Sayfa 1/21 1234511 ... SonSon
105 sonuçtan 1 ile 5 arası

Konu: Zeki Müren

  1. #1
    Durum:
    Çevrimdışı
    emresefer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Cezalı Üye
    Üyelik tarihi
    05.10.2006
    Yer
    NurgülY.&DenizÇ.&DemetE.
    Mesajlar
    288
    Konular
    44
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Zeki Müren

    Doğumu
    09/12/1931 - Bursa
    Ölümü
    24.09.1996 - İzmir

    Filmleri - Oyuncu (21 Film)
    Deli Deli Tepeli 1975
    Rüya Gibi 1971
    Aşktan da Üstün 1970
    Fatoş Talihsiz Yavru 1970
    Kalbimin Sahibi 1969
    İnleyen Nağmeler 1969
    Katip / Üsküdar'a Giderken 1968
    Hindistan Cevizi 1967
    Düğün Gecesi 1966
    Hep O Şarkı 1965
    İstanbul Kaldırımları 1964
    Aşk Hırsızı 1963
    Bahçevan 1963
    Hayat Bazen Tatlıdır 1962
    Gurbet 1959
    Kırık Plak 1959
    Altın Kafes 1958
    Berduş 1957
    Katibim 1956
    Son Beste 1955
    Beklenen Şarkı 1953

  2. #2
    Durum:
    Çevrimdışı
    LİBRA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    16.01.2006
    Yer
    .::Çemberimde Gül Oya::.
    Mesajlar
    833
    Konular
    10
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Zeki Müren, (d. 6 Aralık 1931, Bursa – ö. 24 Eylül 1996, İzmir). Klasik Türk Müziği sanatçısı.

    Bursa'da başladığı orta öğrenimini İstanbul'da Boğaziçi Lisesi'nde tamamladı. İstanbul'da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin Yüksek Süsleme Bölümü Sabih Gözen atölyesinden mezun oldu. Desen çalışmalarını öğrencilik yıllarından başlayarak pekçok kez sergiledi.

    Zeki Müren, Bursa'da tamburi İzzet Gerçeker'den aldığı solfej ve usül dersleriyle musiki bilgileri öğrenmeye başladı. 1949'da, Boğaziçi Lisesi'nde okurken Agopos Efendi (sinema yönetmeni ve senaryo yazan Arşavir Alyanak'ın babası) ile udi Kirkor'dan aldığı derslerle de musiki eğitimini sürdü. Daha sonra fasıl musikisini iyi bilen ve geniş bir repertuvarı olan Şerif İçli'den çeşitli eserler meşk etti; Refik Fersan'dan, Sadi Işılay'dan, Kadri Şençalar'dan yararlandı.

    1950'de sınavla İstanbul radyosu'na girdi. İstanbul radyosunda 1951'de, canlı olarak yayımlanan bir programda ilk radyo konserini verdi ve bu konseri çok beğenildi. Bundan sonra Türkiye radyolarında düzenli olarak okumaya başladı. Radyo programları on beş yıl sürdü, bunların çoğu canlı yayın programlarıydı. Müren bundan sonra kendini daha çok sahne ve plak çalışmalarına verdi. Alışılmış kalıpları zorlayan elbiseleri ve sahne davranışı ile halkın ilgisini sürekli olarak üstünde tutmayı başardı.

    Zeki Müren 600'ü aşkın plak ve kaset doldurdu. Plağa okuduğu ilk şarkı Şükrü Tunar'ın "Bir muhabbet kuşu" güfteli şarkısıdır. Müren 1955'te "Manolyam" adlı şarkısıyla Türkiye'de ilk kez verilen Altın Plak Ödülü'nü kazandı.

    Zeki Müren Türkiye'de en çok konser veren ses sanatçısıdır. Bir yılda yüz konser verdiği dönemler olmuştur. Kendisine 'sanat güneşi' ünvanı verilmiştir. Yabancı ülkelerde de birçok konser vermiştir.

