Sayfa 3/21 İlkİlk 123456713 ... SonSon
105 sonuçtan 11 ile 15 arası

Konu: Zeki Müren

  1. #11
    Durum:
    Çevrimdışı
    MarilynMonroe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Oyuncu
    Üyelik tarihi
    06.11.2007
    Mesajlar
    1,280
    Konular
    19
    Verdiği Beğeni
    0
    Beğenilen Mesaj
    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Lightbulb

    Kendi Sözleriyle Zeki Müren..



    "6 Aralık 1931 doğmuşum, iyi mi etmişim? 37 İlkokul siyah önlük, beyaz yaka, toplumda ilk fiyaka 41 Orta mektepte soluk beniz, kısa saç ve umutlardan kıskaç 1945 Lise, pembe hayaller, yeşil filizler, yorulmayan dizler Akademi 1950 renk dünyasında renksiz yelkenli 1952 film, plak, dik bir boyun ve alın ak 1954 sahne, çile, para, çile artık ne dilersen dile 62 en büyük aşkım, 62 en deli gönlüm, 62 en neyse Bindokuzyüz bilmem kaç veda kara dünyaya"
    Kendi Sözleriyle Zeki Müren"Batmayan Güneş Belgeseli'nden"

    Zeki Müren son olarak hayatını kendi ağzından TRTde Kürşat Özkök'ün hazırladığı "Batmayan Güneş Zeki Müren" belgeseli için anlatmıştı. Belgesel 10-11-12 Eylül tarihlerinde yayınlanmıştır.

    Yalnız Allah'tan korkarım, Allah'ın dediği olur. Bu büyük alemi yaratan ve de yöneten yüce kudret, alnımıza bir yazı yazıyor diyorum ben doğarken. Doğuyor, yaşıyoruz. Ama pembe… Ama gri… Ama siyah olaylarla geçiyor bir ömür ve sonra da çaresi yok ölüyoruz. Evet. Ben bazen ölümü de özlüyorum. "Ölüm özlenir mi?" diyeceksiniz. O beni özlemeden ben yakınlık kurarım.Yeter ki tanrı onun bile hayırlısını versin. Gecinden versin. Başkalarına çektirmeden, gına getirmeden, başka kimseleri rahatsız etmeden… Ne demiş atalarımız? "İki gün yatak, üçüncü gün toprak..." Toprak verimlidir. Yine üzerimizde çimler bitecektir, yine onların da arasında kır çiçekleri olacaktır. Onlar bahar rüzgarlarıyla sallanıp şarkılar söyleyecektir. Yeniler yetişecektir. Sonbahar gelir, kış gelir ama pıtır pıtır o pembe beyaz baharlar sardı mı bambaşkadır…

    Binlerce, onbinlerce, kanayana kadar alkışlayan ellerden sonra bir yatak odası ve dört duvar, bir ayna, elbetteki yavaş yavaş başlayan bir bunalım. Uzun yıllar sonra günde 34 ilaç ve iki insülin iğnesi ve bununla yaşayan yapayalnız, evet hayret edeceksiniz ama yapayalnız birZeki Müren...


    1931 yılının 6 Aralık Cuma sabahı ezanlar okunurken Bursa'da, Hisar semtinde Ortapazar Caddesi'ndeki 30 numaralı, iki katlı ahşap evde doğdum. Babam kereste tüccarı KayaMüren, annem Hayriye Müren'dir. Başka kardeşim yok, tekim.

    İlkokul 1. sınıfa başladığımda çelimsiz, zayıf, kırpma saçları böyle platine kesilmiş, Tophane yokuşundan uçarcasına kendini bırakan bir çocuktum. Çünkü hemen o yokuşun sonunda ilkokulumuz vardı.

    İlkokulu, Bursa Osmangazi İlkokulu'nda bitirdim. Tophane Okulu, sonra da Alkıncı İlkokulu oldu. Efendim, okulumuz bir çıkmaz sokağın sonundaydı ama çıkmaz sokağın başında Osmangazi Hazretleri'nin ve de Orhangazi Hazretleri'nin türbeleri yanyana yeralmıştı. Arasından bir yolla Tophane bahçesine girilirdi. Şu meşhur kuleli, uzun bir kule olan içinde, halka açık bir bahçeydi o zaman da, şimdi de herhalde öyledir.

    Bursa'da sünnet olan her çocuğun fayton araba, böyle çiçeklerle süslenmiş atlı fayton, o zaman landon da denirdi, landon arabayla ilk ziyaret ettiği zat Emir Sultan Hazretleri'ydi. O süslü arabayla Emir Sultan'a gidilir, dua edilir, eve dönüldükten sonra sünnet olayı gerçekleşirdi. Ben 11 yaşında sünnet oldum. Elbette ki o landon, yani faytonun büyüğü olan atlı arabayla böyle başımdan teller, sağ omuzumdan aşağı doğru iniyordu ve şapkamda da hakiki hem anneannemin hem teyzemin broşları ön kısmını süslüyor, bu bir adettir, yani her çocuk öyle süslü bir şapka giyerdi. Efendim şimdi asıl bir noktaya geleceğim. Emir Sultan Hazretleri'nin türbe ve camiini ziyaret ettikten sonra muhakkak uhrevi bir hava ile eve dönülüp, insan sünnet acısını hissetmezdi. Buna inanmanızı bilhassa istirham ediyorum. Emir Sultan Hazretleri dedim de rahmetli babacığımın kabri de şimdi hemen onun yamacında. Allah gani gani rahmet eylesin. Çok sevdiğim anneciğimden öğrendiğim Emir Sultan İlahisini ilk olarak bu programda sizlere sunmak geldi içimden ve okuyorum efendim.





    Ünlülerden Yorumlar
    Zeki Müren Ünlülerin Yorumları"Bazıları farklıdır... Yetkinlikleri ya da ilgi çekici yanları ile kendilerinden söz ettirirler. Zeki Müren, hem etkinliğini, hem de ilgi çekiciliğini bir arada yaşamıştır. Hayatı ödünsüz sunabilen nadir insan olarak hatırlanacaktır."

    Süleyman DEMİREL; Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel,Türk Sanat Müziği'nin eşsis sanatçısı Zeki Müren'nin vefatı dolayısı ile başsağlığı mesajı yayınlandı. Cumhurbaşkanlığı Basın merkezinden yapılan açıklamaya göre Demirel'in mesaj'ı şöyle "Türk Sanat Müziği'nin unutulmaz ismi, güzide sanatçı Zeki Müren'in derin bir teessür ile öğrendim. Büyük sanatçı Zeki Müren'e Allah'tan rahmet diler,tüm sanat camiamıza ve yakınlarına tüm taziyetlerimi sunarim."

    Mustafa KALEMLİ; "Zeki Müren'in, çok yönlü sanat kişiliğiyle ile gönlümüzde daha uzun yıllar yaşayacağına inanıyorum.

    İsmail Hakkı KARADAYI; Zeki Müren'in mal varlığının yarısını Mehmetçik Vakfına bıraktığını öğrendim. Bu, tabii çok ince bir duygu. Onun ruh yapısını, ülke sevgisini ortaya koyan güzel bir davranış.

    Necmettin ERBAKAN; Başbakan Necmettin Erbakan da Türk sanat müziği'nin eşsiz sanatçısı Zeki Müren'in vefatı dolayısıyla, bas sağlığı mesajı yayınlandı.Erbakan'ın mesajı şöyle"Eserleri,unutulmaz sesi,yüksek şahsiyeti ile tüm vatandaşlarımızın gönlünde taht kurmuş değerli sanatçımız Zeki Müren'in vefatı'nı,büyük üzüntü ile öğrendim. Ülkemizin yetiştirdiği bu büyük sanatçıya Cenab-ı Allah'tan rahmet,geride kalan tüm sevenlerine,sanat camiasına ve yakınlarına baş sağlığı dilerim."

    Tansu ÇİLLER; Dış işleri bakani ve başbakan yardımcısı Tansu Çiller,Türk Sanat Müziği sanatçısı Zeki Müren'in vefat'ı dolayısı ile yayınladığı mesajda şöyle dedi" Türk Sanat Müziği'nin eşsiz yıldızı Zeki Müren'in vefatından çok derin teesür duydum. Sahnelerde olduğu kadar, çevirdiği sayısız filmlerde sesini, sanatını doruğa eriştiren zeki müren'i asla unutmayacağız. Bu eşsiz sanatçı daima türk milletinin gönlünde yaşatacaktır. Bu büyük kaybımızdan dolayı sanat camiasına vede milyonlarca sevenine baş sağlığı dilerim."

    Mesut YILMAZ; Anap Genel Başkanı Mesut Yılmaz, Türk Sanat Müziği Sanatçısı Zeki Müren'in vefatı dolayısıyla yayınladığı mesajda" Sanat dünyamızın yetiştirdiği en büyük yıldızlardan biri söndü."Yılmaz mesajında "eşim ve ben, sayın Zeki Müren'in vefatından duyduğumuz derin üzüntüyü tüm sevenleri ile gönülden paylaşır, merhuma Yüce Allah'tan rahmet dileriz.

    Alparslan TÜRKEŞ; MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş Zeki Müren'in fevatı dolayından yayınladığı mesajda "Sanat icrası ve güzel Türkçesi ile gönüllere taht kuran,unutulmaz,büyük ve değerli sanatcımız Zeki Müren'e Cenab-ı Allahtan Rahmet,sanat camiamıza vede yakınlarına en içten taziyetlerimi iletirim."

    Bülent ECEVİT; DSP genel başkanı Bülent Ecevit Zeki Müren'in vefatı dolayısı ile yayınladığı mesajda " O dilerde gönüllerde bir şarkı gibi yaşayacak. Hem şarkılarında hem söyleyişinde türkçeyi kullanışı ile onu asla unutmayacağız."


    Yıldırım AKTUNA; Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna, Zeki Müren'in vefat'ı dolayısıyla yayınladığı mesajda," Sanat güneşi olaraktan hiçbir zaman batmadan kalbimizde yaşayacaktir"dedi. Bakan Aktuna'nın mesajı şöyle devam ediyor "Zeki Müren'in vefat haberini büyük bir üzüntü ile öğrendim. Türk Sanat Müziği'nin büyük ismi, yeri asla doldurulamayacak büyük usta Zeki Müren'e Yüce Allah'tan rahmet. Geride kalan sanat camiasına ve sevenlerine başsağlığı dilerim."

    Selda BAĞCAN; "Türkiye'nin bütün sanatçıları olarak kendine büyük bir aşkla bağlıydık. O bizim duayenimizdi."

    Sezen Cumhur ÖNAL;"Eğer o şarkılarını İngilizce, Fransızca ya da Almanca söylemiş olsaydı bugün bütün dünyanın yasını tuttuğu bir insan olacaktı."

    "Zeki Müren'in sonunu getirdiler. Yalnız TRT değil bütün medya. Korkunç birşey. Bırakın adamı rahat etsin. Yok şoförü. Yok 180 kilo. Bir sanatçının haysiyetiyle bu kadar oynanmaz. Ölümünü hazırladılar. Paşanın katili medya ve magazin dergileri, dünyadan haberi olmayan müzik yazarlarıdır. Şimdi bayram etsinler. Yaşayan bir efsane söndü."

    Müjdat GEZEN; "Zeki Müren 45 yıllık baba dostumuzdu. Bütün türkiyenin sanatçısıydı. Sadece ses sanatçısı degil ayrıca ressam ve de şairdi. .. Cenazesi yerine kasedini almayı tercih ederdim.

    Yusuf NALKESEN; (bestekar) "Bugüne kadar hiçbir sanatçı, o'nun mertebesine erişemedi. Müzik dünyası, o nun yokluğunu şimdiden hissetmeye başladı bile.

    RAFİK ATAÇ; (bestekar) "Hayatımda tanıdığım en müthiş insandı. Hem insan olarak, hem sanatçı olarak mükemmeldi."

    Güneş MÜFTÜOĞLU; (rtük baş.) "Müren'in, değer bilen milletimiz tarafından sonsuza'dek anılacağına gönüllerde yaşatılacağına inanıyorum."

    26 Eylül 1996 Türkiye Gazetesi

    Kültür Bakanı İsmail KAHRAMAN "Büyük sanatçı Zeki Müren, Türk musikisinde kendi ekolünü oluşturmuş, geçmişten geleceğe köprü kurmuş çok kıymetli bir sanatçıydı" dedi. Bursa Valisi Orhan Taşanlar "Onu örnek alacak genç sanatçılar yetiştirmeye gayret edeceğiz. Ancak, Onun yerinin doldurulması çok zor."

    Büyükşehir Belediye Başkanvekili Mustafa KUŞDİL "Bursa'da doğdu, ebediyete kadar Bursa'da yaşayacak."

