2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Konu: Düşerken - Tarık Tufan

  1. #1
    Durum:
    Çevrimdışı
    kubitik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Moderatör
    Üyelik tarihi
    31.07.2006
    Mesajlar
    6,110
    Konular
    28
    Verdiği Beğeni
    2,048

    Aldığı Beğeni: 1,938

    Bahsedilme
    11 Mesaj

    Standart Düşerken - Tarık Tufan



    Yazar : Tarık Tufan

    Yayınevi : Profil Kitap

    Sayfa Sayısı : 304
    Basım Yılı : 2018

    “Bir sabah kimselere bir şey söylemeden, göç vaktini kaçırmış, suskun, yorgun ve kederli bir kırlangıç gibi alıp başını uzaklaştı. Biraz daha bekleseydi kanatlarında o dermanı bulamayacaktı. Umut niyetine sırtında taşıdığı bir çift kanat, zaman geçtikçe zayıflayacak, gitgide çürüyecek ve ruhunu zehirleyen bir belaya dönüşecekti.”
    Düşerken, başka dünyalardan bir kadınla bir erkeğin zamansız karşılaşmasını ve giderek karmaşıklaşan yol hikâyesini anlatıyor.
    “Nereye?” diye düşünmeden gitmek isteyenlerin varabilecekleri tek yer geçmişleridir.
    Tarık Tufan’ın çok katmanlı kurgusu ve ustalıklı anlatımıyla gün yüzüne çıkan Düşerken, uyumsuzluğun, arayışın, kapanmamış yaraların ve bir dizi keskin hesaplaşmanın romanı…


  2. #2
    Durum:
    Çevrimdışı
    kubitik - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Moderatör
    Üyelik tarihi
    31.07.2006
    Mesajlar
    6,110
    Konular
    28
    Verdiği Beğeni
    2,048

    Aldığı Beğeni: 1,938

    Bahsedilme
    11 Mesaj

    Standart Cevap: Düşerken - Tarık Tufan

    Yeni bitirdim kitabı, öyle hüzünlü, öyle yüreğe dokunan bir romandı ki hızımı alamayıp kişisel sayfamda uzun uzun yorumladım. Kitap hakkında fikir edinmek isteyenler için içerik hakkında spoi vermeyen yorumumu buraya da ekliyorum;


    "Nasıl anlatılır bu kitap, bunun üzerine bile uzun uzun düşünmek gerekiyor. Klişe övgü sözleri kitaba hakkını vermek için yetersiz kalacağı gibi kullanacağım en güzel kelime bile okuduklarım yanında sığ gelecek…
    Yol filmlerini çok severim. Bir şekilde, birbirinden bağımsız iki insanın bir yolculuk sırasında bir araya geldiği filmlerin yeri ayrıdır. Bu kitapta da o hava vardı.

    İlk başlarda Jülide ve İshak’ın çıktığı yolculuk, içten içe biraz yadırgamamı engelleyememişti. Fakat içten gelen o yadırgayan sesi bastırmaya çalıştım. Sonra birden onlarla beraber başımı geçmişe çevirdim. İshak’ın sessizliğinin kaynağına… İşte o zaman susturmak için zorlandığım o ses kendiliğinden sustu. ‘Sebebi var’ dedi susmadan önce. Henüz tamamına hakim olamasam da…

    İshak… Bir insan yüreğine nasıl bu kadar kederi sığdırabilir? Nasıl olur da bu kadar çok yara almışken böylesine suskun kalabilir? İshak’ın savaşma biçimi susmak… İnsanları değiştiremiyor, olaylara müdahale etmiyor, sadece düşüncelerini evirip her şeye uyum sağlamaya kabullenmeye çalışıyor… Nasıl yorulmaz böyle bir adam? Nasıl kaçmak istemez?

    Yüreğindeki en büyük eksik annesinin yüzü… Şu an, bunun hakkında bir yorum yazarken bile boğazımda yumru oluyor bu eksikliği…

    İşte bu yüzden son cümleyi okuduğumda gözümden bir damla yaş süzüldü. Kitapta beni hüzünlendiren çok şey olmasına rağmen ağladığım kitaplar arasında değil fakat öyle olsaydı bu kadar etkileyemezdi sanırım.

    Karakterler ayın aydınlık yüzü gibi, yavaş yavaş belirginleşti. Ne kitaba başladığım andaki Jülide, bitirdiğim andaki Jülide, ne de İshak o İshak. Kurduğum bu yalın cümle çoğu kitabın hissettirdiği bir durum gibi görülebilir. Fakat ‘Düşerken’ de karakterlerle tanışma o kadar belirgin ki… Bir insanı bütünüyle tanıyabilmek için geçmişini bilmek gerekiyor bazen… İshak’ı, bugün olduğu adamı anlayabilmem için onu bugüne getiren süreci bilmem gerekiyormuş. Jülide’yi annesinin baktığı pencereden bakıp, kafasına göre yaşayan, asi, aykırı biri olarak tanımlamadan önce iç dünyasına dönmesi gerekiyormuş.

    “‘Nereye?’ diye düşünmeden gitmek isteyenlerin varabilecekleri tek yer geçmişleridir.” Yazıyor arka kapak yazısında. Kitabı okuduktan sonra tersten düşündüm. ‘Başını alıp gitmek, geçmişe varmak isteyenlerin arzusu…’ Geçmişinde kapanmamış sayfalar varsa, yüzleşmediğin insanlar, olaylar varsa önüne bakmakta zorlanıyorsun. Dönüp çözme arzusu, basıp gitmeyle eşdeğer hale gelebiliyor.
    Aslında ikisinin de yüzleşemediği insanlar, bu yüzden kapanmayan yaraları var. Kurdukları yakınlık, kısa süre içinde bu yaralara pansuman yapıyor. Öyle iyileştirme gibi değil de sadece yalnız olmadığını hissettirme şeklinde. Zaten kapanmayan yaraları, daha büyüğüne zemin oluşturmuş; yalnızlık.

    ‘Düşerken’i kendi içime döndüğüm bir süreçte okumak ruhumda birden fazla yere dokunmasına sebep oldu. En çok kurcaladığı şeyse ‘gitme’ isteği. Sanırım herkesin, hayatından memnun olan (ben dahil) birçok kişinin de cazip bulduğu bir eylem: Rotasız bir yola çıkmak…

    Yaklaşık olarak 2 yıl önce Haydarpaşa Kitap Günlerinde Tarık Tufan’a ‘Şanzelize Düğün Salonu’ kitabını imzalatmış, bir daha ne zaman roman yazacağını sormuştum. ‘Şuan 2 bölümünü yazdım’ demişti. O gün bugündür bekliyorum güzel haberi. Bitirir bitirmez neden daha sık yazmıyor diye hayıflandım fakat sanırım böylesi daha kıymetli.
    Çok uzattım biliyorum, özetle; son zamanlarda beni en çok etkileyen kitap oldu, tavsiyemdir."

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.6.1 © 2011, Crawlability, Inc.