Sayfa 143/200 İlkİlk ... 4393133139140141142143144145146147153193 ... SonSon
997 sonuçtan 711 ile 715 arası

Konu: Öyle Bir Geçer Zaman Ki - Bölüm Yorumları (29)

  1. #711
    Durum:
    Çevrimdışı
    Achelous - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    26.02.2011
    Mesajlar
    528
    Konular
    0
    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Sözü epeeyy uzatacağım bugün (her zamanki gibi :)), mazur görün lütfen. Artık son demler bunlar... O sebeple bütün hafta kaçsam da bu gecemi Aylin'le Soner'e ayırdım...

    Esasen tekrar seyretmenin de, o yoğun duyguları ve anlamları hissetmenin de, Aylin ve Soner'in gözlerine uzun uzun bakmanın da çok ama çok zor olduğu bir bölüm. Cesaret istiyor, güç istiyor... Salıdan beri defalarca denedim, olmadı. Ne seyredebildim ne de tek kelime yazabildim. Elini bilerek ve isteyerek ateşe uzatmak gibi bu ama yapacağım. Çünkü muhtemelen yorumlayabileceğim son sahneleri bunlar olacak. Haftaya onları hissetmeye ve yazmaya ne benim ne de kelimelerin takati kalacak. Ne zaman biteceğini bilmediğim bir susuşta yaşayacağım o acıyı ve Aylin'le Soner'in olduğu bölümler arasında yalnızca 79'u ikinci kez seyretmemiş olacağım.

    Pek çok kez dile getirdiğimiz istek; Aylin-Soner'e derinlikli, manalı sahneler yazılması... Abartıya hiç ihtiyaçları olmadı ve o abartılar da her zaman eğreti durdu üstlerinde. Gerçi şimdi bakınca zamanında abartılı bulduğum sahnelerde bile bir sürü anlam keşfediyor ve hepsini de keyifle, tekrar tekrar seyrediyorum ama söz konusu "mana" ve "derinlik" ise, senarist bu ikisinin en yoğun olduğu sahneleri, en acıtıcı bölümlere saklamış. Maalesef... :icon_sorr

    Bir arada olmanın tadını çıkarış, yerini, acıtıcı bir korkuya doğru hızla akan zamana ve ruhlarını saran belirsizliğe inat, birbirlerine doyma, her anı tüm duyu ve duygularıyla dolu dolu yaşama çabasına bırakmıştı bu bölüm. Ve bunu hissetmek benim içimi yaktı.

    İlk sahne...

    Atlıkarınca dinlendirici bir melodiyle usul usul dönüyor. Aylin, dönen figürlere dalmış, bebeğiyle birlikte huzurlu ve bana göre biraz da can acıtıcı o sesi dinliyor. Dudağının kenarında belli belirsiz bir gülümseyiş, yüzünün kıvrımlarında yorgun bir huzur var.
    Belki hayal kuruyor; belki bir an için kaygılara yenik düşüyor, o acaba geçiveriyor aklının kuytu köşelerinden; belki de bebeğiyle konuşuyor içinden.
    Derince iç geçiriyor sonra, gözü, sahibini bekleyen odanın köşelerinde şöyle bir dolaşıyor. Bebeğinin ağlamalarının, kahkahalarının, ilk hecelerinin o duvarlarda yankılanacağı günü hayal ediyor Aylin. Bekliyor... Karnındaki mucizeyi kucaklamak istiyor artık, kokusunu solumak, onunla yeniden doğmak... "Anne" olmak istiyor. Ve en az bunun kadar istiyor, Soner'i "baba" yapmayı...

    Sonra Soner giriyor içeri, belli ki Aylin'i ararken sesleri duymuş... Ya da Aylin bu odaya sığınmayı bir alışkanlık haline getirdiğinden, aramaya ilk buradan başlamış. Kapıyı açınca gördüğü görüntü ne kadar güzel... Aylin, bir atlı karınca almış kucağına, ve bebekleriyle birlikte ondan yayılan sesleri dinliyor. Karısı huzurlu bir gülümseyişle onu karşılıyor. Soner için bundan daha mutlu bir an olabilir mi? Sevgi ve şefkatle parlıyor gözleri...

    Hemen yanına yerleşiveriyor onun. Hayranlık, inanamazlık, aşk... Bir de en derindeki o korku… Dolup taşıyor gözlerinden. Ve hala ilk günkü gibi bakıyor Aylin'e.. Bir mucizeye tanık olur gibi...
    Karısı, çocuğu ve atlıkarınca... Bu görüntü duygulandırıyor onu.

    Sonra Aylin bu odanın kendisi için anlamını anlatıyor...
    Nasıl da seviyorum bu kızı... Hayatı yaşayış, anlayış, hissediş biçimini... Sevgisini, sevgisini ifade ediş şeklini... Severken öyle cömert ki Aylin, öyle derin ve öyle gözü kara ki... Onun tarafından sevilen biri hakikaten çok şanslı. Soner'i nasıl seviyorsa, bebeğini de öyle seviyor işte. Bitimsiz, dolu dolu...

    Soner odaya girdiğinden beri tek kelime edebilmiş değil. Yalnızca dinliyor Aylin'i. Benim Aylin hakkında düşündüklerim geçiyor belki de Soner'in aklından da o an. Onun sevişini nasıl da sevdiğini düşünüyor. O kocaman kalbini, ne yaşarsa yaşasın kaybetmediği çocuksuluğunu, masumiyetini, cesaretini... Onu nasıl da sevdiğini düşünüyor Soner...
    Nasıl da sonsuza dek onun yüzünü seyredip yüreğini şefkatle dolduran sesini dinleyebileceğini. O yanındayken yaşama doymanın imkansız olduğunu düşünüyor. Şükrediyor Allah'a ve aynı zamanda yalvarıyor da... "Hep yanımda olsun o..." diyor gözleri, "Hep gözümün önünde, nefesi nefesimde, sesi yakınımda, kokusu içimde..."

    Duran atlı karıncayı tekrar çalıştırıyor Aylin, tatlı ve huzurlu yolculuğu devam edebilsin diye.
    Sonra küçük kızlarını okşuyorlar usul usul. Sıcacık oluyor içleri. Aylin'in Soner'e mutlulukla bakan dolu gözleri ve Soner'in bebeğinden Aylin'e dönen yüzündeki gölgeler ve kaygı ne çok şey anlatıyor... Düğümlüyor içimi...

    Uyku vakti geliyor sonra. Soner atlıkarıncayı yerine yerleştiriyor.
    Öyle güzel bir gülüşle, öyle harika bir şekilde "Gel..." diyor ki Aylin'e...
    Bütün sevgi sözcükleri sıkışıveriyor o tek kelimeye...

    Odalarına geliyorlar...

    Soner üzerine titriyor Aylin'in, her hareketinden özen damlıyor.
    Eliyle sürekli sırtını destekliyor onun, her fırsatta sıkı sıkı sarıyor kollarıyla, ellerini hiç bırakmıyor, oturmasına, kalkmasına yardım ediyor, yatağa yerleşmesini sağlıyor. Tüm bunları severek, isteyerek, mutlulukla ve keyifle yapıyor. Aylin'se, onun bu özeni ve sevgisiyle çocuklar gibi mutlu oluyor. Hayatta başka hiçbir şeye ihtiyacı yok sanki. Soner hep yanında olsun böyle, yeter...

    İkisi yatağa iyice yerleştikten ve Aylin de başını Soner'in kalbinin üstüne yasladıktan sonra duruyorum... Ne çok hayalini kurdular bu anın, ne çok beklediler, ne acılar çektiler, bedeller ödediler... Ne çok kanadılar, yıkıldılar... Yine de, her seferinde birbirleri sayesinde yeniden doğdular, yaşama tutundular.

    Uzak bir geceye gidiyor aklım. Soner, Murat kendilerinden şüphelendiği için ülkeyi terk etme kararı almış. Aylin'in tüm o yalvarışları karşılıksız kalmış. Geceye ve aya teslim etmişler kendilerini. Ayrılığın hüznü çökmüş yüreklerine... Birbirlerini görmeden geçecek onca yılın yükü binmiş omuzlarına... Nefes alamıyorlar... Bu anı hayal bile edemezler o zaman. Söylesek, gülüp geçerler. Çünkü her şeyden güçlü bir gerçek var ortada;

    Soner gidecek, Aylin kalacak...

    Oysa şimdi nefes nefeseler... Yine bir gece ama bu kez Aylin'in başı Soner'in göğsünde, Soner'in yüzü Aylin'in saçlarına gömülü, bir taraftan kokusunu çekiyor içine, bir taraftan da saçlarını okşuyor onun... Bir engel yok. Sabaha ayrılacağız korkusu yok. Gece onların, bir ömrün tüm geceleri onların... Bunu hissedebilmek ne huzurlu, ne güzel...

