu sebepten dağa taşa kadar yüceltiyorum bu durumu :)
    Karıştırılan telefonları iade etmek üzere Rumeli Hisarında sözleşilmiş, Çınar kendini uzun boylu esmer şekline betimlemiş, telefonlar kapatılmıştır.

    Buluşma yerine ilk Çınar varır, 1 liralık kağıt helva alır (Zamanında kağıt helva piyasasını bile takip eden bir kitle idik) Güzellik için değil işi gereği koşan Mavi kızımız da gelir.
    Mavi uzun boylu, esmer betimlemesinde çıkaramaz Çınar'ı. Birkaç bakışmanın ardından Çınar telefonu çıkarıp Mavi'ye gösterir neyse ki, yoksa daha saatlerce beklerlerdi orada.
    "İster misin?
    "Olur"

    2020 Kasımında hayretler içinde izliyorum ben bu sahneyi, baygınlıklar geçiriyorum. Yabancının yediği kağıt helvadan ısırıyor! Nerede koronavirüs önlemi! Hekimoğlu çık anlat yeniden!
    Neyse 2005'e geri dönüyorum.
    Çınar'ın Mavi'ye dalan gözlerine dalıyorum ben de. Sahnenin doğallığı beni büyülüyor.
    "Seni bilinmeyen numaradan biri aradı. Sert bir sesi vardı. Ben çıkınca sinirlendi biraz. Abin falan olabilir."
    Ohoo koçum daha ne sinir krizleri geçireceksiniz siz hep birlikte, sen sakin kal şu anlık.
    Geç kalınan okul çıkışı, gelmeyen otobüs, sıkışan trafik, Mavi'nin su gibi güzelliği, arabada meraklı bakışmalar, göz kaçırmalar, halanın yeğenine gösterdiği sıcacık evlat sevgisi... Çınar'ın zihninde yer etmeye sebebiyet veren her şey... Güzel buluşmaların yaşandığı Osman Saçmacı İlköğretim Okulu...

    "En kötü anne baba bile hiç olmamasından iyidir... Abla ne olur dikkat et sana bir şey olursa..."
    "Bana bir şey olmayacak. Bundan sonra olmayacak."

    Mavi'nin kafasına karakolda geçirdiği saatlerden sonra dank etmiştir. Aileyi geçindiren, bir arada tutan kendisidir. Ona bir şey olursa asıl sefalet o zaman başlar. Bu düşünceyle karar verir, bu işi bırakacaktır. Bütün gece Aksak'a bu durumu nasıl anlatacağını düşünmüştür. Akşam Aksak'la buluşmak için Hamdi'nin yerinde sözleşir. Aksak'ın ilk düşüncesinde içine umut ve heyecan veren bu ısrarlı buluşma hiç beklemediği gibi geçecektir.
    "Nadir abi?"
    "Zeynep abla?"

    Mavi konuya zor girmiştir, ama gemileri yakacaktır. Kendisine ait binbir sebeple işi bırakmak istediğini söyler.
    Mavi'nin işi bırakması demek Aksak'tan uzaklaşması demektir. Önemli olan iş değil, Mavi'nin köklerinin hep Aksak'ta kalmasıdır. Aksi durum söz konusu olamaz!
    Mavi işi bırakıp artık vedasını yaptığını zannederek Aksak'ın elini sıkarken Aksak'ın gözlerinden başka planlar okunur ve ikinci bölümün sonuna böylece ulaşırız.

  2. #207
    Durum:
    Çevrimdışı
    yalibal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Set Görevlisi
    Üyelik tarihi
    10.07.2016
    Mesajlar
    11
    Konular
    0
    Verdiği Beğeni
    3

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart 3. Bölüm

    3. Bölümü çok severim ben, karakterlerin ve konunun ilerlemesi açısından kilit nokta gibi bir bölüm benim için. Her karakterin zayıf notasından, hırsından, arzusundan ve geçmişlerinden biraz biraz bahsedilen bir bölüm. Benim için dolu bir bölüm olduğundan ziyadesiyle konuştuğum bir yorum zaten uzatmayayım :)

    Çınar bir bilinmezlik içinde koşuyor. Kim ondan ne istiyor? Kime ne zararı dokundu ki canına kast ediliyor?
    Bir el silah patlıyor. Çınar vuruluyor ve düşüyor. Vuransa kaçıp gidiyor. Çınarın hayatındaki insanlar yerdeki Çınar'a bakıyor. "Ne oldu ki şimdi sana?" der gibi bir halleri var. Aylin'i, Bünyamin'i, Selahattin'i... Hepsi hayatında yer tutan kişiler. Peki en sonda bu insanların arasında görünen kadın neden var ki şimdi?
    Kan ter içinde uyanıyor Çınar. Tabi ki rüya.
    Ben bu sahneye hayranım. 15 yıldır bu sahneyi izlemekten sıkılmadım. Belki 16.yıla sıkılırım belli olmaz. (Sanmıyorum ama başarılar)
    Beni bu sahneye çeken şey, Çınar'ın hayatındaki insanların arasında Mavi'nin de boy göstermesi. Halbuki ismini dahi bilmediği bu kızın rüyasında işi ne?
    Rüya alemi gizemli gerçekten. Rüyalara bel bağlamam ama bazen bir rüya öyle şeyler hissettirir ki insana, kişinin hayatında varacağı yeri bile değiştirebilir. Doğrusuyla ya da yanlışıyla. Çınar'ın bu rüyası da öyle. Mavi'yi aklına bu kadar düşürmesinde bu rüyanın payını yadsıyamayız.
    Çokça izledim bu sahneyi. Çınar'ı vuranın Mavi olduğunu düşündüm hep. En sonunda videoyu oradan durdur bak, buradan durdur incele derken Mavi olduğuna kanaat getirdim. Silahı tutan elin inceliği, vuranın silueti, endamı... Yok yok kesin Mavi, ben öyle kabul etmek istiyorum. Yetkili biri çıkıp özellikle bana dese ki hayır değil, gene de kabul etmem :)

    Mavi kıdemlisi olduğu işi bırakmıştır. Artık her vatandaş gibi kapı kapı telefon telefon iş aramaktadır. Ve herkesin başına geldiği gibi her bir görüşme hüsranla sonuçlanmaktadır. Lise diploması, bilgisayar kullanmayı bilmek.. Ama inatçıdır Mavi, zaten işsiz olan abisinin bir de kendisi işi bıraktı diye paniklemesine kafa yormaz. Yeni hayatını yaşayacaktır.
    Bir giyim mağazasında iş görüşmesine gitmek için yakayı paçayı düzeltmeye gider Gülay'ın yanına.
    "Kız evine gittik geçen gün benimkinin"
    "İlaçlı gazozları da içtin mi bari?"
    "Kız var mı hiç bende o göz?"

    Ah Mavi, keşke o göz sende de olmasaydı... Ben bu sahneyi izledikçe gülüyorum ya. Güzide senaristlerimiz ilk 13 bölümde finale kadar neler yaşanacağını minik minik serpiştirmiş sanki senaryoya. Neyse devam :)
    Gülay'ın saçının önüne fön çekmesine her ne kadar karşı koysa da engel olamayıp iş görüşmesine gelen Mavi, görüşmeden önce aynada kendisine bakıyor. Saçının önündeki föne bakıyor. Hırsızların aleminde kendine yer edinebilmek için hiç gün yüzüne çıkarmadığı feminenliği görüyor. Kendi gibi değil. Beğenmiyor, yabancılıyor, istemiyor. Bozuyor saçını. Yeniden asıl Mavi'ye dönüyor.
    Madem artık hırsızların dünyasında değildi, bozmamalıydı bence. Özellikle görüşmeye gittiği yer için o feminenliği kullanabilmeliydi. Ama varlığından haberi bile olmadığı bu tarafını ilk defa gördüğü için o anlık ne kadar işine yarabileceğini bilemiyor maalesef. Olduğu gibi kabul görmek istiyor. Fakat tatlı dillerin arasında kandırılıp bu yeni dünyanın kapıları o farkında olmadan yüzüne kapanıyor.

