Sayfa 1/21 1234511 ... SonSon
103 sonuçtan 1 ile 5 arası

Konu: Frank Sinatra

  1. #1
    Durum:
    Çevrimdışı
    aşk_bu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetmen
    Üyelik tarihi
    13.06.2006
    Yer
    Diyarbakır
    Mesajlar
    22,320
    Konular
    57
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Francis Albert Sinatra (d. 12 Aralık 1915 – ö. 14 Mayıs 1998) ABD'li şarkıcı, oyuncu.
    Asıl adı Francis Albert Sinatra olan sanatçı 12 Aralık 1915 yılında Hoboken’de doğdu. Sinema oyuncusu olarak da büyük başarı kazanan ABD’li popüler bir şarkıcıydı.
    Şarkı söylemeye yaklaşık olarak 1936 yılında başladı. 1937’de kendi kurduğu Hoboken Four adlı toplulukla amatör bir yarışmada birinci oldu. 1939’da bir kafede çalıştığı sırada Harry James’in ilgisini çekerek onun topluluğuna katıldı. Aynı yılın temmuz ayında bu topluluğun eşliğinde söylediği “From the Bottom of My Heart” şarkısıyla ilk plağını yaptı. 1940-1942 yılları arasında Tommy Dorsey Orkestrası’yla çalıştı. 31 Aralık 1942’de New York arasında “Your Hit Parade” adlı radyo programında solo şarkıcı olarak söylediği şarkılarla ülke çapında ünlendi.
    Sinatra sinemadaki ilk önemli rolünü “Higher and Higher” filminde oynadı. 1940’lar boyunca çeşitli müzikal filmlerde rol aldı. 1953’te From Here Eternity’de şarkı söylemeden canlandırdığı Angelo Maggio rolüyle en iyi yardımcı oyuncu Oscar’ını kazandı. Bu başarısının ardından çeşitli rolleri canlandıran bir oyuncu olarak sinemadaki konumunu pekiştirdi.ilerlemiş yaşına rağmen 1990’lı yıllarda hala konser vermekteydi. 1998 yılında ise ABD’nin Los Angeles şehrinde öldü.
    Sinatra'nın mafya ile bağlantıları olduğu, hatta The Godfather serisindeki Johnny Fontane karakterinin de Sinatra'yı temsil ettiği iddia edilir.

    Albümleri
    The Voice Of Frank Sinatra (Columbia, released 1946)
    Songs By Sinatra (Columbia, 1947)
    Frankly Sentimental (Columbia, 1949)
    Dedicated To You (Columbia, 1950)
    Sing And Dance With Frank Sinatra (Columbia, 1950)

    The Capitol Years
    Songs For Young Lovers (Capitol, 1954)
    Swing Easy (Capitol, 1954)
    In the Wee Small Hours (Capitol, 1955)
    Songs For Swingin' Lovers (Capitol, 1956)
    Close to You (Frank Sinatra album)Close To You (Capitol, 1957)
    A Swingin’ Affair (Capitol, 1957)
    Where Are You? (Capitol, 1957)
    A Jolly Christmas From Frank Sinatra
    Come Fly With Me (Capitol, 1958)
    Sinatra Sings For Only The Lonely (Capitol, 1958)
    Come Dance With Me (Capitol, 1959)
    No One Cares (Capitol, 1959)
    Nice’n’Easy (Capitol, 1960)
    Sinatra’s Swingin’Session (Capitol, 1961)

    The Reprise Years
    Ring-A-Ding-Ding (Reprise, 1961)
    Come Swing With Me (Capitol, 1961)
    Sinatra Swings (Reprise, 1961)
    I Remember Tommy (Reprise, 1961)
    Sinatra And Strings (Reprise, 1962)
    Point Of No Return (Capitol, 1962)
    Sinatra And Swingin’Brass (Reprise, 1962)
    Sinatra Sings Great Songs From Great Britain (Reprise, 1962)
    All Alone (Reprise, 1962)
    Sinatra-Basie: An Historic Musical First (Reprise, 1963)
    The Concert Sinatra (Reprise, 1963)
    Sinatra’s Sinatra (Reprise, 1963)
    Sinatra Sings...Academy Award Winners (Reprise, 1964)
    Sinatra-Basie: It Might As Well Be Swing: A Meeting Of Giants (Reprise, 1964)
    Softly As I Leave You (Reprise, 1964)
    Sinatra 65: The Singer Today (Reprise, 1965)
    September of My Years (Reprise, 1965)
    My Kind Of Broadway (Reprise, 1965)
    Moonlight Sinatra (Reprise, 1966)
    Strangers In The Night (Reprise, 1966)
    At the Sands with Count Basie (Reprise, 1966)
    That’s Life (Reprise, 1966)
    Francis Albert Sinatra & Antonio Carlos Jobim (Reprise, 1967
    The World We Knew (Reprise, 1967)
    Francis A. & Edward K. (with Duke Ellington, Reprise, 1968)
    The Sinatra Family Wish You A Merry Christmas
    Cycles (Reprise, 1968)
    My Way (Reprise, 1969)
    A Man Alone (Reprise, 1969)
    Watertown (Reprise, 1970)
    Sinatra & Company (Reprise, 1971)
    Ol’ Blue Eyes Is Back (Reprise, 1973)
    Some Nice Things I’ve Missed (Reprise, 1974)
    The Main Event – Live (Reprise, 1974)
    Trilogy: Past Present Future (Reprise, 1980)
    She Shot Me Down (Reprise, 1981)
    L.A. Is My Lady (QWest/Warner, 1984)
    Duets (Capitol, 1993)
    Duets II (Capitol, 1994)

    Filmografi
    Major Bowes Amateur Theatre of the Air (1935) (kısa film)
    Las Vegas Nights_(album)|Las Vegas Nights (1941)
    Ship Ahoy (1942)
    Reveille with Beverly (1943)
    Show Business at War (1943) (short subject)
    Upbeat in Music (1943) (short subject) (scenes deleted)
    Higher and Higher (1944)
    Road to Victory (1944) (short subject)
    Step Lively (1944)
    The All-Star Bond Rally (1945) (short subject)
    Anchors Aweigh (1945)
    The House I Live In (1945) (short subject)
    MGM Christmas Trailer (1945) (short subject)
    Till the Clouds Roll By (1946)
    It Happened in Brooklyn (1947)
    Screen Snapshots: Out-of-This-World Series (1947) (short subject)
    Lucky Strike Salesman's Movie 48-A (1948) (short subject)
    The Miracle of the Bells (1948)
    The Kissing Bandit (1948)
    Take Me Out to the Ball Game (film)|Take Me Out to the Ball Game (1949)
    On the Town (1949)
    Double Dynamite (1951)
    Meet Danny Wilson (1952)
    Screen Snapshots: Hollywood Night Life (1952) (short subject)
    From Here to Eternity (1953)
    Suddenly (1954)
    Young at Heart (movie)|Young at Heart (1954)
    Not as a Stranger (1955)
    Finian's Rainbow (1955) (animated musical, recorded songs with Louis Armstrong and Ella Fitzgerald, film never completed)
    Guys and Dolls (1955)
    The Tender Trap (1955)
    The Man with the Golden Arm (1955)
    Carousel (1956) (recorded several songs, shot several scenes, walked off set and was replaced by Gordon MacRae)
    Screen Snapshots: Playtime in Hollywood (1956) (short subject)
    Meet Me in Las Vegas (1956) (cameo)
    High Society (1956)
    Johnny Concho (1956)
    Around the World in Eighty Days (1956)
    The Pride and the Passion (1957)
    The Joker Is Wild (1957)
    Pal Joey (1957)
    Kings Go Forth (1958)
    Some Came Running (1958)
    Invitation to Monte Carlo (1959) (documentary)
    A Hole in the Head (1959)
    Premier Khrushchev in the USA (1959) (documentary)
    Never So Few (1959)
    Can-Can (1960)
    Ocean's Eleven (1960 movie)|Ocean's Eleven (1960)
    Pepe (1960) (cameo)
    The Devil at Four O'Clock (1961)
    Sinatra In Israel (1962) (short subject)
    Sergeants 3 (1962)
    The Road to Hong Kong (1962) (cameo)
    Advise and Consent (1962) (voice)
    The Manchurian Candidate (1962)
    The List of Adrian Messenger (1963) (cameo)
    Come Blow Your Horn (1963)
    4 for Texas (1963)
    Robin and the 7 Hoods (1964)
    A Tribute to the Will Rogers Memorial Hospital (1965) (short subject)
    None But the Brave (1965) (also producer and director)
    Von Ryan's Express (1965)
    Marriage on the Rocks (1965)
    The Oscar (1966)
    Cast a Giant Shadow (1966)
    Assault on a Queen (1966)
    Think Twentieth (1967) (short subject)
    The Naked Runner (1967)
    Tony Rome (1967)
    The Detective (1968)
    Lady in Cement (1968)
    Dirty Dingus Magee (1970)
    That's Entertainment! (1974)
    Rene Simard in Japan (1974) (documentary)
    Contract on Cherry Street (1977) (TV Movie)
    The First Deadly Sin (1980)
    Cannonball Run II (1984)
    Listen Up: The Lives of Quincy Jones (1990) (documentary)
    In Person (1993) (voice) (short subject)
    Young at Heart (1994) (Produced by Tina Sinatra) (TV Short)
    Frank Sinatra 80 Years: My Way (1995) (television special)