    Osmangazi Belediye Başkanı Basri SÖNMEZ "Anıtmezar yapılması işinde Osmangazi Belediyesi işin takipçisi olacaktır."

    Duahan Adem ERİM "Sanat Güneş'i batmadı. (Grup etti, gün kavuştu, güneş karardı, yüzler sarardı) deyiniz.Tür musikisini düştüğü yerden kaldıran adamdı."

    Müjdat GEZEN "Bursalıların sanatçıya, adına kurulacak müze ve vakıf ile adına düzenlenecek şarkı yarışmasıyla ve yapılacak anıtmezarla sahip çıkacaklarına inanıyorum."

    Ajda PEKKAN "Ajda Pekkan, Zeki Müren ile sanata başladı, sahne terbiyemi, Türkçem'i sahne arkasındaki çalışanlarla dost ve kardeşçe diyaloğu, sanatçının ne demek oldunu O'nda gördüm. Zeki Müren'in yeri hiç bir zaman doldurulamayacak. O bir misyonerdi. "

    Adnan ŞENSES "İlk karşılaştığımızda bana "Benden bir şeyler öğren." diye tavsiyelerde bulundu. Kendisinden bir şeyler öğrenmeye çalıştım. Yine de bir şey öğrenememiştim. O'nun yeri 100 yıl da, 500 yıl da geçse doldurulmaz."

    Zeki Müren'in ölümü en çok onun doğup büyüdüğü Bursa'nın Hisar İlçesi'ndeki mahallesini etkiledi. Zeki Müren'in akranları ise şimdi onunla birlikte geçirilen çocukluk ve de gençlik anılarını terennüm ediyorlar.

    Zeki Müren'in çocukluk arkadaşı Türkan İŞİT "Zeki Müren 11 yaşında iken kırmızı kadife pantolonunu giyer,bir taşın üstüne çıkıp o ipek gibi sesiyle arkadaşlarına şarkı söylerdi."

    Emine GENÇGÜN "Hisar'a gelin geldikten sonra Zeki Müren'le tanışma fırsatım oldu."

    Zeki Müren'in sünnet düğününe katılan Emine hanım, Zeki Müren'in mahalledeki cemiyetlerde güzel sesi ile küçük yaşlarda şarkı söylediğini hatırlıyor.

    26 Eylül 1996 Sabah Gazetesi

    Tevfik YENER İşte 1954'ten beri adım adım izlediğim Dört Zeki Müren,
    1- Sanatçılığı Mozart kadar gösterişli ve acıklı yaşayan Zeki Müren,
    2- Özel yaşamındaki ıstırabını ölümüne dek yüreğinde saklayan Zeki Müren,
    3- Tahtını korumak için acımasız Zeki Müren,
    4- Yarım yüzyıla yakın zirvede kalan Sanat Güneşi.

    28 Eylül 1996 Milliyet Gazetesi

    Alaaddin ŞENSOY "Bu güneşin battığı zannediliyor, ama hiç bir zaman batmayacak gelecek nesillere aktarılacaktır. Plak ve bantları çalınacak, hiç unutulmayacaktır."

    Adnan ŞENSES "Acı saatler yaşıyoruz. 1950-1951 arasında Müren'in radyo programlarını dinledim. 1953'te evimi terk edip sanatçı olmak istedim. 1956 da gazinoda Zeki Müren beni dinlemeye geldi. Onun tesiri altında kaldım. "Gel evladım çok güzel bir sesin var beni iyi taklid ediyorsun benden birşeyler öğren." dedi. Müren in yerini dolduracak kimse gelmeyecek. Bundan sonra onun şarkılarıyla anarsa ne mutlu bize."

    Erkan ÖZERMAN "Zeki Müren müzik dünyasında milat'tır. Bundan sonra Zeki Müren den önce Zeki Müren den sonra diyeceğiz. Hassas ve duygusal bir insandı. Hassas ve duygusal insanlar ise yanlızlığa mahkumdur."

    Bülent ERSOY "Acımız çok büyük. Sabah gidip yüzünü açtırdım. Dünyadaki vazifesi bu kadarmış. Üzülmek bizim hakkımız. Sahnede ölmesi çok muhteşem bir şey. Muhteşem bir ölüm. Ayakta durmak için bu kadar çaba göstermiş. Muazzez hanımın söylediğine göre makyaj odasına götürüldüğü zaman yere yığılmış. Türk Sanat musikisinin değerli bir büyügünü yitirdirdik. O'nun gibi bir sanatçı bir daha gelmez. "

    Ferdi TAYFUR "Benim için aydınlık bir kapıydı. Onunla konuştuk, o ilkleri icat eden bir insandı. Yeri bir daha doldurulamaz. Doldurulmaya çalışılsa bile onun tadı ayrıydı."

    Safiye SOYMAN "Böyle bir ölüm ancak Zeki Müren'e yakışabilirdi."

    Orhan GENCEBAY "Çok büyük, üretken bir insan ve bir ekoldü. Birimkimlerinin yarısını Mehmetçik Vakfın'a bağışlaması ülkemizi ne kadar sevdiğini ve değer verdiğini anlatıyor. Allah gani gani rahmet eylesin."

    Sinan ERKOÇ "1963'te 5 yaşındayken sünnet düğünümüze gelmişti. Fatih 11 yaşındaydı. Annem "Ağlama Zeki Müren geldi." dedi. Ben "Bana ne?" demiştim canımın acısından. Beni öptü. Babam onun saz heyetinde saz ud sanatçısıydı. Türk Sanat Müziği demek Zeki Müren demektir. Biz pop müziği yapmamıza rağmen Sanat Müziği aşkını yaşıyoruz. Zeki Müren'i yaşatmak için sahne terbiyesini, eğitimini, örnek almalıyız. O hiç bir zaman sahnede seyirciye sırtını dönmemiştir."

    Emel SAYIN "Üzgünüm, hemde çok üzgünüm. Üzgünüm de demek yeterli değil. Zeki Müren deyince mağrur bir gülümseme aklıma geliyor. Reformist bir sanatçıydı."

    Gönül YAZAR "Biz onu hep sevenler içinde gördük, ama kimin görünmek için onun yanında olduğunu bilemem. Ben korunmaya ihtiyaç duymasam bile onun himaye ettiği bir kız oldum. O bana sahip çıktı."

    İsmet AY "Üstüne yıldızlar yağsın Zeki."

    Emel SAYIN "Çok üzgünüm. O yok ve bir daha da gelmeyecek. Düşünüyorum da ne büyük bir yetenekti. Hepimiz çok şeyler öğrenmişiz ondan."

    Orhan Gencebay "Çok büyük bir kayıp. Yeri doldurulyamayacak bir insan ve müzik adamıydı Hepimiz ondan feyz aldık. Onunla büyüdük. Çok istisna bir icracıydı. Onun gibi bir icracı 50 -100 yılda zor gelir."

    Nükhet Duru "Çok hüzünlü, çok erken bir ölüm. Alkışlarla ebedi mekanına gitti Bir tercihi olsaydı her halde böyle ölmek islerdi."

    Nilüfer Şoke oldum... İnanamadım. Tam yeniden birşeyler yapma hazırlığındaydı. Bizlerin arasına dönmek üzereydi. Hepimiz onunla kucaklaşmaya hazırdık. O bizim milli hazinemizdi. Ölüm hoş değil ama bir sanatçı için alkışlanırken ve bu kadar sevilirken ölmek en güzeli."

    Türkan Şoray "Zeki Müren'le en son "Aynalar" programı çekilirken konuştum. O gün hiç yapmadığım birşeyi yaptım ve sesini kasete aldım. Çok hoş, onore eden sözler söylemişti bana.Bana söylediği 'Sultanların sultanı' sözü hala kulaklarımda. Haberi duyunca kabus görmüş gibi oldum. Koskoca Zeki Müren'ın öldüğünü söylemek, buna inanmak zor."

    Yaşar Özel "Çok üzgünüm. Büyük bir sanatçıydı. Hepimizin anıları var. Çok çok üzüldük Başımız sağolsun. Kaderin önüne geçilemiyor. Çok genç yaşta bizi bırakıp gitti."

    Yüksel Uzel "Bu ay içinde sevenlerine hem 'merhaba' dedi, hem de vedalaştı. Kötü bir süprizle ayrıldı aramızdan."

    Tarkan Hiç bir şey söyleyemiyorum, şu anda çok büyük bir şoktayım.

    Aysel Gürel Benim için o ölmedi ve hiçbir zaman ölmeyecek.

    Gülriz Sururi Çok üzüldüm anlatamam. Büyük bir kayıp.

    Hakan Peker Çok üzüldük. Bütün müzik ve sanat dünyasının başı sağolsun diyorum.




    Zeki Müren' in Genç Kızlara Açık Mektubu


    "Benim arkadaşlarım; yüzlerini dahi görmediğim, bilmediğim, samimi ve vefakar arkadaşlarım; sizlerle karşı karşıya gelmek ve samimi bir hasbihalde bulunmayı arzulamak, senelerden beri içimi yakan bir ateşti.bana yazdığınız mektuplara cevap alamadığınız zaman, emin olun en az sizler kadar mahzun olmuş, en az sizler kadar mahzun olmuş, en az sizler kadar ben de kendime kızmışımdır..."
    ZEKİ MÜREN’ in GENÇ KIZLARA AÇIK MEKTUBU

    Fakat beni bu şekilde hareket etmeye mecbur tutan birçok sebepler var. Ne kadar isterdim bu sebepleri sizlere Jean Jack Rousseau gibi samimi bir şekilde itiraf etmeyi. Fakat mümkün değil. Ama diyeceksiniz ki, büyük filozof J.J. Rousseau her şeyini itiraf edebilmek cesaretini gösterdiği halde sen bu cesareti nasıl gösteremezsin. Haklısınız, ama bu bir cesaret meselesi değil. J.J. Rousseau her şeyini itiraf ederken kendisini bağlayan bir hatıra ve bu hatıraya karşı bir hürmeti yoktu. Benim ise her zaman içimde taht kurmuş eski bir hatıram ve bu hatıraya karşı ruhumun en ücra köşelerinden kopup gelen bir hürmet ve sevgim var. Hiçbir şey değilken, Bursa’nın düzensiz taşları üzerinde sadece Zeki olarak dolaşırken beni seven bir insanın belki hatırasına, belki de şahsına olan hürmetimden yazamam, itiraf edemem.

    Aşktan korkan insanlar aşkını saklayanlardır. Ben ise aşktan korkmuyorum. Korkmadığım için de aşkımı itiraf etmekten çekinmiyorum. Birçoklarınız bana kızdınız ve yazdığınız mektuplarda beni aşktan, histen mahrum bir insan olarak itham ettiniz. Halbuki ben, bu en ağır ithamlarınızı bile büyük bir aşk içinde okudum. Sizler beni acı sözlerle iğneleyip derin sükun ve huzura kavuştuktan sonra acaba benim çektiğim ızdırabı duydunuz mu?. Aşk için yanaklarımdan süzülen yaşarlın dudaklarımda bıraktığı o tuzlu lezzeti sizler de bir an olsun hissettiniz mi, tattınız mı?

    Bütün dünya edebiyatını tetkik ediniz ve en büyük sanatkarlar, aynı zamanda en büyük aşıklardır. Aşk, bir bestenin, bir şarkının, bir romanın, bir tablonun velhasıl bir eserin doğmasında en büyük amildir. Her var olan şeyin sebebi ve mahsulü bence aşktır ve en büyük aşık da Tanrı’dır.

    Peygamberine:

    “Sen olmasaydın, sen olmasaydın ben bu kainatı yaratmazdım” diyen Tanrı’dan aldığımız aşkla, aşk için, aşka hasretiz.

    Hürmet ve sevgilerimle aziz dostlarım ve muhterem okuyucularım….

    Kırık Plak (1959) | Zeki Müren - Belgin Doruk


    Zeki (Zeki Müren) ünlü bir ses sanatkarıdır. Onu keşfeden ve tanınmasında büyük rolü olan Nermin hanım aynı zamanda Zeki’den duygusal anlamda da hoşlanmaktadır. Ancak Zeki,müzik dersleri verdiği Leyla ile (Belgin Doruk) yakınlaşmış ve aralarında nişanlanmışlardır. Bütün bunlardan haberi olmayan Nermin , Zeki’den karşılık bekler ancak nişanlandığını öğrenince öfkelenir ve intikam almak için harekete geçer.
    Toplam 17 film çeviren Zeki Müren'in görülmeye değer bir filmi...













    Zeki Müren'in gazinosu

    1945’de gazino olarak açılan Kazablanka 1968'den beri düğün salonu olarak çalışıyor
    Kazablanka deyince çoğumuzun aklına o ünlü film gelir. Ve İngrid Bergman'ın söylediği sözler: Bir daha çal Sam! Savaşın son yılında açılan Kazablanka, başta Zeki Müren olmak üzere dönemin bütün ünlü şarkıcılarının sahneye çıktığı bir gazinoydu...


