Sayfa 28/57 İlkİlk ... 1824252627282930313238 ... SonSon
281 sonuçtan 136 ile 140 arası

Konu: Aşkın Nur Yengi

  1. #136
    Durum:
    Çevrimdışı
    Melal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Cezalı Üye
    Üyelik tarihi
    16.08.2005
    Yer
    Na-Refte
    Mesajlar
    42,060
    Konular
    337
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    3S kuralını uyguluyor!

    Ünlü oyuncu Haluk Bilginer ile evli olan Aşkın Nur Yengi, evliliğin yürümesi için bakın nasıl bir yol izliyor?


    Kanal D'de yayınlanan Güneri Civaoğlu'nun sunduğu Şeffaf Oda programına katılan Aşkın Nur Yengi, evlilik konusuna hep sıcak baktığını ancak yaşı biraz daha ilerlemiş olsaydı çocuk yapmayı düşünmeyeceğini söyledi.

    Yengi, "Ben evlenmeyeceğim demedim hiç ama biraz daha geç kalsaydım 40'lı yaşlara gelseydim çocuk doğurmayı düşünmüyordum. Evlenmek reddedeceğim bir anlayış değildi. Ama evliliğin zor bir müessese olduğunu yakınlarımdan, etrafımdaki insanlardan, deneyimlerden öğrenmiştim.Ama bunun üstesinden nasıl gelebileceğimi de kendimi tanıdığım için biliyordum" diye konuştu.

    Yumuşak ve özenli bir insan olduğunu belirten Aşkın Nur Yengi, "Evlilikte sabır-sebat ve sevgi gerekiyor. 3S gerekiyor. Onun üstesinden gelebileceğimi biliyordum ama çocuk konusunda endişelerim vardı" ifadesini kullandı.

    kaynak:vatan gazetesi

  2. #137
    Durum:
    Çevrimdışı
    mc_merve - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetmen
    Üyelik tarihi
    28.03.2006
    Yer
    .....
    Mesajlar
    5,659
    Konular
    6
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Alıntı Melal Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bu resim cok hosuma gitti bir zamanlar baba evi ni merakla beklerdim hatta bir aralar sabah 8 de oynuyo atvde bu dizi icin kalktigim bile oluyo askin nur yengini pek dinlemiyorum ama baba evi dizisinde soyledigi sarki cok hosuma gidiyodu

    melalcim tum resimler ve haberler icin tskrler
    Konu nazguzeli tarafından (06-08-18 Saat 14:56 ) değiştirilmiştir. Sebep: Fotoğrafı alıntı yapmak forum kurallarına aykırıdır.

  3. #138
    Durum:
    Çevrimdışı
    Melal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Cezalı Üye
    Üyelik tarihi
    16.08.2005
    Yer
    Na-Refte
    Mesajlar
    42,060
    Konular
    337
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart

    Yeniden hoş geldin, Aşkın Nur Yengi

    Benim gibi caza ve Batı popuna gönül vermiş birinin Türk pop müziğine ilgisi, kimi dostlarımı şaşırtıyor. Ben de onlara sinemada melodram türüne olan büyük sevgimi örnek veriyorum. Çünkü Türk popunun en soylu şarkı ve şarkıcıları, aslında melodrama yaslanıyor. Elbette onun tam zıddındaki "Eller havaya!" anlayışını ve onun starlarını da unutmamalıyız. Ki o alana pek ilgim yok... Tüm bunları hatırlatan, Aşkın Nur Yengi'nin son albümü Aşk'ın Şarkıları oldu. İlk albümü olan o unutulmaz Sevgiliye 1990'da çıkmıştı. Demek ki neredeyse 20 yıldır hayatımızda o... Pop müzik üzerine kitabım Ne Şurup Şeker Şarkılardı Onlar'daki 'En İyi 100 Türk Pop Parçası' listeme, ondan iki şarkı almıştım: Serserim Benim ve Habercim. Ama albüm yapmayalı ne kadar uzun zaman olmuş! Son albümünü dinlerken, o kayıp zamana acıdım. Yengi, bize kimi hit'lerini yeniden yorumluyor: Serserim Benim, Hesap Ver veya Kara Çiçeğim gibi. Ama çok güzel yeni parçalar da var: Sezen Aksu'dan Yazık ve Elveda ya da 'aranjman' olarak Ayrılmam veya Susma gibi... Dönüşüne çok sevindiğimi hemen ekleyeyim.