    Tartışmalı karakter: Frank Sinatra
    Yolunu sevin ya da sevmeyin Sinatra bir dönemin efsanesiydi. Sanatçının tedirgin edici tüm özelliklerini sıralayan Kelley imzalı kitap için 'efsanenin karanlık yüzü' denebilir
    Washington Post ve New York Times gibi önemli gazetelerde çalışarak gazeteciliğe başlayan ve geçen on yıl içerisinde çoğu 'best seller' olan birçok biyografiye imza atan Kitty Kelley'nin Frank Sinatra biyografisi Onun Yolu artık Türkçede. Daha yazının en başında belirtmekte fayda var, Onun Yolu, Sinatra tarafından onaylanmamış bir biyografi. Sinatra 1983 yılında 'kendisi ya da kendisinin izin verdiği biri dışında kimsenin onun hayatını yazmaya hakkı olmadığı' iddiasıyla kitabın yayımlanmasını engellemeye çalışmış ve Kitty Kelley'ye, daha kitabın taslağı tamamlanmadan 2 milyon dolarlık bir dava açmış. Ne var ki rivayete göre Kelley, sağlam bir araştırmacı olarak her şeyi belgeleyebilmiş olduğundan Sinatra'nın avukatları davanın geri çekilmesini önermiş. Yazılmadan böylesi bir reklama kavuşan kitap 1986'da yayımlandığında New York çok satan listesinin 1 numarasına yerleşir.
    Ne eleştirmenlerin, ne okuyucuların ne de Sinatra hayranlarının fikir birliğine varamadıkları bir kitap Onun Yolu. Kelley'nin Sinatra'ya oldukça olumsuz bir bakış açısı getirmiş olduğunu söylemek yanlış olmayacaksa da yazara 'spekülatif biyografilerin kraliçesi' unvanını kazandıran kitabın Kelley'nin diğer biyografileri gibi (Jacqueline Kennedy, Elizabeth Taylor, Nancy Reagan, İngiliz Kraliyet Ailesi, Bush 'Hanedanı' vb...) çok detaylı ve ince eleyip sık dokunmuş bir ekip çalışması olduğunu da belirtmek gerekiyor. Ekip çalışması diyorum, çünkü Kelley'nin her kitabı için biyografi konusu kişilere yakın, bahsi geçen çevreler içinden insanlar ve bu insanların ağzından bilgi alabilen genç gazetecilerle birlikte çalıştığı biliniyor.
    Sinatra-mafya ilişkisi
    Peki' nedir bu kitapta Frank Sinatra'yı bu kadar sinirlendiren? Öncelikle sırların, sır olmalarının bir nedeni vardır ve kimse onların açığa çıkmasından kolay kolay hoşlanmaz. Buna bir de Kitty Kelley'nin kitap ilk çıktığında kendini Sinatra'nın resmi biyografi yazarı olarak tanıtması eklenince meşhur şarkıcı/aktör iyice küplere binmiş olmalı. Ne gibi sırlardan bahsediyoruz; öncelikle mesela Sinatra ve Nancy Reagan arasında yaşandığını iddia ettiği Beyaz Saray kaçamağı (her iki taraf da reddederler), 'Baba' filminde üstü kapalı yapılan yorumu çok ötelere götüren Sinatra-mafya ilişkisine dair yorumlar, Şikago mafyasının önemli isimlerinden Sam Giancana ile olan bağlantısı, alkol sorunları, başarısız evlilikleri, Sinatra'nın annesinin yaptıklarına dair spekülatif bilgiler. Gerçi çoğu belgelenmiş olduğundan spekülatif dememek lazım ama sanırım Kelley'ye neden 'spekülatif biyografi kraliçesi' dendiğini anlamışsınızdır. Buna karşın Sinatra'nın davayı çekmesinden de anlaşılacağı üzere ödevini iyi yapan yazar kimsenin çok da dalaşmayı tercih etmediği biri.
    Yaklaşık yarım asır boyunca devam eden Frank Sinatra efsanesinin karanlık yüzü olarak özetlenebilecek Onun Yolu, Don Juan bir Sinatra figüründen gecekuşu bir Sinatra figürüne sanatçının tedirgin edici bütün özelliklerini çoğunlukla kronolojik bir sırayla okuyuculara sunuyor. Bir garson kızın neredeyse kolunu kırmasından aile içi tartışmalara kadar hemen her şey, olaylara şahit olanların röportajlarına ve belgelere dayanılarak sunuluyor. Bunların bir kısmının tartışmalı olması, olaylara şahit olan (ya da olduğunu iddia eden) insanların güvenilirlikleri de tartışmalı olduğundan, kaçınılmaz. Yine de yarısı bile doğru olsa bildiğinizden çok farklı bir Sinatra resmi var karşınızda.
    'Dedikodu aklın cilasıdır'
    Daha ilk satırından itibaren sizi kendine bağlayacak akıcılıkta yazılmış ve aynı ilginçlikte bilgiler içeren üç yıllık bir çalışmanın ürünü bu kitapta Sinatra'nın ne kadar iyi bir şarkıcı ya da ne kadar iyi bir oyuncu olduğuna dair methiyeler bulamayacaksınız. Aksine, New York Times'ın 'çağın en göz 'açıcı' biyografisi' olarak tanımladığı, Los Angeles Herald'ın "yazılabilecek bütün Sinatra biyografilerini gereksiz kıldığını" söylediği kitap şarkıcı/aktörün bütün kirli çamaşırlarını ortaya seriyor. Kitabın tek yönlü bir bakış açısı taşıdığının iddia edilmesi de bu yüzden zaten. 'İnanılmaz sanatçı/tartışmalı karakter tadında iki ayrı başlık altında ele alınabilecek Sinatra'nın tutuklanmasından başlayarak olayların ele alındığı bu biyografisinde işin 'tartışmalı karakter' kısmına fazlaca ağırlık verildiğini reddetmek mümkün değil. Ama ortalıkta bu kadar methiye ve hayran varken insan bunları da okumak istiyor açıkçası. Oscar Wilde da dememiş mi zaten "dedikodu aklın cilasıdır", diye...
    Kitapta 850'den fazla, kimi mafyaya yakın kişilerle, yapılmış röportajlardan yararlanılmış. Özellikle evliliklerine dair sırlar, ilk eşi Nancy'nin çektikleri, Sinatra ünlü olduktan sonra diğer Hollywood ünlüleriyle yaşadığı ilişkiler, sonraki evlilikleri yani Ava Gardner ve Mia Farrow. Bunlar işin bilinen kısmı. Örneğin Lauren Bacall ve Nancy Reagan Kelley'nin bu listeye eklediği isimlerden. Karışık arkadaşlıklar, Dean Martin'den Sammy Davis Jr.'a, tartışmalı maceralar... Kendini beğenmişlik, hiç bitmeyen sarhoşluk ve bar kavgaları, şiddet... Kısaca bir ünlünün hayatında magazin olarak arayabileceğiniz her şey. Sinatra'nın merdivenleri nasıl tırmandığına dair belgelenmiş ama hayranları rahatsız edebilecek ölçüde keskin bir bakış açısı.
    Sinatra'nın önemli insanlara yakın olma hevesi de kitapta bahsi geçen negatif özelliklerden. Özellikle politikacılarla kurduğu arkadaşlıklar başta Kennedy ailesi, politika-mafya ilişkilerinde yine spekülatif bir Frank Sinatra alt başlığı (1960 seçimlerinde Sinatra'nın Kennedy'ye Illınois eyaletini kazandırdığı iddialar arasındadır ancak Illınois olmadan da Kennedy başkanlık seçimini kazanabiliyordu zaten.) Ronald Reagan ile bağlantısı, gizli servisin Sinatra'ya 'Napolyon' kod adını vermesi, daha erken dönemlerde ABD Başkanı Johnson ile tartışması... Hepsi yine belge ve şahitliklere dayandırılmış ancak Kelley'nin kaleminde oldukça negatif yorumlar hâline gelmiş bilgiler.
    Bu kitapla ilgili tek bir yorumu hiç çekinmeden yapabilirim: Onun Yolu'nu sevin ya da sevmeyin, okurken sıkılmanıza imkân yok.