    İki yüz dolayında şarkı besteledi. On yedi yaşındayken bestelediği "Zehretme hayatı bana cânânım" mısraıyla başlayan acemkürdi şarkı bestelediği ilk şarkıdır. "Şimdi uzaklardasın gönül hicranla doldu" (suzinâk), "Manolyam" (kürdilihicazkâr), "Bir demet yasemen" (nihavend), "Gözlerinin içine başka hayal girmesin" (nihavend) güfteli şarkıları sık sık okunan, en sevilen şarkılarıdır. Müren bu şarkıları plaklara da okumuştur.Unutulmaz Maksim Gazinosu sahnelerinde aralıksız 11 yıl Behiye Aksoy ile dönüşümlü olarak sahne almıştır.

    Zeki Müren 1954'te Beklenen Şarkı adlı filmde sinema oyunculuğuna başladı. Büyük bir ticari başarı kazanan bu filmden sonra şarkılarının çoğunu kendisinin bestelediği on sekiz filmde daha oynadı. 1955'te de Arena Tiyatrosu'nca sahneye koyulan Çay ve Sempati adlı oyunda da baş roldeki oyuncuydu. Ayrıca 'Bıldırcın Yağmuru' isimli bir şiir kitabı da vardır.

    Zeki Müren kalp rahatsızlığı ve şeker hastalığı yüzünden 1980'den sonra sahne hayatından ve musikiden uzaklaştı. Bodrum'daki evine kapandı, münzevi bir hayat yaşadı. 24 Eylül 1996 Çarşamba günü, TRT İzmir Televizyonu'nda kendisi için düzenlenen tören sırasında geçirdiği kalp krizi sonucu hayata gözlerini yumdu. Cenazesi görülmemiş bir halk kalabalığının katılmasıyla büyük bir törenle kaldırıldı. Mezarı, doğum yeri olan Bursa'da Emirsultan mezarlığındadır.

    Vasiyetinde mirasının en büyük bölümünü Mehmetçik Vakfı'na bıraktı.



    Albümleri

    Senede Bir Gün (1970)
    Pırlanta 1 (1973)
    Pırlanta 2 (1973)
    Pırlanta 3 (1973)
    Pırlanta 4 (1973)
    Hatıra (1973)
    Anılarım (1974)
    Mücevher (1975)
    Güneşin Oğlu (1976)
    Nazar Boncuğu (1977)
    Sükse (1978)
    Kahır Mektubu (1981)
    Eskimeyen Dost (1982)
    Hayat Öpücüğü (1984)
    Masal (1985)
    HELAL OLSUN (1986)
    Aşk Kurbanı (1987)
    Gözlerin Doğuyor Gecelerime (1988)
    Ayrıldık İşte (1989)
    Karanlıklar Güneşi (1989)
    Zirvedeki Şarkılar (1989)
    Dilek Çeşmesi (1989)
    Bir Tatlı Tebessüm (1990)
    Doruktaki Nağmeler (1991)
    Sorma (1992)

    Ölümünden Sonra Yayınlanan Albümler;

    Muazzez Abacı & Zeki Müren Düet (2000)
    Selahattin Pınar Şarkıları (2005)
    Sadettin Kaynak Şarkıları (2005)
    Zeki Müren: 1955-1963 Kayıtları (2005)
    Batmayan Güneş (2006)
    Zeki Müren yukarıda belirtilenler dışında, 1968-1974 yılları arasında Grafson Plak'tan kendi adıyla anılan 12 farklı albüm daha yayınlamıştır .



