5 sonuçtan 1 ile 5 arası

Konu: Şeref Meselesi - Senaryolar

  1. #1
    Durum:
    Çevrimdışı
    NATY&FACU - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emektar
    Üyelik tarihi
    01.08.2006
    Yer
    M. KEMAL ATATÜRK
    Mesajlar
    57,786
    Konular
    762
    Verdiği Beğeni
    110

    Aldığı Beğeni: 40

    Bahsedilme
    27 Mesaj

    Standart Şeref Meselesi - Senaryolar

    Dizi ile ilgili senaryolarınızı (forum kurallarına uygun bir şekilde) bu başlıkta paylaşabilirsiniz.

  2. #2
    Durum:
    Çevrimdışı
    Burcu_Aksu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    09.06.2008
    Yer
    Bende bilmiyorum (=
    Mesajlar
    623
    Konular
    0
    Verdiği Beğeni
    1

    Aldığı Beğeni: 12

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Hiçbir şey göründüğü gibi değildir - 1.bölüm

    İlk senaryo benden :)
    Umarım beğenirsiniz.
    İyi okumalar

    HİÇBİR ŞEY GÖRÜNDÜĞÜ GİBİ DEĞİLDİR

    Kübra Emir'in arabaya binmesini hüzünle izledi.
    Evde bir kaç kere söylemiş olmasına rağmen "Dikkatli git" demekten kendini alamadı. Emir gülerek başını salladı.
    "Tamam anne."
    Kübra kızgınca kollarını birbirine doladı.
    "İyi Emir hiçbir şey söylemiyorum artık. Git hadi."
    Emir Kübra'nın ciddi olmadığını bal gibi de biliyordu.
    Arabayı sürmeye başladığında Kübra'nın arkasından su dökmesini gülerek izledi.
    Kübra bomboş eve tekrar girdiğinde yalnız hissetti kendini. Yalnız ve soğukta kalmış gibi. Elif hala uyuyordu. Bu yüzden Emir doğru düzgün öpüp vedalaşamamıştı bile küçük tavşanıyla. Kübra Emir'in çocuksu huysuzluğunu hatırlayınca gülümsedi. Elif'in kendini yolcu etmek yerine uyumasını yalancı bir kızgınlıkla şikayet etmiş ve bu yüzden işlerinin rast gitmeyeceğini söylemişti.
    Yüzünde gülümsemeyle gidip kızını kontrol etti. Hala mışıl mışıl uyuduğunu görünce telsizi yanına alıp mutfağa indi. Kahvaltı masası hala duruyordu ve fazla bir şey yememiş olmasına rağmen hiç iştahı yoktu. Kahvaltılıkları dolaba kaldırırken tüm yaşadıklarını aklında tekrar canlandırdı genç kadın. Kılıç ailesinin mahalleye ilk geldiği günü, birlikte yedikleri akşam yemeğini, Yiğit'i gördüğünde kalbinin nasıl delice çarptığını, Yiğit’in onunla yakınlaşmasını, her söylediği kalbine dokunan o sözleri, dans etmeleri...
    İlk başlarda gülümseyerek hatırladığı anılar çirkinleştikçe gülümsemesi de silindi. Yiğit'in onu ortada bırakması, sanki kötü huylu bir urmuş da ondan bir an önce kurtulmaları gerekiyormuş gibi bebeğini zorla aldırmasını istemesi... O zamanlar Yiğit'in sadece baba olmaktan, bir aile olmaktan korktuğu için Elif'i istemediğini düşünmüştü ama gerçek aslında sandığından çok farklıydı. Kübra bir kere daha kendi aptallığına kızarken iyice bunaldığını hissetti. Başını iki yana şiddetle sallayıp düşünmeyi bıraktı.
    İşlerini bitirip kızının yanına çıktığında Elif'in uyanmış, yattığı yerden boncuk boncuk etrafına bakındığını gördü. Kübra küçük mucizesini görünce her şeyi unuttu. Kucağına aldığı kızını öpücüklere boğarken yaşadıkları ne kadar ağır olursa olsun sonunda ona Elif'i getirdiği için kaderine şükretti.

