Sayfa 6/7 İlkİlk ... 234567 SonSon
34 sonuçtan 26 ile 30 arası

Konu: The X Files - Genel Yorumlar

  1. #26
    Durum:
    Çevrimdışı
    tilia06 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Figüran
    Üyelik tarihi
    30.01.2007
    Yer
    tardis:))))
    Mesajlar
    280
    Konular
    0
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Alıntı nfl Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    3.Filmin yolda olduğu konuşuluyor.Mitoloji olucakmış.2012 'ye yetişmesini istiyorlar.:calis
    işte bu çok güzel bir haber:happy0064

  2. #27
    Durum:
    Çevrimdışı
    ömer&ceren - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yardımcı Yönetmen
    Üyelik tarihi
    18.01.2006
    Yer
    sarı Laleler :)
    Mesajlar
    2,137
    Konular
    4
    Verdiği Beğeni
    1

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    X-Files gibi efsane haline gelmiş bir dizi için genel bir yorum yapmak çok zor aslında, ama elimden geleni yapmaya çalışacağım.
    Evet, X-Files paranormal olayları, hükümet komplolarını, gerçek arayışını anlatan bir dizi özünde, ama benim için X-Files’ın ifade ettiği anlam MS ikilisinin ilişkisinin gelişimini izlemekti. Birbirine tamamen yabancı, birbirine bu kadar zıt iki insanın, yavaş yavaş birbirlerinin hayatındaki en önemli kişi haline gelişlerinin hikayesiydi X-Files.
    Mulder ve Scully’nin ilk tanışmalarına bakarsak, Mulder Scully’nin kendisine casusluk yapmak üzere gönderilen bir köstebek olduğunu düşünüyor ve ona zerre kadar güvenmiyordu. Scully’ninse Mulder hakkında tüm bildikleri ona anlatılanlardan ibaretti, buna göre Mulder uzaylılarla kafayı bozmuş, uçuk teorileri olan, çocukken kızkardeşinin kaçırılması yüzünden belki de hafiften delirmiş bir adamdı, ve tepeden tırnağa bilim insanı olan, katı bir mantığa sahip Scully’nin onu ciddiye alması pek mümkün değildi. Bu şartlar altında tanışan ikilimiz, dünyanın en uyumsuz çifti gibi görünüyorlardı elbette. Ama öyle olmadı. Adım adım ilerledi ilişkileri. Yavaş ve sağlam. Kalın, yıkılmaz bir duvara benzeyen ilişkilerini beraber ördüler, tek tek koydular o duvarın tuğlalarını. Scully Mulder’ın adanmışlığını sevdi, inatçılığını, öleceğini bilse gerçeği bulma sevdası uğruna sonuna kadar gidişini, fedakarlığını. Mulder’sa Scully’nin kendini ciddiye alışını, dünyada onu dinleyen ve onunla dalga geçmeyen tek kişi oluşunu. Pek çok sınavdan geçti ilişkileri, pek çok felaket atlattılar, ama onlar bütün bu badirelerden beraber çıktılar, her tökezlediklerinde birbirlerine tutunarak ayağa kalktılar, pek çok kez sınandı ilişkileri, ama onlar hepsinden galip çıkmayı başardılar. Elbette yarasız olmadı bu sınavlar, ama onlar yaralarını da birlikte sardılar.
    Yazdığım koca paragraf, benim bir MS shipper olduğumu anlatmıştır sanırımJ ama MS ilişkisini salt romantizme indirgemek, büyük bir haksızlık olur. Onlarınki bunun çok daha ötesiydi, daha önce hiçbir çiftte görmediğimiz, ve muhtemelen bir daha da göremeyeceğimiz yoğunlukta bir ilişki. Onlarınki, sevgi, saygı, dostluk, arkadaşlık, aşk ve en önemlisi GÜVENden oluşan bir ilişkiydi. Ki bana göre MS ilişkisini özetleyen kelime güvendir. Mulder ve Scully yavaş yavaş, adım adım, birbirleri için dünya üzerinde en çok güvendikleri kişi haline geldiler. Biz bütün o uzaylı mitolojisinin, stand alone bölümlerinin, hükümet komplolarının, doğaüstü olayların, canavarların içinde, aslında bu güvenin gelişimini izledik.