    Başkomiser Selahattin Aksak'ın çetesinden olan adamların elinden sıyrılmasıyla daha da hırslanmıştır. Çınar ile birlikte Aksak'ı ele geçirebilmek için elindeki kozları hazırlamaya bakmaktadır.
    Ancak Çınar'ın aklı başka bir yerdedir farkında olmadan. Bir kez gördüğü "su gibi, ışık gibi" o kızı aklından çıkaramıyordur ve bu durum gündelik işlerinde ondan beklenmeyecek dalgınlıklar yaratıyordur.
    Ben Çınar ve Mavi ile ilgili en minik detayı bile seviyorum ilk 13 bölümde. Masumca ve imkansızlığından bihaber başlayan bu aşkın ilk kıvılcımları bana benim anılarımı hatırlatıyor. Çınar'ın ne olduğunu kestiremediği bu minik dalgınlıklar ve garip heyecanlar benim de unutmak istemediğim duygular arasında. Sanırım o yüzden şu anda izlerken daha anlam kazanıyor bu küçük sahneler.

    Çınar da bu duygular ile kendini Osman Saçmacı İlköğretim Okulunun kapısında buluyor. Kendi de emin değil neden orada? Ne düşünüyor? Geldi de ne oldu sanki?
    Tam durumun garipliğinin farkına varmış gidecekken görüyor o kızı. Gitmekten vazgeçiyor. Uzaktan bakacak sadece. Ama görüyor ki terslik var. E yardımcı olacak haliyle.
    "Senin ne işin vardı burada?"
    "Yok bi' işim tesadüf..."

    O ne güzel tesadüf öyle.
    "...Geçerken gördüm seni kucağında - adın ne senin bakayım süpermen? - Mert mi! Vay be ne güzel isimmiş ya!"
    Gel de hayran kalma şu iletişim, ses tonuna, samimi bakışa. Çınar'ın buradaki hallerini hangimiz sevmedik ki. İğneden korkan Mert'e cesaret vermeye çalışması, küçük bir çocukla aynı seviyeye gelip onunla konuşması, Göz kırpması, elini tutması. Bir de bu esnada Mavi'nin ilgi dolu gözlerle Çınar'a bakması.
    "Bu kadar mı? Hiç acımıyormuş hala"
    "Demek ki doğru söylemiş di mi - şey- abi"
    "Çınar"
    "Çınar abi"

    Yine bir o kadar sıradan, olağan, özelliksiz, gündelik, sade -daha ne diyebilirim bilmiyorum- tanışma vesilesi. Dizinin imkansız aşk silsilesi içinde süregelen her çeşit olağanlığa fazlasıyla methiye dizdiğimi düşünüyorum, o sebepten uzatmayacağım :)
    Toplam 95 milyonluk ödemeye 68 milyonu çıkan Mavi'nin imdadına "borç ama!" 27 milyonu kapatmak üzere Çınar yetişiyor, Böylelikle bir sonraki görüşe sebebimiz de sağlanmış oluyor. Hastaneden çıkış yapılıyor, hırsız kimliğinden açık vermemesi gerektiğini bilen Mavi eve bırakılmak yerine bir kaç sokak ötesinde kendilerini indirmesini istiyor Çınar'dan.
    "Uçtu uçtu uçtu"
    Mert'e sıkça yaptığı bu oyun bizim zihinlerimize yerleşmişti. Bundan 11 yıl sonra İlker Aksum da Poyraz Karayel'in Çınar'ı olarak bir oğlanı ayni böyle uçuracaktı. Asla gözümden kaçmaz :)
    "Pardon? E adın ne?"
    "Mavi"
    "Tamam. Mavi"

    Sadeliği ve olağanlığı abartmayacağımı söylemiştim değil mi?

    Mavi'nin işe dönüp dönmeyeceğini önce Jilet vasıtasıyla sonra bizzat kendisi yoklayan Aksak, Mavi'nin işi bırakmaya tamamen niyetli olduğunu görüyor. Peki bunu kabulleniyor mu? Hayır.
    Mavi ile Aksak'ın görüşmelerinin üzerinden birkaç saat geçiyor geçmiyor Arıza'ya kahvehanede "yolunacak kaz" haberi geliyor ve hiç beklemeden kahvehaneye düşüyor. Kardeşi ve yeğenleri ile yeni hayatının ilk günlerinde huzurlu bir gece geçireceğini düşünen Mavi ise gelen bir telefonla yıkılıyor.
    "Alo kalmaya mı karar verdin Mavi? Mavi?"
    Kalmaya karar vermemiş olsa da gece yarısı yatağından kaldırıp yardımına yetişecek tek kişiyi arıyor Mavi. Ağabeyinin beş milyarlık kumar borcunu kapatabilecek tek kişiden, Aksak'tan yardım istiyor.
    "Çok güzel bir ağabeyin varmış, duanı eksik etme!"
    "Sen de cılız balığa oltanı vurma bir daha. Yakışmaz."

    Değil mi Aksakcığım? Çok haklısın. Arka sokakların adamı seni! 200'er kağıttan adam tutup, ağabeyini hile ile kumar borcuna sokarak Mavi'yi elinde tutmaya çalışmak sana yakışabilir ama? Ne de olsa senin Kopenhag kriterlerin yok, sana her yol mubah!

    "Bazen benim de içimden geçiyor, şeytan diyor çek vur! Ama biliyorsun işte, insanın anası babası olmayınca adı Arıza bile olsa abisinden vazgeçemiyor insan. Benim başka kimsem yok ki."
    Dizide Mavi'nin işinden pis iş diye bahsettiğini biliyoruz. Bu işte olmasının sebepleri var. Ve bir kez daha Mavi'nin çaresizliği gösteriliyor bize, iflah olmaz bir ağabey! Ama ağabey işte, bir tek o'su var Mavi'nin. Vazgeçemediği gibi cefasını da çekiyor. Bunu Mavi'nin başka bir haklı haykırışında da hissediyoruz ki burada o kadar çabalamasına karşın yaşadığı hayattaki bitkiliğini bizlere çok güzel anlatıyor:
    "Demek kolay değil hayat? Doğru ya. Nereden bilirim ben hayatın zorluğunu? Senin gibi sokaklarda mı geziyorum da bileceğim? Sen de kahvehanede öğreniyorsun değil mi? Donuna kadar ütüyolar seni, o zaman dank ediyor kafana. Sonra Aksak'a yalvarıyoruz kurtar bizi diye. Ben kurtulmaya çalışıyorum, sen Aksak'ın kucağına itiyorsun beni! Allah'ın gerzeği! sensin kolay zanneden! Her dakika yalan söylüyorum be! Hırsızlık yapıyorum be işte! Daha ne?!"

    "Kir değil onlar!"
    "Biliyorum sandık lekesi. Nereden bu?"
    "Annemden. Duruyordu kaç yıldır. Ben bir iki denedim. Yapamadım. Sen takarsın, ne bileyim mutlu olurum baktıkça"

    Teyzesi tarafından bile sahiplenilmemiş bu yetim, hayatının sadece birkaç yılında var olan komşusunu annesi olarak görebiliyor. Annesinin eşarbını Fulya'nın taşımasını istiyor. Sevgi, bağlılık sadece kandan gelmiyor. Sevgi gönülden doğuyor. Şefkat, ön yargılar kırılıp insanları görünen yüzlerinden ayırt etmedikçe esas yerini buluyor. Anlam kazanıyor. Mavi - Fulya ilişkisinde hep bunu gördüm. Asla şaşırtmadılar beni bu konuda, hep aynı samimiyeti hissettirdiler.

