Sayfa 172/172 İlkİlk ... 72122162168169170171172
857 sonuçtan 856 ile 857 arası

Konu: Kavak Yelleri- Senaryolar

  1. #856
    Durum:
    Çevrimdışı
    Burcu_Aksu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    09.06.2008
    Yer
    Bende bilmiyorum (=
    Mesajlar
    623
    Konular
    1
    Verdiği Beğeni
    1

    Aldığı Beğeni: 12

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    6.BÖLÜM

    Mine gözlerini açtı yavaşça ve gerindi. Dün gece aklına gelince gülümsedi farkında olmadan. Yaşadıkları rüya bile olamayacak kadar güzeldi. Yüzü asıldı bir anda, yoksa gerçekten rüya mıydı her şey. Hışımla yanına baktı. Uyuyan Deniz’i görünce rahatlayarak derin bir nefes aldı. Dün ki güzelliklerin en büyük kanıtı yanında yatan ve delice aşık olduğu bu adamdı. Denize doğru yan dönerek yattı ve onu seyretmeye başladı. Deniz seyredildiğini hissetmişçesine araladı uykulu gözlerini. Gülümseyerek dudaklarına küçük bir öpücük kondurdu: Günaydın.
    Mine de gülümsedi: Günaydın.
    Deniz: Güne seninle uyanmayı ne çok özlemişim.
    Mine: Ben de. Sanki kayıp olan çok büyük bir parçamı bulmuş gibiyim.
    Deniz: Yeniden gülebilmek, yeniden nefes alabilmek, yeniden yaşayabilmek gibi… Gerçek anlamıyla yaşamak gibi yani.
    Mine: Bir daha birbirimizi kırmayalım, bir daha sakın ayrılmayalım Deniz ne olur!
    Deniz: Merak etme bir tanem. Artık seni hiç üzmeyeceğim, söz veriyorum.
    Mine Deniz’in göğsüne koydu başını. O kadar mutluydu ki…