    Dizinin sonu MS shipperlarını memnun edecek şekilde bitti. aslında aralarındaki ilişki çok önce başladı, ve biz bunu ima eden sahneler izledik, ama açıktan açığa vıcık vıcık bir romantizm görmedik, ve bu da beni en çok mutlu eden konu. Ufak tefek bakışlar, imalı sözler, bir bakış, bir dokunuş, bunlar aralarındaki bağlılığı anlatmaya ve bizi mutlu etmeye yetti.
    Gelelim çok tartışılan 9. Sezona…ben 9. Sezonu diziden bağımsız olarak, kendi içinde değerlendirmeyi tercih ediyorum. Bu yüzden aşırı bir memnuniyetsizliğim yok açıkçası. Ha final beni tatmin etti mi, elbette etmedi. Ama yine de bu dizinin bana kattıkları hatırına, olumsuz bir şey yazmak istemiyorum bu yoruma.
    Yine çoğu kişinin aksine, yeni nesil ajanlarımız Doggett ve Reyes’i benimsedim. Bir MS elbette olamazlar, ama onların da kendilerine göre sevilecek yönleri vardı. Ve elbette benim iflah olmaz shipper bünyem, hemen çift olarak da yakıştırdı ikiliyiJ DR’den hızlandırılmış bir MS yaratılmak istendi gibi görünüyor, ama arada şöyle bir fark var. Reyes X-Files’a geldiğinde, Doggett’la zaten tanışıyorlardı ve arkadaştılar, MS gibi tamamen yabancı ve birbirine gıcık olan bir ikili değillerdi. Ayrıca Doggett’ın oğlu öldürüldüğü sırada Reyes yanındaydı, ve böyle büyük bir travmayı beraber atlatmış olmak, haliyle bir yakınlık doğurmuştu aralarında.bu yüzden ben ilişkilerinin gelişimini hızlı bulmadım. Sezonun başından itibaren, Reyes’in Doggett’a olan ilgisini sezdik, ama Doggett ikilemde kaldığımız taraf oldu. Ve tabi DRipperların miladı, Audrey Pauley bölümüyle birlikte Doggett’tan da emin olduk, ve şahsen ben bu bölümün ikisinin resmi olarak ilişkilerinin başlangıcı olduğunu düşünüyorum. Zira CC’nin romance ilişkileri konusunda tarzı göstermek değil ima etmektir, ufak tefek sahnelerle DR ilişkisinin başladığını ima eder bize. Bunun en bariz örneğini William bölümünde görürüz, Scully, Doggett ve Reyes Scully’nin evindedirler, üçü yan yana kanepede oturmaktadır, Reyes arkasına yaslanır, Dogget yavaşça onun saçlarını okşar ve birbirlerine bakıp gülümserler.
    Sonuç olarak sadede gelirsek, X-Files iyisiyle kötüsüyle, hayatımda derin izler bırakmış, ve yerinin asla doldurulamayacağına inandığım bir dizi. Ve sanırım bunun için Chris Carter’a bir teşekkür borçluyum. Ve Mulder’la Scully’i böyle inanılmaz bir şekilde canlandırdıkları için GA ve DD’ye, kısa süreliğine de olsa diziye kattıkları için RP ve AG’e, ve diğer bütün oyunculara…iyi ki olmuşsun X-Files, ve ben iyi ki izlemişim seniJ

  3. #28
    Durum:
    Çevrimdışı
    ~~BuRÇiN~~ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Oyuncu
    Üyelik tarihi
    11.05.2009
    Yer
    TARDIS
    Mesajlar
    1,318
    Konular
    11
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Yazmaya nerden başlasam bilemiyorum... Yerli dizileri bıraktığımdan beri bu foruma pek mesaj yazmıyorum (yaklaşık 5 senedir) Ama bu zaman zarfında kendimi geçmişteki ve yakın geçmişte başlayıp hala devam eden eski kaliteli dizileri bulup onları izlemeye adadım. Tabi kendi zevkime uyabilecek olanları :) 90'ları, 2000'lerin başlarını çok sevdiğim için, o döneme ait dizileri de izlemekte herhangi bir önyargım yoktu, aksine 90'lar daha çok iştihamı kabartıyordu :img-hyste ve bu yüzden önceliği onlara verdim.