    "Seneler güzel duruyor yüzünde... 20 senedir şahidim. Kah uzaktan kah yakından... Ama özlüyorum çok. Evleniverdim gidip. Sonra? İşte ben kendi evimdeyim, yüreğim senin evinde."
    "İyi ya! Ne kadar talihliyim! Hem ayrılık da sevdaya dahil değil miydi?"

    Fulya - Hayri sevgisi bana değişik duygular yaşatıyor. Hem uzaktan yaşanmış salt sevginin tadını veriyor hem de suçlu hissettiriyor.
    İnsanın birilerine kızası geliyor, ama kızacak ya da suçlayacak birilerini bulamıyor.
    Fulya'nın konsomatrislik yaptığı dönemden başlıyor aralarındaki ilişki. Uzaktan sevmişler birbirlerini hiç ellemeden.
    Bu sadakati Hayri Bey bozmuş. Aile veya çevre baskısı var belli. Bir konsomatrisle beraber olamaz! Her şeye sünger çekmek adına gidip evlenivermiş o da, yaşantısının tamamen "çevre normali"ne döneceğini umarak. Olmamış ama. Sevgisinin üzerine toprak örtememiş. İhanet etmemiş karısına belki, ama ruhu hiç karısıyla olamamış.
    Ne yazık ki pek çok kişinin yaşadığı veya yaşayabileceği bir durum.
    Sanırım şimdi suçlayacak birini buldum: Hayri Bey!
    Hayri Bey'in karısını düşünüyorum da özellikle yaşantısının son birkaç ayında Fulya Hanım gerçeğiyle yüzleşmiş. Peki bu hanımın suçu neydi? Hakkı değil miydi eşinin sevgisini sadece o yaşasın? Kocam dediği kişinin ruhunun kendi yanında olmadığını fark etmek katlanılması güç bir duygu olmalı.
    Peki ya Fulya? Hayatta sevdiği tek insanla birlikte olamadı üzerine yapışan konsomatris sıfatıyla. O da uzaktan sevmeye devam edebildi ancak başka hiçbir beklentisi olmadan.
    Bir kişinin cesaretsizliği sevgiden nasibini alamayan bir kadın ile sevgisini yaşayamayan başka bir kadın yaratmış oldu.
    Ama bazen bu tür şeylerin hesabı yapılamaz maalesef. O yüzden bu gibi durumlar Rizeli bir büyüğümün lafı gelir aklıma: "Ya sevduğunu alacasun, ya alduğunu sevecesun" Teorikte kolay, pratikte zor, fazlasıyla keskin hatlı bir söz de olsa çok hak veririm kendisine.

    Bölüm sonu ise bildiğimiz gibi... Aylin'in yalanlarındaki tutarsızlığı sezen Çınar eşini takip ediyor ve market sahibi sevgilisi ile basıyor.
    Çınar'ın burada ilk kez gördüğümüz bir yüzü var. En azılı suçluya bile şiddet gösterme konusunda hassas olabilen Çınar'ın gerçekten sinirlendiğinde gözünün ne kadar dönebildiğini görüyoruz. Bunu da Aylin'in başına silah dayayarak gösteriyor. Ve bizi bu inanamamazlıkla bırakarak 3. bölüm son buluyor.
    Konu yalibal tarafından (22-11-20 Saat 02:14:15 ) değiştirilmiştir.

  3. #208
    Durum:
    Çevrimdışı
    yalibal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Set Görevlisi
    Üyelik tarihi
    10.07.2016
    Mesajlar
    11
    Konular
    0
    Verdiği Beğeni
    3

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart 4. Bölüm

    Eveeet atanma sürecim de başlamak üzere, sorumsuz ve tasasız yaşantımın son zamanlarında sayılırım. Koşturmacalarım başlamadan önce daha ne kadar oyalanabilirim bilmiyorum ama şu anlık bu işten zevk alıyor gibiyim :) 5. Bölümden sonrası gelir umarım. Eğleniyorum ben ya :)


    Ne demiştik? Gözü dönünce kendini bile tanıyamayan bir Çınar... Vurmuyor tabi ki Aylin'i. Siniri dinmiyor. Ama "az evvel eşimin alnına silah dayadım" diye de düşünemiyor.
    "Ne düşündüğümü bilemezsin! Aklımdan geçeni tahmin bile edemezsin!"
    Öyle ki ben de tahmin etmek istemiyorum açıkçası.
    İmkanı yettiğince eşini mutlu etmeye çalışan, para mevzusu nedeniyle yaşadıkları her tartışmada kırılan taraf kendisi dahi olsa eşinin gönlünü almaya çalışan, kendisinden habersiz doğum kontrol hapı aldığını yakaladığı eşinin yine de ağlamasına dayanamayan Çınar, bunları hak etmemişti. Evliliği ve Aylin'in mutluluğu için elinden geleni yaparken bunun yüzleşmek zordu onun için. Ama neresinden tutmaya çalışırsam çalışayım silahını başına dayaması... Kötü bir görüntü.
    Daha ilerisi olsaydı geri dönüşü olamayacağı gerçeğini de kabul ederek Çınar'ın bu çeşit öfke krizlerine hak vermeyi reddediyorum açıkçası.

    Yanıkta 5 milyar kitlediği yetmezmiş gibi bir de evin 3 aylık kirasını da kumarda kaybettiği ortaya çıkan Arıza'nın boynu maviye karşı eğiktir. Mavi'nin haklı bağrışlarına dayanamaz.
    "Bana abi deme! Çünkü ben onu bile hak etmiyorum!"
    Arıza'nın kumar borcu, evin ödenmemiş kiraları, Ümit'in dersaneye kaydı... Mavi'nin geçim yükü yine bir anda omuzlarına binmiştir. Önceki işten kalan parayı Aksak'tan alacağını umar. Ama Aksak ona kolay yolu göstermeyecektir. Eh, o kadar kaliteli bir kumpasla Mavi'yi kendisine mecbur bırakmış. Süründürmeden olur mu?

    Elinde kalan son 20 milyona acıyarak bakan Mavi, kira mevzusunu Fulya Ablasının yardımına yetişmesiyle çözerek küçük rahat bir nefes alır.
    "Ay şu adamın parasını unuttum!"
    "Hangi adam kız?"
    "şu Mert'in dikişi atılırken bize yardım eden adam var ya..."
    "Hee..hmm..hee"

    Bir Hırsız Polis sever olarak belirtmeliyim ki, vallahi şu Fulya Abla'nın imalı davranışları ve imalı olmayan dümdüz açık açık konuşmaları ile başladı ve yürüdü bu ilişki. İyi ki varsın Fulya Abla! Seni çok seviyoruz.

    Yaşadığı yıkıcı geceden sonra işine dönmek durumundadır Çınar. Selahattin komiser ile Hamza'nın işbirliği sayesinde kurdukları Aksak kumpası işliyor durumundadır. (Onlar öyle sansın) Ama geçirdiği kötü gece Çınar'ın her halinden bellidir ve bu kimsenin gözünden kaçmamaktadır. Operasyona katılmaması istenir.
    Sinirini yatıştırabilmek adına atış poligonunda gününü geçirirken kendisine gelen telefonu da hırsının getirdiği bir ses tonuyla açar
    "Evet!"
    "Çınar'la görüşecektim?"