    10'uncu ölüm yıldönümünde Zeki Müren'le son söyleşi:
    "Bodrum'daki sessiz odamdayım"

    Yatağını stüdyo haline getirip bir teybe okumuştu istediğim söyleşiyi ve sonunu veda sözcükleriyle bağlamıştı: "Bu kadar güzel yaşayan bir insan ölümü de tatmalı"


    1996'da "Aynalar" belgeselini hazırlıyorduk. Bölümlerden biri Zeki Müren'di. Kendisiyle söyleşmek istiyorduk ama ne mümkün... Müren dört yıldır kendisini Bodrum'daki evine kapatmıştı. Bırakın söyleşi yapmayı fotoğrafını çekmek bile mümkün değildi.
    Yine de denemek istedim.
    Türkan Şoray'dan aracılık rica ettim.
    Sağolsun kırmadı, Müren'i aradı, telefonla görüşmemizi sağladı.
    Telefonda kendisine yaptığımız işi anlattım. Bunun kalıcı bir çalışma olacağını söyledim. Hazırladığımız araştırma dosyasını ilettim.
    İşin ciddiyetine inandı.
    "Ama ekrana çıkmam" dedi.
    Onun üzerine "görüntüsüz bir röportaj" önerdim.
    "Size de görünmek istemem" dedi.
    Anlıyordum. Bütün ömrünü güzelliğe, estetiğe adamış bir insanın, o eski haliyle hafızalarda kalma talebine diyecek bir şey yoktu.
    Son bir öneri yaptım:
    "Size bir teyp yollayalım. Soruları da yanında gönderelim. Cevaplarınızı o teybe okuyun."
    "İşte bu olur" dedi.
    Hemen yolladık teybi...
    İki gün sonra telefon etti.
    "Can beyciğim bitirdim cevapları..."
    Sonra da bu işi nasıl yaptığını anlattı gülerek...
    Önce dinlenmek için uzun bir uykuya çekilmiş. Uyanınca telefonları kapattırmış. Yatağına oturmuş. Evdeki rahleyi kucağına çekmiş. Soruları üzerine koymuş. Teybi, mikrofonu ağzına yakın gelecek şekilde eline almış. Yanına bir de el feneri koymuş.
    Her şey hazır olunca yorganını başına çekip yatağını "küçük bir stüdyo" haline getirmiş. El fenerini yakıp soruyu okuyor, ardından cevabını teybe anlatmaya başlıyormuş.
    "Bitirene kadar kan ter içinde kaldım" diyordu telefonda...
    Bir seferde biten kayıt bir saate yakın sürmüştü. Sonra da tatlı bir yorgunlukla uykuya çekilmişti.

    "Sizlerleyim"
    Kaset elimize ulaştığında hayretler içinde kaldık.
    Berrak, ışıl ışıl bir ses, bütün yalınlığıyla hayatını anlatıyordu. Zaman zaman küçük kahkahalar, zaman zaman duygusal iç çekişlerle...
    Sonunda bir veda mesajı vardı:
    "Bu kadar güzel yaşayan bir insan tabii ki ölümü de tatmalı" diyordu. "Ondan kurtulmak yok."
    Kaset şu sözlerle bitiyordu:
    "Bodrum'daki sessiz odamdayım ve ne güzel ki sizlerleyim, sizlerleyim. Allah hepinize arzuladığınız her şeyi versin, her şeyi versin."

    Bir intihar
    Bu konuşmadan kısa bir süre sonra ani bir kararla TRT'nin yayın önerisini kabul etmişti.
    Bence bu bir intihar kararıydı. Mademki devleti onu çağırıyordu, gidecek ve gerekirse o her şeyin başladığı stüdyoda, o mikrofonun başında ölecekti. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar tasarlamıştı. Düzenli aldığı ilaçları kesmiş, yıllardır gizlediği bedenini en güzel elbiseler içine hapsetmiş ve ayakta ölmeye ahdetmişti.
    Öyle oldu.
    Çınarlar gibi ayakta öldü.