    90'lardan izlemeyi seçtiğim ilk dizi David Lynch'in Twin Peaks adlı melankolik, sembolik bir anlatıma sahip dizisiydi. Dizinin türünden, atmosferinden o kadar etkilenmiştim ki, 2 sezon/30 bölüm bana yetmedi ve aynı atmosferi, aynı tadı yakayalabileceğim bir dizi daha izlemek istedim 90'lardan ve böylece karşıma The X-Files çıktı.

    TXF izlemeden önce bilim-kurgu izleyeceksin deseler, hiç durmadan gülerdim herhalde :img-hyste Çünkü bilim-kurgu benim için saçmasapan, olması imkansız, hiçbir mantık temeline oturmayan ve insana birşey katmadığını düşündüğüm bir türdü. Ve tesadüfi gördüğüm filmlerden yola çıkarak, bilim-kurgu tarzını kafamda, sıkıcı bi evrende geçen, robotik tiplilerle savaşılan soğuk filmler olarak şekillendirmiştim, ta ki TXF izleyene kadar. Çünkü X-Files uzaylı mitolojisini düz bir şekilde vermedi, aslında diziyi bu kadar iyi yapan uzaylı konusuna sahip olması da değildi. Dizi insanı inanmak ve inanmamak arasında ikilemde bırakıyordu. Dizideki mitolojinin varoluş sebebi ve çıkış noktası uzaylılar var mıdır yoksa yoksa bu bir devlet komplosu mudur üzerineydi. Bazı bölümler uzaylıların varolduğuna dikkat çekerken bazı bölümler ise o bölümleri yalanlar şekilde bunların hepsinin hükümetin bir komplosu olduğuna işaret ediyordu. Yani dizi sürekli bilinmeyen ve çözülemeyen bir gizem üzerinden besleniyordu ve bu benim için bir nimetti. Çünkü psikolojik gizem/gerilim/aksiyon/dram demek = en heyecanlandığım ve ilgiyle izlediğim tür demektir :img-hyste TXF sonrası ise ek olarak + bilim-kurgu ve doğaüstü-kurgu da bunlara eklenmiş ve bu kombinasyondan daha çok zevk aldığımı anlamışımdır. Çünkü dizi fantastik olunca, daha fazla yaratıcı bir senaryo ortaya çıkabiliyor. Twin Peaks ve The X-Files tv tarihinin bana göre en cesur ve en baba ilk dizileri çünkü bu diziler bir dizinin kalıpları yıkıp kendi evrenini kurabileceğini ve kendi evreninin kurallarını benimsetebileceğini kanıtlamış ve günümüzdeki bir çok diziye ilham olmuştur.

    Gelgelelim TXF'ı izlemeden önce ilgimi çeken, izlediğim fragmanlardaki psikolojik, gerilimli, esrarengiz, gizemli atmosfer ve oyuncuların uyumu idi. İzledikten sonra ise hayatımın dizisi oldu, en sevdiğim dizi türünün Dram, Gizem, Gerilim, Bilim-Kurgu, Doğaüstü-Kurgu olduğunu anladım ve The X-Files'dan ilham alan, ondan yola çıkarak oluşturulan diğer dizileri de izledim (Supernatural ve Fringe)

    Diziyi 2013 kış-bahar aylarında izlediğim için, şuan çok detaylı yorum yapamayacağım ama aklımda kaldığı kadarı ile benim için diziyi özel yapan detayları yazmak istiyorum:

    Öncelikle en sevdiğim birbirine zıt karakterde 2 insanın, görüşlerini birbirleri ile paylaşıp bunları karşılaştırarak gizemli ve çözülememiş davaları çözmesi idi. Mulder paranormal olaylarlara 'inanan' bakış açısı ile yaklaşırken, bir bilimkadını olarak Scully ise her daim 'kuşkucu' bakış açısı ile mantık dahilinde olaylara yaklaşır ve herşeyi bilimle açıklamaya çalışırdı. Başlarda bu biraz sinirleri bozsada, birçok bölümde şüpheci ve bilimsel bakış açısınında doğaüstü olayların çözümünde ne kadar önemli olduğunu gördük. Mulder aynı zamanda psikoloji okumuş ve katil profilciliği üzerine eğitime de sahipti ve bu ona olayların çözümünde ekstra yarar sağlıyordu. Ama bana göre Mulder'ın en etkileyici yani mitolojiye, yerel efsanelere dair birçok bilgiye sahip olması ve çözülememiş dava dosyalarını yalayıp yutmuş bi şekilde hatırlaması idi. Mulder'ın o kendinden emin şekilde mitolojik bilgisini Scully'e aktardığı ve Scully'ninde sinirden çatladığı sahneler her daim favorim olmuştur :img-hyste

    Dizinin benim için özel olan bir diğer yanı ise, hiçbir zaman soruların tam olarak cevaplanmaması, bazı şeylerin seyirciye bırakılması ve her bölümün ucu açık olarak bitirilmesi idi. Bu diziye, diğer bütün gizemli dizilerden daha farklı ve cool bir hava katıyordu. Aynı zamanda Mulder ve Scully'nin bir gizemi ortaya çıkarıp kanıt bulduğunda, kanıtların gizli güçler tarafından yok edilmesi, sürekli gerçeklerin üstünün örtülmesi, hükümet komploları, dizinin seyir keyfini yani gizemi, gerilimi arttıran en güzel unsurlardan biriydi. Özellikle Cancer Man, izleyici kanser ettiği için ironik bi şekilde bu lakabı almış gibiydi :img-hyste

    The X-Files'ın bölümleri iki türe ayrılıyordu. İlki, mitoloji bölümü adıyla nitelendirilen uzaylı komplosunu ele alan ve devamlı bir hikâye örgüsüne sahip olan bölümler, ikincisi her biri kendi içinde bağımsız bir hikâye örgüsü olan, paranormal dosyaları konu edinen stand-alone ya da "monster of the week" adıyla anılan bölümlerdi. X-Files'ı esas efsane yapan mitoloji bölümleri gibi düşünebilir ama bana göre tekli bölümler ve haftanın yaratığı temalı bölümlerde çok kaliteliydi ve yüksek zeka ürünü yaratıcı bi senaryo ve kurguya sahipti. Hatta bazen öyle bölümler oluyordu ki, bu konuyu nasıl bir bölümde harcamışlar, bundan bir dizi konusu ya da film çıkardı diyordum ağzım açık bir şekilde izlerken.

    Genel mitolojiye yorum yapmak gerekirse, ilk 6 sezon mitoloji harikaydı, 6x20 One Son bölümü ile de çok güzel bir şekilde sonlanmıştı. Ardından yazılan yeni mitoloji ya da mitolojinin devamı şeklinde olan Biogenesis pek sarmadı ama yinede 7.sezonda tekli bölümleri ve doğaüstü yaratık bölümleri ile TXF tadını veriyordu. 8.sezonda David Duchovny'nin talihsiz kararı ile diziden çıkması, senaristlerin onu öldürememesi üzerine bi görünüp bi kaybolması, 9.sezonda komple olmaması biraz seyir zevkini ve X-Files ruhunu köreltti. Çünkü X-Files demek Mulder-Scully dinamiği demekti, inanan ve kuşkucu bakış açılarının çarpışıp bir potada eriyerek sonuca ulaşması demekti. Ama malesefki Dogget karakteri Scully'den daha beter bir kuşkucu çıkınca, Scully Mulder'ın misyonunu üstlenmek zorunda kaldı ve bir yerde patladı, o da başaramadığını kabul etti. Diziye 'inanan' boşluğunu doldurmak için sokulan Monica karakteri ise pek bi varlık gösteremedi, dolayısıyla Mulder'sız 8.sezon idare ederken 9.sezon bir işkenceye dönüşsede, X-Files'dır dedik izledik. Finalden çok birşey beklemiyordum, en azından koca bi toparlama olduğu için iyi buluyorum.