    Atilla Dorsay/Sabah

  4. #139
    Durum:
    Çevrimdışı
    nur33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetmen
    Üyelik tarihi
    12.12.2004
    Yer
    Muhtelif!!!
    Mesajlar
    4,031
    Konular
    2
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Star Gazetesi - 13.01.2008

    Hiçbir şey benim önüme geçemez sanırdım

    Aşkın Nur Yengi en beğenilen şarkılarını Aşk’ın Şarkıları adlı bir albümde topladı. Ama onun için varsa yoksa ‘İnsana sevginin en üstünü yaşatıyor’ dediği kızı Nazlı...

    Aşkın Nur Yengi, şu anda her şeyden çok anne. Kızı Nazlı’nın dünyaya gelmesiyle, kendine, hayata, dünyaya bakışı değişmiş. Gününü kızıyla geçiriyor, mesleği ve kendisi ikinci planda, evinin bahçesinde organik sebze yetiştiriyor. Ve kızının geleceğini geçireceği dünya ile ilgili endişe duyuyor.

    Anne olmak nasıl bir şey?

    Valla çok güzel bir duygu. Dünya değişti, hayata bakışım değişti. Evren daha anlamlı geliyor artık. Eskiden bir mücadele içerisinde bazen gülerek bazen ağlayarak günleri dolduruyorduk. Hiçbir şey benim önüme geçemez diye düşünüyordum. Şimdi onun için nefes alabiliyorsun, onun için daha iyi olmak istiyorsun, onun için daha güzel olmak istiyorsun, ona yakışır olmak istiyorsun, ona nasıl daha çok faydam olur diye düşünüyorsun, daha toleranslı oluyorsun, sabır denen şeyi öğreniyorsun. Sevginin en üstününü yaşatıyor sana.

    BABAMIZ EN İYİSİNİ BİLİR

    Geleceğiyle ilgili endişelendiğiniz oluyor mu?

    İnanın, Nazlı karnıma düştüğü andan itibaren bu endişeler başladı. ‘Acaba yurtdışında mı okutsam, acaba bilmem ne okuluna mı göndersem?’ Sonra dur bir dakika dedim kendi kendime. Bizim babamız bu konularda öngörüleri olan, bizden daha tecrübeli bir insan olduğu için... Bizden derken benden daha doğrusu. Nazlı’yı kendimden ayıramadığım için, ben kelimesi unutulmuş bak, yerini biz almış.

    Siz kızlar ve babanız.

    Evet, evin kızları ve babamız gibi bir durum çıktı ortaya, ister istemez ağzımdan o çıkıyor. Babamızın bu konudaki fikirlerinden ikimiz de faydalanacağız. Ama ülkenin gidişatı da çok önemli. Bilmiyorum çok insan farkında mı ama asıl kıyamet bilgisayar bence. Feci bir tembellik sağlıyor ve gerçekliği kaybettirdi. İnanın kendi internet sitem dışında asla ilgilenmiyorum.

    Yani bir arkadaşınızla bir yerde buluşup sohbet ediyorsunuz. Bayramımı kutlamak için mesaj atanlara bile geri dönmüyorum. Niye telefon etmiyorsun ya da beni görmüyorsun? Aynı mesajı yedi kişiye birden gönderiyor.

    Nazlı’ya hamileyken de sorunlar yaşadınız.

    Nazlı’yı çok zor doğurdum. Plasenta pevya diye bir rahatsızlığa yakalandım. Geçen Elif Şafak’la bir programa katıldık, ‘Bu rahatsızlık bilinmiyor, senin bir misyon edinip bunu anlatman gerek’ dedi. Ama tabii ben ‘bana ne’ diyen de çıkar diye düşünürüm. Nadir rastlanan ama yaşamla ölüm arasında gidip gelinen bir durum. Çocuk yukarı çıkmıyor ve basınçtan hayati damarlar patlatıyor.

    İkinciyi düşünüyor musunuz?

    Allah olmayanlara versin. Şimdi öyle bir yumuşaklığım yok. Çok da zor şeyler yaşadığım için. Bir de biraz Nazlı’yı yaşamak istiyorum.

    Evliliğinizin çok başında bebek yaptınız değil mi?

    Hiç böyle düşünmedim. Düşen ilk bebeği de sayarsan bir sene.