    Aradan henüz iki saat geçmişti ki zilin sesi duyuldu. Kübra Elif kucağında aşağı inip kapıyı açtığında Yiğit'i görünce oldukça şaşırmıştı ama asıl şaşkınlığı Yiğit'in Elif'i görünce bir anda kocaman gülümseyip hevesle kucağına alıp öpmesiyle yaşadı.
    "Kızım, sen babayı karşılamaya mı geldin? Özledin mi sen beni? Ben de seni çok özledim." Ve şefkatli birkaç öpücük daha.
    Evet Yiğit son zamanlarda Elif'i kabullenmiş ve şaşırtıcı derecede babalığı benimsemiş gibi görünüyordu. Öyle ki her boş vaktini kızını görmek için kullanıyordu. Yiğit kendilerini izleyen Kübra'ya belli belirsiz gülümsedi.
    "Nasılsın?"
    Kübra bir anlık şaşkınlığın ardından kendini toparlayıp cevap verdi.
    "İyiyim sağ ol. Sen?"
    "Kızımı deli gibi özlemek dışında iyiyim."
    Kübra bu cevaba gülümsemeden edemedi.
    "Emir yok mu?"
    "Ankara'ya gitti. Halletmesi gereken işler varmış."
    "Anladım."
    Bir kaç saniyelik sessizliğin ardından Yiğit Kübra'ya baktı.
    "Ben de kızımı biraz kaçırayım diyecektim ama sen yalnız olduğuna göre izin vermezsin sanırım."
    "Neden izin vermeyeyim? Bir kaç saat idare ederim artık."
    Yiğit'in anlam veremediği bakışlarını görünce merakla sordu.
    "Ne oldu?"
    "Aslında... Şey yapsak... Sen de gel bizimle. Çünkü... Birkaç saat sürmeyebilir.”
    "Neden? Elif'i Avustralya'ya kanguruları göstermeye mi götüreceksin Yiğit?"
    Yiğit güldü.
    "Güzel fikir aslında. Ama hayır ondan değil."
    "Neden o zaman?"
    "Hadi hazırlanın siz."
    "Yiğit..."
    "Hadi Kübra. Ben arabada bekliyorum sizi."
    Kübra Yiğit'in bir şeyler karıştırdığından emindi. Ama emin olduğu bir şey daha vardı, o da Yiğit'in oldukça inatçı olduğuydu. On beş dakika sonra hazırlanıp aşağı indi kızıyla. Yiğit onları görünce hemen inip Elif'i kucağına aldı. Kızını öpücüklere boğarak arabaya yerleştirip kemerini de iyice taktığına emin olduktan sonra Kübra'nın da binmesini bekleyip direksiyona geçti.
    Kübra parka gideceklerini düşünmüştü ama yolun normalden daha uzun sürmesi ve hiç tanımadığı yerlerden geçtiklerini fark etmesi merakını iyice arttırdı.
    "Yiğit nereye gidiyoruz? Burası neresi?"
    Yiğit yaptığı yaramazlığı itiraf etmeye hazırlanan bir çocuk kadar masum bir bakış attı Kübra'ya.
    "Sana nereye gittiğimizi söyleyeceğim ama kızmayacaksın?"
    Kübra'nın merakına tedirginlik de eklenirken kızgın bir şekilde cevapladı genç adamı.
    "Söz veremem. Kızacağım bir şeyse -ki tepkine bakılırsa öyle- kesinlikle kızarım Yiğit. Gerçi... Kızsam ne olacak? Sen yine bildiğini okuyacaksın nasılsa."
    Yiğit Kübra'nın kendini bu kadar iyi tanımasına gülümsemeden edemedi.
    "Biz... Bir çiftlik evine gidiyoruz. Hakkı Bey ile eşi beni davet ettiler. Ve sıkı sıkı Elif'i de götürmemi tembihlediler."
    Eğer gözlerinden ateş fışkırmak deyimi mecaz değil de gerçek olsaydı hiç şüphesiz Kübra şu an bunu yapıyor olurdu.
    "Sen bizi patronunun çiftlik evine mi götürüyorsun? Hani şu mafya olan?"
    "Bu kadar ön yargılı olma. Hakkı Bey'le eşi Elif'e bayıldı. Görmek istediler. Hayır mı deseydim?"
    Kübra Yiğit'in rahatlığına inanamıyor ama asıl inanamadığı Yiğit'in kızını daha önce de onlara götürmüş olmasıyken sinirle Yiğit'in koltuğuna vurdu.
    "Sen Elif'i daha önce de mi götürdün?"
    "Ne yapsaydım? Otelde mi bıraksaydım kızımı?"
    Kübra daha fazlası mümkünmüş gibi sinirinin gitgide arttığını hissediyordu.
    "Mafya adamlarının içine sokacağına bana getirebilirdin. Annesine."
    "Neyse ne. İşim uzun değildi, sana getirseydim de sen bir daha geri vermezdin ve benim kızımdan ayrılmaya hiç niyetim yoktu. Artık uzatmasak."
    Kübra koltuğuna yaslanıp sakinleşmek adına derin nefesler almaya çalıştı. Aslında Yiğit'i paralamak daha iyi bir yol gibi geliyordu Kübra'ya. Özellikle de Yiğit araba sürerken ve ona karşılık veremeyecekken... Ama yoldayken şoföre zarar vermenin kötü sonuçlar doğuracağını da gayet iyi biliyordu.
    Aklındaki cani düşüncelere son vermek ve sakinleşmek adına kızına döndü. Elif yanlarından geçtikçe değişen manzaraya ne olduğunu anlamaya çalışır gibi bakıyordu. Kübra onun bu şaşkın ama tapılası hallerine gülümsemeden edemedi. Kalan yol boyunca kızıyla ilgilenmek dışında bir şey yapmadı.

    Nihayet çiftlik evine vardıklarında Kübra bahçeyi dolduran adamlara şaşkınlıkla baktı. En az yirmi kişi vardı. Hepsi takım elbiseli bir şekilde hazır bekliyordu ve her an bir şey olabilirmiş gibi tetikteydiler. Kübra etrafını keşfetmekle meşgulken Yiğit kızının kemerini açıp kucağına aldı. Arabadan çıktıklarında ağzı kulaklarında gülümseyerek yanlarına gelen kadın Elif'i Yiğit'in kucağından kapıp öpücüklere boğdu.
    "Aman kuzum sen mi geldin? Diğer kuzuları sevmeye mi geldin? Burada senin gibi bebek atlar var, bebek koyunlar var. Hepsini gösteririm ben sana. Aman da gözlerini yerim senin."
    "Yahu kadın rahat bıraksana çocuğu. Neye uğradığını şaşırdı. Nasıl bakıyor baksana." diye keyifle güldü Hakkı.
    Elif bebek gerçekten de gözlerini kocaman açmış şaşkın şaşkın karşısındaki kadına bakıyordu.
    Yiğit kendinden biraz geride duran Kübra’yı omzundan tutarak yanına yaklaştırdı.
    "Hakkı Bey, Peri Hanım sizi Kübra ile tanıştırayım. Kızımın annesi."
    Kübra bu tanıştırma şekliyle eli ayağı birbirine dolaşırken titreyen elini karşısındaki adama uzattı.
    "Memnun oldum."
    Hakkı oldukça samimi bir şekilde gülümseyerek uzatılan eli sıktı.
    "Hoş geldin kızım. Ben de bu Elif bebek neden bu kadar sevimli diyordum? Anasına çekmiş, ondanmış."
    "Babasının neyi var Hakkı Bey?" diye yalancı bir alınganlıkla sordu Yiğit.
    "Oralara girmeyelim uzun mevzu" dedi babacan bir tavırla Hakkı.
    Kübra bir mafya babasının bu kadar sevecen olmasını hayretle karşılamıştı. Bu sırada nihayet Elif ile hasret giderebilmiş gibi görünen Peri yanlarına yaklaştı.
    "Gelin kız hoş geldin."
    Kübra'nın bu sıfat için verecek bir kaç cevabı vardı elbette. Ama kendine saklayıp gülümsedi sadece. Kübra uzattığı ele uzaylı görmüş masum köylü gibi bakan kadınla bir süre bakıştıktan sonra Peri gülümseyip yanaklarından öptü. Sonra Yiğit'e dönüp gururla başını salladı.
    "Aferin bak dinlemişsin sözümü."
    Yiğit gülümseyerek cevap verirken Kübra da neler olduğunu çözmeye çalışıyordu.
    "Aslını isterseniz parka gideceğiz diye kandırıp getirdim. İkisini de."
    Peri içten ve sevimli bir kahkahayla karşılık verirken Kübra'nın kızgın bakışları Yiğit'le buluştu. Yiğit muzurca gülerek omzunu silkerken Kübra da gülümsemeden edemedi.
    Hakkı:
    "E hadi kaldık kapıda. Geçelim içeri."
    Eve girerlerken, Kübra Yiğit’in onu yönlendirmek için beline koyduğu eline baktı. Bakışlarını Yiğit’e çevirdiğinde onun gayet rahat bir tavırla kendine gülümsemesi, içinde bir yerleri kıpırdatmıştı. Kübra artık unuttuğunu düşündüğü hislerin kendini hatırlatmasından korksa da Yiğit’e gülümseyerek karşılık verdi. Saatlerden beri ilk kez, bugünün çabuk bitmesini diledi.

