Sayfa 1/14 1234511 ... SonSon
69 sonuçtan 1 ile 5 arası

Konu: Vicdan - Bölüm Yorumları

  1. #1
    Durum:
    Çevrimdışı
    NATY&FACU - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Süper Yönetici
    Üyelik tarihi
    01.08.2006
    Yer
    M. KEMAL ATATÜRK
    Mesajlar
    57,786
    Konular
    1757
    Verdiği Beğeni
    110

    Aldığı Beğeni: 40

    Bahsedilme
    26 Mesaj

    Standart Vicdan - Bölüm Yorumları

    Daha önceki başlığın mesaj sayısı 1000'e ulaştığı için yorumlarınıza bu başlıkta devam ediniz.
    Tek cümlelik mesajlar, başlıkla ilgisi olmayan mesajlar, büyük harfle, tamamı renkli, kalın (bold), altı çizili ve italik yazı tipi ile yazılan tüm kural dışı mesajlarınız uyarı bırakılmadan silinecektir. Lütfen sohbet ortamı oluşturmayınız.



  2. #2
    Durum:
    Çevrimdışı
    gulshan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    22.02.2012
    Yer
    baku
    Mesajlar
    209
    Konular
    0
    Verdiği Beğeni
    41

    Aldığı Beğeni: 59

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Önceki bölümler: http://forum.dizifilm.com/forum/show...37446&page=100

    "Sen bana bir şey yapmadın"

    4. Kısım

    Hedefe çattıklarında sabahın 5 iydi hala. Kerimanın çocuğuyla yalnız yaşayan bir kadının misafiri olmak için uygun saat olmaması ısrarlarına Yunus "başka fırsatımız olmayabilir" cevabıyla ikna edebilmişti onu. 5 katlı apartmanın 3. katındaydı aradıkları adres. Kapıyı iki kez çaldılar, cevap gelmeyince Keriman seslendi:
    - Ayşe hanım... Buraya Muhsin abi için geldik... Yardımınıza çok ihtiyacı var...
    Cevap yoktu. Kapıyı açan da yoktu.
    - Ayşe hanım, ben... Muhsin abi benim eniştem oluyor... Kendisi hapiste...

    Bu sözleri söyler-söylemez kapının kilidinden ses geldi. Açan kırklı yaşlarda çok hoş bir kadındı. Üzerini giyinmişti. Gözlerinde korku karışık endişe vardı. Onları içeri davet etti. 7 yaşlı oğlu yan odada uyuyordu. Kocası, yani Muhsinin arkadaşı öldükten sonra memleketlerine, Adanaya dönmek zorunda kalmıştı. Muhsin her yolculuğunda zaten yolunun üzerinde olan şehirde onu herzaman bekleyen bu adrese uğramadan geçmezdi.

    Kerimanla Yunus kadını ürkütmek istemeden sakin şekilde konuyu anlattılar. Onun Muhsinle ilişkisi konularına girmeden paranın menbeyini öğrenmeye çalıştılar. Ama kadın tavırlarında, vücut dilinde gecenin beşinde kapısına dayanmış bu insanlara olan güvensizliyi hala seziliyordu. Muhsinin adı her geldiğinde yüz ifadesinde tereddütleri belirse de, kolay şekilde konuşabilene benzemiyordu. Sanki bir zorunluluk vardı hareketlerinde. İstese bile anlatamazdı sanki.
    Ama Keriman pes etmek niyetinde değildi:
    - Muhsin abiyi hangi şartlarda tutukladılar biliyor musunuz? Kızının nişanında... Yüzüyü taktığımız anda bir teroristin sığınağını basar gibi girdiler eve... Ellerinde silahlarla, yüzlerinde maskelerle, onlarla kişi, dışarda arabalar... Bir caniyi bulmuş gibi yere yıkıp ellerini kelepçelediler ve götürdüler ailesinin gözü önünde. Aranızda ne gibi bir ilişki var bilmiyorum... Ama onun değil bu işlere bulaşmak, haberi bile olmayacak kadar masum olduğunu bildiğinizden eminim. O yüzden, lütfen, vicdanınızı dinleyin. O 250 000 dolar nasıl oturdu o hesaba? Siz o parayı nasıl buldunuz, söyleyin. Hayatını hapiste geçirmeyi hakedecek biri değil o.