    Evliliğinizin tadını çıkartmak istemediniz mi?

    Ama en büyük tadımız kızımız şu anda. Çocuk bizim için çok büyük bir özlem. Hayatta evlattan daha değerli ne olabilir ki? Her şey gelip geçiyor. Mutsuz bir anımda bile ona baktım mı bir anda her şey uçup gidiyor. Babası yorgun geliyor onu görüyor ve bir anda yorgunluğu uçup gidiyor.

    ANNE DEDİRTEMEDİM

    Baba kız aşkı...

    Müthiş ya. Bazen kıskanıyorum, babalı çocuk şarkılarını anneli söylemeye çalışıyorum (gülüyor). Anne desin diye neler yapıyorum ama gözlerime bakıp ‘Baba’ diyor.

    Eşim Atatürk’ü en iyi canlandırır dediğiniz yazıldı.

    Ben öyle bir şey demedim. Tıpkı uçakta bayıldığım gibi yalan bu da. ‘Eşiniz böyle bir rol canlandırdı mutlu musunuz?’ dediler ‘Evet’ dedim. Ama en iyi benim eşim canlandırır demek haddim değil. Komik bir cevap. Eşime sorarsanız herhangi bir rol o.

    AYŞE DÜZKAN


    Erkek tarafım biraz baskın

    Genç başlayanların savrulmaları sizde olmadı.

    Benim erkek tarafım daha baskın. Biz çok geleneksel bir Türk ailesi kökünden geliyoruz. O dünyada gördüklerim alışmadığım şeylerdi. Ve gardımı aldım. Aksi görüntüm de oradan geliyor. Ablamın da olduğu bir çevreydi, önce o Sezen Aksu’nun asistanı ve vokalistiydi. Sezen Abla da beni Mithat Can’la eş değer bir sistemde barındırdı.

    Barda çalışmadınız.

    Yok denecek kadar az. Müşteri olarak da bulunmuyorum. Dansı çok sevdiğim için, herkesin bulunmadığı mekanlarda bir Latin gecesi vardır, onları takip ederim. Uzun zaman tango ve Latin dansı yaptığım için milongalara çok katılırım. Oralara zaten medya girmez, oralardaki insanlar böyle şeylerden hoşlanmaz. Ben de onların arasında çok mutlu oluyorum, bazen sabahlara kadar işimin dışında konularda sohbet ediyoruz.

    Haluk Bey dans eder mi?

    Yok o çok fazla ilgili değil. Ben meraklıyım.


    Birlikte büyüdük

    Aslında biz dinleyicilerimle birlikte büyüdük. Çocukluktan gençliğe geçiş, gençlikten daha kadınlığa geçiş... 12 yaşında çıktım sahneye. Bir de ortada pek kimse olmadığı için daha göze batıyordum. Şimdi ne yaparsan yap ertesi gün unutulur. Bazen birisi ‘Çocukluğumdan beri sizi dinliyorum’ diyor. Bazen ağırıma, bazen de hoşuma gidiyor. Soruyorum, benim yaşımda.

    Ünlü ve evliyiz diye birlikte oynamayız

    Haluk Bilginer’le tekrar bir projede birlikte olmayı düşünür müsünüz?

    Düzeyli bir proje gelirse neden olmasın? Ama gelen projenin içeriği çok önemli. Bizi sırf meşhuruz ve karı kocayız diye bir araya getirmek isteyen projeler hoş olmuyor.

    Oyunculuğu seviyor musunuz?

    Seviyorum ama bunların bütün olduğunu düşünüyorum. Bir şarkıyı söylerken o metni oynuyorsun zaten. Ama tabii gerçek oyunculuk başka bir şey, benim bilgi alanımda değil.

    O şarkı söylüyor mu?

    Mucize Nağmeler’de konser verdik neredeyse birlikte. Üç şarkı diye gittik neredeyse on şarkı oldu.

    Sanki albümü olmayana kız verilmiyor

    Yeni albümünüzde eski parçalarınızı söylüyorsunuz.

    Latin tarzında yaptık. Aslında zor bir misyon üstlendik çünkü herkesin kafasında tanıdığı şeyleri çok da farklılaştırmadan sunmaktı önemli olan. Bir de tabii o şarkıları 19 yaşında söylememle 37 yaşında söylemem arasında ciddi bir dönem var. Çünkü hikayesini daha iyi biliyorum artık. Orada toyluk, burada biraz daha yaşanmışlık var.