  3. #3
    Durum:
    Çevrimdışı
    Burcu_Aksu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    09.06.2008
    Yer
    Bende bilmiyorum (=
    Mesajlar
    623
    Konular
    0
    Verdiği Beğeni
    1

    Aldığı Beğeni: 12

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Yeni bölüm geldi. Aslında yeni ve son bölüm.
    Devamı gelir mi bilmiyorum.
    İyi okumalar :img-wink:

    2.BÖLÜM

    Arka tarafta bulunan geniş bir bahçeye çıktılar. Kocaman bir masa çeşit çeşit yemeklerle donatılmıştı ve hazır bir şekilde bekliyordu. Kahvaltıda fazla bir şey yemediği ve bir kaç saattir yolda olduğu için Kübra oldukça acıkmıştı.
    Neyse ki fazla uzatmadan masaya geçildi. Kübra daha önce hiç görmediği birçok yemek olduğunu fark etti. Büyük heyecanla kendilerine servis yapan Peri ne bulursa tabağına doldurmuştu.
    "Biraz bundan ye, bak bu bizim oralarda çok meşhurdur. Buna da bayılacaksın. Biraz da şundan koyayım. Kuzu eti sever misin? Seversin tabi... Kuzu eti sevilmez mi hiç?"
    Kübra kadına engel olmaya çalışsa da başarılı olamamıştı. Kocaman tabağına tıka basa doldurulan yemeklere şaşkınlıkla bakarken Hakkı karısına çıkışmadan edemedi.
    "Yahu rahat bıraksana kızı."
    "Yok, önemli değil" diyerek araya girdi Kübra. Kendisi yüzünden bu güler yüzlü kadının laf yemesini hiç istemiyordu ki zaten Peri de Hakkı'yı pek takar gibi değildi.
    "O anne. Hepimizden çok onun yemesi gerek. Karışma benim işime Hakkı."
    "Ne halin varsa gör.”
    Yiğit ile Hakkı kendi aralarında konuşmaya başlamıştı. Peri annesinin kucağındaki Elif'e çay kaşığıyla yemeklerin suyunun içirip bol bol öpücüklere boğuyordu küçük bebeği. Bir ara yediği yemeğin tadını acayip bulmuş olmalı ki Elif bebek suratını limon yemiş gibi ekşitmişti. Bu hali iki kadının kahkahalarla gülmesine neden olurken erkekler sohbetlerine ara verip onları izlemeye başladılar. Elif bebek aynı yemeğin suyundan ağzına bir kaşık daha verildiğinde bu sefer şiddetle titreyerek başını iki yana salladığında Yiğit araya girmeden edemedi.
    "Ne yapıyorsunuz siz kızıma öyle?"
    Peri:
    "Yemek yiyor babası. Ama bamyayı pek sevmedi galiba.”
    Yiğit:
    "Bamya mı? Iyk!"
    Kübra:
    "Bak bu huyu babasına çekmiş işte."
    Elif'e baktı.
    "Ah be annecim, benzeyecek başka şey bulamadın mı? Bamyayı çok severim ben. Keşke bana çekseydin."
    Peri:
    "Küçükken ben de sevmezdim. Sonra babam bana kızdı yemek ayrımı yapıyorum diye. Bir kazan bamyayı zorla yedirdi bana. Ondan sonra alıştım. Hatta sevdim."
    Kübra:
    "Bir kaşık daha mı versek? Belki Elif de alışır. Ben kızımın yemek ayrımı yapan bir çocuk olmasını istemiyorum."
    Peri yemeğin suyundan biraz alıp içirdiğinde Elif Bebek bu kez yüzünü buruşturmaktan başka ağzındakini de yutmayıp üstüne dökülmesine neden oldu. Kübra alelacele ağzını ve üstünü silerken "aman be kızım" diye söylenmeye başladı. Yiğit keyifle gülümsedi.
    "Aferin kızıma benim."
    Kübra Yiğit'e bakıp gözlerini devirdikten sonra Elif'in kulağına doğru eğilip "babası kılıklı" dedi. Kızdırmak için söylediği bu söz, aksine Yiğit'i oldukça keyiflendirmişti.

    Kübra Elif'i uyuttuktan sonra tekrar dışarı çıktı. Masa bu sefer de çay içmek için hazırlanmıştı ve çeşit çeşit kurabiyeler, kekler, börekler vardı. Kübra o kadar yemekten sonra bunları da yerse midesinin ne hale geleceğini düşünmeden edemedi. Peri ayakta dikilen Kübra'yı görünce kocaman gülümsedi.
    "Gel gelin kız. Sen gelmeden koymadım çayları."
    Kübra mahcup bir şekilde gülümsedi.
    "Beklemeseydiniz keşke. Başlasaydınız siz."
    "Valla sen gelmeden Peri ablan bize hiçbir şey vermedi." dedi Hakkı yalancı bir kızgınlıkla. Hakkı'nın karısını kızdırmayı sevdiğine dair bir izlenim edindi Kübra. 'Kim bilir belki de onların birbirlerini sevme şekli budur' diye düşündü. O çayları koyarken Peri de karışık tabak hazırlayıp erkeklere uzattı. Kübra çayları verip oturduktan sonra Peri’nin dikkatle eline baktığını fark etti. Parmağındaki yüzüğe bakıyordu. Sonra bakışları Yiğit'in parmaklarını şöyle bir gözledikten sonra tekrar Kübra'ya döndü. Kübra Peri’nin neyi merak ettiğinden oldukça emindi.
    “Biz evli değiliz.”
    Peri anlaşılmış olmanın verdiği mahcubiyetle bakışlarını kaçırdı. Ama içindeki meraklı kadına da dur diyemiyordu. Kendi aralarında sohbet eden Yiğit ile Hakkı’ya bakıp onların duymayacaklarından emin olduktan sonra çekinerek sordu.
    “E çocuk? Sarhoşken mi yaptınız?”
    Kübra belli belirsiz gülümsedi.
    "Öyle de denebilir. Yiğit intikam sarhoşuydu, bense aşk sarhoşuydum. Yiğit bencilliğinden yaptı ne yaptıysa... Bense salaklığımdan."
    "Estağfurullah kızım. O nasıl söz?"
    "Yo doğru... Yani aslına bakarsınız ikimiz de suçluyuz ama... Aptal olmak bencil olmaktan daha fazla acıtıyor insanın canını."
    Peri şefkatle sırtını sıvazlarken parmağındaki yüzüğe bakarak devam etti konuşmasına Kübra.
    "Emir... Yiğit'in kardeşi... Onunla evliyim ben. Bana sahip çıkmak için evlendi benimle."
    Peri sorduğuna soracağına pişman olmuştu. İçinden kendine kızarken yanındaki gözü dolmuş genç kadına gülümsedi yine de.
    “Kusuruma bakma güzel kızım. Ben öyle çenemi tutamam pek. Ama kötü bir niyetim yoktu gerçekten. Sadece meraktan…”
    “Biliyorum. Sakın kendinizi kötü hissetmeyin. İyi niyetinizden şüphem olsa bunları size söylemezdim zaten.”
    Peri rahatlayarak gülümsedi.
    “Anlayışın için sağ ol. (Kübra’nın elini ellerinin içine aldı) Bana bak… Bir derdin, sıkıntın olursa bana söyle tamam mı? Hakkı’nın başının etini yerim, her şeyi yaptırırım ben ona.”
    Kübra içten bir şekilde güldü.
    “Tamam, sağ olun.”
    “Hadi, çayını iç. Soğutma.”