    Gözleri dolarak konuşan bu yol yoldaşını gururla izleyerek dinledikten sonra eklemeye gerek duyduğu şeyler vardı:
    - bakın, eğer korktuğunuz, çekindiğiniz birşey varsa, söyleyin. Mahkemeden bir tanık olarak koruma talep edebiliriz sizin için. Kendiniz için de, çocuğunuz içinde tehlikesiz şartlar kurmak için elimden geleni yapacağıma söz veriyorum. Yeter ki bize yardımcı olun.

    Bu sözler onu ikna etmek için yeterli oldu ki, nihayet konuşmaya başladı kadın. Eşinin sağlığında bir takım hoşuna gitmeyen insanlarla bağı olduğu kulağına çatmışdı. Ölümüne yakın uzun süre huzursuz olduğu da hissediliyordu. Birşeylere, kötü birşeylere bulaşmıştı sanki. Özellikle de memlekete sürekli gelip gitmesi çok rahatsız ediyormuş kadını. Ne kadar uyarsa da üstü örtülü şekilde sürekli, "çok geç, çok geç artık" cevabı alıyormuş. Yardımcı olabilmesi için anlatması, içini dökmesi, ona güvenmesi gerektiğini defalarca söylemiş olsa da olumlu tepki alamamıştı kocasından. O sürede de Muhsine, eski arkadaşına rastlamış, bana birşey olursa birtek ona güven diye hep tekrar edermiş. Kocasını kaybettikten sonra onun ve kendisinin ailesinin ısrarlarıyla Adanaya dönmüş ama burda daha zor günler geçirmişti. Birileri tarafından sürekli takip edildiğini görüyormuş. Etrafında bulunan garip yüzlerin gittikçe kendilerini belli etmekten çekinmemesinin üzerine bir de akrabalarının sürekli işlerine karışması, ona öğüt vermeye kalkışması, dul bir kadına yakışmayan serbestliye sahip olmasını bahane edip yeniden kendi namizetleriyle evlenmesi için baskı yapmaları hayatını kabusa çevirmişti. O yüzden bir de adım-adım izlendiğini kimseye söyleyememiş, böylelikle durumunu daha da kötüleşdirmek istememişdi. Onu anlayabilecek tek insanı Muhsinde bulabilmişti. Onun ne kadar iyi biri olduğunu anlamış, çocuğuna gösterdiği babacan tavrına göre de minnettar olmuştu. Yalnızlığını paylaşabileceği, konuşabileceği tek kişi olmuştu. Burda kendini hapisteymiş gibi hissettiğini birtek ona söyleyebilirmiş. O yüzden tehlikeye atmamak için peşinde olan insanlardan ona da bahsetmemişdi.

    Ama bir gün evine 3 kişi hoyratça sokulmuş, eşinin onları yarı yolda bıraktığını söylemiş ve 250 000 dolar verip kendisine ev alması bahanesiyle Muhsini ikna etmesini ve hesabına yatırmasını istemişlerdi. Kadın çok direnmiş, o adamı bulaştırmayın demiş, karşılığında ona da, çocuğa da, Muhsine de zarar verecekleri ile tehdit edilmişti. Bir süre yayınmaya çalışsa da, çocuğun okulunun etrafında da birilerinden şüphelendikten sonra dediklerini yapmak zorunda kalmıştı. Muhsine gerçeği söylerse onu öldürüceklerini söyledikleri için ona hiçbir şey anlatmamış, sadece burda artık yaşayamadığını, kocasından kalan, uzun süredir biriktirdikleri bu parayla istanbulda ev alıp oraya dönmek istediğini söylemişti. Muhsin de onu kırmayıp dediğini yapmıştı.