    Doğal olarak. Dönem 1940'lı yıllar, İkinci Dünya Savaşı yılları, ‘‘Kazablanka’’ bir savaş filmi. Bu ad söylendiğinde aklımıza Ingrid Bergman'lı, Humphrey Bogart'lı o ünlü film gelir. Orta yaşın üzerindeki İstanbullular için Kazablanka'nın ikinci anlamı da bu gazino. Adını o ünlü filmden alan İstanbul'un en parlak gazinolarından biri Kazablanka. Gazino Kazablanka şöhreti bugünlere de ulaşan dönemin en ünlü sanatçılarının sahneye çıktığı en seçkin yerlerden biriydi...

    Gazino 1945 yılında Hamdi Anlar tarafından açıldı. Hamdi Bey bugün hayatta değil. Gazinosunun adını Kazablanka koyarken belki de filmdeki büyülü barın havasını yakalamaya çalıştı. Gerçekten de Hamdi Bey'in gazinosu birçok sanatçıya ev sahipliği yaparken, birçok İstanbullunun da anılarında özel bir yer kazandı.

    Kazablanka'da kimler sahneye çıkmadı ki? Zeki Müren, Nuri Sesigüzel, Ahmet Sezgin, Sevim Tanürek, Sevim Çağlayan, Erol Büyükburç, Hamiyet Yüceses, Müzeyyen Senar, Adnan Şenses...


    Ünlülerin okulu

    Zeki Müren Kazablanka tarihinin önemli taşlarından biriydi. Gazino 1955 yılında yenilendi ve kapılarını Zeki Müren'le açtı. Assolist olarak 40 bin lira avans, bin 200 lira yevmiye ile çalışmaya başladı.

    Zeki Müren ile birlikte gazinoların sahne adabı da değişti. İlk defa Kazablanka'da Zeki Müren, kendisine eşlik eden müzisyenlere tek tip kıyafet giydirdi.
    Onu Kazablanka'da sahneye çıkaran, Mahmut Anlar'ın oğlu Yüksel Anlar'dı. Baba-oğul çevrelerinde ciddiyetleriyle tanınıyordu. Çok disiplinliydiler. Zamanının en havalı gazinosunda 150 garson çalışmaktaydı.

    Kazablanka'nın Nuri Sesigüzel'in meslek hayatında da önemli bir yeri var. O günlerde burada sahneye çıkan Ahmet Sezgin aniden işi bırakmıştı. Boşalan kadro için acele yeni bir sanatçı aramaya başladılar. Henüz tanınmayan bir Türk halk müziği şarkıcısı olan Nuri Sesigüzel bir Anadolu turnesindeydi. Yüksel Anlar, Nuri Sesigüzel'e Zigana Dağları'na yakın bir yerdeyken ulaştı. Sesigüzel turneyi bıraktı ve İstanbul'a gelerek Kazablanka'da sahneye çıkmaya başladı...

    Zeki Müren hakkında..


    ilk Plağı

    Bir gün lise son sınıfta bahçede otururken hademe gelir ve Zeki’yi okul müdürün çağırdığını söyler.Korka korka gittiği okuldan kendisini koca bir sürpriz bekliyordu.Okul müdürü ona “benim bir şarkımı plağa okumanı istiyorum” kabul eder misin diye sorar.Bu teklif Zeki Müren’in ilk plağına hayat verir.İlk plağının satmasın bu genci cesaretlendirir ve müzik çalışmalarını hızlandırır. O dönemlerde ne popstarlar ne de gençleri hayal dünyalarından alıkoyan yarışmalar vardır , sanatın sanatçının sahne tozunun değerinin bilindiği yıllardır o yıllar.

    İlk Radyo Programı

    Takvimler 1951 ‘i gösterdiğinde T.R.T. radyosundan bu anons duyulur : “Rahatsızlığı nedeni ile programına gelemeyen Perihan Altındağ Sözerinin yerine Zeki Müren’i dinlediniz.” İşte bu an o büyük sanatçının kitlelerle tanıştığı ilk an olur.O ilk şans eseri de olsa verilen konserden sonra T.R.T. Radyosunun telefonları kilitlenir herkesin sorusu ise ortaktır : Kim Bu Zeki Müren !


    İlk Sinema Filmi

    Cahide Sonku Zeki Müren’in idollerinden biriydi.Her beyoğluna çıktığında ilk işi fotoğraf stüdyolarının vitrinlerinde dönemin starı Cahide Sonku’nun fotoğraflarına bakmak olurdu Zeki Müren’in. O hayranlık 1954 yılında iki sanatçıyı “Beklenen Şarkı “ adlı filmde buluşturur.Bu onun ilk sinema filmi olur , Zeki Müren bu filmden ilk büyük parasını kazanır, kazancı ise tam 10 bin liradır.Öylesine sevilir ki Zeki Müren’in filmleri , öylesine beğeni kazanır ki sonrakilerinden tam 200 bin lira talep eder sanatçı ve bu astrononik talebini kabul ettirir.

    İlk Sahnesi

    Zeki Müren 1955 yılında ilk sahnesini Dolmabahçe ki Küçük çiftlik parkında alır.Tam beş yıl boyunca halk onu plaklardan dinlemiş , sinemadan izlemişti , şimdi sıra onun sahne performansındaydı Tıklım tıklım doldurduğu gazinodan ilk yevmiyesini alır .İlk yevmiyesi ise rekor bir bir yevmiyedir : Tam 1200 Lira !


    Sahnede ki ilk “ T biçimli sahne , dekorlar , kostümler ve daha onlarca yenilik , hepsi Zeki Müreni sahnede izleyenlerin karşılaştığı süprizlerdir.Bu sırada Demokratik parti iktidarı da en şaşalı dönemini yaşıyordu.Dönemin başbakanı Menderes , reis-i cumhuru Celal Bayar onu izlemeye giden siyasetçilerdi.


    İlk Arabası
    İlk arabası 1956 model yeşil – beyaz Pontiac olur , ilk İstanbul turu ve dönemin boş İstanbul caddeleri , ne günümüz gibi yoğun bir trafik ne de günümüz gibi uzayıp giden Popstar kuyrukları ... Başka bir dönemdir o dönem , başka bir yaşanır hayat , başka bir önemsenir sanat....

    Askerlik Yılları

    1956 yılında yedek subaylığını yapmak için sahnelere veda eden Zeki Müren 1958 yılında tepebaşı gazinosunda tekrar sahne alır.Yıllar sonra onun erkekliğine laf edenlerin , onu insafsızca eleştirenlerin , iki binli yıllarda eksik erkekliklerini bahane ederek askerlikten yırtma raporları alan starlara ne diyecekti kim bilir ? Oysa o , dönemin gerektirdiği gibi askerliğini yapar ve askerlik dönüşü sanat yaşamına devam eder.

    Tepebaşı gazinosu - Maksim – kazablanka – lunapark – Çakıl derken Türkiye’nin en büyük starı oluverir Zeki Müren.

    Adının Siyasetle Anıldığı Yıllar

    Yetmişli yıllarda zirvede olan Zeki Müren Demirel ile Ecevit’in o çekişmeli yıllarında siyaset ile anılır.Söylentilere göre Zeki Müren parti kurup siyasete atılacak ve meclise girecekti.Matinelerde ki hanım izleyiciler ona oy vereceklerini haykırdıkları haberleri gazetelerde çıktığında , o yıllarda özel tv ler ve onların abuk sabuk ratin ölçen cihazları olmadığından , geceyi kaç milletvekilinin uykusuz geçirdiği saptanamıyordu.Ona siyaset hakkında soru sorulduğunda ise Zeki Müren “ bu soruyu politikacı olduğumda cevaplandırırım , şimdi sadece politikacı adayıyım” diye yanıtlıyordu.

    Son Konseri

    27 Mayıs 1960 darbesi , 12 Mart 1970 , 12 eylül 1980 darbesi .... Kısacası tarih olmuş her dönemi zirvede kapatır Zeki Müren , politikacılar gider , gelir ama o hep zirvede kalır.8 eylül 1984 Bodrum kalesinde verdiği konserle sahne hayatına son verir .Doktorlarının yasaklamasına karşı “öleceksem bodrum için öleyim” diyerek verdiği bu konser bir buçuk saat sürer , içeride 10 bin izleyici , dışarıda ise bunun iki katı kadar dinleyici vardır.Konseri yayınlayacak olan t.r.t. aracının kablolarının kopması yüzünden geç başlayan konser onun ulusu ile yüz yüze son vedalaşmasıydı.Doktorla değil sahneye çıkmasını üstü üste birkaç şarkı söylemesini bile yasaklamışlardı paşaya.

    70 li yıllarda safra kesesi arızalandı , böbreğindeki taşı sahnede düşürdü , kolestrolü yükseldi , şeker ve yüksek tansiyon ve biraz da içkiyi sevmesinden dolayı kaynaklanacak karaciğerinin iflas noktasına gelişi....Zeki Müren yaşamının son 15 yılını geçireceği hastalıkları ile boğuşmaya başlar seksenli yıllarla beraber.


    Hastalıklar ve yalnızlık , yüreğinde dayanılmaz sıkıntılar yaratınca aklına eski alışkanlığı geldi.Bodrumda halkla iç içe yaşayacak ve hayranlarıyla kucaklaşmayı sürdürecekti.Hastalıklarına rağmen üretmekten vazgeçmeyen Zeki Müren özellikle seksenli yıllarda birbininden kaliteli uzun çalarla hazırladı.1983 yılında müzik marketlere sunduğu “Hayat Öpücüğü” albümü Türkiye’de müzik adına üretilen en özel albüm oldu.Annesini çok seven yorumcu kaybettiği annesi için bestelediği “Annem” şarkısını bu albümde yorumladı.

    Seksenli yıllarda Yıldırım Gürses ve Erdoğan Berker ile başlayan Türk müziğinin çok seslileştirilmesi çalışmalarına farklı bir boyut kazandırdı.Dönemin en önemli müzik yatırımlarına imza attı.”Hayat Öpücüğü” ve “Aşk Kurbanı” adlı albümlerdeki kayıt - düzenleme kalitesi günümüzde bile hala yakalanamamıştır.

    Popüler Türk müziğinde esen arabesk rüzgarı o dönem Zeki Müren ‘in prodüktörlüğünü yapan Selami Şahin’in yorumcuyu arabesk kokan bir albüm olan “Helal Olsun” u yapmaya yönlendirir.Bu albüm Zeki Müren’in ilk ve tek arabesk albümü olur , bu albümle Selami Şahin ile yollarını ayıran yorumcu bu albümde yaptığı hata yüzünden bir dönem piyasadan çekilir.

    Seksenlerin sonu ve doksanlı yılları Zeki Müren dönemin popüler Türk müziği eserlerini yorumladığı albümlerle geçirir.Bu dönemlerde Bodrumda inzivaya çekilen sanatçı sevdiği , dönemin popüler şarkılarını seçen Zeki Müren bu şarkıları İstanbula gelip stüdyoda yorumlayarak hazırlıyordu albümlerini.Öylesine büyük bir yorumcuydu ki tüm albümü –4-5 saatte okur kayıtlarını tamamlar Bodruma evine geri dönerdi. Doksanlı yıllar Zeki Müren’in dönemin popüler şarkıları yorumladığı albümlerle geçer.”Karlar Düşer “ , “Böyle Ayrılık Olmaz” “Hava Nasıl Oralarda” , “Bir gülü sevdim” gibi şarkıları yorumlayan Zeki Müren her yaptığı albümle yüzbinlerce satar , her ürünü ile dönemin gençlerine taş çıkartan tirajlar elde ederdi.

    31 Mayıs 1969 tarihinde verdiği ve 27 bin kişinin izlediği Aspendos konseri ile “paşa” lakabını alan Zeki Müren Meydan Lourese Ansiklopedisinin 9 cildinin 151 inci sayfasında yer alarak ansiklopediye geçen ilk yorumcu da olmuştu.

    Yaşamına 600 ‘ü aşkın plak , kaset , cd bırakan paşa’nın 1995 yılında onun haberi olmadan piyasaya sunulan adlı “yorgunum” adlı albümle dünya tarihinde bir ilke imza attı.1983-86 yılları arasında Zeki Müren’in prodüktörlüğünü yapan Selami Şahin’in para sıkıntısı çekmesi üzerine Unkapanında faaliyet gösteren Aziz Plağa sattığı 2 albümünü , yıllar sonra farklı düzenlemeler ve farklı bir kartonetle kendisinin izni alınmadan piyasaya sunulduğunu gören paşa çok üzüldü. Tam 12 yıl önce seslendirdiği şarkıları şimdi makara bantlarından alınmış ve dönemin teknolojisi sayesinde yeni bir formatta yeniden piyasaya sunulmuştu.Bu albüm o dönem basında çok konuşuldu , ona müzikal yaşamında ilk kez Arabesk okutan Selami Şahin’e ikinci kez kırılıyordu Zeki Müren.