    Hava kararmaya yüz tuttuğunda çiftlik evinden ayrılma vakti de gelmişti. Kübra her şey için Hakkı ile Peri’ye içten bir şekilde teşekkür etti. Peri Kübra’ya şefkatle sarılıp öptükten sonra elindeki küçük ajandayı ona uzattı.
    “Bak burada benim tariflerim var. İlk sayfaya numaramı da yazdım. Soracağın bir şey olursa ararsın, tamam mı?”
    Kübra:
    “Çok teşekkür ederim. En kısa zamanda deneyeceğim hepsini.”
    Hakkı:
    “Yine gelin.”
    Peri:
    “Evet, tekrar gelin. Ben şimdiden Elif’i özledim valla. Zaten uyudu, doğru düzgün sevemedim.”
    Hakkı:
    “Kucağından indirmedin, daha ne kadar seveceksin? Sayende beş dakika sevemedim çocuğu.”
    Peri:
    “Bir daha ki sefere de sen seversin.”
    Ve dönüp Kübra’ya göz kırptığında genç kadın Peri’nin bir dahaki seferde de Elif’i kucağından bırakmaya niyeti olmadığını anlayarak gülümsedi.

    Yarım saatlik bir yolculuğun ardından bir benzin istasyonunda durdular. Arabaya benzin doldurduktan sonra içerideki küçük kafeteryaya girdiler. İkisi de resmen yemek işkencesine maruz kalmışlardı ve Yiğit’in birer bardak çay içme teklifini itirazsız kabul etti Kübra. Çaylarını içerlerken Elif Bebek de etrafını izlemekle meşguldü. Uzayıp giden sessizlik Yiğit’in canını sıkmıştı.
    “E nasıl buldun Hakkı Bey ile eşini?” diyerek konuyu açtı.
    Kübra gülümsedi.
    “İtiraf etmeliyim ki hiç umduğum gibi çıkmadılar. Peri Abla’yı çok sevdim. Çok sevecen bir kadın.”
    Yiğit:
    “Evet, öyle.”
    Bu sırada Kübra’nın çalan telefonu yeni başlamış sohbetin bölünmesine neden oldu. Kübra’nın ekrana bakınca afallaması Yiğit’in dikkatinden kaçmamıştı. Kübra tedirgin bir şekilde aramayı cevaplandırırken an be an onu izledi.
    “Alo? Efendim Emir… Hiç… Ne yapalım? Aynı şeyler işte… Yok, bir sorun yok. Sen ne yapıyorsun? Öyle mi? Bu gece gelirsin o zaman… Tamam… Dikkatli sür. Tamam, hadi iyi yolculuklar.”
    Kübra derin bir nefes alıp telefonu çantasına koyduktan sonra Yiğit’in bakışlarını üzerinde hissederek ona baktı. Haklıydı. Yiğit balık yutmuş kedi gibi sırıtarak bakıyordu.
    Kübra gözlerini devirmeden edemedi.
    “Hayırdır? Aklına komik bir şey mi geldi?”
    Yiğit’in sırıtışı daha da büyürken başını iki yana salladı.
    Yiğit:
    "Emir'e neden yalan söyledin?"
    Kübra:
    "Yalan söylemedim. Sadece gerçeği sakladım."
    Yiğit:
    "Ne farkı var ki?"
    Kübra:
    "Yalan söylemek gerçeği çarpıtmaktır. Gerçeği saklamak ise doğruyu söylememektir. Yanlış yönlendirmek değil."
    Yiğit alayla güldü.
    "Peki, o zaman neden gerçeği sakladın? "
    Kübra:
    "Buraya geldiğinde ona tüm bunları anlatacağım. Ama şimdi bizden uzaktayken olmaz."
    Yiğit:
    "Niye? Emir'in benim yanımda olmana kızmasından mı korkuyorsun?"
    "Hayır, senin kızınla ilgilendiğini duyarsa şaşkınlıktan direksiyon hâkimiyetini kaybedip kaza yapar diye korktum sadece." Diye sinirle söylendi Kübra.
    Yiğit güldü.
    "Akıllıca bir seçim."
    Kübra:
    "Biliyorum. Seninle yaşadığım salaklıklardan sonra oldukça akıllandım."
    Yiğit:
    "Pişman mısın peki?"
    Kübra afallayarak Yiğit'e baktı. Genç adam alacağı cevaptan oldukça emin görünüyordu ve bu emin görünüşün altında alay da vardı. Bu Kübra’nın içini acıttı. Ne olursa olsun Yiğit asla onun kadar acı çekmeyecekti. Bu onun zaferiydi, Kübra'nınsa mağlubiyeti. Ve Yiğit bunu çok iyi biliyordu. Kübra derin bir nefes aldı ve kendinden emin bir şekilde karşısında adama baktı.
    "Hayır, değilim."
    Yiğit'in 'biliyordum' der gibi gülümsemesinin ardından devam etti Kübra.
    "Ama keşke tüm bunları beni ve kızımı hak edecek biriyle yaşasaydım dediğim de olmadı değil."
    Kübra Yiğit'in aldığı cevap karşısında allak bullak olmasını an be an izlerken canının az önce, Yiğit onunla alaylı bir şekilde konuştuğundan daha çok acıdığını fark etti. İçinden ne kadar aptal olduğuna dair kendine hakaretler saydırırken Yiğit anında umursamaz bir hava takındı.
    "Ama artık çok geç değil mi? Hatalar da, sonucu da ortada." diyerek Elif'i gösterdi. Sonra bakışları kızında takılı kalırken gülümsedi ve kendi kendine konuşup gibi "Güzel bir sonuç" dedi. Kübra onu gayet iyi duymuştu ama hiç tepki vermedi. Yiğit'in bu dengesiz hallerine hiç alışamayacağını düşündü. Sonra uzun zamandır kendi beyninde dönüp duran bir gerçeği itiraf etti.
    Kübra:
    "Sana babamın beni başkasıyla evlendireceğini söylediğim günü hatırlıyor musun?"
    Yiğit lafın nereye geleceğini çok iyi biliyordu. Ama Kübra içindekileri dökmeliydi. Ona en azından bunu borçluydu. Başını salladı evet der gibi.
    Kübra:
    "Sana o zaman sorduğumda bana Sibel'e değil ama en azından başka birine aşık olduğunu söyleseydin... O masadan kalkamayacağımı bilsem bile Elif'i aldırırdım."
    Yiğit'in duyacağından emin olduğu itiraf bu değildi. Kübra'nın o gün ona başka birine aşık olup olmadığını sorduğunda yalan söylediği için kendine kızacağını düşünmüştü. Ama yaptığı itiraf Yiğit'in kendinden nefret etmesine neden olmuştu. Gözleri kızına kaydığında "Ya o gün içimden geçeni yapıp Kübra'ya Sibel'e aşık olduğumu söyleseydim?" diye düşündü. Evet delice istemişti bunu söylemeyi ama bilmediği bir nedenden ötürü kabul etmemişti gerçeği. Kübra'ya saçmalamamasını söylemişti. Onu asıl umutlandıran şeyin bu olduğunu Yiğit şimdi anlıyordu. Kendi de hatalar yapmıştı. En büyük hatası da intikamı için Kübra'yı kullanmak olmuştu. Böyle hissetse de kimseye söylememişti. Kendine bile itiraf etmemişti bu gerçeği.
    Çayları bittikten sonra yola çıktılar. Yolculuğun bundan sonrası sessizlikle geçti. Çünkü çiftlik evinde uyumuş olmasına rağmen Elif bebek sallanan arabaya ve değişip duran manzaraya daha fazla dayanamayıp tekrar uykuya dalmıştı. Çok geçmeden Kübra da bir eli koltukta diğer eli kızının minik ellerini arasına almış bir şekilde uyuyakalmıştı. Yiğit onun uyurken bile kızını yanından alıp götüreceklermiş gibi her an tetikte olmasına üzüntüyle baktı. Onu bu hale getiren kişiyi çok iyi biliyordu. Her sabah yüzünü yıkarken aynada gördüğü o soğuk adamdı. Kızını ondan çalıp, onu iyi bir anne olmamakla suçlamış, arabanın peşinden o sakat ayağıyla koşturmasına aldırmadan arkasında bırakıp gitmişti. Tüm bunları düşündükçe kendine olan kızgınlığı ve nefreti daha çok artıyordu Yiğit'in. Pişmanlık içini kemirip derin yaralar açıyordu. Öyle canı yanıyordu ki... Dolan gözlerini eliyle şöyle bir sildikten sonra derin bir nefes aldı. Yaşadığı her şey kendi seçimiydi. Bu nedenle çektiği bu acıyı da, vicdan azabını da hak etmişti. "Bundan sonra her şey farklı olacak" dedi içinden. Geçmişte yaptıklarını unutturamazdı ama telafi edebilirdi. Bundan sonra Kübra ve kızının yanında olacaktı. Her başları sıkıştığında, bir şeye ihtiyaçları olduğunda, kızını özlediğinde ve hatta canı sıkkın olduğunda bile kızının varlığıyla kendine gelecekti. Arka koltukta uyuyan ikiliye baktıktan sonra verdiği karardan memnun bir şekilde gülümsedi.