    MÜZE-EV
    O küçük stüdyoda
    Bugün ölümünün 10'uncu yıldönümü...
    Bodrum'da anısına önce hatim duası okunacak, sonra kalede bir konser verilecek. Unutulmaz sanatçı böyle yad edilecek.
    Dört yıl önce müzeye dönüştürülen Bodrum'daki evini ilk kez gezdim geçen ay...
    En çok yatak odasındaki yatağını, o ses kaydının yapıldığı "küçük stüdyoyu" görmek istiyordum.
    Küçük, gösterişsiz bir odaydı bu...
    İki kişilik yatağının ahşap işlemeli yatak başı pembe döşemeydi. Başucundaki komodinin üstünde anneciğinin fotoğrafı duruyordu. Onun yanında küçücük makyaj masası... Orada malzemeleri... Tüylü şapkası... Nota desenleriyle süslü atkısı... Yerde parmak arası lame terlikler...
    Oysa yan odada sergilenen, kendi tasarladığı allı pullu kıyafetleri, takıları ne kadar göz alıcı, ne kadar frapandı.
    Hayatı bu ikilik içinde geçmemiş miydi zaten:
    Evdeki sadelik ve sahnedeki gösteriş...
    Alabildiğine cüret ve şapka çıkarttıran efendilik..
    Asker hayranlığı ve feminenlik...

    "Can'ım Dündar"
    Müze evi gezerken kendi adını taşıyan koya bakan bu güzelim mekanın yıllarca ona cennetlik ettikten sonra son dört sene nasıl kendini gönüllü hapsettiği bir cezaevine dönüştüğünü düşünüyorum.
    Öylesine deli dolu yaşanmış bir hayatı gelip bu inzivada noktalamak, dışarıya çağıran eğlenceye kulak tıkamak, dört duvar arasında, sarmaşıklarla kapatılmış verandasında yapayalnız oturup maziyle teselli bulmak....
    İşte yaptığı buydu.
    Kederi, çizdiği desenlerin isimlerine yansımıştı sanki: "Kader", "Özlemin alev alev"... "Bulutlara çek beni Tanrım..."
    Akşam vakitlerinin çoğunu geçirdiği mütevazı oturma odasında televizyonun karşısında sade bir sedir vardı. Bizim belgeseli de orada seyretmiş, sonra yatağının başucundaki telefondan beni arayıp hayat boyu hafızamdan silinmeyecek şu sözleri söylemişti:
    "Siz artık benim için Can Dündar değil, Can'ım Dündar'sınız. Bunu izledikten sonra 10 yıl daha yaşarım. Ömrüme ömür kattınız."
    Katamamışız.
    O konuşmadan altı ay sonra vefat etti.

    Hicran yarasından da derin
    O belgesel, bugüne dek 300 bin ziyaretçinin gezdiği müze-evde gösteriliyor şimdi... Gezenler, aşağıda bazı bölümler okuyacağınız röportajı dinleyebiliyorlar.
    Haftanın iki günü Bodrum ilkokul öğrencileri müzik dersine geliyor.
    Ev, onun şanına notalarla çınlıyor.
    Ve Golden köpeği 17 yaşındaki Uğur, 10 yıldır kapısında onun dönmesini bekliyor.
    "Bende hicran yarasından da derin bir yara var" derken sesinin o nasıl öyle kahredici bir hüzünle çınladığını, evden ayrılırken daha iyi anlıyorum.