    Aslı mutfağa inip aceleyle kahvaltı hazırlamaya başladı. Efe’yle kahvaltı için sözleşmişlerdi. Güya kendi elleriyle mükellef bir masa hazırlayacaktı erkenden kalkıp… Aslında erken de kalkmıştı ama Efe için süslenmeye kendini kaptırınca zamanı da unutmuştu. Kendi kendine kızarak: Aferin Aslı, aferin. Sevgilin gelmek üzere daha çay hazır değil. Of!
    Efe elinde poşetle mutfağa girdi ve anında Aslı’nın dudağından öptü: Günaydın hayatımın anlamı.
    Aslı: Günaydın bir tanem. Hoş geldin.
    Efe: Hoş bulduk, ne yapıyorsun?
    Aslı mahcup bir şekilde: Ya erken kalkıp sana harika bir kahvaltı hazırlayacaktım ama… (boş masayı gösterdi) Gördüğün gibi hiçbir şey hazırlayamadım.
    Efe: Uyuya mı kaldın yoksa?
    Aslı: Cık. Aslında planladığım saatten daha erken uyandım ama sana güzel görünmek istiyordum. Ne giyeceğime karar vereyim derken zaman uçup gitmiş bile, hiç anlamadım nasıl oldu.
    Efe gülerek sarıldı Aslı’ya: Ah benim süslü sevgilim ah.
    Aslı: Ya…
    Efe: Güzelim ben seni her halinle seviyorum bilmiyor musun?
    Aslı: Biliyorum ama…
    Efe: Hem hazırlayamamışsan ne olmuş. Biz şimdi seninle mükellef bir masa hazırlarız. Dert ettiğin şeye bak.
    Aslı şaşırarak: Biz mi?
    Efe: Evet, ne oldu?
    Aslı: Hiç! (heyecanla gülümsedi) E hadi o zaman.
    Efe: Hadi… Im sen çayı koy, ben de menemen için malzemeleri hazırlayayım.
    Aslı: Tamam bir tanem.
    Efe ciddi durmaya çalışarak: Aslı Hanım lütfen ciddi olunuz. Burası ciddi bir müessese… Ne oluyor öyle bir tanem filan… Cık, olmuyor valla.
    Aslı: Pardon patron.
    Efe: Heh, şöyle. Ciddiyet lütfen.
    Aslı: Peki. O zaman siz domatesi ciddiyetle doğrayın, ben de ciddiyetle çay demleyeyim. Sonra da ciddiyetle kahvaltı yapalım.
    Efe Aslı’yı belinden tutup kendine çekti: Dalga mı geçiyorsun sen benimle?
    Aslı gülmemeye çalışarak: Ciddi ol patron burası ciddi bir müessese, hani nerde ciddiyet.
    Efe: Taze bitti canım. Hem… Ben diyorum ki müessesemize yaptığın ciddi katılımlardan dolayı seni terfi ettirsem…
    Aslı: Hım… Ne olacağım peki, nereye terfi ediyorum.
    Efe: Valla düşündüm, düşündüm en iyisi seni baş bulaşıkçı yapmak.
    Aslı gözlerini devirdi: Bulaşıkçı mı? Ben de güzel bir şey söyleyeceksin sandım.
    Efe düşünür gibi yaptı: Hım… E ikramiye olarak günde bir öpücük versem…
    Aslı kollarını birbirine doladı: Bir öpücük için çay kaşığı bile yıkamam ben.
    Efe: Sen söyle o zaman. Ne istiyorsun?
    Aslı muzurca güldü: Aklımda bir şey var ama…
    Efe: Hım… Neymiş o?
    Aslı: Söylemem. En azından şimdilik.
    Efe güldü: Öyle olsun.
    Mine odasına doğru giderken koridorda Lerzan ile karşılaştı. Gülümseyerek: Günaydın Lerzan Hanım.
    Lerzan soğuk bir bakış attı: Odama gel… Hemen.
    Mine anlamıştı ne konuşulacağını. Ama artık kaçış yoktu. Kendinden emin adımlarla peşinden gitti. Lerzan koltuğuna oturup Mine’ye karşısındaki koltuğa oturmasını işaret etti.
    Mine koltuğa oturduktan sonra canı sıkkın bir şekilde ona baktı: Bazı şeyler duydum Mine ve bunların yalnızca dedikodudan ibaret olmasını diliyorum.
    Mine: Neyden bahsettiğinizi biliyorum Lerzan Hanım… Ama her şey doğru.
    Lerzan: Peki bu durumda artık burada çalışamayacağının farkındasın, değil mi?
    Mine evet der gibi başını salladı.
    Lerzan: Bak Mine… Bunu her çalışanıma söylemem. Ama sen farklısın. (Mine’nin şaşkın bakışları üstüne) Bakma öyle, ben ciddiyim. Seninle çok güzel işler yapacağımıza inanıyorum. Eğer… Eğer bebeğinden vazgeçersen…
    Mine: Lerzan Hanım… Size bir ameliyat olmam gerektiğini söylediğim günü hatırlıyor musunuz?
    Lerzan: Evet.
    Mine: Yalan değildi. Gerçekten ameliyat olacaktım. Sonra bir şey oldu. Yapılan testlerde hamile olduğum ortaya çıktı. (gülümsedi) Aslında doktor bunun artık olamayacağını söylemişti. Hamile kalamayacaktım bir daha. Ben her şeyden vazgeçmiştim, sonra… Sonra bir bebeğimin olacağını öğrendim. Doktor dedi ki… Doğurmam sakıncalıymış. Ölebilirmişim… Ama ben kararımı verdim, ondan vazgeçmedim. Şimdi siz söyleyin… Ben bebeğim için hayatımdan bile vazgeçmişken beni ne ondan vazgeçirebilir?
    Lerzan: Anlıyorum. Madem kararını verdin… Böyle olmasını istemezdim ama biliyorsun.
    Mine: Biliyorum. Sizden çok şey öğrendim. Çok teşekkür ederim bana verdiğiniz şanslar için.
    Lerzan: Sen o şansları hak etmiştin. Eğer herhangi bir konuda yardıma ihtiyacın olursa maddi manevi her konuda beni arayabilirsin.
    Mine: Teşekkür ederim. Söyleyeceğiniz başka bir şey yoksa ben gidip eşyalarımı toplayayım.
    Lerzan: Yok, çıkabilirsin.
    Mine ayağa kalktı: İyi günler.
    Lerzan: Sana da.