    Ama Soner'in gözlerinde huzur değil, kaygı var. Aylin anın mutlu mayışıklığına kaptırmış kendini, yüzü gülüyor, belki de Soner'in kalbinin atışlarını dinliyor. Fakat Soner dalgın, parmakları Aylin'in saç tellerinde ürkekçe dolaşıyor. Çünkü aklını, yüreğini kemiren bir ihtimal var... İçinde hiç susmayan sesler, belirmesine bir türlü engel olamadığı görüntüler… Güçsüz, aciz ve zayıf hissediyor kendini. Şimdi kollarıyla sıkıca sardığı o bedenin sıcaklığının yerini, ömrün geri kalan gecelerinde soğuk bir boşluğun alacağı ihtimali delirtiyor onu.
    Sonra atlıkarınca duruyor… “Atlar uyudu herhalde…” diyor Soner, ve güldürüyor Aylin’i.
    Ardından kırık bir sesle kocasına içini döküyor Aylin… Öyle doğal, öyle gerçek bir an ki bu. Hakiki bir çiftin gecesine, mahremine sızmış gibi bir utangaçlık, rahatsızlık duyuyorum kendimde o an…

    Ablasının en mutlu gününde yaşadıkları üzüyor Aylin’i… Ah diyorum, küçük kızım… Senin de çok uzak olduğun bir durum değil ki bu. Hep “en mutlu” dediğin gününde dibe vurmadın mı sen de? Hem ablasına, hem de kendi geçmişine dair bir burukluk seziyorum gözlerinde bu yüzden.
    Aylin’in söylediklerine karşılık, sanki dışından konuşur gibi bir şeyler söylüyor Soner. Dudaklarından o farkında olmadan dökülüyor sanki cümleler. İçindeki karanlık açığa çıkıyor... İnsan diyor, anca öleceği gün karar verebilir en mutlu gününün hangisi olduğuna… Ama biz bunu öğrenemeyiz, çünkü o zaman, o günü söyleyebilecek tek kişi de ölmüş olur…

    Ölümden konuşuyor olmak acıtıyor Aylin’in de içini. O sanki ilahi bir güvence almış gibi kendinden emin davranıyor ama ben bölümü seyrederken hep düşünüyorum; gerçekten emin mi, yoksa sevdiği insanlar için, özellikle de Soner için, emin gibi mi davranıyor? Kendine gerçekten bu sonu konduramadığını düşünmüştüm ama bu bölümdeki bazı anlarda, aslında onun da içinde bu korkuyu, hem de belki herkesten çok, taşıdığını hissettim. Reddedişinin bu kadar güçlü oluşu, korkusunun da o kadar güçlü olduğunu düşündürdü bana. Ve tüm kaygılarını kovmak istedim bu küçük kadının. Sımsıkı sarılmak ona. Bir teminat vermek, her şeyin güzel olacağına gerçekten inandırmak onu…

    Bu havayı hemen dağıtmak istiyor Aylin, o yüzden takılıyor Soner’e, “Filozof mu oldun?” diyerek…
    Bu sefer de Aylin Soner’i güldürüyor…
    Ve kendisini çok iyi tanıdığını belli eden bir şey söylüyor; “Filozof olmak için çok tez canlıyım.”
    Ardından olağanüstü bir şefkatle, sanki küçük bir kız çocuğuna söyler gibi “Hadi uyu…” diyor Aylin’e…
    Aylin de tıpkı bir kız çocuğu gibi onun yanındayken zaten. Uykum yok diye diretiyor ve bir masal istiyor Soner’den. Sevdiği adamın sesi usul usul dolarken yüreğine, onun kokusunu içine tatlı tatlı çekerken ve bir kez daha anı tüm duyularıyla dolu dolu hissederken, uyuyakalmak istiyor. Soner’i doyasıya yaşamak istiyor Aylin, ve bölüm boyunca bunu hep belli ediyor.
    Fakat bir sorun var… Soner masal bilmiyor… Yani, sanki ucundan kıyısından biliyor da, nasıl anlatılır bilmiyor…

    Masallarla hiç işi olmamış ki Soner’in. Hiç hayal kurmamış ki…
    Hep keskin, geri dönüşümsüz ve acı gerçeklerle örülmüş yaşamı.
    Materyalist ve buz gibi soğuk bir adam haline getirmiş onu hayat ve o da bu kılıfı aynen muhafaza etmiş. Hasta kardeşinden başka kimseye şefkat duymamış belki, kimse için taviz vermemiş ve yıkmamış duvarlarını. 35 yaşına kadar böyle yaşamış Soner…
    Sonra bir gün Aylin gelmiş. Tüm ezberlerin ötesinde, kurduğu, inandığı ve koruduğu her şeyi darmadağın ederek… Hayal kurmayı öğretmiş ona ilk önce.
    İstemeyi, beklemeyi…
    Koskoca adam, bir telefonun sesiyle eli ayağı dolaşan bir delikanlıya dönüşmüş.
    Bir masum bakış, bir esrarlı gülüş, aklının iplerini elinden alıvermiş.
    O küçük kadın ona sarıldığında, ya da gayri ihtiyari başını omzuna yasladığında, yüreği düğümlenivermiş.
    Kaybetme korkusunu tatmış, tek bir gözyaşıyla nasıl bin parça olunur, öğrenmiş.
    Masal bilmiyorken, kendi masal oluvermiş Soner…

    Neyse, o ana döneyim… Soner, masal bilmediğini, daha doğrusu nasıl masal anlatacağını bilmediğini söylediğinde, Aylin’den içimi yakan bir cümle geliyor.
    “E peki kızımız doğunca ne olacak? Bana masal anlat, diyecek sana. Hadi bakalım çalışmaya başla biraz, antrenman yap.”

    Evet, aynen öyle olacak… Kızı masallar isteyecek babasından. Ve babası, dünyanın en çok masal bilen adamı olacak. Kızına masal anlattığı her gece, bu anı tekrar tekrar yaşayaraktan... İçi tekrar tekrar kanayaraktan… Bıkmadan, usanmadan anlatacak…

    Aylin enerjisiyle birden değiştiriveriyor havayı. Keyifleniyor ikisi de…
    Soner hemen kafasında şöyle bir evirip çeviriyor, düşünüyor… Ne biliyorum, sağdan soldan neler duydum, nasıl anlatabilirim bunları diye. Emir büyük yerden geldi çünkü. Hayatta hayır diyemeyeceği tek insandan geldi… Vızır vızır dönüyor kafasında düşünceler.

    Aylin’se merak ve sabırsızlıkla bekliyor Soner’den dinleyeceği masalı. Başını iyice yerleştiriyor yasladığı yere, gözlerini yumuyor. Artık hazır masal dinlemeye…
    Fakat masal bir türlü gelmiyor. Soner, zaman kazanmaya çalışıyor ve “Tamaam..”larla, “Anlatıyorum, bir saniye…”lerle oyalıyor Aylin’i…

    Sonra başlıyor tekerlemeye… Ama ne tekerleme…
    Ucu kaçıyor bir yerden sonra ve saçmalamaya başlıyor Soner… Ama ne saçmalama…
    Tekerlemenin ardından masal geliyor… Ama ne masal… Çocukluğumuzdan aklımızda kalan yerel ve evrensel tüm masallar birbirine ulanıyor Soner tarafından, karıştırılıyor…
    Futbol, bebeğe mama yedirme gibi iki sınavdan sonra, masal anlatma sınavından da geçemiyor…
    Ama ne geçememe…

    Öyle doğal ki, öyle gerçek ki bu anlatamayışta… Hemen ardından bu anlatamayışı kabul edip, masalı sonlandırışında… Ve Aylin de öyle sevimli ki başta sabırla ve merakla dinleyip, sonra Soner’in bu işi kıvıramayacağını anladığında, patlamaya hazır kahkahasını koyuvermemek için üstün bir çaba harcar fakat en nihayetinde kendini tutamayıp gülmeye başlarken… Onların kurgu olduğunu söyleyen aklıma inat kalbim gerçekliklerini bağırıyor bu sahneden sonra. Karşı konulamaz bir samimiyet ve gerçeklikteler çünkü bu an. Oyunculuklar kelimeleri kifayetsiz bırakacak cinsten…
    İster istemez her şeyi unutup ben de gülüyorum onlarla birlikte. Keyifleniyorum…