  4. #4
    Durum:
    Çevrimdışı
    Burcu_Aksu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    09.06.2008
    Yer
    Bende bilmiyorum (=
    Mesajlar
    623
    Konular
    0
    Verdiği Beğeni
    1

    Aldığı Beğeni: 12

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Bu senaryomda dizidekine göre değişiklikler var. Öncelikle Emir Kübra’ya aşık değil, onlar ölümüne kankalar
    Sibel ölmedi. Kübra ile hala araları bozuk.
    Kübra’nın intiharından bir süre sonrası. Pastanenin yeni açıldığı zamanlar sayılabilir.

    3.BÖLÜM

    Pastane o gün, diğer günlere nazaran daha kalabalıktı. Kübra ile Derya müşterilere yetişmeye çalışırken bir yandan da birbirlerine heyecanla gülümsüyorlardı. Bu pastaneyi büyük umutlarla ve elbette büyük bir kaygıyla açmışlardı. Ama işlek bir yol üzerinde olması işlerini oldukça kolaylaştırıyordu. Akşama doğru –nihayet- müşteriler azaldığında Derya masalardan birini silen Kübra’nın yanına geldi.
    “Canım, biten malzemeler var. Hazır ortalık durulmuşken ben onları alıp geleyim.”
    Kübra:
    “Tek başına taşıyabilecek misin? Akşam çıkışta birlikte gidelim istersen. Eksik çoktu çünkü. Az olan şeyler de var.”
    Derya arkadaşının saflığına güldü.
    “Tek gideceğimi kim söyledi? Selim ile Ender’i aradım. Onlar yardım edecek. Ben elimi bile sürmeyeceğim ki.”
    Kübra da güldü bunun üzerine.
    “Tamam, o zaman.”
    Derya pastanenin önünde duran arabaya baktı.
    “Geldiler bile. Ben çıkıyorum.”
    Kübra:
    “Tamam.”

