“Ayşegül ne oldu”
Ayşegül kafasını yola çevirip arkasına biraz daha yaslandı.
“Ayşegül çatlatma adamı, söylesene ne oldu?”
Ayşegül sinsi bir gülümsemeyle “Ne olmasını bekliyordun ki şekerim” dedi.
Çetin rahatlayarak arkasına yaslandı, sonra hemen doğrulup “Bir şey yok yani” diye sordu.
Ayşegül minik bir kahkaha atarken Çetin Ayşegül’ün ağzından çıkacak sözleri bekliyordu.
“Çok üzüleceksin ama ne yazık ki yok şekerim”
Çetin tuhaf bir rahatlamayla arkasına yaslanırken Ayşegül’ün karnına kaçamak bir bakış attı. İçinde huzuru gölgeleyen bir huzursuzluk vardı yine de.
“Nerden çıktı durup dururken ‘Ayşegül korunuyor musun’ demek”
Çetin’in kulaklarını Sera’nın “Junior Çetin, junior Çetin” sesleri tırmalamaya başlamıştı yeniden.
Çetin kendi kendine “Junior Ayşegül’ü hallettik geriye Junior Çetin kaldı, of Sera off” diye söylendi.
“Ne”
“Yok bir şey”
Ayşegül “Bu kadar üzüleceğini, sinir yapacağını bilseydim alıştıra alıştıra söylerdim” diyerek kahkaha attı.
“Çok komiksin şekerim”
“Öyleyimdir, nereye gidiyoruz?”
“Alışverişe”
“Alışverişe?”
“Bu arabanın motoru soğuğa dayanıklı değil, hem güzelim arabamı o yollarda heba edemem dimi şekerim?”
“Galeriye mi gidiyoruz?”
“Evet, ama istiyorsan seni bir mağazaya bırakırım?”
Ayşegül kafasını sallayarak “hayır” dedi.






“Bunları da alsak mı? Kolay kolay bozulmazlar, hem tatları da güzel”
“Hı hı”
“Ali yeter, ne desem hı hı hı hı”
“Arzu biz neden yalnız gitmiyoruz”
“Nereye?”
Ali sırıtarak “Dağa… Uludağ’a” dedi.
Arzu elindeki konserveyi evirip çevirirken birden durup Ali’ye baktı.
“Baş başa gitseydik özel planların mı olacaktı?”
“Sanırım”
“Ne gibi?”
Ali “Baş başa film izlemek gibi bir planım olmazdı, sevdiğin filmleri düşündükçe..” dedikten sonra kafasını kötü bir hayalden kurtulmak ister gibi salladı.
Arzu küçük bir kahkaha atıp “Aslında başka filmlerde izlerim, romantik falan” dedi.
“Hadi ya? Amanda’yla Jigsaw’ın akıllara ziyan aşkı gibi mi?”
Arzu bir kez daha kahkaha atıp “Bak John’ı bilmem ama Amanda’da kesin bir şeyler vardı. Aşkı, tutkusu bana benziyor o kızın” dedi.
“Kız 3. Filimde hem kendini hem de o sevdiği adamı öldürtmüyor muydu?”
“Aşk bazen çığrından çıkabilir, teknik sorunlar yaşana bilir”
“Teknik sorunlar”
Arzu Ali’ye yaklaşıp burnunun üstünü öperken “Bizim teknik sorunlarımız başka kaçamaklara kalsın sevgilim olmaz mı?” dedi.
Ali içini çekip “Söz mü” dedi.
“Söz”
Ali yapmacık bir alınganlıkla “Tamam o zaman çığrından çıkacak aşkımız başka bahara kalsın” dedi.








Sevde elinde bavulla kapıya yeni çıkmıştı ki Sera içeri girdi.
“Napiyoğ siyz?”
Sevde küçük bir çocuğa açıklama yapacak anne edasıyla gülümsedi.
“Evimin tadilatı bitmiş sonunda. Ömer’i de, çocukları da daha fazla rahatsız etmenin alemi yok”
Sera Ömer beyin pek rahatsız olduğunu sanmıyorum diye düşündü.
