Sayfa 47/48 İlkİlk ... 37434445464748 SonSon
237 sonuçtan 231 ile 235 arası

Konu: Hırsız Polis - Bölüm Yorumları

  1. #231
    Durum:
    Çevrimdışı
    yalibal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Set Görevlisi
    Üyelik tarihi
    10.07.2016
    Mesajlar
    29
    Konular
    0
    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Onbeşsifirüçikibinyedi

    Yeniden bir Miss Lovett yorumu ile ilham yüklenmesi sonucu klavyemin başındayım, selamlar.
    15 Mart'a şöyle sitem dolu isyankar bir yorum gireyim diyordum ama, Miss Lovett yükselttin modumu kız, teşekkür ederim.
    Ne güzel sahnelerden derleme yapmışsın, saati önemsemeyerek kahkahalar attırdın bana. "Aksak Trollin" videosu gelir mi? Olabilir mi öyle bişey? Olsun çünkü...

    2008'de şöyle bir etkinlik yapıldığını hatırlıyorum 15 Mart'ta buralarda. Herkes Hırsız Polis ile ilgili bir veya bir kaç anısını yazıyordu. Ben de çocuk çocuk bir şeyler yazmıştım sanki, tam olarak ne yazdım hatırlamıyorum, ama o günü hatırlıyorum. Ne eğlenceli anılar çıkmıştı, sayfa bu buruk günde ne tatlı şenlenmişti.
    Senin bu yazın da bana o günü andırdı.

    Ehem ehem.
    Müsaade varsa ben de yazayım bari bir kaç güzel Hırsız Polis sahnesi.

    "Gelsin çayımızı içsin elbette! Misafir geri çevrilmez. Ama ben bu yaştaki kızı-"
    "Ya Mavi! Adam Ümit'i değil, seni istemeye geliyor!"
    "Ne?!"
    "Ya!"
    Mavi'nin şaşkınlıktan açılan gözleri, dumur oluşu, "Hayır diyelim bitsin" diyerek strese girmesi...
    Sevgili Doktor Erhan'ın Mavi'yi isteme macerası dizinin en eğlenceli anlarından biridir. Gülay'ın kıkırdamasını durduramayıp "ama naapıyıım" diye ağzının içinden konuşmasını zihnimden silemiyorum.

    "Ben size her şeyi anlatayım. Arsen ekmeği taştan çıkarmak için her işe koşturan. Gece gündüz demeden her türlü işe koşan. Öyle değil mi Mavi? Yani misal vereyim size, araba tamiratından kuru fasulye imalatına kadar. Araba tamir eder, yemek yapar, elinden her iş gelir!"
    Bak ya, yazarken bile eğlendim. Aksak konuşmaya başlayana kadar Mavi'nin "hadi bakalım Aksak, ağzın nasıl laf yapacak da, nasıl pazarlayacaksın Arsen'i" şeklinde bakışları, Aksak konuştuktan sonra da "Aksak'ı getirmekle iyi mi ettim ya" paniğine düşen Arsen'in kıpırdanmaları, Mavi'nin kendini tutamayıp kendi kahkahasında boğulması.
    Bu dizinin kız isteme sahneleri çok bir güzel.
    Zira bu sahneden yaklaşık bir yarım saat önce Mavi hanım uyuşturucu kaçakçılarının saf eroin vurgunundan sağ çıkmıştı. Şöyle temizinden bir post travmatik stres bozukluğu yaşamasına müsaade edilmeden kendini kız istemede buluverdi sonrasında, öyle bir dinamiği olan diziydi işte Hırsız Polis.

    "Zımba gibiyim! Zıpkın gibiyim!"
    Daha önce Koray'a Karpuz Çekirdeği hikayesi ile "söküp atacağım içimden Mavi'yi" dediği yerde, yine aynı Koray'a başka bir Çınar, Mavi ile olmuş olmanın müjdesini veriyor. Parmağında ışıldayan yüzüğe, gözlerindeki ışıltıya, mavi gömleğine, kadehini keyifle masaya vuruşuna, mutluluğunun her detayına takılmadan edemiyor insan. Ah, Çınar diyorum sadece. Ah Çınar...

    "Aşk, dünyanın en eski duygusu. İnsan ruhunun en karmaşık hali. Aşk, beni çarptı, onu çarptı, biz birbirimize çarptık."
    Acaba Çınar'ın bu savunması bu sayfalara kaç kere yazıldı? Olsun, bir o kadar kere daha yazılmalı! Çünkü duyup duyabileceğiniz en katıksız aşk tanımlaması değil de nedir? O zaman haydi hep birlikte, yeniden: AH ÇINAR!

    "Düğünü de atlattık mı?"
    "Hmm ne olacakmış düğünü atlatınca?"
    Ne olabilir ki Mavi, korkarsın belki? Neyse ya o mevzuya girmeyeyim şimdi. Güzel sahneydi burası da vesselam.
    Ama Mavi şimdi, konusu açıldı madem, korktum ne ya! Ya tamam neyse.
    De yani Mavi cidden ne alaka korktum kızım ya!
    Tamam tamam neyse.

    "Ben seni çok seviyorum ya!"
    "Ben de seni çok seviyorum ya!"
    Aa tövbe, benim bünyem alışık değil böyle Mavi-Çınar flörtleşmelerine. Çoğunlukla hır gür gidiyorlar ya hani. Aa tövbeler üzerime olsun cidden. Çınar'a bak Mavi'yi taklit ediyor bi de! Aaa!

    "Ben uzakta olamam Çınar! Ben onlardan uzakta kalamam"
    "Tamam da ben de sizinle kalamam heralde"
    Çınar'ı akut basan iç güveysi korkusu. Kalsan ne olur Çınar, kalıver yani, ne sanki? O kadar eğlenceli bir an ki. Çok gülüyorum Çınar'a. Mavi dertlerin bitmiyor ya. İlla bir yerden sorun çıkacak. Gecenin ikisinde kalkıp araba çalmaya giderken sorun yok, o arada çocuk kalksa hala dese bir şey yok, iş evlenmeye gelince vov. Ne vov!
    Neyse ya Mavi sana bileniğim kızım.

    "C A N I M I A C I T I Y O R S U N"
    *Çınar Mavi'ye dokunmuştur*
    Tatlı canını yediğimin hırsızı. Murat gelsin saçını kökünden çeksin, gık yok. Selahattin yaka paça çekiştirsin, gık yok. Çınar o şişme kalın montunun üzerinden kolunu tuttu diye canın mı acıyor? Mavi...

    "Ne yapıyorsun Çınar? Son kullanma tarihine mi bakıyorsun?"
    Ne diyebilirim ki. Kanun kaçağı olmak bu değil! Sizin kadar ponçik bir çift kanun kaçağı olmasın ne olur. O nasıl bir ciddiyetle SKT bakmaktır Çınar. Peki öncesinde bakkalın kepenklerini açmaya çalışan Mavi'nin, Çınar'a "istersen gel sen dene he!" diyerek caka satması? Çok iyi bir gün olmuş, devran dönmüş örneği. Her izleyişimde eğlenirim.