    Son Günleri


    1992 yılında Bodrumdaki evine kendisini adeta kilitleyen ve bırakın basına , dostlarına bile görünmeyen Zeki Müren , son anına kadar Bodrumdaki evinde , odasında hizmetkarı ve kendisi ile başbaşa bir yaşam sürdürdü.Yaklaşık dört yıl tek başına oturduğu odasında tv izleyip radyo dinledi , kitap okudu , ikinci şiir kitabını hazırlamak için çalıştı , beste çalışmaları yaptı ve bol bol telefonla konuştu.

    1996 nın eylülünde T.R.T. nin hazırladığı belgeselin ikinci bölümünün çekimi için Bodrumdan İzmir’e alacağı 251 km lik yol onun son yolculuğu oldu.O gün evden çıkarken ne ilaçlarını yanına aldı ne de ona teklif edilen en az yorucu helikopterle yolculuk yapma fikrini kabul etti.

    Tarih 24 Eylül 1996 Çarşamba gününü gösteriyordu ,saatler ise 20:59’u.İlk sahne şarkı söylediği mikrofonunu ona yıllar sonra hediye eden T.R.T. stüdoyolarında fenalaşan Zeki Müren birkaç dakika içinde hayata gözlerini yumdu .

    65 yıl süren yaşamında bırakın Türkiye’yi dünyaya dahi gelebilecek en önemli ve en değerli vokal , müzisyen öldüğünde yüzbinler tarafından defnedildi.

    Her geçen yıl ile beraber tıpkı diğer gerçek sanatçılar gibi biraz daha fazla unutulan Zeki Müren’in hayata gözlerini yumduğu günden günümüze tam 8 yıl geçti Bu sekiz yıl içinde çok seslileşen bir medya , sanat adına değil şöhret adına uzayıp giden müzik yarışmaları kuyrukları ve ucuzculukla ahlaksızlıkla dolu bir sanat dünyasına doğru yol aldık.Şimdi belki onun değerini anlamıyoruz ama bir gün gelicek ve Zeki Müren’leri dünya üzerinde ki sanat kimliğimizi aramaya başladığımızda arayacağız ama iş işten geçmiş olacak.





    Oynadığı Filmler:

    * Rüya Gibi1971
    * Asktan da üstün(1970)
    * Kalbimin sahibi(1969)
    * Inleyen nagmeler(1969)
    * Katip (1968)
    * Hindistan cevizi(1967)[[]]
    * Dügün gecesi (1966)
    * Hep o sarki (1965)
    * Istanbul kaldirimlari(1964)
    * Bahçevan(1963)
    * Hayat bazen tatlidir(1962)
    * Ask hirsizi(1961)
    * Gurbet(1959)
    * Kirik plak (1959)
    * Altin kafes(1958)
    * Berdus(1957)
    * Son beste(1955)
    * Beklenen Şarkı (film) (1953)
    Konu eyllse tarafından (22-06-09 Saat 02:14 ) değiştirilmiştir.


  2. #12
    Durum:
    Çevrimdışı
    MarilynMonroe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Oyuncu
    Üyelik tarihi
    06.11.2007
    Mesajlar
    1,280
    Konular
    19
    Verdiği Beğeni
    0
    Beğenilen Mesaj
    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart



















    Konu eyllse tarafından (22-06-09 Saat 02:15 ) değiştirilmiştir.


  3. #13
    Durum:
    Çevrimdışı
    MarilynMonroe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Oyuncu
    Üyelik tarihi
    06.11.2007
    Mesajlar
    1,280
    Konular
    19
    Verdiği Beğeni
    0
    Beğenilen Mesaj
    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart



    Türk sanat müziğinin büyük sesi, ''Sanat Güneşi'' olarak anılan Zeki Müren doğumunun 75. yılında anılıyor.

    Sahneye uzun süre ara verdiği için ayrı düştüğü hayranlarıyla 1996 yılında yeniden buluştuğu TRT stüdyosunda yaşama veda eden Zeki Müren, ölümünün üzerinden 10 yıl geçmesine rağmen, eşsiz yorumu ve dillerden düşmeyen çok sayıda eseriyle hala yaşıyor.

    Bursa'nın Hisar Mahallesi'nde 6 Aralık 1931'de doğan, yaşamı müzikle, sanatla dopdolu geçen ünlü sanatçı, Şerif İçli ve Refik Fersan gibi ustalardan dersler aldı. 1946 yılında bir gazete ilanıyla gittiği İstanbul Beyazıt'taki bir plak şirketinde 10 lira ödeyerek plak doldurdu. 1950 yılında açılan bir yarışmayı kazanarak İstanbul Radyosuna girdi ve ilk radyo konserini 1 Ocak 1951'de verdi.



    1954 yılında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisini bitiren Müren'in ilk plağı ''Bir Muhabbet Kuşu'', 1954 yılında Belgin Doruk ile birlikte oynadığı ''Beklenen Şarkı'' da ilk filmi oldu.

    ''Manolya'' adlı plağıyla 1955 yılında Türkiye'de ilk kez ''Altın Plak'' ödülü kazanan sanatçı, birçok kurum ve kuruluş tarafından ''yılın sanatçısı'' seçildi. Çok yönlü çalışmalar yapan Müren'in ilk şiir kitabı olan ''Bıldırcın Yağmuru'' 1965 yılında yayınlandı. 200'e yakın bestesi bulunan ve 50 plak yapan sanatçının 18 sinema filminde de imzası bulunuyor.

    Yaşamı müzik, şiir, resim ve sinemayla dolu olan Müren, 1980 yılında geçirdiği bir rahatsızlık sonucu, doktorların sahne yasağı koyması üzerine, Muğla'nın Bodrum ilçesi Bardakçı koyunda satın aldığı villasında inzivaya çekildi. Yıllarca yılbaşı geceleri evlerimize konuk olan ve bizlere ''iyi yıllar'' dileyen Müren, yıllar süren suskunluğunu 1996 yılında TRT için çekilen ''Batmayan Güneş'' belgeseliyle bozdu.

    Çalışmalarından dolayı 1991 yılında ''Devlet Sanatçısı'' unvanına layık görülen ilk Klasik Türk Müziği sanatçıları arasında yer alan ''Sanat Güneşi''ni ölüm, radyoda canlı solo yayınlarda kullandığı ilk mikrofonun kendisine hediye edildiği stüdyo çekimlerinde yakaladı.

    YAŞAMA STÜDYODA VEDA

    İzmir'de yapılacak program çekimleri için Bodrum'daki evinden ayrılan Müren, bir daha çok sevdiği Bodrum'una dönemedi. Ajda Pekkan ve Muazzez Ersoy'un konuk olarak katıldığı programda kendisine ödül olarak verilen mikrofonu alan, sunucunun yardımıyla yerine oturduktan bir süre sonra fenalaşan Müren'in, 66 yıllık yaşamı 24 Eylül 1996 tarihinde TRT stüdyolarında sona erdi. Müren'in cenazesi, vasiyeti üzerine doğduğu Bursa'da onbinlerce seveninin katıldığı törenle Emirsultan Mezarlığı'na defnedildi.

    ''Paşa'' olarak da anılan Zeki Müren'in vasiyeti üzerine tüm mal varlığını eşit olarak paylaşan Türk Eğitim Vakfı (TEV) ve Mehmetçik Vakfı, sanatçıyı unutmadı. İki vakıfın Bursa'da yaptırdığı ''Zeki Müren Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi'' ünlü sanatçının yolunu takip eden sanatçı adaylarına eğitim imkanı sunuyor. Sanatçının ölüm ve doğum yıl dönümlerini unutmayan sevenleri, her yıl 24 Eylül ve 6 Aralıkta sanatçının Bursa'daki mezarı ve Müren'in Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından müze haline getirilen Bodrum'daki evinde düzenlenen törenlere katılıyor.

    Bu arada, hayatını anlatan belgeselde, kendisini ''6 Aralık 1931'de doğmuşum, iyi mi etmişim? 1937, İlkokul siyah önlük, beyaz yaka, toplumda ilk fiyaka, 1941, orta mektepte soluk beniz, kısa saç ve umutlardan kıskaç, 1945, lise, pembe hayaller, yeşil filizler, yorulmayan dizler, akademi, 1950, renk dünyasında renksiz yelkenli... 1952, film, plak, dik bir boyun ve alın ak, 1954, sahne, çile, para, çile artık ne dilersen dile, 1962, en büyük aşkım, 62, en deli gönlüm, 62 en neyse. Bindokuzyüz bilmem kaç veda kara dünyaya...'' cümleleriyle ifade eden Zeki Müren anısına kurulan internet sitesi de sanatçının hayranlarına hitap ediyor.

    Müren'e ithaf edilen ''www.sanatgunesi.com'' sitesinde, ''Sanat Güneşi''nin filmlerinden, şarkılarına, albüm çalışmalarından, hakkında çekilen belgesellere kadar hayatının tüm ayrıntıları yer alıyor.

    HAYRANLARDAN MESAJLAR

    Müren'in vefatının ardından siyasetçilerden, sanatçılara, hayranlarından yakınlarına kadar herkesin mesajlarına yer verilen ''Bir Çift Söz'' başlıklı bir bölümün bulunduğu sitede, sanatçının ölümünün ardından yazılan şu mesajlar dikkat çekiyor:

    Selda Bağcan: ''Türkiye'nin bütün sanatçıları olarak kendine büyük bir aşkla bağlıydık. O bizim duayenimizdi.''

    Sezen Cumhur Önal: ''Eğer o şarkılarını İngilizce, Fransızca ya da Almanca söylemiş olsaydı, bugün bütün dünyanın yasını tuttuğu bir insan olacaktı.''

    Dönemin Kültür Bakanı İsmail Kahraman: ''Büyük sanatçı Zeki Müren, Türk musikisinde kendi ekolünü oluşturmuş, geçmişten geleceğe köprü kurmuş çok kıymetli bir sanatçıydı.''

    Dönemin Bursa Valisi Orhan Taşanlar: ''Onu örnek alacak genç sanatçılar yetiştirmeye gayret edeceğiz. Ancak, onun yerinin doldurulması çok zor.''
    Ajda Pekkan: ''Sahne terbiyemi, Türkçemi sahne arkasındaki çalışanlarla dost ve kardeşçe diyaloğu, sanatçının ne demek olduğu onda gördüm. Zeki Müren'in yeri hiçbir zaman doldurulamayacak. O bir misyonerdi.''

    Gazeteci Tevfik Yener: ''İşte 1954'ten beri adım adım izlediğim dört Zeki Müren;

    1- Sanatçılığı Mozart kadar gösterişli ve acıklı yaşayan Zeki Müren,
    2- Özel yaşamındaki ıstırabını ölümüne dek yüreğinde saklayan Zeki Müren,
    3- Tahtını korumak için acımasız Zeki Müren,
    4- Yarım yüzyıla yakın zirvede kalan Sanat Güneşi.''

    ESERLERİ

    Zeki Müren'in 1965 yılında yayınlanan ''Bıldırcın Yağmuru'' isimli kitabında Pembe Yağmurlar, Bursa Sokağı, İkinci Sadık Dost, Çim Makası, Son Kavga, Bu Bestecikler Sana, Alınyazım, Kazancı Yokuşu, Kendimi Arıyorum gibi şiirleri yer alıyor.

    Sanatçının, çoğu çevirdiği filmlerine ad olmuş, yıllardır dillerden düşmeyen besteleri arasında ''Hatıralar'', ''Kahır Mektubu'', ''Beklenen Şarkı'', ''Gurbet Yolu Hasret Dolu'', ''Manolya'', ''Bir Demet Yasemen'', ''Bir Tatlı Tebessüm'', ''Yaz Yağmuru'', ''Katibim'', ''Bahçevan'' ve ''Son Beste'' de yer alıyor.

    BODRUM'DAKİ ''ZEKİ MÜREN SANAT MÜZESİ''

    Bu arada, Bodrum'da bulunan, Kültür ve Turizm Bakanlığına ait ''Zeki Müren Sanat Müzesi''ni, açıldığı 8 Haziran 2000 tarihinden bugüne kadar 210 bin 822 ziyaret etti.

    Müze yetkililerinden alınan bilgiye göre, ''Sanat Güneşi''nin adını taşıyan müzeyi, 2005 yılında 29 bin 945, 2006 yılının 5 Aralık tarihi
    itibariyle 31 bin 363 kişi, müzenin açıldığı 8 Haziran 2000 tarihinden bugüne kadar ise 210 bin 822 kişi ziyaret etti.