    Yunusun "eğer tüm bunları, yani para meselesini ve o adamlar hakkında bildiğiniz herşeyi mahkemede söylerseniz, hem Muhsini kurtarmış olucaksınız, hem de tanık koruma hakkını kullanarak daha tehlikesiz ve artık korkmadan yaşayabilirsiniz" demesi üzerine, "zaten burda da mahpus hayatı yaşıyorum", hapse atsalar bile herşeyi konuşmaya hazır olduğunu söyleyip saat 8 uçağına geç kalmamaları için hazırlanmaya yan odaya geçmişti.

    - umarım bir işe yarar. O adamlara ulaşırlarsa Muhsini serbest bırakmaları kaçınılmazdır. Ama bu bir az zaman alabilir. Ayşenin ifadesini yeterli kabul etmek zorundalar. - demişti Yunus Ayşe çıktıkdan sonra.
    - başka ne olsun Yunus, kadının söyledikleri herşeyi aydınlatıyor zaten.
    - aralarında özel bir ilişki olduğunu sanıyorlar. Fazla ciddiye almayabilirler.

    Bu sözleri Kerimanın gözlerindeki birkaç dakikalık umudu hayal kırıklığına çevirmişti.

    Evin sıcak olduğunu daha yeni girdiklerinde hissetmişdi Yunus. Yeterince zor geçen konuşmanın ardından üstüne bir de acaip yorulduğunu farketmişdi. Hatta kendini o kadar yorgun hissetmişdi ki, ilk kez geldiği bu tanımadığı adamın evinde kazağını çıkarıp kanepeye uzanmaktan da çekinmemişdi:
    - hazır olunca söylersin, değil mi? - deyip kolunu alnını üzerine koymuş ve gözlerini kapatmışdı.
    - söylerim - Keriman onun bu hareketine gülümsemişti. Böyle serbest halleri de ayrı ilginç oluyordu Yunusun.