“Aslinda beyn de gitmese sizi don’t birakmayk but beyn de bugüyn gitmeyk”
“Annenle görüştün mü” derken kapıya gelmişti Sevde. Kapıyı açtığında hizmetçi kızın elindeki paketi işaret ederek “Kime?” diye sordu.
“Ömer Bey’in ortakları göndermiş efendim”
Sevde tek kaşını kaldırıp paketi aldı. Sera ise olaya tamamen ilgisiz bir şekilde “Yess..Beyn de hazirlanmayk” diyerek merdivenlere yöneldi.
Sevde Sera’ya kafa sallamayla karşılık verip paketin üstündeki kağıda yoğunlaştı.
“Kendi ellerimle yaptım, geçen akşam ki et için tekrar tekrar teşekkür ediyorum
Afiyet olsun Neslişah
”
Sevde’nin kaşı tekrar yukarı çıkarken paketin kapağını hafifçe kaldırdı. Kakaolu keke burun kıvırıp paketi kıza verirken “Bunu mutfağa götür” dedi. Valizi işaret ederek “Sonra da birisini çağır bunu yukarı çıkarsın” dedi.
Kız kafasını hafifçe eğip mutfağa yöneldi. Sevde ise sakince koltuğa otururken Pınar’ın numarasını tuşladı:
“Tatlım planlarda bir değişiklik oldu, benim bir süre daha Ömer’in evinde kalmam gerekiyor. Uçaktan indikten sonra beni ara. Ben şoförü yollayacağım zaten. Gelince görüşürüz”







Ayşegül arabanın ön koltuğuna kurulurken “En azından bunların koltukları daha rahat oluyor” dedi.
Çetin Ayşegül’e şaşkınca bakarken kafasını iki yana salladı.
“İlk kez seni spor araba dışında araba kullanırken görüyorum”
“Tanışalı uzun süre olmadığındandır”
Ayşegül alayla kafasını sallayıp “Hayatında kaç kere spor araba dışında araba kullandın?” diye sordu.
Çetin bıkkınlıkla kafasını sallarken keskin bir u dönüşü yaptı.
“Seni eve mi bırakıyorum?”
“Hayır, alışveriş merkezine bırak”
Çetin büyük bir alışveriş merkezinin önünde durup gevrek bir sırıtışla Ayşegül’e döndü.
“İç çamaşırı mağazasına girmeyi sakın unutma şekerim”
Ayşegül alayla dudaklarını büzüp Çetin’e yaklaşırken keskin bir korna sesiyle önüne döndü.
Ali arabasından inip şaşkın bir gülümsemeyle yaklaşıyordu. Çetin camını indirip Ali’nin gelmesini bekledi. Ali yaklaşıp arabayı alıcı gözüyle süzdükten sonra kahkaha atarak Çetin’e döndü:
“Ferrari’ye ihanet ha?”
“Ali abartma istersen”
“Oğlum 15 yaşından beri belki de ilk kez Ferrari dışında başka bir arabayı kullanıyorsun”
Arzu da yanlarına geldiğinde şaşkınca “Çetincim sen spor araba dışında araba kullanır mıydın?” dedi.
Ayşegül kahkahayı basarken, Çetin sevimsiz bir şekilde yüzünü buruşturdu.
“Yanlış bir şey mi söyledim”
“Hayır.. Hayır da şekerim Çetin’le tanışalı uzun süre olmadı ki” dedi Ayşegül aşırı yapmacık bir sesle.
Arzu aralarında geçen meseleyi anlamasa da bıkkınlıkla Çetin’e döndü.
“Hayatında kaç kere spor araba dışında araba kullandın?”
Ayşegül bir kere daha kahkaha atarken Arzu “Ne dedim ki ben” gibi bir Ayşegül’e bir Çetin’e baktı.
“Bu konuşmanın aynısını Ayşegül’le de yaptım az önce”
Çetin’in sesindeki bıkkınlık Ali ve Arzu’nun da gülümsemesine sebep olurken Çetin kafasını camdan dışarı çevirdi.