    ONUN YOLU
    Kitty Kelley, Çeviren: Kahraman Türel, Babil Yayınevi

    Z. HEYZEN ATEŞ



    İtalyan mafyasının iç yüzünün konu alındığı "Baba" filmlerindeki "Johnny Fontane" karakteriyle özdeşleştirilen ünlü sanatçı Frank Sinatra'nın, yeraltı dünyasıyla bağlantıları, Anthony Summers ile Robbyn Swan'ın yazdığı kitapla gün ışığına çıktı. 16 Mayıs'ta piyasaya sürülecek "Sinatra:Hayat" adlı kitapta, yaşadığı sürece yeraltı dünyasıyla ilişkisini reddeden Frank Sinatra'nın, mafya için kuryelik yaptığı iddia edildi.
    Kitapta, 3.5 milyon dolar nakit para taşıyan Sinatra'nın New York'ta gümrük memurları tarafından durdurulduğu, kalabalıktan faydalanarak yakalanmaktan son anda kurtulduğu ileri sürüldü.
    The Vanity Fair dergisi, kitabın tanıtımının yapıldığı haberde, Sinatra'nın, Chicagolu mafya babası Sam Giancana ile yakın ilişkisi bulunduğunun, ünlü sanatçının ölümünden 7 ay sonra Amerikan Federal Araştırma bürosu FBI tarafından da doğrulandığını yazdı.
    Sinatra'nın, kariyerinin başlangıcında, New Jerseyli dolandırıcı Willie Moretti'nin desteğini aldığı ve bir diğer mafya babası Lucky Luciano ile 1947 yılında Küba gezisinde bir araya geldiği biliniyor.
    Mario Puzo'nun kitabından uyarlanan 'Baba” filmleri üçlemesinde, İtalyan mafyasının desteğini alarak kariyer sahibi olan şarkıcı Johnny Fontane karakterinin, Frank Sinatra'dan esinlenerek yaratıldığı sanılıyor.

    sinemahaber


    Kızı 'Baba'lığını onayladı

    Frank Sinatra hakkındaki 'mafya' söylentisi ölümünden sonra ispatlandı. Şarkıcının kızı, 'Babasının mafya için çalıştığını' doğruladı.
    Mafya destekledi
    ABD'de uzun süre, Frank Sinatra'nın, İtalyan mafyasıyla içli dışlı olduğu iddiası tartışıldı. Fakat hayranları, romantik şarkılarıyla tanınan Sinatra hakkındaki söylentilere uzun süre inanmadı. Tâ ki, ünlü yıldızın 56 yaşındaki kızı Tina, gerçekleri açıklayıncaya kadar. Sinatra'nın üç çocuğundan biri olan Tina dün yaptığı açıklamada, "Babam 20 yıldan uzun süre mafya için çalıştı. Mafyanın desteğiyle yükselip yerini sağlamlaştırdı" dedi.
    'Baba'daki 'şarkıcı' da o
    Efsanevi sanatçının kızı sadece bu müthiş açıklamayı yapmakla kalmadı: Mario Puzo'nun kitabından sinemaya aktarılan ve bir klasik sayılan 'Godfather' filmindeki şarkıcı Johnny Fontane karakterinin, babasının hayatından esinlenerek yaratıldığını iddia etti. 'New York New York' ve 'Strangers In The Night' gibi unutulmaz şarkıları olan Sinatra, 1998'de LosAngeles'ta geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

    sabah




    SINATRA'NIN YASAKLATMAYA ÇALIŞTIĞI KİTAP TÜRKÇE'DE

    “My Way “ şarkısıyla her kuşağın beynine kazılan Frank Sinatra’nın izni olmadan ABD’li gazeteci Kitty Kelley’in Sinatra’nın tehditlerine rağmen yazdığı ve mahkeme kararıyla yayınlanan, “HIS WAY” “Onun Yolu” adlı biyografi kitabı Türkiye’de okuyucuya sunuldu.
    'His Way' Sinatra hayranı olan Kahraman Türel’in çevirisiyle Babil Yayınlarınca Türkiye’de de okuyucuya sunuldu.
    Hezeyanlarla dolu karakterine, film ve müzik dünyasına adını yazdıracak kadar çok yönlü yetenekler sığdıran, fırtınalı aşklarıyla gazete baş sayfalarından inmek bilmeyen, TV provalarında her yirmi dakikada bir külot değiştirip, ellerini günde yüz kere yıkayacak kadar titiz, her gün iki paket Camel sigarası tüttürecek, bir şişe Jack Daniel’s içecek kadar sağlığına boş vermiş, anne tarafından bütün yakın akrabaları Sicilyalı olduğundan Mafya ile sıkı ilişkiler içinde olan, hatta onlar adına kuryelik yaparak, gangsterlerin ayağına kadar çantalarla para taşıyacak kadar vurdum duymaz olan, bir ağız dalaşıyla New York’un o dönem en büyük iş adamlarından birinin kafasına telefon vurarak kötürüm bırakacak kadar acımasız, hiç tanımadığı hasta çocukların tedavilerini, sakat gençlerin protez giderlerini karşılayacak kadar yufka yürekli, hayatında hiç “özür dilerim,” “teşekkür ederim,” demeyen bir nobranlık içinde olan, Kennedy, L. Johnson, Ronald Reagan gibi başkanların yatak odalarına girebilecek kadar Beyaz Saray’la içi içe, FBI kayıtlarında dünyada başka hiç bir sanatçının olmadığı kadar çok dosyası olan, hayatını kendine vakfetmiş en yakın dostlarını bir kalemde silip atabilecek kadar vefasız, çaptan düşmüş eski bir sahne arkadaşının programına, en zirvede olduğu dönemde hiç ücret almadan çıkacak kadar vefalı olan, bir toplantı sırasında Amerikan müziğinin içine ettin diyerek Ahmet Ertegün’e saldıracak kadar kavgacı, Ava Gardneri adeta bir köpek gibi çılgınca seven, Ava’nın bir hiddet anında parçaladığı bir resmini toplamaya çalışırken, iki gözü iki çeşme ağlayarak, bir türlü bulamadığı burun kısmını açtığı kapının rüzgarıyla uçurarak bulan Pizzacı çocuğa 30,000 dolarlık saatini armağan edecek kadar tuhaf, ölürken son nefesinde “Kaybediyorum,” diyecek kadar kaybetmeye alışık olmayan bir “Dago”: Frank Sinatra.
    John Wayne, Sammy Davis Jr., Dean Martin, Marilyn Monroe, Bing Crosby, Peter Lawford, Laureen Bacall, Elizabeth Taylor, Burt Lancaster, Montgomery Clift, Cary Grant, Sophia Loren, Perry Como, Louis Armstrong, Marlene Dietrich, Humphery Bogart gibi adlarını duymak bile insanın ilgisini çekecek özellikte, show dünyasından şöhretlerle kavgalı, sevdalı olayları, Roosevelt, Kennedy, L. Johnson, R. Reagan gibi başkanlarla sıkı fıkı ilişkileriyle yaşanan, tam serüvensi bir yaşam.
    Zamanımızın ulaşılması çok zor, tanınmış şahsiyetlerden birinin izin verilmemiş biyografisi olan bu kitabın yayınlanması Frank Sinatra tarafından engellenmeye çalışmış ama başarılı olamamıştır. Ünlü gazeteci Kitty Kelley’in yoğun uğraşlarla devlet arşivlerinde ulaştığı mafya bağlantılı materyalleri, teyp bantları, gizli soruşturmaların çözümlerini incelemiş ve Sinatra’nın ailesi, iş arkadaşları, kanun adamları, kişisel dostları ve Sinatra ile bir şekilde ilişkilenmiş 800’den fazla insanla birebir görüşmeler yaparak üç yıl gibi uzun emekler sonucunda hazırladığı tamamen dokümanlara bağlı, son derece detaylı ve Sinatra’nın yakınlarının görüşmeler sırasında yazara anlattığı itiraflar ve çarpıcı anekdotlarla dolu Amerikan yakın siyasi tarihi, 1940’lardan 2000’lere bir müzik, sinema ve Hollywood arşivi olan okuyucunun elinden bırakamayıp büyük bir keyifle bir solukta okuyacağı bir biyografi çalışması.
    Frank Sinatra; Eğlence dünyasının elli yıldan fazla bir süre elinde tutmuş olan, son derece geçimsiz ve yadsınmayacak kadar da çok yönlü yeteneklere sahip bir efsane adamın tüm ayrıntılarıyla yazılmış hikayesi…
    Onun Yolu, iyilikleri, kötülükleri, zaafları ve başarılarıyla Sinatra’nın hayatını ayrıtılarıyla inceliyor. Kitapta Sinatra’nın annesine düşkünlüğünden mafya ilişkilerine, kumarhane lisansı alış hikayesinden Beyaz Saray’la olan ilişkisine. Başkan Kennedy’ye tanıştırdığı kadınlara, Elvis Presley’e duyduğu nefrete ve mahkemelerde verdiği ifadelere, aşklarına, evliliklerine, ayrılıklarına dair yaşamına ait her şeyi anlatıldığı, okuyucuya keyifli zamanlar geçirtecek bir çalışma…
    Kitabı özel yapan asıl şey ise, başkalarının anlattıklarıyla yazılmış bir hayat hikayesi olması.
    Bu kitapta 1600 gözün gördüğü, 1600 kulağın duyduğu ve bunların 800 ağızdan anlatıldığı gerçekler var.

    Bu Kitapta Neler var.
    - Biyografisinin yazılmasına yıllarca karşı çıkmasının nedenleri.
    - Mafyanın ünlü isimleriyle ilişkileri ve arkadaşlıkları.
    - ABD Başkanları Kennedy ve Reagan’la olan dostluğu.
    - Ava Gardner ve Mia Farrow gibi ünlülerle yaptığı evlikler.
    - Marlene Dietrich ile birlikte katıldığı seks partileri.
    - Ünlü Türk Plakçısı Ahmet Erteğün’e bağırmasının nedeni.
    - İtalyan mafyasının iç yüzünün konu alındığı ''Baba'' filmlerindeki şarkıcı ''Johnny Fontane'' karakteriyle özdeşleştirilen ünlü sanatçı gerçekten Frank Sinatra mı?

    habervitrini.com

    FRANK SINATRA-UNUtULMAZ ŞARKILAR
    FRANK SINATRA / DVD-Video -boyut yayın grubu
    Frank Sinatra muhteşem bir şarkıcı olmasının yanı sıra, cömert bir insandı. Söylediği harika şarkıları ve şarkı sözlerini üreten besteci ve söz yazarlarına olan saygı ve hayranlığını açıkça ifade etmekten asla kaçınmadı. İşte bu hayranlığın bir göstergesi olarak unutulmaz şarkıcının kendi seçtiği şarkılardan bir koleksiyon!