    Müzenin ziyaretçileri, sürekli Zeki Müren'in şarkılarının çalındığı müzede sergilenen şarkı sözlerine ve sanatçının kişisel eşyasına ilgi gösterirken, müze görevlilerinin bakımını üstlendiği, Sanat Güneşi'nin köpeği ''Uğur'' ile hatıra fotoğrafı çektiriyorlar.

    Müzede Zeki Müren'in kıyafetleri, fotoğrafları, ödülleri, kişisel eşyası ve sanatçının yaptığı desen çalışmaları yer alıyor. Müzenin bahçesinde de sanatçının heykeli ile kullandığı arabası sergileniyor.
    Konu eyllse tarafından (22-06-09 Saat 02:16 ) değiştirilmiştir.


  4. #14
    Durum:
    Çevrimdışı
    soora - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    02.01.2008
    Yer
    norway
    Mesajlar
    0
    Konular
    1
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    o çok muhteşem bir ses sanatçısı o sanat güneşi inci sesi ve görkemli görünüşü ile Türkiye'nin ilk sivil paşası idi.Sesi ve kişiligi okadar meşur olmuştu ki kendisi tüm dünya tarafından bilinen bir şöhretti ve Türkiye'nin en büyük gururu ve halendahada öyle ve öylede kalacak.

  5. #15
    Durum:
    Çevrimdışı
    princess_fiyona - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Oyuncu
    Üyelik tarihi
    13.08.2006
    Yer
    izmir
    Mesajlar
    1,768
    Konular
    9
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Klasik Türk, Müziği ses sanatçısı, söz yazarı ve besteci. Türk sanat Musikisi'nin unutulmaz seslerinden biri olan Zeki Müren duygulu sesi, farklı yorum tarzı ve feminen görüntüsüyle, Türkiye'de birçok toplumsal tabuyu aşmıştır. Sanatını icra ederken takındığı efendi ve kibar tavrıyla ülkenin ilk sivil paşası olmuş güçlü sesi, müzik kariyerindeki başarısı ve sahnedeki görkemiyle san'at güneşi ünvanına layık görülmüştür

    6 aralık 1931'de, Bursa'nın Tophane semtinde doğdu. ilk ve orta öğrenimini Bursa'da tamamladı. inşaat mühendisi olan babası Kaya Müren, oğlunun musiki yeteneğinin ve hevesinin farkına vardı. Zeki Müren, Tamburi izzet Gerçeker'in hocalığında solfej ve sanat müziği usül dersleri almaya başlayarak, kişisel yetilerini edindiği bilgilerle geliştirdi.

    1946'da, ilk bestelerini yapmaya başlayan Müren, eğitim hayatına istanbul da devam etmeye karar verdi. Büyük musiki üstadlarından ders almak, onları birebir dinlemek istiyordu. Bu hevesi kırmayan baba Müren, oğlunu istanbul Boğaziçi Lisesi'ne yatılı olarak gönderdi.

    1949'da, lise eğitimine devam ederken, sinema yönetmeni ve senaryo yazarı Arşavir Alyanak'ın babası ve ünlü bir musiki üstadı olan Agopos Efendi ile udi Kirkor Efendi'den dersler almaya başladı. Sonraki yıllarda, Refik Fersan ve Şerif içli hocalardan fasıl musikisi, Klasik Türk müziği makamları, usül ve kuramları üzerine öğretiler aldı Şükrü Tunar'la besteleme çalışmaları yaptı. Yine 1949'da, ilk şarkısı ve akrostişi Zehretme bana hayatı cananımı besteledi. Bu şarkı istanbul Radyosu'nda Suzan Güven tarafından Bur salı Zeki Mürenin acemkürdi şarkısı…anon suyla okunduğunda, 17 yaşında bir lise öğrencisiydi.

    1950 yılına gelindiğinde Müren, istanbul Güzel Sanatlar akademisi Şimdiki adıyla Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi 'nin Yüksek Süsleme Bölümü, Sabiha Gözen Atölyesi'nde yüksek tahsiline başladı. Aynı yıl, açılan bir sınavda, 186 kişi arasından birinci seçilerek istanbul Radyosu sanatçıları arasına katıldı. Ancak Müren'in hayatını asıl değiştiren olayın tarihi, 1 ocak 1951'di. O gün, istanbul Radyosu sanatçılarından Perihan Altındağ Sözeri'nin aniden rahatsızlanması üzerine, onun yerine konser vermek için radyodan çağrılmıştı. Programda, 45 dakikalık muhteşem bir canlı performans sergileyen Müren'in musiki kariyeri, bu konserden sonra yükselişe geçti.

    Sanatçının ilk profesyonel plak çalışması, aslında bu konserden önce, 1950 yılındaydı ve plağa Şükrü Tunar'ın güftesini yaptığı Bir Muhabbet Kuşu şarkısını okumuştu. radyo programlarında seslendirdiği parçalarla yeteneğini sergileyen ve geniş bir dinleyici kitlesi edinen Müren'in ismi artık büyük harflerle yazılıyordu.

    1954 yılında, müzikal başarılarının yanı sıra, o zamanların sinema ilahesi Cahide Sonku'yla başrolünü paylaştığı ilk beyaz perde çalışması olan Beklenen Şarkı filmini çevirdi. O dönemde halen öğrenci olan Müren, akademide üçüncü sınıftaydı. Henüz sahneye çıkmadığı için radyo programları vesilesiyle sesi tanınıyordu, ama insanlar sanatçının yüzünü merak ediyordu. On güzel bestesinin de yer aldığı müzikal niteliğindeki bu film, Zeki Müreni görmek isteyenlerin akınıyla gişe rekorları kırdı. 17 filmde daha başrol oynayan unutulmaz sanatçı, sinema oyuncusu olarak da büyük beğeni topladı ve o dönemler telaffuz edilen en yüksek rakamlı sözleşmelere imza attı. 1955 yılında, Arena Tiyatrosu'nun Çay ve Sempati adlı oyununda da başrol oynadı. Filmlere kendi bestelediği şarkıların isimlerini verdi Berduş, Hayat Bazen Tatlıdır, altın Kafes, Bir yaz Yağmuru, vs. Bundan sonrası için ünlü sanatçı, sahne ve plak çalışmalarına ağırlık vermeye başladı.

    1955 yılında, müzik kariyerinde önemli bir noktaya gelen Müren, Manolyam adlı kürdilihicazkar makamındaki parçasıyla, Türkiye'de ilk defa verilmeye başlanılan Altın Plak Ödülünün ilk sahibi olmayı başardı. Sanatını bu ödülle taçlandıran şarkıcı, dönemin en popüler ve aranılan yüzü haline geldi. Öyle ki, ünlü gazinolar sanatçıyla çalışmak için birbirleriyle kıyasıya rekabete girişti sahne aldığı mekanlar cumhurbaşkanları, başbakanlar, bakanlar ağırladı. Vurgulu ve ince yorumuyla, ahenkli sesiyle kulağa tasarımı kendine ait gösterişli ve ilgi uyandıran kostümleriyle de göze hitap eder hale gelmişti Bir gazino çalışmasında o zamana kadarki en uzun ökçeli ayakkabıyı giymişti 20cm. Türkiye'de ilk defa saz ekibini de standart kıyafetlerle birörnek giydiren Müren, sahnede bütünlük oluşturarak, müziğine neredeyse tiyatral bir görkem katıyordu. Bu vesileyle kendisine, sadece ömrü boyunca değil, ölümünden sonra da adıyla birlikte telaffuz edilmeye devam edecek olan sanat güneşi betimlemesi atfedildi.

    Birçok sanatsal yeteneğe sahip olduğunu, ortaya koyduğu başarılı yapıtlarla kanıtlayan Müren, 1965 yılında, farklı zamanlarda yazdığı şiirlerini biraraya getirerek Bıldırcın Yağmuru adıyla yayınladı. Amatör olarak resimle ve desen tasarımıyla da ilgilendi ve birkaç sergi açarak bu alandaki yeteneğini gözler önüne serdi. 70'li yıllar boyunca birçok kaset çalışması yayınlayan sanatçı, televizyonun gündelik hayattaki payını arttırmasıyla birlikte, sahnelerden ekranlara doğru geçiş yapmaya başladı. Sayısız kurum ve kuruluş tarafından birçok ödüle layık görüldü ve sanatını aynı saygın çizgiden kopmaksızın sürdürdü. Sert ifadesine rağmen, duygusal besteleri ve nezaketiyle, Türkiye'nin ilk sivil paşası oldu. 70'li yılların sonuna doğru, kalp yetmezliği, yüksek tansiyon ve şeker hastalığı nedeniyle, sanatsal çalışmalarında perde arkasında kalmayı tercih etti. Sahnelerden uzaklaşarak, varlığını, dönemin müzikal modası olan video kliplerde hissettirdi.

    1980'de Kuşadası'nda ve 1983'de Paris'te kalp krizi geçirdikten sonra, Bodrum'daki evinde istirahate çekildi. 1984'de, oldukça uzun bir zamandan sonra geliri antik tiyatronun restorasyonuna harcanmak üzere, Bodrum kalesinde son konserini verdi. Aldığı ilaçlar yüzünden artan kilosu ve yıpranmış görüntüsüyle değil de, parıltılı kostümler içindeki görkemli haliyle hafızalarda kalmak isteyen Müren, evine kapanarak insanlardan uzaklaştı. 24 eylül 1996 tarihinde, TRT tarafından adına düzenlenmiş bir ödül töreninin TV çekimleri için izmir Stüdyosuna gelen sanatçı, Ajda Pekkan ve Muazzez Ersoy'un da bulunduğu program esnasında kalp krizi geçirerek hayata veda etti. Üç yıldan aradan sonra çıkarmayı planladığı, Ajda Pekkan, Muazzez Abacı ve Muazzez Ersoy'la düetlerin yer alacağı yedi şarkıdan oluşan yeni kasetini tamamlayamamıştı.

    Hemen hemen her albümü büyük başarılara imza atan Zeki Müren, Türk toplum yapısıyla tezat düşen görüntüsüne rağmen, farklı kesimlerden insanların sevgisini kazanabilmiş nadir sanatçılardandır. 45 yıllık sanat hayatında, yüzün üzerinde besteye imza atan sanat güneşi, ikiyüzün üzerinde plak ve albüm çalışması yayınlamıştır. Almanya, Amerika, Yunanistan gibi ülkelerde de kasetleri satılmıştır. ingiltere'nin dünyaca ünlü şarkıcılarından Morrissey ve M arc Almond, Zeki Müreni, en sevdikleri ses sanatçıları arasında baş sırada göstermektedirler.

    Müren'in radyolarda başlayan canlı performans geçmişi artarak devam etmiş ve Türkiye'nin en çok konser veren sanatçısı haline gelmiştir. Öyle ki, bir yıl içinde yaklaşık yüz konsere çıktığı olmuştur. Çok sevdiği Bodrum'da evinin bulunduğu koy bugün, kendi adıyla anılmaktadır. Aynı zamanda sanatçının evi, müzeye dönüştürülmüştür ve sahne kostümlerinden resim çalışmalarına kadar birçok yapıtı burada sergilenmektedir. Müren'in cenazesi, binlerce kişinin katılımıyla, görkemli bir törenle kaldırılmıştır. Kabri bursa Emirsultan mezarlığında bulunmaktadır ve mirasının büyük bir bölümünü Mehmetçik Vakfı'na bağışlamıştır

    10'uncu ölüm yıldönümünde Zeki Müren'le son söyleşi:"Bodrum'daki sessiz odamdayım"

