Sayfa 1/7 12345 ... SonSon
33 sonuçtan 1 ile 5 arası

Konu: Muhteşem Yüzyıl - Senaryolar

  1. #1
    Durum:
    Çevrimdışı
    Rüzgar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetici
    Üyelik tarihi
    09.02.2008
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    36,489
    Konular
    621
    Verdiği Beğeni
    45

    Aldığı Beğeni: 69

    Bahsedilme
    26 Mesaj

    Standart Muhteşem Yüzyıl - Senaryolar

    Dizi ile ilgili senaryolarınızı bu başlık altında paylaşabilirsiniz..

  2. #2
    Durum:
    Çevrimdışı
    {Nicolé - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    29.06.2010
    Yer
    aliselin
    Mesajlar
    616
    Konular
    0
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 2

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Talking 1. Bölüm

    Devamı gelecek senaryomun :)
    Umarım beğenirsiniz.
    --
    Alexandra, neşeyle uçuşan kıpkızıl saçlarını sallayarak girdi mektebe.
    Hocası "Yine geç kaldın Alexandra, yeter artık. Sen de her cariye gibi öğrencisin, ama çok farklı zannediyorsun herhalde kendini..."
    Alexandra "Hayır, zannetmiyor ben kendimi farklı, ben aynı, biliyor ben."
    Hocası şöyle bir baktı Alexandra'ya, muzip muzip bakıyordu kız, zümrüt gözleri pırıl pırıldı. Güzel olmasına karşın, bir cariyeye yaraşır şekilde davranamıyordu. "Alexandra, bundan sonra geç kalmayacaksın, yoksa seni kalfa olarak veririm ipekdokumacısının yanına, ona göre."
    Alexandra küçümseyerek baktı hocaya "Ben biliyor ben ne yapacak."
    Hocaysa aynı küçümserlikle bakışlarına karşılık verdi, fakat hemen rengi attı, her ne olursa olsun bu kızın bakışları, sözleri, davranışları, kendine güveni herkesi rahatsız ediyordu, elbette onu da. "Sana haddinin verilmesini istemiyorsan, canını yakarak seni terbiye etmemizi istemiyorsan sus Alexandra. Sadece sus, şahsen sana bunu öneririm."
    Alexandra "Tamam, susuyor ben."
    ~
    Alexandra ve Maria uyudukları yatakhaneye doğru yol alırken Maria Alexandra hakkında endişeleniyordu. Onun bu huysuzluğu, umursamaz, ele avuca sığmaz, ciddiyetsiz tavırları bir gün başına bela açacaktı. Maria can dostum dediği insan için endişeleniyordu. "Senin için korkuyor ben Alexandra."
    Alexandra tek kaşını kaldırdı "Neden endişeli sen?"
    Maria "Neden mi? Tabiki bu tavırların yüzünden. Ben de biliyorum cariyelerin kellesi gitmez, ama öyle sivridillisin ki uykunda kafana yastık kapasalar nedenini sormaz kimse."
    Alexandra "Öyle mi? Böyle mi düşünüyorsun? Olsun, beni ilgilendirmiyor ben sadece bakıyor ben nasıl davranıyor... Ben kötü şey yapmıyor Maria, ben bu. Değişemiyor ben."
    Maria ters ters baktı Alexandra'ya "Anlamıyorsun galiba, boğarsa seni birileri, sen ölür. Türkçenden dolayı mı anlamıyorsun?"
    Alexandra derin bir nefes aldı "Sabır umuyor ben. Sabır! Senle uğraşmak için birazcık sabır!"
    Maria "Tamam Alexandra, lafları ağzıma tıkıyorsun. Ben uyuyacağım biraz..."
    Alexandra "Ya Nigar Kalfa? Bir şey der sana?"
    Maria "Demez, söyledim ona. Hastayım ben biraz."
    Alexandra, Maria'da tuhaf bir şeyler olduğunu fark etti. Ama Maria ile uğraşmak istemiyordu. İyiydi, hoştu fakat biraz aptaldı. Kafası çalışmıyordu bu tür konulara. Sivrilmezse nasıl ortaya çıkacaktı? Daha yeni gelmişlerdi saraya hem. Yeni Cariyeler diyordu diğer "Osmanlı'nın hizmetkarları" onlara.
    Alexandra o gece hiç uyumadı. Önceki gece rüyasında annesi ve babasıyla savaşmıştı, onları görmüştü, kız kardeşini de doya doya öpmüştü. Hep aklında onların hayali vardı, bu yüzden gözüne bir damla uyku girmedi. Zaten, bir cariye olarak yaşamak sıkıcıydı. Köleydi o, o kendine yediremese de o bir köleydi.. Sultanın malıydı. Bu her söylendiğinde ağzından ateşler çıkararak bağırıyordu. Rusça birkaç kez küfür bile etmişti bu açıksözlülere. Maria o zamanlar dirsekler atıyordu Alexandra'ya sussun diye.
    ~
    Uykusuz geçen bir gecenin ardından Alexandra, sarayı temizleyeceğini öğrenince çılgına dönmüştü. Hem de kızların yataklarını düzeltecekti. Kendisi gibi cariyelere hizmet etmek daha da zoruna gidiyordu Alexandra'nın. Fakat çaresiz işe başladı. Hırsla yasıtkları kabartıyor, deliler gibi uyumuş çirkin Yoksana'nın yorganını düzeltmeye çalışıyordu. Birden aklına bir fikir geldi. Sultan'ın odasının orayı kimse temizlemiyordu. Fakat nöbetçiler Harem'deki cariyelerin görev paylaşımını asla bilemezdi. Alexandra hemen Sultan'ın odasına giden yolu takip etti. Buraya hiç gitmemişti ancak "oraya yakın, buranın yanında" tabirleriyle biliyordu. Bu, orayı bulmasına yardımcı oldu.
    Oraya gelmişken bir adam önünü kesti. Bu adamın adının Pargalı İbrahim olduğunu Alexandra daha önce duymuştu.
    "Ne istiyorsun cariye?"
    "Ben.. ben koridoru temizliycem. Harem'de görev paylaşım yaptık. Ben burayı temizliyorum."
    "Koridoru mu temizliyorsun Rus köle?"
    "Evet, koridor temizlenecekmiş, ben temizliycekmişim."
    "Tamam, sadece işini yap, sağına soluna bakma."
    "Nereye bakıcam? Heryerde toz var sadece, bakıcak bir şey yokki burda."
    "Uzatma köle!"
    Alexandra işine başladı. Arada bir tedirgin bakışlarla etrafını kontrol ediyordu. Nigar Kalfa'nın bugün çok işi olduğunu biliyordu. Bundan yararlanarak buraya gelmeye cesaret edebilmişti zaten. Niyeti Sultan ile karşılaşmaktı zaten. Toz alma işini olabildiğince ağırdan alırken, Sultan'ın odasının kapısı açıldı. İçeriden masmavi gözlü, az saçlı, traşlı bir adam çıktı. Alexandra olabildiğince işine odaklanıyordu. Sultan, önünden geçerken dayanamadı ve bağırdı "Sultan Sülüman!"
    Adam yavaş yavaş arkasını döndü ve baktı, ardından Alexandra 'Ya şimdi ya hiç' diyerek kendini yere bıraktı. Fakat yerin soğukluğunu değil iki kolun belini sıkıca kavradığını hissetti sadece, gözlerini kapamadan önce son kez anlamlı bir şekilde bakıp "Sülüman" demeyi de unutmadı tabii...
    ~BÖLÜM SONU~
    "çünkü sana aşığım, kurtaramıyorum kendimi.