    Mavi telefondan gelen sert sesi duyduğunda doğru kişiyi arayıp aramadığının şüphesine düşer.
    Ama Çınar Mavi'nin sesini duyunca burnundan soluduğu tüm havayı unutur, sinirle birleşmiş iki kaşı gevşer.
    "Mavi?"
    Çınar'ın ismini söylemesiyle yüzü güler Mavi'nin. "Borç ama!" diyerek aldığı 27 milyon parayı geri ödemek üzere sözleşirler. Buluşmak için ilk sebep oluşturulmuştur.
    Farkında olmadığı bir gülümseme ile Fulya Abla'nın radarına yakalanmaktan kurtulamaz.
    "Ben şeyi anlamıyorum. Yani niye elden vermekte ısrarlısın? Git sağlık ocağına bırak parayı adam da gelsin alsın."
    "Aklıma gelmedi."
    "Öyle tabi. Bazı zamanlarda insanın aklı böyle iptal olur, gönül de yapar yapacağını."

    Evet Fulya abla, aynen öyle. Az evvelki övgülerimi yeniden hak ediyorsun. Seni bir kez daha seviyoruz.

    Başı para ile sıkışan Mavi, kardeşinin ısrarına dayanamayıp teyzesinden yardım istemeye gider. Zaten ilgilenmediği yeğenlerine biraz da kendi diliyle tekme atmaya hevesli teyzeye boyun eğmek Mavi'nin işine gelmiyordur aslında.
    "Yani ben söylemiştim. Kırk kere söyledim annenize. Ama dinletemedim. Bu işin böyle olacağı baştan belliydi. Gitti yine de o adamla evlendi. Ne oldu? Tam dediğim gibi oldu. Adam onu iki günde terk etti. Bak sersefil kaldınız böyle ortalıkta."
    Hele teyzeye bak teyzeye! O kadar mı üzgünsün sersefil kalmalarına. Her şey Kemal Yılmaz'la evlendiği için annelerinin suçu yani? Sersefil olmalarında senin sorunun yok, vicdanın rahat.
    Aldıkları verdikleri belli olduğu ve eniştelerinin de yaptıklarını tasvip etmemesi de sebep olarak gösterilerek teyze kapısı kapanır yüzlerine.
    Teyzeden gelebilecek en yüksek meblağ olan 1 gramlık şekeri de masaya vurarak dışarı çıkar Mavi.
    "Gurur benim de karnımı doyurur, senin de Ümit'çim hiç merak etme!"

    "Aylin'i eve getirdikten sonra gözüm karardı. Çektim tabancayı dayadım kafasına. En kötüsü de ne biliyor musun? Çekemedim tetiği. Meğer ben Aylin'i öldürecek kadar sevmiyormuşum"
    Aslında burada ileriki bölümlerde kafalara takılacak birkaç sorunun cevabı var. Bir Mavi'yi düşünelim bir Aylin'i. Aylin kocasını bir kez aldattı. Ve Çınar bir seferde sildi Aylin'i. Çınar'ın nefretini kazandı. Çınar bir kez bile dönüp bakmadı Aylin'e.
    Peki Mavi? Çınar'ı aldatmadı hiç. Ama hep Aksak'ın yanındaydı. Çınar ne zaman arkasını dönse Mavi'yi hep Aksak'ın yanında buluyordu. Boynunda Aksak'ın kolyesini bile gördü. Onun lokantasında ona yakın olduğuna şahit oldu. Mavi onu aldatmıyordu ama Mavisini hep orada görüyordu. Mavi'nin başına hiç silah dayamadı belki ama Mavisine hiç yüz çevirmedi Aylin'e yaptığı gibi. Meğer Aylin'i hiç sevmiyormuş, ama Mavi'yi...

    "Sen rakı içmesini severdin. Ben de öyle. Daha bir kere karşılıklı içmişliğimiz yok. Hatırlıyor musun ben 16 yaşımda mı neydim, bi' kere bir bardak rakı verdin bana. 'Sana rakı içmesini öğreteceğim' Elim ayağım karıştı nasıl heyecanlandım. Kadehleri kaldırdık, küt dedin elime vurdun. 'Benim bu sana ilk rakı dersim, oğul babasıyla beraber rakı içmez. Eğer bu zıkkımı içeceksen ben bilmeden içeceksin"
    Kendince bir anı paylaşmak için anlatmıştı Aksak babasına bunları. Ama Dursun oğlunu dövdüğünü hatırladığı için üzüldü daha çok. Aksak da fark etti bunu, amacı bu değildi aslında. Aksak'ın babasından gördüğü zulmü babasının yüzüne çarpma eğilimi vardı zamanında. Fakat bunun yavaş yavaş kırıldığını görüyoruz.
    "Memleketi mi özledin?"
    İlk adımı da memleket özlemi çeken babası için duvara Ayder Yaylasının büyük bir resmini asarak atıyor.
    "Siz böyle çok sert görünüyorsunuz ama yüreğiniz yumuşak aslında"
    "Sen kurdu çakalı bilir misin Maide Hanım? Kurdun da sütü beyaz olur ama görünüşe aldanma"

    Maide-Dursun-Aksak ilişkisinin başlarında Aksak otoritesini ve sert mizacını bırakmak istemiyor. Naif bir şey yapacak olsa hemen ardından bir delici dişini göstermeyi ihmal etmiyor. Çünkü onun dünyasında nerede olursa olsun duygusallığın getireceği zayıflığa yer yok.

    "Valla öyle korktum ki alamayacağım diye koşa koşa geldim."
    "Koşmasaydın hiç, getirirdim çalıştığın yere. Bu arada ne iş yapıyorsun sen?"

    Sonunda borcunu ödemeye fırsat bulan Mavi, Fulya'nın verdiği akıl sayesinde Çınar'a işini sormayı hatırlar. Ama bu kritik soru Mert'in tüfek atmak istemesiyle bölünür. Çınar bu vesileyle polis kimliğinin verdiği atış hünerlerini sergiler. Atışlarda hiç boş olmadığını fark eden Mavi bu durumdan işkillenir.
    "Polis falan değilsin di mi?"
    "Niye nesi var polisliğin?"
    "Uzak dursunlar. Hakikaten ne iş yapıyorsun sen?"
    "Ben? Memurum."

    Çok severek yaptığı mesleği için Mavi'den bu tepkiyi alınca şaşırır Çınar. Nesi vardı ki polisliğin? Karşısındakinin hırsız olabilme ihtimali aklından geçmediği için pek üzerinde durmaz. Memurum deyiverir.
    Çınar polisliğinden o anlık vazgeçer ama Mavi bırakmaya niyetlense de yeniden asılmak zorunda olduğu hırsızlıktan vazgeçmez. Çınar'ın yanından biraz uzaklaştığı bir anda Aksak'ı arar. Altından kalkamadığı maddi yükü yine çaresiz bildiği yoldan halledecektir. Bunun için Aksak'tan iş ister, o esnada uzaktan Çınar'ı izleyerek.
    Mavi bir kaç saat sonra çıkacağı işi Aksakla konuşarak bağlarken, Çınar'ın bu iş üstündeyken peşine düşeceğinden haberi yok tabi. Çınar'ın da keza öyle.

    "Alemlere dönüş ha?"
    "Ya öyle. Ama denedik işte. Tezgahtarlık olmadı, Teyzemiz de yüz vermedi. Biz de namusumuzla kendi işimizi yaparız di mi?"