    Yatağını stüdyo haline getirip bir teybe okumuştu istediğim söyleşiyi ve sonunu veda sözcükleriyle bağlamıştı: "Bu kadar güzel yaşayan bir insan ölümü de tatmalı"
    1996'da "Aynalar" belgeselini hazırlıyorduk. Bölümlerden biri Zeki Müren'di. Kendisiyle söyleşmek istiyorduk ama ne mümkün... Müren dört yıldır kendisini Bodrum'daki evine kapatmıştı. Bırakın söyleşi yapmayı fotoğrafını çekmek bile mümkün değildi.Yine de denemek istedim.Türkan Şoray'dan aracılık rica ettim.
    Sağolsun kırmadı, Müren'i aradı, telefonla görüşmemizi sağladı.Telefonda kendisine yaptığımız işi anlattım. Bunun kalıcı bir çalışma olacağını söyledim. Hazırladığımız araştırma dosyasını ilettim.İşin ciddiyetine inandı."Ama ekrana çıkmam" dedi.Onun üzerine "görüntüsüz bir röportaj" önerdim."Size de görünmek istemem" dedi.Anlıyordum. Bütün ömrünü güzelliğe, estetiğe adamış bir insanın, o eski haliyle hafızalarda kalma talebine diyecek bir şey yoktu.
    Son bir öneri yaptım:"Size bir teyp yollayalım. Soruları da yanında gönderelim. Cevaplarınızı o teybe okuyun.""İşte bu olur" dedi.
    Hemen yolladık teybi...
    İki gün sonra telefon etti."Can beyciğim bitirdim cevapları..."
    Sonra da bu işi nasıl yaptığını anlattı gülerek...
    Önce dinlenmek için uzun bir uykuya çekilmiş. Uyanınca telefonları kapattırmış. Yatağına oturmuş. Evdeki rahleyi kucağına çekmiş. Soruları üzerine koymuş. Teybi, mikrofonu ağzına yakın gelecek şekilde eline almış. Yanına bir de el feneri koymuş.
    Her şey hazır olunca yorganını başına çekip yatağını "küçük bir stüdyo" haline getirmiş. El fenerini yakıp soruyu okuyor, ardından cevabını teybe anlatmaya başlıyormuş.
    "Bitirene kadar kan ter içinde kaldım" diyordu telefonda...
    Bir seferde biten kayıt bir saate yakın sürmüştü. Sonra da tatlı bir yorgunlukla uykuya çekilmişti.
    "Sizlerleyim"
    Kaset elimize ulaştığında hayretler içinde kaldık.
    Berrak, ışıl ışıl bir ses, bütün yalınlığıyla hayatını anlatıyordu. Zaman zaman küçük kahkahalar, zaman zaman duygusal iç çekişlerle...
    Sonunda bir veda mesajı vardı:
    "Bu kadar güzel yaşayan bir insan tabii ki ölümü de tatmalı" diyordu. "Ondan kurtulmak yok."
    Kaset şu sözlerle bitiyordu:
    "Bodrum'daki sessiz odamdayım ve ne güzel ki sizlerleyim, sizlerleyim. Allah hepinize arzuladığınız her şeyi versin, her şeyi versin."
    Bir intihar
    Bu konuşmadan kısa bir süre sonra ani bir kararla TRT'nin yayın önerisini kabul etmişti.
    Bence bu bir intihar kararıydı. Mademki devleti onu çağırıyordu, gidecek ve gerekirse o her şeyin başladığı stüdyoda, o mikrofonun başında ölecekti. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar tasarlamıştı. Düzenli aldığı ilaçları kesmiş, yıllardır gizlediği bedenini en güzel elbiseler içine hapsetmiş ve ayakta ölmeye ahdetmişti.
    Öyle oldu.
    Çınarlar gibi ayakta öldü.
    MÜZE-EV
    O küçük stüdyoda
    Bugün ölümünün 10'uncu yıldönümü...
    Bodrum'da anısına önce hatim duası okunacak, sonra kalede bir konser verilecek. Unutulmaz sanatçı böyle yad edilecek.
    Dört yıl önce müzeye dönüştürülen Bodrum'daki evini ilk kez gezdim geçen ay...
    En çok yatak odasındaki yatağını, o ses kaydının yapıldığı "küçük stüdyoyu" görmek istiyordum.
    Küçük, gösterişsiz bir odaydı bu...
    İki kişilik yatağının ahşap işlemeli yatak başı pembe döşemeydi. Başucundaki komodinin üstünde anneciğinin fotoğrafı duruyordu. Onun yanında küçücük makyaj masası... Orada malzemeleri... Tüylü şapkası... Nota desenleriyle süslü atkısı... Yerde parmak arası lame terlikler...
    Oysa yan odada sergilenen, kendi tasarladığı allı pullu kıyafetleri, takıları ne kadar göz alıcı, ne kadar frapandı.
    Hayatı bu ikilik içinde geçmemiş miydi zaten:
    Evdeki sadelik ve sahnedeki gösteriş...
    Alabildiğine cüret ve şapka çıkarttıran efendilik..
    Asker hayranlığı ve feminenlik...
    "Can'ım Dündar"
    Müze evi gezerken kendi adını taşıyan koya bakan bu güzelim mekanın yıllarca ona cennetlik ettikten sonra son dört sene nasıl kendini gönüllü hapsettiği bir cezaevine dönüştüğünü düşünüyorum.
    Öylesine deli dolu yaşanmış bir hayatı gelip bu inzivada noktalamak, dışarıya çağıran eğlenceye kulak tıkamak, dört duvar arasında, sarmaşıklarla kapatılmış verandasında yapayalnız oturup maziyle teselli bulmak....
    İşte yaptığı buydu.
    Kederi, çizdiği desenlerin isimlerine yansımıştı sanki: "Kader", "Özlemin alev alev"... "Bulutlara çek beni Tanrım..."
    Akşam vakitlerinin çoğunu geçirdiği mütevazı oturma odasında televizyonun karşısında sade bir sedir vardı. Bizim belgeseli de orada seyretmiş, sonra yatağının başucundaki telefondan beni arayıp hayat boyu hafızamdan silinmeyecek şu sözleri söylemişti:
    "Siz artık benim için Can Dündar değil, Can'ım Dündar'sınız. Bunu izledikten sonra 10 yıl daha yaşarım. Ömrüme ömür kattınız."
    Katamamışız.
    O konuşmadan altı ay sonra vefat etti.
    Hicran yarasından da derin
    O belgesel, bugüne dek 300 bin ziyaretçinin gezdiği müze-evde gösteriliyor şimdi... Gezenler, aşağıda bazı bölümler okuyacağınız röportajı dinleyebiliyorlar.
    Haftanın iki günü Bodrum ilkokul öğrencileri müzik dersine geliyor.
    Ev, onun şanına notalarla çınlıyor.
    Ve Golden köpeği 17 yaşındaki Uğur, 10 yıldır kapısında onun dönmesini bekliyor.
    "Bende hicran yarasından da derin bir yara var" derken sesinin o nasıl öyle kahredici bir hüzünle çınladığını, evden ayrılırken daha iyi anlıyorum.
    ÇOCUKLUĞU
    "Tarzancılık oynarken hep Jane olurdum"
    "Çocukken diğer arkadaşlarım 'Top oynayalım, efendim ip gerelim, voleybol oynayalım, futbol oynayalım' derlerdi. Bazen hakiki toptan, bazen bezden yapılmış toptan pata küte karşımızdaki topraklı yolda oynarlardı. Ben 7 yaşında alfabeyi söktükten sonra göz doktoruna götürdü annem...
    Çok enteresan, o zaman küçük çocuklarda pek gözlük yoktu. Doktor bey dedi ki, 'Astigmat hipermetrop fakat gözlüğünü devamlı kullanırsa ileriki yaşlarına kadar numarası çoğalmaz ve böyle kalır'. Fakat ben o kadar erken çağımda gözlük takınca diğer arkadaşlar biraz da müstehzi müstehzi güldüler. 'Dört göz... dört göz...' diye bağırmaya başladılar.
    Hiçbirinin bu tip şakalarına ters cevap vermiyordum. Gözlüğümü takmaya devam ediyordum. Ve tabii bahçemizdeki iki tane, biri dört köşe, biri yuvarlar çeşmenin üstünde dizili olan sardunya çiçeklerini aralar, orayı sahne gibi düşünür, komşu çocuklarını çağırır, 'Gelin Tophanecilik oynayalım' derdim. Onlar önce anlamazlardı. 'Tophanecilik' ne demek? Yani Tophane bahçesindeki sahnedeki durumu evde tatbik edelim, minicik aklımızla... Yalnız elime renkli bir mendil aldığımı, onu sallaya sallaya hem şarkı, hem türkü okuduğumu hatırlıyorum.
    Mahalle arkadaşlarımla evde verdiğimiz minik müsamerelerde Külkedisi piyesini yaşatmaya çalışıyorsak, ben Külkedisi olurdum. Tarzancılık oynuyorsak mahallenin bizden büyük ağabeylerinden biri Tarzan olurdu. Küçük bir çocuğu Çita rolüne koyarlardı. Ben Jane olurdum. Dallara çıkardım. Ordan Tarzan beni düşmanların elinden kurtarır, indirir, bileklerimdeki ipi söker ve huzura kavuştururdu."
    BODRUM
    "Değişik gecelerin şehri"
    "Beni muhabbetle saran ve sinesine basan hakiki Bodrumluların jestleri ve tabiat güzelliği ve de mevsimlerin ılık geçişi aşık etti beni bu enfes ve bembeyaz şehre... Evet 'şehir' diyorum çünkü şehirdir. Aşk şehridir, meşk şehridir, duygu şehridir ve ıstırapların da meydana çıkarıldığı değişik gecelerin şehridir. Bazen elele en büyük aşkı tadarak Bodrum'a gelen kişiler bakarsınız nişan yüzüklerini denize atarlar ve ayrılır giderler. Bazen de ki bu söylediğim daha çok olur- burada tanışırlar, burada nişan takarlar, senesinde evli gelirler. İki sene sonra geldiklerinde bir de bebek vardır kucaklarında... Bodrum uğurlu yerdir."
    SON SÖZLER
    "Ölüme üzülmüyorum. Ondan kurtulmak yok""İşte şimdi Bodrum'daki köy evimde, bazen huzurlu, bazen huzursuz tatiller yapıyorum, gibi düşünmek gerek. Çünkü kalbimin iki damarı tıkalı. Şekerim yüksekti ve her hafta kan alınıp buradaki laboratuvarda bakılıyor. Eh bir de kilom vardı, yavaş yavaş verdim. Yine de zayıf sayılmam.Bu üç faktör bir arada herhalde ölümü çağrıştırabilir.Hiç üzülmüyorum. Bu kadar güzel yaşayan bir insan, tabii ki ölümü de tatmalı. Ondan kurtulmak yok.Sizleri çok seviyorum. her şeyimsiniz benim.Bodrum'daki sessiz odamdayım ve ne güzel ki sizlerleyim, sizlerleyim.Allah hepinize arzuladığınız her şeyi versin, her şeyi versin. Önce sıhhat, evet önce sıhhat.Hepinize en güzel dileklerimi sunuyorum efendim.
    Varolunuz, sağolunuz."

    6 Aralık 1931 doğmuşum, iyi mi etmişim?
    37 İlkokul siyah önlük, beyaz yaka, toplumda ilk fiyaka
    41 Orta mektepte soluk beniz, kısa saç ve umutlardan kıskaç
    1945 Lise, pembe hayaller, yeşil filizler, yorulmayan dizler
    Akademi 1950 renk dünyasında renksiz yelkenli
    1952 film, plak, dik bir boyun ve alın ak
    1954 sahne, çile, para, çile artık ne dilersen dile
    62 en büyük aşkım, 62 en deli gönlüm, 62 en neyse
    Bindokuzyüz bilmem kaç veda kara dünyaya"

    Kendi Sözleriyle Zeki Müren"Batmayan Güneş Belgeseli'nden"

    Zeki Müren son olarak hayatını kendi ağzından TRTde Kürşat Özkök'ün hazırladığı "Batmayan Güneş Zeki Müren" belgeseli için anlatmıştı. Belgesel 10-11-12 Eylül tarihlerinde yayınlanmıştır.

    Yalnız Allah'tan korkarım, Allah'ın dediği olur. Bu büyük alemi yaratan ve de yöneten yüce kudret, alnımıza bir yazı yazıyor diyorum ben doğarken. Doğuyor, yaşıyoruz. Ama pembe… Ama gri… Ama siyah olaylarla geçiyor bir ömür ve sonra da çaresi yok ölüyoruz. Evet. Ben bazen ölümü de özlüyorum. "Ölüm özlenir mi?" diyeceksiniz. O beni özlemeden ben yakınlık kurarım.Yeter ki tanrı onun bile hayırlısını versin. Gecinden versin. Başkalarına çektirmeden, gına getirmeden, başka kimseleri rahatsız etmeden… Ne demiş atalarımız? "İki gün yatak, üçüncü gün toprak..." Toprak verimlidir. Yine üzerimizde çimler bitecektir, yine onların da arasında kır çiçekleri olacaktır. Onlar bahar rüzgarlarıyla sallanıp şarkılar söyleyecektir. Yeniler yetişecektir. Sonbahar gelir, kış gelir ama pıtır pıtır o pembe beyaz baharlar sardı mı bambaşkadır…

    Binlerce, onbinlerce, kanayana kadar alkışlayan ellerden sonra bir yatak odası ve dört duvar, bir ayna, elbetteki yavaş yavaş başlayan bir bunalım. Uzun yıllar sonra günde 34 ilaç ve iki insülin iğnesi ve bununla yaşayan yapayalnız, evet hayret edeceksiniz ama yapayalnız bir Zeki Müren...

    1931 yılının 6 Aralık Cuma sabahı ezanlar okunurken Bursa'da, Hisar semtinde Ortapazar Caddesi'ndeki 30 numaralı, iki katlı ahşap evde doğdum. Babam kereste tüccarı Kaya Müren, annem Hayriye Müren'dir. Başka kardeşim yok, tekim.