  3. #3
    Durum:
    Çevrimdışı
    tex.. - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    07.04.2009
    Yer
    Chuckburgaz
    Mesajlar
    712
    Konular
    0
    Verdiği Beğeni
    219

    Aldığı Beğeni: 263

    Bahsedilme
    1 Mesaj

    Standart

    Son lokmasını ağzına koyduğunda dahi dalgındı ne var ne yok silip süpürmüş tepside hiçbirşey bırakmamıştı. Kalaylı bakır işlemeli maşrapasından suyunu içerken gayrıihtiyari başını kaldırdı o anda gözü bir seslenme ile içeriye girecek olan içoğlanların ona giydirecekleri yeşil atlas gisisine ve yakası kürklü kaftanına takıldı.
    Öylece baktı.

    Ve içinden döküldü sözler.

    - Bir zamanlar o giydirirdi beni. Çok severdi her sabah beni uğurlamayı. Mustafamla birlikte uyuduğumuz o yataktan hep yalnız uyanırdım, hep benden önce kalkar bizi seyrederdi.

    Şimdi neden böyle oldu? Neden kabullenmesi bu kadar zor oldu? Ben artık Hünkarım, cihana hükmederken ben, neden hükmüme alamadım seni hatunum. Anla artık ben emrederim olur.

    - Sen mi?
    - Oda ne kim var orada?

    Birden odada yalnız olmadığını hissetti, Yatağın yanında ön sütunun arkasında bir karartı gördü.

    - İbrahimmmm...