    ÇOCUKLUĞU
    "Tarzancılık oynarken hep Jane olurdum"
    "Çocukken diğer arkadaşlarım 'Top oynayalım, efendim ip gerelim, voleybol oynayalım, futbol oynayalım' derlerdi. Bazen hakiki toptan, bazen bezden yapılmış toptan pata küte karşımızdaki topraklı yolda oynarlardı. Ben 7 yaşında alfabeyi söktükten sonra göz doktoruna götürdü annem...
    Çok enteresan, o zaman küçük çocuklarda pek gözlük yoktu. Doktor bey dedi ki, 'Astigmat hipermetrop fakat gözlüğünü devamlı kullanırsa ileriki yaşlarına kadar numarası çoğalmaz ve böyle kalır'. Fakat ben o kadar erken çağımda gözlük takınca diğer arkadaşlar biraz da müstehzi müstehzi güldüler. 'Dört göz... dört göz...' diye bağırmaya başladılar.
    Hiçbirinin bu tip şakalarına ters cevap vermiyordum. Gözlüğümü takmaya devam ediyordum. Ve tabii bahçemizdeki iki tane, biri dört köşe, biri yuvarlar çeşmenin üstünde dizili olan sardunya çiçeklerini aralar, orayı sahne gibi düşünür, komşu çocuklarını çağırır, 'Gelin Tophanecilik oynayalım' derdim. Onlar önce anlamazlardı. 'Tophanecilik' ne demek? Yani Tophane bahçesindeki sahnedeki durumu evde tatbik edelim, minicik aklımızla... Yalnız elime renkli bir mendil aldığımı, onu sallaya sallaya hem şarkı, hem türkü okuduğumu hatırlıyorum.
    Mahalle arkadaşlarımla evde verdiğimiz minik müsamerelerde Külkedisi piyesini yaşatmaya çalışıyorsak, ben Külkedisi olurdum. Tarzancılık oynuyorsak mahallenin bizden büyük ağabeylerinden biri Tarzan olurdu. Küçük bir çocuğu Çita rolüne koyarlardı. Ben Jane olurdum. Dallara çıkardım. Ordan Tarzan beni düşmanların elinden kurtarır, indirir, bileklerimdeki ipi söker ve huzura kavuştururdu."


    BODRUM
    "Değişik gecelerin şehri"
    "Beni muhabbetle saran ve sinesine basan hakiki Bodrumluların jestleri ve tabiat güzelliği ve de mevsimlerin ılık geçişi aşık etti beni bu enfes ve bembeyaz şehre... Evet 'şehir' diyorum çünkü şehirdir. Aşk şehridir, meşk şehridir, duygu şehridir ve ıstırapların da meydana çıkarıldığı değişik gecelerin şehridir. Bazen elele en büyük aşkı tadarak Bodrum'a gelen kişiler bakarsınız nişan yüzüklerini denize atarlar ve ayrılır giderler. Bazen de ki bu söylediğim daha çok olur- burada tanışırlar, burada nişan takarlar, senesinde evli gelirler. İki sene sonra geldiklerinde bir de bebek vardır kucaklarında... Bodrum uğurlu yerdir."


    SON SÖZLER
    "Ölüme üzülmüyorum.
    Ondan kurtulmak yok"
    "İşte şimdi Bodrum'daki köy evimde, bazen huzurlu, bazen huzursuz tatiller yapıyorum, gibi düşünmek gerek. Çünkü kalbimin iki damarı tıkalı. Şekerim yüksekti ve her hafta kan alınıp buradaki laboratuvarda bakılıyor. Eh bir de kilom vardı, yavaş yavaş verdim. Yine de zayıf sayılmam.
    Bu üç faktör bir arada herhalde ölümü çağrıştırabilir.
    Hiç üzülmüyorum. Bu kadar güzel yaşayan bir insan, tabii ki ölümü de tatmalı. Ondan kurtulmak yok.
    Sizleri çok seviyorum. her şeyimsiniz benim.
    Bodrum'daki sessiz odamdayım ve ne güzel ki sizlerleyim, sizlerleyim.
    Allah hepinize arzuladığınız her şeyi versin, her şeyi versin.
    Önce sıhhat, evet önce sıhhat.
    Hepinize en güzel dileklerimi sunuyorum efendim.
    Varolunuz, sağolunuz."




    Popüler kültüre ve toplumsal ahlaka dair özellikleriyle Zeki Müren hep yaşayacak.

    Sahnedeki travesti alkışlanırken sokakta olana falçata atılmasındaki tezat, Zeki Müren'in değil toplumun gerçeğiydi. Müren bugün Türkiye'nin tek gerçek efsanesidir.