    Her darda kalan hırsızlık mı yapsın şimdi? Tabi ki hayır! Fakat Mavi'nin durumunda fark ettiğim bir şey var. O dardayım diye bas bas bağrınıyor. Teyzesine, abisine, patronuna... Yardım istiyor, destek istiyor. Ama herkes köstek oluyor.
    Tabi ki darda kalan hırsızlık yapmasın. Peki kimse kimsenin sesini duymazsa ne olacak?
    Kendisinden karşı yana çevrilen yüzleri görünce de kendi bildiği yola dönüyor Mavi de.

    Başkomiser Selahattin'in Köstebek Hamza ile kurduğu promosyon araba kumpasına gümrükte düşmeyen Aksak, o arabaları almaya niyetlidir, bu polisin damarına basmak demek bile olsa. Beş araba için de beş adamını ayarlamıştır. Mavi'nin de ekibe katılmasıyla hırsızların operasyonu başlar.
    Herkes kendi arabasının başına gitmek üzere dağılır. Mavi dışındakiler sorunsuzca arabaları kaldırabilirken Emniyet Müdürlüğüne gelen son ihbarla Mavi'nin yolu çıkmaza girer.
    "Dur polis kaçma!"
    Bir hırsızla bir polis olarak ilk kez yolları kesişiyor Çınar ile Mavi'nin. Sadece birkaç saat önce yan yanaydılar. Şimdi yeniden, bu sefer birbirlerinden ve gerçek kimliklerinden habersiz aynı yerdeler. Köhne bir yerde biri kaçıyor öbürü kovalıyor.
    Bir dönem bize kazandırılan kar maskesi sevdasının çıkış noktası olarak Mavi'nin güzel ve korku dolu gözleri ile bitiyor bu bölüm.
    Konu yalibal tarafından (23-11-20 Saat 03:37:50 ) değiştirilmiştir.

  4. #209
    Durum:
    Çevrimdışı
    yalibal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Set Görevlisi
    Üyelik tarihi
    10.07.2016
    Mesajlar
    11
    Konular
    0
    Verdiği Beğeni
    3

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart 5. Bölüm

    Heyyo beşinci bölüm! Dizinin genelindeki tüm samimiyeti hissettiren sahlep tadında bir bölüm. Tek sahlep değil tabi ki, aksiyonu ve gerimi olan kısımları da var. Sahnelerini açar açar izlerim. Anlatmaya da doyamam, buyurunuz.

    Hırsız ile Polis arasındaki gergin köşe kapmaca Mavi'nin açık pencereden sıvışması ile son buluyor. Bahçe duvarından atladığında neyse ki onu tanıdık bir araba karşılıyor.
    "Beceremedim"
    "Canın sağ olsun."

    Canı sağ olsun tabi. Mavi Aksak'ın yanında ya, şimdilik iş kalsa da olur.
    Mavi'nin, verdiği aradan sonra çıktığı ilk işinde çuvallayınca morali bozuluyor.
    "Çok ortalarda dolaşma bu aralar, bizim oralarda. Tamam? Ortalık sakinleyince ben seni ararım."
    "Sen?"
    "Ne oldu bana?"
    "Sen saklanmayacak mısın?"
    "Niye saklanayım? Ben ne yaptım ki? Arabaları siz çaldınız, hırsız sensin."

    Her ne kadar Aksak bu kadar emin olsa da kendinden, Mavi'nin geride bıraktığı araba, geçireceği bir kaç kötü geceye mal olacaktır.

    "Öyle saç teliyle maç teliyle olacak iş değil bu Çınar. Herif rest çekti bize ya! Sadece bizle değil tüm emniyet teşkilatı ile dalgasını geçiyor anasını sattığımın Aksak'ı ya! Öyle kılla tüyle çözülecek iş değil bu. Ancak babadan kalma usulle çözülür."
    Komiser Selahattin'in hazırladığı tuzağa düşmemekle kalmayıp o tuzağın yemlerini de toplamaya kalkan aksak teşkilattaki gerilimi iyice arttırmıştır. Artık iyice sabırsızlanan Başkomiser kanunların verdiği yetkilerle kendisini sınırlamayacaktır. Vakit kaybetmeden soluğu Aksak'ın garajında alır.
    "Bugün işimiz makinalarla değil. Kendini pek akıllı sanan kafalarla"
    Garajın kapıları kapatılır, Aksak'ın elleri kelepçelenir, ışıklar söndürülür, radyonun sesi açılır. Sorulan her bir soruya verilen her "bilmiyorum" cevabına bir tokat bir yumruk savrulur.
    Çınar ise şahit olduğu bu "babadan kalma usul"un usulsüzlüğüne daha fazla kayıtsız kalamaz. Amirinin davranışlarına engel olmaya çalışıp Aksak'ı merkeze alma konusunda ısrarcıdır. Ama gözü başka bir şey görmeyen amirine sesini ulaştıramaz.
    Çınar mesleğine sadık bir polis. Kurallara, kanunlara, usule uymaya çalışan ve bu konuda konumu, mevkisi, geldiği yeri fark etmeksizin herkese aynı muamelede davranmayı ilke edinen biri. Bu onu amiri Selahattin'den ayıran en önemli özelliği.

    Mavi ile çıktığı pazarda, eski mesleğini icra ettiği günlerden kalma kolpa bir adamın sözlü tacizine uğramıştır Fulya. Aynı herifin Mavi'ye dokunmaya kalktığını görünce de aniden sinirlenmiş, çanta, tokat, balkabağı elinde ne varsa girişmiştir adama
    "Ben bu yıllar yüzünden ağlamayacağım. Ben onları yendim Mavi. Çok oldu yeneli."
    "Nasıl da geçirdin ama adamın kafasına balkabağını ha! Neredeyse alkışlayacaktım seni biliyor musun? Dedim şu kadına bak ya! Ne cesur ne büyük, dev gibi! Ne gülüyorsun? Ciddiyim!"
    "Kız Mavi kusura bakma, vallahi dediğine gülmüyorum. Eski bir konsomatris parçasıyla araba hırsızı birbirimizi böyle eyliyoruz işte."

    Dizinin bir diğer güzel yönü, dostlukların gerçekçi işlenmesi. Günümüz dizilerindeki gibi ana karakter hanım kızımızın mürüvvetine tüm hayatını adayan figürandan hallice arkadaşlıklar ve yapmacık dostluklar yok.
    Hayatın sillesini yemiş iki kadının birbirleriyle maddi ve en çok manevi anlamda dayanışmasını izletiyor bu dizi. Aynı durum Gülay-Mavi için de geçerli. Tabi şimdilik Gülay pamuk şekerinin her mevzudan haberi yok, o güzel dünyasına takıladursun şu anlık.