    Nasıl da mutlular bir aradayken… Nasıl da tamlar, bütünler… Ve hayat nasıl da güzel, gece nasıl da keyifli… Öyle yoğun hissettiriyorlar ki bunu, sanki zaman birden ileri aksa ve saçları ağarmış, yüzleri buruşmuş iki ihtiyar olarak görsek onları aynı yatakta… Yine böyle sarmaş dolaş, yine böyle aşk dolu ve yine böyle mutlu, birlikte kahkaha atarken bulacağız ikisini… Zaman onlarda hiçbir şeyi eksiltmeyecek, değiştirmeyecek… Hissettiğim bu…

    Masalı mahvettiğini düşünen Soner (aslında daha güzel anlatılması imkansızdı) özür mahiyetinde bir öpücük konduruyor Aylin’in dudaklarına gülüşler arasında. Ve söz veriyor, masal anlatmayı öğreneceğine dair… Aylin de “Tamam…” diyor, inanıyor ona…

    Biliyorum, sözünü tutacak Soner.
    Hepsinin içinde Aylin olan onlarca masal öğrenecek. Aylin’le başlayıp, Aylin’le biten masallar…
    Ve uzun geceler boyu kızına anlatacak onları, birer birer...
    Bu aşamada onlar gülmeye devam ediyor, bense susuyorum. Susuyor ve gözümden akanlarla uğraşıyorum…


    Ertesi gün… Doktorun odasındalar…

    İkisinin gözlerinde de kaygı var. Ama bakışları her kesiştiğinde, birbirlerine bunu yansıtmamak için gülümsüyorlar.
    Doktor sezaryen yapılmasının en doğrusu olduğunu söylüyor. Aylin’in yüzünden renk çekiliveriyor birden. Sakladığı, bastırdığı korkular hırçın bir şekilde yüzeye çıkıyor diplerden. Onu esir alıyor.

    Ama sonra bakışları, Soner’in bakışlarıyla karşılaşıyor. Onun mavilerinde korkuyu ve huzursuzluğu görüyor Aylin. Kıyamıyor, dayanamıyor… Jet hızıyla toparlıyor kendini, gülümsüyor. Tekrar o her şeyden emin Aylin oluveriyor… Doktor telefonda hemşire ile konuşurken tekrar gülümsüyor Soner’e, Soner de zoraki bir gülüşle karşılık veriyor ona. İkisinde de birbirlerini hem “Ben iyiyim”e hem de “Sen iyisin”e ikna etme çabası... Gözlerinde “Her şey güzel olacak” kandırmacası… Öyle çetin bir savaş yaşanıyor ki o odada, iki yürek birbirine sezdirmemeye çalışarak öyle büyük bir fırtınada sarsılıyor ki… Acıyor içim bir kez daha…

    Ardından Soner’in doktorla baş başa kalıp, tüm gerçekliği ne bir eksik ne bir fazla, tastamam duyması… Aklına gelen anlık bir görüntünün, onu çıldırtması… İsyanı ve çaresizliği… Korkusu ve aczi… O odadan aklı ve kalbi karman çorman bir halde çıkışı… Hepsi çok gerçek ve çok acı…

    Sonra araya giren Gülay ve Tarık… Aslında onların farkında bile olmayan, konuşmaya takati kalmamış Soner… Kaygı, kaygı ve kaygı… Yüzünden, gözlerinden, duruşundan okunan tek şey bu… Çok halsiz, çok çaresiz Soner… Aylin’i o sona götürebilecek ihtimali, trilyonda bir bile olsa, yok etmek istiyor. Gücü yetsin istiyor, tüm dünya, tüm insanlık, her şeyi bıraksın ve yalnızca bu amaç için uğraşsın istiyor.

    Çok zor kazandı Aylin’i o, çok seviyor, her şeyden çok seviyor… Kaybedemez…

    Aylin yanlarına geliyor onlar konuşurken, ve adeta can havliyle koşuyor ona Soner.
    Gözlerinde ürkek ve çocuksu bir bakış, ağladı ağlayacak, az kalmış…
    Aylin her zamanki gibi teselli ve ikna ediyor onu. Soner bu tatlı sözlere kaptırıyor kendini, gerçek olması için dualar ediyor.
    Tek kelime dökülemiyor dudaklarından, yalnızca sımsıkı, aralarına ölümün giremeyeceğini düşündüğü kadar sıkı, sarıyor onu.
    Kokluyor, içine çekiyor…
    O an sanki yaşları değişiyorlar. Soner küçücük bir çocuk oluyor Aylin’in karşısında. Onun şefkatine bırakıyor kendini. Ve el ele tutuşup uzaklaşıyorlar koridorda…


    Eve gelir gelmez annesini arıyor Aylin. Durumu haber veriyor. Yine birilerini ikna ediyor küçük kızım. Yine umut dağıtıyor herkese… O konuşurken, onu seyreden Soner’in gözlerine bakamıyorum… Çünkü Aylin’in onu görmediği anlarda, korkusu en çıplak haliyle gözlerine vuruyor. Ve ben o gözlerle karşılaşmak istemiyorum…

    Konuşmanın ardından, yine bu karamsar havayı dağıtmak Aylin’e düşüyor. Her şey yolundaymış gibi bir sesle, “Haydi bahçeye çıkalım!” diyor…

    Bahçede kısa bir yürüyüşün ardından yerleşiyorlar salıncağa. Aylin yine o huzurlu köşeye yaslıyor başını, Soner yine koklayarak öpüyor Aylin’ini…

    Soner, hiç alışık olmadığı şeyler yaşıyor. Aylin’le birlikteyken hep çeşitli kaygıları olmuştu. Başta Murat, sonra geçmiş, gelecek… Ama bu kaygıların arasında hiçbir zaman Aylin’i kaybetme korkusu yoktu. Ve tüm kaygılarına rağmen, kendini ana kaptırıp, Aylin’le geçirdiği saniyelerin tadına varabiliyordu.
    Oysa şimdi, her şey bambaşka… Onunla tanıştığı andan beri belki ilk kez, bir arada olmanın tadını çıkaramıyor Soner. Aylin için güçlü durmak zorunda olmasa, orada sevdiği kadına sarılıp hüngür hüngür ağlayacak. Bir işe yaramayacağını bile bile, sanki onun elindeymiş gibi, gözlerine bakıp yalvaracak, ellerini öpecek, “Gitme nolur!” diyecek… “Bırakma beni, sakın gitme… Çok güçsüzüm sensiz…”

    Sanki içinden gelen bu sesleri duyuyor Aylin. Ve Soner’i o düşüncelerin esaretinden kurtarmak bir kez daha Aylin’e düşüyor.
    Bu sevgi, bu yaşam enerjisi, bu özveri hiç tükenmiyor onda…
    “Soner… Sen amma sıkıcı bi’ adam oldun ha! Evlenince böyle olur derlerdi de inanmazdım. Konuşsana biraz…”

    Ne kadar tatlı bunları söylerken… Kendi kaygıları umurunda değil, ömrü sürekli bir şeylere kaygılanarak geçmiş bu adamın gözlerinden korkuları birer birer silmek istiyor.
    Şarkı değişince bir fikir düşüveriyor aklına. Soner’e iyi olduğunu, ve her şeyin iyi olacağını kanıtlamak zorunda. Hemen… Derhal…

    “Bak, şimdi n’apıcam?!”

    Zorla kaldırıyor ağır gövdesini salıncaktan.
    Ayakkabılarını çıkarıp fırlatıyor… Teni bütünleşiyor çimlerin sıcaklığıyla… Birden enerji doluveriyor içine…
    Kocaman göbeğiyle, ritme uyup, usul figürler sergilemeye başlıyor.
    Sadece, bir tek Soner için yapıyor bunu. O bir an için de olsa mutlu olsun diye…
    Ağır ağır dans ediyor… Çok komik ve çok sevimli görünüyor…
    Soner başta “Ne yapıyor bu kadın böyle?” edasıyla baksa da, sonra içi sıcacık oluveriyor.
    Dayanamıyor, gülmeye başlıyor.
    Aylin’den hayat taşıyor… Bakışından, gülüşünden… Yaşam dolu bir soluk oluyor Soner’e… Bir parça gülüş, bir parça mutluluk, bir parça huzur… Dünya oluyor, evren oluyor…
    Kendi komikliğine gülüyor, o gülünce Soner daha da çok gülüyor…
    Onlar gülüyor, bense ağlıyorum… Bu hayat dolu kadına, bu küçük kıza, o sonu yakıştıramıyorum. Konduramıyorum, kabul edemiyorum. Soner’e kıyamıyorum. Aylin en umutsuz anda bile umut oluyor, yaşam oluyor ona. Onsuz ne yapar, nasıl nefes alır, tahayyül edemiyorum…
    Kendini dansa kaptırıp hızlıca dönünce, başı dönüyor Aylin’in… Sendeliyor…
    Gerçek, bu mutlu gülüşlerin ardından tekrar kapılarını çalıyor.
    Soner’in gülüşü soluyor, korkuyla Aylin’e koşuyor. Art arda “İyi misin?” ler geliyor…
    Aylin’se kendini toparlama telaşında. Tutunuyor Soner’e…
    Soner onu eve götürmek isteyince derhal karşı çıkıyor… Hayır… Yenilmek yok. Bu kadarını başarmışken, geri dönmek yok. Bu anı harcamak, kaybetmek yok… İnatçı Aylin… Pes etmiyor…

    Kendini iyice toparlayınca, o tebessümünü tekrar konduruyor yüzüne.
    Aklına geleni, içinden geçeni pat diye söyleyiveriyor yine Soner’e…
    “Ayakkabılarını çıkart…”
    Soner bir kez daha afallıyor… Tıpkı geçen sezon son bölümdeki vedada, Aylin “Gözlerini kapat..” dediğinde afalladığı gibi…
    Aynı tonda bir “Efendim???” dökülüyor dudaklarından.
    Aylin’in ısrarlarına dayanamıyor sonra, o da atıveriyor ayakkabılarını.