    Gözlerini yenice kapamışdı ki, kapının kabaca vurulma sesine yeniden açtı. Keriman sese ayağa kalkmıştı. Kadın delikten sabah saat 6da kapısına gelenleri gördükten sonra korkan gözlerle misafirlerine baktı. Fısıltıyla:
    - beni takip eden adamlar - diye işaret etti Yunusla Kerimana.
    - abla, hadi aç, misafirlerin olduğunu biliyoruz. Korkma iki kelime konuşucaz.
    Yunus başıyla Ayşeye aç diye onay verdi. Kadın kapıyı açtığında 3 takım elbiseli adam hemen eve girdiler. Önde giren kabadayı simalı adamın elindeki tesbihden konuşacak kişi olduğu anlaşılıyordu:
    - hoşgeldiniz, şeref verdiniz - diyerek Yunusa elini uzattı. Tokalaştılar - ben Ali, yengemizin rahmetlik eşi ahbabımızdı. Allahın rahmetine kavuştuktan sonra biz göz kulak olduk ailesinden. Arabayı görünce kim var, kim yok bir bakalım dedik.
    - biz de yabancı sayılmayız aslında, - konuşurken arada Ayşeyle birlikte bir kenarda durup olanları izleyen Kerimana bakış atıp gerilmemesi için hafifce "herşey yolunda" der gibi başını salladı - bir abimiz de rahmetlik Yusuf beyin en iyi arkadaşı oluyordu da... Şimdi müsait değil, rica etti, biz geldik ablamızı ziyarete.
    - ne güzel... O zaman o büyük şehrinizden kalkıp, bunca yolu arabayla kat edip bize bu şerefi verdiğinize göre layıkıyla sizi bir ayarlayalım değil mi, abi?
    - gerek yok, teşekkür ederiz, gitmek üzereyiz zaten. Hanımlar hazırlanıyor.
    - olur mu öyle şey canım? Ne gerek var bu kadar erkenci olmaya. Fırsat verin misafirperverliğimizi gösterelim bari.
    - sağ ol, sabah uçağına geç kalmayalım.
    - burdan oraya gece uçağı da oluyor. Böyle ilk uçağa yetişemezsiniz zaten. Yengeler hazırlıklarını yapsınlar, biz de sizi abimizle tanıştıralım değil mi.
    Adamın konuşurken ses tonunda bu ısrarın az sonra zorakılığa dönüşebileceği istisna edilmiyordu. O yüzden kadınları ve biraz önce kalkıp kapıdan ara-sıra başını çıkaran çocuğu korkutmamak için uzatmamaya karar verdi. Montunu almak için uzandığında Keriman bir adım ileri gelip:
    - Ben de geliyorum, Yunus - dedi
    - ha, ama abimiz şimdi şehir dışında. Bir az uzayabilir. Yani yengeyi bir haberdar edesin diye dedim. Akşama geliriz. - deyip adamlarını da alarak kapıdan çıktı.
    - gerek yok, Keriman. Sen Ayşe hanıma yardım et.
    - hayır, hayır. Görmüyormusun, tehlikeli tipler. Yunus, polisi arayalım, böyle olmaz. Sana birşey yapabilirler. - Kerimanın gözleri büyümüştü. Yunusun önüne geçip bırakmaya niyeti yokmuş gibi onu ikna edeceğini düşünüyordu.
    - Keriman, boş yere ürkütmeyelim adamları. Sakin olursak, daha çok şey öğrenebiliriz. Sana söyledim, Muhsin abiyi hemen kurtarmak istiyorsak, Ayşe hanımın ifadesi yeterli olmaya bilir. Bir bakayım, kimlermiş, ne istiyorlarmış. Parayı neden verdiklerini araştırmam lazım. Belki işimize yarayan birşeyler bulabilirim.
    - ama... Ama akşama kadar, Yunus. Akşama kadar ne yapıcam ben? Ya gelemezsen? Ha? Ya gelemezsen? - Kerimanı avutmak mümkün değildi. Gözleri dolmuş, başını sağa-sola sallayarak, çaresiz sorular soruyordu.
    Yunus onu sakinleştirmek için omuzlarına dokundu, gözlerinin içine baktı ve yine güven veren bakışlarıyla ve sesiyle konuşmaya başladı:
    - Keriman... Korkma! Tamam? Gelicem... Bana birşey yapmaları için bahane vermeyeceğim onlara. Endişelenme. Akşam saat 6 ya kadar gelemezssem, bak o zaman endişelenirsin. Ama o zamana kadar sizi merak etmemi istemiyorsan, hiçbirşey yapma.
    - peki... Peki ya gelemezsen saat 6 ya kadar? Ne yapmalıyım? Ne yapmalıyız? Ha? Kimi arayalım? Kimden yardım isteyelim?
    - Dileyin numarası vardı değil mi sende?
    - evet - titriyordu Keriman
    - onu ara, Güven abiye söylesin. Ama lütfen o saate kadar kimseyi arama. Kimse burda olduğumuzu bilmiyor çünki. Panik yapıp mahvetmeyelim herşeyi olur mu? - Ayşeye dönüp - Ayşe hanım, parayı veren adamlar bunlar mı?
    - yani, bilmiyorum, yani onlar başkaydı. Şimdi emin değilim artık. Çünki bu adamı kocamla gerçekten gördüm iki kez, ama onları görmemiştim. Bilemiyorum.
    - anladım, siz de korkmayın, böyle tipler kadına, çocuğa birşey yapmazlar - dedi, son kez Kerimana baktı ve çıktı. Arkasında oğluna sarılmış Ayşeyi ve onu bıraktığı için kendine inanamayan bakışlarla bakakalan Kerimanı bırakmışdı.

    Bu 11 saat hayatındaki en dayanılmaz bekleyişiydi. Telefon elinde bir süre oturduktan ve "arayacağım, arayacağım şimdi" diye kendi-kendine vadler edip son anda taşınmaktan yorulduktan sonra ayağa kalktı. Odanın her köşesine gidip geldi. Sabahtan beri üzerinde unuttuğu montunu çıkardı. Ayşenin sehpanın üzerine dizdiyi çayları, kahvaltıyı bile göremedi. Nefessiz kalmıştı. Sanki almışdı elinden tüm çaresini. O adamlar değil, kendisi almışdı, "şimdi değil, akşam gelemezsem endişelenirsin" dediğinde. Nasıl söyleyebilirdi bunu ona? Kim vermişdi ona bu hakkı? Kendisi mi? Tabi ki kendisi. Öten geceki konuşmasında vermişdi. "Sana dönmedim, eski şehrime döndüm" dediğinde, onun için endişelenmemeyi başarabileceğine inandırmıştı sanki.

