Sayfa 4/4 İlkİlk 1234
19 sonuçtan 16 ile 19 arası

Konu: Samanyolu - Bölüm Yorumları

  1. #16
    Durum:
    Çevrimdışı
    yesilcamkolik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetmen
    Üyelik tarihi
    20.05.2007
    Yer
    Yesilcam
    Mesajlar
    3,817
    Konular
    49
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Alıntı Freddy Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bir de orijinali bildiğim kadarıyla 4-5 bölüm zaten trt'nin o dönem dizileri 6-7 bölüm olarak çekildiği için bu diziyi nasıl uzatacaklar çok merak ediyorum :) O dönem 120 dk'lık türk filmleri çekildiği için diziler de bu mantıkla çekiliyordu ve en fazla mantıklı olarak o kadar uzatılabiliyordu Yanlış mı düşünüyorum :)
    evet cok dogru diyorsun... gereksiz yere uzatiyorlar her diziyi... eskiden trt romandan uyarlanan dizilerini neredeyse bire birer romandan alinti yaparak filme alirdi... simdiki diziler hikayenin tilsimini bozuyor... yeni diziler arasindada severek izlediklerim var ama eski diziler simdiklerin kalitesinde cekilmemis olsada hala özelligini koruyor...

  2. #17
    Durum:
    Çevrimdışı
    gizemlı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    01.04.2009
    Yer
    Balıkesir
    Mesajlar
    107
    Konular
    0
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Talking

    bende zannettim atvdeki samanyolu eski dizlere alınmışşş..wallahi ödüm kopptuuuuu..:img-tomat.kaldırıldı zannettim..inşallah aklıma gelen şey olmaz gene töbe töbe...:img-hyste:img-hyste:img-hyste

  3. #18
    Freddy
    Freddy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    Özcan Deniz’den Tolga Savacı Olursa, Vildan Atasever’den de Nicole Kidman Olur Elbet!
    Kasım 11th, 2009



    1980ler, çocukluğu o yıllara denk düşenler için güzel yıllardı. Tek kanallı bir televizyonda ertesi sabah okula gittiğinizde birşeyi kaçırmış olmanız için; ya memleket televizyonlarının birgün çok çok çok artacağını ama “topunu” toplasanız tek bir kanal edemeyecek kadar boşalacağını ve zıvanadan çıkacağını, bunun akabinde “medeni memleketlerdeki gibi” bizim için de günün birinde aptal kutusu haline döneşeceğini öngörecek kadar dahi ya da salak olmanız gerekirdi…

    Dizi alışkanlığımız TRT dizilerinden gelse de, güzelim TRT’nin güzel ve yalnız yıllarında “kafa memur olduğundan” bir diziyi 7-8 bölümde bitirmek yerine, Recebümüzün “ucu nereye giderse gitsin” höykürüsü misali 4-5 sene uzatmak gibi bir çakallık yoktu.

    Kim derdi ki altı üstü giriş-gelişme ve sonuçtan ibaret öyküler, hikayeler giriş- gelişme-gelişme-gelişme- hala gelişme- en nihayet sonuç gibi bir hale gelecek, en basitinden Yaprak Dökümü tastamam bir buçuk senedir final yapıyor. Henüz finale ermedi. Oysa ki; TRT’nin “koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi derler” misali kendi kafasına göre takıldığı yıllarda çektiği Yaprak Dökümü, topu topu 7 bölüm sürmüştür. Şimdi internet ortamında vatandaş Osman Efendi ve sabahtan akşama izdivaç izlemekten beyni sulanmış şabalak karısı “Necla’ya ne olacak çok heyecanlıyım” diye beklemektense **********’den çatır çatır indiriyor o bölümleri. Neye heyecanlanıyorsa??? Hayatında heyecan yok, vara yoğa heyecan arıyor… Hatta korsan da olsa kitabını alıyorlar. Eh, bi yandan da güzel tabi. Suyunu çıkarmadan nasıl dizi oluyormuş onu görmüş olurlar. Bir de asıl metin ne diyor, uyanıklık içerse de güzel yine…

    Tabii o yılların bakış açısı ile bugünkü aynı değil. Karamurat’ların çekildiği dönem İstanbul’un Konstantinopolis yılları olmasına rağmen nasıl kaleler falan gecekondu misali enkaz gibi arz- endam etmekteyse, Karamuratımızın bayrak diktiği surlar da aynı şekilde enkaz görünümündedir o filmlerde. Zira dönem filmi deyince bizim aklımıza geliveren ve yapıp edeceğimiz sadece işte oyuncuların giysilerini, kaşlarını gözlerini donlarını falan o döneme uyarlamaktan ibarettir. 1980′de harabe olan kaleler, 1400′lerde de harabeymiş demek ki. Muzipçe sormak isterim kaşlarımın birini yukarı kaldıraraktan “ulan biz bu harabeden kaleleri fethetmek için mi o kadar şehit verdik, kelle aldık, can verdik kan döktük???”