“Biz alışveriş yaptık, sizin yapmanıza gerek yok… Birkaç ay mahsur kalsak bile orda sırtımız yere gelmez, dimi aşkım”
Ali’nin fazlasıyla yapmacık sesine karşılık Arzu’nun sesi gayet sakindi.
“Evet aşkım. Aa ama çocuklar un, şeker, yağ falan almayı unuttuk biz siz alır mısınız?”
“Un, şeker, yağ mı? Manyak mısınız, hazır yiyecek alsaydınız ya. Kim yemek yapacak orda”
“Hazır yiyecek aldık Ayşegül deee Ayşegül haklı hayatım onları ne yapacaksın dağ başında”
“Helva yapıcam Alicim”
Çetin kahkahayı basarken Ali gözlerini kısıp “Arzuu?” dedi.
“Efendim Alicim”
Ayşegül de keyifle gülümserken “Neyse şekerlerim size de doyum olmuyor” diyerek arabanın kapısını açtı. Aşağı inip kapıyı kapatacağı sırada Çetin seslendi:
“Siparişlerimi sakın unutma şekerim”
“Hiç unutur muyum şekerim”
“Ne siparişi ya”
“Dağ başında canımız sıkılmasın diye küçük önlemler alıyorum Arzucum” dedikten sonra Ayşegül’e dönüp “Sende önlemlerini al” dedi uyarıcı bir tonda.
Ali neşeyle “PS3 mü alıyorsun? İyi iyi, ama orda televizyon var mıydı ki?” dedi düşünerek.
“Ne PS3’ü Ali ya…”
“Aaa bak süper olur Çetin, iyi ki aklına geldi, bende iyi oyuncuyumdur”
Çetin rahatsız bir şekilde gözlerini devirirken Ayşegül gülümseyerek girişe yürümeye başladı.

Çetin de arabayı çalıştırmadan önce son bir kez daha Ali’ye dönüp “Arabayı değiştirmeyi unutma yolda kalırsınız sonra” dedi.
“Tamam, babacım”

Çetin hızla AVM’nin önünden uzaklaşırken Arzu Ali’ye dönüp “İçimden bir ses yolda kalsak ve donmak üzere olsak da Çetin’in seni arabaya almayacağını söylüyor” dedi.
“Hayatta almaz”
Sonrada gülümseyerek “Aman almasın zaten, ben senle baş başa donmaya bile razıyım” diye ekledi.
Arzu kocaman gülümsemesiyle Ali’nin burnuna öpücük kondurdu.
“Ama aşkım ben seni almaz dedim. Beni değil ki”
Ali’nin gülümsemesi yüzünde donarken Arzu arabanın yanına gitmişti bile. Ali de arabanın yanına gidip arabaya bindi. Kontağı çalıştırırken “Ne yani sen beni bırakıp gider miydin?” dedi.
Arzu en masum haliyle gülümseyip Ali’nin koluna yattığında Ali istem dışı sırıttı.
“Denemeden bilemeyiz ki aşkım”
Ali’nin gülümsemesi yüzünde ikinci kez donarken “Öff Arzu” diyerek gaza bastı.




Çetin eve girdiğinde kapının önündeki bavulların arasından zar zor kendine yol bulabildi. “Anneee” diye sesleneceği sırada bir elinde bavul çanta diğerinde Bodyguard’ın tasmasıyla Sera merdivenlerden indi.
Çetin şaşkınlıkla “Sen de mi geliyorsun?” diye sorduğunda Sevde kafasını kağıtlarından kaldırıp “Sen nereye gidiyorsun ki?” dedi.
Sera’da Çetin’e cevap ister gibi bakınca elini saçına atıp sıkıntıyla iç çekti.
“Geldiğimizden beri Ali’yle Uludağ’a mı gitsek diye konuşuyorduk bari …”
Sevde Çetin’in sözünü kesip “Hazır annemde gelmiş, annenlerde geliyor, biz kaçalım bari mi dediniz” dedi. Gözlerini bir an bile Çetin’in gözlerinden ayırmayınca Çetin sıkıntıyla “Evet” dedi.