    Kanepede oturup tırnaklarını yiyordu Ayşe çayını tazelediğinde:
    - Hadi, kızım, al birşey ye, kahvaltı da edemedi adamcığaz, bari sen ye.
    Bu sözleriyle Kerimanı daha da çaresiz bırakacağını bilememişti. Bakışlarını kaldırıp kadının yüzüne öyle bir baktı ki, pişman etti öyle konuştuğuna.
    - kocan mı?
    - değil
    - kusura bakma, biliyordum aslında. Bir kadın yalnız kendine yasak koyarsa öyle bakabilir.
    - anlamadım
    - yani, ona bakmayı bile kendine yasak koymuş gibisin. Yani, içinden geldiği gibi bakmayı. Öyle olunca bakışlar daha çabuk ele verir insanı.
    - nerden biliyorsunuz? - kendine bu kadar yakın bıraktığı ve sonunda hapse girmesine neden olduğu adamın ablasının kocası olduğunu unuttuğunu zannetmesini istememişdi - siz de mi yasak koydunuz? Muhsine abiye bakmayı yasak koydunuz mu kendinize?
    - koydum. Koydum. Ama o benim tek sığınağımdı, tek güvendiğimdi. Evli, dürüst biri olduğunu ta başından beri biliyordum. O yüzden hayatımdaki en zor yasağı ben koydum kendime.
    - o yüzden mi öyle...
    - öyle arkadan mı vurdum? Evet, öyle yapmışım, şimdi görebiliyorum. Ama bir kadının çocuğu için neleri göze alabileceğini bilemezsiniz eğer çocuğunuz yoksa...

    Keriman susmuştu. Cevap vermek için gerekli kelimeleri bulmakta zorluk çekiyordu. Kadın kalkıp mutfağa geçtiğinde sıkıldığından mı, havasız kaldığından mı etrafına bakınmaya başladı Keriman. Gözüne Yunusun kazağı deydi birden. Elini uzatırken kararsızdı. Başkasına mahrem birşeymiş gibi bir türlü dokunamıyordu. Ama düşündü: şu an umrunda mıydı? Ve ya umrunda olan neydi? Umrunda olan tek bir şey vardı. Şimdiye kadar hiç olmadığı gibi yanında olmasını istiyordu. İki eliyle alıp yüzüne yaklaştırdığında 2 saatin deyil, 9 senenin birikmiş özleminin dışarı vurması ne demekmiş, onu anladı. Kenardan bakan o kazağın sahibinin sonsuzadek kaybedildiğini düşünebilirdi. Ama öyle değildi. Bu ruh hali sadece bir duygu yoğunluğuydu. İnsan birşeyin tadına bakmadan, hissetmeden hayatı boyu onsuz yaşayabileceği halde, tattıktan, hissettikten sonra artık başka türlü olamayacağını kabül etmek zorunda kalır ya... Öyle birşeydi bu parfüm karışık özel havayı almak. Bu koku olmadan yaşayamayacağı gibi bir gerçeğin tüm varlığını yeniden ele geçirdiğini ve bir daha azad etmeyeceğini itiraf etmekten başka birşey bırakmadı kadına. Yanaklarından süzülen yaşlar bunun tek şahidiydi...