    Ama yoktu işte o zaman da paramız pulumuz. Para anca yetiyordu işte. Cüneyt Arkın’ın figüran kullanmamasını alkışlıyor vatandaş ama belki de figüran kullanmaması bir seçimden değil de mecburiyetten kaynaklanıyordu, kimbilir… “Görsel efekt vardı da biz yapmadık mı” derler adama. Ama olmaması da isabettir zira Cüneyt abimiz hele şu zamanda o filmleri çekiyor olsaydı, Allah muhafaza, Matrix’te Neo’nun kurşunlardan kaçması misali oktan, mızraktan falan kaçma olayını canlandırıyor olurdu ki sinema endüstrisi bu sahneyi kaldıramazdı.

    İşte o dizilerin suyunun çıkarılmadığı dönemde yanlış hatırlamıyorsam yine böyle 6-7 bölümlük bir “Samanyolu” dizisi vardı TRT’nin. O dönem gençliğinin ve ilk gençliğinin “Tolga Savacı gibi olmak” gibi bir hedefinin olmasına neden olmuştur ilk başta. Onun gibi giyinen, onun kadar edebi konuşan, saçlarını onun gibi yaptıran, aşırı duygulu-aşırı romantik, yani bugün olsa bizim komodinci tayfası gibi 3 sap beraber sinemaya gittikleri dikkate alınacak olursa “kız gibi” bir Tolga Savacı… Ama her erkeğin reddedilmişliğine de, erkeğin gerekçesi olan bir abimizdi. “Tabii, Tolga Savacı gibi değiliz biz di mi” diye ağlak ağlak dolanırdık o dönemde de. Sonradan o döneme “Elizabeth” dönemi demeye başladılar ama o “mıntıkaya” şu an girmeye gerek görmüyorum…

    Tolga Savacı’nın karşısında Aydan Şener vardı “Samanyolu”nda… Hakan Peker ya da Lost’taki Sürmeli Riçırt misali yaşlanmazlığın bir formülünü bulmuş da kimseciklere zırnık koklatmamış gibi bir kadın. Arada sırada televizyonda gördüğümde Samanyolu’nda ya da Çalıkuşu’nda gördüğüm Aydan Şener’den en çok bir 6 ay yaşlanmış gibi geliyor bana… O kadar güzel, hala güzel bir kadın.

    “Tolga Savacı romantizminde olmak” erkekler arasında ziyadesiyle yaygınlaşsa da, Aydan Şener’e öykünen, özenen bir kız tanımadım o dönemde. Bu biraz da kadın kısmısının, erkek cinsinden farkını da ortaya koyar. Erkeklerin dünyasında erkek ancak rakiptir ama kadınların dünyasında kadın hem rakip hem de düşmandır.

    - Kadınlar çekemiyordu diyosun yani?

    Evet, çekemiyordu. Kadınların dünyasıdır, bilemem ben… Ama şurası var ki bir kadının yanında bir başka kadın için “güzel” demek, acı, keder ve gözyaşı dolu günler demektir. Sadece ve sadece güçlülerin ayakta kalabileceği Serengeti ormanında hiçbir kadın, bir başka kadının gölgesini doğal hakimiyet alanında istemez.

    Araya reklam almış gibi olacağım ama; makarnayı bana sevdiren kadındır kendisi. İzlediği dizilerde beynine “mıh” gibi bu kadını çakan ve de kazıyan bir gençlik için, o dizinin başında sonunda ortasında gözüktüğü reklamlarda “Oba Oba Nefis Makarnaaa…” diye mutfakta makarna pişiren bir kadının pişirdiği şey, annesinden çok değil üç beş ay emdiği süt kadar kalıcı tesirler bırakır insan doğasında. Demek ki mutfakta kedi neyim pişirmiş olsa satanistin önde gideni olabilirdim şu yaşta. O kadar etkiliymiş üzerimde yani… Gene de siyahı bir başka severim… Üzerimdeki takım bile siyah, gömlek ayakkabı çorap siyah. Yoksa??? Hayır, kedileri severim… Sanırım…

    Bizim dönemin ve bir önceki neslin “Sevtap Parman”ı kafasına “mıh” gibi kazıdığı şekil değildir bu tabi, yani “Bayan Popo” romantizminden Adana-Edirne uzaklığında bir duygusal bağlanmışlıktır, oynadıkları rollerden kaynaklanan bir bağlanma. Çalıkuşu’nda ağladıkça bizim gözümüzden yaş gelmesi bundandır. Belene’de Bulgar faşizminden kaçarken kendi özgürlüğümüze koşuyormuşçasına hissederek gururlanmamız bundandır. Samanyolu’nda da onun karşısında imkansız aşka düşen bizmişiz gibi yanmışlığımız bundandır.