    • I've Got The World On A String 1.55 ''
    • Stardust 2.40 ''
    • I've Got My Love To Keep Me Warm 2.35 ''
    • Ol' Man River 2.40 ''
    • Fly Me To The Moon 2.15 ''
    • Last Night When We Were Young 2.50 ''
    • I'll Never Smile Again 2.20 ''
    • When You're Smiling 1.55 ''
    • My Romance 2.50 ''
    • Hello Young Lovers 3.10 ''
    • Oh! Look At Me Now 1.25 ''
    • That Old Black Magic 1.30 ''
    • Talk To Me 2.45 ''
    • It Had To Be You 2.10 ''
    • Luck Be A Lady 4.10 ''
    • High Hopes 2.50 ''
    • Angel Eyes 2.40 ''
    • Frank's Song Performed By Steve 1.40 ''

    Yakınları miras kavgasında 17 Mayıs 1998
    Efsane şarkıcı İtalyan asıllı Frank Sinatra'nın mirası için yakınları arasında kavga çıkarken İtalya mateme boğuldu. ABD'de ise, yok satmaya başlayan Sinatra albümlerinin fiyatları, bir anda dörde katlandı.
    Son iki yıldır Alzheimer hastalığına yakalanan ve bu yüzden kimseyi hatırlamayıp tanımadığı, hatta çocuklaştığı belirtilen ünlü sanatçı Frank Sinatra'nın daha ölüm döşeğindeyken 250 milyon dolarlık mirası için yakınları kapıştı. Sinatra'nın dört eşi ve üç çocuğu arasında, miras için şiddetli kavgaların çıktığı bildiriliyor.
    Asıl adıyla Francis Albert Sinatra'nın ölümü, İtalya'yı da yasa boğdu. İtalya'ya olan sevgisiyle tanınan, annesi Catanaia'lı bir hemşire, babası ise Cenovalı bir boksör olan Sinatra için, Catania ve Cenova'da ayinler düzenlendi, mumlar yakıldı. İtalyan basını ise, bugüne değin hiçbir yabancıya göstermediği ilgiyi, Sinatra için gösterdi. Ülkenin önde gelen gazeteleri, Sinatra'nın ölümü ve yaşamı için 7-8 sayfa yer ayırdı. Gazeteler, Sinatra'nın İtalyan mutfağına olan düşkünlüğünü yazmadan edemediler. Gazetelere göre Sinatra, özellikle fesleğen yaprağı ezmeli, çam fıstıklı ‘‘Pesto’’ yeşil soslu makarnayı çok seviyor ve haftada beş kez yiyordu.
    ABD'de de Sinatra sevgisi, çeşitli etkinliklerle sergileniyor. Havaifişeklerle gösteri yapılan Las Vegas'taki ünlü Caesars Palace Gazinosu, şarkıcının dev bir fotoğrafını ‘‘Frank Sinatra 1915-1998’’ yazısıyla kuleye çekti. Bu arada Sinatra'nın Las Vegas'a olan sevgisi, her fırsatta vurgulanıyor. Sanatçının Hoboken'de doğduğu evin etrafına çiçekler, kartpostallar konularak mumlar yakıldı.
    KASETLER KAPIŞILIYOR
    Frank Sinatra'nın ölüm haberiyle sarsılan Amerikalılar, kaset ve plak satan dükkanların raflarındaki Sinatra albümlerinı kapıştı. Dükkan sahipleri, 300-500 dolarlık Frank Sinatra albümlerinin bile satıldığını belirtti. Chicago'daki eski plak ve CD satan dükkanlarda, Frank Sinatra albümlerinin kısa zamanda satıldığı görüldü.
    Antika Koleksiyoncuları, Frank Sinatra adına 6-7 şubatta yapılan golf şampiyonasının rozetlerinin, bir anda antika değeri taşımaya başladığını belirttiler. Koleksiyoncular, Sinatra'nın oynadğı filmlerinin afişlerinin, eski plaklarının ve imzalı fotoğraflarının en gözde parçalar haline dönüştüğünü bildirdiler.

    Ünlü şarkıcının kadınları
    Frank Sinatra, çapkınlığıyla da tanınan bir yıldız. İtalyan La Repubblica gazetesi, Sinatra'nın yaşamına giren tüm kadınların bir listesini vererek Hollywood'da hiçbir erkeğe bu kadar ilişkinin nasip olmadığını yazdı. Gazetenin listesi şöyle:

    Eşleri:
    Nancy Barbato, Ava Gardner, Mia Farrow, Barbara Blakey

    Sevgilileri:
    Marilyn Monroe, Marlene Dietrich, Liz Taylor, Lana Turner, Grace Kelly, Zsa Zsa Gabor, Kim Novak, Lauren Bacall, Shirley MacLaine, Nathalie Wood, Jacqueline Bisset, Raffaella Carra, Angie Dickinson, Juddy Garland, Gina Lollobrigida, Pamela Narriman, Nancy Reagan, Jacqueline Kennedy ve Julliet Prowse.

    Frank Sinatra'nın bilinmeyen yüzü
    Duygu dolu sesi, romantik parçaları, milyonlarca hayranı ve cömertliğiyle tanınan Frank Sinatra'nın bir de ‘‘karanlık yüzü’’ var. Yakınlarının belirttiğien göre efsane sanatçı, ‘‘acımasızlığı’’yla da tanınıyor.
    Frank Sinatra, New Jersey eyaletinin Alman, İrlanda ve İtalyan göçmenlerinin yaşadığı Hoboken kasabasında yoksul bir ailenin çocuğu olarak yaşarken, 60 yıllık meslek yaşamındaki ‘‘sert erkek’’ imajını da ilk orada kazandı. Sinatra'nın karanlık yüzü, kanun dışılarla kurduğu yakınlık, içki ve kadınla özdeşleşmişti. Arkadaşlarına sadık, korumacı kişiliği, kızdığında tehlikeli bir düşmanlığa dönüşüyordu. Yakın arkadaşı aktör Peter Lawford, onu bu özelliğini birkaç kelimeyle şöyle özetliyor: ‘‘Sevgi dolu mayın...’’
    Hakkındaki ‘‘mafya bağlantısı’’yla ilgili söylentiler, Sinatra tarafından tüm yaşamı boyunca devamlı olarak yalanlandı. Ama Sinatra'nın ününü Lucky Luciano ve Chicago çete lideri Sam Giancana gibi mafya babalarına borçlu olduğu hemen hemen herkes tarafından biliniyor. Ayrıca bu durum, Sinatra'nın meslek yaşamını bozmadığı gibi, imajı olan sertliğine de sertlik katıyordu.
    Eski eşi Mia Farrow'un kocası aktör Woody Allen'in, evlatlığı Soon-Yi Previn ile ilişkiye girmesi üzerine, Sinatra'nın ateş püskürdüğü ve Farrow'a ‘‘izin ver, şunun bacaklarını kırdırayım’’ diye haber gönderdiği anlatılıyor.
    Mafya bağlantısı ve çapkınlığınIn yanı sıra, içkiye düşkünlüğü, Sammy Davis Jr., Dean Martin, Peter Lawford gibi ünlü ‘‘gece kuşu’’ dostlarıyla da uyum gösteriyordu.
    Tüm bu kusurlarına ve günahlarına karşın -belki de onlar nedeniyle- hayranları onu asla bırakmadı; hep sevildi. Fakir bir kasabanın tozlu sokaklarından çıkıp milyoner olmuştu ve bu yüzden de seviliyordu.
    ONUNLA BÜYÜDÜM
    Bu arada ünlü sanatçının ölümüyle ilgili olarak yapılan açıklamalar da sürüyor. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, önceki gün Frank Sinatra'nın son derece sıcak ve duygulu bir kişiliğe sahip olduğunu belirterek onun sanat ve gösteri dünyasının çok önemli bir ismi olduğunu söyledi.
    İngiltere Başbakanı Tony Blair de Sinatra'nın, bu yüzyılın en büyük şarkıcılarından birisi olduğunu belirterek ‘‘Frank Sinatra ile büyüdüm ve onu çok özleyeceğim. Kendisi ile tanışma fırsatım olmadı, ama birçok filmini gördüm ve şarkısını dinledim’’ dedi.
    Öte yandan Amerikalı şarkıcının cenaze törenine yalnızca çok yakınlarının katılacağı açıklandı.