    İlkokul 1. sınıfa başladığımda çelimsiz, zayıf, kırpma saçları böyle platine kesilmiş, Tophane yokuşundan uçarcasına kendini bırakan bir çocuktum. Çünkü hemen o yokuşun sonunda ilkokulumuz vardı.

    İlkokulu, Bursa Osmangazi İlkokulu'nda bitirdim. Tophane Okulu, sonra da Alkıncı İlkokulu oldu. Efendim, okulumuz bir çıkmaz sokağın sonundaydı ama çıkmaz sokağın başında Osmangazi Hazretleri'nin ve de Orhangazi Hazretleri'nin türbeleri yanyana yeralmıştı. Arasından bir yolla Tophane bahçesine girilirdi. Şu meşhur kuleli, uzun bir kule olan içinde, halka açık bir bahçeydi o zaman da, şimdi de herhalde öyledir.

    Bursa'da sünnet olan her çocuğun fayton araba, böyle çiçeklerle süslenmiş atlı fayton, o zaman landon da denirdi, landon arabayla ilk ziyaret ettiği zat Emir Sultan Hazretleri'ydi. O süslü arabayla Emir Sultan'a gidilir, dua edilir, eve dönüldükten sonra sünnet olayı gerçekleşirdi. Ben 11 yaşında sünnet oldum. Elbette ki o landon, yani faytonun büyüğü olan atlı arabayla böyle başımdan teller, sağ omuzumdan aşağı doğru iniyordu ve şapkamda da hakiki hem anneannemin hem teyzemin broşları ön kısmını süslüyor, bu bir adettir, yani her çocuk öyle süslü bir şapka giyerdi. Efendim şimdi asıl bir noktaya geleceğim. Emir Sultan Hazretleri'nin türbe ve camiini ziyaret ettikten sonra muhakkak uhrevi bir hava ile eve dönülüp, insan sünnet acısını hissetmezdi. Buna inanmanızı bilhassa istirham ediyorum. Emir Sultan Hazretleri dedim de rahmetli babacığımın kabri de şimdi hemen onun yamacında. Allah gani gani rahmet eylesin. Çok sevdiğim anneciğimden öğrendiğim Emir Sultan İlahisini ilk olarak bu programda sizlere sunmak geldi içimden ve okuyorum efendim.

    Emir Sultan

    Medine'den bir er uçtu
    Uçtu da Bursa'ya düştü
    Görenlerin aklı şaştı
    Emir Sultan hu hu benim şeyhim hu
    Sağ yanında oğlu yatır
    Sol yanında kızı yatır
    Var kendini Nur'a batır
    Emir Sultan hu hu benim şeyhim hu


    Ortaokulu yine Bursa'da, Tahtakale'de 2. Ortaokul'da tamamladım. Sesimin güzelliğini İlkokuldaki öğretmenlerim keşfetti ve okul müsamerelerinde bana başrolü vermeye başladılar. İlk rolüm bir çoban rolüydü. Etrafımda kızlar dönüyordu ve kepenek giymiş olarak aralarında şarkı söylüyordum.

    "Çobanın kulübesi sazdan samandan
    İçine de girilmez tozdan dumandan
    Çoban yarin ölmüş, bıraksana kavalı
    İşte bıraktım kavalı, neden ölmüş zavallı?"


    deyip ağlıyordum. İlk rolüm budur. Hayatımdaki ilk rol.

    Ortaokulu bitirdikten sonra Bursa bana adeta dar gelmeye başladı. Büyük şehre taşmak arzusuyla yanıyordum. Büyük şehir tabi ki İstanbul'du. Babama rica ettim ve İstanbul'da Boğaziçi Lisesi'ne yazıldım.

    Boğaziçi lisesini birincilikle bitirip, Kabataş lisesinde verdiğim olgunluk imtihanlarını da pekiyi dereceyle kazandıktan sonraydı. O zaman sınavla öğrenci kabul eden tek okul Güzel Sanatlar Akademisi'ne, şimdiki Mimar Sinan Üniversitesi, imtihanlarını kazanıp girdim. Ve Akademi günleri başladı. Ne tesadüftür ki İstanbul Radyosu'nun açtığı ve çok büyük bir juri heyetinin huzurunda 186 kişiden bir tek benim kazandığım solist sınavına elbette ki başım dönerek girdim, sendeleyerek çıktım. Sevincim sonsuzdu, juri üyesinin gözlerindeki takdiri okuyordum, adeta başım dönüyordu ve bana seans verilecek günü kalbim gümbürdeye gümbürdeye bekliyordum.

    Stajyerliğe tabi tutulmadan 1951'in 1 Ocak gecesi 20:30'daki 45 dakikalık en büyük program için, tanrım gani gani rahmet eylesin, çok büyük üstad Refik Fersan Beyefendi ve muhterem eşi Fahire Fersan hanımefendinin telefondaki o zarif, o nahif, o şefkat dolu sesi beni sevinçten çılgına çevirmişti. Gel diyorlardı. Gel, iki saat sonra en büyük seansı sen yapacaksın. İstediğin makamdaki bir dosyanı kap ve hemen koşa koşa gel. Tanrım sanki bana kanat takmıştı. Uçuyordum, adeta yön tayin edemeden uçuyordum. Radyo koridorları ve A stüdyosu. Kırmızı "prova" ve "susunuz" yazan 2 ışıklı levha, ortada büyükçe bir mikrofon ve karşımda yalnızca 5 saz sanatçısı. 5 sanatçı ama ne 5 zat! Hakkı Derman Bey, Serif İçli Bey, Şükrü Tunar Bey, Refik Fersan Bey, ve Necdet Gezen Bey. Küçük bir provadan sonra seansıma başladım. Ayaklarım yerden epey yukarıda boşlukta sallanıyor, böyle başarı kanatlarım beyaz bulutlara değiyordu sanki. Hicaz makamı ile başladım. Okunması kolay olmayan klasik parçalardan, en sonundaki "Yanık Anadolu Mayası"na kadar rüyada gibi söyledim, söyledim, söyledim... Gözlerimi kapadığımda gök kuşağından tüm renklerin nokta nokta uçuştuğunu sezinliyordum, fakat tabi ki notaya bakmaya mecbur olduğum için yine siyah beyaz yazılara dalıyordum. Bir asır kadar uzun veya bir saniye kadar kısa süren bu ilk seansımdan sonra tebrik telefonları, mektuplar, merak edenlerin sualleriyle dolu bir sürü istek, Bursa'dan rahmetli anneciğimle çok yakında kaybettiğimiz ve çok üzüldüğümüz büyük sanatçımız Sayın Hamiyet Yüceses Hanım telefonla adeta aynı anda, bir iki dakika arayla aradılar. İkisi de ağlıyordu. Hem ağlıyorlar hem kutluyorlardı. Ne kadar mutluydum. Biri Türkiye'nin en meşhur sanatçısı, diğeri beni doğuran ana. Ben onun ninnileri ile Türk Müziği'ni tanımıştım. Radyonun kapısına insanlar ve arabalar dolmuştu. Canlı neşriyatta tabii o zaman bant falan yok. Zaten ben İstanbul'a gittiğimde 12 sene canlı neşriyat yaptım. Canlı neşriyatın heyecanı çok başkadır, güzelliği çok başkadır. Mesuliyeti de tabi çok büyüktür. Kimdi bu çocuk diyorlardı. Gevrek, genç, tenor bir ses. Acaba kadın mıydı, erkek miydi aralarında iddia gidenler olmuş. Alın yazısında ne yazıyorsa o oluyor efendim. Anadolu'dan net dinlenemeyen İstanbul Radyosu, o zaman Ankara Radyosu'nun tüm Anadolu'ya hakim olduğu yıllar ve tesadüfe bakınız o hafta sanatçı Şükrü Pınar Bey'in beni okuldan alıp, Yeşilköy'deki plak fabrikasına götürüp kendi eseri olan "Muhabbet Kuşu" nu plak okutması beni tüm Anadolu'ya tanıttı. Çünkü yeni biri çıkmış, İstanbul Radyosu Marmara bölgesi haricinde cızırtılı dinleniyor diyelim. Ama "Muhabbet Kuşu" plağı öyle değil. Edirne'den Ardahan'a her tarafta plak rekoru ve de beni ilk tanıtan şarkım "Muhabbet Kuşu".

    Bestekârlık, şairlik, ressamlık, icracılık olur da, film çevirmeden bırakırlar mı adamı? Hadi Zeki'cik dedim, ha gayret. Ben de zaten çocukluğumdan beri hevesliyim, evimde yaptığım 5 yaşından itibaren çocuk müsamereleri, bu filmlerin ve tiyatroların ilk provalarıydı. Efendim ilk filmim, Cahide Sonku isimli ilahenin karşısında oynamak... Yani "Beklenen Şarkı"ydı. Beyoğlu'nda Cahide Sonku'nun resimlerini tek tek, tekrar tekrar izlemek. Sene 1953'te karşılıklı devrin en büyük filminde oynamak... En büyük diyorum, megalomani saymamanızı rica ediyorum. Çünkü o devir için 8,5 ayda biten ve de benim kendi dublajımı kendi yaptığım, bu da bir başarıydı tebrik ettiler tabii dublaj yapanlar ve de halkımız, çok güzel sonuç alındı, gişe rekorları kırıldı fakat Cahide Hanım neden bilmem çok güzel, çok büyük, biraz hırçın, biraz da kaprisliydi. Filmin gişe rekorları kırması ve de galalarda arabamızın havaya kaldırılması bu büyük fakat hırçın sanatçı etrafını kırıyor bazen, ben hariç herkesi üzüyordu. Tabii dolayısıyla ben de elbet üzülüyordum. Ve bu film yolu kader çizgimde parlak ve parlak olduğu kadar da virajlı ve engebeli olan bir yoldu. İnsanüstü bir güçle hem akademi son sınıfı pekiyi dereceyle bitirip hem de geceleri film çevirdiğim günlerde evimin merdivenini daha o yaşta zor çıktığımı hatırlıyorum. Hepsi halk içindi. Beni yaratan, beni yaşatan halk içindi. Hepsine helal olsun. Candan helal olsun.

    26 Mayıs 1955 yılında sahne konserlerim başladı. Sahnede giydiğim ilk beyaz frag, ilk bordo simokin ve papyonuma işlettiğim küçük bir inci bir çok söylentilere yol açtı. Fakat bu gün bir çok sanatçı bunu tatbik ettiğine göre demek öncülüğünü yaptığım için memnun olmam gerekiyor. Bir de ben talebeyken tatil günlerinde diğer sanatçıları dinlemeye birçok gazinoya gitmiştim. Saz heyeti değişik kostümlerle sahneye çıkıyorlardı. Diyordum ki içimden bir gün sahneye çıkarsam ki bundan emindim, çıkacaktım okulum bitince, saz heyetine bir forma giydirmek, halk konserleri olduğu için bu siyah simokin olamazdı tabii ki mavi ceket, gri pantolon ve lacivert papyon olarak saz heyetine ilk aynı biçim ve renkte formayı ben giydirmiş oldum. Önce itiraz edenler oldu mesela merhum büyük üstad Salahattin Pınar Bey ben giymem dedi önce, rica ettim üstadım dedim siz çok şıksınız, gerçekten çok şık giyinen bir insandı Pınar, ne olur dedim kırmayınız, diğer sanatçılara örnek olunuz, peki dedi evladım ben de aynı elbiseyi giyeceğim dedi kabul etti.

    Sahnede okuduğum ilk şarkı "Var mı hacet söyleyin ey Gülşen'im, ben kulunum sen efendimsin benim" isimli Muhayyer Kürd-i şarkıdır. Bu arada sahneye bazı yenilikler getirmeye çalıştım. Mesela halka daha yakın olmak için, arkadaki masalara daha yakından hitap etmek için podyum denen, "T" denen sahne çıkıntısını ben rica edip müessese sahibine yaptırdım. Dolayısıyla el mikrofonu kullanmam gerekti çünkü kordonsuz bir mikrofonla arkalara doğru uzanamazdım. Arkamda bir dekor olmasını istedim ve yaptılar. Sahneye ilk ark ışıklarını vurdurtmak ilk bana nasip oldu nacizane. Ve kostümlerimde büyük değişiklikler yaptım. Mesela simokinden, yakaları işlenmiş bir kostüme geçtim. Bir sezon sonra Türk motifleriyle bezenmiş, ki bunları nacizane kendim çiziyordum, başka bir simokin giydim. Ondan sonra daha fazla renkli, işlemeli, modern desenli kostümler giymeye başladım. Yine konserimin başında siyah bir simokin kullanıyordum. Sonraki şarkılarda dört - beş kostüm değiştirmeye başladım. Ve bunlar pelerinlere hatta mini şortlara kadar gitti. Halkımız hoş karşılamasaydı bunları giymezdim. Müstehdi bir bakış sezseydim zaten hemen keserdim bu işi ve smokin giymeye devam ederdim.