    "Bu ne?"
    "Sekiz"
    "Gel buradan bak"
    "Gözlük"
    "Saçmalama ya! Haydi söyle neye benziyor bu?"
    "Sonsuzluk!"
    "İşte cevabım. Seni sonsuzluk kadar seviyorum Çınar"
    Yahu Çınar, Mavi'nin her "seni seviyorum"una her defasında itina ile düşüyorsun. Hem de nasıl düşüyorsun, var ya! Bakışların dahi değişiyor. Pek güzel düşüyorsun. Peki ya o kumlara devrilmeli, yuvarlanmalı sarılış? Yok yok, son 5 bölümü kaldırmıyor benim bünyem. Hır gürünüze alışkınım ben, bu kadar tatlılığı kaldıramıyorum.

    "POLİS SENİN BABANDIR ULAN"
    Şengillerimizin anarşist ruhunu yansıtan en iyi replik budur.

    "Mavi. Aksak dün neden sizdeydi"
    Bakın, Hırsız Polis tarihinin en komik sahnesi budur. Ciddiyim, samimiyim. Hemen izah edeyim. Komiklik nedir? En ciddi anınızda sizi dumura uğratan şeydir komiklik. O ciddi havayı kaybedersiniz, sizi bir inanamamazlık, bir şaşkınlık, bir gülme alır. Bu sahne de öyle.
    Telefonlar kapatılacaktı, perdeler kapatılacaktı. İşe geç kalınacaktı, evin temizlenmesi biraz bekleyecekti. Ne oldu? "ıksık din nidin sizdiydi"
    Şu olayın komikliğine bakar mısınız? Evet, trajikomikliğine.

    Trajikomik mi demiştik?
    Şey nasıl mesela? Düğün öncesi yaşanan kaza? Olmamış gibi de davranamıyorum bazen. Gülüp geçiyorum. Eğlenceli. Evet aynen, gülüyorum çok. Kahkaha atarak üstesinden gelmeye çalışıyorum. İşe yarıyor mu? Yok. Elden başka bir şey geliyor mu? Yok.

    Aaa pardon ya. Siteme dönmüşüm ben yine.

    Sevgili ve caağnım Miss Lovett, kayıp 32. Gün videosunu bulacağımızdan yana hala umudumuz var değil mi? Benim var. Kayıp veya kırpılmaya kıyılan sahneleri de bulmaya umudum var. Benim hep umudum var :)

    Gideyim de SON'a inat, beni diziye BAŞlatan o güzide anda boğulayım.
    "Hep böyle asker arkadaşı gibi vedalaşıyoruz"

    Son olarak buralardaki vuslatwomenlara, kapuşonlu bikini gibi moda akımını sert bir yönde estiren mucitlere, hür kuşlara :), gönlünden kırmızı gül koparanlara, mavi boncuklu takı dağıtanlara, bir amme hizmeti olarak hakkı olan minito defterleri kapanlara, dört gözü her daim açık olanlara, setleri boş bırakmayanlara, her bölümü kaydedenlere, illegal ama haklı dağıtımını yapanlara, klip çekenlere, özel çalışmalar ile gözleri şenlendirenlere, senaryoları ile kalp titreten doublebluelara, kitabı olana olmayana ileten koca yüreklere, fragmanları kaydedenlere, gönlünden geçenleri bu sayfalara aktaranlara, TMC'lerin, KanalD'lerin telefonlarını susturmayanlara ve elini, omzunu çekmeden bu güzide yapımı hep iteleyen sabırlı ve tutkulu herkese kocaman selamlar olsun.

    Belki yeniden içimi dökmeye uğrarım.
    Sabırlı 15 Martlar dilerim ben de sizlere...
    Konu yalibal tarafından (15-03-21 Saat 02:32:51 ) değiştirilmiştir.

  2. #232
    Durum:
    Çevrimdışı
    yalibal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Set Görevlisi
    Üyelik tarihi
    10.07.2016
    Mesajlar
    29
    Konular
    0
    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart 10. Bölüm

    "Bak bana. Lütfen! Bak ve git de." gibi bir güne uyandım bugün. Çünkü günlerdir yağmur yağıyor burada. Günlerdir kafamda bu sahne dönüyor, yağmur altında her kalışımda. Dedim madem öyle, haydi yalibal, bir 10. bölüm gazına gel bakalım.
    Ama bu ne kadar zor bir bölüm yahu!
    Sahiden 9'dan sonra dinamik birden hızlanıyor. Olayları yakalamak güçleşiyor. Hatta bağlantı kurmak bile zor benim için. Her ne kadar Şengillerimiz inkar etse, bitme tehlikesine karşı senaryoda bi toparlanma faaliyeti kendisini hissettiriyor insana.
    Özellikle ham halini izledikten sonra hele, bu 10. bölüm beni pek ele geçiremiyor ne yazık ki, noksanlıkları fazla.
    Neyse...
    Haddi bakalım!

    “Sen daha gitmedin mi?”
    “Yok”
    “Hiç, artık beni dinlemiyorsun.”

    Patlayan silahın sesi ile korkunç ve travmatik bir ana irkilen Mavi, hangardan çıkan ayak seslerinin araba motoruyla uzaklaşmasını gözler, sonrasında kendini Aksak’ın yanına atar. “Bu iş bitti!” diyerek kestirip attığını sandığı patronu şimdi karşısında, onun için ve hatta onun yüzünden, soğuk betonda kanlar içinde yatmaktadır.
    “Ölme Aksak! Ölme!”
    “Ölmek var, ‘ölmek var’. Sen yanımdasın ya, bu ölüm değil”

    Ölmek var, acı verir. İnsanın soluğunu keser. Kalbini dondurur. Göğsünü ağrıtır, bıçak gibi sırta saplanır. İnsanı korkutur, çaresiz bir teslimiyete sokar. Son zavallı çırpınışların sebebi olur. Sonsuz bir yalnızlığın başlangıcıdır.
    Ama başka bir ölmek var. Tam kendini o sonsuz yalnızlığa hazırlarken ismini haykıran birinin soluğunu yanı başında duyarsın. Artık olmayacağını sandığın kişinin, hayatta sevdiğin tek bir kişinin, senin için endişeli ve senin için korkan bakışlarını görürsün.
    Peki, bu ölüm müdür?
    O kişi yanında ya, bu ölüm değil.
    “Mavi?”
    “Efendim?”
    “Elimi tut.”

    Aksak. Sevdiği kadını kurtarmak için diz çöken Aksak. Yüzünde hafif tebessüm ile kolundaki düşman kurşununa rağmen, umut ve mutluluk ile Mavi’nin gözlerine bakıyor. Tam Mavi’yi kaybetmişken, onu yeniden elde edebilmiş olmanın salt ve kanlar içindeki sevincini yaşıyor. Bu ölüm değil.
    Dönemindeyken diziyi izlediğim zamanlar Aksak ve onun Mavi “takıntısı” beni çok sinirlendirirdi. Uğruna bekâr kaldığı bu sevdayı sürekli ileri sürerek her türlü aksaklığı yapmaktan hiç de geri durmazdı. Ve bunun bir sonu yok gibi gelirdi. Gerçekçi olmayan bir hırs gibi görürdüm. “Senin o kardeşin, Mavi, artık benim için bitmiştir” demesinin iki dakika sonrasında Jilet’ten Mavi haberi almaya uğraşan bir karakterdi. Bunalırdım. Mantıksızdı.
    Biraz daha yaş alıp karşılıksız ve fakat vaz geçilemeyen bir patolojiyi yaşayana kadar.
    Şu an Aksak’a karşı duyduğum empatiyi de sempatiyi de anlatacak olsam bu sayfalar taşar gider.
    Aksak’ın “sen yanımdasın ya, bu ölüm değil”i içime işliyor bazen.
    Bu sevgiye “takıntı” diye bir etiket takıp kestirip atmak büyük haksızlık gibi geliyor şimdi. Herkes sevgiyi başka türlü yaşar. Kimisi unutur gider, kimisi ulaşamadıkça bağlanır. Sonra adı takıntı olur. Takıntı da bir sevgi değil midir?
    Eyvah, Aksakçı olacağım bu yaşta, eyvah!

