Alkışları duyuyor musunuz?

Hayat bazen insana cömert davranmıyor.Bu cümleyi hiç unutmadan yaşadınız Türkan Hocam.Sizi, hayatınızı, yaptıklarınızı temsil etmeye, ayak izlerinizden yürümeye çalışırken; Türkan Saylan kimliğini o zor dengelerini bütün ağırlığıyla omuzlarımızda duyduk, yaşadık.Çünkü öncelikle bi kadın, anne ve herşeye rağmen kendini insana adamış bir hekim olabilmek için ne bedeller ödediğinizi anlamaya, hissetmeye ve anlatmaya çalıştık.

Yapıcak çok işiniz ve idealleriniz vardı.Hemde öyle ideallerdiki bunlar, bakan gözlerin görmediği, işiten kulakların dinlemediği, insanların karanlığındaki yanmayan ışıkları yakmak için yola çıkmıştınız.Üstelik otuzlu yaşları geçtiğinizde, zamanın yüzünüze çizdiği çizgiler artarken, özel hayatınızdaki sorumluluklarınızda hergün biraz daha artmıştı.Artık iki çocuk annesiydiniz.Evde çocuklarınızın başında oturmanızı isteyen bir kocanız ve hamileyken sizi iki defa avcunun içine alıp bırakmış bir verem tarihiniz vardı.Hayat şartlarınız ve sağlığınız bu soluksuz hayat mücadelenizde hiç yardımcı olmadılar Türkan Hocam.Ama sizi yıldırmayıda başaramadılar.Zaten hayat kahramanları değil, kahramanlar hayatı yaratırlar değil mi hocam?

Odalarından biri eşiniz tarafından muhayenehane olarak kullanılan Nişantaşı'ndaki evde, iki küçük oğlunuz ve üniversitedeki görevleriniz arasında parçalanmamak için koşuşturup dururken çok zor günler geçirdiniz.

***********

Cihat Hoca maddi mirasıyla beraber, size bide bir vasiyet bırakmıştı.''Cüzzamla Savaş Derneği''.ve Cihat Hoca hayallerini Türkan Saylan'a emanet ederken hiç yanılmamıştı.

***********

Hayatta herkese ama herkese verdiğiniz sözleri tutuyordunuz Türkan Hocam.Bedeli hiç durmadan koşturmak, dakikaları hatta saniyeleri bile boşa harcamadan çalışmak değil, bürokrasiyle ve kör zihniyetlerle mücadele etmekti çünkü.Lepra mücadelenizi turizme balta vurmak isteyen bi yalan olarak değerlendiren bu zihniyet, gerçeğe gözlerini yumup, kulaklarını tıkıyordu.Oysa gerçek, sizin Cihat Hocanızla beraber dokunduğunuz gerçek bambaşkaydı.

***********

Ama Türkan Saylan'a güvenenleri yanıltmak, pes etmek meşrebinizde yoktu Hocam.Boşandıktan sonra tek başınıza üstlendiğiniz iki çocuğa rağmen mücadeleye ara vermediniz.Sonunda böyle gelmiş böyle gidercilerin kalesini yıkmayı ve Lepra Hastanesini kurmayı başardınız.Toplum dışına atılmış cüzzamlılar için ışıklar yakılmıştı artık.Sadece bu hastaneye ulaşabilenler için değil, Anadoluda terk edilmiş cüzzamlılar içinde güneş doğmuştu.Bir idealinizi daha hayata geçiriyordunuz şimdi.Ekibinizle beraber anadoluya cüzzam taramalarına çıkıyordunuz.

***********

Şakir ve Halime evlendikten sonra Şakir'in tek göz evine yerleşmişlerdi.Şakir ölünceye dek bu genç kıza elini sürmemişti gerçekten.Halime kağıt üzerinde kocası gibi gözüken bu adama yaşamının sonuna kadar canla başla bakmıştı.Nikahtan üç yıl sonra kocası ölünce köyüne geri dönmüştü ama artık bi dul maaşı ve sigortası olduğu için komşu köyden kendisine gerçek bir koca bulması hiçde zor olmamıştı.İnsanların yaşamı üzerine böylesine büyük ve muhteşem değişiklikler yapabilmek, onların mutluluğuna imza atabilmek, ancak sizin gibi bir cesur insanın harcı olabilirdi.Çok cesurdunuz Türkan Hocam.Yalnız lepralıların yaralarına değil, onların yaşamlarına dokunabilecek kadar cesurdunuz.Değiştirdiğiniz hayatlar sayenizde ulaştıkları bahar mevsimlerinde sizin için meyve vermeye başlamışlardı.

***********

Oysa son idealinize yaklaşmanıza çok az kalmıştı.Yaşınız ellilere dayandığında artık hem Türkiye'de, hemde yurt dışında çalışmalarıyla isim yapmış, birçok ödül almış bir profesördünüz.Ama hala küçük bir maaş ve eski bir arabadan başka bir mal varlığınız yoktu.Ve hala hastanede tüpü biten hastalara kendi ellerinizle tüp taşımaktan gocunmayacak kadar alçakgönüllüydünüz Türkan Hocam.

***********

Bi zamanlar sizinle aynı yoldan geçen meslektaşlarınızın sizi görmekten neden bu kadar rahatsız olduklarını hiçbi zaman anlamadınız, anlıyamazdınızda.Çünkü profesör olduğunuz halde kendinizi Dr.Türkan olarak tanıtıyordunuz.Çünkü kendinizi hala deniz kenarındaki çakıl taşlarının arasında sıradan bir çakıl taşı olarak görüyordunuz.Çünkü size göre siz hala işiyle ve çocukları arasında bir denge oluşturmaya çalışan, sıradan bi kadındınız.Size bakan gözler bir yıldızın parlayışını görüyorlardı ama siz buna hiçbir zaman aldanmadınız.Çünkü parlayan bir yıldızın aslında basit bir maddeden ibaret olduğunu biliyordunuz.Bu yüzden gözler parlayışınıza hayran olsada sizin aynada gördüğünüz diğerlerine benzeyen bir çakıl taşıydı sadece.Sizi bir yıldız yapanda ne kadar sıradışı olduğunuzu bilmeden yaşadığınız sıradan insanlık halleriydi.

************

Sevgili Hocam gün geldi kız çocuklarına maddi imkansızlıklardan dolayı okuyamayanlara verdiğiniz sözüde yerine getirdiniz.Sanki hayat sizin avuçlarınızda bir pınar olup çağladı ve susuz kalmışlara, sudan mahrum bırakılmışlara ulaştı, büyüttü, yeşertti ve çiçek açtırttı.
Siz bir kadının, bir annenin, bir hekimin cehalet, çaresizlik ve karanlığın boğazını sıkmaktan bi an bile korkmayan Türkan Saylan adında kahramanın adını yazdınız.Biz sadece bu hayatın hikayesini anlatmaya çalıştık.Daha çok Türkan Saylan'lara ihtiyaç var.ve sizinde dediğiniz gibi hocam ''Medeniyet insanı sevmekle başlar.''

Şimdi sizi alkışlayan kalabalığı temsil ediyoruz hocam.

Alkışları duyuyor musunuz?Hepsi sizin için.Gerçek yıldızların alçakgönüllülükle bi başkasına dokunmaktan korkmayan, basit ve gösterişsiz çakıl taşlarından çıkabileceğini öğrendik.Bütün dokunduğunuz insanlar adına ve kendi adımıza çok teşekkür ederiz Türkan Hocam.Çok teşekkür ederiz...


TÜRKAN

İnsanlığa adanmış bir hayat...