    Samanyolu’ndaki imkansız aşk, birbirlerine aşık iki gencin aynı zamanda akraba olmalarından kaynaklanır. Bugün olsa “hööööööt!” dedirten bir senaryodur yani. Bihter’in “Behlül’le aramızda valla billa yastık vardı” demesi Aşk-ı Memnu’yu RTÜK gazabından ne derece korur bilinmez ama “Şakira klibinde fazla sallıyo” diyen adamlar için senaryonun mürekkebi kurumadan kışlık odunlar arasına gönderilmesine neden olabilirdi. Altın Makas yıllarının TRT’si bile bugün yaşadığımız şu ortamdan çok daha medeni, çok daha akılcı tepkilerin dönemiymiş, varın siz düşünün gerisini…

    İşte bu Samanyolu’nun özgün hikayesinin yeniden çekildiğini öğrenince; bugün “Bizim Çalık”ın ATV’sinde dönen tanıtımlarını da görünce “nası yani???” dedim kendi kendime. İnternette gezerken “Şok şok şok…. Filaş… Filaş… Filaş… Özcan’ın tanıtımı çakma çıktı” haberlerini okuyunca emin oldum. “Our boys, öhö, our Çalik has done it”… Hem de böyle bir hikayeyi ziyan etmeden???

    Ama çakma olayı açısından…. Tanıtımı televizyonda izlediğimde huylanmıştım önce. Bizim dizicilerin hayallerinin de ötesinde bir Hollywood havası seziliyordu tanıtımda.

    - Bizim diziciler derken?

    Elin Hollywoodlusu daha evvel yapılmamışı, denenmemişi deneyip sınırları zorlamak isterken, bizim diziciler genelde denenmiş, sınanmış ve sonuçları elde edilmiş projeler üzerine yoğunlaşır. Bir ara Asmalı Konak türevleri vardı. Sonra ağa dizileri…. Şu aralar da en çok ne iş yaptığı ve hangi işi yaparak zengin olduğu belli olmayan holding patronlarının lüks malikanelerinde uşağın hizmetçiye, hizmetçinin bahçivana, sonra herkesin bahçivana doğru meylettiği diziler revaçta. Behlül’le Bihter çok tutuluyor. Ayda bir falan bakıyorum, birşey farkemiyor kaldığın yerden devam, 2 senedir senaryoda hiçbir katkı yok. Bihter Behlül’e aşık, Behlül Bihter’e tutsak. Ama “amcamıııın aşkısıııııın” modunda ve halen basılmadılar. Bizim milletin Adnan Beyin olay ortaya çıktığında içine düşeceği psikolojik ve sosyal durumu merak ettiği için izlediğini sanmıyorum. Reytinglere bakılırsa Bihter ve Behlül’ün araya yastık koyup koymadıkları ile daha ilgililer gibi… Adnan’ın en az 1-2 sene daha onları basacağını sanmıyorum. Zira bastığı an, senaristinin yönetmeninin yapacağı şey “the end” yazısını hazırlamak olur bu versiyonda. Basıldığın an bitersin. Her anlamda… (!) TRT’nin 7 bölümde sonuçlandırdığı olayı 77 bölüme taşıdıklarına göre olay Bihter’le Behlül’ün yastıklı ya da yastıksız “olayı” değil demek ki. Belki basılınca Adnan bey ve Behlül arası bir “olay” olabilir ki bu noktada Hoca Necmettin misali “yastıklı mı olacak, yastıksız mı olacak” şeklinde soruyorum. Hoş, o durumda yastıklı da olsa yastıksız da olsa “olay” bitmiştir. (!)

    Ama Lost’u Lost yapan sadece dizinin senaryosu, yapımcının cebindeki sipaliler ve de oyuncu kadrosu değil aynı zamanda dizinin arkasında duran ABC gibi bir kanaldır. Adamların sadece adadan kurtulması tastamam 2 sene sürdü, ilk bölümün maliyeti tastamam 12 milyon dolar! İlk bölümde diziye serpiştirilen bulmacaların çözülmesi 5 sene sürdü. 5 sene süren dizimizi bırakın senaryomuz yetmez bizim. İlk 2-3 bölümde reytingi şaklattın şaklattın sonradan Behlül’ü konaktan değil, Mısır Piramitlerinden çıkarmış olsan tırışka. Diziyi öyle bir şutlarlar ki top Ali Sami Yen’den Kadıköy’e dek gider, gol olur.




    kaynak:komodin

  4. #19
    Freddy
    Freddy - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

    Standart

    ben 4 bölümün tamamını izledim ama sonunu anlamadım zülal'e ne oldu yaşıyor mu öldü mü Nejat'ın gördüğü hayal miydi?

Sayfa 4/4 İlkİlk 1234

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.6.1 © 2011, Crawlability, Inc.