    Mavi Aksak’ın Pontiac arabası ile egzozları patlata patlata kornalara vura vura hastaneye yetiştirir Aksak’ı. Aksak ise hemen gitmesini söyler Mavi’ye polisler gelmeden. Doktor Erhan kazağı (evet o kazak Doktor Erhan ile bütünleşmiştir benim için) ve ay gibi ışıl ışıl yüzü kanlara bulanmış Mavi sakince evine döner. Evdekiler Aksak ile birlikte geldiğini düşünür fakat elini yüzünü kanlara bulanmış halde görünce onlar da Mavi gibi, girdikleri şokun etkisi ile sessizleşip Mavi’nin ağzından çıkacak izahı beklerler. Mavi ise sadece çocukları sorabilir şaşkın halde, olayın sıcağını henüz atlatamadığı için. Lavaboda ellerinden su ile süzülen, aynadaki yansımasında yüzünü kaplamış kanları görünce tüm sinirleri boşalır.
    ”Dayanamıyorum artık. Dayanamıyorum bu hayata. Yardım edin bana nolur! Yardım edin! Nolur yardım edin!”
    Daha önce de bahsetmiştim. Mavi bu hayata dayanamadığını hep söylüyordu. Bu hayatı bırakıp “daha normal” bir hayata geçmek için de uğraşmıştı. Ama her seferinde ayağına bir taş bağlandı. Abisinin kumar bağımlılığı, patronunun kendisine oynamaktan çekinmeyeceği oyunları, tüm gururunu önüne alıp sözde teyzesinden yardım istemesi fakat eli boş dönmesi vesaire derken, bu hayatın daha da dip noktasına şahit oldu. Kollarında birisi ölüyordu!
    Her ne kadar Aksak’ın oyunu olsa da abisinin taktığı beş milyarlık yanık borcunun siteminden sonra (“Demek kolay değil hayat… sensin kolay zanneden… hırsızlık yapıyorum be işte! Daha ne!”) en çok bu yakarışı dokundu bana Mavi’nin. “Dayanamıyorum artık!”
    Bir takım adam tarafından kaçırılıp, bir hangarda savunmasızca bağlanıp, Aksak gelmeseydi kim bilir ne olacağı meçhul halde gergin bir şekilde bekleyip, sonunda Aksak’ın ölme ihtimaliyle burun buruna gelmek büyük sarsıntı olsa gerekti ki ağzından açıkça yardım çağırışları çıkabildi ancak Mavi’nin. Peki sonuç?

    Sonuç…Mavi’nin geçirdiği bu kâbustan öte gecenin sabahında, beklenmedik bir anda kapının zilini çalan bir adet Çınar, sonuç. Bu zamana kadar yaşantısını anonimde tutabilmek adına kendisini bir kere olsun evinin önünde bıraktırmamış olan Mavi, kapıda Çınar’ı görünce birkaç saat öncesi yaşanmamış gibi seviniyor.
    “Garip bir rüya gördüm. Bir yerde sıkışıp kalmıştın. Kurtulamıyordun. Benden yardım istedin. Neyse rüya işte. Akşam da aradım, sabah da aradım. Açmayınca?”
    Çınar daha önce Mavi’ye ulaşamayıp da kendini Osman Saçmacı İlköğretim Okulu’na atınca ne demiştik? “Aağbi ulaşmak isteyen her türlü ulaşır yaa” Evet arkadaşlar, görüyorsunuz. Ulaşmak isteyen her türlü ulaşıyor :)
    Bir kez daha telefonla Mavi’ye ulaşamadığı için panikleyen Çınar, yeniden cismi ile ona ulaşmanın yolunu buluyor evinin yolunu arayarak. Fakat benim bu sahnede asıl övmek istediğim şahıs Çınar değil, Fulya kraliçem. Zamanlamaların kraliçesi Fulyam, elinde börek ile tam yerinde basıyor Çınar ile Mavi’yi.
    “Fulya Abla, bu Çınar”
    “Ah tabi, ben sizi tanıyorum.”

    Ne güzel potlar kırıyorsun öyle. Bilinçli potların efendisi, canım gülüm Fulya Abla! Yeniden belirtmek istiyorum ki senin yüzün suyun hürmetine yürüdü bu ilişki. Al övgülerim senin olsun! Sana özel bir liste hazırlayacağım, şimdi geldi aklıma, evet evet, sen bunu hak ediyorsun kraliçem.
    “Mavi. Ben sana bir şey diyeceğim. Bu Aksak’ın seninle olan davası bana hiç hayırlı görünmüyor, biliyor musun?”
    Fulya Abla söylenmeyeni söylemekten de geri durmuyor. Aklı fikri bir, iradesi hür, salağa yatmaz, ne varsa döker. Biriciksin.
    “Kimse kimse için canını tehlikeye atmaz. Âşık olmadığı sürece.”
    Ne de güzel aklına sokuyor karpuz kabuğunu Mavi’nin aklına.

    “Sudan çıkmış balık ateşten korkmaz, Mavi Prenses”
    Uyandığında Mavi Prensesi görüp de şöyle duruşunu, saçını, hasta yatağındaki fiyakasını düzeltmeye çalışan Aksak, kendisi için endişelenmiş bir Mavi’yi görünce bir anlık mutluluğunu bakışlarına ve engel olamadığı gülümsemesine yükler. Aynı sudan çıkmış balık gibi cidden. Vurulmanın, kan kaybetmenin ne önemi var ki? Bu uğurda bir daha vurulur gerekirse, o Mavi yine ona öyle baksın. Ateşten korkmaz ki.
    “Küsmüştüm sana. Çok kırılmıştım bana kumpas yaptın diye. Ama dün gece benim için o herifin önünde öyle…”
    “Söyle söyle. Diz çöktün de”
    “Ya Aksak. Dün gece bir daha anladım ki bir tek sen varsın. Bir tek sen varsın şu hayatta. Bana baba gibi sahip çıkan.”
    “Sen öyle diyorsan...”
    “Öyle diyorum.”