“Aslına bakarsan hayır… Tam olarak öyle değil, yani geldiğimizden beri Uludağ işini konuşmuyorduk. Sen gelince bir de üstüne Pınar hanımları çağırınca doğaçlama geldi aklımıza… Daha doğrusu aklıma”
Sera Sevde’nin an be an yüzünün değişmesini gülümseyerek izlerken Çetin’e de “Bittin sen” der gibi kafasını sallıyordu.
“İyi, güle güle”
Çetin hayretle annesinin merdivenlerden çıkışını izlerken Sera gülümseyerek Çetin’in karşısındaki bavullun üstüne oturdu.
“Seniyn anney başbaş kalmayk istemek papa”
“Saçmalama”
Çetin o kadar sert bir şekilde söylemişti ki bunu Sera keyifle gülümsedi.
“Sera sen gitsene başımdan”
Sera çocuk gibi dudaklarını büzüp Bodyguard’ın ensesini okşamaya başladı.
Çetin kendisiyle bir iç savaş verip kararsız bir adım atarken Sera’ya doğru, bir anda telefon çalmaya başladı.
“F.ck” diye bir nida çıkarken Sera’nın ağzından, Çetin çoktan merdivenlere yönelmişti. Sinirle telefonunu açmadan önce Çetin’in arkasından baktı.
“Ne var Öykü?”
“Sera, nasılsın? Alıştın mı Türkiye’ye?”
“Sen aramadan önce gayet iyiydim canım”
“Neden noldu ki?”
“Sana ne ya.. Ne var ne istiyorsun?”
“Ben Türkiye’ye gelmek istiyordum bir süredir, biliyorsun. Ama yer soru…”
“ Kısa kes, kısa...”
“Türkiye’deyim. Senin yanında kalmak istiyordum”
“Normalde seninle uğraşmazdım biliyorsun. Hele de bu vakitsiz aramandan sonra ama bu seferlik şoförü yollatırım”
Öykü pat diye yüzüne kapanan telefon yüzünden gözlerinden akan yaşları tutmaya çalıştı. “Sera hep böyle işte” diyerek kendini avutmaya çalışarak banklardan birine oturup beklemeye başladı.
Sera şöyle bir etrafa bakındı hizmetçileri göremeyince omuz silkip merdivenleri çıkmaya başladı.






Alp ve Biricik valizleri arabaya yerleştirip eve girdiklerinde Arzu da eve yeni geliyordu.
“Sonunda teşrif edebildin kızım”
“Anne ya”
“Ne annesi Arzu, bir hafta evden uzaklaşıyoruz ve sen bizi yolculamaya son dakika zor yetişe biliyorsun. Bu yaptığın sorums..”
“Biricik pilotla konuşup bizi bekleme sözü mü aldın –ki buna gerçekten inanırım yoksa gitmekten son anda vazgeçtin de söylemek yerine uçağı kaçırmaya mı çalışıyoruz?
Arzu canım sende dikkat et ken..”
“Aslında baba ben sizden izin isteyecektim”
Biricik Arzu’nun ses tonundan Alp’in bile onaylamayacağı bir şey isteyeceğini anlayıp, soruyu sorar sormaz hayır demek için kendini hazırladı.
“Birkaç arkadaşla bir haftalığına Uludağ’a gidebilir miyim?”
Biricik soru için kendisini hazırlasa bile bir anda kal gelmişti.. Zar zor kendini Alp’ten önce toparladı.
“ne.. ne… ne???? Arzu sen ne dediğinin farkında mısın? Üniversite sınavın var bu sene ve sen okula bir hafta gitmeyip boş boş dolanayım diyorsun.. Alp sen de bir şey söylesene!!!”
“Bar ne olacak peki?”
Biricik inanamayarak Alp’e döndüğünde Arzu’nun yüzü aydınlandı.
“Samim’le konuşurum, sorun çıkaracağını sanmıyorum”
Biricik lafa atlayacağı sırada Alp onu durdurup omzunu sıktı güven verici bir şekilde.