    Efe elindeki tabakları masaya yerleştirirken Atakan ve Su aşağı iniyordu. Masayı görünce birbirlerine baktılar şaşkın bir şekilde.
    Atakan: Efe! Hayırdır?
    Efe: Aşkımla size süper bir masa hazırladık.
    Aslı da geldi bu sırada. Gülümsedi: Günaydın.
    Su-Atakan: Günaydın.
    Su masaya şöyle bir göz gezdirdi. Her şey harika görünüyordu: Ooo siz ne yaptınız ya.
    Aslı: İçimizden geldi yaptık öyle. Hadi oturun ben de çayları getireyim.
    Efe: Sen otur canım ben getiririm.
    Aslı: Tamam canım.
    Efe ıslık çalarak mutfağa gitti. Tam demliğe uzanmıştı ki başının dönmesiyle kalakaldı. Düşmek üzereyken tezgaha tutundu ve yavaşça sandalyeye attı kendini. Neden böyle olmak zorundaydı sanki. Ne zaman mutlu olsa unutsa o lanet hastalığı hep bir şekilde kendini hatırlatıyordu. Ama kararlıydı. Ona yenilmeyecekti. Son anları onu düşünerek ve kendini kahrederek değil sevdikleriyle dolu dolu yaşayacaktı. Yavaşça kalktı ayağa. Telefonu çaldı bu sırada: Alo?
    Mine: Efe, ne haber?
    Efe: İyidir Mine. Sen nasılsın bakalım?
    Mine: İyiyim… Hatta şaşırtıcı derecede iyiyim.
    Efe: Nasıl yani?
    Mine: Ya Duygu fazla saklayamamış ağzında baklayı. Anlayacağın kovuldum.
    Efe: Hadi ya! Çok üzüldüm.
    Mine: Üzülme. Ben üzülmüyorum. Aksine içim kıpır kıpır.
    Efe güldü: Kovuldun diye mi?
    Mine de güldü: Hayır be. Ya benim seninle konuşmam lazım nerdesin sen?
    Efe: Konaktayız kahvaltı edeceğiz. Gel sen de.
    Mine: Tamam yoldayım zaten. Geliyorum hemen.
    Efe: Hadi görüşürüz.
    Dostlarla yapılan harika bir kahvaltının ardından Mine heyecanla konuşmaya başladı: Çocuklar, yardımınıza ihtiyacım var.
    Su: Seni dinliyoruz Mine’cim.
    Mine derin bir nefes aldı: Öncelikle… Benim size bir haberim var.
    Aslı: Hadi Mine çatlatma da söyle.
    Mine: Sıkı durun…
    Aslı. Hadi!
    Mine: Ben… Hamileyim.
    Bu mutlu haberi zaten bilen Su ile Efe gülümserken asıl tepki Aslı’dan geldi. Sevinç çığlıkları atarak Mine’ye sarıldı: Canım! Tebrik ederim, çok sevindim.
    Mine: Sağ ol.
    Atakan: Ben de tebrik ederim Mine’cim.
    Mine: Sağ ol Atakan.
    Aslı: Ne zaman öğrendin?
    Mine: Aslında baya oldu. Ama… Söyleyemedim.
    Atakan: Denizin haberi var mı?
    Mine: Yok. Ben de bu konuda yardım isteyecektim sizden. Bana yardım eder misiniz?
    Efe: Tabii ki Pamela. Sen sadece ne yapacağımızı söyle.
    Mine muzurca gülümsedi: Aklımda süper bir fikir var.
    Su çocuksu bir heyecanla ellerini çırptı: Sürprizlere bayılıyorum. (Masanın üstünde Mine’ye doğru eğilerek) Seni dinliyoruz.
    Mine: Deniz çok şaşıracak.

  2. #857
    Durum:
    Çevrimdışı
    Burcu_Aksu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    09.06.2008
    Yer
    Bende bilmiyorum (=
    Mesajlar
    623
    Konular
    1
    Verdiği Beğeni
    1

    Aldığı Beğeni: 12

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Yeni bölüm geldi. İYİ OKUMALAR :kahve