    Fakat ne var ki, sudan çıkmış Aksak’ın mutluluğu bu kadar sürüyor.
    Aslında Mavi’nin içinden geçenler sahiden bunlardı. Ne eksik ne fazla. Çocuk yaşından beri baba görmemiş, abisi elinden tutmak bir kenara dursun, eline asılmış. Her ne kadar Mavi’nin dimdik, inat, kimseye boyun eğmez bir imajı olsa da, herkes gibi onun da hayatının bir döneminde biraz olsun korunmak, sahip çıkılmak ihtiyacı oldu. (Tabi sonrasında “Evet! Sahipsizim ben!” diye bir Çınar tarafından bir Aksak tarafına ayar vereceği zaman olacak da, ileriye o ileriye :)) Hayatındaki bu en büyük eksiği, baba figürünü de Aksak doldurdu. Aksak ona ne öğretmiş, onu ne olarak yetiştirmiş olursa olsun.
    Ama bu sefer, ilk kez başka bir ihtimal ve hatta gerçek ile yüzleşti Mavi, Fulya ablası sayesinde. “Âşık olmadığı sürece” Canını kurtarması ve onun yüzünden yaralanmasına neden olması ile Aksak’a karşı yeniden bir minnet duygusu yüklenmiş olan Mavi, bir de hayatındaki bu baba figürünü kaybetmenin ve hatta altından kalkamayacağı bir başka türlü bir sevgi bağının içine düşmenin verdiği panikle Aksak’a bu sözleri söylemek durumunda kaldı. Bu sözlerle Aksak’ın bir kez daha yaralanmasına neden olduğunu fark etti mi kendisi, bilinmez…

    Bu esnada Aksak’ın ziyaretine gelen tek kişi Mavi değildir. Çınar ve Bünyamin de Aksak’ın vurulma haberini almış, bu işten bize de iş çıkar diyerek son sürat hastaneye varmışlardır.
    Tabi burada bizi sevgili yönetmenimiz “aaa Çınar ile Mavi Aksak’ın hasta odasında mı karşılaşacak yoksa!!” diye tuzağa düşürmeye çalışmıştır, fakat bizler yememişizdir. Neyse neyse, ham 10. Bölümü ayrıca irdeleyeceğimi söylemiştim. Ama belirtmek isterim ki, bu hastanedeki Çınar ile Mavi sahnelerinin geçişleri fazlasıyla kopuk. Sonradan oldurulmaya çalışıldığı çok belliydi. Beni hep rahatsız ederdi, ki ham bölümü izleyince çok rahatladım. Neyse ham bölüm hiç olmamışçasına yazmaya devam ediyorum :)
    “Oo! Bir de derler Türk polisinin istihbaratı zayıf. Kurşun daha havadayken geldiniz alimallah”
    Üçlünün sınır hattı yine fazla ısındı. Bir dakikadan az süre önce gelmiş olsalardı Çınar Mavi’yi bulacaktı Aksak’ın karşısında. Ama onu yerine bizim Mavi’nin Aksak’a aldığını zannettiğimiz çiçekler karşılıyor Çınar’ı, Mavi’yi temsilen.
    Çınar Aksak’ı vuranın peşindedir. Aksak ise bir gece önce ona diz çöktüren Necmi’nin N’sini bile söylememekte ısrarcı ve kararlıdır.
    “Ben sokakta yürüyordum. Birisi beni vurdu. Vuranı görmedim. Gözümü açtım buradayım… O kadını da görmedim. Ben hiç bir şey görmedim."
    Çınarcım, sen kadını karıştırmadan devam et şimdilik soruşturmaya. Son sakin anlar zaten bunlar, fırtına öncesi sessizliğin son demleri. Aksak sussun, balistik konuşsun en iyisi.

    “İnsan insanı tanımıyor ama işte kurşun kurşunu tanıyor. Kurşunun sahibini bulduk. Kim sence?”
    “Kim?”
    “Tahmin et”

    Bir başka zevkli Çınar Aksak diyaloğu da, balistiğin konuşması ile gerçekleşmiş oluyor böylece. İşin içine Mavi girmezken ne de güzel anlaşabiliyorlarmış aslında. Aksak ne zaman çevirdiği dümenleri saklamaya çalışacak olsa, Çınar’ın elindeki kanıtlarla Aksak’a alaycı bakışları, enteresan bir şekilde bana oldukça eğlenceli geliyor. Bu hoş tanışıklığa Mavi de dahil olduktan sonra yaka paça birbirlerine yapışacak olmaları üzücü :)
    Balistik raporu dahi Necmi’yi gösterirken Aksak hala “o değildir” diyerek Necmi’yi anlamsızca korumanın peşindedir. Ama Çınar olabileceklerin farkında, Necmi’yi korumanın onun zararına olacağı hakkında uyarıyor Aksak’ı, fakat nafile.

    “Bak şöyle yapalım. Sen bu akşam bana gel.”
    “Evine?!”
    “Evet. Ne var? Sana çok güzel bir beğendili kebap yaparım”
    “Bilmem ki. Hem tatile çağırıyorsun, hem evine. Şaşırdım biraz…”
    Neyin peşindesin Çınar! Kızcağızın boğazına tıkıldı o gözleme! Neyin peşindesin! Mavi’nin şaşırması, Çınar’ın Mavi’nin şaşırmasına şaşırması o kadar komik ki. Hırsız Polis tarihinin eğlenceli sahneleri listesine girmeyi hak eder.
    Enteresan bir sahne ama. Ne ara buraya gelindi? Ne ara hastaneden çıkıldı? Mavi bebeyimi daha yarım saat öncesinde bir grup adam kaçırmıştı. Daha Çınar biraz evvel Aksak’ın yanındaydı. Çınar işinin başında değil miydi? Şimdi Mavi’yle gözleme ne alakaydı.. Eveeet görüldüğü üzere buradaki tutarsızlık ile ham 10. Bölüme bir sesleniş daha yapmak istiyorum. Bu sahneyi neden son dakika eklediniz eeeey Türkan hanımlar?
    Ha bir de, nasıl oluyorsa 2 dakika sonra Mavi’nin fikri değişiyor ve Çınar’ın evine gitmeye karar veriyor. Fikrini değiştiren neydi Mavi? Bunu da mı Türkan hanıma sormalıyız ya da? Neyse…
    “Pişt bana bak. Yanında kola mola götür. İçki miçki içme, Allah korusun bir şey olur!”
    Çınar’ın ikram ettiği şarabı içmeyip Aksak’ın ilaçlı çayını içesice Mavi’ye Gülay’dan altın değerinde tavsiyeler. 30. bölüm yorumuna kim bilir ne zaman gelirim bilinmez, ama o zamana kadar asla aşamadığım ve muhtemel ki aşamayacağım 30. bölüm travmama serzenişlerde bulunacağım, elimde değil.