    "Altın Plak" armağanını 1955'te Manolya isimli bestemle ilk alan nacizane bendenizim efendim. Her yıl bir film çeviriyordum ve gazino konserlerim devam ediyordu.

    1957 yılında yedek subay olarak askerlik görevimi yaptım. İlk altı ay Ankara Piyade Okulu'nda, ikinci altı ay İstanbul Harbiye Temsil Bürosu'nda, üçüncü altı ay Çankırı'da teğmen olarak askerlik görevimi tamamladım. Sonra tekrar sahnelere döndüm. Plakları okumaya devam ettim. Her yıl o zaman on - onbeş plak okuyordum henüz longplayler yoktu. Radyo seanslarım devam ediyordu ve canlı yayındı. Banta alınmıyordu.

    1965 yılında akademide ve daha sonra yaptığım resimleri 3 şehirde sergiledim. İstanbul'da Olgunlaştırma Enstitüsü'nde, Ankara'da Fransız Kültür Derneği'nde, İzmir'de Yumru Galerisi'nde resimlerimi, desenlerimi sergiledim halkımıza ve o yıl şiir kitabı çıkardım. Kitabımın ismi "Bıldırcın Yağmuru". içinde 100'e yakın şiirim var nacizane efendim. Okuduğum şarkıyı önce kendi kalbimin içinde hissediyor, sonra elektronlarımla beni saygıyla dinleyen kadirşinas dinleyicilerime sunuyordum.

    Alkışlar… Alkışlar… Sonra taklitler taklitler, kıskançlıklar, tahrikler. Sahne arkasındaki giyinme odamda, masanın üstünde "Mitol" isimli burun damlam var. Genizlerim tıkanınca sahneden evvel iki damla damlatıyorum ve öyle çıkıyorum. O küçük şişenin içine kezzap doldurdular. Güya ben burnuma o Mitol damlasından çekince ses tellerim "Kırık Plak" filmindeki, tabi o senaryo icabı öyleydi, ses tellerim zedelenecek ve okuyamayacağım, ortalık başkalarına kalacak. Ey güzel Allah'ım, ey! Bu ne zalimliktir, bu ne vicdandır? Bu nasıl namustur, bu nasıl haysiyettir? Ben cevabını bulamadım. Daha neler, daha neler...

    Hala benim dahi izah edip derinine malesef inemediğim bir yalnızlık duygusu var şöhretin içinde. Belki de dışında, kabuğunda… Evet bir yalnızlık duygusu… Yanında, yakında, gerçekte çileni paylaşacak çok candan kişileri göz bebeklerinin en derinlerinden gizlice dışarı sızan bir çekememezlik ve bir acılık, yani dostlukların yavaş yavaş eriyişi ve de, ne yazık esefle söylüyorum, bitişi.

    Doktorlar sahneyi yasakladıktan sonra beş sene üst üste Bodrum Kalesi'nde epeyce uzun süren konserler verdim. Bodrum için can bile verilir. Çok güzel geçti konserler. Doğu'dan, Batı'dan, Kuzey'den, Güney'den pek çok sevenim kaleyi doldurdular. Yani Aspendos yavrusu olarak düşünüyorum ben bu konserlerimi. O Aspendos konserinin, hayatımın, sanat hayatımın tacıdır dediğim konserimin, bir tatlı sadık yavrusu olarak görüyorum. Çünkü orası yirmi yedi bin kişilikti. Muhteşem birşeydi. Burası da sevgi ve saygı bakımından aynı ihtişamı yaşattı ve yaşadı.

    .............

    İstanbul Yeşilköy'deki İnternational Hospital'da 19 gün yatıp kontrolden geçtiğimde, üç sene evvel oluyor bu olay, çok sevdiğim doktorlarım bana ebedi bir arkadaş takdim ettiler. Bu dostun adı İnsülin idi. Meğer ben şeker hastasıymışım. Onu bilemiyordum. Sabah ve akşam muntazam olarak, 7'de ve 19'da, 22 deziyem iğnemi karnımdan kendi kendime yapmayı öğrendim. Ve şimdi çok rahat o işi kendim görüyorum çünkü sabahın 7'sinde iğneci bulmak da çok güç, başkasını uyandırmak da imkansız. Efendim, pankreasım nedense bana küsmüş, gereken maddeyi vücuda vermiyormuş yani adı tatlı olup da perhizi pek kolay olmayan şeker hastası teşhisi konmuştu. Söz dinlemek ve tavsiyelere uymaktan başka çarem yoktu. Allah'tan perhizime ve ilaca alışkındım, sıkılmadan devam ettim ve etmekteyim.

    .............

    sanatgunesi.com

    Ünlülerden Yorumlar

    "Bazıları farklıdır... Yetkinlikleri ya da ilgi çekici yanları ile kendilerinden söz ettirirler. Zeki Müren, hem etkinliğini, hem de ilgi çekiciliğini bir arada yaşamıştır. Hayatı ödünsüz sunabilen nadir insan olarak hatırlanacaktır."

    Süleyman DEMİREL: Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel,Türk Sanat Müziği'nin eşsis sanatçısı Zeki Müren'nin vefatı dolayısı ile başsağlığı mesajı yayınlandı. Cumhurbaşkanlığı Basın merkezinden yapılan açıklamaya göre Demirel'in mesaj'ı şöyle: "Türk Sanat Müziği'nin unutulmaz ismi, güzide sanatçı Zeki Müren'in derin bir teessür ile öğrendim. Büyük sanatçı Zeki Müren'e Allah'tan rahmet diler,tüm sanat camiamıza ve yakınlarına tüm taziyetlerimi sunarim."

    Mustafa KALEMLİ: "Zeki Müren'in, çok yönlü sanat kişiliğiyle ile gönlümüzde daha uzun yıllar yaşayacağına inanıyorum.

    İsmail Hakkı KARADAYI: Zeki Müren'in mal varlığının yarısını Mehmetçik Vakfına bıraktığını öğrendim. Bu, tabii çok ince bir duygu. Onun ruh yapısını, ülke sevgisini ortaya koyan güzel bir davranış.

    Necmettin ERBAKAN: Başbakan Necmettin Erbakan da Türk sanat müziği'nin eşsiz sanatçısı Zeki Müren'in vefatı dolayısıyla, bas sağlığı mesajı yayınlandı.Erbakan'ın mesajı şöyle:"Eserleri,unutulmaz sesi,yüksek şahsiyeti ile tüm vatandaşlarımızın gönlünde taht kurmuş değerli sanatçımız Zeki Müren'in vefatı'nı,büyük üzüntü ile öğrendim. Ülkemizin yetiştirdiği bu büyük sanatçıya Cenab-ı Allah'tan rahmet,geride kalan tüm sevenlerine,sanat camiasına ve yakınlarına baş sağlığı dilerim."

    Tansu ÇİLLER: Dış işleri bakani ve başbakan yardımcısı Tansu Çiller,Türk Sanat Müziği sanatçısı Zeki Müren'in vefat'ı dolayısı ile yayınladığı mesajda şöyle dedi:" Türk Sanat Müziği'nin eşsiz yıldızı Zeki Müren'in vefatından çok derin teesür duydum. Sahnelerde olduğu kadar, çevirdiği sayısız filmlerde sesini, sanatını doruğa eriştiren zeki müren'i asla unutmayacağız. Bu eşsiz sanatçı daima türk milletinin gönlünde yaşatacaktır. Bu büyük kaybımızdan dolayı sanat camiasına vede milyonlarca sevenine baş sağlığı dilerim."

    Mesut YILMAZ: Anap Genel Başkanı Mesut Yılmaz, Türk Sanat Müziği Sanatçısı Zeki Müren'in vefatı dolayısıyla yayınladığı mesajda:" Sanat dünyamızın yetiştirdiği en büyük yıldızlardan biri söndü."Yılmaz mesajında "eşim ve ben, sayın Zeki Müren'in vefatından duyduğumuz derin üzüntüyü tüm sevenleri ile gönülden paylaşır, merhuma Yüce Allah'tan rahmet dileriz.

    Alparslan TÜRKEŞ: MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş Zeki Müren'in fevatı dolayından yayınladığı mesajda "Sanat icrası ve güzel Türkçesi ile gönüllere taht kuran,unutulmaz,büyük ve değerli sanatcımız Zeki Müren'e Cenab-ı Allahtan Rahmet,sanat camiamıza vede yakınlarına en içten taziyetlerimi iletirim."

    Bülent ECEVİT: DSP genel başkanı Bülent Ecevit Zeki Müren'in vefatı dolayısı ile yayınladığı mesajda: " O dilerde gönüllerde bir şarkı gibi yaşayacak. Hem şarkılarında hem söyleyişinde türkçeyi kullanışı ile onu asla unutmayacağız."

    Yıldırım AKTUNA: Sağlık Bakanı Yıldırım Aktuna, Zeki Müren'in vefat'ı dolayısıyla yayınladığı mesajda," Sanat güneşi olaraktan hiçbir zaman batmadan kalbimizde yaşayacaktir"dedi. Bakan Aktuna'nın mesajı şöyle devam ediyor "Zeki Müren'in vefat haberini büyük bir üzüntü ile öğrendim. Türk Sanat Müziği'nin büyük ismi, yeri asla doldurulamayacak büyük usta Zeki Müren'e Yüce Allah'tan rahmet. Geride kalan sanat camiasına ve sevenlerine başsağlığı dilerim."

    Selda BAĞCAN: "Türkiye'nin bütün sanatçıları olarak kendine büyük bir aşkla bağlıydık. O bizim duayenimizdi."

    Sezen Cumhur ÖNAL: "Eğer o şarkılarını İngilizce, Fransızca ya da Almanca söylemiş olsaydı bugün bütün dünyanın yasını tuttuğu bir insan olacaktı."

    "Zeki Müren'in sonunu getirdiler. Yalnız TRT değil bütün medya. Korkunç birşey. Bırakın adamı rahat etsin. Yok şoförü. Yok 180 kilo. Bir sanatçının haysiyetiyle bu kadar oynanmaz. Ölümünü hazırladılar. Paşanın katili medya ve magazin dergileri, dünyadan haberi olmayan müzik yazarlarıdır. Şimdi bayram etsinler. Yaşayan bir efsane söndü."

    Müjdat GEZEN: "Zeki Müren 45 yıllık baba dostumuzdu. Bütün türkiyenin sanatçısıydı. Sadece ses sanatçısı degil ayrıca ressam ve de şairdi. .. Cenazesi yerine kasedini almayı tercih ederdim.

    Yusuf NALKESEN (bestekar): "Bugüne kadar hiçbir sanatçı, o'nun mertebesine erişemedi. Müzik dünyası, o nun yokluğunu şimdiden hissetmeye başladı bile.

    RAFİK ATAÇ (bestekar): "Hayatımda tanıdığım en müthiş insandı. Hem insan olarak, hem sanatçı olarak mükemmeldi."

    Güneş MÜFTÜOĞLU (rtük baş.): "Müren'in, değer bilen milletimiz tarafından sonsuza'dek anılacağına gönüllerde yaşatılacağına inanıyorum."
    Konu eyllse tarafından (22-06-09 Saat 02:18 ) değiştirilmiştir.

Sayfa 3/21 İlkİlk 123456713 ... SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Zeki Alasya
    By *selcan* in forum Sonsuzluğa Uğurladıklarımız (Yerli)
    Cevaplar: 111
    Son Mesaj: Bugün, 05:01
  2. Zeki Demirkubuz
    By NurgulPACINO in forum Dizi ve Film Senaristleri & Yönetmenleri
    Cevaplar: 79
    Son Mesaj: 22-01-13, 11:56
  3. Zeki Kayahan Coşkun
    By houzouri in forum Yazarlar ve Şairler
    Cevaplar: 73
    Son Mesaj: 17-07-12, 13:07
  4. Durun! Siz Evlenemezsiniz... - Zeki Kayahan Coşkun
    By my-_-love in forum Türk Edebiyatı
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03-08-09, 13:36
  5. Zeki Ökten
    By emresefer in forum Dizi ve Film Senaristleri & Yönetmenleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 19-10-07, 16:39

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

hd film izle
film izle
fragmanlar
juul
One Hit Wonder
istanbul evden eve nakliyat
Kayseri evden eve nakliyat
uluslararası evden eve nakliyat
Bu sistem vBulletin® alt yapısına sahiptir, Version 4.2.5 kullanılmaktadır. Telif hakları, Jelsoft Enterprises Ltd'e aittir. Copyright © 2020

antalya eskort
escort ankara
Güvenilir Bahis Siteleri
bahis siteleri
güvenilir casino siteleri
casino siteleri
canlı bahis siteleri
maltepe escort
izmit escort
buca escort
iddaa siteleri
bahis siteleri
adiosbet
sağlam bahis siteleri
eskort
istanbul escort
bayan escort

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.6.1 © 2011, Crawlability, Inc.