    Karartı yürüdü yürüdükçe yüzü aydınlandı pencereden gelen ışık artık iyice aydınlatıyordu yüzünü. Süleyman bağırıyor ama nedense kapı açılıp içeriye kimse girmiyordu. Karartı durdu Süleyman a bakmaya başladı bir müddet sonra yüzünde bir güülümseme oluştu.

    - Senin verdiğin emirlerlemi?
    - Kimsin sen?
    - Tanımadınmı?
    - Yüzün yabancı değil ama?

    Karartı başını çevirdi yatağa baktı.

    - Uzun zaman olmuş, buraya ilk geldiğimde ben çocuk değildim ama sen çocuktun şimdi emirler veriyorsun.
    - Kimsin sen?
    - Benmi kimim?
    - Evet cevap ver yoksa başını gövdenden ayıracağım şimdi.

    Süleyman yanıbaşında duran kılıcını kınından çıkarmış sağ eliyle havada bekliyordu gözleri yuvalarından çıkmış gibi bakıyor yüzündeki tüm damarları neredeyse sayılacak kadar belirginleşmişti, birazda korkuyordu sanki.

    - Ne önemi varki benim kim olduğumun farzetki ben senim sende ben . O zaman ben soruyorum sena sen kimsin?
    - Lakırdıyı uzattın bre ihtiyar .....


    Süleyman bir hamle ile kılcıyla havada bir daire çizer parlak kılıcı yabancının başını boynundan ayırırcasına keser geçer.

    - Hıh.........

    Süleyman irkilir geri adım atar bekler yabancı suskun bakmaktadır başı düştü düşecek kanı aktı akacak. Öylece bakar... sanki Süleyman ı süzüyordur.. Yanağında bir sızıntı vardır sanki. Süleyman ın içini hüzün kaplar hiç olmazsa kim olduğunu öğrenseydim der içinden gözleri o sızıntıya kapılır kanartık sel olup akacaktır.

    Fakat akmaz tekrar o sinir bozucu gülümseme ile bakar yabancı. Süleyman dehşete düşmüştür kılıcını bir kez daha bir kez daha sallar ama nafile o gülümseme yok olmaz bir türlü nefes nefes kalmış bir şekilde duvara yaslanır. Tekrar seslenir fakat bu sefer sesi eskisi kadar gür çıkmaz.


    - İbrahimm.....
    - Hangi İbrahim? Şu Pargalı kölemi?
    - Kes sesini
    - Çokmu seviyorsun onu. Çokta güveniyorsundur.
    - Sen nereden tanıyorsun ibrahim’i
    - Bilmem tanıyormuyum sence
    - Güvendiğimi nerden biliyorsun.
    - Onu çağırdın......
    - Evet onu çağırdım nerede kaldı bu..
    - Gelmez.
    - Ne... neden .. yoksa birşeymi yaptın ona...
    - Yok hayır ben yapmadım en azından ona yapmadım.
    - Ne demek şimdi bu.
    - Ben yapmadım ama başkası yapacak sanırım..
    - Kimmiş o bune cüret ...
    - Boşa hiddetlenme senin gücün ona yetmez.

    Süleyman sıkılmaya başlar ..

    - Bırak zırvayı şimdi kimsin sen onu söyle..
    - Ben sendim bir zamanlar ama şimdi sende beni görüyorum.
    - Sen şarapmı içtin ne...
    - Bilmem içmiş olabilirim sen içmezmisin.
    - İçmem ben...
    - Güzel ne iyi hiç olmazsa olacaklara bir neden eksik kalsın....
    - Yine karışık konuştun.
    - Sen ne demiştin ben geldiğimde.
    - Ne demiştim. Hiç bir şey
    - Yok yok hani içinden demiştinya.
    - Ne diyorsun bre divane......
    - Hatırladım . “Ben emrederim olur”
    - Öyle içimden geçirdim sen nereden biliyorsun kimsin sen!!!!!1

    Süleyman korkuyla karışık tekrar haykırır.


    - Her emrettiğin emir senin emrin mi olur Süleyman?
    - Evet ben emrederim olur senmi değiştireceksin bunu nerde kaldı bu İbrahim.

    İbrahimmmmm......!!!!!!!

    - Peki ya hükmedemediğin kim??? Hangisi???
    - İbrahimmmmmm!!!!!!!!!


    Süleyman ateşler içinde uyanır heryanı ter içindedir Hürrem sırtından yaslanarak onu sakinleştirmeye çalışır.


    - Sakin olun Hünkarım yine kabus gördünüz sanırım.

    Süleyman eliyle alnındaki terini siler.