    “Etrafımda yalan malan istemiyorum artık!” diyerek birkaç gece evvel Koray’a Mavi sayfasını betimleyen sevgili Çınar, Mavi’nin beğendili kebap teklifini kabul etmesiyle silahını, rozetini, polis akademisi diplomasını ve hala büfe üzerinde duran Aylin ile nikah fotoğrafını (EVET! NİKAH FOTOĞRAFI) toplar, kaldırır çekmecelere. (Aynı çekmeceye Mavi’nin fotoğraflarını da kaldırdığı olacak, vicdansız) Ama konu şu an o değil. Konu şu: o fotoğraf neden hala orada Çınar! Boşanmadan kaldıramaz mısın koçum hayırdır? Aylin’i tatlılara geçemeden ansızın evin kapısına çağırma büyüsü mü o fotoğraf? Neden orada ha! Neden!
    Suç mahallini temizledikten sonra, mavi çiçek hediyesi ile Mavi gelir kapıya. Güzel sarılmaların yeri olan Tarhan daire kapısındaki ilk resmi sarılma da gerçekleşmiş olur. Mavi şöyle bir tavandan süzer evi. Ne belirdi acaba gözlerinde? Geleceğe dair ışık mı gördü? “Gelmeyeceksin sandım.”, “Kapıyı çalmadan açtın?”, Koyu karanlık Mavi mektubunu kapı altından iteleme, “İstersen girmem içeri şimdi gidebilirim.” şeklinde süt kabını dökmüş gibi edalar , “kedi gibi oldum”un sonrasında gelen kapı onu kopamayışı, kalorifer borusuna kelepçelenmek suretiyle kapıdan sürüklenme, gelen bir kısa mesaj sonrası tek bir maymuncuk hareketi ile sessiz ve sedasız yine o kapının önünde belirme ve ayrıca “Sana geldim, teslim oluyorum.”u mu gördün, hissettin acaba o an? Bilemeyiz. Sonuçta ilk kez geldiğin bir ev, incele tabi :)
    Beğendili kebaplar yenmiş, sohbet başlamış, Mavi Çınar’ın şarap ikramını ciddi ve ciddi reddetmiş, bunun üzerine zihnimde yaratılan Çınar Tarhan ütopyasının zemin taşı olarak Çınar konuşmaya başlamıştır.
    “Mavi. Bir şey söyleyeceğim. Şimdi aramızda bazı şeyler hızla ilerliyor. Daha birbirimizi çok iyi tanımıyoruz. Sonra seni pat diye evime davet ettim, şarap ikram ettim. Şimdi bu herif benden ne istiyor diye kafandan geçirebilirsin. Şunu demek istiyorum. Senden çok hoşlanıyorum. Ama her şeyden önce sana saygı duyuyorum. Senin istemediğin bir şeyi asla sana yapmak istemem, tamam?”
    Dizinin etiketini twitterda #hırsızpolis şeklinde aratınca, yapımı ilk kez izleyen bir kullanıcının yorumuna denk gelmiştim bu sahne ile ilgili. Kendisi anladığım kadarıyla daha genç sayılabilecek “new age” diyebileceğimiz bir yaşta. Bu kullanıcı Çınar’ın kendisini Mavi’ye karşı ifade etme ihtiyacı duymasını yüceltmiş. Sahi, dizinin üzerinden 15 yıl geçmiş, bu 15 yılda neler gelmiş, neler geçmiş. İlişkiler daha hızlı, daha sonuç odaklı, daha keskin, “ben söylemem sen anla”ya evrilmiş gibi değil mi? İlk defa böyle şeyler yaşıyor olmanın gerginliği içindeki Mavi’ye Çınar’ın kendini anlatmak için önce bir soluna bir önüne sonra bir sağına bakınarak konuya girmeye çalışması çok tatlı sahiden. Bu yüzden benim için bu sahne “Çınar Tarhan Ütopyası”nın mihenk taşıdır :)
    Sohbet güzel güzel “Götürmüştüm ya seni oraya” (nereye? Nereye götürdün Çınar? Neresi olabilir. Nereye gittiniz?! Neyse…) ile devam ederken, hop alın size beyaz paltodan siyah deri monta terfi eden Aylin sürprizi.
    Daha önce fabrikada çıkan ve anında canlı yayına düşen yangın haberinden görmemiş varsayıyorum anı olarak bahsetmiştim. Evet ‘Görmemiş varsayıyorum’ #2 geldi. Budur.
    Yahu! N E A L A K A !
    Derin bir nefes alayım.
    nealaka!
    Tam bambaşka bir heyecandasın, rahatlamışsın, mutlusun, keyfin yerinde. Sonra alakasız birinden şöyle bir laf işitiyorsun.
    “Bakın hanım efendi, burada ne aradığınızı bilmiyorum ama burası benim evim ve bu da benim kocam!”
    Yok. Olmuyor. Neresinden tutsam bu sahneyi olmuyor. Yineliyorum: şöyle güzel bir anda bu Aylin terörü ne alaka?! Zaten bir yerinden tutamıyorum ki. Ne gereği vardı yani? O yüzden görmemiş varsayıyorum ben bu sahneyi.
    Mavi hak etti mi bu çeşit bir söz işitmeyi? Gelir mi Mavi Hanım böyle şeylere? Tabi ki hayır.
    Olduğu gibi dışarı atıyor kendini o soğukta. Bir an evvel uzaklaşmaya çalışıyor. İlk başta Aylin’e çemkirmekle meşgul olan Çınar fark edemiyor Mavi’nin gittiğini. Ee parmaklarının ucunda yürümenin ustası bizim kız. Ama peşinden koşuyor Çınar. İsmini seslenerek yetişip, çok sevdiğim kolundan tutma hareketi ile durduruyor Mavi’yi. (Neden sevdiğimi sorgulamazsanız sevinirim)
    “Mavi! Bu şekilde gitmene izin veremem!”
    “Çınar nolur!”
    “Onun benim için bir önemi yok! Anlamıyor musun? Benim tek istediğim sensin. Benim kalbimdeki tek kadın sensin!”
    “Çınar bırak”

    Ve İmkansız Aşk’ın gıy gıy tınısıyla Çınar Mavi’yi çeker öper, dizimizin karakteristik üçlemesiyle.
    Nasıl? Oldukça ruhsuz anlattım değil mi?
    Başıma bir şey gelmeyecekse – ki gelebilir bu yorumu paylaştığım günün sabahına bir whatsapp mesajı ile- belirtmek isterim ki, ilk öpücüğümüz bu muydu cidden?
    Tamam kabul, eskiden severdim, ilk öpücük ya hani… ayrıca sayılı gerçek öpücüklerdendir, o yüzden evet yeri yine de bende ayrı olacak ama…
    Ama işte… ilk öpücük böyle olmamalıydı diyorum şimdi. Çok ruhsuz geliyor bana. Arkasından saçma sapan bir Aylin histerisi görmek durumunda kaldığım için mi acaba? Muhtemelen öyle. (ki öpücük 10 saniye kadar sürerken Aylin histerisi 14 saniye sürüyor)
    Daha iyi bir ortam olamaz mıydı, daha keyifli bir an? Çınar’ın halen daha karısı olan birinden ağır ithamlar duyup da, bir ikna yöntemi olarak mı öptü Çınar Mavi’yi? Tabi ki değil, Çınar öyle bir karakter değil. Ama… Yok ya. Olmuyor. Daha başka bir ilk öpücük olmalıydı bence, araya acayip gereksiz sahnelerin girmediği. Ah Türkan ah, ah Şengiller ah…
    Neyse, yine de o 10 saniyeyi seveceğim sanırım. Hele ki ham bölümde müziksiz ve soluklarını duyarak izlediğim için, affediyorum bir yerde.

    “Doğru, sildin. Ama ondan önce hiç doğmamış oğlundum ben senin. Öyle derdin.”
    “Öyle derdim. Köpek, babasını tanımazmış. Öyle derler. Sen de beni tanımadın. O atasözünü doğru çıkardın.”