    Filmlere gelirsek, ilk film ne kadar iyiyse ikincisi o kadar kötüydü.
    2012'de bi 3.film olması gerekirken olmaması ise büyük bi hataydı.
    Dizi kendine yaraşır şekilde ucu açık şekilde bitti ama bu ucu açık bırakma durumu tekli bölümlerde etkileyici oluyordu, ana mitoloji ve onun sonu düzgün bi yere bağlanmalıydı, aslında bağlandıda, biz göremedik.

    Geçenlerde bir haber geldi, FX kanalı The X-Files'ı yeniden çekmeyi düşünüyormuş, eğer orjinal ikili ile olucaksa her türlü varım, umarım mitolojiyi düzgün bi şekilde toparlar ve bi sonuca kavuştururlar...

  4. #29
    Durum:
    Çevrimdışı
    Şah-Rû - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Moderatör
    Üyelik tarihi
    10.08.2006
    Yer
    İstanbul
    Mesajlar
    13,471
    Konular
    99
    Verdiği Beğeni
    864

    Aldığı Beğeni: 233

    Bahsedilme
    15 Mesaj

    Standart

    Yok canım olmaz olsa da yeniden uyarlama olur kadro değişir diye heyecan yapmıyordum ama resmi onay gelince elim ayağım boşaldı desem yeridir. 6 bölümlük 10. sezon için Fox'tan onay gelmiş. Bu yaz çekimlere başlanıyormuş. Diğer elemanları bilemem ama en azından David Duchovny ve Gillian Anderson kesinlikle başroldeler.
    Yarım somunun var mı, bir de ufak evin
    Kimsenin kulu kölesi değil misin?
    Kimsenin sırtından geçindiğin de yok ya
    Keyfine bak en hoş dünyası olan sensin...
    ÖMER HAYYAM

  5. #30
    Durum:
    Çevrimdışı
    nfl
    nfl - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    31.07.2006
    Yer
    221b Baker Street
    Mesajlar
    41,866
    Konular
    120
    Verdiği Beğeni
    2

    Aldığı Beğeni: 13

    Bahsedilme
    9 Mesaj

    Standart

    Annabeth Gish, Mitch Pileggi, Robert Patrick,William B. Davis de kadroya katıldı.

Sayfa 6/7 İlkİlk ... 234567 SonSon

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Iss Pyaar Ko Kya Naam Doon/ 2011/ Genel Yorumlar-9
    By Argosy in forum Iss Pyaar Ko Kya Naam Doon? (Bir Garip Aşk)
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 24-11-16, 21:31
  2. Iss Pyaar Ko Kya Naam Doon/ 2011/ Genel Yorumlar-5
    By Argosy in forum Iss Pyaar Ko Kya Naam Doon? (Bir Garip Aşk)
    Cevaplar: 1003
    Son Mesaj: 09-04-16, 09:01
  3. Iss Pyaar Ko Kya Naam Doon/ 2011/ Genel Yorumlar-4
    By Argosy in forum Iss Pyaar Ko Kya Naam Doon? (Bir Garip Aşk)
    Cevaplar: 996
    Son Mesaj: 09-03-16, 23:13
  4. Iss Pyaar Ko Kya Naam Doon/ 2011/ Genel Yorumlar-3
    By Argosy in forum Iss Pyaar Ko Kya Naam Doon? (Bir Garip Aşk)
    Cevaplar: 1000
    Son Mesaj: 28-02-16, 02:21
  5. Iss Pyaar Ko Kya Naam Doon / 2011 / Genel Yorumlar-2
    By Argosy in forum Iss Pyaar Ko Kya Naam Doon? (Bir Garip Aşk)
    Cevaplar: 996
    Son Mesaj: 08-02-16, 00:05

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.6.1 © 2011, Crawlability, Inc.