    Kazanıyor Aylin… Pes etmiyor ve “anı” kazanıyor.
    Ben ve Soner, bu anı dolu dolu yaşayacağız diyor ve dediğini de yapıyor. Boşlukta yitip gitmesine izin vermiyor Soner’in…

    En güzel ve en anlamlı danslarından birini seyrediyoruz sonra…
    Gizlenemeyen kaygılarla, hepsinden üstün bir sevdiğine doyma arzusu…
    Anı sonsuza uzatma isteği…
    Birbirinde karışma, kaybolma, yitip gitme… Hepsi var bu dansta…

    Soner bir bebek gibi sallıyor kucağında Aylin’i, ve bu huzur anı, doyasıya hissettiği Soner gerçeği, uykusunu getiriyor Aylin’in…
    “Eve gidelim…” diyor masumca…

    Soner’den korkuları silmek isterken, bilmeden, farkında olmadan kaygıları katlayıveriyor Aylin. Soner’in yüzündeki gölgeler büyüyor. Ayakkabılarını giydiriyor yarı uyur haldeki karısına… Kaygılı gözlerini bir an olsun ondan ayırmadan, kollarıyla sardığı gibi eve götürüyor onu…

    Süleyman gibi arkalarından bakıyorum ben de ikisinin. Usulca uzaklaşmalarını seyrediyorum.

    Bir gün bu şarkıda böyle ağlayacağımı söyleseler, gülüp geçerdim herhalde…

    Ve benim için bölümün son sahnesi…

    Sarmaş dolaş uykularına, birkaç saniyeliğine ortak olduğumuz Aylin ve Soner…

    Her yerinden veda akan o bol fotoğraflı sahnelere tekrar bakamıyorum çünkü. Birinden yadigar kalan fotoğraf teması çok acıtıyor içimi. Ben o yadigar fotoğraflara, kendi hayatımda da bakamam zaten. Fondaki müzik de eklenince, dayanılmaz bir şey oluyor o donup kalan saadet kareleri…

    O geceye geleyim…

    Üşenmedim saydım, hepi topu 35-36 saniyelik bir sahne… Ama bölümün tümündeki duyguları barındırıyor içinde… Onlarca kez seyredebilirim…

    Müthiş bir huzurla başlıyor sahne. Birbirlerine sarılmış, huzurla uyuyan bir çift… Bir an gerçekten uyuyorlar mı acaba diye düşündüm, özellikle Farah… Derin ve mutlu bir uykuda sanki…
    Sonra birden nefesleri hızlanıyor ve uyanıyor Soner. Kafası sıçrıyor yastıktan… Kim bilir nasıl bir kabusun kucağındaydı, ne şekilde kaybediyor ya da ulaşamıyordu Aylin’e…
    Kollarındaki varlığından emin olamaz gibi, bakışlarıyla dolaşıyor karısının yüzünde. Yanında ve iyi olduğundan emin olduktan sonra, anlık bir rahatlama geliyor. Ohh, hepsi rüyaymış. Daha doğrusu kabus… Ama bu anlık rahatlamadan sonra, hemen kaygıya dönüyor yüzü. Belki de, bu hayati tehlikenin de o gördüğü kabusun bir parçası olduğunu düşünmüştü bir an için. Gerçek olmadığını. Bu ihtimali ve gerçek olduğunu kavramak, bir kez daha üzüyor Soner’i. Ve savaştığı bu kabuslardan habersiz, huzurla uyuyan Aylin’in üstünü iyice örtüyor. Bir öncekinden daha sıkı sarılıyor bu kez ona, sıcaklığı hiçbir yere gidemesin diye… Tekrar içine çekiyor kokusunu, ve kabusla değil mutluluk rüyalarıyla dolacak bir uyku ve bir ömür dileğiyle, tekrar yumuyor gözlerini… Huzurla uyuyan bir çift olarak girdikleri kareden, aynı şekilde, çıkıyorlar….

  2. #712
    Durum:
    Çevrimdışı
    *beso - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Oyuncu
    Üyelik tarihi
    20.05.2007
    Yer
    ASY'de,hep orda kalacak..
    Mesajlar
    1,956
    Konular
    0
    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Alıntı Achelous Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Sözü epeeyy uzatacağım bugün (her zamanki gibi :)), mazur görün lütfen. Artık son demler bunlar... O sebeple bütün hafta kaçsam da bu gecemi Aylin'le Soner'e ayırdım...

    Esasen tekrar seyretmenin de, o yoğun duyguları ve anlamları hissetmenin de, Aylin ve Soner'in gözlerine uzun uzun bakmanın da çok ama çok zor olduğu bir bölüm. Cesaret istiyor, güç istiyor... Salıdan beri defalarca denedim, olmadı. Ne seyredebildim ne de tek kelime yazabildim. Elini bilerek ve isteyerek ateşe uzatmak gibi bu ama yapacağım. Çünkü muhtemelen yorumlayabileceğim son sahneleri bunlar olacak. Haftaya onları hissetmeye ve yazmaya ne benim ne de kelimelerin takati kalacak. Ne zaman biteceğini bilmediğim bir susuşta yaşayacağım o acıyı ve Aylin'le Soner'in olduğu bölümler arasında yalnızca 79'u ikinci kez seyretmemiş olacağım.

    Pek çok kez dile getirdiğimiz istek; Aylin-Soner'e derinlikli, manalı sahneler yazılması... Abartıya hiç ihtiyaçları olmadı ve o abartılar da her zaman eğreti durdu üstlerinde. Gerçi şimdi bakınca zamanında abartılı bulduğum sahnelerde bile bir sürü anlam keşfediyor ve hepsini de keyifle, tekrar tekrar seyrediyorum ama söz konusu "mana" ve "derinlik" ise, senarist bu ikisinin en yoğun olduğu sahneleri, en acıtıcı bölümlere saklamış. Maalesef... :icon_sorr

    Bir arada olmanın tadını çıkarış, yerini, acıtıcı bir korkuya doğru hızla akan zamana ve ruhlarını saran belirsizliğe inat, birbirlerine doyma, her anı tüm duyu ve duygularıyla dolu dolu yaşama çabasına bırakmıştı bu bölüm. Ve bunu hissetmek benim içimi yaktı.

    İlk sahne...

    Atlıkarınca dinlendirici bir melodiyle usul usul dönüyor. Aylin, dönen figürlere dalmış, bebeğiyle birlikte huzurlu ve bana göre biraz da can acıtıcı o sesi dinliyor. Dudağının kenarında belli belirsiz bir gülümseyiş, yüzünün kıvrımlarında yorgun bir huzur var.
    Belki hayal kuruyor; belki bir an için kaygılara yenik düşüyor, o acaba geçiveriyor aklının kuytu köşelerinden; belki de bebeğiyle konuşuyor içinden.
    Derince iç geçiriyor sonra, gözü, sahibini bekleyen odanın köşelerinde şöyle bir dolaşıyor. Bebeğinin ağlamalarının, kahkahalarının, ilk hecelerinin o duvarlarda yankılanacağı günü hayal ediyor Aylin. Bekliyor... Karnındaki mucizeyi kucaklamak istiyor artık, kokusunu solumak, onunla yeniden doğmak... "Anne" olmak istiyor. Ve en az bunun kadar istiyor, Soner'i "baba" yapmayı...

    Sonra Soner giriyor içeri, belli ki Aylin'i ararken sesleri duymuş... Ya da Aylin bu odaya sığınmayı bir alışkanlık haline getirdiğinden, aramaya ilk buradan başlamış. Kapıyı açınca gördüğü görüntü ne kadar güzel... Aylin, bir atlı karınca almış kucağına, ve bebekleriyle birlikte ondan yayılan sesleri dinliyor. Karısı huzurlu bir gülümseyişle onu karşılıyor. Soner için bundan daha mutlu bir an olabilir mi? Sevgi ve şefkatle parlıyor gözleri...