    "Sana ne yapmış olabilirim, hala düşünüyorum, Keriman. Ben sana ne yapmış olabilirim?" sormuştu o gece restoranda. Ve delerek yazılmışdı ruhuna o cümleler. Kanepede uzandığı ve sürekli bu soruyu kendi-kendine tekrarladığı bu saatlerde aslında ne yaptığını bilmiyordu. Uyuyormuydu? Uyanıkmıydı? Rüya mı görüyordu? Hayal mi kuruyordu? Hatırlıyor muydu? Bilmiyordu. Bildiği tek şey o geceden beri tüm vücudunda daim seslenen ve bir türlü rahatlık vermeyen o ses ve sesin söyledikleriydi: Ben sana ne yaptım, Keriman? Ne yaptım? Ben sana ne yaptım?

    Söyleyememişti o gece. Çok istemişdi ama "Yunus, sen bana birşey yapmadın diye" bağırmayı. O insanlarla dolu mekanda hiçkimseyi aldırmadan az kalsın hıçkırarak ağlaya-ağlaya hesap sorduğunda, o da hüngür-hüngür ağlayıp, sen bana birşey yapmadın cümlesini sonsuzadek tekrarlamayı çok istemişdi. Neden yapmadı mı? Devamını getiremeyeceğini bildiği için olabilirmiydi? İşte bu bencilliyini affedemiyordu.

    Dün gece de sormuştu: "neden böyle davranıyorsun, ne yaptım ben sana?" diye. Keşke onda diyebilseydi. Ya söylemeye fırsat bulamazsa bir daha? Şimdi bu yarıkapalı gözleri önünde onun hayalini canlandırıp o sözleri fısıltıyla söylemek yerine, keşke orda bağırarak söyleseydi. Belki daha iyi hissederlerdi şimdi. Kendisi de, o da... Oralarda... Nerdeyse artık... Sahi nerde o? Saat kaç?

    Böyle geçmişti bu saatler. Her saniye bir 60 dakikaymış gibi. Beşi on geçiyordu kapı çaldığında... Hayaliyle saatlerce konuştuğu adam sağ-salim, canlı-canlı önünde durduğunda:
    - geldin?
    - geldim.
    Evet, o kokuydu... Az önce kazağından gelen kokuydu. Şimdi boynundan geliyordu. Sarıldığı boynundan...

    Elleriyle saçlarının üzerinden kavramıştı kadının başını. Bu muydu "ben seni yarı yolda bıraktım, Yunus" diyen kadın?! Bu muydu geçen gece "sana değil, şehirime döndüm ben" diyen kadın?! Bu 11 saattir sanki nefesini tutmuş ve yalnız az önce bırakabilmiş gibi soluksuz kalmış kadın mı?!

    Hemen de toparlanmış gibi görünmek için kendini koltuğa verip oturmuşdu Keriman. Yunus da önünde dizleri üste çöktü onun bu tavrını ciddiye almadan. Ellerinden tuttu:
    - özür dilerim, çok özür dilerim. Keşke getirmeseydim seni buralara kadar... - dün geceki konuşmalarından sonra değişmiş, bir az daha düşünceli, bir az daha kararlı olmuş bu bakışların gücü hiç değişmemişti ama.
    - iyi ki geldim... İyi ki geldim... - artık ağlayabilirdi, bir sakıncası yoktu artık.

    Yunusu götüren adamlar gelme maksadını öyrendikten sonra uyuşturucu kaçakçılığına bir aidiyyati olmadıklarına ikna edebilmişlerdi sanki onu.
    "- valla, kaçakçılık yaptık, eskiden yaparız, Yusufu da almıştık aramıza, ama öyle zehirle falan işimiz olmaz bizim. Kendi çocuklarımız büyüyor bu topraklarda. Evet, buralarda yeni at oynadanlar meydana çıkmış, onu anladık da, kimlere dayandığını öğrenemedik hala. Polis falan hep bizden şüphelendi. İşimize çok zarar verdi bu tahqiqatları. Yengeye de göz koyarız burda. Kocasına söz verdik, hem bir yanlış yapmasın diye. Sizin o akrabanız da hendeverinde çok dolanınca, bir az ihtiyat ettik. Buralarda öyle rahat tavırlar kabüllenilmiyor, biliyorsun. Ama o parayı biz vermedik ona. Eğer yengemiz bizden bahsetmezse mahkemede, yani söz verirseniz buna, ben de söz veriyorum, herşeyi araştırıp o parayı verenleri bulucam, kendi ellerimle teslim edicem sana. Adamlarım da sizi kadınla, çocukla birlikte akşam hava alanına kadar bırakıcak, ondan dolayı rahat olabilirsin"