    Reha ERUS







    frank sinatra ve lisa minelli




    FRANK SINATRA / NOTHING BUT THE BEST
    Gelmiş geçmiş en büyüleyici yorumculardan biri olan Frank Sinatra 2008 tarihli yepyeni bir collection albüm ile karşınızda…Nothing Bu The Best….Ünlü prodüktör Charles Pignone’un önderliğinde gerçekleştirilen albümde Frank Sinatra’nın unutulmaz 22 yorumu yer alıyor. “Come Fly With Me”, “My Way”, “Strangers In The Night”, “Theme New York, New York”, “That’s Life”, “Summer Wind”, “Fly Me To The Moon” ve “The Girl From Ipanema” gibi muhteşem klasiklerin yanında daha önce herhangi bir albümde yer almayan “Body And Soul”da dinleyiciler sürpriz olarak sunulmuş. Amerika’da yayınlandığı ilk 3 hafta 200.000 adet albüm satışı yaparak ölümsüzlüğünü kanıtlayan Frank Sinatra Billboard 200 Album Listesinde 6#ya kadar tırmandı....RHINO (jazz)

    stereomecmuasi.com





    Konu Seno tarafından (20-04-09 Saat 17:42 ) değiştirilmiştir.


  2. #2
    Durum:
    Çevrimdışı
    aşk_bu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetmen
    Üyelik tarihi
    13.06.2006
    Yer
    Diyarbakır
    Mesajlar
    22,320
    Konular
    57
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    "Topuğuna Sıkarım" Kültürü: Mafya

    Mafya ve mafyalaşma olgusu günümüzün en temel sorunları arasında yer alıyor. Mafya/Yeraltının Kriminal Efendileri kitabı ise mafyayı tarihsel, sosyal, kültürel boyutlarıyla oldukça etraflı bir şekilde irdeliyor..
    Yıllar önce Baba filmivizyona girdiğinde, gişe rekorları kırmıştı. 'Corleone' ailesinin etrafında dönen olayları anlatan filmin devamı da gelmiş ve insanlar varlığını bildikleri ama 'yokmuş gibi' davrandıkları mafyadan böylelikle haberdar olmuşlardı! Şimdilerde Baba kadar başarılı filmler yok. Daha doğrusu filmlerin yerini TV dizileri almış durumda. Artık bu gibi konuları müptelası olunan ve yüksek reytingli Kurtlar Vadisi ve benzeri dizilerden öğreniyoruz. Şimdi çocuklar bile onlara özeniyor, "topuğa sıkmak", "mermi manyağı yapmak" gündelik dile yerleşiyor. Ancak bütün bunlara rağmen mafyayı ne kadar tanıyor ve biliyoruz? Üzerinde bu kadar çok konuşulan, bu huzursuz edici durum hakkındaki bilgilerimiz gerçekte ne düzeyde? İşte şimdilerde piyasaya çıkan Mafya / Yeraltının Kriminal Efendileri (TİMAŞ Yayınları. 2008) başlıklı kitap, tam da bu konuyu etraflıca ele almasıyla dikkat çekiyor. Yazarı Atilla Akar'a göre, mafyayı gerçekte tanımıyoruz ve ona dair kanaatlerimiz birkaç klişe cevaptan öte değil. Kitap esas olarak mafyanın ne zaman ve nerede ortaya çıktığı, kelime kökeni, mafya yapılanmasının özellikleri, mafyanın güç kazanmasının devletleri ve toplumları nasıl etkilediği, istihbarat servisleri ile mafyanın ne tür gizli ilişkiler kurduğu gibi birçok konuya yoğunlaşıyor.

    Kitapta geçen, mafya tarihinden ilginç kişilikler
    Frank Sinatra: Mafya sanatçısı
    Frank Sinatra, özellikle belli bir kuşağın üyeleri için tam bir idoldü. Ancak aslında İtalyan kökenli olan Sinatra'nın çocukluğu ve gençliği mafya mensupları arasında geçmiş, sonunda Şikagolu mafya lideri Sam Giancana tarafından elinden tutulup yükseltilmişti. Kısaca Sinatra bir yetenek olsa da tüm ününü aslında mafyaya borçluydu. O kadar ki, onun hayatından bir anektod Mario Puzzo'nun aynı adlı romanından sinemaya uyarlanan, yönetmenliğini Francis Ford Coppola'nın yaptığı Baba filmine kadar girmişti. Filmin o sahnesinde Don Vito Corleone, Johnny Fontane'ye filminde rol vermesi için Hollywood'un büyük yönetmeni Woltz'dan bir 'rica'da bulunur. Onunla görüşmek üzere manevi oğlu ve elçisi Tom Hagen'i (Robert Duvall) Holywood'a gönderir. Ancak Woltz bunu reddeder. Çünkü Fontane'den nefret etmektedir. Bunun üzerine filmin yönetmeni Woltz bir sabah evindeki yatağından kan gölü içinde uyanır. İpek yorganının altında en değerli ve sevdiği atının kesik başı durmaktadır. Rolü vermekten başka çaresi kalmaz. İşte bu olayda mafya tehdidiyle rol kapmaya çalışan Johnny Fontane'nin aslında Frank Sinatra'nın ta kendisi olduğu iddia edilmiştir.

    Al Capone: Aile boyu suçlular
    Mafya tarihi denince akla ilk gelen isim Al Capone olur. Capone, suç dünyasına çok genç yaşlarda bulaşmış ve Şikago gangsterlerinin başı haline gelmişti. Onlarca cinayeti ve yasadışı işleri olduğu halde devlet sonunda onu sade 'vergi kaçakçılığı'ndan içeri tıkabilecekti. Onun hayatının belki de en bilinmeyen yönü ise Capone'un tüm ailesinin aslında bir suç makinesi gibi çalışmasıydı. Ancak çoğu Al Capone'un gölgesinde kaldığından isimleri bile hatırlanmıyordu. Ağabeyi Frank Capone polisle girdiği çatışmada ölecekti. Ralph Jr. Capone soyadından dolayı sevdiği kız kendisini istemeyince bir şişe viski ve bir tüp dolusu uyku ilacı içerek intihar etti. Jim Capone, ortalardan kayboldu, bir gezginci sirke katıldı. Adını değiştirmiş, evlenmiş, karısından bile bir Capone olduğunu gizlemişti. Nebraska'ya yerleşmişti. Orada kendini eski bir savaş gazisi olarak tanıttı. Ayrıca iki yıl şeriflik görevini yürüttü. Kaçak içki satan bir Kızılderiliyi öldürdü. Kurbanın akrabalarının açtığı ateş sonucu bir gözünü kaybetti. Şeriflik yaptığı esnada kasabanın dükkânlarını soydu. Buna kayınpederinin dükkânı da dahildi.

    Mafya kriminal bir alt-kültürdür
    Kitabın yazarı Atilla Akar mafya olgusunu bir 'korku hikâyesi'ne dönüştürmeden bir 'gerçeklik' olarak anlatmaya gayret gösterdiğini söylüyor: "Ayrıca bol örnek vererek, gerek kişiler gerekse olaylar ekseninde nasıl bir seyir izlediğini, bugün dünyadaki muhtelif mafya gruplaşmalarını ve gelecekte oynayacakları rolü irdelemeye çalıştım. Türk ve yabancı mafya deneyimlerinin birbirleri karşısındaki konumunu da analiz etmeye uğraştım. Bana göre mafya öncelikle kriminal bir altkültürdür. Devlet boşluğunun üzerinde yükselir ve bulunduğu alanda devletin işlevlerini yüklenir. Böylelikle yarattığı yeraltı ekonomisi içinde bir tür girişimci gibi hareket eder. Feodal değerlerden aldığı arkaik kültürel kodları kullanarak, temelinde aile, kandaşlık, hemşerilik gibi değerleri yücelterek onun çevresinde yarı-askeri hiyerarşik bir örgütlenmeye gider. Ayrıca devlet içinde himaye ve çıkar ilişkileri kurarak varlığını garanti altına alır. İşte bu yapının oluşturduğu ve kriminal metotları kullanan, şiddete dayalı, çıkar amaçlı her tür örgütlenme mafyadır. Ve ne yazık ki, mafyalaşma ve kriminalize olma halinin artarak sürecek bir 'trend' olacağına inanıyorum. Çünkü karşısında ciddi, kararlı bir irade göremiyorum."

    millethaber



    İnsanlar Yaşadıkça (1953) -From Here to Eternity

    Tür: Dram
    Yapım: ABD 1953 118 dakika (Renkli)
    Yapımcı Firmalar: Columbia Pictures

    Amerikan sinemasının etkili yönetmenlerinden biri olan Fred Zinneman'ın klasik filmlerinden biri olan "İnsanlar Yaşadıkça" 1941 yılında Pearl Harbor baskını sırasında geçen bir hikayeyi anlatıyor.
    Robert E. Lee Prewitt (Montgomery Clift) Hawaii'deki Amerikan üssüne transfer edilen bir askerdir. Geldiği birliğin komutanı Yüzbaşı Dana Holmes, Prewitt'in eskiden boksör olduğunu duyuyor ve onu yeniden boksa dönmesi için ikna etmeye çalışıyor. Fakat Prewitt boksu bırakmış olduğundan tekrar ringe dönmek istemiyor. Yüzbaşının yanındaki Çavuş Warden (Burt Lancaster) Prewitt'e yardımcı olmaya çalışsa da Prewitt'in en yakın arkadaşı Maggio'nun (Frank Sinatra) başını derde sokması yüzünden Prewitt'in bütün geleceği altüst oluyor.
    Frank Sinatra'nın bu filmdeki rolü mafya bağlantıları sayesinde aldığı söyleniyor. Hatta bunun iması Francis F. Coppola'nın "Baba / The Godfather" filminde de yapılmıştı… Filmin 1954 yılında kazandığı 8 tane Oscar'I var