    Yarım saat sonra Kübra kendisine bir yorgunluk kahvesi yaptı. Ne kadar aç olduğunu fark edince yiyecek bir şeyler de hazırlayıp bir masaya geçti. Tam kahvesinden bir yudum almıştı ki kapıdaki kişiyi görünce ona bakakaldı. Sibel çekinerek içeri girdikten sonra etrafına bakındı. Kübra kahvesini bırakıp ayağa kalkınca Sibel aynı çekingenlikle yanına geldi.
    “Derya yok mu?”
    “Alışverişe gitti” dedi Kübra tekdüze bir sesle.
    Sibel ne yapacağını bilemeyerek ayakta kalakaldı öyle. O an, Kübra onun her an ağlayabilecek olduğunu fark etti.
    Sibel:
    “Burada beklememin bir sakıncası var mı? İstemezsen dışarıda da bekleyebilirim.”
    “Saçmalama” diyerek anında itiraz etti Kübra. Yanındaki sandalyeyi gösterdi.
    “Otursana.”
    Sibel çantasını sandalyeye asarken üzgünce oturdu.
    Kısa bir sessizlik oldu. Kübra sorunun ne olduğunu sormak için delice bir istek duysa da, onca olaydan sonra Sibel’in kendisine bir şeyler anlatacağından hiç emin değildi.
    “Bir şey içer misin?” diye sordu bunun yerine.
    Sibel belli belirsiz gülümsedikten sonra başını iki yana salladı. Kübra içinden gelen dürtüyle ısrar etti.
    “Emin misin? Çok güzel sütlü lattemiz var.”
    Sibel bu sefer tam anlamıyla güldüğünde Kübra da ona katıldı.
    “Sütlü latte… Enteresan. İlk defa duyuyorum” dedi Sibel gülmesine engel olamayarak.
    Kübra:
    “Farklı bir pastane olmaya çalışıyoruz.”
    Sibel:
    “Başarmışsınız da…”
    Gülüşmeler yerini yavaş yavaş tekrar hüzne bıraktığında Kübra çocukluk arkadaşına baktı.
    “Biz neden her kavgamızda ‘sen onu yaptın, sen bunu yaptın’ diyoruz da, ‘Bunu bize Yiğit yaptı’ demiyoruz?”
    Sibel düşünerek başını salladı.
    “Salağız çünkü.”
    Kübra:
    “Evet ama belki de akıllanmanın zamanı gelmiştir artık. Bir erkek için birbirimizi kırmanın bize ne faydası olacak?”
    Sibel:
    “Haklısın.”
    Kübra elini Sibel’in masanın üzerinde duran elinin üstüne koydu.
    ”Sibel… Ben seninle küs kalmaktan nefret ediyorum.”
    Sibel dolu dolu gözlerle baktı genç kadına. Titreyen dudaklarına inat kendinden emin bir şekilde arkadaşının elini sıktı.
    “Ben de.”
    “Barıştık mı?” diye sordu Kübra çocuksu bir sesle.
    Sibel:
    “Küsmedik ki barışalım.”
    Kübra:
    “O zaman… Anlat bakalım.”
    Sibel:
    “Neyi anlatayım?”
    Kübra:
    “Seni bu hale getiren şeyi?”
    Sibel Kübra’ya baktıktan sonra hemen kaçırdı bakışlarını ve zor duyulan bir sesle cevapladı.
    “Seninle Yiğit hakkında konuşmak istediğimden pek emin değilim.”
    Kübra anlayışla başını salladı. Derya ile dertleşmesi daha iyi olacaktı. Çünkü Kübra biliyordu ki Sibel ona olanları anlatsa bile Derya ile olduğu kadar rahat olamayacaktı.
    O sırada müşterilerden biri “bakar mısınız?” dediğinde Kübra ile Sibel’in bakışları keşişti. Kübra gülümseyerek başıyla masayı işaret ettiğinde Sibel heyecanla kalkıp müşterilerin yanına gitti.

    Derya marketi yüklenmiş ve tüm yükünü Ender ile Selim’e taşıtmıştı. Kübra her an bayılabilecek gibi duran iki adama şefkatle baktı.
    Derya poşetleri koyacakları yeri gösterdikten sonra teşekkür etti.
    “Sağ olun çocuklar. Hizmetinizden çok memnun kaldım. Bir dahaki sefere de tekrar sizi çağıracağımdan emin olabilirsiniz.”
    Ender ile Selim sızlanarak kendilerini buldukları ilk sandalyelere attılar.
    Ender:
    “Bir kuru teşekkürle mi göndereceksin bizi? İnsaf! Zaten arabayı almamıza da izin vermedin. Elimizle taşıttın her şeyi.”
    Derya:
    “Ne var? Benim sayemde kas yaptınız işte. Asıl sizin teşekkür etmeniz lazım da ben nazik bir insan olduğum için lafını bile etmiyorum.”
    Selim:
    “Nazikmiş… Yeme bizi Derya.”
    Derya yüzünü buruşturdu:
    “Ne yicem be sizi? Yamyam olsam bile, açlıktan ölürüm yine yemem sizi.”
    Ender:
    “Ama çenenle başımızın etini yiyorsun. Ona ne diyeceksin?”
    Derya saçlarını savururken bilmiş bir tavırla cevapladı.
    “Karılarını aldatan erkekler, onları döven erkekler, kendisi gidip başkasıyla dost hayatı yaşadığı halde boşanmış karısını namus bahanesi altında öldüren yine erkekler. Bir dırdırımız var, ona da karışmayın bari.”
    Ender mahcup bakışlarını kaçırdı:
    “Haklısın valla ne diyeyim. Öyle şeyler duyuyoruz ki ben bile erkekliğimden utanıyorum. Konuş istediğin kadar Derya.”
    Derya Kübra’ya eğilip sadece onun duyabileceği şekilde fısıldadı:
    “Ve erkek dediğin böyle ipe getirilir. Not al canım, ileride ihtiyacın olabilir.”
    Kübra gülerken Ender ile Selim’e döndü:
    “Çok yoruldunuz gerçekten. Teşekkür için yiyecek, içecek bir şeyler getireyim ben size.”
    Selim:
    “Aslansın Kübra.”
    Derya bir tabağa kurabiye koyarken Kübra da çay hazırladı. Dördü birlikte masaya yerleştiklerinde Kübra o an hatırladığı şeyi söyledi.
    “Derya, Sibel geldi bu arada. Seni sordu.”
    Derya telaşlanmıştı. Sibel’in mecbur kalmadıkça buraya gelmeyeceğini biliyordu çünkü.
    Derya:
    “Sordun mu peki? Neden gelmiş?”
    Kübra içinden geçen muzur çocuğa engel olamazken yalancı bir kızgınlıkla kaşlarını çattı.
    “Ne konuşacağım ben onunla ya? Geldi, seni sordu. Ben de ‘bir daha gelme buraya’ dedim.”
    Derya hışımla ayağa kalktı.
    “Naptın, naptın?”
    Kübra:
    “Gelme dedim. İstemiyorum ben onu pastanemde. O da ağlaya ağlaya gitti.”
    Derya bakışlarıyla resmen Kübra’yı dövdükten sonra telefonunu alıp dışarı çıktı kızgın bir şekilde. Kübra gülerek arkasından baktığında Ender ile Selim gerçeği anlamıştı bile.
    Selim:
    “Derya içeri geldiğinde sakın ‘beni kurtarın’ diye bizden yardım isteme Kübra. Biz daha gençliğimize doymadık.”
    Kübra:
    “Hiç belli olmaz. Belki de sevinçle boynuma sarılır.”
    Ender:
    “İnşallah.”
    Bu sırada dışarıdaki Derya’nın rahatlayan ifadesi ve kocaman gülümsemesi Kübra için cevap olurken, genç kadın uzun zamandır hiç hissetmediği kadar huzurlu hissetti kendini.