    Necmi bir gece vakti, vurduğu adamı, eski ustasını hastanede görmeye geliyor. Bitmemiş hesaplaşmasını görmek istiyor. Hala Aksak’a kendini göstermeye çalışıyor, onu vurmuş olmanın yetmemiş olacağını biliyor. Ama Aksak’ın Necmi’yi saymaya niyeti yok. Kendisinin de dediği gibi, Necmi’ye kanatlarını o taktı. Necmi onun sayesinde var oldu, kendi ayakları ile değil, Aksak’ın taktığı kanatlar ile uçtu. Aksak bu nankörlüğü asla hazmetmedi. Hiç doğmamış oğlum dediği Necmi’yi bile sildi.
    Bu kadar baskın ve patronun kim olduğunu her daim hissettiren bir karakterin sıska çırak Mavi için diz çökmesi, Mavi’ye düşkünlüğünün ispatı. Bir polise aşık olduğu yetmezmiş gibi davada muhbirlik yaptı diye beraat eden, hatta onsuz Robin Hood’luğa soyunan bir çırağa, o çırak Mavi olmasaydı eğer, kim bilir neler yapardı Aksak.
    “Baban sana ne yaptıysa sen de aynısını bana yaptın. Ama sen, ama sen babandan da betersin Aksak abi. Sakın babandan nefret etme. Sen onun ta kendisisin”
    Aksak’ı en olmayacak yerden vurmaya çalışan Necmi hayatının hatasını yapmıştır.
    “Bundan sonra sokakta yürürken hep arkana bakarsın”
    Aksak’ın bu açık tehdidinden sonra gerçek bir can korkusu sarar Necmi’yi. Ve bu korkuyla kendi boyunu aşan bir başka planı işleyişe koyar bilinçsizce.

    “Eee, de bakalım. Sen ne zaman seninle ciddi bir şey konuşacağım desen arkasından beni kurşunluyorlar, ama söyle bakalım.”
    “Bu sefer öyle değil. Yani güzel bir şey. Ben… ben birisiyle görüşüyorum Aksak.”

    Yine haklı çıktın Aksak. Mavi ne zaman seninle ciddi bir şey konuşacağım dese kurşunlanıyorsun.
    Uğruna vurulduğu kadın başkasını sevdiğini söylüyor, kendisinin onu sevdiğini bilmeden. Çaresizce bozuntuya vermemeye çalışıyor sesine sözüne dikkat ederek. Görüşüyor? Kim? Doktor? Değil, doktoru istemiyor. Başkası? Bu adamı Mavi de istiyor?
    “Sahici kurşundan bir şey olmaz, lafın kurşunundan korkacaksın.”
    Korkacaksın da, laf ile kurşunlanmaya da doymayacaksın ki be Aksak. Bir polisin evinde, bir gardırobun ardına saklanırken bir şeyler işitebilirsin, ya da bir hastanede sevgili çırağın “ya ben onu seviyorum!” diye açıkça ve isyankar bir şekilde seni yine sözlerle yaralayabilir. Şöyle de olabilir, “senin vadettiğin cenneti istemiyorum ben! Çınarla aynı cehennemde yanmak istiyorum!” ki, bu daha da ağır sanki. Neyse bu ilk yıkılışın değil, biz günümüzden devam edelim :)
    “Kalbim defter, dilim dönmüyor”
    Mavi’den gelen her kurşundan sonra, yaptığı gibi, yine çekti sandalyesini Dursun Amca’nın yakınına. Artık aralarındaki geçmişe dayanan travmatik ilişkiden başka gündemleri de tescillenmiş oldu. Mavi.
    Aksak’tan bu repliği her duyuşumda, üzerine konuşmak istediğim çok şey var gibi geliyor. İçimden dolup taşıyor bu söz. Ama üzerine söylenecek bir kelime oluşturamıyorum da kafamda.
    Tüm sadeliği, duruluğu, açıklığı, özlüğüyle duruyor bu replik öylece karşımda, zihnimde, kulağımda.

    “Dengemi kaybetmeme sebep oluyorsun”
    “O zaman tutun bana”

    Ah Ağva… Dilin olsa da konuşsan Ağva! Şile sahilleri siz anlatın bari! En çok siz sahip çıktınız bu Koca Çınar’a, Mavi Kadın’a. Aşkın başladığı yer de oldunuz, en güzel birleşmelerin yeri de oldunuz, tüm bir teşkilattan saklamak üzere yuva oldunuz onlara. Susmayın Şile sahilleri, anlatın!
    “Sende öyle bir şey var ki. Hiç alışık olmadığım bir şey. Daha önce hiç bilmediğim, tanımadığım bir şey”
    “Umarım ki, o bilmediğin şeyleri öğrendikçe ve beni tanıdıkça hayal kırıklığına uğramazsın”
    “Hiç sanmıyorum”

    O güzel gözlere, sevimli yüze baktıkça, hiç sanmamakta haklısın tabi Çınar. “Beni paramparça ettin Mavi!”si var bu işin. Burada kesilen öpücüğe attığım çığlıkları boş verirsek (başka bir zaman isyanlarda bulunacağım şimdi değil, yasemin çayı içiyorum keyfim pek yerinde), vallahi içim parçalanıyor şu güzel anları izlerken, geliyor gelmekte olan diye gerilmeden yapamıyorum.

    Ki evet, geliyor. Eyvah!

    Tatilden dönülmüş, ama buluşmalar bitmemiş. Hemen her gün bir yerdeler. Mavi de alıştı artık hayatında birinin olmasına, çok mutlu.
    “Sana sarılmak istiyorum”
    “Nasıl?”
    “Baya. Gel”
    “Nereye?”
    “Dans edelim.”
    “Ama ben dans etmesini bilmiyorum ki.”
    “Bir şey yapmana gerek yok. Kendini benim kollarıma bırakacaksın o kadar”

    Bu esnada çalan müzik de pek hoş. Pek de bilinmez aslında Zeynep Casalini’den Üşüyorum. Ne zaman dinlesem beni alır bu sahneye götürür. Doğal olarak.
    Çınar usulca dansa kaldırır Mavi’yi.
    “İyi ki de dans etmeyi bilmiyormuşsun”
    “Dalga geçme”
    “Kollarımda peri kızı var sanki”

    Şimdi bir sorum var sizlere. Şu sahneyi bu kadar sayısız izleyip de, hala izleyince bünyede çığlık atma isteğinin oluşması normal midir? Muhtemel ki normaldir.
    Sahnenin yumuşaklığına kapılıyorum ben de. Bu sahne bana ilk öpücük hezimetini unutturuyor. Mavi’ye karşı nazik, usul, yavaşça davranan Çınar’ı daha bir seviyorum ben. Ses tonu bile bir başka çıkıyor.
    Derken.
    Mekanda kendi halinde eğlenmeye gelmiş iki kadını “düşürmeye” müsait bulan iki hödük sayesinde anın büyüsü bozuluyor. Bir tanesi kızlardan birini rahatsız edip çekiştirmeye kalkınca kız Çınar’ın sırtına çarpıyor.
    O kadar Mavi-Çınar sahnesine aç bir bünyeyim ki. Bu anı da oradan durdur, buradan geri sar, şu kadar yavaşlat diye izlerken, hanım kızın Çınar’ın sırtına tam çarptığı ana takılıyorum ben de. Mavi nasıl güzel yaslamış başını Çınar’ın omzuna, gözleri kapalı, o da anın büyüsünde. Bu büyünün bozulmasına çok içerliyim çok.
    Asayişi sağlama konusunda üzerine üstün olanını bilmediğim Çınar Tarhan hemen olaya dahil oluyor.
    “Ulan benim işim bu, senin gibi serserilerle uğraşmak. Hadi şimdi defol!”
    Geçenlerde Mavi için hırsız içgüdülerinin önüne bu kadar mı geçemiyorsun diye söyleniyordum, sıra Çınar’da şimdi.
    Tam mevzu kapanacak derken bizim yapımda aksiyon biter mi? Bitmez.
    Adam cebinden çakısını çıkartıyor ki, Mavi fark edip Çınar’ sesleniyor.
    Seslenmesi ile Çınar tüm olağanlığıyla belindeki silahına uzanıyor, ceketini uçuruyor yandan, silahının sürgüsünü çekerken kendi etrafında bir dönüyor.
    Şova bak şova. Hele harekete! Bu kadar artistlik bana fazla komiserim. Ben bu hareketine her defasında fena düşüyorum.
    “Polis!”
    Silahı yetmezmiş gibi, cebindeki rozetine de ulaşarak tescilliyor Çınar polisliğini, Mavi’nin güzel ve şaşkın suretinin önüne rozetini hizalayıp. Ve bölüm burada son buluyor.