    SON OF A GODFATHER

    Klasik stilde döşenmiş loş odada, iki adam arasında geçen bir diyalog. Yaşlı olanın şakakları kırlaşmış. Yüzündeki çizgiler ise, yaşanan fırtınası ve serüveni bol bir hayatı temsil etmekte. Hırıltılı bir sesi var. Ne dediğini ancak, onu dikkatli dinlerseniz anlayabiliyorsunuz. Üzerinde şık bir smokin, yakasında ise kırmızı bir karanfil var. Özel bir günün içinde olduğu besbelli.
    Daha genç olan diğer adam ise, oldukça dertli bi ifadeyle konuşuyor yaşlı adamla. Yakınıyor çaresiz bir halde. Ondan yardım istiyor. Hatta bir ara ağlamaklı oluyor sesi. Bu tavır sinirlendiriyor yaşlı adamı. Kalkıyor koltuğundan ve iki kolundan tutup şiddetle sarsıyor onu. Hatta bu da yetmiyor, yüzüne sertçe bir tokat patlatıyor. Böyle yapmaması gerektiğini anlatıyor ona. Genç adamın derdi, kabul edilmekle ve bunun ötesinde işlerinin yolunda gitmemesi ile alakalı. Yetersiz olduğunu, kimsenin onu istemediğini anlatıyor yaşlı adama. Gel zaman git zaman, genç adamın yardım almak için doğru kapıyı çaldığını anlıyoruz. Zira yardım aldığı yaşlı adam, kendisine oldukça sadık “sağ kolunu”, gencin işlerini halletmeye “teşvik etmesi” için birine yolluyor. İkna edilmeye çalışılan bu şahıs, gerektiğince ikna olmayıp sert bir tepki verince, o günün ertesindeki sabahta, henüz yataktayken, hiçte hoş olmayan bir sürprizle karşılaşıyor...
    Genç bir adamla vaftiz babası arasındaki ilişkiyi gözler önünde seren bu sahneleri izlerken geldi aklıma bu sayıda o’ndan bahsetmem gerektiği. Ne ölüm yıldönümü, ne doğumgünü, ne de yeni bir albümü çıktı. Ama ben müzikle ilgili biriysem, bir süredir yazdığım bu sayfaların birinde, mutlak surette ‘Frank Sinatra’dan bahsetmeliyim diye düşündüm.
    Bu yazıda okuyacaklarınız, Sinatra’nın hayat hikayesi falan değil. Zira internet çağında yaşadığımızdan, elini bilgisayara atan herkes o bilgilere ulaşabilir.
    Yazının başında okuduğunuz hikaye, bilenlerin çok iyi hatırlayacağı, bilmeyenlerin de adını söyleyince “hatırladım” diyeceği, IMDB sitesine göre sinema tarihinin 1 numaralı filmi olan Godfather’dan bir alıntıydı. Filmin ilk bölümünde yer alan sahne, aynen okuduğunuz gibi geçerdi filmde. Bahsi geçen yaşlı adam Don Vito Corleone, genç olan ise, Johnny Fontane idi. Film üzerine bir çok efsane var. Bunlardan biri, film çekilmeden önce Francis Ford Coppola’nın, mafya’nın tepedeki adamlarından izin aldığıdır. Mafya üyeleri, filme hiç müdahele etmeyeceklerine dair söz verirler. Bir iki ufak şartları olmuştur ki bunlardan biri, filmde kesinlikle “mafya” kelimesinin geçmemesi üzerinedir. Dikkat edenler, Godfather’da hep “aile” kelimesinin geçtiğini bilirler. Aslında konumuz godfather değil.
    Ancak Sinatra mevzu bahis olunca da Godfather temasına değinmemek olmuyor. Yukarıda üstü kapalı biçimde “hoş olmayan sürpriz” olarak bahsettiğimiz, gerçekte de olmuş bir olay daha var. Şöyle özetleyelim...
    Henüz şöhretle yeni yeni tanışmaya başladığı yıllarda Chicago’daki büyük bir gece kulübünde sahne almak ister Sinatra. Ancak kulübün sahibi kendisini reddeder. Bu durum karşısında kendine olan güveni oldukça sarsılır. Sesinin zayıf olduğunu, bu yüzden reddedildiğini düşünür. Kendisi de İtalyan asıllı olduğundan, William Moretti adlı mafya babasına giderek durumu açar. Filmde geçen "I will make him an offer he cant refuse" yani, “ona reddedemeyeceği bir teklif sunacağım” lafı, olayın bu anına ithafen senaryoya dahil edilmiştir. Moretti, adamlarını kulübün sahibi olan Woltz’a yollar ve ona çok büyük bir miktarda para teklif eder. Karşılığında Sinatra’nın sahneye çıkmasını ister. Woltz, nuh der peygamber demez. Duruma oldukça hiddetlenen Moretti, Woltz’un gözü gibi koruduğu, safkan yarış atı Khartoom’un başını kestirir ve adamın yatağına bıraktırır. Burada iki mesaj bir arada verilmektedir.
    Bu olayla ilgili 2. bir söylenti daha var.
    Frank, Francis Ford Coppola’ya Godfather’da rol almak istediğini bildirir. Coppola buna karşı çıkar ve filmde ona yer vermek istemez. Durumu yetkili mercilere bildirir Frank. Neticede, olan Coppola’nın atına olur. Coppola’da hıncını, Sinatra’yı filmde bu şekilde canlandırarak alır.
    Sinatra-Mafya bağlantısı uzun süre dilden dile dolaşan bir söylenti oldu. Hayranları inanmak istemedi. İnananlar da oldu ama. Amerika’nın en gizli örgütlerinden biri olan ve varlığı ABD hükümeti tarafından sürekli olarak reddedilen NSA (National Security Council) tarafından dinlenip izlenen kişilerin başında geldi Frank Sinatra. Bu ilişki geçtiğimiz Kasım ayına kadar hep iddia olarak kaldı. Ta ki, Frank’in 3 çocuğundan biri olan Tina Sinatra, "Babam 20 yıldan uzun süre mafya için çalıştı. Mafyanın desteğiyle yükselip yerini sağlamlaştırdı" açıklamasını yapana dek. Bu açıklama sonrasında bilinen gerçekler birer birer ortaya döküldü. Godfather’daki Johnny Fontane’in Sinatra’dan esinlenilen bir karakter olduğu kesinleşti. Yıllar boyu süren bir söylenti, gerçeklik kazandı bu açıklama sonrasında. Aslında 1998 yılında FBI, tamamen Frank Sinatra’nın konu edildiği, ‘Blue Eye No.1’ adlı 1275 sayfalık bir dosyayı yayınlamıştı. Bu dosyada, Frank’in mafya dostu, Kennedy klanı’nın bir üyesi, asker kaçağı, bölücü olduğuna dair bulgulara yer verildi. Politika ile olan bağlantısı, ona düzenlenen ancak başarıya ulaşamayan suikastler hatta hatta, bir dönem FBI için çalışmış olduğu da dosyadaki diğer bilgileri oluşturuyordu.
    Şimdi gelelim diğer gerçeklere.
    Frank, 20’li yaşlarında ciddi denilebilecek bir gırtlak ameliyatı geçirmiştir. Doktoru ona bu operasyon sonrasında şarkı söylememesini salık verdiyse de, o 86 yaşında iken bile halen sahnelerdeydi. Tüm dünyada “The Voice” olarak bilinir Sinatra. Bir şarkıcının sesi, ona bir lakap kazandırabilecek denli önemliyse, o şarkıcı önünde şapka çıkartmak gerekmez mi?
    Ciğerleri ikiye ayırıp, bir tarafı kasarken diğer tarafı açmak suretiyle uzun süre nefes alıp vermeye, aynı anda da nefesi kullanmaya yönelik bir teknik vardır. Aslında sadece obua virtüözlerine has bir tekniktir bu. Frank bunu becerebilen nadir vokalistlerden biriydi. Bu teknik vasıtasıyla şarkı üzerindeki uzun cümleleri tek bir nefeste söyleyebilmesi, onun vokal yeteneğini gözler önüne seren kanıtlardan sadece biriydi.
    Dünya üzerinde adı politik ilişkilerle birlikte anılan başka bir müzsiyen varmıdır bilemiyorum. Anlatalım.
    Uluslararası ilişkiler literatürünin hiç şüphesiz en sempatik kavramlarından bir tanesi, “Sinatra doktrini”dir. 1968 yılı içinde Çekoslovakya, tarihe “Prag baharı” olarak geçen dönemde, Amerika’yla en büyük rakibi S.S.C.B. bu durumdan oldukça rahatsız olmuş, Çekoslovakya’ya kanlı bir müdahalede bulunmasını da sonradan “Brejnev doktrini” şeklinde adlandırırak, kendisini haklı çıkarma çabalarına girişmiştir. Buna göre, sosyalist ülkelerden herhangi birinde rejim karşıtı birtakım gelişmeler olursa kızıl ordu, düzeni, dünya sosyalizminin çıkarlarını korumak adına buralara istediği şekilde karışma hakkına sahiptir. Bu olayların 20 yıl sonrasında dünyada büyük değişimler yaşanacak, komünizmin en büyük kalelerinden biri olan S.S.C.B. yıkılacaktır. İşte bu noktada dönemin devlet başkanı Mihail Gorbaçev'in sözcüsü Gennadi Gerasimov, Sinatra'nın My Way’ine gönderme yapmış, Sovyet politikasının yumuşamasıyla birlikte edinilen bu yeni tutuma ve bu ülkelerin kendi gönüllerince davranmasına karışmama haline “Sinatra doktrini” adını vermiştir. Sözün özü, Sinatra, sadece müzik dünyasında değil, politik dünyada dahi adından bahsettirebilecek bir karakter olmuştur.
    Bana Sinatra’yı 3 kelimeyle ifade et deseniz; müzik, mafya ve kadınlar derdim.
    Yukarıda anlattıklarımın haricinde, kadınlara karşı olan zaafı, fırtınalı evilik ve birliktelikleri de Frank’in şöhretine şöhret katan diğer unsurlardır. Aralarında Ava Gardner, Mia Farrow, Jacqueline Bisset, Marlene Dietrich, Zsa Zsa Gabor, Judy Garland, Sophia Loren, Marilyn Monroe, Natalie Wood, Lana Turner, Grace Kelly ve Nancy Reagan gibi, aynı albümde resimlerinin toparlanması bile çok zor olan bir çok ünlü kadınla ilişkisi olan Sinatra’nın en çok ses getiren birlikteliği ise, Ava Gardner’la olmuştur. Gardner’a ilk aşık olduğu dönemde kendini o denli kaptırmıştır ki, belki de kariyerinin en büyük düşüşünü o dönemde yaşamıştır. Dünya tarihinin gördüğü en büyük aşklardan birisidir onlarınki. 6 yıl sürmüştür. Frank’e , “Ava’yla aşkımız o kadar ateşliydi ki, sonunda birbirimizi yaktık” dedirtebilecek kadar. Hüzün verebilecek bir hikaye daha anlatayım.
    Çıplak ayaklı kontes, İspanya’daki sayfiye evinde fenalaşarak hastaneye kaldırılır. Ağır bi zatürree geçirmektedir, hatta hastanede kısmi bir felç geçirir. Doktorların kendisinden ümidi kestikleri bir anda, Amerika’da bir turnede olan Frank durumu öğrenerek eski hayat arkadaşını arar. Aralarındaki tüm tatsızlıkları unutmuşçasına, iyileşmesi için elinden gelen her şeyi yapacağını, kalbinin onunla birlikte olduğunu söyler. Bu sözler, Gardner’a büyük moral vermiş ve onu tekrar hayata bağlamıştır. Ancak ona moral veren Sinatra, bu diyaloğun ardından Atlanta’da verdiği konserin hemen sonrasında şiddetli biçimde hastalanır ve hastaneye kaldırılır. Kaderin acı cilvesidir bu. Dev bir aşkın iki kahramanı, birbirlerinden kilometrelerce uzakta yaşam savaşı vermektedirler. Oysa ki, birlikteliklerinin bu şekilde sonuçlanacağını ikisi de hiç düşünmemiştir herhalde. Çünkü Frank, tanıştıkları andan itibaren eşini, çocuklarını, işini ve hayranlarını ihmal edecek kadar çok sevmiştir Kontes’i. Her gün büyüyen bir aşkla bağlanmıştır ona. Ava ise, Frank’in gölgesinde kalmaktan korkmakta, sürekli olarak yeni film kontratları imzalamaktadır.
    Boşanmalarındaki en büyük etkenin, bu endişeler ve şiddetli kıskançlık kavgaları olduğu söylenir.
    Bir gazeteci, “Tanrıya inanırmısınız” diye bir soru sorar Frank’e bir röportaj esnasında. Frank ise şöyle cevaplar.
    “Beni gece yattığımda iyi hissettirecek her şeye inanırım. Bu isterse bir uyku ilacı, isterse bir şişe Jack Daniels, isterse tanrı olsun”.
    Bu röportaj gazetelerde yayınlandıktan sonra, Jack Daniels satışlarında müthiş bir patlama olduğu da bir başka efsanedir.
    İşte böyle bir anda yakaladı beni Frank. Ekranda gördüğüm Godfather filmi sonrasında, kendime bir kadeh Jack Daniels doldurmama ve ‘I’ve got you under my skin’i dinlememe sebebiyet verdi. Peşi sıra diğerleri geldi. ‘My Way’de hayatımı, ‘New York New York’da şehri, ‘Strangers in the Night’ta yaşanılanları, ‘Fly Me To the Moon’da mutluluklarımı, ‘Something Stupid’de heyecanlarımı, ‘One for My Baby’de ise içimdekilerin sesini duydum. Sonrasında okumakta olduğunuz bu satırlar çıktı ortaya.
    Şunu söylemek istiyorum.
    Değil mafyanın dayatmasıyla, 3.dünya savaşı çıkarsanız, yeteneği ve güzel yorumu olmayan bir sanatçıya, bu denli bir hayran kitlesi yaratmanız mümkün olmaz. Yazının başındaki hikaye belki Frank’in şanssızlığını kırmasına, önüne çekilen bentleri aşmasına yardımcı oldu. Ancak böyle bir sese ve yoruma sahip olması mafyanın eseri değil, Frank’e tanrı tarafından bahşedilen bir yetenek. Zira yeteneği olmayanların kaç kişi tarafından bilinip sevildiklerini, insanları ne kadar etkilediklerini, sanat yaşamlarını ne kadar sürdürdüklerini de biliyoruz.
    Ardında yüzlerce şarkı, film ve birçok efsane bırakan bu adam yaşama veda ettiğinde en güzel sözü dönemin başkanı Bill Clinton söylemişti.
    "He did it his way"
    Rahat uyu Francis Alberto...