    - İbrahim nerde kaldı der.
    - İbrahim??? Hangi ibrahim Hünkarım...
    - Parg.......

    Süleyman Hürrem e bakar Hürremin gözünde bir korku belirir.....

  4. #4
    Durum:
    Çevrimdışı
    ömer&ceren - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yardımcı Yönetmen
    Üyelik tarihi
    18.01.2006
    Yer
    sarı Laleler :)
    Mesajlar
    2,137
    Konular
    4
    Verdiği Beğeni
    1

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart kısa bir İbrahim-Hatice sahnesi

    İbrahim yüzüne vuran güneş ışığıyla açtı gözlerini. Dün geceyi düşündü. Gerçek miydi, yoksa her zaman gördüğü o rüyalardan biri mi? Göreceklerinden korkarak, yine yanının boş olacağından korkarak, bakışlarını yana çevirdi. Hayır, işte oradaydı… İçi taşkın bir mutlulukla doldu İbrahim’in, öyle ki o an kalbi sevinçten patlayabilirdi. Dirseğinin üzerinde doğruldu ve uyuyan Hatice’yi izlemeye başladı. Bir sülünün kanatları gibi yastığa yayılmış saçları, güzel yüzünü gölgeleyen kirpikleri, hafifçe titreyen dudaklarıyla bir masal perisi gibiydi Hatice. İbrahim eğildi ve uyandırmamaya çalışarak saçlarının kokusunu içine çekti Hatice’nin. Bu kokuyla birlikte dün gecenin anıları üşüştü yeniden zihnine. Hatice’nin mutlulukla parlayan gözleri, kızaran yanakları, kollarının arasında titreyen narin bedeni, sıcaklığını hala dudaklarında hissettiği dudakları, ve saçlarından yükselen bu baş döndürücü koku… Bu koku İbrahim’in dünyasıydı artık, bu koku onun cennetinin kokusuydu. Yıllardır uzaktan baktığı, içi yana yana sevdiği, bir hayal olarak gördüğü Hatice Sultan artık onundu, onun Haticesiydi. İbrahim aklından bunları geçirirken, Hatice’nin kıpırdandığını hissetti. Kirpikleri titredi ve yavaşça gözlerini açtı Hatice. Kendisini izleyen İbrahim’i görünce hafifçe kızardı. İbrahim “günaydın sultanım” dedi. Hatice gülümsedi. “Günaydın. Ne zaman uyandın?” İbrahim yavaş yavaş elini Hatice’nin saçlarında gezdirdi. “Galiba hiç uyanmadım. Hala rüya görüyorum…” Adeta incitmekten korkarak sarıldı Hatice’ye ve onu göğsünün üzerine çekti. Hatice mutlulukla iç çekti. “Eğer bu bir rüyaysa İbrahim, ben de uyanmak istemiyorum…” Sevdiğinin sıcaklığını hissetmek, onu kollarında tutabilmek huzurla doldurdu İbrahim’in içini. “Sultanım” dedi. “Siz benim için göklerden gönderilmiş bir meleksiniz. Yüce Rabbim’e şükürler olsun ki, bana bu dünyada cenneti yaşamayı nasip etti. Sahipsiz, başıboş bir seyyah gibiyken, ben bu dünyadaki yerimi sizinle buldum. Benim hayatım asıl dün gece başladı sultanım…” Hatice, başı sevdiği adamın göğsünde, belinde onun kollarının sıcaklığını hissederken mutlulukla mırıldandı. “Benim de İbrahim. Benim de hayatım seninle başladı…”

    umarım beğenirsiniz arkadaşlar...

  5. #5
    Durum:
    Çevrimdışı
    ömer&ceren - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yardımcı Yönetmen
    Üyelik tarihi
    18.01.2006
    Yer
    sarı Laleler :)
    Mesajlar
    2,137
    Konular
    4
    Verdiği Beğeni
    1