    Bir tekstil atölyesinde yangın çıkıyor. Olay mahalline yakın olan Çınar yangın yerine gidiyor. Binada mahsur kalan küçük çocuğu kurtarmak üzere yangının içine dalarken canlı yayında görüntüleniyor. E tabi Mavi de televizyondan görüyor, heyecanla Çınar'ın binadan çıkmasını bekliyor. Tabi ki kucağına çocukla çıkmayı başarıyor. Mert o heyecanla "Çınar Abi" diye diye onun bir resmini çiziyor. Fulya Abla'nın zorlamaları ile Mavi Çınar'ı arıyor, Mert'in yaptığı resim teslim edilmek üzere sözleşiliyor vesaire..
    Yani, şimdi...ne desem ki... Hep bunca habersiz rastlantının içindeki olağanlığı överdim ben. E bu ne şimdi? Olmuyor değil ama, kaç tane yangın hemen canlı yayına düşmüştür? Orada da Çınar beliriyor, Mavi de bunu görüyor, duyuyor, izliyor. Tamam, buluşmak için bahane olsun, Mert Çınar'ın kahramanlık resmini çizsin, Mavi'nin aklına Çınar düşsün falan feşmekân, ya da Çınar'ın polis kimliğinden ipucu olabilecek bir hareket olsun bu, tamam anlaşıldı. Ama ne bileyim bir minik hafif zorlama gibi geldi bana.
    Dizide benim için birkaç tane görmemiş varsayıyorum noktası var, bu onlardan ilki :)

    "Ben biraz duygusal birisiyim. Belki bu mesleğimde ilerlememe engel olacak. Bazı arkadaşlar arkamdan gülecekler. Biliyorum, farkındayım her şeyin. Ama bence polis olmadan önce insan olmayı öğrenmemiz lazım."
    Ayşegül'ün Bünyamin'e söylediği bu sözler bize aynı mesleği icra eden kişilikler arasındaki farklılıkları gösteriyor. Bir tarafta Aksak'ı garaja kapatıp babadan kaldığını iddia ettiği yöntemle işkence ile sorguya çeken Başkomiser Selahattin ve ona her daim yaranıp her anlamda onu örnek almaya çalışan komiser Murat, diğer yanda karşısındaki her ne kadar suçlu olsa da amirine karşı çıkıp onu uygunsuz durumdan çıkarmaya çalışan komiser Çınar ve duygusallığı kendisini işinde ispat etmesine engel olan ama insanlığı daha önemli bulan yeni polis memuru Ayşegül. (Bu cümleyi ögelerine ayırabilene sürpriz ödüller)

    Aksak zorlu geçen iki gecenin ardından evine dönmüştür. Kendi yerinde hapsedilip işkence görmüş ve buna rağmen sağlıklı raporu verilmiş, oradan savcılığa verilip mahkemeye girmiş. Her şeyin arka arkaya yaşandığı iki günden sonra canını atabildiği yer babasının yanı olmuştur.
    Bir zamanlar dayak gördüğü baba elinden artık şefkat beklemektedir. Çocukken okşanmamış başının koca bir adam olup da mahkemelerden çıktıktan sonra sevilmeye ihtiyacı vardır.
    Dağılmış, bezmiş haliyle Dursun Amca'nın felçli elini tutar, kendi başının etrafında dolaştırır.
    Bu ilişkilerinde başka bir basamaktır. Hiç yaşanmamış baba-oğul ilişkisinin son demleri başlamıştır.

    Tüm gün akşama kadar siyah kordonlu elektronik saatine bakan Mavi sonunda Çınar'dan buluşma için haber alır. Aynaya bakarak ve kendini beğenerek hazırlanır.
    "Hayatında başkası var mı? Özel biri?"
    "Yok. Benim işim olmaz öyle şeylerle. Gezip tozmaya ne vaktim var ne de param."
    "Hayret! Çok güzelsin. Nasıl bıraktılar seni?

    Vallahi nasıl güzel şu kız! Ekrana gözlerim parlaya parlaya içim gide gide bakıyorum hep. Sevgili Özlem, nasıl güzelsin ama nasıl güzel!
    "Biber acıymış, dikkat et"
    "Acı severim."

    Çınar koçum, büyük konuşma hele bir. Daha bölüm beşteyiz, büyük konuşma!
    "Canın acıyor."
    "İki insan birbirine ne kadar çok yakınlaşırsa birbirinin canını o kadar çok acıtabilir."

    Yeniden diyorum bak Çınar koçum, büyük konuşma. Bunun daha "bir zamanlar birdik biz, tektik" evresi var, bu ne ki?
    "Kendi gerçeğimi yaşamışım, asıl gerçeği görmezden gelmişim."
    Başka ne gerçeklerle yüzleşeceksin ve onları kabul edeceksin, ah Çınar!
    Bu sahnede sürekli kendi kendime aynı bu şekil konuştum. "tabi tabi sen daha neler göreceksin", "tabi tabi bu daha ne ki", "tabi tabi eminim öyle olacak" şeklinde. Diziye sayılamayacak sayıda tekrar atmış olmanın fazileti de bu sanırım :)
    "Geç oldu artık abin kızmasın?"
    "Yok, o karışmaz bana."
    "Ne ilginç bir aile sizinki de..."

    Ağabeyin kardeşine karışmıyor olması senin için ilginçlik kriteri ise, kaç Çınar! Koşarak kaç bu aileden en iyisi.
    "Benim senin gibi kız kardeşim olsa hayatta bu saate kadar- neyse büyük konuşmamak lazım. Kendimi tanıyorum sanıyorsun sonra bir bakmışsın kayıvermiş her şey."
    Heh geldin mi sonunda sözüme! Fayda değil ama sözüme gelmen Çınarcım. Kayıvericek herşey. Şey gibi mesela, polisliği bırakıp kanun kaçağı olmak gibi? Neyse bilemeyiz.
    "Ben buradan kendim giderim."
    "Bu saatte tek başına?!"
    "Giderim, ben senin bildiğin kızlardan değilim."

    Evet Çınar, değil Mavi o kızlardan. Bir önceki gece bu saatlerde belki de, peşinde koşturuyordun Mavi'nin. Başına kar maskesi vardı ama, haberin yok o yüzden.
    "Görüşecek miyiz sence?"
    "Bence görüşeceğiz, sence?"

    Yani bana soracak olursanız Londra'ya bile kaçabilirsiniz bu bakışmalarla, öyle bir enerji aldım.
    Mavi ile Çınar'ın birbirlerinin özel yaşantılarına indikleri ilk buluşmaydı bu. Mavi'nin aklında ne para vardı, ne işi, ne Aksak. Sadece Çınar'ı gördüğü, onu tanımak istediğini fark ettiği, yeni tanıştığı bir adamın duygularını anlamaya çalıştığı bir buluşmaydı. Çınar'a da geçirdiği birkaç kötü geceyi unutturan sessiz, sakin, samimi bir buluşma.
    Ah tabi, keşke hep bu şekilde kalsaydı.
    Konu yalibal tarafından (25-11-20 Saat 20:06:47 ) değiştirilmiştir.

  5. #210
    Durum:
    Çevrimdışı
    yalibal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Set Görevlisi
    Üyelik tarihi
    10.07.2016
    Mesajlar
    11
    Konular
    0
    Verdiği Beğeni
    3

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart 6. Bölüm

    Her repliğini ayrı ayrı yazıp, üzerine düşünmeden eriyip bittiğim bir bölüm bu. Yerlere yata yata "Yerler sizi!" diye bağrına bağrına izlemelik bölüm. Gelsin mi, gelsin.

    "Dün akşam size uğradım, yoktun. Hayrola?"
    "Çıkmam gerekti"
    "İşe mi?"
    "Yok"
    "Ne peki? Ay çıldırtma insanı ya! Hadi anlatsana!"
    "Neyi anlatayım? Çınarla buluştuk işte.
    "Eee?"
    "Bir şeyler yedik, konuştuk. Sonra da eve geldim."

    "Sonra da eve geldim. Ya aradakileri anlatsana! Ne oldu arada bana onları anlat! Hadi!"
    "Konuştuk. O anlattı, ben anlattım, o bana baktı, ben ona baktım... Ay çok güzel gözleri var biliyor musun?"
    "Onlar sana baktığı için öyle güzelleşmiştir."