    Öylenden sonra Adanaya dönen "Ağam" dedikleri adam bunları söylemişdi onun şerefine açtığını söylediyi kebap sofrasında. Ne kadar erken kalkmaya yeltense de adamlar onu misafirperverliklerinden mahrum etmemekde kararlıydılar.Kendi deyimleriyle "dükkana" girdiklerinden telefonu kapatmasını rica etmişlerdi ondan. O yüzden Kerimanın kendini tutamadan yaptığı sadece iki arayışdan haberi olmamışdı.

    Ali ve adamları gerçekten de Yunusun Keriman, Ayşe ve oğlunun oturduğu arabasını hava alanına kadar takip ettiler. Arabasını İstanbula kendisi teslim edeceğini söylese de Yunus şüphe çekmemek için razı olamamışdı.

    Gece saat 2yi geçiyordu taksi mahallede durduğunda. Yunus Kerimana binanın kapısına kadar eşlik etti. Durdular ayrılmadan önce.
    - ne yapıcaksın şimdi? Nereye götürüceksin onları?
    - bir apartmanda dairem var, orda geçiricez geceyi. Yarın da ilk iş adliyeye gidicez. Avukatı aramam gerekiyor.
    - Yunus, dikkatli ol, nolur.
    - merak etme, herşey kontrol altında.
    - tamam o zaman. Size iyi geceler. Yarın görüşürüz adliyede.
    - sen istersen gelme, dinlen. Zaten önemli birşey olmayacak. Mahkeme karar vericek herşeye.
    - tamam... Bekletme onları, çocuk çok yorgun.
    - tamam...

    Vedalaşmayı hiçbir zaman becerememişlerdi. Yine de bir türlü yerlerinden kopamadan "tamam" diyerek, aslında nasıl ayrılacaklarına karar verememenin şaşkınlığını yaşıyorlardı. Bu iki günü birlikte yaşamışlardı. Kimseyle paylaşmadan. Yol yoldaşı olmuşlardı. Konuşmuşlardı. Kavga etmişlerdi. Rahatsızlık bile hatırlatmışdı kendini. Bir-birini harfen kaybetmenin korkusunu tatmışlardı. Sarılmışlardı. Bir-birinin kokusunu almışlardı. Bir amaç uğruna çalışmışlardı. 30 küsür saate bir hayat sığdırmışlardı. Peki ya sonra?

    İşte bu soruydu korkularının nedeni. Gözlerini bir-birinden ayırmamalarına neden olan da o soruydu. Herşeyi bırakıp yeniden sarılmamalarına da...

    Pes etti Yunus bu korkuya direnmekten. Arkasını dönüp taksiye doğru adımladı. Arkada bıraktığı kadın ise dönememişti hala. Bir karar aşamasındaydı. Söyleyip söylememe kararı.

    - Yunus... - sesi bu gecenin sessizliyinde sakin olduğu kadar da kararlıydı.

    Başını çevirmeden önce durdu Yunus. Önüne baktı ve döndü.

    - Sen bana bir şey yapmadın...

    Bu sözleri söylediğinde sesindeki titreyişin karşısındaki adamın tüm vücudunu donmuş denebilecek kadar esir aldığından ve yıllar boyu kulaklarında yankılanacağından habersizdi. Gözlerindeki parıltının da hafızasından silinmeyeceğinden.
    Devamını getirmeye niyeti yoktu bile. Biliyordu, Yunus anlamıştı. Sadece bu yolculuğun bittiğine inanabilmek için kadının o merdivenlerde gözden itmesini görmeye ihtiyacı vardı. O anı görene kadar o gece bitemiyordu onun için...
    Ben sizi çok sevdim ...