    Nasıl tercih yaptınız?

    1996’ya kadar olan şarkılardan seçtim. Sonrakiler hala satılıyor. Tercihi parçaların gördüğü ilgi ve isteğe göre yaptık. ‘Bu şarkıları neden yeniden yapmıyorsunuz’ dendi hep. Çünkü müzik de bir melodram yaşıyor. Hem satışlar düşük hem de besteler birbirinin tekrarı ve fast-food bir hale geldi. O şarkıların üzerine şarkı yapılmadı Türkiye’de. Nilüfer’den sonra ilk kadın vokal ben olduğum için bir birikim vardı. Tabii Sezen Aksu’yla olmanın getirdiği müzikal paylaşım da var. Şimdi hepsi birbirine benziyor, bundan sonra çıkacak albümüm için neredeyse iki senedir şarkı arıyorum. Gelen şarkılara baktığımda endişe duyuyorum.

    Fast-food’la neyi kastettiniz?

    Tamamen hızlı tüketilen şarkıları kastettim. Bugün dinliyorsun, yarın unutuyorsun. O anki satışı, o anki eğlencesi önemli.

    PARA VE ŞÖHRET SEVİLDİ

    Neden böyle oldu?

    Neredeyse ‘Albümü olmayana kız yok’ durumuna geldik. Bunların yarısından çoğu tanınma duygusunu, yarısından çoğu da az da olsa para kazanabilme ihtimalini sevdiler. Ne yazık ki çok azı müzik için müzik yapma fırsatını sevdi. Tabii bunlar bir araya gelince büyük bir kaos çıkıyor ortaya. Aslında müzik sever böyle şeyi çünkü üretmek için kaos gerekiyor. Sevindiğim bir şey var, yeni jenerasyon rock müzik seviyor. Ama bizim böyle dönemsel şeylerimiz yok mu? Sırf müzikte değil, bluejean moda oluyor, neredeyse davete de bluejean’le gidiyoruz. Ben de bu tuzağın içerisine düşüyorum zaman zaman. Mesela Ay İnanmıyorum o albümde daha öne geçmişti, oysa Kara Çiçeğim çok daha güzel, çok daha hikayesi olan bir şarkıydı.

    Eskiden kapalı giyinirdiniz. Ay İnanmıyorum’da ise hem dekolte giydiniz hem de göbek attınız.

    Göbek atmadım da biraz oynadım. O şarkının hakkı oydu.

    Türkiye’nin en iyi seslerinden birisiniz. Neden şanı değil çelloyu tercih ettiniz okulda?

    Şan bana göre teknikten ibaret. Türkiye’de böyle dolu dolu bütün hançeresini kullanarak söyleyen 4-5 kişi var bana göre, kendimi katmadan söylüyorum. Yoksa notaya doğru basarsın ama Sezen bana ‘Sesinin orkestrası var’ derdi. Yani tek başına söylediğinde sanki burada viyolonsel, şurada gitar çalıyor, arkada davul çalıyor, tamamını duyarsınız şarkının. Türkiye’de artık çoğu insan canlı söylemekten uzaklaştı.

    DIŞARI GİDENLER MUTSUZ

    Yurt dışında bir şeyler yapmayı düşündünüz mü?

    Ben böyle şeylerin ilişkilerle ilerlediğini düşünüyorum. Hayat sosyal ilişkiler üzerine kurulu. Benim o yönüm biraz kıt. 1990’dan bu yana yurtdışında sayısını hatırlamadığım kadar çok konser verdim. Malta’da bile sahneye çıktım. Tabii sizin demek istediğiniz başka. Benimse istediğim burada yapabileceğimiz şeylere daha iyi bir zemine oturtabilmekti. Arkasından o gelir diye düşünmüyordum açıkçası. Yurtdışında benim gibi her köşe başında bir şarkıcı var. Aman iyi de olmuş, oraya gidenler pek de mutlu olmadı.

    13.01.2008


    http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=137941
    .

  5. #140
    Durum:
    Çevrimdışı
    nur33 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Yönetmen
    Üyelik tarihi
    12.12.2004
    Yer
    Muhtelif!!!
    Mesajlar
    4,031
    Konular
    2
    Verdiği Beğeni
    0

    Aldığı Beğeni: 0

    Bahsedilme
    0 Mesaj

    Standart Hürriyet/Kelebek - 14.01.2008

    İsyan etmemi istedikleri için üzerime geliyorlar




    Aşkın Nur Yengi, müzik kariyerinden özel hayatına kadar her şeyi Kelebek’e anlattı.