“Güvenilir bir sanatçının düzenli bir şekilde sahneye çıkması gerekmez mi?”
“Tamam, o zaman bizde Cuma günü yetişebileceğimiz bir saatte yola çıkarız”
“Yol yorgunu olman sahne performansını etkilemeyecek mi?”
Biricik sanki konuşma yetisini kaybetmiş gibi şaşkınca bir kızına bir kocasına bakıp duruyordu. Bir konuşabilse ikisine de bas bas bağırıp çağıracaktı ama kelimeleri bir türlü toparlayamıyordu.
“Hayır, hatta yol yorgunluğuma iyi bile gelecektir”
“Tamam o zaman gidebilirsin”
Arzu sevinçle babasının kollarına atlarken ikinci şok Biricik’i kendine getirmişti.
“Siz iyi misiniz!!!”
Biricik kendisini çoktan unutmuş olan kızına kendisini çok sert bir şekilde hatırlatmıştı.
“Hayatım Arzu bilinçli bir kız. Ben sorumluluğunu alıyorum, anlaştık?”
“Hayır Alp anlaşmadık… Senin onun sorumluluğunu alman, ona sınavı kazandırtmıyor”
“Arzu sen çık hazırlan”
Arzu hemen odasına koşarken Biricik inanmayan gözlerle Alp’e bakıyordu.
“Hayatım bize haber bile vermeden gidebilirdi, biliyorsun dimi? Muhtemelen izin vermediğimizde de bizden gizli gidecekti”
“Tamam o zaman Alp, sen git ben kızımızın yanında kalırım”
“Senin kreasyonun için gidiyoruz”
“Ama ben sana güvenip sen kızımızın yanında kal ben giderim diyemiyorum”
“Hayatım gerçekten pilotla konuşmadıysan artık gidebilir miyiz?”
“Tamam, Alp öyle olsun.. Kızımı gitmeden bir kez daha görebilir miyim?”
“İdam mahkumunun son Arzusu dimi” dedi Alp bıkkınlıkla. Biricik ise ona aldırış etmeden Arzu’yu çağırdı. Arzu ürkek adımlarla inerken babasının gözlerinin içine bakıyordu. Babasının üzüntüyle kafasını salladığını görünce adımları daha da yavaşladı.
“Maalesef kızım, çok uğraştım ama illa son kez görücem dedi.”
Biricik Alp’in sözlerine aldırmadan yüzünde güller açan kızına döndü.
“Sakın sakatlanayım deme Arzu. Ve bu sene senin için hüsranla sonuçlanırsa, gelecek sene Alp senin hakkında tek bir karar bile veremeyecek”
Arzu annesine sarılırken babasına korku dolu gözlerle bakıyordu. Alp gülümseyerek kızını annesinin kollarından aldıktan sonra ona sarılıp kulağına “Kim bu arkadaşlar” dedi.
Arzu nasıl da bu sorudan yırttığına inanıp sevinebilmişti ki zaten !!
“Şeyy, baba. Bilmen şart mı?”
Alp gözlerini devirdiğinde “İçlerinden birisi Ayşegül ama” dedi canhıraş.
“Diğeri Ali?”
“Evet”
“Kaç kişisiniz?”
Arzu “dört” dedi, zor duyulan bir sesle.
Alp anladım der gibi başını sallarken Biricik kapıdan seslendi:
“Ee hadi ama”
“Tamam hayatım..
Arzu sende kendine çok dikkat ediyorsun tamam mı?”
Arzu gülümseyerek bir kez daha babasına sarıldığında “Tabi ki” dedi.



Ayşegül bir sürü poşetle arabaya binerken Nihat’a Uludağ’a gideceğini söylese mi onu düşünüyordu. Yol boyunca durumu kafasında ölçüp biçti.