    Hemen yanına yerleşiveriyor onun. Hayranlık, inanamazlık, aşk... Bir de en derindeki o korku… Dolup taşıyor gözlerinden. Ve hala ilk günkü gibi bakıyor Aylin'e.. Bir mucizeye tanık olur gibi...
    Karısı, çocuğu ve atlıkarınca... Bu görüntü duygulandırıyor onu.

    Sonra Aylin bu odanın kendisi için anlamını anlatıyor...
    Nasıl da seviyorum bu kızı... Hayatı yaşayış, anlayış, hissediş biçimini... Sevgisini, sevgisini ifade ediş şeklini... Severken öyle cömert ki Aylin, öyle derin ve öyle gözü kara ki... Onun tarafından sevilen biri hakikaten çok şanslı. Soner'i nasıl seviyorsa, bebeğini de öyle seviyor işte. Bitimsiz, dolu dolu...

    Soner odaya girdiğinden beri tek kelime edebilmiş değil. Yalnızca dinliyor Aylin'i. Benim Aylin hakkında düşündüklerim geçiyor belki de Soner'in aklından da o an. Onun sevişini nasıl da sevdiğini düşünüyor. O kocaman kalbini, ne yaşarsa yaşasın kaybetmediği çocuksuluğunu, masumiyetini, cesaretini... Onu nasıl da sevdiğini düşünüyor Soner...
    Nasıl da sonsuza dek onun yüzünü seyredip yüreğini şefkatle dolduran sesini dinleyebileceğini. O yanındayken yaşama doymanın imkansız olduğunu düşünüyor. Şükrediyor Allah'a ve aynı zamanda yalvarıyor da... "Hep yanımda olsun o..." diyor gözleri, "Hep gözümün önünde, nefesi nefesimde, sesi yakınımda, kokusu içimde..."

    Duran atlı karıncayı tekrar çalıştırıyor Aylin, tatlı ve huzurlu yolculuğu devam edebilsin diye.
    Sonra küçük kızlarını okşuyorlar usul usul. Sıcacık oluyor içleri. Aylin'in Soner'e mutlulukla bakan dolu gözleri ve Soner'in bebeğinden Aylin'e dönen yüzündeki gölgeler ve kaygı ne çok şey anlatıyor... Düğümlüyor içimi...

    Uyku vakti geliyor sonra. Soner atlıkarıncayı yerine yerleştiriyor.
    Öyle güzel bir gülüşle, öyle harika bir şekilde "Gel..." diyor ki Aylin'e...
    Bütün sevgi sözcükleri sıkışıveriyor o tek kelimeye...

    Odalarına geliyorlar...

    Soner üzerine titriyor Aylin'in, her hareketinden özen damlıyor.
    Eliyle sürekli sırtını destekliyor onun, her fırsatta sıkı sıkı sarıyor kollarıyla, ellerini hiç bırakmıyor, oturmasına, kalkmasına yardım ediyor, yatağa yerleşmesini sağlıyor. Tüm bunları severek, isteyerek, mutlulukla ve keyifle yapıyor. Aylin'se, onun bu özeni ve sevgisiyle çocuklar gibi mutlu oluyor. Hayatta başka hiçbir şeye ihtiyacı yok sanki. Soner hep yanında olsun böyle, yeter...

    İkisi yatağa iyice yerleştikten ve Aylin de başını Soner'in kalbinin üstüne yasladıktan sonra duruyorum... Ne çok hayalini kurdular bu anın, ne çok beklediler, ne acılar çektiler, bedeller ödediler... Ne çok kanadılar, yıkıldılar... Yine de, her seferinde birbirleri sayesinde yeniden doğdular, yaşama tutundular.

    Uzak bir geceye gidiyor aklım. Soner, Murat kendilerinden şüphelendiği için ülkeyi terk etme kararı almış. Aylin'in tüm o yalvarışları karşılıksız kalmış. Geceye ve aya teslim etmişler kendilerini. Ayrılığın hüznü çökmüş yüreklerine... Birbirlerini görmeden geçecek onca yılın yükü binmiş omuzlarına... Nefes alamıyorlar... Bu anı hayal bile edemezler o zaman. Söylesek, gülüp geçerler. Çünkü her şeyden güçlü bir gerçek var ortada;

    Soner gidecek, Aylin kalacak...

    Oysa şimdi nefes nefeseler... Yine bir gece ama bu kez Aylin'in başı Soner'in göğsünde, Soner'in yüzü Aylin'in saçlarına gömülü, bir taraftan kokusunu çekiyor içine, bir taraftan da saçlarını okşuyor onun... Bir engel yok. Sabaha ayrılacağız korkusu yok. Gece onların, bir ömrün tüm geceleri onların... Bunu hissedebilmek ne huzurlu, ne güzel...

    Ama Soner'in gözlerinde huzur değil, kaygı var. Aylin anın mutlu mayışıklığına kaptırmış kendini, yüzü gülüyor, belki de Soner'in kalbinin atışlarını dinliyor. Fakat Soner dalgın, parmakları Aylin'in saç tellerinde ürkekçe dolaşıyor. Çünkü aklını, yüreğini kemiren bir ihtimal var... İçinde hiç susmayan sesler, belirmesine bir türlü engel olamadığı görüntüler… Güçsüz, aciz ve zayıf hissediyor kendini. Şimdi kollarıyla sıkıca sardığı o bedenin sıcaklığının yerini, ömrün geri kalan gecelerinde soğuk bir boşluğun alacağı ihtimali delirtiyor onu.
    Sonra atlıkarınca duruyor… “Atlar uyudu herhalde…” diyor Soner, ve güldürüyor Aylin’i.
    Ardından kırık bir sesle kocasına içini döküyor Aylin… Öyle doğal, öyle gerçek bir an ki bu. Hakiki bir çiftin gecesine, mahremine sızmış gibi bir utangaçlık, rahatsızlık duyuyorum kendimde o an…

    Ablasının en mutlu gününde yaşadıkları üzüyor Aylin’i… Ah diyorum, küçük kızım… Senin de çok uzak olduğun bir durum değil ki bu. Hep “en mutlu” dediğin gününde dibe vurmadın mı sen de? Hem ablasına, hem de kendi geçmişine dair bir burukluk seziyorum gözlerinde bu yüzden.
    Aylin’in söylediklerine karşılık, sanki dışından konuşur gibi bir şeyler söylüyor Soner. Dudaklarından o farkında olmadan dökülüyor sanki cümleler. İçindeki karanlık açığa çıkıyor... İnsan diyor, anca öleceği gün karar verebilir en mutlu gününün hangisi olduğuna… Ama biz bunu öğrenemeyiz, çünkü o zaman, o günü söyleyebilecek tek kişi de ölmüş olur…

    Ölümden konuşuyor olmak acıtıyor Aylin’in de içini. O sanki ilahi bir güvence almış gibi kendinden emin davranıyor ama ben bölümü seyrederken hep düşünüyorum; gerçekten emin mi, yoksa sevdiği insanlar için, özellikle de Soner için, emin gibi mi davranıyor? Kendine gerçekten bu sonu konduramadığını düşünmüştüm ama bu bölümdeki bazı anlarda, aslında onun da içinde bu korkuyu, hem de belki herkesten çok, taşıdığını hissettim. Reddedişinin bu kadar güçlü oluşu, korkusunun da o kadar güçlü olduğunu düşündürdü bana. Ve tüm kaygılarını kovmak istedim bu küçük kadının. Sımsıkı sarılmak ona. Bir teminat vermek, her şeyin güzel olacağına gerçekten inandırmak onu…

    Bu havayı hemen dağıtmak istiyor Aylin, o yüzden takılıyor Soner’e, “Filozof mu oldun?” diyerek…
    Bu sefer de Aylin Soner’i güldürüyor…
    Ve kendisini çok iyi tanıdığını belli eden bir şey söylüyor; “Filozof olmak için çok tez canlıyım.”
    Ardından olağanüstü bir şefkatle, sanki küçük bir kız çocuğuna söyler gibi “Hadi uyu…” diyor Aylin’e…
    Aylin de tıpkı bir kız çocuğu gibi onun yanındayken zaten. Uykum yok diye diretiyor ve bir masal istiyor Soner’den. Sevdiği adamın sesi usul usul dolarken yüreğine, onun kokusunu içine tatlı tatlı çekerken ve bir kez daha anı tüm duyularıyla dolu dolu hissederken, uyuyakalmak istiyor. Soner’i doyasıya yaşamak istiyor Aylin, ve bölüm boyunca bunu hep belli ediyor.
    Fakat bir sorun var… Soner masal bilmiyor… Yani, sanki ucundan kıyısından biliyor da, nasıl anlatılır bilmiyor…