    7.BÖLÜM


    Deniz yorgunca yatağına bıraktı kendini. Bugün o kadar yoğun geçmişti ki kolunu kaldıracak hali kalmamıştı. Birkaç saat sonra Mine gelecekti konağa yemek için. Atakan ile Halil hazırlık yapıyor Su ile Aslı da onlara yardım ediyorlardı. Deniz de yemeğe kadar dinlenecekti. Mine’nin aklına gelmesiyle gülümsedi. Her şey düzelmişti sonunda. Hem de gerçek olamayacak kadar güzel bir şekilde. Biliyordu artık, hiç kimse hiçbir şey ayıramazdı onları. Hiçbir şey onların arasındaki aşk kadar güçlü değildi çünkü.
    Atakan: Su, soğanları doğradın mı hayatım?
    Su: Doğradım canım. (Atakan’a uzattı tabağı) Al.
    Atakan: Sağ ol.
    Halil: Atakan ben çorbaya başlıyorum. Sen yemeği halledersin değil mi?
    Atakan başını salladı: Evet.
    Halil: Ya o değil de hiç baharat yok evde.
    Aslı önlüğü çıkardı: Ben alır gelirim hemen. Ne gerekiyor?
    Halil: Tuz ile karabiber al yeter.
    Aslı: Tamam.
    Dışarı çıkmıştı ki kapıda Efe’yle karşılaştı: Aşkım.
    Efe Aslı’yı öptü: Oo kapılarda mı karşılanıyoruz artık?
    Aslı: Yok, tesadüfen çıktım. İlgisi yok yani.
    Efe yalancı bir kızgınlıkla: Öyle mi? Vay be bunu bildiğim iyi oldu.
    Aslı gülerek sarıldı Efe’ye: Aman da aman benim koca bebeğim kızar mıymış?
    Efe: Koca bebek he, koca bebek? Görürsün sen şimdi koca bebeği.
    Ani bir hareketle Aslı’yı kucağına alıp döndürmeye başladı. Aslı katıla katıla gülüyor bir yandan da Efe’yi onu indirmesini söylüyordu.
    Efe: Bir daha benimle dalga geçecek misin söyle?
    Aslı: Hayır.
    Efe: Söz mü?
    Aslı: Söz.
    Efe Aslı’yı indirdi kucağından ama başı dönen Aslı yalpalanarak Efe’ye tutundu: Deli. Başım döndü.
    Efe böbürlenerek: Öyle be güzelim. Ben böyle baş döndürürüm işte.
    Aslı: Bir de koca bebek diyince kızıyorsun. Çocuksun işte.
    Efe gözlerini kısarak Aslı’ya baktı: Sen az önce söz vermedin mi bana?
    Aslı: Verdim. Ama sen de hep unutuyorsun.
    Efe: Neyi?
    Aslı kollarını Efe’nin boynuna dolayıp gözlerine baktı: Söz konusu sen olduğunda nasıl tüm ezberleri unuttuğumu. Ezberlediğim gerçekleri, verdiğim sözleri, hepsini hepsini unutuyorum.
    Efe: Nasıl unuturum. Sen farklısın sanki. Ben hep diyorum “Benim deliliğimin nedeni Aslı, doğuştan yarım akıllıyım kalanını da onun yüzünden kaybettim” diye… Kimse inanmıyor.
    Aslı: Bu bir taktik canım. Kalan aklını da ben aldım ki o yarım aklın başkalarına kaymasın.
    Efe Aslı’nın beline doladı kollarını: Sen varken mümkün mü?
    Aslı kendinden emin: Değil, çünkü öyle bir şey yapsan seni öldürürüm.
    Efe güldü: Biliyorum. Sen nereye gidiyordun bu arada?
    Aslı telaşla: Ya yemek için eksikler vardı onları alacaktım. Seni görünce unuttum yine.
    Efe güldü.
    Aslı: Gülme ya!
    Efe: Tamam, tamam. Hadi beraber gidelim.
    Aslı: Olur.
    El ele tutuşup yürümeye başladılar.

    Mine aynanın karşısında gülümseyerek okşadı karnını. İçi içine sığmıyordu. Bu gece her şey güzel olacaktı, hissediyordu. Deniz’in vereceği tepki korkutsa da… Kararlıydı bu gece gizli saklı her şey konuşulacaktı artık. Üzerini değiştirip hafifi bir makyaj yaptı ve işte hazırdı. İçindeki kıpırtılarla yola koyuldu.