    Bir bölümün başlangıcı bu kadar mı kağıt helva tadında olabilir?! Belirli aralıklarla şu konuşmayı aynı güzellikle izliyorum. O kadar masum, o kadar içten... Ne şımarık kız tripleri var, ne nefretten doğan büyük aşk misali "ay ne gıcık adam ama ben ona yapacağımı bilirim" kaprisleri içeren bir muhabbet var. Hele ki Mavi'nin Çınar'ın gözlerine düşüşünü anlatması... Anlat Mavicim anlat, bizim de duygularımıza tercümansın, anlat!
    "Bilmiyorum. Eve gelince çok kızdım kendime ne işin vardı diye senin orada. Tam.. tam hırsız gibi hissettim kendimi."
    "Ne demek şimdi bu böyle!"
    "Biliyor musun ben işe çıkınca aklımda bir tek çocuklar oluyor abla. Onlar için çalıyorum, o yüzden içim rahat korkmuyorum."
    "Eee?"
    "Ama dün gece çok korktum, benim olmayan bir şeye elimi uzattım. Benim olamayacak bir şeye. Ya ben nasıl aşık olurum ki Fulya abla! Benim böyle bir lüksüm yok ki. Eteğimde çocuklar, abim!"

    Mavi'nin, komşusu Fulya ile olan gündelik konuşmalarına yeni bir gündem ekleniyor: aşk. Aşkı merak edip Fulya'ya sormuşluğu var, ama hayatının hiç içinde olmamış bu kavram. Çoğunlukla başının sıkışıklığını, abisinin arızalıklarını işindeki stresi anlatmaktan başka pek bir olayı olmayan Mavi'nin hayatında yeni ve büyük bir değişiklik bu Çınar. Dün gece, yaptığı işi bir geceliğine unutarak ilk defa yabancı birine kendini açmayı denedi. Ama evinin kapısından içeri girerken hayatının gerçeğini hatırladı. O nasıl aşık olabilirdi ki, dünyası karanlıktı. Hırsızdı bir kere! Arabaları çalıyordu. Ama birisini çalmak? Bunu yapmak kolay mıydı?
    "Mavi, ben bile aşık oldum kızım, ben ben! Konsomatris Fulya! Pavyonda aşk olur mu? Ama oluyor işte! Aşk insanın olduğu her yere böyle sızıyor. Ama iyi ki de sızıyor be! Dünya güzelim benim canım. Aşktan korkma ne olursun. Aşktan korkma."
    Haklısın Fulya Abla, aşk insanın olduğu her yere sızıyor. Hayretlik verecek yere bile sızıyor. Mesela benimki adli tıp stajında otopsi salonuna sızmıştı. Yani o kadar haklısın Fulya abla, yeri zamanı fark etmiyor aşkın sızma eyleminde. Ama iyi ki sızıyor mu o konu şaibeli biraz benim için?

    "Ay inanamıyorum peri kızına benzemişsin!"
    "Kimseye söyleme"
    "Ay sen delisin Mavi! Ben senin yerinde olsam sokağa çıkar bar bar bağırırım. Kendine bak!"
    "Külkedisine dönmüşüm di mi? Ömrüm boyunca da bir külkedisi olarak kalacağım zaten. Boş yere hayal kurup canımı acıtmaya gerek yok ki."

    Gülay'ın kendisine zorla giydirdiği pembe elbiseli haline aynadan bakarken bunları hissediyor Mavi. Hiç bir zaman kendisini böyle süslü elbiseler içinde görmedi, kendini o şekilde de bulmak istemedi. Aynadaki yansımasını beğenmek yerine üzüntü hissetti. Çünkü onun dünyası üzerindeki elbisenin renginde değil, fazla gerçek, fazla ağır. Sonu belli olmayan boş hayallere yer yok o dünyada. Elbiseye, güzelliğe (ki kar maskeli haline bakıp da güzelliğine hayran kalıyorum açıkçası) aşka da yer yok. Bu boş hayallerinin sonunun kırıklık olacağına emin.
    44 bölüm sonra yeniden görüşelim Mavi, ehem.

    Selahattin başkomiserin başı Aksak'ın usulsüz sorgusu nedeniyle derttedir. Aksak'ın promosyon arabaları çalıp bu işten aklanarak çıktığı yetmezmiş gibi kendisi bir de selahattini şikayet etmiştir. Bu nasıl bir hinlik, bu nasıl bir gözü korkmazlık ah Aksak! Yahu arabaları çalmışsın, hapsin ucundan dönmüşsün! Bir bırak artık! Ama yok, bu muamelenin hesabı sorulacaktır onun için.
    Başkomiser ise hapse tıkmaya çalıştığı adam tarafından şikayet edilip müfettişlere ifade vermek durumunda olduğu için fazlasıyla gergindir. Bu sinirini Çınar'ı arşive sürerek gösterir, amacı da Çınar'ı görünürden uzak tutup ifadesine lehine verebilmektir. Çınar bu duruma fazlasıyla bozulmuş olsa da Aksak, garaj ve promosyon arabaların peşini bırakmaz. Garajı takip için fotoğrafçılar ayarlar, arabaları dağıtan alışveriş merkezinden güvenlik görüntülerinin peşine düşer. Ama Aksak'ın planları farklıdır. Arabaları sahiplerinin adresine geri bırakır. Hatta bunu bizzat kendisi Çınar'ı arayarak haber verir.
    "Beni iyi dinle, promosyon arabaları adreslerine teslim edildi"
    "Promosyon arabaları mı? Sen kimsin kardeşim, adın ne!"
    "Adalet dağıtmaya çalışan bir dost diyelim Çınar efendi"

    Adalet dağıtmak? Aksak'ın amacı ne? Neyin adaleti acaba tam olarak anlayabilmiş değilim.
    Aksak yeterince basmıştı polisin damarına ama kanı soğumuyordu işte. Bir de arabaları teslim ederek iyice bilendiriyordu teşkilatı kendisine.

    "Nasıl yani! Çaldığımız arabaları polise teslim mi ettik?"
    "Hamleyi tamamladık diyelim, hamleyi! Her kuşun eti yenmez. O Selahattin denilen komisere biz bunu gösterdik arkadaşlar"

    Bu durum çetedeki diğer beylerin işine gelmemiş olsa da Aksak yaptığı işten memnundur. Hem limanda kendisine kurulan afili tuzağın hem de garajdaki saatlerin intikamını almıştır.
    Aslında Aksak'ın başından beri amacı buydu. Mavi beşinci arabayı kaldırabilmiş olsaydı bu sefer beşini birden geri teslim edecekti.
    Sevgili Aksak, çok kaliteli kaşınıyorsun. Çünkü çete elemanlarında birisi arabada saç kepeğini bırakmış olacak. Hesabın çarşıya uymadı yani.

    "Evet, ikidir sen çıkıyorsun bak"
    "Nerede?"
    "İşte bak burada, Sinek oğlanı ile yan yana, gördün mü?"
    "Ee ne yapayım?"
    "Gördüğümü söylüyorum ya Allah Allah! Uzun boyluydu bu di mi-şey-Çınar"

    Aman benim canım Fulya ablam, güzel Fulya ablam, onları onlardan daha iyi anlayabilen Fulya ablam. Senin yüzün suyun hürmetine döndü bu ilişki benim canım! Sen susma sen hep konuş Fulya ablam!
    "Sen bana şunu söyle, ne için habire bu sinek oğlanıyla yan yana geliyorsun onu anlat bana"
    "Olabilir"
    "Ne demek olabilir! Olmuş baksana! Aradı mı bugün"
    "Ha ha ha! Ne komik. Aramadı. Ne var?"