    Zaman zaman üzerine çok gelindiğini söyleyen Yengi, "İsyan etmemi istedikleri için üzerime geliyorlar. Tuzağa düşelim, o tuzakla birlikte yeni bir şey üresin istiyorlar. Ama ben onların yaptığı oyunlara yenik düşmem" dedi.

    Çocuk denilebilecek bir yaşta başladı sizin serüveniniz. Vokal yapmaya başlamanızdan bu yana tam 25 yıl geçmiş. Geriye dönüp baktığınızda müzik hayatınızı nasıl özetlersiniz?

    - 12 yaş itibariyle başladığım bir meslek... Vokalistlik, ablamın hamileliğinden dolayı yapmak durumunda kaldığım bir iş... Çünkü hiç aklımda yoktu. Konservatuar öğrencisi bir çellisttim. İdealim çello çalıp, bir orkestranın elemanı olmaktı. Ama hayat insanı farklı hayallere yöneltebiliyor. Meslek hayatım genç yaşta uluslararası yarışmalarda kazandığım ödüllerle devam etti. Adım, yavaş yavaş yorumcu olarak anılmaya başlandı. 1990’da çıkardığım "Sevgiliye" adlı albümle de aldı başını gitti.



    O dönemde en büyük destekçiniz ve bir bakıma öğretmeniniz, Sezen Aksu muydu?

    - Ablama haksızlık etmeyeyim. En önemli dostum ablamdı. O hep yanımda olduğu için annem ve babam tarafından çalışmama onay verilmişti. Hiç bilmediğin bir dünyada, çocuk denecek bir yaşta var olman, her anne-babanın gönül rahatlığıyla onay vereceği bir durum değil. Şimdi Nazlı benden böyle bir şey talep etse endişe duyarım. Ablam bu mesleği icra eden ve o hayatı bilen biriydi. Sezen ablayı, Onno (Tunç) abiyi tanıdıktan sonra iyice rahatladılar.

    OLGUN BİR ÇOCUKTUM

    Çocukluğunuzu doya doya yaşayabildiniz mi?

    - Yaşadım diyemem. Yaşıtlarım çok farklı bir hayat yaşıyordu, bense daha olgun olmak zorundaydım. İstemesen de o yük omuzlarına biniyor, her şeyi kontrollü yaşamaya başlıyorsun. Çocukluk kontrolsüzlük demek zaten... Bilmediğin şeyleri dilediğin gibi yapabilmen... Büyük bir sıkıntı mı duydum, hayır! Ben belki de bunlardan fedakarlık yaptığım için altın bilezik sahibi oldum. Başarı böyle bir şey çünkü... Ama yine de aklımın bir köşesinde "Acaba öyle olsa, ne olurdu?" sorusu vardır.

    1990’da bir albüm çıkardınız ki, şimdi bile geçilmesi mümkün olmayan bir tiraj yakaladı...

    - Ben kendi albümümü bile geçemedim. O dönemler ne korsanın, ne radyoların ne de televizyonun olduğu dönemlerdi. Tek kanallı dönemlerde satıyorduk biz o kasetleri... İnsanlar sadece kaset alıyor, müzik dinliyorlardı. Şimdi her şey dejenere oldu. Müzik de çabuk tüketiliyor, moda da, ilişkiler de... Bizim kişisel kıyametimiz gelmiş durumda, ama bunların bilincinde olan insanlar daha kontrollü yaşıyorlar. Farkındalığı olmayanlar ise bu sıkıntıdan payına düşeni alıyorlar. Ben siyah-beyaz dönemin kadınıyım. Renkli televizyon bile yoktu.

    Korsan da yoktu herhalde...

    - Korsan aslında benim "Hesap Ver" albümümümde vardı. Ben kendim aldım korsanımı Kıbrıs’tan...

    Nasıl yani?

    - Albümden sonra turne kapsamında Kıbrıs’a gitmiştim. Posterlerimin asılı olduğu bir dükkana espri olsun diye girdim. Aldım kendi kasetimi... Bir de baktım ki üstündeki resim renkli fotokopi. Yapımcıma götürdüm, araştırdılar ki korsan... Korsana rağmen çok iyi tiraj yakalamıştım. Ama o zaman Türkiye müzik dinliyordu.