    Deniz birkaç saat de olsa dinlenmiş kendine gelmişti. Elini yüzünü yıkadıktan sonra aşağı indi ve gözlerine inanamadı. Harika bir masa hazırlanmıştı salona. Hiç görmediği kadar şıktı.
    Atakan: İyi uyudun mu?
    Deniz: Evet, iyi geldi.Bu masa ne böyle, bir şeyi mi kutluyoruz.
    Su: Yo… Bugün güzel bir gece geçirelim, her şey dört dörtlük olsun istedik sadece.
    Deniz hayran bakışlarını masada şöyle bir göz gezdirdi: Gerçekten de dört dörtlük. Ellerinize sağlık.
    Zil çaldı bu sırada.
    Deniz heyecanla: Mine geldi.
    Koşarak kapıya yöneldi. Diğerleri güldüler onun bu haline.
    Deniz Mine’yi karşısında görünce kalakaldı önce. Öyle güzel olmuştu ki, bir rüya gibi…
    Deniz: Çok… Çok güzelsin… Yani güzel olmuşsun.
    Mine gülümsedi: Teşekkür ederim.
    Halil: Gelsene Mine.
    Mine ile Deniz masaya yerleştiler.
    Aslı: Hadi başlayalım.
    Deniz: Efe yok mu?
    Aslı ile Su birbirine baktılar bir an.
    Deniz: Bir sorun mu var?
    Atakan: Yok ya… Aslı ile atıştılar da biraz.
    Deniz: Ya olmuyor ama… Hani bugün hep beraber harika bir gece geçirecektik. Kardeşim olmadan olur mu?
    Halil: Atakan aradı. Zorla da olsa ikna etti. Gelir birazdan.
    Deniz: İyi o zaman. O gelince başlarız. (Mine’nin elini tuttu) E bir tanem. Neler yaptın ben yokken?
    Mine: Dinlendim. Sonra da gece için hazırlandım. Sen?
    Deniz: Seni düşündüm. Seni düşünerek uykuya daldım, Sonra uyandım bir baktım şapşal şapşal sırıtıyorum. Neden?
    Mine: Neden?
    Deniz: Seni rüyamda gördüm de ondan.
    Mine: Hım… Ne gördün?
    Deniz: Düğünümüzü. (Hayran hayran Mine’ye baktı) Öyle güzeldin ki gelinliğin içinde.
    Su: İnşallah gerçekte de görürüz o günleri.
    Mine: İnşallah.
    Kapının çalınmasıyla Deniz yerinden fırladı: Efe geldi.
    Mine: Nasıl da fırladı yerinden. (Sesini biraz yükselterek) Çok mu özledin arkadaşını? Kıskanıyorum bak.
    Deniz gülerek açtı kapıyı ve açar açmaz gülümsemesinin yerini şaşkınlık aldı.Çünkü Efe üzerinde postacı kıytafetiyle karşısında duruyordu. Ciddi olmaya çalışarak: Deniz Akça burada mı oturuyor acaba?
    Deniz şaşkın şaşkın güldü:Kardeşim bu ne hal?
    Efe: Biriyle karıştırdınız sanırım beyfendi. Hem ne bu samimiyet? Ben bir devlet memuruyum. Lütfen mesafenizi koruyun.
    Deniz gülerek: Sen yine ne haltlar karıştırıyorsun?
    Efe elindeki zarfı uzattı Deniz'e, ciddi tavırlarını sürdürerek: Size bir mektup var.
    Deniz şaşırmıştı. Bu mektup neydi, kimden geliyordu hiçbir fikri yoktu.
    Mine: O ne canım?
    Deniz zarfı elinde alıp şöyle bir inceledi: Mektup... İsim filan da yok üstünde.
    Su imalı imalı: Allah allah kimden acaba?
    Deniz: Bilmiyorum.
    Zarfı açtı, içinden bir kağıt çıkmıştı.
    Aslı: Sesli oku biz de duyalım.
    Deniz: Tamam.(kâğıdı açıp okumaya başladı)
    "Şuan başka bir dünyadayım. Başka bir yaşamdan sesleniyorum. Hani hayat dedikleri şey var ya... Ben ondan çok korkuyorum. Bedenim tüm bu karmaşayı kaldıramayacak kadar küçük ve savunmasız. Hep düşündüm, başarabilir miyim gerçekten? Buna gücüm olacak mı? Var olduğum beri bunu düşünüp durdum. Sonra bir şey oldu. Senin varlığını hissettim. Garip bir duyguydu. Garipti ama bu hissi çok sevdim.
    Kim olduğumu merak ettiğini biliyorum. Kim olduğumu söyleyemem ama şundan eminim, hayatının en kıymetli varlığı olacağım. Beni tüm kötülüklerden, tüm bilinmezlikten koruyacağına hiç şüphem yok. Bu yüzden artık hiç korkmuyorum. Merak etme, tanışmamıza az kaldı. 7 ay sonra görüşürüz BABACIĞIM. "