    Masallarla hiç işi olmamış ki Soner’in. Hiç hayal kurmamış ki…
    Hep keskin, geri dönüşümsüz ve acı gerçeklerle örülmüş yaşamı.
    Materyalist ve buz gibi soğuk bir adam haline getirmiş onu hayat ve o da bu kılıfı aynen muhafaza etmiş. Hasta kardeşinden başka kimseye şefkat duymamış belki, kimse için taviz vermemiş ve yıkmamış duvarlarını. 35 yaşına kadar böyle yaşamış Soner…
    Sonra bir gün Aylin gelmiş. Tüm ezberlerin ötesinde, kurduğu, inandığı ve koruduğu her şeyi darmadağın ederek… Hayal kurmayı öğretmiş ona ilk önce.
    İstemeyi, beklemeyi…
    Koskoca adam, bir telefonun sesiyle eli ayağı dolaşan bir delikanlıya dönüşmüş.
    Bir masum bakış, bir esrarlı gülüş, aklının iplerini elinden alıvermiş.
    O küçük kadın ona sarıldığında, ya da gayri ihtiyari başını omzuna yasladığında, yüreği düğümlenivermiş.
    Kaybetme korkusunu tatmış, tek bir gözyaşıyla nasıl bin parça olunur, öğrenmiş.
    Masal bilmiyorken, kendi masal oluvermiş Soner…

    Neyse, o ana döneyim… Soner, masal bilmediğini, daha doğrusu nasıl masal anlatacağını bilmediğini söylediğinde, Aylin’den içimi yakan bir cümle geliyor.
    “E peki kızımız doğunca ne olacak? Bana masal anlat, diyecek sana. Hadi bakalım çalışmaya başla biraz, antrenman yap.”

    Evet, aynen öyle olacak… Kızı masallar isteyecek babasından. Ve babası, dünyanın en çok masal bilen adamı olacak. Kızına masal anlattığı her gece, bu anı tekrar tekrar yaşayaraktan... İçi tekrar tekrar kanayaraktan… Bıkmadan, usanmadan anlatacak…

    Aylin enerjisiyle birden değiştiriveriyor havayı. Keyifleniyor ikisi de…
    Soner hemen kafasında şöyle bir evirip çeviriyor, düşünüyor… Ne biliyorum, sağdan soldan neler duydum, nasıl anlatabilirim bunları diye. Emir büyük yerden geldi çünkü. Hayatta hayır diyemeyeceği tek insandan geldi… Vızır vızır dönüyor kafasında düşünceler.

    Aylin’se merak ve sabırsızlıkla bekliyor Soner’den dinleyeceği masalı. Başını iyice yerleştiriyor yasladığı yere, gözlerini yumuyor. Artık hazır masal dinlemeye…
    Fakat masal bir türlü gelmiyor. Soner, zaman kazanmaya çalışıyor ve “Tamaam..”larla, “Anlatıyorum, bir saniye…”lerle oyalıyor Aylin’i…

    Sonra başlıyor tekerlemeye… Ama ne tekerleme…
    Ucu kaçıyor bir yerden sonra ve saçmalamaya başlıyor Soner… Ama ne saçmalama…
    Tekerlemenin ardından masal geliyor… Ama ne masal… Çocukluğumuzdan aklımızda kalan yerel ve evrensel tüm masallar birbirine ulanıyor Soner tarafından, karıştırılıyor…
    Futbol, bebeğe mama yedirme gibi iki sınavdan sonra, masal anlatma sınavından da geçemiyor…
    Ama ne geçememe…

    Öyle doğal ki, öyle gerçek ki bu anlatamayışta… Hemen ardından bu anlatamayışı kabul edip, masalı sonlandırışında… Ve Aylin de öyle sevimli ki başta sabırla ve merakla dinleyip, sonra Soner’in bu işi kıvıramayacağını anladığında, patlamaya hazır kahkahasını koyuvermemek için üstün bir çaba harcar fakat en nihayetinde kendini tutamayıp gülmeye başlarken… Onların kurgu olduğunu söyleyen aklıma inat kalbim gerçekliklerini bağırıyor bu sahneden sonra. Karşı konulamaz bir samimiyet ve gerçeklikteler çünkü bu an. Oyunculuklar kelimeleri kifayetsiz bırakacak cinsten…
    İster istemez her şeyi unutup ben de gülüyorum onlarla birlikte. Keyifleniyorum…

    Nasıl da mutlular bir aradayken… Nasıl da tamlar, bütünler… Ve hayat nasıl da güzel, gece nasıl da keyifli… Öyle yoğun hissettiriyorlar ki bunu, sanki zaman birden ileri aksa ve saçları ağarmış, yüzleri buruşmuş iki ihtiyar olarak görsek onları aynı yatakta… Yine böyle sarmaş dolaş, yine böyle aşk dolu ve yine böyle mutlu, birlikte kahkaha atarken bulacağız ikisini… Zaman onlarda hiçbir şeyi eksiltmeyecek, değiştirmeyecek… Hissettiğim bu…

    Masalı mahvettiğini düşünen Soner (aslında daha güzel anlatılması imkansızdı) özür mahiyetinde bir öpücük konduruyor Aylin’in dudaklarına gülüşler arasında. Ve söz veriyor, masal anlatmayı öğreneceğine dair… Aylin de “Tamam…” diyor, inanıyor ona…

    Biliyorum, sözünü tutacak Soner.
    Hepsinin içinde Aylin olan onlarca masal öğrenecek. Aylin’le başlayıp, Aylin’le biten masallar…
    Ve uzun geceler boyu kızına anlatacak onları, birer birer...
    Bu aşamada onlar gülmeye devam ediyor, bense susuyorum. Susuyor ve gözümden akanlarla uğraşıyorum…


    Ertesi gün… Doktorun odasındalar…

    İkisinin gözlerinde de kaygı var. Ama bakışları her kesiştiğinde, birbirlerine bunu yansıtmamak için gülümsüyorlar.
    Doktor sezaryen yapılmasının en doğrusu olduğunu söylüyor. Aylin’in yüzünden renk çekiliveriyor birden. Sakladığı, bastırdığı korkular hırçın bir şekilde yüzeye çıkıyor diplerden. Onu esir alıyor.

    Ama sonra bakışları, Soner’in bakışlarıyla karşılaşıyor. Onun mavilerinde korkuyu ve huzursuzluğu görüyor Aylin. Kıyamıyor, dayanamıyor… Jet hızıyla toparlıyor kendini, gülümsüyor. Tekrar o her şeyden emin Aylin oluveriyor… Doktor telefonda hemşire ile konuşurken tekrar gülümsüyor Soner’e, Soner de zoraki bir gülüşle karşılık veriyor ona. İkisinde de birbirlerini hem “Ben iyiyim”e hem de “Sen iyisin”e ikna etme çabası... Gözlerinde “Her şey güzel olacak” kandırmacası… Öyle çetin bir savaş yaşanıyor ki o odada, iki yürek birbirine sezdirmemeye çalışarak öyle büyük bir fırtınada sarsılıyor ki… Acıyor içim bir kez daha…

    Ardından Soner’in doktorla baş başa kalıp, tüm gerçekliği ne bir eksik ne bir fazla, tastamam duyması… Aklına gelen anlık bir görüntünün, onu çıldırtması… İsyanı ve çaresizliği… Korkusu ve aczi… O odadan aklı ve kalbi karman çorman bir halde çıkışı… Hepsi çok gerçek ve çok acı…

    Sonra araya giren Gülay ve Tarık… Aslında onların farkında bile olmayan, konuşmaya takati kalmamış Soner… Kaygı, kaygı ve kaygı… Yüzünden, gözlerinden, duruşundan okunan tek şey bu… Çok halsiz, çok çaresiz Soner… Aylin’i o sona götürebilecek ihtimali, trilyonda bir bile olsa, yok etmek istiyor. Gücü yetsin istiyor, tüm dünya, tüm insanlık, her şeyi bıraksın ve yalnızca bu amaç için uğraşsın istiyor.