  3. #3
    Durum:
    Çevrimdışı
    erten07 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetmen
    Üyelik tarihi
    10.07.2006
    Yer
    Antalya
    Mesajlar
    4,715
    Konular
    205
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart








  4. #4
    Durum:
    Çevrimdışı
    gulshan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    22.02.2012
    Yer
    baku
    Mesajlar
    209
    Konular
    0
    Verdiği Beğeni
    41

    Aldığı Beğeni: 59

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Vicdan 7 hafta ekranda, 3 ay da kendisini ekrana geri getirmeye çalışan izleyicisiyle sosyal medyada efsaneleşmiş bir dizidir.

    19 Ocak 2014 tarihinde sadece 7 bölüm yayınlanarak yeni bölüm mü final mi olduğu anlaşılmadan yayından kaldırıldı

    7 haftada sadece sosyal medyada 45.000 fanı olan, bir o kadar da beğeneni sosyal medya dışında bulunan, bitirildiğinden sonraki 7 haftada ise 7 kez Türkiye gündeminde Trending Topic olmayı başaran bir dizidir.

    Reytinglerinin iyi olmaması bahanesiyle, devam etmesi için hiçbir çaba sarfedilmeden, hiçbir şans tanınmadan, hiçbir açıklama yapılmadan, izleyici tepkisine fırsat vermeden aniden yarım bırakılarak hem seyirciye, hem de dizi oyuncu ve emekçilerine büyük haksızlık yapılmışdır.

    Yayından kaldırıldıktan sonra yayına döndürülmesi için yüzlerle insanın sosyal medya üzerinden verdiği mücadeleye kanal tarafından tepkisiz kalınmış, onlarca mektuplar, yapılan eylemler, basında çıkan haberler ve yazılar görmezden gelinmiştir.

    Her sahnesi hafızalarımıza kazınacak derecede özgün ve doğal olan bu hikayenin yarım kalmasının ardından sosyal medya üzerinden birbirini bulmuş, birbirini şahsen tanımayan, yapımcı ya da ekiple hiçbir organik bağı olmayan, ortak düşüncesi Türkiye'de şu an baz alınan reyting sisteminin yanlış olduğu ve Türkiye’deki pek çok kişinin TV seyircisi olarak tercihlerini yansıtmadığı olan yüzlerle insanlardan oluşmuş ve tanınmış dizi ve televizyon yazarları tarafından desteklenen bağımsız bir grup (vicdan tayfası) formalaşmış, onlarla farklı çeşitlerde (itiraz amaçlı ve dizi sahnelerinden oluşan) klip ve videolar hazırlanmış, web sayfa yapılmış, tanınmış video sitelerinde özel sayfalar ve bloglar açılmışdır. Hala meşhur sosyal medya sitelerinde #vicdan ve #vicdantayfasi konuları altında buluşulmaktadır.

    Kendi adıma Vicdana yapılan bu muameleden sonra hiçbir dizi izlemiyorum ve ne zaman izleyebileceğimi de bilmiyorum.

    Dizinin yayından kaldırılacağı haberini aldığımızda forumdaki bundan önceki başlık yeni açılmışdı. Yani olmayan bir dizi için 1000 mesajlı bir başlık artık kapatılmışdır. 7 Bölümlük bir dizinin 4. başlığındayız artık.

    Vicdan Türkiye’de seyredilmeyi hak ettiğini; sosyal medyada hakkında çıkan övgü dolu yazılarla, bitişinin üzerinden haftalar geçmesine rağmen çabalamaktan vazgeçmeyen, gazete haberleri ve hatta daha da ileri giderek ilk defa dizisine sahip çıkarak TV kanalında haber olmayı başaran tayfasıyla ispat etmiştir.
    Ben sizi çok sevdim ...

  5. #5
    Durum:
    Çevrimdışı
    erten07 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetmen
    Üyelik tarihi
    10.07.2006
    Yer
    Antalya
    Mesajlar
    4,715
    Konular
    205
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart








Sayfa 1/14 1234511 ... SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.6.1 © 2011, Crawlability, Inc.