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart İbrahim-Hatice II

    İbrahim gözlerini ovuşturarak elindeki belgeyi masaya bıraktı. Sultan Süleyman yeni bir sefer hazırlığındaydı, bu yüzden yoğun bir çalışma içerisindeydiler. İbrahim o gece sarayda sabahlamak zorunda kalmıştı. Pencereden içeri sızan cılız güneş ışığına bakarken, evini ve evde onu bekleyen Hatice Sultan’ı düşündü özlemle. Onun güzel gözlerini, ruhunu ısıtan gülüşünü, cennet kokan saçlarını… Arkasına yaslanıp gözlerini kapadı. Yorgundu, bütün gece uyumamıştı. Ama ihtiyacı olan şey uyku değil, Hatice Sultan’ın varlığıydı. Sadece onun yanında dinlenebiliyor, sadece onun yanında huzur bulduğunu hissediyordu. Hatice Sultan’ın bir başkasıyla nişanlı olduğu zamanlar düştü aklına birden. O zaman yaşadığı cehennem azabı, çektiği acı… O dönemin hatıralarını unutması imkansızdı, kalbinin bir köşesinde yer etmiş, onun bir parçası olmuştu adeta. Unutmak da istemiyordu zaten. O zamanın hatıraları, şimdiki mutluluğunun değerini daha iyi anlamasını sağlıyordu çünkü.
    Yavaşça yerinden kalktı, Sultan Süleyman’ın kapısına doğru baktı. Hala uyuyor olmalıydı. Bir süre tereddütle dikildi, sonra kararlı bir şekilde odadan çıktı.
    …………………………………………………………………………………………………………………………………… ……………..

    Odanın kapısını açıp sessizce içeri girdiğinde, Hatice Sultan hala uyuyordu. Yavaşça yatağa yaklaştı ve gülümseyerek baktı Haticesine, hala her gördüğünde kalbini deliler gibi çarptıran, nefesini kesen kadına… Yatağa oturdu ve Hatice’nin alnına bir öpücük kondurdu. Hatice yavaşça gözlerini açtı. İbrahim’i görünce gülümsedi. “Günaydın sultanım” dedi İbrahim. Hatice doğruldu. “Günaydın. Bugün akşam gelirsin zannediyordum.” İbrahim yüzünü okşadı Hatice’nin. “ben sizi görmeden, size temas etmeden güne başlayabilir miyim hiç sultanım?” Hatice gözlerini kapatıp yüzünü İbrahim’in eline yasladı. Sonra birden doğruldu, hafifçe sesi titreyerek sordu. “Sefer hazırlıkları… ne vakit tamamlanacak?” İbrahim “Az kaldı” dedi sessizce. Hatice’nin gözleri doldu, başını eğdi. “Korkuyorum İbrahim…” dedi. “Keşke gitmesen… Ya sana bir şey olursa? Ben nasıl yaşarım bu acıyla?” İbrahim Hatice’nin yüzünü tuttu ve hafifçe kaldırdı, gözlerinin içine baktı. “Sultanım” dedi, “bana bir şey olmayacak. Size kavuştum ya, sizin beni burada, evimizde beklediğinizi biliyorum ya, kimse duramaz önümde artık… Hem siz hep benimle olacaksınız, beni koruyacaksınız.” Hatice’nin elini tuttu, kalbinin üstüne koydu. “Bakın… Siz buradasınız sultanım. Gittiğim her yerde, yanımda hep siz varsınız.” Hatice İbrahim’e sarıldı. İbrahim sıkıca bastırdı Haticesini göğsüne. “Ben nereye gidersem gideyim, hep size döneceğim sultanım. Hep size…”

Sayfa 1/7 12345 ... SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Muhteşem Yüzyıl - Bölüm Yorumları (19)
    By Rüzgar in forum Muhteşem Yüzyıl
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 27-03-14, 20:00:05
  2. Muhteşem Yüzyıl - Bölüm Yorumları (16)
    By Saba in forum Muhteşem Yüzyıl
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 01-02-13, 13:24:54
  3. Muhteşem Yüzyıl - Bölüm Yorumları (13)
    By zeyneps in forum Muhteşem Yüzyıl
    Cevaplar: 999
    Son Mesaj: 27-09-12, 09:58:51
  4. Muhteşem Yüzyıl - Bölüm Yorumları (7)
    By Love of Angel~ in forum Muhteşem Yüzyıl
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 10-05-11, 17:23:12
  5. Muhteşem Yüzyıl - Bölüm Yorumları (4)
    By ***MELTEM*** in forum Muhteşem Yüzyıl
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 30-01-11, 22:51:10

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

webmaster forum
netspor
taraftarium24
yerli filmler
diziizle.blog
fragmanlar
juul
One Hit Wonder
Bu sistem vBulletin® alt yapısına sahiptir, Version 4.2.5 kullanılmaktadır. Telif hakları, Jelsoft Enterprises Ltd'e aittir. Copyright © 2020

Mobil Ödeme bahis
cratosslot giriş
vdcasino
meritroyalbet
güvenilir casino siteleri
canlı casino
meritroyal bet
casino siteleri
canlı rulet
deneme bonusu
ilbet giriş
bursa escort
kartal escort
maltepe escort
bahis siteleri
güvenilir casino siteleri
casino siteleri
canlı bahis siteleri
escort ankara

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.6.1 © 2011, Crawlability, Inc.