    "Aşkın’ın Şarkıları"yla sevenlerinize yeniden "merhaba" dediniz. İnceledim de, bu albümdeki dört şarkı ben 2,5, üç şarkı ise ben 3,5 yaşındayken çıkardığınız albümlerde yer alıyor. Buna rağmen o şarkıları biliyorum. Bu çok büyük bir başarı...

    - "Ayrılmam", "Susma", "Yazık", "Bile Bile", "Serserim", "Hesap Ver"... Bunların hepsini sayabilirim ama bir şeyi de atlamamak lazım. Korsanın olmadığı dönemde insanlar kaset alıp dinliyorlardı. İnsanlar mutluydular. Toplum olarak biz mutluyduk. Dengeler bozuldu. Ekonomik kriz, işsizlik, alım gücünün azalması derken, insanların keyfi kaçtı. Müzik de bundan nasibini aldı. Umudum var, umudun bittiği yerde hayat biter zaten. Dinleyici de kendini biraz gözden geçirmeli...



    MÜZİKAL BECERİM ARTTI

    Hayranlarınız sizden sabırsızlıkla yeni şarkılardan oluşan bir albüm de bekliyor...

    - Evet, onun da 6 şarkısı yapıldı. Bu albümden önce o vardı aslında... Ekim ayı gibi çıkması planlanıyordu. Ama bu 6 şarkının dışındaki eserler çok içime sinmedi. O yüzden bu projeyi öne çektik. Ama biraz da müzikal uçurumları değerlendirmek istiyorum. Bir besteci şarkısına çok para istiyor ve "O şarkı A1 olacak" diyor. Üstelik öyle bir hakkı yok. O dengeyi sanatçı kurar ya da el ele verip yaparlar. Ama herkesin kuralları var artık... Üç senedir müzik piyasasıyla çok fazla iç içe olamadım. O arada bu kadar çok şey değişmiş olabilir mi diyorum?

    Cevap?

    - Değişmiş! Şoktayım. Herkesin ilkeleri, prensipleri değişmiş. Parayı veren düdüğü çalar durumuna gelinmiş. Ayrıca besteciler de biraz yumuşamalı. 30 bin dolar değil de 5 bin dolar istesinler. Verilemez paralar söylendiği zaman yapımcı hiç yanışmıyor. Ben yanaşmaya çalışıyorum, bu sefer 3-5 tane şart koyuyor önüne: "A1 olacak, aranjman benim istediğim gibi olacak, şu enstrüman çalacak, şu kişi vokal yapacak"... Eee gel sen oku o zaman! Açıkçası şaşırdım bu sisteme.

    Bir önceki albümünüz üç yıl önce çıkmıştı. Uzun bir süre değil mi?

    - Benim aralarım geniş... İnsanlar bir sene içinde yeni kaset yapıyor, bense bunu beceremedim hiçbir zaman... Hazır bir şey sunmadı kimse bana, sürekli gayret etmek durumunda kaldım. İyi ki öyle olmuş, çünkü müzikal becerimi ilerlettim. İlişkilerimi de sağlamlaştırdım.

    HAYATI SEVEN BİRİYİM

    Bu kadar ünlü olup, bir o kadar da magazinden uzak kalmak zor değil mi?

    - Ben çok ünlü değilim. Ben sadece isim olarak bilinen, hatırlanan bir yorumcuyum. Benden yıllar sonra çıkıp da sokakta yürüyemeyen insanlar var. Ün böyle bir şey herhalde... Ben gönül rahatlığıyla bakkala da, markete de gidiyorum. İnsanlar arasında yürüyemeyecek bir çapta değilim. Normalde hayatı ve gülmeyi seven biriyim, ama soğuk bir ifadem var. Herkes mutlu olsun diye dişlerimi göstererek gezemem.




    Bu camiadan uzak kalmaya çalıştıkça içine çekildiğiniz zamanlar oldu. Hakkınızda çıkan iddiaları yalanlamadınız bile... "Yeter artık" dediğiniz olmuyor mu hiç?

    - İsyan etmemi istedikleri için zaten üzerime geliyorlar. Ben öyle diyeyim de oradan bir polemik çıksın. Tuzağa düşelim, o tuzakla birlikte yeni bir şey üresin istiyorlar. Bir hayat var ortada ve tecrübeler... Onların yaptığı oyunlara da yenik düşmem herhalde... Onlar ne söylerse söylesin, ben kulaklarımı kapatıyorum.