    djbarthez.blogspot





    hayallerim şehri newyorkla ilgili üç sevdiğim şarkı var :birincisi madonna nın "I love new york" ,ikincisi frank sinatranın "new york new york" şarkısı ,üçüncüsüde MFÖnün "new york sokaklarında". frank sinatranın "new york new york" şarkısını lisa minelli "kabaret"filminde söylemişti hangisi daha güzel söylüyor karar veremedim :img-clapp
    Frank Sinatra - New York New York şarkısının sözleri

    Start spreadin’ the news, I’m leavin’ today
    I want to be a part of it
    New York, New York
    These vagabond shoes, are longing to stray
    Right through the very heart of it
    New York, New York

    I want to wake up, in a city that never sleeps
    And find I’m king of the hill
    Top of the heap

    These little town blues, are melting away
    I’ll make a brand new start of it
    In old New York
    If I can make it there, I’ll make it anywhere
    It’s up to you, New York..New York

    New York…New York

    I want to wake up, in a city that never sleeps
    And find I’m A number one, top of the list
    King of the hill, A number one….

    These little town blues, are melting away
    I’ll make a brand new start of it
    In old New York
    If I can make it there, I’ll make it anywhere
    It’s up to you, New York..New York New York!!!



    Bir Amerikan ikonu Frank Sinatra

    Elli yıllık sanat yaşamı boyunca sayısız albüm, film ve konsere imza atan modern zamanların ilk ‘pop star’ı Sinatra, hem özel hem de sanat yaşamıyla 20. yüzyıl Amerikasının bir yansıması
    Bundan tam beş yıl önce hayranlarına veda eden Sinatra, şarkıları ve filmleriyle olduğu kadar kumara, içkiye ve kadınlara düşkün ‘parti yıldızı’ kişiliği ile de hep gündemde kalmayı başardı.
    DUYGUSAL ŞARKICIDAN SOFİSTİKE ‘SWINGER’A
    Frank Sinatra’nın 1940’ların duygusal şarkıcısından 50’ler ve 60’ların sofistike ‘swinger’ yıldızına dönüşümü aynı zamanda Amerika’nın da içinden geçtiği moral ve kültürel değişimi simgeliyordu. İkinci Dünya Savaşı sırasında söylediği masum ve duygusal parçalarla ‘gurbette’ savaşan erkeklerin ve kocalarını özleyen genç kızların tercümanı olmuştu. 50’ler ve 60’lardaki yeniden çıkışıyla, Amerikan halkı, o ‘mağrur bakışlı’ halk delikanlısının, kozmopolit, her yüreğe göre duygusal parça söyleyen ‘faça yüzlü’ yıldıza dönüşümüne tanık oldu. Milyonlarca Amerikalı çift onun şarkılarını balayı klasiği saydılar. Sinatra aynı zamanda 58 filmde rol aldı; bu filmlerin tümünde de şarkıcı olarak sunduğu ‘sert-romantik’ portresini sürdürdü.

    RUHUNU SAHNEYE TAŞIYOR
    Frank Sinatra şarkı sözlerini, son derece kişisel, erotik temalarla renklendirerek, popüler müziğin bugünkü dönüşüme Elvis ve Beatles’dan önce temel hazırladı. Sinatra, 1940’ların başında, genç radyo sarkıcısı olarak olağanüstü pürüzsüz ve esnek bariton sesiyle dikkat çekti. Sesinin diriliğini yitirmesinden sonra, Sinatra’nın yorumu daha da kişiselleşti, öyle ki sahne performansları onun o anki ruh halinin bir yansımasıydı. Öfke, hırçınlık, huysuzluk, kabadayılık... Tümünü sahnesine yansıtan Sinatra bu nedenle günümüz spontan rock starlarının da ilham kaynağı olarak anılıyor.