    Çok zor kazandı Aylin’i o, çok seviyor, her şeyden çok seviyor… Kaybedemez…

    Aylin yanlarına geliyor onlar konuşurken, ve adeta can havliyle koşuyor ona Soner.
    Gözlerinde ürkek ve çocuksu bir bakış, ağladı ağlayacak, az kalmış…
    Aylin her zamanki gibi teselli ve ikna ediyor onu. Soner bu tatlı sözlere kaptırıyor kendini, gerçek olması için dualar ediyor.
    Tek kelime dökülemiyor dudaklarından, yalnızca sımsıkı, aralarına ölümün giremeyeceğini düşündüğü kadar sıkı, sarıyor onu.
    Kokluyor, içine çekiyor…
    O an sanki yaşları değişiyorlar. Soner küçücük bir çocuk oluyor Aylin’in karşısında. Onun şefkatine bırakıyor kendini. Ve el ele tutuşup uzaklaşıyorlar koridorda…


    Eve gelir gelmez annesini arıyor Aylin. Durumu haber veriyor. Yine birilerini ikna ediyor küçük kızım. Yine umut dağıtıyor herkese… O konuşurken, onu seyreden Soner’in gözlerine bakamıyorum… Çünkü Aylin’in onu görmediği anlarda, korkusu en çıplak haliyle gözlerine vuruyor. Ve ben o gözlerle karşılaşmak istemiyorum…

    Konuşmanın ardından, yine bu karamsar havayı dağıtmak Aylin’e düşüyor. Her şey yolundaymış gibi bir sesle, “Haydi bahçeye çıkalım!” diyor…

    Bahçede kısa bir yürüyüşün ardından yerleşiyorlar salıncağa. Aylin yine o huzurlu köşeye yaslıyor başını, Soner yine koklayarak öpüyor Aylin’ini…

    Soner, hiç alışık olmadığı şeyler yaşıyor. Aylin’le birlikteyken hep çeşitli kaygıları olmuştu. Başta Murat, sonra geçmiş, gelecek… Ama bu kaygıların arasında hiçbir zaman Aylin’i kaybetme korkusu yoktu. Ve tüm kaygılarına rağmen, kendini ana kaptırıp, Aylin’le geçirdiği saniyelerin tadına varabiliyordu.
    Oysa şimdi, her şey bambaşka… Onunla tanıştığı andan beri belki ilk kez, bir arada olmanın tadını çıkaramıyor Soner. Aylin için güçlü durmak zorunda olmasa, orada sevdiği kadına sarılıp hüngür hüngür ağlayacak. Bir işe yaramayacağını bile bile, sanki onun elindeymiş gibi, gözlerine bakıp yalvaracak, ellerini öpecek, “Gitme nolur!” diyecek… “Bırakma beni, sakın gitme… Çok güçsüzüm sensiz…”

    Sanki içinden gelen bu sesleri duyuyor Aylin. Ve Soner’i o düşüncelerin esaretinden kurtarmak bir kez daha Aylin’e düşüyor.
    Bu sevgi, bu yaşam enerjisi, bu özveri hiç tükenmiyor onda…
    “Soner… Sen amma sıkıcı bi’ adam oldun ha! Evlenince böyle olur derlerdi de inanmazdım. Konuşsana biraz…”

    Ne kadar tatlı bunları söylerken… Kendi kaygıları umurunda değil, ömrü sürekli bir şeylere kaygılanarak geçmiş bu adamın gözlerinden korkuları birer birer silmek istiyor.
    Şarkı değişince bir fikir düşüveriyor aklına. Soner’e iyi olduğunu, ve her şeyin iyi olacağını kanıtlamak zorunda. Hemen… Derhal…

    “Bak, şimdi n’apıcam?!”

    Zorla kaldırıyor ağır gövdesini salıncaktan.
    Ayakkabılarını çıkarıp fırlatıyor… Teni bütünleşiyor çimlerin sıcaklığıyla… Birden enerji doluveriyor içine…
    Kocaman göbeğiyle, ritme uyup, usul figürler sergilemeye başlıyor.
    Sadece, bir tek Soner için yapıyor bunu. O bir an için de olsa mutlu olsun diye…
    Ağır ağır dans ediyor… Çok komik ve çok sevimli görünüyor…
    Soner başta “Ne yapıyor bu kadın böyle?” edasıyla baksa da, sonra içi sıcacık oluveriyor.
    Dayanamıyor, gülmeye başlıyor.
    Aylin’den hayat taşıyor… Bakışından, gülüşünden… Yaşam dolu bir soluk oluyor Soner’e… Bir parça gülüş, bir parça mutluluk, bir parça huzur… Dünya oluyor, evren oluyor…
    Kendi komikliğine gülüyor, o gülünce Soner daha da çok gülüyor…
    Onlar gülüyor, bense ağlıyorum… Bu hayat dolu kadına, bu küçük kıza, o sonu yakıştıramıyorum. Konduramıyorum, kabul edemiyorum. Soner’e kıyamıyorum. Aylin en umutsuz anda bile umut oluyor, yaşam oluyor ona. Onsuz ne yapar, nasıl nefes alır, tahayyül edemiyorum…
    Kendini dansa kaptırıp hızlıca dönünce, başı dönüyor Aylin’in… Sendeliyor…
    Gerçek, bu mutlu gülüşlerin ardından tekrar kapılarını çalıyor.
    Soner’in gülüşü soluyor, korkuyla Aylin’e koşuyor. Art arda “İyi misin?” ler geliyor…
    Aylin’se kendini toparlama telaşında. Tutunuyor Soner’e…
    Soner onu eve götürmek isteyince derhal karşı çıkıyor… Hayır… Yenilmek yok. Bu kadarını başarmışken, geri dönmek yok. Bu anı harcamak, kaybetmek yok… İnatçı Aylin… Pes etmiyor…

    Kendini iyice toparlayınca, o tebessümünü tekrar konduruyor yüzüne.
    Aklına geleni, içinden geçeni pat diye söyleyiveriyor yine Soner’e…
    “Ayakkabılarını çıkart…”
    Soner bir kez daha afallıyor… Tıpkı geçen sezon son bölümdeki vedada, Aylin “Gözlerini kapat..” dediğinde afalladığı gibi…
    Aynı tonda bir “Efendim???” dökülüyor dudaklarından.
    Aylin’in ısrarlarına dayanamıyor sonra, o da atıveriyor ayakkabılarını.

    Kazanıyor Aylin… Pes etmiyor ve “anı” kazanıyor.
    Ben ve Soner, bu anı dolu dolu yaşayacağız diyor ve dediğini de yapıyor. Boşlukta yitip gitmesine izin vermiyor Soner’in…

    En güzel ve en anlamlı danslarından birini seyrediyoruz sonra…
    Gizlenemeyen kaygılarla, hepsinden üstün bir sevdiğine doyma arzusu…
    Anı sonsuza uzatma isteği…
    Birbirinde karışma, kaybolma, yitip gitme… Hepsi var bu dansta…

    Soner bir bebek gibi sallıyor kucağında Aylin’i, ve bu huzur anı, doyasıya hissettiği Soner gerçeği, uykusunu getiriyor Aylin’in…
    “Eve gidelim…” diyor masumca…

    Soner’den korkuları silmek isterken, bilmeden, farkında olmadan kaygıları katlayıveriyor Aylin. Soner’in yüzündeki gölgeler büyüyor. Ayakkabılarını giydiriyor yarı uyur haldeki karısına… Kaygılı gözlerini bir an olsun ondan ayırmadan, kollarıyla sardığı gibi eve götürüyor onu…

    Süleyman gibi arkalarından bakıyorum ben de ikisinin. Usulca uzaklaşmalarını seyrediyorum.

    Bir gün bu şarkıda böyle ağlayacağımı söyleseler, gülüp geçerdim herhalde…

    Ve benim için bölümün son sahnesi…

    Sarmaş dolaş uykularına, birkaç saniyeliğine ortak olduğumuz Aylin ve Soner…

    Her yerinden veda akan o bol fotoğraflı sahnelere tekrar bakamıyorum çünkü. Birinden yadigar kalan fotoğraf teması çok acıtıyor içimi. Ben o yadigar fotoğraflara, kendi hayatımda da bakamam zaten. Fondaki müzik de eklenince, dayanılmaz bir şey oluyor o donup kalan saadet kareleri…

    O geceye geleyim…

    Üşenmedim saydım, hepi topu 35-36 saniyelik bir sahne… Ama bölümün tümündeki duyguları barındırıyor içinde… Onlarca kez seyredebilirim…