Muhtemelen umurunda olmayacaktı ama sırf inadına göndermeye de bilirdi. Ama bir şekilde Uludağ’a gittiğini öğrenirse de sarsılmaz otoritesine hakaret kabul ederdi Ayşegül’ün yaptığını. Sonra omuzlarını silkip çantasından aynasını çıkarıp kendisini kısaca süzdü. Rujunu tazeleyip arabadan indi. Eve girdiğinde evde bir koşuşturmanın içinde buldu kendini.
“Hayırdır, yine ne oluyor?”
“Ömer Bey bizi yemeğe çağırmış Ayşegül.. Hemen hazırlan sende.. Seni aramayı unutmuşum”
Ayşegül annesine alayla bakıp kafasını salladı. Merdivenlere gidip çıkmaya başlarken “ben gelmiyorum” diye seslendi.
Neslişah sinirle derin bir nefes alıp vererek Ayşegül’ün peşinden yukarı çıktı.
“Ne demek gelmiyorum Ayşegül?”
“İşim var Neslişah”
“Ayşegül sen inadına mı yapıyorsun?”
“Noldu anne, Nihat yemeklerde beni ve Memo’yu görmemek için nerdeyse kırk takla atar. Hele de bu kadar önemli yemeklere gelmememiz için bir zincire vurmadığı eksik kalırdı”
“Ben mi dedim git Ömer’in oğluyla sevgili ol diye… Nihat zaten sevmiyor o çocuğu hiç, bir de bela ettin adamın başına, ya sabır çekiyor gece gündüz..”
“Ömer’in oğlu” diyerek tek kaşını kaldırdı Ayşegül.
Neslişah hafif bir panikle “Saçmalamaya başladın Ayşegül, hazırlan çabuk” dedi.
“İyi Neslişah, akşam sizle geleyim Ömer’in oğlu da beni sap gibi beklesin, sonra da imzalanacak kağıtları imzalamak için uça uça gelsin dimi?”
Neslişah Ayşegül’ün imalarını es geçerek “Çetinle mi çıkacaksın” dedi.
“Evet, Uludağ’a gidicez”
“Nihat’ın haberi var mı?”
“Yok, gerek de yok zaten. Şimdi çıkarsan hazırlanayım”
Neslişah kafasını sallayarak odandan çıkarken “Ne halin varsa gör” dedi.


“Öyküğ ağadı”
Çetin kapıdan giren Sera’ya göz ucuyla bakıp valizine eşyalarına doldurmaya devam etti.
Sera valizin yanına uzanırken derin bir iç çekti. Çetin gelip Sera’nın başında durduğunda kız gözlerini kapatıp konuşmaya başladı:
“Mamayla papanın ayrilmasinağ nedeğn olayn best arkadayş”
Acı bir gülümsemeyle Çetin’e baktı. Gözlerinden bir damla yaş düştü.
“Amağ beniym ondan başka arkadayş yoğk” dedikten sonra yataktan kalkıp başını Çetin’in göğsüne dayadı.
“Buğaya geleceyk”
Gözlerini Çetin’e dikip bir tepki bekledi. Çetin eline Sera’nın bir tutam saçını alıp Sera’nın kulağına yaklaşarak “Canın sex yapmak istiyorsa söylemen yeterli. Bunların modası geçti” dedi.
Sera şuh bir kahkaha atıp “Okay. Hadiy sex yapalim” diyerek Çetin’in dudaklarına yapıştı.
Çetin bir süre kızın öpüşüne karşılık verdikten sonra kendini geri çekti.
“Hazırlanmam lazım Sera.. ama dönünce söz”
Sera odadan çıkmadan önce geri dönüp “Seyn istediğiyn zaman beyn istemeycek belkiyy” diyerek çıkıp gitti.
Çetin kafasını sallayıp valiziyle ilgilenmeye geri döndü.






“Ahh Sevde teyze merhaba”
“Merhaba Alicim”
Ali merdivenleri çıkmaya başlayınca Sevde “Alicim” diyerek Ali’yi durdurdu.
Ali ses tonundan bir sorun olduğunu anlayıp en kibar gülümsemesiyle geri döndü.