    Kendisi de söylüyor: İlk programını radyoda tamamladıktan sonra gelen telefonlardan anlaşılmış ki, insanlar en çok sesinin kadın mı erkek sesi mi olduğunu merak etmiş. Aynı şeyi Bilgi Yayınevi sahibi Ahmet Tevfik Küflü anlatmıştı. Koltuğunun altında 'meşin top'la bir yaz akşam üstü arkadaşlarıyla oynamaya giderken eski Ankara'nın Samanpazarı civarındaki bir evde radyoda yükselen sesle olduğu yere çakılır kalır. Küflü sonuna kadar bekler. Ses okuduğu şarkıyı tamamlar. Ahmet ağabey bu anısını daima şu dikkatle anlatırdı: "15-16 yaşında bir çocuk, arkadaşları bekliyor, koltuğunun altında top, bir sesle olduğu yere çakılacak..." Şunu eklemeyiyse unutmazdı:
    "Adını da Zekiye Müren diye duydum."
    Ben de aynı şeyi yaşadım. Halazademle Antalya'nın dağlarında dolaşıyorduk. Bir akşamüstü radyoda 'Zeki Müren'den şarkılar' dendi. Sazların kimler olduğu söylendi, nelerin okunacağı sayıldı ve Zeki Müren, 'Sineler aşkınla inler dideler hep nur olur' diye okumaya başladı. Ansızın göklerin yırtıldığını duydum. Yolun ortasında arabayı durdurup soluk almadan şarkının tamamlanmasını bekledik. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Ankara'ya döndükten sonra bu olaydan söz ederken baktım babam gülümsüyor. Meğer o da o sırada yazıhanesinde çalışırken bu programı dinlemiş. "Saplanıp kaldım" dedi.


    Yeni albüm
    Şimdi Kalan Müzik, yıllardır sürdürdüğü bedeli ödenmez kültür hizmetlerine bir yenisini ekleyerek Müren'in 1955-63 kayıtlarını iki CD'den oluşan bir albüm haline getirdi. Daha piyasaya dağıtılmadan ve gazetelerde haberi çıkmadan Doğan Hızlan üstadımız lütfetti kendi kopyasını bana gönderdi. Albümü Bülent Aksoy hazırladı. Bu derlemede Zeki Müren, bilinen, tanınan, Türk popüler kültürünün en önemli kurucularından birisi olan kişiliğinden bir hayli uzak, artık neredeyse tamamen unutulmuş ya da hiç tanınmayan bir niteliğiyle çıkıyor karşımıza. Onu zamanında sadece 'frapan' kostümleri içinde, dikkatli, özenli, 'saygılı' sansasyonlarıyla tanıyıp sevenlerin, onu sevmeyenlerin, bir kez bile olsa dinleyenlerin kısacası herkesin kabul, hatta iman ettiği en önemli yanı sesi ve okuyuşudur. Buna bir de diksiyonunu eklemek gerekir. Bu albüm onları içerip kapsamakla birlikte asıl Müren'in ortaya koyduğu az bilinen tavrıyla ilgi çekiyor. Bu albümde yer alan besteler Zeki Müren denilince akla gelen, sahne ve gazinodan hatırlanan parçalar değil. Bu, çok eskiye gitmemekle birlikte, bazı klasik parçaları da barındıran fakat daha çok bizim şarkı geleneğimizin seçkin örneklerine yaslanan bir repertuvar. Radyo icrası olduğu için dikkatle okunmuşlar. Hatta bana kalırsa daha sonrakiler kadar da büyük bir rahatlık ve özgüven içermiyorlar. Biraz daha tutuk, biraz daha 'akademik', 'çıldırtıcı parlaklık'ta olmayan fakat eşsiz icralar.