    Doğumdan sonra hastaneden çıkarken, mutluluğunuzu doya doya yaşayamadığınızı düşündüren bir ifade vardı...

    - Endişeliydim. 7,5 aylık doğdu Nazlı ve erken doğmuş bebekler her zaman mikroba açıktır. Yanımıza 25-30 kişi geldi. Grip midir, enfoksiyonlu mudur, hiçbir şey bilmiyoruz. Sizi kırmamak da istemiyoruz ama anneyim sonuçta... Haliyle ne yapacağını şaşırıyorsun. Zaten ilk 1,5-2 ay eve kimse gelmesin diye planlar yaptım. Geldiklerinde de "Şimdi uyudu" diyordum. Hálá endişe gibi gereksiz bir duygu yaşıyorum. Çok sevgiyle büyüyeceği bir gerçek. Keşke bütün çocuklar anne-babanın yanında, o sevgiyle büyüse... Ama hayat acaba aynı sevgiyi gösterecek mi? Bu bile bir endişe, ben geniş olamıyorum.

    Nazlı artık bir yaşında oldu. Endişeleriniz artıyor mu?

    - Annelik bir anlamda yarı endişe demek. Her zaman endişe duyacağım. Nasıl arkadaşlıklar kuracak, hangi okullara gidecek, ne meslek seçecek, ilk erkek arkadaşı kim olacak? İnsansan bunları düşünmek zorundasın.

    Ben 15 çocuk istesem Haluk hemen ’tamam’ der

    İkinci çocuk çok mu uzak?

    - Yorgunluklar, çekilen acılar ve yaşadığım hastalığın sebebinin çok net bilinmemesi, gözümü korkutuyor. Hayatımın son dönemleriyle ilgili hep endişeden bahsediyorum, ama yaşadığım şeyler onları gerektirdi. Kendim çok cesurumdur, acıdan korkmam mesela... Üstesinden gelirim her şeyin. Ama sırf beni etkilemeyen durumlar bunlar... Benimle beraber etkileyeceği bir bebek, aile var. Onları da düşünmek önemli. Cesaret için erken gibi geliyor. Haluk da arada soruyor, "Çocukların arasında kaç yaş fark olsun" diye, "Mümkünse 35" diyorum!

    Haluk Bey’in fikri nedir?

    - 15 tane çocuğumuz olsun diyeyim, "Tamam" der. Çocuklara hayran ama o da benim gibi düşünüyor. Geleneksel Türk ailesi yapısına mesleki olarak uygun değiliz ama çocuğumuzla çok vakit geçirmeyi seviyoruz. Onların hayatlarını çalmayalım diyoruz. İki çocuk demek, iki sorumluluk demek. Gün geçtikçe daha düşündürücü oluyor. Bir de Nazlı’nın 15 tane yeğeni ve kuzeni var. Hiçbir zaman yalnız kalmayacak. Çocuklar ya anne-baba ayrılıklarından dolayı ya da onu çok sevecek birileri olmadığı zaman problemli oluyorlar.

    Sezen, evliliğim ve kızım için iki ayrı şarkı yazdı

    Ben 15 gün içinde 4 şarkıyı bulur, 10 günde de okur veririm. O bir şey değil ki... Ben gerçekten sizin de kalbinizi okşayabilecek, şeyleri okumaya gayret ediyorum. Savunduklarımız, yaptığımızla örtüşsün istiyoruz. Mesela Sezen iki tane şarkı verdi. Biri evliliğim, biri Nazlı için... O iki şarkı çok entelektüel ifadesi olan şarkılar ve benim çok hoşuma gitti. Ama ben başka birinden beğendiğim bir şarkıyı istediğim zaman, anında önüme dolar talebi geldi. Demek ki iş ticarete dökülmüş. Albümümde yer alacak 6 şarkı samimi olduklarını bildiğim isimlerin şarkıları...



    Röportaj: Gözde YILMAZ


    http://www.hurriyet.com.tr/magazin/anasayfa/8020301.asp?gid=222&sz=64996
    .

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yer imleri

Yer imleri

Yetkileriniz

  • Konu Açma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

LinkBacks Enabled by vBSEO 3.6.1 © 2011, Crawlability, Inc.