“Okulla konuştum da geldiğinizden beri derslere girdiğiniz gün sayısı sadece 2”
Ali bir an boş bulunup “Hadi ya, ne zaman girmişiz, hiç hatırla..”dedi. Ardından “Şey adaptasyon süreci biraz uzadı sanırım” diyerek durumu kurtarmaya çalıştı.
“Anladım.. Sanırım hazırlanman lazım?”
Ali bahanenin Sevde’nin ağzından çıkmasına sevinip “Evet” dedi.
Sevde anlayışla kafasını sallayıp gitmesini işaret etti. Sonra yeni hatırlamış gibi “Bu arada adaptasyon sürecinizi kolaylaştırmak için Pınarla bir karar aldık” dedi.
Ali olduğu yerde kalakalarak kalemin kırılmasını bekledi.
“Bundan sonra ben burada Çetin’in başında, Pınar’la Kerem de senin yanında olacak. Türkiye’de aile kavramı çok önemli zaten”
Ali arkasını hayretle dönüp “Bizimkiler buraya mı yerleşiyor” dedi.
Sevde sıcacık bir gülümsemeyle Ali’ye döndü.
“Ne güzel dimi? Neyse sen hazırlanmana bak, geç kalmayın”
Ali kabullenmiş bir şekilde kafasını salladı ve gülümsemeye çalışarak Sevde’ye başıyla selam verdi.
O sırada Ömer içeri girdi. Masaya bakıp yüzünü ekşiterek “Daha sofra hazırlanmadı mı” dedi sesinde bariz bir hayal kırıklığıyla. Sevde Ömer’in bu haline gülümsedi. Sonra kendini toplayıp ciddi bir ifadeyle Ömer’e döndü.
“Ortaklarını akşam yemeğine çağırdım. Onların gelmesine yakın hazırlanacak masa”
Ömer Sevde’nin gelir gelmez tüm ipleri eline almasına korku ve sinirle karışık şaşırmıştı.
“Yönetme konusunda doğal bir yeteneği var” diye sinirle söylenip “Ben açım ama” dedi.
“Bir şeyler atıştırmama müsaade var mı?”
“Sen üzerini değiştir ben bir şeyler getirtirim”
Ömer Sevde’ye gülümseyerek karşılık verirken “çişimi de yapabilir miyim” dememek için kendini zor tuttu.
Ömer yukarı çıkarken Sera’da aşağı iniyordu. Merdivenlerde karşılaştıklarında Sera gülümseyerek “Hoş gelmeyk siyz” dedi.
Ömer de gülümsemeyle karşılık vererek kendi kendine söylendi:
“Sen açtın bu Sevde belasını başıma zaten. Ahh Çetin ahhh”



“Sevdey teyze”
Sevde çocuksu bir şirinlikle yanına yaklaşan kıza bakıp gülümsedi. Ardından hizmetçiye dönüp “Tamam, sen dediklerimi getir masaya” dedi.
“Efendim kızım”
“Beniym arkadayş vağ Öykü”
“Evet”
“O gelmeyk Turkey. Şimdiy. İstemeyk ağaba”
“Tamam güzelim ben şoförü yollarım şimdi. Zaten bu aralar Amerika Türkiye yolcusu eksik olmuyor”
“Başkay kiym vağ ki?”
Sevde “Pınarlar da geliyor” dedikten sonra “Öykü Ali’nin eski sevgilisi değil miydi?” diye sordu.
“Yess.Beynde artik gitmeyk”
“Akşam yemeğine kalmayacak mısın?”
“Siziy daha çoğyk rahatsizlik vermeyk istememeyk..”
Sevde sertçe “Saçmalama Sera” dedi. Kızın kendisine gülümseyerek koltuğu oturmasını izledi. Bu kız hakkında hala tam bir fikre sahip değildi. Ya gerçekten göründüğü kadar saf ve temiz kalpliydi ya da şeytana bile pabucunu ters giydirecek kadar iki yüzlü bir iblisti.
Her ne kadar kendisine ikinci şık daha yakın gelse de kızın şuana kadar bir falsosunu görmemişti.
Aksi ispatlanana kadar da suçlu sayılamazdı.