  5. #5
    Durum:
    Çevrimdışı
    Burcu_Aksu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    09.06.2008
    Yer
    Bende bilmiyorum (=
    Mesajlar
    623
    Konular
    0
    Verdiği Beğeni
    1

    Aldığı Beğeni: 12

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    4. BÖLÜM


    Ertesi gün Sibel ile Derya erkenden pastaneye geldiler. Birlikte önce bir kahvaltı yapan üçlü, temizliği de hallettikten sonra keyif kahvesi içerken bol bol eski günleri yad ettiler. Derya'nın küçükken mahallenin oğlanlarını dövmesinden başlayan konu, Sibel'in bir komşunun camını kırması ve Kübra'nın suçu üslenmesiyle devam etti.

    Sibel vicdan azabı çekerek baktı çocukluk arkadaşına.
    "Birbirimiz için ne fedakârlıklar yaptık, değil mi? En çok da sen yaptın."
    Kübra minnetle gülümsedi.
    "Saçmalama. Bana ilk doğum günü partisi yapan sendin. Vitrinde görüp çok beğendiğim elbiseyi ağlaya ağlaya zorla Neriman Teyze'ye aldırıp sonra da "beğenmedim" deyip bana hediye etmiştin. Neriman Teyze seni terlik elinde, aşağı mahalleye kadar kovalamıştı."

    Üç kadın dolu dolu olmuş gözleriyle gülümsedi. Birlikte çok şey yaşamışlardı. Mutluluğu, dostluğu, samimiyeti, sevgiyi, hatta hayatlarını cehenneme çeviren büyük acıları... Ama yine de hepsini "birlikte" yaşamışlardı. Ellerini birbirlerine kenetlediklerinde içten bir şekilde gülümsediler. Kapının açılmasıyla üç baş bu sefer de oraya döndüğünde şaşkınlığı da birlikte yaşadılar.
    Yiğit tek tek onlara baktıktan sonra en sonunda Sibel'e döndü.
    "Senin ne işin var burada?"
    "Arkadaşlarının yanına geldi." Diye cevapladı Kübra onu buz gibi sesiyle.
    Yiğit:
    "Siz en son birbirinizi boğazlamıyor muydunuz?"
    Derya:
    "Gereksiz bir tartışma olduğuna karar verip barıştılar Yiğit. Niye sorgulayıp duruyorsun ki?"
    Yiğit:
    "Sorgulamıyorum. Şaşırdım sadece."
    Sibel ayağa kalkıp çantasına uzandı.
    "Neyse kızlar, benim halletmem gereken işler var. Yine gelirim sonra."
    Kübra:
    "Tamam canım, görüşürüz."
    Sibel:
    "Görüşürüz. Kolay gelsin size."
    Derya:
    "Sağ ol."
    Sibel gittikten sonra hala ayakta dikilen Yiğit'e döndü Derya.
    "Sen neden geldin?"
    Yiğit:
    "Kızımı görmeye geldim."
    Kübra:
    "Şimdi uyuyor Yiğit. Sonra seversin. Zor uyuttum zaten."
    Yiğit:
    "Ya özledim kızımı..."
    Kübra:

    "Biraz daha özle o zaman. Bak burası birazdan kalabalıklaşacak. Ve Elif uykusunu alamadığında çok huysuz oluyor. O kadar müşteriyle uğraşırken bir de Elif ağlarsa tam facia olur."
    Yiğit sandalyelerden birine oturdu.
    "Tamam, uyanana kadar beklerim bende. Uyandığında da ben ilgilenirim. Oldu mu?"

    Kübra Yiğit'e laf anlatmanın deveye hendek atlatmaktan daha zor olduğunu bildiğinden başını sallamakla yetindi.

    Gerçekten de Kübra'nın dediği gibi birkaç saat içinde pastane müşterilerle dolmuştu. Derya ile Kübra bir yandan siparişleri alıp, bir yandan da müşterileri fazla bekletmemek adına siparişleri hazırlıyorlardı.

    Tam da bu sıralarda, annesini yalancı çıkarmadan ağlayarak uyandı Elif bebek. Yiğit söz verdiği gibi hemen kızıyla ilgilendi ve onu kucağına alıp sakinleştirmeye çalıştı. Kızını öpücüklere boğup "şşşt"lerken müşterileri süzüyordu bir yandan da. Çoğunluğun erkek olduğunu fark edince sinirle kaşlarını çattı. Kübra'nın onlara sürekli gülümsemesi hatta bazen söyledikleri şeye gülmesi ise tam anlamıyla sinirlerini zıplatmıştı. Bakışlarının bir Kübra'ya, bir müşterilere kaymasına engel olamadı genç adam. Pür dikkat her hareketlerini izliyordu, özellikle de erkek olanların. Aslında sadece erkek olanların.