    Efsanenin gerçeği
    Zeki Müren bugün bir efsane. Hatta, Türkiye'nin gerçek anlamda tek efsanesi. Bu, onun deha düzeyine varan zekâsının bir sonucuydu. Bu yargıda bulunmaktan kaçınmamak gerekir. Türkiye gibi kültürel olanakları sınırlı, hoşgörüsü dar, alışkanlıkları katı bir ülkede onun yaptıklarını başarmak ikili bir çabayı gerektiriyordu. Bir yanda yeni, farklı, görünmemiş bir şey yapmak, ikincisi bunu halka kabul ettirmek, hatta gelip geçici bir balon olmadan bunu sürdürebilmek.
    Yapılmış hiçbir araştırma, ortada hiçbir kaynak olmadığı için ilk kez 1951 yılında bir radyo programıyla kariyerine başlayan bu hırs, azim ve şevk dolu 20 yaşındaki çocuğun popüler kültür içindeki çıkışlarını hangi saiklerle, hangi kaynaklardan beslenerek yaptıklarını yapmaya başladığını bilmiyoruz. Arkasında Müzeyyen Senar'ın belirleyici bir etkisi olduğundan haberdarız ama daha ilk sahne programında yeniliklere gitmesi belki biraz Akademi öğreniminden kaynaklanıyordu. Fakat ötesi, dünyayı görmemiş, tanımamış bu genç adamın zekâ ve sezgisinin ürünüydü ve tek başına bütün bir popüler kültürü inşa ediyordu.
    O zaman ortaya başka bir şey çıkıyor. Türk sahne kültürü aslında Türk toplumsal yapısındaki değişimin de bir yansımasıdır. Zeki Müren bunu 1951'den 1980'e kadar yaşadı. 1950'lerde ortaya çıkan taşra burjuvazisi ve hacıağa tipi, 1960'larda beliren ticaret burjuvazisi, 1970'lerde patlayan gecekondulaşma ve arabesk onun sahne kültürüne yansıdı. Özellikle o yıllarda meydana gelen büyük toplumsal kaymanın şehirde baş gösteren yansımalarına karşı kapandı ve bir efsaneye dönüşmekle yetindi.

    Zeki Müren'in sahnede yaptıklarının yanlışı yok değildi. Eğlence dünyasının sahnesini
    'akademik' bir dünyaya dönüştürme çabası onun belki sonuna kadar kendisini de rahatsız eden çifte kişiliğini oluşturdu. Kendisine 'paşa' dedirten bir travesti, yüzlerce kadınla 'beraber olduğunu' söyleyen bir eşcinseldi.

    Fakat bu onun değil ona inanan toplumun sorunuydu: o sadece toplumla oynadı. Toplumun ikiyüzlülüğü yemekli gazinolarda o sahneye çıkmadan önce tıkırtı olmasın diye çatal ve bıçakların toplanmasıyla programın sonunda sazın ortada bir yanartop gibi dönmesi, atılan göbekler arasındaki çelişkide gizliydi. Sahnedeki travesti alkışlanırken sokakta falçatalanan travesti arasındaki tezat Zeki Müren'in değil toplumun gerçeğiydi. Zeki Müren sadece Bizans'tan beri yaşadığımız o çetrefil ahlakın toplumsal ölçekteki son durağıydı. Bu ikilem onun sanatçı kişiliğinde de kendisini gösteriyordu. İşte, bir yandan sonradan bütün bütüne terk edeceği ama ne kadar önemli olduğunu Çinuçen Tanrıkorur gibi güç beğenir isimlerin de kabul ettiği klasik icraları, öte yanda sahne ve arabesk. Bu ikisi Osmanlı müziğinde yan yana gelmesi olanaksız şeyler değildir. Bu konudaki son bilginlerimizden Cem Behar, tam tersine Osmanlının popüler olanla akademik olanı daima atbaşı götürdüğünü ve hatta bunun o müziğin en önemli özelliklerinden, beslenme, dönüşüm kaynaklarından birisi olduğunu belirtti. Zeki Müren orada da son duraktı. Ama radyonun ortadan kalkması bu işi sona erdirdi. Zeki Müren kendisiyle birlikte bitti. Biten yanı daha çok müzikle ilgili kısmıydı işin. Popüler kültüre ve toplumsal ahlaka ait yanıyla Müren daha hayli yaşayacaktır.