    Aman Allah'ım, hele Mavi'ye hele Mavi'ye! Tatlı tatlı bozulurmuş Çınar'ın aramamasına... Böyledir işte, hırsız da olsan bey kişisinin aramasını beklersin. Ya o zamanlar "çevrimiçi ama yazmıyor" telaşesi olsaydı...
    Balım gülüm Fulya abla Mavi'yi araması için ikna etmeye çalışıyor ama yok, katır bu. Eh madem, eline mi yapışacak, Mavi'nin anlık yokluğundan faydalanıp onun telefonunda cevapsız çağrı bırakıyor Çınar'a. Bam bam bam aksiyonlarını seveyim senin!

    "Naber? Beni aramışssın?"
    "Ben mi?"
    "Cevapsız arama görünüyor senden?"

    Ne sevimli sahne ama ne sevimli. Fulya'ya suçlayıcı bakmalar, elim yanlışlıkla dokundu diye kvırmalar, fakat sonuçta araşıldığı için mutlu olmalar ve kısa günün kârı sabaha koşu için sözleşmeler.
    "Çocukları seviyorsun, onlar da seni seviyor"
    "Ne bileyim, kendimi çok rahat hissediyorum çocuklarla"
    "Ne demek istediğini çok iyi anlıyorum. Ben de öyle hissediyorum"
    "Bizim süpermen senin ağabeyinin oğlu değil mi?"
    "Benim de oğlum"

    Çocuk dendi mi Çınar'ın gözler ışıl ışıl zaten, hele ki Mavi'den de aynı şefkati hissedince aralarında konuşma daha da sıcacık oluyor. Güzel sahne be, güzel bakışmalar güzel gülümsemeler :)
    Onlar tatlı tatlı konuşurken Çınar'a Bünyamin'den haber geliyor. Karşısındaki kızın iş arkadaşı karakola çekilmiş. Hayatın minik habersiz rastlantıları işte, eheh :)
    Dönmek üzere arabanın başına geliyorlar ama arabanın kilidi bozuk. Haliyle yatkın olmadığı için tamamen yaratıcılığını kullanan Çınar arabayı açmakta bir telden yardım almaya çalışıyor. Ama nereden bilsin garibim işin fiziğini kimyasını. Çınar'ın bu çaresiz çırpınışını gören Mavi işin gediklisi olarak alaycı gülümsemekle yetinmeye çalışıyor ama hırsız içgüdü onu rahat bırakmıyor.
    "O telin daha kalın olması lazım galiba. Versene bir dakika"
    Profesyonel ellere geçen tel sayesinde kapı açılıyor.
    "Valla bravo elin de yatkınmış"
    "Senden gördüm ya"
    "Yavuz hırsız ev sahibini bastırırmış"

    Ah Mavi bu şova ne gerek vardı şimdi, diyeceğim ama, Çınarımız asla işkillenmemekte kararlı, sıkıntı yok.

    "Valla rüyasında göre inanmaz senin hırsız olduğuna ha!"
    "Gel de bana sor ya! Canım çıktı kendimi kasmaktan. Valla elimde telle böyle dalmışım cama! Allah'tan fazla uzatmadı nereden biliyorsun bu işi diye"

    Sahiden Mavi'nin suratına bakan nasıl anlasın hırsız olduğunu. Mavi Çınar'ın kuru sıkı tüfek atışından şüpheleniyor ama Çınar Mavi'nin arabasına telle girişinden gram "acaba mı?" demiyor. Kıyamam saftiriğim benim. Fulya Ablasına gülerek anlattığı bu anıdan sonra ister istemez ciddileşiyor.
    "Ben hep böyle olacağı değil mi? Hayatım boyunca her yaptığımı, her söylediğimi dışardan seyretmek zorunda kalacağım. Açık verir miyim? Enselenir miyim? Çocuklar benim yüzümden üzülür mü, aç kalırlar mı? Hiç rahat edemeyeceğim değil mi? Hep yalanla yaşayacağım, ölene kadar."
    Ve Mavi yeniden kendi gerçeklerini su yüzüne çıkararak kendisini dizginliyor. Ne zaman ki güzel bir şey yaşayacak olsa hep bu davranışı gösteriyor. Az evvel de dediği gibi, boş hayallere ve onun kırıklıklarına yer yok.

    "Ban dişleri geçmedi, ona bastıracaklar şimdi. Köpeğin olmadığı yerde kedi afkurtacaklar. O zaten Arsen'e, ona beş kuruşluk güvenim yok. Dört gözlü! Pabuç kadar dil var adamda gidecek orada polislere konuşacak, akşamleyin gelip bizi burada toplayacaklar. Hırsızın dört gözlüsü mü olur ya!"
    Eh Aksak, polis teşkilatı bu, kime kafa tuttuğunu sanıyordun?
    Arsen alınmıştır bu sefer gözaltına, çetenin çemberi giderek daralıyordur. Her ne kadar Aksak Arsen'e güvenmese de, Arsen çete hakkında bir tek açık bile vermez sorgusunda. Masumiyetini savunmakta ısrarcı, ta ki saç kepeğinin ona ait olduğu ispatlanana kadar.

    "Şunun sesini kıs! Şunun sesini kıs!"
    Yalnızca senaryodan replikleri yazacağım diye bir şey yok. Şurada sevdiğim yönetmenimden iki kelime duymuşum, hayatta harcamam! Yazmamazlık etmem. Canım dizim ya çok seviyorum :)
    "Mavi yarın sabah ne yapıyorsun?"
    "Koşacağım herhalde, tek başıma. Benle gelen dökülüyor çünkü"
    "Yapma şimdi ya. Bak sabah bir yere gideceğim. Benimle gelir misin?"
    "Nereye?"
    "Sürpriz"

    Artık bahanesiz randevular başladı, birbirlerini daha sık görmek istiyorlar. Yapıları çocuk sohbetinden sonra Çınar'dan gelen güzel bir düşünce darülacezeye davet etmek.
    Aylin'le geçirdiği zor zamanlardan sonra Mavi Çınar'a iyi geliyor. Çınar için kötü günler geride kaldı, şimdi sırada daha kötü günler var :')
    "Getir"
    "Nasıl?"
    "Getir ellerini, şöyle çapraz yap."

    Darülacezede ziyaret ettikleri çocuklardan birine uçtu uçtu oyununu yapmak için Mavi'yi de oyununa ortak etmesi ve ilk kez bu sebeple el ele tutuşmuş gibi olmaları. Ne naif ah ne hoş. Ne ilişkiler duyduk, izledik ve hatta yaşadık. Ama şu sahnedeki sıcaklığı hissedemedim başka bir yerde, bir zerre zorlama yok.

    Onlar orada hoş vakit geçiredursun darülacezede bulunan sadece onlar değildir. Rastlantı bu ya, Aksak da babasının kalan eşyalarını almak için oradadır.
    Bu üçlü birbirlerine bu kadar yakınken mavi tam zamanında arkası onlara dönükken fark eder patronunu. Çınarla konuşurken oluşmuş gülümsemesi panikle solarken bölüm de son bulur.
    Konu yalibal tarafından (29-11-20 Saat 22:38:46 ) değiştirilmiştir.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Hırsız Polis - Bölüm Yorumları (21)
    By esss in forum Hırsız-Polis
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 01-05-07, 15:54:02
  2. Hırsız Polis - Bölüm Yorumları (17)
    By s.venler in forum Hırsız-Polis
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 16-03-07, 01:02:10
  3. Hırsız-Polis
    By hyoldas in forum Dizi & Film Müzikleri
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 14-02-07, 10:51:35
  4. Hırsız Polis - Bölüm Resimleri (1)
    By michelle in forum Hırsız-Polis
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 11-11-06, 00:35:06
  5. Hırsız Polis - Bölüm Yorumları (7)
    By ruzgar88 in forum Hırsız-Polis
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 21-09-06, 23:47:21

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.6.1 © 2011, Crawlability, Inc.