  3. #233
    Durum:
    Çevrimdışı
    yalibal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Set Görevlisi
    Üyelik tarihi
    10.07.2016
    Mesajlar
    29
    Konular
    0
    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Mavi ÇINAR

    "Çınar buradasın!" gibi bir sabahtan günaydınlar. Sonunda güneş açtı. Bir ilköğretim okulunun oradan yürürken her an karşımda arabası havaya uçurulmuş bir birey beni karşıda bekleyecekmiş gibi bir gün.
    Neyse.

    Ben görüyorum ki günümüze kadar dizilerde sürekli bir Hırsız Polis referansı var gizliden gizliye. Bir değil iki değil.
    Timuçin Esen'i Sarıyer Emniyet Müdürlüğünün nezarethanesine tarih tekerrür edercesine koymalarını aşamadığım gibi, geçtiğimiz 15 martta, pazartesi günleri yayınlanan şu malum dizide ki Mavi hanımın soyadının Çınar olduğunun haberi geldi bu sabah.

    Vay be.

    Timuçin Esen'i aynı nezarethaneye koyan senarist ile aynı kişi hem de.

    Taklit mi gönderme mi özenme mi yoksa vefakar bir Hırsız Polis sever mi acaba bu senarist?

    Ha bu arada, malum Mavi Çınar hanım'ın dizideki hikayesi bir trafik kazasında çocuğunu kaybetmiş olması sanırım, doğru düzgün takip etmedim de, o trafik kazası da iki arabanın birbirini korna kıyamet takip etmesiyle meydana geliyor.
    Ne diyebilirim ki....
    30. bölümü de referans alma be senarist. 30. bölüm krizimi tetiklemeye ne hakkın var.

    Neyse... başka herkese de "Çınar buradasın!" gibi günler dilerim.

  4. #234
    Durum:
    Çevrimdışı
    yalibal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Set Görevlisi
    Üyelik tarihi
    10.07.2016
    Mesajlar
    29
    Konular
    0
    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Derler ki bir yerlerde birileri Hırsız Polis'i ilk kez izlediğinde, orada bir su damlası ışıldar, bir çınar yeniden doğrulurmuş :)

  5. #235
    Durum:
    Çevrimdışı
    yalibal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Set Görevlisi
    Üyelik tarihi
    10.07.2016
    Mesajlar
    29
    Konular
    0
    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Yiiigeceler

    "Aklınla yüreğin ne zaman bu kadar ayrı düştü birbirinden" gibi bir akşamdan selamlar efendim. Aklımla yüreğimin arasında arşınlarca uzun yollar, köprüler, dağlar, derelerin olduğu günlerde şu replik çınlıyor sürekli kulaklarımda.

    Ham 10. bölümü didim didim didikleyip yine upuzuuuun bir yorum yapmak niyetindeydim ama neyse şimdi değil. Daha dilediğim gibi özümseyemedim ham 10'u.
    Ama canım bir şeyler karalamak da istedi. Yine plansız amaçsız tıkladım cevap yaz butonuna.
    Bakalım bu sefer hangi boş beleş yazı çıkacak, hadi bakalım.

    Bir kaç zamandır Hırsız Polis'teki karakter gelişimlerini kurup duruyorum kafamda. Yapıma karşı hissettiğim saygı birazdan da buradan kaynaklanıyor sanırım.

    Kitapta senaristlerimiz ön sözde şu veya şuna benzer bir şey demişlerdi "salt iyiler ya da salt kötüler olsun istemedik"

    Sahi, salt iyi ya da salt kötü yok. Herkes iyiydi de kötüydü de. Doğruydu da yanlıştı da. Güçlüydü de zayıftı da.

    Benim aklıma en ilk sırada Çınar gelir hep. Evet, Çınar.

    Çınar Tarhan ütopyası der dururum ben. Fakat bu ütopyayı Çınar'ın bizzat kendisi çatlatıyordu bazen.
    Aldatılmanın getirdiği sinirle Aylin'in başına silahını dayamasını kabullenemiyorum mesela. Tabi bunda günümüzde kadına şiddet olaylarının ne yazık ki daha da yaygınlaşmış ve daha da önü alınmaz bir hale gelmiş olmasının payı büyük.
    "Meğer ben Aylin'i öldürecek kadar sevmiyormuşum"
    Pardon?
    Evet yanlış. Çok yanlış. Ay canım ya sevginin ölçütüne bakar mısınız öldürecek kadar sevmek... diyemiyorum. Diyemem.
    Karakterler mükemmel değildi. Olamazdı. Kim mükemmel ki zaten?
    Çınar da mükemmel değildi. Bu çeşit patolojik bir düşüncesi vardı. Aylin'i öldürecek kadar sevmemekle birlikte tek seferde sildi de Aylin'i.
    Mavi'yi çok sevdi. Öldürecek kadar mı sevdi? Hayır, daha çok sevdi. "Kendimi tanıyamaz oldum bu aşk yüzünden" diyecek kadar sevdi. Mavi'yi çokça kez Aksak'ın yanında görmesine rağmen onu öldürmek gibi bir düşünce yansıtmadı bizlere, kendine zarar verebildi ancak litrelerce rakıya boğularak. Ama sonrasında dünyaya sevdiğinin gözlerinden bakmaya çalıştı, Aksak'a da.
    Yani değişti, bu patolojik düşünceyi bıraktı. İlerledi.
    Ha tabi buraya kadar öfke kontrol krizlerini bize çok güzel yansıttı. Sevgilisine sarılıp onunla güzel bir kaç saat geçirebilecekken kıskançlık krizlerine girip kapı duvar yumruklayabildi de. Vardı böyle yersiz huyları. Öyle hemen atmadı üzerindeki noksanlıkları. Yavaş yavaş.
    Çünkü neydi? Kimse mükemmel değildi.

