Yusuf Atılgan’ın kült romanı Anayurt Oteli’nden uyarlanarak Talimhane Tiyatrosu tarafından sahneye konan oyun.

Zebercet’in doğduğu ve Ankara treni ile gelen kadının kaldığı odada geçen oyun, tek perde ve 105 dakika sürüyor. Oyunun tek mekanda geçmesi eserdeki kasveti hissettiriyor. Sade dekor ve ışık yönetimi de bu kasveti vurguluyor.

Macit Koper ile aklımıza kazınmış olan Zebercet rolünde Halil Babür zor bir işin altından başarıyla kalkmış doğrusu. Tabi Firuze Engin kitaptan uyarladığını belirttiği için öncelikle film kıyaslamasını aradan çıkartmak gerek. Genel seyirde kitaba sadık, hemen hemen tüm kilit noktalara değinen bir uyarlama olmuş. Aynı zamanda bir ikilem yaratıyor. Şöyle ki uyarlama olarak düşünmezsek çarpıcı bir iş. Eserle karşılaştırıldığında ise daha çarpıcı bir yön çıkıyor ortaya. Kitapta beyninin dehlizlerinde dolandığımız Zebercet’in sesini duymak başlarda garip geliyor. Dahası kendini anlattıkça neredeyse sempati duyulabilecek birine dönüşüyor. Bu da şunu düşündürüyor; içe kapanıklıktan öte dünyaya kapalı olarak algıladığımız Zebercet aslında gerçekten de o kadar kapalı mıydı? Kitapta düşünceleri aracılığıyla iletişim kurduğumuz Zebercet, çok daha karanlık ve çok daha donuk geliyor. Fakat sahnedeki Zebercet o derece iç karartmıyor sanki. Bununla birlikte özellikle kestaneci ve kedi sahnelerindeki gerilim iyi işlenmiş. Acaba oyun tüm karakterlerin ayrı oyuncularla canlandırıldığı bir kadro ile sahnelenseydi ve biz yine Zebercet’in sadece iç sesini duysaydık, bu kadar canlı bu kadar samimi gelir miydi? Ya da kitap bilinç akışı tekniği yerine diyalog ile yazılmış olsaydı Zebercet bize bu kadar içe kapanık gelir miydi? Zebercet, Türk Edebiyatının en zihin kurcalayan karakterlerinden biriydi. Görünen o ki sahne yorumu da zihin kurcalamaya devam edecek. Yusuf Atılgan kesinlikle zamansız bir anti kahraman yaratmış. Sevemiyorsunuz, onaylamıyorsunuz ama okumaktan/izlemekten geri duramıyorsunuz. Çünkü, “dayanılacak gibi değil bu özgürlük.”