    Konu eyllse tarafından (22-06-09 Saat 02:06 ) değiştirilmiştir. Sebep: Hotlink eklemek yasaktır...

  3. #3
    Durum:
    Çevrimdışı
    mervehaluk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Set Görevlisi
    Üyelik tarihi
    18.02.2007
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    41
    Konular
    0
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    LİBRA(adını bilmiyorum afedersin)Zeki Müren hakkında paylaştığın herşey için saol cnm..o çok değerli bi insandı gerek oyunculuğuyula gerek sesiyle....:img-yes:
    Haluğum seni seviyorum!!!

  4. #4
    Durum:
    Çevrimdışı
    LİBRA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    16.01.2006
    Yer
    .::Çemberimde Gül Oya::.
    Mesajlar
    833
    Konular
    10
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart



    Alıntı mervehaluk Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    LİBRA(adını bilmiyorum afedersin)Zeki Müren hakkında paylaştığın herşey için saol cnm..o çok değerli bi insandı gerek oyunculuğuyula gerek sesiyle....:img-yes:

    libra diyebilirsin bana canım bence de zeki müren gibisi gelmeyecek insanın morali bozukken şarkılarını dinlediğinde çok iyi geliyor...
    Konu eyllse tarafından (22-06-09 Saat 02:06 ) değiştirilmiştir.

  5. #5
    Durum:
    Çevrimdışı
    mervehaluk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Set Görevlisi
    Üyelik tarihi
    18.02.2007
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    41
    Konular
    0
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Alıntı LİBRA Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    libra diyebilirsin bana canım bence de zeki müren gibisi gelmeyecek insanın morali bozukken şarkılarını dinlediğinde çok iyi geliyor...
    aynen ya moral bozukluğunda şarkıları çok iyi geliyor.ee ne de olsa sanat güneşiydi.öyle bi insan gelmez bi daha haklısın libra:img-wink:
    Haluğum seni seviyorum!!!

Sayfa 1/21 1234511 ... SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Zeki Alasya
    By *selcan* in forum Sonsuzluğa Uğurladıklarımız (Yerli)
    Cevaplar: 111
    Son Mesaj: Bugün, 05:01
  2. Zeki Demirkubuz
    By NurgulPACINO in forum Dizi ve Film Senaristleri & Yönetmenleri
    Cevaplar: 79
    Son Mesaj: 22-01-13, 11:56
  3. Zeki Kayahan Coşkun
    By houzouri in forum Yazarlar ve Şairler
    Cevaplar: 73
    Son Mesaj: 17-07-12, 13:07
  4. Durun! Siz Evlenemezsiniz... - Zeki Kayahan Coşkun
    By my-_-love in forum Türk Edebiyatı
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 03-08-09, 13:36
  5. Zeki Ökten
    By emresefer in forum Dizi ve Film Senaristleri & Yönetmenleri
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 19-10-07, 16:39

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

hd film izle
film izle
fragmanlar
juul
One Hit Wonder
istanbul evden eve nakliyat
Kayseri evden eve nakliyat
uluslararası evden eve nakliyat
Bu sistem vBulletin® alt yapısına sahiptir, Version 4.2.5 kullanılmaktadır. Telif hakları, Jelsoft Enterprises Ltd'e aittir. Copyright © 2020

antalya eskort
escort ankara
Güvenilir Bahis Siteleri
bahis siteleri
güvenilir casino siteleri
casino siteleri
canlı bahis siteleri
maltepe escort
izmit escort
buca escort
iddaa siteleri
bahis siteleri
adiosbet
sağlam bahis siteleri
eskort
istanbul escort
bayan escort

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.6.1 © 2011, Crawlability, Inc.