    Aksak?
    "Dua et yarın doktor bu adam fazla yaşamaz desin" dediği babasına, Dursun amca komada iken, "Sen iyi olursan ben de iyi olacağım" diyen birine döndü. Bu da zamanlaydı.
    Bu zamana varana kadar da aralarında ilerleyen her baba oğul yakınlaşmasında ara ara delici dişini önce batırıp, sonra sadece gösterip sonrasında ise artık o dişi hiç bilemeyerek gelişti ilişkileri.
    Hapse giren kendisi çıkar dediği Arsen'e en babacan tavrıyla kız istemeye gitti.
    Bir polis teşkilatına tuzak kurup onlarla alay edebilecek kadar profesyonel ve gözü kara bir çete lideri iken, Mavi'ye duyduğu aşkın artık herkes tarafından duyulup bilinmesiyle daha fazla fiyaskoya imza atmaya başladı. Çünkü eski eyvallahsız Aksak yoktu artık, içkiye boğulup kendini kaybeden, evdeki çalışanının karşısında haykırarak ağlayan bir Aksak türemişti.
    "Bu mermiyi yerine koyarım ben Mavi!" ile Mavi'yi Çınar'ı öldürmekle tehdit eden Aksak da gitti, "Bu deli fişeğe iyi bak" sözleriyle Mavi'yi Çınar'a emanet eden Aksak geldi. Üzerine yetmezmiş gibi Çınar'a delikanlı adamsın övgüleri ile çok sevdiği Pontiac arabasını vererek el sıkışan bir Aksak.

    E Mavi?
    Mavi çok güçlü bir karakter görünebilir, ama çok zayıf noktaları da var. Gerçi buna zayıflık demek Mavi'ye ne kadar haksızlık olur tartışılır ama, mesela, Çınar'a "koyu karanlık bir Mavi'yim" mektubu ile kolayca bir kabullenişe girip koyu karanlık tarafa geçmeyi koyabiliyor hemen kafasına. On dakika öncesinde Çınar'ı görüp günah çıkarır gibi bir mektup bırakıp, Çınar'ın eline değdiğindeki sıcaklık daha soğumadan Aksak'a gitmesi bana zayıflık gibi geliyor. Ee neydi? Salt iyi salt kötü yoktu değil mi?
    Mavi ile ilgili sevdiğim bir detay da; Aksak'ın tek bir sözü ile titreyen Mavi'nin "Artık bana karışamazsın Aksak!", "Ben seni silmek istiyorum hayatımdan!"a dönmesi. Artık o kadar dik, o kadar başıbozuk ki, Aksak ona geliyor gel birlikte iş yapalım beni de al yanına diye. Aksak diyor bunu! Aksak!
    50 bölümlük bu doyumsuz ve kısa sürecimizde gün oluyor devran öyle güzel dönüyor ki "ben zaten polis de olmazdım!" diye bağrınan Mavi kızımız Bünyamin'in evine saklanıp ona teşekkürler ile de sarılabiliyor. Yaa işte böyle, yargılama başa gelir :)

    Yakup?
    "Ne zaman gittim ki" ile kendisinin hep Aksak'ın yanında olacağının sinyallerini veren Kaporta Yakup, Aksak'ın bitmek tükenmek bilmeyen Mavi takıntısı ve gelgitlerine artık dayanamayıp gidiyor. Yapmam deme yaparsın, gitmem deme gidersin'in örneği. Haklı ama. Acısının acısını Yakup'tan çıkarıyor Aksak hep. Yakup ne kadar her seferinde Aksak'ı toparlamaya çalışsa da en sonunda yeter diyor. Neyse ki bu küslük uzun sürmüyor fakat.

    Selahattin?
    Oy Selahattin oy! Seni sevemiyoruz yahu! Yok yok sevebiliriz aslında. Sen de bambaşka bir gerçekliksin. Alakasız yerde çalışanlarına mobbingin tillahını yapıp, alakasız başka bir yerde o mobbing hiç yaşanmamaş gibi sevecen bir hale de bürünebiliyorsun. Robin Hood'u yakalamak için tüm çabanı sarf etmişken, çalışanının ricasıyla arabanı çalan hırsız için şikayet dilekçeni geri de çekiyorsun. Polissin sen de. İşinin başındasın. Çirkin bir ön yargın var Reşitpaşa semalarına dalıp cezaevi tabelası asma fantezisi ile, ama dediğim gibi, sen de başka bir gerçekliksin.

    Arsen?
    Hırsızlık kariyerine düşkün, bu iş erkek işi, bu işte biz varız, ben varım kafasındaki bilge hırsız. Her fırsatta Mavi'yi iğneleyen, kendi haklılığının ispatı derdine düşen, ama düşününce de "haklı aslında he" dedirten bir karakter. Mavi'ye tahammülsüzlüğü uçlardayken, işin içine Gülay girdikten sonra Mavi'den akıl isteyen, onunla dertleşen biri oldu. Mavi'nin Çınar'la ilişkisini ilk öğrenen, öğrendiği gibi "YAKACAK BİZİ" paniğine düşen adam, kendi elleriyle kolundan yaralanan Çınar'ı bir güzel tedavi etti. Hırsızlığa bu kadar yatkın iken karıcığına verdiği söz ile elini eteğini çekti, evinin beyi oldu. Ah Osman ah.

    Hayri?
    Mavi'nin vurulma haberini Fulya'dan öğrendikten sonra tüm bu yaşantıyı büyük hayretlerle karşılayıp Fulya'nın çok olağan bir şeymiş gibi tavırlarına sitem gösteren bu karakterimiz ise kendini bu ailenin dedesi olarak buluverdi. Arıza'ya iş yapabilmesi için finansal destek sağladı. Mavi ile Çınar'ın nişan yemeğinde bir aile büyüğü gibi masaya teşrif etti. Komşuları alt kattaki evi boşalttığında çocuklara sarılıp ağladı.
    Ne de güzel kırılıyor ön yargılar değil mi, tüm doğallığıyla :)

    Var işte böyle bir sürü detay altı üstü 60+ dakikalık 50 bölümlük dizimizde. Canım Şengiller (yaa işime gelince canım şengiller) öyle güzel öyle ince işlediler ki, ne göze soktular ne gözden kaçırdılar. Normal bir hayatın akışıydı.

    Durduk yere canım öyle bir övmek istedi, bu kadardı. Aklınızla yüreğinizin bir olduğu iyi geceler dilerim :)
    Konu yalibal tarafından (05-04-21 Saat 02:27:42 ) değiştirilmiştir.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Hırsız Polis - Bölüm Yorumları (21)
    By esss in forum Hırsız-Polis
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 01-05-07, 15:54:02
  2. Hırsız Polis - Bölüm Yorumları (17)
    By s.venler in forum Hırsız-Polis
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 16-03-07, 01:02:10
  3. Hırsız-Polis
    By hyoldas in forum Dizi & Film Müzikleri
    Cevaplar: 8
    Son Mesaj: 14-02-07, 10:51:35
  4. Hırsız Polis - Bölüm Resimleri (1)
    By michelle in forum Hırsız-Polis
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 11-11-06, 00:35:06
  5. Hırsız Polis - Bölüm Yorumları (7)
    By ruzgar88 in forum Hırsız-Polis
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 21-09-06, 23:47:21

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

vdcasino
vdcasino
vdcasino
betexper
fragmanlar
Yuregininsesi
juul
One Hit Wonder
grandpashapet
grandpashapet
eta saat
bahis forum
ilbet
bahis siteleri
güvenilir casino siteleri
canlı bahis siteleri
escort ankara
izmit escort
izmir escort
vdcasino giriş
Mobil Ödeme bahis
meritroyalbet
güvenilir casino siteleri
deneme bonusu
grandpashabet
casino siteleri
canlı rulet
bahis
deneme bonusu
vdcasino
ilbet giriş
ilbet
maltcasino giriş
cratosslot giriş