    POP TARİHİNİN EN SÜKSELİ DÖNÜŞÜ
    Sesinin tınısını yitirmesi ve özel yaşamındaki sorunlarla birlikte 40’ların sonunda düşüşe geçen Sinatra, 50’lerin ortasında ise pop tarihinin en sükseli dönüşlerinden birini gerçekleştirdi. Artık sahnede çatal sesli, erkeksi ve popüler şarkıları caz tonuyla yorumlayan yeni bir Sinatra vardı.
    Aranjörü Nelson Riddle ile birlikte ‘Beatles-öncesi’ dönem pop standartlarını ve klasiklerini adeta tek başına belirledi. Sahne performansı 50’lerin sonunda yeni yeni filizlenen Las Vegas kentininde yükselmesinde rol oynadı.

    ZEVK SEFA DÜŞKÜNÜ SINATRA
    Takvimler 1960’ları gösterdiğinde içkici ve etrafı kadınlarla dolu ‘hedonist’ bir swinger olan Sinatra artık Amerikan şov ve müzik dünyasının başarı sembolüydü. Sinatra’nın kariyeri ve özel yaşamı da aslında birçok açıdan Amerikan kültürünü yansıtıyordu. Onun, New Jersey’nin Hoboken kentinde İtalyan asıllı ailesiyle yaşadığı mütevazı hayat, tüm göçmenlerin yükselişinin bir sembolü oldu. Sinatra’nın Demokratlar’ı desteklerken daha sonra Cumhuriyetçiler’e yönelmesi ise soğuk savaş Amerikası’nı sarsan politik gerilimin ve kuşak çatışmasının bir yansımasıydı. Sinatra öldüğünde milyonlarca dolar değerinde bir medya imparatorluğu bıraktı geride. Bunların arasında emlak şirketleri, özel havayolları, Artanis (tersten okunuşu Sinatra) plak şirketi ve hatta bir füze üretim şirketi bile var.

    ŞARKI SÖYLEMEK VARKEN OKULA MI GİDİLİR!
    Frank Sinatra, Sicilyalı ustabaşı ve amatör boksör Martin Sinatra ile Natalie Garavante’nin tek çocuğu olarak 12 Aralık 1915’te New Jersey’nin Hoboken kentinde doğdu. Genç Francis Albert 1931’de izlediği Bill Crosby’den etkilenip annesinin de onayıyla liseden ayrıldı ve müzik kariyerine başladı. İki yıl yerel barlarda çıktıktan sonra, kendi gibi Hobokenli iki genç arkadaşıyla ‘Three Flashers’ grubunu kurdu ve bu grupla ilk ödülü olan ‘Major Bower’s Original Amateur Hour’ı kazandı. Daha sonra gruptan ayrılan Sinatra, Rustic Cabin adlı bir gece kulübünde solo olarak çalışmaya başladı. Bu sırada trompetçi Harry James tarafından keşfedilerek haftalığı 75 dolardan ilk büyük konserine çıktı. Haziran 1939’da ise ilk plağını doldurdu. Aynı yıl çocukluk arkadaşı Nancy Barbato ile evlendi.

    GELECEĞİN MÜJDECİSİ: İLK ZİRVE
    Sonraki yıllarda Tommy Dorsey önderliğinde Pied Pipers grubu ile çalışan Sinatra 1940’ta ‘I Will Never Smile Again’ adlı şarkısıyla ilk kez bir numaraya yükseldi. Sinatra, bu dönemde ‘Las Vegas Nights’ adlı filmde şarkı söyleyerek ilk beyazperde deneyimini de kazanmış oldu. 1942’de Pied Pipers grubundan ayrılarak, Columbia Records ile solo albüm anlaşmasını imzaladı. Aralık 1942’de Benny Goodman’ın Paramount Theather’daki konserine alt şarkıcı olarak çıkan Sinatra’nın kariyeri bu konserdeki muhteşem performansıyla yükselişe geçti. Ertesi tüm New York gazeteleri ondan bahsediyordu.

    BEYAZPERDEDE BİR JÖN
    İlk başrolünü 1943’te ‘Higher and Higher’la oynayan Sinatra 1945 yapımı ‘The House I Live In’ ile ise Academy Ödülü’nü kazandı.
    1947 yılında gazeteci Robert Ruark, aranan gangster Lucky Luciano ile Küba’da tatile çıktığını yazınca Sinatra’nın kariyeri ani bir düşüşe geçti. 1950’de eşinden ayrıldı, bir yıl sonra ise Ava Gardner ile evlendi ancak fırtınalı ilşkileri sadece iki yıl sürdü.
    1953 yılında Hawaii’de bulunan hırçın ancak yurtsever bir İtalyan-Amerikalı piyadesini oynadığı ‘From Here to Eternity’ Oscar kazanınca Sinatra yeniden şov dünyasına dönmüş oldu. 1950’ler ve 1960’larda rol aldığı ‘High Society’, ‘Guys and Dolls’, ‘Pal Joey’, ‘Manchurian Candidate’ gibi müzikaller onun erkeksi ve sert imajını güçlendirdi.
    Sinatra, 1959 yılında Billy May’ın bestelediği ‘Come and Dance with Me’ ile hem Grammy Ödülü’nü aldı hem de 140 hafta bestseller listesinde kalmayı başardı. ‘Kumar ve kadın’ partilerinin evsahibi Sinatra, 1960’larda Amerikan jet-sosyetesinin değişmez ismi oldu. 1960’da Humphrey Bogart tarzı yaşamayı seven bir grup mirasyedinin canlandırıldığı ‘Ocean’s Eleven’ filminde Dean Martin, Peter Lawford, Sammy Davis Jr. ve Joey Bishop ile kamera karşısına geçti.

    KUMAR, DÜET VE SON KONSER
    1963’te Chicago gangster elebaşı Sam Giancana ile arkadaşlığı nedeniyle Las Vegas’ta kumar oynama lisansı iptal edimişti ancak lisans 1981’de Sinatra’ya geri verildi. 1989’da Liza Minelli ve Sammy Davis Jr. ile dünya turnesine çıktı. 1993 yılında rock ve pop yıldızları ile gerçekleştirdiği ‘Frank Sinatra Duets’ albümünde Barbra Streisand, Tony Bennett, Aretha Franklin, Luther Vandross ve Bono ile yeniden müziğe geri döndü. Sinatra son konserini 25 Şubat 1997’de Palm Desert Beach Mariott Ballroom’da verdi.

    ntvmsnbc




    Frank sinatra nin sesini cok begeniyorum .




    Konu Seno tarafından (20-04-09 Saat 17:47 ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    Durum:
    Çevrimdışı
    Nika 777 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Cezalı Üye
    Üyelik tarihi
    12.03.2008
    Yer
    ♥Al.P.Raul♥WM
    Mesajlar
    2,551
    Konular
    7
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    inanamiyorum FRANK SINATRA baslig acilmis:happy0064:happy0064:happy0064
    Ja Frank Sinatranin sesine bagiliyorum :img-in_lo:img-in_lo:img-in_lo








  4. #4
    Durum:
    Çevrimdışı
    aşk_bu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetmen
    Üyelik tarihi
    13.06.2006
    Yer
    Diyarbakır
    Mesajlar
    22,320
    Konular
    57
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart







    nancy sinatra

    frank sinatra nın kızı.biraz dengesiz bir hatundur.sesi buğulu ve büyüLeyicidir.babasıyLa küsLerdi.frank sinatra öLdüğünde biLe cenazesine gitmedi.frank sinatra iLe düet şarkıLarı vardır.kişiLiği her ne kadar saLak oLsada şarkıLarı bir o kadar güzeLdir.babasına bak kızını aLdır.


    babasıyla * düet yaptığı şarkının adı something stupid tir.

    Sesi içimi bir hoş eden, bu yüzden sadece sesiyle birçok erkeği kendine aşık edebileceğine inandığım hatun.


    you shot me down, bang bang
    i hit the ground, bang bang
    that awful sound ;bang bang

    sesi güçlü olmasının yanında, çok da duygusal gelen sarışın kadın.botlerı ve onları anlatan şarkısı ile ünlü olmuştur.
    araştırıp, bulup sürekli sözleri az çok aptalca olna şarkıları söylemiştir.
    bang bang'de saçmadır fakat çok güzeldir ve vurucu etkisi vardır.

    kendisini kill bill'de soundtrack olarak duyduğum ve "acaba bu şarkımı filme yazılmış yoksa film mi şarkıya"* diye düşünürken yüzyılımızın icadı internet ile tanıdığım sanatçıdır.

    güzel seçim tarantino... bence senaryoyu oluştururken bu şarkı hep aklındaydı.

    karizmatik bir sesi ve yorumu olan şarkıcı. çok cool canım.


    let me kiss you adlı morrissey parçasını oldukça güzel yorumlayan şarkıcı.






    Frank Sinatra ve Ava Gardner






    Konu Seno tarafından (20-04-09 Saat 17:50 ) değiştirilmiştir.

  5. #5
    Durum:
    Çevrimdışı
    aşk_bu - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetmen
    Üyelik tarihi
    13.06.2006
    Yer
    Diyarbakır
    Mesajlar
    22,320
    Konular
    57
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart












    Frank Sinatra ve Marilyn Monroe


    Konu Seno tarafından (20-04-09 Saat 17:51 ) değiştirilmiştir.

Sayfa 1/21 1234511 ... SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.6.1 © 2011, Crawlability, Inc.