    Kalabalık azaldığında Kübra yorgunca kendini Yiğit'in yanındaki sandalyeye bıraktı. Kızına bakar bakmaz tüm yorgunluğunu unutarak gülümsedi.
    "Aşkım, uyandın mı sen? (Elini uzattı) Gel bana."
    Elif bebek anında annesinin kollarına atılırken Yiğit kızını ona uzattı.
    Derya da diğer sandalyeye oturduğunda Yiğit sert bir sesle konuştu.
    "Erkek müşteri neden bu kadar çok?"
    Derya ile Kübra, Yiğit sanki Fransızca konuşmuş gibi ona bakakaldıktan sonra Derya gülerek cevapladı.
    "Guiness Saçmalama rekoru kırdın az önce Yiğit'cim. Tebrik ederim."
    Yiğit:
    "Dalga geçme Derya. Ciddiyim ben. Bir de gülümsüyorsunuz adamlara."
    Kübra:
    "Güler yüzlü olmak bu işte bir kural Yiğit. Ne yapalım, 'Dükkanımıza niye geldiniz' diye surat mı dökelim?"
    Yiğit:
    "Ben öyle mi diyorum? Burada iki tane bayansınız sonuçta. Siz nezaketen gülümsersiniz, onlar başka yöne çeker. Gelirler, size laubali davranırlar, laf atarlar, ben deliririm, onları deşerim. Sonra sen de benim başımın etini yersin."
    Kübra sinirle güldü.
    "Merak etme. Müşterilerimiz gayet efendi. Hiçbir şey olmaz."
    Yiğit:
    "Ya bir kerede itiraz etme Kübra ya. Bir kerede dediğime haklısın de."
    Kübra:
    "Ne yapmamızı istiyorsun peki? Kapıya 'erkekler giremez' diye yazı mı asalım?"
    Yiğit:
    "Yok, o çok ayrımcı bir yaklaşım olur. 'Damsız girilmez' yazabilirsiniz ama."
    Derya:
    "Ay saçmalama lütfen. Hem iki tane bayan gördü diye dibi düşecek kadar basit bir erkek, yanında sevgilisi olsa da yapar."
    Yiğit:
    "Haklısın. Erkek milletinin ne düşüneceği hiç belli olmaz."
    Kübra:
    "Sen şu an kendine hakaret ettin, farkında mısın?"
    Yiğit:
    "Doğru ya doğru. Sonuçta ben de kafelere gidip garson kızları az kesmedim yani."
    Kübra ile Derya'nın kaşlarını kaldırıp baktığını görünce, ne dediğinin farkına varıp hemen lafı değiştirdi.
    "Eskiden yani. Buraya gelmeden önce. Lise zamanları filan. O kadar eskiydi yani..."
    Kübra:
    "Yiğit çok yorgunum, bir de seni anlamaya çalışmakla uğraşamayacağım hiç."
    Yiğit:
    "Uğraşma zaten. Kabullen bitsin."

    Kübra sabır çekerek kızı kucağında ayağa kalkıp arka tarafa gitti. Yiğit'in arkasından baktığını gören Derya kuşkuyla onu süzerken genç adam önüne döndüğünde arkadaşının soran bakışlarıyla karşılaştı.

    Derya:
    "Yiğit sakın!"
    Yiğit:
    "Sakın ne Derya?"
    Derya:
    "Bak, anlıyorum sizde erkeklik gururu diye bir şey var. Bu yüzden Kübra'yı sahiplenmeye çalışıyorsun filan ama yapma. Kızı şamar oğlanına çevirdin ya. Sen ne istediğini bilmiyorsun diye onun da aklını karıştırma. Görmüyor musun ne kadar kırılgan? Kendine ne yaptığını unuttun mu?"
    "Tabi ki de unutmadım" diye sinirle karşılık verdi Yiğit.
    "Hiç aklımdan çıkmıyor ki. Ben hiç mi üzülmedim, hiç mi kendimi suçlamadım sanıyorsun? Suçladım, hala da suçluyorum. Eğer ona bir şey olsaydı..."

    Devamını getiremedi Yiğit. Vicdanı boğazını düğümlemişti sanki. Yutkunmakla geçmeyecek bir yumru olmuştu sanki. Derya şefkatle arkadaşının elini sıktı.

    "Üzüldüğünü biliyorum. Benim sana anlatmaya çalıştığım şey... Biz kadınlar fazla safız Yiğit. Karşımızdakinden, hele de sevdiğimiz adamdan gelen iyi niyetli bir hareket bile umutlandırır bizi. Sonra da... Canımız acır işte. Ben sadece Kübra'yı korumaya çalışıyorum. Anlıyor musun?"

    Yiğit Derya'yı elbette anlıyordu ama aklına takılan kısım farklıydı.

    "Karşımızdakinden, hele de sevdiğimiz adamdan gelen iyi niyetli bir hareket bile umutlandırır bizi. Ben sadece Kübra'yı korumaya çalışıyorum."

    Derya'ya doğru eğilip alçak bir sesle sordu.
    "Sence Kübra hala beni seviyor mu? Yani... Ona tüm yaptıklarımdan sonra bile..."
    Derya Yiğit'in saflığına ve soruyu soruşundaki hevesine gülmeden edemedi.
    "Biz kadınlar safız ama Kübra saflığın kraliçesi ve tacını başka birine vermeye de niyeti yok. Bu kadar söyleyeyim, gerisini sen anla."
    Yiğit arkasına yaslanırken keyifle gülümsedi.
    "Çok iyi anladım."
    O sırada Kübra yanlarına gelip tekrar eski yerine oturdu. Bir anda sus pus olan ikiliyi şöyle bir inceledikten sonra merakına yenilerek sordu.
    "Ne konuşuyordunuz?"

    Yiğit ile Derya'nın aynı anda "Hiç!" demesiyle şüphesi iyice artsa da, Derya'nın da inatçılık konusunda Yiğit'i pek aratmayacağını iyi biliyordu Kübra. Bu yüzden üstelemedi. Yiğit ise hala az önceki konuşmanın etkisindeydi ve farkında olmadan sırıtıyordu. Derya'dan aldığı onay, hayatının bundan sonrası için yapmak istediği planı uygulamanın tam zamanı olduğunu gösteriyordu. Ve yapacaktı da.

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Şeref Meselesi - Replikler
    By alagul. in forum Şeref Meselesi
    Cevaplar: 37
    Son Mesaj: 28-05-15, 16:19
  2. Şeref Meselesi - Bölüm Yorumları (4)
    By Riyankaa in forum Şeref Meselesi
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 07-04-15, 21:25
  3. Şeref Meselesi - Bölüm Yorumları (3)
    By selcuk0857 in forum Şeref Meselesi
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 23-02-15, 02:07
  4. Şeref Meselesi - Bölüm Yorumları (2)
    By Riyankaa in forum Şeref Meselesi
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 27-01-15, 20:02
  5. Şeref Meselesi - Bölüm Yorumları (1)
    By NATY&FACU in forum Şeref Meselesi
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 04-01-15, 19:19

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

hd film izle
film izle
fragmanlar
juul
One Hit Wonder
istanbul evden eve nakliyat
Kayseri evden eve nakliyat
uluslararası evden eve nakliyat
Bu sistem vBulletin® alt yapısına sahiptir, Version 4.2.5 kullanılmaktadır. Telif hakları, Jelsoft Enterprises Ltd'e aittir. Copyright © 2020

bahis siteleri
güvenilir casino siteleri
casino siteleri
canlı bahis siteleri
escort ankara
tipobet
cialis
kamagra
deneme bonusu
Güvenilir Bahis Siteleri
maltepe escort
buca escort
sağlam bahis siteleri
eskort
istanbul escort
bayan escort
almanya medyum

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.6.1 © 2011, Crawlability, Inc.