    Müthiş bir huzurla başlıyor sahne. Birbirlerine sarılmış, huzurla uyuyan bir çift… Bir an gerçekten uyuyorlar mı acaba diye düşündüm, özellikle Farah… Derin ve mutlu bir uykuda sanki…
    Sonra birden nefesleri hızlanıyor ve uyanıyor Soner. Kafası sıçrıyor yastıktan… Kim bilir nasıl bir kabusun kucağındaydı, ne şekilde kaybediyor ya da ulaşamıyordu Aylin’e…
    Kollarındaki varlığından emin olamaz gibi, bakışlarıyla dolaşıyor karısının yüzünde. Yanında ve iyi olduğundan emin olduktan sonra, anlık bir rahatlama geliyor. Ohh, hepsi rüyaymış. Daha doğrusu kabus… Ama bu anlık rahatlamadan sonra, hemen kaygıya dönüyor yüzü. Belki de, bu hayati tehlikenin de o gördüğü kabusun bir parçası olduğunu düşünmüştü bir an için. Gerçek olmadığını. Bu ihtimali ve gerçek olduğunu kavramak, bir kez daha üzüyor Soner’i. Ve savaştığı bu kabuslardan habersiz, huzurla uyuyan Aylin’in üstünü iyice örtüyor. Bir öncekinden daha sıkı sarılıyor bu kez ona, sıcaklığı hiçbir yere gidemesin diye… Tekrar içine çekiyor kokusunu, ve kabusla değil mutluluk rüyalarıyla dolacak bir uyku ve bir ömür dileğiyle, tekrar yumuyor gözlerini… Huzurla uyuyan bir çift olarak girdikleri kareden, aynı şekilde, çıkıyorlar….
    Yorumuna ve gördüğüm uzunluğa ve içeriğine dalınca işte bende de olan bu Aylin ve Soner ile ilk defa karşılaştığımdan beridir. Çook uzun süredir dizi izlerken ilk defa.. Bana, sana, gören çoğu kişiye bu uzunca yorumu yazdırabilecek iki karakter, aradaki tipik senarist saçmalıklarına rağmen uyumlarını hiç kaybetmeyen, kaybedemeyen iki karakter Aylin ve Soner(tabi en büyük biçtiğim pay Farah ve Mete'yedir burda:)) Ben son bölümü izleyemedim ama okuduklarınla izlemiş kadar oldum. İzleyebildiğim tek kısım fotograf sahnesiydi. Aylin ölecek galiba o kadar istemiyorum ki Aylin'in ölmesini çünkü Farah'ı izleyemeyeceğim Mete ile. Bu güzel uyuma bir son verilecek hem de ölüm sahnesiyle dediğin gibi yakıştıramıyorum Aylin'e bu sonu. Herhalde Aylin ve Soner'i izleyen, bu uyuma hayran kalan kimse yakıştıramıyor, yakıştıramaz bu sonu. Keşke Aylin ve soner başka bir ülkeye gidecek olsa ama Aylin ölmese, gene bir kaos yaşanmasa böyle. Böyle bir klişe keder yazmasa senarist Coşkun abimiz. O zaman da Farah'ı Mete ile izleyemeyeceğim ancak izlerken çok tat aldığım bu iki karakterin sonunda normal bir yaşama, mutlu bir sona ulaştığını görebilirim en azından.

    ÖBGZK 'yi özellikle 1.sezon çok izlerdim. Ki halen 1.sezonu benim için efsanelerin arasındadır. 2.sezon oyunculuklardan gitmedi hiçbir şey ama benim için inandırıcılık uçuverdi izleyemiyorum artık çok fazla. Ama Aylin-Soner'i gördükçe, bir de Süleyman'ı tabikisi(Hep derim asıl Muhteşem Süleyman bu dizide diye:img-hyste) İzlemeye çalışırdım o sahneleri. Ama aylin'e böyle bir son yazacaklarsa hiç yakışmadı, söylemek istedim.

    Yorumun için klavyene sağlık, sezon finalini bir final olduğu için izlemeye çalışacağım umarım söylenenler doğru değildir başka türlü bir final olur. Çünkü dediğim gibi yakışmaz bu son Aylin'e.
    Hepinize iyi geceler ve iyi forumlar...:img-wink:

  3. #713
    Durum:
    Çevrimdışı
    Hakikatehli - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Cezalı Üye
    Üyelik tarihi
    29.04.2012
    Mesajlar
    263
    Konular
    0
    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Alıntı lcd Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Unutmadan..

    Bugün paylaşılan(Konuşmalı sitede YÇA'nınkinde) fotoğraflarda mahalle sakinlerinin hastahaneye geldiği görülebilir. Aylin için neden gelsinler bunlar? Yani doğumda beklemeye gelmezler değil mi? Aylin de var orada, Ali görünmüyor. Şok şok şok, ilk kim gidici acep?
    Ali Kaptan İçin Oradadır Mahalleli... Tabi Aylin Doğum Sırasında Ölecekse Aylin İçinde Gelmiş Olabilirler Ama Bence Ali Kaptan İçin Oradadırlar Diye Tahmin Ediyorum...

  4. #714
    Durum:
    Çevrimdışı
    randomwalk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    26.05.2006
    Yer
    sakin
    Mesajlar
    718
    Konular
    1
    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Günaydın

    İşte Ali Kaptan'ın hazin sonu

    Ekran ömrünün 3 yıl olması planlanan "Öyle Bir Geçer Zaman Ki"nin sezon finalinin görüntüleri ortaya çıktı.

    İlk bölümlerinde uzun deniz yolculuğundan dönen dizinin Ali Kaptan'ı Erkan Petekkaya'nın sonu yine denizde bitecek. Yeni sezonda Dila Hanım dizisinde rol alacak olan Petekkaya'nın kıyafetleri denizden çıkarılacak.

    http://magazin.milliyet.com.tr/iste-...48/default.htm

    Alıntı Hakikatehli Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ali Kaptan İçin Oradadır Mahalleli... Tabi Aylin Doğum Sırasında Ölecekse Aylin İçinde Gelmiş Olabilirler Ama Bence Ali Kaptan İçin Oradadırlar Diye Tahmin Ediyorum...
    Üstteki habere göre Ali Kaptan'ın kendisi bulunacak mı sorusu da var artık. Ben Ali Kaptan'ın ölümü veya Aylin'in fenalaşması ihtimalleri şeklinde düşünmüştüm.Dünkü çekimler en son sahneye aitse Aylin de uygun bu hale. Salı günü son yarım saat özellikle dram dram dram kurgusuyla ne getirecek bakalım.
    Spoiler İçermektedir

    Fragman Süleyman sonrası AS ile başlayıp, denize açılmış Ali Kaptan'la bitiyor..Hasefe Hanım da AS'den hemen sonra endişeli haliyle sahnede yerini alıyor.Seneye olmayacak karakterler bu sahnelerde gizli gibi. Ha bir de Nihal var.Ölmeyecek, oyuncu değişecek deniliyor ona gerçi.

  5. #715
    Durum:
    Çevrimdışı
    eliffpolattt - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yardımcı Yönetmen
    Üyelik tarihi
    04.10.2006
    Yer
    Ulan İstanbul
    Mesajlar
    2,236
    Konular
    0
    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Nihal ölmeyecek sanırım kazandığı parayla yüz estetiği yaptıracak bence ..
    Belalıları da peşindeymiş ..
    3.sezon izini kaybettirmiş başka bir yüzle senaryoya dahil olacak çokta iyi olacak Türkü ve Aras uyumu berbat çünkü..
    Bir de malum geceden de bir çocukları olur kesin bu dizinin olmazsa olmazı bu :)

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Öyle Bir Geçer Zaman Ki - Bölüm Yorumları (32)
    By ipekaziz in forum Öyle Bir Geçer Zaman Ki
    Cevaplar: 996
    Son Mesaj: 13-10-12, 13:37:48
  2. Öyle Bir Geçer Zaman Ki - Bölüm Yorumları (22)
    By GFBusra in forum Öyle Bir Geçer Zaman Ki
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 25-11-11, 09:21:08
  3. Öyle Bir Geçer Zaman Ki - Bölüm Yorumları (15)
    By ipekaziz in forum Öyle Bir Geçer Zaman Ki
    Cevaplar: 994
    Son Mesaj: 18-05-11, 09:10:34
  4. Öyle Bir Geçer Zaman Ki - Bölüm Yorumları (12)
    By GFBusra in forum Öyle Bir Geçer Zaman Ki
    Cevaplar: 996
    Son Mesaj: 13-04-11, 23:46:38
  5. Öyle Bir Geçer Zaman Ki - Bölüm Yorumları (4)
    By GFBusra in forum Öyle Bir Geçer Zaman Ki
    Cevaplar: 998
    Son Mesaj: 10-11-10, 12:57:26

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

vdcasino
vdcasino
vdcasino
betexper
fragmanlar
Yuregininsesi
juul
One Hit Wonder
grandpashapet
grandpashapet
eta saat
bahis forum
ilbet
bahis siteleri
güvenilir casino siteleri
canlı bahis siteleri
vdcasino giriş
Mobil Ödeme bahis
meritroyalbet
güvenilir casino siteleri
deneme bonusu
grandpashabet
casino siteleri
canlı rulet
bahis
deneme bonusu
vdcasino
ilbet giriş
ilbet
maltcasino giriş
cratosslot giriş