    Deniz dolan gözlerini Mine'ye çevirdi. Mine de ağlıyordu ama yüzünde gülümsemesiyle. Ağlayarak sarıldılar birbirlerine.
    Deniz: Bir tanem. Çok çok seviyorum seni.
    Mine: Ben de seni.
    Efe ile Aslı birbirlerine sarılarak izlediler bu güzel tabloyu.
    Deniz Mine'nin yüzünü ellerinin arasına aldı: Ben... İnanamıyorum. Öyle mutluyum ki... Sevinçten çıldırabilirim.
    Efe: Aman birader sen dur durduğun yerde. Bir deli yeter bize.
    Efe ile Deniz sarıldı bu sefer.
    Efe: Tebrik ederim kardeşim.
    Deniz: Sağ ol. Ben de seni tebrik ederim.
    Efe: Ne için?
    Deniz: E amca oluyorsun ya.
    Efe güldü: Doğru.
    Tebrikler, espriler havada uçuşurken "Efe" diye bağıran bir adamın sesiyle herkes neye uğradığını şaşırdı.
    Deniz: O ne ya?
    Efe gözlerini devirerek üzerindeki üniformayı gösterdi: Sahibi. Beş dakikalığına diye aldım da.
    Deniz güldü: Delisin sen ya.
    Efe: Bilmediğim bir şey söyle. Neyse ben yukarı çıkıp üzerimi değiştireyim de vereyim şu adama. Yoksa bütün mahalle adımı ezberleyecek.
    Gecenin ilerleyen zamanlarında Metin ile Nurgül’ün de katılmasıyla kutlama büyümüştü. Herkes mutlulukla iyi dileklerini sunmuş, hatta Mine ile Deniz’den gizli bebek için planlar bile kurulmuştu.
    Efe elindeki kadehi kaldırdı: Kadehimi kaderin bin bir numarasına karşı ayrılmayan, her daim aşklarını yaşayan ve bunu bir de güzel bebekle perçinleyen kardeşime, onun biricik aşkı, benim bir tanecik Pamelam Mine’me ve onların ufacık tefecik içi dolu turşucuk yavruları için kaldırıyorum.
    Kahkahalarla birlikte diğerleri de kadehleri kaldırdılar.
    Mine: Hepinize çok teşekkür ederim… Yani siz olmasaydınız tüm bunların altından nasıl kalkardım bilmiyorum.
    Deniz: Mine haklı. Ben de çok teşekkür ederim.
    Efe: Niye alınıyorsunuz ki oğlum. Sanki sizin için yaptık?
    Mine: Kimin için yaptınız peki?
    Efe: Valla diğerlerini bilemem, ben yeğenim için yaptım.
    Mine alınmış gibi: İyi, öyle olsun.
    Efe kollarını birbirine doladı: Öyle oldu zaten.
    Mine güldü: Deli. (Deniz’e döndü) Hatırlat da yavrumuzu bu deliyle yan yana getirmeyelim fazla. Maazallah huy kapar filan…
    Efe hüzünlendi aklına gelen düşünceyle. Kendi kendine: Bakalım onu görebilecek miyim?
    Deniz: Bir şey mi dedin kardeşim?
    Efe gülümsedi: Siz saklayın istediğiniz kadar ben yeğenimi kaçırmanın bir yolunu bulurum diyordum.
    Deniz: Ona ne şüphe.
    Su derin bir iç çekti: Uzun zamandır böyle eğlenmemiştim. İyi oldu be.
    Atakan: Aynen. Arada bir yapalım.
    Aslı: Neden olmasın. (Efe’nin elini kendini ellerinin arasına aldı ve gülümseyerek baktı Efe’ye) Nasılsa artık hepimiz bir aradayız.
    Efe içinden bir şeylerin koptuğunu hissetti. Aslı’nın elini bırakıp ayağa kalktı hışımla.
    Aslı şaşırmıştı: Aşkım! Ne oldu?
    Efe: Ya ben gideyim artık. Geç oldu.
    Deniz: Nereye ağabeycim… Kal biraz daha.
    Efe: Yok ya daha geç olmadan gideyim.
    Mine: Ya geç olursa burada kalırsın. Sanki yabancı yer.
    Efe: Değil de…
    Efe kalakaldı öylece. Konuşamıyor, hareket edemiyordu.
    Su: Bir şey mi oldu Efe? Bak rengin de gitti.
    Efe zorlukla: Yok. İyiyim. Hadi iyi geceler size.
    Birkaç adım atmıştı ki birden yer ayağının altından kayıp gitti sanki. Gördüğü son şey tedirgin bir şekilde ona bakan bir çift mavi göz olmuştu.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 3 kullanıcı var. (0 üye ve 3 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.6.1 © 2011, Crawlability, Inc.